📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

KENDİNE ZULMETME [Hayat Rehberi-Nureddin Yıldız] 449. Ders

Sosyal Doku Vakfı33:33

Transcription

[Müzik] [Alkış]

Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin vessalatu vesselamu ala rasulina Muhammedin ve ala alihi o sahihi.

Değerli kardeşlerim, bir şeyi yanlış yapmak, yersiz yapmak bizim dinimizde zulüm olarak adlandırılır. Biz genelde adaletin tersten görülen şekli, yani adaletin olmadığı şeyi zulüm olarak anlıyoruz. Haksızlığa zulüm adını veriyoruz. Bunlar şüphesiz zulüm ama zulmün asıl tarifi bir şeyi yersiz, gereksiz yapmaktır. Çok önemli bir ayrıntı üzerinde zulmü incelememiz lazım değerli kardeşlerim.

A, B şahsına haksız bir iş yaptığı zaman zulmetmiş olur. A, B'nin parasını vermediği zaman zulmetmiş olur. A, B'nin duvarına çarpar da duvarı yıkarsa zulmetmiş olur. Dolayısıyla bir insan başka bir insana veya canlıya haksızlık yaptığında biz buna "zulmetti" diyoruz. Ancak zulmün sadece bir çeşididir bu. Firavun böyle bir zalimdi, Nemrut böyle bir zalimdi, başkalarına zulmettiler. Ama Kur'anımızın gözümüzün önüne koyduğu bir başka zulüm çeşidi daha var: insanın kendi kendisine zulmetmesi.

A, B'ye zulmettiği zaman zulmetti diyoruz. A, kendine de zulmedebilir. Kur'an-ı Kerim bizi Allah'ın çizdiği çizgileri aşarak yanlış yaptığımız zamanki pozisyonumuzda tarif ederken "ve zaleme nefse" buyuruyor. Allah'ın çizdiği çizgileri aşanlar kendilerine zulmetmiş olurlar. Demek ki A şahsı, kendine haksızlık yaptığı zaman zulmetmiş olur ve zalimdir. Helalliği almadığı zaman, yaptığı zulmü telafi etmediği zaman bunu kıyamet günü cehennemle öder. Bildiğimiz bir şey bu zaten. "Yaşasın zalimler için cehennem" diye teselli buluyoruz.

Ama kıyamet günü zalimler bu tarafa ayrılsın diye mesela bir anons yapıldığında, Firavun o tarafa geçecek. Siyasetinden, ticaretinden vesairesine kadar başkasına zulmedenler o tarafa geçecekler. Zalimler bu tarafa geçsin dendiğinde, kimseye temas etmediği halde zalim diye birileri geçecek o tarafa. Kendi kendilerine zulmetmişler. Çünkü birisinin kolunu kopardığın zaman bu bir zulümdür. Bunu hayvan bile anlar. Başkasının kolunu niye koparıyorsun sen? Demek ki zalımsın. Birisinin parasını, malını gasp ettiğin, vermediğin zaman zalimsin. Hakkını yiyorsun, çoluk çocuğun hakkını yiyorsun denir. Kamu üzerinden hırsızlık yaptığı zaman birisi, "Sen zalimsin, kamu malından çalıyorsun, şu kadar insanın, canlının, doğanın hakkı sende kalıyor" denir. Bunu bilmeyen, anlamayan olmaz bu dünyada.

Ancak bir insan başkasının kolunu kopardığı zaman, başkasının canına kıydığı zaman, başkasının gözünü çıkardığı zaman zalim oluyor. Kendi kolunu koparırsa, kendi gözünü çıkarırsa, başkasının çocuğunu aç bıraktığında zalim oluyor, kendisini aç bırakırsa. Yani birinin bedenine, başkasının bedenine zarar vermenin karşılığı zulüm. "Yani zalim bu adam" diyoruz. Bu işi yapan, kendisine yaptığı zaman, kendisinin de bir bedeni yok mu? Başkalarının bedenine vurma, kırma, zulmetme, tecavüz etme hakkımız yok da kendi bedenimize insan olarak istediğimizi yapabilir miyiz? İşte şeriat farkı burada ortaya çıkıyor. Dünyada bile bile intihar eden birisine kimsenin verebileceği bir ceza yoktur. Kendi canı etti kıyıda olur. Kendi kolunu koparana yapacak bir şey yok.

Amma Allah her bedeni ben yarattım, başkasının bedenini de ben yaratmıştım, ona dokunma demiştim. Sana, senin yaşadığın bedenini de ben yaratmıştım, seninki değildi ki. Kopardın, canına kıydın veya zulmettin. Biz Müslüman olarak kimsenin canına ve malına dokunamadığımız gibi, kendi canımıza, kendi malımıza da yanlış uygulama yapamayız. Birisine zulmettiğimizde de Allah'ın defterine zalim olarak yazılırız. Kendimize zulmettiğimizde de Allah'ın defterine zalim olarak yazılırız.

Fakat "zaleme nefse", kendine zulmeder. Kendine zulmeden de zalim kategorisinden ahirette dirilir. Bunun için kardeşim, zaten kimseye zulmedilmeyeceğini, edilemeyeceğini en basit beşeri sistemlerde bile görebiliriz. Ama nefsimize, yani canımıza, bedenimize de haksızlık yapma hakkımızın olmadığını da bildiğimiz zaman İslamiyeti, Allah'ın şeriatını anlamış oluruz.

"Benim bedenim" sözü bizim dinimizde yok. "Benim bedenim yok, ben yokum ki bedenim olsun. Kendim mi istedim geldim bu dünyaya? İstediğim zaman mı gitme hakkına sahibim? Hayır. Ne ben ne zaman gideceğime karar verebildim, ne anamı babamı seçme durumum oldu, ne de filan toprakta doğayım, vize hakkım olsun, pasaportum olsun deme hakkım oldu. Beni yaratan Allah nerede dilediyse, ne zaman nasıl kimden dilediyse öyle yarattı. Sonunda da bana sormak yok, yine ne zaman seni buradan alıyorum diyorsa alacak, bana sormayacak."

Buna göre de ben bedenimin gerçekte sahibi değilim, emanetçisiyim. Bunun için şeriatımız, birisini öldürmekle kendini öldürmek yani intihar etmek arasında neredeyse intihar etmek daha büyük günahtır gibi bir üslup kullanmıştır. Elbette başkasını öldürmek hafif değil ama benim canım, ben canıma kıydım dedirtmiyor. Dinlemesi senin değil. Ne başkasına ne kendine zulmetme hakkın yok.

İçtiğin sigaranın dumanını ne başkasının burnundan sokabilirsin, ne de kendi burnundan ciğerine sokabilirsin. Başkasının ciğerine zehir solutmak hakkın olmadığı gibi, kendi ciğerine de zehir salma hakkın yok. "Benim ciğerim" diyemezsin. Allah'ın sana emanet ettiği ciğer demek zorundasın.

Çocuk senin çocuğun değil, Allah'ın sendeki emaneti. Sen mi ayarladığında aldın? Allah verdi. Hiçbirimiz kendi büyüğümüzle, kendi sihrimizle dünyaya gelmedik. Allah'ın iradesiyle, dilemesiyle geldik. Bütün dünyadaki insanlar ne kadar değerli ise, bir tek başıma ben de o kadar değerliyim. Müslüman olarak iman edip, Müslüman olarak yaşayıp, Müslüman olarak ölmek istiyorsam, bir Müslümanın "Hadi lan oradan, sen kimsin?" diye bir insanı hor görmesi ile Allah'ın mahluku, velev kâfir olsun, hor görme, insanı tepeleme, itme hakkı asla yok.

Birisine "Hadi oradan, sen kimsin, mahluk musun sen, tipin bozuk" diyemeyeceği gibi, bunu Müslümanlığımız kabul etmeyeceği gibi, aynaya bakıp "Kendim için belli, ben bu toplumda gezmemem lazım, yerimiz yok bu toplumda" deme hakkı da yok bir insanın. Kibirli olup başkalarından daha büyük, daha iyi, daha yakışıklı diye kendisine puan vermesi de kibir olduğu için imanla çelişir. Kendisini topluma "Çıkamaz, beş para etmez, işe yaramaz" diye görmesi de Allah'ın emanetine kibirle veya zilletle, hangi çeşidi ile olursa olsun saygısızlık olduğu için bunu da yapamaz.

Müslüman, Allah yarattı, en güzel, en kıvamında, en yerinde yarattı. Ben dünyada bir taneyim. Çünkü benim gibi bir can yok. Ne kibire uygunum, ne zillete uygunum. İnsan olarak, Müslüman olarak bu dünyada ben bir taneyim. Benim açımdan bir taneyim. Bakışımız bu olacak.

Dolayısıyla, bir Müslüman olarak biz ne başkasının parmağını koparmak, kolunu koparma hakkına sahibiz, bir kuruşuna gasp edip el koyma hakkına sahibiz, ne de kendi parmağımıza, kendi bir kuruşumuzu çöpe atma hakkına sahibiz. Bütün insanlar benim kadar, ben bütün insanlar kadar değerliyim. Hepimize Allah'ın kuluyuz. Hepimiz cennete dönecek miyiz, dönmeyecek miyiz diye sınanmak için yaratılmışız. Hiçbirimizin öbüründen daha bir farklı özelliği yok. Müslümansa cennete doğru yürüyor. Müslüman değilse son nefesine kadar Müslüman olacak umuduyla bekleniyor. Ama herkes bu pencereden eşit izleniyor. Bu insanlığın kaderi ve Allah'ın hükmüdür.

Aynı şekilde şahsi maneviyatımız, yani şahsiyetimiz, kimliğimiz açısından da biz kendimizi hor görme hakkına sahip değiliz. "Filancalar ve ben" demek yok. "Filanca aile forslu aile, bizim aile dedelerden beri hep zaten berbat geliyor." Yok böyle bir şey. Sen "La İlahe İllallah Muhammedun Resulullah" diyor musun? Ediyorum. Gerçekten mi diyorsun? Şakası mı olur? Kelime-i tevhidin şakası olmaz. Peki bu kelime-i tevhidin, yani "La ilahe illallah Muhammeden Resulullah"ın cennete şifre olduğunu, dolayısıyla buna samimi bir şekilde iman edenin er veya geç sonunda cennete gireceğine, yani cennete uygun olduğuna iman ediyor musun, etmiyor musun? Bu soruya 5-10 dakika düşünüp cevap vereceksin. Ya diyeceksin ki ben zaten laf için Müslümandım. Haşa! Öyle bir şey diyemeyeceğine göre, laf için Müslüman olunur mu? Cennete adaysın. Yerler, gökler kadar geniş olan Allah'ın cemalinin görüleceği, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in havz-ı kevserinden içeceğimiz cennete adayı görüyorsun kendini. Hangi otel senin girmen için uygun olmayacak ki? O zaman ben ne işim var o otelde, rezil olurum. Niye? Ya niye sen o otele giremeyeceksin ki? Hangi resmi daire, hangi fabrika, hangi ofis senin boynuzun olmadığı için katılamıyorsun?

Bir Müslümanın öbür Müslümanı hor görme hakkı olmadığı gibi, kendisini de hor görme hakkı nasıl? Ben birisinin beni hor görmesini kabul edemem. Ne yapıyorsun sen? Ben Müslümanım, senin gibi iman ettim. Sen vergi verdiğin için vatandaşsın, ben de vergi veriyorum, kaçak göçek değilim. Farkımız ne bizim? Nasıl diyorsam, aynaya bakarken de bunu söylemek zorundayım. "Beş kuruş etmez Müslüman olmaz bu dünyada." O zaman cennette beş kuruş etmiyor demektir. Allah beş kuruş etmezleri mi cennete topluyor? Hani "beş kuruş etmez" deyim olarak söylediğim zaman, yoksa altı kuruş daha değerli manasında değil.

Aziz kardeşlerim, mümin kardeşlerim, esasen Firavun kafalı, kibirli insanlar kadar, kendisini Firavunun önünde zelil, hor, beş para etmez gören İsrailoğulları kafası da sıkıntı bir kafadır. Müstekbir kafa ile zelil kafa aynıdır. Ve bu anne baba olarak yaşam tarzı haline geldiği zaman, içimizde çocuklarımız farkında olmadan bizim bu basit kalmış, kendisine hor gören, kendisine zulüm planları yapan ama bunu anlamayan insanlar olarak çocuklarımızı da içine kapanık, salyangoz gibi kabuğunun içinde gizlenmiş, değişik, ürkek bir nesil olarak yetiştiriyoruz.

"Birinin düğünü var ya, o düğüne nereye gideceksin sen ya? Kaç senelik ayakkabıları giyiyorsun? Benim bu ayakkabımla beni düğüne almayanlar, hor görenler zaten benim düğünüme gideceğim kimseler değildir." Evet, düğün salonuna girerken bir kilo çamur bulaşmış ayakkabıyla girilmez herhalde. Ayakkabım eski olabilir, çamurlu olmaz. Gömleğim yırtık olabilir, ter kokmaz. Müslüman kendisine zulmetme hakkına sahip değildir. Bu zulüm, kolunu kesip atarken de zulümdür. İnsanların arasında cennete adayı bir insan olduğunu halde, "Buraya girilmez, bu salona girilmez, o toplantıya gidilmez, oradakilerin yanında ne işim var? Benim kapıda durayım." Ya cennetin ortasına adaysın sen be!

Çocuklarımızı bu mantıkla yetiştirdiğimiz zaman, en yüksek okullara, en şaşalı, görkemli törenlere katsak bile çocuklarımız hep kendilerini birilerinin altında, birilerinden daha değersiz hissedeceklerdir. Kompleksli çocuk yetiştireceğiz. Bir ömür bu şekilde kendi şahsiyetimize zulmeden, kendi onurumuzu değersiz tutan mantıkla yaşayamayız. Bunu Allahu Teala sorar. Neden? Çünkü alnımızda "Müslüman" yazıyor. Bizim sözlerimiz, tavırlarımız, bakışımız bu alnımızdaki yazıyla geliyor.

"Müslüman metrobüse bile zor biner. Niye? Halk minibüsüne binmemiş mesela. Uçağı varsa arkada yedekte gibi koltuğa oturalım. Öne nasıl oturacaksın sen ya? First class? Ne işin var orada?" Mesela bu bakış, müstekbir, dünyayı tepeden seyreden, insanları, Müslümanları hor gören, cebindeki parayla ilahlaştığını zanneden Firavun kafasından daha aşağı bir kafa değil. Aynı kafa. Biri sağ tarafa doğru aşırı kaçmış, müstekbir olmuş. Öbürü sol tarafa doğru aşırı kaçmış, zelil olmuş. Allah'ın adıyla iman ettiğimiz sürece zillete razı olamayız.

Allah'ın adıyla nikahlı yaşadığımız evlerde, hiçbir şekilde bizim evimiz mobilyası olmasa da, damından sular da aksa, akan suyu olmayan mutfağında da oturup yemek yiyor olsak, Allah'ın adıyla nikah kıydığımız evlerde eşimle, çocuğumla, misafirimle onurluyuz biz. Elim nasırlı iken hissettiğimiz onur, kibir değil, onur. Nasır tutmuş parmakları kontraplak gibi olmuş, öyle bile olsa kremli, cicili boyalı ellerden farklı değil bizim elimiz. Üstelik helal kazanmak için kazma tuttuğundan, kürek salladığından avucun içinde tabaka oluşmuş bir el olduğu için, ne yediği, ne ettiği şüpheli olanın kremli, cicili boyalı, ojeli elinden milyar kere daha değerlidir benim elim.

Ben yırtık gezebilirim, ter kokusuyla gezmem. Elim abdestli olduğu sürece, istediği kadar nasır tutsun, parmakların çatlasın, hiç önemli değil. Ben Allah'ın adıyla nikah kıydığımda ne çocuklarıma zulmüm var, huzurluyuz, birbirimizden memnunuz. Fakiriz, bu bir suç değil. Daha az hesap verip cennete gireceğimiz için iyidir bile. Sırtımdaki yüküm az. Ya öbürünün normal kilodan fazla 15 kilosu var, yağ bağlamış her tarafı. Ben merdivenleri sıçraya sıçraya çıkarken, o of puf ederek çıkıyor. Aramızda öyle fark olur. Kıyamet günü keyfime bakarım.

Kardeşlerim, tekrar ediyorum. Birisinin parasını çalmaya ne diyoruz? Zulmettin diyoruz. Patron, işveren işçisinin maaşını vermiyor, zulmediyor diyoruz. Mesai hakkını vermeden fazla kullandırtıyor, zulme diyor diyoruz. "Zalim bu sen." İşçisin be! "Git bizim kapıdan geçme, ayakkabın kirli." Diyor insan onuruna saygısızlık yapıyor, zalim diyoruz. Ama bunu kendine yaptığı zaman insan, o da sağlam. Kendine zulme diyor. Sonuç olarak, ha birisi senin değerin yok, beş para etmezsin demiş, ha ben kendime o puanı vermişim. Sonuçta ben zulüm yüzünden bu hale geldim.

Kardeşlerim, mesela aşırı sinirli, öfkeli insanlar zalimdirler. Neden? "Hiper öfkêm var, bilmem neyim var." Sinirimi... Ya birisini döveceksin, birisine hakaret edeceksin. Bu zulüm, adı zulüm. Bunu kıyamet günü hesap vereceksin. Ya da kendine zulmedeceksin. Sinirlenip elini cama vuracaksın, sigara üstüne sigara içeceksin, bağırıp çağırıp rezil olacaksın. Kendine zulmettin. Tedavi olacaksın. "Bize ailece böyle gerginiz." Ne demek ailece gerginsin? Üçüncü dededen ölü ailece ölüsün o zaman. Sen niye yaşıyorsun bu dünyada? Şeytanın sloganlarıyla savunma yapılmaz. Aşırı sinir hakkın yok. "Allah böyle yaratmış." İyi de kardeşim, Allah sana kanser vermiş, veren vermiş, romatizma vermiş. Niye tedavi oluyorsun? Bu da bir hastalık çeşidi. Git tedavi ol.

Mesela haset. Ne demek haset? Başkasındaki bir nimet, mal ise, "Niye onda, bende olsun?" diyorsun. Onun babası İstanbul'a işçi olarak gelmişti, adamın şimdi bindiği arabaya bak, diyorsun. Kendine kıyas ediyorsun. Bu aslında kendine zulme diyorsun sen. Haset etsen de, etmesen de adam o arabaya biniyor zaten. Bülbül daha küsmüş de dağın haberi olmamış. Senin adamın haberi bile yok senin o haset ettiğinden. Ama sen kendi kendini yiyorsun, gözünü kör ediyorsun. Ve yaptığın haset yüzünden kıldığın namazları siliyor Allahu Teala. Bu bak, kendine zulüm işte.

Kıyamet günü "Şunu yapmıştım, bunu yapmıştım" diye bir sürü sevapla mahşere çıkacaksın. "E getirin bizim ibadet dosyaları neredeydi?" diyeceksin meleklere. "Ne ibadet edecek?" "Ben yapmıştım, yapmıştım." "Ama filanca komşuna, filanca talebe arkadaşına, eltine, görümcene bakıp bakıp haset etmiştin. Hatırlıyor musun?" O zaman işte o nafile namazların hepsi gitmişti. Vay be! Birinin çalacağı şeyleri ben denize atmışım. O zaman zulüm bu işte. Kendine zulme diyorsun sen fark etmeden.

Demek ki cimrilik, israf, günahın her türlüsü, anaya babaya saygısızlık, hürmetsizlik, ananın babanın haşa bedduasını almak, bu bile bile kendi parmağını, kendi kolunu kesmek, kendi gözünü çıkarmak, kendine zulmetmektir. Çünkü sevgili Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize Kur'an getirdi. O Kur'an'da da ne buyuruyor? "Allahtan sonra üzerinizdeki en büyük hak sahibi ananız babanızdır." buyuruyor. Sen ananı babanı, iman ettiğin halde, Allah'a iman ettiğin halde, ana ihmalinden, baba ihmalinden dolayı cennete giremeyeceksin. Ta ne zaman helalleşme sağlanırsa, 2050 sene sonra mı, 7500 sene sonra mı, ne zaman anan baban "Tamam, yeter, affettik" derlerse, belki o zaman cennete gireceksin. O binlerce senelik ki sürünmen, mahşer yerinde, cehennemde sürünmen, dünyadaki zulmünden kaynak. Kendine zulmettin sen. Anneni babanı ezmedin, kendini ezdin aslında. Yaptığını israf, bu cimrilik bu.

Tekrar özetliyoruz: Bir Müslüman kimsenin bedenine ve kimsenin onuruna zarar veremez. Verirse zalim olur. Aynı şekilde kendi bedenine ve kendi onuruna da zarar veremez. Zalim olursun. Başkasına ilişmiş olaydan dolayı zalim olmak veya kendine ilişmiş olaydan dolayı adam olmak... Sonunda onun da Rabbi Allah'tı, senin de Rabbin Allah. Ona yaptığının hesabını da Allah soruyor, sana yaptığının hesabını da Allah soracak Celle Celalühü.

Kardeşlerim, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki: "Kim iflas etmiş sayılır, bilir misiniz?" Buyuruyor, "Ya Resulallah" diyorlar, "Adamın sermayesi vardır, sermayesinin tüketir, kaybeder. İflas etmiş olur. O çalışsa tekrar sermaye biriktiremez mi?" "Biriktirir." "Tabii" diyorlar, "Niye adama iflas etti diyorsunuz ki?" "Diyor ki, bensiz kim iflas etti, onu söyleyeyim." Buyur, "Ya Resulallah." "Dağlar gibi sevap biriktirirsin kıyamet günü. O sevaplarla cennete girmek için gelirsin. Ama birisine sövmüşsün. İndirdiğin Ramazan hatimlerini ona veriyor Allah. Sövdüğün adama. Çünkü birisini dövmüşsün. Yaptığın nafile haccı, umreyi ona veriyor Allah. Öbürünün parasını almış, geri vermemişsin. Öbürünü, öbürünü, hepsini Allah haklarını veriyor." Ne verecek? Döviz mi bozdurup verecek? Allahu Teala, döviz yok. Kıyamet günü ne var? Oradaki döviz, ibadetlerim. Bir trilyon sevaplı ahirete gelmiştin, gitti. Bir daha o ibadetleri yapabilecek misin? Yapamayacaksın. O zaman sen kendine zulmettin. Orada iflas ettin. Çünkü elde bir şey yok, cepte bir şey yok. Cennete nasıl girilecek?

"Çok sosyal adam, herkese sevabını dağıtmış diye mi cennete alacaklar seni?" Yok. Cennete sevapsız girilmiyor ki. "Dinlenme tesislerine doğru çağıracaklar o zaman birkaç bin sene, ne kadarsa dinlenme tesislerinde beklersin." Böyle bir şey mi var? Ahirette işte iflas bu. Zulüm bu kardeşlerim. En ağır zulümlerden biri, yani kendimize yapacağımız en ağır zulümlerden biri, yaşadığın ülkeyi, içinde doğup büyüdüğün Müslüman toplumu basit, hor görmedir. Hem bu toplumun fakültelerinde okuyup mühendis olursun, doktor olursun, sana devlet çuvalla para harcar okuyacaksın diye. "Uyduruk bir diploma aldıktan sonra bu ülkede çalışılmaz, öbür ülkeye gidersin." Sen zalimsin. Ne demek bu ülkede çalışılmaz? Hep sizin gibi diploma alanlar bu ülkede çalışılmaz dediği için ülke çalışılmaz hale geliyor. İşte senin kundak bezlerin hala bu ülkenin çöplüklerinde duruyor. Çalışılmazmış bu ülkede. Kendi toprağını hor görmen bir zalimlik çeşididir. En global zulüm böyle bir zulümdür.

"Bizim köyden insan çıkmaz." Filanca topraktanız biz. Ne demek? Senin oradan çalışan adamı, sen nasıl çıkıverdin lütfettin değil mi? Bir tane çıkabilmiş işte sizin oradan. Bak kafası çalışıyor da adam olmadığını orada anlıyor. Böyle mi söylenecek şimdi? Bu doğduğun köyüne zulümdür, kendine zulümdür. Yani sen o köyde doğdun. Biz Allah'ın kullarıyız. Bize Allah en güzel yarattı, kıvamında yarattı, işe yarayacak şekilde yarattı. Yaşadığımız ülkemizi, topraklarımızı ve bulunduğumuz yöreyi, insanımızı hor görmemiz, kendimizi hor görmemizdir. Çöplükte biten gül müsün sen? Dışarıdan bakıldığında burayı herkes daha iyi görüyor. Belki sen de komşunun tavuğunu kaz gannediyorsun.

Pek çok insan tedavi görecek kadar hastalanıyor. Sonunda "Benim tipim yok, burnum büyük, yok kaşların kalın, yok gözlerim çok çekik." Bir insan Allah'a iman eder, "Sen benim rabbimsin" der, sonra kalkıp onun yarattığı kaşı, gözü beğenmez mi ya? Sana mı soracaktı Allahu Teala nasıl bir burun vermesi lazım diye? Kim dedi küçük burunlular daha güzel? O da nefes alamıyorum, gece burnumu biraz daha büyüttürsem diye düşünüyorum. Bu da çok nefes alıyorum de küçük tutamıyor. Allah'ın verdiğine razı olmamak cinnet geçirmek çeşididir. Niye kendine zulme diyorsun? Bıçak altına yatıyorsun. Hastasın, tıbbi arıza var, ayrı bir mesele. Birine benzemek için estetik ameliyat için para harcayan kadar kendine zalim birisi olur mu ya?

İnsanların mümin olmaması durumunda bu tip zafiyetleri olabilir. Allah'a inanmıyor ki, "Allah beni böyle yarattı" diye mutlu olsun. Zaten şirkten düşmüş gitmiş o. O zaten zalim, şirk bataklığından dolayı en büyük zulme işlemiş. Ama kardeşlerim, biz müminiz. Allah'a teslim olduk. Alemlerin Rabbine teslim olduk. Ya biz kendimize, çocuklarımıza, eşimize, yakın akraba çevremize, daha geniş çevremize zalim gözüyle bakamayız. Böyleyiz elhamdülillah. Bu halimizle Rabbimize şükürler olsun deme şansını kaybetmeyeceğiz.

Bir kere insan ya "Bizim ailece herhalde burnumuz çok büyük bizim." Bunu bir kere şeytan dediğini duydu mu senin? Sen ondan sonra ona doğal abonesin. Seni bir daha bırakmaz, büyütür durur. Her sabah kalktığında aynaya bakarsın, "Ezersin biraz acaba çok mu büyüdü bu?" Akşam seni bitirir o. Çünkü sen bir kere ona kapı açtın. "Çatlasın aynalar ya! En güzeli benim. Bu dünyanın Allah yarattı çünkü." demenin zevkinden mahrum bir hayat yaşarsın kardeşlerim.

Sadece namaz kılmak yetmiyor demek ki. Sadece Ramazanda oruç tutmak yetmiyor. Bizim psikolojimizin de müslümanca olması lazım. Müslümanca bir psikoloji ile Müslümanlık yaşanabilir. Şeytanın ezdiği bir psikolojiyle peygamber Müslümanlığı yaşanamaz ki. Ne verdiğin sadakadan zevk alırsın, ne kıldığın namazda secdeye varınca miraca yükselme ahengini yakalarsın sen. Ve bu yaptığın kendi bünyene yaptığın bir zulümdür. Kendi kendini eziyorsun sen. Şeytana masraf ettirmeden adam kazandırtıyorsun. Kendinle problem yaşadığın için, kendinle sürtüştüğün için sen eşinle de sürtüşeceksin, eşinle de geçinemeyeceksin. Çocuklarının her biri sana kusurlu gelecek. O zaman bu seni bir basamak yukarı çıkardığı zaman şeytan, ya bir basamak aşağıya düşürdüğü zaman, yani biraz ilerleyince sen artı veya eksi. Kıldığın namazı da takvadan dolayı güya kabul ettirmeyecek sana. "Ya böyle namaz mı kılınır?" diyecek. "Hazreti Ebubekir senin bu namazını görse yüzüne bir tokat vururdu. Kılma bari." Sonunda bir alt basamakta da bunu söylettirecek. Kur'an okumaya kalkacaksın. "Oo, filan hafıza bak ya, kabak ağaçları bile titriyordu okurken. Sen niye yalan?" "Sus lan, millet duymasın." Ne alakası var ya? Dünyanın en güzel bülbülünden daha iyi benim sesim. Çünkü benim sesim bu. Ben ses yarışmasına girmiyorum ki. Allah'ın kitabını okuyorum. Benim sesim bu. Bu sesi bana Allah verdi. Bunu söyleyebilmek, "La İlahe İllallah Muhammedun Resulullah" demek gibi bir şeydir.

Biz Allah'a teslim olduk değil mi? Elbette ölünce mezara koyacaklar bizi, mecbur yakalayacak. O zaman teslim olduk öyle mi? Teslim olduk yoksa yemek yerken, uyurken, namaz kılarken, hacca derken, yolda yürürken, evlenirken, çocuk büyütürken, ticaret yaparken, fabrika kurarken, konuşurken, siyaset yaparken, ziraat yaparken nerede nefes alıyorsam her anımda Allah'a teslim oldum mu? Dur, benim teslimiyetim dünyada her şey güzel, her şey harika, bir tek beni Allah eğri yaratmış. Bunu mu demek isteyeceğiz biz? İmana uygun şey değil ki. Aziz kardeşlerim, ne bir ananın çocuğuna eziyet edebilirsin, zulmedebilirsin, ne de kendine zulmedebilirsin. Kimseyi hor göremezsin, kendini de hor göremezsin. Çünkü sen yoksun ki, sahibin olan Allah var. Bu hor görme, beğenmeme, "Sesim iyi değil, burnum büyük, burnum küçük, gözlerim küçük." Bütün bunlar toplanıp paketlenip dosyalanıp seni yaratanın önüne konuyor. Tıpkı namazın ve orucun dosyalanıp onun önüne konduğu gibi. "Kullarımı nasıl buldunuz? Ne yapıyordu kulum?" diye sorduğunda meleklere, "Devir daim yapan meleklere, namaz kılıyordu ya Rabbi" diyecekleri gibi, "Aynanın önündeydi gene burnuyla oynuyordu" diyecekler. Demek ki bana secde etmeyi uygun görmeyen bir zalim gibi, bu yarattığım bedeni beğenmemiş, verdiğim çocuğu beğenmemiş, onu benim adımla nikahladıkları eşini beğenmemiş. Demek ki olacak. Ne havz-ı billah. Ve bu zulmün, ister başkasına yap, ister kendine yap, hesabını Allah soracak. Velhamdülillah.