📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

HZ.ÖMER'İN HAYATI (r.a) | İbrahim Soydan Erden

İbrahim Soydan Erden 53:36

Transcription

[Müzik] Allah Hz Ömer Radıyallahu An kendisinden nakledilen bir rivayete göre büyük feature Savaşı'ndan dört yıl sonra dünyaya geldi. Bu durumda efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den 10 yaş daha küçük. Çocukluğunda babasına ait sürülere çobanlık yapar, sonra da ticarette meşgul olurdu. Suriye taraflarına giren ticaret kervanlarına katılırdı. O cahiliye döneminde şehrin eşrafı arasında yer alır, Mekke şehir devletinin elçilik vazifesini yerine getirirdi. Yani bir savaş hali olduğunda Ömer Radıyallahu An elçi olarak gönderilir, sonra da verdiği bilgilere ve ileri sürdüğü görüşlere göre hareket edilirdi. Bu kabileler arasında birçok ihtilaflar zuhur oldu. Bunların çözümünde çok büyük tesirleri olduğu yazılı kaynaklarda bize ulaşıyor.

Bir müşrikler istişare meclisleri olanda Harun nerede toplanmışlar ve Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i öldürmeye karar vermişlerdi. Bunun içinde aralarından hem cesur, vahadır ve sert tabiatlı biri olan Ömer Bin Hattab'ı seçip gönderdiler. Ömer Radıyallahu An alemlerin Efendisi'ni sallallahu aleyhi ve sellem öldürmek kastıyla gafil bir şekilde yola çıktı. Yolda Noel bin Abdullah rahatladı. Bu Noel Ömer'in halinden şüphe etti. "Ey Ömer sen nereye gidiyorsun?" diye sorunca, "Atalarının dinini bırakıp yeni bir din getiren var ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, onu öldürmeye gidiyorum" dedi.

Bu Noel radiyallahu an bu işi kavradı. Zaman kazanmak niyetiyle dedi ki: "Ey Ömer vallahi nefsin seni aldatmış. Sen onu öldürdüğünde Abdimenaf oğullarının seni sağ bırakacağını mı zannediyorsun? Sen önce kendi ailene baksan daha iyi olmaz mı?" dedi. O Ömer hiddetlendi. "Sen ne demek istiyorsun? Kimi kastediyorsun?" Sen kim olacak? Enişten Said Bin Zeyd ile kardeşin Fatıma'yı kastediyorum. Vallahi ikisi de Müslüman oldular" dedi. Bu Noel "Bırak ya Allah'ın bunun için yaptı."

İyi o zaman Ömer radiyallahu anh'ın o çirkin emrini öğrendi. Kızkardeşi ve eniştesinin evine yönlendirerek durumu Allah Resulü'ne bildirmek için zaman kazanmak için bunu yaptı ve bu cevabı aldı. Ömer Radıyallahu An daha da öfkelendi. Sinirli bir şekilde doğruca kız kardeşinin evine yöneldi ve o esnada kız kardeşi ve eniştesini yanlarında Habbab Radıyallahu An vardı. Kuranı Kerim okuyorlardı. Ömer'in hışımla kendilerine doğru gelmekte olduklarını gördükleri an Habbab bazı evde bir odaya gizlediler. Fatıma Hatun da hemen o Kuranı Kerim sayfasını sakladı. Kapıyı çaldı. Vazgeç açtılar. "Niçin kapıyı geç açtınız?" dedi. "İşimiz vardı" dediler. "Ben dışarıdayken kapıyı açmadı." Beklerken bir sesler duydum. "O sesler neymiş bakalım?" deyince eniştesi ve kız kardeşi "Sen yanlış duydun herhalde burada öyle bir şey yok" diye bildiler. Ömer "Hayır" dedi. "Vallahi ikinizin de Müslüman olduğunu öğrendim" dedi ve hışımla eniştesinin üzerine yürüdü ve onu ayakta hırpalamaya başladı. Bir araya giren kardeşi Fatma annemizi de tokatladı. Bunun üzerine Fatıma radıyallahu anh "Ey Ömer, iyi madem öyle. Ne yaparsan yap. İstersen biz öldür. Biz Müslümanlıktan asla vazgeçmeyeceğiz" dedi.

Fatıma radıyallahu anh'ın iman cesaretiyle bu sözleri haykırırken mübarek yüzünden ince bir şerit halinde kanlar sızıyordu. O de kardeşimden böyle hiç beklemediği bir cevap alan Ömer şaşkındı. Kız kardeşinin yüzündeki kanları görünce de bir hayli size duydu. Yaptığına pişman olmalı ki. "Ama siz şu okuduklarımızı bir getirin bakalım" dedi. O kız kardeşi bir yandan yüzündeki kanları bezle silerken "Biz senin sayfaya bir şey yapmadan korkuyoruz. Bu olmaz" dedi. Ömer "Korkma korkma" dedi. "Ben onu okuduktan sonra hiçbir şey yapmadan söz olsun sana vereceğim." Bu Fatma Hatun onun Müslüman olacağını ümit etti. "Hey kardeşim, sen bu da taptığın müddetçe temiz olamazsın. Halbuki Kur'an yazılı sayfaya temiz olmayan dokunamaz" dedi. "Ne yapmam lazım?" deyince "Gusl etmen lazım. Şöyle şöyle yapman lazım" dedi.

Bu Ömer o kalktı gusl etti. Fatıma Hatun ona sayfayı verdi. Daha sonra getirilen ayet-i kerimeleri okumaya başladı. O zaten Ömer Radıyallahu An eve girerken de Taha suresinin 1 ve 16 ayetlerini hafızalarını almaya çalışıyorlardı. Gelin o anı lezzetli bir şekilde yaşayalım. O ayetlerin mealini hep beraber dinleyelim. Taha. Ey Muhammed, Kur'an'ı sanır sıkıntıya düşersin diye indirmedik. Ancak Allah'tan korkan kimse için bir öğüt olarak indirdik. O Kuran yeryüzünü ve yüce gökleri yaratan Allah tarafından peyderpey indirilmiştir. Ve O Rahman arşa istiva etti. Bütün gökte olanlar, bütün yerdekiler, bu ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar hep onundur. Sen sözü ishal etsen de etmesen de birdir. Şüphesiz o gizliyi de, daha gizlice olanı da bilir. Allah odur ki kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. En güzel isimler onundur. Habibim, Hz. Musa'nın kıssası sana geldi mi? Ya hani o bir ateş görmüştü de ailesine "Yerinizde durun, benim gözüme bir ateş ilişti. Belki size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösterici bulurum" demişti. Oraya vardığında kendisine tarafımızdan "Ey Musa" diye nida edildi. "Ben şüphesiz senin Rabbin'im. Hemen ayakkabılarını çıkar, çünkü sen bu kaddes bir vadi olan Tuğba'dasın. Ama ben seni seçtim. Şimdi sana vahyolunacak şeyleri dinle. Şüphesiz ben Allah'ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni zikretmek için namaz kıl. Çünkü Kıyamet muhakkak gelecektir. Onun vaktini gizli tutuyorum ki herkes yaptığının karşılığını görsün. Ama sakın kıyamete inanmayıp kendi heva ve hevesine uyan kimse seni ona iman etmekten alıkoymasın. Sonra helak olursun."

İşte bu be eldeki ayetleri okuyan Ömer Radıyallahu An uzun bir müddet öyle donakaldı. Çok etkilenmişti ve "Bu sözler ne kadar güzel, ne kadar değerli" diyebildi. Sadece Kur'an'ın anlatımı fesahatı onu çok cezbetmişti. Bu sözler bir beşerin asla söyleyemeyeceği hakikat ve hikmetlerle doluydu. Derin derin düşüncelere daldı. Sonra Hz. Ömer'in Radıyallahu An sözlerini işiten Habbab radiyallahu an o saklandığı yerden çıktı. "Ey Ömer" dedi. "Vallahi Efendimizin duası sana nasip olacak." "Nedir o?" dedi. "Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem dün şöyle dua etti: 'Ya Rabbi, İslam'ı Ebul Hakem bin Hişam veya Ömer bin Hattap ile teyid eyle.' Ey Ömer, artık Allah'tan kork." Hz. Ömer habbaba "Eyvallah. Sen beni onun bulunduğu yere götür de ben Müslüman olayım" dedi. Hidayet yolculuğuna böylece çıkmış oldular. Yakin, bu seferki adımları iman aşk ve heyecan içindeydi. Mutluluktan yürüyordu.

Allah Hz. Ömer Radıyallahu An Müslümanların olduğu toplandığı o güzel ev Erkam'ın evine vardığında kendisini Hz. Hamza karşıladı. Belinde kılıcı hazır vaziyetteydi. Çünkü daha önce sizi anlattığım Noel radiyallahu an var diye sen onu öldüreceğini sallallahu aleyhi ve sellem Enişten eve ablana bak diye onları oyalamıştı ya. İşte o duayı Radıyallahu An zaten haberi vermişti ve önlem alınmıştı. "Ömer öldürmeye geliyor Efendimize" demişti. E tabi sonraki gelişmelerden ne Hamza radiyallahu anh'ın ne de diğerlerinin haberi yoktu. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem kalktılar Ömer'e doğru yürüdüler ve kendisini avluda karşıladılar ve niçin geldiğini sordular. Allah Hz. Ömer meramını şu mesut cümleyle dile getirdi: "Ben Müslüman olmaya geldim ya Resulallah."

Bunun üzerine Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Cenab-ı Hakk'ın nelere kadir olduğunu ifade şükür sadedinde "Allahü Ekber" dedi. Bunu duyan bütün ashab yüksek sesle tekbir getirmeye başladı. Böylece Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in bir duası daha kabul bulmuş oldu. Allah Hz. Ömer Radıyallahu An konuşmaya başladığında kalbi o kadar ferahlamış, mutmainne bir şekildeydi ki o ilk söylediği söz kelime-i şehadet oldu. "Biz okuyalım mı? Buyurun. Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve resulu." Allah Teala her birimize o huzur ile son nefeste söyleyebilmeyi nasip eylesin. Amin, amin. İşte Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in duası da kabul olunca Müslümanlar ne kadar sevindiler. Ebu Hakem bin Hişam yani Ebu Cehil diğer Ömer o düştüğü bedbahtlık çukurunda helak olup gidecektir. 12 Ömer'den bir tanesine dua etmiş diye ve hangi Ömer olduğu belli olmuştu.

Allah Hz. Ömer'in Allah Resulü'nün huzurunda kelime-i şehadet getirerek Müslüman olmasının ardından onun teklifiyle bütün Müslümanlar toplu olarak Erkam'ın evinden çıktılar. Tekbirler getirdiler Kabe'ye doğru yürümeye başladılar.

Allah Hz. Ömer radiyallahu anh'ın Müslüman olduğu o gün şöyle bir atmosfer vardı Mekke'de. O Müslüman olup da eza cefa çekmeyen mücadele etmeyen kimse yoktu. Ve tekrar o dakikalara dönüyoruz. Erkam'ın evinden çıktılar ve tekbirler getirerek Kabe'ye yürüdüler. İşte bu durum müşrikleri kahretti. O zaman Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Allah Hz. Ömer Radıyallahu An hak ile batılı ayırdığı için sıklıkla duyduğumuz Faruk sıfatını verdi ve Ömerül Faruk denir. Ve o gününü şöyle anlattı: "Birkaç gün geçtikten sonra dedi ki: Ben Müslüman olup eza ve cefa çekmeyen, bu mücadele etmeyen kimseyi görmedim. Ancak bana kimse dokunamıyor du. De kendi kendime dedim ki: Müslümanlar çeşitli musibetlere uğrarken ben selamette bu şekilde kalmak istemem. Ne İslam'a girdiğim gece düşünüp durdum. Mekke müşriklerinden Efendimize karşı düşmanlıkta en aşırı giden kimse gidip ona açıkça karşısına dikilip Müslüman olduğumu söyleme karar verdim. Sabah olduğunda Ebu Cehil'in kapısını çaldım. Kapıyı açtı. 'Hoş geldin Ömer, ne haber getirdin bakalım?' dedi. Olaylardan haberi yoktu. 'Ben Allah'a ve Resulü'ne iman edip onun getirdiği bütün şeyleri tasdik ettiğimi sana haber vermeye geldim' deyince ya ne etti Kapıyı yüzüne çarparcasına kapattı."

[Müzik]

Bu olaydan sonra Hz. Ömer Radıyallahu An Kureyş'in en azılı müşriklerinden hem de dayısı olan Velid bin Muğire'ye ve hakikat düşmanı iki müşteriye daha gitti. Bu güzel haberi duyurdu. Fakat onlardan hiçbiri kendisine bir şey yapmaya tenezzül edemedi. Sadece lanet okudular, kapıları yüzlerine kapattılar. Ya Abdullah Bin Mesud radiyallahu anh ve o anları şöyle anlatır: "Allah Hz. Ömer'in Müslüman olması bir fetih, bu hicreti bir yardım, halifeliği de bir rahmetti. O Müslüman oluncaya kadar Kabe'nin yanında açıktan namaz kılmazdı. Kon Müslüman olunca Kureyş müşrikleri ile mücadele etti. Onlar da bizi serbest bıraktılar. Böylece orada rahatça namazlarımızı kılar bildik."

Allah Hz. Ömer Radıyallahu An hem nüfusuyla hem de fiziksel özellikleriyle yani güç ve kuvveti ile meşhurdu. Onun iman etmesi Müslümanlara büyük bir kuvvet kazandırdı. Evet İslam'la şereflendi. Gün gün bütün Müslümanlar Kabe'ye gittiler. İlk defa açıktan namazlarını kıldılar.

Allah Hz. Ömer Müslüman olduktan sonra devamlı Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında olduğunu hiç ayrılmadı. İslam için elinden gelen ve kendisine verilen her görev yaptı. Kâfirlerle mücadele etti. Birçok meşakkatlere eziyetlere maruz kaldı ve Medine'ye hicretten sonra şehir merkezine iki üç kilometre uzaklıkta bulunan Kuba kentine yerleşti. Hz. Ebu Bekir radiyallahu andan sonra Allah Resulü'nün en büyük yardımcısı oldu. Bu Efendimiz aleyhisselatu vesselam'ın katıldığı tüm savaşlarda bulundu ve Efendimiz mühim kararlar alacağı zaman mutlaka Hz. Ömer radiyallahu ana da istişare için davet gönderdi biliniyor. E devlet başkanı seçildiğinde halife olduğunda Hz. Ebu Bekir Radıyallahu Anha tayin edilen maaş kadar ücret alıyordu ve bu şekilde bir müddet daha devam edildi. Daha sonra Hz. Ömer Radıyallahu An geçim sıkıntısına düştü. Üzerinden yıllar geçmişti. Bu durumu gören ashabın büyüklerinden bazıları toplandı. Bu maaş meselesini görüştüler. Koca devletin halifesi parasızlık çekiyordu. O Zübeyr bin Avvam radiyallahu an kendisine söyleyerek maaşını artıralım teklifinde bulundu ve Hz. Ali radıyallahu an "Hayır" dedi. "Bu teklifi ben ona dediğiniz zaman kabul edeceğini zannetmiyorum ama inşallah kabul eder çünkü çok az maaş alıyor. Gidip teklifi bildirelim" dediler. Bu arada Hz. Osman Radıyallahu An söz aldı dedi ki: "Ömer'in hak ve adaletten ne kadar tavizsiz olduğunu her birimiz biliyoruz değil mi? Bu teklifinizi bizzat kendimiz değil kendisine kıramayacağı birine söyle telim." Bir istişare ettiler. Kim olabilir o? Kızı olabilir. Kızına düşkünlüğü var. Hafta annemiz bunu yapsın. Allah Hz. Hafsa Radıyallahu ana baba Hoca'nın yanına gittik. Bu sahabe efendilerimizin o güzel teklifine bildirdi ama yolunda gitmeyen bir şey oldu. Kaşları çatıldı, cidden eklendi. Sonra kızına sordu: "Sen dedi bu efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in evindeyken söyler misin Allah'ın Resulü'nün giydiği en kıymetli elbise neydi?" Kızım "İki tane renkli elbise vardı baba, elçileri onlarla karşılardı, Cuma hutbelerini bunlarla okurdu." "Peki kızım söyle bana yedi en iyi yemek neydi?" "Yediğimiz ekmek arpa ekmeği baba." "Peki senin yanında kaldığı zamanlar yerde döşek olarak kullandığınız en geniş şey neydi?" "Bir kaba kumaştan yapılan bir örtümüz vardı baba. Yazın onu dörde katlar altımıza yayardık, kış gelince de yarısını altımıza yayar yarısını da ancak üstünü örterdik."

Daha sonra Hz. Ömer Radıyallahu An buyurdu: "Ey ashab, benim tarafımdan seni gönderenlere söyle. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kendisine yetecek miktarını tespit eder, fazlasına ihtiyaç sahiplerine verildi. Kalınıyla yetirdi. Vallahi ben kendime yetecek olanı tespit ettim, artanı ihtiyaç sahiplerine vereceğim ve inşallah ben bununla yetineceğim."

Sonra şunları söyledi: "Ya kızım, ne olur unutma. O Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ben ve Ebu Bekir bir yol takip eden üç kişi gibiyiz. Onlardan ilki nasibini aldığı ve yolun sonuna vardı. Diğeri de aynı yolu takip ettiği, ona kavuştu. Sonra üçüncüsü yola koyulduk. Eğer o da öncekilerin takip ettiği yolu takip eder, onlar gibi yaşarsa onlara kavuşur ve onlarla beraber olur. Eğer öncekilerin yolunu takip etmezse başka yoldan giderse onlar da buluşmaz. Maaş yükselmesin kızım."

Zaten adaletiyle meşhur olduğunu biliyoruz ve Müslümanlar bulundukları yerlerde oturan gayrimüslim halkı korumaları altında ve huzur içerisinde yaşıyorlardı. Bu aynı zamanda turist olarak gelen veya ticaret yapmak için gelen Müslüman olmayanlar da yine orada bir kurum altındaydı. Müslümanların garantisi altındaydı. Onların zarar görmemesi için her türlü tedbir alınmıştı. Bunun birçok örneği var. Bir örnek vereyim. Halifeliği döneminde Hz. Ömer Radıyallahu An bir ticaret kervanı gelip geceleyin Medine'nin dışında konakladığında onlar yorgunluktan hemen uyumuşlardı. Bu sırada herkes uyurken halife Hz. Ömer Radıyallahu An kervanın sağını solunu dolaşıyor. Çok dolaşma esnasında bunları gördüm.

Allah Hz. Ömer Yazan Abdurrahman Bin Affı da yanına alarak sabaha kadar işte o kervanı nöbetleşe nöbetleşe beklediler. Ancak sabah namazı oldu mescide gittiler. Kervanda bulunan genç o sırada uyandı. Bunları takip edip arkalarından gitti. Tabi bilmiyor o gidenler kimdi acaba hırsız mı bizim kervan etrafında ne geziyorlardı bilmiyorum. O kişi en son araştırdığı kendilerine bekçilik eden şahsın kim olduklarını merak etti. Cevapta çok şaşırdı. Halife Hz. Ömer radiyallahu olduğu bir arkadaşıyla beraber gidip 1-1 arkadaşlarını anlattı. "Biliyor musunuz?" dedi. "Sabaha kadar bizim başımıza yani kervanların başına bir şey gelmesin diye malların hazret-i Ömer radiyallahu on gözlük 71 arkadaşıyla." İnanamadılar. "Yok" dediler, "sen yanlış görmüşsündür. Yani halifenin gecenin bu vaktinde burada ne işi var? O sarayında kuş tüyü yatağında mışıl mışıl uyuyordu." O dedi ki: "Vallahi ben de sizin gibi önce inanamadım." "Peki" dediler, "sonra nasıl inandın?" "Sabah oldu ortalık aydınlanınca buradan ayrıldılar. Ben de merak ettim arkalarından gittim. Bir mescide gittiler. Tam onlar gelince yolda karşılaştığım birisine sordum. O da halifemiz Ömer'dir diye cevap verdi." Ben bu konuşmaları dikkatle dinleyen o kafile halkı derin bir sessizliğe büründü. Kimsenin konuşacak bir şey söyleyecek hali kalmadı.

Ve sonra bakın bu hal vesile oldu. Uzun süren bir sessizlikten sonra içlerinden biri sessizliğini bozdu. "Dikkat ettiniz mi? Biz onların dinin de değiliz ve bu halife bizi korumak zorunda değildi. Onlardan olmadığımız halde bize ne kadar değer verdiler. Daha ne duruyoruz? Bu hal şu yeni gelen dinin gerçek din olduğuna delil olarak yetmez mi?" Ve diğerleri de bu söze katıldılar. Roma ve İran ordularını perişan eden adaletiyle meşhur o yüce halifenin bu merhamet ve şefkatinin gördüler. İslamiyet'in akdin olduğunu anladılar ve seve seve hepsi Müslüman oldular. Elhamdülillah.

Hazır Romadan İrandan bahsetmişken unutmayalım hatırlayalım. Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh'ın vefatından sonra bildiğiniz gibi İslam'ın ikinci halifesi oldu. Çok ilerledi o zaman sınırlar. Örneğin İran, Irak, Suriye, Mısır. Bugün hala kanayan yaramız olan Kudüs yine onun zamanında en güzel yerlerden bir tanesiydi. Horasan, İskenderiye yine fethedilen yerler oldu. Kudüs kuşatıldıktan sonra şehirdeki Hristiyanlar bir müddet direndiler ama nihayet barış istemek zorunda kaldılar. Ancak komutanlarından çekindikleri için şehri halifeye teslim etmeyi şart koştular. Bu durum Ebu Ubeyde Radıyallahu An tarafından bir mektupla Hz. Ömer'e bildirildi. Ömer Radıyallahu An ashabın ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra Medine münevvere'den Cabiye doğru yola çıktı.

10637 yılı Miladi Hicri olarak 16. Cabiye'de o tarihte yapılan bir anlaşmadan sonra Hz. Ömer Radıyallahu on bizzat Kudüs'e geldi ve şehri teslim aldı. Ve sürekli takviye edilen akımlarla Azerbaycan ve bugün Ermenistan'ın da olduğu yerler olmak üzere orası ana kadar bütün İran toprakları İslam devletinin sınırları içine girmiş oldu. En yakın burada oldukça ilginç bir nokta var. İslam ordularının fethettiği bölgelerdeki halk Müslümanlardan o kadar etkilendiler ki adaletlerinden, insanlıktan, merhametten ve bundan dolayı kitleler halinde Müslüman oldular. Yani sadece toprakları kazanmak için ilerlemek için geniş sınırlara sahip olmak için bu fetihler yapılmadı. Evet aynen Osmanlı'da olduğu gibi ama dillerinden dönmek istemeyenler hiçbir baskete maruz bırakılmadığı geniş bir inanç hürriyetine kavuştu ta ki herhangi bir isyan hareketine girmeye ne kadar.

Allah Hz. Ömer Radıyallahu on komutanlarından yeni şehirler kurmalarını, yeni fethettikleri şehirlerde fazla kalmalarını istedi. Muhtemelen o bölge insanının adetlerinin ve lüks anlayışının Müslümanlara geçmesinden korkmuştu. Bu sebeple Müslümanlar için Basra, Küfe, Fırat gibi düzenli şehirler kurdu.

Şam yolculuğunda Hz. Ömer Radıyallahu An ile kölesi ve beraberlerindeki tek deveyle nöbetleşe yolculuk yapıyorlardı. Şehre girişte sıra köye geldi. Halife devesinden indi, yerine kölesini bindirdi. Devenin yularından tuttuğu ve yürütüp ayakkabılarını çıkarıp dereden geçti. Uzaktan bakan deveye binmiş köleyi halife, devenin yularını çeken Hz. Ömer Radıyallahu Anık öyle zannetti. Bunu gören ordu kumandanı Ebu Ubeyde Bin Cerrah dedi ki: "Efendim, bütün Şamlılar bilhassa Rumlar Müslümanların halifesini görmek için toplandılar. Size bakıyorlar. Bu yaptığınızı nasıl acaba anlatırsınız? Sizi köle zannedecekler, küçümseyecekler."

Böyle buyurdu Hazreti Ömer: "Ey Ebu Ubeyde, senin bu sözün işitenler insanın şerefini vasıtaya binerek gitmektedir, süslü elbise giymekte zan edecekler. Biz daha önce zelil ve hakir bir kavimdik. Allahu Teala bizleri Müslümanlıkla şereflendirdi ve o unutma. Biz bundan başka bir şeref ararsak Allahu Teala bizi zelil eder, her şeyden aşağı eder." Evet aynen bu şekilde şehre girdiler. Önde halife devenin yollarından tutuyor ve hizmetlisi devenin üstünde. Gerçekten bu hareketi onun şerefini küçültmesi aksine büyüttü. Bakın şu an Halil İbrahim Sofrası radyo programında 1400 küsur yıl geçmiş bugün örnek veriyoruz ne güzel bir hareket diye anlatıyoruz. Eğer tersi olsaydı o zaman orada unutulup gidecekti.

Yine bir gün yolculukta Şam'a doğru gidiyor. Şu anda veba hastalığı olduğunu işitti. Bildiğiniz gibi veba hastalığı o zaman oldukça yaygındı ve insanların birbirine bulaştırdığı bir hastalıktı. Bir anda o 300-400 kişi ölüyordu hızlı bir şekilde yayılan bir hastalıktı. Evet şu anda veba hastalığının olduğunu işitince şehre girmeyelim. "Birinizin bir çayıyla bir çıplak kayalığı olsa sürüsünü hangisine gönderirse Allahu Teala'nın takdiriyle göndermiş olur." Sonra Abdurrahman Bin Avf Radıyallahu An iş vardı. "Sen ne dersin?" O da "Ben efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den işittim. Veba olan yere girmeyiniz ve veba olan bir yerden başka yerlere gitmeniz, oradan kaçmanız buyurmuştu." Arife de "Elhamdülillah benim sözüm Efendimizin sözüne uygun olduğu" deyip şaka girmedi. Böylece ilk defa tarihte karantina uygulaması yapıldı ve baba bulunan yerden dışarı çıkmak yasak edilmesine sebep sağlam olanlar çıkınca hastalara bakacak kimsenin kalmayacağı helak olacaklarını. Bu da çok ince bir düşünceydi.

Ve yine sizlere bir örnek vermek istiyorum. Ne kadar ince düşündüğüne. Hz. Ömer Radıyallahu anh hilafeti zamanında çok büyük bir kıtlık yaşandı. Bu nasıl bir açlık var ama bir de deve kesilip Medine-i Münevvere'nin fıkrasına dağıtılmasını emir buyurdu. Deveyi kestiler fakirlere dağıttılar. Bu dağıtım işi ile görevli olan kişi devenin şöyle yağlı kısmından bir parça eti aldığı güzelce pişirdi. Yine böyle bir Ramazan gününde iftar vaktine yakın halifenin huzuruna götürdü. Halife "Bu et nereden?" diye sorunca "Ey müminlerin emiri, hani siz bugün emir verdiğiniz ya fakir fukaraya verilmesi için kestirdiniz işte o demeden size düşen paydır." Bu sözü duyan Ömer'in Radıyallahu An rengi değişti. Daha sonra gözleri doldu ve birkaç damla gözyaşı döktü. "Herkesin yanında da benim gibi bir emre yazıklar olsun" dedi. "Fukaraya etin kötü kısımlarını dağıtır IR kendisi etin yağlı kısmını yer. Ey hizmetçi, ne olur bir daha böyle yapma. Kaldır bu yemeği fakirlere götür bana yine eski yemeklerimden getir. Halife olan kimseye ayda bir kere et yemek zaten yeterlidir" dedi. Reddetti. Bu hizmetçi eti yine fakir olan birisine verdikten sonra tek bir parça kuru ekmek getirdi bir miktar zeytinyağı aldı onunla istifa etti.

[Müzik]

Adaletiyle gönülleri fetheden, heybetiyle dünyayı titreten, herkese hakkını veren ve nöm Ergül Faruk Radıyallahu An adalet uygularken Kuran ahlakının gereği gibi yapıyordu. Herkese adaletli davranıyordu. Soy duymuş, zenginmiş, akrabasıymış, makam sahibiymiş gibi unsurları asla kullanmadı. Adaleti engellemesine bunların kesinlikle izin vermesin ve bu konuda onun yanında bir köleyle efendisi arasında fark yoktur.

Suriye'de o zamanlar Gassanî hükümdarı Cebel-i Müslüman olmuş parlak bir törenle Medine'ye gelmiş. Hz. Ömer Radıyallahu andı bunun Müslüman oluşundan çok memnun kalmıştı. Ancak hack zamanı Kabe ziyaret edilirken yüz binlerce hacı arasında bir köle Gassanî hükümdarının eteğine dikkatsizlikle bası vermiş. CBR dayanamamış hemen bir yumruk vurarak zavallının burnunu kırmıştı. Köle halifeye geldi durumu şikayet ettiği. Ömer Radıyallahu anda o daha yeni Müslüman olmuş Cebel-i sorguya çekti. "Göle eteğine bastı bana saygısızlık gösterdi. Ziyaret yeri olmasaydı başına kılıçla ikiye ayıracak tıme" diye cevap verince halife Ömer Radıyallahu An "Sen suçunu itiraf et. Şimdi sen bırak onu da ben onu memnun etmeye çalış. Yoksa aynı muameleyi sana yapmasın evleneceğim" dedi. O CBL yağ Emir "Bu nasıl olur? Ben bir hükümdarı moaadi bir köle değil mi?" deyince "Müslümanlıkta hükümdarlık kölelik yok, eşitlik var. Bir müslüman diğerlerinden ancak takva ile ayrılır" dedi. Gassanî hükümdarı CBL bunu kabul etti ve o kişiden özür diledi. Çok titiz bir insanmış Hz. Ömer Radıyallahu anh'ın halka sevdiren o bahsetmeye çalıştığımız adalet ve eşit davranması ydı. Beytül malde toplanan mallarda israftan kaçınılması da takdire şayandır ve hatta halife kendi haklarını bile kısıtlamış. Nitekim bu durum bazı yakınlarının itirazına sebep olmuş. Mesela Hz. Ömer Radıyallahu beytülmaldan Müslümanların en az pay alan ve asla fazlasına tamah etmeyen bir devlet yöneticisi olduğu biliniyor. Çoğu zaman aldığı maaş yine anlattım size ihtiyacını bile karşılamış A Blok etmiş o maaşta devam etmiş.

Allah Hz. Ömer'in Radıyallahu anh ve hilafeti zamanında o çok fazla olay yaşanmış ama bugün de zaman zaman sizlerle paylaştığımız gibi bu oldukça fetihlerle anılıyor. Ve bu fetihlerde Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem kullandığı metodlar neyse aynen o şekilde devam etmiş. Hz. Ömer Radıyallahu anh halife olduğu zaman sadeliğiyle insanlar ilk başta onun kim olduğunu anlayamamışlar. O kimsesiz dul kadın cihazların sularını bizzat kendisi taşır bir hizmetçileri ne yardım edermiş mesela eşyaları unu evine kendisi alıp götürmüş kimseye taşı tutmazmış ve adalet timsali olan hak ile batılı ayıran Ömerül Faruk radiyallahu anh'ın hakkı gözetme de ki titizliği İslam Devleti'ni Allah'ın kuralları ve yasasına uygun şekilde yönetmesini etkili oldu.

Çünkü Allah-u Teala bir ayetinde mealen şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler, kendiniz ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. Şahitlik ettiklerini zengin veya fakir de olsalar adaletten ayrılmayın. Çünkü Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer şahitlik ederken gerçeği çağırırsanız veya şahitlikten çekilirseniz bilin ki şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır." Bir anlamda işte Faruk sıfatlı din büyüklüğü İslam'ı adaletiyle nurlandıran halife ydi Radıyallahu Anha.

Devlet idaresinde çok önemli yenilikler yaptı. Birçok ilke imza attı. Onun devrinde zaferlerden elde edilen ganimetlerle devletin hazinesi dolup taştı. Bunun üzerine İslam'a hizmetlerini göz önünde bulundurarak Müslümanlara bak maaş bağlamaya karar verdi. Bu maaş senelik tahsisat şeklindeydi. Bu bir ilkti. Yine ilk olarak askerlerin kayıtlarını tutturdüğü ganimet gelirlerinin dağıtımını kaydettirdiği Divan teşkilatını kurdu. Divan defterinin başına da sadece Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin akrabalarını ve Şanlı Bedir ashabının isimlerini yazdı. Mahkeme işlerini düzene koymak için valilerden ayrı ve bağımsız çalışan kadılar tayin etti. Şehirleri tayin ettiği valilerin İslam'ı yayma ve güzelce öğretme faaliyetleriyle bu sadece görevinin bitmediğini alimlerle beraber muhtelif mektuplarla sohbetlerle gittikleri yerleri nurlandırmalarını istiyordu.

Kızı Hafsa validemizi efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem evlendirmiş ve efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin kayınpederi olma şerefine vermişti. O kadar çok seviyorduk efendimizi. Onun vefat ettiğini duyunca ya o an kendinde olamadı. Şoka girdi. Kılıcını çekti. Sizin de bildiğiniz gibi ne dedi? "Peygamber Efendimiz öldü sallallahu aleyhi ve sellem kim derse kafasını koparacağım" demişti. Ne zamana kadar bu sakinleşen ne kadar.

Allah Hz. Ömer Radıyallahu anh ve bir gece yine yaptığı gibi o kontrollü maksadıyla şehrin sokaklarında dolaşırken bir evde gecenin o vaktinde dikkatini çekti. Bir kandil yanıyor. Eve yaklaştığında ihtiyar bir kadının hem bir yandan yüne erdiğini hem de şu anlamda olan bir şiir okuduğunu gördü. Türkçesini sizlerle paylaşalım bakın eriyor şu Salihlerin salât u selâmı Hz Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellemin üzerine olsun ya Resulallah bütün mümtaz şahsiyetler sana rahmet okusun. Sen geceleri ibadet eder, seher vakitleri çokça ağlardın ama ölüm merhale merhale herkes erişiyor. Ah ah bir bilebilseydim ahiret yurdu beni sizinle bir araya getirecek mi?

Ömer Radıyallahu An mealini sizlerle paylaştığım bu duygulu hissiyat yüklü şiir karşısında oturdu, gözyaşı döktü. Sonra kapıyı çaldı. İhtiyar kadın "Kimsin?" deyince "Ömer Bin Hattap" cevabını verdi. Kadın "Ömer'in benimle ne işin var bu saatte burada ne arıyor?" dedi, endişelendi. "Allah'ını seversen" dedi Kapıyı aç. "Korkma kadın azıcık şöyle kapıyı araladı. O biraz önce dedi söylediğin bir şiir vardı ya bir kez daha okur musun?" Kadında okudu. En son Basra'ya gelince "Sen beni de aranıza katmanı rica ediyorum" dedi. Bunun üzerine kadın şiirin o mısrasını değiştirdi. "Onda Türkçesini okuyalım bakalım" dedi ki: "Ah bir bilebilseydim ahiret yurdu sevgili Peygamberimiz'le sallallahu aleyhi ve sellem beni ve Ömer'i bir araya getirecek mi? Ey Gaffar olan Allah'ım, Ömer'e mağfiret eyle" diye bağladı o sözü ve o anda da ağladı. Ömer Radıyallahu An teşekkür ettiği, dua etti, döndü.

O dediğin diyenler Hicri takvim o zaman yine ortaya çıktı. Fethedilen bölgelerde okullar açıldığı oralara öğretmenler gitti. Kuranı Kerim'in okunup anlaşılmasını onunla amel edilmesine çok uğraştım. Ömer radıyallahu anh ve yine bu hicret hak ile batılı ayırdı dedi ve hicret takviminin başlangıcını yaptı. Ali ve Osman Radıyallahu An onlarında işaretiyle Muharrem ayını sene başı olarak tayin etti. O ilk defa Emirül Müminin diye isimlendirilen kişi oydu. Teravih namazı cemaatle kılınmaya ilk onun zamanında başlandı ve Kur'an-ı Kerim'in iki kapak arasında toplanması o ilk defa onun tarafından teklif edildi. O ilk defa yazılı kararları o aldırdı. Kumandan ve valilerle belli vakitlerde toplantıyı düzenli şekilde yapan kendisiydi diye unutmayalım. İlk defa İslam Devleti'ne ait para bastıran oydu ve daha birçok örnek.

Bu Ömer radiyallahu anh'ın aynı zamanda köleliğe karşı da çok önemli bir mücadele verdi. Beytülmalın gelirleri düzelince devlet içindeki bütün Müslüman kölelerin hürriyete kavuşturulmasını vasiyet etti. Yine memurlarının hastalanan köleleri ziyaret etmediklerini anladığı zaman onları vazifeden aldığı çok olmuş. Ama siz vali siniz kendinize gelin kimi idare ettiğinize dikkat edin. Hastaları ziyaret edin, öksüzlere yetimlere kol kanat gerin diyor. Bu uygulama yanları derhal az veriyordu. Kendisi de her cumartesi Medine'nin şöyle uzak semtlerine gider herhangi bir köleyi gücü yetmeyeceği bir işte çalışırken görünce bu işi ondan alır ve ceza verildi. Bu işi yaptırana.

Ve seneler hızlıca devam etti. Yaşlandığı bu Deniz radiyallahu An şöyle demişti: "Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem 63 yaşında vefat etti. Ebu Bekir radiyallahu andı 63 yaşında vefat etti. Ömer radiyallahu andan da 63 yaşında vefat etti" demişti. Evet şehit edildi. Hicret'in 24. senesinde zerdüşt bir köle tarafından. O nerede yatıyor peki? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ayaklarının dibinde. Bu olayı dana kederim hazret-i Ömer radiyallahu anh. Ve vefatından önce haccını eda etti ve Medine'ye dönmüştü. Borodin Şube radiyallahu anh'ın Basra Valisi iken edindiği bir köle vardı. Ebu Gülü. Efendi senin kendisinden çok fazla ücret aldığını söyledi. Bal alırken bunun azaltılmasını istedi. Halife onun demircilik marangozluklarına kaçlık yaptığını öğrenince Hz. Musanin kendisinden aldığı ücretin fazla olmadığını söyledi. Bunun üzerine Ebu Gülü ertesi gün sabah namazında hançerle tam namaz sırasında Hz. Ömer Radıyallahu anı yaraladı. Sırtından. Müslümanların elinden kurtulamayacağını anlayınca da kendini uçakları öldürdü.

Halife ölüm döşeğindeyken kendisine yerine birini bırakması teklif edilince Aşere-i Mübeşşere den 6 kişilik şuranın toplanarak üç gün içerisinde aralarından derini halife seçmesini istedi. Ağaoğlu Abdullah'ı da halife seçilmek şartıyla bu heyete dahil etti. O namazı kıldırmak üzere sahip Bence inan radiyallahu anh'ın şuraya üyelerini toplamak üzere Mikdad bin Esved radiyallahu anı seçim gerçekleşinceye kadar heyetin rahatsız edilmemesini sağlamakla da bu Talha Bin Ebu Talha el-ensari radiyallahu ana görevlendirdi. Sağ ol oğlum Abdullah'ı Hz. Ayşe radiyallahu Anha yi yollayarak efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hücresine onun ayağının dibine defnedilmesi için izin istedi. Hz. Ayşe Radıyallahu Anha anneniz burayı kendisi için düşündüğünü de Lakin ona vereceğini söyledi kabul etti. Ama bu güzel haber aldı sevindi Ömer Radıyallahu An ve da bu halimin üç gün sonrasında o vefat etti. Cenaze namazını Süheyl bin Sinan Radıyallahu An kıldırdı.

Da İslam'da adaletiyle meşhur olan birçok insanın Müslüman olmasına vesile olan ve yine tarihte birçok ilki o kısa dönemde barındıran bir yiğit insan. Dört halifeden bir tanesi bu efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin aynı zamanda da kayınpederi. Allahu Teala rahmet buyursun şefaat yerinden mahrum eylemesin. Buyurun kendisini hediye olmak üzere bir Fatiha-i Şerife yollayalım. Fatiha-i.

[Müzik]