Transcription
Değerli arkadaşlarım, hepinize merhabalar. Atatürk dönemi Türk dış politikasıyla video çekimlerimiz devam ediyor. Yine kameramanımız Murat kardeşimizle beraber, İsviçre çakımız Nazım Yaşar'la beraberiz.
Tabii ki, eee, her zamanki gibi plansızlık üzerine kurulan eğitim sistemimizin bir başka vesilesiyle bugün yaşadık. Bugün ne oldu diye sorarsanız, AGS'deki 10 tane tarih sorusu 6'ya düşürüldü. Coğrafya 8'den 6'ya düşürüldü. Eğitim kısmı ise 24 sorudan 30'a çıkarılıp eğitim üniteleri dersleri böyle serpiştirildi. Değil mi? İki soru, 2 ondan, öçmeden 2 rehber. Böylelikle yine eğitim sahasında, eğitim dünyasında yine bir faciaya yol açan hem Milli Eğitim Bakanlığı'nı hem de ÖSYM'yi tebrik ediyorum. Çünkü, eee, bunu yapabilmek için özel bir beceri lazım. Hem senenin sonuna gelmiş, yani senenin ortasına gelmiş bir yerde, 2026'nın ilk günlerinde böyle bir karara imza atıyorsunuz. Her zaman bunu yapıyorsunuz. 2013'lerde ilk ÖABT'yi de sınava son 2 ay kala getirmiştiniz. Eee, aslında söylenecek çok şey söz var aslında ama, eee, tabii ki bu sözleri bu ekran karşısına söylemek doğru değil.
Doğru olan taraf ise eğitim sistemimizin temelsizliği üzerine yaptım, oldu, kaldırdım, geri getirdim. Yok, canım sıkıldı, tekrardan geri koyuyorum. İnsanlar kitaplarını yapmışlar ne de olsa, sınav sistemi değişti diye. Tekrar şimdi o kitaplarını bulabilen tekrar bulacak, bulamayan tekrar alacak. Bir ekonomik kayıp, bir zaman kaybı. 10 soruyla bile ölçemediğin tarihi sorusunu 6'ya düşürerek ikinci bir garabete imza atıyorsun. Böylelikle konu çıkarsan anlarım. Doğru mu? Hani konu çağdaşı çıkar. Atıyorum inkılabın bir kısmını çıkart veya Osmanlı'nın siyasi tarihini çıkart, anlarım. Ama hiçbir konu değişiklik yapmadan soru sayısını 6'ya düşürüyorsun. Bu söylediklerim tabii AGS ile ilgili. KPSS'lerle ilgili herhangi değişiklik yok. Ama bu sistemsizlik öğrencimizi yoruyor, bizleri de yoruyor.
Eee, en çok, eee, beklenti bu memlekette tarih bilinci olması. Bunun için çok uğraşıyorum ama, eee, tabii ki soru sayıları da insanların, öğrencilerin beklentisini ve ders çalışma etiğini etkiliyor. Yani bir yerden düşünsenize, 3 soru gelen yer mi, 30 soru gelen bir yer midir daha fazla çalışacak yer? Tabii ki öyle. Ama şuna da bir dikkat etmek lazım. Bu sistem akademi sistemi tutmayacaktır. Bunu ben başından beri söylüyorum. Akademide vereceğiniz desteği şu an tekrardan sınavda soruyorsanız, akademi niye var derler? Yani çünkü derdiniz atama yapmak değil, atama yapmamak. Bakın burayı karıştırınca öğrenci ne oluyor? Milli Eğitim Bakanlığı'nın temel görevini öğretmen ataması yapmak zannediyor. Ben de diyorum ki, Milli Eğitim Bakanlığı'nın temel görevi 2030 yılına kadar ne yapılırsa yapılsın, öğretmeni az atayalım. Tek dert bu. Memuru az atayalım.
Şunu söylese devletimiz, belki, eee, hani daha mı etkili olur insan nezlinde? Değerli arkadaşlar, vatandaşlar, dünyaca bir savaşa gidiliyor. Bizim kamu kaynaklarımızı kısmamız lazım. Bizim milli savunmamıza yatırım yapmamız lazım. Bizim bunu sığınak yapmamız lazım. Bizim işte bomba üretmemiz lazım. Uçak yapmamız lazım. De, bu memleketin evladı inanın 3 sene atanmamayı göze alır memleket için ve bunu yapar. Ama siz ne yapıyorsunuz? İnsanın umudunu öldürüyorsunuz. Bakın, umut öldürüyorsunuz. Umut öldürmenin hakkı düşünebiliyor musunuz? Kadar bu ülkede sınava girip de parasını ödeyip de ataması olmayan bölümler oldu. Çocuk 30 oldu diye elendi, 29 atandı. Böyle bir sistemin olduğu yerde hangi adaletten bahsediyorsun?
Ve işin ilginç tarafı, Milli Eğitim Bakanlığı'nın içinde veya artık bu eğitim politikaları nereden düzenleniyorsa, ya şöyle birisi demiyor mu ya, "Bakanım, biz ne yapıyoruz ya? Biz geçen bu sistemi değiştirdik. E o kadar itiraz geldi eğitimi kaldırdığımızdan dolayı. E geri tekrar eğitimi getirirsek bari bu sene bari gelmesin. Sınavdan sonra açıklayalım. Bir sonraki seneye girecekler için bu olsun." Niye demiyorsunuz? Veya deseniz de hiç mi etkiniz yok? Ya bu Milli Eğitim Bakanlığı nasıl bir bakanlıktır kardeşim? Ben anlamıyorum ya. ÖSYM'den hiçbir aklı başında adam şunu demez mi ya, "Biz ne yapıyorsunuz beyler? Böyle böyle böyle böyle böyle böyle siz resmen devletine, Allah korusun, biz bunu asla şey tasvip etmiyoruz ya da olacağını düşünmüyoruz ama küskün veya kızgın gençler yetiştiriyoruz." Senin sonuçta devlet dediğin bir kişiden, bir cumhurbaşkanından oluşmuyor ki. Senin devlet dediğin kolektif bir yapı. Bunun içinde bakanlıklar var, rektörlük var. Yönetici kısım dediğimiz kısım, üniversiteler var, akademisyenler var. Eğitimlerin, akademisyenlerin maşallah var. Birkaç aydır hiçbirinin sesini çıkartmıyor. Niye? Niye arkadaş? Yani bu kadar mı korkuyoruz eğitimle alakalı konuşmaya? Tamam, siyasetle ilgili konuşma. Sen eğitimcisin. Bak, ben de konuşmam ama. E kardeşim, iş eğitim oluyor, onda da konuşmuyorsunuz. E profesörlerim, siz ne zaman konuşacaksınız ya?
Ya arkadaş, bu sistem olur mu böyle? İkide bir bu sistemle oynanır mı? Bari bir sistem getiriyorsunuz, önce bir deneyin. Eksik yollarına bakın. Niye deniyorsunuz? Öğrenciler kaostan başka bir şey değil. Sonra öğrenciyi 6 soru için nasıl motive edeceksin? Sana sorayım. Yani 6 soru var arkadaşlar ama tüm tarihten şeysiniz, ne derler, sorumlusunuz. Nasıl yapacağız biz şey? Yani motivasyonun olması için mantıken soru sayısının da biraz dişe dokunur olması lazım ki öğrenci hem yaptığına karşın değsin. 27 tane ünite var, 6 soru var. Neyle ölçüyorsunuz? Lafa geldi mi yazıyorsunuz oraya, "Kapsam geçerliliği, bilmem güvenilir, bilmem sınav bilmem neyi." Hepsi lafta. Hepsi yalan. Bu ülkede tarihin tümünü veriyorsanız kardeşim, bunun ölçülecek soru sayısı 30'un bile üzerindedir. Açık söyle. Her bir üniteden 27 soru, bazı ünitelerden çift sorman lazım. Muharebeler, milli mücadele, Osmanlı kültür, medeniyet, hazırlık dönemi gibi yerlerden de birden fazla sorman lazım. Normalde 35 tane tarih sorusu olması gerekirken 6'ya düşürüyorsunuz. Keşke kaldırsaydınız. Ben bugünkü tweet'te, tweet'te söyledim. Coğrafya ve tarihi keşke kaldırsaydınız. 12 soruluk yerine öğrenci oraya çalışacağına, oraya harcayacağı enerji ve zamanı başka yerlere aktarsaydı. Doğrusu bu değil mi?
Bizim, eee, Milli Eğitim Bakanlığımız sorun üretmekten başka bir şey yapmıyor. Sadece sorun üretiyor. Çözüm yok. Çözüm hiç, ben daha görmedim. Şunu deseler ki, "Şunu da çözdük hocam." Ya bu memlekette şu artık yok. Yani şey, kronikleşmiş sorunlardan bahsediyor. İşte serbest kıyafeti kaldır, onu getir, onu. Değil. Kronikleşmiş sorunlar. Ne? Bir, okul öncesi atamaları. İki, bak, özel eğitime de alan geldi. Ben bunu ta şeyde, Ereli'de söylediğim de bundan tam 2,5 ay önceydi. Ben özel eğitime geleceğini düşünüyordum. Bugün de geldi. Üç, kardeşim, bu ülkede lisenin ki çalışmanız var ama Tayyip Bey'i ikna edemediniz. Yani anlatılan sistemi Tayyip Bey ikna edemeyince, "Gidin bir daha çalışın" dedi üzerinde. Çünkü doğru. Çünkü sistem öyle bir sistem yapıyorsunuz ki, birbirinden bir sene önce mezun, birbirinden bir sene, birbirine okula gitmiyor, biri. Hayır arkadaşım, eğitimde ikilik ortaya çıkartıyorsunuz. Düzgün bir sistemle gitseniz zaten herkes lise eğitiminin fazla olduğunu, eğitim süresinin fazla olduğunu zaten söylüyor. Öğretmen atamaları. E Sayın Yusuf Tekin daha evvelden ben ta müsteşarken yazılarını okuyorum. Artık diyor, "Ben hani eğitimin içinde olarak söylüyorum" diyor, "Atamalar belli olacak, net sayılar ortaya çıkacak, şu olacak, bu olacak." Nerede? Daha açıklayamıyorsunuz bile. E şimdi bu nasıl olacak?
Şimdi arkadaşlar, bazı şeyleri konuşmaya konuşmaya, şimdi siz şöyle oluyor. Sizde hepimiz konuşuyor. E hocam, "Ben bir tweet attım, tutuklanmayayım." Hep bu korku var. Bu korkuyla nereye kadar gideceksiniz arkadaşlar? Yani burada bu korkuyla bir yere varamayacağınızı biliyorum. Bir tweet atmakla da kimse kimseye sövmez. Ben devlet büyüklerine zaten öyle bir yapım yok. Ama bir şey yanlışsa da yanlış demeyi de artık öğrenin milletçe. Yani tepki vereceğiniz yerde adam, "Aa, şu mesaj atıyor, hocam ben nerelere çalışıyorum?" La oğlum, önce önce bir tepki vermeyi öğrenin. E sen tepkisiz kalırsan sürekli olarak yukarıdan aşağı doğru sınav sistemi her sene güncellenir. E sen bunu yapmazsan ne olacak? Tepkiden git. Ben Milli Eğitim Bakanı taşta mı diyor? Ama bir tweet'i bile atmaktan aciz insanlar var ve böylelikle ne oluyor? Gündem yaratamıyorsunuz. Gündem yaratılamayınca da bu sosyal medyada birkaç tane öğretmenin üzerine kalmış vaziyette. Onlar da atmazsa, adam getiriyor sistemi, "Hayırlı uğurlu olsun" deyip geçiliyor. Ama böyle olmaz ki ya. Ocak ayında sınava gene 6 ay kala yaşadığımız bir başka sorun da bu. Keşke tarih ve coğrafya kaldırsaydınız. Ben açık söyleyeyim, net. Sadece KPSS'de alın gerek yok. Çünkü 12 tane soru için çalışacak öğrenci, o gidip onun yerine mevzuat ve eğitim temelleriyle alakalı ki daha evvelden de eğitimle alakalı dersler tekrar geri konur. Onlar açılsın. Onlar da ölçmüyor ki. 30 soruyla da orası ölçülmüyor. 15 soruyla da matematik ölçülmüyor. Yani bizim bir kere, eee, dişe dokunur bir şekilde 80 değil, bir kere oranın 100-120 arasında bir soru olması lazım. İşte bazen eski yaptıkların daha kıymetli oluyor biliyor musunuz? Eskiye doğru döndükte doğruya geliyorsun. Vallahi bilmiyorum arkadaşlar, sıkıntı yani. Eee, bu eğitim politikaları kimin tarafından belirleniyorsa veya bir kurul tarafından belirleniyorsa, açıkça söylemek gerekirse, eee, devlete kızgın ve küskün öğretmenler, devlete kızgın ve küskün memurlar yetiştiriyorsun. Bakın, bu doğru değil. Doğru değil.
Öğrenciler büyük emek veriyorlar. Bakın ne şartlar altında çalışan öğrencilerimiz var. Sizlere gelmiyor o mesajlar ki. Kim Milli Eğitim Bakanlığı'nın Instagram'ından "Durumum böyle" diye mesaj atıyor. O mesajların hepsi bize geliyor. Engelliler, engelli kardeşlerimiz dershaneye hiçbir şekilde gidemeyen, kitap alamayan, fotokopi çektirip helallik isteyen bizden, eşi boşanma aşamasında olan, boşanmış olan, iki çocuğuyla, üç çocuğuyla hayat mücadelesi veren, annesi hasta, babası hasta olan, bir işte çalışıp gece vardiyasına çalışan, sağlıkçı olup nöbet tutan, güvenlikçi olup 24 saat, petrolde çalışan, annesinin babasının iş yerinde çalışan, köyde çalışıp hiçbir internet imkanı olmayan, hangi birinden bahsedeyim ben size? Bu sınava, sınava hazırlanan tüm öğrencilerimiz aynı koşullarda hiçbir zaman çalışmıyor. Kimi özel ders alabiliyor, kimi alamıyor, kimi ücret, bak burayı dinliyor. Bir de gidip, eee, online platformlardan ne alabiliyor kardeşim? Ders alabiliyor. Mesela benim hocamın online herhangi bir platformu yok. Olmuyor. Olmasını da istemiyoruz zaten. Çünkü online platform demek sizlerin ödeyeceği para demek arkadaşlar. Ben bu işi zaten parasıyla başlattım memlekette. Her insan bu işten bari sınav hazırlanırken herkes eşit olsun diye. En azından bir internette bir şeyleri yapalım. Bak, tahtaya yazıyorum değil mi Nazım? Baştan sona tahtaya yazıyorum. Yazmayabilir mi? Ne olacak? Alın arkadaşlar, ders notu elinize. Ki çoğunuz da var biliyorum ama burada yazan arkadaşlarımız da var. Yok, adamda yok. Yokluğu ben bilirim. O yüzden yokluğu bilen insanlar bunu yapar. İçinizden geliyorum. Benim kız kardeşlerim de hepsi KPSS ile atandı. Yani memur olarak atandı. Onlar da KPSS'ye girin. KPSS sadece sana mı şey, sen mi çalışıyorsun? Di, bizim kendi ailemizden yok mu? Halam, amcamın oğlu, kardeşlerim, yeğenlerim hepsi KPSS sınavlarına atandı. Bu sürecin içinden geliyor zaten. O kadar zorlu bir süreç olduğunu biliyorum ki, eee, program yaparsınız, asla uyamazsınız. Mesela aranızda çok program yapıp da değiştirenler vardır. Program yaparsın, hop misafir getir. Program yaparsın, o gün maç olur. Program yaparsan evli arkadaşlar, kayın babaları gelir, kayın valideleri, anneleri gelir. Siz misafirliğe gidersiniz. E bayram var, seyran var, Ramazan var. AK inşallah. Bu ülkede bir yılı programla en fazla 100 gün ders çalışabilirsiniz. Haberiniz olsun. Evde tek yaşayacağım, kimse olmayacak, sen gideceksin kütüphanede ders çalışacaksın falan. O 100 gün, 110 gündür. Siz çok ders çalıştığınızı falan mı zannediyorsunuz? Asla değil. Evli arkadaşlar sorsunlar bakayım bekarlara göre neleri var. Bulaşık, çamaşır, ütü zaten baştaki dert. Koca, niye diyor biliyor musun? Çalışmasını istemiyorlar. "Çok atanırsan sadece o şehre atanacaksın. Ben düzenimi bozamam, gidemem, gelemem." Birçok KPSS her atanan gidiyor falan mı zannediyorsunuz siz? O yüzden elimizdekilerin kıymetini bilmekte büyük fayda var. Bakın, KPSS ve AGS gibi sınavlar böyleyse dert gibi görünebilir yani ama memur olabilmenin önündeki de tek engel kalıyor. O yüzden bazı şeylerde motivasyonu ben şöyle sağlamanızı öneririm. Kendinizi öbür yıl nerede görüyorsunuz kardeşim? Kendinizi öbür yıl nerede görebiliyorsanız, bu sizin için en büyük motivasyon kaynağıdır. Şimdi bizler sizlerin illerinize gidiyoruz, imza atıyoruz, sizinle görüşüyoruz, fotoğraf çekiyoruz ama bunlar kısa sürer. Kısa. Ama burada en büyük motivasyon iç motivasyondur. İç motivasyon da motivasyonu kaybetmeme güdüsünü elde edebilmenizdir. Bunun için de öbür sene nerede göreceğim? Ben ilk maaşımla ne yapacağım? Kendinizi sınıftayken öğretmendiniz, sınıfta hayal edin. Veya kurumlardaysanız, işte hemşireyseniz, sağlıklı, işte bir hastanede hayal edin. Hayal, hayal olmaz arkadaşlar. Hayal, hayal, hayal. Tamam. O yüzden AGS ile alakalı olan bütün, eee, bu kadar saçmalığın içinde doğruyu bulmak için elimizden geleni yapıyoruz. 6 soruluk da olsa ki yazılan arkadaşlar zaten otomatikman KPSS'ye de girecekler. Hem düz memurluk için hem öğretmenlik için. Bu sene böyle bir sene. O yüzden sizlerden rica ediyorum, motivasyonunuzu bitirmeden, akıl dış politikaya geldik. Zaten bundan sonra Cumhuriyet dönemi kültür medeniyet, 24 soruluk yeri zaten bitirdiniz. Zaten 3 soruluk yer kaldı. Çağdaşta. Ha bu arada AGS'de çağdaş var gözüküyor ama ben çağdaştan soru gelip gelmeyeceği konusunda kararsızım. Bilinmiyor yani. Yani en fazla Dünya Savaşı'na kadar belki sorabilir veya Soğuk Savaş'tan Adnan Menderes'e kadar. Çünkü zaten bir soru geleceği için onu inkılabın içine yedirebilirler. Tahminimi söylüyorum. Ve Osmanlı kültür medeniyeti iki soru sorabilir. Ben 6 soruluk dağılımı söyleyeyim. İslamiyet öncesi Türk tarihi, bunun kültür medeniyeti. İlk Müslüman Türk devletleri, bunun kültür medeniyeti. Anadolu Selçuklu, onun kültür medeniyeti. Yani Osmanlı'ya kadar bir soru. Osmanlı Devleti kültür medeniyet bir veya çağdaşın gelip gelmemesine göre iki soru. Osmanlı siyasi tarihi, kuruluş, duraklama, şey, yükselme, duraklama, gerileme, dağılma. Osmanlı Devleti'nin dağılmaktan kurtarma fikirleri de dahil olmak üzere bir soru. İnkılap tarihi iki soru. Onu da zaten ağırlık olarak büyük ihtimal 1. Dünya Savaşı cepheler, milli mücadele ve muharebelerden verirler genelde veya şu işlediğiniz konudan verecekler. Çağdaş kalıyor bir tane. Çağdaşı verebilirler, vermeyebilirler. İşte biliyorsun normalde üniversite sınavlarında iştiraklık bölümünde çağdaş vardır ama çağdaş mesela sorulmaz. Yani 10 tane sonun içine çağdaş daha bir kere adam akıl bile gelmemiştir. Yani çok çağdaş dediğimiz bir şey olmamıştır. KPSS'de herhangi bir değişiklik yoktur. KPSS'de 27 soru olarak tarih devam ediyor. Ama bu tür oynamaları senenin ortalarında yapmak insanların motivasyonu düşürüyor. Peki biz motivasyonu nasıl sağlayacağız? İyi ki de buraya kadar geldiniz. Zaten işimi kolaylaştırdınız. Yani o 6 da gelse, 27 tane tarihte soru da gelse gireceğiniz hakimlik, kaymakamlık, diğer sınavlarda da aslında işin %93'lük kısmını halletmiş oldunuz. Tek bir avantajınız var bu. Başka da herhangi bir avantajınız yok. 6 soruda 6'da 6 yapacaksınız. Merak etmeyin, Allah'ın izniyle. KPSS'de hedefimiz 27'de 25 ve üzeri. Motivasyonu tek kaybetmeyen memlekette ülke öğretmenleri. Ki ben atanan bir öğretmen de değilim. Atanmış bir öğretmen de değilim. Elime birçok kez fırsat geçti, mesela atanmadım ama sizlerin atanması için çok mücadele ediyorum. Çünkü sizin gerçekten buna çok ihtiyacınız var. Toplum olarak da değerli arkadaşlar, öğretmenlik mesleği, eee, 25 yaşına geldikten sonra başka bir meslek yapamazsınız. Aileden kalan bir işletme yoksa, aileden çıraklıktan öğrendiğiniz bir şey yoksa gerçekten çok zor. O yüzden, eee, öyle kolay kolay yazmak kolay oluyor insanlara. İnsanlar ne şartlarda okuyup da şehir dışlarında tekrardan evlerine geri dönüyorlar. Rabbim emeklerinizi zayi etmesin. İnsanoğlu yaşattığını yaşamadan ölmeyecektir. Ben her zaman bu toprağın üstü kadar altında olduğunu söylüyorum. Bu kadar haksızlık, bu kadar hukuksuzlukla Eğitim Bakanlığı ve ÖSYM bir suçlu da o. Onu da size söyleyeyim. Böyle tek taraf falan suç yok. Çok. Bu kadar olmaz. Tamam. Yani sizlerin bu kadar itirazsız, yani bu ne yapıyoruz diyemeyen insanlarla dolmuş. Kardeşim, böyle bir şey olur mu ya? Siz niye diyemiyorsunuz kardeşim? Böyle bir şey olabilir mi? Sınavın senenin ortası gel, zaten bunu diyemediğiniz için zaten sürekli olarak sürekli olarak sınavlar değişiyor. Bir sistem önce denenir. Denendikten sonra eksik yönleri belirlenir. Eksik yönleri güçlendirilir ve sistem devam eder. Eğer bir nesli, nesilsel anlamda yaratmak istiyorsanız. Ama siz ne yapıyorsunuz? Sürekli aynı şeyi bozarak, oynayarak, bozarak, oynayarak, bozarak, oynayarak siz sisteme güvensiz, devletine kızgın ve küskün gençler yetiştiriyorsunuz. Adam devlet memuru diyor, hala maalesef ki devletine söven mi ararsın? Savaş çıksa ben gitmem diyeni mi ararsın? Savaş çıksa ben memleketi terk edem diyeni mi ararsın? Neler neler var, ben görüyorum. Ama bizim işimiz ne? Gerçekten şu milletine, devletine bağlı gençler yetiştirebilmek ve bunları devlet kadrolarına yerleştirerek iki gün sonra devleti bizlerin yöneteceğini unutmamak. Bu kadrolar yönetecek. Ben 82 doğumluyum. Sen 90 doğumlusun. Bir diğeri 2000 doğumlu. Sizlere, bizlere sıranın geleceği günler var. O yüzden devlet memurluklarına tecrübeli, liyakata önem veren, hak ve hukuk yemeyen öğrencilerimizi yerleştirebilirsek, bu devletin içindeki bozulmuş mekanizmaları tekrardan düzeltme imkanına sahibiz. Ama en çok bozulmanın yaşandığı yerlerden biri Milli Eğitim, Bakanlığı ve ÖSYM'dir kardeşim. İkisinin ortak hareket etmesi bizi bitiriyor. Yani birinin birine, kardeşim, itiraz mekanizmanız yok mu sizin ya? Siz niye demiyorsunuz? Bu, bu böyle olur mu? Niye diyemiyorsunuz? Şimdi statü kaybetmemek amacıyla veya yeri kaybetmemek amacıyla yapılan haksızlıklara karşı susmayan, bizim dilimizde din şeydir kardeşim, dinsiz şeytandır. E siz niye böyle şeyler yapıyorsunuz ya? Bu yerin üstü kadar altı yok mu kardeşim? Nasıl hesap vereceksiniz bu kadar insana? Nasıl hesap verecek? Kamudasınız, bak. Kamu, kamu, kamunun şakası yok. Ben Nazım'la didişirim. Nazım'a giderim. Nazım kardeşim derim. Hakkını helal et. Kalbini kırmıştım. Şöyle bir laf etmiştim. Ya da Nazım der ki, "Abi sana ben bir şöyle yaptıydım, bir hakkını ben helal ederim." O helal eder, biter. İki kişinin hakkı helal etmesi kadar kolay bir şey yok. E siz bütün memleketi etkiliyor, kararlar alıyorsunuz. Bunun hak helali nasıl olacak? Vallahi yapmayın. Hem bu dünyanızı yakıyorsunuz, hem öbür tarafınızı. Çok zor. Çok ahiret çok çetin. Bu hesaplar bir gün tek tek. Bu dünyada sizden şu an hesap soran yok ama iki gün sonra ahirette bu hesaplar önünüze tek tek gelecek. Bugün kaç kişi ağlayarak size ah etti? Yazık mı ah ettiğe? Dua almak varken niye ah alıyorsunuz? Dua almak varken niye ah alıyorsunuz? Çünkü derdiniz atama yapmak değil, atama yapmamak. Ben öğrenciyi burayı bu noktaya çekebilirsem anlamsal açısından söylüyorum. Öğrenci beni anlayacak. Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen ataması yapmak istemiyor arkadaşlar. Bunu artık anlayın. Çünkü öğretmen ihtiyacı azaldı. Bir de nüfus planlamasına geriye doğru gittiğimizden dolayı artık iki gün sonra, iki gün dedim yani bu çok uzun bir zaman değil, 10 yıl sonra mevcut öğretmenlerin normu ortaya çıkacak. Ne demek istiyorum? Çünkü o kadar öğrenci olmayacak. Bugün bak, ilkokul 1'den itibaren 9.000 öğrenci yok. Öbür seneden itibaren bir üzerine 8.000 daha git. Bu ne demek? Aşağıdan gelen ve seni besleyen öğrenci kitlesi ortadan kalkıyor demek ki. O yüzden kötü bir zamana denk geldik. Savaşların ortasında, İsrail, İran, Amerika, İran, Amerika, Grenada, Amerika, Venezuela dön, ya bu ateş çemberi kardeşim. Bu çemberden etkilenmeme şansı la hiç savaşa girmem, gene ekonomin bozuluyor. Altın yükseliyor, o yükseliyor, dolar yükseliyor. Yani demek istediğim ne ki arkadaşlar? Bazı şeyleri ben geçen de burada bir video çekmiştim. 2030'a kadar dedim. Ne yaparsanız yapın. Atanmak mı istiyorsun? Atan. Evlenmek mi istiyorsun? Evlen kardeşim. Ne atama evliliğe engel, ne ona engel. O yüzden sizlerden ricam, ne hayaliniz varsa 2030 yılına kadarki olan kısımda halletmeye bakın. Çünkü ya 2030'da biz bir dünya devi oluruz, Ortadoğu'ya hükmederiz, adalar bizim olur, ya başka şeyler olur, ya caydırıcılığı çok yüksek olur ya da değerli arkadaşlar, maalesef ki birkaç devlet tarafından bir işgal edilme mevzusuna doğru gidiyoruz. Yani bunu görmemek mümkün değil. Yani bir tarihçi olarak ben görüyorum. Ben 5 yıl sonrasını görebiliyorum ne olduğunu. Sen tarih öğrendikçe önünü daha fazla görmeye başlayacaksın. Yaş aldıkça, okudukça devlet stratejilerini, uluslararası ilişkileri anlayacaksın. O yüzden ne yapın ne edin, hiç kimse motivasyonu düşürmesin. 6 da çıksa yaparsın, 16 da çıksa yaparsın. Bütün mesele budur. Hepinizin full yapması dileğiyle geldik Türk dış politikasına. Hemen şöyle söyleyeyim. 23-38 arası ki Hatay'ın katılımıyla beraber onu 39 diye sayıyoruz. Mustafa Kemal'in vefatına kadarki sorunlar ilk iki satırı bu. Bir de bunun 32-39 versiyonu var. Şimdi mantık şu. 1923'ten 1933'e kadarki olan dönemde Türkiye özellikle Lozan'dan kalma sorunları çözmüştür. Çıkan bir KPSS sınav sorusudur. Ne sordu? Türkiye'nin 1923-30 yılları arasındaki temel dış politikası nedir diye sordu. Cevap Lozan'dan kalan sorunları çözmek. O zaman bir yazalım önce onun lazım. >> Evet, bu döneme gerek yok. Lazım. Ne diyelim? Lozan'dan kalan sorunları çözmek. Doğru mu? Evet. Temel amacımız bu. Prensibimiz "Yurtta su, cihanda su." Bunu bak, bu bir mecburi politikadır. Bunu anlamıyor öğrenci ya. Ya arkadaş, Mustafa Kemal gelse bugün tekrar dirilse bu politikayı kendi eliyle laf eder. Diyeceksin ki, "Hocam niye?" Çünkü Cihan Harbi'nin arkasına denilebilecek en güzel söz barışla ilgili olan sözdür. "Yurtta su, cihanda su." Bak, cümlenin güzelliği inanılmaz ama bugün kendi kastı demez. Hatta kendinizi belki de savaşa soktunuz. Evet. Kim ne derse desin kardeşim. Çünkü hep geride bekleyerek bir yere kadar varabiliriz. Yani ne demek istiyorum? Hep bize saldıracak. Hep ilk kurşun öbür taraftan gelecek. Bunu beklemeyiz. Bir gün Türkiye büyük bir reaksiyon alacaktır. Bugün Mustafa Kemal Atatürk'ümüz kalksa dirilse bu politika, arkadaşlar, ben bu politikayı bir daha Dünya Savaşı gibi savaş, Cihan Harbi çıkmasın, bir daha topraklarımızı gene başkaları tarafından paylaşılmaması için söyledim der. Ve bir başka meselemiz, sonuçta biz büyük olsun, Sakarya olsun, işte Çanakkale, Trablus, kaptan bu yana çok insan kaybettik. Tekrardan insanların savaşacak gücü yok Lozan'da. O yüzden çok çetin çarp bir şeyler olsa dahi Lozan'da hani bazıları dedi, "Lozan'da şurayı alamadık, burayı." Evet, doğrudur. Ama bir de bıkkınlık var arkadaşlar. Herkes Lozan imzalanmasını bekliyor. Lozan'a mesela ilk ara verildiğinde İsmet İnönü'ye yağdırıyordu millet, "Sen nasıl imzalama düşün ya?" diyordu. "Nasıl imzalayayım? Bunu dayatıyorlar, bunu dayatıyorlar." Anladınız mı? İnsanların beklentisi anlaşmanın hemen imzalanması, Türkiye'nin bağımsız artık devletler tarafından kabulüydü. O yüzden bazı meseleler Lozan'dan sonra bir kere daha gündeme geldi. Bak, bu meseleleri tek tek işleyeceğiz. Mesela Lozan'da İngiltere ile aramızda gündeme gelmişti ama İngiltere dedi ki, "Kardeşim, bak sen burayı petrol için istiyorsun. Biz ise buradaki Türk varlığı için istiyoruz. O yüzden bu mesele Lozan'da görüşmeyelim. Sadece seninle beni mi ilgilendiriyor? Evet. O zaman ne yapalım? Misak-ı Milli'nin içindedir Musul. 30 Ekim 1918'de Mondros imzalandıktan sonra işgale uğramıştır. 3 Kasım'da bizim Misak-ı Milli'miz ne? 30 Ekim 1918'de Mondros'un imzalandığı gün işgale uğramayan herhangi bir Türk kenti Misak-ı Milli sınırı. O zaman Musul bir Türk kenti olduğuna göre, Musul, Kerkük, Süleymaniye bu arada buralar ne olacak? Misak-ı Milli sınırı içinde olacak. Peki biz Musul meselesini Lozan'da İngiltere ile baktık ki, eee, görüşmeleri uzatmaya yönelik bir şey olduğunu anladık. Dedi ki, "Senle benim aramdaki meseleye gel, Lozan'dan sonra görüşelim." Tamam dedi. Lozan'dan sonra 9 ay içinde toplanması karar verildi. Dikkat, bundan sonra anlatacaklarım hepsi sınav sorusu olmuştur, gene de olacak. Arkadaşlar, İstanbul'da Haliç Konferansı yapıldı. Bu konferansa İngiltere katıldı. Biz de katıldık tabii ki, bizim ülkemize. İkimizin arasında görüşmeler başladı. Şimdi İngilizlerin birinci ve en önemli taktiği, bunu Türkiye'deki diplomat olan tüm herkese öneriyorum. Çünkü bunu böyle davranmazsak biz de hata yapıyoruz. Savunmada kalarak da ne olmuyor? Diplomasi olmuyor. Adam diyor ki, "Musul, Kerkük, Süleymaniye zaten benim. Ben diyor, Hakkari'nin yarısını da istiyorum." Şimdi [kahkaha] Türk diplomatları neye burada? O zaman Türk diplomatları diyor ki, "Ulan adama biz Musul, Kerkük diye oturduk, herif bir de bizden Hakkari'nin yarısını istedi." Yarısını istemek ya da tümünü istemek. E bizimkilerin ilk şimdi önceliği ne oldu? Nereyi kurtarmak oldu? Hakkari. He. E Hakkari'de Nasturi isyanı çıkartmışsın zaten. Doğru mu? İngiliz destekli. E bir de biz doğuda Şeyh Said işlerle uğraştık. O yüzden Türkiye'nin eli zayıflamıştır. Haliç Konferansı'nda şu hemen biraz geriye doğru tekrar gideyim. Haliç Konferansı'nda bizi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Ali Fethi Okyar. Bakın, bir daha söylüyorum, Ali Fethi Okyar temsil etmiş. Peki sizce adam Musul, Kerkük, Süleymaniye'ye vermeyip Hakkari'nin yarısını bizden istemişse, e biz bunu kabul etmeyeceğimize göre konu Cemiyet-i Akvama gitmiş. Dikkat, Milletler Cemiyeti. Türkiye şu an üye değil. O Milletler Cemiyeti'ne en etkin üye de İngiltere. O zaman İngiltere en etkin üyeyse Milletler Cemiyeti'nde, sizce Musul meselesi ile alakalı nasıl bir karar çıkartması beklenir? Kendi lehine ve lehine de karar çıkarttı. Ve Musul'da özellikle dikkat, Birleşmiş Milletler Cemiyeti'ne alınan bir karar var. Karar önce şu. Dediler ki, "Önce bir sınırı tespit edelim" dediler. Bir hat çizdiler. Değerli arkadaşlar, bu hatta biz Brüksel Hattı diyoruz. Bu Brüksel Hattı çizildi. Dikkat. 1926'da yapacağımız Ankara Anlaşması da zaten bu hat kabul edildi. Ne demek istiyorum? İngiltere zaten hattı Milletler Cemiyeti'ne çizdirdi. Anlaşıldı mı? Hakkari'yi bize vermek şeyiyle, Musul, Kerkük, Süleymaniye Irak'ta kalacak ve Musul petrollerinin %10'u ise 25 sene süreyle Türkiye'ye verecek. Eğer Türkiye ek bir protokolle 25 sene %10 almak istemezse, 500.000.000 İngiliz lirası para alacak denildi ve Türkiye o paraya herhangi ihtiyaç duyduğundan dolayı ki bana göre yanlış bir karar. Bu günün mantığıyla söylüyorum. Belki de o gün için doğruydu. Bunu şey alarak bir kere daha söyleyeyim. Bugün baktığımızda keşke böyle olmasaydı. Çünkü bir de biz o parayı nasıl aldık biliyor musunuz? Taksitle aldık. Sonra Irak'ta devrim oldu. Devrimden sonra, eee, Irak parayı vermedi falan. Ya birçok sıkıntı yaşadık. Keşke parayla değil de %10 petrol bizim işte şeye girseydi, ülkemize gelseydi de devam etseydi. Çünkü sonuçta İngiltere'de yaptığımız anlaşma nihai bir anlaşma. Şimdi o zaman ben Musul meselesi ile alakalı sınava girdiniz. Size soru şöyle gelecektir. Yani gelirse yeni nesil bir de klasik sorayım. Klasik şu: Lozan görüşmelerinde gündeme gelmesine rağmen çözümü sonraya bırakılan tek mesele nedir? Cevap: Türkiye-Irak sınırı. Yani diğer adıyla Musul meselesi. İkinci klasik soru: Haliç Konferansı. Aşağıda verilen hangi sorunu çözmek amacıyla İngiltere işte bilmem ne, işte 1924 tarihinde toplanmıştır? Cevap: Türkiye-Irak sınırı. Bu arada siz Musul, Musul deseniz de bunun gerçek adı neymiş? Türkiye-Irak sınır problemi. Üçüncü klasik soru: 1926 Ankara Antlaşmasıyla aşağıdaki hangi bölgenin kaybedilmesiyle Misak-ı Milli'den taviz verilmiştir? Cevap: Musul. Çünkü biz Musul'u Irak'a bıraktık. Şimdi klasik olmayanlara geçiyorum. Nazım öğretmen dersinde "Brüksel Hattı", "Haliç Konferansı" ve "Ali Fethi Okyar" kelimelerini kullanmıştır. Buna göre Nazım öğretmen dersinde hangi konuyu anlatmaktadır? Cevap: Musul meselesi veya diğer adıyla Türkiye-Irak sınır problemi. Burayı anladık mı? O zaman bu sorun bir, Lozan'da gündeme gelmesine rağmen çözümü sonraya bırakılmış. İki, bu sorun sadece benle İngiltere'yi ilgilendiriyor. Üç, Haliç Konferansı bu sorunu çözmek için yapılmıştır. Dört, Haliç Konferansı'nda bizi Ali Fethi Okyar temsil etmiştir. Beş, konu çözülemeyince Milletler Cemiyeti'ne gitmiştir. Altı, Milletler Cemiyeti Brüksel Hattı diye bir hat çizmiştir. Yedi, eee, önce Nuri, sonra Şeyh Sait isyanlarından sonra Türkiye'nin eli zayıflamıştır. Sekiz, 1926'da Ankara Antlaşmasıyla bu sorun çözülmüştür. Ancak bu sorun aleyhimize çözülmüştür. Neden? Çünkü Misak-ı Milli içindeki Musul, Irak'a, İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılmıştır. O yüzden Misak-ı Milli'de kaçıncı tavizdir? Üç. Hadi bir sayalım baştaki tavizleri. Bir, hatırlayın, Batum Moskova Anlaşması'na gitmişti. İki, Hatay Ankara Antlaşması 1921'de gitmişti. Üç, Musul yine Ankara Antlaşması'yla gitti. Ankara Antlaşması'nın birini 1921'lerde Fransa'yla yaptık. Diğerini ise 1926'da İngiltere ile yaptık. Hadi başlayalım kısaca yazdır. Geldik. Lozan'da gündeme gelmesine rağmen çözümü sonraya bırakılan tek meseledir. Çözümü sonraya bırakılan tek meseledir. Devam. >> 1924'te Haliç Konferansı düzenlenmiştir. Haliç Konferansı düzenlendi. Yazıyor mu devamında? Ali Fethi Okyar temsil etti. >> Diğer. >> Diğer mantı. Tamam. Bu konferans >> Bu konferansı TBMM'yi ya da TBMM'de Türkiye Cumhuriyeti'ni artık Ali Fethi Okyar temsil etmiştir. Bu kimdir peki bu esnada? Görevi ne? Dışişleri Bakanı. Dikkat. TBMM Başkanıdır. Tamam. Ali Fethi Okyar temsil etmiştir. Bir kere daha söylüyorum. Ali Fethi Okyar o zaman neymiş? Meclis başkanıdır. Devam. Konu Milletler Cemiyeti'ne >> 1925'te konu Milletler Cemiyeti'ne götürülmüştür. Evet. >> Evet. >> Suriyelilerin >> Suriyelilerin İngilizler tarafından silahlandırılması bize karşıladı. Evet. >> Süleymaniye kentinin vurulması >> bizi buna mecbur bırakmak için Süleymaniye kentinin vurulması. Süleymaniye kentinin uçaklarla vurulması arkadaşlar. Vurulması. Evet. Şeyh Said isyanının çıkması >> ve Şeyh Said isyanının çıkması. Evet. >> Evet. İsyanın çıkması bu meselede Türkiye'nin elini zayıflatmıştır. Türkiye'nin elini zayıflatmıştır. Tamam. Zayıflattı. Bu arada şunu da söyleyeyim. Bundan önceki bu Milletler Cemiyeti'nde hangi hat belirleniyor? Brüksel Hattı. Tamam. Yani aslında günümüzdeki hatı Irak hattı. Devam. >> 1926'da İngiltere ile yapılan Ankara Antlaşmasıyla bu sorun çözülmüştür. Ankara Antlaşmasıyla bu sorun çözülmüştür. Ama aleyhimize tabii ki. Nereye gitti? Musul'a gitti. Evet. Son madde. >> Musul. Bu anlaşmayla İngiliz mandaterliğindeki mandasındaki Irak'a bırakılacak >> ve Musul petrollerinin değil mi? >> %10'u petrollerinin %10'u ne olacakmış kardeşim? >> 25 sene süreyle Türkiye'ye verilecek. Türkiye'ye verilmesi kararlaştırıldı. Türkiye'ye verilmesi kararlaştırılmıştır. Evet. Bütün mesele bu. Peki o zaman bizim İngiltere ile herhangi bir başka meselemiz var mı? Yok. O yüzden aslında bu meselenin bitimiyle beraber Türk-İngiliz ilişkileri de gelişmeye başlayacaktır arkadaşlar. Aslında tam böyle de anlatılıyor da tam böyle de değil de neyse, hadi ben de öyle anlatayım. Alakası yok da yani en azından bir sorun ortadan kalkacak. Aleyhimize de çözülse, ana mesela Türkiye Cumhuriyeti'nin mesela Milletler Cemiyeti'ne girmesini isteyecek İngiltere. Bak, sorun ne güzel. Sen barışçıl yönden çözüyorsun, maşallah sana diyerek evet, evet, bizi kazandıracak Milletler Cemiyeti'ne. Bu bir. İki, bizi çok sevdiğini falan düşünmeyin İngilizlerin. Eee, hani Ankara'yı başkent ilan etmiştik ya hatırlayın. Öyle oyun oynadı ki İngiltere, biz mesela konsolosları ve büyükelçilerini hiçbiri taşımadı. Ta 1929'larda taşıdı. Hala başkenti ne kabul etti? Yıllarca İstanbul kabul etmiştir. Tabii, yani senin biz hala Osmanlı Devleti'ni muhatap alıyoruz. Osmanlı Devleti çözülmüş, bir Osmanlı Devleti, dağılmış bir Osmanlı Devleti. Tabii ki hoşuna gider. Yavuz zamanında neredeydi? Kanuni Sultan Süleyman zamanında neredeydin? Değil mi? Sormazlar mı adama? He. O yüzden arkadaşlar, yani evet, genelde mantıklı diyoruz. İngiltere ile aramızdaki tek mesele bu olduğundan dolayı çözülmese Türk-İngiliz ilişkilerini artı yönde, olumlu yönde etkilemiştir. Dikkat. Buranın en önemli sorularından bir tanesi bir kere daha söyleyeyim. Musul'un kaybedilmesi, Misak-ı Milli'den değil mi? Taviz verilmesidir. Kaçıncı tavizdi? Üçüncü taviz. Evet. Musul'un kaybet. Burayı anladık mı? En çok soru bu arada buradan gelir, haberiniz olsun. Şu iki ara, hangi soru gelir? Bir bu, bir de nüfus mübadelesi. Ama hepsi gelmiş mi? Hepsi gelmiş bu arada. Onu da söyleyeyim. Şimdi Lozan'da aslında yabancı okullar konusu çok gündeme gelen bir konu değil. Zaten Türkiye'nin çıkaracağı kanunlara herkesin uyma şartı getirdi. Türkiye hangi kanunu çıkarttı? Eğitim ve öğretim birleştirmesi anlamına gelen Tevhid-i Tedrisat'ı çıkarttı. Neydi Tevhid-i Tedrisat? Hatırlayın bakalım. Eğitim ve öğretim birleştirilecek. Doğru mu? Tüm okullar kime bağlanacak? Yabancı ve azınlık okulları da dahil Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanacak ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın tüzüğü ve yönetmeliği ve genelgesine göre bu okullarda yönetecek. Buna kim karşı çıktı? Vatikan karşı çıktı. Papalık karşı çıktı. Fransa karşı çıktı. Amerika karşı çıktı. Niye karşı çıktılar? Burada Türkiye'de kimin okulu varsa o karşı çıktı. Ancak sözcülüğünü Fransa yaptığından dolayı en çok sorun, en hani sadece sorun Fransa'yla yaşanmış zannediliyor. Alakası yok. Bakın, gelen bir sınav sorusudur. Bir, Vatikan. İki, Fransa. Üç, ABD. Yukarıda verilenlerden hangileri Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla beraber yabancı okullar sorunun tekrardan gündeme gelmesine neden oldu? Cevap: Üç. Üç ülkede sorun yaşadık. E hocam, bize yıllarca Fransa öğretildi. Hayır. Fransa olur mu ya? Vatikan'la da sorun yaşadım. Niye Vatikan'la sorun yaşadım? Çünkü yabancı okullardan ne çıkarttın? Tepelerindeki haç işaretini kaldırdın. İkinci veya üçüncü katlarında bulunan ayin salonlarını kapattın. Kapattın. Ayin salonları vardı. Kapattın. Atıyorum onların sunak diyeceğim de sunak değil ya. Şöyle çocuk doğduğunda vaftiz edilmesi için. >> Yok canım, tüs olurum. Allah'ın ne tütsü >> Oğlum? Sen çok kiliseye gidiyorsun, biliyorsun. [kahkaha] Ya, çocuklar şeye, sunak değilim de anla yani o sunaklar falan filan vardı. Kaldırıldı başkan. Bak, birçok şey var yani yabancı okullarını hiç sadece okul gibi görme. Orası biraz sanki kiliseye, kiliseden yani ufak bir kilise olarak gibi de düşünebilirsin. E Vatikan'da tabii ki buna karşı çıkmıştır. Evet, yabancı okullar. Peki soru nasıl geliyor? 1924'te Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarttığı hangi yaptığı ya da yaptığı hangi inkılap sonucunda yabancı okullar sorunu gündeme gelmiştir? Ha, o zaman ben neyi bileceğim? Demek ki Türkiye bir hamle yapmış. Halbuki Lozan'da çözülmüş mesele. Tekrar hortlamış. Hortlamış olan mesele ne? Yabancı okullar. Hangi kanun? Tevhid-i Tedrisat. Hadi bakalım. Yazıyoruz. Buyurun. >> 1924'te çıkarılan >> 3 Mart. 1924'te çıkarılan Evet. Ah, bir de konuşsan neler söyleyeceksin Nazım be. Tevhid-i Tedrisat kanunuyla bu sorun tekrardan ortaya çıktı. Bu sorun ortaya çıktı. Devam. >> Fransa, Papalık ki bu Papalık Vatikan diye de gelebilir size. Tamam. Ve okulu olan devletlerle sorun yaşandı. Çünkü biz şartlara uymayanları ne ile tehdit ettik? Kapatmayla. Kapattık mı? Evet. Kapattığımızdan dolayı arkadaşlar Türkiye ha, bu arada bu meseleyi özellikle Fransa ve Papalık nerede istedi? Uluslararası bir platformda istedi. Görüşülsün diye. Aynı Mehmet Ali Paşa olayı gibi, aynı ne bileyim Cem Sultan olayı gibi iç sorunumuzu dış sorun haline getirmek istedi. Biz karşı çıkınca ne oldu? Bu sorun uluslararası bir platformda çözülmedi. Herkes bunu olması istendi. Söyle bakalım. >> Türkiye'nin kararlı tutumu sonucu. >> Türkiye'nin kararlı tutumu sonucu. Evet. >> Yabancı okullar. Yabancı okullar >> Türk hükümetinin isteklerini ne yapacaktı? >> Yapmak zorunda kalmıştır. Yapmak zorunda kalmıştır. Doğru mu? Hatta bazıları ne der biliyor musun? Türkiye'nin kazanmış olduğu ilk dış politika zaferidir. Niye? Halbuki şimdi burada zafer nerede diyeceksiniz değil mi? Uluslararası platforma katılmayı reddetmesi, o kadar baskıya rağmen işte gel bu sorunu şurada çözelim, İsviçre'de toplanalım, bir daha bakalım şu yabancı okulların statüsünü bir daha görüşelim demesine rağmen Türkiye bu kararı reddetti, Tevhid-i Tedrisat'a uymayana kapatacağım dedi ve kapattı. Onu da söyleyeyim, uymayanları kapattı. Patikane, ulan zaten Lozan'da Mustafa Kemal'in en çok isteği neydi? Kendilerini savaş cephanelik gibi gösteren, dinle alâkadar olmayıp da din ve devlet işleri, ruhanilik, güncel işler, gündelik işlerle burnunu çok sokan ve ekümenlik iddiasında bulunan Patikane'yi muhakkak ki İstanbul'un dışına çıkartmak istedi. Dikkat. Ancak dışına çıkartmak istese de bu oldu mu? Olmadı. Bütün dünya devletleri buna karşı çıkınca biz de ne yaptık? 1926'larda göreceksiniz Medeni Kanun'la onların konsolosluk haklarını daha, eee, mahkemelerde bu, onları yargılama hakkını ele aldık. Dedik ki, "Sadece Türk mahkemelerini kendisinin bir mahkeme kurma yetisini elinden aldık. Dünyevi yetkilerini elinden aldık. Ekümen olamazsın dedik. Patriği biz seçeceğiz" dedi. Şu an Patriği kim seçiyor? Biz, Türkiye seçiyor arkadaşlar. Türkiye o zaman Ortodoksların şu an koruyucusu mudur? Evet. Evet. Lan, bugün Papa'nın en çok geleceğine bizim Türk Ortodokslar karşı çıktı. Biliyorsunuz değil mi? Twitter'dan veriler. Senin burada ne işin var da pis herif de bilmem ne. Lan bizim etmediğimiz naklar Ortodoks Katolik ediyor. Evet. Onların içinde acayip rekabet var. Acayip. Bizim çıkartmak istediğimiz Patikane'nin bir başka sebebi de hatırlayın bakalım. Nüfus mübadelesi. Mübadeleyle neydi başkanım? İstanbul'a sonradan yerleşenler olmayacak. 30 Ekim, birazdan geleceğim. 30 Ekim 1918'den İstanbul'a önce yerleşenler İstanbul'da.
yerli Rum sayılacak ve mübadele değişkuşun dışında tutulacak. Peki 30 Ekim 1918'den sonra gelmişse mübadele edilecek. Peki bir tane adam Konstantin Araboğlu doğru mu? Biz Türkiye olarak bunu ne yaptık başkan? E sen dedik İstanbul'da 1920'de gelmişsin Konstantinciğim. O zaman seni de biz ne yapıyoruz? Mübadele ediyoruz. dışarı yolluyoruz. Adam bunu kabul eder mi? Yunanistan bunu kabul eder mi? Anladınız patikan soru niye ortaya çıktı? Türkiye'nin mübadele kapsamında patriyi eee mübadeleyle yurt dışına çıkarma, Türkiye dışına çıkarma meselesidir. Bu sebepten dolayı Türkiye ile Yunan ilişkileri gerildi. Artı biz ne yaptık? Gerçekten de şunu yapacağız. İleride medeni kanuna da bunların mahkeme kurma yetkisini elinden alacağız. Hadi bakalım. Patkan sol. Bu sorunun gündeme gelmesinin temel sebebi evet. >> Yunanlıların Patrik seçim >> Yunanlıların Patrik seçimine müdahale etmesi. Doğru mu? Karışması. Evet. >> Bunun üzer Türkiye >> Bunun üzerine Türkiye >> işbirliği >> Yunanlılar ile işbirliği içinde olan evet. Evet. Konstantin Arapoğlu. Evet. >> Arapoğlunu biraz da bunda ne meselesi de var? Naz mübadele. Sınır dışı etmiştir. Evet. >> Türkiye cumeti. >> Evet. >> Türkiye Cumhuriyeti >> Patrikli'ye evet. bir zaman siyasi bir >> hiçbir zaman siyasi bir yetki vermemiştir. Yetki vermemiştir. O zaman biz Patikan sorunu kimle yaşıyoruz? >> Yunanlılarla yaşıyoruz. Şimdi neden diye soracaksınız. Adam sana yukarıya beş tane sorun verecek. Söyleyeyim size. Sorunuzu da. Hani gelen en çok modül sorulardan biridir. Patikan Adana Mersin Demir Yollarının birleştirilmesi, dış borçlar sorunu, nüfus mübadelesi, Hatay sorunu. Yukarıda verilenlerden hangileri? Fransa'yla yaşamış. Burada da en çok gelen sınav sorusu da budur. Ama ben Patikanen'in Yunanlılarla, Hatay'ın Fransızlarla, işte dış borçların Fransa'yla, Adana Mersin D'emirolların Fransa'yla. Demek ki biz en çok sorunu kimle yaşıyoruz? Fransa'yla. Birazdan Fransa'yla başlayacak sorunlar. Ama şunu söyleyeyim. Sorunun kalıbı böyle gelirse öğrencinin hangi devlette hangi sorunun yaşadığını bilmesi lazım. Örneğin Musul meselesini kimle yaşıyoruz? İngiltere. Patkane'yi kimle yaşıyoruz? E yabancı okulları. Yabancı okulu olan herkese. >> Anlaşıldı mı? Alayını. Onun işte Fransa'da var mı? Var arkadaşlar. Genelde hep şöyle yazar işte Türkiye yabancı okullar sorunu Fransa'yla yaşamıştı. Olur mu ya? Fransa olur mu? Hepsiyle yaşadı. Alayıyla. Kimin okulu varsa o karşı çıktı. Şöyle gelsem daha iyi. Evet efendim. Neye geldik? Bozkurt Lotus. Şimdi eee Türkiye'nin bir başka olayı ise Bozkurt Lotus olayı. Bu da çok ilginç bir olay. Bir tane gemimiz var. Gemimiz Midilli açıklarından seyrediyor. Karşıdan Fransa gemisi geliyor. Bak şimdi karşıdan Fransa gemisi gelince ne olur arkadaşlar? Rotaya girmişsin. Benim rotama giriyor Fransa. Ne demek istiyor? Sen çekil demek bu. Selektör yapıyoruz. Korna çalıyoruz. Efendim? Bağırıyoruz, çağırıyoruz. Elif de çıkmıyor. Ne oldu? Büyük gemi, küçük gemiyi batırdı tabii. Eee, oranın kaptanı, bizim kaptan 8 mürettebat şehit. Hepsini aldık ve Türk mahkemelerinde yargılamak istedik. Fransa dünyayı ayağa kaldırdı. Siz kimsiniz de dedi, açık sularda olan bir yerde benim kaptanımı alıp da yargılayacaksın. Hatta biz yargıladık. Eee, böyle çok cüzli de bir ceza verdik. Öyle 8 ay mı, 9 ay mı? Yani ona rağmen bunu kabul etmediler. Ne oldu sonuç? Konu Milletler Cemiyeti'ne bağlı Lahey Hollanda'da bulunur. Adalet divanına götürüldü. Bizim de bir avukatımız var. Bu avukatımızla biz de oraya gönderdik. Avukatımız gitti bu davayı kazandı. Türkiye için itibar meselesi. Bu davayı kazanmakla beraber demek ki o Fransız'ın Türk mahkemelerine yargılanması doğruymuş. Doğru mu? Bundan sonra Mustafa Kemal 1934'te bu kişiye gel bakalım sana Bozkurt soyadını verelim dedi. Ondan dolayı yani bu olaydan dolayı aldı. Bu adam Mahmut Esat Bozkurttur. Muhakkak ya hayatını bence bir araştırın. Kimmiş bu adam? Biliyorsun bu adam adalet bakanlığı da yaptı ülkemizde. Bir bakalım kimmiş Mahmut Esat Bozkurt. Bir gün bir sınavda gelecek Mahmut Esad Bozkurt da bunun böyle sorulmayacak. Yani Mahmut Esat Bey diye gelir, Bozkurt diye gelmez. İşte der ki Lotus olayında ya da gemi çarpışma olayı nedir diye soracaklar. Bozkurt Lotus. Bozkurt Lotus olayında Türkiye'yi temsil eden kimdir diye soracaklar. Cevap Mahmut Esad Bey olacak. Niye? Hem de doğru söylüyorlar. Çünkü 26'da olan bir olay olduğu için soyadı kanunu yok. muhakkak oraya B yazacaklardır. Böylelikle ben şunu bilmem lazım. Bir, ben bu sorunu hangi devlette yaşadım? Fransa. 2. Bu sorun nereye gitti? Lahy adalet divanına. 3. Lahy adalet divanında beni kim temsil etti? Mahmut Esat Bey. tane sınav sorusu var. Yapar mısınız? Üçü de soruldu mu? Evet. Üçü de sorulduğundan dolayı ben bu soruyu yapacağınızı rahatlıkla düşünüyorum. Hadi bir yazalım kardeşim. Bozkurt Lotsay. >> Evet. Lotus adındaki Fransız gemisinin evet. >> Bozkurt gemimizi batırma olayıdır. Bozkurt gemimizi batırması olayıdır. Evet. >> Konu Lahi Adalet divanda >> konu la bu Birleşmiş Milletlere bağlıdır bu arada adalet divanına götürüldü. Uluslararası dava yani. Evet. Türkiye savunur. >> Bir sonraki madde mi? >> O da sonraki >> yok. Buraya yazayım. Kimmiş savuna? Mahmut Esad Bey. Türkiye'de Lahey'de bizi savunan. Davayı kim kazanmıştır? Davayı Türkiye kazanmıştır. Mustafa Kemal ne verecek? Mustafa Kemal Mahmut Esat Bey'e Mahmut Esad Bey'e ne veriyormuş değerli arkadaşlarım? Soyadı kanununda soyadı kanunu çıkınca bir soy isim veriyor. Ne soyismi veriyor? Bozkurt soy ismini vermiştir. Soyadını verdi. Evet. Bunu da söylemiş olalım. Bu sorun hangi devlette yaşanıyor? Dikkat dikkat dikkat. Fransa. Demek ki ben Fransız bilecek mi? Bileceğim. Gelelim nüfus mübadelesine. Dikkat. Bu sorunu yaşadığımız devlet hangi devletmiş? Devlet dediğime bakma. Kim? Yunanistan. Şimdi ben hemen bir olayı anlatayım. Lozan görüşmelerinde bizim Yunanistan'la en büyük iki meselemiz vardır. Biri savaş tazminatı meselesi. Hatta iki sınırlar meselesi. 3 değerli arkadaşlarım mübadele. Niye mübadele biliyor musunuz? Çünkü bizim 30 Ekim 1918'den sonra Mondros'tan sonra Anadolu'nun biliyorsunuz ki güneybatısının yukarısından başlayarak Trakya'da dahil olmak üzere bunlar ilhak etmek istediklerin için. İki gün sonra anam burada bir plebizit yaparlar, halk oylaması yaparlar. Biz ne yapalım? Burada nüfusu fazla tutalım diyerek adalardan, Selanik'ten, Atina'dan, Yunanistan'ın çeşitli bölgelerinden sürekli olarak buraya insan getirdiler ve 100 b000 aşkın Rum İstanbul'a geldi. Böylelikle amaçları neydi? İstanbul'da ileriki zamanlarda Yunanlıların alma isteğini de gösteriyor bu. Peki değerli arkadaşlar bunlar hepsi 32198'den önce sonra yerleşmeler. Bir de tabii ki yıllardan beri olanlar da var. Aynı şekilde Batı Trakya'da. Batı Trakya'yı aldıktan sonra sizler de biliyorsunuz 1. Murat'tan itibaren ağırlıklı olarak değerli arşlar Balkanlara doğru iskan politikamız var. 600 yıldan beri de bizimkiler orada. E seçim nasıl çıkaracak? O yüzden kendi aramızda bir anlaşma yaptık ve bu anlaşma hemen Lozan'dan önce yapılmıştı. Bakın 30 Ocak 1923'te bakın Lozan'a dikkat edin. Lozan'ta Temmuz'da. O zaman neredeyse biz Lozan'dan önce Yunanistan'da bu sorunu çözmüşüz. Sorun şu, karar şu daha doğrusu. İstanbul'da oturan Rumlar ile Türkiye, Batı Trakya'da oturan Türkler etabli yani yerleşik sayılacak. Yani ne demek? Bunlar yer değiştirmeyecek. Çünkü yer değiştirmesi büyük sorun. Oradan 300 adam, buradan 500.000 adam. Yer bul, yurt bul, kim kime ne verecek, mallar ne olacak. O yüzden demişiz kardeşim bunlar yerli, yerli insanlar, yerli Rumlar, yerli Türkler. O yüzden bunların azınlık haklarını verelim. Ama bizler de ne yapmayalım? Bunları dışarı çıkar. Tamam mı? Tamam. Tamam mı? Tamam. Buraya kadar tamam. Diğer bölgelerdekiler ise yer değiştirecek. Şimdi Batı Trakya'nın dışında olan bir bölge söyleyeyim. Örnek Atina. Atina'daki bir Türk ile Karaman'daki bir Rum yer değiştirecek. Bir daha söylüyorum. Atina'daki bir Türk ile Karaman'daki bir Rum yer değiştirecek. Ankara'daki bir Rum yer değiştirecek. İzmir'deki bir Rum yer değiştirecek. İstanbul'daki bir Rum 30 Ekim 1918'den sonra gelmişse eğer. Peki hepinize sorun. Yunanistan İstanbul'da daha fazla Rum bırakma isteği yüzünden ne de olsa İstanbul'daki Rumlar yerli sayılıyor diyerek 23'ten 30'a kadar ekstra bir 100.000 daha getirdi mi İstanbul'a? Bir daha söylüyorum. Ne de olsa İstanbul'daki Rumlar ne de olsa geri gönderilmeyecek. E benim de amacım ileriki yıllarda tekrar İstanbul almak. Bugün evet. Türkiye savaşı kazanmış olabilir ama iki gün sonra dünyanın ne olacağı belli değil. O yüzden biz İstanbul'da ne kadar fazla Rum bırakırsak o kadar iyi diyerek 1923'ten 30'a kadar adamlar ne getirdi? İstanbul'a Rum getirdi ya. İstanbul'a Rum getirdi. Rum. E böylelikle ne oldu? İstanbul'da zaten 38 Ekim 1918'den sonra gelenler vardı 23'e. Bir de 23'ten 30'a kadar gelenler oldu. İstanbul oldu. Rum memleketi gene. Evet. Vallahi söylüyorum. Çok acayip bir şey oldu. Şimdi 23'ten 30'a kadar gelen bu insanlar tabii aylak aylak dolaşmadılar. Para da bunlarda olduğu için ticarete başladılar. Hemen dükkanlar açtılar. Dükkanlar açtılar. İşte üretime katkıda bulun. İnsan iş gücü işte Türk milletine işverdiler falan. Bunlar da var. İyiyse iyi yani biliyorsunuz. Sonuç ne oldu? 30'a kadar bizi sürekli oyaladılar. Hatta biz bunun için İskuk kimse anlatmaz. İskar bakanlığı veya diğer adı İsk ve Mübadele Bakanlığı diye bir bakanlık bile kurduk. Amacımız ne? Oradan Batı Trakya haricindeki Türkleri buraya getirmek. Buradakileri oraya güvenli bir şekilde götürmek. Mesela bu Ermeni meselesi bir daha gündeme gelmesi Türkiye çok iyi önlemler almıştır. Yani insanlar mallarını satmasına müsaade edilmiştir. Malları sattıktan sonra güvenli bir şekilde Yunanistan'a gitmesi eee çok önemlidir. Mesela hiç onunla ilgili bir tane bir şey duyuyoruz mu? Hani mübadelede de başımıza şu geldi, bu geldi diyen var mı? Yok. Çünkü gerçekten eee fotoğrafların, videoların sürekli kayıt altına alındığı, insanların rahatlıkla gidebileceğinin işte o sınırdan geçerken rahat edebilmesi için Türkiye bütün güvenliklerini ve gerekçe önlemlerini almıştır. Peki 23'ten 30'a kadar peyderpey 350.000 tane Türk bize gelmiştir. Yani Anadolu'ya gelmiştir. Yaklaşık olarak 150.000 tane de Rum bu tarafa doğru göç etmiştir. Bu bu tam bir mübadele değil. Tam bir eşitlik de değil. 350.000 oraya bize geliyor. 150.000 oraya gidiyor. Peki bunun yararı var mı? Var. Türkiye'n ihtiyacı vardı. Bizim için iyi oldu. O yüzden Mustafa Kemal çok sesini çıkartmadı. Şimdi yıl 1930'a kadar sürekli artık didişmekten bıktık. Allah'tan 1930 30'da Hitler diye bir adam çıktı. Bir de İtalya'da Mussolni diye manyak. İkisi dedi ki kardeşim biz Yunanistan'da emellerimiz var. Dedi ki di benim adalarda emellerim var. Yunanistan tutuştu mu? O Elifos Venizelos denen adam atladı ilk uçakla Ankara'ya geldi mi? Kurban olayım Atatürk'üm. Ben seni Nobel'e bile aday gösteririm. Sen nasıl barışçı bir adamsın? Gel şu sorunu çözelim. Mustafa Kemal diyor ki, "Bak kardeşim siz 30 Ekim 1918'den sonra buraya göç edeni ne saymayacaksınız? Yerli Rum saymayacaktınız." Yunanistan gene belgelerle gelmiş. Efendim İstanbul'a gelenler bakın bu kadar şirket açtı. Bu kadar Türk milletine faydası var. Bu kadar vergi veriyor. Bu kadar iş gücü yaratıyor. Bu kadar Türk milletini yanında çalıştırıyor. Ona iş istihdamı sağlıyor. Mustafa Kemal bizim İstikat Bakanlığan rapor istedi. Rapor gerçekten doğruydu. Yunanlılar buraya gelmiş bayağı bir yerli Rum gibi yani sanki 500 yıldan beri burada yaşıyormuş gibi davranmış. Bir de 1930'ların eee bu siyasi konjonktörü Türkiye ile Yunanistan'a tekrardan yanaştırmış. Bakın yanaşan biz değiliz. Yanaşananlar. Bu çok tartışılıyor. Evet. Bazı istenmeyen görüntüler olmuştur. İsmetin Önü'nün özellikle eşinin işte Yunan kralının Yunan şeyinin Elektros Venezuelasının koluna falan girmesi hoş karşılanmamıştı. Ancak batıda bir adet gereğidir törenlerde. O yüzden bu olmuştur. Ama keşke hani bir 7 yıl önce birbirimizi boğazlarken 7 yıl sonra bu durumu kimse kabullenmek istemiyor. Ama sizler de bugün Türkiye'de yaşıyorsunuz. 7 yıl önce bir devletle aramız çok iyiydi. Ne oldu sana? Sana söyleyeyim kardeşim. Esad'ta Esed oldu. Doğru mu? >> He vakitte Mısır Sisi hatırlayın. Kötüydü. Şimdi aramız iyi oldu. Yani demek istediğim 7 senede çok şey değişebiliyor mu? Dünyanın konjonktöründe dünyada düşman olarak gördüğünde her an ne olabiliyorsun? Çıkar için dost olabiliyorsun. İşte Yunanistan'ın Türkiye'ye yanaşması da İtalya ve Almanya'nın kendisinin tehdidir. Çünkü İtalya ve Almanya Yunanistan'ın doğusundadır. Tamam şey batısındadır. Oradan süpürüp gelecekleri için gidebilecekleri tek yer adalardır. Adalardan sonra neresidir? Bizim ora. O yüzden Türkiye ile arasını iyi tutmak zorunda. Zorunda. Zorunda. Baş yansı yok. O yüzden Türkiye'de Mustafa Kemal de bu mesele çok uzamasın dedi ve 1930'da Ankara Ahali Anlaşması imzalandı. Dikkat şartlar aynı. Hiçbir şey değişmedi. Batı Trakya'da oturan Türklerle İstanbul'da oturan Rumlar dikkat ama burada parantez içinde geçiyorum. 30 Ekim 1918'den sonra gelenler de dahil. Yerli Rum sayılacak. Böylece iki taraf haricindekilerin hepsi yer değiştirecek denildi. Ve böylelikle bu sorun çözülmüş oldu. Buraya dikkat. Şimdi size bir soru sorayım. Hazır mısın? Azım. 1. Batı Trakya. 2. İstanbul 3. İzmir. Yukarıda verilenlerden hangileri? Nüfus mübadelesi kapsamında mübadele edilecek şehirler arasında veya yerler arasında değildir. İnsan soruyu öyle soru lan. Nasıl? Mübadele ne demek? Hemen sen oraya değişkuş yazacaksın. Mübadele edilecek yerlerden biri değil diyorsan mübadele edilmeyecektir. O zaman şu ikisi ne olmayacak? Mübadele edilmeyecek. Buraya dikkat. Sorunun soru kısmını dikkatli okumanız lazım. Çok karmaşık gelebilir o esnada size. Çünkü Türkçe matematik yapmışsınız, tarihe gelmişsiniz. Eee, şu bezi atar mısın artık? Bez diyorum ona. Sadece >> sadece bez. >> Sadece bez benim için. Evet. Burayı anladık mı? >> Hangisi mübadele kapsamının dışında? Batı Trakya'yla İstanbul. Anlaştık mı? Güzel. Hadi bakalım. Üst mübadelesine başlayalım. >> İstanbul'da yerli >> ya. Tamam. Ben de öyle dedim. Lazım. >> Tamam. 30 Ekim 1918'den sonra gelenler de yerli says. Şey de zamana bakılmaz. >> Tamam. Zamana bakılmazsın. İşte 3818'den sonra gelenler de >> Nazım lan. >> Oğlum aynı şeyi diyorsun. Bak bir daha söyleyeyim. Mustafa Kemal Atatürk'ümüzün şartı neydi? 30 Ekim 1918'den önce İstanbul'da oturan Rumlar yerli Rum sayılacaktı. Ama bunlar 30 Ekim 1918'den sonra 23'e kadar Rum getirdi mi? Getirdi. Şimdi 23'ten 30'a kadar da getirecek. Biz de diyoruz ki hayır bizim şartımız değil. 30 Ekim 1918'den öncekini yerli Rum sayarım. Sonrakini sınır diş ederim. İşte o 23'ten 30'a kadar 1823 arası 100.000 Rum. 2330'da bir 100.000 rum etti sana 200.000 rum. Biz bu 200.000 ROM'u göndermek istiyoruz. Çünkü bunlar yerli. Peki konunun nereye gittiğini bilen var mı? Konu Milletler Cemiyeti'ne götürmüştür. Milletler Cemiyeti'nin şimdi ne ne tespit etmesini bekliyoruz? Hangisi önce taşınmış, hangisi sonra? Hadi bakalım nasıl yapacağım. Bir şey söyleyeceğim. Adam 30 Ekim 1918'de de 29'da taşımış. Çocuğu olmuş 19'da. Hadi bakalım nasıl göndereceğim. Arkadaşlar o yüzden zaten yapılamadı. Milletler Cemiyeti dedi ki ulan biz bu işin içinden nasıl çıkalım? Biz Beyoğlu muhtarı mıyız? Efendim Şuranın kaymakamı mıyız? Bu sorunu kendi aranızda çözün dedi. Çünkü mantıklı. Ben hangisinin daha önce hangisinin daha sonra geldiğini tespit etmek çok zordur. O yüzden bu konunun da Milletler Cemiyeti'ne götürülen konulardan biri olduğu unutulmaz. Hadi başlayalım. Yunanlı >> Evet. Sorunun çıkma sebebi neymiş? Bu soru niye ortaya çıktı? Bak 23'te çözülmüştü. Yunanlıların İstanbul'da daha fazla Rum bırakma isteği, Rum bırakma isteği yüzünden çıktı. isteği yüzünden çık. En çok sorulan soru da budur. Bu sorunun çözülmesine rağmen niye bir kere daha gündeme geldi? Neymiş? Yunanlıların İstanbul'da daha fazla Rum bırakma isteği. Devam. >> Sorunun derinleştiren olayı. >> Sorunun derinleştiren olay ise burada tabii ki Yunanlıların Batı Trakya Türklerin mallarına el koyma durumu var. Derinleştiren olay ise Yunan hükümetinin Batı Trakya Türklerinin mallarına el koymasıdır. Batı Trakya Türklerinin mallarına el koymasıdır deş. E Trakya'daki Türkler azınlık. Sen azınlığı ne yapıyorsun burada? Mallar el koyuyorsun. Ne demek o? Sen de göç et demek. Doğru mu? Yani burada aslında fark etmeden Yunanistan bize iyilik yaptı. Az bir nüfusumuzu oradan daha fazla göndererek güya kendi kafalarımızca bize iyilik oldu yani. Bakmayız. Devam. 1930'da imzalan ahali anlaş >> 1930'da ahali antlaşması imzalandı. Bunun diğer adı Ankara anlaşmasıdır. Buna göre doğru mu Nazım? Yerleşme tarihine bakılmaksızın burası çok önemli. yerleşme tarihine bakılmaksızın Batı Trakya Türkleriyle İstanbul Rumları İstanbul Rumları etabli sayılmıştır. E tabli bu kelimeye alışkan oldum. Yerleşik demek yani sayıldığı için sayıldığı için mübadele yani değişik tokuş dışında tutulmuştur. mübadele dışında tutulmuştur. Doğru mu lazım? Diğer bölgelerdekiler yer değişecek. Örnek İzmir'deki bir Rum ile Selanik'teki bir Türk yer değiştirecek. Anlaşıldı mı? Bir dönem Yunanistan'ın başbakanlığını yapan adama lütfen dikkat. Konstantin Karamlu yani Karaman Lis. Karamanlis kim? Lis onlarda oğlu bizek gibi. E zamanında mübadeleyle Karaman'dan Yunanistan'a götürülen Rum ailedir. O Rum ailenin çocuğu gelmiş tekrar Yunanistan'a büyümüş. Büyümüş büyümüş. Sonra bak Karaman Lis Karamanoğlu yani >> Karamanlı daha doğrusu. >> Konyalı türküsü de zaten Yunanlı >> efendim. >> Konyalı >> Konyalı türküsü neymiş? >> Yunanlı >> asla. Nadide sultan söylüyor. Asla kabul edemem. >> Öyleymiş abi. >> Nasıl öyleymiş ya? >> Evet. E ona bakarsan o Yunan'ın sahiplenmediği şey mi var? Biz cacık diyoruz. Onlar cacı ki >> oğlum baklava zaten aldılar >> yani. Yoğurt desen yok. Bizim la arkadaş bu topraklarda yüzyıllarca beraber yaş. Ben şunu anlamıyorum. Müzik Ermeni olsa ne olur? Rum olsa ne olur? Türk olsa ne olur? Kürt olsa ne olur? Şimdi bazı şeyleri iyice karıştırmaya başlad coğrafi işaret meselesi yüzünden çok karşı karşıya geliyoruz. Adam her şeyini alıyor kardeşim. Siz görmüyorsunuz mu ya? Bizim daha önce davranmamız gereken bazı şeyler var. Bizim tescil edeceğimiz markalar var. Doğru mu? Sen diyorsun ki Konyalı türküsü kime ait? >> Bir kız Konyalı odana aşık olmuş. Bu mübadede de odada gidince on şarkıyı yazmış. >> Konyalım yürü şarkısı. Söyle bakayım biraz. Hayır yani Nadir Sultan gibi söyle demiyorum. İçinde hiç öyle bir şey var mı? Hani merak et. >> Yürü Konyalı yürü salatçırı var. >> E >> kimle geçti burada? >> Konyalıın biri. >> Evet. Ee yani ben burada hiçbir Rum Türkülüğü sezemiyorum. >> Ha bak Nene Atatun işte Nene Atatun diyorum. E sarı kız diyeceğim. O da değil ya. >> Sarı gelelim. >> Sarı gelelim mesela Sarı gelelim çok tartışmadır. İşte Ermeni ezgisidir, Türk ezgisidir, Kürt ezgisidir. Çok tartışmadır. Birçok Arap müzikleri bizde Türkiye'de çevrilmiştir. Bizde marşlar bile çevirildi. Oğlum birçok marş biliyorsun. E bize çevirmişti. Kafkasya Marşı, İzmir Marşı yapılmıştır. Enver Paşa için yazan yine eee İsveç Marşı. dağ başın duman almış. Mustafa Kemal Havzalan'dan Amasya'ya geçerken o marşı bildiği için söylemiştir. Ama bizi en sevilen şeylerden bir tanesidir. Mesela dağa başını duman almış her yerde bugün statlarda Türkiye maçlarına falan en çok söylenenler arasındadır. Eee birçok devlet birçok bu Anadolu coğrafyasında şu benimdir diyemez kimse. Bende Kürtlük yok ya da bende Türklük kesin yok. Öyle bir şey diyemez. Bende Araplık yok. Bir çıkıyor %83 Arap. Lan öyle diyebilir mi? Nereden biliyorsun be adam? Nereden biliyor ya? B anlat bakayım. Benim soyum bu taraftan Gülar başkan. Babaanne tarafından Gülar. Öbür taraftan baba şey babaanne tarafından şey e Gülnerci var. Ondan önce de Tunceli Çemiş Gezek. Benim soyum oradan geliyorlar. Çemiş Gezek Gülner oraya gelmiş. Silifke. Doğru mu? >> Tabii. >> E şimdi Ankara yani kim? Dedemin adı Süleyman Çemiş Gezek'te köy. Hadi bakalım. Şimdi ben ne bileyim ben Kürt müyüm Türk müyüm kardeşim? Bu hissetme meselesidir ya. Hissetme. Hissetme. Ya asla bir hissetmeden bir şey olmaz. O yüzden kimse diyebilir mi? Öbür tarafta annem Silifke. Bir tarafımız Adana'ya bağlı. Adana'dan gelinmiş. Bir tarafı Kıbrıs'tan gelmiş. Sen şunu diyebilir misin? Bizimkil şimdi e-devlete bakıyorsun. Senin köyde Bolu 4 Divanda kimse bir adım öbür köye gitmemiş. Doğru mu? Tamam da aga oraya gelene kadar kaç tane yerden geçilmiş? Kimle evlenilmiş Kürtü var bunun? İnsanlar eskiden Kürt Türk müydü ya? Müslüman mı değil mi? Bitti. Ne Kürdü Türkü ya? Ne ayrım yapıyorsunuz siz? Allah kurban olduğum yüce Rabbim hepimizi farklı şeylerle dillerle dinlerle yaratmış. Hepimizi farklı renklerle yaratmış. Ne bu şey ya? Senin karar veremediğin şey insanlar karar vermiyor. Bak ne kadar acı bir şey. Irkçılık İslam'da yasak kardeşim. Irkçılık dünyada yasak. Bizim ülkemizde bu ara ara hortlatılmaya çalışıyor. Her iki taraftan ben görüyorum yani bu taraftan Türkler, bu taraftan bizim Kürtler. La kardeşim girmeyin şu meselelere ya. Girmeyin. Kardeş olmayı becerebiliyorsak bizden daha mutlusu olamaz bu ülkede. İnşallah olduk. O zaten öyleyiz. Zaten öyleyiz. Siyasilerin arasında sıkıntı var. Bizler arasında bir sıkıntı yok. Var mı kardeşim? Doğuya gidiyorum inanılmaz karşılanıyoruz. Batıya gidiyoruz keza öyle. Ha farklı düşüncelerde yapılarda olan insanlar olabilir. Herkese saygı duyorum ama bir şey icraata geçince sıkıntı. İnsan beyni Allah vermiş. Herkes farklı düşünebilir. Herkesin farklı düşünesine saygı duyarım. Yeter ki vatanın bütünlüğüne, bölünmezliğine ve değerliş milletçe, kardeşçe yaşamaya bir kişi şey doğrultmasın. Fikirsel anlamda silah doğrultmasın. Bütün meselemiz budur. Ve bu meseleyi zaten inşallah rabbim nasip ederse artık şu kırgınlıklar, küskünlükler, dargınlıklar en itidalli yoldan çözsünüz bitsin artık kardeşim. Yazık yazık. Doğuda ne gezilecek yerler var, batıda ne gezilecek yerler var. Herkes birbirine ziyaret etse. Zaten kız alınmış, kız verilmiş. Doğru mu kardeşim? Herkes birbirleri akraba. Herkes birbirini seviyor. Doğuya hiç gitmeyenler gidiyorlar. Vay arkadaş bura böyle mi diyorlar. O tarafa gidiyor. Vay arkadaş bura b. Ya ne zannediyordunuz ya? Ortak kanımız var ya. Ortak kan. Şehidimizin o kanları o Türk bayrağını oluşturan kan. Şu kan şu diyebilir misin? Yapmayın. O yüzden biz bu meseleyi çözdüğümüz zaman birçok meseleyi de çözeceğiz. Söyle kardeşim. >> Konyalı bir geld >> Konyalım. Oğlum senin yüzünden ne oluyor böyle? Rum şart türküsü dedin. Araştıracağım senin için ama. Devam edelim bakım. Yani Selanikliim deseydi, Atinalım deseydi kabul edecektim ama söyle. Karamanistan nereye geldi? Son madde. >> Yunanlılarla dostane ilişkiler. >> Yunanlılarla dostane ilişkiler. >> İlişkiler bu meselenin çözülmesinden sonra. Bu meselenin çözümünden sonra ne olmuştur? 1954 Kıbrıs sorununa kadar. Kıbrıs sorununa kadar. devam etmiştir. Şimdi dikkat. İki tane gelen sınav sorusu var. Hemen gelen iki sınav sorusunu söyleyeyim. Bir, Türkiye'nin ya da Yunanistan'ın Türkiye ile hangi sorunu çözmesi üzerine 1954'e kadar Kıbrıs son sorununa kadar eee ilişkiler dostane bir şekilde seyretmiştir? Cevap nüfus mübadelesi soru. Soruyu değiştiriyorum. Türkiye'nin 1933'teki nüfus mübadelesi sorununu Yunanistan'la birlikte çözmesinden sonra hangi sorun ortaya çıkana kadar dostane ilişkiler yaşanmıştır? Cevap Kıbrıs soru. 33 nüfus mübadelesini çözdük. 54 Kıbrıs sonuna kadar hangi devletle aramız çok iyi? Yunanistan'la aramız çok iyi. Daha doğrusu Yunanlıların bizimle arası çok iyi. Burayı da lütfen kalın çizgilerle bir kere daha çiziyorum. Öyle anlatıldığı gibi falanı filanı yok. Bazı verilen görüntüler bilerek verilmiştir. Bazı tören kabulleri bilerek yapılmıştır. O dönemin bazı şartları vardır. Evet kabul ediyorum. Ama gene de bu heriflerle dost olmay dostane ilişki. Ne dostane? çıkar ilişkisi. İtalya, Almanya oradan tehdit etmeseydi Yunanlılarla biz nüfus mübadelesini bile imzalayamazdık. Daha sonra Balkan antantına gireceğiz de benzelus koşa koşa şeye gidecek. Nobel Barış Ödülüle Mustafa Kemal'e aday gösterecek. Hasbam şimdiye kadar niye savaşıyordun oğlum? Adamın Nobel Barış ödülüne aday göstereceksin? Büyük taarruzu yapmadan önce, büyük taarruzu yapmadan önce 50 defa sizlere elç şeyi gönderildik. Ali Fetih Okyar'ı gönderdik. Öbür taraftan değerli arkadaşlar Yusuf Kemal Tengir şeyi gönderdik. Ne dediniz? He? Bütün devletler unutmayın arkadaşlar gücü yettiği zaman seni ezen, gücü yetmediği zaman seni kardeş ilan eder. Anladın mı? Gücü yettiğiyse ne yapıyormuş kardeşim? Anadolu işgal ediyor. Gücü yetmeyince ne yapıyor? Siz bizim kardeşimizsiniz, dostumuzsunuz. Ya Ermen'in gıkhı çıkmıyor. Gıkhı gıkhı >> ne oldu? >> He. >> Ne oldu? Paşinyan. >> Ne oldu? Paşinyan. E böyle olur. Çünkü siz istediniz onu. Biz Ermenilerle aramız iyi olsun sınır kapılarını açalım şunu yapalım dostluk maçı yapalım. Bana göre hiç gerek yok. Ben hala aynı karadayım. Gerek yok. Bu kadar çok ulusun 7089 Fransilens Avrupa'da 40 burada 50. Toplamda 192 devlet var. Yok Somali yok Somaliland. Somaliland ne lan? Ü tane çete birleşmiş devlet kuruyor. İsrail hemen tanıyor. Niye tanıyormuş İsrail? E çünkü Türkiye Somal kurdu. Hadi hayırlı uğurlu olsun bakalım. Bir de orada çatışacağız. Her yerde çatışacağız. Az kaldı. Bu böyle gitmeyecek. Ama bizim de kendi içimizdeki meseleleri çözmekten başka çaremiz yok. Özellikle ekonomik meseleler, eğitim. Bak insanların umudunu kıran meseleler gibi. Şurayı anladınız mı? Nüfus çözüldü. Çözülmesinin sebebi Hitler'le Mussoli'nin Yunanistan'ı seni işgal edeceğiz demesidir. Yani o yüzden geldik dış borçlar. Normalde bu meselede Lozan'da çözüldü. Türkiye'den ayrılan devletlere çünkü Türkiye'den birçok devlet ayrıldı. Eee düşünsenize. Düşünsenize. Ben bir babayım. Benim 10 tane oğlum var. 10 tane oğlum var. Uu benim yanımda. Biri benden ayrılmış gitmiş bu tarafa. Tamam. 9 tanesi yanımda. Ben beslemişim, büyütmüşüm. Her türlü ihtiyacını karşılamışım. Tamam mı? Ondan sonra diyoruz ki devletler, "Kusura bakma Osmanlı sen borcun tamamını ödeyeceksin." Niye lan? Oğlum bu 9 tane bebede yemedin mi bunu? Bunun hepsi yedi. Trablus Karp yedi. Bizim şimdiki topraklarda Yunanistan yedi, Arabistan yedi. Lan yemeyen mi var? Suriye yedi, İran yedi. Kusura bakmayın diyoruz kardeşim. Biz bunu kabul edemeyiz. Türkiye Türkiye bir tane cami buraya yapıyorsa bir tane de Balkanlara yapmıştı. Bir tane de Arabistan yap. Ne demek istiyorum? Yatırım varsa bir baba bunu eşit şekilde dağıtmış ama şu an bana borcun tamamını ödetmek istiyor. Biz bunu kabul eder miyiz? Yok yüz ölçümü dediler. Yok bilmem dediler. %68,8'lik borcu bize yediler. Yok Osmanlı'nın dış borcunu kim ödeme kararı aldı? Türkiye. O zaman Türkiye Osman Cumhuriyeti Osmanlı Devleti'nin mantıken manevisel devamı mıdır? Tabii ki devamlı. Lan oğlum borcu Çarlık Rusya kabul etmedi lan. Şey, Sovyet Rusya kabul etmedi. Çarlık'ın borcunu Rusya kabul etmedi. Adam tarihini reddetti. Kop. Bazen duyuyorsunuz haberlerde babasının mirasını reddeden. Şimdi babasının insan mirasını niye reddeder? Hatta bunu sağlığında yapanlar var. Babasına kızgınlığından babası zamanında gitmiş terk etmiş çocuğu. Çocuk da gitmiş babasına velayet davası açmış. Sen benim babam değilsin. Ben de senle hiçbir şey talep etmiyorum diyen var mı? Var. Babasını evlattan reddettiği çocuklar var mı? Var var değil mi? Soy nezhep kesiliyor. E şimdi buradaki durum ne? Sovyet üstü hemen geldi Türkiye'ye. Türkiye dedi sen ne yapıyorsun oğlum? Sen borcu ödersen adamlar da demez mi? Gel bakayım sen Sovyet Rusya. Sen de Çağlık Rusya'nın bir ton devlete borcu vardı. Gel bakayım aha sana emsal. emsal olduğu için bu borcu da sen ödeyeceksin dese ne yaparız dedi. Bakın Türkiye Cumhuriyeti hayır dedi Rusya'ya bu bizim vatanımızın borcu. Kimden borç almışsak gider öderiz dedi. Zamanında 100 lirayı eliyle yazan o adam Yahudi'ye verip aldığında lastikleri daha sonra gelip de Osmanlı Şehzadesi hemen ödedi onun borcunu. Kim kime borcu kalmış ya? Türkiye Cumhuriyeti gibi borcuna sadık bir devlet kaç tane varmış? reddetti mi Osmanlı dış borcu reddedebilirdi. Reddetmedi. Reddetmedi arkadaşlar. Ve bu borcu biz 1954'e kadar ödedik. Peki normalde ilk 7 sene aslında ödememe kararı vardı. Niye? Yeniden savaştan çıkmış bir ülkeyiz. İşte birçok sıkıntı oldu. Yok altınla stellinle ödeyin dedik. Biz Frank'la Türk lirası dedik. Allah'tan 1929 dünya ekonomik krizi çıktı. Niye? Çünkü dünya ekonomik krizi çıkınca en çok özel sektör güçlü olan devletleri vurdu. Örnek Amerika, örnek Fransa. Peki bizim en çok borcumuz kime? Fransa'ya. Dikkat. Osmanlı Devleti ilk dış borcunu İngiltere'den almıştır. 1854 Kırım Savaşı. Ama en çok süreç içinde borçlandığı devlet kim? Fransa çıkan bir sınav sorusudur. Devam ediyorum. Peki biz en çok borcu Fransa'ya ödeyeceğimize göre bu borçları da ödemek için Düğün Umumi idaresi görevlendirildi. Tamam. Hatta Türkiye içinden çıkarttık onu. Git dedik sen başka bir yerde dur. Sinirimizi bozuyorsun dedik. Hani o içimizde bir devlet içinde devlet gibiydi ya 1881 Muharrem kararnamesinden beri. Onu bir dışarı çıkarttık ama biz borcu gene nereye ödeyeceğiz? Düğün Umumi idaresi. Düğün Umumi idaresi ne yapacak? O borcu ilgili olan devletler ödeyecek. Dikkat. Sonra biz düğünü mumu idaresini aradan çıkarttık. Direkt Fransa'ya ödemeye başladık. Ne üzerine? Türkası. Niye? E çünkü Fransız Frank'ın değeri mi kaldı? He devlet akıllı. Devlet ne yaptı? Bize düşen atıyorum 200 milyon altın. Sallıyorum 200 milyon altını bir daha pazarlık yaptık. Düşürdük mü 150'ye. Onu da dedik ki Türk lirasıyla öder miyiz? Öderiz. Böylelikle borcu da yaydık mı? Yaydık. Yaydık mı? Yaydık. En son 1954'te oturduk dedik size ne kadar borcumuz var? Dediler ki şu kadar cüz bir rakam Atlan Menderes ödedi ve bitirdi. Dikkat ilk borcu 1854'te Kırım Savaşı'a aldık. Ödememizin son günü 1950. 100 yıllık borç. Vay anam vay. Doğru mu kardeşim? Borç alan emir alır dedi. 1. Murat kendisine geldiler. Cenevizliler borç istedi. Hemen Sadrazam geldi 1. Murat'ın yanına. Efendim dediler. Böyle böyle borç istiyorlar. Verelim mi vermeyelim mi? çok istiyor bizden. İstesin istesin verelim. Bugün emir alman için ne yapman lazım? O insana para vermen lazım. Zamanında bugü de IMF vardı. IMF diyordu ki memura şu kadar zam yapılacak. O yapılmayacak. O emekli maaşı şu vergi. Vergi yok ona vergi. Doğru mu? Senin ekonomiftler yönetiyor. IMF iyi bir şey mi? IMF'in daha önceki adı düğünü umumiye idaresi. Arapça olunca bir şey fark etmiyor yani. Anlaşıldı mı? Bütün mevzu dış borçlar. Hadi beraber yapalım. Bir hangi devlette sorun yaşadık? Fransa. Önce şu Fransa'yı ben bir yazayım. Ulan kaç kilometre ötedeki devlette sorun yaşabiliriyoruz? Niye? Çünkü en çok kapitülasyonu ona verdik de o yüzden. İki bu sorunun değerli arkadaşlar tekrar gündeme gelmesinin sebebini size soracaklar. Cevap 1929. Dünya ekonomik krizinden Türkiye'nin etkilenmesi ve Türkiye'nin borçlarını ödeyememesi. Hemen lütfen parantez açıyorum. Alakası yok. ödemek istememesi. Kimse cebinden o saatte para verir mi? Hepinize sordum geçen. 1929 dünya ekonomik kriz çıksa, ülkede kriz çıksa ne yapacaksın ya? Evine makarna mı alırsın? Bebeğe top mu alırsın? Böyle düşüneceksin hayatı öncelik ihtiyaçların olur. O yüzden kimse parasını kolay kolay harcamaz. Harcayan da sadece gıdayı harcar, temiz suyu harcar falan. Devam boş ver. Başla bakalım. >> Lozan görüşüldüğü halde. >> Lozan'da görüşüldüğü halde. Evet. tekrar gündeme gelmiştir. >> Tekrar gündeme gelmesinin temel sebebi. Onu yazayım lazım. Gündeme gelmesinin temel sebebi. Evet. 1929 dünya ekonomik krizinin ekonomik krizinden Türkiye'nin etkilenmesidir. Türkiye'nin etkilenmesi. Ancak bizden ziyade kim etkileniyor? Fransa o zaman meteye kurşun mu atıyor? İstiyor mu bizden para? He istiyor. Biz de diyoruz ki sana neyle verelim? Türk lirası üzerinden veya altın üzerinden ödeme yapalım arkadaşım. Devam. 2 >> 198 >> mavi. Bu lazım >> mavi. O zaman dış borçların gelme ihtimali arttı. Evet. 1928 senesinde >> Türkiye adına Feth Bey. >> Türkiye adına Feth Bey Düğün Umumiye idaresi arasında >> Düğün Umumiye İdaresi arasında Evet. >> Borçlar bir sisteme bağ >> Borçlar neye bağlandı? >> Bir sğ >> bir sisteme bağlandı. Söyleyeyim mi o sistemi? >> Çok ödeyeceğiz. O yüzden bu 29 Dünya ekonomi krizi iyi oldu. Bir sisteme bağlandı. Evet. ilk ödemeyi zamanda yapmıştır. Her >> Türkiye ilk ödemeyi yaptı. İlk ödemeyi yaptı. Kriz çıktı. Kriz çıktı. Evet. Buralar şey zaten. Devam et Nazım. Sonra >> oluştu. >> He devam et. Devam. Önemli değil. 19 >> 33te >> 33'te Fransa ile tekrar masaya oturuldu. Değil mi? Oturuldu. Dikkat. Yapılan pazarlıklar sonucunda. Yapılan pazarlıklar sonucunda. Biz de sonuçta bu işler etkilendik mi? Dünya ekonomik krizine etkilendik. Biz de dedik a yok. Vallahi yok dedik ya. O yüzden hani biz de verirsek sana az az veririz. Bir pazarlık yapalım artı Türk parasıyla ödeyelim. Çünkü Türk parası frangının üzerine çıktı ya. Tabii yerme Anadolu çocuğu. Evet. Sonucunda borç düşürüldü. Taksit sayısı uzatıldı. Taksit sayısı uzatıldı. Evet. Nazımki borçları son. Türkiye Osmanlı Devleti'nden kalan son borcu Adnan Menderes zamanında ödemiştir. Adnan Menderes zamanında yani 1954'te ödemiştir. Ödemiştir. Şimdi iki tane notumuz var. Bu notlardan bir tanesi önce şu alttakini yazayım. Bir kere öğrencimiz şunu bilecek. Bu ünitede hangi sorunun hangi devletle yaşandığı bilinmek zorundadır. Hangi devletle yaşandığı bilinmek zorundadır. Eğer soruyu yapmak istiyorsanız bilinmek zorundadır. Devam ediyorum. Özellikle Fransa ile yaşanan sorunlar. Fransa ile yaşanan sorunlar. Bak dikkat. Kesinlikle bilinmelidir. Kesinlikle bilinmelidir. Anlaştık mı? Mesela ben size bir tane Adana e bir tane yine Fransa'yla yaşanan bir sorun söyleyeyim. Bu da 1929'da olmuştur. Adana Mersin demir yollarının millileştirme sorunu. Adana Türkiye bunları satın aldı. Fransa kabul etmedi. Gene bir ton olay ama en sona kabul ettirdik. Adana Mersin demir yollarının millileştirilmesi sorunu da sorunu da yine Fransa ile yaşanmıştır. Fransa ile yaşanmıştır. Doğru mu Nazım? Güzel. Şimdi bu iki tane yerin hemen bir genel tekrarını yapalım efendim. Hazır mıyız? Nazıma kılıç salladık sanki. Bir tane kalem attık. Evet. Hazır mıyız? Bir bu soru geldi. 23 30 da diyebilir. 23 32 de diyebilir. Fark etmez. Amaç ne? Lozan'dan kalan sorunları çözmek. Peki Lozan'da gündeme gelmesine rağmen çözülemeyen tek sorun Türkiye Irak sınır sorunudur. Ama hepinizin bildiği adıyla nedir? Musul. Ama bana göre böyle gelmemesi lazım. Şöyle gelmesi lazım. Zaten bu sınavlarda da böyle geliyor. Şunu bir işaretleyeyim o zaman. Lazım. Lozan' da gündeme gelmesine rağmen he düzenlenen konferansın adı Haliç. Bu Haliç'te bizi temsil eden kim? Alifet Ookyar. Görevi ney? Meclis başkanı. Peki konu nereye götürüldü? Bura ne >> bu? Ne lan? >> He >> Mübahşirler Cemiyeti diyorsun. Evet. Milletler Cemiyeti bir hatt çizdi. Hattın adı ne? Brüksel hattı. Dikkat. Peki bizim bu konuda elimizi zayıflatmak için bir Suriye'nin kuzeyinde silahlandırdılar. İki Süleymaniye kentini İngilizler uçaklarla vurdular 3. Değerli arkadaşlarım Şehz isyanının eee çıkmasında ve olayların gelişiminde destek sağlanır. Amaç ne? Amaç Musul'un elimizden çıkmasını sağlamak, zayıflatmak. Peki Milletler Cemiyeti kararı da zaten aleyhimize. En sonunda bu meselenin uzamasını istemiyoruz. 1926 tarihinde bir anlaşma yapıyoruz. Anlaşmanın adı Ankara. Ama hangi devlette yapıldı? Çünkü 1926 desem Fransa'da yapılan. Evet. Türkiye Musul'u verdi. Türkiye'nin Musul'u vermesiyle beraber ne oluştu yani o zaman? Misak-ı Milli'den taviz verildi. Kaçıncı taviz? 3. 1. Moskova anlaşmasıyla Batum. 2. Eee 1921 Ankara Antlaşmasıyla Hatay. 3. Yine Ankara anlaşmasıyla Musul. Peki Türkiye petrollerinin %10'u kaç seneyle alacak? 25. Tövbe alamadı. Onu baştan söyleyeyim. Hiç bu da olmadı bak. Yani böyle bile anlatıldığı gibi var mı? Bir 500.000 stalin gelecekmiş de. Onu da zaten böldüler. Parça pinçik ettiler. Hatta size bir olay anlatayım. Her sene bütçe yapıyor ya Türkiye Cumhuriyeti bunlar ödemiyor ya sürekli parayı. Her sene bütçeye gelir kalemi olarak ne yazıyorduk biliyor musun? Evet. Musul'dan gelecek %10'luk petrol gelirini bile yazıyorduk. Artık 1984 yazmadık artık ya. Vermiyor adam ya. Vermiyor. Satdam verir Allah. Satam geçti başa biliyoruz 1950'lerden sonra 80'lerde zaten 88 İran Irak savaşı doğru mu? Ondan sonra zaten biz de yazmadık bıraktık. >> Şim var mı burada? İran'ın siyasi bozduğu zaman Türkiye burada hak sahibi olacak mahk var mı? >> Yok. Kim uyduruyorsa onu çok güzeldir. Ankara anlaşması bütün maddeleri var ki gidin bakın. Hani genelde Ankara anlaşması şu yanıyor. Irak bir gün siyasi istikrarsızlık yaşaması sebebiyle Türkiye Musul üzerindeki hakkına sahiptir falan yazıyor. Vallahi varsa da ben görmedim. Öyle net olarak bir ifade yok. Ama Türkiye varsa bile bu hakkını şu an kullanmaz. Şu an kullanmaz. Kullanmayacak demiyorum. Şu an kullanmaz. Siyasi konjöre bakar. Bir gün kullanabilir mi? Evet. Keşke kullansa
mı? Evet. Yani kim Musul'dan petrol almak istemez? Kardeşim 60 lira olmuş benzin. 30 lira olsa ne olur? Mis gibi olmaz mı? Sana soruyorum. Herkese soruyorum arkadaş. 30 lira olsa ne olur? O çok güzel olur. Keşke vergiler bu kadar iyi şey olmasa da 10 milyonluk arabalara millet 3 milyona binse, 3 milyonluk arabalara 1 milyona binecek mi memleket? Binemiyoruz ki. Hep bir vergi vergi vergi vergi vergi cennet. kurban oldu. Osmanlı'nın en çok takdir edilen yönünü Türkiye Cumhuriyeti takdir ediyor. Vergi yalansa söyle kar. Osmanlı'da kaç çeşit vergi var? Bize burada 15 tanesini anlatıyoruz. O uç havadaki uçan kuşlar alıyorsun. Öyle abi. Osmanlı'da adım attığın yer vergi burası. Tamam mı?
Peki yabancı okullar sorunu normalde Lozan'da gündeme bile adam akıllı gelmedi. Peki neyle ortaya çıktı? Tekrardan bu kanunu Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkartmasına dikkat tevhit tesisat kanunu hangi sorunun bir kere daha gündeme gelmesine sebep oldu? Yabancı okullar. Peki Türkiye'nin kararlı tutumu, Türkiye'nin yabancı devletlere karşı bu sorunu uluslararası platforma taşımama gayreti hatta bazı kaynaklara göre Türkiye'nin dış politikada kazandığı [alkış] ilk siyasi zafer kabul edilir. Hangi sorum? Yabancı okullar.
Patikan kimle yaşadık biz? >> Yunan'la yaşadık. Doğru mu? Patrik seçimlerine müdahale etme kararı aldı. Biz de bu Konstantin Araboğlu'nu gel bakalım Arabaoğlu sen ne zaman geldin buraya? 23'te geldim. Gel bakalım. İyi. Biz zaten 1918'den önce geleni yerli Rum sayıyorduk. 32198'den sonra geleni yerli Rum sahibi zaten anlaşmamız var. Hadi bakalım. Sınır dış ettik. Sınır dış ettik partiyi değerli arkadaşlar. O yüzden bu sorun ortaya çıkmıştır. Haberiniz olsun. 1926'da ne oldu? Medeni kanunda Patkanen'nin dünyevi yetkileri elinden alındı. Dikkat.
Bozkurt Lotus olayı ne olayıdır? İki tane geminin çarpışma olayıdır. Lotus adındaki Frans gemisiyle Bozkurt adındaki Türk gemisidir. Bizi Lah adalet divanda kim temsil etmiştir? Mahmut Esat Bey. Mustafa Kemal soyadı kanunu çıkınca ona ne vermiştir? Bozkurt soyadını vermiştir. O zaman bu sorunu hangi devletle yaşıyoruz? Dikkat. Fransa'yla yaşananları kesinlikle bilmemiz lazım. Birincisini öğrendik. Bozkurt 30. Yabancı okullar gene Fransa, Papa, Vatikan, İngiltere, Amerika hepsiyle yaşadık. Onu da ayrı söyle.
Nüfus mübadelesi. Bu sorunu kimle yaşıyoruz? Önce kimle yaşadığımıza bakacağız. Evet. 23'ten 30'a kadar ne yaptı İstanbul'da daha fazla? Rum bırakma isteği yüzünden 30 aslında Ocak ayında imzalanan Lozan'dan bile önce imzalanan o anlaşmaya aykırı davrandı. Tam 7 yıl boyunca 23-30 arası 100.000 1000 tane Rum getirdi. O yüzden bu sorunun çıkmasının temel sebebi ne? Yunanlıların İstanbul'da daha fazla Rum bırakma iste bir ara savaş durumuna kadar bile gelindi ama 1930'da Efiros Venezelos atladı geldi. Daha sonra İspet'in önü Atina'ya gitti. Böylelikle iki tane dostluk dostane ilişkiler çıkar çerçevesinde kuruldu ve 33'te değerli arkadaşlarım eee nüfus mübadelesi sorunu aşıldı. Hatta 30'larda aşıldı. 30'lerde artık uygulaması tamamen sona erdirildi. Hatta biz bunun için hangi bakanlığı kurduk? Hani mantıken imar ve iskan bakanlığı derdik ya eskiden. İskan ve mübadil bakanlığıı kurduk. Mübadele bakanlığını kurduk. Düşünün yani. Çünkü oradan gelenleri ne yapacaksın başkan? >> Nereye yerleştireceksin? Mantıken Yunan'ın terk ettiği yere yerleştireceksin. Mantık bu değil mi? E peki Yunan kaç kişi? 150.000. Gelen Türk 350.000. 200.000 nereye yerleştireceğim? O zaman konut sorunu ortaya çıkmı. Onun için tek katlı prefabrika evler yapıldı. Hemen Türkiye'de bayağı bakmayız önlem aldı yani. Çünkü sürekli gelen var. Onların bir iyaşesi var, iş bulma durumu var. Çok sıkıntılı yani. Bunu bir söyleyeyim. Türkiye mübadele kısmını bence iyi yönetmiştir. O yoklukta yani o yoklukta çünkü okuyorum yani maşallahı var yani devletimizin. Yani hiçbirimizi açıkta bırakmamak için Batı Trakya'dan gelen Türkleri e yani daha doğrusu Batı Trakya haricinde gelen Yunanistan'daki Türkleri hiçbirini açıkta bırakmamak için büyük gayret sarf etmiştir. Bunun için bakanlık bire kurulu zaten Türkiye'nin o zamanlarda 4 be tane sorunu aynı anda yaşadık. Bir mülteci sorunu. İki muadil sorunu. Ha muadil. Muadil dediğim şey ya. >> Mübadele sorunu. Mesela felaket zedeler. Ney bu? Deprem falan. Hep onları yaşamaya başladık. Eee, 4. Harik zede sorunu. Harik zede. Aa hocam ilk defa diyor Harikede ne? Yangın. Manisa yanmış. Aydın yanmış. O yanmış orman yanmış. Yani 23'ten 30'a kadar da Türkiye yangınlarla geri uğraştı. Yan evlerin yerine tekrardan ev yapmak için uğraştı. Biz bunlara Harikade diyor. Harik zede. Hep şimdi hep zedeler var ya KPS Zed yazıyor adam mesela. Ha o zedeler var ya Türkiye ilk 5 ilk 10 yılında çok zedelerle uğraşmıştır. Felaket zede mübadele zede harik zede savaş zade felaket hep bunlarla uğraşmıştır. Kolay değil yani bu işler. Şey muhacir demiyor muyuz? >> Muhacir diyoruz işte >> mülteci demiyoruz. >> Mülteci demiyoruz. Mültecilik ayrı bir şey. Aile anlaşması var. Tamam kardeşim. Dikkat iki yer dışında İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri yer değiştirmeyecek. Bunlar ne sayılıyor? Etabli. Devam ettim. Peki biz bu dostane ilişkilerimiz bu sorunu çözmekle Kıbrıs sorunu başlayana kadar devam etmiştir. O yüzden devlet iki taraflı sorar. 30'daki mübadeleden sonra hangi sorun çıkana kadar Yunanistan'la dostane ilişkiler devam etti? Cevap Kıbrıs sorunu. Türkiye'nin hangi meseleyi çözmesi Kıbrıs sonuna kadar Yunanistan'la dost yaptı? Cevap nüfus mübadelesi sorunu. O zaman nüfus mübadelesini çözdük. Dostluk başladı. Nereye kadar? Kıbrıs soruna kadar.
Dış borçlar hangi devletle yaşadı genç çok? Fransa'yla. Neden? Bu sorunun gündeme gelmesinin temel sebebi Türkiye'nin 1929 dünya ekonomik krizinden etkilenmesi. Ama bizden ziyade en çok kim etkilendi? Fransa. Fransa diyor ki kurban olayım bana ha para verin. Yani biz de diyoruz ki veririz ama biz de etkilendik kardeşim. O yüzden gelin size 200 milyon mu borcumuz var altın? Biz şunu bir 150 yapalım. 150 eskiden 10 yıl mı diyordunuz? Biz de şunu bir 30 yıl yapalım. Azar azar verel. Bir de bunu Türk lirası üzerinden verek. Öyle yok öyle. Her istediniz falan. Gerçekten Türkiye Fransa'yı dış borçlar konusunda köşeye sıkıştırmıştır. Vadeyi uzatmış. Meseleyi şey para birimini kurdan dolayı farktan dolayı bize yaramış. Artı bir de borcu da düşürmüş. Azar Azar Azar gıdım gıdım hani derler ya ödedik. Yani böylelikle 1954'te Atlan Menderes sonunu ödedi. O zaman 1854'te Kıbrıs işte Kırım Savaşı'nda aldığımız borcu biz ne yaptık değerli arkadaşlar? 1954'te tamamını bitirdik. Evet dikkat. Osmanlı Devleti ilk dış borcu İngiltere'den almıştır. Ama en çok borcu kimden almıştır? Fransa. Buna da dikkat edin. Şimdi burada iki şey var. Bir kere Adana Mersin demir yollarını millileştirmesi yine hangi devlette yaşadığımız sorun. Çünkü buraya bir Frans şirket bakıyor. İki, özellikle hangi devlette yaşanan sorunları bilmek zorundayız? Fransa. Anlaştık mı başkan? Yapar mıyız?
Evet. Bu anlattığım 2332 arasıydı. Şimdi geliyorum değerli arkadaşlar. 3239 arasına geldik. 23 ya 3239 arasına. Tabii 1932'ye kadarki olan kısımları işledik ama 32-39 arasında Türk dış politikasının esası değişir. Değişmeyen şey yurtta suç, cihanda suç. Çünkü yeni bir dünya savaşı'nın çıkması bizi de körükleyebileceğinden dolayı 30'larda özellikle Benito Musoli'nin İtalya'nın başına geçmesi Almanya'da Adolf Fitter'in elbette ki Türkiye'yi de belirli bir pozisyona sokabilir. Zaten Mustafa Kemal İsmet Önle yapmış olduğu bir tren sohbetinde bu savaşın çok yakın bir zamanda çıkacağını, o savaşta kayıtsız kalmak gerektiğini niye herkes kendi kapasitesini biliyor arkadaşlar. Tamam. yeniden tekrardan ayağa kalkmaya kalkan bir milletin birinci yani bir daha bir Dünya Savaşı'a tekrardan bir Allah korusun işgale uğraması daha teknolojik silahlarla karşı karşıya gelmesi inanılmaz sıkıntı yaratacaktı. Tabii Mustafa Kemal ileri görüştü ta 30'larda bile bunu söyledi. Peki ne yapacağız? Hatırlayın İngiltere Musul meselesi çözdükten sonra bizim sürekli olarak gelin Milletler Cemiyeti'ne katılalım. Siz gayet işte barışçıl yönden çözüyorsunuz falan filan ama 30'lardaki bu Mussolini ve Adolfitler'in dünyayı sarsan çıkışlarından sonra artık barışı korumak adına Türkiye'de bazı hamleler yapacak. Bunlardan bir tanesi hepinizin bildiği gibi Milletler Cemiyeti'ne üye olacak. Dikkat Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne üye olması 1932 tarihidir. Bir sınavda geldi. Neyi sordular biliyor musun? Tarihini sordular. Türkiye Milletler Cemiyeti'ne hangi yıl katılmıştı? Cevap 1932. Soruyu değiştiriyorum. Türkiye hangi ülkenin davetiyle? Ha normalde ne olur? Bir kuruluş vardır. Örnek Nazım'ı Sevenler Derneği. Tamam. Ben bu derneğe katılmak için benim gitmem lazım değil mi Nazım? Senin bana gelip de abi sen katıl dememen lazım. O zaman biz de Milletler Cemiyeti'nden özellikle şu Musul meselesinde de kırgınlığımız var ya yanlı karar aldı. Onlardan bir davet bekliyoruz. İspanya bizi davet etti. Dikkat. Ve oradaki bulunan işte 49 50 60'a yakın ülke hepsi değerli arkadaşlar oyuyla biz ne yapmıştır? E şey yaptık. Ne derler ona? Millet tercihini öyorduk. Bazı kaynaklarda hala şöyle yazar. İspanya'nın daveti Yunanistan deste alakası o. Yunanistan'la beraber oradaki 49 ülkenin desteği. Sadece Yunanistan yok. Onu anlatmaya çalışıyorum. Ama burada size neyi soracaklar? Hangi ülke davet etti? Hangi ülke? İspanya. Hala bizim Türkiye ile İspanya ilişkileri de mükemmel seviyededir arkadaşlar. Çok severler bizi. Zaten biz İslam İspanyolara veriyoruz. Onlar da bize benziyor. Doğru mu? Dikkatinizi çekiyor mu? >> Söyle bakalım. Dış politikanın esasları >> sınırlarımızı kurmak ve barış >> sınırlarımızı korumak ve dünya barışına katkı sunak. Dünya barışına katkıda bulunmak. Evet. 32'de Milletler Cemiyeti'ne gireceğiz. Söyle bakalım kardeşim. Milletler Cemiyeti kendi kuruluş ilkelerinden >> Milletler Cemiyeti kendi kuruluş ilkelerinden taviz vererek ilk defa bir ülkeyi kendi birliğine davet etmiştir. Ülkeyi kendi birliğine davet etmiştir. O da Türkiye oluyor zaten. Hangi devletin? Bakın buraya dikkat etmeniz lazım. İspanya'nın davetiyle Türkiye cemiyete girmiştir. Türkiye Cemiyete katılmıştır. Böyle yazsak daha doğrudur. Evet, anlaştık mı? Bu birincisi.
Gelelim Balkan Antartına. Şimdi bizim bir meselemiz vardı Yunanistan'da. Çözdük mü kardeşim? Çözdük. Neydi meselemiz? Nüfus mübadelesi. Dostane ilişkileri arttı mı? Onlar bize geldi, biz onlara gidiyoruz. Çok güzel. Ama bir taraftan Yunanistan'ı tehdit eden bir devletlerin olduğunu unutmamak lazım. O yüzden Yunanistan, Türkiye, eee, efendim işte Yugoslavya ki Romanya'da dahil olmak üzere dört devlet bir araya gelecek. Balkan antantını kuracak. Dikkat 34'te kurulan Balkan antantı eee amacı ikinci kez bir Dünya Savaşı'nın çıkmasını engellemek ve askeri bir ittifaktır arkadaşlar. Yani sadece diplomatik bir ittifak değil. Mesela birbirine saldırırsa diğeri de ona saldıracak veya eee diğer devlete kesinlikle yardım etmeyecek. Saldıran devlete gibi. Aslında şey de girecekti buraya. Arnavutluk ve Bulgaristan da girecekti. Ancak Bulgaristan'ın özellikle Dobruca'yı almak istemesi ve Ege Denizi'ne çıkmak istemesi, İtalya'nın da Arnavutluğun Arnavutluğu tehdit etmesi yüzünden bu iki devlet yer almamıştır. O zaman dikkat. Bir, hangi devletler var? Bak en önemli mesele bu. İki buna girmemizin temel sebebi ne? eee özellikle batı sınırlarımızı güvence altına almak. 3. Dikkat buraya hocam. Biz bu Balkan antantı saabat pahktı paso giriyoruz. Nerede antant var nerede pakt var katılıyoruz. Çünkü barışçı politikamız var. Ama bize faydası var mı? Dikkat. 34. Hangisi ona var? 36. O zaman 34 yılındaki Balkan Antantı'na girmemiz, 36 yılındaki Montro Boğazlar Sözleşmesinde Balkan Antantın'ın bizden eee yani bizimle beraber olan Yugoslavya, Yunanistan ve Romanya devletlerinde boğazların Türkiye'ye verilmesine direkt destek vermesine sebep olmuştur. O yüzden Balkan antantına girmemiz boğazları lehimize çözmemizde etkili olmuştur. Dikkat. O yüzden dikkat edin tarihleri. 34 36 hadi bir yazalım bakalım. Almanya Bulgaristan >> tane devlet var. İtalya, Almanya ve Bulgaristan'ın tehditleri üzerinden. Bulgaristan Yunanistan tehdit ediyor özellikle ve Romanya'yı. Niye? Dobrucaı almak istiyor. Bulgaristan'ın tehditleri üzerine kurulmuştur. Üzerine kurulmuştur. Şimdi bir buraya bir dikkat. Şimdi buraya gelen sınav soruları öyle şey olmuyor. Kallavi oluyor. Size burası 1 İtalya 2 Almanya 3 Bulgaristan olarak gelecek. Yukarıda verilen hangi devletlerin yayılmacı ve emperyalist politikaları Balkan tantının kurulmasına sebep olur. Hemen aklınıza İtalya ile Almanya gelebilir. Doğru. Bir de Beni Tomus Sonli var. Diğerinde işte Adolf Ital var. Arkadaşlar Bulgaristan'da var. Sakın ola ki iki devleti alıp da şunu almamazlık yapmayın. Bulgaristan bu pakta bilerek katılmadı. Romanya'dan Dobrucay'yı alacağım diye ve Egi Denizi'ne ineceğim diye. O yüzden üçün tehlikesi üzerine kuruldu. Dikkat hangi devletler var? Türkiye, Yunanistan. Yunanlılarla önce bir anlaşma yaptık. Samimi diye bir anlaşma. Samimi ve dostluk anlaşması. Sonra bunu diğer devletlerle yaptık. En sona Balkan Antant kurulu. Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanmıştır. Arasında imzalandı. Bu paktın bize faydası ne? Bu paktın tek yararı, öyle yazayım. Tek yararı. Tamam. >> Evet. Boğazlar, Boğazların Türkiye'ye verilmesinde, Türkiye'ye verilmesinde lehimize oy kullanmalarıdır. Lehimize oy kullanmalarıdır. Peki bu pakla girerek Türkiye hangi sınırlarını güvence altına almak istemiş? Türkiye batı sınırlarını güvence altına almaya çalışmıştır. Güvence altına almaya çalışmıştır. Doğru mu Nazmcım? Evet. Burası tamam mı? O zaman dikkat. 3 devletin tehdidi. 4 devlet bir araya gelip bazı arkadaşlar tayyare diye kodluyor bunu. Tamam haberiniz olsun. Boğazmesi etk bak ben ÖSYM'de profesör olsam şu soruyu sorarım. Aga bu paktın bize faydası ne? Biz gidiyoruz gidiyoruz da ne oluyor? He bu paktın en önemli faydası Montre Boğazlar sözleşmesinde yani o yapılan İsviçre Montent'te şimdi birazdan anlatacağım konferansta bize destek vermeleri.
Şimdi gelelim boğazlara. Şimdi Boğazları anlamanız için sizi biraz geriye götüreceğim. Çok değil Lozan'a. Lozan'da bir karar almıştı. Hatırlayalım. Boğazlar komisyonu kalkmıyor. Boğazlar komisyonuun sadece başkanı Türk oluyor ve Boğazlar Komisyonu bizim içimizde devlet içinde bir devlet gibi oluyor. Yine ayrı bir bayrağı var. Yine ayrı bir bütçesi var. Sadece başkanı Türk gibi. O da belli mi değil mi? O da belirsiz. Böyle bir anlaşma var. Efendim kafalarına göre geçiyorlar. Tonajda para ödemiyorlar. Böyle bir sıkıntı. Artı silahsızlandırılma meselesi. Şimdi buraya herkes bir dikkate baksın. Nazım hazır mısın? Şimdi sana boğazları çizeyim mi? lazım. Önce cennet vatanımızı bir çizelim. Tamam mı kardeşim benim? Şuradan çıkış verelim mi? Şuradan çıkışı da verelim Nazım Efendiye. Evet. Şimdi burası ne? Boğazlar. Şimdi Boğazlar bu arada Boğazlar derken ne? Hangi Boğazlar? Çanakkale, eee, İstanbul Boğazı ve Marmara'ın çıkışı. Karadeniz'e çıkışı. Yani Boğazlar deyince hangi Boğazları? Burada şey çok iyi açtık. Montre bilerek açtık. Niye biliyor musunuz mu? Mondros'ta biliyorsun Boğazlar diye bir ifade var. Neresi olduğu belli değil. Kilikya diye bir ifadesi var. Nere olduğu belli değil. Toros tünelleri nere? Toros. Toroslu tünel her yerde var. Bunlar biliyorsunuz bilerek muğlak ifadelerdi. Bilerek ne yapılmaz? Kilikya'nın bir sınırı yok ki. Kilikay'yı ben ta Ankara'ya kadar uzatırım. Ne var ki? O yüzden bu tür muğlak ifadelere artık yer verilmemesi amacıyla boğazların isimlerini belirttik. İstanbul Boğazı gibi, Çanakkale Boğazı gibi bilerek belirttik. Şimdi dikkat. Boğazlarda normalde komisyon var mı kardeşim? Burada var. Komisyonun her iki tarafında da hangi ülkenin askerleri var? Hemen söyleyeyim. Bir tarafta İngiltere var. Diğer tarafta ise Fransa var. Demek ki Boğazlar 1923'ten 36'ya kadar bizde, bizim elimizde miymiş? Hayır. Nerede? Fark ettiniz mi? Peki 1936'da bir gelişme oldu. Ancak gelişmeye doğru giderken silahsızlanma konferansları oldu. Türkiye 1933 tarihinde bakın 3 yıl var Montre'ya. İlk defa sorunu gündeme getirdi. Ne dedi biliyor musun? Ey dünya, hepiniz birbirinizin derdine düştünüz de bizim boğazlar ne olacak dedi. Ne olacak bu boğazların hali? Siz mi koruyacaksınız ya? Siz gidin kendi topraklarınızı koyun. Almanya git şey Fransa git kendin REM bölgeni koru. İşte eee İngiltere sen git Habeşistan'a koy bak İtalya işgal edecek falan diye. Biz dedik ki siz kendi topraklarını korum kendiniz koruyacakken tutup da bizim topraklarımızı canperane korur musunuz? Korumazsınız. O yüzden buradan gemiler geçerken biz ateş edebilir mi? İstanbul İstanbul ve Marmara Denizi'in güvenliği tehlikeye düşer mi? İlk defa bunu dikkat dikkat dikkat şartlar değişti adıyla bizler nerede söyledik? Londra silahsızlanma silahların azaltılması konferansına konuştuk. Bir gün bu sınavda gelecek. İlk defa Türkiye Boğazlar meselesinin Türkiye'ye verilmesi gerektiğini ilk defa hangi konferansta söylemiştir? Hemen oraya yazacaklar. Montre konferansı. Bütün millet montro yapacak ama bizim öğrencimiz ne yapacak? Londra silahların azaltılması konferans yapacak. Çünkü ilk defa 1933. Bak bu 36. Ben sana 3 yıl geriye anlatıyorum. Biz görmüşüz bazı şeyleri. Bizim İstanbul tehlikede kardeşim. Bizim acilen bu boğazlara ne yapmamız lazım? Kendi askerimizi koymamız lazım. Komisyonu kaldırmamız lazım. Biz burada var olmamız lazım. Şimdi 33'te adamlar dedi ki buranın konusu bura değil dedi ya. Değil dedi. Peki gelelim 1936. Biz 3 sene direndik. O devletlere nota veriyoruz. Burayı bize verin diyoruz. Ama bana göre dünyanın en önemli gelişmeleri hangi yaşanmıştır? Dünya Savaşı öncesi 36. Neden? Neden? İki tane manyak devlet vardı. Söyle bakayım birine. >> Diğeri de ne? İtalya. Çok güzel. Almanya Fransa'ya ait hangi bölgeyi işgal etti başkan? Ren. İtalya'da değer arkadaşlar İngiltere'nin gözünde olan bir devlet olan hangisini işaretli? Diğer adıyla ne? Etiyopya. Mısır'ın altı. Böylelikle ne oldu? Mısır kimin? İngilizin elinde. İngilizin elinde olursa ne olur? Dibine geldi. Ha şimdi İngiltere sömürgesi olan bir yeri korumak isteyecek. Fransa ise kendi bölgesi işgal ediş. Direkt kendi bölgesi. Ren işgal edilmiş. O zaman hepinize sorun. İngiltere demez mi? Oğlum bizim burada askerimiz yok mu? 1000 tane eğitimli askerimiz. Kusura bakma Türkiye. Ben kendi derdime düşmüşüm. Ben şu kendi İngiliz askerlerimi ne yapıyorum? Buradan çekiyorum. Doğru mu? Güzel. Murat buraya biraz yakınlaş. Burası çünkü önemli bir laf yazacağım. Tamam mı kardeşim? Hah. Güzel. Fransa'da demez mi? Lan benim kendi bölgem işgal edilmiş. Kurban olduklarım. Kusura bakmayın. Ben buradaki eğitimli askerlerimi çekiyorum. Aa ne İngiltere kaldı ne Fransa kaldı. O zaman dikkat. Boğazlar bize göre nasıl kaldı? Ne gibi? Heh. Kabak gibi. Ne demek bu? Savunmasız kaldı. Peki Türkiye bu durumu kabul eder mi? Türkiye bütün ilgili devletlere notasını verdi. Bulgaristan, Sovyet, Rusya, Japonya, Avustralya onlar bile geldiler ve zar zor o anlaşmayı imza attık. Tevfik Rüştü Aras Dışişleri Bakanımızdı ve bu anlaşmayı imzaladı. Bu anlaşmayla bir boğazlardaki komisyon kaldırılacak. İki buralara her iki tarafına da hangi asker yerleştirecek? Türk askeri. 3. Kardeşim siz boğazlardan geçerken 15.000 tonaj diye bir sınır var. Tonaj, gemilerin yük tonajı. Bazı şartlarda 30 ton hatta bazı taraft 45 tona kadar çıkartılmasına karar verildi. Ama dikkat Türkiye savaşta varsa farklı bir şekilde davranacak. Türkiye savaşta yoksa farklı bir şekilde davranacak diye bir karar aldık. O zaman Türkiye savaşa kendi girerse boğazlar istediği gibi kullanabilir mi? Kullanır mı? kullanır. Bugün Türkiye Cumhuriyeti bir savaşa girerse boğazlardan istediği gemiyi geçirir veya istediği gemiyi geçirmez. 2. 15 ton üzerinde bazı şeylerde artık vergi alacağız. Çünkü fener kullanma var. Efendim işte kılavuzluk ücretleri var. Röork ücretleri var. Birçok şey var bizim denizlerde bilmediğimiz birçok aslında gelir kalemi var. Mesela Mısır bunu çok iyi yapıyor. Süveş kanalında doğal bir kanal olmamasına rağmen paranın içinden geçiyor. Ben bunu 4 sene önce söylediğimde biz kardeşim boğazlardan tonaj başa çok az para alıyoruz demiştim dolar bazında. Bunu arttırıldı ve o günden bugüne de enflasyon farkı oranında yük başına para almayı adet haline getirdi. Türkiye boğazlarda dünyada en az gelir elde eden maalesef ki ülkemiz. Bir Panama kanalından geçene bak. Bir Süveç kanalından geçene bak. Türkiye çok azalıyor. O yüzden bu paranın yine dolar cinsinden daha da yükseltilmesi lazım. Hem kur farkı hem miktarın artırılması. Mesela günlük tonajdan atıyorum eee 3 dolar alıyorsak bunun 10 dolar olması lazım. Evet arkadaşlar bu bir gerçek. Yoksa biz boğazlardan maalesef ki çok geldi. L ülkenin HGS geçişi boğaz geçişinden daha fazla para kazandırır mı ya? Böyle bir şey olabilir mi ya? Sana soruyorum. lazım. Allah'ın söyle. La İstanbul'a bir giriyorum girerken alıyorsunuz, çıkarken alıyorsunuz sonra tekrar girdiriyorsunuz tekrar. La böyle bir şey olur mu ya? EGS de anlamıyor. Kafası karışıyor zaten. Her İstanbul'a geldiğimizde eve bir kağıt geliyor. Şuradan geçerken sizi göremedik lan. Nasıl göremediniz? Girdimiz çıktığımız zaten aynı yere. Yaşıyorsunuzdur yani. Anlaşıldı mı durum? Montre 20 yıllığına imzalandı. Tamam. Ve bunu en geç imzalayan devlet çıkarlarına uymayan İtalya'dır. Ha imzaladım daha sonra. İmzadım. Dikkat. Montre'yu imzalayan Dışişleri Bakanımız Tevfik Rüştü Arastır. Direkt sınavda gelir. Montro İsviçre'nin bir kentidir. Direkt sınavda geldi. Montra Boğazlar sözleşmesi hangi ülkede imzalandı? Cevap İsviçre. Hep İsviçre'ye gidiyoruz fark ettin. Lozan İsviçre, UI İsviçre, Montreal İsviçre. Doğru mu? He. >> Evet. Şey e ne derler? Bağımsız. Bir de bağımsız demeyeyim de hiçbir eee üye şey dünyadaki hiçbir kuruluş üye değil. O yüzden güvenilir ülke. Dünya koruması altında dünyadaki bütün devletlerin paraları faizde orada falan. Ha >> kasa >> kasa. Tabii orayı bir gün patlatacaklar ama dur bakalım kime denk gelecek. Hiç öyle düşünüldüğü gibi olmayabilir. >> Ya abi bu işler böyle biliyorsun. Montre'yu anladık. Anladık mı? Montre size direkt sınavda soru olarak gelebilir. Böylelikle Türkiye Cumhuriyeti bakmayın siz 1936'da Çanakkale'ye adımımızı tekrar attık. Yani bugünün başlıklarına bakıyorum. Gazete haberlerini 1936'da Türk bayrağını eline almış bir mehmetçik Çanakkale'ye saplıyor. Yani düşünün 13 sene sonra tekrar Çanakkale resmi olarak Boğazlar ve Çanakkale kısmı bizim tekrar oluyor. Yani bakma inan Çanakkale bizim direkt değil. Totus altta neredeyse alışız. Hani boğazı Çanakkale ili birlikte düşündüğüm için söylüyorum. Anlaşıldı mı? Bütün mesele ver bakayım kardeşim. Bezi. >> Bezi. >> Evet. >> Şu kabak mevzusunu anladın değil mi Nazım? YouTube'dakiler sizler anladınız mı? Heh. Evet. Çok güzel sildik burayı da. Güzel. Evet. Başla kardeşim. Orayı sileriz. Gel. Montrol. Türkiye. Ben şöyle yazayım. Bu sorunu ilk defa değil mi kardeşim? Londra silahları azaltılması konferansında gündeme getirmiştir. Konferansında ne yapmıştır? Gündeme getirmiştir. Lütfen gündeme getirilen tarihe bakalım. 1933. Peki ne dediler? Burası yeri değil. Hep de öyle derler. Devam. İki lozan >> anlat hadi. >> Lozan'da >> Lozan'da ise bu sorun bu sorun Boğazlar Komisyonuun devamı ayrı bir bayrağı değil mi? Bütçesi ve başkanı ve başkanı Türk olacak şekilde düzenlen. O zaman bu bizim egemenliğimize aykırı mı? Evet. Ulusal bağımsızlığımıza aykırı bir karar bu. Türk olacak şeklinde düzenlenmişti. İşte biz buna daha sonra karşı çıkacağız. Şartlar değişti diyerek >> söyle. Vası Çınar. He >> Vasıf Temel Paşa değil mi? >> Evet. >> Ne? >> Vasıp Cemal. >> Cemal Temel değil. Bir bakayım ya. Belki de yanlış yazmışdır. Devam et. İtalyanın Almanya. >> Evet. İtalya'nın Habeşistan'ı. Bakın burada işler karışıyor. Habeşistan'ı Almanya'nın da Fransa'ya ait doğru mu? Ren bölgesini işgal etmesi. Ren bölgesini işgal etmesi üzerine üzerine Türkiye ilgili devletlere bir nota vererek ilgili devletlere bir nota vererek bu sorunun çözümünü istedi. çözümünü istedi. İsviçre'nin Montre kentinde yapılan anlaşmayla boğazlar daki komisyon kaldırıldı değil mi? Komisyon kaldırıldı. Boğazların her iki yakasına, boğazların her iki yakasına değil mi? Türk askerinin yerleştirilmesine karar verildi. Yerleştirilmesine karar verildi. Arkadaşlar bu o zaman Misak-ı Milli'ye uygun bir şekilde çözüldü. Peki bir şey söyleyeceğim size. Hazır mısınız? Mesela İtalya, Habeşistan'ı Almanya'da Reni'i işgal etmemiş olsun. Hiç böyle Dünya Savaşı'da çıkmamış olsun. Sizce bu sorun günümüze kadar böyle gelebilir miydi? Yani hala boğazları bir komisyon yönetim olabilir. O yüzden biz yaklaşan Dünya Savaşı tehlikesine karşı ne yaptık peki? Bir olumsuz sorunu kendi leyimize çözmeyi hem de barışçıl yönüne çözmeyi becerdik. O zaman dikkat size şöyle bir soru gelebilir mi? Bir boğazlar. İki gün sonra Hatay'da olacak bu. Onu da anlatacağım. 2. Hatay veya Türkiye güney sınırı, Suriye sınırı. 3. Yabancı okullar. Hadi bir yapalım size bir soru soralım. Yukarıda verilenlerden hangilerini Türkiye Cumhuriyeti yaklaşan Dünya Savaşı tehlikesine karşı kendi lehine çözmeyi başarmıştır? Bak yaklaşan Dünya Savaşı. Şimdi Dünya Savaşı'nın yaklaşması hangi seneden sonra olmuştur? 30. Hatta bazı kaynaklara göre kaç? 32. O zaman mantıken biz 32'den sonra alacağız. Yani yabancı okulları biz lehimize çözdük ama bunun Dünya Savaşı'la bir ilgisi var mı? Yok. O yüzden şu iki meseleyi biz kendi leğimize nasıl çözdük? Yaklaşan iki Dünya Savaşı tehlikesine karşı. O zaman biz bunu kendiliğimize çevirdik mi? Evet. O yüzden bu soruya dikkat edeceksiniz. Türkiye Boğazlar meselesiyle Hatay meselesini yaklaşan iki Dünya Savaşı tehlikesine karşı kendiliğiyle çözmeyi başarmıştır. Buna da dikkat. Bunları da bir sileyim. >> Neymiş? >> Allah Allah. Cemal mi yazılmış oraya? >> Vasıf Temel Paşa. Ben de şaşırdım Cemal deyince de. >> Hayırlısı olsun. Ben ağzım >> üzdü değil mi gene? >> Oğlum bu kırmızı da hiç çıkmıyor. Ha ne diyorsun? Arkada gene takoz yok. Her zamanki gibi. 40. >> Vallahi billahi 50 video. Kaçıncı videodayız onu da bilmiyorum. Ha 50 oldu mu? 50 mi? >> Yarım aldım. >> Hayırlısı olsun inşallah. Evet. Var mı sıkıntımız değerli arkadaşlar? Burası tamam. O zaman şurayı anladık. Montro'yu. 20 yıl en geç imzalayan devlet İtalya. Bu arada dikkat. Şimdi değerli arkadaşlar bazı anlaşmalarda süre verilir 20 yıl ama 20 yılın sonuna geldiği hiçbir devlet bir maddeye itiraz etmezse bu anlaşma devam eder. O yüzden Montro günümüze yürürlükte mi? Evet. Montro ile ara ara tartışmalar çok oluyor. Doğru mu arkadaşlar? Montro ile ilgili tartışmalar da eğer bizim lehimize olacaksa iptal olmalı. Bak bir daha söyleyeyim. Bir daha söyleyeyim. Burayı çok lütfen dikkatli anlayın. Montro ile tartışmalar yersizdir. Türkiye öyle ya da böyle Montre'den bir kazanım elde etmiştir. Bu doğru. İki ama anlaşmada hala tonaj bilmem ne ıvır zıvır çok para kazanamıyorsak Türkiye tekrardan ne yapabilir? İlgili devletlere bir nota verir. Kardeşim olur mu ne 15 ton ben size 1 ton yaparım. 1 ton bilmem ne isterim. Her ton başına para veririm. Kılavuzluk ücreti alırım. Şunu alırım bunu alırım diyebilir. O yüzden lehimize olacak bir anlaşmanın bozulmasında herhangi bir beyis yoktur. Tabii bunun halka söylenmesi ve gerçekten maddelerin de öyle olması koşuluyla doğru mu? He yoksa diğer türlü Montrole alakalı bakıyorum amiral oradan cevap veriyor. Bakıyorum öbür taraftan gazeteci orada cevap veriyor. Kardeşim kazanım elde etmek kolay değildir. Bunu sürdürmek de çok zordur. Ama bir kere daha söyleyeyim. Her anlaşma tartışılabilir. Her anlaşma ömür boyu gidecek diye bir şey söz konusu dahi olamaz. O yüzden Mont'de bizlerin boğazlarla ilgili para kazanmasını engelleyen maddeler varsa Türkiye yeri geldi tekrar şartlar değişti diyerek bunu talep edecektir. Etmelidir de. Bu da montte bir değişik olabilir veya Türkiye direkt Montte'den çıka daabilir. Ya çıkınca bir şey olmayacak arkadaşlar. Bazı insanlarda böyle bir şey var. Amerika Birleşik Devletleri biliyorsun Lozan anlaşmasını imzalamamıştır. Kimse bilmez onu. Lazım. Gözlemcietti ya. Lozan'ı imzalama. Hatta senator reddetti. Biz Amerika'yla ilişkimiz neyle başladığını bilen var. 1928'de mektupla başladı. Amerika bizi mektupla tanımıştır. Mektup. Öyle söyleyeyim size. Yani Senaton'un bile Rolzan'ı reddettiğini görebiliyorsunuz. Yani Türkiye'yi tanımamıştır direkt. Yani illa bazı şeylerin olması için illa bir anlaşma şartına gerek yok. Türkiye Montro'yu ileride eline alacak muhakkak ve özellikle bazı maddelerde bizi zora sokan veya bizimle alakalı daha iyi bir maddeyle değiştirecekse ben Montro'nun değiştirmesi taraftarı ama bir kere daha söylüyorum. Bu lafım yanlış anlaşılmasın. Şu an Montro gayet iyi bir anlaşma. İleride diyorum başka hani daha iyisi varken eskisini niye ben kabul ediyorum? Haksız mıyım yani? HGS şeyden, boğazlardan daha fazla para kazandırmamalı. Normalini anlatıyorum size. Yoksa bir bakın Süveç'ten ne kadar para kazanıyor Mısır. Panama'dan ne kadar kazanıyor? Benik boğazından geçerken millet acayip paralar kazanıyor bu işlerden ya. Acayip paralar kazanıyor yani. Biz niye kazanmıyoruz arkadaş? Biz de kazanmamız lazım. Ne güzel boğazlarımız var. Bir de her sıkıntıyı da biz çekiyoruz. Rüzgar çıkar yalıya çarpar. Petrolünü oraya akıtır. Ruslar geçerken bir hareket çeker bizimkilere. Bizimkiler onlara saçma sapan durumlar var. Görüyorsunuz. Füzeyi bize karşı doğrultur. Bak bunların hepsi mesaj. Mesaj. Tamam. Yani bunları bilin değerli arkadaşlar. O yüzden bunlar önemli.
Şimdi gelelim Akdeniz paktına. Tarihine dikkat edin. 36. 36'da ne olmuştu? Hatırla kardeşim. İtalya özellikle Akdeniz bölgesini çok istediğinden dolayı Montro'yu bile imzalamadı. Çok geç imzaladı. 36'da 3 devlet bir araya geldi. Daha sonra İngiltere'de bu parkta katılmıştır. 3 devlet dedi ki kardeşim biz Akdeniz'de e İtalya'yı istemiyoruz. Çünkü İtalya Başbakanı Benito Musolini Marenostrum diyor. Aa hocam İtalyanca mı öğrendiniz? Evet. Marenostrum ne demek? Bizim deniz. Bizim deniz dediği nere? Akdeniz. Peki Musoli'nin amacı ne? Tekrardan Roma İmparatorluğu canlandırmak. Roma'nın olduğu etkin yerler ağırlıklı olarak Akdeniz kıyıları. O yüzden Akdeniz'e egemen olmak isteyen bu devlete karşı mantıken Akdeniz ülkeleri bir araya gelerek ne yapacaktır? Bu duruma sert tepki gösterip bu paktı kuracaktır. Dikkat Akdeniz paktı 2015 KPS sınav sorusudur. Kaç yıl geçmiş? 11 yıl geç. Dikkat edecek miyiz bundan sonra? Dikkat. Hadi başakım. İtalya'nın yayılmacı politik >> İtalya'nın yayılmacı politikasına karşılık politikasına karşılık ne olmuştur? kurulmuştur. Evet. >> İngiltere'nin himayesinde. >> İngiltere'nin himayesinde >> Türkiye >> Türkiye >> Yugoslavya >> Yugoslavya >> Yunanistan >> ve Yunanistan arasında kurulmuştur. Yunanistan arasında kuruldu. Tamam. Bu çıkan sınav sursa. Yani 10 sene önce ben bunu anlatıp gene işaretliyordum. geldi. Neydi? İtalya'nın 1936'da işte eee tehditlerine karşı aşağıdaki paktlardan hangisi kurulmuştur? Cevap ne? Akdeniz paktı.
Geldik buraya. Sadabat. Hep duyuyorsunuzdur. Sadabat aslında İran'da bir yazı sarayın adıdır. Dört devlet bir araya gelecek. Bunlar da özellikle hem İtalya'nın hem de Almanya'nın tehditlerine karşı Ortadoğu'da harekete geçecek. Türkiye biliyorsunuz ki İran, Irak ve Afganistan devletleri bu parkta katılacak. Aslında Suriye'nin de katılması bekleniyordu ama Suriye'de iki tane meselesi var. Bir, bizimle Hatay sorunu yaşaması. İki, Irak'la sınır problemi yaşaması. O yüzden Suriye pakta katılmamıştır. O yüzden dört devlet katılmıştır. Böylece Türkiye Cumhuriyeti Saddabat paktına katılarak doğu sınırlarını güvence altına almaya çalışmıştır. Dikkat Sadabat Paktı. Dünya Savaşı'nın çıkmasını engelleyememiştir ama ileride Bağdat paktığı ismiyle devam edecektir ve devamından sonra en sonunda 19808 İran Irak savaşı'ndan sonra da fiilen sona erecektir. Hadi sağ da baklını bir yazalım. Üyeleri çok önemli. >> İtalya ve Almanya diye >> İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşılık >> politikalarına karşılık kurulmuştur. Onları alta yazayım lazım. Türkiye, İran, Irak ve Afganistan katılmıştır. Katıldı. Nerede imzalandı? Dikkat. İran'da imzalandı. Bu arada Balkan Pakı nerede imzalandı bilen var mı? Ha >> Atina'da imzaladı. Güzel. Maşallah. Rum tarihine de çok bir hakimsiniz. Konyalıma kadar biliyorsunuz Nazım Bey. Maşallah. Evet. Şu e-devlete bir bakalım. Nereden gelmesi hiç söylemiyor. >> Yaklaşık 6 aydır bundan dolayı. >> He şey maşerden dolayı. Evet gelelim 3ün sıra kardeşim. Burada Suriye'nin katılmadığını görüyoruz. Onu bir yazalım. Suriye Irak ile sınır problemi yaşadığından problemi yaşadığından Türkiye ile de Hatay sorunu yaşadığından Hatay sorunu yaşadığından ne olmuştur? Pakta katılmamıştır. Pakta katıl Var mı ekleyeceğin herhangi bir şeyler? >> Evet. Bu paktın devamı ileride ne olacakmış? Adı Bağdat paktı olacak. Hangi anlatacağım inşallah Çağdaş Türk ve Dünya tarih soğuk savaş dönemindeki Türkiye politikasını anlatacağım.
Geldik buraya. Hatay hepimizin eski adıyla bildiği ismiyle Mustafa Kemal vermişti bu arada Hatay ismini. Neden Hatay ismi verdi acaba? Herkes bir araştırsın. Sen biliyorsun herhalde. Söyle bakım. >> Hattaki ay. >> Hattaki >> ay anlamında Hatay ver. Ama niye? Niye ismi Hatay? Tamam. Hattaki ay. Çok güzel. Harika. Yani bunu bunu çözmek mümkün değildi. Senin sayende çözdük Hatay ismini vermesinin sebepleri var. Onu bir araştırın bulun bakayım. Niye Hatay'lar? Özellikle size soruyorum. Normalde buranın adı İskenderun Sancağı değil mi? Sancak sorun diye geçer. Zaten yüzyıllarca ders kitaplarımızda da İskenderun sancağı sorunu veya sancak sorunu diye geçer. Hemen anlatalım. 1921 tarihini hatırlayın. Biz Fransa'yla Ankara anlaşmasını yaptığımızda Hatay Hatay özel bir stotikoyla nereye bağlanacak? şeye eee Suriye'ye bağlandı. Biliyorsun Fransa acayip bir devlet. Önce İskenderun sancağını aldı Halep'e bağladı. Halep'e bağlıydı. Sonra tuttu Şam'a bağladı. Bir ara Beyrut'a bağlamaya kalktı falan. Sürekli oyun oynuyor. Ancak Ankara Anlaşması'a bazı maddeler var. Bir, buradaki Türk kültürünün özellikleri konulacak. İki dikkat bölgeye bölgeye yabancı güçlerin göç etmesi engellenecek. 3. Kullanılan dil Türkçe olacak. Gelenek görenek Türk. Eee, o zaman burası Türkiye gibi bir şey. Evet. Ama yıl yine 1936'da olmadan biz bu sorunu anlayamayız. Hatta ben size bir örnek vereyim. 1923'te, eee, Mustafa Kemal Adana'ya gittiğinde Hatay'dan pamuk toplamak için Adana'ya gelen böyle bir grup vardı. Çiftçi grup. Mustafa Kemal'e döndüler. Şöyle eliyle gösterdi kız. Onun fotoğrafının resmini yaptılar. Hatay'ın anavatanı özlemi diye. Paşam dedi, "Her yeri aldın. Hatay'ı göstererek konuşuyor. Burayı mı bıraktın dedi. Kurtar bizi paşam dedi. Kastettiği yer Hatay. Mustafa Kemal de merak etmeyin 40 yıllık Ecnebi yurdu değil mi? Ecnebi yurdu olur mu lan? Türk yurdu. Evet. Düşman eline bırakılamaz. Bazı kaynaklar 40 asırlık Türk yurdu. Bazı kaynaklar 400 yıllık yazar. Bazı kaynaklar 40 yıllık yazar. Hani bize 40 yıl tabiri uzun bir şey ifade eder. Doğru mu? Şimdi ben Mustafa Kemal'in orada 400 yıl veya 40 asır dediğine tahmin etmiyorum. 40 yıllık hani bir kahvenin 40 yıl atırı vardı derken orada kastedilen 40 sayısı değildir ki. Yani orada çok uzun bir zamanı kasteder. 40 yıllık Türk yurdu ecnebi eline bırakılamaz dedi Mustafa Kemal. Yıl 1936. Almanya Ren'e saldırdı arkadaşlar. Almanya'nın Ren'e saldırması Fransa'dan bu Ren'i alması ne kadar büyük bir. Çünkü senin kendine ait bir yeri alıyor. Peki bunun üzerine Fransa hatırlayın Boğazlardaki askerini çekti. Suriye'deki askerini çekmedi mi? E Suriye'yi nereye bıraktı? Suriye'de mandasını kaldırdı. Mantıken de İskenderun sancağında Suriyelilere bıraktı. Biz bunu kabul eder miyiz ya? Dedi ki kardeşim statiko değişti. Her şey değişti. Olmaz. Kabul etmiyoruz. Konu Milletler Cemiyeti'ne gitti. Milletler Cemiyeti santler diye bir atam atadı. Santler İsveçli. Seninkilere yakın. Buradan geldi. Bir rapor düzenledi. Rapor ne diyor? Bir kardeşim bölgede Türk nüfusu çok fazla. Bölgede kullanılan değil Türkçe. Artı bölgede gelenek görenekler hep Türk. Eee, ne yapacağız buraya? Neyse en sona Fransa'yla masaya oturduk. Türk vali atanmasına karar verdi. Dikkat, ilk Türk valisi Abdurrahman Melek'tir. Bu vali atandı. Atandıktan sonra değerli arkadaşlar 1938'da en sonunda zar zor, zar zor Türk askeri 2500 askerle Hatay'a girdi ve Hatay bağımsız cumhuriyeti kuruldu. Dikkat marşal marş. Bayrak bizim bayrağımız. Vali vardı ya Abdurrahman Melek Başbakan oldu. O şeyde Tayfur Sökmen Mustafa Kemal özellikle oraya Hatay ve Antakya havalisi Kuvay-i Milliye Komutanıydı zaten Tayfus Sökmen. Onu ülkenin cumhurbaşkanı yaptı. Daha sonra Hatay meclisi 23 Haziran'da karar aldı. Ne? Türkiye'ye katılma kararı aldı. Daha sonra Temmuz ayında da bunu gerçekleştirdi. Dikkat Hatay Türkiye'ye katıldığında sene 1939'u gösteriyordu. Ne demek istiyorum? Mustafa Kemal hayatta değildi. Dikkat. Mustafa Kemal Hatay'ın bağımsız cumhuriyet olduğunu görmüştür ama Hatay'ın anavatana katıldığını görememiştir. Kime nasip olmuştur? İsmet İnönü'ye. O yüzden Hatay'da birçok İsmetin ön heykeli bulunmasının sebebi o dönemde katılmasıdır. Ama mücadeleyi veren kim? Mustafa Kemal ya 38'de hasta yatağından kalktı Adana'da törenleri izledi. Ayaklarına çizmelerini giyiyordu. Bilerek askeri kıyafet giyiyordu. Niye yani? Fransa oğlum bak seninle aramızdaki tek mesele bu lan. gel bunu savaşsız çözelim demiştir. O törende o kadar sıcağın anda ayakta bekledi bilerek onu çünkü hasta öldü ölecek diyorlardı. Mustafa Kemal atladı Ankara'dan Adana'ya. Adana'da töreni ayakta izledi o sıcakta 4,5 saat. Niye? Hatay'ı kurtarabilmek için. Ve bu mesele Fransala'yla dostluğumuzu zedeleyen tek meseledir dedi. Ecneb eline bırakılamaz dedi. Bak bunlar hep Hatay'la ilgili konuştuklarıdır ha. Hatayla ilgili konuştukları laflara bakacağız. Bir de bir başka olay.
Mustafa Kemal, eee, Hatay meselesine eğilen bir gazete var. Kurun diye bir gazete. Kurun. Şimdi bunun bir başyazarı ve sahibi var. Sahibini Çankaya Köşküne çağırdı. Dedi ki, "Oğlum, bundan sonra senin adına yazıları ben yazacağım." Paşam, nasıl olacak? "Sen yazacaksın. Yani en sona ismini sen atmış gibi olacaksın ama yazılar bana ait olacak." Mustafa Kemal burada. Asım us, gazetenin sahibidir bu arada. Kurun gazetesinin Asım us'un, yani altta Asım us yazıyor da, Asım us zaten adamın sahibinin adı. Yani yazılar kime ait? Mustafa Kemal, İsmet İnönü hükümetini verdikçe veriştiriyor. Verdikçe veri... Cenevre'de bir konferans yapıldı bu meseleyi çözmek için. İşte İsmet İnönü demeç verdi. İşte 15 güne çözeceğiz, 20 güne çözeceğiz. 25'te bizim Hatay kesimimizin... Mustafa Kemal de çözülmeyince İsmet İnönü hükümetine yüklenmek için bu gazeteyi tercih etmiştir. Kurun gazetesinin sahibi olan Asım us'un ismiyle kendi yazarını yayınlamıştır. "İsmet'çim, nerede 20 gün oldu?" Bak, böyle konuşuyor Mustafa Kemal. Şimdi Asım us dedi ki, "Paşam, yapmayak, vallahi benim başım belaya." Halbuki yazar Atatürk yani. "Ne oldu İsmet Bey? Cenevre'de 20 gün kaldığında ne oluyor?" Hep böyle sert yazılar. Böylelikle İsmet İnönü hükümetini eleştirmiştir Asım us adıyla. Bunları da bilmekte büyük fayda var. Her zaman söylenir. "Fransa meselesi mütemadiyen bir dostunu kaybetmek üzeredir. İşte aramızdaki tek mesele budur. Ben milletime söz verdim." Bak, bu çok ünlü lafıdır. "Hatay'ı her ne pahası olursa alacağım" demiştir. Doğru mu? "Milletim bana güvenir. Bunu yapmam lazım" diyerek Hatay meselesine ne kadar önem verdiğini de Mustafa Kemal'imiz göstermiştir. Değerli arkadaşlar, hadi bakalım Hatay soruna başlayalım.
>> 1936 Almanya Fransa'ya işgal.
>> 1936'da Almanya Fransa'ya ait değil mi? Ren'i işgal edince, Ren bölgesini işgal edince... Evet. Fransa Suriye mandasını kaldırdı.
>> Fransa Suriye üzerindeki mandasını kaldırdı.
>> Suriye üzerindeki mandasını kaldırdı ve Hatay'ı, yani o zamanlardaki ismiyle değil, Sancak aslında Hatay'ı da kime verdi? Hatay'ı da...
>> Suriye'ye bıraktı.
Bunu kabul ettik mi? Evet. Devam.
Durumu kabul kabullenme Türkiye.
>> Durumu kabullenmeyen Türkiye...
Milletler Cemiyeti'ne baş...
Konuyu Milletler Cemiyeti'ne götürdü. Konuyu Milletler Cemiyeti'ne götürdü. Bu kalem alayım bu arada. Evet. Devam et Nazım.
Cemiyet bölge araştır...
Bir başka madde mi? Cemiyet konuyu araştırmak için, araştırmak için ne yapmıştır değerli arkadaşlarım? Santler adında bir raportörü gönderdi. Raportör gönderildi. Evet.
>> Santler yayınladığı raporda...
Santler yayınladığı raporda. Evet.
Hatay'ın Türkiye'ye katılmasını talep...
Hatay'ın Türkiye'ye katılmasını talep etti. Türkiye'ye katılmasını talep etti. Hayret. İlk defa Milletler Cemiyeti bir şey hakkımızda, bizim hakkımıza karar verdi. Değil mi? Neden? Bir daha savaş çıkmasın. Çünkü bölge çok açık. Dünya savaşı herhangi bir bölgeden çıkabilir diye. Devam.
>> 1937 yok. Önce vali atandı değil mi? Fransa'ya vali atandı. Bu valinin adı neymiş? Abdurrahman Melek vali olarak atanmıştır hocam. Tamam. 1938'de ise dikkat, bağımsız Hatay Cumhuriyeti kurulmuştur. Hatay Cumhuriyeti kuruldu. İlk cumhurbaşkanı dikkat, en çok gelen sınav sorularından biridir. Tayfur Sökmen'dir. İlk başbakanı ise Abdurrahman değil mi? Melektir. Aynen. Burası tamamı. Hatay 1939'da anavatana katılmıştır. Anavatana katıldı. Dikkat, kim zamanı? Yani İsmet İnönü zamanı. Peki bir şey söyleyeceğim. Biz buraya kadar, yani şuradan eee şuraya kadar 36-39 arası ilişkilerimiz hangi devletle gerginleşti diye soru sorarlarsa cevap Fransa. Hangi sorunun üzerine? Hatay. O yüzden çıkan bir sınav sorusudur. Türkiye 1936-39 yılları arasında Hatay meselesi için hangi devlet ilişkileri gerginleştirdi? Fransa. Fransa'yla hangi ham mesele yaşıyor? Hatay. Aramızdaki tek mesele bu. Mustafa Kemal'in ünlü sözü. Mustafa Kemal'in Asım ismini kullanması. Hadi notlarımızı yazalım.
>> 40 yıllık Türk...
>> Yurdu.
>> Ecnebi eline bırakılamaz.
Evet. Birinci Hatay ile ilgili sözüdür. Mustafa Kemal devam.
>> Toprak büyütme...
>> Ben toprak büyütme meraklısı değilim. Böyle bir cümle başlıyorsa anlayın ki değerli arkadaşlar, biz bir yere almak istiyoruz ama amacımız bu değil. Değilim. Evet.
>> Barış bozma alışkanlığım yok.
>> Barış bozma alışkanlığım yoktur.
>> Alışkanlığım yoktur.
Bu laf çok önemli. O yüzden uzatıyoruz, yazıyoruz. Ancak...
>> Anlaşmaya dayanan hakkımızın...
>> Anlaşmaya dayanan hakkımızın... Evet.
>> İsteyicisiyim.
>> Onu almad almadan onu almadan edemem.
>> Onu almadan edemem. Evet.
>> Meclis kürsüsünden söz ver.
>> Meclis kürsüsünden bir dakika söz verdim. Evet.
>> Hatay'ı alacağım.
>> Hatay'ı alacağım. Evet.
>> Milletim benim dediğime inanır.
>> Milletim benim dediğime inanır.
>> Sözümü yerine getiremezsem.
>> Sözümü yerine getiremezsem. Evet.
>> Onun huzuruna çıkamam.
>> Onun huzuruna çıkamam.
>> Yerimde kalamam.
>> Yerimde kalamam.
Kalamam. Evet.
>> Ben şimdiye kadar yenilmedim.
>> Ben şimdiye kadar yenilmedim. Evet.
>> Yenilemem.
>> Yenilemem.
>> Yenilirsem bir dakika yaşayayım.
>> Yenilme. Yenilirsem bir dakika yaşayamam.
Bu lafları hangisi için söyledi? Yine Hatay için. Devam.
Dünya...
Türkiye yaklaşan Dünya Savaşı tehlikesine karşı evet.
>> Boğazlar ve Hatay sorununu doğru mu? Kendi leyhine çözmeyi başarmıştır. Kendi lehine çözmeyi başarmıştır. Evet.
Son olarak da Asım us'u yazalım Nazım. Mustafa Kemal Atatürk, Hatay hakkındaki yazılarını Hatay hakkındaki yazılarını Asım Us adıyla, bu uydurma bir ad değil zaten. Gazetenin sahibinin adıdır. Adıyla neyle yayınlamıştır? Kurun gazetesinde yayınlamıştır. Yayınladı. Doğru mu Nazım? Hatay'da bu. Anlaştık mı? Al bakalım dostum. Şimdi tekrar zamana bakıyoruz. 32-39. Bu arada dikkat. ÖSYM'nin bir geleneği vardır. Bir sene buradan, bir sene buradan. Bir sene buradan, bir sene buradan soruyor. Ne demek istiyorum? 23-32'yi bir sene soruyorsa, 32-39'u öbür sene soruyor. Ancak çift seneler hariç. Niye? Dört sınav olduğu için dış politikadan muhakkak iki tane, dört yerden ikisine gelecek. Yani şu anlattığım yerden ya ön lisans orta öğretim ya lisans ön lisans ya AGS lisans fark etmez. O dört sınavdan ikisine kesin gelecek ünite. O yüzden dikkatli dinlemeniz lazım değerli arkadaşlar. Nereye elim çarptı? Balkan Antantı'na. Bence bu bir... İşaret. Benim elim değil. Fatma'nın eli. Eli diyorduk hatırlarsan. Elim oraya çarptı. Evet. 30-39'daki amacımız ne kardeşim? Neyi korumak? Sınırlarımızı korumak ve neye katılmak? Dünya barışına katkıda bulunmak. Türkiye hangi yıl baş şey Milletler Cemiyeti'ne? 32'de dikkat, hangi devletin davetiyle? Sınava girdim. 1919 yılında kurulmuş olan hangi kuruluş, kendi kuruluş ilkelerinden taviz vererek 1932 yılında Türkiye'yi kendisine davet etmiştir diye sorar. Cevap Milletler Cemiyeti. Bak soruyu da söyledim. Balkan Antantı, üç devlet tehdit ediyor dünyayı. İtalya, Almanya ve Bulgaristan. Bulgaristan özellikle Ege Adaları ve Doğruca istediği için dört devlet bir araya geliyor. Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya. Türkiye buraya katılarak hangi sınırlarını güvence altına almak istiyor? Batı. Peki bu paktın bize yararı var mı? Tam da bak elim oraya gelmiş. Görüyor musun? Boğazların Türkiye'ye verilmesinde Montrö'de lehimize oy kullanmışlar. Hatta boğazları bizden fazla savunmuşlardı. Vereceksiniz de nasıl vermiyorsunuz da? Vallahi diyorum bak.
>> Öyle öyle acayip ha.
Devam edelim. Bu arada Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile ilgili şunu da söyleyeyim. Başlarda statüko değişmesini isteyen Rusya, eee, maddeler onun lehine olmayınca 36'da bakmayın siz. Sovyet Rusya'da başlarda bize böyle bir olumlu gibi de sonra o da cıvıttı. Sonradan dikkat edin. 36'dan sonra İngiltere, Fransa korumasından çıkınca Türkiye, çünkü onu destekliyordu. İngiltere, Fransa'dan çıksın ki sadece Türkiye kalsın. Hatırlayın 1957'lerde eee Sovyet Rusya lideri Stalin değil mi? Stalin boğazları istedi bizden. Şimdi boğazları İngiltere, Fransa varken isteyebilir miydi? İstemezdi. O zaman Montrö'de bizi destekledi mi? Aslan Türkiye, Kaplan Türkiye. Bunlar senin suyun, bunlar senin boğazın. Olur mu öyle şey? dedi. Ama asıl amacı ne aslında Rusya'nın? İleride sıcak denizlere inmek için boğazları bizden istemek. Bizden istemek de İngiltere, Fransa'nın koruması altında bir yerden istemek aynı şey olmuyor. Bizi güçsüz gördü Stalin. Zaten o Stalin yüzünden başımıza geldi. Ne geldiyse onun adam yüzünden geldi. Niye? Onun yüzünden biz gittik şeye 19, bu arada 47 istedi, özür dilerim, gittik Kore Savaşı'na katılıp NATO'ya üye olduk. Yani bizi ABD kısmına soğuk savaş dönemi iten devlet Rusya'dır. Eğer Rusya boğazlardan böyle bir hak talep etmeseydi, aramızda tabii Kurtuluş Savaşı'ndan bu yana çok iyi gidiyordu. Demek ki Montrö'yü, Rusya'nın şeyini anladınız mı meselesini? Şimdi biz bu boğazlar meselesini ilk defa nerede gündeme getirdik? Londra Silahların Azaltılması Konferansı'na reddedildi. Sonra biz 36'da iki tane olay yaşandı. İtalya Habeşistan'ı işgal etti. Almanya'da Fransa'ya ait Ren'i işgal etti. Bizde şartlar değişti. Bir ilke var. Şartlar değişmesi anlaşma tekrar yenilenmesi demek. Şartlar değiştirdik. Nota verdik. İsviçre'nin Montrö kentine gittik. Balkan Antantı'nın üye devletleri hepsi bizi destekledi. Böylelikle Boğazlar'daki komisyon kaldırıldı. Doğru mu? Kaldırıldı. Ve her iki yakinin yerleştirilmesine karar verilmiştir. Boğazlar meselesini Türkiye, yaklaşan iki Dünya Savaşı öncesi kendi lehine, Avrupa devletlerinin kendi arasındaki çıkar çatışmalarından yararlanarak lehine çözmüştür. Evet, 2015'te gelmişti bu soru. Akdeniz Paktı, İtalya'nın yayılmacı politikasına karşı Türkiye bu himayesi demek, oraya birliğe üye olmak demek değil. Yunanistan, üç devlet bir araya geldi. İtalya'nın baskısı neticesinde ne olmuştur? Bu pakt kuruldu. Paktın adı neymiş? Akdeniz Paktı.
>> Burada Mısır'dan dolayı mı?
>> Ne?
>> Mısır'dan dolayı mı?
>> Evet. Evet. İngiltere Mısır'dan dolayı. Çünkü Habeşistan'a yerleşti ya. Ya İngiltere'nin teşvikiyle kuruluyor birazdan. Bak öyle söyleyeyim. Geldik buraya. Sadabat. Hangi iki devletin yayılma politikası gene? İtalya ve Almanya. Dört devlet bir araya geldi mi? Türkiye, İran, Irak, Afganistan. Dikkat. Anlaşma hangi ülkede imzalanıyor? İran'da. Buradaki en önemli meselelerden bir tanesi Suriye niye yok? İki sebepten yok. Bir, Irak ile sınır problemi var. İki, Türkiye ile de Hatay problemi yüzünden gitmemiştir. En klasik soruyu söyleyeyim mi? Aşağıdakilerden Sadabat Paktı'nın üyelerinden biri değildir. Türkiye, Irak, İran, Afganistan. Peki size ne verecekler? Cevap mantıken Müslüman ülke vermek zorundalar. Ya Pakistan verecekler ya Suriye. Zaten Suriye'nin katılmadığını anlattım. Pakistan diye bir devlet yok ki arkadaşlar. Pakistan 1947'de kuruldu. Paktın kurma tarihi 1937. Daha Pakistan diye bir devlet yok. O yüzden Afganistan'la Pakistan'ı asla karıştırmayın. Afganlar her zaman yanımızdaydı. Kurtuluş Savaşı'nda da öyle. İlk Türkiye'ye gelen yabancı resmi heyet, emanulhandan'dı. Hatırlayın Emanullah'dı. O yüzden önemli. Bu pakt ileride ismini ne olarak değiştirecek? Bağdat Paktı olarak yoluna devam edecektir. Onu da söyleyeyim. Peki Hatay meselesinin gerginliğinin tırmandığı yıllar hangi yıllar? O zaman ben bu sorunu hangi devletle yaşıyorum? Doğru mu? Fransa'yla yaşıyorum. 36-39. Demek ki böyle bir olay. Peki konu nereye götürülmüş kardeşim? O zaman Milletler Cemiyeti'ne götürülen konular önemli mi? Sayalım mı? Milletler Cemiyeti'ne götürülen konuları. Hadi bakalım. Yok. Şuradan başla bak. Şuradan başla bak.
>> Musul'u götürdük mü? Götürdük. O zaman Musul meselesi Milletler Cemiyeti'ne götürülen bir mesele. İki, nüfus mübadelesini götürdük. Anlattım. Dedi ya onlar siz çözün oğlum. Ben nereden bulayım? Ben şey, Bağcılar muhtarı mıyım dediydi ya. Evet. İki, üç, hangi meseleyi götürdük? Bozkurt Lotus'u götürdük. Milletler Cemiyeti'ne bağlı Lahey Adalet Divanı. O da Milletler Cemiyeti demektir. Dördüncü mesele neymiş başkan? Heh. Hangisi? Hatay meselesi. O zaman biz dört meseleyi ne yapmış değerli arkadaşlarım? Hemen Milletler Cemiyeti'ne barışçıl yönden çözmek için götürdük. Devam edelim. Milletler Cemiyeti bir adam atadı. Bu da bir rapor düzenledi. Dikkat, Santler raporu. Şimdi size sınava şöyle girecek. Murat Öğretmen dersinde Santler raporu, Tayfur Sökmen ve Sancak diye isimlerden bahsetti. Buna göre Murat öğretmen ders hangi konuyu anlatır? Hatay soruluyor. Abdurrahman Melek, Tayfur Sökmen. Doğru mu? E şey var. Ne derler ona? Eee, sancak demek aslında. Hatay İskenderun Sancağı'nı kastediyor. Bir de ne var? Santler raporu. Sınava girdim. 1937 tarihinde veya 36 tarihinde Birleşmiş Milletler, pardon Milletler Cemiyeti raportörü Sandler'in Milletler Cemiyeti'ne sunduğu rapor aşağıdaki konulardan hangisiyle ilgilidir? Cevap Hatay. İşte bu kadar da soru. Lau bilen yapar, bilmeyen yapma ihtimali var mı ya? Yok. O yüzden dikkat Santler raporuna. Peki Bağımsız Cumhuriyet'in ilk cumhurbaşkanı kim? Antakya Valisi, Kuvay-i Milliye lideridir bu adam. Tayfur Sökmen. Mustafa Kemal bizzat kendi göndermiştir. Dikkat. Gelelim kimin zamanında anavatana katıldı? Evet. Mustafa Kemal bağımsızlığını gördü Hatay'ın ancak anavatana katılmasını görememiştir değerli arkadaşlar. Peki Mustafa Kemal'in ünlü lafları var. Adana'da o çiftçi kızlarla, kızın kendisine göstererek ne demişti? Paşam, her yeri kurtardığında bizim orayı niye bıraktın demeye getirdi. O da merak etme, 40 yıllık Türk yurdu ecnebi eline bırakılamaz dedi. Burada bir şey dikkat edeceğim. Sizlerden ricam, Hatay'ın ana özlemi tablosuna bir bakın. Şimdi bir tane kız göreceksiniz. Hatay'ın anavatana özlemi tablosunu kim yapmıştır? Onu da bir öğrenin bakalım. Tamam. İkinci, ben toprak büyütme heveslisi değilim. Bu heveslisi diye de gelebilir. Meraksız değil. Ama anlaşmadan doğan haklarımın da isteyicisiyim. Ben milletime söz verdim kürsüden. Burayı Hatay alacağım. Ben size hiç yenilmedim. Yine yenilmeyeceğim. Yenilirsem bir dakika bile bu durman dedi ya. Cumhurbaşkanlığı makamıdır demiştir. Artı, bizim mütemadiyen bir dostunu kaybetmek üzeredir. Fransa'ya söylüyor. E bizim diyor, aramızdaki tek sorun budur diyor. Kastettiği yer Hatay. Yine Mustafa Kemal, Hatay'da İsmet İnönü döneminin politikalarını eleştirmek amacıyla Kurun sahibinin gazetesini Çankaya Köşkü'ne çağırdı. Asım us'a dedi ki, "Bundan sonra yazılarını ben yazacağım. Senin ismin de çıkacak" dedi. Asım us adıyla Mustafa Kemal, Kurun gazetesinde yen... O zaman iki isim de çıkabilir mi? Bir, Mustafa Kemal, Kurun gazetesine hangi şeyi takmıştır? Asım us. Mustafa Kemal, Asım us adıyla hangi gazetede Hatay meselesi ile ilgili yazılar yazmıştır? Kurun. Peki Türkiye, yaklaşan II. Dünya Savaşı tehlikesi, Avrupa'nın çıkar çatışmalarından yararlandı. Boğazlar ve Hatay sorununu kendi lehine çözmeyi başardı. Helalin amin diyoruz. Böylelikle Türk dış politikası ünitemiz de bitirmiş olduk. Bu arada %100 sorunun geleceği bir ünitedir. Onu da size söyleyeyim. Dört sınavdan ikisine, belki de üçüne gelecek. Bilmiyorum. Bu arada kaç dakika oldu şey toplamda?
>> 2 saat 25.
Nedir ya bizim öğrenci için? Çerez vallahi. Şu daha GSE'de altı soru geliyor yani. Bu kadar çalış. Evet. 2 saat 25 dakika arkadaşlar, bunu maalesef ki konular böyle. Yapacak bir şey yok. Gönlerdi ki ben de bir saat anlatayım, daha az yorlayayım ama yaz eti bu tabii ki. Tahta büyük, 3 metre yakında. Biz şu Amerika'daki profesörlerim vardı ya, o tahtalar var büyük, onları getireceğim şöyle yukarıdan aşağı 5 metre uzunluk, 20 metre. Evet, böylelikle bu üniteyi de tamamlamış olduk. Artık inkılabinin son konusu olan Cumhuriyet Dönemi Kültür ve Medeniyet'e geçiyoruz. Cumhuriyet Dönemi Kültür Medeniyet, görüşmek dileğiyle.