📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Tavuk Göğsü Satmıyoruz Deneyim Satıyoruz | Türk Markası Do&Co Nasıl Dünya Devi Oldu?

Hakan Çelik51:51

Transcription

Sevgili izleyiciler, merhaba. Ben Hakan Çelik. Şu anda Avusturya'nın başkenti Viyana'da bulunuyorum. Sayın Atilla Doğudan'la birlikteyim. DoCo'nun kurucusu ve CEO'su. Aynı zamanda gerçekten dünyanın en güzel şehirlerinden biri ve bulunduğumuz yer çok özel. Atilla Bey, merhaba. Çok teşekkür ederim zaman ayırdığınız için.

Çok teşekkür ederim. Sağ olun. Şimdi Viyana'nın merkezindeki Do & Co otelin üst katındayız. Böyle bir harika bir manzara var çevremizde. Biraz bulutlu olmakla birlikte. Burada da dünyanın en önemli Gotik mimarisinin sembollerinden biri olan katedralin yanı başında bulunuyoruz.

Atilla Bey, şimdi siz çok şapkalı bir insansınız ve birçok faaliyet alanında bulunuyorsunuz. Aslında yeme-içme sektörü ama bununla birlikte bir ağırlama tarafı da var. Fakat siz bunu dünyada öyle bir farklı bir yere oturttunuz ki rekabette bambaşka bir yere geldi şirketiniz. Arkadaşlarınızla birlikte birçok şey yapıyorsunuz. Faaliyet alanlarınızı ben bir özetleyelim istiyorum. Bir tarafta havayollarının yeme-içme ve ikram hizmetleri var. Dünyanın önemli spor faaliyetleri, Formula gibi, efendim Şampiyonlar Ligi gibi birtakım faaliyetler var. Bunun yanı sıra yeme-içme sektöründe, aslında ağırlama sektöründe neredeyse dokunmadığınız alan yok gibi. Formula, bunlar arasında herhalde çok önemli bir yer tutuyor. Siz bize bir kısaca bu faaliyet alanlarınızı ve ne kadar yıldır bu sektörde olduğunuzu bir hatırlatır mısınız?

Şimdi eninde sonunda biz ne yapıyoruz? Misafirperverliği dünyaya taşıyoruz. Bu çatı altında ne varsa; yiyecek, içecek, havacılık olsun veya restoran olsun veya butik otel olsun veya bir her türlü organizasyon, düğünden Formula 1'e kadar, esasında hepsi bu şemsiyenin altında olan bir şey.

Ve buradaki bizim amacımız; biz burada küçük bir restoranla başladık, 40 kişiyle, 40 sene evvel. Gerçekten uzun bir dönem. Ben öğrenciyken başladık. Bu işi beraber takımla. Eninde sonunda bir takım işi bu. Bunu hiçbir zaman hiç kimse tek başına yapamaz. Takımla yavaş yavaş, yavaş büyüdük. Bu büyüme nasıl elde ediliyor? Ancak her müşteriyi mümkün olduğu kadar tatmin ederseniz ve gönlünü alırsınız. Yani parayla pulla olmuyor bu iş. Dolayısıyla bu işi iyi yapmak için çalıştığımız insanları iyi seçip, onlara iyi bir eğitim verip ve beraber bu misafirperverliği yapma, bu işin anahtarı. Burada da tabii Türk asıllı, Türk kanıyla Türk misafirperverliğinin kanımızda olmasının büyük bir faydası var. Biz ülke olarak, insanlar olarak her zaman herkesi misafir etmeyi seven bir toplumuz. Bu tabii Avrupa'da olsun, Amerika'da olsun, dünyanın her yerinde olsun, 20 ülkeden fazla yerlerde çalışıyoruz. Bizim çok işimize yarıyor.

Binlerce çalışanınız var. Bir takım işi. Siz işin daima içindesiniz. İşin başındasınız ve işin içindesiniz. Bir noktada mutfaktasınız. Sürekli uçakta seyahat halindesiniz. Ve dünyanın küresel düzeyde, dünyanın her yerinde faaliyette bulunduğunuz için zamanınızın çok büyük bölümünü ben seyahatte geçirdiğinizi görüyorum. İş alanlarınız, faaliyet alanlarınız için de en büyük payı hava yolu işletmelerinin yeme-içme hizmetleri mi, faaliyetleri mi oluşturuyor? Biz sıralama yaparsak eğer...

Şimdi biz "aviation" ve "non-aviation" olarak bunu bölüyoruz. %65 gibi havacılık, %35 gibi geri kalan; yani yerde her türlü organizasyon olur, restoran olur, otel olur, yani ne varsa. Ama ana yer tabii o %35'te başlıyor. Ondan sonra %65 geliyor. %65'le başlayıp %35'te olmuyor. DoCo'yu ve Turkish DoCo'yu fark yaratan nokta; bizim her gün rekabette dünyanın her yerinde değişik ülkelerin misafirleriyle beraber, yani bize gelen ve bizim orada onlara verdiğimiz ikramla beraber onları anlamamız anahtar bir hikaye. Bunu onlarca senede öğrendik. Çok çok defalar yanlış yaptık. Eninde sonunda kazanmak kazanmakla olmuyor. Yanlış yapmakla öğreniyorsunuz zaten. Orada da gerçekten çok büyük bir deneyim sahibiyiz. Takım olarak da bunu da her gün daha iyileştirme noktasına getirerek yapmamız gerekiyor. Bu iş şöyle; yani bu işi ben becerdim diyemezsiniz hiçbir zaman. Esasında sizin işinize benziyor. Bugünkü ve yarınki aynı şey olamaz. Ne kadar deneyim olsa bile.

Şimdi Atilla Bey, tabii ben Do & Co diye girdim, anlattım. Bir de Turkish Do & Co diye konumlanan bir şirket yapılanması var. O da siz Türk Hava Yolları sizin hem önemli bir müşteriniz, aynı zamanda da bir ortağınız. Türk Hava Yolları'nın bir iştiraki olarak devam ediyor. Turkish Do & Co dediğimizde, yani Türk Hava Yolları'nın değil mi? Yeme-içme hizmetleri, hem kabinde, uçakların içinde hem de yolcu ağırlama salonlarında, lounge denen salonlarda yemekleri siz, ikramları siz hazırlıyorsunuz. Sizin arkadaşlarınız kaç yıldır yapıyorsunuz bunu Türk Hava Yolları için?

2007'de başladık bu ortaklığa ve işbirliğine. O dönemde Türk Hava Yolları'nın 70-80 uçağı vardı. Bugün bildiğiniz gibi 500 artıya gidiyoruz artık ve inşallah çok daha fazla olacak. Ve bu dönemde, bu senelerde beraber gerçekten dünyada bir "benchmark" yarattık. Yani bizim burada gerçekten gönülden bu işbirliği; hem tabii ben İstanbul doğumlu olduğu için ne kadar dünyada çalışsam kendi ülkem en önemlisi gönül açısından. Ama Türk Hava Yolları da havayolu olarak dünyada bambaşka bir seviyeye geldi ve bugün lider havayollarından bir tanesi, hem uçak sayısı hem müşteri ve yolcu açısından anlayış. Biz toplantılarımızda çoğunluk olarak müşterimizi nasıl daha iyi bir şekilde bize bağlarız diye düşünüyoruz. Bunun da cevabını filo sayısı ve memnuniyet esasında gösteriyor.

Türk Hava Yollarıyla birçok ödül de aldınız. Sizin arkadaşlarınızın sunumu, yemeklerin kalitesi, lezzeti ve genel olarak yeme-içme faaliyetlerine baktığımızda değil mi? Dünya çapında bugüne kadar Türk Hava Yolları'nın aldığı ödüller arasında sizi de ilgilendiren yönü olan ödüller de var. Onlardan da lütfen bahsedin. O ödüller hangi kriterlere göre veriliyor?

Ödüller esasında müşteri memnuniyetinin aynısı. Anketlerde ve bu ödüller eninde sonunda müşterilere, yolculara soruluyor. "Sen hangi havayolunda hoşuna giden nedir? Verilen servis, yemek hoşuna gitti mi? Bu senin damak tadını tutuyor mu?" Bu bu şekilde. Ve bizim tabii burada çok sevindiğimiz nokta; bu son 15-17 senede çok çok ödül aldık. Ama önemli olan şey yalnız ödül almak değil. Her yolcuyu memnun etmek. Bu bu hikaye. Bir tanesi yıldız almak. Bu tabii herkes için güzel bir şey. Öbürü de her gün sıfırdan başlayıp gerçekten "Ben bu yolcuyu nasıl tatmin ederim? Nasıl memnun ederim ve bizimle" yani bizimle dediğim zaman Türk Hava Yolları'na uçmasını bir daha nasıl elde ederim?" Bu eninde sonunda bir memnuniyet hikayesi. Yalnız parasal bir şey değil. Tabii filonuz yerinde olacak. Tabii ki ürününüz iyi olacak ama eninde sonunda memnun ettiğiniz bir müşteri, dükkanınıza gelen memnun ettiğiniz müşteri her zaman geri gelir ve en ucuz bir şekilde esasında bunu kazanmış olursunuz.

Ben Türk Hava Yolları bu başarı hikayenize tekrar döneceğim ama Türk Hava Yolları'nın dışında da dünyanın önemli havayolları için çalışmalar yapıyorsunuz. Onlara da ikram hizmetleri sunuyorsunuz, yeme-içme hizmetleri ve dünya devi bunlar. Tıpkı Türk Hava Yolları gibi. Hangileri var?

Şimdi ilk önce yalnız yemek satmıyoruz. Ben hep şöyle anlatıyorum: Biz tavuk göğsü satmıyoruz. En sonunda bir deneyimi satıyoruz. Yani konseptinden, nasıl, hangi uçakta, hangi destinasyonda, hangi demografide olan yolcuya neyi nasıl vermemiz lazım ki onu tatmin edelim. Dolayısıyla bizim 60'tan fazla havayolumuz var dünyada. Türk Hava Yolları bunun hem ciro açısından hem gönül açısından en önemlisi ve çok en hızlı büyüyenlerden bir tanesi. Ama biz Emirates'te olsun, Etihad'da olsun, Katar'da olsun, bütün dünyada servis veren bir şirketiz. Aynı zamanda Londra'da London Heathrow British Airways'in ana ikram şirketiyiz. Iberia'nın, Lufthansa, Avusturya Havayolları, JetBlue yani gerçekten ürüne, müşteriye önem veren tüm havayolları Ortadoğu'dan olsun, Asya'dan olsun, Pasifik gibi her biri bizim müşterimiz ve bizim amacımız hiçbirisine başka birisine verdiğinin aynısını vermek değil. Yani biraz Türk yemeklerini her tarafa yayıyor. O başka bir şey ama o gönül işi, zeytinyağı ve Akdeniz mutfağı işi.

Atilla Bey, o kadar çok havayolu saydık ki aslında çalışmadığınız havayollarına baksak, onların sayısı daha az gibi görünüyor. Çok ama çok zor bir operasyon bu. Yani birbirinden farklı kurum kültürleri var. Müşteri profilleri arasında farklılıklar olabilir. Uçtukları uçuş noktalarının gelenekleri, coğrafyadan kaynaklanan ihtiyaçlar ve beklentiler farklı olabilir. Ve bunlar çünkü hem yemek kültürünü, hem damak tadını, hem bazen inançlar nedeniyle verilen yemeklerin içinde kullanılan malzemelerde oluşan farklılıklar var. Ortadoğu'da daha farklı olabilir, başka efendim Japonya'da daha farklı olabilir. Çok zor bir iş modeli bu Atilla Bey. Yani ben düşündükçe nasıl bu işin altından kalkıyorsunuz? Yani gerçekten bunu bir, bunun sırrı nedir? Yani tabii ki çok çalışmak kuşku yok ki ama bu iş modelinin olmazsa olmaz unsurları nelerdir?

Şimdi bu iş modelinin en önemli noktası sahada olmak. Eğer olanı görmezseniz, bir Şampiyonlar Ligi finaline gitmezseniz, her hafta Formula 1'e iki haftada bir gitmezseniz, uçaklarda uçmazsanız size böyle hikayeler anlatılır ve hiçbir zaman görmezsiniz. Yani bu işin bir noktaya kadar biz hep cambaz bir iş diyoruz. Kurumsal bir noktaya kadar yapabiliyorsunuz. Bütün lojistik parçasını kurumsal yaparsınız. Bütün hesap kitap işini tabii ki kurumsal bir açıdan ve organizasyon açısından yaparsınız. Ama müşterinin önünde her gün o performansı vermek için insanların gerçekten şirkete ve şirket kültürüne bağlı olmaları lazım. Aynı zamanda da içten yapmaları lazım. Yani yalnız bonus alma hikayesi değil.

Severek yapmak lazım. İnanarak yapmak lazım. Aynen. İşinizi çok severek yapıyor olmanız. Az önce ben sohbetin başında "mutfakta görüyorum Atilla Bey, koşturuyor" diyorum. Bir noktada, bir noktada bu fiziksel olarak, mental olarak hiç kolay bir şey değil. Ama sizin ekip ruhunda da, yani ekibinizdeki arkadaşların da buna paralel bir performans ortaya koymaya çalıştıklarını görüyorum. Değil mi?

Aynen. Başka türlü bunu yakalamak çok zor ve bu sayede de yani yeme-içme sektörü, ağırlama sektörü deneyim sunuyoruz diyorsunuz ya. Öyle bir güzel bir kavram bence ve dünyanın en iyilerinden biri oldunuz. Ve tabii ama rekabetçi bir alan bu. Başka bu rekabete katılan kurum ve kuruluşlar da var. Bir taraftan da maliyetler var. Yani havayollarıyla masaya oturduğunuzda, konuştuğunuzda tahmin ediyorum ki onlar da böyle maliyetleri öne çıkarıyorlar, değil mi? Yani lütfen Atilla Bey, işte mümkünse şu maliyetler aralığında bir hizmet getirin diyorlar. O en zorlayıcı şeylerden biri o mu? Şu anda günümüzde baktığımız zaman?

Maliyet büyük bir konu. İki çeşit maliyet var. Bir yolcunun gördüğü maliyet var, bir de görmediği maliyet var. Önemli olan şey yolcunun yolcuya dokunmayan tarafta mümkün olduğu kadar efektif olup ve yolcunun önüne gelen üründen tasarruf yapmamak. Yani nereden yapacağınızı bilmeniz lazım. Ve burada tabii havayollarının bakış açıları değişik. Türk Hava Yolları, Körfez Havayolları, müşteriyi ön planda koyan havayolları, Avrupa havayollarından değişik diyelim. Amerikalılardan zaten değişik. Bu havayolları nedense daha fazla büyüyor. Nedense daha fazla yolcu kapıyor. Şimdi yalnız yemek için uçan var mı? Tabii ki yok. Ama en ucuz marketing tool dediğimiz müşterinin, yolcunun gönlünü almak için bu basit bir şey. Lounge olan deneyiminiz veya uçakta olan deneyiminiz kötü olursa, hangi bilet parasını ödemiş olursanız olun, sizin negatif bir havanızı değiştiremezsiniz kötü olduğu zaman. Onun için ben tabii kendi açımdan ve kendi açımızdan bunu böyle görüyoruz. Çalıştığımız şirketler müşteri odaklı olduğu zaman daha verimli oluyor. Olmazsa daha kötü oluyor.

Çok ilginçtir aslında bir havayolunun memnuniyetini belirleyen birçok kriter olabilir. Yolcularla konuştuğumuzda, ben de havacılığı yakından takip ediyorum yıllardır ama insanlar genellikle ilk birkaç maddeyi sıralarken işte tabii rötar, yani zamanında kalkış performansı, operasyonel beceriler, uçakların temiz ve yeni olması bunlar önemli ama hep yeme-içme, "Oo, işte biz Türk Hava Yolları'nda yemekleri, ikramları çok beğeniyoruz. İyi bir hava yolu, sonra iyi bir hava yolu" diye anlatan insanlar buna atıfta bulunuyorlar. Ben de bunu gözlemliyorum doğrusu. Türk Hava Yolları yemekleri, kabin içi ikramları içinde geçmişten bugüne en popüler yemekler hangileri oldu? Birkaç örnek böyle hani "best seller" denen şeyler. Yani yolcular "bizden bunu tekrar menüye koymamızı istiyorlar" dediğiniz birkaç örnek verir misiniz?

Şimdi Türk mutfağı bildiğiniz gibi çok zengin bir mutfak. Bunun iki-üç parçası var. Bir tanesi meze dünyası. Tüm Türk mezeleri, İmam Bayıldı'dan, Şakşuka'dan veya Enginar'dan başlayın. Ne varsa patlıcan salatası. Eskiden patlıcan verilmiyordu. Bilmiyorum bunu biliyor musunuz havacılıkta?

Neden öyle? Onu bilmeyebilir insanlar. Bir dedikodusu çıkmıştı. Onun gaz yapıyor, bilmem ne falan filan diye.

Konforlu olmuyor. Uzun uçuşlar olmuyor. Biz bunu, bunu yanlış pişirme tekniğiyle yaparsanız doğru. Doğru pişirirseniz yanlış. Ve patlıcan Türk mutfağının önemli bir parçası ya, bizim için çok önemli bir ürün. Bu bir dünya. İkincisi tabii en önemlisi taze ürün vermek. Katkı maddesi koymadan, başka böyle artı başka bir şey yanına koymadan. Zeytinyağı çok önemli bir şey. Zaten zeytinyağı da çok daha önümüzdeki aylarda, senelerde duyacaksınız. Türk zeytinyağını dünyaya tanıtma hikayesi var. Bu burada bir Ahmet Bey'in bir vizyonu var. Biz de ona tamamen katılıyoruz.

Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Polat'la bu konuda zaten siz sık sık bir dirsek teması halinde, yeni ürün, ürün geliştirme, memnuniyeti arttırma değil mi o noktada çalışıyorsunuz? Bu vizyonla gerçekten yalnız müşterinin gönlünü almak değil, Türkiye içindeki ürünleri dünyaya taşımak. Biz burada 80-90-100 milyon yolcuyu konuşuyoruz ve bundan artı biz bütün Formula 1'de her tarafta zeytinyağı ürünü alırsanız, her tarafta Türk zeytinyağını kullandığımız zaman bambaşka bir marketing ve milletin önünde, yalnız İtalya, İspanya değil, Türkiye'nin ürünü de çok çok daha iyi bir şekilde olarak tanıtıyoruz. Yani bu da bir vazifemiz. Yani Türk Hava Yolları eninde sonunda Türkiye'nin büyükelçisi, misafirperverlik büyükelçisi, en büyük markası. Biz de orada küçük bir katkı veya biraz daha büyük bir katkı verebilirsek biz de çok memnun oluyoruz.

Şimdi ben havacılıktaki yeme-içme faaliyetlerine tekrar döneceğim ama biraz da spor, sanat ve diğer etkinliklerden bahsedelim. Formula 1, özellikle dünyadaki Formula 1 yarışlarının çok önemli bir kısmını Atilla Bey'in DoCo şirketi organize ediyor. Şimdi bunun detaylarını sormak istiyorum. Formula 1 ne durumda Atilla Bey? Yani biraz detayları paylaşır mısınız lütfen?

Şimdi Formula 1 bugün bakarsanız muhtemelen seyirci açısından dünyanın en popüler sporu oldu ve en büyük sponsorlar gelmeye başladı.

Büyük ekonomisi var aynı zamanda.

Büyük bir ekonomisi var. Toplam 24 yarış ve her iki haftada bir, bazen her hafta oluyor. Televizyonda bunu herkes izliyor. Biz de bu işe 33 sene evvel başladık. Yani 33 seneyi bitirdik. Şimdi 34. sezona giriyoruz. Geçen sene memnuniyet oranı çok yüksek olduğu için yeni bir 10 senelik sözleşme imzaladık. 10 yıl boyunca Formula 1 yarışlarının bütün...

Bütün misafirperverlik, o esasında aynı hikaye. Formula 1 burada ürünün, markanın sahibi. Biz operasyonel alanda bütün VIP'ler için dekorasyonundan, konseptinden, çiçeğinden, müziğinden her türlü ne varsa artı tabii ki yemek, servis, lojistik ne varsa orada...

Hepsini siz organize sağlıyorsunuz.

Evet. Biz orada bizim vazifemiz Formula 1 için çok çok dünyada başka hiçbir sporda olmayan deneyimi yaratmak. Bunu yarattığımız zaman hem sponsorlar memnun oluyor. Sponsorlar memnun olduğu zaman daha fazla sponsor parası geliyor. Bu böyle bir tekerlek ve oradaki müşteri memnuniyeti bizim için anket gibi bir şey. Her yarıştan sonra bunu görüyoruz. Yanlış bir şey yaptığımız zaman onu iyileştirmeye bakıyoruz. 151 ülkeden insanlarımız çalışıyor burada ve her hafta başka bir ülkede çalışıp esasında bu dünyanın en büyük spor organizasyonunu yaptığımız için hep çok mutluyuz.

Formula 1 dışında da UEFA Şampiyonlar Ligi, muhtelif kupalar, bir taraftan Almanya'da efendim Münih'te, yanlış hatırlamıyorsam Allianz Arena değil mi? Bayern Münih stadyumu, dünyanın en enteresan stadyumlarından biri ve belki de unuttuğum başka bazı futbol faaliyetleri, spor faaliyetlerinde de varsınız değil mi Atilla Bey?

Spor dünyası, spor dünyası ve spor dünyasındaki misafirperverlik çok büyüyen bir alan ve sonsuz bir alan. Burada da Amerika yeni başlıyor bu konuda. Biliyorsunuz hot dog, hamburger dünyası. Şimdi yavaş yavaş Formula 1 başka bir şey görüyorlar, futbolda başka bir şey görüyorlar. Yani sonsuz bir pazar esasında iyi yaparsanız. Onun için bunu bu şekilde devamlı yeniliklerle, inovasyonla, bir girişimci kafasıyla yaparsak memnuniyet oranı bizim için en büyük reklam mekanizması.

Bir hatırlatalım mı orada futbolda hangi alanlarda varsınız? Hangi kategorilerde yer aldığınızı? Şampiyonlar Ligi mi diyelim on?

Şampiyonlar Ligi finallerini 20 seneden gibi, 2002 senesinden beri yapıyoruz.

Ki orası da bu kategorinin en zirvesi diyebileceğimiz yerlerden biri. Yani memnuniyetin...

Değerli izleyiciler, yani hem Formula 1 hem bu futbolun zirvesi niteliğindeki Şampiyonlar Ligi maçlarında gelen ziyaretçilerin beklentileri yüksek oluyor. Çok yüksek oluyor. Yani işte ben çok önemli bir yere geldim ve belli bir maliyetle de geliyorlar insanlar. Biletler çok ucuz değil.

Binlerce dolar konuşuyoruz. Biletleri kolay değil bulunması. Dolayısıyla bu beklenti yüksek olunca karşılarına Atilla Doğudan çıkıyor ve arkadaşları çıkıyor. Bu profildeki müşterilerin beklentilerine yanıt vermek çok daha komplike mi? Çok daha zor mu uçak kateringiyle mukayese ederseniz?

Ben bence hiç de değil. Şu şekilde değil. Her müşteri verdiği paranın değerini istiyor. Hatta verdiğinden biraz daha fazla değer almak istiyor. Ve bu değer konusunu konuştuğumuz zaman kendisi de değer verilmesini istiyor.

Bu yaklaşımla mı ilgili, sunumla mı ilgili yoksa yemeğin ikramın niteliğiyle mi ilgili?

Hepsi bir bütün. Eskiden yemek iyiyse her şey iyi denirdi, söylenirdi. Uçaklarda mesela rötar olduğu zaman yemekle memnuniyetle aşağı iniyor. Neden? Zaten oradaki kendi ambiyansınız, kafanız bozuk oluyor. O değişik bir şekilde değerlendiriyorsunuz. Ama tersinden bakın. Yemekler çok iyi olursa belki de 10-15 dakikalık bir rötarı kapatabiliyorsunuz. Çünkü yolcunun gönlünü alıyorsunuz. Aynı şey sporda, Formula 1'de, Şampiyonlar Ligi'nde. Bizi niye bütün dünyaya götürüyorlar? Şimdi son haftalara bakarsanız Austin'e gittik, oradan Meksika'ya, oradan Brezilya'ya, oradan Las Vegas, Doha, Abu Dhabi, İstanbul, Viyana da işin içinde.

Sürekli havadasınız. Uçuyorsunuz zaten.

Evet. Şimdi biz bir seneyi konuşmuyoruz. Son 8 haftayı konuşuyoruz. Bu yalnız ben değil, bütün takım bunu yapıyor. Çünkü bir yerden öbür yere gidiyorsunuz. Bunu elde etmek için büyük bir lojistik, bir backup, her şeyin olması lazım. Ve bu çerçevenin içinde artık bu kadar sene bunu yaptığınız zaman hiç olmazsa nasıl yapılmayacağını biliyorsunuz. Ne kadar her şeyi doğru yapmasanız, yanlışını biliyorsunuz. Ve bunu genç bir takım olarak çalışıyor arkadaşlar. Gerçekten beni de mutlu ediyor, yolcuyu da mutlu ediyor. Zaten yolcu veya müşteri mutlu olmazsa hiçbir şeyin değeri yok. Yani bizim için kupa esasında odur.

Bu alanlarda daha fazla genişleme, iş hacminizi büyütmeye devam mı edeceksiniz? Bu bahsettiğim sportif etkinlikler, faaliyetler ve biraz da 2026 ve sonrasına dair projeksiyondan da bahseder misiniz? Hangi alanlara daha fazla yoğunlaşmayı düşünüyorsunuz? Plan?

Şimdi başlangıç noktası esasında korona da tam düştük. %90 ciromuzu 20 ülkede aynı anda kaybettik. Oradan bu noktaya gelene kadar son senelerde çok çaba gösterdik takım olarak ve o noktaya geldik. Şimdi en önemli şey finansallarımız yerinde olduğu için artık eğitimdir. Yani bu işin büyüme anahtarı yeterli eğitim verip bu işi gönülden yapan insanları bulmak ve bunlarla beraber büyümek. Bunu nasıl elde ederiz? Kendi DoCo Akademimizi kuruyoruz. Şimdi zaten var ama daha iyisine İstanbul, New York, Londra ve Viyana'da ve bunu kurarak, eğitim vererek bu insanları o seviyeye getirdiğimiz zaman yavaş yavaş devamı veya hızlı devamı. Esasında bizim iş alma problemimiz yok. Verilen veya bizden beklenen kaliteyi her zaman her yerde dünyanın her bir ucunda sunmak bizim için anahtar hikaye. Onun için markalaşıyorsunuz zaten siz. Yani niye geliyor bu şirketler bize? Ben DoCo'ya gidersem veya Turkish DoCo'ya gidersem bana artı eksi ne alacağımı biliyorum. Bunun değerini de bu şekilde almak gerekiyor.

Bir sürprizle karşılaşmayacağını biliyor insanlar. Yani en azından olumsuz veya sıra dışı bir şey. Buradaki kabus nedir? Mesela sizin hiç duymak, görmek istemediğiniz iş modellerinizi veya günlük akışta "eyvah böyle bir telefon gelmesini hiç istemezdim" diyeceğiniz böyle. Çünkü bazen başarısızlıklardan da söz ediyoruz ya. Hepimizin hayatında böyle bir şey var ve hepimiz bunlardan ders alıyoruz. Ders aldığımız zaman da biraz eleştiriye açık olduğumuz zaman gelişim daha mümkün olabiliyor diye ben değerlendiriyorum şahsen. Hizmetler sektöründe, yeme-içme sektöründe de bu benim anlattığım gibi mi oluyor süreç? Yoksa "ya biz bu işin hani kitabını yazmış insanlarız, siz bize bu işi öğretmeyin" gibi bir yaklaşım da oluyor mu bazen?

Öyle, öyle bir yaklaşım olursa zaten kaybetmenin birinci günü bu.

Çünkü böyle bakan kurumlar olduğunu görüyorum. Başka bazı yerlerde de o itibarla söylüyorum. Ama kaybetmek kolay.

Bu en tehlikeli şey midir?

En en tehlikeli. Her gün aynayı önünüze koymazsanız, her gün her şeyi ne kadar iyi olduğunu düşünseniz bile sorgulamazsanız, kaybetmenin başlangıcı bu. Formula 1 bunun güzel bir misali. Gördüğünüz veya bildiğiniz gibi orada takımlar arasındaki zaman farkı saniye veya dakika değil, saniyenin...

Evet. Daha da %5'i, %2'si, %1'i, çok az bir fark var. Esasında iş dünyası da aynı bir şey. Yani bu zirvede veya bu kalitede bir şey yapmak istiyorsanız hiçbir zaman "Ben bu işi biliyorum" diyemezsiniz. Bu bir. İkincisi taze ürünle çalışıyoruz ve insanla çalışıyoruz. Bir noktaya kadar makine, robot ve böyle şeyler giriyor bu işin içine. Taze ürünle çalıştığınız zaman, katkı maddesi koymadığınız zaman hijyen çok büyük bir anahtar. Yani bana sorarsanız en çok neden korkuyorsun? Bundan korkuyorum.

Ne kadar dikkat etseniz, ne kadar her prosedüre uysanız bile her zaman küçük de olsa bir risk kalıyor. İkincisi de insan gücü. İnsan motive olmazsa, bu şirketin vizyonunu ve nasıl diyeyim, misafirperverlik dünyasını paylaşmazsa o zaman anlamadan yavaş yavaş kaybetmeye başlıyorsunuz. En çok korktuğum da o. Bir tanesi bir yerde bir şey patlaması, öbürü de yavaş yavaş kimse anlamadan kaybetmeye başlıyorsunuz ve 50.000 tane nasıl diyeyim, değişik argüman çıkıyor ama kendinize bakmıyorsunuz. Ya bu, bu onun için her gün aynayı tutmak ve "Ben bu işi bilmiyorum" demek iyi bir fikir esasında.

Hazırlanması, yapılması, ürün tedariği, sunum, korunması, ısı, sıcaklık derecesi olarak gibi birçok parametreye baktığınızda en zor ürünler, yemek çeşitleri hangileridir kabin içinde uçakta?

Yani sıcak yemekte fırınların zamanlaması. 3 dakika bir yemeği veya bir balığı veya bir eti fazla koyarsanız kurur, biter. Yani siz dünyanın en iyi etini alırsınız, en iyi sosunu yaparsınız, çok titiz olursunuz ama 3 dakikada öldürürsünüz. Aynı zamanda yerde dikkat etmezseniz, bu sefer havada olan arkadaşlar hiçbir şeyi kurtaramaz. Yani bir takım işi, hepimiz beraberiz. Onun için parmakla "Sen kötü yaptın, ben kötü yaptım" diye bir şey değil.

Çok entegre, birbirine bağlı bir şey değil mi?

Aynen. Beraber kazanıyoruz ve beraber kaybediyoruz. Bu işi böyle gör. Futbol takımı gibi bakacaksın.

Herkesin, her 11 kişinin kritik bir rolü var değil mi?

Aynen. İki tanesi ruhunun dışına çıkarsa gol yersiniz.

"Uçan Şef" formatı çok ilgi gördü ve Türk Hava Yolları uçaklarında, belli uçak tiplerinde, belli güzergahlarda, destinasyonlarda kullanılan bir şey. Buna dair neler var? Yani bunun geliştirilmesi veya devamı noktasında kaç yıldır var "Uçan Şef" uygulaması?

Çok çok iyi. Biz Türk Hava Yolları'ndan evvel de başlamıştık bu sisteme. Neden? Uçan şef mesleği, ahçılık yani eninde sonunda yaptığı şeye, yemeğin detayına çok daha iyi bir şekilde yapması gerekiyor. Daha titiz ve bunun eğitimini görmüş bir arkadaş. Orada takımın bir oyuncusu. Yani buna baktığınız zaman ekip olarak beraber çalışıyor arkadaşlar ve bir takımlar ve Türk Hava Yolları'nın ürününü sunuyorlar. Dolayısıyla çok değerli bir alışveriş olduğunu düşünüyorum. Ve gördüğünüz gibi bütün dünya konuşuyor. Çünkü bazı havayolları kabin ekibine kıyafet, aşçı kıyafeti giydiriyor. Bu şekilde yalan söylüyor. Bizim çalışan arkadaşlarımız bu çok taklit edilen bir şeye mi dönüştü? Orada burada biraz ediliyor ama eğer gönlünüz veya şöyle diyeyim, geldiğiniz DNA restoran dünyası olmazsa ve havacılık restoran dünyası da değil, havacılık havacılıktır. Onun için ikram şirketlerine baktığımız zaman bir sürü havayolu ikram şirketini "Ben de yönetirim" mantığında yapmıştı Avrupa'da, Almanya'da isimler söylemeden ve hiçbir tanesi bu işi beceremedi. Neden? DNA'nız restorandır. Havacılık havacılıktır. Değişik bir dünya. Onun için bizim Türk Hava Yolları'yla olan ortaklığımızda iki DNA'yı birleştiriyoruz ve buna bununla beraber yeni bir DNA yaratıp iki tarafın da artılarını kullanıyoruz.

Oldu da bence bu. Ben bir yolcu deneyimi olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yani bir lüks restoranın veya insanların yemek yemekten memnun oldukları bir yeme-içme mekanının deneyimini aslında siz bir kabine taşımış oldunuz ve belli bir uçuş aralığında insanlar işte kılığıyla, kıyafetiyle, sempatik görünümü ve yaklaşımlarıyla da ortamı sıcaklaştıran ve yani yemeğin hazırlanışı noktasında daha da bir güven veren. Tabii kabindeki diğer arkadaşlarımız da kuşkusuz bu noktada dikkatliler. Ama bir "Uçan Şef" gördüğünüzde böyle bir güzel bir restoranın içinde gibi kendinize adeta konforlu hissediyorsunuz. Yani yiyeceğiniz yemeğe bakışınız ve yaklaşımınız da değişiyor şu an.

Tabii ama esasında biz görüntü yaratmak istemiyoruz. Gerçeğini yaratmak istiyoruz. Biz DoCo olarak, 4K3 DoCo olarak hava ikram şirketi değiliz. Biz bir restorancı şirketiyiz. Havada ikram veriyoruz. Bu değişik bir bakış açısı bu.

Evet, güzel bir şekilde ifade ettiniz. Çok önemli bir şey bu. Onun için yerde...

Deneyimini de gökyüzüne taşıyorsunuz aslında.

Aynen. Verdiğiniz yer bazen Şampiyonlar Ligi finali, bazen Formula 1, bazen de uçak. Öyle bakacaksınız. Ama yemeğin tekniği, hammaddesi, yapılış şekli her tarafta aynı.

Burada bir, yani İngilizce bir kavram kullanacağım, "fine dining" denen böyle biraz daha farklı konumlanan bir yeme-içme kültürü var. Bir taraftan da dünyanın her yerinde, işte Viyana'da da görüyorum şu an aşağı baktığımda buradaki Noel pazarlarında, farklı yerlerde de görüyorum. Bir sokak lezzetleri vardır ve bu da bayağı işte hotdoglar, hotdoglar ona benzer başka şeyler. Bizim ülkemizde buna benzer şeyler var. Hangisi biraz daha, yani trendler, dünyadaki trendler nereye gidiyor Atilla Bey? Biraz onlardan da. Çünkü siz iyi bir seyahatlerde de iyi bir gözlemcisiniz. Bir taraftan not alıp fotoğraf çekiyorsunuz. Belki size bir ilham kaynağı oluyordur. Dünyadaki sokak lezzetlerinden, Türkiye'de ülkemizdeki sokak lezzetlerinden hangileri size daha çok ilham kaynağı oldu? Bunların hangilerini kabine taşıdınız veya taşımayı düşünürsünüz?

Şimdi insanlar her şeyin en iyisini istiyor. Artık önemli olan şey yalnız "fine dining" olması değil. "Street food" dediğimiz her tarafta olan, yani lahmacundan başlayan, simitten devam edin. Ve lounge'ların, Türk Hava Yolları'nın lounge'larında görüyorsunuz. En çok sevilen pide.

Pide.

Pide.

Uzun kuyruk oluyor önünde.

Uzun kuyruk oluyor. Gözlemede kuyruk oluyor. Mantıda kuyruk oluyor. Bakın iyi bir yolcunuz ve müşteriniz olarak söyleyeyim. Doğru mu bunlar? En çok kuyruk olanlar. Mantı.

Doğru.

Efendim gözleme, pide. Kuru fasulyenin ve şeyin de çok müşterisi var. Sıralar var orada. Bir de Atilla Bey, sabah saatlerinde şeyde, omlette çok uzun kuyruk oluyor.

Şimdi zaten siz saydınız. Aynı bu ürünlerin mantığı, pideyi mesela Katar'da da yaptık, Las Vegas'ta yaptık ve Abu Dhabi'de Formula 1'de de yaptık. Aynı kuyruk orada.

Öyle mi? Evrensel bir lezzet gibi mi olur? Oradaki oradaki müşteri en taze balıktan, en iyi Wagyu bilmem ne dana etinden başlayın, ıstakozuna kadar her şey orada ama eninde sonunda geliyor, pizza yiyor İtalyan olarak, pide yiyor Türk olarak. E bizim hanımlar orada aşırı derece güzel mantı yaptı ve elle yaptıkları için film çekiyor herkes.

Yani bu aynı lounge'da gördüğünüz orada da oluyor. Dolayısıyla "street food"la "fine dining" arasında esasında hiçbir fark yok. İyi olursa.

Atilla Bey, sosyal medya nasıl etkiliyor? Baktığımız zaman TikTok, Instagram, görsel birtakım YouTube içerikleri ne oranda etki ediyor sizin işinizi? Siz de çok etkileniyor musunuz bunlardan? Çünkü trend belirliyor mu bunlar?

Tabii. Çünkü trendi belirleyen esasında tüketici. "Ben bunu istiyorum, hoşuma gidiyor" dediği zaman ve kendisi yayınladığı zaman onun nasıl diyeyim, ona inanmak daha kolay. Bir tanesi reklam hikayesi. Reklamda bir sürü hikaye anlatılıyor ama burada sosyal medyada insanlar deneyimlerini paylaşıyor. Onun için orada bizim burada "Kaiserschmarrn" diye bir ürünümüz var. Müthiş bir şey.

Esasında Avusturya'nın "panakeia"sı bu.

Atilla Bey, bunu lütfen İstanbul'a taşıyın. Eğer tek olarak mümkünse. Burada ilk defa Türk Hava Yolları'nın lounge'unda olacak.

O zaman manşeti, bu sohbetin güzel manşetlerinden, öne çıkan unsurlarından biri bu. Viyana'ya yolunuz düşerse günün birinde lütfen bu tatlının, Atilla Bey'in bahsettiği tatlıyı deneyimleyin bir yerde. Ben son yıllarda itiraf ediyorum, keşfettim ama şu ana kadar yediğim en önemli, en lezzetli ürünlerden biri bu. Yakın zamanda Türk Hava Yolları lounge salonlarında olacak mı bu Atilla Bey?

İnşallah olacak.

Ve ben çok beğeneceğinizi tahmin ediyorum bir kere onu size şimdiden söyleyebilirim. Atilla Bey, bugüne kadar size Türkiye'den ve dünyanın farklı yerlerinden birçok teklif geliyordur. İş modeli olarak söylüyorum. Yani düşünüp sonra "ya bu bize yakışmaz, biz buna girmemeliyiz" bir nedenle dediğiniz şeyler var mı? Oldu mu?

Kalite odaklı markamıza artı değer yaratmayacak bir işbirliğinin yapmasının yanlış olduğunu düşünüyoruz. Marka dünyasında ya en iyisini yapmaya çalışırsınız ve öyle bir ortamda çalışmak istersiniz ya da en ucuzunu. Bizimki en iyisini en makul fiyatla yapmak. Onun için yalnız hacim bazlı ve ciro bazlı bir işe girmenin bizim açımızdan hiçbir mantığı yok.

Yani mutlaka para kazanmak, en büyük karı elde etmek değil, müşteri memnuniyetini, kalite çıtasını düşürmeden o sürdürülebilirlik kavramı öne çıkıyor. En...

Uzun vadeli olması lazım. Bir de bir şirketin içinde 3 tane, 5 tane felsefe olamaz. Yani bizim her şeyimiz müşteriyi memnun etmek felsefesi. Ondan sonra para kazanmak. Yani ne kadar borsada olan arkadaşlar şimdi "Ne konuşuyorsun?" diyebilir de. Zor bir şey tabii yani bahsetmek kolay değil zaten. Başarı galiba onu ortaya koyunca oluyor ama ama kaliteden taviz veren her şirket eninde sonunda finansal açıdan kaybetmiştir marka dünyasında.

Bu sektörde çünkü başlayıp da sonra devam edemeyen örnekler havayolları da öyle. Bugün dünyanın en önemli havayolu kuruluşları Amerika'da da...

İşte markaları ben söyleyeyim. Panamlar, TWA'ler, Belçika'da Sabena, efendim o kadar İtalya'da Alitalia, bunlar efsane, kendi dönemlerinin çok önemli şirketleri ama bir nedenle operasyonlarını devam ettiremediler. Ha bazıları yine çok başarılıydı ama ölçeği de yönetmek çok önemli o bakımdan. Yani ben Türk Hava Yolları'na yine döndüm. Türk Hava Yolları modeli iyi bir model, başarılı bir model. Uçak seçimi, filo büyüklüğü, seçilen uçuş noktaları, işte ikram hizmetlerinde Turkish DoCo ile yapılan çalışmalar. Dolayısıyla optimumu, doğruyu yakalamak ama çok zor. Yani havacılıkta zaten kar marjlarının ne kadar küçüldüğünü, daraldığını görüyoruz. Yapay zekanın kullanılmadığı alan kalmadı. Atilla Bey, siz de yapay zeka yeme-içme faaliyetlerinde, yeni menülerin ortaya çıkarılmasında, başka şeylerde kullanıyor musunuz?

Tabii. Başka şansımız yok. Zaten havacılıkta bakarsanız %50'si lojistik, %50'si müşterinin önünde olan deneyim. Lojistik bölümünde çok çok daha fazla bir şekilde işe girecek ve robotlar girecek. Çünkü bir şişe, bir ayran şişesini A'dan B'ye koymak için artık ne kadar insan gücü gerekecek, artık olmayacak önümüzdeki senelerde.

Daha çok lojistikte mi yararlanıyorsunuz veya yararlanacak?

Lojistik ve tabii dünyada neler var, nasıl kombine edebilirsiniz? Yani biz eninde sonunda devamlı artık reçetelerde dünyanın hangi yerlerinde neler trendler geliyor, bunları siz biraz evvel söylemiştiniz. Bunları yalnız insan yapamıyor artık. Yani yapay zekanın çok büyük bir artısı geliyor ve çok büyük bir hızla geliyor. Ancak kullanmasını doğru kullanmak lazım. Yalnız ona güvenip her şeye bakarsanız o zaman da tam tersi oluyor. Yani bir yerde dengesi olması lazım.

Atilla Bey, iş gücü birçok sektörde ben yöneticilerle ve girişimcilerle konuştuğumda onu söylüyorlar. "Biz eleman bulamıyoruz." Yani yetişmiş eleman sorunu var. Ve bazı insanlar geliyor, hızlı bir şekilde gidiyorlar, başka işlere bakıyorlar. Diyorlar ki siz az önce aslında galiba buna işaret edecek bir şekilde akademi kuruyoruz. Yani insan gücü çok önemli. İyi eğitimli insan demiştiniz. En büyük sorunlardan biri bu mudur? Yani yetişmiş insan mı sorunu mu var sektörde? Sizin sektörünüzde de?

İstekli insanı bulmak ve ne yaptığımızı doğru bir şekilde anlatmak. Yani şimdi biz akademiyi konuşuyoruz. Dünyanın en büyük organizasyonlarını ve havayollarını konuşuyoruz. Yani Türkiye'den bugün Türkiye'de bizde çalışmak veya dünyada çalışmak isteyen herkes, ya bir vizyonu varsa hemen gelsin bize. Bu çok önemli. Çünkü biz Amerika'ya da göndeririz, İngiltere'ye de göndeririz. Çünkü açık başvurular.

Öyle mi? İnsan kaynakları birimine başvursunlar. Öyle mi?

Aynen. Gönülden istesin.

Gönülden istesin. Hangi niteliklere sahip olmalı? Ya bir veya birden fazla dil biliyor olması çok avantaj olarak...

İnsanları sevmesi lazım. Bir bu. Bir bu değil mi?

Anahtar bu.

İnsanları sevmesi lazım. Kalan dil bile, ekonomik, açan eğitim, lojistik eğitimi, her şeyi veririz, yardım ederiz. Yani yeter ki açık olsunlar eğitime ve ufuklarını açsınlar ve bize güvensinler. Çünkü bizim burada vizyonumuz nedir? Ne kadar fazla böyle insan biz yetiştirebilirsek o kadar bizim de şirketimizin faaliyetine etkisi olacaktır.

Havayollarında önümüzdeki 10 yıl içinde baktığınızda bir vizyon projeksiyon olarak kateringde kırılmalar nerede olacak size göre? Paradigmayı değiştiren durumlar, hamleler veya meydan okumalar.

Şimdi şöyle olacak. Bütün orta ve alt segmentler, nasıl bugün yok olacak? Yani şöyle yok olacak. Kısa mesafeye bakarsanız, rötarlar, ietler, bütün "low cost" olanlar artık ikramı kesti. Çünkü iyisini yapacak parası yok. Kötüsünü yapacağını da yapmıyor. Bir içecek veriyor ve bozulmayan bir ürün veriyor. Bunu biliyorsunuz ama bir saat uçuyorsunuz, iki saat uçuyorsunuz ve böyle bir sistemi tercih ettiğiniz zaman havaalanında veya nerede yiyorsanız yiyorsunuz. Uzun uçuşlar...

Bu peki böyle devam edecek mi? Bu "low cost", ucuz bütçe havayolları açısından bu model oturmuş bir model midir?

Sevgili bence oturmuş. Gördüğünüz gibi oturmuş ve yolcu...

Bunu kabul ediyor veya pazar bunu kabul ediyor. >> Yani, yani ikram almayayım, yemekte yemeyeyim, gerekirse bir bir ödemesini yapayım. Belki bir sandviç alırım uçağa. O onu veriyorlar. Sandviç maalesef kötü bir sandviç. Çoğunlukta. Yani Türkiye biraz değişek. Türkiye'deki kalite ve misafirperverlik algısının değişik olduğu için Avrupa'dan e daha iyi yapılıyor bana sorarsanız. Ama uzun vadeli bir trend baktığınız zaman ekonomide uzun bile uçsanız eee kötü bir yemek yiyeceğinize belki günün birinde 10 dolar ödeyeceksiniz, 5 dolar ödeyeceksiniz. Sizin istediğiniz yemeği yani customization ne demek? Siz kebap istiyorsunuz, ben de ızgara balık istiyorum. Eee yanımızdaki arkadaş da salatayla tavuk istiyor. Bu çok daha özelleştirilecek. Yani bugün eee telefonunuzdan kesinlikle 5 sene içinde 10 çeşit yemekten, 20 çeşit yemekten istediğinizi [müzik] seçebileceksiniz. Bazısı biletin içinde olacak. Ödediğiniz bilet eee şeyine göre ödüyorsanız bazısı da artı bir şey ödeyeceksiniz. Bu ama illa doğru mu yanlış mı derseniz bir noktaya kadar doğru. Körfez'deki hava yolları, Asya'daki hava yolları, Türk Hava Yolları kültür açısından misafirperverliği müşteri kazanmak için kullanıyor. Amerikalılar benim umrumda değil diyor. Ben A'dan B'ye uçuyorum diyor ve dünyanın parasını da alıyorlar yolculardan. Yani business'ta bile alıyorlar ve kötü bir ürün veriyorlar. Bunun bir noktadan sonra biteceğini düşünüyorum. Çünkü insanlar bunu kabul etmeyecek. >> Eee, evet. Yani mesela Türk Hava Yolları ve Türk Hava Yolları kategorisindeki hava yollarına baktığımızda az önce düşük maliyetli hava yollarındaki durumu söylediniz. Diğer durum nasıl değişecek? Yani daha bu büyük ve şu anda hala ikram veren ekonomide business class'ta varsa first class'ta ikramları olan şirketlerdeki durum ne olacak? >> Hepsi hepsi kaliteyi yukarı çekiyor. Şimdi >> burada bir büyük bir yarış mı var? Şu anda >> büyük bir yarış var. Neden? Sonunda hepsi aynı uçaklarla uçuyor. Artı eksi hepsi aynı koltuklarla artı eksi uçuyor. Yani zaman uçma ve eee nasıl diyeyim? Güvenlik açısından iyi olmanız zaten mast. Onu yapmazsanız hiçbir şey kazanamazsınız. Kal >> o konuşulmayan bir parametre artık. >> Kaldı deneyim. Deneyim. Bir kabinin performansı, bir ikamın performansı, bir de yerde olan hızlılık, e lajda olan performans ve bunların bütünlüğü ve sizi ne kadar orada gönlünüze alabilecek veya alamayacak noktasında olması. >> Ekonomi sınıfında yemek hazırlamak daha mı zor yoksa business'ta mı? Çünkü ikisi birbirinden oldukça farklı şeyler. Birinde daha büyük bir şey yapıyorsunuz. Volum >> genelde Türk Hava Yollarının dışında konuşuyor ve niye genelde kötüleşti? Orada volümler yüksek olduğu için hava yolları tasavvuf yapmak istediği zaman hemen bir dolar oradan kesiyor. >> Tepsiler bazen küçülüyor, >> miktarlar azalıyor. Yani insanların doymadığını ben yani genel olarak söylüyorum. Hava yollarındaki değil mi? Havacılıkta eee mesela Türk Hava Yolları'ın, Körfez Hava Yollarının eee bütün düşünce tarzı müşteriyi nasıl memnun edebilirim? Birçok Amerikan ve Avrupa Hava Yolları şikayet nerede başlıyor? Orada ben biraz daha bir şey yapıyorum o noktada. Yani düşünün bir dükkanınız var 10 kişi geliyor 9'u şikayet ediyor. Eee ona göre de sizin reaksiyonunuz yapılıyor. Yani bence çok yanlış bir ve hiç dürüst bir yaklaşım da değil. Evet Attila Bey son artık toparlarken sohbetimizi siz de çok keyifli çok şey de öğreniyorum ve tabii birçok konu sizi dinlerken aklıma geliyor. Eee böyle baktığımız zaman ikram edilen bir yemeğin uçaklarda bir ülke veya hava yolunun imajına imajını gerçekten değiştirebileceği örnekler aklınıza geliyor mu baktığınız zaman? Yani o öyle bir etki yarattı ki oo falan oldu gibi bir şey. Mesela >> en iyisi Türk Hava Yolları değil mi? Bence öyle. >> Yani gerçekten en iyisi bizim tabii büyük bir şansımız var. Türk mutfağı çok zengin bir mutfak. Akdeniz mutfağı ve eee çok daha fazla yöresel yemekler vereceğiz. Yani o kadar zengin ki bizim portföyümüz. Orada e inşallah daha iyi ürünlerle ve İstanbul'da biliyorsunuz dünyanın en büyük mutfağı yapılıyor şu anda. 2 sene sonra açılacak >> İstanbul Havalimanında İstanbul >> Havaliman ve bu açıldıktan sonra bu dönemlerde çok daha inşallah iyileşeceğiz. Daha da fazla müşteri memnuniyetini yukarı çekeceğiz. Dünyanın en iyi mutfağı nedir diye böyle tatlı tartışmalar vardır. Efendim İtalyan mutfağı, Yunan mutfağı, Fransız mutfağı, Türk mutfağı veya işte Lübnan mutfağı muhtelif şeyler iddia edilebilir. Yani objektif olarak size bunu sorsam bunun yanıtını vermek zor mudur? Yani yani neye göre mi? >> Benim cevabım Akdeniz mutfağıdır. Akdeniz bu bölgenin Türkiye'nin de içinde olan bölgenin artı eksi baktığımız zaman aynı şeyleri seviyorsun. >> Çok doğru. ve dünyada bunu istiyor. >> E yani Yunan mutfağı, Türk mutfağı, efendim Lübnan değil mi? Bu coğrafyada ülkeler, İtalya, İspanya benzer nitelikleri var. Aynen. >> Ve ben de yani bir yurt dışında bir yere gittiğimde olabildiğince bu mutfaklardan birinden şey yapmak istiyorum. >> Herkes bunu seviyor çünkü. >> Evet. Dünyada da böyle >> her tarafta uzak >> biraz biraz da Uzak Doğu. Urfa Japonya >> biraz Çin, biraz Tay o Hindistan. Oradan da tabii o da ikinci nokta bana sorarsanız. >> Evet. Sizin kişisel olarak da böyle mi? Yani bir bireysel olarak da mı böyle? >> Şimdi >> ya Japon ya ızgarabalık. >> E ki şu anda bulunduğumuz yerde Viyana'nın ortasında ve değerli izleyiciler gerçekten yani eee Viyana Avrupa'nın en güzel şehirlerinden biri. Kültür ve sanat ve bir müzik şehri tabii ki. Ve şöyle bakıyorum yani size bu görüntüyü sonra göstermekle istiyorum. Yani her tarafta katedraller, anıtsal yapılar, muazzam mimari, iyi bir şehir planlaması var. Ve de bu şehrin tam göbeğinde hani bizim İstanbul'un merkezi diyebileceğimiz neler vardır? Birkaç işte Taksim denebilir herhalde. Oraya gittiğinizde nasıl bir şehir meydanı varsa burada da öyle bir merkezi yerdeyiz. Ve Atilla Bey'in sahibi olduğu ve kurucusu olduğu Do Enco'nun bir oteli var. Biz o şu anda o otelin çatısında, terasında bulunuyoruz. Enfes bir manzara dedim. Yani şu birazdan ışıklar değiştiği zaman bu kateterin görüntüsü de çok güzelleşecek. Biraz da otel deneyiminizi lütfen son olarak paylaşalım. Onunla tamamlayalım. Eee, Doenco otelleri. Bu otel ve bundan sonraki oteller hakkında biraz bilgi verir misiniz? >> Şimdi bizim esasında biz yalnız butik işe giriyoruz. Bunu e bütün deneyim dünyasını tamamlamak açısından bir burada var bir de Münih'te var şu anda. E ve iyi yerler bulabilirsek tabii ki de açacağız. >> Münih'teki de butik formatta bir y >> ayn aynı butik formatta aynı aynı şehvin merkezinin merkezinin merkezin >> oraya gitmedim. Oraya da bir gitmem lazım >> lütfen yani gelin. >> B buraya referans olurum çünkü burası gerçekten bence dünyanın bu kategorideki en iyi otellerinden biri. Biz biz de tabii devamlı haftanın dört günü otelle kaldığımız için kendimize otel yapıyoruz. Yani eninde sonunda biz müşteri olsak nasıl bir şekilde tatmin oluruz diye. Ve bu açıdan yapıyoruz. Otelin en önemlisi nerede olduğu ya merkez olduğu zaman ona göre kriterler var. Birinci kriter konum mu Atilla Bey? Baktığınız zaman insanların tercihinde >> bir bir y yani şimdi >> ilk kriterlerden biri ulaşım kolay böyle bir yerde şansınız varsa otelinizin olmasını tabii ki bir artı değeri var ama eninde sonunda gelen müşteriyi memnun etmek ve ona göre fiyatlandırmak eee anahtar bir şey. Biz bunu eee eninde sonunda yalnız parasal açıdan bakmıyoruz. Markaya veril artı değeri eee çok çok önemli. Siz burada memnun kaldığınız zaman gene konuşuyorsunuz ve biraz evvel bahsettiğiniz sosyal medyadan başlayın. Eninde sonunda bizim tek reklamımız her müşterinin memnun kalması. >> Kulaktan kulağa ben işte şu otele gittim böyle bir deneyimim oldu. Yani aynı zamanda kötü olursa da onun da reklamı tabii negatif oluyor. Güleryüzlü insanlar, uygar bir yaklaşım. Ön büronun yaklaşımı, servis yapan insanlar. Bir beş yıldızlı otel için size bir öneri gelse bir yatırımcıyla bir ortaklık Türkiye'de veya başka bir yerde yani daha büyük kitle turizmi. Oraya da girmek ister misiniz? >> Şu açıdan girmek isteriz. Eğer bütünlüğü yani restoranlarla eee ve bütün deneyiyle mantığı olursa tabii ki bakarız ama eğer 600 yataklı veya odalı bir şey olursa yapmayız. >> O kadar devasa bir şey. O başka bir şey çünkü değil mi? Aynen. O başka bir iş modeli. O bizim için eee yanlış olur ve bizimle yapılması da yanlış olur. >> Evet. O ama az önce söylediğiniz gibi fırsatlar olursa değerlendiririz diyor musunuz? Bakarız, konuşuruz diyor musunuz? Otelcilikte de yani otelcilikte de gerekirse büyürüz mü diyorsunuz? Tamam. >> Tabi. Tabi. >> Peki. Eee çok güzel bir sohbet oldu. Benim unuttuğum aklıma gelmeyen sizin izleyicilerimize havacılık, yeme içme kültürü. Bu bir eğlence ve bu bir biraz bir yönüyle şov tarafı da olan bir şey. Onlara dair yeni iş alanları, mesaj, uyarı, görüş, fikir bir şey. Son bir şey söylemek ister misiniz? Gençlere bir öneriniz varsa aman şuna dikkat edin vesaire gibi. Teşekkür ederim. Sizin hiçbir zaman unuttuğunuz bir şey yoktur. Onu biz de biliyoruz. seyirciler de biliyor. >> Bizim için en önemlisi genç kitleye açık bir şirketiz ve gerçekten bu sektörde çalışmak isteyen kim varsa bize gelip hiç olmazsa bir konuşup deneyim açısından gelmesini e çok isteriz. Başka çünkü bu işi büyütür. Bizim insanlara katkımız olur. Dünyada Türk insanlarını göndeririz. Orada iş yaptırırız. Yani çok imkanlar var. eee zor bir sektör ama açık bir sektör. >> Gerçekten çok fırsatlar var gibi görünüyor. Çok teşekkür ederim zaman ayırdığınız için. Çok güzel keyifli bir sohbet oldu. Öğretici bir benim açımdan da detaylı konuşmak istedim ki bu aslında biraz da referans bir yayın. Yani insanlar eee arama motorlarından girip arattıkları zaman Atilla doğudan do enco neler yapıyor, neler söylüyor? Türk Hava Yollarıyla Turkish Doenco eee faaliyetlerinde neler var diye detaylı bir şekilde görsünler ve de trendleri aslında anlamak açısından yararlı oldu. Lütfen siz de görüşlerinizi ve yorumlarınızı eee bu videonun altına ve benimle paylaşmayı ihmal etmeyin. Viyana'dan hepinize iyi akşamlar diliyorum. Atilla Bey'e tekrar çok teşekkür ederim. Sağ olun. Görüşmek üzere. >> Görüşmek üzere.