Transcription
Herkese merhaba. Herkese selamlar. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Programımıza başlamadan önce Kurban Bayramınızı canı gönülden tebrik ederim. Ümit ederim bu bayram hepinize sevgi, saygı, afiyet getirir. Bu bayramlar özel günler. Hayata anlam katan günler. Bugünleri sevdiklerinizle, ailenizle, arkadaşlarınızla geçirmeniz çok önemli. Müsaadenizle bugünkü yayınımıza başlayalım.
Maalesef bizim konularımız biraz tatsız oluyor. Biliyorsunuz bugün de İran Savaşı'ndan bahsedeceğiz. Ortadoğu'da gerilim gerçekten çok yüksek. Bayram falan dinlemiyor. Amerika Ramazan Bayramında da biliyorsunuz İran'ı e bombalıyordu. Şimdi Kurban Bayramı'na geldik. Hala sorun çözülebilmişteyiz. Savaşın 89. günündeyiz. Yani yarın 3 ayını dolduruyor bu savaş. Bu kriz, savaşın etkileri hala sürüyor ve gerilim zirvede. Taraflar arasında ateşkes sözde devam ediyor. Ama İran'da, Amerika'da dünyanın yüreğini ağzına getirmeye devam ediyorlar.
Önceki gün Amerika Birleşik Devletleri İran'ın güneyini vurdu. İran bunun ateşkesin ağır ihlali olduğunu açıkladı ve karşılıksız kalmayacağını söyledi. Yani misilleme yapacağını söylüyor İran. Geçtiğimiz cuma günü Amerika başkanı Donald Trump İran'ı yok etmekten, havaya uçurmaktan bahsediyordu. Bir gün sonra cumartesi günü anlaşmanın yakın olduğunu söyledi. Pazar günü ise anlaşmanın imzalanmasına sanki saatler kalmış gibi açıklamalar yaptı. Trump'da değişken hava durumu gibi sürekli değişiyor. Trump daha sonra anlaşma için acele etmeyeceklerini duyurdu. Bundan bir gün sonrasında ise Amerikan ordusu saldırdı ve İran'ın güneyinde bazı füze rampalarını vurdu. Hürmüze mayın döşemekle suçladığı İran teknelerini havaya uçurdu. Sentom komutanlığı diyor ki, "Kendimizi koruduk. Bu saldırılar savunma amaçlı saldırılardır."
Herkes şaşkına dönmüş vaziyette. Hani neye inanacaklar, neye güvenecekler bilemiyorlar. Petrol fiyatları tansiyon gibi bir iniyor bir çıkıyor. Trump'ın ve İran'ın belirsizlikleri dünyanın huzurunu kaçırmış durumda. Son saldırılarda İran dört askerini kaybetti ve intikam yeminleri ediyorlar. İran ruhani lideri Müçteba Hamaney bölgede Amerikan askerlerine saklanacak yer kalmadığını, canlarını seviyorlarsa saklanacak bir yer aramaları gerektiğini iddia etti. İran misilleme tehdidinde bulunuyor. Ateşkes ağır şekilde ihlal edildi diyor ama masadan da kalkmıyor. Çünkü İranlılara göre de müzakerelerde kayda değer bir ilerleme sağlandı. İki tarafta hem zamanı oynuyor, bir zaman kazanma gibi bir durum söz konusu herhalde. Eee veya bekledikleri başka şey var.
Son bir haftadır gerek İranlılar gerekse Amerikalılar barış anlaşmasına çok az kaldığını iddia ettiler. Hürmüzün açılmasının da meselesi olduğu söyleniyor. Bilemiyoruz. Anlaşılan o ki hem İran hem de Amerika bir yandan görüşüyor. Diğer taraftan ise sert açıklamalarla veya sert hamlelerle işte Amerika'nın yaptığı gibi hava saldırılarıyla masadaki rakibini köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Göz dağı veriyor.
Bu arada hatırlatalım. Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerde önemli bir rahatlama var. Son 24 saatte Hürmüz Boğazı'ndan 35 gemi geçti. Normal günlük ortalamanın yaklaşık %60'ına, %50, 60'ı civarına yaklaşan bir rakam bu. Ama bu tek yönlü olarak. Günlük petrol taşıma kapasitesinde ise 575.000 varil civarında bir geçiş olduğu söyleniyor. Normal zamanların %6'sı gibi bir rakam. Çok düşük tabii ki. Birleşik Arap Emirlikleri petrolü kendi Boralt üzerinden baypas etmeye çalışıyor hürmüzü. Suudi Arabistan zaten %80'ini petrolün Basra Körfezinden çıkardığı petrolün %70 %80 belki daha fazlasını yine kendi boru hattı üzerinden Kızıldeniz'e naklediyor. Tanker trafiğinde bir artış var. Özellikle Çin, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Irak kaynaklı tankerler daha çok geçmeye başladılar. Bunların tamamına yakını İran onaylı rotayı tercih ediyor. Büyük ihtimalle İran'a geçiş ücreti de ödüyorlar. Bazı gemiler ise AIS dediğimiz cihazlarını kapatıyorlar. Yani karanlık geçiş yapıyorlar. En son haberde Katar'ın iki elenci gemisinin Hürmüz Boğazı'ndan geçmeyi başardığı duyuruldu. Boğazda deniz trafiği mayıs ortasından bu yana yavaş yavaş toparlanıyor gibi. 20 Mayıs'ta Çin eee tankerlerinin geçişiyle dikkat çekici bir iyileşme zaten gözlendi. Günlük geçişler genellikle 2035 arasında değişiyor. Önceki aylarda bazı günlerde bu rakam 5'e kadar düşmüştü. Hatta hiç geminin geçemediği günler olmuştu. En çok geçiş ise son 5 gün içerisinde yaşandı. Bu da olumlu bir şey. Yani tarafların bir anlamda yumuşadığını gösteriyor. Demek ki İran tarafı da, Amerika tarafı da anlaşmaya bir ölçüde inanıyor.
Bu iyileşmenin Donald Trump'ın Çini ziyareti sonrasına denk gelmesi de başka bir husus. Acaba diyor insan Donald Trump ile She. Jinping arasında bir centilmenlik anlaşması mı yapıldı? Bunu bilemiyoruz ama Çin'e giden tanker sayısında artış olduğu açık. Öte yandan petrol hala yüksek. 100 dolar ve üzerinde seyrediyor. Ayrıca savaş riski sigortası da 23 kat artmış durumda. Bu da petrolü o gördüğümüz rakamlardan çok daha pahalı hale getiriyor. Yani Brand Petrol 100 dolar deniyor ama satın alan ülke bütün ödemeleriyle birlikte 100 doların çok üzerinde bir rakam ödemek zorunda kalıyor. Söylemeye çalıştığımız İran Savaşı'nın ürettiği küresel iktisadi riskler hala ortadan kalkmış değil sürüyor. En büyük risk ise savaşın yeniden başlama ihtimali.
Bu arada hafta sonu çok önemli bir gelişme daha yaşandı. Donald Trump Ortadoğu'nun önde gelen liderlerini ve temsilcilerini telekonferansla bir araya getirdi. Trump Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, Katar, Pakistan, Ürdün, Bahreyn ve Türkiye liderleriyle telekonferans yöntemiyle görüştü. Trump eğer dedi İran'la bir anlaşma yapacaksak hepinizin de Abraham anlaşmalarına katılmasını istiyorum. Abraham anlaşmalarını biliyorsunuz. Hz. İbrahim'e atfen verilmiş bir isim bu. Müslümanlarda, Hristiyanlarda, Yahudilerde Hz. İbrahim'i peygamber diye kabul ettiği için Abraham anlaşmalarında birleşelim. Müslüman ülkeler İsrail'i tanısın. Böyle bir işte kelime oyunuyla iş çeviriyorlar. Bu işin mucidi de Jaret Kuşner yani Donald Trump'ın Yahudi damadı Kuşner'in bir icadı. Abraham anlaşmaları imzalatalım. Herkes İsrail'i tanısın, tanımayanlar da tanısın. Daha da ötesinde İsrail bölgenin abisi olsun, yöneticisi olsun, Amerika namına Ortadoğu'ya çeki düzen versin.
Donald Trump bu soruyu sordu. Dedi ki, "İran'la ben bir anlaşma imzalarım ama hepinizin de Abraham anlaşmasına katılmasını istiyorum." Tamam mı? Hiçbir ülke lideri bu soruya cevap vermedi. Hatta öyle bir sessizlik olmuş ki, e, olaya tanıklık edenler anlatıyorlar. O sessizlik üzerine Donald Trump teknik bir arıza olduğunu sanmış ve yanındakilere sormuş. Hala oradalar mı? Are they still there? Yani çekip gittiklerini falan mı düşündü yoksa bir kopukluk mu olduğunu düşündü bilemiyorum. Sessizlik olmuş. Hiçbir lider Trump'a evet Abraham anlaşmalarına katılırız veya hayır anlaşmalara katılmayız dememiş. Cevap alamayacağını anlayan Trump da toplantıyı bitirmiş. Bitirmeden önce de herkese demiş ki bu konuyu özel temsilcilerimiz Jaret Kuşner'le Steve Witkov takip edecekler. Bunun takipçisi olacaklar. Yani kurtulduğunuzu sanmayın.
İşin doğrusu Trump'ın Abraham anlaşmalarına katılma resti Bahreyn Birleşik Arap Emirliklerini zaten bağlamıyor. Çünkü bu iki ülke Abraham anlaşmalarının üyesi. Trump'ın 1. başkanlık döneminde 15 Eylül 2020'de Bahreyn ile Birleşik Arap Emirlikleri İsrail'i tanıdığı Abraham anlaşmalarını imzaladı. Trump'ın resti Türkiye'yi de bağlamıyor. Mısır'ı ve Ürdün'ü de bağlamaması gerekir. Neden bağlamaması gerekir? Çünkü bu üç ülke zaten İsrail'i resmi olarak tanıyor. Hatta Türkiye Müslüman nüfuslu ülkeler içerisinde İsrail'i ilk tanıyan ülke. 1949 yılında e bizim yöneticiler o zaman 49 yılında yemediler, içmediler. Hemen gittiler İsrail'i tanıdılar. O tarihten bu yana da Türkiye'nin İsrail'i tanımak diye bir sorunu zaten yok. Mısır ve Ürdün de daha sonra tanıdılar. Buna rağmen belli ki Trump ya şov peşinde ya da bilmiyor konunun cahili. Onun aklında muhtemelen şöyle bir tören var. Dev bir tören düzenleyecek. Abraham Anlaşmaları töreni. O törene tabii ki Türkiye, Mısır, Ürdün de katılacak. Bunlar büyük ülkeler. Türkiye ve Mısır eee bölgenin en büyük ülkeleri arasında. Bunlar da katılacak. Büyük bir masa kurulacak. Herkes imza atacak. Ortaya da Trump oturacak. Yanına Netanyahu'yu alacak. Müslüman ülkelerle İsrail'i barıştırmış olacak.
Abraham anlaşmalarına en son 6 Kasım 2025'te Kazakistan'da katıldı. Biliyorsunuz Trump ve ekibi tüm Türk cumhuriyetlerini ama bilhassa Azerbaycan'ı da bu anlaşmalara katmak istiyor. Azerbaycan'ın zaten İsrail'le iyi ilişkileri var. resmi olarak da tanıyor. Eee, karşılıklı diplomatik misyonları da var ama Azerbaycan'ın da sembolik olarak da olsa Abraham anlaşmalarına imza atmasını Amerikalılar istiyorlar. Asıl büyük hedef ise Suudi Arabistan, ardından Suriye ve Lübnan. Riyat yönetimi bugüne kadar direndi. Filistin'de dediler, ayrı bir devlet olmaz ise biz bu anlaşmaya katılamayız. Hala da o pozisyonlarını koruyorlar.
Özetle Trump'ın İran'la anlaşmak için yeni şartı birkaç gündür tartışılıyor. İsrail diye bir şart çıkardı. E Trump belki bunu İran'a da dayatmaya kalkacak. Bütün meseleyi İsrail faktörü karıştırıyor zaten. İş sadece Trump'a kalmış olsaydı İran'la anlaşmak çok daha kolay olabilirdi. Anlaşma çoktan imzalanabilirdi. Hürmüz boğazda açılırdı. Netanyah hükümeti Trump'ı Amerikan Kongresi ve kendi partisi üzerinden köşeye sıkıştırıyor. Cumhuriyetçi parti içinde ve kongrede onlarca Yahudi veya siyonist milletvekili var. Bu vekiller Trump'ın İran'a taviz vermesine çok radikal bir şekilde karşılar. Sakın ha diyorlar bir anlaşma yapma. Hatta onların ellerinden gelse İran'ın yeniden bombalanmasını istiyorlar.
Basına sızan haberlere göre Amerika Birleşik Devletleri İran görüşmelerinde çok ciddi bir ilerleme sağlanmış durumda. Bu da İsrail'i rahatsız ediyor. İsrail'i ve İsrail'in Amerika'daki uzantılarını rahatsız rahatsız ediyor. Anlaşmaya baktığımızda orada anlaşılamayan ilk konu nükleer çalışmalar meselesi. Trump istiyor ki İran nükleer çalışmalarını tamamen durdursun ve elindeki tüm zenginleştirilmiş uranyumu yok etsin veya Amerika'ya versin Amerika yok etsin. İranlılar ise buna karşı çıkıyorlar. kendilerinin uranyumla silah yapmayı düşünmediklerini, barışçıl amaçlı, enerji maksatlı özellikle nükleer araştırma yaptıklarını, ellerindeki uranyumu da hiç kimseye vermeyeceklerini ama nükleer çalışmaları bir anlaşmaya varabilmek için bir süreliğine askıya alabileceklerini söylüyorlar. Uranyumun da miktarını azaltabileceklerini veya zenginleştirme oranını azaltabileceklerini söylüyor İranlılar. Amerika bu şartları kabul eder gibi oluyor ama dediğimiz gibi İsrail faktörü ve kongredeki siyonist siyasiler bu durumu bozuyor.
Bir diğer anlaş anlaşmazlık konusu da İran'ın dondurulmuş mal varlıkları. İran'ın paraya ihtiyacı var. ekonomisi çökmüş vaziyette ve İran ilk etapta 12 milyar dolarlık dondurulmuş mal varlığının hemen verilmesini istiyor kendisine. O para geldiği zaman görüşebileceğini söylüyor. Trump ise İran'a para vermek istemiyor. Çünkü Biden yönetimi döneminde İran mal varlıklarından bir kısmı serbest bırakılmıştı. Trump günlerce bunu konuştu. Milyarlarca doları İran'a verdiniz. şöyle böyle. Ama şu anki anlaşma taslaklarına baktığımızda İran'a en çok parayı Trump serbest bırakacakmış gibi görünüyor. İşte bir ikilem içerisinde kaldı Amerika Başkanı Trump.
Başka bir anlaşmazlık konusu ise İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol yetkisi, egemenlik yetkisi. Hürmüz'ün kuzeyi İran karasuları ve İran Hürmüz Boğazı'ndan geçecek gemilerden geçiş ücreti talep ediyor. Bunu hem bir egemenlik hakkı olarak istiyor hem de savaşta gördüğü zararların tazmini için hani ülkemi yıktınız, yaktınız diyor. Bunu yeniden yapmam lazım. Nasıl yapacağım? Savaş öncesinde böyle bir geçiş ücreti yoktu. Elini kolunu sallayan Hürmüz Boğazından geçiyordu. Serbestiyet ilkesi vardı. İzinsiz geçiş vardı. Eğer İran Hürmüz Boğazı'ndan geçiş ücreti hakkını elde ederse bir de izin onay sürecini oluşturursa bu savaştan İran kesinlikle galip ayrılmış olur. Evet bir zarara uğradılar ama hürmüzü kazanmış olurlar. Amerika'ya da boyun eğdirmiş olurlar.
Pakistan ve Katar arabuluculuğa devam ediyorlar. İran, Amerika anlaşması için çok büyük emek harcıyorlar. Çünkü bu savaş bitmezse kabak ikisinin de başına patlayabilir. Pakistan da sıcak bir çatışmanın ortasında kendisini bulabilir. Zaten Katar bu savaştan en çok zarar görenler arasında. İran tarafı şu anda umutlu gibi duruyor. Hem basına yansıyan ifadeler hem işte bazı açıklamalar, sızan bilgiler şu ana kadar acil bir taviz de vermediklerini iddia ediyorlar. İşin doğrusunu isterseniz ben tastlaklara bakıyorum, ülkelerin duruşlarına bakıyorum. Bu tablodan bir anlaşma çıkmaması lazım. Eğer bilmediğimiz bir şey varsa onu bilemem. Ama İran'ın pozisyonuna bakın. Amerika'nın pozisyonuna bakın. Son dakikada 180 derece dönmezlerse buradan bir anlaşma çok zor çıkar. Bir anlaşma çıksa bile bunun uygulanması kolay görünmüyor gibi.
Sızan bilgilere göre anlaşma taslaklarında nükleer görüşmeler için 60 günlük ek bir süre verileceği söyleniyor. Yani önce anlaşma için anlaşma olacak. Sonrasında nükleer meselede, hürmüz meselesinde 60 gün nükleer için, hürmüz için de 30 günlük bir süre tanınacak. Başka bir deyişte yarın anlaştık deseler, tamam deseler bu meselenin tamamen çözülmesi Ağustos'tan önce mümkün değil. Dünyayı korkutan ise savaşın yeniden alev alması, sıcak çatışmanın başlaması. Kabus senaryosu denebilecek bu olasılık dünyanın yüreğini ağzına getiriyor. Çünkü Hürmüz Boğazı birkaç ay daha kapalı kalır ise petrol fiyatları bu sefer 120 doların üzerine çıkabilir. Daha yukarıları görebilir. Bu da bölgeden petrol, doğalgaz ve bunların türevlerinin ihracatını tamamen kesebilir. Ekonomiler de bu durumdan çok kötü etkilenir. İran yeniden savaş çıkarsa Suudi Arabistan, Kuveyt gibi ülkelerin, Birleşik Arap Emirliklerinin petrol sahalarını vurabilir. Tabii İsrail'le Amerika'da e nereyi? İran'ın petrol sahalarını vurabilir. Hatta ve hatta bu savaşa Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkelerinden de Amerika ve İsrail lehine katılanlar olabilir. O tam bir cehennem senaryosu. Ümit ederiz böyle bir şey asla gerçekleşmez. Yoksa bu yaz gerçekten çok sıcak geçer. Bundan dolayı ki herkes anlaşmanın bir an önce imzalanması için dua ediyor. İşte başta Pakistan, Katar hatta Türkiye ve diğer bazı bölge ülkeleri anlaşma için uğraşıyor.
Biraz önce de söylediğimiz gibi asıl sorun İsrail. İran'a taviz verilmesine kesinlikle karşılar. İran'da pek çok noktanın yeniden vurulmasını talep ediyorlar. Nükleer konusunda ise gram taviz verilmesini reddediyorlar. Akıl karıştırıcı işaretler de yok değil. Amerika Birleşik Devletleri Ordusu İsrail'in Benkuryon havaalanına 50'den fazla yakıt ikmal uçağı yerleştirdi. Park etti. Bu uçakların İsrail'in İran'a yapacağı olası hava saldırılarında kullanılması bekleniyor. Amerika büyük ihtimalle Körfez ülkelerinde yani Suudi Arabistan havaalanlarında, Katar'da, şurada burada, Kuveyt'te bu uçaklar İran tarafından kolayca vurulduğu için büyük ihtimalle bu uçakları daha uzaktaki İsrail havaalanına getirdi. Ama bu şunu da gösteriyor. Bu uçakların en az 2027 sonuna kadar burada kalması hesaplanıyormuş, planlanıyormuş. Demek ki ya Amerika kendisi veyahut da İsrail İran'a hava saldırıları planlıyor önümüzdeki 1 yıl içerisinde.
Amerika Birleşik Devletleri İran görüşmelerini daha kırılgan yapan bir unsur daha var. O da Lübnan. Sözde barış görüşmeleri devam ederken İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar sürüyor. Son 24 saatte 30'dan fazla insan öldürüldü. İsrail 100'ün üzerinde hava saldırısında bulundu Lübnan'a karşı. İsrail ordusu karadan da güvenli hat denilen sınırı aşmış durumda ilerliyor. Netanyahu İran ile Amerika anlaşsa dahi Lübnan'da durmayacaklarını açıkladı. Hizbullah'ı ezme sözü verdi. Hizbullahsa İran'ın vekil gücü ve Tahran barış anlaşması için İran'da savaşın durmasını şart koşmuştu. Bakalım İran şimdi ne yapacak? Lübnan'dan mı vazgeçecek yoksa barıştan mı?
Hiç şüphe yok ki gelinen nokta Amerika Birleşik Devletleri için bir başarısızlık. Hatta pek çok analist Amerika'nın hürmüzde tek süper güç konumunu kaybettiğini söylüyor ve İran savaşıın Amerikan yüzyılının sonu olduğunu iddia ediyorlar. Trump İran'a hürmüz boğazını açtıramadı. Bölgede müttefiklerini de koruyamadı veya korumadı. İran'a karşı dünyanın desteğini de arkasına alamadı Trump. Donald Trump ayrıca savaşa nasıl girmişti? hangi hedeflerle girmişti? İran'da rejim değişikliği hedefiyle girmişti. İran füzelerinin ve nükleer çalışmalarının tamamen yok edilmesi amaçlarıyla bu savaşa başlamıştı. Trump bu hedeflerinden hiçbirine silahla ulaşamadı. Yine İran'la masaya oturmak zorunda kaldı. Aslında savaştan önce de masadaydım. Savaşın sonuna geliyoruz. Yine masada. Donald Trump İran'da rejimi değiştiremedi. Hatta rejim daha da sertleşti. Konsolide oldu.
Öte yandan İran kazandı mı derseniz hayır İran da kazanmış sayılmaz. Ekonomisi çökmüş durumda. Abluka altındalar ve yaptırımlar ağırlaştı. İran hürmüzü kapattı. Komşularının petrol tesislerini vurdu ve dünya ekonomilerini rehin alabileceğini gösterdi. Ama bunlar geçici şeyler. Uzun vadeye bakmak lazım. Basra Körfezi petrol ve gazına hürmüz dışında alternatifler bulunur. Bu yıllar alabilir. Yani birkaç yıl yılı bulabilir ama bu alternatifler bulunur. Irak petrolü Türkiye üzerinden çıkar. Eee, Kuveyt petrolü de benzeri bir yol izleyebilir veya Suriye hattı kullanılabilir. Suudi Arabistan zaten bir petrol boru hattına sahip. Bütün Körfez ülkeleri yine Suudi Arabistan'ı kullanarak Kızıldeniz'e ulaşabilir falan filan. Ya bir çözüm bulabilirsiniz. Fakat İran ile komşuları arasındaki ilişkileri onarmak çok zor olacak. İran'ın kaybolan yılları ve kaybolan nesilleri de cabası.
Meselenin üçüncü boyutu ise İran Amerika karşıtı bloğun oluşmasını hızlandırıyor. Rusya ve Çin bu konuda geri adım atmadılar. Birbirleriyle dayanışma gösterdiler. Yakınlaştılar. Savaş devam eder ise İran Amerika karşıtı blok için yeni bir savaş alanına dönebilir. Yani bir anda Amerika, İsrail ve taraftarları öte yanda Çin, Rusya, İran ve onlara destek olanlar olabilir. Çin'in İran'a sağladığı yerden havaya bazı füzeler, sonra istihbarat bilgileri, uydu görüntüleri Amerika'nın gözünü korkuttu. Eğer savaş sürecek olur ise Amerika'nın uçak ve diğer kayıpları daha da fazla artabilir. Amerika karşıtı bloğun gelişmesi ve bir ittifaka dönüşmesi de hızlanabilir.
Bitirmeden önce şu anda Batı dünyasında şöyle bir karşılaştırma, benzetme yapılıyor. Eee Donald Trump ile Vladimir Putin benzetiliyor birbirine. Vladimir Putin biliyorsunuz 2022 yılında Ukrayna'ya girerken Ukrayna'yı birkaç gün belki bir hafta içerisinde tamamen işgal etmeyi ummuştu. Birkaç gün içerisinde bir zafer umuduyla Ukrayna seferine başlamışlardı. Benzeri bir şekilde Donald Trump da İran'ı birkaç gün bilemediniz birkaç hafta içerisinde teslim almayı umuyordu. Ama görüyoruz ki Rusya rezil perişan olmuş vaziyette. İran'da da Amerika rezil perişan olmuş vaziyette. Bu işler onların düşündüğü kadar kolay olmadı. Ve Trump Putin'e yardım etmeye kalktı. Başkanlığa oturduğu günden sonra Rusya ile Ukrayna'nın arasında kendisini bir arabulucu gibi pazarladı. Hatta büyük bir abi gibi pazarladı. Oturun barışın bakalım tarzında yaklaştı konuya. Bugün geldiğimiz noktada Rusya Amerika'ya söylüyor. İranlı aranı düzeltebilirim. Ben ara bulucu olayım mı diye. Biraz şaka gibi. Şu anda dünyanın şaşkınlıkla konuştuğu konuların başında bu geliyor.
Şimdilik bu kadar. Tekrar bayramınızı tebrik ederek programı sonlandırıyoruz. Hayırlı bir anlaşma gelirse bayramda da İran savaşı ile ilgili bir program daha yaparız. İzlediğiniz için tekrar teşekkür ediyorum. Bir sonraki yayında görüşünceye kadar kendinize çok iyi bakın. Hoşça kalın.