📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Son 10 Yılın EN ACIMASIZ SAVAŞI!

Context Türkçe16:35

Transcription

Bu duyduğunuz marş Birleşik Krallık'ın. Merak etmeyin, yalnız değilsiniz. Sizinle birlikte bu marşı milyarlarca insan dinledi. Bugün dünyada yaşanan birçok savaşın ya da yaşanan birçok sorunun aslında bu marşla bilgisi var. Ama bugün anlatacağım hikayenin tek aktörü sadece İngilizler değil. Suudi Arabistan, Amerika, İsrail, Hamas, Çin ve İran. Hepsi bu hikayenin bir parçası. Üstelik bu hikaye yıllar önce yaşanıp bitmiş bir hikaye değil. Savaş hala devam ediyor. Siz beni dinlerken orada hala bombalar patlıyor. O yüzden zaman kaybetmeden başlayalım. Yemen'e gidiyoruz.

Bu marşı dinlemiş ülkelerden birisi de Yemen. 1960'a geldiğimizde artık Yemen'de bu marş çalınmıyor. Artık Yemen'i İngilizler değil, Şiilerin bir kolu olan Zeydiler yönetiyordu. 1962 geldiğimizde Yemen'de darbe yapıldı ve Zeydiler devrildi. Devrilmesine devrilmişlerdi ama hala nüfus olarak çok güçlüydü. Bu darbe Yemen'i ikiye bölmüştü. Kuzey Yemen'i Zeydiler yönetirken, Güney Yemen'i askeri darbeyi destekleyenler yönetiyordu. Aslında durum daha da karışık. Çünkü Yemen'de birçok kabile ve aşiret var ve hepsinin kendi bölgelerinde söz hakkı var.

1990'da geldiğimizde bir politikacı işte bütün bu dengeleri değiştirdi. Ali Abdullah Salih, Güney ve Kuzeyi birleştirdi. Salih her iki tarafa da hitap edebiliyordu. Birincisi, en başında anlattığım darbeyi destekleyenlerdi. Yani o grup Salih'in liderliğini kabul ediyordu. Salih aynı zamanda bir Zeydiydi. Grup zaten cepteyken bir denge vardı ama bu dengede hafif kalan taraf Zeydiler olmuştu. Nüfus olarak çoğunlukta olmalarına rağmen mecliste azınlığa düşmüşlerdi. Bu durumu düzeltmek için Kuzey Yemen'de Genç Müminler isminde bir grup ortaya çıktı. Bu gençler mevcut yönetimi protesto ediyorlardı ama henüz ellerinde silah yoktu. Şimdilik her şey barışçıl yollardan yapılıyordu. Onlar kuzeyde örgütlenin, biz meclise geri dönelim.

Milletvekillerinden birisi olan Hüseyin el-Husi de Yemen'deki hükümeti pek sevmeyenlerdendi. Babası ünlü Zeydilerden biriydi. İran'da eğitim görmüştü. Üniversite yıllarında aktivistlik yapmıştı. Zeydilerin haklarını koruyan Yemen Hak Partisi'nde siyaset yapıyordu ve bizim için asıl önemli olan şey, kuzeydeki Genç Müminlerle aynı şekilde düşünüyordu. Yemen parlamentosundan istifa etti ve kuzeydeki gruba katıldı. Yemen'i aslında Suudi Arabistan'ın yönettiğini düşünüyordu. Suudi Arabistan Sünniydi. Onun kafa yapısına göre ülkeyi Sünniler değil, Zeydiler yönetmeliydi. Kuzeydekilerle katıldı. O dahil olduktan sonra grup git gide değişmeye başladı. Eski barışçıl protestolar yerini şiddetli eylemlere bıraktı. Dünyanın her yerinde sıralama aynı. Sonra gruptaki insanlar tek tip kıyafet giymeye başladılar, sonra silahlandılar ve en sonunda kendi sınırlarını çizdiler. Artık Yemen'de iki güç vardı.

11 Eylül'den sonra Amerika, üs kurabileceği yeni ülkeler arıyordu. O ülkelerden birisi de Yemen'di. Abdullah Salih, Amerikan ordusunu Yemen'e sokmayı kabul etti. Bu Zeydileri daha da kızdırdı. Amerikan askerlerinin sayısı arttıkça, kuzeydeki sinirli ve silahlı insanların sayısı da gün geçtikçe artıyordu. Grup gün geçtikçe daha da radikalleşiyor, Yemen için büyük bir tehlikeye dönüşmüşlerdi. Abdullah Salih, Hüseyin el-Husi için yakalama emri verdi. Karşılığında Hüseyin el-Husi Yemen'de bir isyan başlattı. Bu küçük grup artık saldırıya geçmişti. Yaşanan isyanda Hüseyin el-Husi öldürüldü. Onun ölümünden sonra grubun iktidar kavgası yaşayıp dağılacağını sanıyorlardı. Ama bu kayıp onları birbirine daha da kenetledi. Eskiden Genç Müminler olarak anılan grup artık Husiler olarak anılmaya başlanmıştı. Belki liderleri ölmüştü ama binlerce insan onun fikirlerini canı pahasına yaşatıyordu.

2004'e geldiğimizde isyan bir savaşa dönüştü. Artık Yemen Ordusu ve Husiler direkt birbirleriyle savaşıyorlardı. Başlarda Husilerin pes edeceği düşünülse de sahadaki sonuçlar tam tersini söylüyordu. Husiler geri adım atmayınca sayıları daha da arttı. Artık çevredeki güçlü aşiretler de onları destekliyordu. Ama asıl dengeyi değiştiren şey aşiretlerin desteği değildi. Savaşa İran da dahil olmuştu. Husileri destekliyordu, onları eğitiyor, maddi destek veriyor, hatta silah gönderiyordu. İran'ın bölgedeki en büyük rakibi Suudi Arabistan'dı. Husiler güçlendikçe gözlerini kestirdikleri yer de genişledi. Artık sadece Güney değil, Kuzey de istiyorlardı. Sınırı geçtiler ve Suudi Arabistan'a saldırdılar. Suudi Arabistan bu hamleye hava saldırısıyla cevap verdi ve sınırı geçen Husileri geri püskürttü. Yemen sınırını daha da güçlendirdi. Ayrıca denizde de artık devriye gezen Suudi gemileri vardı. Suudi gemileri devriye sırasında sık sık Yemen'e giden gemileri durduruyor ve içindeki silahlara el koyuyordu. Bu gizemli gemilerin nereden geldiği belli değildi ama Suudiler çoktan İran'ı suçlamaya başlamışlardı bile. Yani artık masaya İran ve Suudi Arabistan resmen oturmuştu. Artık Yemen'de yaşananlar sadece Yemen'i ilgilendirmiyordu ve yine Yemen'de yaşananlar sadece Yemen tarafından yönetilmiyor oldu.

Yemen'i sadece Kuzey ve Güney olarak bölmeyelim. Çünkü ülkenin doğusunda da kendi yönetimini kurmak isteyen bir grup var. Üstelik onların hedefleri tüm dünyayı yöneten bir devlet kurmak. Gözleri yüksekte olsa da şimdilik sadece Yemen'de yetkililer. Artık her şey çok daha karmaşık bir hale geldi ama bitmedi. Beş aktör de sahnedeyken Arap coğrafyasında yaşanan küçücük bir şey dengeleri bir kez daha değiştirdi.

2010 yılında Tunuslu seyyar satıcı Muhammed Buazizi, Tunus hükümetinin yaptığı yolsuzluğu protesto etmek için kendisini yakarak intihar etti. Önemsiz bir seyyar satıcının intiharının tüm dünyayı değiştireceğini kimse düşünmüyordu ama büyük şeyler her zaman önemsiz gibi görünen küçük şeylerle başlar. Bu seyyar satıcının başlattığı protestolar çok geçmeden bütün Tunus'a yayıldı. Ondan aldıkları güçle tüm halk sokağa dökülmüştü. Protestolar durmayınca 23 yıldır Tunus'u yöneten Zeynel Abidin Bin Ali, ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Tunus'un en ünlü caddesinin ismi Muhammed Buazizi olarak değiştirildi. Önemsiz görünen o seyyar satıcı Tunus'ta bir devrim yapmıştı.

Tunus'ta yaşananlar çok geçmeden diğer Arap ülkelerinde de sıçradı. Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn ve Suriye'de halk protesto gösterilerine başladı. Bahreyn Kralı protestoları bastırabilmek için başbakanı görevden aldı, siyasi mahkumları serbest bıraktı, ekonomik tavizler verdi ve Şii temsilcilerle müzakerelere başladı. Libya'da 42 yıldır ülkeyi yöneten Muammer Kaddafi devrildi. Arap Baharı başlamadan önce ona "Baba" diyen halkı, kendi babasını linç etti. Libya'da iç savaş başladı ve bugün bile hala Libya siyasi birliğini sağlayamadı. Mısır'da başbakan istifa etti. Hüsnü Mübarek, ailesi ve bakanları tutuklanıp yargılandı. Yapılan seçimlerde Muhammed Mursi başbakan seçildi ama görevde çok da kalamadı. Mısır Silahlı Kuvvetleri darbe yaptı ve Mursi hapishanede hayatını kaybetti. Arap Baharı'ndan sonra Suriye'de başlayan protestolar iç savaşa döndü. Beşar Esad devrilmedi ama 2011'de başlayan iç savaş bugün hala devam ediyor. Arap Baharı ile Suriye'de başlayan protestoların sonucunda milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldı. Ürdün'de hükümet değişti, Umman'da hükümet değişti, Kuveyt'te hükümet değişti, Fas'ta hükümet değişti ve Lübnan'da hükümet değişti. Protestolara bağlı çıkan iç savaş dahil etmezsek, sadece sokaklarda 60 binden fazla insan hayatını kaybetti. 4 hükümet devrildi, 6 hükümet doğrudan değişti, üç hükümet dolaylı olarak değişti ve dört iç savaş çıktı. Mülteci sorunu baş edilemez bir noktaya geldi. Milyonlarca insan yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Tüm dengeleri önemsiz görünen bir seyyar satıcı değiştirmişti.

11 Eylül Yemen için birinci kırılma noktası ise, 2011'de yaşananlar ikinci kırılma noktasıydı. Arap Baharı Yemen'i de etkilemişti. Halk Abdullah Salih'i protesto etmek için sokaklardaydı. Salih istifa etmeyi reddedince protestolar daha da şiddetlendi. Birleşmiş Milletler duruma müdahale etti. Salih, yargılanmama güvencesi alarak görevi Abdurabbu el-Hadi'ye devretti. Hükümet değişmiş gibi görünse de Yemen'de hiçbir şey durulmadı. Çünkü Husiler yeni hükümetin de Suudi Arabistan etkisinde olduğunu düşünüyordu. Yaşanan protestolarda kontrol ettikleri toprakları genişlettiler, İran'dan daha fazla silah aldılar ve daha da güçlendiler. Artık ülkede resmen iki farklı yönetim vardı ve hatta Husiler daha da güçlüydü.

İşte tam bu noktada orduda hala etkili olan eski Başbakan Salih taraf değiştirdi ve Husilere katıldı. Görevi kendi bırakmış olsa da belli ki bunu kendine yedirememişti. Eski düşmanlar artık aynı saftaydı. Salih de Husilere katılınca Yemen yönetimi tüm gücünü kaybetti. Husiler hızla güneye indiler. Hükümet ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldı. Artık gidecek yer kalmayınca el-Hadi Suudi Arabistan'a kaçtı. Husiler ve Salih başkenti bile ele geçirmişti. İlk iş kendi hükümetlerini kurdular, ordunun yönetimini ele geçirdiler. Gücü ele geçirince muhalifleri hapse attılar, daha da güçlenmek için çocukları bile askere aldılar. Birkaç sene önce halk Salih'e karşı protestolar yaparken, şimdi onun da içinde bulunduğu grup hükümeti devirmişti.

Bu hikayenin en büyük kaybedeni Suudi Arabistan'dı. En büyük düşmanlarından biri olan İran, Basra Körfezi'ni yönetiyordu. Şimdi Kızıldeniz'de de onların destekledikleri Husiler vardı. Suudi Arabistan köşeye sıkışmıştı. Daha da sertleştiler. Yemen'e büyük bir hava saldırısı düzenlediler, Kızıldeniz'e donanma gönderdiler. Yemen'e giriş çıkışı kapatıp burayı kocaman bir açık hava hapishanesine çevirdiler. Ama Suudi Arabistan bütün bunları tek başına yönetemezdi. Ona güçlü bir ortak lazımdı. Ortadoğu'yu ve savaşı bilen bir ortak. Aklınıza gelen herhangi bir ülke oldu mu? Yemen'e müdahale etmeyi kabul etti. Ama bunu dünyaya Yemen'deki başka bir grubu durdurmak için yaptıklarını söylediler. Siyah bayraklarıyla bilinen, ismini söylemenin yasak olduğu o grubu. Bu yalan değildi. Gerçekten de Yemen'de çıkan yönetim boşluğundan faydalanıp Yemen'in bazı bölgelerinde o grup yönetmeye başlamamıştı. Yani artık durum şöyle: Ülkenin doğusu karanlıkta, Kızıldeniz'e kıyısı olan bölge Husilerde ve ortada hiçbir gücü olmayan bir hükümet var. Amerika ve Suudi Arabistan'ın gölgesi Yemen'in üzerinde. İran'ın gizli eli açıktan olmasa da her şeye müdahale ediyor.

Bu arada savaş şöyle ilerliyor: Mesela Husiler sınırı geçip iki kişiyi rehin alıyor. Bunun karşılığında Suudi Arabistan 130 hava saldırısı düzenliyor. Amerika zaten düzenli olarak bombardıman yapıyor. Kızıldeniz'de nereden geldiği belli olmayan ama içi silah dolu gemiler yakalanıyor. Binlerce kişi göç etmek zorunda kalıyor. İnsan hakları ihlalleri gırla. Birleşmiş Milletler ortada yok. Büyük medya grupları dünyayla bu savaşı anlatmıyor. Yani herkes kaderiyle terk edilmiş bir halde.

Muhammed Bin Selman, Yemen'de olanların sorumluluğunu tek başına üstlenmek için Arap ülkelerinden oluşan bir koalisyon kurdu. Birleşik Arap Emirlikleri, Sudan, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Mısır, Ürdün ve Fas bu koalisyonda. Çok geçmeden koalisyon Yemen'e bir kara harekatı düzenledi. Koalisyon askerleri güneyden Yemen'e girdiler ve Husilerin gücünü kırdılar. Ama Husilerin de geri adım atmak gibi bir niyetleri yoktu. Bu sefer sınırı geçip Suudi Arabistan'a girmediler. Yemen'in içinden Riyad füzelerini gönderdiler. Suudi Arabistan'da OHAL ilan edildi. Riyad vurulduktan sonra Prens Selman bu işin sadece silahla çözülmeyeceğini anlamıştı. Suudi Arabistan eski başkan Salih'le görüşmeye başladı. Onlar görüşürken koalisyon güçleri güneyden ilerliyordu. Doğuda ise Amerikan bombardımanı devam ediyor ve oradaki güçlerin etkisi git gide azalıyordu. Dengeler değişirken Salih kendisi için bir fırsat gördü. Bir kez daha saf değiştirdi ve koalisyon güçlerine katıldı. Salih'in saf değiştirmesi dengeler için önemliydi çünkü ordudaki birçok komutan hala onun sözünü dinliyordu. Salih saf değiştirdikten sadece iki gün sonra öldürüldü. Salih denklemden çıkmış olsa da bu taraf değişikliği yine de Husilerin gücünü azaltmıştı.

Ezelden fırlamış gibi duran bu senaryo yaşanırken, koalisyon güçleri ülkenin doğusunu neredeyse tamamen yönetmeye başlamıştı. Ama koalisyonda da işler pek yolunda gitmiyordu. Savaş bir türlü bitmiyordu. Çok para ve çok asker kaybetmişlerdi. Tam da bu yüzden Güney Geçiş Konseyi diye bir oluşum kurdular. Bu konsey ne Husilerin tarafını tutuyordu ne de mevcut hükümeti. Koalisyon güçleri güneyde kontrol ettiği yerlerin çoğunu bu konseye devretti. Onların asıl isteği bütün Yemen'i kontrol etmek değildi. Onun yerine güneyde kendilerine ait yeni bir devlet kurmak istiyorlardı.

Ve sonra işleri daha da karıştıran bir olay yaşandı. Husiler Suudi Arabistan'ın iki petrol rafinerisine saldırdı. Üstelik bu saldırılar karadan askerlerle ya da karadan karaya füzelerle yapılmamıştı, dronlarla yapılmıştı. Bu olay Husilerin teçhizat olarak ne kadar güçlü olduklarını tüm dünyaya bir kez daha göstermişti. Tüm dünyanın gözlerini Yemen'e çevirdiği nokta tam da burasıydı. Burası ölen insanlar, yaşanan sefalet ya da göç etmek zorunda kalmış milyonlarca insan. Hiçbirisi dünyanın dikkatini çekmemişti ama petrol rafinerisinde saldırı yapılınca petrol fiyatları artar korkusuyla tüm dünya gözünü Yemen'e çevirdi. Twitter'da gördüğünüz Yemen içerikleri tesadüfe bakın ki tam da bu zaman diliminde karşınıza çıkmıştı. Sizin saf duygularla Yemen'e üzüldüğünüz kadar eminim ama sizin üzülmenize fotoğrafları Twitter'da popüler yapan insanlar o kadar da masum değildi.

2022'ye geldiğimizde Birleşmiş Milletler nihayet ateşkese aracılık etmeye karar verdi. Birleşmiş Milletler Yemen'e gelince çatışmalar geçici de olsa durdu. Aynı tarihlerde Çin arabuluculuk etmek için iki tarafla da görüşmelere başladı. İki taraf derken beni yanlış anlamayın. Suudi Arabistan ve Husiler değil, Suudi Arabistan ve İran. Gerçekleşen görüşmelerden sonra basına yapılan açıklamalarda şöyle söylenmişti: Üç ülke de bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliği sağlamaya yönelik her türlü çabayı gösterdi.

Ekim 2022'de Birleşmiş Milletler'in sağladığı ateşkes sona erdi. O günden beri Yemen hakkında basın dünyaya herhangi bir haber vermedi. Ama sonra dengeler bir kez daha değişti. İsrail'in Gazze saldırılarında Husilerin ismi bir kez daha yüksek sesle söylenmeye başlandı. Husiler Filistin'in tarafında yer aldı. Onlara destek olmak için bu sefer füzelerini İsrail'e doğru ateşlediler. Husiler yıllardır savaşıyordu ve sahada birçok tecrübe kazanmışlardı. Asıl mevzunun savaşmak olmadığı da buna dahildi. Asıl mevzu her zaman paradır. O yüzden İsrail'den daha çok Kızıldeniz'e yöneldiler. Dünya ticaretinin %25'i bu denizden geçiyor. Husilerin saldırılarından sonra bu denizdeki ticaret %160 oranında azaldı. Amerikan ve İngiliz donanmaları ticaretin aksamaması için Yemen'i vurmaya devam ediyor. Amerika Trump döneminde Husileri yabancı terör örgütü listesine soktu. Bugün Husiler Yemen nüfusunun %70'ini kontrol ediyor. Yemen bugün koca bir bataklığa dönüştü. Ona adım atan herkesi içine çekiyor.

Bu video boyunca izlediğiniz hikayede 370 binden fazla insan hayatını kaybetti. Bu sayının üçte ikisini siviller oluşturuyor. 22 milyon insanın acil insani yardıma ihtiyacı var. Yani bu şu anlama geliyor: 22 milyon insan şu anda yemeğe ve suya ulaşamıyor. İlaç ve tıbbi malzemelerin yetersizliği yüzünden ülkede salgın hastalıklar kol geziyor. Ve hepsinden daha kötüsü ise, başka yerde tek bir kurşun sesini aylarca analiz eden basın size bu savaşı anlatmıyor.