📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

SAVM-SİYAM YAPMAK MI, ORUÇ TUTMAK M?

Şinasi Güneş2:55:11

Transcription

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun inşallah. Yolunuz Allah'ın gösterdiği yol olsun. Onun gösterdiği yol sadece kitabıdır. Kitabı dışında bütün yollar batıldır. Şeytanların, tahutların yoludur.

Evet arkadaşlar, bu akşamki sohbetimiz ders formatında olacak. Yani soru cevap formatında olmayacak. Sunum yapacağım. Tabii sunumun sonunda eğer çok süre geçmemişse soru cevap yapabiliriz. Fakat daha önce nasıl yapıyorduk dersleri? Soru cevap formatında yapıyorduk. Eee, bu dersimizde konumuz belirli olduğu için ben savm ve siyam hakkında bir sunum yapacağım. Bu yüzden eee yorumlara yani sunumum bitene kadar muhtemelen yorumlara bakamayacağım. O yüzden eee lütfen yanlış anlaşılmasın. İşte benim soruma bakmadı, ben selam verdim, selamımı almadı gibi lütfen düşünmeyin. Çünkü yorumlara bakma şansım yok. Sunum yaparken eee dikkatimin dağılmaması açısından, motivasyonumun bozulmaması açısından önce sunumumu yapayım. Ondan sonra eee Allah nasip ederse eee soru cevap da yaparız. Hepiniz hoş geldiniz diyorum. Ayrı ayrı ayrı ayrı hepinize hoş geldiniz diyorum. Dediğim gibi şu an yorumlara çok bakamayacağım. Eee iyi dilekleriniz için çok teşekkür ediyorum. Umarım eee faydalı, yararlı bir ders olur, sunum olur.

Tabii konumuz eee savunm, siyam, gelenek buna oruç tutmak diyor. Biz savım yapmak, siyam yapmak diyoruz. Öncelikle eee ben şunu söyleyeyim. Ben Kur'an merkezli olarak yani savm ve siyamın amacı doğrultusunda yapılan çalışmalara eee değer veriyorum. Yani eğer bu çalışma, bu yorum siyamın, savımın amacına hizmet ediyorsa eee değerli buluyorum. Fikir ayrılıkları olabilir. Fakat asıl olan nedir? Takvaya ulaşmak. Bizi takvaya ulaştıracak olan her çalışmayı ben değerli buluyorum. Fikir ayrılıklarımız olsa da. Yani mesela biri çıkıp da şunu dese ben siyamı aynı geleneğin yaptığı gibi açlık susuzluk olarak kabul ediyorum ve aynı zamanda da bu ayı kendime Kur'an ayı yaptım. Kur'an çalışıyorum. Eksiklerimi, gediklerimi kapatmaya çalışıyorum. Bu ayı kendime her zamankinden daha çok Kur'an ayı yapıyorum derse saygı duyarım. buzer.

Tabii ben bu sunumumda eee katılmadığım alternatif yorumları da değerlendireceğim ve kendimce kanıtlarımı sunacağım. Tabii ki hepiniz aklını kullanan, sorgulayan insanlarsınız. Elhamdülillah. Yani çok şükür ki eee ben ve benim gibi bir şeyler anlatmaya çalışan insanları takip edenler, aklını kullanan, sorgulayan insanlar olduğu zaman bunun bize katkısı oluyor. Yani alternatif fikirler, alternatif yorumlar eee bizim gelişmemize çok büyük katkısı oluyor. Benim kendimi geliştirmemde bana sorulan soruların, alternatif yorumların, üslubuyla yapılan itirazların kendimi geliştirmemde çok büyük faydası olmuştur. Kur'an merkezli olarak iyi niyetle yapılan her türlü yorum dikkate alınabilir.

Evet arkadaşlar dediğim gibi hepiniz hoş geldiniz. Ayrı ayrı selamlarınızı şu an alamıyorum. Çok teşekkür ediyorum. İzin verirseniz şu an eee sunumuma başlayacağım. Savım mı, siyam mı yoksa oruç tutmak mı? Yani bir insan az önce de söylemiştim bugün eee geleneğin tuttuğu orucu tutsam bir şey olur mu diye bir soru gelmişti bir kardeşimizden. Ben kendi yorumumu söyleyeyim. Yani bugün geleneğin tuttuğu oruç bu Allah'ın emridir. Sıyam budur derseniz bence sorun var. Allah'ın bizden istediği bu ayı Kur'an'la geçirmektir. Kur'an'la rehabilite olmaktır. Fakat ben bu geleneğin tuttuğu orucu da aynı şekilde tutacağım derseniz bir sıkıntı yoktur. Fakat bugün geleneğin tuttuğu oruca Allah'ın emridir. Allah bizden bunu istiyor derseniz bana göre bu Allah'a yalan isnat etmek olur. Evet. Tekrar hepiniz hoş geldiniz diyorum ve eee dersime başlıyorum Allah nasip ederse.

Şimdi savm ve siyam mı yoksa oruç tutmak mı? Dediğim gibi kelimeleri bir bir analiz edeceğim. Alternatif yorumların, katılmadığım alternatif yorumların da eleştirisini yapacağım. Evet.

Savum ne demektir? Saum kelimesi atın yemeden içmeden yakta durması, kişinin hareketsizce dikilmesi, rüzgarın esmemesi güneşin tam tepeye dikilmesi anlamlarında kullanılmıştır. Yani kısaca savum dinginlik demektir. Tabii eee benim sorgulayarak baktığım yani her yazdı bu kaynak bunu söylüyor bu doğrudur bakış açısıyla değil Kur'an'a vurarak eee yararlandığım kadim sözlükler var. Lisanül Arap gibi, Tacül Aruz gibi bu sözlüklerde ki bu sözlüklerin yaptığı tanım Kur'an'a vurduğum zaman da Kur'an'la da örtüşüyor. O açıdan baktığım zaman saun kelimesini temel anlam olarak durmak ve geri durmak anlamında kullanıyor. Yani bu kökün, saveme kökünün lügat anlamı bir şeyden el çekmek, nefsi tutmak, hareketten kesilmek ve susmak demektir. Her kim bu eylemden vazgeçip geri durursa Arap dilinde o kişiye saim yani duran denir.

Bir de ne var? Atların durması var. Samel hay klasik sözlüklerde yani lisanül arap, tacül aruz gibi sözlüklerde bu kötün, bu kökün en karakteristik özelliklerinden biri de atlar üzerinden verilmesidir. Same elferes atın yem yemeden olduğu yerde kıpırdamadan durması. Eğer bir at öğle sıcağında gölgede dikilip hareket etmiyorsa buna saim denir. Tacül aruz atları tasvir ederken bu kökü hareketsiz duran atlar anlamında kullandığını vurgular. Ayrıca rüzgarın ve günün durulması sami elnehar günün tam ortası yani güneşin tepe noktasına ulaşıp sanki bir anlığına durmuş gibi göründüğü vakit same elri rüzgarın esmeyi bırakıp da durgunlaşması.

Bir de ne vardır? Konuşmaktan kesilmek vardır. Bakın dikkat edin. Burası önemli. Çünkü gelenek ne yapıyor? bu konuşma konusunu hiç ediyor, yok ediyor. Bilinçli olarak bunu neden yaptığını da izah edeceğim. Cahiliye Araplarında ve eski kullanımlarda sadece yiyecekten değil konuşmaktan kesilmeye de bu kökten türetilen kelimeler kullanılırdı. Nitekim Meryem suresi 26. ayette Meryem'in ben Rahman'a savm adadım demesi filolojik olarak konuşmama sessizlik anlamındadır. Dini bir terim olan savmı kadim lügatlar dört eylemle açıklar. Birincisi yeme, ikincisi içme, üçüncüsü konuşma ve dördüncüsü cinsellik. Yani bu dördünden geri durma olarak tanımlıyor kadim lügatlar. Benim güvendiğim kadim lügatlar. Ben bu tanımı Kur'an'a vurduğum zaman Kur'an'ın da bu tanımı desteklediğini görüyorum. Çünkü Kur'an'da savım için, bu kök için ne var? Konuşmama var, yeme var, içme var ve cinsellikten geri durma var. Fakat gelenek savmı tarif ederken yaptığı tahrife montajlayamadığı için konuşmamayı görmezden gelmiş ve konuşmamayı bilinçli olarak yok etmiştir. Zira bugün toplumun tuttuğu gün boyu açlık, susuzluk ve cinsel hayattan uzak durmak olan oruçta konuşmamanın uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği yoktur. Yani gelenek ne yaptı? Sağmı sabahtan akşama kadar yani iftardan sahura kadar yemek, içmek ve cinsellikten geri durmak yaptı. Yani oruçlaşmak değil, oruç tutmak yaptı. E şimdi bakıyoruz geleneğin tuttuğu oruca. Herkes işinde gücünde. Fakat insanlar ne yapıyor? iftardan sahura kadar. Özür dilerim sahurdan iftara kadar diyecektim. Sahurdan iftara kadar ne yapıyor? Hiçbir şey yemiyor ve herkes işinde gücünde. Şimdi konuşmamayı da bunun yanına eklediğiniz zaman bu mümkün değil. Herkes işiyle gücüyle meşgul. E konuşmama nasıl olacak? Yani bunun uygulanabilirliği yok, sürdürülebilirliği yok. E biz ne yapalım o zaman? Bu konuşmamayı gizleyelim. Tamam mı? konuşmamayı gizleyelim. Uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği olmadığı için ne yaptılar? Bu savm kelimesini tahrif edenler konuşmamayı gizlediler.

Savm ve siyam kavramlarını doğru anlayıp uyguladığımızda ise yani siyamı, savmı doğru anladığımızda ve doğru uyguladığımızda o zaman konuşmama konusu anlam kazanmakta ve ne olmaktadır? gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Eğer biz savmı doğru anlarsak. Sav kelimesinin atın yemeden içmeden ayakta durması, kişinin hareketsizce dikilmesi, rüzgarın esmemesi, güneşin tam tepeye dikilmesi anlamlarında kullanıldığını belirttik. Yani saun güncel anlamda yapmakta olduğumuz birtım şeylerde frene basmaktır diyebiliriz. Bu frene basmak aracı tamamen durdurmak anlamında değil, iyice yavaşlatmak, rolantiye almak anlamındadır. Birazdan da değineceğimiz üzere Meryem'in konuşmaması çenesini tamamen kapatmasını değil, tanıdığı, iletişimde olduğu insanlarla konuşmamasını ifade eder.

Şimdi ben size eee ayeti ekrana getireceğim. Bakın Meryem ne yapıyor? Diyor ki, "Eğer beşerlerden biriyle karşılaşırsam ben Rahman'a savm adadım. Bugünle konuşmayacağım" diyor. Bakın burada ne var? Min beşerin. Beşerden kimseyle konuş karşılaştığım zaman hiçbir beşerle konuşmayacağım demiyor. Bakın ne diyor. İnsiya ile konuşmayacağım diyor. Insiya ile. Ins neydi? Ins cin. Bildiğimiz, tanıdığımız, iletişimde olduğumuz insanlar. Cin tanımadığımız, bilmediğimiz yabancı insanlar. Yani Meryem Beşerle karşılaştığında insle konuşmuyor. Kimle konuşmuyor Meryem? Meryem'i babasız çocuk peydahlamakla yani onun hayasızlık yaptığını iddia edenler eden kişilerle konuşmayacağını söylüyor. Meryem beşerle karşılaşıyor fakat insiya ile konuşmayacağını söylüyor. Bu da bize neyi gösterir? Bu da bize eee Meryem'in tamamen çenesini kapatmasını değil bu konuyla ilgili kendisini bu konuyla suçlandığı konuyla ilgili muhatap olduğu, iletişim kurduğu insanlarla konuşmayacağını ifade eder. ayetteki detaylara eee dikkat çekici detaylara bakarsak şimdi Meryem'in savmını anlatan ayetin ye iç feküli veşrebi diye başlaması. Meryem bir savm yapıyor fakat ayet veküli veşrebi ifadesiyle başlaması. Tabii ki bunu biz Bakara suresi 187. ayeti izah ederken bunun ne anlama geldiğini de izah edeceğiz. Az önce de söylediğim gibi beşerle karşılaşan Meryem insiya ile konuşmayacağını söylüyor. Bu da bize konuşmamaktan kastın tamamen konuşmamak, ağzını bantlamak olmadığını gösterir. Meryem belli bir konu üzerinde belli insanlarla konuşmamaktadır. Sessiz kalmaktadır.

Gelenek ayetteki savum kelimesini oruç diye çevirirkenki geleneğin en baştaki en büyük çelişkisi budur. Bunu ileride daha detaylı açacağım. Geleneğin en büyük çelişkisi budur. Meryem suresi eee 26. ayetteki bakın saummen diyor bakın saen biz birazdan geleceğiz buna oruç diyor gelenek birazdan geleceğiz ve göreceğiz ki bizim Allah'ın bize size yazıldı dediği sağmen değildir. Sağım değildir. Nedir? Siyamdır. Fakat gelenek ne yapıyor? Savma da aynı anlamı veriyor. Oruç diyor. Sıyama da aynı anlamı veriyor. Oruç diyor. Tabii bunları birazdan inceleyeceğiz. Bu ikisinin aynı anlama gelemeyeceğini ve ne anlama eee geleceğini de birazdan inceleyeceğiz.

Şimdi geleneğin ayetteki savum kelimesini oruç diye çevirirken Bakara 183. ayetteki siyam kelimesini de oruç diye çevirdiğini söyledik. Biz biliyoruz ki Arapçada iki kelime aynı anlama gelmez. Kökleri aynı olsa da anlamları nedir? farklıdır. Savum sa ve me fiilinin mastarı iken siyam fiilin müfaale babındandır ve işteşliği ifade eder. Yani savm tek başına yapılırken siyam savmın karşılıklı yapılanıdır. Ve sıyamın karşılıklı yapılan bir şey olması açlık ve susuzluk olarak tutulan orucun siyam olmadığını ortaya koyar. Zira açlık ve susuzluk bireysel bir eylemdir ve siyam ile ilgili değil, Meryem'de olduğu gibi savm ile ilgilidir. Yani bugün açlık, susuzluk bireysel bir eylemdir. Herkes kendisi aç kalır, kendisi susuz kalır. Fakat siyam nedir? İşteştir. Birbirini birlikte yapıyorsunuz ve birbirinizi etkiliyorsunuz.

Ben şimdi size mufaale babında dedim ya same yesumu sav ve müfale babında siyam. Şimdi bu işte dedim karşılıklı birlikte yapılan bir eylemdir dedim. Şimdi ben size Kur'an'da mufale babına örnekler vereceğim. Mesela katele katele katletti. Yektulu katlediyor. Katlun katletmek. Kıtal. Kıtal nedir? Karşılıklı vuruşma, çarpışma. Yani birlikte ya karşılıklı ya da birlikte yapılan bir eylemdir. Tek başına yapılan bir eylem değildir. Mesela cihat. Cehede fiili. Yecihedu cehdun. Tamam mı? Elinden geleni yapmak, çaba sarf etmek. Ancak cihat bu çabanın bir engele, bir düşmana karşı birlikte olarak verilmesidir. Yani bir engeli aşmak için gösterilen sürekli ve işteş gayretin adıdır cihat. Mesela hisap yevme yekumul hisap diyoruz ya. hasebe fiili hasebe yahsebu hasp bir de hisap var hisap hasebe saymak hisap ise bir eylemin sonucunu karşılığını veya bedelini karşılıklı olarak değerlendirme sürecidir. Karşılıklı olarak dikkat edin. Mesela nikah nhe. Nikah ne demektir? Bağlamak, düğüm yapmak, birleştirmek. Bu kelimede aynı kalıptadır. Nikah iki tarafın birbirine olan bağlılığını, sözleşmesini ve bir araya gelme iradesini temsil eder. Tek taraflı değil, içteş bir hukuki bağır. Nikah kıyam yekumu kavm kıyamun. Kame fiili kalkmak demek iken kıyam bireysel bir kalkışı değil toplu birlikte bir kalkışı ifade eder. Evet. 5 tane örnek verdim size aynı müfaale babından ve beşinin de tek başına değil birlikte işteş yapıldığını gördünüz. Şimdi savm Meryem'in savmında olduğu gibi tek başınadır. Fakat sıyam tek başına değildir. Sıyam tek başına değildir. Evet.

Saum dolayısıyla siyam karşılıklı yapılan bir eylemdir. Aç ve susuz kalmak ise bireysel bir eylemdir. Ve Meryemde olduğu gibi savm ile ifade edilir. Şimdi Bakara suresi 183 ve 187. ayetler arasın arasıyla bu ayetleri ele alarak kelimelerin analizini yapalım. Bağlamları ve amacı üzerinden siyamı inceleyelim. Bir de ne vardı? Alternatif yorumları da inceleyeceğimi söylemiştim. Alternatif yorumları da ne yapalım? İnceleyelim. Evet.

Siyam. Şimdi Bakara suresi 180 3. ayeti açalım. Evet. Bakara suresi 183. ayet. Şimdi eee ben kendi sitemin altyapısını yani teknolojik altyapısını iyileştirmediğim için eee açık Kur'an'ı kullanacağım. Fakat çevirileri kendi mealimden üzerinden okuyacağım. Çünkü eee açık Kur'an'da katılmadığım bazı çeviriler var. Fakat Arapça metni kullanma açısından eee açık Kur'an'ı kullanacağım. Eee çeviri bana ait olacak. Ey inanıp güvenenler, vahyin sınırlarına uyup korunun diye siyam sizden öncekilere yazıldığı gibi size de yazıldı. Bakın dikkat edin. Amaca odaklanın. Siyam araçtır. Takva amaçtır. Bizden öncekilere yazıldığı gibi vahyin yani takvalı olun diye. Takva nedir? Birazdan izah edeceğim. Vahyin sınırlarına uymak. Allah'ın sınırlarına uymaktır ve böylece kendini korumaya almaktır. Takva. Şimdi öncelikle siyamın ne olduğunu doğru anlamamız için amaca odaklanmalıyız. Zira asıl olan amaçtır ve amaç takvadır. Yine Bakara suresi 187. ayette de benzer ifade var ayetin sonunda. Öyleyse siyam her neyse yaptığınız eylemler veya yaptığınız eylemler bizi takvaya ulaştırmalıdır. Takvaya ulaştırmıyorsa burada bir sıkıntı vardır. Bu yaptığımız eylem o zaman sıyam değildir. Hani daha önce demiştik. Salat sizi aşırılıktan ve çirkinlikten alıkoyar diyordu. E biz bakıyorduk namaz kimseyi aşırılıktan ve çirkinlikten alıkoymuyordu. Diyorduk ki o zaman burada bir sıkıntı var değil mi? Sıyam da aynı şekilde. Allah diyor ki bize sıyam size yazıldı. Takvaya ulaşın diye. Takvaya ulaşmak da nedir? Vahyin sınırlarını sınırlarına uyup korunmaktır. Bu da neyle mümkündür? vahyin sınırlarını bilmekle mümkün olur.

Ben şimdi size eee takvanın ne olduğunu da mesela zıttı üzerinden tanımlayacağım. Bakın dikkat edin. Burada ne diyor? elhemeha füureha ve takvaha fücurunu ve takvasını ilham edene. Fücur takva. Hücur ne demektir? iman sınır tanımayan, fışkıran demektir. Takva onun zıttıdır. Takva onun zıttıdır. Yine Sad suresi 28. ayet. Burada ne diyor? Facirleri muttakilerle bir tutar mıyız? Din iman, sınır tanımayan demekti. tacir füccar da çoğulu. Takva bunun zıttı ne demektir? Takva sınırları, çizgileri olan, din, iman, tanımamazlık yapmayan, sınırları taşımayan demek takva. Peki bizim sınırlarımızı kim belirliyor? Bizim sınırlarımızı Allah belirliyor. Müminin sınırlarını kim belirler? Allah belirler. Öyleyse takva ne demektir? Kök anlamı korunmaktan yola çıkarak ve azab nari ateş azabından koru. Buradan yola çıkarak nedir? Allah'ın koyduğu sınırlara uyup kendini korumaya almaktır. Takvanın ne demek olduğunu ne yaptık? Öğrendik. Öyleyse kendimizi birtım sınırlardan korumamız gerekiyorsa ne yapmamız lazım? Önce bu sınırları bilmemiz lazım ki takvaya ulaşalım. Malumdur ki trafik kurallarına uymanız için yani trafik kurallarını ihlal etmemeniz için kuralları bilmeniz gerekir. Allah'ın sınırlarına uymak için de Allah'ın sınırlarını bilmek gerekir. İşte müminlerin karşılıklı yaptığı bu bilgilenme faaliyeti siyamdır. gerek kök anlamına gerekse Kur'an'a baktığımızda kendimizi geri çekmemiz gereken şeylerin yeme, içme, cinsel ilişki ve konuşmak olduğunu görüyoruz. Sıyam işte sıyam ise yani savmın anlamında bu dört madde vardı. Sıyam ise fiilin işleş halidir ve müminlerce karşılıklı yapılması anlamına gelir. Takvaya ulaşmak için müminlerce karşılıklı yapılması gerekir. Az önce anlattık onu. Müfaale babıyla karşılıklı olduğunu anlattık. Meryem'in tek başına yaptığına Kur'an savm demektedir. Evet. Meryem'in tek başına yaptığına Kur'an savım demektedir. Meryem'in savmındaki konuşmama detayı sıyamın konuşmamayı da içerdiğinin en bariz delilidir. Şayet konuşmama detayı olmasaydı rabbimiz Bakara suresi 187. ayette cinsel birlikteliği belirttiği gibi konuşmamayı da belirtirdi. Ben şimdi cinsel birliktelik diyorum da ayette farklı geçiyor. Refes geçiyor. Yani cinsel içerikli konuşma. Bir de mübaşere, tenlerin dokunması kelimeleri kullanılıyor. Önce bu detayı belirteyim. Yani Bakara 187'de cinsel ilişki diye geçmiyor. Orada bir refes kelimesi bir de mübaşire kelimesi yani tenlerin teması ve cinsel içerikli konuşma kelimeleri geçiyor. Ben güncel olarak cinsel birliktelik olarak eee ifade ediyorum. Yani eğer şayet konuşmama detayı olmasaydı Rabbimiz Bakara 187. ayette cinsel birlikteliği belirttiği gibi konuşmamayla ne yapardı? Belirtirdi.

Sıyam geleneğin mukabele faaliyetinde gizlidir. Bakın buraya dikkat edin. Buraya dikkat edin. Önemlidir. Malumdur ki ne yaparlar? Ramazan ayında gelenek toplanıp Kur'an'dan cüzler bölüşülüp herkes bir cüz okuyarak karşılıklı hatim indirmektedir. İndirilmektedir. Ramazan'da mukabele diyorlar buna. Tabii ki bunun Kur'an'da bir karşılığı yoktur. Fakat şimdi siz bu yapılan eylemin yani herkes Kur'an'dan belli bir cüz alıyor ve Arapça ne dediğini bilmeden okuyorlar ve hatim indiriyorlar. Bunun doğru bir şekilde yapıldığını düşünün. Yani Kur'an'ın önerdiği şekilde yapıldığını düşünün. Anlayarak, bilerek birbirine okumalar yaptıklarını düşünün. Bu mukabele yapanların bakın dikkat edin. Önemlidir bu detay. Bakın, siyam mukabelede gizlidir. Bu mukabelenin Kur'an'dan herkesin bir konuyu karşılıklı birbirine okuyarak, birbirini bilgilendirerek yapıldığını düşünün. O zaman Allah'ın bizden bu ayda yapmamızı istediği siyamı görürüz. Gelenek ne yapmıştı? Mescidi Kur'an'da geçmemesine rağmen camiyle örtmüştü. Mescit okul demekti. Mescidi yok ettiler camiyle. Salat Kur'an'da geçmemesine rağmen namazla yok ettiler. Siyamı da ne yaptılar? Mukabele ile yok ettiler. Ne yaptılar? Siyamı mukabeleye yaptılar ve mukabeleyi de anlamadan, ne dediğini bilmeden Kur'an'dan parçalar, cüzler okuyarak hatim indirmeye dönüştürdüler. Ve kimseye kimseye bir faydası olmayan, takvaya ulaştırmakla yani amacıyla ilgisi olmayan aç ve susuz kalmayı ne yaptılar? Siyam yaptılar. Oysa asl olan neydi? takvaydı. Gerçi gelenek takvanın anlamını da bozdu ya. Ama neyse ki biz takvanın ne anlama geldiğini biliyoruz. Siyam normal rutin bir hayatımız var. Hepimizin rutin bir hayatı var. Yani işte bu rutin hayatımızı durdurarak gün boyunca yeme, içme, cinsellik ve konuşmaktan kendimizi geri çekerek müminlerin karşılıklı olarak Kur'an üzerinde yoğunlaşmaları, birbirlerini Kur'an ile rehabilite etmeleri, birbirlerinin eksiğini, yanlışını Kur'an'la düzeltmeleri, böylece Kur'an'ın sınırlarını öğrenerek takva boyutuna ulaşmaları faaliyetidir. Zekeriya'nın üç gün vahiy dışında konuşmaması da tedavisi ile ilgili bir savm yani bir rehabilitasyon faaliyetiydi. Yani Zekeriya'dan bahseden ayetlerde savum kelimesi geç geçmez. Fakat onun yaptığı o üç gün konuşmama mevzusu da bir savm faaliyetiydi ki neydi orada? Eşinin tedavi edildiğini biliyoruz. Bu da bir rehabilitasyon, bir tedavi faaliyetiydi.

Şimdi bizden öncekilere siyamın nasıl yazıldığı hani Bakara 183. ayette diyor ya eee size yazıldığı gibi, eee sizden öncekilere yazıldığı gibi ifadesi diyor ya burada. Şimdi bizden öncekilere yazılan siyam nedir? Şimdi bize bana şu soru gelmişti mesela. Madem Kur'an'da her şey varsa Bakara 183. Şu ayette sizden öncekilere yazıldığı gibi diyor. Kara 183. Bizden öncekilere yazılan siyam nerede yazıyor diye eee soru geliyordu bize. Arkadaşlar bizden öncekilere yazılan siyam Bakara suresi 184. ayette yazıyor. Şimdi Bakara suresi 184'e bir. Bakalım nasıl başlıyor ayet. Dikkat edin. Ayet eyyamen maddudat diye başlıyor. Normalde Arapçada bir cümle eyyamen madudat diye başlamaz. Çünkü devrik ve anlamsız bir cümle olur. Cümle de olmaz aslında. Yani şöyle düşünün. Bir önceki ayeti düşünmeyin. Bir cümle düşünün. Eyyamen maddudat. sayılı günlerde devrik bir cümle oldu değil mi? Evet. Mesela eyyamel maadat ifadesi Ali İmran suresi eee 24. ayette cümlenin ortasında yer almaktadır. Fakat burada nedir? Cümlenin başında. Bunun neden olduğunu birazdan izah edeceğim. sayılı günlerde sizden kim hasta yani vücut fonksiyonlarının herhangi birinde bir zayıflama olursa veya hareketli bir işte olursa başka günlerin sayısınca yapsın sıyamı ona gücü yetenlerin üzerine bir ihtiyaç sahibini yani işsizi doyuracak bir fidye vardır. Kim isteyerek bir hayır işlerse o ona hayırlıdır. Eğer bilirseniz siyam yapmanız size hayırlı olandır. Ne demiştim? Bakara suresi 184. ayet. Bizden öncekilere yazılan siyamdır. Arapçada hiçbir cümle sayılı günlerde diye başlamaz. başlıyorsa bu önceki ayetle bir bütün olduğu anlamına gelir. Kur'an'da bunun başka örnekleri de nedir? Birçok örneği vardır. Şimdi ben size bu örneklerden sadece bir tanesini göstereceğim. Aynı eyyamen madudat yani sayılı günlerde diye eee anlam bütünlüğü olmayan cümle ile başlayan Kur'an'da ben başka bir ayet üzerinden örnek vereceğim ki siz de konuyu doğru anlayasınız. Evet. Şimdi bakın suresi 10. ayet. Şimdi şuraya bir bak. Enzelahu ile zikra. Şüphesiz Allah size zikran indirdi. Zikri indirdi. Fakat şimdi devamına bakın. Resulen diye başlıyor. Resulen. Şimdi bu resulen ifadesi Talak suresi 10. ayetin devamıdır. Şöyle yapayım daha iyi anlaşılsın. Bakın. Allah size zikri indirdi. Cümle devam ediyor arkadaşlar. Resulenahulmati ilenur. Ayet buraya kadar devam ediyor. Yani burada indirilen zikir aynı zamanda resul olan zikir indirilmiştir. Dolayısıyla buradaki resulen ifadesi suresi 10. ayetin devamı olduğunu söyler. Yani Allah'ın indirdiği nedir? Zikirdir. Ve müminleri karanlıklardan aydınlığa çıkan ve onlara Allah'ın ayetlerini aktaran bir resul indirmiştir. Yani burada resul nedir? indirilendir. Aynı eyyamen madudat gibi. Burada da ne vardır? Eee, devrik, devriklik vardır. Bir önceki ayetle birlikte okumadığınız zaman ne oluyor? Devriklik ortaya çıkıyor. Anlamsızlık ortaya çıkıyor. Çünkü bir de ne yapıyorlar? Eyyamen madattan sonra işaret koyuyorlar. durak işareti. O zaman anlamsız bir şey eyyamen sayılı günlerde nedir? Anlatabiliyor muyum? Dolayısıyla Bakara suresi 183 ile 184. ayet birlikte okunması gerekir. Bakara Suresi 184. ayet ki eee siyam anlatısı bizden öncekilere yazılan siyamdan bahsetmektedir. Eyyamen madudat. Bir de anlamına gelelim şimdi. Eyyamen madat ne anlama geliyor? Anlamına baktığımız zaman da bu iddiamızı doğruluyor arkadaşlar. Eyyamen madudat Arapçada 3 ile 10 gün arasını ifade eder. 11 güne eyyamen madudat denmez. Kaldı ki biz ne yapıyoruz? Ramazan ayından bahsediyoruz. Ramazan ayından bahsediyoruz. Bir aydan bahsediyoruz. Bizden öncekilere yazılan siyam ise eyyamen maddudat sayılı günlerde yani en fazla 10 gün. Evet. Bu süre bizden öncekilere yazılan siyamdır. Bize yazılan ise hasta ve sefer hali istisna Ramazan ayıdır. Siyama gücü yetip de bir de burada anlaşılmayan, yanlış anlaşılan insanlar tartışıyor. Şimdi diyorlar ki ya burada oruca gücü yetenler mi fidye verecek? Oruca gücü yetmeyenler mi fidye verecek? Oruç tutanlar mı fidye verecek? Oruç tutmayanlar mı fidye verecek? Bunun tartışması yapılıyor arkadaşlar. Arkadaşlar ayeti bütün olarak okuduğunuz zaman femen ifadesinden yani şuradan itibaren okuduğunuzda ortaya ne çıkıyor biliyor musunuz? Bu bu yorumların hiçbiri doğru değil. Hiçbiri doğru değil. Ne diyor burada? Pardon özür dilerim. Şurada diyor ya şurada fidyetun miskin diyor. Taamun miskin burada ne diyor? Ona gücü yetenlerin fidyetün bir karşılık vardır. Daamun miskin işsizlerin ihtiyaç sahiplerinin yemeği fidye olarak. Fidye nedir? Bir şeyin bedelidir. Bir şeyin bedeli. Yapılmayan bir şeyin, eksik yapılan bir şeyin bir cezanın nedir? Bedelidir. Fidye. Peki buradaki fidye nedir? Siyama gücü yetip de siyam yapmayanların fidyesidir. Bu siyama gücü yetip de siyam yapmayanların fidyesidir. Fakat kim daha fazla hayır yaparsa o ona hayırlıdır. Fakat siyam yapmanız sizin için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz siyam yapmanız sizin için daha hayırlıdır ifadesi siyam yapmaya gücü yetip de yapmayanlardan bahsettiğini ortaya koyar. Bir de bu açıdan bakın daha oturduğunu göreceksiniz. Çünkü benim söylediğim bir şey var. Sıyam yapmayana Kur'an'da ceza yoktur. Bakın, siyam yapmayana Kur'an'da bir ceza, bir yaptırım yoktur. Hiçbir ayette bana gösteremezsiniz. Ceza nerede vardır? Takvalı olmamakta ceza vardır. Sıyam yapmazsanız cehenneme gitmezsiniz ama takvalı olmazsanız cehenneme gidersiniz. Dolayısıyla burada ne diyor? Siyam yapmanız sizin için daha hayırlıdır. Bu ifade ne demektir? Demek ki sizin siyam yapamayan, hasta veya seferde olan zaten siyamdan sorumlu değil. Peki o zaman burada ne diyor? Siyam yapmanız sizin için hayırlıdır. Demek ki senin siyam yapmaya gücün yetiyor da yapmıyorsun. Tamam mı? Kurmak istediğin mantığı anladınız mı? Demek ki sen hasta veya seferde olan zaten siyamdan sorumlu değil. Fakat burada ne diyor? Siyam yapmanız sizin için hayırlıdır diyor. Demek ki senin siyam yapmaya gücün var fakat yapmıyorsun. O zaman nedir? işsizi bir ihtiyaç sahibi sahibini doyurmaktır bunun fidyesi. Umarım eee ya benim için az önce söyledim bu ayet bizden öncekilere yazılan siyamı anlatıyor. Fakat bunu kabul etmeyip de hayır bu bu ayette bizim siyamdan bahsediyor diyenler için ben bunu anlatıyorum. Yani benim için Bakara 184 bizden öncekilere yazılan siyamdan bahsediyor. Evet. Siyam gücü yetip de siyam yapmayanların ödeyeceği fidye bir ihtiyaç sahibini işsizi duyurmaktır. Eğer bilirseniz siyam yapmanız size hayırlı olandır. ifadesi bu yüzdendir. Yani siyam yapmazsanız Allah sizi cezalandırmaz. Kur'an'da buna dair hiçbir ifade yoktur. Fakat takvalı olmamanın cezası nedir? Büyüktür. Takvalı olmamanın cezası büyüktür. Evet. 184. ayetin bizi de bağladığını düşündüğümüzde o zaman şöyle bir çelişki de ortaya çıkıyor. Hem 185. ayetle çelişiyor. Hem de ayetlerden biri gereksiz bir ayet olmuş oluyor. 184le 185'i birbiriyle ikisini birlikte okuyun. Dersiniz ki ya Allah burada acaba ne demek istiyor? Tamam mı? Ayrı ayrı okuyup da düşündüğünüzde o zaman zaten anlayacaksınız. 184'ün bizden öncekilere yazılan sıyamı anlattığını, 185'in de bizden istenen sıyamı anlattığını görürsünüz. 184. ayet bizden öncekilere yazılan siyamın hangi ayette anlatıldığı sorusunun da cevabını ne yapmış oluyor? Vermiş oluyor. Dolayısıyla 184. Şu ayetin bizim için bir bağlayıcılığı yoktur. Bize emredilen siyam 185, 186 ve 187. ayetlerde açıklanmaktadır. Rabbimizin bize tanıdığı kolaylıklara baktığımızda fidyenin olmayışı ve siyam geceleri eşlerle birlikteliğe izin verilmesi diyebiliriz.

Şimdi ne diyordu? Bizden öncekilere yazılan siyam diyordu. Bizden öncekilere yazılan siyam. Biz eee Tevrat'a ve İncil' baktığımızda ki ben eee baktığımda özellikle size eee Tevrat'taki siyamı anlatmak istiyorum. Yani Tevrat'taki siyamı size ben okumak istiyorum. Böylece bizden öncekilere yazılan siyam hakkında da ne olur? bilgimiz olur ki özellikle Tevrat'taki bölümü okumak istiyorum. Çünkü aslında Allah'ın bizden ne istediğini o kadar güzel anlatıyor ki bu yüzden sırf bu yüzden eee okumak istiyorum. Aslında siyamın ne olduğu, Allah'ın bizden eee Ramazan ayında ne istediği, siyamdan neyi kastettiğini aslında Tevrat'taki bu siyam pasajı çok güzel anlatmaktadır. Şaya 58 taksim 1 Tre 14 bölüm İşaya 581 Tre 14 bölüm. Ben size şimdi eee orayı okumak istiyorum. Avaz avaz bağırın, çekinmeyin. Sesinizi boru sesi gibi yükseltin. Halkıma baş kaldırılarını, Yakup soyuna günahlarını bildirin. Bana her gün danışıyor, yollarımı öğrenmekten zevk duyuyorlarmış. Bakın Bakara 185'te ne vardı? Kur'an'ın yol göstericiliği ve Allah'ın size yol gösterdiği gibi verilen nimetlerin karşılığının verilmesi vardı. Değil mi? Bakara 185'te birazdan geleceğiz. Aynı ifade. Yollarımı öğrenmekten zevk duyuyorlarmış. Demek ki siyamda Allah'ın yolunu öğrenmek var. Doğru davranan tanrısının buyruğundan ayrılmayan bir ulusmuş gibi. Bakın tanrısının buyruğundan ayrılmayan yani takva sınırlarını aşmayan bakın aynı aynı vurgular var. Benden adil yargılar diliyor. Bana yaklaşmaktan zevk alıyorlarmış. Diyorlar ki, "Oruç tuttuğumuzu neden görmüyor?" Daha doğrusu siyam yaptığımızı neden görmüyor? Benliğimizi yendiğimizi, bakın benliğimizi yendiğimizi ifadesi dikkat çekicidir. Benliğimizi yendiğimizi neden fark etmiyorsun? Bakın, siyam yaptığınız gün keyfinize bakıyor, işçilerinizi eziyorsunuz. Siyamınız kavgayla, çekişmeyle, şiddetli yumruklaşmayla bitiyor. Bugünkü gibi siyam yapmak sesinizi yüksek yapmakla sesinizi yükseklere duyuramazsınız. İstediğim siyam bu mu sanıyorsunuz? İnsanın benliğini yenmesi gereken gün. Bakın bak siyam neymiş? İnsanın benliğini yenmesi gereken gün. Böyle mi olmalı? Kamış gibi baş eğip çul ve kül üzerine mi oturmalı? Siz buna mı siyam Rabbi hoşnut eden gün diyorsunuz? Benim istediğim siyam haksız yere zincire boyunduruğa vurulanları özgür kılmak tutsakları salıvermek her türlü boyunduruğu kırmak değil mi? Yiyeceğinizi açla paylaşmak değil mi? barınaksız yoksulları evinize alır. Çıplak gördüğünüzü giydirir, yakınlarınızdan yardımınızı esirgemezseniz ışığınız tan gibi ağıracak. Çabucak şifa bulacaksınız. Doğruluğunuz önünüzden gidecek. Rabbin yüceliği artçınız olacak. O zaman yardım çağrılarınıza Rab yanıt verecek. Feryat ettiğinizde işte buradayım diyecek. Eğer boyunduruğa, kaba işaretler yapmaya, kötücül konuşmalara son verirseniz açlar uğruna kendinizi feda eder, yoksulların gereksinimini karşılarsanız ışığınız karanlıkta parlayacak. Karanlığınız öğlen gibi ışıyacak. Rab her zaman size yol gösterecek. Kurak topraklarda sizi doyurup güçlendirecek. İyi sulanmış bahçe gibi, tükenmez su kaynağı gibi olacaksınız. Halkınız eski yıkıntıları onaracak. Geçmiş kuşakların temelleri üzerine yeni yapılar dikeceksiniz. Duvardaki gedikleri onaran, sokakları oturulacak hale getiren denecek sizlere. Kutsal günümde dilediğinizi yapmaz. Bakın dilediğinizi yapmaz. Şabat gününü çiğnemezseniz, Şabat gününe zevkli, Rabbin kutsal gününe onurlu derseniz kendi yolunuzdan gitmez. Keyfinize bakmayıp boş konulara dalmaz. O günü yüceltirseniz. Bakın burası da dikkat çekicidir. Kendi yolunuzdan gitmez. Yani Allah'ın yolundan giderseniz, Allah'ın gösterdiği şekilde yaparsanız, keyfinize bakmayıp boş konulara dalmazsanız, o günü yüceltirseniz Rabbden zevk alırsınız. O zaman sizi yeryüzünün yüksek yerlerine çıkarır. Atanız Yakup'un mirasıyla doyururum. Çünkü bu sözler rabbin ağzından çıkmıştır. Muhteşem. Yani gerçekten muhteşem. Yani aslında siyamın ne olduğunu çok güzel anlatan bir pasaj. İncil'deki bölümü okumayacağım. Matta 6 T 18. Eee yine matta 9/14 TI 17 ve Luka 18/9 TI 14 bölümler. Evet. Gördüğünüz gibi eee Tevrat'taki siyamında aslında bizden istenenin ne olduğunu, ne kadar güzel anlattığını ne yapmış olduk? Görmüş olduk.

Şimdi ne yapacağız? Sıra nerede? Gelelim şimdi 185. ayete. Şimdi arkadaşlar 185. ayete geldiğimizde öncelikle yapmamız gereken çünkü bu ayet hakkında birçok alternatif yorum var. Şimdi ben bu yorumları da değerlendireceğim için önce kavramları size izah etmek zorundayım. Kavramları ele almak zorundayım. Mesela şehir ne anlama geliyor? Ramazan ne anlama geliyor? eee sefer ne anlama geliyor? Şahitlik ne anlama geliyor? Benim size önce bunu izah etmem gerekiyor ki alternatif yorumları ele alalım. K onun gibi düşünmediğimiz yorumları da eleştirebilelim. Ezbere kuru kuru eleştiri yapmayalım. Bu yüzden 185. ayetteki Bakara suresi 185. ayetteki eee kelimeleri bir ele alalım. Şehir kelimesi, Ramazan kelimesi, şahit kelimesi ve sefer kelimesi. Bu kelimeleri analiz edelim. Önce şehirle başlayalım. Şehr. Şehr ramazan'daki şehr. Şehr şöhretten gelir. Açıkta oluşu ve herkesçe bilinmesinden dolayı gökteki aya da şehr denmiştir. Ayette kastedilen şeh gökteki ayın hareketlerine göre belirlenen dilimidir. Bu kelime sadece ay takvimi için kullanılabilir. Dikkat edin bu kelime güneş takvimi için kullanılamaz. Çünkü şerh ayı işaret eder ve ay takvimine göre hareket eder. Ki Kur'an'da bir biraz sonra ayetleri sayacağım. Hepsi ay takvimini baz alıyor arkadaşlar. Çünkü şer gökteki ay takvimine göre belirlenen zaman dilimidir. Zira diğer takvimler ayın hareketlerini baz almaz. Kur'an Kur'an da ayın hareketlerini baz aldığı için Ramazan ayının her yıl 10 gün geri gidip başka mevsimlere denk gelmesinin bir sakıncası yoktur. Kur'an ay takvimini baz alıyor. E ay takvimi de her yıl 10 gün geri geliyor. E dolayısıyla ne oluyor? Her yıl 10 gün geri gelmesini gelmesinin bir sakıncası olmuyor. Allah bunu bilmiyor muydu? Her yıl 10 gün geri geldiğini biliyordu. Fakat ne diyor? Eee Kur'an mesela Bakara suresi 189. ayette orada ne diyor? sana hilallerden soruyorlar. De ki o insanlar için ve hac için zaman ölçüleridir. Yine Yunus suresi 5. ayet olması lazım. Anlatabiliyor muyum? Eee güneş ve ay belli bir hesaba göre hareket edir ayeti Yasin suresinde. Yine dolayısıyla ne diyorum? Ay takviminin her yıl 10 gün geri gelmesinin bir sakıncası yoktur diyorum. Şimdi biz amaca odaklanmadığımız için araçlarda ne yapıyoruz? Boğuluyoruz. Allah bize takvayı amaç olarak söylüyor. Biz takvayı tartışmıyoruz. İşte bu Ramazan ayını bir yere sabitlememiz gerekiyor. Her yıl 10 gün geri gelmemesi gerekiyor. İşte Ramazan çok sıcak, beyni yakan sıcak demektir. Temmuz ya da Ağustos ayıdır. Bunu Temmuz ya da Ağustos ayına sabitlememiz gerekiyor gibi iddialar var. Birazdan bu iddialara ben cevap vereceğim. Tabii ki biz şunu ıskalıyoruz. Asıl olan takvayı ıskalıyoruz. Asıl olan yılda bir ay içerisinde hastalık ve sefer dışında siyam yapıp takvaya ulaşmaktır. Asıl olan takvadır. Bunun hangi mevsime denk geldiğinin bir önemi yoktur. Örneğin Allah bize dayanışma salatını emrediyor değil mi? Cuma suresi 9. ayette bu haftanın hangi gününün olduğunun bir önemi var mı? Yok. Asl olan nedir? Bunu yapmaktır. Bunun pazartesi olmuş, sağlığı, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi, pazar olmuş bir önemi yok ki. haftada bir gün yapılması gerekiyor. Bu da aynıdır. Allahu Teala bize 11 ay normal bir rutin hayatımızın olduğunu fakat Ramazan ayı geldiğinde frene basmamızı, durgunlaşmamızı ve bu ayı Kur'an ayı yapmamızı birlikte birbirimizi müminler olarak birbirimizi rehabilite etmemizi istiyor. Anlatabiliyor muyum? Bu yüzden hangi ayda yapılacakmış? Bunun ben gereksiz bir tartışma olarak görüyorum. Tabii yine başka alternatif yorumlar var. Onları da ele alacağım. Sadece bunlar değil. Alternatif yorumlar. Bazıları şunu da söylüyor mesela. Eee, "Ramazan kişinin bunalıma girdiği, dengesiz davrandığı zamandır" diyor. Ben bunun cevabını da vereceğim. Ben bu fikre de katılmıyorum. Neden katılmadığımı da önceden söyleyeyim. Yani eee bu yoruma göre bu bireysel bir eylem olur bu. Yani ben ne zaman bunalıma girdim, ne zaman dengesiz davrandım, benim ramazanım o zamandır. E bunu o zaman ben tek başıma yapacağım. O zaman bu siyam olmaz, savm olur. Yani herkesin farklı farklı olacaksa bu ne olur? Siyam değil, savum olur. Yani tabii bunu eee farklı bir şekilde eee yorumlayacağım birazdan geldiğimde yani ben bu fikre katılmadığımı önceden söyleyeyim. Şehir diyorduk. Şeh ayın hareketlerine göre belirlenen zaman dilimidir. Şehr'e farklı anlamlar verenler de var. Kesinlikle ben onlara katılmıyorum. Şehr Ramazan'daki ifade ifade kesinlikle Ramazan ayından bahsediyor. Kesinlikle farklı anlamlar yükleyenler var. Ben onlara kesinlikle katılmıyorum. Çünkü şehir kelimesinin Kur'an'da geçtiği diğer ayetlere bakalım. Kelimeyi yine Kur'an'da geçtiği ayetlerle tefsir edelim. Ne diyor mesela? Ayların sayısı 12'dir dediği Tevbe suresi 36. ayet. Tövbe suresi 36. ayet mesela orada geçiyor. Şehir kelimesi ve ay anlamında. Haram aylar yine ay anlamında. Bakara 194, 217, Maide 2 ve 97, Tevbe 2 ve 5. ayetler haram aylarla ilgili bilinen aylar yani hac ayları işte aynı yine haram aylarıda bilinen aylar Bakara 197. Ayet. Bilinen aylar. 4 ay bekleme suresi. Bakara 226 ve 234. ayetler 3 ay iddet suresi. Talak suresi 4. ayet 1 aylık yol ifadesi. Sebe suresi 12. ayet. Annenin çocuğu bıraktığı 30 ay. Ahkam suresi 15. ayet. 2 ay sıyam ifadeleri. Nisa suresi 92 ve Mücadele suresi 4. ayet ve 1000 ay ifadesi Kadir suresi 3. ayet. Yani gördüğümüz üzere şehir ifadesi bildiğimiz aydan bahsetmektedir. Yani 12 aydaki aylardan aydan bahsetmektedir. Şimdi bu bilgiyi bir kenara koyduk. Kesinlikle buradaki şehir ifadesi aydan bahsetmektedir. Gelelim Ramazan kelimesine ki bu bunu biraz daha detaylı açacağım ben Ramazan kelimesini çünkü en çok eee farklı yorumlanan kelimelerden biri. Şimdi Ramazan kelimesi Ramaz ve Ramza şiddetli sıcak. Ramaz güneşin sıcaklığının şiddetinden taşların sıcaklaşması demek. İbn Sikit bu kelimenin okun ucunu incelsin diye iki taş arasında dövmek anlamına gelen ramd kelimesinden geldiğini ucu inceltilmiş oka Ramit denildiğini söylemiştir. Lisanül Arap'taki remede maddesi. Bu anlamı haram aylardan önce kılıçların ucunun keskinleştirilmesi ile ilişkilendirenler de vardır. Araplar ayların isimlerini eski dilden değiştirdiklerinde yani ilk başta bu kelimenin ortaya çıkmaya başladığında, Ramazan kelimesi ortaya çıkmaya başladığında isim verildiğinde bu aya isim verildiğinde o ayların bu ayın denk geldiği zamana göre isimler verdiler. Bu ayda sıcağın en ileri derecede olduğu günlere denk geldiğinden ona bu isim verilmiştir. Şimdi baktığımız zaman haram aylar da belli, hac ayları da belli. E bunlar da 10 gün geri geri gidiyor değil mi? Bunlarda bir sıkıntı yok. Ama ne hikmetse Ramazan ayına sıra gelince Ramazan ayında sıkıntı var. Yani anlatabiliyor muyum demek istediğini? Yani haram aylarda, hac aylarında bir değişim yok, bir sorun yok. Ama iş Ramazan'a gelince e sorun oluyor. Evet, Ramazan'a devam edelim. Ne dedik? Araplar bu aya bu ismi verdiklerinde yılın en sıcak ayı olduğu için bu aya Ramazan ayını verdiler. Her dilde ilk defa karşılaşılan şeyi ifade etmek için bir kelime vaaz edilir. İfade edilir. İfade edilen kelime yani vaaz edilen kelime ile kelimenin ifade ettiği şey arasında her zaman doğru ilgi olmayabilir. türetilen kelime halk arasında yaygınlaştığında kimse o kelime ile o kelimenin ifade ettiği şey arasındaki ilginin doğru veya yanlış olduğuna bakmaz ve herkes o kelimeyi kullanır. İlk adlandırma çoğu zaman benzetmeye veya sınırlı bir özelliğe dayanır. Kelime

Yaygınlaşınca insanlar kökenini düşünmeden kullanır. Zamanla kelime gerçek anlamından bağımsız bir işaret haline gelir. Bir topluluk bir ses kalıbını bir anlam için koyar, yani vaaz eder. Sonra bu kullanım yaygınlaşır. Lügatlarda bu fikir açıkça görülür. Örnek olarak Lisanül Arap birçok kelimenin kök anlamını verir. Ardından "sonra şu anlamda kullanıldı" diye açıklar. Bu, anlamın zamanla değişebildiğinin kabul edildiğini gösterir. Kelime ile anlam arasındaki bağ doğal değil, uzlaşmaya dayalıdır. Evet, uzlaşmaya dayalıdır.

Kelimelerin anlamlarının değişmesi genelde iki aşamalıdır. Birincisi hakikat, yani ilk konulduğu anlamdır. İkincisi mecazdır, yani sonradan başka bir ilişki ile kullanıldığı anlamdır. Örneğin, "aslan" kelimesinin cesur insan için kullanılması mecazdır. Zamanla mecaz çok yaygınlaşırsa, insanlar bunu artık mecaz olarak bile hissetmeyebilir. Klasik lügatlerde de ay adları, kişi adları ve yer adları için özellikle şu belirtilir: Çoğu isim bir anlamdan türemiştir. Fakat özel isim olduktan sonra anlamı düşünülmez. Mesela lügatlarda "Ramadan" kelimesinin kökü "şiddetli sıcaklık" olarak açıklanır. Ancak ayın adı olarak kullanıldığında artık bu şiddetli sıcaklık anlamı aranmaz. Yani Ramazan dediğiniz zaman aklınıza şiddetli sıcaklık değil, Ramazan ayı gelir.

Özetle, klasik Arap dil anlayışında kelime ile anlam arasında bağ başlangıçta bir sebebe dayanabilir: benzetme veya özellikten kaynaklı. Zamanla bu bağ zayıflar ve unutulur. Sonunda kelime sadece bir işaret haline gelir. Örneğin, Christoph Colomb Hindistan'a ulaştığını sanarak karşısına çıkan adalara Batı Hint Adaları ismini vermiştir. Bu ismin coğrafi gerçeklere uymadığı bugün herkesçe bilinmesine rağmen isim düzeltilmeden kullanılmaya devam edilmektedir. Bağırsakta sadece bir tane olduğu zannedilerek tek şerit anlamındaki "tenyasolum" diye adlandırılan parazit de böyledir. Sonraları bu parazitin bağırsakta birden çok olduğu öğrenilmesine rağmen ismi değiştirilmemiştir. Eskiden rahimdeki bir illetten kaynaklandığı zannedilerek rahim anlamına gelen "histerya" kelimesi ile tanımlanmış olan bir sinir hastalığı, artık kaynağının rahim olmadığının bilinmesine rağmen hala bu isimle anılmaktadır.

Bu durum Arapça için aynen geçerlidir. Mesela bir kimsenin cin, görünmez doğaüstü güçlerin etkisi altına girdiği zanlıyla ifade edilmiş olan "mecnun" yani "cinlenmiş" kelimesi, bugün akıl hastalıklarının cinlerle alakası olmadığının bilinmesine rağmen hala akıl hastaları için kullanılabilmektedir. Güneş sistemindeki hareketlerin ve yörüngelerin bilinmediği dönemlerde güneşin ufk üzerine çıkması anlamına gelen "dolu şems", güneşin doğması ve güneşin ufukta kaybolması anlamına gelen "gurubu şems" yani güneşin batması kelimeleri, artık bu olayların dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesinden kaynaklandığının öğrenilmesine rağmen hala aynen kullanılmaktadır.

Dolayısıyla, ay takviminden kaynaklanan sebepten dolayı Ramazan ayının yılın en sıcak ayları dışında başka aylara denk gelmesinin bir sakıncası yoktur. Sonuçta Kur'an, tekrar söylüyorum, ay takvimini onaylamakta, zaman ölçüsü olarak kabul etmektedir. (Yunus 5, Bakara 189 ayetler). Asıl olan takvaya ulaşmaktır. Bunun için de yılın bir ayında rutin hayatımızı yavaşlatarak "siyam" yapmamız emredilmektedir. Siyamın hangi mevsimde olduğunun bir önemi yoktur.

Cuma suresi 9. ayet indiğinde bakın, size bir örnek daha, birkaç örnek daha vereceğim şimdi bununla ilgili. Cuma suresi 9. ayet indiği zaman o günün adı neydi? "Arube" idi. Ayetin gün ismine atıf yapmadığı, dayanışma gününe atıf yaptığı halde sonraları "Cuma" o günün ismini almıştır. Oysa asıl olan dayanışma eyleminin gerçekleştirilmesidir ve bunun haftanın hangi günü olduğunun bir önemi yoktur. Bugün durum nedir? Cumanın dayanışma yönü unutulmuş ve bir gün ismi olarak anılmaktadır. Yani Cuma'nın dayanışma boyutu unutulmuş ve bugün gün ismi olarak anılıyor. Cuma günü diyoruz. Halbuki mevzu nedir? Dayanışma günüydü. Özel isim değildi. Bir eylem günüydü. Ama o eylem yönü ne oldu? Unutuldu. Evet.

Ramazan ayı da böyledir. Asıl olan yılın hangi mevsimine denk geldiği değil, eylemin kendisi ve amacıdır. Mesela Türkçeden örnekler verelim. "Dolmuş": İlk anlamı dolmuş. Araç gerçekten dolmadan hareket etmediği için dolmuş deniyordu ama bugün araç dolmadan da kalkabiliyor. İsim, tarihi bir alışkanlık olarak kalmış. Yani tarihi bir alışkanlık olarak ismi duruyor ama araçlar dolmadan da hareket edebiliyor. "Bilgisayar": Mesela kelime anlamı bilgi sayan şey anlamında. Gerçekte sadece sayma değil, çok farklı işlemler yapar. İsim ilk işlevlerinden birine dayanır ama artık eksik bir tanım olur.

Arapçadan örnekler verelim. Mesela "kalem". Kalem eski kökü kesmek, yontmak. Kamış kalemin ucu kesildiği için bu ad verilmişti. Bugün plastik tükenmez kalemlere de kalem deniyor. Yani kesmekle ilgisi kalmadı. "Seyare" mesela. Asıl anlamı nedir? Seyahat eden kafiledir. Bugün ne anlamda kullanılıyor? Motorlu taşıt. Kelimenin ilk anlamıyla doğrudan ilişki kalmadı. "Tavum" kelimesi atın yemeden içmeden ayakta durması, kişinin hareketsizce dikilmesi, rüzgarın esmemesi, güneşin tam tepeye dikilmesi iken din literatüründe oruç olmuştur ve kimse kök anlamından bahsetmemektedir. "Kalp" kelimesi daha önce beyin olarak kullanıldığı halde sonraları kan pompalayan organ olarak kullanılması mesela kalp kelimesinin. Veya İngilizceden örnek verelim. "Hamburger": Aslı nedir? Hamburgerin Almanya'nın Hamburg şehrine ait bir köftedir. Fakat bugün tavuk burger, vegan burger gibi Hamburg'la ilgisi olmayan şeylere de hamburger deniyor. Mesela "keyboard" yani klavye. İlk anlamı nedir? Piyano tuşlarıdır. Sonra ne olmuştur? Bilgisayar tuşlarına da aynı ad verilmiştir. Artık çoğu kişi kelimenin müzik kökenini düşünmüyor.

Evet, Ramazan kelimesini izah ettik. Şimdi "şehr Ramazan" ifadesini ele alacağız. Ve şöyle bir eleştiri var: "Şehr Ramazan" kelimesinin başında elif lam yoktur. Bu yüzden belli değildir. Sen buna Ramazan ayı diyemezsin. Tamam mı? Bu yüzden "Ramazan, şehru Ramazan" ifadesi herkesin bunalıma girdiği, dengesiz davrandığı zaman anlamına gelir ve herkesin Ramazanı farklı zamanlardadır iddiası var. Yani Ramazan kelimesinin elif lamsız olmasından dolayı bu ayın bizim bildiğimiz Ramazan ayı olmadığını iddia ediyorlar. Şimdi ben bu iddiayı da ele alacağım.

Kadim lügatlara göre Ramazan özel isimdir. Ramazan özel isim. Özellikle benim güvendiğim Lisanül Arap gibi, Tacül Arus gibi. Ramazan o sözlükler ki dediğim gibi ben bu sözlüklere %100 güvenmiyorum. Yani Kur'an'a vuruyorum. Ben mesela önceleri müfredatı kullanırdım. Baktım ki kelimelere, kavramlara yüklediği anlamlar oturmuyor. Kur'an'ın iç bütünlüğüne uymuyor. Onu kullanmıyorum. Fakat Lisanül Arap gibi, Tacül Arus gibi sözlükler diğerlerinden daha başarılı. Kur'an'a vuruyorum. Kur'an'ın bütünlüğünde uyumluysa o zaman bu anlamı kullanıyorum. Ramazan kelimesini şöyle açıklıyor: Kelime kökü "rama" olup şiddetli sıcaklık, yakıcı hararet anlamı vardır. Daha sonra bu kelime İslam öncesinde bilinen kameri ayın adı olarak özel isim haline gelmiştir. Ay isimleri Arapçada özel isim sayıldığı için başlarına elif lam getirilmez. Muharrem, Sefer, Recep gibi. Yani el Muharrem, el Sefer, el Recep denmez. Muharrem, Sefer, Recep, Rebiüvvel, Rebiülahir, Cemaziyel evvel, Cemaziel ahir yani başlarına elif lam getirilip de zikredilmez. Çünkü bunlar özel isim olduğu için zaten bilinir. Bu nedenle Ramazan kelimesi zaten "marife" yani belirli kabul edilir. Ayrıca başına elif lam takısı getirilmesine ihtiyaç yoktur.

Nahiv açısından izafet yapısı. Ayetin yapısına baktığımız zaman yani mesela "şehr Ramazan" ifadesi bu bir izafet, yani tamlayanla tamlanan, tamlanan yapısıdır. Klasik nahiv yani Arapça cümle kurma ve irap kaidesine göre eğer "muzafun ileyh" yani ikinci kelime özel isme veya zaten marife ise başına el gelmeyebilir. Yani ikinci kelime özel isimse veya zaten marife ise başına el gelmeyebilir. "Şehr" kelimesi de izafet sebebiyle belirli hale gelir. Ramazan'dan dolayı belirli hale gelir. "Şehru Ramazan" ne olur? Ramazan ayı olur.

Kur'an'da ay isimleri genellikle şu şekilde geçer: "Şehru Ramazan" mesela. Mesela "eş-şuhur-ul-hurum", haram aylar. Haram aylar ifadesi başına el gelir. Neden? Çünkü haram aylar özel isim demek değildir. Sıfattır. Sıfat olduğu için başına elif lam gelir. Sıfat veya cins isim olduğu zaman başına elif lam gelir. Bu tamamen Arapça dil kuralıdır. Anlamla ilgili bir belirsizlik değildir.

Ramazan ayının zamanı belli değil mi sorusu. Klasik kaynaklara göre Ramazan bilinen kameri yılın 9. ayıdır. Bu konuda hiçbir tereddüt yoktur. Ayın başlangıcı hilalin görünmesine bağlı olduğu için her yıl miladi takvime göre yeri değişir. Fakat ayın kendisi sabittir. Yani ayın ismi ve sırası bellidir. Sadece güneş takvimine göre tarihi değişir. Bu yüzden ayın "şehr Ramazan" demesi bilinmeyen bir zaman anlamına gelmez. Aksine Arapça dilinde doğal olan özel isim kullanımını yansıtır. Ayetin başına isim olarak geldiğinde başında elif lam yokken, bakın ayete de dikkat edin. Ayetin başında başlarken "şahrı Ramazan" diye başlıyor. Burada elif lam yok değil mi? "Eş-şehru" demiyor. "Eş-şehru Ramazan" demiyor. Fakat "Femen şehide minküm-üş-şehra". Bakın burada "şehr Ramazan" diye gelmedi. Sadece "şehr" olarak geldi ve başında elif lam var. Yani sizden o aya kim şahit olursa o aya değil, o aya. O hangi aya? Ayetin başındaki Ramazan ayına. Burada elif lamsız geliyor. Çünkü Ramazan ayı diyor. Özel isim. Ramazan'dan dolayı özel isim olmasından dolayı elif lamsız geliyor. Fakat burada Ramazan kelimesi geçmiyor ama başında bu sefer ne var? Elif lam var. Yani işte o ay, o bilinen belirli ay anlamına geliyor. Dolayısıyla ayetin başında isim olarak geldiğinde başında elif lam yokken, devamında Ramazan ifadesi yokken geçtiğinde başında elif lam olması da bizim iddiamızı desteklemektedir.

Şimdi alternatif başka bir yorumu ele almak istiyorum. Alternatif başka bir yorum. Neydi o başka yorum? Az önce de söylemiştim. Ramazan kişinin bunalıma girdiği, dengesiz davrandığı, takva sınırlarını aşan davranışlar sergilediğinde "siyam" yapması gereken zamandır. Ramazan ayı ile ilgisi yoktur iddiası. Bu iddiayı şöyle yanıtlayabilirim: O takdirde bu eylem ve zaman olarak herkes için özel olur. Yani hem eylem hem de zaman olarak herkes için özel olur. Ve buna da herkes için özel olduğunda bu "savm" olur. Burada ne vardı? "Ey iman edenler" hitabı vardı. Bakara suresi 183. Şu ayette, "Ey iman edenler, iman edenlerin siyam yapması isteniyor." Burada istisna yok. İman edenler siyam yapacak. Ne zaman? Ramazan ayında yapacak. Yani Meryem'in darlandığı, bunaldığı zaman ne yapmıştı? Meryem "siyam" mı yapmıştı? Hayır. Ne yapmıştı? "Savm" yapmıştı. Meryem darlandığında, bunaldığında "savm" yapmıştı. E bize ne emrediliyor Bakara 183'te? "Siyam" emrediliyor. Yani karşılıklı yapmamız gerekiyor. Bize emredilen "savm" değil, "siyam"dır. "Siyam" müminlerce birlikte işteş yapılması gereken bir eylemdir. Eğer bu iddia edildiği gibi bu iddia doğru olsaydı, Meryem'de olduğu gibi "savm" kelimesi kullanılırdı. "Savm" kelimesi kullanılmasa da Zekeriya'nın konuşmama durumu da böyledir demiştik. (Ali İmran 41 ve Meryem suresi 10. ayet).

Kişi takva sınırlarını aşan davranışlar sergilediğinde "siyam" için Ramazan ayını mı beklemeli diye bir soru daha var. Yani adam dengesiz tavırlar sergiliyor. Tamam mı? E şimdi bu adam bu "siyam" yapması için Ramazan ayını mı bekleyecek diye bir soru. Evet. E bu dengesiz tavırlar zaten Kur'an'da mesela "zihar" konusunda, kazara adam öldürmek, cinayet konusunda olsun, hac yasağını çiğnemek konusunda olsun, yalan yere yemin etmek konusunda olsun ne vardır zaten Kur'an'da bunlardan bahsedilmektedir. Fakat biz bu soruyu şöyle cevaplayabiliriz: Yani kişi takva sınırlarını aşan davranışlar sergilediğinde "siyam" için Ramazan ayını mı beklemeli? Tabii ki hayır. Şimdi "salat" üzerinden örnek verelim. Örnek mesela "salat". Salat da devamlılık gerektiren bir eylemdir. Fakat Rabbimiz dayanışma "salatında", yani Cuma dediğimiz dayanışma "salatında" işimizi gücümüzü bırakıp bu "salatı" toplu olarak gerçekleştirmemizi istemektedir. Salat normalde süreklidir ama Cuma "salatını" toplu yapmamızı istemektedir. Ramazan ayındaki "siyam" da böyledir. Kişi kendisi bireysel olarak istediğinde "savm" yapabilir. Takva sınırlarını açtığında bunu yapmalıdır da. Fakat "siyam" işteş olduğundan ve Ramazan ayında yapılması gerektiğinden, tıpkı Cuma "salatının" yapıldığı gün gibi Ramazan ayı geldiğinde de müminlerle birlikte ne yapmalıdır? Ramazan ayında "siyam" yapmalıdır. Diğer aylarda yapacağı daha çok bireyseldir ve o bireysel olana da "savm" denir.

Şimdi gelelim şahitliğe. Ondan sonra da ayeti analiz edeceğiz. "Şahitlik" kelimesi hazır bulunmak. Bir olaya bizzat katılmak. Mesela "şehidel emr işe şah işe" olaya hazır bulundu anlamında. Görerek veya bilerek haber vermek "şehadet". Kişinin bildiği şeyi açıklaması, hakikati açıklayıp ortaya koymak. Mesela bugün mahkemelerde kişinin bildiğini beyan etmesi olarak tanımlanıyor. "Şehadet" kişinin ilmine dayanarak bir şey hakkında haber vermesi. Yani sadece söz söylemek değil, bilgi ve tanıklığa dayanan bir bildirme. "Şe" kelimesi hazır bulunma, huzur, huzurda olma, hazır bulunma, "müşahade" yani görme veya kesin bilme ve "ihbar" yani bildirme, haber verme anlamların anlamına geliyor. Yani anlam içeriğinde, "şehade" kelimesinin anlam içeriğinde bunlar var. Bir şeyin doğruluğunu görerek veya kesin bilerek haber vermek. Yani bir şeyi görmek veya kesin bilerek haber vermek "şahitlik", "şehadet". Bu nedenle lügatta Allah'ın birliğine şehadet etmek, yani onu bilerek ve tasdik ederek bildirmek. Mahkemede şehadet, bilinen gerçeği açıklamak olarak tanımlanır. Ortak sonuç nedir? Bilgi veya müşahede. Yani rastgele söz değil, bilgi veya müşahede. Rastgelelik değil. Hazır bulunma veya kesin bilgi. Bu bilgiyi açıklama, yani şehadet sadece tanıklık etmek değil, bilinen gerçeği ortaya koymak anlamındadır. Dikkat çekici bir nokta da şudur: Şehadetin kök anlamı hazır bulunmaktır. Şahit kelimesi de aslında olaya hazır bulunan kişi demektir. Daha sonra bu anlamdan tanıklık etmek anlamı doğmuştur.

Şimdi şahitliği de anladık. Kaldı sefer. "Seferi" de izah edip ondan sonra Bakara suresi 185. ayetin analizini yapacağım. "Sefer" "sefere" kelimesi ile ilgili kadim lügatlardan şunu görüyoruz: Evi süpüren kişiye "sefere beytehu", evini süpürdü denir. Rüzgarın bulutları parçalamasına, dağıtmasına, yerdeki tozları, yaprakları dağıtmasına ve sürüklemesine "sefır" denir. "Sefer" kelimesi yerleşik düzenin meydanda ortada bulunmanın karşıtıdır. Bu duruma bu ismin verilmesi bu işin gelişli gidişli oluşundan kaynaklanmaktadır. Bu açıklamalardaki iki nokta, süpürme ve ileri geri hareket ve "sefer" tanımındaki geliş gidiş gerekçesini dikkate aldığımızda kelimenin anlamının kesin olarak hareketli iş demek olduğu anlaşılacaktır. Yani esnaf, işçi, memur, asker, polis, yolcu vesaire hepsi "sefer" kelimesinin içerisine girer. Yani "sefer" hareketli iş demektir. Yani biz mesleğimiz var, yaptığımız iş var, görevimiz var. Bunları yerine getirirken ne yapıyoruz? "Seferde" oluyoruz. Bu detay çok önemlidir.

Evet, şimdi gelelim Bakara suresi 185. ayete ki bizi en çok ilgilendiren ayetlerden biri. Evet. Önce ayetin çevirisine bakalım. "O Ramazan, Ramazan ayı ki, şahru Ramazan, Ramazan ayı ki insanlar için bir yol gösterici olarak ve yol göstericiden, hüdadan, doğru ile yanlışı, hak ile batılı ayıran apaçık kanıtlar, apaçık kanıtlar içeren Kur'an onda indirildi. Sizden kim o aya şahit olursa onda siyam yapsın. Sizden kimin vücut fonksiyonlarının herhangi birinde bir zayıflama olursa yani hasta olursa veya seferde yani hareketli bir işte olursa bu başka günlerin sayısıncadır. Allah size kolaylık diler. Size zorluk dilemez. Bu kolaylık sayıyı mükemmelleştirmeniz, size gösterdiği yol üzere Allah'ı büyüklemeniz ve karşılığını vermeniz diyedir." Evet. Evet arkadaşlar bizim "siyamımızı" anlatan Bakara 185. Müslümanlar kendilerini tutmayı öğrenecekleri ayda oruç tutuyorlar. Evet. Hatta Kur'an'da orucun kefaret olarak belirtilmesine rağmen orucun kefaretleri diye kurallar uydurdular. Kur'an'da "savm", "savmun" bir kefareti yok ama hatta "zihara", "cinayete", "hac yasağını çiğnemeye", "yalan yere yemin etmeye" "saum" kefaret olarak, "siyam" kefaret olarak sunuluyor. Ama geleneğin tuttuğu orucun kefaretleri oluyor. Birbirine zıt bir tanım. Yani kendilerini tutmayı öğrenecekleri ayda ne yapıyorlar Müslümanlar? Oruç, orucun kendisini tutuyorlar. Evet.

Şimdi ayetin ilk cümlesine baktığımız zaman ön planda olan ay değil, Kur'an'ın kendisidir. Ramazan ayı Kur'an ayıdır. Yol gösterici olan apaçık kanıtların hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayıran Kur'an'ın indirildiği aydır. Kadir suresinin bahsettiği, Duhan suresinin hemen başında bahsettiği bereketli gece, Kadir suresinin bahsedilen Kadir olan gece Ramazan ayındadır. Kur'an o ayda indirilmiştir. Biz Kur'an'ın indirildiği ayda "siyam" yapmamız gerekiyor. Kendi kafamıza göre bunalıma girdiğimiz ayda değil. Anlatabiliyor muyum? Yol gösterici olan apaçık kanıtların hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayıran Kur'an'ın indirildiği aydır Ramazan ayı. Siyam ayı da Kur'an'ı kendimize indirmemiz gereken, doğru yolda gitmemiz, hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayırabilmemiz için eksiklerimizi, gediklerimizi Kur'an'la onarmamız gereken, tabiri caizse kendimizi Kur'an'la rehabilitasyona sokmamız gereken, 11 ayın sonunda yıpranan zihnimizin Kur'an'la bakımını yapmamız gereken, bunu yaparken de tek başımıza değil müminlerle karşılıklı yapmamız gereken, bunu yapmak için de diğer aylardaki rutin yaşantımızdan geri çekilerek artan zamanımızı Kur'an'la geçirmemiz gereken bir aydır. Ramazan Kur'an ayıdır. Kur'an'la kendimizi rehabilite etmemiz gereken bir aydır. Müminlerle karşılıklı bir araya gelerek. Mevzu tamamen bir açlık, susuzluk ve konuşmamak değildir. Zira bu "siyamın" asıl amacına aykırılık teşkil eder. Açlık ve susuzluk çeken bir insanın vücut dengesi bozulur ve kişinin okuduğunu veya dinlediğini doğru anlama konusunda zafiyeti ortaya çıkar. Kişinin şeker ve benzeri vücut dengesi bozulur ve bu da kişiyi gerginleştirir. Tersi durumda da çok yediğinizde de vücut beyne değil mideye odaklanır. İnsan rehavete kapılır. Kan dolaşımı yavaşlayacağı için ne yapar? Keskinliği gider. Yani yarım sarhoş gibi olur. Mesela bir yağlı yemek yediğimiz zaman ne oluyor? Hemen uykumuz geliyor. Böyle halden düşüyoruz veya yemeği fazla kaçırdığımız zaman. Aynı zamanda oksijen ve kan beyinden çok mideye odaklanacağı için de kişinin algısı beyne yani öğrenmeye değil, öğrenme kabiliyeti azalır ve bu da öğrenme konusunda zafiyet oluşturur. Asıl olan takva olduğunu unutmayalım. Açlık durumu idare edilebilse bile aynı şey susuzluk için geçerli değildir. Zira kişi açlığa dayanabilse bile susuzluğa dayanması çok zordur. Evet. Vücut açlığa çok daha uzun süre dayanabilse de susuzluğa dayanma süresi çok daha azdır. Bedenimizin ve özellikle beynimizin tamamına yakını sudur ve susuz beden sağlıklı çalışamaz. Bu da organların fonksiyonlarında zayıflık oluşturur ve bu durumda hastalık demektir. Hasta olana "siyam" yapamaz. Sadece aç ve susuz kalmak kulluk değil, diyet olur. Bilinmelidir ki "siyamda" amaç diyet veya sağlık değil, takvaya ulaşmaktır. Kıyam, yemin, cinayet, hac, zihar kusurlarında kefaret olarak öngörülmesinin nedeni de takva sınırını aşan kişiye tekrar o sınırı aşmaması için bir rehabilitasyon faaliyeti oluşundandır. Günümüzde alkol, uyuşturucu bağımlıları ve zihniyet, zihinsel fonksiyonlarında zayıflık olanlar, dengesiz davrananlar rehabilitasyonla tedavi edilebilmektedir. Kur'an yemin, cinayet, hac, zihar konusunda sınırı aşanlara "siyamı" kefaret olarak emrederken, yani "siyamın" kendisi kefaretken gelenek oruca kefaretten bahsetmektedir. Bu çelişkide geleneğin oruca yüklediği anlamdaki tahrifi gözler önüne sermektedir.

Benzer şekilde konuşmaya. Şimdi konuşmama mevzusu var ya, bir de konuşmama mevzusu nedendir ona gelelim. Benzer şekilde konuşma da kişinin algılama ve öğrenmesine engel olur. Konuşan insan konuya odaklanamaz. Yeni bir şey öğrenemez. Ancak öğrendiklerini konuşur, yapamaz. Siz ya konuşursunuz ya da susar öğrenirsiniz. Konuşurken öğrenemezsiniz. Yani beyniniz iki şey aynı anda yapamaz. Konuşurken ancak beyninizde hazır olan bilgiyi, hazır olanı konuşursunuz. Beyninize yeni şeyler yükleyemezsiniz. Siyamdaki konuşmama mevzusunun gerekçesi de budur. Ben mesela sohbetlerimde tecrübe ettiğim bir durumdur. Mesela konuşuyorum. Konuştuklarım dikkat, konuştuğumu dikkatle dinleyenler üzerinde konuştuklarım etkili olurken, sık sık araya girenler, sohbeti bölenler üzerinde etkisinin ya hiç ya da çok az olduğunu bizzat görüyorum. İşte konuşmamanın önemi burada da ortaya çıkmaktadır. Siz bir eğitim öğretim faaliyetinde, bir rehabilitasyon faaliyetinde, yani siyam faaliyetinde eğer ikide bir konuşuyorsanız, araya giriyorsanız, sözü bölüyorsanız, dikkatinizi konuşmaya vermiyorsanız ne olur? Öğrenme katsayınız azalır, öğrenemezsiniz. Veya başkalarının öğrenmesine de engel olursunuz. İnsan düşünerek, sorgulayarak takvaya ulaşır. Konuşmak ise bunun önündeki en büyük engellerden biridir. Çok konuşan değil, çok düşünen, sorgulayan takvaya çabuk ve kolay ulaşır. Siyamda yeme, içme ve konuşmada kendimizi frenlerken aynı zamanda kontrollü ve ölçülü davranmayı da öğreniyoruz. Gelenekçi din adamları konuşmama konusu tutulan oruçla uyuşmadığı için bilinçli olarak bu detayı gizlemiş, yok etmiştir. Şimdi siz bugün tutulan orucu düşünün. Herkes işinde, gücünde ve aç susuz kalarak oruç tutuyor. Konuşmamanın da orucun içerisinde olduğunu düşünebilirsiniz. O zaman görürsünüz ki bunun uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği yok. Yani bugün toplumun tuttuğu oruçta konuşmamayı bir yerleştirin bakalım ne uygulayabilirsiniz, ne sürdürebilirsiniz. Dolayısıyla gelenek ne yapmıştır? Bilinçli olarak bu konuşmama konusunu gizlemiştir. Evet.

Siyamı müminlerin birlikte yaptığı eğitim ve rehabilitasyon faaliyeti olarak düşündüğümüzde ise o zaman konuşmama konusu anlam kazanmaktadır. Özellikle belirtelim ki konuşmama konusu tamamen konuşmama değil, eğitime, öğrenmeye, takvaya ulaşmamıza engel olacak olan gereksiz konuşmamaktır. Evet. Ne demiştik? Siyam savmın karşılıklı yapılanıdır. Malumdur ki şimdi karşılıklı yapılmasındaki amaçlardan biri de nedir? Buraya da dikkat edelim. Yani biz müminler bir araya gelerek karşılıklı olarak ne yapacağız? Siyam yapacağız. Evet. Neden? Malumdur ki siz eksiğinizi yanlışınızı göremiyor olabilirsiniz ki bu ben bunu çok yaşamışımdır. Fakat mümin kardeşleriniz sizin eksiğinizi, yanlışınızı bilir ve sizin kendinizde göremediğiniz yanlışınızı mümin kardeşleriniz bilir ve sizi uyarır, sizi bilgilendirir. Ayetlerle sizi rehabilite eder. Yani sevgili kardeşim sen şu şu şu tavırlardasın. Şu konularda yanlış davranıyorsun. Şu ayetlere göre kendini düzeltmen gerekir tarzında müminler birbirini rehabilite ederler. Örnek verecek olursam bir arkadaşım vardı. Başına gelen sıkıntılardan dolayı bir boşluktaydı ve aklındaki yanlış Allah inancı, yani kader gibi, şerrin Allah'tan geldiği gibi yanlış inançlar onu Allah'a karşı asi bir duruma düşürmüştü. Yani özellikle işlerinin yolunda gitmemesi, başına hep sıkıntılar gelmesi, ticaret yaparken hep iflas etmesi falan. İşte Allah bana engel oluyor, Allah benim başarmamı istemiyor gibi yanlış tasavvurlara girmişti. Ben ne yaptım? Bu arkadaşımı geçen yıl Ramazan ayında, Ramazan ayına denk gelmişti. Onu kampa aldım ve bunun kader diye, alın yazısı diye bir şeyin olmadığını, şerrin Allah'tan gelmediğini, başımıza gelenlerin bizim yapıp ettiğimiz şeyler yüzünden geldiğini, bizden veya çevremizden kaynaklandığını ona izah ettim ve onu ikna ettim. Ve ne yaptım? Onu psikolojik olarak hem rahatlattım hem de kafasındaki yanlış Allah tasavvurunu değiştirdim. Yine başka bir arkadaşım, özellikle Kur'an'daki dört eşle evlenebilme konusunu yanlış anladığı için Allah bana 4'e kadar evlenmeye müsaade ediyor diyerek evliyken kendisi evli eşiyle aynı evi paylaşıyor fakat ikinci bir evlilik yapmaya karar veriyor ve sudan sebepler. Yani makul sebepler değil. Ben hayır bunu yapma diyorum mesela. O diyor ki Allah bana 4'e kadar izin veriyor diyor. Ne yaptım ben? Bu arkadaşı bir kampa aldım ki benim kamp yerim malumdur. Köyümde bir barakam var. Oraya alıyorum. Ne yaptım? Bu dört eşle evlenebilme konusunun onun sandığı gibi olmadığını, mevzunun o olmadığını kendisine anlattım ve bu düşüncesinden onu döndürdüm. Ailesine, eşine tekrar sahip çıkmasını sağladım. Bir başka arkadaşım, özellikle sosyal ilişkilerinde çok gereksiz agresif davranan, gereksiz şeylere aşırı tepki veren, sinirlenen, tavırlar sergileyen bir arkadaşım vardı. Ona arada bir uyarıyordum. Yanlış yapıyorsun diye falan. Yine geçen yıl Ramazan'ı bahane ederek ne yaptım ben bunu? Yine aynı köyümde kampa aldım. Ve kampta ona sabretmenin, sakin olmanın, öfkesini yenmenin ne kadar değerli olduğunu, Allah'ın rızasına giden yolda ne kadar önemli olduğunu, kendisinin konuları abarttığını, kendisine uygun bir dille izah ettim. Ve şunu gördüm ki ondan sonra o arkadaşım daha dikkatli ve daha sakin davranmaya başladı. Bakın gördünüz mü siyamın faydalarını? Bu kendi yaşadığım tecrübe. Elbette ki sizlerin de farklı tecrübeleri vardır, olmuş olabilir. İşte birlikte müminlerin karşılıklı siyam yapmasındaki amaç budur. Ne kadar dikkat etsek, ne kadar istesek, gayret etsek yine de hepimizin hataları olabiliyor. Ve bu hatalarımızı bizler göremiyor olabiliyoruz. İşte müminlerin birlikte siyam yapmasındaki amaçlardan biri de budur. Müminlerin birbirlerinin eksiklerini görüp veya gösterip Kur'an'la birbirlerini rehabilite etmeleridir. Siyam bugün baktığımız zaman etrafımıza aile danışmanları var, psikolojik danışmanlar var. Rehabilitasyon kurumları var. Değil mi? Aslında onların yaptıkları da bir nevi siyamdır. Şirketler ne yapıyorlar? Yılın belli zamanlarında gerek işlerini durduruyorlar veya çalışanları ikiye bölüyorlar ve çalışanlarını veya eleman alacakları kişileri gerek işle gerek güvenlikle ilgili konularda seminerler, konferanslar, eğitimler veriyorlar. Değil mi? İşte bu yapılan faaliyetler de siyamın bir benzeridir. Mescitlerde itikaf konusu. 187. ayete geldiğimizde oraya da bakacağız. Mescitlerde itikaf konusu da siyamın bir parçasıdır. Ve bu faaliyetler de bununla benzeşmektedir. Bir araç düşünün. Servis aracı düşünün. Bu servis aracı ne yapıyor? Çalışıyor. Servis çekiyor durmadan. Fakat firma ona diyor ki işte 10.000 kilometreyi doldurduğun zaman aracını servise çek. Bir bakıma sok. Evet. Ne yapıyor? Kilometre bakımı geldiğinde servise giriyor bu araç ve eksiklerini tamamlayıp işte yağını değişiyor, filtrelerini değişiyor, balatalarını değişiyor. Eksiğini gediğini tamamlayıp sonra ne yapıyor? Bu servis aracı yoluna devam ediyor. Siyam da böyledir. 11 ay boyunca koşturan insanın, hırpalanan, eksilen yanlarının bu ayda Kur'an servisinde kendini bakıma sokup eksiklerini görüp kapatarak yoluna devam etmesidir. Kıyam yanlış giden olumsuzluklara karşı frene basıp hayatının akışını rolantiye alarak Kur'an'la rehabilite olup olumsuzluklarını düzelttikten sonra kontrolü eline alarak yoluna devam etmesidir. Evet, siyam budur.

Şimdi gelelim siyamın süresine. Siyamın süresi Ramazan ayıdır. Hani bizden öncekilere yazılan "siyam eyyamel maudattı", yani sayılı günlerdi. Yani 3 günle 10 gün arasıydı. Bize Rabbimiz ne diyor? Ramazan ayı diyor. Tabii ki biz bir ayın tamamını kastetmiyoruz. Bu bir ay içerisinde hasta veya seferde olduğumuz günler dışındaki zamanlardır. Yani imkanlarımız dahilinde yapabildiğimiz kadarıdır. Bu yapabildiğimizin kadarının istisnası nedir? Hastalık ve sefer yani işimiz nedeniyle yapamadığımız günlerin dışındaki günlerdir. Bunun sabit bir sayısı yoktur. Zira herkesin şartları farklıdır. Kimisi haftanın 4 günü çalışıyor, kimisi 3 günü çalışıyor, kimisi 5 günü çalışıyor, kimisi 6 günü çalışıyor. Yani biz ne yapacağız Ramazan ayında? Şartlarımızı daha da zorlayacağız. Daha çok zaman ayırmaya çalışacağız. Ama ne diyorum? Hepimiz çalışmak zorundayız ve kimimiz haftada 3 gün çalışıyor, kimimiz 4 gün çalışmak zorunda, kimimiz 5 gün, kimimiz 6 gün, kimimiz 7 gün. Dolayısıyla ne yapmamız gerekiyor? Elimizden geldiği kadar bu işimizden zaman ayırmamız gerekiyor. Bu açıdan baktığımızda Ramazan ayı içerisinde hepimizin siyam yapabileceği zaman şartlardan dolayı farklılık göstermektedir. Sağlık siyamdan önce gelir. Sağlık sorunları olanlar siyam yapmayabilir. Siyam yaparken eğer açlık ve susuzluk zorlarsa zorlamayı giderecek kadar su veya yiyecek almanın hiçbir sakıncası yoktur. Zira vücudu olumsuz etkileyen bu durumlar daha büyük rahatsızlıklara ve aynı zamanda siyam yapmaya da engel olur. Vücudun dengesi bozulduğu zaman siz siyamdan randıman alamazsınız. Oksijen ve midenizde çalıştığı zaman sizin beyniniz çalışamaz. Beyninizde yeterli su olmadığı zaman beyniniz çalışamaz. Beyninizi gıdayla beslemediğiniz zaman tabii ölçülü tabii ki beyniniz çalışamaz. Beyniniz vitaminsiz kalırsa veya susuz kalırsa çalışamaz. Yani acıktınız, açlığınız zorladı. Doyacağınız kadar yiyeceksiniz. Susadınız, susuzluğunuzu giderecek kadar içeceksiniz. Bunda hiçbir sakınca yoktur. Evet.

Ne dedik? Hastalık ve sefer dışında bir ay içerisinde yapabileceğimiz kadar siyam yapmaktır. Kişi hastalık veya sefer dolayısıyla siyam yapamadığı günlerin dışındaki günler siyamı yapmalıdır. Geleneğin iddia ettiği üzere başka aylarda kaza etmek diye bir şey yoktur. Bakın size kullanılan kelimeyi göstereceğim. Kullanılan kelime. Şimdi bu kelimeye odaklanın. "Lükmilu" kelimesi. Tamam mı? "Lükmilu" kelimesi gelenek buna tamamlamak diyor. Evet. Geleneğin iddia ettiği üzere başka aylarda kaza etmek diye bir şey yoktur. Siyam yaptığı gün, yani siz işinizden dolayı veya hastalığınızdan dolayı siyam yapamadığınız günler var ya, ha bu günlerin dışında siyam yaptığınız gün bunu mükemmelleştirmeniz, yani mükemmel şekilde yapmanız gerektiğini söylüyor. Yani kişi siyam yaptığı gün siyamı mükemmel şekilde yapar ve yapamadığı günlerin eksikliğini kapatır. "Tükmilu" ifadesi tamamlamak değil, mükemmelleştirmek anlamına gelir. Tamamlamak kelimesini biz mükemmelleştirme kelimesiyle aynı ayette geçtiğini biliyoruz. Değil mi? Yani ayet açıkça kemale erdirmekten, mükemmelleştirmekten bahsederken geleneksel çeviriler "litmilu" kelimesini tamamlamak diye çevirmektedir. Oysa ikisi farklı kelimelerdir ve Maide suresi 3. ayette aynı cümle içerisinde kullanılmaktadır. "Ekmelt leküm dineküm." Bakın "ekmelt" "ekmelt leküm ve etmem aleyküm nimeti" diyor bak. Tamamlamak ve kemale erdirmek. Maide suresi 3. ayette geçiyor. Yani bugün size dininizi mükemmelleştirdim ve üzerinize olan nimetimi tamamladım cümlesinin dediği. Evet. Buradaki anlatmak istediğim tamamlamak kelimesiyle kemale erdirmek kelimesinin farklı kelimeler olduğu ve aynı şekilde aynı anlam verilemeyeceği. Cümlenin dediği şudur: Bakara 185. ayetteki siyam yapamadığınız günlerin dışındaki günler bu eksiğinizi kapatın. Takvaya ulaşmak için onu en mükemmel şekilde yapın. Ama bunu başka aylarda kaza ederek değil, o ay içerisinde yapacaksınız. Çünkü başka aylarda kaza ettiğiniz zaman sen başka bir zaman kaza edeceksin. Öbürü başka bir zaman kaza edecek. O zaman bu siyam ne olacak? Savma dönüşecek. Olmayacak. Siyam olmayacak. Herkes bireysel yapacak. O zaman müminler işteş olarak karşılıklı yapmış olmayacak. Savm olacak. Siyam olmayacak. Bilmem anlatabildim mi? Yani biz siyam yapamadığımız günlerin eksiğini yine Ramazan ayı içerisinde yaptığımız günler bunu mükemmelleştireceğiz ve kapatacağız. Bu ayı olabildiğince siyamla geçirmeliyiz. Siyam yapamadığımız günlerin açığını aynı ayın diğer günlerinde kapatmalıyız. Kendi adıma düşündüğüm zaman ben ne yapıyorum mesela? Ticaret yapıyorum. Ne yapıyorum? Normalde normal rutin hayatımda pazar günleri açmıyorum. Bazen açıyorum, bazen açmıyorum. Şimdi Ramazan ayı geldiği için ne yapmam gerekiyor? Biraz daha fedakarlık yapmam gerekiyor. Ne yapabilirim? En fazla cumartesini de açmayabilirim. Haftanın tüm günü açmazsam ne olur? Ben yani ödeme dengem bozulur. Her düzenim bozulur ve ne olur? Bir daha kendimi toparlayamam. Zaten ekonomik sıkıntı içerisine girdiğim zaman ne yapacağım ben? Siyama odaklanamayacağım. Siyamın bana hiçbir faydası olmayacak. Aklım yerinde olmayacak ki. Aklım borçla harçta olacak. Ödemelerimde olacak. Dolayısıyla ben ne yapabilirim? Şartlarımı zorlayarak ne yapabilirim? En fazla cumartesi pazar siyam yapabilirim. O zaman siyam bana kaç gün olur? Haftanın iki günü olursa bu ayda ya 8 gün olur ya da 9 gün diyelim 10 gün. Öyleyse bana nedir siyam? Benim durumumda olan birine siyam 8 en fazla 9 gündür. 10 gün bile değildir. Yani anlatabiliyor muyum? Dolayısıyla ne yapacağız? Şartlarımızı zorlayarak işimizden ve hastalanmamızdan, hastalanmamız dışında elimizden geldiği kadar şartları zorlayıp elimizden geldiği kadar fazla zaman ayırıp bu ayı mümkün olduğu kadar siyamla geçirmeliyiz. Yani Kur'an'la müminlerle bir araya gelerek Kur'an'la rehabilite olmalıyız. Rabbimiz kullarının hem sağlığını hem de gündelik yapması gereken önemli işlerin hesaba katarak kolaylık vermektedir. Zira sağlığı iyi olmayan veya gündelik önemli işleri aksayan bir insanın sağlıklı bir siyamla takvaya ulaşması mümkün değildir. Buna benzer kolaylıkları atıf yapan Kur'an'da başka ayetler de vardır. (Müzzemmil suresi 20. ayet, Bakara 286, Taha suresi 2, Araf 42, Enam 152, Müminun 62). Yani dinimiz zorluk dini değildir. Kolaylık dinidir.

Bakara 185. ayette önemli bir vurgu da nedir? Allah'ı büyüklememizdir. Nasıl büyüklememiz? Onun gösterdiği yol üzere büyüklememiz. Evet. Siyamdan istenen şeylerden biri. "Velükbirullah alâ hedakum." Allah'ın gösterdiği yol üzere Allah'ı büyüklememiz gerekiyor. Evet. Dolayısıyla ayetin başı neye atıf yapıyordu? Bakın dikkat edelim. "Unzile filan." Kur'an'ın indirildiği aya atıf yapılıyor. Ne yapmamız gerekiyor? Kur'an'ı kendimize indirmemiz gerekiyor. Ne yapıyordu? "Huden linnasiydi." Allah insanlara yol gösteriyordu. İndirilen Kur'an. Yolumuzu şaşırmışsak ne yapmamız gerekiyor? Eksiklerimizi, gediğimizi kapayıp yoldan sapmışsak doğru yola oturmamız gerekiyor. Ve başka ne vurgusu var? "Furkan" vurgusu var. Furkan neydi? Hakla batılı, doğruyla yanlışı ayırmaktı. Ne yapmamız gerekiyor bu ayda? Eksiğimizi, gediğimizi görüp yanlışı doğruyu görüp hakla batılı doğruyla yanlışı ayırmamız gerekiyordu. Nasıl yapmamız gerekiyordu? Bunu mükemmelleştirerek yapmamız gerekiyordu. Ve Allah'ın gösterdiği yol üzere Allah'ı büyüklememiz gerekiyordu. Burada Kur'an'ın yol göstericiliğine atıf var. Aç ve susuz kalmanın bu saydıklarımla ne alakası var? Aynı zamanda ne var? Allah'ın gösterdiği yol üzere Allah'ın verdiği nimetlerin karşılığını vermemize atıf var. Evet. Allah'ın gösterdiği yol üzere Allah'ın bize verdiği nimetlerin karşılığını vermemize atıf var. Bakara suresi 185. Bir ayette Allah aşkına bugünün bugün tutulan oruçta bu sayılanların hangisi var? Hiçbiri yok. Evet. İnsanlar gündüz aç ve susuz kalırken iftar ve sahurda normal yediğinden kat kat fazlasını yiyerek Ramazan'ı ne yapıyor? Ziyafete dönüştürüyor. Bu da insan sağlığına faydadan çok zarar veriyor. Ramazan ayı yemek ziyafeti ayı mı, Kur'an ziyafeti ayı mı olmalıydı? Oruç bu mudur? "Sana Kur'an'ı mutsuz olman için indirmedik." der. (Taha suresi 2. ayet). "Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez" der. (Bakara 185. ayette yol gösterme). Size kolaylık diler, zorluk dilemez ifadesi. Yine 187. ayette. Bunu diyen Rabbimiz insanlığa bir yararı olmadığı belli olan ve oldukça zor olan bir ritüeli emreder mi? Yani ben düşünüyorum özellikle yaz sıcağında işte fındık toplamamız gerekiyor. O sıcağın altında fındık toplamak, işte çay toplamak. Dilimiz çatlardı yani. Sıcaktan susuzluktan dilimiz çatlardı. Bayılanlar olurdu. Bazen Allah bu kadar zor bir ritüel emreder mi? Ramazan yeme içmemizi azaltarak Kur'an'la beslenmemiz gereken bir ay olması gerekmez mi? Bakara 185. Bütün bunlara atıf yapmıyor mu? Kur'an'ın bu ayda indirilmiş olması, ona atıf yapılması, yol göstericiliğine atıf yapılması, furkan oluşuna atıf yapılması, amacın takva oluşuna atıf yapılması, bu ayın bir açlık susuzluk ayı değil de Kur'an ayı olmasını gerektirmez mi? Evet.

Evet arkadaşlar şimdi gelelim Bakara suresi 180. ayete. Arkadaşlar bazı hocalarımız Bakara suresi 186. ayet siyamla alakalı değil diyor. Araya sokuşturulmuştur diyor. Ben öyle düşünmüyorum. Çünkü baktığım zaman ayete rabbimiz şöyle buyuruyor: "Kullarım sana benden sorduklarında şüphesiz ben yakınım. Dua ettiğinde dua edenin duasına icabet ederim. Onlar da olgunluğa ulaşsınlar diye bana icabet etsinler ve bana inanıp güvensinler." Burada rabbimize icabet etmek nedir? Siyam yapmaktır. Siyam yaptığımızda ne olacak? Siyam yaptığımızda işte "lehum yerşudun", rüşte ulaşacağız. Olgunluğa ulaşacağız. Yani siyam insanı takva sahibi yaparken aynı zamanda da zihinsel ve ahlaki olarak da olgunluğa ulaştırır. Dolayısıyla burada rabbimizin davetini ben siyam olarak alıyorum ve rabbimizin davetine icabet ederek siyam yaparak hem zihinsel ve hem de ahlaki olarak olgunluğa ulaşmış oluruz. Şimdi gelelim Bakara suresi 280 7 ayet. Evet. Evet. Bakara Suresi 187. ayete. Bu ayette de tartışma konusu olan ibareler var. Önce Bakara 187. ayeti bir okuyalım. "Siyam gecelerinde kadınlarınıza cinsel içerik size helal kılındı. Onlar size bir elbise, siz onlara bir elbisesiniz. Allah gerçekten kendinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi ve merhametiyle size yöneldi ve sizden onu sildi. Artık onlara tensel temasa geçin ve Allah'ın size yasalaştırdığı şeyi arayın. İçinize yerleştirdiği şeyi arayın. Fecirden beyaz ip, siyah ipten size göre açıkça ortaya çıkana kadar yiyin, için. Sonra geceye kadar sıyamı tamamlayın. Mescitlerde kendinizi eğitim öğretime kapattığınızda yani kampa girdiğinizde, eğitim kampına girdiğinizde tensel temasa geçmeyin. İşte bu Allah'ın sınırlarıdır. Ona yaklaşmayın. Vahyin sınırlarına uyup korunsunlar diye Allah ayetlerini insanlar için işte böyle açıkça ortaya koyuyor." Evet arkadaşlar şimdi "bir yiğin için" ifadesi burada tartışılıyor. Evet. "Yiyin için" ifadesi tartışılıyor. Önce bir bu buradaki "yiyin için" ifadesi ne anlama geliyor? Somut yeme içmeden mi bahsediyor yoksa başka bir şeyden mi bahsediyor? Ona bakalım. Evet. Şimdi Kur'an'a baktığımızda "din için" ifadesi başka hangi ayetlerde kullanılıyor? Ona bakmamız gerekiyor. Mesela Bakara suresi 60. ayet. Ne diyordu? "Yiğin, için ve bozguncular olarak o yerde kargaşa çıkarmayın. Allah'ın rızkından yiyin, için ve bozguncular olarak o yerde kargaşa çıkarmayın." Başka nerede var? Araf 31. "Ey Ademoğulları, her mescidin yanında ziynetlerinizi alın, yiyin, için ve ölçüsüz davranmayın. Allah şüphesiz o ölçüsüz davrananları sevmez." Meryem 26'da "Ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer beşerden birini görürsen şüphesiz ben Rahman'a savmadadım. Bugün ins olanlarla yani tanıdıklarla konuşmam asla mümkün değildir" de. Suresi 19. "Yaptığınız şeylere karşı yani cennette afiyetle yiyin, için." Hakka 24. "Geçmiş günlerde yaptığınız şeylerle afiyetle yiyin, için." Mürselat 43. "Yaptığınız şeylere karşılık afiyet yiyin, için." Evet. Bu ayetlerdeki "giyin, için" ifadelerine baktığımızda yeme içmeden ziyade normal hayatınıza devam edin, keyfinize bakın anlamına geldiğini görürüz. Yani biz "savm" diyorduk ya durmak, kendini geri çekmek. "Yiyin, için" ifadesi bunun tam tersidir. Hayatınızı normal akışında sürdürün. Normal akışında.

devam ettirin. Keyfinize bakın anlamına gelir. Şimdi Arapçada somut olarak yeme yemeyi taam, tı ay mim harfleri, içmeyi de se harfleri ifade eder. Ben size örnek bir ayet söyleyeyim. Örnek bir ayet. Mesela, mesela Şuara suresi 79. ayet. Şuara suresi 79. ayet. Ne diyor burada? "Z İbrahim'in duası elle huve odur. Yudimuni beni yediren ve yeskin beni içiren. Odur beni yediren içiren." Bakın somut yeme içmeden bahseden Kur'an'daki kelime nedir? Ve sekaya kelimeleridir. Evet. Ekele fiili nasiplenmek demektir. Bakın Kur'an'da ekele fiilinin geçtiği yerlere bakın. Ekele fiili nasiplenmek anlamında. Mesela normal yemeği içmeden nasiplenme ifadesi de var. Bakalım. Normal yemeği içmeden nasiplenen ayet. Bakın şuraya bak. Yemekten nasiplenmek. Taam kelimesi geçiyor burada. Tamam kelimesi geçiyor. Yiyecekten nasiplenmek veya başka nerede vardı? Bakın bak yiyecekten nasiplenmek. Dolayısıyla ekele kelimesi Kur'an'da nasiplenmek anlamına gelir. Somut yemeği ifadesi Şuara 79'da gördük. Yudimuni kelimesiyle ifade ediliyor. Evet.

Şimdi devam ediyorum. Mesela yeme içmekten nasiplenmek ifadesini az önce gösterdim. Vahiyden nasiplenmek. Maide 113. Vahiyden nasiplenmek. Gök sofrasından nasiplenmek. Maide 113. Ateş nasiplenmek. Bakara 174, Nisa Suresi 10. Mal nasiplenmek, Tevbe 34. Haksız kazanç nasiplenmek Maide 42, 62, 63. Riba nasiplenmek. Kara 275, Ali İmran 130. Bu ayetlerde ekere fiilleri geçer ve nasiplenmekten bahseder. Somut yeme yiyecek şeylerden bahsedilmez. Kur'an'da somut yiyecek şeylerden daha çok taam, yimu da taame kelimesi kullanılır. Maun suresinde ne diyordu? "Ve il miskin" diyordu mesela. Müddessir suresinde "Bizi sekara sokan nedir?" ayeti vardı ya, orada da mesela yanlış hatırlıyor olabilirim. "Sizi sekara sürükleyen nedir? Biz musallinlerden değildik. Biz miskini doyurmazdık, yedirmezdik" ifadesi mesela. Oraya da bakılabilir. Şirk de normal kelime olarak normal içmek değil, kana kana içmektir. Böyle tıka basa, serbest içebildiğin kadar iç anlamında. Kana kana içmek anlamına gelir. Bu ifadede "ne yapıyorsanız yapın, kendinizi keyfinize akın" anlamına gelir. Evet.

Şimdi burada bir de ne vardır? Siyah iplik, beyaz iplik mevzusu vardır ki bu da bazı arkadaşlar tarafından farklı yorumlanmaktadır. Ben şimdi o yorumu da değerlendireceğim. Arapçada gün ikiye ayrılır arkadaşlar. Leyl ve nehar yani gündüz ve gece. Gasakil leyl gecenin bir bölümüdür. İş akşam dediği gecenin bir bölümüdür. Bir sürü vakit isimleri geçer Kur'an'da ama biri gündüzün bölümüdür. Diğeri gecenin bölümüdür. Normalde gün Arapçada ikiye ayrılır. Gündüz ve gece. Gün şafak aydınlanmaya başladığında başlar ve güneş battığında biter. Kalan zaman ise gecedir. Siyah iplik geceyi, beyaz iplik gündüzü ifade eder. Evet. Siyah iplik geceyi, beyaz iplik gündüzü ifade eder. Evet.

Şimdi bir de ne var? Alternatif yorum var. Nedir o alternatif yorum? Siyah iplik ve beyaz ipliğin ayrılmasından kasıt hak ile batılın, doğru ile yanlışın ayrılması anlamına gelir yorumu var. Ben bu yoruma çok zorladım. Zorladım. Zorladım. Zorladım ama olmuyor arkadaşlar. Neden olmuyor? Hak ile batılın, doğruyla yanlışın bize göre ayrılması yani siyah iplik beyaz iplikten size göre ayrılması ifadesi anlamı hakla batılın doğruyla yanlışın bize göre ayrılması ifadesi zaten Kur'an'da furkan ifadesiyle zikredilmektedir. Bu bir. İkincisi, bu siyamın anlamı ile çelişir. Zira burada o zaman bireysellik ortaya çıkar. Siyam ise bireysel değil iştiştir. İki, bireysel olduğunu kabul etsek bile biz kendi aklımızda hak ile batılı doğruyla yanlışı ayıramamış da olabiliriz. Zaten Allah'ın savmı değil de siyamı emretmesindeki amaçlardan biri de budur. Kişi kendi yanlışını göremeyebilir. Kendisini doğru bilir. Fakat sıyamda müminler birbirini tanır. Birbirlerinin hatalarını, yanlışlarını bilir ve birbirlerini rehabilite ederler. Ama asıl kanıtım şu. Asıl bu anlamı çürüten kanıt şu. Şimdi dikkat edelim arkadaşlar. Burada diyor ki "Külü ve şrebu" yiyin için. Yiyin için yani keyfinize bakın. Kur'an'da geçtiği diğer ayetleri az önce saydım. Bazı arkadaşlarımız burada vahiyin için diye yorumluyorlar. Bunun vahiyin için ifadesi zaten Maide suresi 113. ayette gök sofrasından nasiplenmek anlamında kullanılıyor. Bu orada "yiğin için" ifadesi geçmiyor. Maide 113'te "yiğin için" ifadesi geçmiyor. "Yiğin için" ifadesinin geçtiği az önce kaç 6 tane ayet saydım. Hepsi normal rutin hayatına devam etmeyi, keyfine bakmayı ifade ediyor. Somut yeme içmekten de bahsetmiyor. Nasiplenin ve keyfinize bakın. Rutin hayatınıza devam edin. Yani savmın zıttıdır yiyin için ifadesi. Savm normal hayatı durdurmaktır. Külü veşrebu ise o durdurduğun hayatı normal akışında devam ettirmektir. Ne zamana kadar "yiyin için keyfinize bakın. Rin hayatınıza devam edin. Fecir siyah iplik beyaz iplikten size göre ayrılınca açıkça ortaya çıkana kadar yiyin için." Şimdi burada vahiyi yiyin için ifadesi Kur'an'a aykırıdır. Kur'an'daki yin için ifadelerine ifadeleriyle hiçbir şekilde uyuşmaz. İkincisi, siyah iplik, beyaz iplik ayrılıncaya kadar yiyin, için. Burayı ne diyorlar? Hak ile batıl, doğruyla yanlışı ayırıncaya kadar yiyin için. Vahiyle nasiplenin diye kabul edelim. Yani vahiyden nasiplenin. Vahiy yiyin. Vahiy için ne zamana kadar? Hakla batıl doğruyla yanlış ayırana kadar. Aha sen hakla batılı doğruyla yanlışı ayırdın. E ondan sonra ne? Sonra geceye kadar sıyamı tamamlayın. Ya ben hakla batılı doğruyla yanlışı ayırdıysam sonra geceye kadar siyamı niye tamamlayacağım? Nasıl tamamlayacağım? Nasıl olacak bu iş? E ben zaten siyah iplikle beyaz ipliği gördüm. Hakla batılı doğruyla yanlışı ayırdım. Tamam. Eee sonra ne diyor? Sonra geceye kadar sıyamı tamamlayın. Ve sonra diyor bak sonra sümme kelimesi kullanılıyor. Sonra yani şöyle dese hakla batılı doğruyla yanlışı ayırın ve etimlil ve dese sonra geceye kadar sıyamı tamamlayayım dese şey özür dilerim ve geceye kadar sıyamı tamamlayayım dese o zaman tamam ya geceye kadar sıyamı tamamlayın diyor. Ben hakla batılı, doğruyla yanlışı ayırmışsam, vahyi içmişsem, içmişsem, içmişsem, hakla batılı doğruyla yanlışıyla ayırmışsam sonra geceye kadar sıyamı tamamlamam nasıl oluyor? Görüldüğü gibi bu iddianın da kesinlikle ben çok zorladım bu iddiaya da kesinlikle olmuyor yani olmuyor. Anlamsız oluyor. Özellikle sonra geceye geceye doğru siyamı tamamlayın ifadesiyle ne oluyor? Çelişiyor arkadaşlar. Evet. Dolayısıyla bu iddianın da Kur'an'ın bütünlüğünde işte yiğin içinden kasıt vahiy yiyip içmektir. İşte siyah iplik, beyaz iplik hak ile batıl, doğruyla yanlışı ayırmaktır gibi iddialarında gerçeklik payı kesinlikle yoktur.

Bir de ne vardır? Mescitlerde itikaf konusu vardır. Mescitlerde itikafa girmek ifadesi de kendini tamamen eğitime kapatmak, kampa girmek, eğitim kampına girmek anlamına gelir. Ki bu da nedir? Siyamın içerisindedir ve müminlerin birlikte yaptığı bir şeydir. Bir insan tek başına eğitim kampına giremez. Mescitte diyor mescit eğitim kurumu demek. Okul demek. Mescitte itikaf nedir? Kendi bir eğitim kampına, bir seminere, konferansa, bir yere, bir eğitim faaliyetine odaklanmak kendini oraya kapatmak demektir. Dolayısıyla buradan da anlıyoruz ki siyam bir eğitim faaliyetidir. Öyleyse biz ne yapıyoruz? Siyamı bu şekilde yapıyoruz. Yani Ramazan ayı ay takvimine göre belli olan Ramazan ayıdır. Bir aydır. Biz bu bir ay içerisinde Biz bu bir ay içerisinde ne yapacağız? Hastalık ve işimiz, önemli işlerimiz olduğu günler dışında müminlerle bir araya gelerek karşılıklı Kur'an'la yani Kur'an'ı kendimize indireceğiz. Yoldan bazı konularda yoldan sapmış olabiliriz. Bakara 185 üzerinden konuşuyorum. Bazı konularda yoldan sapmış olabiliriz. Ne yapacağız? Yola gireceğiz. Allah'ın belirlediği yola gireceğiz. Allah'ın gösterdiği yola gireceğiz. Ondan sonra hakla batılı, doğruyla yanlışı ayırma konusunda zafiyetlerimiz olabilir. Ne yapacağız? Kur'an'la rehabilite olarak müminler birbirine destek olarak rehabilite olacağız ve ne yapacağız? Hakla batılı, doğruyla yanlışı göreceğiz. Yani yörüngeden çıkmışsak tekrar o yörüngeye, tekrar o yörüngeye gireceğiz. Kur'an'ı kendimize indireceğiz. Hastalık ve önemli işlerimizin dışında ki kalan günlerde sıyamı mükemmel bir şekilde yapacağız. Başka aylarda yapacağız diye bir şey yok. O ayda yapabileceğimiz kadar yapacağız ki ben kendi adıma bugünkü kendi şartlarımda bu siyamı Ramazan ayının içerisinde 8 gün veya 9 gün yapabileceğimi görüyorum. Kendi durumum böyle. Herkesin durumu farklı olabilir. Yani bunun sabit bir sayısı yoktur. Ramazan ayında yapabileceğimiz kadar siyam yapmak. Müminlerle bir araya gelerek bu ayı Kur'an ayına dönüştürmek ve Allah'ın bize verdiği nimetlerin karşılığını vermeye çalışmak. Bu ay içerisinde nedir? Suresi nedir bunun? O siyah iplik, beyaz iplik mevzusunda Ramazan ayı içerisinde sabah gün doğarken ve akşam güneş battığındaki aradaki zamandır. O zaman içerisinde ne yapacağız? Kendimize bir program yapacağız. Müminlerle birlikte kendimize bir program yapacağız ve ne yapacağız? Kampa gireceğiz ve kendimize Kur'an'ı indireceğiz. Ya dersin başında geleneğin mukabelesine benzetmiştim ben bunu. Yani ya tabii mukabele derken anlamayarak Kur'an okuyup bölüm bölüm hatim indirmek değil de anlayarak Kur'an okumaları yaparak birbirine Kur'an'ı anlatmak demiştim. Herkes bir konuyu anlatarak bir aydınlanma ortaya çıkması, Kur'an'ı kendimize indirmek, hakla batılı, doğruyla yanlışı ayırma faaliyeti olarak demiştim. Kendimize bir program belirleyeceğiz ve bu bu program doğrultusunda elimizden geldiği kadar Kur'an'ı ne yapacağız? Kendimize indireceğiz. Sabah gün doğarken başlıyor. Akşam güneş battığında bitiyor. Güneş battığından gün doğana kadar olan vakitlerde serbestiz. Yiyin, için, keyfinize bakın anlamına gelir. Ve dediğim gibi bir ay içerisinde yapabileceğimiz kadar siyamdır. Süresi budur. Başka aylarda yapmak diye bir şey yoktur. E bunun yanında Ramazan ayı içerisinde yapabileceğimiz siyam da dediğim gibi bizim şartlarımıza göre gündüzdür. Gündüz yapılması gerekir ve yapabildiğimiz hastalık ve işimizden arttırabildiğimiz kadar bir zamandır. Evet.

Yani sıyam ve savım oruç tutmak değildir. Siyam eğer geleneğin tanımladığı gibi oruç tutmaksa, orucun nasıl bozulduğu, kefareti veya kazasının ne olduğu neden Kur'an'da geçmez? Bak sorular soralım şimdi. Şimdi sorular soralım. Yani Kur'an'a bakıyoruz. Sıyan bazı suçlara karşı kefaret oluyor. Geleneğin tanımına bakıyoruz. Orucun kefaretlerinden bahsediyor. Kur'an'da orucun kefareti diye bir şey yok. Siyamın, savmın kendisi kefaret zaten. Niye bunlar Kur'an'da geçmiyor? Siyamın kefareti niye geçmiyor? Nasıl bozulduğu, siyamın nasıl bozulduğu niye geçmiyor? Kazasının kazası niye geçmiyor mesela? Orucun kazası niye geçmiyor? Evet. Aç olanlar dünyanın bazı coğrafyalarında insanlar günde bir öğün zor yiyor. Bu insanlara siz oruç tut mu diyeceksiniz. Bu insanlar nasıl oruç tutacak? Bu insanlara oruç tutun diyebilir misiniz? Günde bir öğün yemek zor yiyenler. Oruç bu sadece bu tokları mı ilgilendiriyor? Amaç açın halinden anlamaksa aç olanlar neden oruç tutuyor? Geleneğin orucunu eleştiriyoruz biz şu anda. Geleneğin orucuna sorular soruyoruz. Açın halinden aç kalmak. Açın halinden anlamak için aç kalıyorsan sakatların halinden anlamak için de sakat mı kalmalıyım? Veya zenginin halinden anlamak için zengin olmam gerekmiyor mu? Veya Ramazanın bereketi aç kalmak mı? Kur'an'ın indiği ay aç kalarak mı geçirilmeli? Kur'an'ın indiği ayı aç kalarak mı kutlayacağız? Allah insanlar aç kaldığında mı razı olacak? Allah'ın bize verdiği nimetlerin karşılığını aç kalarak mı vereceğiz? Bakara suresinin 185. ayetin sonu. Perhiz yapmak, oruç tutmak. Oruç ayı. Perhiz ayı mı? Perhiz insanı takvaya ulaştırır mı? Amaç takva ya. İnsanlar Ramazan'da daha çok yiyor. İftar, sahur, yemek ziyafetlerine dönüşüyor. Bunu nasıl izah edeceksiniz? Veya ağıza giren mi? Hani amaç takva ya. Ağıza giren mi takvayı bozuyor? Ağızdan çıkan mı takvayı bozuyor? Bir de bu açıdan bakmak lazım. Ağıza giren mi yoksa ağızdan çıkan mı insanın takvasını bozuyor veya aç kalmak insanın takvasını arttırıyor mu? Çünkü siyamda amaç takva. Bakara 183, 187. Amaç takva olduğuna göre açlık takvayı arttırıyor mu? Amaç takva olduğuna göre aç olanların takvası neden artmıyor? Neden insanlığa bir faydası yok? Rabbimiz haşa yanlış bir reçete mi sundu bize? Neden insanlar oruç tutuyor ama insanlığa hiçbir faydası yok? Kur'an'ın indiği ay oruç tutuyoruz ama insanlığın ne Kur'an'dan haberi var ne de tutulan orucun insanlığa bir faydası var. Hatta insanlar oruç tuttuğu için bir şey yapmış gibi havalara giriyor. Sinirleniyor, agresifleşiyor. Takvanın daha çok dışına çıkıyor. Oruç tutmayanlara şiddet uyguluyorlar. Psikolojik şiddet, sözlü şiddet, fiziksel şiddet. Ya sana ne? Sen kendin için oruç tutuyorsun. Başkasından sana ne? E demek ki tuttuğun oruç sana takva sağlamıyor. Amaç takva. Senin tuttuğun oruç sana takva adına hiçbir şey vermiyor. Takva Allah'ın sınırlarının dışına çıkmamaktır. Sizler Allah'ın sınırlarını bilmiyorsunuz ki dışına çıkacaksınız. Trafik kurallarını bilmeyen bir insan trafik kurallarına nasıl uyacak? Allah'ın kurallarını bilmeyen bir insan Allah'ın sınırlarına nasıl uyacak? Nasıl takvaya ulaşacak? Yani rabbimiz takvaya ulaşın diye siyamı yazdım derken Bakara 183. ayette orucu mu yazdı bize? Orucu yazdıysa tutulan orucu takvaya niye ulaştırmıyor bizi? Rabbimiz yanlış bir reçete mi sundu? Yoksa atalarımız her kavramı tahrif ettiği gibi savmı da mı tahrif etti? Evet. Buna cevabım nedir? Evetir. Bütün kavramların canına okudukları gibi ne yaptılar? Savmın, siyamın da canına okudular. Evet arkadaşlar bu arada kan şekerim de düştü. Bayağı yoruldum. 2 buçuk saat olmuş ya. Arkadaşlar benim savım ve siyah sağım ve siyah hakkında benim söyleyeceğim bunlardır. Evet. Yani ben alternatif yorumları tabii ki biliyorum. Yorumları okuma şansım yok şu an. Birikmiş bir sürü yorum var. Benim bu yorumları okuma şansım yok. Fakat ne söylendiğini az çok biliyorum. Dolayısıyla o özellikle çok söylenen, dillendiren konular hakkındaki yorumumu, eleştirimi de zaten yaptım. Evet. Yani Ramazan kelimesi anlamındaki farklı yorumlara katılmadığımı, şerir kelimesine yüklenen farklı anlamlara neden katılmadığımı ifade ettim. Siyah iplik, beyaz iplik mevzusunun neden katılmadığımı ifade ettim. Müminlerce yani herkesin Ramazan ayı farklı olur iddiasına neden katılmadığımı siyam kelimesinin karşılıklı yapılmasından dolayı ve Ramazan ayı ifadesinin ve şehir kelimesinin bizzat Ramazan ayını işaret ettiğim yani alternatif yorumları ben biliyorum ve onlara neden katılmadığımı da ifade ettim. Söylediklerim ortadadır. Sizler aklını kullanan, sorgulayan insanlarsınız. Varsa benim kanıtımı, söylediğimi çürütebilecek insan da buyursun, çürütsün. Ben de ne yapayım? Kendimi düzelteyim. Yani bu şöyle olmuyor. Ben ne yapıyorum? Kur'an'ın kelimeleri nasıl kullandığına bakıyorum. Y iç kelimesini nasıl kullandığına bakıyorum. Y iç kelimesini vahyi yiyip içmek diye çevir anlıyorlar. Vahyi içmek kelimesinin Maide 113. ayette ifade edildiğini söylüyorum. Yiğin için ifadesinin Kur'an'da geçtiği diğer ayetlerle yapıyorum, kullanıyorum. Şehir kelimesini Kur'an'daki diğer ayetlere göre yorumluyorum. Yani anlatabiliyor muyum? Dolayısıyla ben kendimden eminim. Çünkü çok kafa yordum. Bu zamana kadar sallamaktaki çok affedersiniz sallamaktaki sebebim de zaten buydu. Hem kendi Kur'an çalışmalarım var. Hem bu sıam girdi işin içine. Arada seyahatler girdi işin içine. Hep gecikti gecikti. Bugün bu yayını yapmak nasip oldu. Söylemem, söylemek istediklerimi, söyleyeceklerimi de söylediğimi düşünüyorum. Dolayısıyla benim savum ve siyam hakkında söyleyeceklerim budur. Söylediklerim zaten video YouTube kanalımda duracaktır. Oradan benim iddialarımı, kanıtlarımı çürütebilecek insanlar varsa farklı düşünenler kanıtlarını ortaya koyar da benim tezlerimi çürütebilirlerse buyursunlar. Ben de ona ne yaparım? Teşekkür ederim. Evet. Evet. Mehmet Bey. Aynen. Sıyam aç ve susuz kalmak değil. Takva sahibi olmak için karşılıklı kitabı okuyup anlama faaliyetidir. Kesinlikle katılıyorum. Çevremde siam yapabileceğim kimse yok maalesef demiş bir kardeşimiz. Aynen. Ben de aynı durumdayım. Ben de aynı durumdayım. Evet. Yoruldum. Evet yoruldum. Sakız siyahı bozar mı diye bir soru soran olmadı. Eyvallah İsmail Evçi kardeşim. Eyvallah abiciğim. Evet. Yani ben çok kafa yordum. Alternatif fikirleri elime aldım. Çevirdim. Çevirdim. O anlamlara zorladın. Kesinlikle oturmuyor. Olmuyor. Yani Kur'an'ın dışına çıkmadığımız zaman yani Kur'an'ın iç bütünlüğüne çıkmadığımız zaman, Kur'an'ın içerisinden baktığımız zaman sıyamdan çıkacak anlam budur. Başkasına, hangi birine zorladıysam yok. Benim ikna olduğum tanım budur. Ömrü boyunca aç kalmayı sıyam görerek ömür tüketen bizler sanırım yaşamımızı artık sıyamla geçiyor diyebilir miyiz kardeşim? Eyvallah İbrahim abi. Eyvallah. Deha kardeşim Kur'an'ın indirildiği ay ifadesi var ya. Şimdi bu ay sabit ise nasıl 10 gün geri gidiyor? İnsan bunu düşünüyor. Tamam ama Kur'an'ın ay tanımı ay takvimine göre Kur'an'ın ay takvimine ay tanımı zaman ölçüsü olarak Kur'an ay takvimini baz alıyor. Bakara 180 Bakara 189 ve Bakara 189'un da siyam ayetlerinin peşine geldiğini düşünün. 187, 188, 189. 189 ayın zaman ölçüsü olduğunu söylüyor. Şimdi 10 gün geri geldiğini ay takviminin Allah bilmiyor muydu? Neden bize ayı zaman ölçüsü verdi? Hac için zaman ölçüsü verdi. İnsanlar için zaman ölçüsü verdi. Dolayısıyla 10 gün geri gelmesinin benim için hiçbir sakıncası yoktur. Ay takvimi ayın hareketlerine göre hareket eder ve ay takvimi yılda 10 gün geri gelir. Hiçbir sıkıntı yoktur benim için. Niye 10 gün geri geldiğini aya sormak lazım. Ay sen niye 10 gün geri geliyorsun? Ey ay takvimi demek lazım. Ay takviminin özelliği bu. Ayın hareketlerine göre yani güneş takvimi değil kullanılan. Yani Kur'an'ın indiği toplumun kullandığı takvim güneş takvimi değil. Ayrıca ben Allah bana diyor ki yılda bir ay siyam yapacaksın. Yapabildiğin kadar siyam yapacaksın. Bunun hangi ayda yaptığımın ne önemi var? Ay yılda bir ay siyam yapacağım ben. Hangi ayda yaptığımın ne önemi var? Bu bir. Cuma salatı, dayanışma salatı gerçekleştireceğim. Haftanın hangi günü oluşunun ne önemi var? Haftada bir gün cuma salatını gerçekleştireceğim ben. Toplu müminler olarak gerçekleştireceğiz bunu. Hangi gün olduğunun ne önemi var? Ramazanın hangi ayda olduğunun ne önemi var? Çok gereksiz bir tartışma. Gelenekçilerin sakız orucu bozar mı? İşte kusmak orucu bozar mı? Aşı orucu bozar mı gibi bir tartışma olarak görüyorum. Amaca odaklanmalıyız arkadaşlar. Amaca. Biz amaca odaklanmadığımız için gereksiz araçlarda boğulup gidiyoruz. Boğulup gitmeyelim. Takvaya odaklanalım. Takvaya. Takvaya odaklanalım. Yani ayın sabit kalması veya 10 yıl geri gitmesi ya gerçekten benim için hiçbir önemi yok ya. Ben yılın bir ayında yapabildiğim kadar siyam yapmamı istiyor Rabbim. Şubat'ta yapmışım, Temmuz'da yapmışım. Yılda bir ay yapacağım sonuçta. Kimsesiz beyefendi siz yayının başını izlemediniz galiba. Siz yayını baştan izlemediğiniz için bana 3 ile 10 günü soruyorsunuz. Yayının başını izlemenizi tavsiye ederim. Eyvallah. Ayın dünya etrafında dönüşü daha kısa zamanda olduğu için. Eyvallah İbrahim abi. Bayram kavramı yok. Bayram diye bir şey yok. Evet. Bayram diye bir şey yok arkadaşlar. Evet. Evet. Şehru Ramazan ifadesi özel isimdir ve Ramazan ayıdır. Kur'an'da şehru kelimesinin geçtiği bütün ayetlere bakın. Bütün ayetlere bakın. Şehru hepsi aydan bahseder. Somut aydan bahseder. Şehru Ramazan ayı da Ramazan ayıdır. Ve devamında ne diyor? "Kim o aya ulaşırsa" dai ay kelimesinin başında elif lam var. Elif lam ne demektir? Bilinen ay demektir. Belirlilik ifadesidir. Ve o aydır. Yani Ramazan ayı. Kimsesiz bey ben kimseye benim dediğime itaat edin demiyorum ki. Dediğimi de kabul edin demiyorum ki. Az önce dedim iddiamı çürütebilecek varsa yorumlarda beklerim. Yorumlarda beklerim. Yani yazın yorumlarda. Ben dediklerime mutlak şekilde uyum. En doğrusunu ben söylüyorum diye bir şey demedim ki. Ama kusura bakma yani ortaya bir iddia atılıyorsa bu iddia sağlam olmalı. Kur'an'ın iç bütünlüğüne uymalı. Yani ben bugün dersteyken kadim lügatlerden örnekler verdim ama o kadim lügatlerde birçok böyle ünlü lügatlere de baktım. Kur'an'daki tanımına oturmadığı zaman ben onları bile kabul etmiyordum. Kur'an'ın hiç bütünlüğüne uyacak teziniz, iddianız, şehir kelimesi ay anlamına gelmez dediğiniz zaman bana en azından Kur'an'dan bir kırıntı gösterebileceksiniz. Kur'an'da birçok şehir kelimesi geçiyor. Hepsi ay anlamına geliyor. Yiyin için ifadesi. Somut yeme içmeden bahsetmiyor. Somut yeme içmeden bahseden ayetleri de gösterdim. Hepsini gösterdim. Sıyam kelimesinin anlamı üzerinden yola çıkın. Savımla siyamı birbirinden ayırın. İkisi aynı anlama gelmez dedim. Adam savma da aynı anlamı veriyor. Sıyama da aynı anlamı veriyor. Sıyamın ne olduğunu bilmiyor. Ondan sonra sen şurada yanılıyorsun diyor. Olmuyor öyle bu işler olmuyor. Anlatabiliyor muyum? Evet. Amaca odaklanmıyor insanlar. Evet. Amaca odaklanmıyor insanlar. Amaca. Amaç nedir? Takvadır arkadaşlar. Siyam yapmazsanız cezası yoktur ama yaparsanız faydası çoktur. Takva amaçtır. Takvalı olmazsanız da nedir? Cezası çoktur. Amaç takvadır. Biz siyamı tartışacağımızda takvaya ulaşmayı tartışmalıyız. Takva daha önemli çünkü. Hüseyin abi yiğin için ifadesini ben az önce anlattım. Herhalde sen yayına şimdi geldin. Hüseyin Yılmaz abi yiyin için ifadesini ben somut yeme içme olmadığını yaklaşık yarım saat önce izah ettim. Güneş battıktan sonra yiyin için, keyfinize bakın. Ne yaparsanız yapın. Fakat aydınlık ortaya çıkmaya başlayınca geceye kadar siyam yapın diyor. Bunu anlamak zor bir şey değil ki. Siyah iplik, beyaz iplik birbirinden ayrılıncaya kadar nedir? Oradaki gece ile gündüz birbirinden ayrılıncaya kadar. Gece ile gündüz, beyaz iplik, gündüzü, siyah iplik geceyi ifade eder. Hak ile batıl, doğruyla yanlış iddiasını ortaya atanların devamındaki cümle yalanlıyor. Hak ile batılı, doğruyla yanlışı ayıracağım. Ondan sonra bir de geceye kadar sıyamı tamamlayacağım. Bu mu oturuyor? Yani asıl çelişki burada. Asıl çelişki burada. Yani hakla batılı, doğruyla yanlışı ayırdım. Ondan sonra geceye kadar sıyamı tamamlayacağım. Asıl çelişki burada abi. Tarık abi hoş geldin abi. Abi telefonum var abi ararsın beni. Muhabbet ederiz sıkıntı yok. Kafanda soru işaretleri varsa konuşuruz. Evet. Allah razı olsun Kerim kardeşim. Funda Bukoğlu kardeşim. Aynen. Aynen. Ziya Güler Bey siz öyle farklı anlıyor olabilirsiniz. Bizden öncekilere yazılan siyamda Tevrat'tan örnek verdim. Başkası Ginzadan versin. Öbürü İncil'den versin. Başka birinden versin. Ben bizden öncekilere yazılan dan bir tanesinden örnek verdim. Tevrat'taki pasajında bizden öncekilere yazılan sıyam olduğuna ikna olduğum için verdim. Siz ikna değilseniz vermeyebilirsiniz. Yani hiç sıkıntı yok. Güzel bir soru. Ali Gün doğdu kardeşim. Biz ya ben kendi adıma siyam yapma şansım çok zor. Muhtemelen sağım yapacağım. Evet arkadaşlar. Arkadaşlar gerçekten şu an şekerim düştü. Y yavaş yavaş titremeye başladım. İzin verirseniz müsaade isteyeyim. Bugün günlerden neydi? Günü de şaşırdım. Çarşamba akşamıydı. Perşembe, cuma. Cuma veya cumartesi akşamı bir yayın daha yapar. Bu sefer sorulu cevaplı sohbet ederiz. İbrahim abi ben onu düşünüyorum biliyor musun? Ya mümkün olduğu kadar her Ramazan akşamı belki 2 saat olmaz ama bir saat yayın yapalım diye düşünüyorum. İbrahim abi yani Ramazan sohbetleri diye. Tamam artık ismini siz koyun. İsmini siz koyun. Siyam sohbetleri mi diyelim, savm sohbetleri mi diyelim, Ramazan sohbetleri mi diyelim. Eee, böyle bir sohbet aslında mantıklı olur. Siyam yapamıyoruz. En azından böyle bir organizasyon yaparız diye de düşünüyorum. Eee uygunsa bunu değerlendirebiliriz. Hatta şöyle yaparız. Eee bir terslik olmazsa yarın akşam yine bir bir saat sohbet yaparız. Ramazan'da her akşam bir saat sohbet yaparız. Bir terslik olmazsa. Her akşam için söz vermiyorum. Bir terslik olmazsa eee bir terslik derken başka bir program olmazsa akşamları bir saat sohbet yapalım o zaman. Evet. Eyvallah. Her gün olsun. Tamam o zaman öyle sözleşelim. Farklı bir program olmadığı, istisna olmadığı sürece her akşam sohbet yapalım o zaman. Tamam. Çok teşekkür ediyorum. Kafanızda soru işaretleri olabilir. O zaman yarın akşam eee yarın akşam yine aynı saatte 1 saat ama her akşam 1 saat çünkü 2 saati kaldıramam şu an. Eee hayatımı çok zorlaştırmıyor ama biraz bende kan şekerimin düşme rahatsızlığı var. Hayatımı çok zorlaştırmıyor. Çok sıkıntı çekmiyorum ama eee şimdi biraz hafiften titreme başladı. O yüzden yayını bitirmem gerekiyor. Yarın akşam o zaman bir terslik olmazsa yarın akşam buluşalım. Kafanızda soru işaretleri olur. Eee soru işaretlerini yine gidermeye çalışırız. Farklı konular da konuşabiliriz. Yalnız arkadaşlar yayının tamamını izlemeyenlerin bir baştan izlemelerini tavsiye ederim. Bunun içindir diyorum. Derste anlattığım konuyu arkadaşlar soruyorlar bana. Ben o konuya değinmiştim mesela derse. Tekrar işlediğim konuyu bana soruyorlar. Dolayısıyla yayının tamamını izlemeyenlerin bir yayının tamamını bir izlemesini tavsiye ediyorum. Evet Tarık abi kafanda soru işareti varsa dediğim gibi görüşebiliriz. Hepinizi kendisinden başka ilah olmayan Allah'a emanet ediyorum. Bol siyamlı günler diliyorum.