📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

2008 Krizi Türkiye'yi Nasıl Etkiledi? Türkiye Krizden Nasıl Çıktı?

49W19:22

Transcription

Ne haber Ömer? Seni uzun süredir görmüyorduk. Uzun zamandır çekmiyordum. Ben de şaşırdım. Yanımda sen yoksun. Çok sevilen serimiz Krizler Serisi'nin 2008 Krizi bölümündeyiz. Bugün şu soruya cevap arayacağız: 2008 krizi gerçekten de Türkiye ekonomisine teğet mi geçti? Bu sorunun cevabını ben vermeyeceğim. Ben sadece olayları anlatacağım. Cevabı yorumlarda izleyicilerimiz versin.

[Müzik]

Terbiyesiz! Şimdi her zaman yaptığımız şeyi yapalım. Krizin öncesine gidelim. Ama bu sefer bir şey farklı yapacağız. Daha önceden krizler Türkiye'nin kendi içsel dinamikleri sonucunda oluyordu. Yani 2001 krizi, 94 krizi Türkiye'nin kendi yerel krizleriydi. 2008 krizinin farkı, bunun aslında Türkiye'nin dışında kapitalizmin merkez ülkelerinde ortaya çıkmasıydı. Nerede? Amerika'da. Dolayısıyla bu krizin sebeplerini açıklamak için önce küresel ekonomik sistem nasıl dönüştü? İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bunu biraz konuşalım.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yeni bir küresel ekonomik düzen var oldu. Bunun adı da Bretton Woods sistemiydi. Peki Bretton Woods sistemi neydi? En ayırt edici özelliği neydi? Ne? Yaşar? Aynen öyle. Biliyorsun bu konuları. Altın standardı şuydu: Doların değeri altına sabitlendi. Ne kadar altınım varsa o kadar dolar basabileceksin demek. Bu diğer kurların da, diğer ülke kurlarının da dolara sabitlenmesi. Dolayısıyla bütün bir küresel ekonomik sistem altın üzerinden şekillenir. Yani bütün parasal genişlemeler altın üzerinden temellendiriliyordu.

Ama bu sistem sürdürülebilir olmadı. Neden? Çünkü 1970'lere geldiğimizde Amerika kendi bütçe açıklarını bu sistemle finanse edemez olmuştu. Vietnam Savaşı'nın Amerikan ekonomisine yarattığı negatif etkiler Amerika'yı bu sistemi terk etmeye yetti. Neden? Çünkü sen altına bağlı olduğun zaman doların değerinin ne oluyor? İstediğin gibi parasal genişleme yapamıyorsun. İstediğin gibi dolar basamıyorsun. Dolayısıyla bu aslında Amerika'ya bir nevi pranga olmaya başlıyor. Bir noktadan sonra Amerika 1971'de Bretton Woods sistemini terk ettiğini açıklıyor. Ve 1971'den sonra Erinç Yelda'nın deyimiyle dünyada ilk kez para herhangi bir standart mala bağlı olmuyor. Standart mal ne olabilir? Gümüş olabilir, altın olabilir. Dünyada ilk kez paranın değeri tamamen kurgusal, tamamen beklentiler temeli ortaya çıkacak. Beklentiler dediğimizde aslında oyuncuların o ülke ekonomisinden beklentisi ve spekülatif oyunlar üzerinden şekilleniyor.

Dolayısıyla diyor ki, 1971 sonrası dünya yeni bir yola girdi. Bu yolda bu finansal küreselleşme yolu da tamamen hayali değerlere dayalı bir finansallaşmaydı. Yani önce altın standardı terk edildi. Daha sonra finansal piyasaların hacmi sürekli arttı. Finansallaşma sürekli arttı. Bu finansallaşmanın artması ülkeler tarafından teşvik edildi. Seni sürekli anlattın, deregülasyon dönemi başladı. Yani küreselleşme beraberinde finansal deregülasyonla geldi. Finansal deregülasyonlarda şu: 70'ler öncesi Keynesyen mantık şunu diyordu: Finans bir ulusal meseledir. 70'lerden sonra ise finans artık bir ulusal mesele olmaktan çıktı. Yani ne oldu? Sermaye akışı hızlandı. Sermayenin önündeki engeller tamamen ortadan kalktı.

Eski sistemde, 1950 ve 1974 arası özellikle, Dünya Altın Çağı'nı yaşadı ekonomik olarak. Bütün dünyada ortalama büyüme %2.9 civarlarındaydı. Latin Amerika'nın, Afrika'nın, Asya'nın emekçileri reel anlamda gelirlerinde bir yükseliş gördüler. Yani bu dönem Amerika'da da şey geyiği var ya, "Buralar hikaye" Amerikan Rüyası'nın olduğu dönemi. Herkesin inanılmaz para kazanıyor, değerli anlamda ücretler çok artıyor. Ama ne oldu da bu sistemin sonuna geldi? 1960'ların ortasından itibaren biz Amerika'daki şirketlerin karlılığına baktığımız zaman bir düşüş görüyoruz. Yani Amerika'daki sanayi şirketleri artık kar edemez olmaya başlıyorlar. Daha az kar etmeye başlıyorlar. Dolayısıyla yavaştan sistemi sürdürülemez olduğu ve tehlike çanlarının çalmaya başladığı anlaşıldı. Bretton Woods sisteminin terk edilmesi ve sermayenin önündeki bütün engeller ortadan kaldırıldığından itibaren de, yani 1980'lerin ortasından itibaren de biz tekrardan Amerika'da firmaların karlarının arttığını görüyoruz.

Yani aslında şöyle oluyor temelde: Büyük sermaye, büyük firmalar karlılıklarını arttıramaz oluyorlar ve bu karlılıklarını arttırabilmek için yeni bir şey icat ediliyor. Ne o? Finans Kapital. Yani finansal piyasalar ne kadar güçlenirse, ne kadar hacimleri artarsa, esas faaliyet dışı karları o kadar arttırabiliyor firmalar. Ve dolayısıyla biz 80'den sonra şunu görüyoruz: Firmalar daha çok kar ediyor ama firmaların sabit sermaye yatırımları artmıyor. Yani firmalar kar ettikten sonra o parayla tekrardan kendi üretimlerini arttıracak yatırımlara para harcamıyorlar. Onun yerine finansal piyasalarda o parayı döndürüyorlar ve esas faaliyet dışı karı yazmaya başlıyorlar. Yani 80'den sonra biz aynı zamanda şunu görüyoruz: İşçilerin reel gelirleri azalıyor. 80 sonrası bu düzen Erinç Yelda'nın deyişiyle sürdürülemez bir düzen. Finans Kapital önünde hiçbir engel yok ve finans Kapital sürekli genişliyor. Yani buradaki mantık şu aslında: Sermaye sürekli daha fazla faiz geliri, finansal enstrümanları kullanarak kazancını arttırmak istiyor. Ve Elit Yerda diyor ki, bu sistem dolayısıyla bizi aslında bir çıkmaza doğru getiriyor. Çünkü üretim odaklı değil. Amerika'daki krizin sebebi de budur aslında.

Enstrümanlar ortaya çıkıyor. Bunlardan en ilginçlerinden birisi de bu mortgage temelli enstrümanlar mı? Terminolojik olarak da bu mortgage'ı. Yaşar söylememi istedi yoksa ben hani ayıp olmasın diye söylemeyecektim. Çok güzel bir hikaye. Benim çok hoşuma gitti bu arada. Müthiş bir mühendislik, sihirbazlık daha doğrusu. Şimdi sizin normalde 70'lere kadar, 80'lere kadar şöyle oluyor: Ev alacaksınız diyelim. Gidiyorsunuz bankaya, diyorsunuz ki "Kardeşim ben ev alacağım, mortgage verebilir misin? Kredi verebilir misin?" Banka ise krediyi veriyor. Siz o bankaya borçlu oluyorsunuz. Kredi bitene kadar da, ki bu kredilerin süresi çok uzun oluyor, 30-40 yıl kadar olabiliyor, siz bu parayı ödüyorsunuz bankaya.

Amerika'da sonra müthiş bir şey keşfediyorlar. Mesela Yaşar bir firması var, Yaşar'ın bir yatırım bankası var. Yaşar mortgage veriyor. Sonra o mortgage'ı satıyor birine. Sonra o mortgage'ı alıp başka bir kuruma satıyor. Bu satış işleminden de komisyon alıyor. Dolayısıyla Yaşar'ın çıkarı sürekli daha fazla mortgage verip başkalarına satmak. Şimdi sen o mortgage'ı başka bir finansal kuruluşa sattın. Sonra finansal kuruluşlar farklı farklı mortgage'ları bir araya getiriyorlar. Onları bir paket haline getirip farklı bir restoran yaratıyorlar. Paketlerde şöyle oluyor: Bir Yaşar'ın mortgage'ı var orada, bir işte Can'ın mortgage'ı var. Farklı farklı şehirlerdeki farklı farklı mortgage'lar bir araya getiriyor. Yani aslında sanki bir çeşitlilik de var gibi gözüküyor. Yani daha az riskli. Ve bu paketler kredi derecelendirme kuruluşları tarafından derecelendirilip değerlendiriliyor. Yani mesela siz A paketini aldıysanız, bu çok az riskli demek.

Sonra ama sistem her zaman şunu düşünür: Finansal Kapital daha fazla kar, daha fazla faiz geliri, daha fazla getiri. Bir noktada piyasadaki mortgage'ların sayısı azalmaya başlıyor. O zaman ne yapacaksınız? Kese yeni vurmuşlar sürmeniz lazım. O zaman ne yapıyor o bankalar, bu işte mortgage veren firmalar gidiyorlar daha riskli mortgage'lar vermeye başlıyorlar. Subprime mortgage. Yani daha riskli mortgage istediğin şu aslında: Düşük bir kredi geçmişi olan, ödeme yapması zor olan adamlara mortgage vermeye başlıyorsun. Sonra burada da yine aynı paketleri alıyorsun. Bunları da bu sefer B paket, C paket diye satmaya başlıyorsun. Dolayısıyla piyasayı çürük varlıklar domine etmeye başlıyor. Dahası kredi derecelendirme kuruluşları belli yolsuzluklar sonucunda düşük riskini değerlendirdikleri şeylerin düşük riskli olmadığı ortaya çıkıyor. Mortgage'lar temerrüde düşmeye başlandığı zaman da bütün sistem zaten çöküyor. Çünkü o mortgage'lara paketleyen var, o paketi alan kuruluşlar var, o paketi sigortalı yatanlar var. Derken bütün bir finansal sistem o piyasaya bağlı olduğu için çöküş başlıyor. Lehman Brothers çöküyor, Merrill Lynch çöküyor. Merrill Lynch sonradan, ben kafa, Amerika ile birleşecek. Bu konuyla ilgili zaten biz daha önce video yaptık. Detaylı bakmak isteyen o videoyu izleyebilir. Bir de konuyla ilgili çok fazla güzel film yapıldı. The Big Short güzel bir filmdi, öneririm. İkincisi de Inside, Inside çapta belgeseldi. O da hani niteliklidir. Onu kesin izleyin.

Şimdi 2008 krizi oldu, bitti. Türkiye'ye etkisi oldu. Türkiye'yi teğet mi geçti? Buraya gelelim. Şimdi hikayenin Türkiye ile hiçbir alakası yok. Türkiye'de şöyle bir alakası yok: Türkiye'nin finansal kuruluşları bu mortgage piyasalarında da yok. Dolayısıyla göbekten bir bağımız da yok. Ama Türkiye'yi çok fazla etkiliyor. Şöyle çok fazla etkiliyor: Kriz başladıktan sonra 2008'in başıyla 2009 arasında gayri safi milli hasılası en çok düşen ülke orası olarak Türkiye. O seri ülkeler aslında. Dolayısıyla Türkiye'de ilk başta çok büyük bir şok dalgası oluyor. Bir anda ihracat duruyor, hane halkı tüketimi duruyor. Bir panik havası oluyor. Dışarıya sermaye kaçışı oluyor. Çünkü Türkiye ekonomisi 2008'e gelene kadar hep sermayeden besliyordu, dış sermayeden besliyordu. O sermaye bir anda çıkıyor.

Ama şunu da söylemek lazım: Türkiye ekonomisinin 2002 ile 2007 arasında o çok bahsedilen büyümesi, 2006'dan beri hafiften yavaşlamaya başlamıştı. Yani esas büyüme burada 2002 ile Türkiye ekonomisinde 2005 arasıdır. O da aslında biraz Merkez Bankası'nın da bilinçli bir tercihi olarak Türkiye ekonomisi biraz soğuma dönemindeydi. Soğuma dönemi dediğimde faizlerin arttırıldığı, büyümenin birazcık bilinçli bir şekilde yavaşlatıldığı bir dönemde Türkiye bu krize yakalandı. Bunu niye anlattım? Şu yüzden anlattım: Türkiye'nin krize vereceği tepkide bu öncesi önemli olacak.

Şimdi Türkiye'nin diğer Avrupa ülkelerinden farklı şu: Yaşar, Türkiye'de içeride bir finansal kriz olmuyor. Türkiye'de finansal sektörün 2001 sonrası stabilizasyon programlarıyla beraber reforme edilmesi kaynaklı finansal piyasalarda bir kriz görmüyoruz. Yani Türkiye'nin bankaları, bizim 2001 ve 94'te benim sürekli söylediğim o kırılgan banka sistemi, kırılgan finansal piyasalar artık yok. Türkiye'nin enflasyon sorunu da yok. 2008 öncesinde bizim 94'te, 2001'de sürekli bas bas bağırdığımız bütün o negatif rasyolar düzelmiş. Neydi onlar? Mesela kamunun borç yüküydü. Kamunun borç yükü yükü düşmüş. Kamunun faiz harcamaları düşmüş. Artık kamu maliyesi daha sağlam. Dolayısıyla bu makroekonomik yeterlilik, makroekonomik dayanıklılık Türkiye'nin krize güçlü bir cevap verebilmesiyle sonuçlandı.

Yani bundan önceki krizlerle bu 2008 krizinden ayıran temel fark şudur: Türkiye 94 ve 2001 krizlerinde krizle aynı doğrultuda tepki vermek zorunda kalmıştır. Şimdi bunu anlatacağım. Anlamadım. Eko-yönetiminde iki çeşit politika üretebilirsiniz temelde. Biri counter-cyclical, yani döngü karşıtı politikalar. Diğeri de pro-cyclical, yani döngüyü destekleyici politikalar. Bu ne demek? Şimdi çok rahat anlayacağız. 94 yılında ekonomik kriz olduğu zaman devletin ilk tepkisi ne olmuştu ekonomi yönetiminin? Hatırlıyor musun? 5 Nisan kararları. Harcamaları kısıyoruz, faizleri arttırıyoruz. Bak, kriz oldu, ekonomik kriz var. Harcamaları, faizleri arttırsan ne olur? Harcamalar azalır. Ekonomi küçülür. Eğer sıkılaştırma politikaları uyguladığın zaman sen aslında ekonominin genel trendine uyumlu bir şey yapmış olursun. Genel trend neydi? Daralma trendi vardı. O daralma trendini güçlendirecek hamleler yapıyorsun. Bu pro-cyclical oluyor. 2001'de de aynısı oldu.

2008'de tam tersine yaptı Türkiye. Ama neden tam tersini yaptı? Çünkü tam tersini yapabilecek bir alanı vardı. Daha önceki krizlerin sebebi Türkiye'nin makroekonomik stabilitesindeki sorunlar ve kendi işte kamu maliyetindeki problemlerdi. Dolayısıyla döngü karşıtı politikalar üretemiyordu. Ama 2008'de Türkiye ekonomisinin maliyetini ve para yönetiminin bunu yapabilecek alanı vardı. Ne yaptılar? Kriz öncesi faizler yüksekti ya, o eski ülkeler ve gelişmekte ülkeler arasında en büyük oranda faiz azaltımını Türkiye yaptı. Reel faizler neredeyse sıfıra düştü. Bu ne demek? Tabii ki harcamaları arttıracaksın. İçeriye likidite sokuyorsun. Çünkü bir kriz ortamı olmuş, sermaye kaçmış, likidite sorunu var. Herkes tedirginlik içerisinde. Ne yapacaksın? Finansman gerekiyor. Birilerinin bir şeyleri harcaması lazım. Sen o zaman genişleyici politikalar yapacaksın. İçeriye para basacaksın.

Şimdi bu iş Merkez Bankası'nın. Merkez Bankası faizleri ayarlar, onun üzerinden para arzını kontrol eder, genişleme veya sıkılaştırma. Devlette şunu yaptı: Belli ürünlerdeki vergileri düşürdü. KDV ve özel tüketim vergilerini düşürmüşler. Bunu yapınca ne yapıyorsun? Aslında fiyatlar düşüyor ve sana aslında şey motivasyonu veriyor: Daha fazla tüketim. Yok. Türkiye'nin önceki krizlerinde ne olmuştu? Enflasyon patlamıştı. Ne olmuştu? Kur patlamıştı. Bu sefer de kur yine değerlendi. Yani Türk lirasının değeri düştü. Ama önceki krizine göre çok daha az düştü. Önceki krizlerde %35'lere varan düşüşler olmasına rağmen bu krizde %15'e kadar düştü. Enflasyon sonunda olmadı. Neden olmadı? Aslında Merkez Bankası parasal genişleme politikaları izlerken, devlet şekilde bir yandan onu dengeleyecek şekilde işte vergilerin düşürülmesini sağlamıştı. Vergiler düştüğü zaman otomatikman fiyatlar düşüyor. Üstüne bir de küresel piyasalarda MTV fiyatları düştüğü için o da aslında enflasyonist bir baskı yaratmadı.

2008 krizinde ekonomi yönetiminin bir alanı vardı. O alanı iyi kullandılar ve aslında krizin etkilerini minimuma indirebildiler genişlemeci politikalarıyla. Ben dedim ya, o eski ülkeler arasında en ciddi bir şekilde gayri safi milli hasılası düşen ülke Türkiye diye. Ama aynı şekilde çok hızlı bir şekilde geri sekti. Yani düşüşün sertliği ile tekrardan sertliği aynı şekilde oldu ve Türkiye aslında 2009'un sonuna geldiğimizde tekrardan iyi bir seviyede büyüme oranları tutturmaya başlamıştı. Benzer şekilde sermaye çıkışı tersine döndü, sermaye girişleri oldu, ihracat tekrardan artmaya başladı. Ama Türkiye ekonomisinin esas toparlanma sebebi hane halkı tüketimlerinin artmasıydı.

Türkiye ekonomisi aslında yapısal olarak yatırım odaklı büyüyen bir ekonomiden ziyade tüketim odaklı büyüyen bir ekonomi. Yani gayri safi yurtiçi hasılanın parçaları var. Ne o? Yaşar, başlayalım. 1. Harcamalar yani özel harcamalar. 2. Devlet harcamaları. 3. Yatırımlar. Yani bakın bu 4 bileşen de artarsa sizin gayri safi milli hasılanız artar. Şimdi Türkiye ekonomisi genelde tüketim büyümesi ile büyüyen bir ekonomi. Birçok ülke aslında tüketime odaklı büyüyor. Yani bu aslında bir kronik bir sorun. Gelişmiş ülkelerde de öyle mi? Bakmıştım. Orada gelişmiş ülkelere bakıyordu. Onlar dahi mesela 10 yıllık periyotta çok fazla süreçte tüketim temelli büyüyorlar. Tüketim temelli büyümenin esas problemi yok. Güçlü ve sürdürülebilir bir büyüme değil. O yatırım temelli büyüyen ülkeler daha yüksek seviyelerde büyüyebiliyorlar. Dolayısıyla Türkiye'de de esas önemli nokta tüketim olduğu için, hane halkı tüketimi toparladığı anda Türkiye ekonomisi toparlamış oldu.

2009'a geldiğimizde Türkiye'nin risk primi de düşmüştü. Bütün göstergeler tekrardan eski haline gelmeye başlamıştı. 2008 krizinden sonra Türkiye ekonomisinin nispeten hızlı bir şekilde toparlanmasının en önemli sebebi aslında sisteme ve ekonomi yöntemine duyulan güven. Bu güven şu önemli: Daha önceki krizlerde biz kriz olduğu anda yerleşik firmaların ve yerleşik insanların para transfer yaptığını görürdük. Yani sadece yabancı sermaye kaçmıyor, aynı zamanda yerleşikler de paraların transfer ediyordu. Neden? Çünkü senin finansal sistemin sıkıntılı, senin bankaların batıyor. Kimse senin bankalarına güvenmediği için insanlar kendi varlıklarını transfer ediyorlardı. 2008 krizinde yaşanmadı. Dahası yabancı sermaye kaçarken aynı zamanda genelde ne oluyordu? Bizim önceki krizlerde yerleşikler Türk lirasına güvenmediği için dolara hücum oluyordu. O da ekstra Türk lirasının değerinin düşmesine yol açıyordu. Bu krizde bu da olmadı. Hane halkı dolara hücum etmedi. Dolayısıyla krizden çıkışta hem Türk halkının hem de yabancı yatırımcıların Türkiye'deki ekonomi yönetimine göre çok etkili bir faktör oldu.

Ama 2000'lerin şöyle bir özelliği vardır: Önceki dönemden farklı olarak daha yüksek işsizlik görürüz biz. Yani 2008 krizi ilk çıktığı anda da Türkiye rekor bir işsizlikle karşılaşıyor. Şimdi Türkiye'nin 2008 krizinin başında niye bu kadar etkilendiğini gerçekleşmek lazım. Sebebi ne? Yaşar? Aynen öyle. Senin çok sevdiğin Erinç Yelda'nın çok sevdiği Türkiye ekonomisi büyümesini aslında cari açığa borçlu. Türkiye ekonomisi ne zaman dışarıdan para geliyor, o zaman Türkiye ekonomisi büyüyor. Dolayısıyla Türkiye ekonomisi dışarıdan bu borca veya işte dışarıdan gelecek bu paraya bu kadar bağımlı olduğu için dışarıda bir şok olduğu zaman, dışarıda bir kriz olduğu zaman doğrudan etkileniyor. Aynen sen dışarıdan finansmanı sağlayarak büyüyordun. Üstüne dışarıya sürekli ihracat yapıyordun. En büyük partnerin de Avrupa'ydı. Burada kriz olunca sen de oradan etkileniyorsun.

Ha, krizin şöyle bir iyi yanı oldu: Türkiye'deki üreticiler başka alanlara, başka pazarlara açıldılar. Bir de 2008 krizinin önceki krizlerden farkı şudur. Bu da zaten ilk bunu anlatır. Önceki krizlerde Türk Lirası çok değer kaybediyordu. Değer kaybı kaynaklı ihracat hemen çok artıp ekonomiyi dengeyi getiriyordu. 2008 krizinde ihracat o kadar çabuk artmıyor. Bunun bir sebebi Avrupa'nın o etkileri kolay kolay aslında tamlaması, krizin etkilerini ve Avrupa'daki talebinin düşmesi. Diğer bir sebebi de Türk Lirası'nın değerli olması diyor. Yani aslında biz 2000'lerde şunu görüyoruz: 90'lardan farklı olarak daha değerli bir TL, daha çok ithalat, daha çok işsizlik. Yani Türkiye artık işsizlikte başka bir seviyeye çıkmış oluyor. Öncesinde %10'un altındayken işsizlik, hep 2000'lerden sonra biz %10'un üstünde bir işsizlik görüyoruz. İşsizlik orada da %8 ile başlayıp %10'lara geliyor. İşsizlik için ekonomistler "yapışkan işsizlik" o yapışkan işsizlik aslında 2001 krizinden sonra gördüğümüz bir sorun olacak Türkiye'de. Yani Türkiye büyümesi istihdam, yeni istihdam yaratarak büyümüyor ama verimlilik artıyor.

Ama mesela bu dönemle ilgili temel problemi solcu ekonomistler şey gibi görürler: Türkiye ekonomisi çok ithalata dayanarak büyüdü. İthalata dayanarak büyümek de şu aslında: Sizin kurunuz değerli olduğu zaman ara mallarını da ithal etmeye başlıyorsunuz ve aslında burada Türkiye ekonomisi çok daha kötü bir noktaya gitti. Çünkü ara malları ithal eder oldu ve kendi kendine yetemez oldu diyorlar. 2008 krizinde gördüğümüz üzere de bu kırılganlık nedeniyle Türkiye ekonomisi çok etkilendi.

Başta Türkiye'yi anladık. Peki 2008 krizinin genel etkisi ne oldu dünyada ve Türkiye'de? Yani Türkiye'de 2008 krizinden dolayı şu oldu dediğimiz net bir şey olmamasına rağmen, Türkiye'de 2008'den beri de devam eden bir sanayisizleşme süreci var. Ama bunlar benim konum değil. Bunları Yaşar anlatacak. Bana anlatma diyor. Arkadan bunlar güzel konular. Bunları biz en son Yaşar'la da Ateş Ölçer'de tartışacağız.

2008 krizi böyleydi. 2008 krizinin yarattığı ekonomik buhran ve refah azalmasının da ciddi bir payı oldu. Onun da Türkiye'de gezip Arap coğrafyasında Arap Baharı'na yol açtığını söyleyen bazı makaleler var. Doğrudan bağı olmasa bile o birbirini tetikleyen küresel hareketler. Ben satın almadım. Siz satın aldınız mı? Yazın. Benim gördüğüm kadarıyla yani Amerika'da da bu işte mesela biz anlattık ya, finansal kapitalizmin açgözlülüğü ve sürekli daha fazla getirip peşinde olup uydurma ürünler ortaya çıkarması. Bununla bir düzenleme yok ama doğru düzgün. Mesela kripto piyasalar bu evladığının bahsettiği şeyin en uç örneğidir aslında. Yani hiçbir temeli yok, trilyon dolarlar dönüyor ve bir anda milyar dolarlık projeler yok oluyor. Paranız buharlaşıyor. Dünyanın en büyük ikinci kripto borsası battı ve kimse hiçbir şey yapamıyor. Adamı daha yeni tutukladılar. Kaç ay geçti? Adamı tutuklayamadılar bile. Yani dolayısıyla biz aslında finansal kapitalizmin ehlileştirilmediğini, çok da regüle edilmediğini görüyoruz hala. Yani dersler alındı mı? Kim ne kadar sorumlu tutuldu? Orası soru işareti devam ediyor. Almanya ve Yunanistan aynı para birimini kullanıyor ama ülkenin ekonomisi bambaşka, ticareti bambaşka. Aynı ortak para birimi var ama mali politikalar başka. Onu da düzeltemediler hala. O da aslında kronik problemin ana sebebi. Belki bir videoda onu konuşuruz. Bunu da konuşuruz.

Sizce 2008 krizi teğet geçti mi? Çünkü 2008 krizi benim hatıramda da mesela çok yoğun yaşanmadı gibi geliyor ama aslında incelediğim zaman gördüğüm ki hem çok ciddi bir gayri safi milli hasıla düşüş olmuş hem finansal piyasalar çökmüş, Türkiye'de borsa çökmüş. Siz nasıl hatırlıyorsunuz? Sizin yorumunuz ne? Bizi takip etmeyi unutmayın.

Yaşar, kupa nerede? Kupamız burada. Bu kupa bütün dünyada enflasyona karşı mücadele eden tek şey. Fiyatı artmayan, bütün dünyada, Fransa, Amerika, Türkiye'ye dahil fiyatı artmayan tek ürün bu arkadaşlar. Altı ay sonra alsanız da aynı fiyatta olacak ama sonrası için söz veremem. Görüşürüz.

[Müzik]