Transcription
Herkese merhabalar, yeni bir videoyla daha karşınızdayım. Bu videomuzda, varken denebilecek bir yaşta ölmesine rağmen geliştirdiği siyasal kuramlarıyla ve birçoğumuzun göremediği ancak yaşadığı alanlar üzerine yaptığı tespitleri ile çok değerli bir zihin işçimiz olan İtalyan düşünür ve siyasetçi Antonio Gramsci'yi yoğuruyoruz.
Siyasal ve sivil toplum arasında geliştirdiği geleneksel aydın ve organik aydın kavramları ve hegemonya düşüncesiyle toplumsal düzen içerisinde verilen iktidar yarışlarının nasıl olduğunu gösteren Gramsci, bakalım bizleri uykumuzdan uyandırabilecek mi? Ancak videomuza geçmeden önce, bu tarz videoların devamı için desteklerinize ihtiyaç duyduğumu belirtmek isterim. Abone olarak, beğenerek ve paylaşarak destek vermeyi unutmayın lütfen. Şimdi hazırsak videomuza geçebiliriz. Herkese iyi seyirler.
[Müzik]
Antonio Gramsci, 22 Ocak 1891'de İtalya'nın Sardunya adasındaki Ales kasabasında doğdu. Çocukluk dönemi oldukça zorlu geçen Gramsci, aslen bir Arnavut kökenli idi. Soyadı ise yine Arnavut bir kasaba olan Gramshi'den geliyordu. Düşük maaşla çalışan bir memur olan Gramsci'nin babasının zimmete para geçirmek yüzünden hapsedilmesi ile beraber Gramsci'nin hayatının dönüm noktalarından birisi yaşandı. Okulunu yarıda bırakmak zorunda kalan Gramsci, 1898'den 1904'e kadar çeşitli işlerde çalıştı. Daha sonra kendi imkanlarıyla bir burs bulan Gramsci, 1911 yılında Torino Üniversitesi'nde okumaya başladı. Parlak bir öğrenci olan Gramsci, burada sosyalist düşünürlerle beraber çalışmalar yürüttü. İtalya'daki halkın fakirliği ve gerek bölgesinin gerekse de kendi ailesinin yoksulluğu Gramsci'yi sosyalist düşünceye iten sebeplerdi ve bu dönem Marx'ın görüşlerinden oldukça etkilendi.
İlerleyen yıllarda tüm çalışmalarını sosyalizme ve sosyalizmi İtalya'da yaygınlık kazanmasına adayan Gramsci, 1920/22 yılına gelindiğinde İtalyan Komünist Partisi'nin genel başkanı oldu. Venedik bölgesinden milletvekili seçilerek Rusya'ya İtalyan Komünist Partisi genel başkanı sıfatıyla gitti ve burada daha sonra evleneceği Julia Schucht ile tanıştı.
Gramsci'nin İtalyan Komünist Partisi macerası uzun sürmedi. Rusya dönüşü İtalya'da faşizm rüzgarları esmeye başlamıştı. Gramsci'nin partisi ana muhalefet konumunda ilk hedef olarak görünüyordu. 9 Kasım 1926'da Mussolini'ye suikast düzenlemesinden İtalyan Komünist Partisi sorumlu tutuldu ve Gramsci, milletvekili dokunulmazlığı olmasına rağmen tutuklanarak Roma hapishanesine götürüldü. 20 yıl hapis cezasına çarptırılan Gramsci'nin mahkumiyetinin 7. senesinden sağlığı iyice kötüleşmişti. Daha sonra şartlı tahliye ile hapisten çıktı ancak Gramsci'nin sağlığı hapisten sonra düzelmedi ve çok yaş sayılabilecek bir yaşta, 27 Nisan 1937'de 46 yaşında Roma'da öldü. Onun ardından birçok eseri, düşüncesi ve başkalarının onun hakkında söylediği sözler kaldı. Çoğu eserini hapisteyken yazan Gramsci'nin eserleri çoğu zaman şifreli baştan taşır. Bunun sebebi ise faşist Mussolini iktidarının kitaplarını tek tek cümlesine kadar incelemesiydi. Hapsedildiği davada savcı tarihe geçecek şu ifadeleri kullanmıştı: "20 yıl bu beynin işlemesini durdurmalıyız."
Toplumsal ilişkilerde ezen ve ezilen konusu hemen her çağda insanların ilgilendiği veya ilgilenmek zorunda kaldığı bir konu olmuştur. Çünkü diğer bir ifadeyle yöneten ve boyun eğen anlamına gelen ezen ve ezilen konusu toplumsal düzen için önemli konular olarak görülmüş ve bu bağlamda yöneten ile boyun eğen ilişkisinin nasıl olması gerektiği veya nasıl olduğu konusu her zaman güncelliğini koruyarak bir tartışma ortamı yaratmıştır.
Videomuzun kahramanı olan zihin işçimiz Gramsci, tam olarak böyle bir noktadan konuya girerek yöneten ve boyun eğen ilişkisinin ideoloji kavramı ve sivil toplum, siyasal toplum ilişkisi ile açıklığa kavuşabileceğini belirtiyor. Gramsci'ye göre siyasal alan, yani devlet, toplumun ortak olarak paylaştığı dünya görüşünü şekillendirme yeteneğine sahiptir. Dolayısıyla devletin gücünü, toplumun ortak olarak paylaştığı dünya görüşünü şekillendirme yeteneğinde gören Gramsci, devletin toplumu sadece kaba kuvvet araçları ile değil, aynı zamanda daha etkili bir araç olan ideolojiyle yönettiğinin altını çizer. Buradan çıkaracağımız sonuç şudur: Siyasal alanın, yani devletin, sivil alan üzerinde, yani toplum üzerinde kültürel bir iktidarı olduğudur.
Gramsci'ye göre egemen sınıflar, kendi sınıfsal değerlerini tüm topluma öylesine derinden empoze etmektedir ki, bir müddet sonra bu değerler tek doğru değerler metnine gelir. Bu duruma örnek olarak 18. yüzyıldan itibaren Avrupa'da siyasal alanı ele geçiren burjuva sınıfını örnek veren Gramsci, burjuva sınıfının diğer tüm sınıflara, yani din adamlarına, soylulara, köylülere, hatta kölelere sızarak kendi sınıfının çıkarlarını gözeten değerleri çok iyi bir şekilde empoze etmeyi başardıklarını ve bu sayede Avrupa'da peş peşe patlak veren burjuva devrimlerine her sınıfı çekmeyi sağlayabildiklerini dile getirir.
Bu örnekten hareketle Gramsci, söylemine açıklık getirerek siyasal iktidara, yani yöneten olma durumuna ulaşabilmenin yolunun burjuvazinin 18. yüzyıldan itibaren yaptığı gibi önce kültürel iktidarı ele geçirmekten geçtiğini belirtir. Peki yönetme gücüne ulaşabilmek için olmazsa olmaz olan kültürel iktidarı ele geçirebilmek nasıl mümkün olur? Gramsci bu sorumuza hegemonya sayesinde diyerek sürecin kilit konularından birisini açıklamaya başlıyor.
Gramsci, bir sınıfın kendi dünya görüşünü veya ideolojisini diğer sınıflara kabul ettirebilmesi durumunu hegemonya kavramı ile açıklar. Gramsci'ye göre tarihin her döneminde yükselen sınıflar, kendi ideolojilerini topluma yayarak hegemonya sağlamaya çalışmışlardır. Her sınıfın kendi ideolojisini topluma yayma işinin aydınlar tarafından yapıldığını belirten Gramsci, bu aydınlara organik aydınlar ismini vermiştir. Örneğin, feodal sınıfın organik aydınları din adamları, burjuva sınıfının organik aydınları üniversite mensupları ve sanayi toplumunun organik aydınları teknokratlar olmuştur. Gramsci, sınıf çatışmalarının yaşandığı alanlarda aydınların çok önemli bir rolü olduğunu belirtir ve aydınları geleneksel ve organik olmak üzere ikiye ayırır. Gramsci, bu organik aydınları egemen sınıfların sesi, geleneksel aydınları ise egemen sınıfa karşı mücadele edenlerin sesi olarak belirtir. Dolayısıyla hegemonya mücadelesinde, yani baskın sınıfın boyun eğenlerin izniyle yönetme gücünü kazanma çabasında aydınlara çok büyük bir rol düşmektedir. Hegemonya sağlandıktan sonra başlayacak olan devlet gücünü ele geçirme savaşında ise aydınların öneminin ve işlevlerinin daha az olmaya başladığını düşünen Gramsci, ne olursa olsun hegemonyayı ele geçirmeyi, diğer bir ifadeyle sınıfsal ideolojiyi topluma hakim hale getirebilmeyi, iktidarın ele geçirilmesi için zorunlu bir durum olduğunun altını çizer.
[Müzik]
Ver tüm bu tespitlerin bir ideoloji konusunun ve onu ele geçirme çabasının etrafında yapılan izahlar olduğunu fark etmişsinizdir. Bu videomuzun sonunda "İdeoloji Nedir?" videomuzu izleyerek Gramsci'nin ideoloji konusu üzerinde neden bu kadar fazla durduğunu anlayabilirsiniz. Şimdi bırak, Gramsci'nin ideoloji konusuna verdiği bu ağırlık neticesinde kendisinin Marksist teoriye katkısının kısa bir özetini görelim.
19. yüzyılda yaşamış Alman filozof ve ekonomist, aynı zamanda komünist ideolojinin kurucusu Karl Marx, tarihsel süreç içerisinde tüm toplumların ekonomik ilişkilerindeki özelliklerle var olduklarını ve toplumların sosyal hayatlarındaki değerlerini bu ilişkilerin belirlediğini dile getirir ve ardından bu ilişki durumunu açıklamak için altyapı-üstyapı kavramlarını kullanır. Marx, altyapıya ekonomi, üstyapıya da siyaset, din ve hukuk gibi disiplinleri yerleştirerek altyapının üstyapıyı belirlediğini ifade eder. Yani Marx için ekonomi, insanların kurumsallaştırdığı ve değer haline getirdiği her şeyi belirlemiştir.
Tam olarak böyle bir noktada devreye giren Gramsci, inançlarımızı, politikalarımızı, adalet anlayışımızı ve bu şekilde hayatlarımızı etkileyebilecek tüm alanlara ekonomi indirgeme maç karşısında ters bir tavır takınır ve üstyapının altyapıyı belirlediğini dile getirir. Gramsci'ye göre insanlık tarihimizin ilk aşamalarında altyapı üstyapıyı belirlemiştir ancak zaman ilerledikçe tarihsel bloğun oluşmasıyla üstyapıda yer alan ideoloji tüm altyapıyı kontrolü altına almıştır. Böylelikle bir kez daha dikkatli ideolojiye çeken Gramsci, işçi sınıflarının arzu ettikleri yaşama ve güce ulaşabilmeleri için ekonomi ile ilgilenmekten ziyade üstyapı ile ilgilenmeyi ve tıpkı burjuvazinin yaptığı gibi kendi organik aydınlarını çıkararak kendi ideolojik hegemonyasını kurmak zorunda olduğunu belirtir.
Tarihin derinliklerinde duran tozlanmış raflardan çıkarılan yepyeni içeriklerde görüşmek dileğiyle, sağlıcakla ve zihin işçisiyle kalın.
[Müzik]