Transcription
Abiler selamün aleyküm. Aleyküm selam. Haram olarak neyi seviyorsak, "neyi seviyorsak" Burada dinleyici gibi duruyorsunuz. Böyle de sizin de maceralarınızı ben biliyorum. Şimdi anlatmayayım. Sizlerin de maceralarınızı biliyorum. Böyle dinleyici gibi durmayın, meseleyi üstünüze alının.
Bizde sonsuz bir sevme kabiliyeti var. Sonsuz. Bizi yoldan çıkaran bu oluyor zaten. Neden yoldan çıkarıyor? Normalde cennete adım attıracak bir istidat: Sonsuz sevme kabiliyeti. Ama sonsuz sevme kabiliyetini nasıl kullanacağını bahseden kullanma kılavuzu: Kuranı Kerim, hangi konjonktürlerde, nasıl kullanılması gerektiğini gösteren rehber Hz. Muhammed aleyhisselam. Ama biz o ikisini takip etmediğimizden dolayı bu sonsuz sevme kabiliyeti bizi çıldırıyor. Neden? Sonsuz sevmeyi sürekli yanlış yerlere kullanıyoruz.
Ömer abi seninle kısa bir film çekelim mi? Şöyle olsun. Sen benim oğlum ol Ömer abi. Hakkını helal et büyüğümsün. Ben sana bir trilyon para veriyorum Ömer abi. Diyorum ki "Ömer evladım git yarın bununla iş kur." Sen: "Tamam babacığım ne demek. Zaten girişimci ruhum var." Gidiyorsun. Ertesi gün geliyorsun Ömer abi. "Ömer'im ne yaptın kurdun mu işi?" "Kurdun babacığım" diyorsun. "Ömer ne iş kurdun?" diyorum. "Seyyar çiğ köfteci açtım babacığım" diyorsun. "Bir trilyona mı?" diyorum. "Bir trilyona" diyorsun. Seni ne yaparım ben? Bir trilyonla! Bir trilyonla seyyar çiğ köfteci kurulur mu? Kurulmaz. Peki sonsuz sevme kabiliyeti ile araba jantı sevilir mi? O da olmadı. Anladın mı nerede problem yaşayıp, nerede yoldan çıktığımızı?
Sonsuz bir sevme kabiliyeti var ve çocuk bunu üniversitede kullanacak bir saha arıyor. Ardından o kızla el ele tutuşuyor, sarılıyor. Ve o çocuk yakınlaşmak için elini tutuyor. Ama Rabbinden uzaklaşıyor, farkında değil. O çocuğun o haram ellerden hicret etmesi lazım. O çocuğun o haram sevdalardan hicret etmesi lazım.
Peki bizdeki bu sevme kabiliyeti bize neden sınırsız olarak verilmiş? Sınırsız bir zatı severim diye. Ama sen sınırsız bir kuvveti... Az önceki bir trilyon ile seyyar çiğ köfteci örneği gibi. Sınırsız bir kuvveti sürekli sınırlı mahbuplara kullanıyorsun. Ve senin içinde tatmin olması gereken çok arzu var. Sen huzur istersin, kalbinle sevmeyi istersin, sana uygun kişilerin seni sevmesini istersin. Bende daha çok istek var. Ben uçmak istiyorum. Ben denize girip ıslanmamak istiyorum. Onları ve kalbimin alakadar olduğu her şeyi, gelirken ben getirmediğim, giderken de gitmelerine mani olamadığım için onlara "benim" diyemem. Benim diyemediğim bir şeyden hak talep edemem. Hak talep edemediğim bir şeyden şikayet de edemem. Ama sonsuz sevmeyi verince ve karşılığını alamayınca bu sefer şikayetler başlıyor. Yani bize Mevla'yı sevmek için verilmiş kabiliyeti Leyla'ya sevk edince... Buradaki Leyla'yı anlıyorsunuz değil mi? Kalbinizi ters çevirdiğinizde içinden bir çelik araba jantı da çıkabilir. Almanız gereken bir daire, bir iş yeri, atanmanız gereken KPSS, üniversite sınavınız... Bunların hepsi olabilir. Yani Cenab-ı Allah'tan gayrı olarak, masiva olarak neye gönül bağladıysanız ondan bahsediyorum. Ama bizde bunların farkındalığı çok az.
Ben çok acı bir durum yaşıyorum. Ne yaşıyorum biliyor musunuz? Eskiden tanıdığım arkadaşlar, abiler var. Burada beraber secde etmişiz, namaz kılmışız. Beraber kitap okumuşuz, Kuran okumuşuz, Risale'den ders yapmışız. Genç kardeşlere ulaşmışız, onları yemeklere götürmüşüz. Neden? Çünkü o dönemlerde işleri iyi gitmiyordu. Daha sonra Allah çevirdi ve işleri iyi gitmeye başladı. Şimdi iki üç ayda bir bile yüzünü göremiyorum. Kendisi bahsetti, namazları hiç iyi gitmiyor. Diğer olayları da iyi gitmiyor. Yani Allah'tan uzaklaşmış. Ve ondan şu cümleleri duydum, biriyle konuşuyordu. "Kardeşim işi büyütmüşsün." dediklerinde "Elhamdülillah Allah verdi." diyor. "Arabayı büyütmüşsün" "Elhamdülillah Allah verdi." "Yeni ev almışsın." "Elhamdülillah Allah verdi." Burada bir problem var. Elhamdülillah diye nimete denir değil mi? Seni Allah'a, Münim'e yaklaştırdığı için doğru mu? Senin Elhamdülillah dediğin şeyler, seni Allah'a yaklaştırması gerekirken aksine Allah'tan uzaklaşırmışsa onlar nimet değil. Bir nikmet. Ama biz paradigmamızı değiştirmeliyiz. Yani bakış açısı olarak Allah bir şey verince "Elhamdülillah" diyoruz. İyi de 3 yıl önce ile 3 yıl sonrana bakar mısın? Seni Rabbinden uzaklaştırmışsa, Firavuna verilenlerden verilmemiş mi acaba sana da? Çok acı durumlar.
Bugünkü dersi bütün bunlardan hicret etmek için okuyacağım. Bugün gönlümüzde hicret edeceğiz. Neyden? Cenab-ı Allah hariç gönlümüze neyi yer edinmişsek bütün bunlardan hicret edeceğiz.
"Vakıa-ı katiyedendir ki, mağaradan çıkıp Medine tarafına gittikleri vakit" Kimden bahsediyor? Resulullah aleyhisselam ve Ebu Bekir Sıddık'ın hicretlerinden bahsediyor. "Kureyş reisleri mühim bir mal mukabilinde Süraka isminde gayet cesur bir adamı gönderdiler" Kime gönderiyorlar? Peygamber aleyhisselam ile Ebu Bekir Sıddık'ın arkasından gönderiyorlar. Neden? "Ta ki takip edip onları öldürmeye çalışsın." Resulullah aleyhisselam zamanında müşrikler sürekli uğraşıyor. Şurayı özet geçeyim. En son toplanıyorlar "Onu öldürmemiz lazım, nasıl öldürelim?" diyorlar. "Her kabileden birisi bıçaklasın, kan davasına dönüşmesin" diyorlar. Bu fikri Ebu Cehil veriyor. Ebu Cehil'e de bir şeytan dürtü olarak gönderiyor ve fikri Ebu Cehil sunuyor. Cisimleşmiş bir şeytan geliyor, anlatabiliyor muyum? O fikri veriyor. Ardından Resulullah aleyhisselam'ın evinin önünde bekliyorlar. Ne için? Öldürmek için. Resulullah aleyhisselam gece Ebu Bekir Sıddık ile yola çıkacak. Peki yatağına kimi bırakıyor? Hz. Ali'yi yatağına bırakıyor. Yasin suresinden ayetler okuyarak elindeki bir avuç toprağı atıyor. Hatta ayette ne diyor? "Atarken de sen atmadın, biz attık" diyor. Bu ayeti bardak kaldırırken söyle kendine, ego diye bir şey kalmaz. Kaldırırken de ben kaldırmadım, Rabbim kaldırdı. Anlatabiliyor muyum? Ne kadar inanılmaz bir şey. Daha sonra oradakilerin hem gözü görmüyor hem uykuya dalıyorlar. Resulullah aleyhisselam Ebu Bekir Sıddık ile beraber nereye gidiyor? Sevr'e doğru gidiyor. Yani Medine'ye gidiyor. Yolda Sevr dağında. Sebeplere riayet edebilmek için, arkasında birçok kişi onu öldürmek için beklediği için Ebu Bekir Sıddık ile beraber Sevr'e saklanıyorlar. Ardından bir örümcek ağı ve bir güvercin yuvası ile.. Bak çok ilginç. Çapı 0,03 mikron olan bir örümcek ağı... Bu da iplerin birleşmesinin ölçüsü. Şu basit şeye bakar mısın? Allah resmen düşmanlar ile dalga geçmiş. Hâşâ. 0,03 mikron çapında bir örümceğin ağıyla. Midesinde sıvı halde havayla etkileşim olduğu anda ağ oluyor. Düşünebiliyor musun? Ve 1-2 tane güvercin ile Cenabı Allah düşmanları savuruyor. Allah'ı bulduktan sonra anlarsın ki, 1-2 güvercin ve bir örümcek ağı ile başına gelen musibetleri def edebilecek yalnız Allah'tır.
Ebu Bekir Sıddık mağarada biraz telaşlanıyor. Belki hafif içine bir korku geliyor. Ve Resulullah aleyhisselam başından tutuyor. "Ya Ebu Bekir! La tahzen. İnnallahe meana" "Üzülme! Endişelenme! Allah bizimledir" diyor. Verdiği tesellinin güzelliğine bakar mısın? Ve bunu söyleyen kainatın sultanı, Resulullah aleyhisselam. "La tahzen! İnnallahe meana."
"Resul-ü Ekrem aleyhisselatü vesselam Ebu Bekir Sıddık ile beraber gardan çıkıp giderken gördüler ki, Süraka geliyor." Ebu Bekir Sıddık telaş etti. Resul-ü Ekrem aleyhisselatü vesselam mağarada dediği gibi "La tahzen! İnnallahe meana." dedi. Süraka'ya bir baktı. Süraka'nın atının ayakları yere saplandı kaldı. Tekrar kurtuldu. Yine takip etti. Tekrar atının ayaklarının saplandığı yerden duman gibi bir şey çıkıyordu. O vakit anladı ki ne onun elinden ve ne de kimsenin elinden gelmez ki Hz. Muhammed aleyhisselam'a ilişebilsin. "El Aman" dedi. Resulü Ekrem aleyhisselatü vesselam aman verdi. Fakat dedi: “Git öyle yap ki başkası peşimizden gelmesin.”
Şu hadise münasebetiyle şunu da beyan ederiz ki: Sahih bir surette haber veriyorlar, Bir çoban, onları gördükten sonra Kureyş'e haber vermek için Mekke'ye gitmiş. Gidip ispiyonlayacak. Diyecek ki "Bakın buraya gidiyorlar, haydi gidin öldürün" diyecek Hz. Muhammed aleyhisselam için. Mekke'ye dahil olduğu vakit, girdiği anda, niçin geldiğini unutmuş. Ne kadar çalışmışsa, hatırına getirememiş. Son cümleye dikkat. Mecbur olmuş, geri dönmüş. Sonra anlamış ki, ona unutturulmuş.
"La tahzen" deyince benim aklıma bir hicretin öyküsü geliyor. Bizlerin de yapması gereken bir hicret. La tahzen. Üzülme. Nefsine verdiğin sevgiden, Rabbi'ne vereceğin sevgiye hicret et. Hanımını, çocuğunu bile severken de ki: "Ya Rab! Bunlar benim dünyada gözümün nuru. Can lazımsa can veririm. Lakin senin hatrın yoksa hanımım, çocuğum bile çekilecek çile değil." demen lazım. La tahzen. Çek borçlarından hicret et. Çünkü Rabbine çok kulluk borcun var. Hicret ederken üzülme. Allah onun için hicret edenlerin her zaman yanındadır. Bazen bir örümcek ağında, bazen bir kuşun kanadında... La tahzen. Üzülme. Eğer üzülebiliyorsan üzülme. Çünkü seni üzerek her daim kendisini sana hatırlatmak isteyen bir zat var. Çünkü düşmeni istiyor ki yalnız onu nokta-i istinad yapıp ayağa kalkabilesin. Ve unutma, düşmek hiç ayıp değil, kalkmasını bil. Ve acele et, önce şu gözyaşının sil. La tahzen. Üzülme dostum. Durgun bir deniz asla iyi bir gemici yetiştiremez. Başına böyle musibetler geliyorsa demek ki Allah seni çok iyi bir gemici olmaya, çok iyi bir mümin olmaya hazırlıyor demektir. La tahzen. Üzülme dostum. Her şey zıttıyla bilinir. Madem şimdi bir parça üzülüyorsun bu ilerde çok sevineceğine en büyük delildir. La tahzen. Üzülme dostum. Dostlarından yediğin bıçak darbelerini hatırla. Sırtını kaç kere döndün de kanattılar. Kimin yüzünü görsen bir köşede gülüşü vardı, sırtında kanlı bıçağı. Etrafının, yakınının, dostlarının sana bıraktığı bıçak darbelerine üzülme. Çünkü Hz. Yusuf kardeşleri eliyle atıldığı kuyudan sonra ancak Mısır'a sultan olmuştur. La tahzen. Üzülme. Çünkü Allah kuyunun dibindekilerle beraberdir. La tahzen. Bazen çok yorulursun. Hayatın bütün yükü üzerinde gibi hissedersin. Ellerini kaldıracak mecalin kalmaz. Bazen ellerin kalmaz. Ama üzülme. Allah ellerini aldıysa sana kanat takacak demektir. Zira rüyada olmayan el, hakikat aleminde varlığını kaybetmez. Dünya da rüyadan başka bir şey değildir. La tahzen. İnnallahe meana. Üzülme. Çünkü hüzünlü Nebi, bu cümleleri yol arkadaşına söyledi. Sende de üzülme eylemi başlamışsa, ümmet ile gönlün acıyorsa, dışarıda yanan imamlar için gönlün acıyorsa, her gün Rabbinin karşısında nasıl hesap vereceğim diye bir parça daha üzülüyorsan, gönlün ufak ufak Rabbin için kan damlatmaya başladıysa üzülme! Çünkü Resulullah aleyhisselam'a yol arkadaşlığın hüzünle başladı demektir. Değmez mi ona kavuşmak için 3-5 damla gözyaşı dökmeye. Değmez mi ahirette bütün imtihan bitince kucağını açsın "Siz mi geldiniz komşularım" desin. Ve dualarımızdaki gibi Resulullah aleyhisselam'a komşu olalım. Bir daha imtihan yok artık. Bir daha üzülmek yok. Rabbimizin bize bir daha kızması yok. Bütün her şeyin bittiği şey bir "La tahzen" ile başlasa. Değmez mi?
Bu ders hicret dersi. Kalbinizde masiva yani Allah ile ilişkisi olmayan hangi sevda varsa onlardan Rabbimize hicret etme dersi. Ama bugünkü dersi bu saate kadar anlattığım şeylerden dolayı yapmadım. Nasıl 1. Ders lise talebesi kardeşlerden dolayı oldu. Bu ders de üniversite talebesi kardeşlerden dolayı oldu. Üniversitede kardeşlerimin haram sevdaya en çok düştüğü 2 varta var. Birincisi yanlış şekilde uygulanmış imam nikahı ile kendilerini kandırıyorlar. Yaptıkları haramı helal gibi göstermeye çalışıyorlar. İkinci düştükleri varta ise şudur: Buradaki üniversiteli kardeşlerim de bilecek. Tam bir hakikat duyar ve kızdan ayrılmaya çalışır. Ya da kızsa erkekten ayrılmaya çalışır. Ardından şöyle bir soru sorar, der ki: "Ben bundan ayrıldım, helallik almalı mıyım?" Çok duyduğumuz bir soru. Ve sürekli açıklarız ama şeytan bizden daha profesyonel. Öyle vesveseler veriyor ki çocuğa şeytan. Diyor ki "Sen delikanlısın, bu kadar yol yürüdün. Bu saatten sonra bu kızı bırakmak delikanlılık mıdır? Birçok haramınız var, bu senin namusun oldu. Bırakılır mı?" diye şeytan sürekli harama devam ettiriyor. Üniversiteli kardeşlerin en çok düştüğü varta. Kardeşim net söylüyorum: 1- Haram haramla devam etmez. Neticesini düşünmeden anında bırakmak zorundasın haram bir ilişki içindeysen. Bana diyorlar ki, "İyi de abi helâli nasıl olacak?" Ben kendimce şöyle öneriyorum. 6-8 ay içinde evlenmeye uygunsan Karar aldın dedin ki ben 6-8 ay içinde evlenebileceğim. Bak etrafına, eşin vardır, dostun vardır, birileriyle denk getirirler. Ardından da gönlünün ısınmasını da bekle. Onunla gönlün ısınmaz, başkasıyla ısınır. Ama ben çevremde tanıdığım genç kardeşlerin nefislerini bildiğimden dolayı diyorum ki, 6-8 ay içinde evlenmeyecekseniz asla zihninize bunları getirmeyin. Çünkü bir erkeğin birkaç yıl boyunca biriyle ilişkiye devam edip elini tutmama ihtimali yoktur bence. Elini dahi tutsa haramdır. 1- Sen imanını kuvvetli bulduğun anda haramı terk edeceksin, neticeyi düşünmeyeceksin. 2- Eğer helallik alma ihtimali varsa, yani sen de aklı selimsin, o da aklı selim. De ki "Arkadaş hakkını helal et ama haramla bu iş yürümez." Ama sen helallik almaya gittiğinde, biliyorsunuz artık dizi gibi oldu bu işler. Yani o kadar entrika var ki üniversiteli kardeşlerin içinde. Kız başka oyunlar yapar, erkek başka oyunlar yapar. İş daha da kötüye gider. Eğer durum ağ gibi karışacaksa o arkadaşa bolca dua edin. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi? Nasıl oluyor biliyor musun? İsim neydi kardeşim? Sami bak şimdi. Benim senin dostun olduğumu ve seni çok kırdığımı düşün. Kalbini kırmışım. Aradan bir yıl geçmiş Sami. Bir yıl boyunca beni görmemişsin ve sinirlenmişsin biraz. "Ya bu Mehmet abi de yamuk yaptı bize" diye. Aynen, vefasız adam. Bir yıl sonra seninle karşı karşıya geliyoruz Sami. Tam bana laf söyleyeceksin. Sana bir tane anahtar uzatıyorum. "Sami seni bir yıldır göremedim ama şu Lamborghini'yi de sana hediye almıştım" diye. Şimdi peki benim sana hakkım geçse ve sana dualarla bir birikim yapsam ahirette de kul hakkı için denk gelsek ve "Sami hakkın var ama bak ben sana bu kadar dua ettim ve hediye verdim, ne olur affet" desem affetme ihtimali yüksektir. Bu yüzden işler diziye dönecekse o kişi için dua edilmesi lazım.
Son mesele ile konuyu bitireceğim. Zihinleri burada mı? Çok önemli mesele. Çok önemli. Bak şimdi dikkatli dinle.. Kâinatta gördüğünüz her şey Allah'ın esmasında bir cilvesi, yansıması. Nasıl ki bir ressam boyasıyla tuval boyar. Cenabı Allah da isim ve esmasıyla kainatı boyar. Var mı problem? O zaman sen Allah'ın esması mısın Yavuz? Evet. Sen Yusuf? Sen de Allah'ın farklı tecelli etmiş bir esmasısın. Demek ki kâinatta her şey Allah'ın esması. Değil mi? Bende kalın. Madem durum böyledir, o zaman ben bir gün pikniğe gidip güzel bir çiçek görsem "Bu çiçek güzel" demem. Derim ki, nasıl ki ışığı havada göremezsin, bir yere vurunca yansıdığını ve ışığın varlığını anlarsın. Cenabı Allah'ın esmasını da havada göremezsin. Bir şeye tecelli edince görürsün. Derim ki "Bu çiçek aslında Allah'ın esmasının bir tecellisi. O zaman güzelin kaynağı Rabbimdir" derim. Var mı problem? Haram olarak bir kadını sevsem, güzellik kadındaysa eğer elinde tutabilmesi lazım. Tutabiliyor mu elinde? Tutamıyor. Tutamıyorlar. Ve tutamadıklarından anlıyorsun ki esas kaynak orası değil. O zaman sizin o sevdiğiniz şeyler var ya, o sevdiğiniz şeylerin kaynağı kendisi değil, güzelliği de kendisine ait değil. Benim Rabbimin tecellisi. Doğru mu? Bir elma sevsen, araba sevsen, ne seversen sev. Bak "her şeyde" diyorum. Allah'ın "esma boyası" var mı? O zaman onların kendisi güzel değil. Rabbimin esmasının yansıması güzel. Akıllı bir adam der ki "Bunların hepsinin kaynağı Rabbimse, ben bunların kaynağını severim" der. Doğru mu? Ama biz şunu yapıyoruz. İyi dinle. Ben birinci görüntüyüm. Asıl Mehmet. Şu makineye girdikten sonra şu makine benim gerçeğimin gölgesini aldı. Kablo ile benim gerçeğimin gölgesinin gölgesi bilgisayara gitti. Doğru mu? Bilgisayara vardığında gerçeğimin gölgesinin gölgesinin gölgesi oldu. Ve şu an televizyona yansıyor. 4. Gölgeyi izliyorsunuz. Sizin kâinatta sevdiğiniz ne varsa Allah'ın esmasında gölgesinin gölgesinin gölgesinin gölgesi. Ama biz onları Allah ile alaka kurmadan sevdiğimiz için. Şu olay gibi, Mehmet'in gölgesinin gölgesinin gölgesinin gölgesini seviyorsun. Ve bir gün bir filmde görüyorsun. Hislerin duruluyor. Gözünden yaşlar geliyor. Kahkahalar oluyor. Ve birden elektrik gider gitmez senin muhabbetin sönüyor. Çünkü sen farkında olmadan fani, geçici bir şeye sonsuz sevme kabiliyetini veriyorsun. Gel, seninle bu dersten sonra hicret edelim. Güneş'e yolculuk var. Hicret edelim. Zira Güneş çıktıktan sonra yıldızla yol bulunmaz. Güneş tezahür ettikten sonra o geçici, kaynağını ve ışığını Güneş'ten alan yıldızlar sevilmez dostum. Allah rızası için El-Fatiha.