Transcription
Evet, kapalı bir pazar gününden Rize'den herkese merhabalar. Allah'ın selamı üzerinize olsun.
Bugün biraz daha kalabalığız yine. Taa kardeşimizle beraberiz. Mahsa Hanım var, Burcu Hanım var. Çay bahçesinde otururken yine her zamanki gibi konumuz Kur'an. Kur'an üzerine konuşmalar yapacağız, doğaçlama sorular alacağız, cevaplayacağız. Sohbet bir sohbet olacak. Tabii ki bu sohbeti de insanların faydalanması adına yine her zamanki gibi YouTube kanalımızdan paylaşacağız.
Evet, aramızda iki kişi Rize'ye ilk kez geldikleri için hoş geldiniz diyoruz. Tah, var mı sorun veya söylemek istediğin bir şey? Yani senin de başta dediğin gibi biraz doğaçlama olacak. Geldikçe yazacağım, yer buldukça soruları. Eyvallah, benden de herkese selamlar.
Soru yoksa ben bahsetmek istiyorum bir şeyden bahsetmek istiyorum. Soru yoksa eğer, son zamanlarda benim özellikle Musa'nın asası ile Süleyman'ın cinleri, işte karıncalar, Sebe melikesinin tahtı ile ilgili yaptığım videolar hakkında eleştiriler var. "Yok ben öyle tevil yapıyormuşum, yok Allah istese yapamaz mıymış, bilmem ne" gibi eleştiriler alıyorum. "İşte Allah istese yapamaz mı?" Sen Allah'ı her şeyin elinden gelmeyen, yapamayan bir ilah olarak tanımıyorsun. Yani Allah istese Sebe melikesinin tahtını göz açıp kapayıncaya kadar gezdirir mi? Allah istese Musa sopayla denizi yaramaz mı? Gibi açıklamalar, yorumlar yapılıyor. Ben bunlara, içlerinde iyi niyetli olanlarını istisna tutarak, emek düşmanı diyorum. Emek düşmanı. Neden? Kur'an'ı tek kaynak olarak kabul etmeyip, Kur'an'ın hakikat olduğunu göz ardı ederek, Kur'an'ın Mübin olduğu göz ardı edilerek, Kur'an'ın kıssalarının bile hepsinin birer bir amaçla anlatıldığı göz ardı edilerek, aklını kullan diyen bir kitabın, akılla çelişmeyen, ısrarla tabiata yönlendiren bir kitabın, tabiatla çelişmeyen fıtratına yönlendiren bir kitabın, fıtratla çelişmeden sanki "Allah istese yapamaz mı?" yalanına sarılarak, ilkeli, sorumlu hareket eden, evreni yarattığında yasaları koyup bu yasaları bize bildirip, bizim de bu yasalara göre hareket etmemizi emreden Allah, sanki "Yeri geldi canı çektiği gibi, ben şurada şöyle canım çekti, işte normalde sopa suyu yaramaz ama ben Musa için yardırıyorum suyu. Ateş herkesi yakar ama ateş bir saniye dur, İbrahim'i yakmayacak. Ölüleri yalnızca ben diriltirim" diyecek. "Benden başka ilah yoktur" diyecek. Ondan sonra "Kulum İsa, sen de dirilt ölüleri." Yani o zaman İsa'ya ilah diyeni suçlamayın. Yani o zaman anlatabiliyor muyum?
Hud Suresi 5. ayette bize "Üzere olun" diyor. Hud Suresi 50. ayette diyor ki: "Allah sıratı müstakim üzeredir." Evet, tamam mı? Ne demektir bu? Allah ilkeli hareket eder. Allah takva ehlidir der Müddessir Suresi'nin sonunda. Takva ehli ne demek? Allah bilinçli hareket eder, sorumlu hareket eder. Allah ne diyor o suresinde? Ne diyor? "Güneş ve ay bir hesaba göredir." Yarattı ve onu bir düzene koydu. "Siz de ölçünüzü, tartınızı ona göre yapın ve taşkınlık yapmayın." Ne demektir bu? Allah yerdeki, gökteki her şeyi bir ölçüye, bir nizama göre yarattı. Bize diyor, "Hareket edin." Tamam mı? "Taşkınlık yapmayın."
Şimdi ben bu ilkelerle hareket ederek, önüme sunulmuş meal diye sunulmuş kopyala-yapıştırları reddederek, kafa yorarak, kafa bu işe emek sarf ederek, kafa yorarak bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Bakın diyorum, bir de kanıt sunuyorum onlara. Yani kanıt, kanıt sunuyorum. Diyorum ki, mesela "Musa'nın asası vahiy asası diyorum, Musa'nın vahiy asasını göreceksiniz" diyorum. Veya "Beri gelelim Süleyman'ın oraya, Süleyman'ın şey mevzusu var, işte göz açıp kapayıncaya kadar diye çevirdikleri bölüm var. Orada göz açıp kapama geçmez, ne geçer? Tarafın sana dönünceye kadar, yani sen kendine gelene kadar. Senin kafan orada göz açıp kapama geçmiyor" diyorum. Kanıt sunuyorum. Veya "Sebe melikesinin girdiği köşk, islamdır" diyorum. "Sen ne biçim tevil yapıyorsun?" diyorlar. Diyorum ki, "Nur 35. ayete gelin, aynı anlatım orada da var" diyorum. Yine ikna edici olmuyor. Yani hazır, emek sarf eden bir insana, "Vay be, bu adam bu işe kafa yormuş, bu adam bir şeyler söylüyor, bu adam bu işe emek vermiş, farklı bir şeyler söylüyor, daha gerçekçi, Kur'an'ı Kur'an'daki mitoloji, hikaye, masal kudu olarak kabul etmiyor, Allah'ı ilkeli hareket eden bir ilah olarak tanımlıyor, Allah'ı sihirbaz olarak tanımlamıyor, daha gerçekçi, daha mantıklı, akla, fıtrata daha uygun" demiyor da, "Sen atalardan iyi mi bileceksin? Allah istese yapamaz mı? Bilmem ya."
"Allah istese yapamaz mı demek ne demek biliyor musun? Allah ilkeleriyle hareket etmez, Allah sihirbazdır, canı çektiği gibi hareket eder." Aynı zihniyet, aynı zihniyet. Mesela ben geçen günlerde Hud Suresi'nin mealini yaptım. O "yeşa" kelimesi var ya, "men yeşa yeşa ve yeşa" dilediğini saptırır, dilediğine yol gösterir. "Yeşa" kelimesini dilediği gibi çeviriyorlar ya. Mesela şimdi böyle bir Allah'a inandığın zaman, Allah'ı sihirbaz yapman normaldir. Allah dilediğini yapıyor çünkü. Ve sen kendi söylemek istediğini söylüyorsun. Aynen. Şimdi Hud Suresi 107'yi çeviriyorum. Şimdi orada irade kelimesi var, bir de "yeşa" kelimesi var. İki kelimede geçiyor. Bir bakıyorsun, "yerler ve gökler orada durdukça, Rabbin diledikleri dışında ebedi kalıcıdırlar. Allah dilediğini yapar." İki kere dilemek kelimesi geçiyor. O zaman iki tane dilemek aynı kelime olması lazım ayette. Ama bakıyorsun, bir "irade" kelimesi var, bir "yeşa" kelimesi var. Ya demek istediğim ne biliyor musun? Allah'ı sihirbaz yapan insanlar, buradaki kelimelerde de aynı şeyi yapmışlar. Bu sefer konunun derinliğine vakıf olmayanlar ne diyor? "Allah dilediğini saptırıyor, dilediğine yol gösteriyor, dilediğini affediyor, dilediğine azap ediyor." E beni zaten böyle olmamı Allah dilemiş. Öyle mesela şeye geliyorsun, Nahl 93. "Allah dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. Yaptıklarınızdan sorumlu tutulacaksınız." Diyor ya. "Allah'ım, bunu sen dilemişsin. Beni yaptıklarından niye sorumlu tutuyorsun?" Şimdi böyle bir Allah imajı var. Tamam mı? Böyle bir Allah imajı olduğu zaman da ben Musa'nın asasının öyle olmadığını, Sebe melikesinin tahtının öyle sihirbazlık, hokus pokus gidip gelmediğini, işte karınca mevzusunun, işte İbrahim ateşte yanmadı, İsa ölüleri diriltti. Ya bunlar gerçekler, gerçek dışında Allah'ın koyduğu yasalar dışında gerçekleşmiş olan şeyler değildir. Kur'an'a bir bakın. Allah müminlere yardım eder diyor. Nasıl yardım ettiğine bir bakın. Kur'an'da hep tabiat yasalarına uygun bir şekilde. Dün tevafuk, annemle konuştuğumuz konu.
Evet, var mı sorun? Furkan ne demekti? Furkan, doğruyla Furkan şey demek ya, fırka var ya, fırka, bölüm. Oradan geliyor, ayıran demek, ayrılmış. Bakara Suresi'nin bir ayetinde diyor ya, "Musa'ya Tevrat'ı ve Furkan'ı verdik." İşte Furkan'ı Kur'an diye çevirenler var ya. Hayır, Kur'an'ın Furkan'ın bütün ilahi kitap. Furkan, bütün ilahi kitapta. Çünkü sade Kur'an'la sınırlı değil. Hayır, hayır. Furkan Suresi'nde Kur'an için kullanılıyor. "Allah kuluna Furkan verir" diyor. Şimdi Furkan nedir? Hakla batılı, doğruyla yanlışı ayran demektir. Dolayısıyla Furkan sende de, bende de olabilir. Ayrım aynı zamanda kutsal kitapların ortak sıfatlarından biridir. Furkan, yani sıfat çok.
Ben sormak istiyorum size. Tabii ki, ilah ne demek? Biz bu kelimeyi doğru kullanıyor muyuz? İlah kelimesi, ilah, ilah ne demektir? "La ilahe illallah" derken ne demiş oluyoruz aslında? Bu söz, Allah'ın bir ismi var mıdır? İsim olarak geçer. Allah'ın, Allah'ın kendine koyduğu bir isim yoktur. Yani Kur'an'da "Allah" diye geçmesi, Allah'a Arapların koyduğu isimdir. Tevrat'ta mesela Yahve diye geçer, Yehova diye geçer. Kimdi? İsrailoğullarının koyduğu isim. Allah'ın bir ismi yok yani. Allah'ın tek ilah olması da bizi bağlayan bir durum. Allah'ın tek ilah olmasından Allah'ı ilgilendirmeyen. Ne açıdan söylüyorum? Yani siz Allah'a ortak koşun, Allah'a bir zarar veremezsiniz. Ama Allah'a ortak koşmak kime zarar verir? İnsana zarar verir. Niye? Düşünün, sizin inancınızda tek otorite yoksa, insanlarda da yetki varsa, o insanlar sizi bir güzel sömürür. Evet, şefaat satar, cennet satar, arsa satar, huri satar, onu satar, bunu satar, sizi bir güzel sömürür. Sömürülmek iste. Yani burada siz bir sürü mezhep imamlarına uydunuz, şeyhlere uydunuz, gavslara, hadis alimlerine, tefsir alimlerine, yok fıkıh alimlerine uydunuz. Onları ilah edindiniz. Allah'a bir zarar veremezsiniz. Ama onların bir cümlesi var. O cümleyi kurduktan sonra sanki böyle kurşun geçirmez gömlek giymiş gibi kendilerini böyle şey zannediyorlar, muhafazalı. O cümle de şu: "Biz onları bizi yarattı demiyoruz." Yani o kelimeyi kullandıktan sonra, "Biz onlara kulluk etmiyoruz" dedikten sonra bütün her şeyi yapıyorlar. İşte oraya geliyorum. Yani ilah sadece, ilah nedir dediği zaman, bizi yaratan olarak algıladığın zaman, evet, onlar öyle zannediyorlar. Yani topluma sor, ilah ne demektir? Bizi yaratan. Halbuki ilahın ne demek olduğunu bilmemiz için Kur'an'daki ayetlere bakmamız lazım. Allah neleri ilahla birlikte kullanıyor? Evet, mesela "Yalnız sana vahyedilene uy, ondan başka ilah yoktur." Bunun yaratmakla ne alakası var? "Yalnız sana vahyedilene uy, ondan başka ilah yoktur" demek ki emrine, otoritesine boyun eğeceğiz, gösterdiği yola uyacağımız ilah. Şimdi Hanefi mezhebine mi uydun? Evet, Ebu Hanife senin ilahın olur. Veya mesela şefaat konusu. Tamam. Veya Hud Suresi'nin sonunda var. "Yalnızca ona tevekkül et, ondan başka ilah yoktur." Mesela ne demek tevekkül? Ona güvenip dayanmak. Emeğini, çabanı göster ve çabanın sonucunu Allah'a bırak. Ona bırak. İlah odur. Veya başka bir ayette diyor ki, "Ondan başka ilah yoktur." Diyor, "Yalnızca kaygınız merkezinde yalnızca ben olayım." Tamam mı? "Benden başka ilah yoktur" diyor. Bu ne demektir acaba? "Ne der" diye hareket ettiğin otorite senin ilahın. Veya Yasin Suresi, "İlah edinir miyim?" Ne için? "O ilahlar demek ki senin edindiğin şefaatçi de ben Allah'tan başka ilah edinir miyim?" Yani Allah'tan başka ilah edinir miyim? Onlar senin ilahın.
Evet, çok uzatmadan devam edeyim. Kur'an'da ilah kelimesiyle ne anlamlarda, neler için kullanıldığını, yaratan, çünkü bu çok uzun sürer. Sonra toparlayacağım. Yaratan, yüzeysel olarak yol gösteren, ondan sonra duaları kabul eden, icabet eden, kendisine güvenip dayanılan, tevekkül edilen, veli kabul edilen. Ya veli ne demektir? Yol gösteren, koruyan, gözeten anlamında ilahla birlikte zikredilir. E bunun yanında kusursuz olan bir şeye kusursuzluk isnat ediyorsanız, o ilahınız olur. Veya her şeyi bilen. Tamam. Allah diyor ki, "Ondan başka ilah yoktur. Onun ilmi her şeyi kuşatmış." Veya diyor ki, "Mela hte ondan başka ilah olmamasından dolayı o kitap onun ilmiyle indirilmiştir. Şayet buna inanmıyorsanız, haydi onun gibi bir sure getirin. Getiremezsiniz" diyor. İşte Azra Suresi 14. ayette. Neden? Çünkü benden başka ilah yok. Böyle kusursuz bir kitabı ancak ben indiririm. Ancak benim ilmim indirilmiştir bu kitap. İşte az önce şefaatçi dedik mesela. Aslında işin özü ne biliyor musunuz? İşin özü şu: Hangi konu olursa olsun, ama konumuz din, ama din içerisindeki hangi dal olursa olsun, uyulması gereken otorite, dua etme, tevekkül, veli, kusursuzluk, her işini mükemmel yapmak. Bunun gibi hangisi olursa olsun konu dinse, eğer bir şeyi ağzınızdan çıkıyor, inanıyorsunuz veya iddia ediyorsunuz. İddianızın referansı kim? O sizin ilahınız. Tamam. En kestirme tabir bu. En kestirme ve en kolay anlaşılır. Diyelim ki dua ediyorsunuz, değil mi? Direkt Allah'tan, direkt Allah'a edin. Allah sizin ilahınız. Ama türbeye gitmişiz, türbe sizin ilahınız. Boynunuza astığınız muska bile sizin ilahınız olur. Nazar boncuğunu bile ilah yaparsınız. Neden? Medet umuyorsanız. Veya bir yola uyumuşsunuz, Allah'a gidiyor diye bir yola. Yolunuzun mimarı kim? Referansınız kim? Sünni, Şii, Hanefi ve İsmaili, Caferi, Şafi. Onlar sizin ilahınız olur. Tamam mı? Şefaatçi edindiniz. Allah, Allah'ı şefaatçi edindiyseniz, Allah sizin ilahınızdır. Ama Allah'ın değil, Peygamberi şefaatçi edindiyseniz, Peygamber sizin ilahınızdır. Peygamberde İsmet sıfatı var derler ya. Peygamberde İsmet sıfatı var demek, peygamber ilahtır demektir. Niye? Çünkü İsmet sıfatı ne demek? Günah işlemez. Ama peygamber günah işler. Yani her şeyi bilme, her şeyi bilme konusu. Mesela her şey Allah, her şeyi bilen Allah'tır. Veya mesela diyor ki, Allah, Allah evreni altı evrede yarattı tamam mı? Sonra arşa istiva etti. Ondan sonra geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar, yağmuru yağdırır, güneşi doğurur. Tamam mı? İşte ondan başka ilah yoktur der, ilah vurgusu yapar. Şimdi bakıyoruz tarikat ekibinde adam neyi var? İşte şeyhi var. Ne yapıyor? Şeyhi Allah ona tasarruf yetkisi vermiş. Gavs mı diyorlar, kutup mu diyorlar, ne? İşte yağmur, bulutları o hareket ettiriyor, yağmuru o yağdırıyor gibi. Depremlerin yönünü, yönünü değiştiriyor gibi. Tamam mı? Bir takım isnatlar yapılıyor. Ama Allah Kur'an'da ne diyor? Hepsini bizzat Allah kendisi, ben aracısız gerçekleştiriyorum diyor. Tamam. Aracısız gerçekleştiriyor. Yani yok neymiş tabiat olaylarını idare eden işte Mikail diye bir melek varmış. Vahiy, yani evet, üfleyen. Yani garibim ta yaratıldığı günden bugüne hala bekliyor, sadece sura üflemek için bekliyor ya. Evet, değil mi? Yani yarat şey değil mi? Kıyamet, mahşer günü. Tamam, sura üfleyecek. Öyle bir melek varsa eğer, yazık değil mi bu meleğe? Yaratıldığından beri sura üflemek için. Ha böyle elinde borazanla bekliyor. Şey, bir kısım melekler. Yok öyle bir şey. Sura İsrafil, Kur'an'da geçmiyor. Geçmiyor. Onunla ilgili bir ayet görmüştüm. Onu okuyacağım. Azrail, Azrail diye bir melek yok. Bizim uydurduğumuz isimler. Yahudilerin uydurduğu. Yahudilerin uydurduğu isim. İsmi tam. Yahudi isimleri. İşte şimdi Azrail diye bir melek yok. Ölüm meleği yok. Şimdi gelelim şeye, Cebrail. Cibril diye geçer, Cibril diye geçer. Cebrail. Eğer vahiy getiriyorsa, Muhammed'den sonra emekli olur. Ne yapıyor bu melek? Emekli oldu. Ne yapıyor bu Cibril? Şimdi boş boş oturuyor. Kıyametten sonra yeniden. Dişte de peygamber gelmeyeceğine göre bu Cibril ne yapacak ya? İşte yok Mikail. Kur'an'da Mikail ve Cibril geçer. Cibril Kur'an'ın sıfatıdır. Mikail de Muhammed'dir. Muhammed'in sıfatıdır. Neye geliyorum? Allah aracı kullanmaz. Bütün işlerini kendi, kendi. Bütün işleri arşa istiva etti. Ne demektir biliyor musun? Şimdi onu da soracağım, unutma sen. Arşa istiva etti demek şu demektir. Hani diyor ya, "yeri ve gökleri al, arşa etek." Demek, yarattığı her şeyi tesfiye diyoruz ya biz, torna tesfiye diyoruz. İstiva o yarattığı her şeyi bir düzene koydu ve yönetimi altına aldı. İstiva etti, oturdu diyen falan. Ya ne oturması? Düzenlemek. Tespih oradan geliyor. Düzenledi. Yani yarattığı her şeyi bir düzene koydu. O düzeni kendi kurdu. Aracı kullanmadı. Doy, sen Allah aracı kullanıyor dediğin zaman, bu sefer Allah ile arasına aracı koyanları da suçlayacak ya. Bugün güneşi hareket ettiren Allah'tır, ayı hareket ettiren, bulutları hareket ettiren nasıl olmuştur? Bu Allah evreni başta yaratırken onun yasasını koymuş, o yasayla hareket ediyor. O zaten Bakara 98. Dolayısıyla geliriz ya, ilah kelimesinin özü şudur: Ağzınızda din adına bir şey konuşuyoruz. Yani dini bir argüman. Dua olur, tevekkül olur, salat olur, tesbih olur, zikir olur, ne bileyim herhangi bir dini bir kaide, bir kural, bir şey olur. Ne olursa olsun, ortaya attığınız iddianın referansı kim? Referans tek kelimeyle referansınız kimse, o sizin ilahınız. Tamam. Evet, mesela adam geliyor diyor ki, az önce videonun başında konuştum ya, mesela diyorum ki, "Kur'an hakikattir. İşte varsayalım Muhammed göğe çıkamaz. İnsan göğe çıkamaz. 5000 metre yukarıda insan nefes alamaz" diyorum ya. Mesela Miraç olayını yalanlıyor. Adam bana ne diyor? "Allah istese çıkartamaz mı?" diyor. "İşte ateş İbrahim'i yakar, Allah istese yaktırmaz mı? Allah istese yaktırması diyor ya." Şimdi bu tip insan bana bunu söylerkenki ilahı ne biliyor musun? "Allah istese yapamaz mı?" diyen insan kendi hevasını ilahlaştırmış. İddiayı ne olur? Kendini ilahlaştırma. Mesela Kur'an'da şöyle bir ayet var, iki yerde geçer ama yanlış çeviriyorlar. "Hevasını ilah edineni gördün mü?" diye çeviriyorlar. O doğru değil. "İlahın hevası edineni gördün mü?" Doğru çeviriyordu. Ne demektir? Hani o "Allah istese yapamaz mı?" diyenler, işte ilahı hevası edilmiş bir İlaha inanıyor. O ilahın yetkilerini, yapabileceklerini, sınırlarını kendi koymuş. Kur'an'ı okuma. Tam. Kendisi Miraç'ta çelişen ayet de var. Yani orada Allah direkt söylüyor. Yani okumadığımız için bunu söyleyebilirler. Normal. Hani direkt şey, "merdiven dayağı" diye bir ayet vardı. Enam 35. Asıl Miraç olayını çürüten ayet şey. Orada da "sakın cahillerden olma" diye uyarıyor. Yani Allah istese yapamaz mı? Enam 35 yan yana koyarsanız, yani olayı bitiriyor. Yani Miraç, Miraç. Şimdi bu toplumdaki o ilahın hevası edinmekte kasıt şu aslında. Bir İlaha inanıyor, kendini yaratan İlaha değil, kendi yarattığı ilah. Öyle bir ilah var ki, kendi canı çektiği gibi bir ilah. Evet, tamam mı? Mesela onun ilahı bizden çok uzak. Arada aracı olmadan ulaşılmıyor kendisine. Arada aracılar olması lazım. Öyle bir İlaha inanıyor. "Allah belanı versin" diyor, kullarına bela veriyor. "Allah seni kahretsin" diyor, kahrediyor. "Allah çarpsın" diyor, çarpıyor. Çocuğu yaramazlık yapınca, "Çocuğum, yaramazlık yapma, yoksa Allah seni yakar" diyor. Tamam mı? Evet, böyle korkunç. Mesela Kur'an'da ne var? "Allah'a huşu edin." Bununla ilgili bir soru da soracaktım ben. "Allah'a huşu edin." Var. "Allah'a karşı takvalı olun." Var. Çevirilere bakın, hepsini "Allah'tan korkun" diye çevirirler. Allah korkunç bir şey. Korku. Onu soracaktım. Allah'tan korkmalı mıyız, yoksa sevmeli miyiz? Kelimenin anlamına bakarsak, huşu nedir biliyor musunuz? Annenizi, babanızı seversiniz de, hani dersiniz ya, "Ben bunu yaparsam babamı üzerim, onun sevgisini kaybedebilirim." Yani sevgiden ve saygıdan duyulan endişedir huşu. Allah'a huşu duymak demek, Allah'ın rızasını kaybetmekten korkmak demektir. Yani saygıdan ve bir korkudur bu. Tamam mı? Takva. Allah'a karşı takvalı olun. Belli bir yaşa gelmiş bir insan düşün. 25'inde sonraki genelde babalarına güçleri yetebilir fiziksel olarak. Ama hala o babasının önünde bir korku olur içinde. İşte o korku onu yenememek veya ondan dayak yemek anlamına gelmez. Evet, tam. Onun rızasını kazanamazsam gibi. Şimdi takva ne demektir? Takvanın kök anlamı veka kelimesinden türe. Ve biz mesela "azaben nar" diyoruz, "ve azaben" ateş azabından koru diyoruz. Tamam mı? Ateş azabından korunmaktır takva. Tamam mı? Takva. Kur'an takvayı şöyle tanımlar. Mesela Şems 8 olması lazım. Fücur'un tersi takva. Veya Suresi 38, surenin 28. ayeti. Fücur zıttı takva. Fücur ne demektir? Fışkırmak. Evet, yani din, iman tanımamazlık, kopuk davranmak. Yani canı çektiği gibi davranmak. Büyük günahmış. Allah bunu yasaklamış. Allah'ın bu konuda bir emri varmış. Hiç böyle hassasiyeti olmayıp kopuk yaşayan demek. Sınırı yok yani. Ortamına göre her türlü davranabilmek. Fücur. Takva bunun tam tersi. Sınırlı davranmak, sınırlı. Peki öyleyse bizim sınırımızı kim belirler? Bizim sınırımız Allah'a karşı takvalı olmak demek, Allah'ın dışında kitabında gönderdiği sınırlara uymak demek. Dışına çıkma. Allah'a karşı takvalı olun demek, Allah'ın kitabında gönderdiği sınırlara uyarak korunun demektir. Allah'ın koruması altına girin veya vahyin koruması altına girin demektir. Yani takva sınırlı davranmak, sınırı olmak. O sınırı da kitap olduğuna göre, takvalı olmak demek, Allah'ın indirdiği kitabın sınırlarına uygun bir şekilde yaşayıp kendini korumaya almak. Bu kendini korumak nasıl olur? Dünya hayatında da kendini korumaya alırsın, aynı zamanda ahiret hayatında da kendini korumuş olursun. Evet, yani iki türlü, iki türlü korumaktır bu. İşte onu diyordum, ilahın hevası edinen kişi, bela veren, çarpan, kahreden, ateşe atan, cehennemde yakan. Hatta kullarından kimilerine, hani hüküm tamamen kendisine ait değil, kullarından kimilerine hüküm yetkisi verebiliyor. Yani işin özü nedir? Kendi yarattığı Allah'a inanıyor. Oysa biz ne yapıyoruz? Biz bizi yaratan Allah'a inanıyoruz. Bizim sınırlarımızı belirleyen, sınırlarını bizim belirlediğimiz ilah değil, bizim sınırlarımızı belirleyen İlaha inanıyoruz ve ilkeli, tutarlı bir İlaha inanıyoruz. Biz. Dolayısıyla son cümle, aynı şeyi tekrar söylüyorum. Din konusunda ağzınızdan ne çıkıyorsa, referansınız kimse, o sizin ilahınız. Konu ne olursa olsun, konu din, dinin hangi dalı olursa olsun, ortaya attığınız iddianın referansı kimse, o sizin ilahınız. Şimdi daha demin konuda geçen şeyle ilgili meleklerle ilgili bir ayet. Bakara 98. "Kim Allah'a ve onun meleklerine, resullerine, Cibril'e, Mikail'e düşman olursa, iyi bilsin ki Allah'a da kafirlere düşman. Allah da kafirlere düşmandır." Şimdi burada hem meleklerini deyip hem Cibril ve hem Mikail'e diyorsa, melekle Cibril, Mikail'in arasında fark yok mudur? Bir kere şu soruyu soralım biz. Azrail, Cebrail, Mikail, İsrafil. Bunlar sonları ille bitiyor. Bu isimleri kim uydurmuş? İsrail uydurmuş. Yani İsrailoğulları uydurmuş. Şimdi hal böyleyken, İsrail, pasaj dikkat ederseniz, pasaj, Yahudilerden oğlu Cebrail meleğine niye düşman olsun? Kendi uydurduğu bir isim. Aynı zamanda da Tevrat'ı onlara, kendi inançlarına göre onlara Tevrat'ı Cebrail getirmedi mi? Evet. Niye düşman olsun ki Cebrail'e Yahudiler? Mantıken düşün. Sen bir meleğe inanıyorsun ve ona düşmansın. Ve ona düşmansın. Tamam mı? Evet, düşman. Hiç bu soruyu sormuyorlar. Niye düşmandır? Cibril demek, deforme olan bir şeyi reforme etmek demektir. Yani reform. Cibril. Peki deform nedir? Kur'an'daki deform karşılığı hangi kelimedir? Tahrif. Kelimenin anlamını kaydırmak. Tamam. Şimdi Yahudiler Cibril'e niye düşman biliyor musun? Tevrat'ta ve İncil'de yapılan tahrifi kim düzeltiyor? Cibril. Kur'an tamam da Cibril Kur'an'dır. Yani CBR. Yani diyor ki, Kur'an diyor ki, "Ey Yahudiler, ey Hristiyanlar, siz kitabınıza eklemeler yaptınız. Siz kelimelerin anlamlarını kaydırdınız. Şu şu şu şu şu mevzularda siz deformasyon yaptınız. Ben Kur'an olarak geliyorum ve o sizin yaptığınız deformasyonları ifşa ediyorum ve düzeltiyorum." E bu sefer İsrailoğulları ne yapıyor? Düşman oluyor Kur'an'a. Kendi yanlışını, kendi hatasını ifşa ediyor. Çünkü o üstü de Cibril'le kapatıyor. Heh, işte o yüzden Cibril'e düşman. Çok güzel bir yere değindi. Şa. Bundan sonra bunu anlamayan iflah olmaz vallahi. Bir de şu şöyle bir şey var. Kur'an birçok ayette "Bu kitap alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir" demiyor mu? O "Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir" diyen bir sürü ayet var. E o zaman soralım ya Rabbi, hem ben kitabı sen mi indirdin, Cebrail mi indirdi? Sen yaptığın işlerde aracı kullanmadığını söylüyorsun. Eyvallah, amenna ve saddakna. E Kur'an'ı kendinin indirdiğini söylüyorsun. O zaman bu kim? Öyle de mi? Bu K. Dolayısıyla Kur'an'ın içerisinde de çelişki oluşturuyor. Yani ortaya attıkları iddia çelişki oluşturuyor. Yani bir tarafta kitabı kendisinin indirdiğini söyleyen bir ilah, öbür tarafta Cebrail'in indirdiğini söyleyen bir ilah. Hangisi doğru? Dolayısıyla Cebrail Kur'an'ın sıfatlarından biridir. Vahiy meleği bir ilgisi yoktur. Kaldı ki melektir aslında. Yani şöyle, ulak diyoruz ya biz. Ulak. Ulak ne demek? Haberci. Mesela Kadir Suresi'nde ifadesi, "haberci ayetler ardı ardına iner" demektir. Ve "Ruh". Ruh ne demek? İnsanları kokuşmuşluk, çürümüşlük, bilgi demektir. Bak Kadir Gecesi ne iniyor? İnsanları uyaran, yani "beşir ve nezir" olan haberci ayetler, uyarıcı ayetler, haberci ayetler iner. Onlar "melaike". Bir de "ruh" var. Ruh nedir? Çürümüşlük, kokuşmuşluk, küfürden, şirkten manevi olarak ölmüş olan toplulukları dirilten bilgi demektir. Vahiydir. İfadesi Kur'an'dan bahseder. Yani orada geleneğin anladığı anlamda bir meleğin inmesi diye bir şey söz konusu değil.
Yani teist ya da işte deist, agnostik olmasının sebeplerinden, daha doğrusu bu konu ateist olmalarına sebep oluyor aslında. Kur'an'da "cariyelik" kelimesi, yani Kur'an şey, köleliği kaldırmış mıdır? Ya da kölelik İslam'da var mı? Bunu merak ediyorum. Şimdi geleneksel mealler bakarsak, canları ne çektiyse köle demişler, cariye demişler. Şimdi Arapçada "cariye" akım demektir, cereyan. Mesela Raşiye Suresi miydi? Gae mes, "cariye". Mesela Allahu Teala şey der, "denizin üzerinden gemileri e tecri fil bahri" der. Mesela "tecri fil bahri" ne demek? Denizin üzerinde gemileri akıtan. "Cariye" kelimesi Arapçada akım demektir, Türkçeye cereyan diye geçmiştir. Tamam mı? Şimdi gelelim Kur'an'da başka kelimeler var. Mesela bakıyorsun, "rakabe" kelimesi, "rakabe"yi köle diye çevirirler. Tamam. Esir kelimesi var. Esir kelimesini de köle diye çevirirler. Başka ne var? "Ma meleket eymanukum". En çok istismar ettikleri mevzu. "Cariye" diye çevirirler. Bir de "abd" kelimesi var. Bir de "emet" kelimesi var. Bak kaç tane saydım. Bunların içerisinde cariye anlamına gelen tek bir tane kelime yoktur. Tek bir tane. Kur'an'da bugün geleneğin anladığı anlamda cariye kelimesi yoktur. Bak, "rakabe". Rakabe ne demektir biliyor musun? Boyunduruk altında olan demektir. Örnek vereyim, evine haciz gelmiş, banka faizine tutulmuş, tepesine çökmüş, tepesi. Tamam mı? Boyunduruk altındadır bu adamı kurtaracaksın. Bu adamı kurtaracaksın. Ondan sonra mesela şeyden anlayabiliriz bunu. Muhammed Suresi 4. ayetten anlayabiliriz. Muhammed Suresi 4. ayette "rakabe" kelimesi, "boyunlarını vurmak" anlamında kullanılır. Ne diyor orada? "Oradaki rakabe kelimesini Allah savaşta onları köleleştirir mi diyor? Boyunlarını vurun diyor ya." Ne demektir? Onları ya savaşta, savaşıyorsun ya, sağ ele geçirdin onu. Onu diyor ki Allah, "gözetim altına al, onu tutukla." Tamam mı? Tutukla onu. Ne zamana kadar? Ne zamana kadar savaş bitene kadar. Savaş kesin olarak bittiği zaman onu karşılıklı veya karşılıksız serbest bırak. Diyor Allah sana iki seçenek sunuyor. Üçüncü bir seçenek yok. Yani sana şunu demiyor, "ya fidye karşılığı serbest bırak, ya karşılıksız bırak, ya da onu işlerinde onu kullan" diye bir seçenek yok. İki seçenekle de serbest bırakmanı söylüyor sana. Tamam mı? Şimdi rakabe anladık. Esir. Onu da anladık. En çok istismar edilen nedir? "Ma meleket eymanukum". "Yemin" kelimesi sözleşme demektir. "Eyman" sözleşme. "Meleket" Malik olduğunuz. Sözleşme sahipleri. Siz biriyle sözleşme yapıyorsunuz ve yaptığınız sözleşmede o kişi bir şeye hak kazanıyor. Anlamı bu. Ya mesela şey olması lazım. Nahl 70 mi, 71 miydi? Orada "meleket eyman" kelimesi geçer. Nedir orada? "Emrinizin altında çalıştırdığınız işçiler" anlamında. Hadi oradaki "cariye" diye çevir bakalım. Çeviremezsin. Yani Kur'an'da bazı ayetleri o anlamı oturtur, bazı ayetleri oturmaz. Oturmadığı zaman da o zaman aklını başına alacaksın, diyeceksin ki ya bu anlam bu ayete oturmuyor. Oturmuyor. Ben yanlıştım. Bunu göreceksin. Ama görmüyorlar. "Ma meleket eymanukum" şudur. Bakın dikkat edin, şeyde çok geçer bu, Medine dönemi ayetlerin geçer. "Meleket eyman" kelimesi. Neden? Medine döneminde artık Muhammed Aleyhisselam bir site devleti kurmuştur ve kurumsallaşmıştır. Yani Muhammed Aleyhisselam'ın salat kurumları var, eğitim öğretim kurumları var, sosyal dayanışma kurumları var. "Ma meleket eymanukum" kocası, babası veya kendisinin bakımını üstlenen yakınları ölmüş olan ihtiyaç sahipleri, bakıma muhtaç insanların Muhammed Aleyhisselam'ın kurduğu site devletinin koruması altına girmesi demektir. Yani bugünkünden örnek vereyim, kadın sığınma evleri, yaşlı sığınma evleri. Anlatabiliyor muyum? Veya öğrenci yurtları var. Devlet mesela ne diyor? Babası ölmüş, annesi ölmüş, kimsesiz, sahipsiz çocukları barındırıyor. Mesela nedir bunlar? Bunlar devletin kendileriyle sözleşme yapıp da o sözleşmeden kendilerinin devletten bir hak kazandığı kişiler. Veya bir fabrikanın patronuyla sözleşme yapıp da o fabrikanın patronundan bir hak kazanmış olan kimseler demek. Yani Kur'an bize "meleket" derken şunu söylüyor: "Sizinle sözleşme yapıp da birtakım hak elde etmiş olan kimseler" anlamı budur. Şimdi gelelim Kur'an'da köle kelimesi yok mu? Var. Nedir köle kelimesi? "Abd". Bakara Suresi 221. ayette geçer. [Müzik] "Olm." Şimdi kök anlamı "kul" ile "kölenin" arasında bir hiçbir fark yok. Şimdi ben sana anlatacağım, görürsün. "Abd" kelimesinin kök anlamı, sarayın kapısında bekleyip, sen kendini krala adayan kişi demektir. Sarayın kapısında hazır kıta bekliyor. Kendini kime adamış? Krala veya kraliçeye. Oranın patronu kimse, kendi varlığını ona adayan kişi demek. "Abd"in anlamı bu. Şimdi köle anlamı oradan türemiştir. Kendini sahibine adayan. Şimdi "kul" anlamı nereden çıkar? Varlığını kime adıyorsun sen? Yani senin hayatına kim yön veriyor? Tamam. Ben varlığımı Allah'a adıyorum. Benim hayatıma Allah yön verebilir. Allah benim hayatımda bana yön çizebilir diyorsan, sen Allah'a kulluk ediyorsun. Varlığını Allah'a adarsan, varlığını şeyhine adarsan, şeyhine kulluk edersin. Varlığını ataların geldiği yola adarsan, atalarına kulluk etmiş olursun. Veya varlığını mezhep imamlarına adarsan, hadislere adarsan, peygambere kulluk etmiş olursun. Dolayısıyla kendini sahibine adayan. Şimdi "abd" köle demek. Bir de bunun "emet"i var. "Emet" "abd" erkek köle demektir. "Emet" kadın köle demektir. Şimdi bakın, cariye demek değildir. "Abd" erkek köle, "emet" kadın köle. Şimdi erkek köle ne ise, kadın kölenin vasıfları da öyledir. Yani şöyle örnek vereyim, eğer cariye ile nikahsız birliktelik olabiliyorsa, o zaman bir kadın kendisinin sahip olduğu erkek köleyle de nikahsız birliktelik yaşayabilir. Eğer öyleyse. Çünkü "abd" ile "emet" arasında içerik olarak bir fark yoktur. Sadece cinsiyet farkı vardır. Ve daha işin ilginç tarafını söyleyeyim ben. Hani "meleket eyman" kelimesini şey yapıyorlar ya, cariye diye çeviriyorlar. Öyle çevirsen şöyle der. "Onların, nikahlayın. Şayet o cariye ise ve sen onunla nikahsız birliktelik [Müzik] yaşayabiliyorsan, nasip kişiler karşılarına çıkarsa onları evlendirin" diyor Allah. Niye? Sen ona sahip çıkmışsın ya, bakımını üstlenmiş ya. Sonuçta bunlar devlete bir ekonomik külfet. Ama evlendirirse ne olur? Ona artık ona sahip çıkan biri olur. Şimdi yine "abd" kelimesine geri dönüyorum. Kur'an'da ne diyoruz biz? "İyyake na'budu". Ne demektir? "Biz yalnız sana kölelik yaparız." "Abd"in anlamı köledir. "İyyake na'budu" da biz Allah'a diyoruz ki, "Yalnız sana kölelik yaparız." Yani ne demek bu? Varlığımızı biz yalnızca sana adarız. Biz senin kapında bekçi, başkalarının değil. Sen ne dersen odur. Buyur Allah'ım, sen ne dersen odur. Ben sana adanmışımdır. Şimdi biz Allah'ın kölesi oluyoruz bu durumda. Şimdi olayın şimdi şu boyutuna gelelim. Allah insana köle muamelesi yapıyor mu? Allah insana köle muamelesi yapıyor mu? Baktığımız zaman, sahipleri kölelere irade vermezler değil mi? Allah kuluna irade veriyor. Demek ki Allah kuluna köle muamelesi yapmıyor. Allah mesela köleler, sahipleri kölelerinin böyle refah ve zenginlik içerisinde yaşamasını istemezler. Ama Allah kullarının yeryüzünde refah ve bolluk içerisinde yaşamasını istediği için, karada envai çeşit bitkilerden, meyvelerden, sebzelerden, [Müzik] işte tavuk gibi, kırmızı et gibi, beyaz et gibi, balık gibi denizde türlü türlü envai çeşit yiyecekler yaratmış. Allah kullarının refah ve huzur içerisinde yaşaması için bütün şartları oluşturmuş. Hiçbir sahip kölesine bu şartları oluşturmaz. Dolayısıyla "İyyake na'budu" olan bir dinde, yani köleliğin yalnız Allah'a yapıldığı, Allah'tan başkasına kölelik yapmanın şirk olduğu bir dinde, biz aslında kölelikten bahsedemeyiz. Çünkü İslam'da sadece Allah'a kölelik vardır. Yani sadece Allah'a kölelik. Ve ısrarla ve ısrarla söylediğim, en başında söylediğim şeyi yine söylüyorum. "Cariye" kelimesi Kur'an'da yok. Toplumun anladığı anlamda bir cariye kelimesi Kur'an'da yok. "Meleket eymanukum" yeminle hak sahibi olmuş, yönetiminin altında sözleşmeyle hak sahibi olmuş [Müzik] kişiler. Kendini sahibine adayan ve "İyyake na'budu" yalnız kendimizi sana adarız. E bunun yanında "rakabe" kelimesi, boyunduruk altında olan ki Kur'an'da işte Mücadele Suresi 13, şey 3, pardon 3. ayete bakarsak, Maide Suresi 89, Nisa Suresi 92 ayetlere baktığımız zaman, Allahu Teala fidye olarak "rakabe" olanların rahatlatılmasını istiyor. Mesela yani boyunduruk altında olanı o boyunduruktan kurtarmayı söylüyor sana. Bunu emreden bir kitap. Siz bu "rakabe" kelimesine köle anlamına verirseniz ki veremezsiniz ama verdiniz, kabul edelim. Her fırsatta sana o köleyi özgürleştirmeni söylüyor sana bu kitap. Sen bu kitaba nasıl diyebilirsin ki bu kitap kölelikten bahsediyor? Yani diyemezsin ki. Yani dolayısıyla tamamen kelimelerin anlamları tahrif edilerek, yerlerinden kaydırılarak yapılmış bir şey. Öyle bir şey ki, 4 tane eş alabiliyorsun. 4 eşten sonra sınırsız cariye alabiliyorsun. Limiti yok. Ya böyle şey nasıl olur ya? İlahların hevesleri yapmış onlar. Tabii. Aynen. Yani kendi canlarına çektiği gibi bir ilahları var. Canlarına çektiyse onu, onu yazmış yani. Kur'an'da cariye kelimesi yok ya. Cariye diye geçen kelime akım demek, akım. Zaten Kur'an'da ve İslam'da bir şeyleri tarif edilmişse, gerçekten o insanın bir insanın çıkarına değilse, tarif edilmez. Bir şeyi tarif edeceksin, niye edeceksin? Boşu boşuna tarif etmez ki bir insan. Kendi çıkarına bir işin olacak ki bir şeyi bozmaya çalışsın ve bundan en çok rahatsız olanlar, bu işten en çok çıkarı olanlar. Ev. Bakıyorum bir televizyon kanalının sahibi, bir cemaat, cemaate bağlı bayağı oluyor. Onu unutmam, devamlı örnek olarak da veririm. Bir, sizin patron işte falanca bayanla sağda solda görünüyor. Ne dersin diyorsun. Sana diyor ki, "Gezebilir." O ona cariye hükmündedir. Niye? Şirketinde çalışıyor ve ona maaş veriyor, geçimini sağladığı için ona cariye konumundadır. Gezebilir. Bak halka bunu anlattı. O zamanlar kendi sürülerini anlatıyorlar ama avamı anlatmıyor. Kendi sürülerini onu anlatıyorlar. Kendi sürüleri de onlara inanıyor. Yani ben dün, önceki gün mü annemle konuşuyorduk. Cinlerin konusun dedi ki, "İşte cinlerin olduğuna inanıyorum ama insanlara buğ, inan bire diye bir şey olduğuna inanmıyorsun." Yani kime? Kur'an'dan zaten gösteremedi, söyledim. Dedim ki, "Kur'an'dan bana o senin kafandaki cini bir göster." Yok, gösteremedi. Ama işte bunca anlatılanlardan sonra işte şey yapamıyor ya, inkar edemiyor ya. Dedim ki, "O senin kafandaki cini bana bir anlat, ben sana onu kimin uydurduğunu söyleyeyim." Ya cin, önce öyle bir varlık yarattılar, sonra o varlığı kovmak için yollar kendilerine inşa ettiler. Ondan sonra insanlara bunu inandırdılar. Sonra bir bir sömüre sömüre yanlarına getirip o cinlerden onları kurtardılar. Yine kendi saldıkları cinlerle insanlardan para kazandılar. Şimdi cin, o senin tabir ettiğin cin, insanın hiçbir faydası yok. Kur'an'da baktığın cinle o cinin arasında fark var. Kur'an'daki cin asla böyle bir şey değil. Ama sen bunları bana kanıt olarak nereden gösteriyorsun? Farklı kaynaktan. O farklı kaynağın emin ol ki bir çıkarı vardır bu işten ki böyle bir şey uydurmuş. Milyonlar para kazandı bu işten. Ya tabii ki diyorum ya sana, korku dini icat ediyorlar. Tamam mı? Önce korku dini icat ediyorlar. Çünkü insanları korkutmazsan, sömürme. İnsanları sömürmenin en kestirme yolu korkutmaktan. Yani Allah'ı doğru tanıyan, Allah'ı doğru tanıyan, Allah'ı Rahman ve Rahim olarak [Müzik] tanıyan, günahkar da olsa, olmasa da her halükarda Allah'a yönelen bir insanı sen korkutamazsın. Tamam mı? Dolayısıyla önce korku dini inşa ediyorlar. İnsanları korkutuyorlar. Ondan sonra o korkudan emin kendileri emin kılıyorlar. Tamam mı? Ya cin çarpıyor, Kur'an çarpıyor, Allah çarpıyor, biri çarpıyor. Çarpıklıkları düzeltiyorlar kendilerince ve seni sömürüyor. Hem dünyada sömürüyor, hem ahirette sömürüyor. Yani en azılı kapitalist onlar. Salat'ın tarifiyle ilgili de bir şey diyeyim. Şa. Salat'ı "verere" namaz olarak aldığımızda dahi hiçbir şekilde ne cezasının ne mükafatı. Yani namaz kılıp kılanın mükafatı, namaz kılmayanın cezası hakkında hiçbir şekilde bir ayet delil gösteremezler bize. Onun haricinde y gösteremezler de. Bugün biz salata namaz değil dediğimizde en çok hoplayan bu salan, bu namazdan para kazanan insanlar. Bu namaz. Yani memur olan insanlar. O imam dediğimiz kişiler. Bak namazın da çıkarı anlaşılmış oldu. Nereden geldiği anlaşılmış oldu. O yüzden bir doğruyu kanıtı beraber bir bilgi atıyorsan ortaya, en çok hoplayan, ya rahatsız olanın o işten çıkar olduğunu anlıyoruz. Namaz. Namazın topluma en büyük zararı şu. Adam diyor ki, "Siz günde beş vakit Allah'ın huzuruna çıkmaya zor geliyor." Size diyor. Ben de diyorum ki, "Şu an kimin huzurunda sen günde beş vakit Allah'ın huzurunda. Ben 24 saat Allah'ın huzurundayım." Senin için din beş vakit, benim için 24 saat. Hayatını ona göre. Aslında beş vakit Allah'ın huzuruna çıktığını zanneden insanlar. Yani diyorlar ya, 24 saatte bir saatini ayır diye. O bir saati Allah'ın huzurunda ayırıp 23 saati Allah'ın huzurunda zannetmeyin. Ellerini kollarını sallayıp kol geziyor etrafına bak. Din nerede? Toplumda din yaşanıyor mu? Yok. Niye? Çünkü namazla dini belli mekanlara ve belli zamanlara hapsettiler. Evet, hapsettiler. Dini ayine dönüştürdüler. Din sosyal hayata hükmetmiyor. Çünkü din, Allah'ın indirdiği din sosyal hayata hükmederse, bu sefer kendileri insanları sömüremeyecek. Korkutamazlar zaten. Bakara 43'te diyor ya, "Salat edin, zekat verin, rüku edenlerle secde edin." Evet, yani hem rüku edip secde edecek edenlere sesleniyor Allah, hem de salat edenlere sesleniyor. Y şurada orada zannedersem sadece salatla rüku geçiyor. Evet, "ble" de geçiyor. Orada secde olmaması lazım. Şimdi salat namaz olsa, kıldığın namazda zaten rüku var. Allah bir de sonunda "rüku edenlerle rüku edin" niye desin? Evet. Yani deme o ki, salatın ikame edildiği bir toplumda insanlar Allah'la aldatamaz. Kestirme bir cevap var. İnsanlar Allah ile aldatamaz. E onlar da bu sefer ne yapıyorlar? Salat'a nişan alıp salatı devre dışı bırakıyorlar. Namazla örtüyorlar.
Bir soru daha soralım şa. Kur'an'da çelişki bulan ateistler, deistler, agnostikler adaletin İslam'da yer almadığını düşünüyor. İslam'da adalet var mı? Kur'an'ın insana bakışı nasıldır? Elinde meal olsaydı şu an bir ayete bak derdim. Hemen bakalım. Bak ne hal gitti. Şura 15. ayet. Şura Suresi 15. ayeti okuyun bakalım. 42. surenin 15. ayeti. İslam'da adalet yok diyenlere bir cevap verelim. "Da km beraberinde ği giu onlar Arzular u ve de ki ben Allah'ın kitaptan indirdiğine inandım ve ben aranızda adaleti gerçekleştirme göreviyle emrolundum." O cümleyi bir daha. İşte bunun için sen davet et ve sana emredildiği gibi doğru. Onlar arzular ve de ki ben Allah'ın kitaptan indirdiğine inandım ve ben neyi indirdi Allah? Adalet. Adalet. Aramızda adalet. Allah Maide 44'deki "Allah'ın indirdiğiyle hükmet" ifadesi ne demektir biliyor musun? Adaletle hükmetmektir. Allah'ın indirdiği adalettir. Adalet Kur'an'ın tamamı adalettir. Adalet ne demektir? Denge. Aranızda bir denge kurmam emredildi. Dolayısıyla İslam'da adalet yoktur demek, İslam'a yapılmış en büyük saygısızlık, haksızlıktır. Yani saygısızlığı bir kenara bıraktım, birileri saygı duymak zorunda değil ama haksızlık etmemek zorunda. Şayet samimi yani ateistleri olun, agnostik, ateist toplam hepsi genel ateistlerin çok dediklerini kayı almıyorum. Çünkü gerçekten Kur'an'ı okusalar anlarlar birçok şeyi kavrarlar. Aslar bu bu işi. Geleneksel kitaplara baktıkları için daha doğrusu bilmedikleri için gelmiş hadisle İslam'ı eleştiriyor. Ben senle konuşayım ya. Sen hadisle niye Kur'an eleştiriyor? Allah'ı eleştiriyor zaten. Kur'an'ın en büyük düşmanı hadis. Hadis üz hadis üzerinden sünniliği veya şiiliği eleştir. Baba evet. Ama sen hadis üzerinden İslam'ı eleştiremezsin. Yani bir hı bitirelim. Bitirelim mi? Y siz bilirsiniz. Başka soru yoksa bitirelim. Var da uzat uzat. Biz yine video yaparız. Video bir yer kaçmıyor. Tamam. Öyle yapalım o zaman. O zaman ta kardeşimin diğer sorularına cevap verdiğimiz videoda görüşmek üzere diyelim. Allah'a emanet olun.