Transcription
Konumuz Selat, ikame. Salat-ı ikame. Türkiye'de, yani dünyadaki Müslümanların en önemli kelimesi. Salat nedir? İkamesi nasıl olur? Allah, "Salatı isterken, Salatı ayağa kaldırın" derken bizden ne istiyor?
Bu kelimenin sözlük anlamı da var tabii. Bilmiyorum Ali, hazırlandı, sözlük anlamını söyleyecek mi bilmiyorum. Söylemezse ben arada söylerim zaten. Salat'ın sözlük [Müzik] anlamını namaza çevrilmiş ve toplum. Müslümanlar namaz kılmazsa kafir olur mu? Olur mu, olmaz mı? İşte konumuz bu. Birkaç program sürebilir. Bunu ayetleriyle beraber, detaylarıyla beraber hem yazılarımızda açıkladık. 3-4 yıl yazılarımız var bu konuyla ilgili sayfamızda. Ali Hoca'nın var, benim var. Bağlantılı olan kelimeleri var. Çünkü secdesi var, rükûsu var. Bunlarla ilgili de açıklamalarımız var. Vakitleriyle vesaire. Çok uzun bir konu aslında. Çünkü 123 tane ayette geçiyor bu konu ve dinin direği demişler Salat için. Dinin direği. Salat. Doğrudur da. Namaz değildir. En azından biliyoruz. Evet, hocam. Sözü hocaya bırakıyorum. Buyur.
Eûzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Tabii bu programlarımızda şunu işleyeceğiz. Kur'an'da geçen Salat kavramı namaz kılmak mıdır, yoksa daha kapsamlı ve geniş bir eğitim ve öğretim sistemi midir? Yani Salat bir ritüel midir, yoksa haktan yana taraf olmak mıdır? Dolayısıyla Kur'an'da Salat hangi anlama geliyor? Onu işleyeceğiz. Tabii bu derslerimizde faydalandığımız iki tane Arap, eee, fikir adamı, yazar ve araştırmacı vardır. Onlardan da, yani bir tanesi Cemal aşai, yalnız bayanın aklımda kalmadı. Onların makalelerinden, görüşlerinden de istifade ettik. Yani bu Salat konusunda Arap dünyasında da bir bilinç, bir bilinç gerçekten oluşmaya başladı. Bu ümmet için çok önemli bir hadisedir. İnşallah bu programlarımız ümmet için faydalı olacağına inanıyorum. Maksat Kur'an'a güvenmek, Kur'an'a iman etmek, Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğüne müracaat etmek, Kur'an'daki kavramlara değer vermek, Kur'an'daki kavramlar gerçekten hangi anlama geliyor? Maksat odur.
Şimdi, "Namaz kılmayan kafir olur" araştırmacı yazarın videosu bu şekilde başlıyordu. Farz edelim ki bir insan malını, mülkünü, varını yoğunu, hatta tüm hayatını Yüce Allah'ın yolunda harcadı. Yani aşları doyurdu, evsizleri barındırdı, yetimleri korudu ve büyüttü. Dolayısıyla bu dünya hayatında hayırlı işler ve salih ameller haricinde hiçbir şey yapmadı. Bütün bu hayırlı hizmetleri ve salih amelleri yapan insan sadece namaz kılan birisi değildir. Şii ve Sünni din adamlarının rivayetlerine göre bu kişi yaptığı bütün iyiliklere rağmen amelleri boşa giden ve sonsuza kadar cehennemde kalacak olan bir kafirdir. Bu akıllı bir yol ve mantıklı bir inanç değildir. Namaz kılmayan gerçekten kafir midir? Geleneksel din anlayışına göre namaz, dua ve ibadet amacıyla yapılan bir dizi ritüel ve sözlerden meydana gelmektedir. Yani geleneksel anlayışa göre namaz dinin dileğidir, Allah katında en çok sevilen, dolayısıyla en faziletli ameldir. Aynı zamanda her Müslümana farz olan bir ibadettir. Yine geleneksel anlayışa göre insanın ahirette ilk hesaba çekileceği amel namaz olacaktır. Yani bu geleneksel din adamlarına göre namaz kılmayan kafir olarak sabah alamış. Aklı başında olan, mantıklı herkes bu inanç ve fikirlere karşı gelmesi gerekir. Bu inanç ve fikirlerin İslam diniyle hiçbir ilgisi yok. Namaz nereden geldi? Hepimiz biliyoruz ki Kur'an'da hiçbir ayette, bu çok önemli bir hadise, Kur'an'da hiçbir ayette namaz kılma şekli anılmaması, namaz rekatlarında asla söz edilmez. Namazda okunan Kur'an ve dualarla ilgili hiçbir ayette açıklama yer almamaktadır. Yine Kur'an'da hiçbir ayette namaz vakitleri bulunmamaktadır. Zaten Şii ve Sünni din adamları da bunu kabul ederler. Yani bütün bunlar rivayetlerden geliyor derler. Peki o halde namaz nereden geldi? Din adamlarının ileri sürdükleri en önemli argüman şudur: Namaz bize atalarımızdan aktarılarak, yaşanarak ve yapılarak kuvvetli bir gelenek olarak gelmiştir. Dolayısıyla yüzyıllar boyunca nesilden nesile aktarılarak en ufak bir değişikliğe uğramadan bugünkü haliyle bize ulaşmıştır. Mirastan geldi konusu da var tabii. Yani Peygamberimiz pazarlıklarla, anzak beşe indirdiğini... Mirastan gelme konusunda atlam... Evet, tabii ki. Ehl-i sünnet rivayetlerinde namazın Miraç'ta Nebi Aleyhisselam'a öğretildiği yer var. Bizim tabii işlediğimiz konu Nebi Aleyhisselam'dan beri nasıl, yani kılınarak geldiğini, bunu işliyoruz. Tamam.
Kur'an'da geçen Salat kavramı. Hocam, Kur'an'da geçen Salat kavramı, kavramının Allah Resulü ile hiçbir alakası yok. Çünkü Kur'an'da geçen Salat kavramı, mesela bir ayette Yüce Allah, ki İsrailoğullarına o gönderilen 12 sözcü vardır der onlara, İsrailoğullarından Tura gönderilen 12 sözcü, Musa Aleyhisselam'la beraber, "Ben sizinle beraberim. Eğer Salatı ikame ederseniz..." Kur'an'da Salatı ikame ederseniz, yani geleneksel anlayışa göre çevirelim, "Eğer namaz kılarsanız..." olur. Peki İsrailoğulları gerçekten şu andaki Şii ve Sünni adamlar gibi namaz kılıyorlar mıydı? Yani mesela Bakara Suresi 43. ayette der ki Yüce Allah, Yahudilere, Yahudilere der o ayette. Çünkü yukarıdaki ayetten "Ya Beni İsrail" diye başlar ve ve der, Yahudilere der. Bunu Medine'deki Yahudilere der. Yani şimdiki anlayışa göre aslında onun orijinali "Salatı ikame edin" iken, onlar "namaz kılın" der. Peki Yahudiler namaz kıldığı zaman ne olacak? Dolayısıyla Kur'an'daki kavram "salat-ı ikame" namaza çevrildiğinde dolayı büyük sorunlar meydana gelmiştir. İşte inşallah bunu biz anlatmaya çalışacağız. Dolayısıyla yüzyıllar boyunca nesilden nesile aktarılarak en ufak bir değişikliğe uğramadan bugünkü haliyle bize ulaşmıştır. Bütün Şii ve Sünni din adamlarının zihninde var olan iman ve anlayış budur. Bu algı... Evet, suikast var herhalde. Buyur hocam. Kesinti oldu. Bu ikincidemir. Birincisi bu gelenek. Yani biz sadece atalarımızın izinden gideriz inanç ve argümanı müşriklerin inanç ve argümanıdır. Bu inanç ve argüman birçok ayette reddedilmektedir. Mesela onlara, yani müşriklere, "Allah'ın indirdiğine uyun" denildiğinde, "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız" derler. Peki ama atalarını akıllarını kullanmayan, yani doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da onların yoluna uyacaklar. Bakara 170. Başka bir ayette Yüce [Müzik] Allah buyuruyor: "Onlara, yani müşriklere, Allah'ın indirdiğine, Kur'an'a, yani Resule gelin denildiğinde, onlar 'Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter' derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor, yani doğru yolu bulamamış idi iseler de?" Maide 3. Bir ayet daha okumak [Müzik] istiyorum. "Kendilerine Allah'ın indirdiğine uyun denildiği zaman, 'Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız' derler. Şeytan kendilerini cehennem azabına çağırıyor idiyse, o zaman ne olacak?" Lokman 21. Yani hocam, Kur'an din olarak atalardan gelen her şeyin reddedilmesini ister. Bu argüman Kur'an'da resulleri reddeden kör sapkınlar tarafından kullanıldı. Tevhidin yerine din, atalarının ayak izlerini takip etmeyi seçtiler. Dolayısıyla sadece babaların o yollarda yürüdüğünü gördükleri için din, atalarının yollarını takip ettiler. Tek sebep budur. Başka hiçbir sebep yok. Şii ve Sünni din adamları namazı açıklamaya ve savunmaya çalışırken de aynı argümanı kullanıyorlar. Ne diyorlar? "Ey Resul, işte böyle. Biz senden önce hiçbir memlekette bir uyarıcı göndermedik ki, oranın ileri gelenleri, 'Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz' dediler." Biliyoruz ki sizin namaz diye çevirdiğiniz Salatı Kur'an emrediyor. Kur'an'da demin hocam dersin başında söylediğiniz gibi 125 ayette Salat kavramı kullanılır. O kadar Kur'an'ın önemli bir konusudur Salat. Salat Kur'an'ın en önemli emirleri arasında yer alıyor. Ama nasıl kılınacağını, ama nasıl kılınacağını, kaç defa kılınacağını ve vakitlerini açık olarak vermiyor. Kur'an'da Salat ile alakalı, yani ritüel olarak tarifi asla mümkün değildir. Nasıl yapılacağını, nasıl kılınacağını, nasıl hareket edileceğine dair Kur'an'da en ufak bir şey yok. Bu çok önemlidir. Yani Kur'an'da namazın nasıl kılınacağı ile ilgili en ufak bir ayrıntı ve açıklama yer almamaktadır. Kur'an'da geçen secde, ruku, kıyam, kıble, Mescid-i Haram gibi kavramların hepsi salattan bağımsız olarak zikredilmektedir. Yani bunlar da Salat gibi bağımsız, Salat gibi bağımsız yapılan ibadetlerdir. Dolayısıyla şu anda kıldığınız namaz şeklinin yegane kaynağı atalarınız intikal eden gelenektir. Yani din atalarınızın kitapları. Oysa din atalarınızın yolunun takip edilmesini teşvik eden tek bir ayet yok. Biz doğru yolda olduğumuza göre bu argümanı kullanma hakkımız var. Ama diğer dinlere mensup olanlar yanlış yolda oldukları için bu argümanı kullanamaz mı diyorsun? Aslında bu bahaneyi kimsenin kullanmasını canı gönülden arzu etmiyorum ama her ihtimale karşı buna cevap verecek. Eğer bir argüman veya mazereti kullanırsanız, rakiplerinize de aynı iddiayı veya mazereti kullanma hakkını vermiş olursunuz. Ve bu argüman çoğu dindarın yüzyıllar boyunca kullandığı mazeretin aynısıdır. İşte size Kur'an'dan çok güzel bir örnek. Yüce Allah buyurur ki, bu Yüce Allah bu ayeti daha sonra gelecek ve dinde parçalanmaya gidecek olan mezhebin din adamlarına söylüyor. Yoksa bu ayetin Kur'an'da bulunmasının bir anlamı yok ki. "Yahudiler, Hristiyanlar esaslı bir temel din üzerinde değillerdir" dediler. Hristiyanlar da Yahudiler esaslı bir temel din yol üzerinde değiller" dediler. Oysa hepsi kitabı tilavet ettikleri halde bunu diyorlar. Kitabı bilmeyen ümmiler de tıpkı bunların söyledikleri gibi demişti. Artık onların aralarında uyuşamayız. Hidayet üzerinde idiler ancak diğerleri sapkınlık üzerindedir." Sözü bütün dinlerde var olan bir argüman. "Bizim atalarımız hayır ve hidayet üzerindeydi. Diğerlerinin yolları sapkın." "Siz ve din atalarınızı herkesten ve onların babalarından daha hayırlı, haklı ve hidayet üzerinde kılan şey nedir?" Nedir bu? Kur'an'a gitmeden, vahye gitmeden, Allah'ın indirdiği kitaba gitmeden bunun çözümü mümkün mü? Bunun çözümü Yüce Allah der ki: "İhtilaf ettiniz dini bir konuda, onun hükmü vermek Allah'a kalmıştır. Kimin doğru olduğunu, kimin hak üzerinde olduğunu, kimin batılda, kimin küfür ve şirk olduğunu Kur'an'dan başka hiçbir şey ortaya koyamaz. Bunu ancak Allah'ın kitabı ortaya koyar." Basitçe ifade edecek olursak, saptın dediğiniz insanlardan hiçbir farkınız yoktur. Çünkü onların kullandığı argümanların aynısını kullanıyor. Allah'a yemin olsun ki, hocam, Yahudi ve Hristiyan din adamlarının kullandıkları argümanların, fikirlerin, inançların aynısını Şii ve Sünni din adamları kullanır. Mesela Hristiyanlar der ki, "Eee, biz Allah katında Allah'ın en sevdiği kullarız" derler. Allah, Yahudiler de öyle söyler. Evet, hepsi söyler. Hristiyanlar da, Hristiyanlar da, eee, İsa adına, şey, İsa'nın kainat, İsa'nın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı, orada da yazar. Hristiyanlıkta, bu da bizim son, son peygamberin de Müslümanlar demişler. O zaman sonsa bu Muhammed Aleyhisselam, y-s-b-e-t-i-n yaratılmıştır. Kainat İsa'nın geleceğini, İsa'nın yetkilerini işte yerdeki alimlerine devrettiğini söylerler. Burada da aynı şekilde peygamber öldükten sonra alimler varisleri olmuştur. Benzer şeyler vardır. Yani biraz evrilmiş ama çok birbirine uygun şeyler vardır. Hiç yani kitabın dediği gibi, kitap birbirine atfen söylüyor. Onlar doğru yolda değil, onlar doğru yolda değil. Müslümanlar şimdi kendilerini doğru yol olduklarını zannedecekler. Müslüman olduklarını söyleyen, iddia edenler daha doğrusu. Allah karar verecek zaten. Benzeşen şeyler çok, saymakla bitiremeyiz. Şu an tabii, yan tarafa girmeyelim. Buyur hocam. Ayet aklıma geldi. Demişlerdir, "Biz Allah'ın çocuklarıyız, onun sevgilileriyiz" demişler. Tabii Yahudi. Tabii ehli sünnete baktığımız zaman onlar da derler ki, derler, "Sen olmasaydın, Habibim, sen olmasaydın kainatı yaratmazdım" gibi çok ilginç rivayetler vardır, inançlar. Orada zaten ne diyor? "Bize azabı olsa olsa eyyamen mevdud, mevdudat, yani 2-3 gün dokunur, yanar, yanar çıkarız." İşte bugün bizim ehli sünnette de geçmiş o. Zeyem de yanıp çıkacaklar günahları kadar. Aynı şey Yahudilere hitaben, Yahudilerin kendi konuşmalarını Allah orada alıyor, doğru olmadığını tabii biz biliyoruz. Onların iddiası o. Bugün ehli sünnetin düşüncesinde de aynı şeyler var zaten. Evet, o söylediğiniz ayet şöyleydi: "Bize sayılı günler haricinde ateş dokunmaz" demişlerdir. Evet, evet. Birçok zaten Kur'an, Bakara Suresi'nde olsun, birçok surede olsun, hocam, din, yani Yahudi ve Hristiyan din adamlarının rivayetlerine cevap veriyor. Onların rivayetlerinin doğru olmadığını anlatıyor. Şii ve Sünni din adamlarının rivayetlerin ve içtihatların, mezheplerin doğru olmadığını söylüyor. Kolay yönden. Evet.
İkincisi, bu gelenek argümanı sadece Şii ve Sünni din adamlarına özel değildir. Kör taklidi ve körü körüne itaati teşvik eden her dinde ve her mezhepte mevcut. Hristiyan ayinleri ve duaları nereden geldi? Yahudilerin ritüel ve ibadetleri nereden geldi? Hepsi tevatürle, yani din atalarından gelen yoluyla, gelenek yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Bütün bu din mensupları atalarından intikal eden geleneğin izinden giderler. Bu ayette hocam, önemli olan şudur: "Senden önce gönderdiğimiz bütün uyarıcılar, bütün elçiler, bütün elçilere söylenmiş bir şey: 'Atalarımızı, babalarımızı bir din, bir yol, bir hidayet üzerinde bulduk, biz de ona uymaktan başka bir şey yapmayız' demişler." Hocam, enteresan bir şey var burada. İstisna yok. Hocam, istisna yok. Hepsi aynı şeyi söylemişler. Zuhruf Suresi 23. ayet mesela. İbrahim Aleyhisselam'la alakalı Yüce Allah der ki, İbrahim Aleyhisselam babasına ve kavmine diyor ki, [Müzik] 53'ü okuyor. "Sizin bu karşısına geçip saygı duruşu yaptığınız bu temsiller, bu heykeller de nedir?" deyince diyorlar ki, hocam, başka hiçbir şey yok. Sorgulama yok, düşünme yok, aklı kullanma yok. "Ebe, biz babalarımızı, atalarımızı, din adamlarını gördük le abidin, onlara bu şekilde kulluk ediyorlar." Şimdi kulluk bu. Bu kelimeleri duyan insanlar veya bizden duyup başkalarına da sorsunlar, şöyle bir düşünsünler. Müslümanlığı kendileri mi seçtiler? Kendileri mi bir emek sarf ettiler, öğrendiler? Öyle ya, kitap bilgisi yok insanda. Kitabı okumamış. Okuyarak tilavet etmek, okuyup anlamak demektir zaten. Anlayarak okumak demektir zaten. Bunlar kendilerini önce böyle bir şey sorgudan yoksa doğduğu gibi hem mezhebine hem İslam dinine otomatik mi giriyor? Atalarının, babalarının dinine midir, değil midir? Bu soruyu sorsa, vicdanını doğru çalıştırırsa artık doğru yolu bulur. Adaletli bir vicdanla bu soruyu sorsa, kendisine bir yol bulur. Buyur hocam.
Evet, yani Şii ve Sünni din adamlarının kendi ibadet ve dinlerini savunurken kullandıkları argümanın aynısını kullanırlar. Peki sizin tevatürü daha doğru kılan şey nedir? Yani babalarınızı ve din atalarınızı, onların din atalarından daha doğru, daha inandırıcı ve daha kutsal yapan şey nedir? Siz Hristiyan arkadaşınızı sizin namazınızı kılmaya ikna etmek için gelenek argümanını kullandığınızda, o da kendi ibadetlerini savunmak için aynı argümanı kullandığında, sizin geleneğinizin onunkini gölgede bıraktığını ve daha doğru olduğunu nereden biliyor? Gerçekten de hocam, vahiye gitmeden, Kur'an'a gitmeden, Kur'an'ı araştırmadan, Kur'an'dan yani delil çıkar, hiç kimse doğru yolda, hidayette olduğunu ispatlayamaz. Gelmez mi? Evet. İnsan bilmediğine emin olabilir mi? Olamaz. Dolayısıyla mümin olabilir mi? Evet. Eminlik bilgiyle. Bakara 196. Artık emin olduğunuz ayetini gelecek ileriki konularda, yani emin olmak nedir? Emin olduğunuz zaman, yani mümin olduğunuz zaman değil. Onlar emin olduğunuz zaman. Yani bir sürü kavram var tabii. Mesela hocam, şöyle bir ayet var. Yüce Allah der ki, "Bu kurban kesilen hayvanlarla alakalı." Yüce Allah der ki, hocam, bu ayet çok önemli. "Onların ne kanları ne etleri Allah'a ulaşmaz." Onların ne etleri ne kanları Allah'a ulaşmıyor. Evet, Hac Suresi. Hac Suresi şu anda 38 hocam. 38'de olabilir. 28 veya 31'dir. Olabilir. Yani arkadaşlar yanılmamak için onu açayım. Hocam, madem yani orada bir eleştiri var aslında. Yani olayda, yani bir şeyler yaptığınızı zannediyorsunuz. Yani etlerini siz yiyorsunuz. Ne kanları ne etleri Allah'a ulaşıyor. Bir de sevap kazanmak istiyorsunuz gibi bir eleştiri var. O işte aslında yani 37. ayet. 37 miydi? "Onların kanları, onların etleri, kanları Allah'a ulaşmaz." Ulaşacak hocam tek bir şey vardır: Takva. Yani bilinç, farkındalık. Haricinde hiçbir şey Allah'a ulaşmaz. Bir insan farkında olmadan, farkındalığa ulaşmadan, bilinç sahibi olmadan yapmış olduğu ibadet olarak yapmış olduğu hiçbir şeyin Allah katında bir değeri olmaz. Yani Kur'an bilinmeden, vahiy bilinmeden, bağlam ve bütünlük, din adamları açısından söylüyor, ilahiyatçılar, Diyanet din adamları açısından bunları söylüyor. Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğü bilinmeden, hikmetine gitmeden, kavramlarını kavramadan, kavramlarını kavramadan, Kur'an'ı anlamadan, Kur'an'la alakalı bilinç sahibi olmadan, Allah hakkında bilinç sahibi olmadan, din hakkında, İslam hakkında, iman hakkında, Allah elçileri hakkında belli bir bilinç sahibi olmadan sizin yapmış olduğunuz ibadetlerin Allah katında ne değeri vardır kardeşim? Şimdi varsayalım ki onların, biz de önceden tabii ki ikimiz de namaz kılıyorduk zaten. Diyelim ki namaz var olduğunu kabul etsin arkadaşlar. Kabul edenler bizi dinlemiş. Hasbelkader namazı da var kabul ediyor. Peki Allah diyor ki, "Yani o namaz dediğimiz olayda ne söylediğinizi bilinceye kadar salata durmayın." Peki o namazı kılan kişi ne söylediğini biliyor mu? Anlıyor mu? Bir de oradan baksın. Nereden tutarsan tut, elinde kalıyor. Yani sarhoşken ve yani ne söylediğinizi bilinceye kadar. Yani siz namaz kılsanız bile sarhoş kılıyorsunuz şu anda demektir. Yani sarhoşken, sarhoşken diyor, "Salata yaklaşmayın." Yani ne söylediğinizi bilinceye kadar. Evet, sen ne söylediğini bilmiyorsun ki. Okuduğun ayet zaten arkasından geliyor. Yani ne söylediğinizi bilince. Ev, yani zaten. Hadi kıldığını varsayalım. Bugün camiden, camiden ezan, şey, namaz kıldırmış hocaya soruyorum. Okuduğun ayetin anlamını söyler misin? Bilmiyorum diyor. Yarın bakıp sana söylerim diyor. Yani imam bu. İmam görevli, maaşını oradan alan. Halkta %1 yok. Yani Türkiye'de %1 okuduğunu bilen yoktur. Yani %1 seviyesine geliyor. Buyur hocam.
Bu çok acı. Bu çok acı bir durum. Acı bir durum. Tabii normal halkın, ümmi insanların, sokakta dolaşanların değil. Gerçekten bu çok acı bir meseledir. Bu korkunç bir trajedidir. Bu, insanların büyük çoğunluğu, insanlar demeyelim, din adamlarının büyük çoğunluğu, %99'u okumuş olduğu vahyin, Kur'an'ın ayetlerin hangi anlama geldiğini bilmeden Allah'ın huzuruna nasıl olur? Nasıl olur? Dinin, imanın, dinin imanın birinci kaynağı Allah'ın kelamı, Allah'ın kitabı. Allah'ın kitabı bilinmeden, üzerinde düşünmeden, akledilmeden, Allah'ın huzuruna gidiyorsunuz kardeşim. Yüce Allah der ki, "Kul, hele nebe'im, o büyük bir haberdir. Ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz." Kur'an'da onlarca ayette onun bereketli olduğunu, mübarek olduğunu, yani rahmetli olduğunu, ona yapışanı rahmete ve mağfirete, berekete ulaşacağını söylüyor. Yahu, bu sadece Kur'an için değil. Bu Tevrat için de söylenmiş, İncil için de söylenmiş, Kur'an için de söylenmiş. Bir şey daha, benim çok merak ettiğim. Bu arada da söylemiş olalım onu. Hani Cumada hoca hutbe okur ya, arkadaşlar dikkat edin. Orada hutbe okurken, Nebi'nin hadisini okurken, "Ev kem kal, F kal" der. Peygamber, "Ya B, hocam, F ev evet, ev kem f" Ya böyle söyledi ya, buna yakın bir şey söyledi. Yani kesinlikle arz etmediğini orada da söylüyorlar. Hocaya sorsan ki bu kelime nedir? Bilmem diyecek. O ezberlemiş oradan okuyor sana zaten. Yani onun anlamını da bilmez. Yani ya böyle söyledi ya buna yakın bir şey söyledi demek diyor. Yani orada tamam mı? Yani kesinlikle arz etmiyor. Yani peygamberin söylediğini de söylerken onu da söylüyor. Yani evet. Halbuki Kur'an'a baktığımız zaman Yüce Allah der ki, "De ki, kesin delil Allah'ındır." Tabi, kesin delil Allah hak. Allah'tan gelendir. Bu kitap ihtilafları gidermek için gelmiş bir kitaptır, gideren bir kitaptır. Evet. Mesela "El hakku rabbike" derken, hocam, "El hakku rabbike", hak rabbinden gelendir derken, arka planda kalan manası da, "Rabbinden gelmeyen hak olamaz" demektir. Eğer rabban gelmiyorsa, Allah'tan gelmiyorsa, o hak olamaz demektir. Kesinlikle en az bir şüphe taşır. Evet. Mesela bundan dolayı Kur'an'da hocam yüzlerce ayette, onlarca demiyorum, yüzlerce ayette Yüce Allah bir şeye dikkat çeker: "Allah'tan gelen, Allah'ın indirdiği." Mesela Şura Suresi 15. ayette der ki, bir ayetin içinde, bir pasajda, bir cümlede, "Ve de ki: 'Ey Nebi, ben Allah'ın indirdiği kitaba iman ederim. Allah'ın indirdiği kitaba iman ederim.'" Allah tarafından inecek kardeşim. Allah tarafından gelecek. Gelmiyorsa din namına rehber olamaz, din namına hidayet olamaz, rahmet. Aman hepimiz Hristiyanlığın muharref ve batıl, bizim dinimizin doğru olduğunu biliyoruz diyenler için. Ama arkadaşınız sizin ve inançlarınız hakkında aynı inanca sahipse, yani Hristiyan din adamları kendilerinin doğru olduklarına ve geleneklerinin doğru olduklarına inanıyor ve sizin dininiz ve atalarınızın dininin yanlış olduğuna inanıyor. Yani sizin onun dini hakkında inandığınız şeylere, o da sizin dininiz hakkında aynı şeylere iman ediyor. Peki ikiniz de aynı argümanları kullanıyorsanız, arkadaşınızı nasıl ikna edeceksiniz? Dolayısıyla makul ve mantıklı argümanlar kullanmadığınız sürece, her iki tarafın da kullanabileceği kör argümanlar dışında arkadaşınızı hiçbir şekilde ikna etmeniz mümkün değildir. Her iki tarafta aynı argümanı kullandığında tartışmaya hiçbir şey ekleyemez, eklemez ve sorun tamamen maza gelecek.
Şimdi hocam, ben Kur'an'dan bir ayet açmak istiyorum. Bakara Suresi 135. ayeti okuyor. 135. Bu Bakara Suresi hocam, nereden itibaren? Nereden itibaren aşağı yukarı ta 40. ayetten itibaren, yani 401. ayetten itibaren, eee, 135'e kadar, daha da ileri 140, 150'lere kadar, yani yüzlerce ayet, onlarca ayet Allah Resulü döneminde Medine'de, Medine'de yaşayan Yahudiler ve Hristiyanların hangilerinin doğru yolda olduklarına dairdir. Bütün tartışmalar bunun üzerinedir. "Siz mi doğrunun üzerindesiniz, biz mi doğrunun üzerindeyiz?" Bütün tartışmalar budur. Ayrıca Necran'dan gelen Hristiyanlar da bu tartışmalara giriyorlar. Bu şekilde korkunç bir mücadele başlıyor. Bu Bakara Suresi ile ilgili ayetler hocam, tamamen bunları anlattık. Bir yerde Yüce Allah der ki, evet, en sona der ki, Yüce Allah onlara de ki, "Onlara de ki: 'Ve kul ve kalara, onlar dediler ki' (yani Yahudi din adamları dediler ki): 'Yahudi olun ki hidayette olasınız, doğru yolda olasınız.' 'En-nar' 'En-nar' dediler. Hristiyan din adamları da dediler ki: 'Hristiyan olun ki doğru yolda olasınız, hidayette olasınız.' Bunun haricinde doğru yol yok" derler. Vallahi Allah'a yemin olsun ki, şu anda hocam, ben hem Sünnilerin hem de Şiilerin televizyonlarını seyrediyorum. Şiilerin de çok televizyonları seyrediyorum. Kerbela'yı seyrediyorum. Onların inançlarını biliyorum. Mesela o Gadir Hum var, kırtas meselesi var. Yemin ediyorum hocam, aynı şeyi söylüyoruz. Sünni din adamlarına gidin, derler ki, "Sünni olmadan, Sünni İslam derler. Sünnilik olmadan asla cennete girilmez, hidayet bulunmaz." Şiaya gidin, "Ehlibeyt olmadan, Ehlibeyt medresesi olmadan, imamların inançları, rivayetleri olmadan asla hidayet olamaz. Ehlibeyt Nuh Aleyhisselam'ın Aleyhisselam'ın gemisi gibidir, ona binen kurtulur" derler. Şimdi hocam, bu, bu minvalde, bu şeyde, Bakara 135. ayeti okuyor. İyi unuttum. Süleymancılar da 73 fırkanın bir fırkası kurtulacak. Yani onların fırkasının tek kurtulacağı. Herkes kendi bulunduğu yolu zaten takdir ediyor ve doğru yolda olduğunu zannediyor. İşte buyur. Aynen, aynen. "Musa İbrahim Hanif'e de ki: 'De ki onlara, o Yahudi din adamlarına, Hristiyan din adamlarına, İbrahim'in Hanif dininden başka doğru yol, hidayet yoktur. İbrahim Hanif, o asla müşriklerden olmadı.'" Yani sizin gittiğiniz yol şirk, müşrik yolu olmadı. İbrahim'i de her ikisi tanıyor, her ikisi de kabul ediyor. İbrahim'in ataları olarak tabii. İbrahim'in yolu doğru yoldur. Siz ise müşrikin bir tersinden okumalar olacak. Evet, aynen. Kulu, Allah diyor ki, şimdi iman edenlere diyor ki, "Kulu deyiniz: 'Billahi, biz sadece Allah'a iman ederiz. Biz sadece Allah'a iman ederiz.' Ve ile unzile olacak, unzile indirilene iman ederiz. Ve uydurana değil, indirilene olacak. Uydurulan değil." Ya din adamları tarafından durulan, ortaya çıkarılan, Allah'a iftira edilen değil. Yüce Allah bir ayette der ki, hocam, Al-i İmran Suresi'nde zannediyorum 24'de olacak. "Dinlerinde iftira ettikleri şeyler onları mahvetmiş, onları aldatmıştır." Dinlerinde iftira ettikleri şeyler. Şimdi Yüce Allah der ki, iman edenlere, "Hayır, ne ne Yahudilikte ne Hristiyanlıkta hidayet yoktur. Hidayet yoktur. Biz sadece Allah'a iman ederiz." Tabii hocam, sadece Allah'a iman ederiz derken, Allah'ın indirdiğine iman ederiz. Bak şimdi gelecek. Allah'ın indirdiğine. Yoksa yoksa Yahudi ve Hristiyanlar da Allah'a iman ediyor. Şimdi bir Hristiyan Allah'a, oradan gelen zincire, zincire, o halka iman edilecek. Evet, yani buradaki "ve" yani anlamına geliyor. Yani bize indirilen, Allah tarafından İsa'ya, Musa'ya, o m, o ayet midir? İbrahim, İbrahim'e indirilen ve İsmail'e ve İshak'a ve Yakub'a ve İs, Musa'ya ve İsa'ya verilen, Kur'an, bütün nebîlere verilene biz iman ederiz. Rablerinden verilecek. Allah'tan inecek kardeşim. Allah'tan inecek. Nebîlerden çıkmayacak. Evet, hocam devam ediyor. "Onların hepsinin dini aynıdır, imanı aynıdır. Onların arasında biz tefrikaya gitmeyiz, ayrım yapmayız. Deyin: 'Biz sadece Kur'an'a teslim oluruz, sadece vahye teslim oluruz. Allah'a tes, islah olanlardanız' diyeyim." Islah veya teslim olanlardan değil. Müslimun. Evet. Bak şimdi hocam, Yüce Allah der ki, bak çok enteresan, çok enteresan. Ben mesela bazı Ehli sünnet din adamları dinledim, diyor ki, "Bu diyor, bu inanç diyor ehli sünnettir." Diyor. Allah diyor, bunu söylüyor. Yüce Allah diyor ki, "Eğer onlar da iman ederlerse, Yahudi din adamları, Hristiyan din adamları bu şekilde sizin inandığınız gibi inanırlarsa, iman ederlerse, onlar da hidayette olurlar, doğru yolu, hidayeti bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, bu inanca, Allah'ın indirdiğine gelmezlerse, paramparça olurlar." Şikak kelimesi hocam, şikak kelimesi, nedim, ihtilaf, parça, bölünme, dağılma, yok olma anlamlarına geliyor. "Onlara karşı Allah sana yeter. Onlara karşı Allah sana yeter. O işitendir, bilendir." Dolayısıyla hocam, bu ayeti de okuyacağım. Çünkü yukarı çok güzel bağlı, bağlantılı. Allah'ın vurduğu tevhit boyası. Allah'ın vurduğu tevhit boyası. Yüce Allah'ın indirdiği, Allah'ın vurduğu, Allah'ın size ulaştırdığı tevhit boyasından, tevhidden, İslam'dan daha güzel ne var kardeşim? Daha güzel ne var? Biz sadece ona kulluk edelim. Hocam, şimdi Kur'an'ı kabul etmeyenler, Kur'an'ı tanımayanlar, Kur'an'ı dinde tek kaynak kabul etmeyen, kime kulluk, kime kulluk ediyorsunuz kardeşim? İnsanlara, insanlara, krallara, kendi ürettikleri tanrılarına kulluk ediyorlar. Şimdi bu kitaptan sorgu, fetus el der Cenabı Allah. Bu kitaptan sorgu sorulacak bize. Bu kitapta olmayanları biz yapmak mecburiyetinde değiliz. Bu kitapta zaten iyi bir şey var da yapmıyoruz değil. Veya iyi bir şey var da bu kitap içerisine almamıştır değil. Aslında fıtratımızda yüklenmiş bu iyilikler. Doğru olan fıtratı doğru çalıştırmaktır. Yoksa insanın içerisinde var zaten. Bu kitap bir hatırlatmadır zaten. Kur'an üflenmiş. Yani bilgi ruhumdan üfledim dediği bilgi olarak üflenmiş. İnsanın doğru vicdanını işletirse zaten doğru vicdanını işleten toplumlar doğruları bulmuşlar zaten. Konumuzu kapatalım mı o zaman? Şey, bir saati geçtik, geçmedik mi? Biz biraz tabii geç başladık. Doğru, doğru.
Dolayısıyla bu gelenek ve tevatür argümanı, düşünmeyen, aklını başkalarına teslim eden birinin batıl davası ve kör taklitten başka bir şey değildir. Dolayısıyla eğer bu argüman sizin yaptığınız gibi namaz kılmak için tek gerekçe ise, o zaman argümanınız yanlıştır ve rasyonel düşünen hiçbir insanı ikna etmeyecektir. Şunu söyleyenler vardır: "Nebi Aleyhisselam şöyle buyurmuştu." Bu da söylenen enteresan rivayetlerdendir. Tabii Kur'an'da Salat geçiyor ama onlar Salatı namaz olarak çevirdiklerini dolayı, "Benim namaz kıldığımı gördüğünüz gibi siz de namaz kılın" derler. Varsayalım ki Nebi Aleyhisselam, ilk muhatap Nebi Aleyhisselam'a ilk muhatap olanlar onun nasıl namaz kıldığını görmüş ve onun gibi namaz kılmışlardır. Sonra bu namazı nesilden nesile aktarıp bugünkü şekliyle bize ulaştırmışlardır. Bu inanç diğer dinlere mensup olanların sahip olduğu bir inançtır. Onlar da tıpkı din atalarının Yüce Allah'a kulluk ettikleri ve kulluk ettiklerine inanıyorlar. Tekrar soruyoruz: Sizin geleneğiniz, onların geleneğinden daha doğru ve daha geçerli kılan nedir? Onların tevatür ve geleneklerinden şüphe ettiğinize göre, bu genel olarak insanların dürüstlüğünden ve güvenilirliğinden şüphe ettiğiniz anlamına gelir. Peki neden kendi geleneğinizden, kendi ellerinden şüphe ediyorsunuz? Aynen bir beşer onlara ibadetlerini nasıl yapılacağını intikal ettirdiği gibi, namazın nasıl kılınacağını size intikal ettiren de bir beşer değil midir? İkincisi, biz Nebi Aleyhisselam'ın nasıl namaz kıldığını görmedik. Dolayısıyla atalarının namazı doğru bir şekilde aktardıklarını iddia eden herkes, diğer dinlerin atalarının da kendi ibadetlerini doğru aktardıklarını varsaymak zorundadır. Buna göre diğer dinlerdeki geleneğin geçerliliğe şüphe eden herkes, kendi geleneğinin geçerliliğin de şüphe etmelidir. Şunu söyleyenler olacaktır: "Kur'an da tevatür, yani gelenek yoluyla aktarılmıştır." Ya hocam, bu çok önemli bir mesele. Bunu bile söyleyenler vardır. Diyorlar ki, "Var biliyorum. Mantık de, Nebi Aleyhisselam'dan, Nebi Aleyhisselam'dan diyorlar, onlar rivayetlerinde gelen rivayetlerden şüphe ederseniz, Kur'an da rivayet yoluyla gelmiştir." Hocam, bunu söyleyenler Kur'an'ın bağlam ve bütünlüğünü, mükemmel sistemini, kavramını, mesela fakir ile miskin, zekat ile sadaka, infak, mesela hamd ile şükür, Nebi ve Resul arasındaki farklar, beşer ile insan, o mükemmel sistemden haberleri yoktur. Allah Kur'an'da o kadar muhteşem, mükemmel bir sistem kurmuş ki, eğer bu sistemden haberleri olsaydı, hayran kalırdı Kur'an'a. Hayran kalırdı. Hocam, Kur'an'ı, ya Kur'an muhteşem bir eserdir. Evet. Dolayısıyla hocam, bir ayet var. Yüce Allah der ki: "Ve keele, derler ki, sen Resul değilsin. Ey Muhammed, kul ke billahi şehiden beynî ve beyneküm." (İsra Suresi 43). "De ki onlara, sizinle benim aramda şahit olarak Allah yeter. Kitaptan olan da bana yeter." Yani bu benim Allah tarafından gönderdiğim bir Resul olduğumu bilir. Hocam, Kur'an'daki sistem, Mekke'de, Mekke'de inen surelerle Medine'de inen surelerin özellikleri, mesela Kur'an'da "Ey iman edenler" cümlesinin Mekke'de inen surelerde yer almaması, mesela "Ey iman edenler" cümlesinin Mekke'de inen surelerde yer almaması. Ya o kadar muhteşem hocam bir sistem var ki. Evet. "Allah'a ve Resule itaat" kelimesinin Nebi bağlamında kullanılmaması, şikak kelimesi, emanet kelimesi, isyan kelimesi, kerim kelimesi, aziz kelimesi, mubin kelimesinin Nebi değil, sadece Resul bağlamında kullanılması. Kardeşim, Kur'an var ya, Kur'an muhteşem bir eserdir. Evet.
Hocam, yani eğer namazın kaynağından şüphe edersek, o zaman onlar da aynı kaynaktan oldukları için Kur'an'ın kaynağından da şüphe etmemiz gerekiyor. Birinci soru: Size tevatür yoluyla, size tevatür yoluyla aktarıldığı için mi Kur'an'a uyuyorsunuz? Yani din atalarınız geldiği için mi Kur'an'a uyuyorsunuz? Yoksa Kur'an'ı hakkıyla okuyup, hidayet olduğunu, adaletini, özgürlüğünü, yaratılış yasalarının değişmezliği, akıl ve mantığını, tedebbür edip, hikmetini tezekkür ederek, kavramlar kombinasyonunu araştırarak, insan haklarına verdiği değeri kavrayarak, bağlam ve bütünlüğünü çözerek ondan sonra ona uymaya mı karar verdiniz? Şii ve Sünni din adamları çifte bir standarda sahipler. Herkesten eleştirel ve rasyonel olmasını beklerken, kendilerine körü körüne itaat edilmesini beklerler. Başkalarının kendi geleneklerini, atalarının öğretilerini düşünmeden ve sorgulamadan terk etmelerini istiyorlar. İkinci olarak, bu bahaneyi kullanarak siz ne yapıyorsunuz? Körü körüne atalarınızın öğretilerine boyun eğmemiş. Bu bahaneyi kullanarak sırf sizin iddianız nesilden nesilde, nesilden nesile aktarıldı diye akıl ve mantıktan ve her şeyden önemlisi Kur'an'dan vazgeçmemiz bekliyorsunuz. Çünkü hocam, ilerideki programlarda ayet ayır, ayet, ilerideki programlarda hocam, Kur'an'da Salat kavramının hangi anlama geldiğini ayet ayet göreceğiz. Ayet ayet göreceğiz. Kesinlikle bunu Kur'an'dan Allah'ın izniyle ispatlayacağım. Salat'ın hangi anlama geldiğini Kur'an kesinlikle ortaya koymuştur. Bunda asla şüphe yoktur. İnancını ve argümanını göre atalarınız aldığınız her şey otomatik olarak doğrudur. Aksi halde Kur'an bile yanlıştır, batıldır. Öyle mi? Bu çok saçma sapan bir inanç ve argüman. Biz bu inancı ve ve fikri sırf atalardan intikal ettiği için onu miras olarak almayız. Mantıklı, akılcı ve ikna edici olduğu için alırız. Devam. Salat sistemini yok sayarak anlamsız bir ritüel, ritüeli almanızın tek gerekçesi gelenek ve tevatür ise, o zaman sapkın, sapkın dediğiniz gayri müslimlerden, hatta müşriklerden ne farkınız vardır? Evet, say. Burada son verebilirim. Salat programının birincisini eda ettik. Çeşitli açılımlarla başladık. Tabii daha ileriye programlarda buna yoğunlaşacağız. Görüşmek üzere. Alanın ağzına sağlık. İyi akşamlar herkese.