📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Kediniz Bunu Yapıyorsa Allah Size Bu İşareti Veriyordur - Kelp @Mehmedyildiz

Hayalhanem52:38

Transcription

Cümleten selamun aleyküm. İndir telefonu, hiç oralarda gezmeyelim. Şu şeylerden çıkalım ki bu iman derslerinin önemi ortaya çıksın. Şimdi semadan izliyorlar bir fotoğraf için Allah'ı tanımayı şöyle elinin tersiyle itti deseler hoş olmaz. Hiç tefekkür dersini bozmayalım. Bizim de gelişimizin niyeti birbirimize muhabbet ama asıl Allah'ı tanıma olsun. Yoksa öteki türlü dışarıda filan kesten bir farkı kalmayabilir Allah muhafaza.

Yani biz içimizde öyle bir niyet tutalım ki Ya Rab ben seni tanımak için yerler kordan alev olsaydı, şu koltuklar çividen olsaydı, senin marifetine bir gıdım daha erişebilecek olsaydım gelirdim. Niyetimizi öyle taşıyalım ama bu niyeti dikkat icap ediyor. O yüzden de hiç dikkatimizi bozmayalım yani. Benim niyetim bu oluyor yani genellikle. Bu iman derslerinden daha önemli hiçbir şey bilmiyorum yani ve bu hizmetten de önemli bir şey bilmiyorum.

Şimdi biz bazen dışarıda gittiğimizde de Allah razı olsun bazı kardeşlerimiz tanıyor, ediyor, muhabbet besliyor. Tabii ben ona kötü bir şey demiyorum ama derdim onlar değil yani. Derdim öyle bir hizmet sistemi kurup, ölüp, devredip gidelim ki Allah da inşallah razı geldim, sizi affettim derse sahabeye bir şekilde komşu olalım. Derdim başka, belki fotoğraflardan, belki videolardan tam tamına anlaşılmayabiliyor ama benim derdim buraya gelen arkadaşlar gelsin de buranın derdine ortak olsun. Buraya yüzlerce genç arkadaş geliyor ve bir insanla insani ilişki kurmadan İslami bir ilişki de kuramıyorsun. Benim derdim burada birileri bir derdi alsın gelip sabahlara kadar onların derdini dinlemeye talip olsun. Yani ben elhamdülillah derdimden memnunum ama anlaşılsın diye söylüyorum. Şurada gördüğünüz ne varsa, şu tablodan, şu duvarın boyasından, şu duvardan, şu ampülden, şu ışıktan her birisine bizzat burada birkaç tanecik adam uğraşıyoruz. Yani ben derdimden şikayet olarak söylemiyorum anlaşılsın diye söylüyorum. Şu aşağıda oturduğunuz halıyı bile biz halıdan ne anlarız, halıcı mıyız? Gittik numune topladık, bir dolap numune topladık ki ileride onun da en güzeli olsun çünkü itikadımız şöyle yani. Madem buraya Resulullah Aleyhisselatü Vesselam'ın emaneti diyorsam benim evimden, senin evinden, hepimizin evinden güzel olması lazım. Ve bu şekilde sistemi de bir devredip gönlü güzel adamlara ölüp gidebilirsek ben çok rahat edebileceğim.

O yüzden aslında kalabalığa ders vermeye de çok olmuyor yani içimden tam gelmiyor. Çünkü amacım ders vermek değil, dert verebilmek. Yani birisi geldiğinde acaba bu adam ehli dert olur mu? Yani dertlenir mi? Bak burada kaç parça iş var. Temizliğinden, boyasına, adam ilgilenmesine. Yani şuranın elektriği bile ayrı bir mesele. Acaba ben buraya düzenli gelsem de buradan bir sorumluluk alsam diyen biri çıkar mı? Yani gözüm hep bunları arıyor. Şimdi yeni gelen her arkadaş belki bilmediğinden mütebessim bir şekilde merhaba kardeşim, hoş geldin kardeşim diyorum ama içimde hep bunlar dönüyor. Çünkü 120 bin sahabenin 110 bin tanesine Arafat'ta Resulullah Aleyhisselatü Vesselam'ı hicret et demiş. Yani Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam dışarıda zannedildiği gibi sadece birilerini anlatmış ve haşa arkasına dönmüş gitmiş değil. Mekke'nin zorlu süreçlerinde sahabenin her birisini yönlendirmiş. 5. yılında 1. habeşistan hicreti, 6. yılında 2. habeşistan hicreti, 13. yılında Yesrib hicreti, Medine'nin 2. yılında Bedir, 3. yılında Uhud, Ahzab, Hendek, Hudeybiye. Aklınıza hangisi geliyorsa sahabeleri buraya tevdi etmiş Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam. Yani bu din sorumluluk almadığını. Yani şimdi bu kadar altyapı varken ama şu altyapıları iman meselesini çözme meselesi dururken bir sadece şöyle bir fotoğraf çekelim de gideyim desek ayıp olmaz mı yani bu emaneti bize bırakanlara? Şey demiyorum yanlış anlaşılmasın bir kardeş muhabbet ediyordur böyle bir şey istiyordur ona hani haşa kötü bir şey söylemiş gibi anlaşılmasın. Ama şöyle bir mühim mesele varken de ya ben bir tane fotoğraf çekeyim gideyim biraz ufak kalmıyor mu yani?

Yani tarihte bu kadar günlük imansız ölüm yaşanmıyor şu dönemdeki kadar. Allah'ı bulmadan ve bilmeden insanlar ölüp gidiyor ve dışarıda bir insanın değeri tavuk kadar. Bakın dışarıda muhabbet edin ya şu komşumuz da öldü acaba namazlı abdestli mi öldü deyin. Aklına gelecek olan şu ben o adamla şu ticareti yapabilir miydim? Dışarıda şu an bir insana tavuk kadar aşağı değer verilmezken sizin gibilerde yanan imanlara üzülmezse yan komşumla ticaretten önce bu adamın namazı var mı abdesti var mı diye üzülmezse buraya geldiğinde Ali Veli'den önce ben nasıl Allah'ı daha iyi tanırım diye dertlenmezse e bizim farkımız kalmaz ki biz ehli dert olalım yani biz başka bir şeye talip olalım. Çünkü şu an dışarısı karanlık ama güneş yok olduğundan değil manen zifiri karanlık. Böyle bir dönemde sizlerin ve bizlerin sorumluluk alması şart hatta itikadımca sorumluluk alınmazsa evden işe işten eve ölüp gidersek biz bu hesabın altından kalkamayacağız. Dışarıda birisiyle yürürken tevafuk edince belki bunu çok zikredemeyebiliyoruz yani. Ben isterdim ki arkadaşların her birisiyle saatlerce oturup konuşalım ama ömür çok kısa. Çok önemli işin sayısı da çok yani biz önemli olduğumuzdan böyle bir şey değil. Ama ben kafamda başka plan kurdum yani benim kurtulma derdim var. Ve bu kurtulma derdinde şuna inanıyorum. Şurada bir tanesine cani yürekten sarılmak benim için asıl rahmet ve şefkat değil. Uzun süreçte onun hidayetine vesile olabilmek. Gecelerce ağlasan da o adama gülemesen de uzun şu tefekkür dersini bozmayalım bak. İnsanlara bir dert vermeye çalışıyoruz. Gerek yok yani şimdi bunlara. Yani burayı medrese olduğu için ders niyetiyle gelmeniz çok elzem. Tabii herkes böyle gelmek zorunda değil ama biz bu niyetle burada mücadele ediyoruz. Tabii ki söylüyorum tekrar bir arkadaş sağ olsun muhabbet ediyor bir şey ediyor falan ama benim derdim oralar değil. Ben isterdim ki böyle şu seri dersleri çalıştım da imanımın eksiğini kapadım diyebilmek. Ben isterdim ki yani bizim komşumuzun namazı yok da 6 aydır onunla uğraşıyorum diyebilmek. Yoksa biz bu sahabe efendilerimize nasıl benzeyeceğiz? O güzide nesline nasıl benzeyeceğiz? Şimdi bir adamın kalbinde Allah'ın rızasını kazanmayla ilgili bir mefkuresi bir derdi varsa o güzide sahabe nesline benzemekten başka yolu yok. Neden? Bak ayette diyor ki böyle bir ayet tarihte kimseye söylenmemiş. Allah onlardan razı, onlar Allah'tan razı. O ne demek ya? Böyle bir nesil sahabe nesli. Efendimiz aleyhissalatü vesselam bize bıraktığı o ayak izlerini o şeriatı garrayı muhammediyeyi çok net görebilelim diye o güzide nesli yetiştirmiş. E şimdi onların derdiyle dertlenmesek Allah aşkına ayıp olmaz mı yani neyiz biz magazinci miyiz yani? Biz iman dersine gelelim niyetlerimiz tam olsun. Zaten şu kısacık ömürde Allah için amel yapabildiğimiz birkaç yılcık var mı yok mu o da meçhul. Bu kadar az amelle nasıl biz Allah'ı razı edeceğiz? Bari niyetimiz tam olsun. Kalbin kastı değil mi? Niyet. Bari niyetimiz tam olsun. Allah'ım ben sana talibim. Onun haricindeki her şey sebeptir. Allah Allah. Demek ki biz sebeplerde çok takılı kalıyoruz.

Giriş konuşması tevafuk etti yani. Bugünkü dersimizin meselesi şu mesele. Önce bir olay anlatayım size. Bizim bir arkadaşımız bir yerde çalışıyor. Çalıştığı yerin sahibi de birkaç gün kala kovuyor adamı. Maaşı vermemek için. Bizim eleman da ona diyor ki eğer o para benim rızkımsa senin elinden bir şey gelmez diyor. Yok rızkım değilse Allah bana onu yazgında yazmadıysa helal olsun istediğin gibi ye diyor. Bu patronun gece uykusu kaçıyor böyle. Allah Allah diyor ya nasıl bir cümle o diyor yani. Rızkımsa elinden bir şey gelmez. Böyle bir inanç değil mi? Ne kadar tertemiz bir inanç. Nasıl bir cümle o diyor ya nasıl bir cümle diyor. Ertesi gün arıyor diyor ki kardeş kusura bakma böyle böyle. Gel maaşını al diyor yok gelmem diyor veriyorsan sen getir ver diyor. Sonra bunu başka dinleyen arkadaşlar da şaşırıyor. Şimdi bizim aklımıza şu geliyor değil mi? Hücum edelim şöyle yapalım bir şey yapalım diye. Diyorlar ki kardeş yani böyle bir durumda nasıl direkt Allah deyip meseleyi kapatabildin deyince. Şimdiye kadar ne zaman başım sıkışsa hep Allah 'a gittim. O da beni hiç eli boş çevirmedi. Şimdi ben başka kapıya gitsem ayıp olmaz mı diyor. İtikadın temizliğine bak değil mi? Tertemiz ya. Her meselede Allah'ı hatırlama meselesi. Bakın bizim imtihanımız tam bu. Allah Azze ve Celle vereceği nimetleri sebeplerin eliyle verir. Doğru mu? Bir portakalı dalın eliyle verir. Bir küçücük yavruyu annenin eliyle verir. Allah Allah. Bir rızkı müşterinin patronun eliyle verir. Değil mi? Bir eti koyunun eliyle verir. Allah Azze ve Celle vereceği bütün nimetleri sebeplerin eliyle verdikten sonra acaba bu adam sebepten mi bilecek yoksa münim'i hakikiyi bulup benden mi bilecek? Bakın kainattaki bütün masrafın birinci amacı burası. Allah'tan bilebiliyor musun? Allah'ı bulabiliyor musun? Bütün masrafın temel sebebi bu. Bizim ana imtihanımız tam da burası.

Şimdi bir kelime öğrenelim. İktiran. Duymuş muydunuz? İktiran. Mesela karin kelimesi diyoruz yakınlık. Akraba diyoruz en yakın. Bu kelimeden geliyor. İktiran iki şeyin birlikte gelmesi demek. Tekrar edelim. İktiran. İki şeyin birlikte gelmesi demek. Bakın imtihanımız tam burada başlıyor. Allah Azze ve Celle sebepleri iktiran edip iki şeyi birlikte gönderiyor. Acaba bir önceki gelen sebepten mi bilecek yoksa bu sebebi elinin tersiyle itip benden mi bilecek diye. Şimdi mesela ben öğretmenim. Siyah tahtaya bir yazı yazmak istesem hangi renk tebeşir kullanırım? Beyaz. Çünkü zıtlar birbirinde en iyi gözükür. Allah Azze ve Celle de verdiği mucizevi neticeyi aciz bir sebebin eliyle veriyor ki o sebepten bilmedi. Örnekleyelim. Şimdi süt dediğiniz olayı laboratuvar ortamında profesörler yapamıyor. Öyle değil mi? Peki bizim sütü yan yana aldığımız yani iktiran eden sebep hangisi? Sütten önce ne geliyor? İnek geliyor. Burnu yerde. Hiçbir ilmi olmayan, kimya bilmeyen, laboratuvar bilmeyen değil mi? Otlayıp gidip affedersiniz yattığı yeri kirleten bir aciz sebebin elinden bilim adamlarının yapamadığı mucizevi bir netice sütü veriyor. Şimdi bir insan bu sütü bu inekten bilse bu imtihanı kaybediyor. Anladınız mı? Bakın kainattaki masrafın yapılma sebebi bu. Şimdi bazı profesörler tam profesörlük zamanı makalesini yazıp süt makalesi sütle ilgili bilimsel çalışma yazıp profesör oluyor. Şimdi bu inekte şuur olsa demez mi? Sütün makalesini yazan profesör alıyorsa benim gibi sütü yapanın baş profesör olması lazım der mi demez mi? Allah Allah! Ama o şuursuz ineğin elinden mucizevi süt çıkıyor ki inekten bilmedi. Bak bak bak! Anladınız mı ihtiranı? Yan yana geliyor. Örnek diyelim. Birçok kıyafetlerde kullanılan en ciddi, en kaliteli kumaş ipek. Doğru mu? İpek. İpekten önce yan yana neyi veriyor Allah Azze ve Celle? İpek böceği. Elsiz, ayaksız. Allah Allah! Acizliği görüyor musun? Elsiz, ayaksız böceğin eliyle paralar yetmeyen ipek kumaşı. Subhanallah! Neden Ya Rab bunları yan yana verdin? Yani böyle mucizevi. Mucize demek insanı aciz bırakan. Yani yapamadığımız her şey mucizedir. O yüzden dünyadaki her şey mucizedir. Böyle mucizevi bir ipeği, böyle aciz, elsiz, ayaksız böcekle yan yana neden verdin Ya Rab? O böcekten bilmedi. Allah Allah! Şimdi mesela yumurta. 6 gramlık protein deposu, dışı kalsiyum. İçindeki hava keseceği bile var. Allah Allah! Civciv işte oradan nefes alabilsin vakti geldiğinde diye. Şimdi böyle mucizevi bir yumurta neyin elinden geliyor? Korkaklıkla meşhur. Bahçede ne bulsa yiyen bir tavuğun eliyle. Böyle mucizevi bir yumurta, böyle aciz bir tavukla iktiran etmesinin yan yana verilmesinin temel sebebi nedir? O yumurtayı o tavuktan bilme münim'i hakikiden bildiği. Allah Allah! Bir gün bir arkadaşa anlattım. Dedim ya tavuktan yumurta geliyor dedim. E neyden gelecek ki dedim. Ülfet olmuş normal geliyor ya. Dedim o kadar kolaysa sabahtan akşama kadar yatıyorsun. Yattığın yerde kuluçkaya yatsan yap dedim yani. Mucizevi bir şey. Bizim elimizin, gücümüzün, iktidarımızın yetmediği bir şeyi korkaklıkla meşhur tavuğun elinden veriyor ki ondan bilme. Öğretmenin siyah tahtaya beyaz tebeşirle yazdığı gibi zıtlıklarla veriyor ki talebe rahat bilsin diye. Allah Allah! Bal nasıl bir şey bal? Ayette geçiyor ya Kur'an ve bal şifadır diye. Ayette geçiyor. Bal böyle bir şey ya. Şimdi böyle bir balı, mucizevi bir balı, laboratuvar ortamında yapılamayan bir balı benim arabamın içine girdiğinde kafasını cama vurup vurup çıkamayan bir arının eliyle veriyor. Enteresan değil mi? Ya Rab böyle mucizevi bir balı, böyle aciz bir arıyla neden iktidar ettin? O balı o arıdan bilme. Bakın bizim imtihanımızın dibi bu dibi. Allah bütün nimetlerini sebeplerle yan yana veriyor. Acaba bu kul bir önde gelen sebepten mi bilecek? Yoksa hakikaten beni okuyacak benim o rahmetimi görecek, ikramımı görecek de benden mi bilecek? Kainat kadar masraf bunun için yapılıyor.

Şimdi mesela bazen duygularımız depreşiyor, aşk duygumuz depreşiyor, öfke duygumuz depreşiyor, gadap duygumuz depreşiyor. O duygudan bir önceki adım nedir? Hormon. Şimdi duygudan bir önce hormon geliyor diye biz o duyguyu hormondan bilirsek hormon kadar kıymetimiz kalmaz. Duygu dediğin, his dediğin latifeler Allah Azze ve Celle'nin şunaatını, ilahi hallerini anlamak için en büyük cihazat iken. Ya bu hormonu arttı o yüzden aşık oldu. Ne kadar bu istifadeyle? Yani onları yan yana vermesinin sebebi, acaba o duyguları bir önceki sebepten mi bilecek? Yoksa hakiki benden mi bilecek? Şimdi mesela biz ders işliyoruz inşallah, iman dersi. Buradan birileri istifade etti diyelim. Çıkışta kalbindeki his, ya işte anlattı onun sayesinde de ben çözdüm meseleyi mi olacak? Ki bunu diyen kaybedecek. Yoksa şunu mu diyecek? Ona gelen nimeti ifadeyle bana gelen nimeti istifadeyi aynı anda yaratan Allah. Bak öyle değil mi? Demek ki şu ifade nimetiyle istifade nimetini yan yana verip şunu soracak Allah. Hidayeti kimden bildin? Doğru mu? Şimdi burada birisi filanca bir şahıstan böyle ya o olmasa bitti denildiği anda o adam bitti. Çünkü birinin dünyadan göçmesiyle bir şey bitecek olsaydı Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın dünyayı terk etmesiyle hiçbir şeyin kalmaması için. Bizim imtihanımızın dibi yan yana gelen olaylarda acaba verilen nimeti sebepten mi bileceksin? Allah Azze ve Celle'den mi bileceksin? Üstad Hazretleri nimetten önce gelen sebep vardı ya yumurtadan önce tavuk sütten önce inek rızıktan önce patron üniversite puanından önce hoca çocuğa sarıldığındaki huzurdan önce çocuktan bilmek. Bak derinleşiyor değil mi konu? Üstad Hazretleri Allah'ın verdiği nimetleri sebeplerden bilene biraz sonra çok affedersiniz kelb gibi affedersiniz yani köpek gibi bir ahlaka sahip diyecek. Anladınız mı? Allah bütün nimetlerini tabii ki de sebeplerin eli ile verecek ama sebeplerden bilmek ya da bilmemek senin imtihanının ana meselesi ve kader sebeplerden bileni çok affedersiniz kelbe yani köpeğe benzetecek sebeplerden bilmeyeni de başka mübarek hayvanlara. Bir okuyalım mı? Konu açılacak şimdi. Risale-i Nur'da Mesnevi Nuriye'den bir ama aklına zarar bir ders ya. Ya bu dersler çok lazım. Ya şu dersten istifade ettikten sonra var ya başka bir şeye gerek yok ya. Arkadaş esbap ve vesayeti vasıtaları insan kucağına alıp yapışırsa zillet ve hakarete sebep olur. O ne demek ya? Bak şu demek. Allah Azze ve Celle verdiği nimetleri neyin eliyle veriyordu? Sebeplerin eliyle. Mesela şimdi hepimizin hayatında para lazım mı? Lazım tabii. Elektrik ödüyoruz, su ödüyoruz. Gömlek aldım, tişört aldım. Peki bu paradan bir önceki sebep nedir? Patron. Kapıdan giren müşteri. Bana o serveti bırakan baba. Varlıklı diye ikna etmeye, rahatsız etmeye çalıştığım kayınbaba. Sen o esnada o verilen nimeti bir önceki sebepten bilirsen patrondan bilirsen, esbaptan bilirsen, müşteriden bilirsen kendi kabiliyetinden bilirsen ben böyle olmasaydım bunlar elime gelmezdi deyip böyle aldanırsan diyor ki Allah seni rezil edecek diyor. Allah bir insanı neden rezil eder biliyor musunuz? Sebeplerin önünde eğildi diye. Kader canibinden Allah Azze ve Celle'nin izzetine en çok dokunan şey bir kulun Allah'ın huzurunda, sebeplerin önünde eğilmesin. Namazı böyle kıl, kapıdan giren müşteriye böyle. Kaybedersin, kaybedersin. Şimdi ben bir sultanın huzuruna çıksam, o esnada da vezirin eline eğilsem. Vezir efendi şu işimi hallet diye. Sultanın huzurunda başkasından onu istedim diye o vezirin eliyle beni tokatlar mı, tokatlamaz mı? Niye? Sultanın huzurunda başkasından hiçbir şey istenmez, istemez. Allah Azze ve Celle'nin izzetine en çok dokunan mesele buymuş. Sebepler yan yana geliyor ya, sen onu Allah'tan bilmeyip bir önce gelen sebebin önünde eğildiğin anda bu müşteri olmasa biz battık, battık dediğin anda. Şu adamı razı edip bir imzasını alamasam benim bitti hayatım bitti dediğin anda. Ya şu patron da şu kötü kötü işleri, yolsuz işleri zorla yap dedi. Ben onu imzalayayım da huzurumu patron versin dediğin anda. Bütün kainatı anlamsızlaştırıyorsun. Bakın koca bir iman farkı var arada. Allah Azze ve Celle bütün nimetleri sebeplerin eliyle veriyor ve sebeplerin önünde eğilip de o sebeplerle pokatlıyor. O yüzden diyor kader zelil eder. Mesela kelb. Kelb ne demekti? Köpek. Mesela kelb. Bütün hayvanlar içerisinde birkaç sıfatı haseneyle, güzel sıfatla muttasıf iken, vasıflandırılmışken ve o sıfatlarla iştihar etmiştir, şöhret bulmuştur. Hatta sadakat ve vefadarlığı dar bu mesele olmuştur. Atasözü olmuştur. Mesela ben sadakat desem hangi hayvan dersiniz? Köpek gibi affedersiniz değil mi? Öyle sadık diye tabir edilir. Hatta Ashab-ı Keyfe Efendilerimizin mağarasının önünde 300 ya da 307 yıl boyunca, biri güneş biri ay takvimine göre, bekleyen kimdir? Kıtmirdir. Allah Allah. Şimdi adama sadakat deyince aklına ne geliyor? Köpek geliyor. Ama bakın ne diyor şimdi? Bu güzel ahlakına binaen. Hani güya sadıktı ya. Bak, bak, bak. Bu güzel ahlakına binaen insanlar arasında kendisine mübarek bir hayvan nazarıyla bakılmaya layık iken, maalesef insanlar arasında mübarekiyet değil, necisü'l ayn yani pisliğin ta kendisi atfedilmiştir. Allah Allah. Şimdi bu kadar sadık bir hayvanın tahir, temiz pak olması lazım. Ama biz biliyoruz ki fıkıhta köpek necistir. Şimdi Habbeli ya da Maliki mezhebine göre köpek tahir temizdir ama salyası necistir. Hatta Nefi diye bir şair var. Duymuş muydunuz Nefi? Bir gün Tahir Efendi diye bir tanesi bu Nefi'ye hakaret ediyor. Diyor ki bu Nefi, affedersiniz, kelbdir, köpektir diyor. Nefi de bir şiir yazıyor. Bak, bak, şiire bak. Tahir Efendi bana kelb demiş. İltifatı bu sözde zahirdir. Maliki mezhebim benim zira itikadımca kelb tahirdir. Yani hem kelb temizdir diyor hem de Tahir 'e laf söylüyor. Allah Allah. Şimdi Şafi ve Hanbeli mezhebine bakalım. Nedir orada köpek? Necistir. Bu kadar sadık bir hayvanın normalde temiz anılması lazım iken bu kadar sadık bir hayvan nasıl anılmış? Necis'ül ayn. Pisliğin ta kendisi. Burada konu köpeğin maddi pisliği değil. Köpeğin bir ahlakının pisliği. Hangi ahlak biliyor musunuz? Hırs ahlakı. Köpek hırstan dolayı sebeplerin önünde eğildiğinden aslında sadakatle anılması lazım iken kader ona Necisül ayn. Pisliğin ta kendisi demiş. Köpeğin bir suçu var mı? Hayır. Köpek burada bize rol model oluyor. Anlatıyor yani. Bir insan hangi özellikte terakki ederse ona benzer diyor. Mesela bir cesarette terakki etse neye benzer? Aslana benzer. Biri sinsilikte terakki etse yılana benzer. Biri kurnazlıkta terakki etse tilkiye benzer. Birisi Allah'ın huzurunda başkalarının önünde eğilmeye ve affedersiniz yalanmadan terakki etse köpeğe benzer. Kader ne diyor? Necistir. Çok ilginç bir şey söyleyeyim mi? Fıkıhta bir şeyin eti temizse kendi de temizdir. Fıkıhta bir şeyin eti necistse, kirliyse kendi de kirlidir. Mesela tavuğun eti temiz mi? Temiz. Demek ki kendi de temiz. Koyunun eti temiz mi? Temiz. Demek kendi de temiz. Kedinin eti temiz mi? Değil. Ama kendi temiz alınmış. Efendimiz Aleyhisselam öyle buyuruyor. Niye biliyor musun? Çünkü sebeplerin etrafında köpek gibi boyun eğmiyor diye. Köpeğin eti de pis, kendi de pis. Sebebi şu. Kader sadakatle anılması gereken köpek başkalarının önünde eğiliyor diye Necis'ül-Ayn yazmış. Bu arada Allah'ın huzuru olmayan neresi var? Hiçbir yer. Haşa. Şimdi sen Allah'ın huzurunda kapıdan giren bir tane müşterinin önünde eğilip Rezzakım Rezzakım hoş geldin Rezzakım desen bu ahlakından dolayı kader seni necis yazıyor ya. Pis diyor. Püf diyor. Ne önemli mesele değil mi? Devam ediyorum. Tavuk inek, kedi gibi sahil hayvanlarda insanların onlara yaptıkları ihsana karşı şükran hissi olmadığı halde insanlarca aziz ve mübarek addedilmektedir. Şimdi ben ineğe saman verdim. Dönüp şöyle bir kafa sallar mı? Umurunda değil. Tavuğa yem attım köyde. Ha? Arkandan gelir mi? Mümkün değil. Neden sebebi senden alıp sana gelmiyorlar? Çünkü o mübarek hayvanlar şuursuz dahi olsa bizlere ders vermek için sadece mün'im'i hakikiye yöneliyorlar. Görüyor musunuz? O yüzden kader onları mübarek yazmış. Kelb köpeğin hangi hastalığıydı? Hırs. Çok güzel. Bunun esbabı ise kelbde. Hırs marazı, hırs hastalığı fazla olduğundan esbab-ı zahiriyeye öyle bir derece ihtimamla yapışır ki, mün'im'i hakikiden bütün bütün gafletine sebep olur. Allah Allah. Şimdi tekrar şurayı izah edeyim. Köpeğin sadık olma sebebi, sahibini çok sevmesi mi? Köpek sahibine sadık değil. Sahibinin elindeki nimete sadık. Yakaladınız mı? Köpekteki sadakat, sahibinin elindeki mamaya. Bunu hangi damardan dolayı yapıyor? Hırs damarından dolayı yapıyor. Şimdi bir insan, Allah bütün nimetlerini sebepler elinden veriyor değil mi? Allah. Bir insan kapıdan gelen müşterinin etrafında şöyle gezse, aman bana hayran olsun, işlerim aksamasın diye. Kader bu insanı hangi ahlaktan, kim gibi yazıyor? Hırs ahlakından kelb gibi yazıyor. Köpeğin böyle olmasının sebebi, hırs hastalığı. Allah muhafaza biz bu ahlaka benzersek kader bizi de necis diye yazacak. Şimdi demek ki ana konu hırsa gitti. Doğru mu? Hırs, sebepleri kullandıktan sonra neticeyi Allah'tan bilmemek. Allah Allah. Hırsa zıttı nedir peki olumlusu? Tevekkül. Değil mi? Şimdi mesela ikimiz dükkan açacak olalım. İsim neydi abi senin? Celil abi ne iş yapıyorsun? Depo. O depo senin fabrika. Bende de aynısından var tamam mı? Seninle iki tane büyük giyim mağazası açıyoruz. O iki tane büyük giyim mağazasını sende son model yaptın, bende son model yaptım. Hangimiz hırsla çalıştı, hangimiz tevekkülle çalıştı nasıl anlarız? Netice. Helal olsun. Şimdi demek ki tevekküllü adam, paspal adam değil. Tevekküllü adam da sebepleri on numara kullanır. Hırs sahibi adam da sebepleri on numara kullanır. Yani sebepleri kullanma noktasında bu tevekküllü, bu hırslı diye ayırt edemezsin. Tevekkülle hırsın ayırt edildiği yer neticedir. Bir tanesinin netice noktasına hiç kalbinin alakasını vermezken, öteki netice noktasına kalbini bağlamışsa, uykuları kaçıyorsa, rüyalarına giriyorsa, aradaki fark tam buradadır. Bir insan dünyası büyüdükten sonra İslam'dan ve Allah'tan geri adım atıp uzaklaştırıyorsa, bu adamın yakalandığı hastalık hırs hastalığıdır. Çünkü neticeye karışıyordur. Bir insanın dünyasının büyümesiyle kalbinde hiç alaka yoksa, İslam'ı Allah'ı tanıma noktası da artıyorsa, bu adam mütevekkül adamdır. Şimdi başlayalım mı? Dükkanınızdaki raflarınız kadar Kur'an'ı biliyor musunuz? Dükkanın raflarında milimetrik hesaplar yapılıyor. Şimdi biz bir eczaneye gidelim, derim ki başım ağrıyorsa bu ilaç. Doğru mu? Omuzum ağrıyor bu ilaç, belim ağrıyor bu ilaç. Hepsi farklı mı? Farklı. Benim ruhumdaki hastalıklar ve sancılar da farklı. Şunu diyebiliyor musun? Ruhumda bu sorun varsa Kur'an'daki bu ayetler, kalbimde bu sorun varsa Kur'an'daki bu ayetler, diyor musun? Perşembeden perşembeye Yasin çevir geçsin mi diyorsun? Demek sende de hırs var. Bir insan bu ahirette, bu dünyada Kur'an 'ı bilmeyecekse niye geldik biz dünyaya yani? Bizim hayatımız amaçsızlaşıyor. Bir insan Kur'an'ı, sünneti bilmedikten sonra manayı anlayamaz. Sahabenin ne yapmaya çalıştığını anlayamadıktan sonra maksadı yani ben Allah'ın rızasını nasıl kazanırım noktasını yakalayamaz. Bir insan dünyevi işleri kadar, o sebeplerin önünde eğildiği kadar, Kur'an'ın Allah'ın, sünnetin önünde eğilmiyorsa bu adamdaki hastalık hırs hastalığıdır. Ve kader böyle birisine Allah'ın huzurunda sebeplerin önünde eğiliyor diye kelb yazıyor ve buna necis' ül ayn pisliğinta kendisi diyor. Oldu mu şimdi bize benzemen? Bir adamın dünyası artarken Allah'la ilişki ve alakası geriliyorsa bu adamda hırs hastalığı vardır. Anladınız mı? Konu bize bakıyor yani. Konu bize bakıyor. Yani ben Kur'an'ı bu şekilde biliyor muyum? Sünnetten acaba Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ne kadar güzel, nasıl anlamış diye bakıyor muyum? Daha sonra sahabenin o ayak izleri nasıl, Allah 'ı ben nasıl razı edeceğim diye çıldırıyor muyum? Yoksa aman benim bu çekim yazılacak mı diye mi çıldırıyorum? Demek ki sende hırs hastalığı. E şimdi sahabenin dünyası yok muydu? Ne yapalım? Dükkanı mı kapayalım? Değil mi? Soru bu geliyor. Sahabeyle aramızdaki farklar şunlar. Sahabenin sabiteleri ve değişkenleriyle bizimkiler aynı değil. Abdurrahman İbni Avf varlığı nasıl? Çok zengin. Osman Bin Affan Efendimiz nasıl? Çok zengin. Hatice Annemiz nasıl? Çok zengin. Hz. Ebu Bekir Efendimiz? Çok zengin. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam hadi hicret demiş. Bütün malları terk etmişler. Anlaşılsın diye söylüyorum. Aynı zamanda onlar aşiret sahibi insanlar. Sadece malları terk etmiyorlar. Makamları terk ediyorlar. Akrabalarını ellerin altındaki o kadar insanları bütün dünya iktidar ve gücünü terk ediyorlar. Biz şimdi biriyle muhatap olup diyoruz ki sende namaz yok. Namaz! Kur'an'ı bilmiyorsun. Vakit ayırsana. Dalga mı geçiyorsun ben dükkan dururken bunlara nasıl vakit ayırayım? Hangi hastalık bu? Sahabenin sabiti Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın çizdiği yol değişkeni dünya. Bizim sabitimiz dünya vakit kalırsa da ahiret. Şimdi sahabeyle farkı anlıyor musun? Konu dünyayı elinde tutma konusu değil. Konu önceliğinle, sabitenle. Birisi şunu diyebiliyor mu? Ben her şeysiz yaparım ama sensiz yapamam. Sahabe onu diyor. Hayatlarında binbir imtihan yaşamışlar ama kalplerinin ritmi hiç değişmemiş. Çünkü sabiteleri belli. Biz bunu diyor muyuz yani? Ben bu kabri çözmem. Bu kadar nimetle beni mükafatlandırmış Allah'a razı etmem lazım diyor muyuz yoksa şöyle mi? Dükkanı büyüteyim de kalan vakitte de bir Kur 'an muran bir şey öğreniriz. Yasin masin çeviririz. Bu kadar mı Kur'an? E namazımızı kılıyoruz. Kur'an sadece namaz mı kılıyor? Biz buna bütüncül bakmadığımızda hakaret olmuyor mu yani? İslam'ın gırtlağını sıkacaksın. Namaz, oruç, içki diye böyle 4-5 tane şey sayacaksın. Kendine göre içtihad edeceksin. Atacaksın. Bu kadarını mı anlatıyor? Uhud savaşına çıktıktan sonra Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın mecali kalmıyor. O taşın üstüne çıkmaya çalışıyor. Yaralanmış, tek parmağa kalmış Talha İbn-i Ubeydullah eğilip ya Resulallah benim üstüme bas diyecek. Haşa haşa onlar doğru yolu bilmiyor da sen oturduğun rahat koltuktan doğru yolu biliyorsun. Öyle mi? Hırs hastalığı var bizde. Bu asrımızı bitiriyor yani. Ehli ahiretiz diyenlerin birçoğu dünyayı büyüttüğü kadar Kur 'an'la ilişkisini büyütmüyor. Bu hizmetleri arttırmaya çalışmıyor. Bizde hırs hastalığı var. Sahabe ile aramızdaki fark bu, bu. Ve defalarca Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın yolu anlatılıyor, tanıyoruz. Ama kalbimiz dükkanlarla nasıl bağlandıysa hala demiyoruz ki ben Kur'an'ı bilmiyorum. Kur'an'ın içerisindeki emir manzumeleri benim hayatıma hükmetmiyorsa haşa şiir kitabı mı bu demiyoruz. Saygısızlık ediyorum demiyoruz. Bir şey anlatayım mı size? Zeyd bin Harise 6 yaşında annesiyle bir gün akrabalarını ziyarete gidiyor. Zeyd bin Harise'nin babası kelp kabilesindendir. Bak tevafuk etti kelb kelb . kelb köpek demek biliyorsunuz. Hani bu Kadir Gecesi ile ilgili bir hadis var. Ayşe annemiz rivayet ediyor. Allah'ın avüf ismiyle af isteyenlere kelb kabilesinin koyunlarının tüyü adedince af vardır. Kelb kabilesine Kelb deme sebebi o koyunlara bekçilik yapan köpekleri bile sayamamışlar. O kadar zenginler. Zeyd bin Harise efendimizin babası bu Kelb kabilesinden. Annesi de Tayyi. Hatemi Tayyi'yi bilir misiniz? Cömertliğiyle meşhur. Annesi de o kabiledir. Bir gün annesi 6 yaşlarında yaşlar değişik rivayet ediliyor. Ben ortalama söylüyorum. 6 yaşında Zeyd bin Harise'yi alıyor. Akraba ziyaretine gidiyor. Çadırı eşkıyalar, şakiler basıyor. Zeyd efendimizi kaçırıyor. Normalde orada eşkıyalar bir çocuk kaçırırsa fidyesini alarak ailesine verirler. Ama Zeyd efendimizin dedesiyle sorunlu olduklarından vermiyor. Nereye götürüyorlar satmaya? Suuk'u Ukas. Yani Ukas panayırı. Kölelerin satıldığı yer. Ukas panayırına Zeyd efendimizi götürüyorlar. Mekke yakınında. O arada da Hatice annemizin yeğeni Hakim bin Hizam oradan geçiyor. Zeyd efendimizi satın alıyor. 6 yaşında. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam ile Hatice annemizin nikahı kıyılıyor. Hatice annemize hediye ediyor. Hatice annemiz de Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'a hediye ediyor. O da azat ediyor. Yaş geliyor 8'e. Bir gün kelb kabilesi Mekke'ye ziyarete geliyor. Bir bakıyorlar Zeyd bin Haris orada. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ın yanında. Diyorlar ki ey de baban seni arıyor diyorlar. Hem de şiirlerle arıyor babası. Dönüyor hemen babasına söylüyor. Babası Mekke'ye geliyor. Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'ı buluyor ve diyor ki ya Muhammed diyor Aleyhisselatü Vesselam ben bu çocuğun fidyesini vereyim. Lütfen bu çocuğu bana geri ver. 8 yaşında bir çocuk. Anne baba görse ne yapar? Çıldırır değil mi? Doğru mu? Allah Allah. Mesela bizim evde küçük bir çocuk var. Neşesinde böyle yani. Çok böyle illa bu insanla yan yana olayım diye derdinde değil ama bazen annesini özlüyor. Kokusunu duysa duvardan geçecek. Çıldırıyor çocuk ya. Şimdi 8 yaşında bir çocuk anasız babasız uzaklara gitse. Bu çocuğa desen ki sana ananı babanı vereyim. Ne yapar bu çocuk? Çıldırır çıldırır. Efendimiz Aleyhisselam diyor ki fidyeyle vermem Zeyd'e sorar. Zeyd Efendimiz'i çağırıyorlar. Diyorlar ki ya Zeyd baban geldi seni istiyorum. Ne istersin? Vallahi ben Muhammed'i bırakmam diyor. Çok ilginç bir şey söyleyeyim mi? Hazır mısın? Daha peygamberlik gelmemiş. Daha nübüvvet iklimi yokken ortada onun kokusunu duyan 8 yaşındaki bir çocuk anadan babadan geçiyor. Biz hala demir beden. Kader bu sebeplerin önünde eğilene çok kötü bir şey diyor. Hırs ahlakından dolayı affedersiniz kelb diyor ve necis pislik diye yazarsa bizi kabirde böyle göz açarsak nasıl baş edeceğiz şimdi biz bununla? Çok önemli meseleler farkındasınız değil mi? Çok ihtiyacımız olan iman meseleleri. Binaenaleyh vasıtayı müessir bilerek yani sebepler ihtiran edip yan yana geliyordu ya bir önceki gelen sebep bunsuz olmaz diyerek. Müessiri hakikiden yaptığı gaflete ceza. Yani Allah azze ve celle'yi görmediğinden gaflete ceza. Necis hükmünü almıştır ki tahir olsun, temizlensin. Çünkü hükümler, hadler günahları affeder. Cümleyi açıklayayım mı? Çok enteresan mesele. Bir insan dünyada yaptığı bir hatanın karşılığını şeriatı fıtriye kanunlarına göre alıyorsa Allah onu temizlemek istiyordur. Bak nasıl? Biz buna ne diyoruz biliyor musunuz? El ceza-ü min cinsil amel. Ceza amelin cinsindendir. Allah'ı hesaba katmadan bir insan aşk tuzağına düşse onun cezasını aşkın acısıyla öder. Ödetmesinin sebebi Allah ahirette huzurunda temiz görmek istemezse. Şimdi biz küçükken anamız bazen leğende yıkardı bizi sabunla böyle. Derdim ana dur sabun gözüme kaçtı. Canım mı yanıyor derdim. Anam yine de bırakmazdı. Niye biliyor musun? Başta ufak canım yansa da neticede tertemiz olacağını bildiğinde ana tertemiz görmek istiyorsa Kuddüs ismine sahip Allah kulunu huzurunda tertemiz görmek istiyor. Temizlemek istediğinden dolayı el ceza-ü min cinsil amel. Senin cezan yaptığın hatalı amelin karşılığıdır. O yüzden bir insan bir sebebin önünde eğiliyorsa bir sebebin karşısında duyguları değişiyorsa namazda değişmeyen duygular bak bak namazda değişmeyen duygular bir sebebin önünde değişiyorsa Allah da o sebebin eliyle onu tokatlıyorsa temizlemek istediğinden okuldan vazgeçmediğinden Allah bir adama musibet gönderdiğinde vazgeçmediğinin tertemiz etmek istediğinin işaretidir. Allah'ın vazgeçmesinin emaresi istidraçtır. Razı olmadığı bir kula sinek kanadı kadar kıymeti olmayan dünyayı bol vermesidir. İstediği kadar al yarın bir gün kıyameti sonra benim ölümüm veya kıyameti kübra dünyanın ölümüyle hepsini geri alacak. Biriktirdiklerin içinde mahvolacaksın. El ceza-ü min cinsil amel. Şimdi bak bunları realiteye dökün. Mesela üniversiteye gittin bir not için olmaz şekilde bir hocanın önünde eğildin. Hoca da sana olumsuz bir cümle etti attı odadan. Düşünüyorsun diyorsun ki ben kibar davranmıştım hocaya niye bana kızdı diyorsun. Sana kızan hoca değil. Allah. Allah bütün icraatını sebeplerine eliyle yapar. Bir tane adam müşteri böyle adama rezzak gözüyle baktın böyle hamburger gibi tantuni gibi gördün adamı adamın önünde eğildin çevirdin namaz vakitlerini kaçırdın çeklerini yazdı dolandırdı attı seni köşeye adam. Seni köşeye atan adam değil. Allah. Allah. Çünkü sebeplerin önünde kalbin alakasını vere vere gezmek kader canibinden affedersiniz kelb yazılmaktır. O kelb yazgısı temizlensin diye de Allah necis'ül ayn adlı diyor. Bu artık kelli diyor. Ne kadar realiteye çalıyor mesele değil mi? Ne kadar kendi gerçek hayatımıza benziyor mesele değil. Sebeplerin önünde eğilmek. Eve gittin o masum çocuğuna sarıldın kalbinden de geçti ki bana huzuru veren çocuktun. Kaybettin. Sana o çocuğun eliyle huzuru veren Allah. Allah. Başka o çocuğu da o çocuğun tatlı tebessümüne huzuru da verecek bunu yaratabilecek kainatta hiç kimse yok. Hiç kimse. Ne kadar yerde Allah'ın rızasını satıyoruz farkında mısınız? Bunları bileceğiz. Öğreneceğiz. Sebeplerin önünde sürekli hata yapa yapa bak gene hata yaptım düzeltmem lazım diyeceğiz ki meseleyi çözelim. Bir de bu derslerin hiç birinden bir haber olduğumuzu düşünelim. Yani Kur'an'la aramızın açık olduğunu. Bu kadar sebebin önünde eğilip de bir Allah 'ın önünde eğilmeden gidersek ne olacak halimiz? Çok acı ya. Çok acı. Baş secdeye gitmiyor düşünebiliyor musun? Ama diyor ki Mahmut Bey bize gelmiş diyor yarın bir gün işim düşecek diyor. Yemeklere götüreyim arabayla evlerine bırakayım. Bir şey söyleyeyim mi? Hırs marazıyla bir insan dünyayı da elde edemiyor aslında. Bir insan dünyadan bir şey almak istemiyorsa onu hırsla istesin. Mesela şu an hırsla uyumak isteseniz var olan uykunuz da kaçar. Doğru mu? Şu an hırs ile ağlamak isteyin ağlayacağınız varsa o da kaçar. Çünkü fıtri haller içten gelen, imandan gelen fıtri haller dışarıda bir niyet karıştığı anda bozuluyor. Ne demek biliyor musunuz? Şu demek. Allah bazısına dünyayı vermiyor, yedirmiyor. Bazısına dünyayı veriyor yanında bir de hırs veriyor yine yedirmiyor. Bizim bir tanıdık var. Çok varlıklı böyle. Bu işlerle de çok yakın değil. Çok varlıklı bir adam böyle. Jipi var bunun bir tane. Bir ara bu adam baktım jipini kullanmıyor. Birkaç hafta. Dedim ya neden kullanmıyor jipini? Bu jipin yüz bini mi gelmiş? Bu trigel kayışımı zinciri mi? Bir şey var bir zincir herhalde. O zincirin değişim vakti gelmiş. Yüz binde değişiyor ya. Bu da sallıyorum hani Türkiye'de on binse Almanya'da beş binmiş. Bunu almak için Almanya'yı bekliyormuş Almanya'da da akrabasına söylemiş ki para istemeden onu aldıracak. Ya sen niye zenginsin o zaman mübarek adam? Ya bende ahiret hesabı olmasa bu servet olsa derim ki bu arabayı götürün satın. Yeni arabayı da getirirken beni imza için bile yorarsanız öldürürüm siz derim. Yani dünyayı bile yaşamayı bilmiyor insan yani. Hırs böyle bir şey böyle ya. Allah dünyanın yanına hırs verirse biriktirtir, bekçi yapar yedirtmez. Geçen yine bir tevafuk ettik. Bir zatı muhteremle. Akla zarar bir varlık. Akla zarar. E dedim yani hani emeklilik falan emekli olsam yaşayamam onu anlıyorum. Çünkü insan kendini önemli hissetmek istiyor ya. E seni de Allah'ın önemli bildiği duygusunu bilmezsen mecbur senin gözünde önemli olacağım. Doğru mu? Ya Allah'a sevdireceğim kendimi ya da affedersiniz kelb gibi başkalarına. Bu duygu tatmin olmak zorunda. Ya Allah'a ya sebeplere. E dedim ya nasıl gidiyor hayat? Bilmem kaç dönüm arsa almış. Orada bilmem ne meyvesi falan bir şeyler yapıyormuş. Bir gün bunun arsadaki bekçisi ağzında sigarayla depoya girmiş. Duman olunca onu da kovmuş. Diyor ki şimdi o işleri de ben yapıyorum. Ya o zaman bu zenginliğin anlamı yok ki. Yılda yiyeceğin ne kadar? Bir kilo. Yumruk kadar midenin hesabına bak. Allah bağısına vermez yedirtmez. Bağısına verir yanında bir de hırs verir gene yedirtmez. Kurs böyle bir şey ya. Ya şu gömleğin ötesi ne var? Yani söylesene yani. Mesela beş tane gömlek mi giymiştim? Aa saat kolumda. Aa çay. Kaç tane içebileceksin yani? Şimdi biraz sonra bir çorba içeceğiz. Affedersiniz hani boğaz şey olacak. E tamam bir kase. Sonra üstüne altın getirseler kemiremiyorsun işte. Hırsı anlıyor mu bu hırsı? Şükürsüz böyle bunların Allah'ın verdiğini göstermeden biriktir, biriktir, biriktir. Affedersiniz köpek ne yapıyor biliyor musunuz? Müşahede etmişsinizdir böyle köyde falan çok olanlar. Mesela bir kemik atsanız. Birazını yer. Kalanını

gömer. Tevekkülsüzlükten dolayı biriktirir. Allah'a güvensizliğin emarelerini gösteriyor Allah. Yarattığı mahlukat ile. Benzeme diyor ya. Necis yazılma diyor. Bak bak olaya bak.

Bir insan dünyada bir şeyi istemiyorsa hırsla istesin. Bekçilik edip biriktirmekten yedirmiyor Allah. Yemiyor, sağlıklı kalıyor. Bak Allah Allah. Olaya bak olaya. Devam edeyim mi okumaya?

Ve beynen nas. İnsanlar arasında tahkir darbesini köpeğin hakaret görmesi yani necis denilmesini gaflete kefaret olarak yemiştir. Yani köpekte ne var? Allah'ı bilmeme, gaflet. Yani nimetlerin kimden geldiğinin farkında olmama hali. Bunun karşılığı ceza olarak yiyor bunu.

Şimdi mesela ben gözlük kirli olsa neyi görürüm? Gözlüğün camını görürüm. Doğru mu? Bak gözlük takınca kirli olsa takın. Aa bu camı görüyorsunuz. Peki bu gözlük tertemiz olsa takınca eşyanın arkasındaki esmayı görüyoruz. Bir insan gaflet kiriyle bu eşyaları kirlettiyse eşyanın arkasından Allah Azze ve Celle'ye vasıl olamıyor. Bir insan bu tevhid dersleriyle alemini, ruhunu tertemiz pak ederse artık eşyanın arkasından esmayı görüyor ya.

Geçen bir arkadaş dedi ki abi Allah beni seviyor mu dedi. Dedim senin anan seni seviyor mu dedim. Canımı verirdi canını. Bizim de öyle analarımız öyle değil mi? Bak canını verir. Dedim ki annen kadar Allah'ı da tanısaydın dedim. Annenin içerisine bu rahmeti koyanın sonsuz rahmet olduğunu anlaman gerekir dedim. Senin annen sana olan rahmetini şefkatini nereden satın almış? Nereden çalışmış almış? Yok. Hangi pazardan? Yok. Cümleye dikkat edin. Bu duyguyu nereden öğrenmiş çalışmış? O da yok. Demek verilmiş. Senin annene sana muhabbet hissini yaratan veren demek ki seni çok seviyor ki vermiş böyle bir anne. Kim verir anne ya? Versene anneni. Kim başında hamilik yapacak bir baba verir yani? Kim seni sokakta koruyacak kardeş verir ya? Bunları veren bunlar kadar sevmez mi seni ya? Seviyor da göremiyoruz, göremiyoruz. Niye göremiyoruz? Camı kirli. Bu dersler olmazsa temizlenmiyor o kirler ya. Ya çok özlem şu dersler. Siz boş verin bütün sebepleri. Şu dersler. Öğreneceğiz. Mana dolup sahabe gibi maksada koşacağız. Yoksa boş dünya boş. Az gülüp çok ağlayacağız.

Tabiin'den iki tane imam efendimiz var. Eyyüb-i Satiyani Muhammed bin Kap. Hazreti Ömer döneminde Medine'de kuraklık yaşanıyor. Aynı kuraklık Tabiin döneminde bir daha yaşanıyor. Sahabeden sonraki döneme ne diyoruz? Tabiin sonraki Tebe-i Tabi'in. Hemen Tabiin'i anlatıyorum. İki tane imam efendimiz. Muhammed bin Kap'la Eyyüb-i Satiyani. Mescid-i Nebevi'de ellerini açıp günlerce dua ediyorlar, ediyorlar, ediyorlar, ediyorlar. Yağmur gelmiyor. Bir gün Mescid-i Nebevi'ye ihtiyar siyahi bir annemiz giriyor. Geliyor elini açıp dua edip indirmesiyle Medine şakır şakır sular altında kalıyor. Diyorlar ki bu annemizi takip edelim. Bir bakalım bu ihtiyar ananın ihtiyacı var mı? Eksiği var mı? Arkasından takip ediyorlar. Bir barakaya giriyorlar. Bir tane evin içine girmiş annemiz. Peşi sıra girip kapıyı çalıyorlar açmıyor, çalıyorlar açmıyor. Üçüncüyü çalıyorlar. Ne istiyorsunuz da ibadetime mal oluyorsunuz? Valla ana diyorlar. Biz seni Mescid-i Nebevi'de gördük. Şöyle bir dua ettin. Elinin inmesiyle yağmur da birlikte indi. Gelip sormak istedik. Acaba bir anamızın eksiği, ihtiyacı var mı? Biz onu karşılayalım. Siz kimsiniz de ihtiyacımı karşılayacaksınız? Benim bütün ihtiyaçlarıma Allah'ın yettiğini bilmez misiniz? Vallahi şu kapıya Eyyüb-i Satiyani ile Muhammed bin Kap gelse kovarım. Ümmetin derdi yokken benimle mi uğraşıyorsunuz derim diyor. İtikad işte. Hiç böyle samimiyeti pek görmediğimizden bunları hikaye zannediyoruz. Vallahi değil, billahi değil. Bir tabiin Efendimiz ile ilgili ne anlatsak milyarla çarpım bir sahabe Efendimiz. Sebepleri bu kadar küçümsemek ne demek biliyor musunuz? Allah böyle bir kulu yalnız bırakır mı ya? Bırakır mı ya?

Şimdi sizin bir gün evde uyurken sabah oğlanın çığlığıyla uyansanız apartmanda böyle gidip bakıyorsunuz ne oldu diye oğlan şu çığlığı atıyor. Babam yarın bizi aç bırakabilir ne olur yardım edin ey komşular diyor. Ne yaparsınız? İzzetinize dokunmaz mı? Yıkılırsın ya. Ben seni yıllardır ne zaman aç bıraktım? Ben uykusuz kaldım sen uyu diye. Ben yorgun kaldım sen beslen diye. Ben ceketimi sattım sen bir ekmek daha fazla yiyebil diye. Sen nasıl yarına bana güvenmiyorsun da beni konu komşu içinde rezil ediyorsun izzetime dokunuyorsun dediğiniz gibi. Ya Allah dese ki ey kulum ben bunca yıl seni ne zaman rızıksız bıraktım da sen yarın rızık vermeyecekmişim gibi benim huzuruma değil de sağa sola gidiyorsun dese bu Allah azze ve cellenin izzetine dokunur mu dokunmaz mı? İşte izzetine dokunduğu için sebeplerin önünde eğileni.

Bakın bir insanın beslenme düzeyi ağızdan başlamaz hücreden başlar. Takribi 100 trilyon hücrenin her birinde 3000 tane ağız var. O ağzın içerisine besin giriyor ve bizim beslenmemiz hücre düzeyinde başlıyor. O hücrenin yağ kalıbı bozulduğunda kapının önünde giren besini bekletiyor ve vücut biraz daha şeker pompalamaya başlıyor. Haydi haydi ye artık diye ve kişi şeker hastası oluyor. Bu kadar milimetrik ayarları yapıp hücre düzeyinde seni besleyen Allah yarın iki ekmek iki su mu veremeyecek sana ya? Ayıp mı değil mi ha? Ha? Şimdi biz desek ki yav yarın işim var haşa haşa haşa. Şimdi Kur'an'dan Allah'ın isteğini haşa kim bilecek? Sahabeyi de kim tanıyacak? E bizim ortak var benim onu razı edip onu tanımam lazım desek. Allah azze ve cellenin izzetine dokunmaz mı? Peki bize el ceza-ü min cinsil amel olmaz mı? Ha?

Ya kader bizi necis yazsa ne olacak? Öteki hayvanlar ise vesaiti bilmiyorlar ve esbaba o kadar kıymet vermiyorlar. İneğe samanı veriyorsun dönüp seni tanımıyor. Tavuğa yemini atıyorsun o dönüp tanımıyor. Değil mi? Kedi elindeki mamayı alana kadar geliyor. Kedi besleyenler bilir. Aldıktan sonra gidip köşede Ya Rahim zikriyle onu yiyor. Allah Allah. Yani sebeplerden bilmiyor. İktiran ettikten sonra sebepleri kullanıyor. Biz buna fiili dua diyoruz. Sebepleri kullandıktan sonra dönüp Allah'tan bilir. Mesela kedi seni sever. Tazarru eder. Tazarru dua yakarır. Senden ihsanı alıncaya kadar. Elindeki mamayı alıncaya kadar. İhsanı aldıktan sonra öyle bir tavır alır ki sanki aranızda muarefe tanışma yokmuş. Ve kendilerinde sana karşı şükran hissi yokmuş. Ancak mün'im'i hakikiye şükran hisleri vardır. Çünkü fıtratları saniye bilir ve lisan-ı halleriyle ibadetini yapar. Sebeplere müracaat ettim, kullandım. Neticeyle zerre kadar işim yok. Ben onu Allah'tan biliyorum diye şuursuz halleriyle müminin nasıl olacağının dersini bize veriyor. Şuur olsun olmasın. Evet. Kedinin mırmırları Ya Rahim Ya Rahim Allah Allah.

Demek ki bir insan Allah'ın huzurunda sebeplerin kapısında eğilirse o insan artık necis olur. Biraz üzülerek bir şey söylesem. Hepimiz dahil olmak üzere kendimizi fazla ehli ahiret zannediyoruz. Ama bazı cihetlerde aldanıyoruz. Ahiretimizi büyütmek için verilen hırs damarını cennetimizi, saraylarımızı büyütmek için verilen hırs damarını sahabeyle komşu olmamızı yaklaştırmak, büyütmek için verilen hırs damarını Kur'an 'la aramız bozukken, namazlarımızın manası gitmişken, geceleri gözyaşımız gitmişken, birbirimize duamız gitmişken, bir mümin kardeşimiz için ağlama hissiyatımız gitmişken, hala dükkanımı büyüteyim, evimi büyüteyim, hırsımı büyüteyim, gardırobumu büyüteyim diye kullanıyoruz. Vallahi aldanıyoruz. Şeytan bu halimizi görünce var ya, zil takıp oynuyor, diyor ki benim bununla uğraşmama gerek yok. Bunda hırs hastalığı var, yeter. Hırs öyle bir şey ki bütün güzel ahlak bir poşete konsol poşeti deliyor, poşeti. Yani içinde o güzellikleri bıraktırmıyor. Allah muhafaza eylesin.

Verilen bu duyguyu likaullah yani Allah'a kavuşma arzusu için, rüyalarımızda ya o sahabeyle bir komşu olaydım diye, şu yanımdaki komşunun ahiretine yetişeydim diye, ben de hizmette bir sorumluluk alsaydım diye kullandırsın inşallah. Yoksa kader pis diyor bize, pis diyor. Demeyesin inşallah. Dua edelim, bu dersleri ihmal etmeyelim. Bak vallahi bu kadar Allah masraf yapıyor onu tanıyalım diye, onu bilelim diye. O olmadıktan sonra ne olsa eksik kalıyor yani. Yorum yapmayı da unutma.