Transcription
[Müzik] Geçen videoda cazın doğuşundan ve ilk dönemlerinden bahsettik, ve caz armonisinin blues armonisinden nasıl türetildiğini gördük. O videoda edindiğimiz bilgilerle, 1950’li, 60’lı yıllara kadar olan caz parçalarında ne olup bittiğini kolayca anlayabileceğimiz söyledim. Ve dedim ki, 60’lı yıllardan itibaren cazda farklı ekoller ortaya çıkıyor. Eğer isterseniz bunları da farklı bir videoda ele alırız.
Bu dönem içerisinde sizden bu konuda çok sayıda talep geldi. İletişime geçip talepte bulunan herkese de bu vesileyle çok teşekkür etmek istiyorum. Ben de bugün, bu videoda söz verdiğim şekilde, o farklı ekollerden bir tanesini, kendimce en önemli gördüğüm bir tanesini ele almak istiyorum: Modal caz. Modal caz, modern armoni üzerine kurulu; bu da müzisyenlerin çoğunun bildiği, farkında olduğu, fakat içselleştirmekte ve kendi bestelerinde hayata geçirmekte zorlandıkları bir konu. Ben de öğrenciyken modları öğrenmekte bayağı zorlanmıştım. Çünkü biraz karmaşık anlatılan bir konu bu; nedendir bilmiyorum. Öğrendikten sonra diyorsunuz ki: “Ben niye bu kadar zorlanmıştım bunu anlamakta? Bu dünyanın en basit konusuydu.” Ben de bugün bu videoda hem caz tarihini kaldığımız yerden devam ettirmek, hem de bu modlar konusunu sizlere çok kolay anlayacağınız bir şekilde aktarmak istiyorum. Her zaman olduğu gibi, bu videonun sonuna geldiğimizde, az sonra duyacağınız o bir dakikalık parçada kullandığım modal teknikleri, kendi parçalarınızda uygulayabilecek hale gelmiş olacaksınız. Hadi buyurun, başlayalım! Oh! [Müzik] [Müzik] w [Müzik] [Alkış] [Müzik]
Caz müziğinin blues'tan doğduğunu önceki videomuzda anlatmıştık. Blues müziğini ortaya çıkaran köleler yavaş yavaş özgürlüklerine kavuşmaya başladıkça, yoğun olarak yaşadıkları Amerika Birleşik Devletleri'nin güneydoğusundaki kırsal yerleşimleri terk edip şehirlere akın etmeye başladılar. Bu dönemde zencilere diğer yerlere göre daha fazla özgürlük tanıyan New Orleans şehri, caz müziğinin beşiği olarak kabul ediliyor. Burada 1900'lü yılların başında kurulan müzik grupları, eğlence mekanlarından cenazelere kadar çeşitli yerlerde çalarak farklı bir tarz geliştirdiler. Bu tarzı ayırt etmek için o dönemin argosu olan “jasm” kelimesini kullanmaya başladılar. Sonra argo olan “jasm” ile müzik türü olan “jasm”ı birbirlerinden ayırt edebilmek için müzik türüne “jazz” demeye başladılar. Sonra müziksiz New Orleans halkı, konser afişlerindeki “jazz” kelimesine ufak bir müdahaleyle başka bir argo kelimeye… [Müzik]
1920’li yıllarda başlayan ekonomik buhran nedeniyle New Orleans bu kadar çok müzisyeni duyuramayan duruma gelince, bu müzisyenler ülkenin dört bir yanına dağıldılar. Aynı yıllarda Amerika’da alkollü içki satışının yasaklanmasıyla birlikte açılan ve gizlice alkol satışı yapılan mekanlarda çalmaya başladılar. Bu dönemde biraz da bu “underground” özelliği nedeniyle caz, toplumun geneli tarafından pek hoş karşılanmıyor ve ahlak dışı bulunuyordu. The New York Times gazetesi, Sibirya’da yaşayan insanların köylerine musallat olan ayıları kaçırmak için gramofondan caz çaldıklarını yazarken, bir başka haberde de ünlü bir orkestra şefinin caza maruz kaldığı için kalp krizi geçirdiği iddia ediliyordu. Fakat blues’un anlaşılabilir, basit ve standart yapısıyla, jazz’ın ona kattığı enerji ve yaratıcılık bir araya gelince müthiş bir kombinasyon ortaya çıkıyordu, ve bu yeni müzik türünün geniş kitlelerce sevilme potansiyeli çok yüksekti. Yine de toplumun o zamanki yapısı nedeniyle hala ayrımcılığa maruz oldukları için, cazın geniş kitlelere ilk kez ulaşması beyazlar sayesinde oldu. 1920’lerde beyazlar caz orkestraları kurarak ciddi ticari başarılar elde etmeye başladılar. Cazın popülerliği arttıkça yavaş yavaş müzisyenler de bu popülerlikten pay almaya başladılar. Bugün anladığımız anlamda caz dili ve edebiyatının ortaya çıkması da yine bu döneme karşılık geliyor.
1920’ler gelindiğinde jazz, armonik olarak epey evrim geçirmiş ve blues’tan farklılaşmıştı. Ama melodik doğaçlama henüz emekleme aşamasındaydı. Bu alanda devrim gerçekleştiren ve bunu geniş kitlelere sevdiren kişi Louis Armstrong’dur. Bunu bir örnekle açıklayayım: Fletcher Henderson orkestrasının 1925 yılında kaydettiği bir parça, “See You In My Dreams”. 1920’lerde tipik bir caz şarkısının trafiği şöyleydi: Önce grubun tüm üyeleri melodiyi bir kez birlikte çalıyorlardı. [Müzik] Sonra grup aynı formu tekrarlarken, grup üyeleri teker teker öne çıkıp çalıyorlardı. Bu döneme kadar sololar aslında yalnızca melodinin biraz süslenip bezenmesi… [Kahkaha] Louis Armstrong, sololarda ezginin çeşitlemelerini tekrarlamak yerine, ezgiden tamamen uzaklaşıp şarkının akorlarına odaklanmaya başladı. O anda çalmakta olan akor, her neyse, o akorun renklerini kullanarak melodiden tamamen ayrı, serbestçe ve özgürce kendi cümlelerini kurmaya başladı. Aynı şarkının devamında, o zaman 24 yaşında olan Armstrong’un çaldığı solo’ya… [Müzik] Bakın, bu devrim niteliğinde bir değişim ve caz bundan sonra eskisi gibi olmayacaktı.
1930’lar gelindiğinde ırk ayrımcılığının ve ekonomik buhranın da yavaş yavaş gevşemesiyle birlikte caz giderek büyüdü ve yalnızca Amerika’da değil, dünya genelinde popüler hale gelmeye başladı. Bu popülerlik ve ekonomideki iyimser hava sayesinde bu dönemde büyük caz orkestraları kuruldu. Bu orkestralar, cazı dans edilebilir ve geniş kitleler tarafından kolayca hazm edilebilir bir müzik haline getirdi. İkinci Dünya Savaşı ile birlikte koşullar değişti. Orkestralarda çalan müzisyenlerin orduya çağrılması ve ekonomik daralma orkestraları doğrudan etkilerken, 78’lik plakların yapımında kullanılan ham maddeye ordunun ihtiyaç duyması yeni plak basımını neredeyse imkansız hale getirdi. Bu şartlar orkestraları küçülmeye ve orduya gitmek zorunda olmayan daha genç müzisyenlerle çalışmaya yöneltti. Yepyeni fikirlerle gelen bu genç müzisyenler farklı denemelere girişerek, cazın dans ve eğlence boyutunu bir kenara koyup, doğaçlama ve armonik zenginlik boyutunu öne çıkarmaya başladılar. Savaş sonrası toplum bu genç müzisyenleri kendilerini eğlence sektörünün çalışanları olarak değil, kalıplara meydan okuyan elit bir müzik türünü temsil eden sanatçılar olarak konumlandırmaya başladı. Temelleri New York’ta atılan bu yeni caz akımının adı Bebop’tu. Yıllar önce Louis Armstrong’un başlattığı serbest doğaçlama yaklaşımını çok daha ileri taşıyarak, çok daha karmaşık harmonik yapılar üzerine, çok daha karmaşık sololar, yüksek tempoda çalındığı bir türe dönüştü. Ton merkezi sürekli değiştiği ve melodi tanınmaz hale geldiği için bu tarz genel dinleyicide karşılık bulmadı; zaten böyle bir kaygısı da yoktu. Ve Bebop ile birlikte jazz, herkesin anlayıp beğendiği bir tür olmaktan uzaklaşıp, sadece meraklısının dinlediği bir tür olma yoluna girdi. Eski caz müzisyenlerinden bu yeni akıma uyum sağlayamayan ya da sağlamak istemeyenler cazdan uzaklaşarak, bugün pop müzik olarak niteleyebileceğimiz müziğin temellerini de yine bu dönem cazdan uzaklaşan müzisyenler tarafından atıldı.
Bebop akımında genellikle eski müzikallerdeki popüler şarkıların ya da blues’un basit akor yürüyüşleri alınıp birçok farklı armonik teknik kullanılarak zenginleştiriliyordu. Geçen videoda standart blues akor yürüyüşünden başlayıp ulaştığımız akor yürüyüşü aslında Charlie Parker’ın ünlü bestelerinden biri olan “Billie’s Bounce” akor yürüyüşü. 1950’lere gelindiğinde Bebop’ın armonik yapısı o kadar karmaşık hale gelmişti ki, bu tarza çok alışkın olan az sayıda müzisyen dışında kimse bu tarzı icra edemez hale gelmişti. İlk başta Bebop’a “müzisyenlerin müziği” deniyordu. Fakat artık o özelliğini de kaybetmiş, az sayıda müzisyenin müziği haline gelmişti. Sürekli ve hızla değişen akorları takip etme, müzisyenlerin doğaçlama ve kendilerini ifade etme alanındaki olanaklarını ciddi miktarda kısıtlamaya başladığı için Bebop akımı bir noktada kendi ortaya çıkış manifestosunu ters düşmeye başlamıştı. Cazı eğlence ve dans müziği olmaktan kurtarıp saygın bir sanat formuna dönüştürmeyi hedeflerken, katı bir armonik çerçeveyle icracı elini kolunu bağlayan sınırlayıcı bir parkura dönüşmüştü.
1950’li yılların sonlarında buna bir tepki olarak, müzisyenlerin kendilerini çok daha rahatça ve özgürce ifade edebilecekleri bir akım ortaya çıktı: Modal caz. Miles Davis bu tarzı yaratan kişi olmasa da, geniş kitlelere tanıtan ve sevdiren kişi olarak caz tarihinde yerini almıştır. Modal caz’ın manifestosu olarak kabul edebileceğimiz, 1959 yılında yayınlanan “Kind of Blue” albümü, tüm zamanların en çok satan caz albümü olma özelliğini, aradan geçen 60 yıla rağmen elinden bırakmamıştır. Kendisi benim de ıssız ada albümüm dür. Modal cazda besteler, müzikteki modların, yani ses dizilerinin üzerine kurulur. Bebop’ın aksine, ton merkezi şarkı içinde çok az değişir, çok az sayıda akor vardır. Bu akorlarda çok uzun süre kalınır ve icracı o modun ve akorun lezzetini vermek için bol bol fırsat ve zaman tanınır. Bu devrim niteliğinde bir değişimdir; icracı sürekli değişen akora yetişmek için dikey düşünme zorunluluğundan kurtulup, yatay düşünme ve özgürce melodiler üretme fırsatını elde eder. Modal caz parçalarında şaşırtıcı derecede az sayıda akor vardır. Örneğin “Kind of Blue” albümündeki “So What” adlı parçada sadece iki akor kullanılır. Diğer parçalarda da yine armonik yapının sadeliği ön plana çıkar. Aynı sadelik albümdeki sololarda da kendini gösterir. Miles Davis otobiyografisinde de, “Dinleyicinin kafasında tamamlayabileceği bir cümleyi sonuna kadar çalarak dinleyicinin zekasına hakaret etmem,” der. Bu, onun caz sololarına kurduğu cümlelerin etrafında, aynen bir yağlı boya tablonun çerçevesi gibi boşluklar bıraktığını kanıtlar.
Modal caz, modal armoni üzerine kurulu ve modal armoni de müzikteki modlardan geliyor. Peki nedir bu modal armoni ve biz bunu kendi bestelerimizde, düzenlemelerimizde nasıl kullanabiliriz? Nedendir bilmiyorum, bu konu müzik eğitiminde çok karmaşık bir şekilde anlatılıyor ve öğrencilerin de haklı olarak kafaları karışıyor. Ben de öğrenciyken bu konuyu anlamakta bayağı zorlandığımı hatırlıyorum. Fakat bir kere anladığınızda diyorsunuz ki: “Bu dünyanın en kolay konusuymuş! Yani neden ben bu kadar zorlanmıştım bunu anlamakta?” Dediğim gibi, aslında eğitim sisteminden kaynaklanan bir şey bu ve dolayısıyla bugün bunu size basitçe anlatmak istiyorum. İşte size 7,5 dakikada modal… [Müzik]… harmoni. Elimde şöyle bir melodi var. Bu melodide arıza alan hiçbir nota yok; yalnızca piyanodaki beyaz tuşlar var. Dolayısıyla ilk bakışta hiçbir diyez ya da bemol olmadığı için, bu şarkının Do majör ya da onun ilgili minörü olan La minör tonunda olduğu düşünülebilir; ama değil. Zira bu şarkının karar notasI Do değil, La da değil; bu şarkının karar notasI Re. Dolayısıyla bu şarkıyı ben bestelemiş olsaydım, çalacağım müzisyen arkadaşlarıma şarkıyı tanıtırken: “Do majör notaları kullanacağız ama karar notamız Re olacak,” demem gerekiyor. İşte bunun müzik dilindeki adı modlardır. Bir majör gamın notalarını kullanıyorsanız ama karar notanız o gamın ikinci derecesine karşılık geliyorsa buna Dorian modu deniyor; burada olduğu gibi Do majörün notalarını kullanıyoruz ama kararımız Do majörün ikinci derecesi olan Re. Dolayısıyla bu şarkı Re Dorian modunda, dersem birlikte çalacağım müzisyenlere bu şarkıda hangi notaları kullanıp nereye çözecekleri ilişkin koordinatları vermiş oluyorum. Devam edelim; majör gamın notalarını kullanıyorsak ama karar notamız onun 3. derecesi ise buna Frig modu deniyor. Saymadım ama Türkçe pop şarkılarının %99’unun bu modu kullandığına eminim. Majör gamın notalarını kullanıyorsak ama karar notamız onun 4. derecesi ise buna Lidian modu deniyor. Lidian parlak, iyimser, hayalperest bir… [Müzik]… mod. Majör gamın 5. derecesinde karar kılan moda Mixolydian deniyor. Bu modun pentatonik ses dizisiyle yakın ilişkisi var, o nedenle popüler müzikte çok sık kullanılan bir mod. Majör gamın 6. derecesinde karar kılan moda Eolian deniyor; doğal minör gamla aynı notalardan meydana geliyor. Son olarak majör gamın 7. derecesinden başlayan – bakın, karar kılan demiyorum, başlayan diyorum – ses dizisine Locrian deniyor. Bunda karar kılmak gibi bir şansımız yok çünkü karar notasI ile 5. derecesi arasında eksik 5’li aralığı bulunduğu için kadans yapılamıyor. Bu da bu modun genel anlamda kullanılabilirliğini azaltıyor.
Modal tarzda bir çalışma yapmak istiyorsanız öncelikle bu modlardan birini seçin. Örneğin ben Dorian modunu seçiyorum. Yalnızca o moda ait notaları kullanarak akorlarını oluşturun, dışarıdan hiçbir nota kullanmayın. Klasik armonide her türlü cambazlığı yapabiliriz ama modal armonide sade yapıları tercih etmek durumundayız. Bunun nedeni kulaklarımızın majör ve minör gamlara çok alışkın olması; modal yapıyı esnetmeye çalışırken dozu biraz kaçırırsak bile kulak hemen ilgili majöre gidiyor, ondan sonra tekrar modal armoniye ikna etmemiz zor oluyor. O yüzden bu türde sade yapılar tercih ediliyor. Unutmayın, Miles Davis bile iki akorla yetinmiş. Kökünde karar notasI olan akora bir akor diyeceğiz. Şimdi iki seçeneğimiz var. İlk seçenek, yalnızca bir akorunu kullanarak bütün şarkıyı bunun üzerine… [Müzik]… kurmak. Sonra bu akoru ve ezgiyi başka bir karar notasına transpoze edip oradan… [Müzik]… tekrarlamak, sonra tekrar başladığımız yere dönmek… [Müzik]… ve bu şarkı boyunca devam edecek. Aslında bu, benim bu videonun başındaki parçada kullandığım motif. Az sonra orada kullandığım teknikleri ayrıntılı olarak anlatacağım. Miles Davis’in “So What” adlı parçasında kullandığı yöntem de buydu. Aynen böyle; önce Re minör 7’li akoruyla… [Müzik]… duyuyoruz, sonra yarım ses yukarıdan Mi bemol majörü duyuyoruz. Bu bütün şarkı boyunca bu şekilde devam ediyor. Ondan tam 30 yıl sonra, 1989’da Joe Satriani “Flying In A Blue Dream” adlı parçasında aynı tekniği kullanıyor. Bu şarkıda da Lidian modunda melodiyi önce Do majör akoru ile birlikte duyuyoruz, sonra La bemol majörüyle… [Müzik]… Bu da temel olarak iki akor arasında gidip gelen bir şarkı. Modal armoni çalışırken iki seçeneğimiz var demiştik. İkinci seçenek de transpoze etmek yerine aynı tonda, aynı karar notasında kalmak ve modun bir akor dışındaki akorlarını da kullanmak. Burada az önce duyduğumuz melodiye çok sade bir akor yürüyüşü yazdım; içinde yalnızca üç akor var ve bunların üçü de bu modun notalarından türetilmiş akorlar. Elinde ki ezgiye akor bulma konusunda desteğe ihtiyacınız varsa, bunu nasıl kolayca yapabileceğinizi anlattığım videoma bakabilirsiniz. Bu arada Studio One veya Cubase kullanıyorsanız, bunların her ikisinde de akor bulma ve farklı armoni fikirleri deneme konusunda yardımcı olmak için tasarlanmış muhteşem özellikler var. Bunları nasıl kullanabileceğinizi bir saat içinde detaylı bir biçimde öğrenmek istiyorsanız online derslerime katılabilirsiniz. Bu derslere katılarak kanalımı da desteklemiş olacaksınız; linkleri bu videonun tanıtım bölümüne ekleyeceğim. Evet, az önceki melodi için yazdığım sade akor yürüyüşü… [Müzik]… şöyle. Burada da aynı melodiye daha farklı akorlar yazdım. Burada kullandıklarımın bir bölümü bu moda diyatonik değil, yani modun dışındaki notaları içeriyor; fakat ezginin modal niteliğinden dolayı biz onu yine aynı lezzetle duymaya devam ediyoruz. [Müzik] Şimdi bu öğrendiklerimizi uygulamaya koyalım; modal bir parça yapalım. Örnek olarak bu videonun başındaki parçayı nasıl yaptığımı… [Müzik]… anlatacağım. Bu şarkıda da Dorian modunu kullandım, karar notasI olarak yine Re’yi seçtim. Re Dorian önceliğim karar notasI olan Re’yi vurgulamaktır. Dorian modunun diğer notalarına da uğrayan bir bas partisyonu yazdım. Bu şekilde sürekli tekrarlanan partisyonlara klasik müzikte ostinato, popüler müzikte riff deniyor; biz buna basın aldığı bir arpej de… [Müzik]… diyebiliriz. Sonra aynı arpeji piyanoyla destekledim. [Müzik] Sonra ezgimi ekledim. Ezgi, modun 1, 3 ve 5 dereceleri gibi temel seslerden ziyade 4, 6 ve 7 derecelerini kullanmayı tercih ettim. Bu bana daha gizemli ve merak uyandıran bir ezgi verdi. [Müzik] Sonra aynı şeyi yarım ses yukarı transpoze ederek Mi bemol Dorian modunu elde… [Müzik]… ettim. Parçanın armonik analizi bundan ibaret ve aslında bu kadar basit. Bu videoda anlatılan şeyler size ilham verip yeni bir şeyler ortaya çıkarmanıza vesile olduysa, lütfen onları benimle paylaşın. Belki ben de onları burada paylaşıp sizin başka insanlara ilham vermenize vesile olabilirim. Lütfen bu videoyu beğenmeyi, başkalarıyla paylaşmayı, kanalıma abone olmayı unutmayın. Bundan sonra gelecek videolardan haberdar olabilmek için beni sosyal medyada takip edin, online derslerime bir göz atın ve bundan sonraki videoda görüşene dek hepiniz hoşça… [Müzik]… kalın.