Transcription
Değerli dostlar merhabalar. Bütün dünya küresel ölçekli bir uçur skandalını konuşuyor. Skandalın baş kahramanı Jefri Epstein denilen bir isim. Seri tecavüzcü denebilir. Pedofili manyağı olarak da nitelendirilebilir. Bir şebeke kurmuş. Bu şebekenin içerisinde ortaya çıkan belgelerden gördüğümüz kadarıyla dünyanın hem parasal olarak hem siyasi güç ve nüfuz olarak en kudretli adamları yer alıyor. Donald Trump'ından Bill Clinton'ına efendim İngiltere'de Prens Andrew'den eee nasıl söyleyeyim? Zenginler listesinin en tepesinde yer alan Elin Maskına Billy Gates'ten işte eee kimler var başka? eee Sergey birine yani Google'ın kurucu ortağına varıncaya kadar sayısız isim bu şebekenin içerisinde birer pedofili manyağı ve seri tecavüzcü ve sapık olarak görünüyor.
Belli ki dünyanın hani eee insanlık namına ekosisteminin çivisi çıkmış. Eee, bizim camiada, bizim muhitte rezil batı bu rezaletin altından bakalım nasıl kalkacak gibi gene hemen bir doğu batı denklemi kurarak ahlaksızlığı eee ve bu sapıklığı belli bir coğrafyaya, kültüre, medeniyete atfetmeye gayret ediyor. Oysa bu işin coğrafyası, tarihi, dönemi, kültürü, dini, inancı falan yok. Bu insanlığın çok kadim bir hikayesi ve bu hikayenin bir parçası. Ne zaman unuttuk? Sodom, Gomore'yi Lut kavmi diyebiliriz. Kur'an'da anlatılır. Onlar da cinselliğin başka fantezisel taraflarını eee icra ediyorlardı. Hani dini çerçeveden bakarsak onlar da cinsel sapkınlığın başka bir boyutunu temsil etmişlerdi. Helak olup gittiler. Orası neresiydi? İşte orası bugün e İsrail, Kudüs, Filistin civarında bir yerler. Yani işte Lut gölü diye bilinen adres.
Şimdi sadece Ortadoğu ya da Batı dünyası değil, sadece Hristiyan batı falan da değil. Hristiyan batıdan önce çok daha öncesinde de insanlığın bu denli sapkınlıkları ve sapmalarını tarihler kaydetmiş durumdadır. Kaldı ki İslam ve Doğu geleneğinin içerisinde de bu tür cinsel sapmalar, aşırı yönelimler ve hastalıklar, hastalıklı durumlar hep olmuştur. Söz gelimi şimdi aklıma geldi. Sodom Gomore dedim. Yanı sıra milattan sonra 79'da Vezü Yanağın'ın patlamasıyla yok olan bir şehir var. Neresi? Pompei. Şimdiki İtalya da Napoli civarında ona yakın bir yer. Ne oldu orada? Orada bir şehrin halkı topyekün helak oldu. 45 metrelik lav katmanının küllerin altında kaldı. Eee, bir bakıma taşlaştılar. Orada ne vardı? Eee, orada da böyle buna benzer yani Epstein adasındaki sapkınlıklara benzer şeyler yaşanıyordu. Eee, mesela bugün Napoli'deki Ulusal Arke Arkeoloji Müzesinin bünyesinde yer alan bir eee, şey vardır. Kabinetto Segreto diye. Yani gizli kabin gizli oda. Bu odanın içerisindeki malzemeler eee Sodom şey eee Pompei elde edilen cinsel içerikli buluntular yer alır.
Şimdi oraya baktığınızda bakarsınız milattan sonra 79'larda efendim Pompei'in Banlüa hamamlarının duvarlarındaki fresklere ya da grafitilere bakın. Üçlü seks sahneleri, erkek erkeğe seks sahneleri, oral seks sahneleri, efendime söyleyeyim hatta hatta galiba azatlı köle iken sonradan eee zenginleşen eee özgürlüğüne bir şekilde kavuşan Veddi kardeşlerin evine bakın. O evin girişinde eee işte bolluk, bereket ya da nasıl söyleyeyim? Aynı zamanda seks ve cinsellik tanrısı olan şey vardır. Priapus'un bir freski vardır. Priapus'un freskine baktığınızda cinsel organıyla eee böyle para dolu bir torbayı ya da çantayı tarttığını görürsünüz. Onu tartar. Bu aslında sonradan zenginleşme, zengin olan eee insan tipolojisinin veya onun zihniyetinin bir temsilidir. Yani zenginliğini ve sosyal statüsünü göstermenin bir biçimidir. Sadece öyle e Pompey'deki elitlere özel yok 100 yıl evi, 100 yıl evi, Vetti kardeşlerin evi gibi yerlerde değil kamusalda da ortalık cinsel ve erotik içerikli fresklerle, grafitilerle süslüdür. Hatta hatta duvarlarda taştan falluslar vardır. Oyulmuş falluslar. Onların yönüne göre eee giderseniz eee umumi kerhanelere denk gelirsiniz.
O dönemde bir asil Romalının hanımından cinsel fanteziler bu Epstein adasında yaşananlara benzer şekilde cinsel fanteziler talep etmesi hoş karşılanmaz. eşi eee normal aile düzeni içerisinde çocuğunu dünyaya getirmesi e mekle yükümlü. Dolayısıyla soylu, asil, doğru düzgün bir cinsel ilişki eee lüzumu var. Peki erkek o diğer fantezilerini, sapkın eğilimlerini nerede tatmin ediyor? eee sıradan bir vatandaş yurttaşsa umumi genel evlere gidiyor. Eee oradaki köle işçileriyle o tatmini yaşıyor. elitlerden, asillerdense evine veyahut yazlığına, bilmem neredeki saraylarına dışarıdan kadınları, kızları çağırıp bütün eee cinsel fantezilerini eee onların üzerinde gerçekleştiriyor. Bu Pompeyi hikayesi ve milattan sonra 79'lar. Milattan öncesinde Sodom Gomoriler var. Bu İslam geleneğinde, doğum medeniyetinde olmadı mı olmaz mı? Nefzavi herhalde yazarı. 15. yüzyıl. Iıtırlı Bahçe. Türkiye'de galiba bir ara toplatıldı bu eser. Bahname türü. Açın bakın. tepeden tırnağa pornografik bir içeriktir. Gene bizim geleneğimizdeki bahnameler her ne kadar cinsellikle ilgili birtım hastalıklar, bunların tedavileri vesaire ile ilgili yazılmış olsa da sırf fantezi veyahut cinsel sapkınlığın tezahürleri babında da efendim özellikle nedir? eee, minyatür resimleri üzerinden baktığınızda, eee, Pompeydeki fresklerden hiç de farkının olmadığını görebilirsiniz. Bizim bahname türü eserlere baktığınızda bahname yazın. İşte Google'da görsellere girin. Bakın neler göreceksiniz. Sonra bir de Pompey yazın, fresk yazın. Oradan da bakın. Hemen hemen aynı olduğunu göreceksiniz. Yani bizim bahnamelerimiz Uzakdoğu'nun Kamasraları.
Ha şimdi bu bu geçmişte böyleydi. Epstein ve hadisesi ile birlikte yaşanan şeylerin bu bu kadar yüksek bir gürültü katsayısına ulaşması bu şebekenin içinde yer alan insanların dünya siyasetinde veyahut dünya gündemindeki teşkil ettikleri ağırlıkla ilgili doğru orantılı. Oysa bu gibi işler e hattı zatında yani çocuk yaştaki kızların eee seks kölesi olarak çalıştırılması, istismar ve tacize uğraması ve bunun büyük bir ekonomik sektör olarak eee uzun yıllardır sürgüt devam etmesi Uzakdoğu'da mevcut. kulağımıza geliyor. Hali vakti yerinde olan eee birçok insan bu ülkeden bile Uzakdoğu'da o o oralara gidip o fantezileri, o sapkınlıkları tatmin edip yaşayıp geliyorlar. Uzakdoğu'da zaten var. Ama orası eee tabir caizse gariban coğrafyası olduğu için işte o Taylandlar, Tayvanlar falanlar filanlar çok esamisi okunmuyor. Ama şimdi işin içinde Allen Musk'tan Billy G'eut Barak'tan efendim İngiltere'deki Prens Andrew'e veyahut Donald Trump'tan eski başkan Bill Clinton'a kadar herkesi Heps'nin bilmem ne adasında eee çocuklara sarken, tecavüz ederken eee ortaya çıktığında bu dünya çapında bir infiale yol açtı.
Şimdi bu olayın eee nasıl söyleyeyim? Ee komplo teorileriyle ilgili boyutunu işte Esi'nin böyle bir şebeke kurmaktaki amacını orada yaşananların hepsini bir sigorta gibi, teminat gibi alıp görüntüyü kaydetmesini vesaire vesaire. Bunlara bunları basında, yayında cümle alem konuşuyor. Ben işin bu tarafıyla hiç alakadar olmayacağım. Ben bu nasıl insanın eee nasıl bir psikolojiyle bu tür arzu dizginlenemez, sonu gelmez? Bu tür sapkın eğilim ve arzular insandan niçin sadır olur? İnsan ne olunca böyle arzuların esiri olur meselesi üzerinde duracağım. Belki kiminize çok basit bir analiz gibi gelebilir. Eee, ben eskiden beri hep şöyle düşünmüşümdür. İnsan ve insanlıkla ilgili olarak dünya satında yaşayıp gidiyoruz. Bir yığın sıkıntıyla, yoklukla, yoksunlukla karşılaşıyoruz. Kimi zaman buna öfkeleniyoruz, kızıyoruz, kadere sitem ediyoruz, fele çatıyoruz, talihimize söz söylüyoruz. Ya daha refah, daha mutlu, daha zengin, daha varlıklı bir hayat yaşasa veya öyle bir hayat yaşama talihi bize de denk düzseydi diye belki hayıflanıyoruz.
Bu noktada hep şöyle düşünmüşümdür. E bir kere bu Epstein gibi adamların sahip olduğu milyar dolarlık servetlere sahip olma ve o servetin içinde yüzerek yaşama özlemim, arzum, isteğim hiç olmamıştır. Önce onu söyleyeyim. Peki, e yokluk, fukaralık e aileden, hayattan büyük ölçüde görüp, deneyerek, sıkıntılarını çekerek geldiğimiz, şu yaşa erdiğimiz bir ömrümüz oldu. Bu yüzden bu yaşadığın fakirliğe işte kıt kanaat e imkanlarla hayatı şu noktaya getirebilme hikayene razı mısın denirse elbette ki borç harç içinde kısı kıvranarak eee bizi okutmaya çalışan bir babayı yıllarca görüp üzülmek yerine daha hali vakti yerinde az çok atadan dededen bir miras ın hazır bulmuşluğu içerisinde belli insanca yaşama düzeyine sahip bir şekilde yaşamayı, o şekilde bir çocukluk ve gençlik geçirmeyi arzu ederdim. Eyvallah. Yani eee ben rahmetli annemi eee 30 küsürlü yaşlarımın başlarında kaybettim. O vakte kadar söz gelimi eee Giresun'dan köyümüze gideceğimiz zaman dolmuştan indikten köydeki evimize varıncaya kadar 5,5 6 kilometrelik bir yolumuz vardır. Burada araba yolu da vardır ama arabamız hiç olmadı. rahmetli annem, daha öncesinde dedem ben hayattayken 30'lu yaşlarıma gelmişken bile onları bir kez bile bir arabaya oturtamadım. Eee, her zaman da taksi tutup götüremedim. Yürüdük. Evet böyle geldi. Daha iyi olsa iyi olurdu ama dedim ya bir Epstein gibi, bir Donald Trump gibi, bir Alen Musk gibi bir zenginliğe hiç ama hiç hasret çekmedim. E iç geçirmedim.
Sebebine gelince dünya denen bu ilginç varlık düzleminde insanoğlunun hayatta kendine hakim olması, tutkularını zaptı rapt alması, düzgün, ölçülü ve erdemli yaşaması söz konusu olduğunda sınanma seçeneklerinden yoklukla mı sınanmak daha kolaydır? Varlıkla mı sınanmak daha kolaydır diye hep düşünmüşümdür. Yoklukla sınanmayı daha kolay, daha altından kalkılabilir, daha az riskli görmüşümdür. Buna karşılık varlık ve zenginlikle sınanmayı hep daha riskli, daha tehlikeli görmüşümdür. Şimdi bu olaya baktığımda da galiba varlıkla sınanmanın eee ne kadar riskli ve tehlikeli olduğu sonucuyla karşılaşıyoruz. Ben bunu söylerken insan denen varlığın yapısından kendimden hareketle eee düşünerek bu noktaya vardım. asla bir lokma, bir hırka felsefesini ne dair güzelleme yapıyor, fakirliğe, metreye düzüyor değilim. Fakirliği istemiyorum. İsterim ki bugün bu ülkenin 86 milyonluk yurttaşı İsviçre'deki insanlar seviyesinde eee yıllık kişisel gelir düzeyine sahip olsa ve o düzeyde yaşasa emekli oldukları vakit eee alacakları tazminatla bir başlarını sokacağı bir ev, bir araba alabilseler veyahut emek li maaşlarıyla rahatlıkla geçinip 5 gün bir haftalık tatil yapabilme imkanına sahip olabilseler eyvallah bunlar da hemfikirim bunlar benim kendim ve toplumum adıma özlemimdir. Benim burada söylediğim başka bir şeydir. Yani zenginlikle sınanmanın insanı azdırma riski, arzularına esir olma riski daha fazladır. Yani zenginlikle sınanma konusunda diyeceğim. Buradaki durum şu. Belli ki bu insanlar size garip gelmedi mi? Bu pedofili şebekesinin içinde yer alan isimlerin çok büyük bir kısmı dünyanın en tepedeki zenginleri içerisinde yer alıyor. Elim mask birinci sırada bildiğim kadarıyla. Bill Gates gene o ilk onun içerisinde yer alıyor. Eee veyahut siyasi olarak en güçlü konumdalar. Yani ulaşamadıkları, erişemedikleri, eee yapmak isteyip de yapamadıkları hiçbir şey yok. Yani toplumun gözü önünde sahip oldukları kudret sınırsız. Bugün Donald Trump'ın eee tabir caizse böyle arkadaş arasında eee konuşurcasına bir laobalilikle dünya siyasetini konuştuğu efendime söyleyeyim yarım saat önce söylediği şeyi yarım saat sonra reddettiği e el kol hareketleriyle son derece şımarık, seviyesiz, ahlaksız bir kişilik sergilediği bir dünyada bu adam 7,5 milyarlık dünyanın hakimi olarak ben Alaska'ya yarın çökeceğim, Kanada'yı eyalet yapacağım, Panabaya'ya çökmeyi düşünüyorum diyebiliyor. Yani yani adamın gücünün sınırları ve o gücün kendisine verdiği şımarıklığın limitleri tarif edilemiyor. Gördüğünüz gibi güç bozuyor. mutlak güç haydi haydi bozuyor deniyor ya. Tam bu benim anlatmaya çalıştığım şimdi bunun bu siyasi nüfuz yanı, parasal nüfuz yanı bir de insanın içindeki özlemler, arzular var. Şimdi bu adamlar korkunç zenginler. Dolayısıyla insanın istekleri, yeme isteği, e bunun bir limiti var. Yani işte bizim bu ülkede en üst seviyede ıstakoz. Malum dünyada da artık onlar en üst seviyede ne yiyorlar bilmiyorum ama onu yiyorlar. Eee dünyada yenebilecek en pahalı şey neyse rahatlıkla yiyorlar. O tatmine eriyorlar. Fakat tatmine ermek o arzuyu kesmiyor.
Şimdi Chopener'dan çok ilginç bir cümle aktaracağım. Bunun psikolojisini daha iyi anlayacaksınız. Arzu arzuyu doğuruyor. Neyse yemeğini yiyor kısıt yok. İstediğini alıp giyiyor kısıt yok. Yeti var uçuyor. Hani prespresi. Kısıt yok. E her şey tamam. Cinsellik. eşini belki istediği şekilde aldatıyor. Sekreteri, şusu busu, normal kadın ilişkileri üzerinden onu da tüketiyor. Artık skor haline dönüştürüyor kaç kadınla birlikte olduğu. O da sıradanlaşıyor. Şimdi sahip olduklu olduğu şeyler ona sınırsız bir iştah açıyor ve arzu yeni bir arzuyu doğuruyor. O tatmin sanan şey yeni bir tatminsizliğin tohumu oluyor. Gidiyor gidiyor. Tüm normaller denendi. Ne kaldı geriye? anormalleri deneme ihtiyacı kalıyor. Yani varlık tüm imkanları ona kullandırıp tükettiriyor. Tükettiği şey sıradan hale geliyor ama arzu ihtiras doymuyor. Tatmin bulunmuyor. Bu sefer anormallikler sıraya geliyor. Anormallik dediğim ne? normal ilişki yerine mesela eşcinsel ilişkiyi bir de onu deneyelim diyor. Veyahut eee birdenbire bir sado mazoşist bir eee psikolojiye giriyor. Diyor ki bir 12 13 yaşında bir çocukla olsa nasıl olur? onu deniyor. Şimdi bütün bu zenginlerin aynı pedofili çetesi içerisinde yer alması eee bana işte bu zenginliğin dünya üzerindeki ulaşılabilecek bütün olağan tatmin araçlarına ulaştırıp onları tükettirip onları sıradan hale getirip banalleştirmesi onların gözünde. Dolayısıyla arzularının her biri tatmin edildikçe yeni bir arzunun tohumunun atılması. Bu sefer normaller bittikten sonra anormalliklerin keşfedilmesi, onların peşine düşülmesi ve onların yaşanması ihtiyacı neydi başta söylediğim? Sınırsız, limitsiz zenginlikle sınanmak son derece risklidir. Çünkü insan dünyada her ulaşmak istediği şeyi ulaşıp tatmine erdiğinde evet tamam bu kadar kafi. Gerisi ziyade olsun diyen bir varlık değil. Chopen der ki ne doymaz bir varlıktır insan. ulaştığı her tatmin yeni bir arzun tohumudur. Dolayısıyla onun asla doyurulamaz arzularının sonu yoktur. İsteme ve tasarım olarak dünya adlı kitabı bunun başıdıdır. Bu isteme yani isteme, kör istenç en tehlikeyi şey olarak görü kör istencin esiri olmak. Bu kör istencin işler. Fakat kör istenci ya şimdi bir Kırgız atasözü vardı eşyağa tingildeten diye gerisini söylemeyeyim işte kör istencin bu kadar azgınlaşması ve insanı peşi sıra sürükleyip bütün dünyadaki normal tüm nimetlerin tüketildikten sonra anormalliklerin peşine düşülmesi. Neden? O kör istenç niye bu kadar azıyor? O bütün nimetleri tüketme imkanını sağlayan zenginlik bunu besliyor. Dolayısıyla azami oranda zenginlik azami oranda risk içeriyor. O yüzden her şeyin hani nesini istemek lazım? Vasat olanını. Bu Türkiye'de bugünlerde kullanılan ve olumsuz mana taşıyan anlamda vasat değil. Ölçülü, makul ve dengeli olanını istemek lazım. Zekanın da çok aşırısı insanı dengesiz savruk yapabiliyor. Mesela her şeyin bir dengeli olanını talep etmek, arzu etmek lazım. Ben aşırı zenginlikle sınanmanın risk içerdiğini düşünüyorum.
Bu noktada mesela ben Epste'in tiplemesinin eee tarihte 3. Rom Roma imparatoru e şeye Kaligula'ya benzetiyorum. Kaligula. Kaligula dediğiniz adam. Gayus, Julius, Augustus, Germanikus, Kaligula bunun şeyi nedir? Lakabı. Annesi zamanında onu böyle asker kıyafetleri giydirip ayağını da minik küçük asker sandalete takarmış. Askerlerin yanında bu maskot gibi dolaşırmış. askerlerin maskotuymuş. Askerler bu ismi ona Kaligula, küçük sandaletçik diye ismi takmışlar. Bu Kaligula bir şehvet canavarıdır. Bir manyağın, psikopatın önde gidenidir. Üçüncü Roma İmparatorudur. Ya bu yaptıkları o kadar tuhaf ve anlaşılmaz ki niye bu herif bu kadar manyakça şey yaptı diye bunun üzerine düşünülmüş. Bunun bir de bir hastalığı var. Hastalıktan böyle bir şehvet canavarı bir psikopat manyak olarak çıktı denir. Ya bu beyin humması geçirdi. Yok efendim eee hiper para hiper paratiro mi? Evet. Eee başka menenjit geçirdi. Yok sara geçirdi herif. O yüzden böyle manyak oldu denir. Manyaklığı ne? Şimdi bunun üzerine bir de film yapılmış. Size hiç tavsiye etmem. Kaligula filmi insanlığınızdan iğrenirsiniz. Eee, yani o filmi seyrettiğiniz anda kendi bedeninizden, insan bedeninden de tiksinir hale gelirsiniz. Hiç tavsiye etmem. Herif birkaç manyaklığını sayım. Adam Roma imparatoru. Öyle bir manyak ki, öyle bir kudret sahibi ki şimdi suçluları arenaya attırıyor. Kaplanları, aslanları üzerine saldırıp parçalattırıyor. Sayın imparatorumuz mappusla suçlu kalmadı. Ha öyle mi? Eee bugünkü şiddet vahşet töreni olmayacak mı? Nasıl olmaz? Tribünden vatandaşlar seçip tribündeki izleyici vatandaşlardan atın arenaya onları yesin. Bunu yaptırıyor adam. Böyle bir adam. Adam kendine fiziki olarak yukarı mekandan bakılmasını yasaklıyor. Kendine tanrı gözüyle bakıyor. Tanrı olarak tapınıyor. Fakat buralar değil. Epstine'e benzeyen yerleri başka. Adam bacılarıyla ensest yaşıyor. Kız kardeşi Durusilla herhalde onu sevgili ediniyor. Kimlerine göre hamile bırakıyor. Sonracıma sarayın içinde genel ev açıyor. yüksek seviyeli senator üyeleri. Onların hanımlarıyla ilgili olarak diyor ki böyle bir sosyal etkinlikte, toplantıda, "Beyler efendiler en yüksek teklifi veren kişiye bunlardan bu bunun hanımlarını satıyorum, pazarlıyorum" diyor. Veya bazen cümle aleminin içerisinde senato üyelerinden birinin gözüne kestirdiği karısını alıp kendi yatak odasına atıyor. Orada yaşadığı cinsel fantezileri, sapkınlıkları gelip kocasının da bulunduğu ortamda, o kadının kocasının bulunduğu ortamda cümle alemle paylaşıyor. Yani bizim Epsti'nin eee adaya götürüp çocuklarla pedofili tecrübesi yaşattığı insanların işte kayda alması belki onları seyretmesi gibi sapıklıkların hepsini yapıyor. bunun kendine adı alması veyahut eee Express gibi jet uçaklarının olması gibi. Bu bizim Kaligula'da kendisine şimdi batık halde bulundu. Uçan saray şey yüzen saraylar yaptırmış. Gemiler düşünün. O günlerde dünyanın en büyük gemileri ve bu gemilerin içerisinde böyle mermer salonlar var. kendine, lükse, sefaata, zevke, hedonizme, cinselliğe ve cinselliğin her türlüsüne acayip düşkün, sapkın bir adam. Kim bu adam? Dünyanın o günkü Roma imparatoru. Kudrete bak, varlığa bak, sapkınlığa bak. Varlıkla sınanmak çok sıkıntılı bir şey.
Peki bu sınanma sürecinde insan bu azgınlığını, bu sapkınlığını, bu içindeki depreşen eee hani Ademle Allah iblis arasındaki o üçlü muhaverede bakimaveyteni diyor ya şeytan beni ihva ettiğin, kışkırttığın için Ben de bu çok güvendiğin bana gel secde et benim namıma onun önünde böyle bir reverans göster. Secde et dediğim bu Adem'i ve zürriyetinin önünden, arkasından, sağından, solundan yanaşacağım. Ve sen de göreceksin Allah'ım bunlar senin yolundan değil benim peşime düşecekler. Senin yoluna gitmeyecekler diyen o şeytanın ivasına insan nasıl ket vurabilir? O arzuları o sonu gelmez. Doymak bilmez. Arzuları nasıl dizginleyebilir? O kör istencin önüne nasıl geçebilir? istemeyi nasıl zapt rapt altında tutabilir? Kendine nefsine nasıl hakim olabilir? Bu noktada iki türlü insanda iki türlü frenden söz edilebilir. Bir yani bu araba mekanizmaları üzerinden söyleyeyim. Bir el ve ayak freni, iki motor freni. El ve ayak frenleri dinden örneklendirilebilir. Din bu konuda bu tutkulara, bu arzulara, bu şeytani ihvalara karşı el ve ayak freni işlevi görebilir. Eee, bir de motor freni var. Bu motor freni de dinden bağımsız olarak için insanın içinden bir fren ortaya çıkabilir. Mesela Hazreti Süleyman'a bakalım tarihte. Bunun dahi böyle bir sarsıntı geçirdiğini, bu aşırı varlıkla sınanmanın sınavını oldukça zor verdiğini görüyoruz. Kur'an-ı Kerim'de üstü kapalı imarlarla anlatılır ama Yahudi rabbinik literatürde ve Talmutta'ta çok daha net ve sarihtir. Eee, Hazreti Süleyman bu zenginlik e içerisinde tökezlemiştir. Eee, nasıl tökezlemiş? Şimdi Yahudiliğin anlatısı üzerinden gidelim. eee şöyle tökezler. Varlık saraylar muhteşem. Kur'an-ı Kerim'de bu muhteşemlikler anlatılır. Diyelim ki yani büyük Roma İmparatorluğu yahut eee Makedonyalı İskender'in veyahut Persalı Kureyş'in ulaştığı eee dünya çapında bir imparatorluk değildi. Ortadoğu ölçeğindeydi ama kompakt bir imparatorluktu zenginlik açısından. Yani sarayın malzemesi veyahut mabedin malzemesi ağaçları bilmem neler nerelerden nerelerden geliyordu. Yahudilik uçan halısına kadar vardı der. Bu bu bilgiler bizim kitaplara da giriyor. Cinler, şeytanlar. Siz bunu yabancı komşu kavimlerin egemenliği altına alması ve onları boyunduruğu altında tutması diye anlayın. Adam hükümran, zengin, yüzlerce hanımından söz edilir. Ve bu Yahudi geleneğinde Tevrat'ın emirlerine aykırıydı. Tevrat'ın emirlerine göre hükümdarlar, krallar 10 küsur kadınla 16 herhalde maksimum evlenebilir ama şeyi aşmış Süleyman. Sınırı çoktan aşmış. Cariyelerini saymıyoruz bile. Yetmedi. Firavun'un kızıyla evlenmiş. Muhtemelen pagan ve en çok da onu sevmiş ve diğer başka pagan kadınlarla da evlenmiş. Onların yönlendirmelerine, kışkırtmalarına boyun eğmiş. Yanlış birtım işler yapmış. Yahudi geleneği anlatıyor bunlar. Belli ki bu gençlik çağlarında Süleyman bir eli yağda, bir eli balda. Hani o zamanlar hani ömür bitmeyecek. hep demi devran böyle sürüp gidecek diye düşündü. Eee, Süleyman'a Yahudi geleneğinde anlatılan işte bu nasıl söyleyeyim? Talmut kitabının eee son kısmında yer alan bir Ezgiler Ezgisi yani Neşideler Neşidesi diye bir kitap vardır. Oldukça erotik temalar içerir. Süleyman'ın gençlik yıllarındaki zihniyetini, ruh halini, eee, zevki-i sefaya olan meylini gösterir. Der ki, "Neşideler neşidesi Süleyman'ındır. Beni kendi ağzından öpüşleriyle öpsün. Çünkü okşamaların şaraptan daha hoştur. Şarabımı içtim sütümle beraber. Ey dostlar yiyin için sevgililer mest olun kendinizden geçin diye böyle paragraflar dolusu sefahat eee zevk, sefa ve erotizm içeren metin. Yani bir eli yağda, bir eli balda vur patlasın, çalnasın. hedonist bir yaşamın felsefesi gibi. Evet. O zenginlik, o şetafat, o sefahat derken Tanrı cezalandırdı. Yahudilik anlatıyor şimdi kendi peygamberini, kralını. Onlara göre peygamber değil Süleyman kral. Önce tahtını, tacını kaybetti. kısmen sağlığını kaybetti. Hiçbir şey kalmadı. O kadar geniş çaplı hükümranlık alanı vardı. En son İsrailoğullarına bile sözü geçmeyecek bir noktaya geldi. Elinde bir asası kaldı. Yaş kemale erdi. İşte o dönemde 3 yıl boyunca şehir şehir elinde asa ile bir dilenci gibi gezdi. Her gittiği yerde ben Kohelet vaiz Yerüşalım kralıydım. Vakti zamanda Davud'un oğlu diye anlattı. İşte o kitapta Evet. Şimdi vaiz kitabı olarak bilinir. Hani bu kutsal kitaplar listesi arasında o da Süleyman'ın artık bilgeliğe tekrar avdet etmesi ya da bilgeliği yeni idrak etme döneminin eseri olarak değerlendirilir. de o kitap ben yeruşalım kralı idim vakti zamanında vaiz Süleyman dedikten sonra boş her şey bomboş bu dünyada her şey bomboş diye başlar fark etmiştir dünyanın varlığın zenginliğin şanın makamın şöhretin manasını yeni idrak etmiştir. Bir elde bir anda uçtu gitti. Şimdi düşünün Prens Andrew asalet, soyluluk yaşadığı şey hayatı bir soyluluk adına hayatı baştan sona beleş. Yani sizin hayallerinizi süsleyen hatta hayallerinizin ötesine geçen malikanelerde adam yaşantı sürüyordu. Belki Chars'tan sonra İngiltere kralı olacaktı. Bir anda her şey gitti. Şu anda kapının önünde sıfır itibar sıfır oluyor böyle. Bunu anladı Süleyman ahir ömründe. Bunun kitabını yazdı. Her şey bomboş diye. Denedi, yanıldı, gördü ve eee bu güneşin altında yeni diye bir şey yok diyor. Her şey eskiden olduğu gibi gene oluyor. İnsanoğlunu bu hayat, bu zaman çarkı değirmendeki taşın efendime söyleyeyim darıyı, daneyi öğütmesi gibi öğütüyor. Eski nesiller geldi geçti hiçbiri hatırlanmıyor. Sonradan gelenleri de kimse hatırlamayacak. Ondan sonra gelenleri de kimse hatırlamayacak. Onun için ben bu dünyada olanın, bitenin, yapılanın, edilenin hikmetine dair artık kafa yordum, durdum, düşündüm diye devam ediyor. İlk 1 ila 11 bablarını bir okuyun. Boş, her şey bomboş diye. Evet. Süleyman'ın vaiz kitabı idrak etmiş Süleyman ama tökezlemiş. Kur'an-ı Kerim'de de bu tökezleme ile ilgili imalar var. Süleyman atları bana getirin dedi. İşte böyle akşam güneş batmak üzereydi. İşte bacaklarını sıvazladı. İşte rabbimin bana rabbimi hatırlatıyor. Ben bunları ondan seviyorum dedi. Bir yoruma göre de an zikri rabbi rabbimin zikrinden beni alıkoyuyor. Getirin bacaklarını keseyim bunları bile gözden çıkarayım dedi. Aklı başına erdi şeklinde iki yorum var. Bu ayetin peşine şöyle geliyor. Saat suresinde. Biz Süleyman'ı sınadık. Fetemna tahtının üzerine ceset bıraktık. Süleyman sonra bize yöneldi. Sonra yalvardı. Dedi ki, "Rabbim beni affeyle ve bana benden sonra kimseye nasip olmayacak bir saltanat, bir hükümranlık nasip eyle." Orada istediği artık maddi hükümranlık değildi. Bilgelikti, çok bellik. Çünkü ağzı yanmıştı. Evet. Ben öyle çevirdim orayı. Şimdi bu Saat suresi 3435 ayetler tahtının üzerine ceset bıraktık. Yok o oldu bilmem nereden geliyor. O belli ki çok sembolik bir ifade Talmutla Tanah'la birlikte okunduğunda saltanatını gücünü kudretini elinden aldık. Kukkuru damda ortada bıraktık. Ona dünyevi namın, şanın, şöhretin bir hiç olmadığını anlattık diyen bir ifade bence bu. Süleyman bu feleğin çemberinden geçti, idrak etti. Bir dini geleneğin içerisinde yani bir peygamber olmasına rağmen dünyevi hazlarla, nefisle, eee, dünya malıyla sınandı. O bile tökezledi. Sonra idrak etti. farkına vardı. Dolayısıyla ya hocam gene bak burada da çareyi hep bizi dine yönlendiriyorsun. E yani ama biz artık bu dinle eee veya din üzerinden bize e bu bunun çözümünü önerme diyebilirsiniz. Eyvallah. Süleyman iyi bir örnek. yaşanmış, denenmiş, farkına varılmış, idrak edilmiş. Dünyeviye makamın, şanın, şöhretin, hazzın, ihtirasın eee sonunda insanı ne noktaya getirdiğini, ne tür riskler içerdiğini Süleyman'ın özellikle Yahudilikteki hikayesi size ibret verici olabilir. Ama ben Yahudilik, Hristiyanlık, böyle Süleyman falan dinlemek istemiyorum. Ben seküler hikayeleri seviyorum diyebilirsiniz. O zaman ben size seküler hikayelerde insanlığın bu arzunun ihtirasın, bu kör istencin, bu doymak bilmez ihtirasın, bu zenginlikle sınanmanın risklerine karşı herdemli, ölçülü ve iyi bir insan olarak yaşamanın sağlayacak ve insanın kendine hakimiyetini temin edecek o hani Y din dedik dışarıdan tanrı tarafından gelen buyrukla el ve ayak freni gibidir. Arzu ihtirası dışarıdan müdahaleyle durdurur. O müdahaledeki etkin güç de bak ödüldür, cezadır. İşte Tanrı Allah tarafından eee gazaba uğrarsın, cezalandırılırsın. Bak bu bu bir sopayla terbiyedir. Fakat bir de motor freni var dedik. kompres freni o nereden? O insanın içe bakışından kendiyle sürekli nefsiyle hesaplaşmasından, muhasebe yapmasından çıkan bir frendir. Bunun da örneği var. A şimdi geldi aklıma. Stoacılar nasıl mutlu olunur? Nasıl erdemli yaşanır? İyi insan nasıl olunur arkadaş? İç huzuruna nasıl varılır? Acıyla nasıl başa çıkılır? Kendine hakimiyet nasıl oluşturulur? Bu istemenin, bu sınırsız istemenin önüne nasıl geçilirin? Ahlak felsefesini yapan adamlar. Zen ondan başla, Seneka'dan çık. Arada bir adam daha var size. Aklıma geldi şimdi. Çünkü içe bakış dedik. İçeriden motor freni. Tam da stoacılığın son evresinin ilginç bir temsilcisi. Roma imparatoru. 16. Roma imparatoru. Herhalde 100 milattan sonra 160. Eee 160 tam bak şimdi gelmedi aklıma. 160'lı yıllarda başlıyor. Belki 10-15 sene hüküm sürüyor. Roma'nın altın çağını temsil eden beş iyi hükümdarın beşincisi o evlatlık hükümdarlar dediğimiz diyebildiğimiz beş iyi hükümdarın sonuncusudur. Kim? Marcus Aurelius. Marcus Aurelius. Yapı Kredi yayınlarından Düşünceler diye çıktı. İş Bankası yayınlarından kendime düşünceler hatta bazen de kendi kendime düşünceler diye de çevriliyor. Marcus Aonius bir Roma imparatoru. Hükümdar ama filozof. Sahibi tarafından topal bırakılan epiktedosu hükümdar olduğu halde bir köleyi kendisine rehber edinmiş bir adam. Böyle engin gönüllü bir adam. der ki o kendime düşüncelerde aklımda kaldı o cümlesi. Hiç unutmam o Şopena cümlesi gibidir. Yani bu insan ne doymaz bir varlık cümlesine çok benzer. Marcus Ayolius'a o kendime düşüncelerde der ki iyi bir insan nasıl olunur konusunda artık daha fazla konuşup durma. İyi bir insan ol. Nokta. Dolayısıyla Marcus Ayrolius Sutuaacı felsefeden aleme, insana bakarken bunun felsefesini, teorisini üretmekten ziyade pratik yaşamsal düzeyde pratiğini yaşamış ve öyle bir insanlık tecrübesi ortaya koymuş ve bu dünyadan geçip gitmiştir. Ve o dönemde işte 160'lar, Hristiyanlık da var ya. İsa'nın öğretisine de bakayım. Paulus da buralara geldi bir ara takıldı. O ne dediydi? Mektuplarını bir okuyayım falan dememiş. Çünkü çok ahlaklı, vicdanlı, adaletli bir adam. Ama Hristiyanlık öğretisiyle de ilgilenmiyor. İnsan arzularının, duygularının değil, ussun, aklının hani usluluk dediğimiz Evet. o aklının eee güdümünde, rehberliğinde davranmalı, evrene bakmalı, evrendeki her şeyin kendi nizamı, sistemi içindeki uyum gibi o evrenle uyumlu yaşamalı. Çünkü evrendeki düzeni bizati o düzeni tanrısal bir düzen olarak algılıyorlar stoğacılar. O yönüyle de evren, tanrı ilişkisini panenteistik veya panteistik bir şekilde kavruyorlar. Ben o noktada Spinoza'nın stoacılığa eee bir şeyler borçlu olduğunu düşünenlerdenim.
O zaman ben size yani bu bu EPS dein denilen bu seri tecavüzünün bu pedofillli manyağının ve onun dünya ölçeğindeki zenginlikten şımarmış, yolunu şaşırmış ve bu bu eee çetesinin ortak sorunu olan arzunun, ihtirasın, şehvetin peşinde şeytanın oyuncağı olmanın önüne nasıl geçilir konusunda evet insana burada fren işlevi yapacak harici el ayak freni olarak din bunu söyler. Sufilerin nefisle mücahede mücadele dediği şey budur. Orada ilahi buyruk, Allah'ın hatırı vesaire Allah korkusu, takva duygusu. Bir yin kavram var. Ama bundan bağımsız olarak insanın kendine hakim olması, kendine bakması, içine bakması, kendi kendiyle konuşması. E nitekim Marcus Aurulius e o kendime düşünceleri oturup masanın başında teorik olarak felsefe yapmak için yazmamış. Adam hayatı boyunca bir imparator olarak seferden sefere gittiğinde bakın kitabın bazı yerlerinde görürsünüz. Buralar şurada yazıldı. Burası şurada yazı. Adam günlük tutar gibi. Her gün kendi kendiyle konuşmuş. Sen diye konuşurken kendine hitap etmiş. Kendine öğütler vermiş. Adam hayatı boyunca kendini adam etmek için, kemale erdirmek için çabalamış. onun dünya, hayat, eee, efendime söyleyeyim fanilik duygusu, eee, bu dünyada niçin varız konusunda, eee, işte varlığına anlam kazandırma çabası falan filan. Yazdıklarını o kitaptan okursanız Allah, adamın mesela dünya hayatına bakışını, Hadit suresinin 20. ayetini tefsir ediyor zannedersiniz. Yani Markus Ariesi okuduğunuzda dünya işte ve lehvün ayetinin tefsirini okuyor gibi eee kendinizi zannedebilirsiniz. O zaman bak. Bu seri tecavüzcü, bu şımarık eee uçkur düşkünü, bu sapık şebeke vesilesiyle anlattığımız Sodom'u, Gomoresi, yok eee Pompeisi yok Kaligulası en nihayet buna panzehir olarak zenginlikle sınanmanın ne kadar zor ve risk li olduğuna örnek olarak Hazreti Süleyman konusu ve son olarak insan bu zenginlik, bu varlık, bu ihtişam, bu imkan karşısında ölçülü, düzgün, erdemli, iç huzura ermiş bir insan olarak nasıl yaşayabilir? Bu arzuların, bu şeytanın kışkırtmalarının karşısında nasıl kendini savunabilir, zaptı rapt altına alabilir konusunda din dedik. el freni, ayak freni gibi hariçten pedala basar veyahut kolu çeker bir şekilde durdurur. Ama bundan bağımsız olarak motor freni gibi insan kendi içinden de bu ihtiraslarına dur diyebilir. Kendine hakim olabilir. İstemenin önüne geçebilir. Kör istencin önüne geçebilir. Örnek olarak konu uzadı. Burada keseyim size. Bir dahakine söz vereyim. Marcus Aurelius'u nasıl bilirdiniz diye bir video çekeyim isterseniz. Marcus Aolius ve bu bapta da biraz da Stoacı felsefenin şöyle ana hatlarıyla bir tanıtım ve anlatımını yaparız diye düşünüyorum. Hepinize sağlık sıhhat diliyorum. Hoşça kalın. Sağlıcakla kalın. Yeah.