📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

MEZHEBLER NEDEN HAK DEĞİLDİR?

Şinasi Güneş47:47

Transcription

Abone ol. Bu daha önceki bu videomda da hakkın sadece Allah'tan gelen olduğunu, sadece Allah'ın gösterdiği yolu hak olduğunu, beşer ve beşeri oluşumları bize Allah'ın göstermediğini, biz Allah'ın gösterdiği yolun sadece vahiy olduğunu anlatmaya çalışmıştım. Buradan yola çıkarak beşer ve beşeri oluşumların hak olamayacağını, birbirine hak diye birbirini nakliye kabul eden mezheplerin mutlak hakikat olmayacağını, eğer içerisinde vahiy göre çelişkileri varsa bir oluşumun, olur bu oluşumu hak demeyeceğim. Çünkü hakkın ve mutlak doğru anlamına geldiğini de belirtmiştim.

Peki bu oluşumlar neden hak olamaz? Bunu anlatmaya çalışacağım. Konu aslında uzun ve kısa tutmak için kısa geçeceğim. Ayetleri vereceğim size, düşünmeye davet edeceğim. İtirazı olanlar olabilir. Ben mutlak doğru olduğumu zaten iddia etmiyorum. Tabii aksini düşünen de mutlaka ayetlerle delil kesilmek zorunda. Tabii ayetleri cımbız duyarak değil, o konu hakkında Kur'an'ın genel bakış açısına uygun delillerle gelmesi gerektiğini de belirtmek istiyorum.

Örneğin bugün toplumdaki Mehdi Mesih inancına vurgu yapmak istiyorum. Bu kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Yani etrafınıza bakın, onlarca Mehdi olduğunu iddia edenler ve diğer üzülmemesi gelecek insana bir gelecek, Müslümanları kurtaracak. Önce ben şunu belirtmek istiyorum. Yani bugün bir Mehdi geldiğinde İslam alemi öyle bölünmüş ki, farklı grup onun maske olarak kabul etmeyecek. Herkes kendi grubundan çıkan Mehdi'yi kabul eder. Yani farklı bir grup kabul etmez. Bugün şu adam çıkacak bir Mehdi'yi Sünni kabul etmez. Sünni'nin içinden çıkacak Mehdi'yi Şii kabul etmez. Yani bu tamamen safsatadır. Benim inancımda Mehdi, yani yol gösterici, edici Kuran'dır. İnsan evinde gelmeyecek mi? Ayet 116-117'yi iyi anlayan bir insan, insan evinin gelmeyeceğini anlar. Çünkü bu ayetlerde Allah, Allahu Teala hesap günü insani bir soracak. "Allah'ın peşi sıra beni de ilah edinin diye sen mi söyledin?" O da diyecek ki: "Hayır, ben yaşarken sen bana ne emrettiyse onu söyledim. Sen beni vefat ettirdikten sonra olan bitenden benim bir bilgim yok. Gaybı bilen sensin." diyecek. Hesap günü, peki sana bir yeryüzüne gelse, Hristiyanların onu ilah edindiğini görecek. O zaman hesap günü bu cevabı vermesi mümkün değil. O zaman ayet boşa çıkıyor, ayet yalan söylemiş oluyor.

Şimdi ayetimi yok sayalım, yoksa bu gelenek çillerin, mezheplerin iddiaları mı yoksa? Yorum aynı. Mesela Maide 109'a baktığınız zaman, ben bugün sevgilime birimize salavatların arz edildiği, sunulduğu, amellerimizin ona sunulduğunda dair iddialarda kesinlikle Maide 109'da çelişiyor. Burada bu hesap günü resullere sorulacak, "Size ne cevap verildi?" dendiğinde, "Bizim hiçbir bilgimiz yok, gaybı bilen sensin." diye cevap verecek. Yani bugün sevgilinin birimize amellerimiz, salavatlarımız falan sunulduğu yok. O vefat etmiştir ve olan biten hiçbir şeyden haberi yoktur. Bu da bazı oluşumların iddialarının Kur'an'a çeliştiğini ortaya koyması açısından önemlidir.

Miraç mevzusuna değinmek istiyorum. Miraç ve susuz e düştükten kopyalanmıştır. Zerdüştlerin kutsal kitaplarda "Arda Virafname"yi okumanızı öneririm. Türkçe'ye çevrilmiştir. Bir isimleri değiştirin. Ahuramazda'nın yerini Allah, Arda Viraf Zerdüşt yerine Muhammed ismini koyun. Hemen hemen aynıdır. Oradan kopyalanmış, isimleri değiştirilmiş. İşte Arda Viraf miraca çıkıyor, onu cenneti gösteriyor, Sırat köprüsü gösteriyor. Ki Sırat köprüsü de düştükten kopyalanmıştır. Öyle bir köprü yoktur. Zümer suresinin 72. ayetten sonrasında okursanız, cennete de cehenneme de sevkiyat toplu dur. Toplu bir şekilde kılıçtan keskin bir köprü üzerinde kimse geçemez. Ayrıca Hicr Suresi 44. ayette cehennemin yedi kapısı var. Şimdi Sırat Köprüsü'nü geçmeye, cehenneme düşecek. O zaman yedi tane Sırat Köprüsü olması gerekir, ayrı ayrı kapılar. Yani kaldı ki yedi kapısı var demek, herkes bu kapıdan girecek demek değil. Yani onu demek istiyorum. Miraç ve bunu sana dönüyorum. Sırat köprüsü zaten yalan olduğunu söyledim. Tamam, benzer düştükten kopya dedim.

Ayrıca Enam 35. ayette ve İsra 93. ayette, özellikle Enam 35'te Rabbimiz sevgiline birimize buyurur ki: "Gücü yetiyorsa göre merdiven dağa çık, oradan bir ayet getir." Ne demek ki böyle bir şey yok. İsra 93'te "Senden göre çıkıp kitap ayet getirmeni istiyorlar. Onlara de ki: Ben bir beşer olan resulden başkası neyin kisi?" Şimdi miraca çıkarmaya çıkacak olan bir nebînin bu cevabı verebilmesi mümkün değil. Bu da tamamen bir sürü uydurma olduğunu ortaya koyuyor. Kaldı ki bu istekler müşriklerin istekleri. Allah müşriklerin bu isteklerini reddediyor. Bir fakat Allah'ın reddettiği istediği bugün günümüzde insanlar Miraç Kandili'ni bir gece olarak bile kutlayabiliyor.

Bu konuda yüze şuna değinmek istiyorum. Sevgiline birimize ilahi Kudret dediği verilmemiştir. İnsanlar buna mucize diye çeviriyorlar. Mucize ayrı bir kelimedir, aciz bırakan demektir. Ayetlerde aceze kökünden türeyen bir kelime yoktur. Ayet diye geçer. İlahi Kudret dediğini yine günümüz insanının anladığı şekilde ben mucize diye söyleyeyim. Mucizesi yoktur. İsraili 9'da ona mucizenin verilmediği, verilmeme nedenini de belirtiyor. Ayrıca ona mucize verilmiş olsa, Enam 37 ve başka ayetlerde ona bir mucize verilmesi gerek değil mi? Değil. Verilmiş olsa böyle bir ayetin olması söz konusu değil. Evet, tabii ki verildi denmesi gerekiyor. O zaman var. Bunun yanında bu Ankebut 50-51 ayette yine onların mucize isteklerine karşılık Rabbimiz: "Önlerinde okunmakta olan kitap onlara yetmediğini cevabı zaten Kur'an'dan başka sevgili ne yediğimize ilahi Kudret deliği verilmediğinin açıkça kanıtıdır."

Örneğin Havva'nın Adem'in kaburgasından yaratıldığı mevzusuna değinmek istiyorum. Ki Kur'an'a aykırıdır. Bu da İsrailiyat'tan kopyadır. Nisa Suresi 1. ayet örnek vermek istiyorum. Orada Adem'in hepsibahçeden yaratıldığı belirtiliyor. Hepsi vahide dişi bir kelime ve Havva da ondan yaratıldı deniyor. Ya hava deniyor da eşit ondan yaratıldı deniyor. Oradaki "ondan" kelimesini "ha milha" da dişi bir kelime. Madem erkek bir kelime, yani Adem'in eşinin yaratıldığı, "nefsi vahide" şayet Adem'den yaratılmış olsaydı, Adem'in eşi değil mi? "hu" demesi gerekiyor. Çünkü Adem erkek. Adem'den yaratıldı demesi için ona vurgu yapması için "minhu" demesi gerekirdi. "minha" diyor. "Minha" da Adem'e değil, "nefsi vahide" gider. Yani Adem nefsi vahiden yaratılmıştır, eşi de nefsi vahide yaratılmıştır.

Aynur ezelden yaratılmış o şefaat konusu Kur'an'la çelişir. Yani bugün toplumda ise cehennemliklere şefaat, büyük günahkarlara şefaat mevzu Kur'an'la çelişir. Bakara Suresi 48. ayetlere 123. ayette 254-255 ayette de birçok ayet vardır. Mesela örneğin 255. ayeti delil gösteriyorlar. Oysa burada müşriklerinin şefaati inancına bir red vardır. "Allah'ın izni olmadan şefaat edecek olan kimdir?" reddiyesi. Bugün toplumda demek ki Allah birilerine izin verecek diye sadece cımbızlama tekniği ile yola çıkarak yalana sarılıyorlar. Oysa en basit 254. ayetle birlikte ele alsalar mevzuyu anlayacaklar.

Ayrıca İnfitar Suresi 17, 18, 19. ayette baktığınız zaman, "O gün hiç kimsenin kimseye bir faydası olmayacağı gündür." vurgusu da bir delildir. Sevgiline birimize Zümer Suresi 19. ayette "hakkında azap hükmü gerçekleşmiş ateşte olanı sen mi kurtaracaksın?" vurgusu günahkarlara cehennemde şefaatin olmayacağını delilidir. Aynı zamanda şefaat tabii ki Kuran'da geçiyorsa vardır. Fakat şefaat Allah'ın razı olduğu, sözünden hoşnut oldu, Allah'a verdiği söze sadık kalan, "Elestü birabbiküm, ben sizin rabbiniz değil miyim?" "Kalu bela, evet sen bizim rabbimizsin." değil bu söze sadık kalan, Allah'tan başkasına kulluk etmeyen, dini Allah'a has kılan, dini Allah'a has kılarak sözünde duran kullarına şefaat elbette ki vardır.

Örneğin kadınların özel durumlarındaki ibadet yasağı kesinlikle yoktur. Burada yasak erkeklere vardır. Bakara Suresi 222. ayette belirtilir. Bu ayette kadınlar özel durumu bir hastalık, bir pislik hali olarak değil, bir nifas hali olarak tarif edilir. Bugün kadınlara ibadet yasağı mevzu tamamen İsrailiyat'tan kopyalanmıştır. Araştırırsanız görürsünüz. Kaldı ki namazın kılınamayacağı haller Maide 6, Nisa 43'te belirtilir. Cünüplük, sarhoşluk. Bir de abdest doğal cünüplük diye tanımlıyorlar. Allah'a din öğretenler cünüplük diye tanımlıyorlar. Kesinlikle alan namaz kadın kılmalıdır. Oruç ayetlerin de işte Bakara 183-187 arasında da oruç tutamayacak haller belirtilir. Bu hallerde de kadınlar özel hali yoktur. Sadece hastalıkta kadın kazaya bırakabilir. Eğer bu hal ağır geçiyorsa kadın orucunu kazaya bırakabilir. Fakat namazını kılmalıdır.

Ayrıca Aşere-i Mübeşşere mevzu suyu, cennetle müjdelenenler. Evet, bu da bir uydurmadır. Sevgiline birimizin "bana ve size ne yapılacağını bilmem" dediği yerde birilerinin cennetle müjdelendiğini söyleme Kur'an'a ters düşer. Ayrıca Nisa Suresi 123. ayette "cennete ve cehenneme kimlerin gideceğiz in kuruntularımızda değildir." vurgusu Aşere-i Mübeşşere konusunu kocaman bir yalan olduğunda delilidir. Ve kıyamet alametleri, ceza tamamı yalandır. Araf Suresi 187. ayette açıkça onu okuyorum bakın: "Ansızın der, ansızın gelecek olan bir şeyin alameti olmaz. Alameti olan bir şey ansızın olmaz. Yani ister Arabi çıksın, yediği inanın, ister atalarınızın uydurdukları naina'nın, yani bir yer dilediği gibi inanabilir."

İslam'da kölelik ve cariyelik kesinlikle yoktur. Bugün sınırsız cariye mezheplerde kabul edilmektedir. Allah Kur'an'da cariye ile ilgili ayetlerde "ma meleket elman" diye geçen ayetlerde, "onlar ah en ucu lehun ne yani onların ücretlerini verin ve nikahlarını der." Asla nikahsız cariye ile birliktelik yoktur. Bu normal özgür kadın gibi nikah yapılır, nehir verilir ve özgür bir kadın gibi evlenilir. Kaldı ki Muhammed Suresi 4. ayette savaşlarda elde ettiğiniz esirler, yani köle ve cariyeleri ya bir karşılık alarak serbest bırakın, ya da karşılıksız serbest bırakıldılar. Yani üçüncü bir seçenek sunmaz. Bu köle rica üyelik mevzusu da tamamen Kur'an'a aykırıdır. Bunu özellikle belirtmek istiyorum.

Cihad kavramı. Cihad kavramı Kuran'da cihat adam öldürmek değil, adam kazanmaktır ve en büyük cihat Allah'ın kitabını insanlara tebliğ etmek ve o kitabı yaşamaktır. Furkan Suresi 52. ayet. Gusül abdesti mevzusu belki Kur'an'la çelişmez ama o kadar detaya boyuyorlar ki, Allahu Teala sadece yıkanın dediğimi yazıyor ya, bunu da üç kere su verin, burnunuz acıyacak, vücudunuzda işte hiç kuru yer kalmayacak gibi tamamen zorlaştıran detaylara boğan bir tanım var. Oysa otel normal nasıl yıkanıyor sanız öyle yıkanın der.

Bir de oruç mevzusuna mesela 61 gün gibi bir ceza yoktur. Oruç tutmayanlar, hiç tutmayanlar ancak Allah dilerse bağışlar. Bunun bir kefareti yoktur. Fakat oruç tutan insanların tutmadığı günü kaza etmeleri söylenir. Yine Bakara 183-187 ayetlerdeki oruçtan bahseden ayetler de bu vurgu vardır. Hiç tutmayan, hiç tutmayan bir insan günün birinde oruç tutmaya başlayacaksın. Önce tutmadıkları oruçları için Allah'tan af ve bağışlanma dilemelidir. Bunun başka bir kefareti yoktur.

Örneğin mezheplerde Hanefi mezhebi hariç namaz kılmayan öldürülür. Hanefi mezhebinde kılana kadar hapse atılır. Bir dini terk eden, dinden dönen öldürülür. Bu tamamen bunlar Kur'an'a aykırıdır. Yani Bakara Suresi 256'da "La ikrahe fiddin, ikrahe fittin" yani "dinin içerisinde zorlama yoktur" derler. Kesinlikle girerken zorlama yoktur. Hayır, girerken bildiğin içerisinde zorlama yoktur. Namaz kılmayana baskı yapamaz. Daha sonra ben bu dinden çıkıyorum diyene baskı yapamaz. Yani tamamen Kur'an'a aykırıdır. Allah ile kul arasındaki iletişimde yapılan eksikliğe kul ceza veremez. Onun cezasını Allah verir. Rejim cezası taşlayarak öldürme yoktur. Nisa Suresi 2. ayette açıkça dört şahitle birlikte zina yapanlara yüz celde yani cilde yüz vuruş olarak tanımlar var. Ama gelenekleri cezası vardır derler ki öyle bir ayet var da keçi 7 derler. Bu nasıl bir İlaha inanıyorlar bilmiyorum. Yani ayetlerini koruyamayan bir İlaha inanıyorlar. O ilah Kur'an'daki benim inandığım Allah değil. Yani bunu belirtmek istiyorum.

Yani Ahzab Suresi'nde Nebi eşlerine "Siz bir fuhuş yaparsanız diğer kadınlara uygulanan cezasının iki katı uygulanacağı belirtilir." ve "sevgilinin evimizin eşleri bizi ne yapacak olsaydı iki katını nasıl uygulayacaksınız?" başlayarak öldüreceksiniz, sonra tekrar diriltileceksiniz, bir daha bu taşlayarak öldüreceksiniz. Yani tamamen Kur'an'a aykırı. Helal-haram mevzusu var. Yani altının ipeğin erkeğe haram oluşu Araf Suresi 31-32 ayetleri aykırıdır. Allah çünkü "Benim kullarım için yarattığım ziynetleri haram edecek olan kimdir?" diyor. Beşer ve beşeri oluşumlar, mezhepler diyor ki: "Biz, yani biz haram ederiz." Ayrıca Maide suresinde belirtilir, "Sudaki bütün canlılar size avlanmak için helaldir." der. Oysa mezheplerde midye, istiridye gibi canlıların haram olduğu söylenir. Ve ayrıca Enam Suresi 144, 145. ayetlere göre orada "sevgilinin dediğimiz diyor ki: Bana bak, yoluna onlar içerisinde şu saydıklarım dan başka bir haram bulamıyorum." Demek ki bir şeyin haram olması için vahşi olması gerekir. Kur'an'da yazmayanlar dışında her şey helaldir. Sadece şu istisna: "Temiz olan şeyler size helal kılındı." de bu da pisliklerin helal olmadığını ifade eder. Ben sevgilime birimizin kendi bağımsız vahiden bağımsız biz helal-haram belirleyeceği Tahrim Suresi 1. ayette açıkça ortaya koyuyor ki nebimiz helal olan bir şeyi kendisi haram, kendini haram ettiği için Rabbimiz tarafından uyarılıyor. Bu da şunu açıkça ortaya koyuyor ki helali haramı Allah belirler ve bu da ayette Kur'an'da bize bildirir.

Cenaze namazı ve cenaze duası vardır. Secdesiz, rükusuz namaz olmaz. Selamettir. İçiyorum ya. Allah'ın sevgili birbirimize Habibim diye bir kitabı yoktur. Allah'a yalan isnat etmek için şirktir. "Öncekilerin ve sonrakilerin efendisi" denir. Sevgiline birimize "öncekilerin ve sonrakilerin efendisi" Allah'tır. "Yaratılmışlar en hayırlısı" denir. Selametin de yaratılmışların en hayırlısı sevgilin dediğimiz değildir. Yaratılmışlar en hayırlılarından biridir. "Arşın nuru" denir. Sevgiline birimize "Arş" Nur Suresi 35. ayette "yerlerin ve göklerin nuru Allah'tır" der. Bu Allah'a, Allah'ın varlığının evimize islah etmektir. Bu da şirktir. Ayrıca şunu da bir sorundur. Baştan sona sevgilini birimiz övüyor, fakat metnin sonunda "bütün ölüler Allah'a mahsustur" deniyor. Bu da Rabbimizle alay etmektir diye düşünüyorum.

Ölüye Kur'an okumak, Kur'an'ı makamlı makamlı okumak tamamen İsrailiyat'tan beynimize monte edilmiş şeylerdir. Bu gün YouTube'a yazın, Yahudilerin Tevrat okuyuşunu aynı göreceksiniz. Yani makamı makamlı okullar, okullar, ölüleri okullar. Oysa Kur'an ölüler kitabı değildir, hayat kitabının rehber kitabıdır. Bu 700'ün üstünde ayet affetmeyi, düşünmeyi emreder. İster anlayarak okumadan, makam makamlı okuyarak düşünemezsiniz, ak edemezsiniz.

Ayrıca Kur'an ağır, düşüne düşüne okunur. Amentü metnine değinmek istiyorum. Ve birçoğumuz bunu ayet zannediyor. "Amentü billahi ve melaiketihi ve kütübihi." Bu ayet değildir. İnsanların tertiplediği, düzenlediği bir metindir. Bu metindeki "hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ" vurgusu Kur'an'a aykırıdır. Kur'an'ın hiçbir yerinde şer Allah'ın hizmet edilmez. Bunu belirtmek istiyorum.

Namaz konusunda mesela sefer namazı konusu çarpıtılıyor. Seyahatlerde namaz kısaltma mevzusu yoktur. Tehlike anında namaz kısaltma vardır. Kur'an'da bugün toplumda insanlar uzun yolculuklara çıktığı zaman namazlarını kısaltıyorlar ki, buradaki namaz kısaltma ve mevzusu Kur'an'da Nisa suresindeki namaz kısaltma mevzusu tamamen tehlike anında, savaş ortamında veya benzer durumlarda kısaltılan namazdan bahseder. Ve ayrıca Kur'an'da sünnet diye bir namaz yoktur. Bir namaz ya farzdır ya nafiledir. Bu İsra Suresi 78-79 ayetten evimize nafile vurgusu vardır. Orada bir makamı Mahmut geçer. Makamı Mahmut şefaat makamı diye yorumlarlar. Kesinlikle şefaat makamı değildir. Ayetlerin öncesinde sonrasında bağlamına baktığınız zaman o pasaca vaka Mahmut'un Medine olduğu açıkça ortadadır.

Mesela cehenneme girip çıkma mevzusu Bakara Suresi 81. ayette, Ali İmran Suresi 24. ayette ehli kitabın kuruntusu olarak ifade ediliyor. "Kim girerse diyor ki, mameli ağır gelirse günahları ağır gelirse cehenneme girer ve orada ebedi kalır." vurgusu vardı. Öyle cehenneme gideceğiz, günahlarımız kadar yalnız çıkacağız iddiası bu Kur'an'a aykırıdır. Tabii ki Rabbimizin dilemesi müstesna.

O mübarek geceler mevzusu. Sevgilin evimizin vefatından ortalama 500 yıl sonra şimdi Fatımi Devleti başlatmıştır bu geleneği. Bir kültür din değildir. İkinci Selim döneminde Osmanlı'ya geçmiştir. Çünkü kürdin edinilmiştir. Yani nebimiz hiçbir zaman mübarek gece kutlamıştır. Hiçbir mübarek gece bol bonuslu sevaplı günahlarının affedildiğini bir gece yoktur. Diyeceksiniz ki Kadir Gecesi yok mudur? Kadir Gecesi mevzu farklıdır, anlaşıldığı gibi değildir. Yani bugün Kadir Gecesi kutlayan insanların birçoğuna Kur'an inmemiştir. Çünkü Kadir Gecesi'nde Kur'an inmeye başlamıştır. Hayatına iş, Kur'an ilmi yeni insanlar Kadir Gecesi kutluyor. Herkesin Kadir Gecesi farklıdır. Size ne zaman inmişse, sizin Kadir geceniz o zamandır. Eğer Kur'an'a göre hayatınızı şekillendirirseniz, hayatınız o size inen gece bin Aydan hayırlıdır. Yani ortalama 83 yıl bir ömür. Eğer sizin Kur'an hiç inmemişse, sizin 1000 ayınızın bir gün kadar bile değeri yoktur. Mevzu bu.

Durnev lake mevzu. "Sen olmasaydın bu halimi yaratmazdım." mevzusu Hristiyanlıktan gelmeli. İsyanlarda ise "olmasaydı bu alem yaratılmaz." diğer Rabbimiz Bakara Suresi 29, olsa gerek. "Yerlerde olan her şey sizin için yarattım." der. Mülk Suresi'nde "hayatı ve ölümü hanginiz daha iyi amel göstereceksiniz? Allah sizi denemek için sınamak için hayatı ve ölümü yarattığında." yani fırında birçok ayette "yerlerde ve göklerde olan her şey bir amaç için yarattım" der. Bu amaç sevgili nebimiz değildir. Tabii ki bu kocaman bir İsrailiyat uydurmasıdır.

Sevgiline birimize salavatlar çekmek. Ahzab 56'da Allah ve meleklerinin yaptığı bir şey istiyor bizden. Ama bir salavat çekiyoruz. Allah'ı meleklerini birimize salavat çekmiyordu ki. Bu ne bebeğimizi destekliyordu. Çünkü Ashab 56'da ki emir "nebi'yi destekleyin" diyor. Bir salavat çekerek o emri Allah'a iade ediyoruz. "Allahümme salli" demek "Allah'ım sen destekle" Allah bize diyor, biz Allah'a geri gönderiyoruz. Yani tamamen bir çelişki diyebilirim.

Nebilerin ismet sıfatı yoktur. Yani onlar günah işlemez, onlar günahsızdır lar mevzusu da bir kocaman uydurmadır. Kur'an'da 8 yerde "sevgiline birimize günahların için Allah'tan bağışlanma dile" der. O Adem'le bir günah işler, Musa ne bir günah işler, Yunus Nebi günah işler. Bunlar Kur'an'daki örneklerdir.

Ölüye telkin. Kesinlikle yani Allah melekleri gönderecek sorgu için size öyle kopya vereceksiniz. Allah bunu görmüyor yani ya bir komedi, komedi. Kabirde hesap yoktur. Hakka Suresi 25-26 ayeti bakın. Orada da cehenneme gidecek olan kişi amel defterine verildiği zaman "keşke bu defter verilmeliydi, hesabımın ne olduğunu bilmeliydim" diyor. Yani hesabın ne olduğunu mahşerde öğreniyor. Yani kabirde değil. Yasin Suresi 49-50-51 "bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?" diyor kafir var. Yani yatıyor, yattığı yerden memnun, kaldığı yerden memnun değil, gördüklerinden memnun değil. Kabir azabı, kabirde hesap, kabirde hayat yoktur. Kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Mümin Suresi 46. ayette "firavun atışı sabah-akşam sunulmasını kabir azabına delil gösteriyorlar." O firavun şu an İngiltere'de müzede, kabirde bile değil. Ayetin bağlamına baktığınız zaman 20. ayetten itibaren okuyun, Mümin Suresi'ni. Firavun'un şekli, sıkıntıları, saltanatı kaybetme korkusu, Musa'yla bir şey yapamaması ve buna benzer sebeplerden dolayı sabah-akşam çektiği sıkıntıyı anlatıyorum. Mümin 46. ayet.

Erkeğin kadından bir üstünlüğü yoktur. Yani bu Cuma Suresi 13. ayette "üstünlük takvadadır" der. O kadının gelene göre kadının boşanma hakkı yoktur. Boşanan kadın cennetin kokusunu koklamaz diğer rivayette uydururlar. Oysa Bakara Suresi 228-241 ayetler arasında boşanma ile ilgili ayetler vardır. Burada kadına boşanma hakkı verildiğini açıkça gösterir. Ayrıca Nisa Suresi 19. ayette "kadınlara zorla varis olmanız helal değildir. Bunu mirasına varis olmanızda helal değildir. Kendisine varis olmanız, yani onlara zorla almanız, zorlu evlenmeniz, zorla elinizde tutmanız helal değildir." denebilir. Mesela Nisa Suresi 34. ayette "kadını dövün" diye çeviriyorlar. Kesinlikle ayetin 35. ayette birlikte düşündüğünüz zaman uyumuyor. Neden uyumuyor? Mesela aynı şöyle başlıyor: "Erkekler kadınların o kadarını gözetirler, korurlar diye başlıyor." "Kavvamine aleynin nisa" yani erkek hem kadını koruyacak, onun hakkını koruyacak, hem de onu dönecek. Ayetin devamında "nuşuz" kelimesi vardır. "Nuşuz" bir yere gitmek için ayağa kalkmak demektir. Ayet huysuzluk yapan, gitmeye karar veren kadının nasihat ettiler, kadın dinlemiyorsa yatağını ayır. Burada yatağın ayırmaktan kasıt kadını korumaktır, ona zarar vermemektir. Ve kadının gitmeye karar veren kadının hamile kalmasına engel olmaktır. Daha sonra öğüt verin. Orada "sadri bu hümed efedri boyu bir darbe" din diye çeviriyorlar. İşlerini öyle geliyor. Çünkü peki Kur'an'da darbe kelimesi birçok yerde geçer. Daha 77'de benzer kalıpta geçer. Musa'ya der ki: "Kadını bloğunda yaka, onlara yol aç." Bu ta 77'ye niye böyle çeviriyorsunuz? Ruh'u V ayet, "efendim dry powder sizden geldi mi çekelim, vahiyleri mi çekelim? Siz aşırıya giden bir toplu musunuz?" diye veya Yasin Suresi'nde vardır. "iple olmasın diye onlara köy ashabını, köy halkının hikayesini anlat, kısasını anlat." Burada ayet açıkça erkeğe kadına zarar verme, geri çekin, serbest bırak. Eğer gitmeye karar veriyorsa engel olma ona yol ver der. Ayetin sonunda değil ki: "Eğer size itaat ederse farklı bir yol aramadı." Buradaki itaat konusunu farklı yorumluyorlar. İtaat gönülden istemektir, gönülden. Eğer istiyoruz, gördüğünüz kadın sizi gönülden ister mi? Gitmeye karar vermiş, siz onu döndüğünüzde sonra sizi gönülden isteyecek, öyle mi? Yani ayetin bağlama uymuyor. Yani dağlarına uymuyor. Ve itaat gönülden istemek, gönülden arzu etmek demektir. Zorla istemek. Bakara 256'da der ki: "Dinde zorlama yoktur." "La ikrahe fittin." Yani zorla kabul ettirmek, baskıyla yapmak. Allah sizi gönülden isterlerse farklı bir yol aramayın. Sizin döndüğünüz kadın sizi gönülden istemez. Ayrıca hem döneceksiniz, 35. ayet diyor ki: "Daha sonra araya aracılar, iki taraftan da araya aracılar koyun." Ya siz döndünüz, döneceksiniz, bir kadın kadın gidecek, ondan sonra ya ara ya da neyin aracısı koyacaksınız? Yani tamamen birbirine zıt zorlama yorumlarla kadını döndürecek. Yani kadın erkek eşittir. Erkek kadını dönemez. Allah isterse boşayabilir ama dönemez. Böyle bir hak erkeğe verilmemiştir.

Çocuk yaşta evlilik yoktur. Çok kısa geçeceğim. Nisa Suresi 6. ayette 5 ve 6 ile birlikte ele alın. Bir nasıl hakkında çocuklara vereceğiniz zaman onların rüşd çağına, o mirası idare edebilecek duruma gelmelerini bekleyin. Yani on iki, on üç yaşında o kız çocuğu babasından kalan 100 bin lira mirası idare edemez. Yani olgunluk çağına, resmi gelişmesi gerekir. Yani bugün 18-20 en az 6 ay et mirası verilme çayla nikahı bir to to you. Miras veremeyeceği kıza nikah da yapamazsın. Çünkü nehir veremez. Miras veremediği nehirde veremezsin. Bir de belirleyemez. Evlendin, bir ay sonra boşanacağım diyelim. Çocuk yaşayabilir. Evrenin bir ay sonra boşanacağım. Hadi mehirli boşandıkları zaman veririz diyorlar ya. Ben bir ay sonra oldu ki boşanacağım, nasıl vereceğim? Ürün mirası hakkında öğreniyorsun. Ve ayrıca Kur'an'da "Nisa" geçer. "Nisa" yetişkin kız ve kadınlar için kullanılır. Evlilik ayetlerinde bir insana geçer. Yani bunu birçok delil vardır. Çok uzatmak istemiyorum.

Ve İslam'ın şartı, farzı falan bunların hepsi uydurulmuştur. Kur'an'ın 6336 ayeti İslam'ın şartı farzdır. Bugün İslam'ın farzı 5 lira şartı şartı diyorlar ya. Şirk koşmamak, yok emri bil maruf, nehyi anil münker, yok salih amel eden bahseden yok. Yok da yok. Yani bana göre İslam'ın şartı farzı, imanın şartı 6236 ayettir. Bizi Allah'a yaklaştırıyor diye araya aracılar koymak şirktir. Böyle bir şey yoktur. Özellikle tasavvuf ekolünde, tarikatlarda bu yapılmaktadır. 3. ayette bu açıkça şirk olduğu bildirilir. Kafa 16. ayette Allah'ın kuluna şah damarından yakın olduğu, nefsinin ne fısıldadığını bildiği, Bakara 186. ayette "Ben size çok yakınım." Allah ile kul arasına ara yoktur. Aracı koymak, türbelerden medet ummak şirktir. Şefaat ya rasulallah, şefaat ya bilmem her neyse demek şirktir. Yetiş ya Rasulullah, yetiş ya Gavs, yetiş bilmem ne demek şirktir. Bunlar kesinlikle Kur'an'a aykırıdır.

Tesbih elinde sesli alıp "Sübhanallah" demek değildir. Tesbih yerlerde ve göklerde her şeyi Allah'ı tesbih eder. Tesbih yapacağı her eylemde Allah'ın istediği gibi yapmaktır. Ms. bahçe sahipleri kıssasını okuyun, ihtiyaç sahipleri hakkını vermedikleri için bahçeleri zarar görmüştür ve oradaki bir kişi "Rabbimizi tesbih etseydiniz bu başınıza gelmez." Dilara ve tesbih yapacağım her şeyi Allah'ın gösterdiği istediği şekilde yapmaktır. Zikir Allah Allah demek değildir. Bakara 152: "Siz beni zikrederseniz ben de sizin zikredeyim." Biz Allah Allah deyince Allah da bizi almaz. Yani yani aşinası şinasi demez, Ahmet Ahmet demez. Burada belirtilen zikir hatırlatmadır, hatırlamadır. Allah'la birlikte bir hayat yaşamaktır. Ya Allah'ın hiç aklımızdan çıkarmamak tır. Bir zehir budur. Zikir hatırlama ve hatırlatmadır. Kur'an'ın bir adı da zikirdir. Kur'an geçmişi hatırlatır, az önceki kavimlere hatırlatır, fıtratına hatırlatır, Allah'ı hatırlatır, geleceği, hesap gününün, cenneti, cehennemi hatırlatır. İbret almanın ister. Bu anlamda Kur'an da bir zikirdir. Zikir Allah Allah bu çekmek değildir.

İhlas da Allah'a karşı saygılı, sabah-akşam namaz kılan, ibadetlerini düzgün yapan demek değildir. İhlas dini Allah'a has kılmaktır. "Halis din yalnız Allah'ındır." Zümer Suresi 1'den 14'e kadar okuyun ve dini hiçbir şey katmadan yalnızca Allah'ın kitabıyla Allah'a kulluk etmektir. Bugün İhlas doğru anlaşılmasın diye İhlas Suresi'ne verdikleri, yani isim "Kulhuvallahü ehad" diye başlayan surenin İhlas'la bir alakası yoktur. Bana sorsana İhlas Suresi'ni Zümer Suresi'nde mi veya Beyyine Suresi geldi. Mezheplere yol açmak için "ihtilaflar Ahmet vardır" vurgusunu yaparlar. İşte mezhepler birbiriyle çelişir ya. Oysa ihtilafta rahmet yoktur. Kur'an'a göre ihtilafta azap vardır. Ali İmran Suresi 105. ayet. "O istidad da azap vardır, Ahmet yoktur." ve bu çok affedersiniz yedikleri haltı kılıf uydurmaktan başka bir şey değildir.

Ayrıca din nakil dinidir derler, aklınızı kullanırsınız kapatırsınız derler. Kur'an ise bu din vahiy ve akıl dinidir der. Aklını kullanmayanları pisliğe mahkum eder. Yunus 100, Enfal 22, canlılardan şerefsizler, Furkan 44 ve Suriye benzetir. Aklını kullanmayanları Marap 179, Mülk 10, Mülk 10, akıl vahiy eşitler. Arası 179, aklını kullanmayanları cehenneme dolduracağım der. Din akıl vahidi nedir, nakil dini değildir.

Bugün şeytanın beni sen saptırdın anlayışıyla birebir aynı olan kadere iman, alın yazısı Kur'an'a aykırıdır. Böyle bir imanın şartı yoktur. Kader yarattığı varlıkların, ya Allah'ın yarattığı varlıklara koydum ölçülür. Allah her şeyi bir kaderle yaratmıştır. İnsana irade vermiştir. Bu da bir koyduğum ölçü durumu. Kadir'e bu kadere iman ederiz. Yoksa başına bir hal geldi, Allah bunu yazmıştı, kırmızı kırmızı ışıkta geçtin, araba geldi, çarptı, kader böyleymiş. Yani bugünkü kader inancı yaptığı hataların faturasını Allah'a çıkarmak, Allah'a kesmekten başka bir şey değildir. İnsan iradesinin dahilinde olan hiçbir şey kader değildir.

Allah ve Resulüne itaat. Resul elçi demektir. O elçiye itaat, elçinin getirdiği mesaja itaattir. Kendi bağımsız olarak söylediği söze değil. Nebi'nin hadis diye söylenen rivayet edilenler Nebi'nin sözleridir ve son sözü Kur'an'dır, vahiydir. Çünkü Resul elçi demektir. Elçi Allah'tan aldığı mesajı bize iletir. Ona itaat edersek, onun getirdiği mesajın itaat etmiş oluruz. Bu hadisler Nebi'nin sözleridir. Yani vahiyle bağımsız sevgilimizin sözleridir. Onlara itaat yoktur. Kur'an'da onlarca "resule itaat" kalıbı geçer. Hiçbirine "nebi" geçmez. Ayrıca Mümtehine Suresi 12. ayette "Nebiye maruz ta itaat" vurgulanır. "Maruz" ne demek? Akla ve vahye uygun olan demek. Yani koşulsuz itaat Nebiye yoktur, resule vardır.

Allah ve Resulü kalıbı Muhammed aleyhisselâma selam olsun ona işaret etmez. Allah'ın kitabına işaret edilir. "Size bir ayet vereceğim, ona bak." Bakara Suresi 8 ve 9. ayet: "Biz seni şahit, uyarıcı ve mülteci olarak gönderdik." 8-9 ayet. "Hem de çok ünlü bir dahi ve resul-i Allah'a ve Resul'üne iman etmeniz için." Şimdi Muhammed aleyhisselâm Allah belasını iman etmesi için gönderilmiş, kendine iman etmesi için gönderilmiş? Hayır, Allah'ın kitabına iman etmesi için ve "aziru onu yüceltin, destekleyin ve Doğan ön Uhuvvet temasıyla sabah ve akşam onu tespit edin." Bu şehadet, bu ayrılık "Allah rasulü" kalıbı, "Allah'ın kitabına" işaretidir. Yani bunu bir ben bu konuda bir yazdım var. Yani yaklaşık 30'a yakın deniz "Allah'ın resulü" kalıbının Allah'ın kitabına işaret ettiğini göz gösterdim. Zaten bu ayrı bir konuya uzun sürer, ona bir farklı bir video çekmeyi düşünüyorum.

Kur'an'ı Allah, Allah açıklar. Hut 122, Furkan 33. Allah tefsir eder. Öyle hadis kitapları, külliyatlar bir açıklaması tefsir etmez. Kur'an kendi kendini tefsiridir. Ali İmran 7, Zümer 23. Bunun nasıl olduğunu izah eder. Bu ayetlerdeki bir konuyla bağlantıları bir araya getirdiğiniz zaman ki buna "tilavet" denir. Tilavet de okuduğunuz zaman tefsiri açıklamayı açıkça görürsünüz. Hiç rivayetlere de hadislere de hiçbir şeye ihtiyacınız da kalmaz. Kur'an kendi kendine açıklar, kendi kendini tefsir eder. Kur'an ilmihaller açıklar, hadisler açıklar, tefsir eder demek bu sadece Kur'an'ı itibarsızlaştırmak, kendi kaynaklarına insanları çekmek için uydurulan sözlerdir. Allah'ın kitabının bu konu sözünü ihtiyacı yoktur. Allah eksik kitap göndermemiştir.

"Subhanallah" deriz, "Sübhaneke" deriz, "Ya Rabbi sen bütün eksikliklerden münezzehsin" deriz. Ama "Ya Rabbi sen bize eksik kitap gönderdin" ki ranit nereden baksanız ahmakça. Yani ne diyeyim? Rivayetler, hadisler, hadis altında "gayri metluv vahiy" derler ki bu İsrail'den kopyalanmıştır. Vahiy sadece Kur'an'dır. Yani sana vahyolunana uy. Veya "Ben yalnızca bana vahyolunana uyarım." derken sevgiline bilmeyiz kendi sözlerine de buymuş oluyor veya "bu kitaptan sana vahyedilene sımsıkı sarıl." Zuhruf 43. "Ondan sonra olacaksın" denirken bu bizde sevgiline bir kendi sözlerimi sarılıyordu, yoksa kendisine vahyedilen Kur'an'a mı sarılıyordu? Yani tamamen İsrail'den koku. Yahudilerde Musa Aleyhisselam'ın kömür dışında başka emirler de verildi. Onlar "gayri metluv vahiy" dediler, kamerayı miniş nay kalmadı oluşturdular. Tevrat rafa kaldırdılar. Bugün Muhammed aleyhisselâmın ümmetine "gayri metluv vahiy" diye hadisleri dinlediğinde, kötü bir sitelerini halleri dinlediğinde Kur'an'ı rafa kaldırdı. Aynen kopyaladılar. Vahiy sadece Kur'an'dır.

En son olarak beşeri, beşeri oluşumlara yani Kur'an'ın ruhban sınıfı dediği sınıfa gelmek istiyorum. Dinimizde İslam'da ruhban sınıfı yoktur. Hac Suresi 27. ayette bu insanların uydurduğunu Rabbimiz bildirir. Fakat bu uydular kendi uydurduklarını bile bağlı kalmadı vardır. Yani cemaat, tarikat, mezhep, şeyh, Allah dostu kaldı. Böyle bir sınıf yoktur. Mümin vardır, Müslüman vardır, Nebi vardır, Resul vardır. Ama böyle bir din sınıfı yoktur. Herkes dinin adamıdır. Her Mümin kitabı anlamakta sorumludur, anladığını anlatmakla sorumludur. Bu kitap bize mirastır. Fat 32. Allah bizi diyorlar ki: "Sana mı kaldı? Sen esnafın esnaflarını yap." Öncelikle ben bunun eğitimini aldım, meslek olarak yapmadım. Yani kaldı ki yani meslek olması gerekmiyor. Dediğim gibi bu kitap herkese miras. Üstüne alınan herkese miras ve herkes bu kitabı anlatmak zorunda. Din adamı diye bir şey yok. Herkes din adamıdır.

Ve mezhepler Kur'an'ları diliyorum. 31-32'de açıkça "o müşriklerden olmayın" der. Bu ürünün 53'le reddeder. Beyyine Suresi'ni okuyor açıkta "Ben beyin neler geldiği halde dinlerini böldüler" der. Müşrikler onlara kitap ehline. Enam Suresi 153-159'da okuyun, "dinlerini bölenler" Ali İmran Suresi 103-105'i okuyup "dinlerini bölenlere acı bir azap, acı bir son." Kesinlikle dinimizde ruhban sınıfı yok, cemaat, tarikat vs. yok. Ya Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, bölünmeyin. Allah Kur'an'da "ihtilafa düştüler" der açıkça kendilerine kitap geldiği halde ve onları azapla tehdit eder. CNN bugün ihtilafta rahmettir. Rahmet vardır. Aziz daha önce de dediğim gibi ihtilafta azap vardır. Bölünmekte azap vardır. Ve mezhepler Allah'ın ortağı değildir. Nebi Allah'ın orta değildir. Hüküm Allah'ındır. Allah Allah içine kimseyi ortak etmez. Kehf 26, Şura 21. Allah'ın ortağı yoktur. Hükmü dininde Allah verir. Yok alimler peygamberlerin varisleridir, onlarda hüküm verebilir. Peygamber vahiy den bağımsız hüküm veremez ki. Kur'an'lar hüküm verebiliriz. "Sana bu kitabı indirdik ki Allah'ın indirdiğiyle hükmet." Maide 48, Nisa 105. "Şayet sana vahyedileni dışına çıkarsan can damarını keseriz." Hakk'a 43, 44, 45, 46, 47, İsrail 73, 74, 75. Nebi'ye de vahiy uymadı. Vahiy de hüküm vermek zorundadır. Bu halim dediklerinin nebinin varisleri falan değildir. Bu hüküm Allah'ındır ve Allah'ın hüküm vermede ortağı yoktur. Yol göstermekte ona aittir. Onun gösterdiği yolda sadece Kur'an'dır. Beşeri ve beşeri oluşumlar ama hepsi bâtıldır. Az önce saydım, bunu saymakla bitiremem. Videom çok uzadı farkındayım. Bu yüzden burada bitiriyorum. Ya bu kadar çelişki barındıran bir oluşması nasıl hak diyebilirsiniz? Ya bu hak sadece Allah'tan gelendir. K-29 ayette Rabbimiz der ki: "Dileyen iman etsin, dileyen inkar eder." Ben de aynısını diyorum. Dileyen iman etsin, dileyen inkar eder. Bana sadece az önce de belirttiğim gibi Rabbim bu kitabı bana ve bütün müminlere miras bırakmıştır ve bildiklerimi anlatmakta beni mükellef kılmıştır. Ben anlatıyorum ama söyleyeceklerim bu kadar. Allah Rabbim bizleri tek hakikat olan, tek hak olan kitabından, yani onun gösterdiği yoldan ayırmasın. Hesap günü Araf Suresi 43 ve 44 ayetlerde belirtilen 43 ayetteki müminlerden eylesin, 44 ayette "Tamer hakikat sadece Allah'ın kitabı, kitabı buymuş" diyenlerden eylesin bizleri. Selam, selam Allah'ın gösterdiği tek halk olan kitabına idare etine tabi olanlara diyorum. Allah'a emanet ol.