📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Küçük Kızın Kıyafetini Yırttılar - Çocuk Taziyenamesi @Mehmedyildiz

Hayalhanem15:16

Transcription

Bugün 3 demiştik, kandırdık, 4 yapıyoruz. Tekrar cümleten Selamünaleyküm.

Yine gerçekten duyulmamış mesele. Mahsum, o yüzden diyorum, tam böyle meselenin kopacağı yerde dikkatin dağılmaması çok önemli, Can. Yani böyle sıçramaman çok önemli.

Şimdi abiler, geçenlerde Ali abi, hiç burada evladı ölen var mı? 15'ten önce, buluğdan önce evladı ölen var mı içimizde? Var mı evladını kaybeden? Yok mu abi hiç evladını 15'ten önce? Tamam, o şekilde. Mesela Bedir abinin 4 tane, değil mi İrfan? Bedir abinin dört tane. Dört, dimi? Buluğdan önce, ergenlikten önce çocuğunu kaybeden insanlar için çok ehemmiyetli bir mesele var abi ve ben iddia ediyorum, bilmedikleri bir iki olay var burada.

Şimdi abi, Ali abi, geçenlerde makale okuyorum. Makalede böyle devam etti, etti, etti. Daha sonra bir annenin bir cümlesi var abi, diyor ki: "Keşke 3 yaşındaki kızım acı çekseydi," diyor Sinan abi. Ya dedim, bu nasıl iş? Yani bir anne, değil mi yani gözünden sakındığı şey, dimi Kaan abi, çocuğu. 3 yaşında bir de kız çocuğu. Yani o kadar tatlı bir şey, düşünebiliyor musun Ali Abi? "Keşke 3 yaşındaki kızım acı çekseydi," diye dua ediyor makalede.

Daha sonra bir baktım, makalenin devamını okudum. Çocuğun acı alma hisleri beyne gitmediği için 3 yaşındaki bebek sakız gibi dilini çiğneyip yiyor. Tırnağı uzuyor, retinasına uyuyor, kesiyor abi tırnağıyla, acı hissi duymuyor. Tabi bir gün anne eve geliyor, evde bir böyle yemek kokusu, et kokusu karışık bir koku var. Bir bakıyor kızı elini sobada cayır cayır pişene kadar yakmış abi. Üç yaşındaki bir kızın acı hisleri gidiyor. Orada kızından ziyade annenin ve babanın düştüğü hali düşünmeniz lazım.

Size Muhammed abi, bu olaydan bir adım, bir basamak daha beterini bahsedeyim mi? O çocuğun ölmesi. Kim dayanabilir? Pamuk gibi bir çocuk, değil mi yani şöyle kucağına alırken dayanamıyorsun, başını böyle mi tutayım, ayağımı böyle. Dayanamadın yani elinde tutmaya kıyamadığın bir şey Murat ve o bebeğin ölüyor, buluğdan önce. 15 yaşından önce ölüyor. Aslında işin hakikati bizim bakış açımız gibi değil Halis. İşin hakikatinde o kızcağızın beden elbisesi yırtılıyor ve beden elbisesini çıkaran mezarlıktaki beden elbisesi gardırobuna koyuyor onu ve sen o çocukla bir kavuşma meclisini bekliyorsun ama bizde ahirete imanda ciddi problemler olduğundan dolayı Turgay abi, işin bu kadarını bağlayamıyoruz.

Bak Gökhan, iki tane kızın var, değil mi ve ikisi de birbirinden tatlı. Araba sürerken bile üzerine tırmanıyorlar. Şimdi meseleyi içselleştir. Yani bazı yerlerde üzül, bazı yerlerde kız. Tefekkür etmedikten sonra bu dersin bir esprisi kalmayacak ve birden Cenabı Allah'ın günü geldiğinde çocuklarını senden aldığını düşün. O insan Burak abi, dayanılmaz olaylara giriyorsa, yani gözyaşı dökmeyin demiyoruz ama isyana çıkılıyorsa, ahirete imanda ciddi bir problem var demektir.

Bak şimdi Gökhan. Gökhan, bir gün seni sokakta sıkıştıran bir adam olduğumu düşün benim. Sokakta birden sıkıştırıyorum abi. Gökhan'ın gırtlağından tutup bıçağı dayamışım Emin. Diyorum, "Kim bana oradan 500 lira?" Diyorum. Ya şu adamın şerrinden kurtulayım diye çıkarıp 500 lira verirler, değil mi? Lan şimdi gece gece yani kim uğraşacak? Adama al abi sen 500'ünü, çek çakını benden diye uzaklaştırır.

Şimdi Gökhan, ikinci olayı düşün. Evlisin Gökhan, hanımının karanlık bir odada seni de arkaya koymuşum, camdan izlettiriyorum. Bıçağı çekmişim abi, hanımının elini ayağını dört kişiye tutturuyorum Gökhan. Ağzına iki kişi eliyle kapayıp hanımını bayıltmaya çalışıyor. O esnada ben çıkıyorum Ali abi, Gökhan'ın hanımının karnından derin derin kesmeye başlıyorum. Nasıl bir ruh olur? Cama kafa atmaktan kafanı parçalarsın herhalde ve birden ışığa basıyorum, ışık aydınlanıyor. Ağzını kapadığım iki kişi anestezi uzmanı çıkıyor. Elini ayağını tutanlar yardımcı doktorlar, ben de elimde neşterli bir cerrahım ve diyorum ki: "Gökhan Bey, kesip kanser hücresini almazsam karınız ölecek. Lütfen eşimi kes diye bana 5 milyar verir," doğru mu?

Birinci anlattığım olayda Sinan abi, lütfen o 500 lirayı al da benden şerrini uzaklaştır diye adama para verilir, doğru mu? İkinci olayda lütfen eşimin kanser hücresini kes, kurtar diye gene o adama 5-50 milyar verilir, doğru mu? Demek ki bıçak kimin elinde bilmemiz çok önemli. Çocuğun gitti ahirete ama alan el hangi el bilinmeyince Burak abi, olay isyanlara kadar sürükleniyor.

15 yaşından evvel çocuğunu kaybedenler ya da çocuğu elinde olup kaybetme riskini ve ihtimali her daim devam ettirenler! Cümleleri çok iyi dinleyin. Bilmediğiniz sırlı kapıları açacağız. Müminlerin kablelbuluğ vefat eden evlatları. Yani 15 yaşından evvel Ali abi evlatları vefat ediyorsa, cennette ebedi, sevimli, cennete layık bir surette daimi çocuk kalacaklarını. Biz ne biliyoruz abi? Cennete her giren kaç yaşında biliyoruz? Gökhan, 33. Tamam, 33 Mersin plaka severiz ama herkes 33 yaş olmayacak abi. Senin çocuğun 15'ten önce vefat edip cennete gitmişse, o cennette çocuk kalacak. Bak bir tane bilgi düzeltildi. Devam ve cennete giden peder ve validelerin kucaklarında ebedi medar-ı sürurları, yani neşe sebepleri olacaklarını.

Bak Gökhan, bir çocuğun en tatlı hali hangisi Gökhan? İki tane kızın var, uyuduğu hali değil mi? Öbüründe ne yapıyor, başına tırmanıyor, tepene tırmanıyor. Gidiyorsun gündüz aleme posta koyuyorsun, geliyorsun o akşam bebelerinin altını temizliyorsun, değil mi? Kılıbık ağabeyler iyi bilir bu meseleleri. Şimdi baktığında bu bebeği cennette seveceğin zaman Kemal, hiçbir derdi ve kahrı yok. Uyku derdi, mama derdi, yani sana mutluluk verip aynı yaşta kalmaktan başka hiçbir mesele olmayacak. Dikkatli dinle ve çocuk sevmek ve evlat okşamak gibi en latif bir zevki ebeveynine tenine medar olacaklarını ve her bir lezzetli şeyin cennette bulunduğunu. Cennet tenasül yeri olmadığından. Burası çok önemli. Yani cennette üreme mevcut, yani zevki var ama üretim yok abi cennette. Anladın mı? Üreme yok cennette tekrar.

Evlat muhabbeti ve okşaması olmadığını diyenlerin hükümleri hakikat olmadığını hem dünyada on senelik kısa bir zamanda teellümatla karışık evlat sevmesine ve okşamasına bedel elemsiz milyonlar sene ebedi evlat sevmesini ve okşamasını kazanmak. Konuyu baştan alıyorum. Cennet üreme yeri olmadığından insanlar gittiğinde cennette evlatları olmayacak. Bazıları istisna, kimler onlar? 15 yaşından evvel evladını kaybedenler. Düşün dünyada bütün herkes ulaşımını bisikletle yaparken senin altına Bugatti veriyoruz Ali abi. Nasıl farklı bir lezzet olur değil mi? En güzel yanı ne olur? Hiç kimselerin tatmadığı ve tatmasının imkanı olmadığı bir lezzeti senin tatman. İşte cennette de öyle olacak abi. Hiç kimsede evlat sevgisi olamayacak çünkü cennette ne yok abi? Tenasül, üreme yok. Sadece 15 yaşından evvel çocuklarını Rabbinin yanına gönderenlere ekstra bir lütuf olarak Abdurrahim abi, cennette derdi tasası zerre olmayan çocukları sevip onlarla oynaşabilecekler. Kimler için? 15 yaşından önce evladını kaybedip, buna sabr-ı cemil gösterenler için. Bak mesele çok önemli abi ve işin şurası var. Cennet bitmiyor yani. Mesela Kaan abiyi de sen abinin en sevdiği şey yüzme. Cennette denk geldin. Kaan abi, nereden geliyorsun? Mehmet, yüzmeden. Ne zamandır? Dört bin yıldır yüzüyordum işte. Bitmiyor abi yani bitmiyor. Çocuğu da cennette sonsuz sevdiğini düşünsene yani olay çok ehemmiyetli ve devam ediyorum, ikinci bir meseleye geçeceğim abi, lütfen dikkatleri iyi verin.

Bir zaman bir zat zindanda bulunuyor. Ali abi, başrolde seni oynayalım mı? Sen zindandaki zatsın. Sevimli bir çocuğu yanına gönderilmiş. Kim var zindanda yanında? Sevimli bir çocuğun var. O bir çare mahpus. Kim oluyor bu? Sensin. Hem kendi elemini çekiyor, değil mi? Bir ızdırabın var mı? Hem veledinin istirahatini temin edemediği için onun zahmetiyle müteellim oluyordu. Sen neredesin Ali abi? Zindandasın, çocuğun da var mı? Senin çektiğin bir zahmet var mı? Peki senin çektiğin zahmet mi daha acı, ya bu bebek zindanda harap oluyor, zahmeti mi daha acı? Bebeğin acısı senin acını bastırır ve hikaye devam ediyor. Sonra merhametkar bir hakim ona bir adam gönderir, der ki: "Sana birden adam gönderiyorum abi, hakim de ben olayım. Şu çocuk gerçi senin evladındır, zindandaki çocuk. Fakat benim raiyetim ve benim milletimdendir." Şimdi bir şey soracağım, o bebeğini kaybetmiş insanın bebeği aslen anne babaya mı aittir, yoksa Allah'a mı ait? Madem Allah'a aittir, cümle önemli, dikkatli dinle, gelirken sen getirmediğin, giderken de gitmelerine mani olamadığın için Cengiz Abi, o bebek benim diyemezsin. Mapustasın, kim var yanında? Evladın var. Bir ızdırap çekiyormusun? Senin ızdırabın mı daha çok, ya bu çocuğa yazık diye mi? Çocuğa yazık diye. Peki Ali abi, o esnada bir tane padişah geliyor, sana hakimini gönderiyor ve diyor ki: "Ali, şu bebeğini ver, ben bakayım," diyor. Zindandaki evladını kurtaracağım, dikkatli dinle. Onu ben alacağım, güzel bir sarayda beslettireceğim," diyor. Yani burada Allah, 15'ten önce ölen çocuğu Muhammed Emin, ne demek istiyor biliyor musun? O çocuğu ben sana emanet etmiş olabilirim ama bir dakika dur orada. Esas sahibi bensem, o bebeği en iyi de ben bakarım diyor ve senin isyanların, "Hayır Allah'ım, sen çocuğumu benden çaldın," demek oluyor. Mesele sıkıntıya gidiyor işte. Tekrar edeyim, ağlamayın demiyorum. Resulullah evladını kaybettiğinde de gözyaşı döküyor Hz. İbrahime ama isyan etmek başka bir mesele. O adam ağlar, sızlar, "Benim medarı tesellim olan evladımı vermeyeceğim," der. Bu adam sensin Ali abi. Evladını vermek istemiyorsun. Ona arkadaşları der ki, "Senin teessüratın yani Ali abi, bu üzülmelerin var ya, manasızdır. Eğer sen çocuğa acıyorsan, çocuk şu pisli, ufunetli sıkıntılı zindana bedel ferahlığı, saadetli bir saraya gidecek." Çocuğu vermek istemiyorsun ya, ona mukabil söyleniyor. Eğer sen nefsin için üzülüyorsan, menfaatini arıyorsan, çocuk burada kalsa geçici, şüpheli bir menfaatinle beraber çocuğun meşakkatlerinden çok sıkıntı ve elem çekmek var. Çünkü her gün çocuğun üzülmesini görerek daha çok üzüleceksin. Eğer oraya gitse... Bak abi, cümleye çok dikkat! Sana bin menfaati var çünkü konuyu bir baştan özetleyip tekrar buraya geleceğim.

Halis Ali abi nerede? Hapiste, mapusta. Yanında kim var? Çocuğu var. Peki Kaan abi, padişah bir haber gönderiyor. Ne diyor? "Ver çocuğunu, sarayda büyüteyim." Ya ne mapusta büyütüyorsun? Peki Kemal, Ali abi veriyor mu çocuğu? Vermiyor. Bak şimdi, eğer verse padişahın merhameti celp olacağından sana şefaatçi hükmüne geçecek bebeğin. Yani ne olacak abi, zindandan kurtulmasına vesile. Bak, padişah onu seninle görüştürmek arzu edecek. Bak abi, sen zindandasın, bebeğini aldın mı? Ben vicdansız mıyım? Değilim. Ve ne olacak vicdanım sızlayınca? Bebeği seninle görüştürmek isteyeceğim. Ali abi, bir soru geliyor. Sence bebeği görüştürmek için bebeğimi zindana veririm, senin mi zindandan alırım? Seni zindandan alırım, bak. Elbette görüşmek için onu zindana göndermeyecek, belki seni zindandan çıkarıp o saraya celbedecek, çocukla görüştürecek şu şartla ki, bir şart var. Padişaha emniyetin ve itaatin varsa. Bak mesele çok. Ersin nerede? Ersin, Kral Ali abi neredeydi? Zindanda, mapusta. Peki sence zindanla kastedilen yer neresi, neresi? Dünyamı, cehennem mi? Ersin, sen dünyada kal kardeşim. Dünya malı dünyada kalır, sen dünyada kal. Orada zindanla kastedilen yer cehennem. Bak şimdi olaya dikkatli bak. Birinci mesele oturdu. Hiç kimsede çocuk sevgisi yok, sana var. 15 yaşından önce ölmüşse. İkinciye geldik. 15 yaşından önce Emin çocuk vefat etti mi? Etti. Cenabı Allah yanına aldı mı? Aldı. Sende günahkarsın, cehennemin dibine gittin. Ama imansız değilsin, günahkarsın, dikkat et. Allah kesinlikle bebekle seni görüştürecek mi? Görüştürecek. Peki Murat, bebeğimi cehenneme gönderir, yoksa Muhammed Emin seni cehennemden cennete temelli çocukla görüştürmeye mi alır? Madem seni temelli cennete alacak Alaaddin, 15 yaşından evvel çocuğu ölmüş anne ve baba görürseniz tebrik edin. Vefat eden çocukları onların cennet biletleridir.

Hazreti Talha'nın bebeği vefat ediyor Seydi abi ama bilmiyor, farkında değil. Eve geliyor abi. Hanımı da çocuğunun öldüğünü bizzat söylemiyor. Birden önce Abdurrahim abi yediriyor, içiriyor, Hz. Talha'nın gönlünü hoş ediyor. Sonra diyor ki: "Ya Talha, bir gün birisi sana bir emanet verse, vakti geldiğinde de Mert emaneti almak istese ne dersin?" "Alsın derim." Allah da işte öyle aldı diyor. Bakış açısı çok ilginç değil mi abi? Bıçak hangi elde, bebek hangi elde? Çocuğu ölmüş bir tanesine dedim, "Çocuğun sonsuz kaybolmadı, cennete gitti, üzülme," dedim. "Biliyorum," dedi. "Bilmiyordun," dedim. "Bilseydin böyle isyan edip üzülmezdi çünkü Allah rızası için." El Fatiha.