Transcription
Teknik olarak kadın olmak çok zor bir şey ya. Bak, börek yapmış. Böreği fırından çıkarırken elimi yaktım. Muhtemelen 2 hafta sızlanacağım. Bundan dolayı, evet, hayat usulü konuşmalarıyla şimdi şeyde Twitter'da. Az önce muhabbet oldu da. Ben de şey yapayım dedim. Şimdi şöyle kısaca şeyi özetleyeyim. Muhabbet şuydu yani işte, mesela fakirken çocuk yapıyorlar. Ne bileyim, işte biz ev alana kadar bekliyoruz ki çocuk yapmayalım diye. Ne bileyim, işte çocuk zorlanmasına. Ben de direkt şeye bağladım. Bu İbn Haldun'da sonra bende aklileşme bedavet ne işte medeniyeti az. Bu da doğru değil. Şehirli değil ama böyle zor şartlara alışmış, zor şartlarda yaşamış, doğal olarak belli başlı o medeniyetin getirdiği belli başlı şeylerden uzak yaşamış insan fıtratı diye bir şey anlatır İbn Haldun. Ve bu insanlar genellikle zorluğa dayanıklı olur, başarma azmi yüksek olur, daha ahlaklı olur, ne bileyim işte utanma duygusu daha yüksek olur. Bir şehirli nazaran. Şehirli de ince zevkler, kültürün unsurları vesaire daha iyi olur ama refaha alıştığı için bir bedevî kadar dayanıklı olmaz. Orada şey yazdım işte, ben böyle bir ortamda büyümemek, yani zengin bir ortamda büyümeme yi en büyük nimet olarak addediyorum yazdım. Gerçekten de öyle görüyorum. Çünkü insanlar zorluğa alışmadıkça çok büyük işler başaramazlar. Bu yüzden mesela alimlerin, Müslüman alimlerin çok büyük bir kısmı baktığınızda şeydir, yetimdir. Gerçekten bu çok ilginç bir şey. Aklınıza gelecek alimlere bakın. Bakın totalde insanların yetim olma oranıyla alimler arasındaki yetim oranına bakarsanız korkunç yüksektir alimler arasında yetim olma oranı. Tabii bunda eğitim kurumlarına sürekli daimi başvurmaları, bir ticarete koşulmalı da etkili ama zor koşullara alışkın olmak bu tarz şeylerde çok etkilidir.
Ya böyle kısaca şey yapayım mı diyorum, tweet'i tekrar anlatmak burada lafı uzatır mı diye düşünüyorum da. Ya mesela şöyle anlatayım abi. Ben şeyde, diyelim üniversite öğrencisiyken, ben Tıp doktoruyum, bilmiyorlar, bilmiyorum da. Üniversite öğrencisiyken mesela nöbet tutardık biz. Ben hatırlıyorum, romatoloji nöbetinde mesela hasta bakıyorsun, ne bileyim işte deli gibi çalışıyorsun nöbette tamam mı? Öyle böyle çalışmıyorsun. İşte aranızda doktor olan varsa bilir, böyle pert oluyorsun yani. İşte gece, ne bileyim şeyde uyuyorsun, acil nöbeti düşün. O arena denir tamam mı? Böyle 8 yatak aynı noktaya bakar, işte hastalar gelir çıkar sürekli. O yataktan bir tanesini boş bulduğun zaman bir saat uyuyorsun falan. Öyle nöbet tutuyorsun. Bu nöbetlerde mesela kitap okuyorduk biz. Veya ne bileyim, işte ben hematoloji nöbetinde hatırlıyorum, bir saat mesela sen birer saat birbirini dinlendirir. Ben mesela dinlenme süremde iniyordum mescide, şey yapıyordum, Kur'an ezberlemeye çalışıyordum. Öyle bir benim şey oldu o dönem hafızlık deniyordum, yapamadım. Sonra internken inip şey yapıyordum, mescitte bir sayfa ezberi vermeye çalışıyordum. O nöbetin yoğunluğunda. O yüzden şimdi mesela şey oluyor, insanlar böyle duruyor işte, ne bileyim hafızlık yapacağım, işte ortam müsait değil. Nasıl ortam müsait değil? İşte şurada yapamıyorum, burada durmam lazım. Ne bileyim evde ders çalışamıyorum, kütüphaneye gitmem lazım. Şey oluyor mesela yakın zamanda birisi şey oldu, kitap yazacağım. Bu ortamda yazamıyorum. İşte Karadeniz'e gideceğim, işte deniz gören bir yerde yazayım kitabımı, orada daha kolay konsantre oluyorum. Oğlum, sessiz ortam lan bu. Sessiz ortamda nasıl konsantre olamıyorsun yani? Bak, sesli ortamda konsantre olamazsa ben kınarım adamı yani. Çok mesela hani ilim tahsilinin başındadır, ne bileyim işte hani mesela 2 yıldır falan ilim öğrenmeye çalışıyordur, sesli ortamda kitap okumaya henüz alışmamıştır. Bu iyi bir şey değil. Ama sen yani kitap yazmak artık ilmi dökmek maksadın ve hala sesli ortamda. Yiğit geç, sessiz ortamların bir kısmında çalışamıyor. Bu çok kötü. Sen düşünsen günün yarısı zaten sesli ortamdı ister istemez. Yani senin gününün yarısı gidiyor. Bak, eşit zekada iki insan olsun. Birisi sesli ortamda çalışabilirsin, diğeri çalışamazsın. Birisi 2x hızında, diğeri x hızında gider ve bunu uzun süreye vurduğunda 10 seneyi düşün. Sen 10 senede o adamın ömrü billah öğrendiği şeyi öğrenebilirsin. O yüzden de zaten şey oluyor, insanlar genellikle böyle bir korunaklı alan seçip o alanda kalıyorlar. Yeni bir alana geçip orada talebi olmak istemiyorlar. Yani adam işte ne ben Tefsir usulü, işte profesörüyüm. Ya Tefsir usulü dediğin branş ne kadarlık bir branş? Ya Tefsir usulü normalde benim daha önce de söyledim, ilim bile değildir. Şeyde müstakil bir ilim değildir. Fıkıh usulünün branşıdır. Sen yani Tefsir usulü hocası olarak bir hoca olmuyorsun yani bir şey olmuyor senden. Y öyle bir bu bir branş değil. Ortalama bir kelamcı muhtemelen senden daha iyi Tefsir usulü biliyordur zaten. Sen sadece Tefsir usulü okuyorsan standart ü, yani standarda yakın bir Fıkıh usulü şeyi senden daha iyi Tefsir usulü. Sen şöyle yapıyor çünkü safe zone'a alıyor kendini. Az çalıştığını bildiği için başka bir sahaya hiç girmemeye çalışıyor. Çünkü o sahaya girdiğinde sıfırdan talebi olacak. Sıfırdan talebi olmak istemiyor hiçbir konuda. Ya mesela ben atıyorum şu an 32 yaşındayım ve tarih konusunda şu an sıfırdan talebi olarak girmeyi gözüm keser, öğrenirim bu çünkü çalışırım yani. Ama çalışmayı bilmiyorsan, çalışmakta problemlerin varsa genellikle böyle kaçış noktalarına şey yapıyor. Hani oynayamayan gelin yerim dar der gibi oluyor. Bu şeyleri geliştirin abi. Çünkü konfora alışırsan net ilim öğrenemezsin hiçbir şekilde. Mesela ben şu an şunu zorluyorum, sesli ortamda. Ben zaten yani öğrencilerimden beri kitap okurum. Çünkü ben Arapçayı şeyde öğrendim, yani dinlemediğim derslerde mesela yoklama alınıyor derste ama hoca kötü anlatıyor. Tamam, herkes gidiyor. Üniversite öğrencilerin hepsi biliyordur bunu. Gibi anlatıyor dersi. E dinlemiyorsun doğal olarak kimse dinlemiyor. Yarısı uyuyor, yarısı telefonla oynuyor, yarısı bir şey yapıyor. Ben öyle ortamlarda Arapça öğrendim yani orada oturuyorum ki imza atayım diye. Bizde o zaman devam zorunluluğu vardı, şimdi var mı bilmiyorum fakültelerde. Orada Arapça çalışıyordum ben. O seste Arapçayı öyle öğrendim yani. Buna alışmadı zaman zaten hayat bitmiş demektir. Sen o derste oturuyorsun ve telefonla oynuyorsun. Niye seste kitap okuyamıyorum? E yani gitti vakit gitti ya. Adam düşün, kitab için buradan Karadeniz'e gitmesi gerekiyor. İki gün gitti. İki gün çok ciddi bir süre ya. Anladın mı? İki gün boşa gitti yani komple. Ben şimdi mesela şeye zorluyorum kendimi, soyut metinleri de sesli ortamda okumaya zorluyorum. Uzun zamandır zorluyorum. Mesela bugün bunu yazarken fark ettim. Bayağı bizim kelamın Cevher-i araz falan konularıyla ilgili bir kitap okuyordum. İki kız başımdaymış. Makak, korkunç kötü bir şey. Eyvallah. Deniz yaşayan, aleykümselam ve rahmetullah. Sizden gelene bakayım. Özeti şeydi yani konfora alışmayın. Ha şöyle olabilir ya, Allah imtihan etmiştir insanın konforlu ortamda doğmuştur. Onu da bilmiyorum. O da ona göre bir çaresinin bulması gerekir. Y onun nefis terbiyesi yapması daha zor. Bunun mesela alametini şeyde görürsünüz. Hazreti Ömer'in mesela bu şeyden, İran'ın fethinden sonra zenginliğin gelmesinden sonra endişe etmesi refahla beraber aslında biraz buna şeydir mebnidir. Çünkü refah gerçekten insanın şeyini bozar, mizacını bozar. İnsan iyiye çabuk alışır. İyiye çabuk alışır. Burada işte nefis terbiyesi daha önemli oluyor aslında. Ya onun nefis terbiyesi yapması daha önemli şey olduğu için refaha alıştığı için. Bunun hepsi aslında kadim bilgelik. Şu anlattığım şey nefis terbiyesi, işte maddenin fazlalaştığı, insanın ruhunda eksilmeler ortaya çıkması çok kadim şeyler aslında. Kadim felsefenin konusu şeyler. Mesela bak, küçükken zor şartlarda, zor şartlara alışan insanlar daha başarılı oluyor ama çocukları el bebek gül bebek yetiştiriyorlar. Bu sefer çocuklar beceriksiz. Aynen öyle. Mesela ben öyle olmasın diye bizim kızı bu ara sıkılamayan için standart. Öyle olunca mesela çocuğun doyumsuz olmaya başladığını fark ediyorum. Özellikle büyük kızımda ve şey çok garip bir şey. Çocuğa mesela hediye alıyorum, hediye aldığı gün daha mutsuz oluyor. O an seviniyor ama ya maddede böyle bir şey var, insanı mutsuz ediyor. Ya madde bu ara mesela şey yaptım, uzun süredir şey yapmıyorum, hediye falan almıyorum. İşte mesela kalemlerini kaybediyor. Çünkü hiç bir nesneyi korumakla ilgili bir alışkanlığı gelişmemiş. Çocuğun kalemi alıyorsun, kaybediyor. Baba yenisini alırız değil mi diyor filan. Ben de şimdi uzun zamandır kalem almıyorum mesela. Kalemleri tükenme noktasına geldi, bitecek kalemleri. Boyama kitabı isteyecek, kalemin var mı? Yok. Tamam, boyayamazsın o zaman. Ne yapacaksın? Birkaç gün almayacağım mesela ki onun bittiğini, bitebimuv. Senin gibi olmuyor. Yırtı yırtı gitmek insanı çok geliştiriyor abi ya. Ben buna bayılıyorum biliyor musun? Bir de acayip haz alıyorum bundan. Mesela kimse iradeni satın alamıyor. Çünkü kimseye minnet duymamışsın. Bir şeyi geliştirirken kimse sana yardım etmemiş. O zaman hepsi senin. Hepsi seninim tabii ki Allah'ın takdirini falan şey yapma ama kulların hiçbirisinde bir şey almadığın zaman kimse senin iradene şey koyamıyor, tahakküm koyamıyor. Çünkü ne bileyim işte mesela ben kanalımı açtım ve işte 1000 takipçi, binlik 10 tane adam beni konuk aldı ve büyüttü. Böyle olsaydı mesela onlara minnet duyacaktın. Ama sen ne yaptın? Kendi kendine açtın. İşte tonlarca ders videosu çektim, belki 400 tane falan kitabın videosunu çekmişiz. Burada ki sayı hala düşük. Takipçi sayısı ama ne? Hepsi bizim ya. Hepsi bizim. Kimseye minnet etmedik. Hepsi bizim kardeşimiz. Hepsi uzun zamandır tanıyor. E kimse bana mesela şey demiyor mu, şunu yapar mısın? Yo, yapmam. Niye yapayım? Anladın mı? Bu çünkü yırtı yırtı gitmek inanılmaz bir özgürlük ve özgüven verir insana. Ya ben buradan yırtım. Mesela ben şeyde lisede şöyle düşündüğümü hatırlıyorum. Bizim ilkokulumuz çok kötüydü. Benim lisede de derslerim iyi değildi yani çalışmıyordum. 9, 10 sınıfta çok paso iddia falan oynuyordum. Şey diye düşünüyordum ama ya ben bu okuldan buraya geldiysem, lisem fena değildi Ankara'da yani Ankara'nın 3 lisesiyim. Bilmiyorum şey nasıl. O okuldan buraya geldiysem, buradan daha iyi yere giderim diye düşünüyordum. Kendi bunu düşündüğümü hatırlıyorum lisedeyken. Elhamdülillah öyle de oldu. O özgüveni sağlıyor işte şey ya. Birisi yaptıysa ben de yaparım. Niye olmasın? Çünkü daha önce yırtmışsın. E ve bu çok büyük bir avantaj hayatta. Siz çok iradeli birisiniz. Yok, normalde standart hayatta şey değilimdir ben. Bu konuda çok iradeli ama konfor şeyim yoktur. İhtiyacım yoktur. Tespitine katılıyorum abi. 18 yaşındayım, 15 yaşımda yetim kaldım. Tanıdığım yaşı çoğu arkadaşımdan kat kat daha çalışkanım derslerde. Arkadaşlarım kitap okuyabilmeme bayağı şaşırıyorlar. O yüzden bu konu şeyden açıldı, evlilikten açıldı. Evlilik de yani bunlar bakın abim. Yani yaşınızın çoğu büyük bir kısmınız geçti. Yani 30, 29 yaşında birinin açtığı bir yayına girip de yaşam usulü dinliyorsanız, muhtemelen yaşınız gençtir ve şunu bilin. Yani gerçekten mesela bir çocuk kadar büyük bir nimete asla sahip olmadınız. Ya hiçbir nimet bunu yerini doldurmuyor. Böyle bir nimete sahip olmazsın. Allah inşallah herkese nasip eder ama yani bu bu böyle parayla satın alınabilir bir şey değil. Yani sizin yaptığınız böyle en keyif aldığınız aktivitelerin hiçbirisi. Mesela ben az önce kızımla, kızım yengeç dansı yaptı, müzik açıyorum, yengeç dansı yapıyor. Onun keyfinden daha fazla bir keyif almadınız hiçbir şeyden hayatınızda. Bunlar Allah'ın verdiği çok büyük nimetler ve çok büyük bir kısmının da parayla hiçbir alakası yok. Ya mesela salih bir eş, parayla hiçbir alakası yok. Yani zengin olsan da hayırsız adamla evleniyorsun ve hayatın berbat oluyor. Hayırsız kadınla evleniyorsun ve hayatın berbat oluyor. Fakir olsan da bu olabiliyor. Para burada denklemde şey yok. Mesela sağlığı falan yazdım. Sağlığa işte sağlıkta işte muayene olabilmeyi falan çok böyle minimal hastalıklarda para fark eder. Çok ufak yani sağlık Allah böyle büyük oranda şöyledir. Sağlık meselesi Allah seni ya sağlıklı yaratmıştır ya sağlıksız yaratmıştır. Yani sağlıksız sen an. Çünkü öyle devam ediyor genelde. Çoğu hastalık düzelmiyor. Modern tıp şeyiyle. Y mesela benim küçük kızımda, büyük kızımda da alerji var ve düzelmeyecek. Her zaman bunun şeyi, alert olma durumunda yaşıyoruz aslında. Aynı alerji bende de var. Benim hayatımı o kadar olumsuz etkilememiş. İlginç. Şeyim işte şey vardı, meşhur bir sürü özel hastanesi olan bir şey zengin adam. Adam şeyde öldü, devlet hastanesinde öldü. Kalp krizi geçirdi, yetiştiremedi. Kendi hastanelerinde devlet hastanesinde öldü. Bunlar yani şey değil, para üzerinden dağıtılan nimetler değil. Huzur mesela değil. Yani abi eşik değer olayına benziyor bu. Eşik değerini ne kadar alçaltırsan insani olarak da alçalıyorsun. En ufak şeyden etkileniyorsunuz. Şeyler yani bunu şey gibi düşün abi. Yani birikimi kendine yapıyorsun tamam mı? Yani sen böyle bir havuz gibi düşün. Kendini ne kadar büyük, yani senin havuzun ne kadar büyükse o kadar şeyi kaldırıyor. Çünkü o kadar mesela atıyorum belayı içinde öğütebilirim. Muhammed Aleyhisselam başına gelenleri düşün. Sırala yaz birisine. Bugün öyle birisini görsen dersin ki, Allah'ım bu adam var ya şu an arabesk müzik, uyuşturucu ve şey batağında olsa hakkıdır der herkes. İşte çocuğu ölmüş, kaç tane, işte en sevdikleri hep ölmüş, annesi ölmüş, babası ölmüş, çocukluktan itibaren amcasının ölümünü görmüş. Bu normal. İşte yaşadığı kavim onu nefretle kovmuş falan. Ya böyle bir trajedi. Mesela bak bu trajedinin toplamı kadar trajedi bir adam aklına gelmiyor şu an. Gelmez yani mümkün değil. Benim aklıma gelmiyor. En azından yani bu trajedilerin hepsini kendi hayatına toplamış bir insan. Ben görmedim hiç, duymadım da, okumadım da. E yani Muhammed Aleyhisselam şey miydi? Derbeder miydi? Mesela arabesk bir insan mıydı? Yo, değildi. Bu senin ne olduğunla alakalı biraz da belanın sende yarattığı etki abi. Zor şartların olumlu yönde sonuç vermesi daha istisnai bir durum değil midir? Ya olabilir de şöyle, hayatın denklemini nasıl kurduğunla alakalı bir şey. Doğru söylüyorsun. Sonuçta ben mesela şey dedim, ilkokuldan sonra liseye gittim. Ben liseye gittiğimde sanıyorum ilkokul arkadaşlarımın çok büyük bir kısmı okumadılar. Lise bile okumadı çoğu veya işte liseye gidenlerin büyük bir kısmı sanayiye gitti falan. E tabii ki yani böyle 100 kişiden 50'si böyle olmuyor ama nasıl söyleyeyim, hayatın zigzag böyle yukarı aşağı oluyor ya. Ç uçlarda oluyor mesela işte standart sapma dışı %5. O çok etkili. Şeyde daha standart oluyor yani orta segmentin şeyinde daha standart oluyor. Yani çok yukarı da olmuyor, çok aşağı da olmuyor. Şeyde bu bu denklemde büyürsen çok böyle standart sapmanın fakültede mesela çocuk şey yapardı, yazın inşaatta çalışırdı. O parayı bütün sene harcar geçinirdi onunla. Onun adam şeydi böyle, o da mesela böyle hiç ben zart zurt ettiğini görmedim. Yok şu var, bu var falan. Canavar gibi adam mesela. Bir de böyle adamlara mesela her şeyi emanet edebilirsin. Ben mesela standart hayatta böyle mırmır olan, konfora alışmış insanlardan direkt uzak dururum. Abi lise arkadaşların senin geldiğin şu noktaya şaşırıyorlar mı? Ya noktam da çok bir şey yok. YouTuber'ım da. E şaşır. Görüşmüyorum hiçbir. Ya ilkokul arkadaşlarıma söylediklerim, lise arkadaşlarım da şaşırıyor olabilirler. Çünkü lisede böyle biri değildim. Lisede çok daha zındık bir. Tabii bizim lisenin zındıklık şeyi de yüksekti. E hani bizim liseye göre çok zındık durmuyordu ama kendi şu an hayat standartlarına göre bayağı zındık bir tipim. Benden daha zındıklar vardı yani lisede. Salih eşi nasıl anlarız abi? Ya anlayamazsınız abi. Yani evlilik çok farklı bir şey. O nasıl diyeyim, o da şey gibi Allah'ın nimeti gibi. Şöyle bir sıkıntı oluyor çünkü sizin yaşınız muhtemelen yani çoğunuz atıyorum 25 yaşında, 27 yaşındasın ya. 27 yaşında bir insanı tahlil etme kabiliyetin zaten çok yüksek olmuyor. Bu bu yaşla gelişen bir şey. Mesela 40 yaşında bir insanı tahlil etme kabiliyetin de 25 yaşındaki aynı olmuyor. Sen 25 yaşında tahlil etmeye çalışıyorsun karşındakini. Haricen, duygu yoğunluğun var. Yani duygu yoğunluğundan dolayı pek çok şeyi algılayamıyorsun. Bir diğer yön isteklerin var. Yani evlenmek istiyorsun mesela, atıyorum çocuğun olsun istiyorsun. Bu istekler de sağlıklı düşünmeni büyük oranda etkiliyor, engelliyor yani. E yani tanıyamıyorsun. Bu bir şey, nasıl diyeyim, kazı kazan gibi oluyor işte. Ondan sonra işte evleniyor, çok büyük hevesle sonra salih çıkmıyor falan. On yapacak çok bir şey yok. Bir de insanlar genellikle ya da benim gördüğüm öyle, hepsi mi öyledir onu da bilmiyorum. Yani şu an tabii çoğunlukla kendi tecrübem üzerinden konuşuyorum, böyle çok genel geçer konuşuyorum da herkesin şartları koşulları uymayabilir. Genellikle şey oluyor, yani insanlar benzerler birbirlerini çekiyorlar ya. Mesela çok madde düşkünü bir insan olsaydı evlenmez mişim gibi geliyor bana. Mesela eşim, tamam madde düşkünü bir insan olmadığı için iyi birisi. Ben de madde düşkünü insan değilim. Çünkü bu iyi bir şey. Biz mesela ilk atandığımız, bizim o zaman şeyimiz yoktu, para da yoktu. Elde ilk atandık, geldim şey, işte faiz falan da kullanmadığımız için eşya alamıyorum. Kafamıza şöyle düşünüyoruz tamam mı? Şimdi doktor maaşı yatacak, yatan maaşla biz eşya almaya başlayacağız. O zaman şey diye konuştuk dedi ki, bak kredi çekmeyeceğiz. Tamam, çekmeyeceğiz sözle kendimiz. Tamam mı? O zaman işte şey yapacağız, ilk maaşla işte perde alacağız, halı alacağız. Tamam, sonra işte ikinci maaşla, üçüncü maaşla ne bileyim koltuk takımı alacağız, bilmem ne alacağız. Bu şekilde dizeceğiz evi diye anlaştık. O niyetle gelmiştik mesela. Sonra şey oldu, birisi bir şey kolaylık sağladı. Yani bizim doktor arkadaşlar, atandığım yerde böyle daha yaşlı doktorlar oluyor. O şey yaptı, bir mobilyacı işte bizi anlaşır, senetle eşya sattı. Eşyalar aldık mesela. Ama işte madde düşkünü birisiyle evlenmiş olsan der ki, ya ben gelinim, işte gelin evinde oturacağım, bilmem ne, bıt bıt bıt bıt edecek mesela. E ben de öyle insanla evlenmezdim zaten. Hani o biraz ona göre denk geliyor gibi oluyor. Hani sen nasılsan eğer, tabii bizim koşullarımız da evlendiğini varsayıyorum. Nasılsan ona göre biriyle evlenmiş de oluyorsun biraz. Niye Erzincan? Çünkü evet, ilk kural buraya geldi. Bir de ben şeyi yazmak istiyordum abi, doğuyu yazmak istiyordum. Şundan dolayı biz ÖSS'ye girdiğimiz zaman şeyde batıda yaşayan insanın şöyle bir algısı oluyor abi, Sivas'tan ötesinde işte direkt herkes birbirini vuruyor, her yere bombalar düşüyor falan. Hani şeyde de olur, Egeliler de olur. Mesela benim çok yakın bir arkadaşımın babası işte asla doğuya gidemezsin falan dedi. Çocuk kaç yıl Kars'ta çalıştı. O zaman Sivas'tan ötesini yazmamıştım mesela ben. Hepsi tıp tercihleri, Sivas'tan ötesini yazmadım. Oraya hani bombalar yağıyor diye hayal ettiğimiz için. Ondan sonra şeye, Konya'da şey yaparken de üniversitenin öyle bir güzelliği var. Yani yanındaki insanla diyalog kuruyorsun ve farklı kültürle tanışıyorsun. Şeyden gelen doğudan gelen arkadaşların ahlakı çok hoşuma gitmişti ya. Hepsin mesela genel olarak orantısal olarak çok ahlaklı. Ben de şöyle bir net karar oldu, ben doğuyu yazacağım dedim kesin. Doğuyu bilmiyorum ve yazacağım. Doğuyu e Güneydoğu düşünüyordum. Güneydoğu'da çok böyle güzel yer açılmadı. O zaman Kuzeydoğu, işte Erzincan yazdım ve ufak şehir yazmayı da kesin kafaya koymuştum. Ben Konya'ya gittim şeye üniversiteye 1. sınıfta babama şey diye mızmızlanıyordum. Her şey küçük tamam mı? İşte Ankara'da alışmış, Kızılay'a gidiyorsun, her yer devasa. Ya diyorum, en büyük şey üç katlı. Burada tamam mı? Şimdi Zafer'e gidiyorsun, Zafer Meydanı üç katlı. Her şey hoşuma gitmedi bu şehir de. Dedim sonra yaşarken de çok sevdim Konya'yı. Çok keyif aldım yani Konya'da öncelik yapmaktan. Dedim daha küçük şehir yazacağım. Hem daha küçük hem doğuda. Erzincan denk gelince kurada yapıştırdım. E bütün sonuna kadar da sömürdü o isteklerimi. Yani konfora alışmış birini görünce engelleyin çocuklar ya. Şöyle konfor alışmak, hani hayattan ne beklediğinle alakalı ya. Benim hayattan beklentim mesela şu, ben abi inanılmaz keyif alıyorum tamam mı? Böyle kitap okumaktan falan deli gibi keyif alıyorum. Yani böyle duruyorum, böyle heyecanlı anlatıyorum. Bak, hayır benim heyecanlandığım yegane şeyler mesela şey oluyor, böyle çok bir meseleyi çözmüş oluyorum. Ne bileyim yeni bir şey öğrenmiş oluyorum. Bir metot böyle keşfetmiş oluyorum falan. Abi heyecanlandırıyor beni. Bak, ben kolay kolay heyecanlanmam. Karşı karşıya otur, böyle genelde heyecanlan numarası falan yaparım mesela. İnsanlar çok heyecan anı hatırlarsa falan. E heyecanlanmıyorum çok fazla. Tamam mı? Bunlar inanılmaz keyif alıyorum yani ve yapmak istediğim yegane şey bu hayatta. E tamam o zaman bunu yapabilmek için net konfor, konfor alışkanlığı kötü. Bunu başarmanı engeller. Çünkü standart sapmanın içinde bir hayat değil. İlim standart sapmanın dışına çıkmak zorundasın. Yani Cahit Sıtkı'nın bir sözü var, niye şiir yazmadın falan diyorlar. Şiirde ikincilik yokluktur diyor. Tamam mı? Yani yok olmakla ikinci olmak aynı şeydir. Gerçekten şiir de mesela standart sapmanın dışına çıkmayı gerektirir. Yani şurada Cumhuriyet tarihinde hatırladın, kaç tane şair var? 100 değil, 300 değil. E o zaman standart sapmanın dışında olmak zorundasın. Bununla beraber yaşamayı öğrenmen lazım. İlim de böyledir yani standart sapmanın dışına çıkmazsan tabii ki Allah'ın verdiği bereket, nimet vesaire ama çok böyle büyük eser, büyük şey ortaya koyamazsın. E bu da konforla beraber olacak, konfora alışkanlıkla beraber olacak bir şey değil. Yayınevi işi nasıl gidiyor? Yayınevi işi valla ben bir şey yapmıyorum zaten. Ortak yapıyor o işi. Yıktım ona. Ya ben sadece şey, kitap tavsiyesi ve kitap önerisinde bulunacağım. İşte kitaplara şey yapacağız, beraber karar vereceğiz. O geri kalan baskı, dizgi, mizamp, işte muhasebe, hepsini o yapacak. Şu an o uğraşıyor yani şirket kurma falan o işlerle uğraşıyor. Biz seni batırma kalalım ya. O çok sizin elinizde olan bir şey de değil ya. Ee bakacağız ya. Şöyle normalde bütün plan şunun üzerine ya, sıfırdan normalde bu kadar küçük sermayeyle yayın evi açılmaz, batarsın zaten. Bizim şeyi anlatıyorum tamam mı? Bizim yayın evindeki abiyi anlatıyorum. Abi di, böyle böyle bir planımız var falan. İyi diyor ya badem. Hani şey diyorum tamam mı? İşte ben böyle şey yap, iddialı konuşuyorum. İşte 2-3 sene sonra görüşeceğiz, batmayacak falan diyorum. Bence o kadar sürmez de diyor. Bat. Genel olarak insanlar beni batacağını düşünüyorlar şu an. E ve şey, neydi onun ismi, paramı çarçur ettiğimi düşünüyorlar. Ama şey, neydi onun ismi, plan şu, neydi onun adı, ilk sene işte böyle zaten çok kitap basamıyorsa, basmanın maliyeti varmış. İşte belli bir miktar az sayıda kitap basacağız. Sonra işte onlarla bir çoğaltmaya çalışacağız, kendi kendine döndürmesini sağlamaya çalışacağız falan. E tek şey de oradaki tek enstrüman da şu an şey, benim kitaplar. Hani benim kitaplar üzerinden bütün kitapları finanse etmeye çalışacağız. Yani mesela ilk sene 12 kitap basılacak, benim kitaplarla hepsi finanse olmaya çalışacak. Bakalım Allah kerim. Niyet temiz. İnşallah batarsak da para kaybetmiş oluruz, bir şey olmaz. Aklımızda kalmasın. Bir tane hoşuma giden birisiyle istişare ettim. Şey dedi, ya dedi, şöyle dedi, kafanı koyup dedi, hayal ettiysen dedi, dene dedi. Hayat kısa, batarsın bat. Ne olacak yani? Ya batmazsa? Ya batmazsa da şöyle olursa yani tutarsa şey yapacağım. 2 seneden sonra özellikle 2-3 seneden sonra çok hacimli direkt Türkçeye şey ya, ilk kitaplar da böyle şey olacak. Türkçeye katkı olacak ama hacimli. Mesela çeviri giremiyorsun. O böyle bayağı maliyetliymiş. Mesela bütün sermayeyi bir kitaba koyman gerekiyormuş falan. Öyle bir şey yaptığın zaman da batıyorsun direkt. Hani biz batmak için şey yaptık gibi oluyor ama döndürebilirsin, bilmem nedir. Yıllardır söylediğim şeyler var ya, bu kitapların niye tercümesi yok diye yıllardır şikayet ettiğim şeylerin büyük bir kısmını basmaya başlayacağız inşallah nasip olursa. Bakalım Allah kerim. Hayat öngörülebilir bir şey değil. Bunu kabul etmek zorundasın. Hayatı öngörme çalışan her adam yanılır. Hayat kurgun oturmaz kafanda. Kurguladığı şey muhakkak hayatta çalışmaz. Bu kesin. Yani biraz artık şeyin içinde yani suyun içinde olmayı bilmek lazım. Olur yani su yutarsın, ne yapacaksın? Boğulursun en fazla. Yani hani su çünkü şey değil ki. Hayatın böyle ırmağı durgun su gibi değil, akan su. Durup kenarında hesaplasam da, hesaplaması da yani girdiğin zaman belli olacak ne olduğu. Evlilik de böyledir, her şey böyledir yani. İstediğin kadar planla kafanda. Fazla kurgulayan adam, böyle fazla obsesif adam benim mizacım da şey değil. Öyle değil. Yaparız, görürüz işte. Batarsak ticareti öğrenmiş oluruz. Bu da bir kazanım falan diye düşünüyorum ben. Mesela hayata biraz böyle bakıyorum abi. Felsefe tarihi okumaya çok iyi bakmıyordum. Batı felsefesi tarihinde sadece Russell'ın kini okusak iyi midir? Russell'ın felsefe tarihi gibi bir kitap hiç iyi bir felsefe tarihi değil. Ahmet Cevizci oku geçin. Şeyde de İslam felsefesinde de bizim şu şeyden çıkan Ömer hocaların çıkardığı var ya metafizik, onu oku. Ahmet Cevizci oku. Ahmet Cevizci iki tur okumanız gerek. Çok kısa geçin direkt kitaplara geçin. Kitaplar üzerine emek verin daha iyi. Ne kadar şey felsefe tarihi okursanız okuyun, felsefe öğrenmiş olmazsınız. Felsefe tarihi kitaplarına emek vereceğinizi gerçekten felsefe eserlerine emek verin. Tûd'un çevirisi kime ait? Kimseye ait değil. Yapabilirsek biz yapacağız çevir. Lan tamu tamu çevirmek için çok büyük elay olmak lazım ya. Ya çünkü satışı belli bir kitap kar etmeyeceksin ama büyük bir emek harcanacak, büyük bir sermaye bağlayacaksın falan. O yüzden kimse çevirmez. Acem girişimcilik 101. Çok büyük enayi olman lazım ya. Mesela normalde standartta birisi bana söylese tamam, benim kafamdaki ben de batarsın derim. Ama ben mesela şey yapıyorum, böyle şeylerde. Ya ben bak hayatım boyunca şunu hep gördüm ama Allah iyi niyeti gerçekten bir şekilde bereketlendirir. Tamam mı? Yani sen iyi niyetle bir şey yapıyorsun ya, Allah ona bir vesile, bereket veriyor. Mesela ben YouTube kanalı açarken insanlar izlesin diye düşünmüyordum. Şu an 160.000 ve bu nasıl diyeyim, olacağını tahmin ediyorum da hedeflediğim bir şey değildi. Ya tutup da işte kanalın büyüsün, şunu yapayım, bunu yapayım desem mesela insanlar gıcık kapar. Bir yerden sonra bunu anlıyor insanlar. Allah böyle dünyanın nedenselliğin şey üzerine kurmuş gibi geliyor bana, samimiyet üzerine. Yani samimiyeti destekliyor. Nedensellik farkında olmuyorsun, kar getirmez zannediyorsun ama samimiyet hep bir şekilde geçiyor ve faydalı oluyor. Ya normalde standart bana s ben de derim ki ya bu der misin yani ne uğraşıyorsun falan ama niyet deiz. Ben şey yapıyorum o tarz meselelerde. Bakalım bir de deneyelim, içimizde kalmasın falan diye düşünüyorum. Yoksa tabii ki yani bir yeni yayın aç, talmud'u çevireceğim, şunu çevireceğim. Ne bileyim işte mesela İbn Sina'nın el-kanun abi çevirisi yok ve ona buna yalvarı gibi oluyor. Bunu çevir, birisi birisi çevirse, birisi çevirse falan. Ne yapayım yani? Deneyeceğiz mecbur. Bunu bunu şey yapmak için böyle bir metot olması gerekiyor. Y bunu denemen gerekiyor. Denemeden olup olmayacağını bilemezsin yani. Sermaye desteği veren kimse yok mu ya? Şeyden çok yazdılar da gerek yok abi. O da şey yapıyor, bozuyor bence şeyi. Kabul etmedik. Yazın çok oldu da bayağı şey, neydi onun ismi? Pr bır bir sermaye seviyesiyle deneyeceğiz. Bakalım ben olacağına inanıyorum ya. Allah kim İbn Haldun değil, İbn Sina'nın el-kanun'u ya. El-kanun F var ya. Acem ne ara bu kadar vesile oldu? Oğlum, ben çok vesile bir adamım lan. Normalde bak, vesilecilik de şuna inanıyorum ben. Şuna inandığım için şey oluyorum. Ben mesela bir nedene bağlandığını biliyorum. Mesela samimi işin başarılı olmasının bir nedene bağlı olduğunu biliyorum ama bu nedenin tespit edilebilir olduğuna kani değilim. Yani insan zekasının hayatın bu griftliği içerisinde bu nedenliliği takip edebileceğini düşünmüyorum. Yani algılayabileceği fark edemiyorsun. Çünkü genellikle yapıyorsun, zarar verirmiş gibi düşünüyorsun ama nihayetinde fayda veriyor. Yani bunu hayatıma çok sık müşahade ettiğim için yani o görünenin zıttına olanın faydasını müşahade ettiğim için şey artık bu bir yerden sonra imana dönüşüyor. Direkt net bir şekil. Allah samimiyeti destekliyor. Yani samimi olan adam şey olmaz. Gerçekten zor mağdur edersin. Mağdur edersin, dünyevi bir şeyler alabilirsin adamdan ama belli şeylere tesir ediyor. Ben böyle şeylerde çok vesile cimdir ya. Bu şey işte ben mesela şey diyorum ya, hani %51 oldu İslam'a girin içinde de gördüğünüz şeyler var. Yani dışarıdan fark edemediğin ve delil olarak kılınamayacağı. Bu öyle şeylerden başlangıçta. Senin kitaplar dışında basmayı düşündüğümüz var ya, Türkçede nitelikli telif yapıp çok kenarda kalan şeyler var. Şimdi bizim şöyle bir avantajımız var abi. Gerçekten okuyan, yazan kesim takip ediyor ve biz bir kitabın duyurusunu yaptığımızda bu faydalı oluyor. Adam mesela güzel kitap yazıyor, gidiyor onunla bununla uğraşmak zorunda kalıyor. Mesela biz ben yani kendim şeyden memnundum, insan yayınevinden memnundum ama zart zurt bir sürü yayıneviyle konuştum mesela. Sinirleniyorum da ben öyle şeyler. Hatta hatırlar la ilk kitap çıkacağı zaman yayın evleriyle kavga ettim falan diye şey yapıyordum. Peygamberin ispat çıkacağı zaman. Şimdi böyle adamlar var. Yani bu adamların kitapları hem daha hakça bir şekilde basılması lazım. Ben mesela yayınevinden memnun, yazar çok az gördüm. Hiç diyeceğim de ayıp olacak. Hem daha hakça şey olması lazım hem de yayınevinin şeye büyük katkısının olması lazım. Han duyuruya katkısı olması lazım. Biz bu tarz kitapları mesela şey yapacağız. Benim kafamda var birkaç şey, nitelikli yazar ve kitapları böyle kenarda kalmış, köşede kalmış onlardan basacağız yani. Özellikle ilk sene çok seçmece, nokta atışı şey yapmaya çalışacağız. Kitap sayısı da az olduğu için bakalım Allah kerim. Güzel bir şey olacak ya. Yani keyifli bir şey olur. Mesela düşünüyorum, iyi ki yapmışız deriz diye düşünüyorum. Bacağımızı da sanmıyorum ya. Umut. Yayınevinde yayınladığın eserlerin serileri gelir mi? Yani hepsini çekmem burayla orası ayrı bir şey. Bir de o şey de olmaz bence bizim akışımızı da bozar ve bir yerden sonra şeye döner sanki burada reklamını yapıyormuş gibi. Yayınevi farklı bir şey abim. Orası kendi kendine şey olacak. Oradan zaten şöyle, burada video çekmek isteyip bulamadığımız kitaplar var. Onları zaten basacağız da. E onları yaparız ama böyle her kitabın serisini yap falan öyle değil tabii ki. Tahminimiz var hangi kitapları basacağını. Yok ya sadece duyurdukları değil, başka da var elimde uzun zamandır biriktirdiğim listeler. Onlar böyle çok akutla şına Twitter'dan falan atıyorum da. Yani geçen şey istedi arkadaş benden dedi ki, ya 12 kitap işte liste verir misin? Dedim ben sana 50 tane vereyim, sen içinden 12 tane. Güzel bir şey olur abi ya. Ben bir şey söyleyeyim, çok benim naçizane kanaatim, çok olumlu olacağını sanıyorum dönüşünün. Yani Türkçede çok ciddi bir şey, etki bırakabileceği kaniyim. Bunlar mesela ileride hedeflerimizden biri mesela bak, Delil Sunma. Mesela ne kadar şey, tam batmalı metin değil mi bunlar? Ya bunu şöyle yapacaksın işte abi. Yani bu tarz kitapları şöyle yapıyorlar genelde. Atıyorum o sene mesela 30 kitap basmış adam, 30 kitabın içerisinde o şeyi çevirsin diye bir tane parasını karşılamayacak eseri oradan absorbe ediyorsun mesela. Anladın mı? Sunma mesela öyle bir eser. Ya Sunma'yı çevirmem mesela. Şin Thomas Aquinas'ın Sunma'sını çevirmen şey, direkt zarar. Direkt zarar. Onu şöyle yapıyorsun işte, e diğer eserlerin şeyi oraya aktarıyordu oluyorsun. Genel bizim strateji böyle bir plan üzerinde. Kafamızdaki şey o. Şimdi şeye başlayacağım burada Allah nasip ederse. Onu da söyleyeyim, peygamberin ispatını şey yapmıştık, ders yapmıştık. O videoları açacağım. Kaç ders yaptığımızı hatırlamıyorum. Kaçıncı sayfaya geldiğimizde o kitabı tamamlayacağız burada ders şeklinde. Ondan sonra muhtelif de öyle ders yapacağım burada. Açıkta ders yapacağız yani kapalıya değil. Herkese açık yapacağım. Belirli bir gün belirleyeceğim. Ona bu haftalık şu muhabbete de belirli bir gün belirleyeceğim, belirli bir gün bir saat. O şekilde şeyin normal kanalın kısmını böyle devam edeceğiz. E ders grubunun kki ayrı devam ediyor zaten. Diğerlerinin hasılatını sırtlayıp benim kitaplar satıyor Allah'a şükür. E benim kitaplar sattığı için onlar diğerlerini finanse edecek zaten. Yayınevinin sermayesini de onlar finanse ediyor. Vallah insanlar mallar ya kitaptan para kazanıyor falan. Ne yapacağım? Para kazanıp Lamborghini'ye mi biniyorum? Havuzlu villada mı oturuyor? Gene kitapı harcı. Galiba vakit gidiyor. Tatile gitmeyen adamım ben hayatta. En son mesela ne zaman denize gittiğimi hatırlamıyorum. Normalde mesela bir doktorun denize gitmesi veya işte tatile gitmesi çok da böyle mali olarak zorlayacak bir şey değil. Ben tatile bile gitmiyorum vakit kayb oluyor diye. Zararı karşılamak için muhtelif 9 yazmak. Yok ya, muhtelif 2'den sonra uzun süre duracak. Muhtelif 3, 4'ü yani normalde 4 kitap planladık. Onu da 3 ve 4'ü uzun süre sonra yazabilirim gibi düşünüyorum. Çünkü o zaman fıkıh konuşmam gerekecek ve 4'ü yazdığımda şeyde hadisle ilgili yazacağım. Bir tane bayağı bir kelam, hadis karışımı bir şey yapmayı planlıyorum. İnşallah. Muhtelif 2'den sonra şu zamana kadar iki kitabın toplamda ne kadar satmıştır? 60.000. Ki bu korkunç bir rakam. Normalde teknik içinde böyle bir rakam yok ya. Bu tarz satan kitaplar var ama genellikle şeyler, çay edebiyatı falan. Teknik bir konuyla ilgili yazılmış, teknik bir yazımda 60.000 çok ciddi bir rakam. Kitapta e siz okuyorsunuz çünkü. Yani bak bu gece ben her zaman söylüyorum, Türkiye'de kitabı şey okuyor, Müslümanlar okuyor. Yani bütün zaten basım da ona göre, ona göre çevrilen kitaplar hep şey. Batı klasiklerinden çevrilen eser sayısı İslam klasiklerine nazaran mesela yoğunluk olarak aldı. %20'si çevrildi ise Batı klasikleri, İslam klasiklerinde belki bu oran %60-70'e geldi. Cilt cilt takım takım tefsirlerin hepsi çevriliyor. Okuyor çünkü Müslümanlar satın alıyorlar yani kitapları. O yüzden bizim duyurduğumuz kitap bitiyor mesela. Finkelstein duyuruyorum, haftada şey bitti, 2000'i bastı, kitap bitirdi hafta. Abi sadece bilinen yazarlar mı yoksa uygun bulduğum bizlerin eserleri de basılabilir mi? Şey yapacağım abi. Yani şunu da sağlasın istiyorum yayın evi. Bir bölüm açacağız şeyde. Şimdi eserleri direkt almak şey, gerçi basmadığın zaman bir telif problemi olmaz da. Şey yapacağız yani normal bir yazarın veya bir gencin atıyorum nitelikli ama kendini ispat etmesi süreci henüz gerçekleşmemiş. Göndersin eserini, biz inceleyelim. Güzel bir şeyse basılabilir. Tabii bu normal işte tanınan bir atıyorum akademisyenin kitabını basmak kadar konforlu bir metot değil mesela bu. Bu tarz şeyde atıyorum gider orada bir editör okur, editör kitabı beğenir, bize gönderir. Ben böyle bir göz gezdiririm, beğenirsek basarız. Bunun kapısını açık bırakacağım. Çünkü bir de şey istiyorum yani bu tarz nitelikli gençlerin çabucak girebilmesi de istiyorum şeye. Ol yani bunu açık açık şey yaparız abi. Ciddi soru. Sen gerçekten İslam medeniyetinin batıya her alanda geçeceğini düşünüyor musun? Evet, çok net. 3 sene.
Sonra ACM hayatta yayın evi batırmak kadar büyük bir mutluluk. İslam'da doğal nedenselliği kabul eden alimler var mı tam olarak? Nedensellik ne anladığın önemli. Adeten nedenselliği kast ediyorsan, yani aklen değil, adeten herkes kabul eder. Eee, aklen nedensel zaruretini kastediyorsun, zaman çok acayip bir sayı. 60.000. Ama tabii ki yani daha fazla olabilir mi? Olabilirdi. O biraz şeyle de alakalı. Bir de şöyle, yani bu kitaplar sattığında sosyal medya desteğiyle çok satılmadı. Peygamberin Atını biz çıkardığımızda, at, Twitter takipçim 30 bindir, YouTube takipçim 60 bindir. Yani şu an mesela sosyal medyada bir şey attığımda, onun 3 katı belki tesirde şey yapabiliyorum, gösterebiliyorum. Kitabı, o kitaplar kendi kendine sattı. Yani biraz da tavsiyeyle sattı ki hala öyle satıyor. Kitap şey, direkt tavsiye. Şey, ilahiyatlar ve şeyler, imler. Adam kitap basarken dil dökmemek için yayın evi kuruyor. İnşallah yakından Nar fabrikası kur.
Ya bir de şey düşünüyorsun mesela, şimdi ben mesela gidiyorum konuşuyorum yayın eviyle. Ya ben nispeten mesela sosyal medyada tanıyorum. Yani şu adam baktığı zaman yayınevinin baktığı şey şu, belli bir miktar satar mı? Bizi zarar ettirir mi? Öyle olmadığı belli zaten senden. Ya ona rağmen seninle konuşma tarzı o kadar gıcık veriyor ki sana. İlk kitap çıkarken de söylemiştim bunu. İnsan, yayınevi için söylemiyorum, önceki konuştuğum yayınevleri için söylüyorum. Ya gıcık veriyor. Tamam, ben diyorum ki, ya Allah yardım etsin diyorum. Ya adam ilim okumuş, bilmem ne okumuş, gelip bu editöre laf anlatmak zorunda kalacak diyorum. Ya hiç hiçbir şeyden anlamaz bir adam oturmuşsun, kitap yazmışsın. Mesela bizim peygamberliğin ispatı, o kadar saçma salak şeyler geldi ki teklifler. Hiçbir kitaptan anlamaz bir adama onu ikna etmek zorundasın ki kitabın basılsın ki sen tanınır bir adam olmanla bu muameleye şey yapıyorsun. Normal bir yazarın gittiğini düşünüyorum. Yazık yani. Adam kitaptan anlamıyor bir kere. Ya bir o işi yapıyor ve kitaptan anlamıyor. Ya düşün ki Türkiye'nin işte mesela tanıdır yayınevlerinden birisinin baş editörü. Adam, Türkiye'deki en çok kitaptan anlayan beş adamdan birisi olması lazım bunun. Lan peygamberin ispatını önüne koyuyorsun. Adam diyor ki, hocam diyor, neden Müslüman olduğunuzdan bahsetmemişsiniz kitapta? Ne alakası var ya? Yani benim kitabı okut, düşün bak, peygamberin ispatını çoğunuz okudunuz. Benim o kitabın içinde ben şundan dolayı Müslüman oldum diye anlattığım bir senaryoyu düşünsenize. Adam yani abi deim, sen deli misin yani? Ne alakası var bunun kitapla? Yani benim nasıl Müslüman olduğumun peygamberin ispatı kitabıyla ne alakası var? Yani veya şey diyor mesela, bunlar büyük yayınevleri ha, küçük yayınevleri de değil. Diyor ki, bu kitabı diyor, iki cilt basalım mı hocam diyor? İki baskı yapalım, 1 2. Peygamberin ispatı 1 2. Nasıl nereden bölecek diyorum kitabı? Tamam, 500 sayfa ya, onu 250 250 yapacak. Satar. Bir forma getirecek kendi kafasında. 500 sayfa olduğu için satmayacağını düşünüyor. 550 sayfa. Yani ilk kitap 520 sayfa. Pardon. Neresinden bölecek kitabı? Yani düşün, peygamberin LP mesela okudunuz çoğunuz. Nereden ikiye bölecek abi kitabı ya? Adam bunu okumuş, kitabı not olarak dönmüş. Böyle ya, bu adam bu işi yapıyor. Yani şimdi sen gidip buna laf anlatıyorsun kitabını basmak için. Bu herifin anlamasını sağlamaya çalışıyorsun. Yani bir de kötü olan şu, mesela sen tanıyorsun. Tanınmayan bir adam gitse, o daha da zor anlatır kendisini. Kitaptan anlamayan bir adamın kitapçılıkla ne işi var yani?
Neyse abi, okuduğuna emin miyiz? Ne dönmüş biliyor musun? Bir de şey böyle kurumsal dönüyor kendi kendine. İşte editör notu falan diye bir işte kitapta neden şeyden bahsetmemiş, neden Müslüman olduğundan bahsetmemiş? Hani işte ben şöyle bir ortamda büyüdüm, işte şöyle bir işte haleluya ortamı oldu, bir melek gördüm, Müslüman falan. Bu süreci anlatmanı istiyor bu editör not diye. Bire şeyle dönmüş bana gönderdiler. Şeyle maille geldi. Ben de şey yazıyorum. Tamam, ben de not yazıyorum. Bir editör neden editörlük yaptığından bahsetmemiş? Yukarıdaki notta. 2. Editör ne kadar maaş aldı? Bs ne alakası var lan? Bunlar en azından şey, kitaptan anlayan insanlar kitapçılık yapacak burada. O iyi. Şu da iyi mesela. İşte adam nitelikli kitap yazmıştır, getirir, ismi cismi yoktur. Biz kitabı okuruz, şey buluruz yani bize uygun buluruz, basarız ve bu süreçlerle uğraşmamış oluruz. Abi tanrının en kaliteli ateist kimdir? Ya kendim de dahil. Kendi ateizmi de dahil ederek mi? Mantıklı bir felsefi pozisyon olarak görmüyorum. Ya winner'a bir kitap yazdırayım. Ne göran kazanmanın 10 yolu diye 3 milyon satsın Türkiye'de. Winner Dayı %1 ortak edersek hakikaten Türkiye'nin en büyük yayınevi olabilir birkaç yıla. Dayı Topal. [Kahkaha] Oynamaz. Kitap yazmadığına benim ağız üstü yattığım bir yazar. Eyvallah. Engels kardeşim. ACM 2021'de 20-30.000 K keşfettim. Şimdi yayın evi kuruyor. Kendimi FM oynuyor gibi hissediyorum. Bakalım işte şeye başlayacağız. Allah izin verse sabit bir gün hafta içine seçeceğim bu canlı yayınlar için. Bir gün de öbürüne seçeceğim. Bundan sonra sabite bindirecek. İçindeki bütün konuşmalarım kızlarla konuşmalarım iyice şey oldum abi. Erişkin insanla konuşmayı özledim. Normal sürekli saçma sapan şeyler konuşuyoruz. Büyük kızım biraz daha büyüdü artık muhabbet de ediliyor kendisiyle ama tabii ki çocuk muhabbeti. Gün içinde de hiç konuşmuyorum yani başka biriyle. Bir hanımla da konuşamıyoruz zaten iki çocuk olduğu için. O küçükle uğraşıyor, ben büyükle uğraşıyorum. Abi adeten nedensellik zorunlu olmayan nedensellik mi? Yani şöyle, bardağı attığında düşer ama bu aklen zorunlu, zorunlu değildir. Tersini düşünebilirsin. Aradaki ilişkiyi tespit edemezsin. Nedensellik de illiyet geçişini kabul eder çoğu şey. Yani sebebin sebepli tesirinin geçişine inanır. Bunu tespit edemezsin ama yani esas tenkitte bu. İşte ateş pamuk örneğinde geçişi nerede, nereden biliyorsun? Bilmiyorsun. Varsayıyorsun. Adeten olduğunu biliyorsun ama yani adeten onu hesaba katarsın, ona göre yaşarsın. Mesela bilim yapabilirsin ona göre. Ama bu aklen zorunlu değildir, aksi düşünülemez değildir.
Mutezile nedensellik Allah'a da zorunlu diyordu. Tam kastettikleri şey o değil. Orada daha vurgulu olan şey Allah'a vacipler olması ya daha doğrusu şu, Allah'a vaciptir, Allah böyle yapmak zorundadır. Eee o önemli bir ayrım. Eş'arilikle aralarında. Ya mesela Allah adaletli davranmak zorundadır. Bu Mutezile'nin şeyi. Eş'arilere göre böyle bir zorunluluğu yoktur. Ya mesela tipik klasik örneği nerede? Bunu vuku bulur. Allah dedi ki, şunu şunu yapanı cennete alacağım. Kul da onu onu yaptı. Sonra cehenneme atabilir mi Allah? Mutezile'ye göre atamaz. Eş'arilere göre Allah her şeye kadirdir, atabilir. Bu bunu atsa da kötü olmaz. Bu bir kötülük değildir. Çünkü iyi ve kötünün ötesindedir Allah. İkisinin yaratıcısıdır. Bir şey Allah emrettiği o şey iyi olur. Bitti. Kendiliğinden iyilik yoktur. Yani bu önemli bir şey, önemli bir kırılma. Şey içinde Mutezile ile hatta burada pek çok noktada mu'tezile'ye benzer. Mu'tezile daha yakındır şeye göre. Yani ikisi arasındaki mesafe eş'arilerle mater arasındaki mesafeden daha yakın olabilir. Bu konularda önemli trik meselelerinde. Yani şeyin kelamın trik meselelerinde mater, mu'tezile arasındaki mesafe, eş'ariler, mater arasındaki şeydir, yakındır. Eee bunlar önemli ayrımlar. Yani çok net ayrımlar. Biz bunlara hiç girmiyoruz yıllardır. Mesela şey yapıyorum, İslam felsefesi ile ilgili henüz bir şey çekmedim daha. Çünkü do olmadık. Kendimi şey hissetmemi de Türkiye'de çok iyi yapanlar var bunu. Yani eee, hani daha iyi bir şey söyleyebilecek sen konuş, söyleyemeyecek sen sus. Yani gibi bir mantıktır. Ben eee, ama ileride konuşuruz inşallah. Uzunca. Eş'arilik, ccc, eşikte abi problem var ama ya şeyde de problem. Eş'arilik açısından şey iyidir ya. Nefy ettiğin için sürekli eşikte bir problem olmuyor ama eş'arilikte dine girmek zor. Yani dine giriş zor abi. Yani eş'arilik aslında böyle şey, hep dinin yerleştiği çok da böyle problem olmayan coğrafyalarda daha çok tutunuyor. Dine girmek isteyen bir adamın mesela tutanak noktalar. K eş'arilikte şey eee daha zor. Mesela atıyorum Allah emrettiğim bir şey iyi oluyorsa, Müseyleme ile şey arasındaki fark ne? Muhammed Aleyhisselam arasındaki fark ne? Diyemezsin ki Muhammed Aleyhisselam iyisini emretti. E iyisi Müseyleme. İkisi de iyisi olabilir. Yani iyi eğer Allah emrettiğini de oluyorsa Müseyleme de diyor ki, Allah bunu emretti iyi diye bir şeyin kendisi yok. İyi bir şeyin kendiliği olacak ki onu emretsin. Peygamber ol ihtimali yükleyeceksin. Bu şeyde problem. Eş'arilikte problem. Eee, burada iş mesela eş'arilikte büyük oranda şeye kalıyor, mucizeye kalıyor. Ya bir peygamberin peygamber olduğu nasıl bilinir? İyi şeyleri emretmesiyle diyemezsin. Kendi bizatihi iyiler yoksa, bizatihi iyiler varsa bir peygamberin peygamber olduğunu iyileri emretmesi vesilesiyle bilirsin. Bir mucizeye kalıyor iş aslında. Kelamda da yani büyük oranda iş şeydir yani mucizedir. Hani eee, ccc reis de Gazali reis de şey yapar ya. Akla mesela fonksiyon biçer. Akıl işte mucizeyi algılar. Tamam. Yani ondan sonra içeri girer ve artık nası algılamaya başlar. Yani tamam mucizeyle dine giriş. E burada mucizeyi de mesela biraz daha şey yapsan, tartışmaya başlasan, onda da zorlanıyorsun ama Maturidilik de şey yaparsın. Kendi başına iyiler vardır. Aklen bulunan iyiler vardır. Yani peygamberlik olmasaydı da aklen bulunan iyiler vardır. Peygamber gelir, o iyileri emreder. Sonra sen onun peygamber olduğunu anlarsın, söylediklerine itaat edersin. Bu daha kolay bir dine giriş şeyi sağlıyor. Esas sağlıyor. Aklen bulunabilen iyiler var çünkü. Eş'arilikte aklen bulunur bir iyi yok. Allah emrettiği zaman iyi. O. Bu şey dine giriş açısından büyük fark oluşturur. Bizim haber teorisi. Ben bunu şeyde, ya bizim kitabın şeyin, peygamberin ispatının ben şeyini yapacağım daha sonra bir makale yapacağım. Yani bu kitap ne etki edebilir, ne tesiri olabilir. Mesela bizim haber teorisi eş'ariler için çok iyi. Yani bence çünkü hiçbir teorik içeriğe bağlantı kurmadan, atıf yapmadan, mesela iyi ve kötü kavramına hiç atıf yapmadan dine giriş sağlayabilir. Eee, bu mesela eş'ariler için çok kullanışlı. Yani mater için de kullanışlı ama mater'in buna ihtiyacı ya başka yollardan da ispatlayabilir nübüvveti. Ama eş'ariler sadece mucize üzerinden ispat yapmaktan kurtarabilir haber teorisi. Bunu ileride böyle bir makale yazacağım. Kendi kitabım üzerine. Şu an şey yapmıyorum. Bir de eriniyorum kitaptan çok tiksinmiş o zamanlar.
Meşailer ne açıdan bakıyor bu konuya? Meşailer açısından bakarsan konu çok daha şey oluyor. Ya murdenden de ileride. O orada her şeyi akılla bilebilirsin. Mesela mater bir yerde kesiyor. Yani akıl şurada sonrasında artık teslim olmalısın, nas falan. Meşarilerde akılla şey paralel gider. Peygamberin getirdiğiyle filozofun aklen bulduğu şey paraleldir. O zaman peygambere ne gerek var? E de gelmiş. Peygamber de avam insanlar anlasın diye. Mesela bir filozofun peygambere ihtiyacı var mıdır? E zaten aynı şeyleri buluyor. Anladın mı? Yani bu bu zaten meşarilerin tenkit edildiği noktalardan birisi. Özellikle Farabi'nin tenkit edildiği noktalardan birisi. Ya tabii ki bunlar peygamberi şeyden üstün görüyorlar, filozoftan üstün görüyorlar muhayyile gücü sebebiyle ama yani ihtiyaç var mı? Farklı şeyler mi buluyor filozofla peygamber? Hayır, aynı şeyi buluyor. Bir filozofun ihtiyacı çok yok yani peygambere meşarilerde hani var hen, nasıl var şöyle var falan hani bir şey söyleyebilirsin tabii. Meşşailer de kendi içinde böyle tasnif etmek gerekir de orada şeyin pozisyonu kelam okulları. Yani bu kelam okullarıyla Mutezile, mu'tezile, eş'arilik arasındaki şeyle sistematik ile meşşailer sistematiği çok farklı. Çok ilginç olan şey şu, bizde mesela meşşailer övülür. E ama orijinal katkı kelamcıların katkısı. Mesela kelamcıların katkısının şeyi yok muadili yok. Meşşailerin katkısının var. Yani batıda da yapan var. Ç mesela İbni Sina ayarında yok bence peripatetikler en büyüğü İbni Sadır. Yani meşa veya batıdaki de peripatetikler en üstünü İbni Sina. Ya batıda çok büyük adamlar. İbni Sina'nın şeyidir yani daha soft hali vesaire ondan sonra gelirler. Büyük oranda da etkilenmişlerdir. Mesela Thomas Aquinas falan etkilenmiş. Yani dans dans Scotus falan ama şey meşşailer bu haline rağmen bu kadar gelişkin bir forma getirmelerine rağmen öğretilerini var benzerleri kelamcıların kinin benzeri yok. Kelamcılar direkt şey neredeyse %100 oranında %190 oranında İslami şeye dayanarak yapıyorlar bunu ve bambaşka bir sistematikte kuruyorlar. İşin aslı tabii meşşailer daha böyle uzun sürece dayandığı için daha böyle rafine. Fakat çok orijinal fikir var şeyde kelamda. Kelam dışında da var onu da söyleyeyim. Yani kelam dışında bazı tenkitler var. Kelamcıların dışında meşşailere tenkitler var. Bu tenkitler büyük bir kısmının şeyden sonra tekrarlandığını görüyorsun. Empiristler sonra batıda tekrarlandığını görüyorsun. Biz de çok bunu o kadar kötü anlatıyorlar ki televizyonda hakikaten onu anlatayım mı burada çok kısaca. Bu bu yayın nereden nereye geldi ben onu anlamıyorum. Lafın götürdüğü yer tam olarak böyle bir şey. İşte bak normalde şöyle düşün abi. Bir çok kaba bir bir şekilde felsefe denen şey var. İlk çağda da felsefe denen şey bu. Yaklaşık orta çağda da felsefe denen şey bu. Meşaikliğe çok yakın batıda da doğuda da meşaik stili yapılıyor bu iş. Batıda Skolastik dediğin o şey okul felsefesiyle yapılıyor bu. Şeyden sonra batıda Bacon'dan sonra da alabilirsin. Şeye de götürebilirsin ocaml William'a da götürebilirsin. Batıda tenkit edilmeye başlıyor bu yavaş yavaş. Tenkit görmeye başlıyor ve sonra bizim bildiğimiz bu modern işte bu bilimsel gelenek buradan doğuyor. Empirist gelenek yeni bir şey. İşin aslı bu. Bu felsefeyi tenkit ederek kuruluyor. Yani bilim dediğin şey felsefeyi tenkit ederek kuruluyor. Her ne kadar eskiden şey diyorsun ya bilimle felsefe iç içe aynı şeydi falan ama oradaki bilim metodu çok başka. Bugün yaptığın bilim metodundan çok başka bir şey. Bugünkü modern bilim dediğin şey felsefeyi tenkit ederek kuruluyor ve aklı tenkit ederek kuruluyor. Duyuya dayanıyor büyük oranda. Yani akıl, bilim, felsefe falan diyor bu adamda hiçbir şey anlamadığını yani zır cahil olduğunu gösterir. Bir adam akılla bilimi felsefe konuşurken aynı cümlenin içerisinde bir överek şey yapıyorsa hiçbir şey bilmiyordur. Çünkü aklı tenkit ederek başlıyor şey bilim. Aklın bunları bilmediği, aklın iddiasının açtığı biz Bacon'a yaptık bunu değil mi? Bacon sürekli orada kibirli bir akıl kullanımından bahsediyor. Şim empirist geleneğin gelişmesi felsefeyi tenkit ederek oldu. Bizde felsefe tenkidi var. İşte ahmak anlamıyor diyor ki Gazali. İşte bilimi bitirdi. La ahmak bu felsefeyi tenkit etti. Gazali aynı bilimi geliştiren ad. Modern bilimi geliştiren adam da aynı felsefeyi tenkit etti. Gazali'nin tenkitleri çok benzer tenkitler kullandılar. Büyük oranda muhtemelen etkilendiler de zaten. Gazali tenkit etti. Kelamcılar tenkit etti. Aynı felsefeyi. Yani empiristler yaptığı işi bizde kelamcılar benzerini yaptılar. Çok ilginç kelam şeyleri var. Kelam yazarları var. Mesela ilk dönemde özellikle Mutezile kelamcılar şeyi akli ola mes duyu verisi sadece duyu demeti olarak gören insan var. Şeyde Mutezile içinde. Yani nesneyi şu nesneyi araz derler. Duyu verisiyle algıladığın yönleri var ya nesne bir duyu verisi toplamıdır. Akli bir unsur yoktur. Mesela cevheri yoktur. İşte ne bileyim substance denir şeyde Latincede özü bu. Arazlar yani bu çok zor anlatması şeye. Arazlar üzerine birleştiği şey bir öz. İşte madde denir mesela meş'aride İslam felsefesinde cevher denir. Substance denir şeyde Latincede usy denir. Yunanca usy yok. Bu bir duyu duyu verisi toplamıdır diyen Mutezile yazarı var ve bu adam ne zaman yaşıyor? Hicri 200 yılında 800 yılında yaşamış. Bunun söylenmesi yani bir duyu verisi toplamıdır denmesi empirizmin böyle çıldırdığı çağlarda oldu. Empirizmin başında bile iddia edilmedi bu. Bu kadar orijinal bir gelenek kelam geleneği. Adam kelam felsefe değildir. Çünkü dini savunuyor. Bunu böyle anlatıyorlar insanlara. Çok ilginç mantık tenkitleri var. Mesela bu mantık tenkit edildi diyorsun ya felsefenin mantığı Aristo mantığı tenkit edildi. İşte modern çağda falan. İslam literatüründe çok orijinal gerçekten kelamcılık tenkidi. Kelam dışından da var. Mesela Süreverdi'nin mantık tenkidi var. İbn Teymiyye'nin mantık tenkidi var. Bunlar çok böyle göz ardı ediliyor ama çok orijinal işler. Meşşailer ki de o felsefenin en üstünü zaten. O yüzden İslam literatürüne şunu da söyleyeyim. İslam literatürüne hakim olmadan Türkiye'de felsefe öğrenemezsiniz. Ya Türkçeden felsefe öğrenemezsiniz. İngilizce öğrenebilirsiniz ama eğer Türkçe okuyup yazıyorsanız İslam literatürüne hakim olmaksızın Türkiye'de felsefe öğrenmek imkansız bir şey. İmkansız bir şey. Çünkü Türkçe henüz kavramlaştırılması ihtiyaç duyuyorsun. Çünkü bu kelimeni mesela töz diye bir karşılık buldular. Mesela Aziz Yardımlı deniyor bunu ve okun anlayamıyorsun. Yani bu bu bir süreç istiyor. Çünkü Arapçada bunların karşılanması yüzyıllar boyunca yapılan bir iş. E ne yapacaksın o zaman? Mesela şu an Yunan felsefesi öğrenmek istiyorsun. Ne yapman gerekiyor? İslam felsefesi öğreneceksin. Yunan felsefesi okuduğunda anlar hale geleceksin. Çünkü Yunan felsefesi okuyunca anlamazsın. Şu an eee, hatta bunu böyle şey yapabilirsin. Yani üç sayfayı bile yorumlayın büyük bir kısmı. Ya bugün felsefe eee, şeyde de onu da söyleyeyim. Batı felsefesi okuyanların da büyük bir kısmı bu kadar derin soyut metafizik okumaya alışkın değiller ve onu anlamadan da şey anlamazsın. Batı filozoflarını tam anlayamazsın. Ama Arapça öğrenim bak bir dil sadece şey için değildir. Yani kavram şemasının gelişmesi için dil gerekli. Ben mesela şunun bile çok katkısını görüyorum. Tıp okurken terimleri öğrendiğin için mesela substance kelimesini duyuyorsun. Senin kulağına canlanan benimki aynı olmayacak. Çünkü ben sub ekinin şeyde eee, tıptan karşılığını bildiğim için anlayabiliyorum tabiri. Mesela suprakondiler falan hani bu Tıp tabirleri olarak bildiğim için altında ş şurasında falan diye. Dil öğrenmek bir kavram şemasını zihnine geçirmek demek. O kavram şemasıyla düşünebilmek demek. O kavram şeması olmadığında yani aslında şey var ya muhabbet. Kelime haznen kadar genellikle donanımlı oluyorsun. Substance normalde direkt öz demek değil aslında. Altta Duran gibi bir anlamı var şeyde Latincede. Böldüğün zaman altta Duran. Ne üzerine nitelikler eklenen altta o niteliklere tabaklık yapan bir şey. Cevher dediği usia dediği tabii bir çok farklı çevirileri varlık falan diye çeviren de oluyor. Yani nihayetinde şunu anlayın abi. Gazali, İbni Sina ekolünü tenkit ederek felsefeyi bitirmedi. E hatta bilimle hiç alakası yok bunun. Yani benle alaka hanani. Çünkü İbni Sina ekolü çok akılcı bir ekol. Tartışılan konular e bilimden ziyade akla çalar. Mesela kelamcı büyük oranda şunu algılar. Duyu verisiyle algılanması gerektiğine kidir. Şeyin koyduğu İbni Sina'nın koyduğu daha akılcıdır. Daha akıl üzerinden gider. Duyu verisinden ziyade bilimden daha uzaktır. Yani ben her zaman söylüyorum mesela tasavvufu ortaya çıkartıyor. Bacon'a da anlattım. Tasavvuf İbni Sina'nın felsefesinin doğal sonucudur. Yani doğal sonucu İbni Sina felsefesinin tasavvuf dur. Mesela şeyin arasında vahdet-i vücutçular arasında meşhur bir söz vardır. Vahdet-i vücut şey arasında Allah'ı saf varlık olarak algıladığımız için varlığını ispatlama mükellefiyetinden kurtulduk diyor. Normalde vahdet-i vücut ekolünde şey ispatlamaz. Allah'ın varlığı ispatı bedihidir zaten. Yani bir şey var ve var olan Allah zaten. Yani şimdi esas olan varlık değil mi? Varlık Allah. Ne üzerinden tanımlıyor varlık üzerinden tanımlanıyor. Yani mesela ne işte vacib vücut diyorsun. Vücudu zorunlu olan. İbni Sina şeyinde varlık. Yani öncelikli olan bir şey varsa o Allah zaten. Y öncelikli olarak var olan şey Allah. Ondan sonra diğer varlıkların varlığı onun varlığına göre biçimlendirilen konuşulan bir konu. Önceki varlık Allah. O yoksa zaten varlık yok. Eee, o yüzden diyor işte mesela bizi Allah'ın varlığını ispatlamak mükellefiyetinden kurtardı. Şeyde de buradan başlar İbni Sina felsefesinde de. Yani önce varlıktan başlıyorsun konuşmaya. Yani zorunlu varlık, zorunlu varlık işte Allah. Diğer her şey mümkün varlık. Yani şu var mı? İbni Sina'ya göre zor. Şu şu var mı? Bu Allah varsa var. Bu mümkün varlık. Çünkü Allah zorunlu varlık. Tabii ki bu var. Var olduğunu yatıyor bir şey değil. O konuda böyle abartılı septik gibi bir mantıkta değil ama söylemek istediğim şey şu. Allah bundan daha fazla var. Çünkü bu bu mümkün varlık. Allah zorunlu varlık. Mesela Gazali'den sonra neden felsefe durgunlaştı? Bu doğru bir verimi? Yani mesela Osmanlı'ya dair yazarları biz okuduk mu? Y böyle bir sorun var. Yani Osmanlı'daki yazarlar, Osmanlıca yazan yazarlar şu an latinize edildi. İnsanlar onları okuyor da durgunlaştı karar mı verdiler? Yoksa bu söylendi ve kabul mü edildi? Ben size olanı söyleyeyim. Bak şimdi bu bizdeki kültür tarihi yazın büyük oranda oryantalistler kopyalık. Tamam? Televizyonda anlatanlar da onları kopyalar şey yap. Oryantalistler ilk okur çok sığ baktılar abi meseleye. Tamam mı? Yani meşşailer nispeten anladılar. Neden geri kaldı? Zaten tek aradıkları şey o. Doğu neden geri kaldı? Geri kaldılar çünkü işte meşşaileri tenkit etti Gazali. Ya da Gazali'ye falan böyle bir şekilde yazıldı bu. Geri kaldığınız zan veril kabul ettiği için. Yani Osmanlı'daki yazarlar okundu mu? Ya kim okudu? Yani bunların kötü felsefe yaptıklarına karar verdi falan. Kim karar verdi? Kim okuduğu da karar ver. Ben ciddi söyleyeyim. Bu konuyu çalışan insanlardan kimle konuşsam Osmanlı'da öyle olmadığını düşünüyorlar. Özellikle felsefe denen nazari kısım hakkında konuşurken. Tamam, bilim metodu geliştirilemez sonraki dönem şeyden özellikle Razi sonrası müteahhir dönem kabul edilir. Müteahhir dönemde meşşailer iyice kelamın içine girdi. Yani kelam meşşailesti büyük oranda. Niye? Yani bu sorumlu oluyor. Gazali engelleyemedi bilimin bitmesini de diyebilirsin. Yorumlarsan bu şey değil. Bunlar makul şeyler değil abi. Bu konuyu bizim çalışmamız gerekiyor. Bunu biz çalışırsak olur. Biz çalışmazsak böyle ezberleri sürekli yanlışlanacak saçma sapan ezberleri tekrarlar dururuz. O yüzden bizim çalışmamız gerekiyor. Haydi görüşürüz. Haydi yeter. Yoksa kapatamayan. Saat kaç olmuş? 9 olmuş saat.