📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Şeytan İle Bediüzzaman Said Nursi'nin Akılalmaz Konuşması - Bîtarafâne Muhakeme @Mehmedyildiz

Hayalhanem58:50

Transcription

Araştırmalara göre insan cüzdanını kaybettiğini, 4 saatte telefonunu kaybettiğini, 15 dakikada fark ediyor. Ama imanını kaybettiğini fark etmeden ölüp gidiyor.

Neden böyle oluyor? Çünkü şeytanın desiseleri ve vesveseleri fark edilemeyecek kadar sinsi çok derinden geliyor, çok ciddi mantık oyunları yapıyor. Düşünün Hazreti Adem safiullahtır ama Memnu bir meyveye vakti iftardan evvel el uzattıran yine şeytandır. Ta tarih boyu tecrübesi olan, kaç çeşit ayak oyunu varsa her birisini bilen, bizzat sana yapamasa da çevrende müsaitlere o vesveseyi vererek seni istediği hale getirebilen böyle bir yeteneği var şeytanın.

Şimdi şeytanın böyle derin bir yeteneğine dıştan duyulan İslami bilgiler ne oluyor biliyor musun? Şöyle dışımızda camdan kavanoz gibi bir koruma kalkanı oluyor. Bir taşla biter mi işte. Bir taşla kırılıp gidiyor o camdan kavanoz. O yüzden şu iman meselelerini şöyle geçerken bir gazeteden, bir televizyondan, bilmem nereden geçerken duydum diye öğrenmek maalesef imanı korumak için, muhafaza etmek için yeterli değil. O şekilde dışarıdan 3-5 bir şey duydumla iman muhafaza edilmeye çalışılırsa dışımızda örülü camdan bir kavanoz gibi bir taş atınca tuzla buz oluyor.

Ne yapmak lazım? Demek ki imanı dışarıdan değil içeriden, kendi içimizden, bizzat kendi kalbimizden güçlendirerek bir çelik zırh gibi örmek icap ediyor. Ancak öyle yapılırsa şeytanın bunca ayak oyunuyla bir insan baş edebilir.

Yoksa gerçekten anlaması bile bazen yıllar alıyor. Şimdi sizler yıllardır bu Risale-i Nur derslerine, bu iman derslerine giren arkadaşlarsınız. Ben yaşıyorum, bence şu hali siz de yaşamışsınızdır. Bu dersleri alıyoruz, alıyoruz, alıyoruz, aradan belki yıl geçiyor, tam böyle bir dersi daha duyuyoruz, parçalar zihinde birleşiyor ve diyoruz ki: "Aman ya Rabbi, 5 yıldır şeytan beni bununla mı kandırmış?" Sizler diyorsunuz bunu değil mi? Peki bu dersleri almadan, kendimizi hiç muhakeme etmeden böyle bir farkındalığı nasıl yaşayacağız? Maalesef pek mümkün gözükmüyor.

Şeytan da çok mantık oyunları var, çok fazla hile var. Bugün de o mantık oyunlarından bir tanesini konuşacağız. Akla zarar adı ne biliyor musunuz? Tarafsız bakış, objektif bakış, bilimsel bakış yani tarafsız ve objektif bakalım, haydi şu meseleleri öyle değerlendirelim diye inanılmaz bir ayak oyunu var. Üstad Hazretlerinin yazdığı birazdan reçeteyi gördüğünüzde de hayret edeceksiniz.

Şeytanın enteresan sorularıyla muhatap olacağız. Şimdi akla şu geliyor değil mi? Üstad Hazretleri o sorulara nasıl cevap vermiş geliyor değil mi? Hayır hayır, Üstad Hazretleri sorulara cevap vermeden hileyi çürütmüş. O ne demek ya? Buyurun okuyalım bakalım ne demek? Hadi.

Bismihi Sübhanehü 26. mektup. Şu 26. mektup birbiriyle münasebeti az 4 mebhastır. Biz o 4 tane bahsin birincisini okuyacağız. Evet.

1. Mebhas 1 بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ - وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللهِ اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ 2

Şeytandan sana bir vesvese geldiğinde Allah'a sığın. Şüphesiz ki o her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla bilendir. Hüccet-il Kur'an aleyş şeytan ve hizbihi. Ne demek? Şeytan ve taraftarlarına karşı Kur'an'ın delili.

Yani Kur'ani bir ders bu. Kur'an dersi bu birazdan okuyacağımız bahis. Ya şey çok enteresan, şimdi bizzat Kur'an'ın dersini okuyacağız ama bunu nerede okuduysam ilk işitenler dedi ki: "Allah Allah!" dedi, "Yahu şahane bir meseleymiş!" dedi. "Yani biz hiç duymadık böyle bir mesele" dedi. Niye böyle diyorlar? 300 yıldır, özellikle de son 100 yıldır Kur'an'la aramız o kadar açıldı ki bu meselelerin ana mesele olduğu, bu meselelerin medrese ve cami meselesi olduğu maalesef zihinlerimizden uzaklaştı. Çok açıldı aramız. Yani biz şu an Kur'an'ın şeytan ve taraftarlarına karşı muazzam bir dersini okuyacağız. Ama gel gör ki bunu bir yerde okuduğumda ilk kez duydum diye şaşırıyorlar. Allah Allah, evet.

İblisi ilzam, ilzam demek delil ile susturmak demek. Şeytanı ifham, ifham kömürleştirme manasında. Yani bütün lafları ağzına tıkmak demek. Bak derse öyle bir ders iblisi ilzam edecek, şeytanı ifham edecek, bütün laflar ağzına tıkacak. Ehl-i tuğyanı iskat eden, Ehl-i tuğyan şeytanın insanlar içindeki ordusu. O ne demek ya? Şeytan ikidir. Biri cinni şeytan bildiğimiz Kur'an'ın bahsettiği iblis. Diğeri insi şeytan, şeytanı o kadar dinlemiş ki o adam artık şeytanlaşmış, işte onlara ehl-i tuğyan deniyor, bunların da tamamını susturacakmış. Bu ders. Evet.

Ehl-i tuğyanı iskat eden 1. mebhas. Bitarafane muhakeme içinde şeytanın müthiş bir desisesini katî bir surette reddeden bir vakıadır.

Şimdi ana konumuzu hatırlayan var mı? Neydi ana konumuz? Evet, bitarafane muhakeme. Ne demek o? Objektif bakış. Şimdi birazdan şeytan bazı konuları önümüze atacak ve diyecek ki: "Objektif, tarafsız bak." Nasıl geliyor kulağa? Güzel geliyor değil mi? Şimdi biz aramızda sorun yaşasak ya da bir konuda aramızda "Ya bu konu nasıldır acaba?" diye böyle bir tartışmaya girsek. Biri de çıkıp dese ki: "Ya kardeşim objektif bakalım. Tarafsız bakalım, konuyu ortaya koyalım." dese ne dersin? "Ya ne güzel yani adilane bir söz." dersin. Ama öyle değilmiş işte, işin içinde inanılmaz bir tuzak var. Buyurun.

O vakanın mücmel bir kısmını on sene evvel Lemaat'ta yazmıştım. Şöyle ki, şimdi dersin 1. bölümüne başlıyoruz. Bu risalenin telifinden 11 sene evvel Ramazan-ı Şerif'te İstanbul'da Bayezid Camii şerifinde hafızları dinliyordum. Nasıl bir ortam? Şahane. Üstad Hazretlerini hayal edin. Ramazan'da Beyazıt Camii'nde bir de hafızları dinliyor yani daha ne olabilir değil mi? Muazzam bir ortam, evet.

Birden şahsını görmedim fakat manevi bir ses işittim gibi bana geldi. Zihnimi kendine çevirdi. Bakın ses nereden geliyor? Dışarıdan mı? Hayır. Zihinden. E bizim yaptığımız yanlışlar da zihinden geliyor. Yaptığımız doğrular da zihinden geliyor. O zaman zihinde iki ses var, biri melek-i ilhami, biri lümmeyi şeytani. Oradan gelen sesler şimdi Üstad Hazretlerinin bunu fark etmesi tam da yakalamamız gereken imanın profesyonelliği. Meleke haline dönüşmesi burada. Birazdan gelecek sözün şeytandan geldiğini hem de zihninden gelen söz dışarıdan birisi "Hey!" diye bir seslenme yapmıyor yani. Zihninden bir söz geliyor ve bu sözün şeytandan geldiğini fark ediyor hem de nasıl bir ortamda? Muazzam ya, Ramazan'da Bayezıt Camii'nde ve hafızları dinliyor. Ortama bakar mısınız? Evet.

Hayalen dinledim, baktım ki bana der: "Sen Kur'an'ı pek ali, çok parlak görüyorsun. Bitarafane muhakeme et öyle bak, tarafsız bak yani bir beşer kelamı farzet bak acaba o meziyetleri, o ziynetleri görecek misin?"

Şimdi bir sözün kıymeti 4 şeyle belli olur: Men Kale ve limen kale ve lime kale ve fimekale. Kim demiş? Kime demiş? Ne makamda? Ne maksatta söylemiş? Bak şimdi değil mi sözün kıymeti bu dördüyle belli olur? Şimdi Kur'an'ı kim demiş? Allah. Kime demiş? Bize. Ne makamda demiş? Haşa Allah azze ve celle. Ne maksatta söylemiş? Bizleri doğru yola sevk edebilmek için.

Şimdi Kur'an'ın sözleri nasıl? Yıldızlarda geziyor. Öyle olunca Allah'tan geldi diye bakınca yıldızlarda geziyor. Peki şeytan ne yapmak istiyor bunu? İki tane hile atıyor ve o yıldızlardan indirip çakıl taşı haline getirmeye çalışıyor. Hile ne biliyor musun? Bir, tarafsız bak. İki, beşer kelamı bak. Yakaladınız mı?

Ben beşer kelamı olarak bakarsam tarafsız mı bakmış olacağım? Allah Allah hileye bak şimdi devam.

Hakikaten ben de ona aldandım. Beşer kelamı farz edip öyle baktım. Gördüm ki nasıl Bayezid'in elektrik düğmesi çevrilip söndürülünce ortalık karanlığa düşer, öyle de o farz ile Kur'an'ın parlak ışıkları gizlenmeye başladı. Kur'an beşer kelamı diye baksa insan. Güya objektif bakıyor ne oluyor? Kur'an'ın sözünün bütün kıymeti gidiyor. Devam.

O vakit anladım ki benimle konuşan şeytandır. Beni vartaya yuvarlandırıyor. Bak şimdi Üstad Hazretleri burada bir ders veriyor önce bir oraya girelim. Ders inanılmaz bir ders. Bir insan içinden hem de zihninden gelen sesleri tartamazsa ne ile tartacak? Kur'an'ın hakikatleriyle, sünnetin ışığında, bu yolda yürüyen Selef-i Salihin ayak izleriyle tartacak. Eğer bu şekilde tartamazsa gelen söz melekten mi şeytandan mı nasıl anlayacak? Anlaması mümkün değil.

Şimdi Üstad Hazretleri anlayacak bir yol bulmuş neymiş biliyor musunuz? Karanlıkmış onun adı. Bir söz seni Kur'an'ın hakikatinden uzaklaştırıyorsa bir parça mı, bir parça birazcık da olsa içini karanlığa atıyorsa. O söz kimden gelirse gelsin belki en yakının söyleyecek. Belki annen şefkatini yanlış kullanacak ve annen söyleyecek, o sözün kaynağı şeytandır.

Bir daha söyleyelim mi? Bir söz kimden gelirse gelsin seni Kur'an'dan bir parça uzaklaştırıyorsa, seni bir parça ruhunu karanlıkta bırakıyorsa kimden gelirse gelsin sözün kaynağı şeytandır.

Bakın Üstad Hazretleri bir sözün şeytandan gelip gelmediğinin hilesini çözmüş. Birileriyle bir istişare ettik, konuştuk, ertesi gün hayatımıza devam ettik. Bir gün, iki gün, bir hafta, bir ay baktık ki ben Kur'an'ın manasından uzaklaştım. Sahabeye yakışır bir şekilde bir parça amel etmeye çalışıyorduk, ondan da uzaklaştım. Dünyaya daldım, ruhumda sürekli dünya ile meşgul olup dünyevileştim. Şimdi bu cümleyi, bu istişareyi, bu sözleri bana kim söylerse söylesin kaynağı şeytandır. Nasıl yol? İnanılmaz bir yol, inanılmaz bir yol.

Ya şimdi bir gün biriyle muhabbet ediyorum, dedi ki: "Ya hocam" dedi, "İnsan" dedi, "İçinden geleni yapmalı" dedi. Halbuki içinden geleni yapan kimdir? Hayvandır değil mi? Şimdi hayvanda akıl yok. Muhakeme yok. Neyin kontrolündedir hayvan? Nefsin kontrolündedir. Nefis ona şurada ye, şurada iç, şurada gez der. Yer, içer, gezer. Şimdi içinden geleni muhakeme etmeden yapan hayvandır. Ben hayvan diye nefse söylüyorum yani nefsimiz hayvani ya özellikleri onu kastederek söylüyorum. İçinden geleni içimizde ne var? Nefis. Nefsin özelliği ne? Hayvani yani yedim, içtim, gezdim, aynı hayvan özellikleri yaşamak istiyor nefis. İçinden geleni muhakeme etmeden yapan o hayvani bir özellik yani.

Şimdi insanda ne var hayvandan farklı? Akıl var. Yeter mi? Yetmez, o akıl iradeyi kontrol altına alabiliyorsa muhakeme ile sen o zaman insanlaşabiliyorsun. Yoksa akıl var ama hala içinden geleni dinliyorsun? Sen hangi hayat mertebesinde devam edersin? Nefsin hayatı yani hayvani hayat mertebesinde devam edersin.

Şimdi üniversitede bazen böyle pankartlar açarlardı. O carpe diem diyorlar ya hani anı yaşa, gençsin, bu hayatı bir kere yaşayacaksın. Zaten sıkıntı orada, bir şansın var ya ben o şansla günaha girersem. Beni oradan kim kurtaracak? Problem orada. Şimdi o "gençsin anı yaşa" o slogan ne oluyor biliyor musunuz? Aslında hayvanca yaşamın biraz kibarcası oluyor yani. Çünkü nefsin hayatını hiçbir şey düşünme, ye, iç, gez, eğlen. Ama bu hayatı ben yaratmadım ki birisi bana verdiyse. Demek ki ben bunu kendi üstüme alamam, verenin emirleri doğrultusunda devam etmem gerekiyor.

Şimdi şurayı tekrar hatırlatmam lazım. Çünkü dersin kemik noktalarından birisi şeytanı tespit. Üstad Hazretleri önce şeytanı tespit etmiş ve neyle tespit etmişti? Bir söz, bir konuşma, bir tavır, bir grup içinde olmak seni bir parça Kur'an'dan uzaklaştırıyorsa, bir parça ruhunda bir karanlık yer açıyorsa. O söz kimden gelirse gelsin kaynağı şeytandır.

Şimdi birçoklarımızın zaten arkadaş dediği, canım ciğerim dediği ayağımızı kaydırmadı mı? Değil mi şimdi adam "canım" diyor ama ayağını kaydırıyor "canım" dedi. İşte sana şeytan yani bir insan tam yanındaki arkadaşım aslında şeytanlık ediyor da benim bu yoldan uzaklaştırıyor diye tespit edemezse hem dünyada başı beladan kurtulmuyor hem de neticesinde Allah muhafaza ahiretini kaybediyor. O yüzden Efendimiz aleyhisselatu vesselam diyor ki: "Kişi dostunun imanı üzeredir." O yüzden gezdiğinize dikkat edin, dostunuza dikkat edin diyor. Bu ne demek yani gün boyu kimlerlesin, o beş tanesini al onun ortalaması sensin. Sürekli para konuşan tüccarlarlasın. Senin ortalaman o o zaman. Sürekli iman konuşan arkadaşlarlasın. Senin ne istediğin belli, muradın belli o zaman.

Şimdi biz Hayalhanem'e gayrimeşrudan gelen arkadaşlara ilk şunu öneriyoruz bu hadise binaen. Diyoruz ki: "Dostum bak eski arkadaşlarınla ilişkini kes." Çünkü orada bir açık kapı çıkacak, insan daraldı mı ilk ne arıyor? Açık kapı arıyor yani. Sonra da diyoruz ki: "Sakın böyle daha bir ay bu hakikatleri almadan, emmeden, çözmeden ben gideyim o dostlarımı kurtarayım deme." Sen itfaiyecisin değil mi? Bu işi öğrenmeden ateşe gidene ne dersin? "Ya bu adam da yanar, göndermeyin bunu." dersin değil mi? O hesap yani bir gün Mevlana Hazretleri talebelerine diyor ki: "Şu diyara gitmeyin." diyor. Talebeleri de diyor ki: "Ya Mevlana bize gitme diyorsun ama sen o diyara gidiyorsun." diyor. Enteresan değil mi? Mevlana Hazretleri diyor ki: "Sizin küfeniz boştur, gittiğiniz yerin kokusunu getirirsiniz. Benim küfem gül dolu, gittiğim yere kokumu bırakırım. Bu yüzden siz gitmeyin ben gideyim."

Anladınız mı? Yani bir yol kat etmek gerekiyor. O yüzden arkadaşlara ilk diyoruz ki: "Dostum uzun bir süre sen aman birini kurtaracağım diye düşünme. Sen önce kendini hallet, ondan sonra inşallah tabii vicdanın gereği o arkadaşlara da yetişmek lazım." O yüzden ilk arkadaşlara diyoruz ki: "Lütfen yani yeni bir manaya atılmak istiyorsanız eski arkadaşlarla görüşmeyin."

Bir gün bir tanesine de dedim. Dedim: "Kardeş bak seni bu yanlış yollara götüren aslında şeytanın şu yanındaki filanca arkadaşın." dedim. "Abi ne diyorsun?" dedi, "Ya biz" dedi, "Birbirimize canımızı veririz canımızı" dedi. Dedim: "İyi deneyelim, sen o arkadaşınla iken Rahmani işler mi yapıyorsun yoksa şeytanın oyuncağı mı oluyorsun?" Dedi ki: "Abi" dedi, "Ben şeytanın oyuncağı oluyorum. Sabahtan akşama kadar günah içindeyiz o adamla ama bir bu kötü huyu var" dedi. Ya zaten bir o kötü huyu olunca şeytanlaşmış oluyor bu. Anlatabiliyor muyum demek istediğimi?

Üstad Hazretleri önce burada şeytan meselesini tespit ettiriyor. Ama şu cihette hep cinni şeytan değil bazen de insi şeytanı tespit ettiriyor. Bu insi şeytan meselesini iyi anlamak lazım. Niye biliyor musun? Şeytanın fiili ademdir. Adem yok demek, şeytanın fiili nedir? Yoktur yani şeytan gelip şu gözlüğü şöyle itebilir mi? Hayır fiili olarak Allah şeytana salahiyet, iktidar vermemiş. Allah Allah şeytanın özelliği ne o zaman bu kadar insanı yoldan saptırıyor? Şeytanın özelliği vesveseleri ve desiseleridir. Şeytanda fiil var mıydı? Fiil yok. Şeytan da fiil olmadığından senin koluna girip "Hadi şuralara gidelim." diyemez. Ne yapar? Koluna girecek adamları araya sokar. İşte onlar da insi şeytan oluyor. Anladınız mı? Neyi kullandığını şeytanın çok önemli mesele.

Şimdi buyurun devam edelim. Kur'an'dan istimdat ettim. Birden bir nur kalbime geldi, müdafaaya katî bir kuvvet verdi, o vakit şöylece şeytana karşı münazara başladı.

Şimdi burada şeytan sürekli aynı vesveseyi vere vere nereyi kuvvetlendiriyordu? Bizim nefsi hayat mertebemizi yani hayvani hayat mertebemizi kuvvetlendiriyor. Yediğin, içtiğin, gezdiğin burayı kuvvetlendirmeye çalışıyor. Şimdi bir süvari bir de at olsa, süvari bizim vicdanımız, at dediğimiz ney? O da nefsimiz. Şimdi ben azgın bir atın üstüne güçsüz bir süvari versem sonuç ne olur? Atın istediği yere giderler. At nereye gitmek ister? Ahıra, çayıra öyle değil mi? Ya çayıra gider ya da ahıra gider. Şimdi o süvari o atın dizginini eline alamazsa, artık süvarinin hayatı ve yaşantısı neyin hayat ve yaşantısıyla aynı olacak? Atınkiyle. At nereye gitti süvari de oraya gitti.

Şimdi söz geçiremezse atın hayat mertebesine inmek zorunda kalacak yani hayvani hayat mertebesine. Dünyada ne diyoruz buna? Özgürlük diyoruz. Atı özgür bırakmaya, süvariyi de mahkum etmeye ne diyoruz? Özgürlük diyoruz. Halbuki sen atı özgür bırakarak süvariyi hayvan mertebesine düşürdün. At nereye gitmek isterse süvari oraya gitti. At ne yemek isterse süvari onu yedi. At nereyi gezmek isterse süvari onu gezdi.

Şimdi bendeki hayvanın istediği gibi yaşamak özgürlük mü? Özgürlük olmuyor bak o şeytanı dinleye dinleye. İnsan hangi hayat mertebesine düşüyor görüyor musun? Kontrol kimin eline düşüyor? Hayvanın. Nereden anlarız kontrolün kimde olduğunu? Şu atla süvari örneğini bir daha düşünelim. Kontrol kimde nasıl anlarız? Atın istediği yerlere gidiliyorsa yani bir ahıra, bir çayıra, bir ahıra, bir çayıra, yedim, içtim, gezdim, yedim, içtim, gezdim. Kontrol kime geçmiştir? Nefse yani ata geçmiştir.

İşte bu derslerle bizim süvariyi güçlendirmemiz gerekiyor. Çünkü o hayat mertebesine yerleşince aslında o zannediyorsun ne demek istiyorum? Şunu demek istiyorum. Şu pislik taşıyan ve pisliği ev yapan yiyen bir böcek var ya. Bildiniz mi? Şöyle yuvarlak yapıyor arka ayaklarıyla o pisliği taşıyor. Şimdi siz şöyle uzaktan baksanız deseniz ki: "Ya şu pislik taşıyan böceğe bak ne kadar enteresan bir hayat ya. Pislik taşıyor, pislik yiyor, pislikle geçiniyor. Böyle hayat mertebesi olur mu?" dersiniz.

Ama gel o böceğin gözünden bak, böcek o hayat mertebesinde olduğu için o yaşantıyı normal yaşantısı zannediyor. İnsanın aslı bulutlarda, yıldızlarda gezen bir hayat mertebesi ama sürekli atın dediği yere gittiğinde yedim, içtim, gezdim, biriktirdim, dünyayı kazandım, yedim, içtim, gezdim, biriktirdim, dünyayı kazandım.

Fark etmeden atın hayat mertebesine yani nefsin yani hayvani hayat mertebesine düşüyor. Ondan sonra nasıl geçiyor günler? Sabah uyanıyor. Acaba bugün ne yesem, ne giysem, nereye gezmeye gitsem? Bu kadar mı? Bu kadar başka başka yok.

Bakın bu hakikatleri keşfedenler ne demiş biliyor musunuz? Affedersiniz tuvaletten mutfağa, mutfaktan tuvalete bir hayat mertebesinden Allah bizi kurtardığı için şükürler olsun demiş. Aslında biz orada kimin arzularını tatmin ediyoruz? İçimizdeki hayvanın. Yani bir insan içindeki hayvanı serbest bırakıp onun dediğini yapsa buna özgürlük denmiyor.

Devam edelim mi? Buyurun. Kur'an'dan istimdat ettim birden bir nur kalbime geldi, müdafaaya kat'i bir kuvvet verdi. O vakit şöylece şeytana karşı münazara başladı.

Dedim: "Ey şeytan, bitarafane muhakeme iki taraf ortasında bir vaziyettir. Halbuki hem senin hem insandaki senin şakirtlerin dediğiniz bitarafane muhakeme ise tarafı muhalifi iltizamdır. Yani karşı tarafı tutmaktır. Bitaraflık değildir, tarafsızlık değildir."

Şimdi baştan hatırlayalım mı Üstad Hazretleri neredeydi? Ramazan'da Beyazıt Camii'nde Kur'an hafızlarını dinliyor. Tam o esnada şeytan geliyor. Şeytan ne diyordu? "Ya sen hep Kur'an'a Allah kelamı olarak baktın. Bir, tarafsız bak. İki, beşer kelamı olarak bak." Hile nasıl? Bir, tarafsız bak. İki, beşer kelamı olarak bak. Tarafsız bak derken taraftar yaptı. Beşer kelamı olarak bakmak tarafsız bakmak mıdır? Hayır. Nasıl bakmaktır? Allahsız bakmaktır. Hileyi anladınız mı? Şeytanın hilesini sorun yok değil mi buraya kadar? Buyurun.

Muvakkaten bir dinsizliktir. Neden böyle dedi? Niye muvakkaten dinsizlik? Yani bu Kur'an beşer kelamı deyince muvakkaten dinsizlik oluyor mu? Oluyor oluyor. Niye? Ortası yok da o yüzden. Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna ya inanırsın ya inanmazsın ortası var mı? Ortası yok. İnandım Allah kelamı dedim, imanlı bakış. İnanmadım dedim ki haşa beşer kelamı olarak bakıyorum dedim, bu sefer nasıl baktın? Muvakkaten dinsizlik diye baktın.

Bakın şeytan bu hileyi o kadar çok kullanıyor ki ya bir objektif bak, bir objektif bak, bir tarafsız bak diye diye dinsiz bakışa alıştırıyor. Adam İslami neyi duysa tarafsız bakıyorum zannıyla şüpheyle bakıyor. İmanın zıttı nedir? Şüphe yani tarafsız değil zıttına bakıyor. Şimdi her duyduğu hakikate tarafsız bakan bir insanda iman demlenebilir mi? Demlenemez.

Şimdi Melih abi bizim seninle dostluğumuzun olması için şöyle lazım. Birinci buluşmamızda birbirimizi anlıyoruz, konuştuk 3 cümle, 5 cümle, 10 cümle, ondan sonra dedik ki kader bizi dost etti. Artık kanımıza yanımıza karıştı, kardeş olduk. Şimdi bunu dedikten sonra aradan bir yıl, iki yıl, üç yıl geçti bir gün yan yana otururken ben şöyle yapsam, elimi cebime atsam: "Ya Melih abi 10 liram yok sen mi çaldın?" Ya ayıptır dersin ya Mehmet abi ayıp dersin ya. Kaç yıllık dostuz yani bak bu kadar birbirimizi artık tanıdık sen hala nasıl şüphe duyarsın diye dostluğumuz demlenmez. Şeytanın buradaki amacı ne? Sürekli tarafsız bak, şüpheyle bak, tarafsız bak, şüpheyle bak diye diye imanı o bünyede demlenmesine müsaade etmiyor. Anlıyor musunuz hileyi? Buyurun.

Çünkü Kur'an'a kelamı beşer diye bakmak ve öyle muhakeme etmek şıkkı muhalifi esas tutmaktır. Yani dinsiz bir bakışla bakmaktır. Ortası yok çünkü. Buyurun. Batılı iltizamdır, bitarafane değildir belki batıla tarafgirliktir.

Allah Allah! Olayı görüyor musunuz? Nerden düşürmeye çalışıyor? Ben üniversitede teneffüslerde böyle kitap okuyordum, bir gün bir hocam geldi yanıma dedi ki: "Ya Mehmet" dedi, "Ne okuyorsun?" "İşte hocam böyle böyle işte Kur'an, sünnet vesair." "Hep" dedi, "Taraflı yazarları okuyorsun? Ne zaman görsem İslami kaynakları okuyorsun? Biraz da" dedi, "Şunları okusana" dedi, doktor dozları falan söylüyor. "Tarafsız bak biraz objektif bakmayı da öğren" dedi. Objektif bak diye söylediği isimlerin her biri İslam'a düşman isimler. Allah Allah! İslami yazarlar taraflı, karşı tarafı yani İslam'ı kabul etmeden yazan yazarlar ne olmuş oldu, tarafsız olmuş oldu. Bir soru sorayım, İslam'ı kabul edenler taraflı olursa İslam'ı kabul etmeyenler ne olur? Onlar da öbür taraflı olur. Aynı hile görüyor musunuz? Bu konunun ortası yok aynı hile mi? Aynı hile, "biraz da objektif oku ya. İslam'a karşı taraftan bakanlardan oku" diyor.

Allah Allah yediden yetmişe şeytanın herkesi düşürdüğü olay ya şimdi bir noktayı tekrar hatırlatayım. Şeytan bir soru sormuştu değil mi? Üstad Hazretleri şeytanın sorusuna cevap veriyor mu? Vermiyor bak. Ne yapıyor biliyor musun? Sorunun içindeki şeytanın hilesini anlıyor, oradan çürütüyor. Niye anlatıyorum bunu? Şöyle yoldan geçerken biri bizi yakalasa, herkesin merakı ya İslam. Hemen bir soru sorsa: "Allah kendinden büyük taş yaratır mı?" falan? Hemen ne yapmaya çalışıyoruz? Cevap vermeye çalışıyoruz. Halbuki sorunun kendisi çürük çürük. Çürük bir soruya cevap verilemez, verilemez, mümkün değil.

Şimdi ben desem ki size: "Hiç yerinden kalkmayan bir kayaya, asla durmayan bir tren çarpsa ne olur?" desem? Ne diyeceksiniz birazcık matematik bilgisi olanlar: "Ya bu paradoks bu ya bu soruda çürüklük var. Eğer tren hep hareket ediyorsa taş yerinden kalkmak zorunda, taş hiç yerinden kalkmıyorsa tren sürekli hareket eden tren olamaz senin sorun çürük" der. Üstad Hazretleri şeytanın sorusuna cevap veriyor mu? Vermiyor vermiyor yani. Biz de böyle yapmamız lazım. Her gelen soruya hemen "Dur dur ben biliyorum bunu" falan ya gerek yok gerek yok. Soruların çoğunun altı boş, çürük sorular ya. Üstad Hazretleri cevap vermiyor, sorunun çürük olduğunu yakalıyor. Burada bize ders var değil mi? Muazzam bir ders var hem de. Buyurun devam edelim.

İkiye geçiyorum birinci taraf tamam mı? 2. bölüme geçiyorum şimdi. Buyurun. Şeytan dedi ki: "Öyleyse ne Allah'ın kelamı ne de beşerin kelamı deme. Buyur ortada farzet bak." Ben dedim: "O da olamaz." Anladınız değil mi olayı? Şeytan anladı buradan yürüyemiyor diyor ki: "Tamam o zaman ne Allah'ın kelamı de ne beşer kelamı de gel ortadan bakalım." Hadi beni birincide yakaladın, ikinci zokayı atıyor şimdi gel ortadan bakalım. Üstad Hazretleri orta olmaz diyor. Buyur.

Çünkü münazaun fih bir mal bulunsa, hakkında tartışmalı bir mal bulunsa, yani ortada mal var sen diyorsun ki benim, ben diyorum ki benim, tartışmalı bir mal var ortada. Eğer iki müddei birbirine yakın ise, durumumuz nasıl? Yakınız. Ve kurbiyeti mekan varsa, mekanda birbirine yakınsa, o vakit o mal ikisinden başka birinin elinde veya ikisinin elleri yetişecek bir surette bir yere bırakılacak. Hangisi ispat etse o alır. Şu gözlük senin mi benim mi? Ya şimdi başladık Abdullah tartışmaya. Yakın mıyız birbirimize? Yakınız o zaman ya Ömer'i hakem tutacağız, Ömer'e vereceğiz. Ömer biz bir münazara edelim kim doğruysa ver ona kardeşim ya da ikimizin ortasına koyabilir miyiz? Koyabiliriz. Niye çünkü mal ve bizler birbirine yakınız.

Yakınsan malı ortaya koyabilirsin şeytan onu dedi bak az önce, "Tamam" dedi "Ya Allah kelamı da deme beşer kelamı da deme ortaya koy." Üstad Hazretleri diyor ki önce, birbirine yakınsa mal varsa ortaya koyabilirsin ama buyur, eğer o iki müddei birbirinden gayet uzak, biri maşrukta yani doğuda, biri mağripteyse yani batıda, koyabilir miyiz Abdullah gözlüğü ortaya? Koyamayız. Evet, o vakit kaideten sahibülyet kim ise, yani malını elinde tutan kim ise, sahibülyet malı elinde tutan kim ise, onun elinde bırakılacaktır. Çünkü ortada bırakmak kabil değildir.

Şimdi eğer mal uzaksa bu sefer yapılacak iş neymiş biliyor musunuz? Sahibülyet kim yani malında elinde tutan kim ise onda kalır. Ondan sonra dava görülür kim ispat ederse ya malı elinde tutan da ya da diğerinde bırakılır. Neden niye ortaya koyamadık? Uzaklık var. Şimdi ben burada bir arabaya biniyorum bizim Samet de gitmiş Almanya'ya beni arıyor diyor ki: "Mehmet abi o araba benim." Ne yapalım Samet? Almanya ile Türkiye'de Mersin'in yüzölçümü alalım ortaya mı koyalım? Hayır mümkün değil. Ne yapacağız? Sahibülyet kimde arabanın? Bende. O zaman dava bitene kadar mal bende kalacak.

Şimdi bir anne baba ayrılsa. O mahkeme bitip çocuğun velayeti kime gidecek diye bir tartışma olsa dava bitene kadar çocuğu sokağın ortasına mı bırakalım? Hayır hayır yani uzaklıktan kasıt malın kıymetliliği de var ortada. Anladınız değil mi? Bir çocuk var ortada dava bitene kadar çocuğu sokağa bırakamazsın, kimin liyakatı varsa çocuğu o alır, ta ki dava sonlanana kadar. Dava sonlanınca da kim hakkı ispat ederse çocuğu kendisi o alır.

Madem durum böyle Kur'an'ı ortada bırakmak ne Allah kelamı diyelim. Ne beşer kelamı diyelim. Mümkün müdür? Mümkün değildir. Niye biliyor musunuz? Uzaklık haddinden fazla. Haşa birisi kul birisi Yaratıcı, biri Yaratan biri yaratılan. Şimdi uzaklık ne kadar sonsuz uzaklık var ya. Sonsuz uzaklık varken sen Kur'an'ı ortaya koyamazsın, o zaman Kur'an kimin elinde? Allah azze ve celle'nin. O zaman Kur'an elinde demek şu demek yani. Ben Kur'an'a kimin kelamı diye bakacağım? Allah'ın kelamı. Çünkü arada uzaklık ne kadar Mehmet? Sonsuz, bu kadar sonsuz uzaklık varken bir mal ortaya koyamam. Sahibüliyet kimde? Allah azze ve celle'de. O zaman ben Kur'an'ı okurken ne demem lazım? Kur'an tabi ki de sahibüliyet kimin elinde ise onun kelamıdır. Yani Allah'ın kelamıdır demem lazım.

Demek ki Kur'an'ı okuyan bir insan imanı iltizam edecek. Bekleyecek ki karşı tarafın o çürük iddiaları son bulacaksa, haydi bakalım bulsun. Anlaşılıyor mu konu? Allah Allah buyurun.

İşte Kur'an kıymetli bir maldır. Beşer kelamı Cenab-ı Hakk'ın kelamından ne kadar uzaksa o iki taraf o kadar belki hadsiz birbirinden uzaktır. Ki adam olsa ortada bir kitap olsa tamam ortaya koyalım. Kiminse o alsın. Yav o birisi Yaratan birisi yaratılan, birisi Allah azze ve celle öteki kul, arasında ki uzaklık nasıl? Sonsuz uzaklık var ya, böyle sonsuz uzaklıkta Kur'an'ı ortaya koymak mümkün değil.

Şeytandaki hileleri görüyor musunuz? Ne yapıyor diyalektik yapıyor, hep diyalektik yapıyor, boş boş mantık oyunları yapıyor. "O zaman böyle diyelim. Farzet ki böyle yapalım." Bu cümlelere aşinasınız değil mi? "Tahmin et ki böyle olsun." Allah Allah delilin var mı arkadaş? Delilim yok. "O zaman tahmin edelim dünyayı Harry Potter idare ediyor." Yani şimdi böyle tahminsiz tahminsiz yani ihtimal mi biter arkadaş. Delilsiz davaya hiç itibar etmeyin, hiç vaktinizi de heba etmeyin. Deyin ki: "Güzel kardeşim Allah senin yardımcın..." Şöyle bir okşayın, sıvazlayın bir okuyun edin yani böyle delilsiz davaların işi biter mi yani. Allah Allah! Buyurun.

Seradan süreyyaya kadar birbirinden uzak o iki taraf ortasında bırakmak mümkün değildir. Hem ortası yoktur. Ortası yok yani yaratıcıyla yaratılmışın ortası yok. İnsanla Allah azze ve celle'nin ortası var mı? Yunan mitolojisi mi bu? Ortası yok bunun. Madem ortası yok sahibüliyet kimdeyse yani kimin elinde ise. O kelam biz o pencereden bakmamız lazım.

İmanın ortası var mı imanın da ortası yok. Bir şöyle dersi ufaktan bir özetleyeyim mi tekrar dikkatleri bir toplamış oluruz. Üstad Hazretleri Ramazan'da Beyazıt Camii'nde Kur'an hafızlarını dinliyor. Nasıl bir ortam bir ses duydum diyor. Zihnimden keşfetmiş şeytandan olduğunu. "Ya sen hep" diyor "Kur'an'a Allah kelamı diye dinliyorsun o yüzden böyle ulvi ulvi hallere giriyorsun. Hadi tarafsız baksana beşer kelamı baksana" diyor. Birinci hilesi buydu. Neydi? Tarafsız baksana, beşer kelamı baksana, biz de onu ispat ettik. Dedik ki, hayır beşer kelamı diye bakmak taraflı bakmaktır. Tarafsız bakmak değildir dedik.

Şeytan dedi ki: "Tamam tamam" dedi "Anladım seni" dedi. Başka bir şey söyledi. "O zaman" dedi, "Ne Allah kelamı diyelim ne beşer kelamı diyelim gel ortada bakalım yani ben anladım seni" dedi. Üstad Hazretleri dedi ki uzaklık farkı bu kadar fazlayken yaradan yaratılan, değil mi? Sonsuz uzaklık farkı varken böyle bir mal ortada kalamaz. Sahibüliyet kimde ise yani Kur'an kimin kelamı oluyor Allah azze ve cellenin, O'nun elinde kalması lazım diyor.

Şimdi bu olaylara öyle bir çeşitlendirin ki. Kur'an'ın ortası yok, bu işler ortada bakılmaz, imanın ortası var mı? Şöyle bir %50 iman ver bana böyle bir şey var mı? İman paket halindedir, ucu bozulsa o artık iman gitmiş demektir. Paket halinde bütün rükünları paket halinde bozulmadan kalmak zorundadır. İman odur. %50'si %70'i yoktur, imana ortadan bakılamaz.

İmana ortadan bakılamadığı gibi, imani hayata bile belki bazen ortadan bakılamıyor ne demek bu? Şu demek şimdi bir arkadaş eski hayatı gayrimeşru günahlarla dolu. Son birkaç dönemdir böyle keşfediyor bu hakikatleri, hayatını değiştiriyor komple. Kendisi mücadele ediyor yani o eski hayatını Allah'a, Rabbine kendi çapında affettirmeye çalışıyor. Böyle Sahabe Efendilerimizin ayak izleri nasıl onunla yürümeye çalışıyor. Ailede tam tersi niyette aman dünyaya gel, aman işleri büyütelim, aman şirketleri büyütelim, enteresan haller yani. Bu asrın imtihanları. Bir gün abisi aramış: "Oğlum" demiş "Senin bu yaptığının ortası yok mu?" demiş ya? "Yeter" demiş yani. Demiş ki: "Abi bak bizim altımız pislik dolu, günah dolu" demiş. "Ben bir ay bu işleri bırakayım okumayı ve okuduğumu amel etmeyi" bu işler bu demek sadece okumak demek değil. "Okumayı ve okuduğumu amel etmeyi bir ay bırakayım bizim altımızdaki bütün pislikler gün yüzüne çıkar. Yine eski hale döneriz. O yüzden bu işin ortası yok abi" demiş. Nasıl hoşuma gitti Allah Allah demek ki ortası olmayan işler çoktur. Şeytanın desisesi de çoktur. Nasıl yapıyor? "Kardeşim ya ne şiş yansın ne kebap." Sürekli o söyledikleri mesele ne? "Çalışmak ibadettir" falan yani, bir parçasını böyle bir şeyin koparıyorlar alıyorlar bütünü gidiyor.

Şimdi ben Kelime-i Tevhid'i koparsam "La ilahta" bıraksam. Ne olur? İlah yok olur ya, böyle ortadan bakılır mı böyle bir cümleye ha? Şimdi ben senin mekana gelip "Senin gibi adam" desem burada bıraksam sözü? Kavga çıkar yani. "Dünyaya gelmemiş kardeşim" diye bitirmem lazım onu. Öyle değil mi? Ya ne güzel yani yarım bırak istediğin gibi cımbızla çek yani. Bu mu yani? Allah Allah enteresan meseleler ya. Bunlar hiç ortada bırakılacak meseleler değilmiş hani. Biz buradan diğer vereceği dersleri de anlama çabasına giriyoruz. Buyurun, hem ortası yoktur.

Çünkü vücut ve adem gibi ve nakızeyn gibi iki zıttırlar, ortası olamaz. Vücut ve adem, varlıkla yokluğun ortası var mı? Bir arkadaşım var, ne var ne yok? O şeydir yani adamın sana borcu vardır. Değil mi? Ne var ne yok o oluyor yani? Adam borcu varsa o forma giriyor yani. Varlık yokluk arası forma değil mi? Yoksa başka türlü olmuyor yani. Evet.

Öyleyse Kur'an için sahibülyet, yani malı elinde tutan, tarafı ilahidir. Allah azze ve celle'dir. Evet. Öyleyse O'nun elinde kabul edilip öylece delaili ispata bakılacak. Eğer öteki taraf onun kelamullah olduğuna dair bütün bürhanları birer birer çürütse elini ona uzatabilir. Yoksa uzatamaz. Bakın Kur'an hak kitaptır diye ispat etmeye çalışmıyor ha. Soruyu çürütüyor soruyu. "Sen bu çürük soruyla bana yaklaşma" diyor bakın zahmete girmiyor yani. Ne yapıyor Kur'an'ı sahibi kimse ona teslim ediyor. Yani Allah azze ve celle'ye veriyor değil mi? Allah Allah! Evet.

Heyhat binler berahini katiyenin mıhlarıyla, çivileriyle arş-ı azama çakılan bu muazzam pırlantayı hangi el bütün o mıhları söküp o direkleri kesip onu düşürebilir. Bak şimdi Kur'an neden Allah kelamıymış? Bir düşünün bir sorun kendinize bir soralım şöyle. Kur'an neden Allah kelamı? Aklınıza geliyor mu deliller ufak ufak? Geliyor değil mi? Bir geldi 5 geldi. Şimdi bir de böyle biraz daha vakit bıraksak binler delil yazar mısınız? İnsan yazar ya şu yüzden Allah kelamı, Ben Resulullah aleyhisselatu vesselamdan gördüm. Şu ayetten gördüm yani her bir harfi Allah kelamı olduğuna delil. Kaç tane çivi çakılmış Kur'an Allah kelamı olduğuna dair? Sonsuz ya, yıldızlardan fazla çiviyle ispat edilmiş bu. Mıh yani değil mi çiviyle? Sen böyle bir tabloyu sökmek istesen kaç çivi sökmen gerekir? Sonsuz adet çivi sökmen gerek.

Mesela Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna dair delillerden bir tanesini biraz yanlış kodlamışsın zihnine tam doğru kodlamamışsın. Biri de geldi seni düzeltti: "Kardeşim bu Kur'an'ın Allah kelamı olduğunun delili değil ki." Ne oldu? Bir çivi söktü. Öyle mi? E daha kaç tane çivisi var? Sonsuz adet çivisi var. Yıldızları gökyüzünden söküp çakıl taşı haline yere atıp getirebilirsin. Ama Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna dair o mıhları o çivileri sökmen mümkün değil.

Bir de işin başka bir boyutu daha var. Kur'an beşer kelamıdır diyen kim? Şeytan. Biz mi diyoruz yok, benim öyle bir mülahazam yok. Kimin bu? Şeytanın. Madem iddia sahibi şeytan ne derde giriyorsun? Bırak şeytan ispatlasın bunu. İşte Üstad Hazretleri çok enteresan metotlar veriyor. Şüpheye düşürmeye çalışan oysa iddia sahibi oysa ispatı da onun yapması lazım. Ama işte biraz herhalde bu zaaf-ı iman cihetinde hemen şüpheye düşüyoruz, hemen ispatlamaya çalışıyoruz. Bir şey yapmaya çalışıyoruz. İnşallah böyle kök salmış ağaç gibi yerimizde sabit kalırız da o aynı o ağaç gibi meyve verebiliriz.

Demek ki yani bizde de bir hastalık çıkıyor ortaya değil mi? Zaaf-ı iman. Neye inandığımızı bilmiyoruz, okuduğumuz şeyin hakikatini bilmiyoruz, yürüdüğümüz yolda Peygamber aleyhisselatu vesselam ne için yürümüş yani buradaki maksatları tam bilmiyoruz. E böyle olunca da şeytan bir tane zoka atıyor altı bomboş bomboş çürük bir tane soruyla şüpheden şüpheye geziyoruz.

Böyle bir olayda ben yaşadım bir gün birisi dedi ki: "Abi" dedi "Kafamda bazı sorular var" dedi. "Olur kardeşim soralım" dedim. "Şimdi sorarsam" dedi "Buradakilerin imanı gider" dedi. Böyle çok emin kendinden bir tane aklında ne olduğu belli değil bir soru. "Sor kardeşim" dedim "Bak sorarsam" dedi "İmanınız gider" falan. "Sor kardeşim. Ben" dedim "Senin sorunla gidecek imanı istemiyorum ya." Şimdi benim senin sorunla imanım gitti. Sekeratta şeytan daha beterlerini soracak mı? Sormayacak mı? Daha beterlerini soracak, sen mi daha ustasın şeytan mı daha usta? Şeytan. E senin sorunla yıkılacak iman sekeratta şeytana nasıl dayansın. Hiç değilse biraz çözmüş olurum "Aa imanım zayıfmış" der onu kurtarmaya çalışırım. Palavra yani hep altı boş güya bir sorum var öcü gibi hepinizi mahvederim yani böyle enteresan enteresan şeyler. Buyurun devam edelim.

İşte ey şeytan senin ramına yani zıttına ehl-i hak ve insaf bu suretteki hakikatli muhakeme ile muhakeme ederler. Yani bu denilen metodu anlarlar sana cevap bile vermezler. Git bu çürük soruyla karşıma gelme. Hatta en küçük bir delilde dahi Kur'an'a karşı imanlarını ziyadeleştirirler. Senin ve şakirtlerinin gösterdiği yol ise bir kere beşer kelamı farz edilse yani arşa bağlanan o muazzam pırlanta yere atılsa bütün mıhların kuvvetinde ve çok bürhanların metanetinde bir tek bürhan lazım ki onu yerden kaldırıp arş-ı maneviye çaksın, taa küfrün zulümatından kurtulup imanın envarına erişsin. Halbuki buna muvaffak olmak pek güçtür.

Şimdi cümleye dikkat edelim. Onun için senin desisen ile şu zamanda bitarafane muhakeme sureti altında çokları imanlarını kaybediyor. Tarafsız bak diyerek nice imanları ne yapıyor? Mahvediyor mahvediyor ya tarafsız bak diyerek dinsiz bakışla baktırıyor. Dürbüne tersten baktırıyor. Dürbün hilesi dürbüne tersten bakarsan ne olur yakını görmen gerekirken uzağı görürsün. Nasıl düşüyoruz biliyor musunuz ya objektif bakın diye.

Geçen bir tane işte hani böyle unvan olunca kelimenin başında söz kıymetli oluyor ya. Gene öyle bir tanesi diyor ki; "Başörtülü" diyor "psikolog ve psikiyatr olamaz" diyor. Allah Allah! Diyor ki: "Objektif olmaz, karşısındakiyle empati kuramaz" diyor. Yakaladınız mı olayı? Başı açık olmayı norm kabul ediyor. Halbuki kapalı olmak bir tarafsa açık olmak da öteki taraftır. Öyle değil mi? Başı açık olmak objektif bakışı sağlayan bir norm değildir. Hangi hile? Aynı hile ya çok enteresan ya.

Şimdi bazıları da şöyle yapıyor objektifliği. Kendi aleminde böyle işte biz toplu bir şekilde bulunuyoruz ediyoruz ya böyle bir şeyleri muhafaza etmeye çalışıyoruz. E ne yapacaksın yani bilmem ne cinsi hayvanı olanlar bile dünyanın muhtelif yerlerinde buluşup dertleşirken böyle büyük bir derdi olanlar buluşup dertleşmeyecek mi? Kanaryanın bile vakfını derneğini kuruyorlar da yanan imanlar için insanlar yan yana gelmeyecek mi? Gelecek mecburen değil mi?

Bazıları da bu birlikte olmanın işte birileri ile hareket etmenin, sık boğaz ettiğini düşünüyor. Birlikte kalabalıklar içerisinde yani bir cemaat kültüründe bulunmanın sık boğaz ettiğini düşünenler, güya objektif davranıp bireysel bir hayat yaşıyor. Halbuki bireysel hayat yaşamaya çalışırken aslında en büyük cemaat ve topluluk olan ehl-i dünyanın bütün kurallarına uymak zorunda kalıyor. Ne oldu 40-50 kişiyle uyum sağlayamadım objektif yaşayacağım objektif tarafsızlığı var mı bunun? Yok. Nereye gitmiş oluyorsun en büyük topluluk olan ehl-i dünyanın içine girmiş ve onların kuralları ile mecburen amel etmiş oluyorsun. Bir başlasam anlatmaya, arkadaş ortamımız, iş ortamımız, güç ortamımız, aile ortamımız, topluluklarımız, "mecbur bunları yapacaksın" diye kaç tane günlük hatıra geliyor biliyor musunuz? Bu objektiflik mi? Hayır. Biri bir taraf, öbürü başka bir taraf.

Yani konu şuna gidiyor değil mi? Aslında yaşantıda bile ya ben objektif davranacağım ortada kalacağım diye bir şey yok. Niye yok? Çünkü imanla küfrün ortası yok. Onların ortası olsaydı onların uygulamalarının da bir ortası olabilirdi. Ama onların ortası olmadığından aksiyona dökülmüş. Hayatlar da öyle bireysel yaşayayım, objektif kalayım diyemiyor. Daha büyük bir topluluğun içine girip onların mottolarına uymak zorunda kalıyor. Allah Allah çok enteresan değil mi?

Üçe geçelim mi? Şimdi şeytan burada da sustu. Ümidi çok iyi. Üçüncüye geçecek. Buyurun şeytan döndü ve dedi: "Kur'an beşer kelamına benziyor onların muhaveresi yani konuşması tarzındadır, demek beşer kelamıdır. Eğer Allah'ın kelamı olsa ona yakışacak her cihetçe harikulade bir tarzı olacak." Cümleye dikkat! "O'nun sanatı nasıl beşer sanatına benzemiyor kelamı da benzememeli."

Cümle nasıl? Allah'ı övüyor şeytan. Diyor ki: "Allah'ın sanatı hiçbir beşerin sanatına benzemez. O zaman kelamı da benzememeli" diyor. En tehlikeli hile sözün yarısı doğru olandır. Yalanda da en beteri budur yani biraz eski tecrübelerinizi hatırlamaya çalışırsanız. En tehlikeli yalan, en tehlikeli iftira hangisi oluyor? Sözün yarısı doğru olan oluyor. Bak şeytan da aynısını yapmış. Diyor ki Allah azze ve celle'nin sanatı hiçbir beşerin sanatına benzemiyor o zaman kelamı da benzememesi lazım diyor. Aksine benzemesi lazım neden? Belâgat diye bir cümle duydunuz mu? Muktezayı hale mütabık davranmak demek. Edebiyatta bir sanat belagat diye değil mi? Ne oluyor? Muhatabının anlayacağı tarzda konuşmak hitabet budur zaten. Yani muhatabın anlayacağı tarzda konuşamazsan hitap etmiş olamazsın, mümkün değil yani.

Şimdi mesela bir tane öğretmen diyelim ne kadar bilgisi var? Alanı ile ilgili bir sürü bilgisi var. Girdi sınıfa talebenin anlayacağı şekilde konuşmaya başladı. Bu ne demek? O öğretmen o işi biliyor demek. Çünkü ancak bütünü bilen birisi olayı basit anlatabilir. Öyle mi? Allah Allah! Bir tane Profesör gitti bir tane çocuğu sevecek gitti yanına o çocuğun anlayacağı şekilde agu gugu diye konuşmaya başladı ne yapmış oldu bu işi bildiğini göstermiş oldu. Yoksa Profesör lisanıyla çocuğu sevse, çocuğu ağlatır en fazla. Öyle değil mi?

Şimdi Allah'ın peki bizim anlayacağımız tarzda kelamı icra etmesi ne oluyor? Tenezzülat-ı İlahi oluyor. Kur'an'ın beşerin anlayacağı kelamlarla konuşması, beşer kelamı olduğunu göstermiyor. Aksine Allah'ın Rahmetini gösteriyor. Tenezzülat-ı İlahi diyoruz buna. Ne olmuş biliyor musun? Allah kulunun anlayacağı şekilde hakikatleri önümüze sunmuş. Ne yapmış? Bize rahmet etmiş, ne ile? Tenezzülat-ı İlahi ile. Allah Allah. Gitti mi bu üçüncü hile de? Bu da gitti buyurun devam edelim.

Cevaben dedim: "Nasıl ki Peygamberimiz asm mucizatından ve hasaisinden başka." Efendimiz asm'ın çok mucizesi var değil mi? Ne için bazen kafiri ilzam için, bazen niyeti olan bitanelerini ikna için, bazen kuvveti düşmüş birilerine ihtiyaca binaen Efendimiz asm mucizeleri var. Peki Efendimiz asm'ın hayatına baktığınızda mucizelerin yüzde kaçını alır? %1. Diğer %99 ahvali kim gibi? Beşer ahvali gibi. Neden? Buyurun.

Ef'al fiilleri ve Ahval hali ve etvarında tavırları beşeriyette kalıp, beşer gibi adet-i ilahiyeye ve evamir-i tekviniyesine münkad, boyun eğer, ve muti olmuş, emre uyar. O da soğuk çeker. Elem çeker ve hakeza her bir Ahval ve Efendimiz asm aynı beşer gibi dünyanın kanunlarına Allah azze ve celle'nin adetullahına uymuş mu? Uymuş. Ne olmuş? Hastalanmış, üşümüş, zahiren savaş kaybetmiş. Neden acaba? Buyur. Her bir Ahval ve etvarında harikulade bir vaziyet verilmemiş. Ta ki ümmetine ef'aliyle imam olsun, etvarıyla tavırlarıyla rehber olsun, umum harekatıyla ders versin.

Şimdi insan aç kalsa ne geliyor aklına? "Ya Efendimiz asm da aç kalmış, karnına taş bağlamış" diyor. İnsan böyle manen nasıl bir kuvvet alıyor değil mi? Peki bir yemeğe başlayacağım nasıl uygundur dese? Var mı karşılığı? Var. Peki yemeğe oturacağım nasıl otursam uygundur? Değil mi, dizini böyle karnına düğümleyerek değil mi? Mideni böyle ufaltıyor. Nasıl başlamış? İşte üçte birini suyla, üçte birini yemekle, üçte birini havayla bırakmış Efendimiz aleyhisselatü vesselam. Ne ile peki yemeye başlamış? Tuzla başlamış Efendimiz aleyhisselatu vesselam. İlk bebek de olsa ağzına ne yapmış? İşte ağzında çiğnediği hurmayı şöyle bir eliyle sürmüş. Ya her şeyi biliyoruz ya.

Neden? Çünkü her hal bize lazım olduğundan her hale bir de rehber lazım. Allah Allah!

Şimdi hayatının yüzde biri mucize %99'u beşere rehber olabilecek örneklerle dolu. Buyurun.

Eğer her etvarında harikulade olsaydı bizzat her cihette İmam olamazdı. Az önce şunu dedik değil mi hayatının yüzde biri mucize %99'u beşere rol model olacak şekilde. Böyle olunca ne oluyor? Bir hal öğreniyoruz ya ben burada ne yapsam? "Aaa Efendimiz aleyhisselatu vesselam böyle yapmış, ben de öyle yapayım." Yüzde yüzü mucize olsaydı. Mesela Efendimiz asm her hali ayı yarmak gibi düşünün, parmağından su akıtmak gibi, orduyu doyurmak gibi düşünün. Ne derdik biliyor musunuz orada? Bir tane sünneti görürdük ya o Peygamber ben nasıl yapayım derdik. Efendimiz aleyhisselatu vesselamın hiçbir hal ve tavrına benzeyemezdik. Örnek nasıl? Muazzam değil mi? Buyurun.

Herkese Mürşidi mutlak olamazdı, bütün ahvali ile rahmetenlil alemin olamazdı. Aynen öyle de Kur'an-ı Hakim ehl-i şuura imamdır, cin ve inse mürşittir. Ehl-i kemal-e rehberdir, ehl-i hakikate muallimdir.

Yani Efendimiz asm'ın rehberliğinin öğretisi nereden geliyor? Kur'an'dan. Efendimiz Aleyhisselam'ın hareketleri yüzde 99'u o beşere uygun olacaksa, Kur'an'ın öğretileri beşere uygun olmazsa olur mu? Olmaz. Biz anlayamayız onu tatbik edemeyiz. Evet.

Öyleyse beşerin muhaveratı. Yani karşılıklı konuşma ve üslubu tarzında olmak zaruri ve kat'idir. Neden? Devam.

Çünkü cin ve ins münacatını ondan alıyor? Nasıl kurtuluş isteyeceğiz? Nasıl dua edeceğiz? Biz bunu Kur'an'dan öğreniyoruz. Evet, duasını ondan öğreniyor, mesailini onun lisanıyla zikrediyor, edeb-i muaşereti ondan taallüm ediyor ve hakeza.

Biz anne babaya nasıl davranılır onu bile Kur'an'dan öğreniyoruz. Peki benim anlayacağın şekilde Kur'an bana hitap etmeseydi anlamak mümkün olmazdı. Evet.

Herkes onu merci yapıyor. Şimdi örneğe dikkat edin. Öyleyse eğer Hazreti Musa Aleyhisselam'ın Tur-i Sina'da işittiği kelamullah tarzında olsaydı. Beşer bunu dinlemekte ve işitmekte tahammül edemezdi ve merci edemezdi. Kelamullaha yani Allah azze ve cellenin birkaç kelamına, Hz. Musa dayanamamış, düşmüş bayılmış değil mi? Tur-i Sina'da. Allah Allah şimdi Allah'ın yarattığı güneş 20 milyon santigrat derece, yarattığı eser bu kadar kuvvetli ise kelamının kuvvetini düşünebiliyor musun? Önce git güneşe sarıl, sonra dayanabilir gücün yeterse de ki ben Allah'ın kelamını bizzat şu şekilde de duymak isterim.

Hazreti Musa aleyhisselam gibi bir ulülazm ancak birkaç kelamı işitmeye tahammül etmiştir. Musa aleyhisselam demiş: "Senin kelamın böyle midir?" Allah buyurdu: "Ben bütün lisanların kuvvetine malikim" yaaa.

Şimdi dördüncüye geçiyor. Evet. Şeytan yine döndü dedi ki. Bak hiç duruyor mu? Durmuyor değil mi? Nasıl ümitvar? Muazzam. Ümitvar hiç pes etmiyor. Hiç pes etmiyor. Demek ki susmayacak şu dersten çıkınca da şu dersin içinde de gece uyurken de hep zihnimizden bizi Kur'an'dan uzaklaştıracak bir şey söyleyecek mi? Söyleyecek.

Sahabeye biraz daha bu adama benzetmesem iyidir diyecek mi? Diyecek. Şeytan her zaman "Haydi gel içelim. Haydi gel hırsızlık edelim. Haydi gel şöyle kumara gidelim." demez. Bazı adamlar artık bu kapıyı kapamıştır. Yapmaz değil mi? Benim öyle tanıdığım ahlaklı arkadaşlar var adamı öldürsen canını da alsan belli başlı şeyler artık yaptıramazsın. O kapılar kapanmış şeytan bununla uğraşmayacak mı? Uğraşacak.

Ne yapıyor şeytan? Bu adama iki tane doğrudan daha az olan doğruyu seçtirecek. "Hadi bol bol kitap okuyalım" diyecek tam oku Allah'ı tanıyabildin mi? Hayır. Allah marifetim artmadı o zaman kandırıldı ama çok kitap okudum okyanusta çok yol yapmak limana varmak demek değildir.

"Hadi Allah için bir şeyler yapalım." Ne yapalım? "Ölene kadar ticaret yapalım." Allah'ı tanıma durumu nasıl? Eksik kaldı. Çalışmak nasıl? Eksik kaldı. Nefsinin hilelerini anlayabildin mi? Mesela tuvalete girip temizleyebildin mi? Nefis ondan ne diyor? İnsanlara çay dağıtabildin mi yoksa yok ben patron olursam Allah'ın kuluyum mu dedi? Hep varlık içinde mi kulluk ettin yoksa yoklukta da yok canım ben Allah'ın her türlü kulu olurum dedin mi? Bunları anlayabilecek bir atmosfere bir imtihana soktun mu kendini? Yok sokmadım. Kendinle baş edemedikten sonra ama Ramazan'da koli vereyim iftar zamanı iftar dağıtayım, bu yeterli oluyor mu? Olmuyor kötü bir şey mi yaptın yok kötü bir şey yapmıyor. Sevaptır Allah'ın vereceği bir iş. Ama

Ne yapıyor? Daha üstte yapılabilecek bir şey varken daha altta tutuyor. Mesela bazen böyle sizin gibi güzel hizmetlerde bazıları gecesini gündüzünü veriyor ki birilerinin imanı kurtulsun, başkaları da diyor ki ya bu kadar olmaya gerek yok. Ben bir ortada kalayım. Ne yapayım diyor? Dost olayım diyor. Kardeş olayım diyor. Ne oldu daha azını seçtirdin mi şeytan? Seçtirdi. Kur'an'ın manasından bir damla ile yapabileceğin yaklaşabileceğin ihtimal ve istidat varken geriye alan kimdir seni? Şeytandır. Bu sözü ister zihninden gelsin. İster yanında meşveret ettiğin birinden gelsin, seni uzaklaştıran bizzat şeytan. Demek biz daha şeytandan gelip gelmediğini anlayabilecek altyapıya bile maalesef sahip olamıyoruz.

Üstad Hazretleri bir yerde diyor ki: "Risale benim şeytanımı teslim aldı" diyor. Cümleyi anladınız mı? O kadar hakikati almış ki Üstad Hazretleri. Her kapıyı o kadar fazla kapıya bilmiş ki, nefsini zincirle bağlamamış, ikna etmiş. "Bu yol kapalıdır. Bu yol kapalıdır. Bu yol kapalıdır. Bu yol kapalıdır." Demek ki iman eden bir adamın nefsi ikna olması gerekiyor. Nefsi hala ikna olamamışsa gemi azığa almış, azı dişine almış at gibi. Kontrolü eline alan bir nefsin idaresinde devam ediyorsa, demek ki bizim altyapımızda hala sorun var demektir.

Madem mübarek altyapında sorun var. Bunu da fark ediyoruz derste, konuşmada, meşverette, halen neden mücadele etmiyorsun? "Bu dersleri alayım, mucibince tatbik edeyim, yavaş yavaş kademeli bir şekilde şu nefsi ezeyim. Yoksa bu ahirette başıma bela olacak." Ya kibirli bir şekilde olursa? "E ben biliyorum ki kibirle iman aynı bünyede bulunmayacak. Ya ben öldüğümde kibrini terk edemez de imanını terk etmek zorunda kalırsam ne olacak benim halim?" diye? Bari bunları anlayalım da bunlara bir adım atalım.

Bakın ileride neden Kur'an bütün dünyada hakim olacak biliyor musunuz? Ruhun bu hakikatlere çok ihtiyacı var. Birazcık o atın hayatından, atın yediğini yedim, gittiğini gittim, gezdiğini gezdim, oradan biraz kurtulsak, yukarılara bir çıksak; namazın içinde bir lezzet var, muhabbetin içinde bir lezzet var, sahabe gibi Allah'a hizmet etmenin içinde bir lezzet var, bir şöyle kafamızı sudan çıkarıp, "Oh!" diye bir o nefesi alsak var ya. "Ya beni bir daha döndüremezler buraya" diyeceğiz. Bir böyle bir adım çıksak diyeceğiz.

Şimdi o kadar çok insanın buna ihtiyacı var ki. Çünkü kalpleri, fıtratları, vicdanları "Ebed! Ebed!" diye o kadar çığlık atıyor ki. O yüzden ileride Kur'an'ı bir keşfedebilseler, biz inşallah bir vesile olabilip keşfetsek. Hiç kimse Kur'an'ın bu hakikatlerine, bu mucizelerine, bu inanılmaz efsununa lakayıt kalamayacak. Bizim Kütahya'daydık, orada bir arkadaşımız var, böyle Kenya'da, yurt dışında, Afrika ülkelerinde falan hizmet ediyorlar. Allah razı olsun. Kenya'da bir olay yaşamış, onu anlattı. Dedi ki: "Mehmet abi" dedi, "Kenya'da" dedi, "bir arkadaş var" dedi. "Ee" dedim, "arkadaş bizim videoya denk geliyor YouTube'da. Anlamıyor ne anlattığımızı ama böyle artık mimikler mi, ses tonu mu, bir şey adamın dikkatini çekiyor, gidiyor bir arkadaşına 'Ya' diyor, 'bu ne?' diyor. 'Bana bir tercüme etsene' diyor." Kenya'da arkadaş da bizim videoyu anlatıyor. Onun anlayacağı lisanda bu adam iman etmiş, nurlarla tanışmış. Şimdi onların medreselerinde hizmet ediyormuş. Şaka gibi değil mi? Allah sizden razı olsun, sizlerin hizmeti bu ama böyle ufacık bir aksiyonda bile nerelere kadar gidiyor ya.

Başka bir arkadaşımız var. Adana'da yardım faaliyetlerinde. Allah razı olsun. Böyle yani bel fıtığı ameliyatı oldu, kalktı gene yardıma gitti. Yani öyle öyle. Alışmış, lezzeti almış ya, lezzeti almış, bel fıtığı ameliyatı oluyor. Birkaç güne gidiyor Afrika ülkesine. Ya lezzeti almış, lezzeti. Diyor ki: "Ya bu cesede bakmak lezzet değil. Ruhun içinde bir lezzet var, bildiğin gibi değil." Onu keşfetmiş. Geçenlerde Burkina Faso'ya gitmiş. "Mehmet abi" diyor, "orada gittik" diyor, "bir arabaya bindim, baktım arabadan sizin sesiniz geliyor" diyor. Bizim videolar. Allah Allah! "Bir döndüm baktım" diyor, Hamza isminde siyahi bir arkadaşı var. Demiş ki: "Ya Hamza" demiş, "sen dinliyor musun?" demiş, "Hayalhanem'i biliyor musun?" demiş. "Bizim burada bilmeyen mi var, ne diyorsun sen?" demiş ya. Burkina Faso neresi ya? Aç harita, ben gösteremem yani adını söylemek için antrenman yaptım, yani bilmediğimiz yerlerde bu hakikatler nasıl ulaşıyor ya? Bir değil, iki değil ya, Azerbaycan'dan, Orta Asya'dan, Ortadoğu'dan, Avrupa'dan, Amerika'dan ya bir yazanlar var, aklınız hayaliniz şaşar ya.

"Şöyle hayatım vardı" diyor, "başka dine mensuptum" diyor, "inançsızdım, ateisttim" diyor, "iman ettim" diyor. Bir tane Amerika'da arkadaş var, dilimizi konuşamıyor doğru düzgün. "Abi merhaba canım" böyle konuşuyor, konuşamıyor, onu bile videolardan öğrenmiş ve bunun hidayetine vesile olmuş bu dersler. Yani biraz daha amel etsek ne olacak? Varsın dünyada biraz başkalarına kalsın, biraz daha şu işlere koştursak ne olacak, o yüzden ileride bütün beşerin bu hakikatlere öyle bir ihtiyacı var ki. Kur'an'ı bir tanısalar, o atın üstünden bir inse süvari. O kontrolü bir eline alsa göreceksiniz neler olacak, neler olacak, bildiğiniz gibi değil. Bakın en son şu sözlerle bir kapatayım.

Meşhur bir Arap şairi Kur'an için ne demiş biliyor musunuz? Şimdi Mekke'de müşrikleri düşünün. Mekke'de 10 bin nüfus var, Efendimiz aleyhissalatü vesselam ve iman edenler bir avuç insanlar değil mi? Ama o bir avuç insan öyle hakikatleri anlatıyorlar ki hiç kimse lakayıt kalamıyor ve onların geçim kaynağına, başka kaynakların her birisine balta vuruyor. Meşhur bir Arap Şair şu cümleyi demiş o dönemki Müşrikler için bak: "Muarazayı bil huruf mümkün olmadı, Kur'an'ın kelamıyla cümle cümle baş etmek mümkün olmadı." Bir Müseylemetü'l-Kezzap diye bir tanesi çıkmış, onunla da dalga geçiliyor şimdi. "Muharebe-i bissüyufa mecbur oldular." Yani Kur'an'la kelami olarak baş etmek mümkün olmadığından, neye sarılmışlar? Kılıca sarılmışlar. İşte Kur'an'ın kelamındaki kutsiyet böyle.

Ah bir sinelerle buluşsa, ah bir kavuşsa görün nasıl cennet asa bahara dönecek, nasıl dünyanın dört bir tarafında çiçekler açacak. İnşallah Allah o günlere gelince bizi de kullanır. Şimdi verdiği kabiliyetleri dünya için kullanıp ahiret içinde böyle görmezlikten gelirsek, inanın biraz sıkıntı çıkabilir. Yapalım yani bizim sermayemiz ömürdür. Ömür zaten Allah'ın olan parayı tutup da başka bir yere verdiğimizde bu iş bitmiş olmuyor. Sendeyken kimindi? Allah'ın. Verince kimin? Gene Allah'ın. O değil, o değil. Sende asıl verdiği sermaye ömür sermayesi, inşallah onu kullananlardan oluruz.

Sübhaneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke entel Alim'ül-Hakîm. Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn. El Fatiha maassalâvat... Ömür sermayesi çok önemli, "Kabiliyeti ben verdim. Benim yolumda kullanacaksın" diyor. Şimdi ne verdiyse tespit etme zamanı. Ne verdi o kabiliyet? Hepsi organize mi, dil mi, duruş mu? Hepsi bir kabiliyet. Ne verdiyse onun yolunda kullanma zamanı, yoksa benim anladığım kadarıyla pek razı olunmuyor bu işte. Dikkat edelim yani.

Dersin devamı da var, bayağı da çok hoş yani şeytanla münazara devam ediyor bu şekilde, kalanını da okursunuz diye burada bıraktım dersi. Gezegenler bile bir aradayken tek olduğunu düşünüyorsan, koskoca evrende bu kanal tam sana göre. Bu video YouTube kazanında kaybolmadan senin gibi başkalarına da ulaşabilmesi için desteğe ihtiyacı var. Her abone bir kırgın yüreğe daha ulaşmayı sağlayacak. Beğen, abone ol ve yorum yapmayı da unutma. Siz de Hayalhanem İstanbul ve diğer tüm projelerimize destek olmak için buradaki linke tıklayarak online bağışta bulunabilir veya aşağıdaki iletişim numaralarından bizlere ulaşabilirsiniz.