Transcription
İstanbul okulundan herkese merhaba sevgili seyirciler. Bugün Fatır suresi bağlamında varoluşsal boşluk hakkında konuşacağız. Konuğumuz Profesör Doktor Şaban Ali Düzgün.
Merhaba hocam. Merhaba hocam. Bugün Fatır suresinde geçen bir ayet bağlamında sizinle konuşmak istiyoruz. Ey insanlar, siz Allah'a muhtaçsınız diyor. Buradaki muhtaçlık aslında fakır kelimesiyle de geçiyor. Türkçede de kullandığımız fakir kelimesi bağlamında. Biz bunu genelde olumsuz anlamda görüyoruz. Fakirlik, eksiklik, yoksunluk, yoksulluk gibi karşılıkları var. Ama siz farklı bir bağlamda değerlendiriyorsunuz. Varoluşsal boşluk gibi de bir başlık koyduk bu bölüm için. Ne dersiniz? Nasıl tanımlıyorsunuz bu kelimeyi? Ne ifade ediyor?
Eyennas ey insanlar ilallah. Ayeti kerime bilinen bir ayet aslında. Siz Allah'a muhtaçsınız. Türkçede kullandığımız kelimelerin Arapça kökleri bazen Türkçede kullandığımızdan farklı bir içeriğe sahip olabiliyor ve bu bizi yanıltıyor. Fakır kelimesi bunlardan bir tanesi ve Türkçede kullanıyoruz söylediğiniz gibi. Fakirlik ne ifade ediyor?
Eksiklik yoksull. Yani mal, mülk yoksulluğu, maddi imkanların olmayışı anlamında yoksulluk. Dışa döndüğümüzde yoksulluk olarak gözüken şey. İçe döndüğümüzde yoksun. N ile yoksunluk?
Sahip olmamız gereken şeylere dış dünyada sahip değilsek, evimiz yoksa işte arabamız yoksa imkanlarımız yoksa vesaire. Bu dış dünyadakine yoksulluk diyoruz. Tamam. İç dünyamızda olmayanlara ne diyoruz ona? Yoksunluk diyeceğiz. Ve bunu varoluşsal bir yoksunluk. Dışarıdaki bazı yoksulluklarımızın kaynağı da içerideki bu yoksunluk içimizde olan boşluk dışarıya bir şekilde taşamıyor. Yani içeri için boş. dolu olması lazım ki tıpkı bir bardağın taşması için dolu olması gerekiyor. Bir insanın dışa taşabilmesi için hem varlık anlamında dışa taşması hem başkalarına kendini gösterebilmesi, bir kayda değer yaşam sürebilmesi. Bunu sıralayın, çoğaltın. O insanın önce içindeki bu fakirlikten kurtulması lazım. Bu fakir peki ifade nasıl geçiyor? Entemül fukara. Nasıl doldurayım ben bunu? sorusu geldiğinde merceği kaynağı gösteriyor. İl Allah. Bunu ancak kendi dünyanızın dışında maddi olmayan, geçici olmayan, sizin gibi bir sürekli dayanağa ihtiyaç duymayan bir varlığa, Allah olarak adlandırdığımız bir varlığa ancak dayanarak bu boşluğu giderebilirsiniz, doldurabilirsiniz. ki bunu en temel iki kategori ki yani şöyle diyelim bir insanın yaşamma tutunması için en temel kategori nedir derseniz bana güven derim.
Niye güven diyorum? Bir çocuğun annesiyle ilişkisine bakın. Güvendiği bir varlığa değil mi? En güvendiği varlığa sürekli yaslanır. Farkımız yok. Bir çocuğun anneyle olan ilişkisini ta çocukluğundan ileri yaşlarına kadar gözlemleyin. İnsanın Allah'a olan ilişkisi aynıdır. İnanınız bu dayanma ve güven kategorisi. İkinci kategori nedir derseniz benim sürekli konuşmalarımızla beraber işte bu sene de geçen sene de yaptığım şey ben özgürlüğü, bağımsızlığı çok önemsiyoruz. Özgür ve bağımsız. Yani Allah yarattığı varlığa özgür irade vermek suretiyle onu nasıl bir varlık yarattın diye sorsanız Allah'a şunu size söyleyecek. Özgür bir varlık yarattım. Öyle bir özgürlük ki beni tanımama hakkı bile o özgürlüğün içerisine verilmiş. Bu kadar. Bu iki kategori nerede geçiyor? Elhamdülillahi rabbil alemin. Errahmanirrahim. Maliki yevmiddin. İyyake nabudu ve iyyake nesta. İki kategori burada var. iyyake nabudu sadece ve sadece sana ibaret ederiz. Bu özgürlüğün ve bağımsızlığın en yüksek perdeden ifadesidir. Şimdi bakar mısınız? Başkasına bağımlı olma, başkasına kul köle olma, başkasının madunu olma asla benim kitabımda yazmaz diyor. Niye? Sadece bir varlığa ben bunu yaparım. O varlığa yapabilmem için de o varlığın nasıl bir varlık olması lazım? Düşünün. İnsan nasıl bir ego? Allah aşkına yani Allah'ın insana, mümin insana verdiği egoya bakar mısınız? Elhamdülillahi rabbil alemin. Bir defa benim bağımlı ve bağlı olabileceğim varlık ancak alemlerin rabbi olursa bu kadar büyük olursa maliki yevmiddin din gününün, hesap gününün bütün hesapların bütün muhasebelerin yapıldığı günün yegane sahibi olursa ancak o zaman diyor ya şimdi bakar mısınız? Dolayısıyla sıradan benim gibi bir insana efendim bir adını otorite kendinde otorite vehmeden herhangi bir insana ben bağlı olacağım. Sürekli eee düğmelerim ilikli gezeceğim. İki büklüm gezeceğim. Mümin insanda asla bu karakter olmaz. Hı.
Bu birinci kategori iyake nabudu bağımsızlık ve özgürlük kategorisidir. İkincisi ve iyake nestin bir dayanışma, bir istiane, bir yardım talebi olacaksa da bu sana yönelir. Şimdi iki kategori güven kategorisi, dayanma kategorisi ve özgürlük kategorisi. Şimdi bu ikisi insanın içerisindeki varoluşsal boşluğu doldurmak için en güçlü iki temel. Şimdi bu iki temeli koyduktan sonra yavaş yavaş sizi dara sokan, sizi zorlayan o yoksunluk halini. Çünkü yoksunluk gerçekten boşluk bir felakettir. Şöyle düşünelim. Birinci boşluk şöyle düşünelim. Yaşadığım dünya anlamsız kardeşim. Yani şurada bir bankta oturduğunuzda gerçekten bir parka oturun ve bir bankta durun. Yanda gözlemlediğiniz ağaç 400 yıllık, 300 yıllık. Diyorsun ki, "Vay be! Bir ağaç benim gibi 56 nesli gömdü. Ya şu ağaç kadar değerim yok ya. Şu ağaç kadar değerim yok. Şu bina, şu gördüğüm bina 100 yıllık. Vay be! İki nesli gömdü. Bu nasıl bir dünya yahu? Allah aşkına dünyanın en şerefli en eşte kendi yüzü suyu hürmetine her şeyin yaratıldı dediğim varlık geçicilik konusunda şu gördüğüm maddi nesnelerden daha geçici. Bu seni rahatsız eder mi? Eder. Bu insan rahatsız eder. Dolayısıyla evrene bir anlam atfetmekte zorluk çekmenin yarattığı boşluk. İkincisi ya bir insanın bir gaye, bir amaç yoksunluğu. Neye çalışıyoruz? Neye gayret ediyoruz? Yani her gün kalkıyorsun sabahın köründe işe gidiyorsun. Akşama kadar çalışıyorsun, akşam geliyorsun. Bu tekrar eden bir rutin. Sürekli tekrar. Eğer tekrar eden rutine insan bir anda müdahil olmazsa gerçekten bu tekrar eden rutine döner ve Kur'an-ı Kerim buna bu döngüye, bu kısır döngüye mesülat yani birbirini tekrar eden kötücül anlar >> anlamını veriyor. Şimdi bakın bu kriz buradan nasıl çıkacaksın? Eğer dayanacağın çok güçlü bir varlık fikri, güveneceğin çok güçlü bir varlık fikri varsa bu senin dışına çok yüksek bir ben olarak taşıyor. Şimdi bu peki ne getirir bu? Bunu irtibatlandırdığımız çok ilginç, enteresan Kur'an-ı Kerim cimri olan buhul yani bahil Arapça cimri demek ve Allah'ın sevmediği insan sınıfları arasında cimri geçer. Cimri insanların cimriliğinin sebebini Kur'an-ı Kerim onların fakirliklerine bağlıyor. Diyor ki fakirsiniz kendinize fakirsiniz. Fakir olduğunuz için ayeti kerimeyi size buradan hatırlatayım. Ha ent yani insanlar için infak edin. İnsanlık yararına infak edin denilen kimseler adamlar ne diyorlar? Cimrilik ediyor bunlar diyor. Cimri yani asla insanlar insanlık yararına bir kuruş vermez bu adamlar. Neden? Ve men yebal nefsihi. Adamın cimriliği kendi içindeki cimrilikten yani oradaki boşluktan, fakirlikten kaynaklı içini dolduramadığı için bir Allah düşüncesi yok. Allah'ın yarattığı kullar düşüncesi yok. Yapıp edeceğini yöneleceği bir amaç, daha büyük bir amaç düşüncesi yok. E şimdi içi fakir olunca bu adam dışarıda cimri olup çıkıyor.
Yani içerideki boşluğu doldurmak için dışarıdan sürekli almak peşinde ve vermek de aslında içindeki yoksunluğa karşı bir müdahale gibi görünüyor. Hiçbir şekilde vermemeyi tercih ediyoruz. Yani veremeyişini içindeki boşluğa ve yoksunluğa bağlıyor. Yani dışarıdaki yoksulluk hem kendi yoksulluğu hem de başkasına dokunamama yoksulluğu.
Kur'an-ı Kerim'in ayette cimrilik edenin cimriliği kendi doğasındandır. Yani adam istese de veremiyor. Var böyle bildiklerimiz. İstese de veremiyor. Niye veremiyor? Cebinde akrep var dediği. Niye veremiyor? Allah yolunda harca dediğin zaman Allah yolunda harcamak ne demek? Bir insana, ha yapmak, başkasına yardımda bulunmak. Tek kelimeyle ihtiyacı olan bir insanın ihtiyacını karşılamak. Bu kadar basit ihtiyaç karşılayacaksın.
Aslında bu da ilahi bir eylem sonuçta. Çünkü biz biz de Allah'a muhtacız. Allah bizim ihtiyaçlarımızı karşılıyor. Senin benim üzerimden karşılıyor bu ihtiyacı. Dolayısıyla şimdi diyor ki ama bazı insanlar böyle bir şeye çağrıldıkları zaman ah yok karşılığı yok. Hı hı. Cimrilik yapıyor ve o cimri olan insanları kendi gfran sofrasına Allah hiçbir şekilde oturtmuyor. Peki neden bu kadar ağır bir durumda tanımlıyor bunları Kur'an-ı Kerim? Ya sebebi diyor çünkü ve men yebhal cimrilik yapan kişi yebal an nefsihi ya kendi nefsi kendi varoluş durumu adamın fakir ya içinde boşluk var. O boşlukta peki boşluk neydi? Onu dış dünyaya taşıracak değerler orada yer tutamamış. Önce oraya bir çalışmamız lazım. değer dünyasını onun işte siz Allah'a muhtaçsınız >> derken değeri nasıl eee hangi temelde inşa edeceğimiz bir değer skalasından bahsediyoruz derseniz cevabı açıktır. İlahi olana, metafizik olana bu dünyanın sınırlarını aşan bir çok sonsuz bir aleminle irtibatlandırılmış olmanın getirdiği büyük bir değer. Şimdi içimizdeki yoksunluğu, boşluğu giderdiğimiz zaman, içimize döndüğümüz zaman, eee, o bir taşmayla beraber dışarıdaki yoksulluğu da fakirliği giderecek ve eee, dışarıda da bir zenginliğe dönecek gibi bir şey anladım burada hocam. Bir yandan da ama hayatında bir gerçekliği var. Yani ekonomik kriz var. Eee, açlık var. Hepimiz açlık, yoksulluk sınırının altındayız. Hani özgür olmaktan bahsediyorsunuz. Evet. Allah bizi özgür kullar olarak yarattı. özgür bireyleriz ama işte kapitalist sistemin kölesiyiz hepimiz dediğiniz gibi sabah kalkıp işe gidiyoruz akşama kadar çalışıyoruz. Bu döngünün, bu ritinin içinden çıkmak, eee, döngüyü kırmak bir şeylere vesile olacak diyorsunuz ama aynı zamanda da, eee, çıkabileceğimiz bir fırsat alan da yaratılmıyor. Yani bunu kendi kendimize yapabilmemiz için de sistemsel de bir sorgulamaya dönmek gerekiyor.
Yani bunların eee, dile getirilen eee, hakikatler bunlar sizin söylediklerinizde yaşadığımız dünyanın gerçekliği. Şimdi mesela Kur'an'ın kullandığı infak kavramı, sadaka kavramı, zekat kavramı, bunların her birinin bağlamı farklıdır. Şimdi diyelim zekat kavramını İslam'ın ilk dönemlerinde bildiğiniz zekat verilecek sekiz gruptan bahsediyor Kur'an-ı Kerim. Ve bu sekiz grubun eee devlet eliyle organize edilmiş bir mekanizma, bir sistem üzerinden işlediğini gördüğümüz için anlıyoruz. Zekat ilk dönemlerde vergi olarak çalışmış. Şimdi zekat vergi midir değil midir? O tartışmaya gerek yok. İnsanlar vergisini veriyor. Ama bu zekat yerine geçer mi? Geçmez kardeşim. İnsanlar vergisini verecekler, veriyorlar. Ama onun dışında biz imkanımız el veriyorsa, kimse kimsenin boynuna basmıyor. İmkanımız el veriyorsa insanlara yardımcı olma ve onların ihtiyaçlarını giderme, kardeşlerimizin ihtiyacını giderme bizim için Allah'ın bir talebidir. Yani ben vergimi verdim. Eee yani öyle bir şey değil. Bütün dünyada böyle çalışır. Sosyal refah denilen ayrı bir kavramımız var bizim. Refah vergi denilen ayrı bir kavram var. Dolayısıyla infak dediğiniz şey bunların üst en üst kelimesidir. İnfak kelimesi yani sadaka insanların insanlığa sadakatinin göstergesidir. Allah'a sadakatinin göstergesidir. İmkanınız el verdiği kadar verip hiyerarşik olarak üstte durma. Kur'an-ı Kerim ve lizzekati failun. İnsanlar zekat vermek için çalışırlar diyor. Yani zekat almak için değil. Zekat verilecek hiçbir kimsenin bulunamadığı bir toplum mükemmel, ideal bir toplumdur. Hiçbir fakir, hiçbir muhtaç kalmasın. E Kur'an'ın hedefine bakın. Herkes zekat verecek durumda olmak için çalışır. Bakın çalışmayı motive ediyor. Böyle bir a söylediğiniz doğru bir sistem fikri var ve şu anda gittikçe insanları gerçekten kıstıran >> hem devletler adına bu kapitalist üretim tüketim süreçlerinin bir hegemonya kültürü üzerinden yürüdüğü fark edildiği için gittikçe fark ediliyor. Burada detaya konuşmamıza gerek yok ama rezerv parasıyla eee size tahakküm eden burada yaptığınız her bir alışverişin anında kartla eee oradan payını Amerika'da eee alan bankaların yattığı yerde senin benim cebimden para tırtıklayan bir sistemin kapitalist sistemin getirdiği sıkıntılar var. Bu sistem fikri, bu çalışıldığı zaman bunun eksiklikleri bütün dünyada şu anda sesler yükseliyor. Yani eskiden maddi kolonyal sömürü sistemleri vardı. Adamları aranızda gezerken görürdünüz kolonicileri. Şimdi aranıza girmeden sistemle tırtıklıyorlar insanların eee varlıklarını. Bunun bunun farkında olmak ve bu sistem üreten insanların buna bir çağrı üretmesi mümkün. İmkansız hiçbir şey yok. Benim temel felsefem şu: Bir şey doğruysa mümkündür. Yapılabilir. Dolayısıyla sizin serzenişiniz kesinlikle doğru. Ama bu bahsettiğimiz bir şeye dikkat çektim. Yani e varoluşsal boşluk dediğimiz şeyin insanın bu yaşamda tuttuğu yeri çok dayandığı, güvendiği çok büyük bir güç. Mesela ilahi olan güce dayandığın zaman >> karşı çıkamayacağın bir emperyal, bir kolonyal sistem olamaz. Onu söylüyorum.
Ya insanlar bu anlamda kendini kötü hissetmezsin. Neden? Sürekli rutinin içindeyim, işe gidip geliyorum, kendime dönemiyorum, içimdeki yoksunluğu gideremiyorum gibi bir boyuta gelmemesi için diğer taraftan hani bu gerçeklik sistemin de bir parçası olduğumuzu hatırlatmak istedim sadece. Yoksa hani ideal olanı konuşuyoruz burada.
Yine de yine de insanların yani bu rutin içerisinde mesela biz beş vakit namazımızı kılıyoruz. Aslında o fakrı, içimizdeki boşluğu doldurmaya yönelik nefes alma hamleleridir bunlar. Ya mümkün olduğu kadar zamanı bölmek suretiyle ne kadar çok bölerseniz zamanı o kadar çok kontrol edersiniz. Beş vakit ben bölmek suretiyle kendime vakit ayırıyorum. Yoksa rutinin içerisinde kaybolup sıradanlaşıp gidebiliriz. Ya bunu aynı zamanda bir mesaj da vermiş olalım. O ibadetler eee kendimiz ayırdığımız vakitler bu bahsettiğimiz eee mekanizmayı parçası yapıldığımız mekanizmanın dışına çıkıp nefes alma anlarıdır.
Bunu nasıl yapacağız sorusunun da aslında cevabı olmuş oldu. O küçük pratiklerde ibadetlerimizde bu eee durumun bir parçası aslında. Çok teşekkür ederiz değerli yönek. Rica ederim. fakrımız eee bir an önce hem içteki farkımız hem dıştaki farkımız bir an önce inşallah >> bu farkındalıkla ortadan kalksın dileyelim.
Sevgili seyirciler varoluşsal boşluk hakkında konuştuk bugün. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Hoşça kalın.