Transcription
Yine firkat narına yandı cihan.
Hasrete gitti mübarek Ramazan.
Nuruyla bulmuştu alem yeni can.
Fırkata gitti mübarek Ramazan.
İndi Kur'an sen de ey nuru güzel.
Leyle-i kadrinde ey kadri güzel gitti ey tahlilü tekbiri güzel.
Elveda gitti mübarek Ramazan.
Gah-ı tesbüh senavu zikrile gah-ı tahmidu dua ve şükr ile.
Can bulurdu mürde diller nur ile hasrata gitti mübarek Ramazan.
Bu yay bu ay işre bağlanır dedi resul.
Cinu şeytan etmeye asla fuzul.
Hep dualar bunda olurdu kabul.
Firkata gitti mübarek Ramazan.
Cem olup hakka münacat edelim.
Nuri Kur'an ile doğru gidelim.
Bilmedik kadrin niyazi nidelim.
Pek yazık gitti mübarek Ramazan.
Kıymetli dostlar, şiirin ve fikrin aziz takipçileri. Yine bir cumartesi akşamı 14 Mart 2026 mübarek Ramazan ayının son canlı yayınında YouTube kanalımızda zirve şairlerimizden şiirler programımızda sizlerle birlikteyiz.
Sesin, sözün ve hayatın tanıklığını kayda geçiriyoruz. 21. yüzyıl Türk edebiyatının yaşayan değerlerini, onların hikayelerini, düşünce dünyalarını, hatıralarını kayda geçirerek gelecek zamanlara emanet etme gayretindeyiz.
Bu akşam konuğumuz hayatı edebiyatla kavrayan, öykülerini yaşayarak yazan, yazma enerjisini düşüren ortam ve insanlardan uzak duran, bizim coğrafyamızın hikayelerini kelimelerle yeniden kuran bir isim. Kıymetli hocamız Dilek Altunda hanımefendi. Hocam hoş geldiniz. Sefa getirdiniz.
>> Cafer Bey teşekkür ediyorum. Hoş buldum. Eee programa katılan, izleyen eee değerli izleyicilerimiz de hoş geldiler.
>> Evet. Çok teşekkürler.
>> Güzel bir karşıland.
>> Evet. Bizim >> güzel bir karşılandı.
>> Eyvallah. Eksik olmayın. o eee birbirinden kıymetli konuklarımızın varlığının ortaya koyduğu bir eee sesleniştir ve neticede biz bir tanıklıktan bahsediyoruz. Dolayısıyla Dilek Hanım'la biz bir ekran aracılığıyla da hiç yüz yüze gelmesek de ekran aracılığıyla yayından 3 dakika önce karşılaşmış olsak da eserleri, duruşu, eee, yazdıkları, yazdıkları üzerinde yazılanlar eee ve eee yine başka mecralarda yaptığı konuşmalar üzerinden duruşunu, bu coğrafyaya, bu topraklara ait oluşunu bizim Bizim hikayelerimize ne kadar da muhtaç olduğumuz bir dönemde bana hikaye anlatma denilse de o hikemi hikayelerine ne kadar da muhtaç olduğumuz böyle bir ortamda sizlerin varlığı elbette bizim için önemli ve her bir program yeni baştan bu ülkenin yeni bir kıymetini keşfetmenin ve gücümüz nispetinde daha farklı insanımızın istifadesine sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
Hocam bunları konuşacağız program boyunca ama Niyazi-ı Misri'nin eee eee bir nevi elveda Ramazan şiiriyle açtık. Aslında hayata da el veda ediyoruz. Her gün, her dakika, her lah ve Ramazan ayının da sonuna geldik. Son programını gerçekleştiriyoruz. Eee, evet. bir eee hikayeci gözünden, bir öykücü gözünden, bir birey gözünden direkt Altındağ açısından Ramazan neyi ifade ediyor? Ve dolayısıyla eee Ramazan' da sözlerle açalım ve sonra sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğiz veya başlayacağız.
>> Evet. Ramazan e hepimizin eee çok kıymet verdiği ve eee bir yıl boyunca dört gözle beklediğimiz bir eee misafirimizdi ve eee kısa bir süre misafirimizdi. eee Ramazan ayı boyunca eee belki eee etkin bir edebiyat ortamlarında bulunamadık ama eee bu ay sadece tabii eee nefsimizi eee temizlemek için değil sadece işte oruç tutmak ya da işte akşama kadar aç kalmak için durmadık. Eee maneviyat eee anlamında da eee birçok şey kazandık diye düşünüyorum. Eee, yani bu sadece, eee, bize değil, eee, yaşadığımız topluma da sirayet etti sanki. Eee, bu toplumsal olayların eee, şiddeti olsun ya da, eee, televizyonda gördüğümüz o, eee, bazı hani şeytanlar zincire bağlandı denilir ya. >> İşte böyle bir ay yaşadık. benim için güzel bir atmosferdi. Eee her şeyden önemlisi eee sağlıklı eee bir Ramazan geçirdim. Eee yani manevi aleme eee daha çok eee ağırlık verdim diyebilirim.
>> Evet. Eee tabii ve neticede de bu mübarek ayda inşallah her birimiz hem kazandığımız e güzellikleri, iyilikleri koruyarak bütün bir ömre onu taşıma eee basireti eee veya duyarlılığına eee inşallah erişmiş oluruz. Bu yönüyle de son derece kıymetli ve önemli. eee umut ederiz ki biz izleyenlerimiz her birimiz eee gerçek anlamda önemini idrak ederek bu ayı idrak etmiş olalım ve bu ayda affa, mağfirete ve tüm yüklerinden, günahlarından kurtulanlardan olmuş olalım.
Evet hocam. Şimdi eee tabii bizim bu akşam 255. canlı yayını yapıyoruz. Bazı dostlarımız merak ediyor hatta ya bu ülkenin ne kadar edebiyatçısı, romancısı, şairi varmış. Hiç tükenme bilmiyor. Her hafta konuk, her hafta konuk. Bizim ömrümüz bu eee ülkenin değerlerini eee anlatmaya ve bu değerleriyle e tüm günlerimizi doldursak aslında buna bile imkanımızın söz olmadığı veya mümkün olmadığı bir ortamda 255'lerle, 2500'lerle de sınırlamak elbette mümkün değil. Ama biz bir kararlılıkla 6 yıldan gidiyoruz. Her hafta cumartesi akşamı ki bayramı da arası da olmadan devam eden işte önümüzdeki cumartesi akşamı eee bayramın birinci günü cuma, ikinci günü yine biz programımızı bayram arası vermeyeceğiz. Yazı yok, kışı yok. Her zaman söylüyoruz. Yani yemeğin arası olmuyor. Efendim eee geziden eee taviz vermiyoruz ama diğer taraftan da kalkacağız iş edebiyata, sanata. eee ve en az onlar kadar gerekli olan muhabbete dair bu duyarsızlığın olması mümkün değil. Onun için biz bu programı önemsiyoruz ve bu programı bir gecenin programı değil bir tanıklık kaydı olarak gerçekleştiriyoruz. Çünkü eee bu konuşulanlar eee eee edebiyat üzerine konuşmalarımız eee elbette eee yarınlarda yazacak olanlar için, araştırma yapacak olanlar için eee birinci dereceden kaynak olacak. Yani hem eee eserlerinizi hem sizi hem hayatınızın eee tüm eee yazıya dair eee duruşunu da görme imkanı olacak. Dolayısıyla bir kayıt programı olduğu için eee ve bu kayıtta da eee bu akşam eee nasip olursa siz de eee yerinizi almış oluyorsunuz. Eee Rabbim vesile kıldı. Yine eee bu vesileyle Nuray Yalter hanımefendiye teşekkür ediyorum. Eee sizden, sizinle iletişim kurmamızı sağlayan oydu. Eee ve birçok dostu açıkçası.
>> Ben de selam selamlarını iletiyorum Nur Eyallah. birçok dostumuz da bu kadar insana nasıl ulaşıyorsunuz? Dostlar dostlara ulaşımın aracısı, vasıtası oluyorlar.
>> Eee ve bu eee sebeple eee sizi bu akşam önce tanıtmakla işe başlayalım. Yani nasıl bir aile ortamı, nasıl bir çocukluk yılları, kitapla, edebiyatla tanışıklığınız, eee, efendim eee o kitap eee defterlerden, küçük kitapçıklar veya kağıtlardan yapma haliniz, eee, ve, eee, ve bugüne adım atışınızı, çevreyi, iklimi, muhitiyle eee, önce bir eee, almış olalım hocam.
Tabii. Eee, ben eee, kısaca eee, beni tanımayan daha önceki programları izlemeyenler için eee, kendimden bahsetmek isterim. Eee, öncelikle 23 yıllık eee, eğitimciyim. Onun, eee, 11. yılını Şanlıurfa'da görev yaptım ve şu anda da eee, bir okulda öğretmenliğe devam ediyorum. Türkçe öğretmeniyim. Eee, Konya Sedişehirliyim. Yani Orta Anadolu'nun e bağrında küpe dağlarının eee eteklerinde e heybemde öyküler, mektuplar, şiirler hani küçükken eee başladı benim edebiyatla bağım. eee öğretmenlerimiz e bize araştırma ödevi verdiği zaman biz kütüphanede eee yani Türkçe ders kitaplarında tanıdığımız Ömer Seyfettin, Sait Faik gibi üstatları ben eee kütüphanenin raflarında gördüğüm zaman çok şaşırmıştım. Eee, çünkü biliyorsunuz 80'li, e, 90'lı yılların e, çocukluk döneminde bizim kitaba ulaşmamız çok zordu, değil mi Cafer Bey? Yani hani, eee, o dönemde eğer öğretmenimiz, eee, okul okul kütüphanesi de aslında çok da yoktu. hani bir sınıf kitaplığı oluşturduysa ya da öğretmenimiz o esnada bize bir kitap verdiyse ancak okuyabiliyordu. Eee ve Türkçe dersindeki eee metinlerde tanıdığım yazarları kütüphanede görünce, kitaplarını görünce çok heyecanlanmıştım ve hemen eee ansiklopedilerde ödevlerimi yaptıktan sonra hemen üye oldum ve eee her ay düzenli olarak kitap alışverişi yapmaya başladım. Ve bu e o zamanın kışları daha fazlaydı. Daha çok yorucuydu. E çocukluk dönemimizde hani şimdi çocukları görüyoruz. Özel arabalarla okullara geliyorlar ya da servislerle. Ama bizim öyle değildi. Uzun uzadıya bir eee kar yolculuğu olsa bile ben eee hani o kütüphaneye gideceğim ve o diğer kitaba geçeceğim ve o kitabı okuyacağım eee düşüncesi vardır. Ve bunda aslında öğretmenlerimiz evet bize rehberlik yapıyordu ama bu benim içimden geldiği için yapıyordum. Hani o kitap okuma alışkanlığımı kazanmıştım. Çünkü hani benim annem ya da babam ilkokul mezunu ve hani öyle kitapları sadece evde okunacak haftalık bir eve gazetemiz gelirdi. Ya da takvim sayfalarında birkaç yazı bulursa onları okurlardı ve ben onlara kitap okudukça özellikle annem buna çok memnun olurdu. E yani annemle de biraz bağım da kurulmuş oldu. Özellikle e hep anlatıyorum ama yine tekrara düşmek istemiyorum. Sait Feik'in semaver öyküsü beni çok etkiler. Oradaki gencin annesiyle kurduğu o sevgi dolu bağ o semaverin o fokur fokur kaynaması. yani onun yokluğunda yani annesinin vefatından sonra o çocuğun yokluğunda o annesine olan o derin boşluğun bende aile bağlarının ne kadar önemli olduğunu da gösterirdi. E böyle başladı benim yolculuğum. Eee okuma yolculuğum. Ben ilk başta okumaya pardon yazmaya okumayla başladım diyebilirim. Eee zaten benim öykü kitabım, eee, 40 yaşımdan sonra çıktı. Yani 40 yıllık bir yaşamın süzgecinden, eee, geçirdiğim, eee, öykülerimden oluşuyor kitabımda. Eee, şu anda da acele etmiyorum. Hani bir kitabım daha olsun, birçok kitabı olabilir insanım. Çünkü onlarca öyküm var. Ama e henüz bir kitap daha olsun şu anda bekliyorum. İstemiyorum yani herhangi bir heyecanla yeni bir kitapla, bir yolculuğa çıkmayacağım. Eee mektuplar yazıyordum. eee Sait Faik'in kurduğu o atmosferi eee neyi nasıl yazdığını ya da Ömer Seyfettin'in eee bir kaşağı e kitabındaki o çocuğa e o etki eden o yalanın ömür boyu onda bıraktığı iz eee hala şu anda benim zihinlerimde. O yüzden hani onlar gibi yazmaya çalışırdım. Onlardan esinlenerek yazmaya başladım mektuplarla. eee şiir daha çok e deneme gibi yani aslında şöyle ilkokul, ortaokul gibi dönemlerde okuduğum kitaplar ve lisede üniversitede okuduğum kitaplar aynı değildi. Yani hani okuma, kitap insanı yeni yazarlarla tanıştırır. Benim de yolculuğum böyle başladı. Hani lisede mesela saatleri >> ayarlama >> ayarlama enstitüsü kitabını e okumuştum. Evet. Çok da ağır bir kitaptı. Çünkü hani o zamanın Türkiye'sini anlatıyordu. O zamanın Türkiye'sini inşa ediyordu. Eee mesela bugün biz öğrencilerimize klasik okumalarını tavsiye ettiğimiz zaman çocuklar eee çok ağır geldiğini söyleyebiliyor. Hani biz bunu okumak istemiyoruz. Öğretmenim bize başka kitaplar önerin diyebiliyor. Hani o zaman okumuştuk. Eee daha farklıydı. bizi yansıtıyordu. Üniversitede de farklı farklı kitaplar okuduk. Eee, yani böyle başladı benim yazı yolculuğum. Yazarın, eee, im, bu okuduğum yazarların imgelimine eee, ulaşmaya çalıştım. Ortaokul sıralarında tabii daha çok, e, imge gücümüz sınırlıydı ama yine de, eee, hiç vazgeçmedim. Yani Alemda var bir yılan öyküsü var. E, bir öykü kitabı var. E Sait Falık'in mesela orada bir sözü beni hep etkilemiştir. Bir insanı sevmekle başlar her şey. İşte eee bu söz bana hayatın edebiyat aracılığıyla da yani kavrayabileceğimiz bir bilme sunmuştu.
E şimdi hocam tabii eee bir eee kısa ve çok bile eee yazıyla yani ki bunu da ifade ediyorsunuz. Eee çok erken yaşta kiz eee işte günlük yazmayı, mektup yazmak bunlar oldukça kıymetli ve önemli ve anlamlı. Eee hatta şimdi ben, eee, malum bir 10 gün kadar oldu. Sözde kalmasın. eserimiz çıkınca orada portresi eee ve efendim işte programın linkini paylaştığımız şiirleri bulunan şairlerimizle ilgili onlara kitabı gönderip böyle aşağı yukarı bir sayfalık da bir bir nevi selamlama teşekkür bu programın, bu eserin hakikaten bu denili biricik olmasını sağlayan onların varlığı ve katkıları olduğunu ifade ettiğimde mesela Mesela birçok dostum bu delili bir metnin işte çok alışıla gelelmiş bu tür kitaplarda böyle takdim kitaplarında ve olmadığını bir nevi eski o mektup tadını hatırlatmaya dair de arkadaşlarımızın açıkçası yorumlarını gördüm. Bunu da kıymetli buluyorum. Onun için eee o yani yazma niteliği, kabiliyeti kazandırma adına elbette o mektupların, günlüklerin son derece kıymetli ve önemi var. Biz bunları eee burada söylenirken hemen sıradan bir hadiseymiş gibi geçilmemesi e ve eee bizi izleyen anne babalar, dedeler, nineler torunlarıyla, çocuklarıyla alakalı da bu süreci takip etmelerinin son derece kıymetli olduğunu açısından burayı vurgulamamız lazım. Tabii aynı zamanda belki biraz daha buradan açmamız lazım. Çünkü bu niteliklerin eee hakikaten eee erken yaşlarda eee yazıyla birlikteliği sağlamak son derece kıymetli ve önemli. eee bu yönüyle bir Türkçe öğretmeni olarak da yani çocuklarımızı işte günlük yazdırmaya, mektup yazdırmaya, bayramlarda tepkik yazdırmaya artık kelimelerin bile işte SLM merhabanın MRH gibi böyle efendim işte emojilerle meramların anlatıldığı kelimenin, kavramların ve kavramlar kalkınca insanın da anlamsızlaştığı bir sürecin oluşmasına seyirci kalmamamız gerekir. Yani ben başlı başına bu duruşumu da ve bu programı da aslında böyle değerlendiriyorum. Bu yönüyle bakarsak hocam yani çocuklarımızda hemen belki hızlı bir geçiş gibi görülse de tam yeri diye düşünüyorum. Bu alışkanlığın kazandırılması açısından çocukluk yılları, ilköğretim yılları, ortaokul yılları ne anlamı ifade ediyor? ve tabii 20 küsur yıllık bir öğretmen olarak da buradaki hem gözleminizi veya hem de burada önerimizin neler yapılabileceğine dair de konuşmamızda fayda var diye düşünüyorum açıkçası.
>> Öncelikle eserleriniz için tebrik ediyorum. Ben de takip ediyorum. Eee paylaşan yazarlarımızı da tebrik ediyorum. Eee çok güzel bir iz bırakmışsınız. Eee devamı gelir inşallah. ben de temin etmeye çalışacağım.
>> Aslında ben hocam çok da enteresan bu program böyle hazırlıksız bir program belki postanede nedir? PTD kargoyla sağ olsun tabii diğer kargo sistemlerine göre PT'de bayağı daha iyi şartlar da göndermeyi temin ediyor. Oradaydı size anında olabilseydi. Hocam size de eseri göndereyim diye yazdım. Göremediniz. Dolayısıyla PTT'den ayrıldıktan sonra da bu sefer artık bu mesajın anlamı kalmadı o anlık diye onu silme durumunda oldum. Belki dikkatinizi de çekmiştir. Eee şu anda tabii daha çok ilkeserde olan isimlere gönderdik. Her her birine düşün 155 isim var. Bir sayifelik not, sonra gönderme falan. Dolayısıyla bizim işimiz hep böyle gönül iş, her şeyi kendimizin yürüttüğü bir süreç var. Umit ederim ki inşallah ben yine bu niyetimi genelde bu tür eserlerle ilgili insanların yaklaşımı şudur. Birinci esere gösterilecek ilgi ve alaka ikinci eserin olup olmayacağının kararını verdirir diye biz yola çıkarken hiç böyle bir hesaplar ilk eserle ilgili de yapmadık. Şuna inanırız. Sabah kuşlar yuvalarını aç terk ederler. Akşam karınları tok olarak yeri e yurtlarına veya yuvalarına dönerler diye. Onun için bizim niyetimizin amelimizden önemli olduğunu biliyoruz. Eee ve en yakınlarımız olmak üzere hiç kimsenin kabul edemeyeceği, ben buradaki nefsime de hiçbir pay çizmiyorum. Sadece ve sadece sorumluluğumun gereği olarak inanıyorum ki görenler bunu söyleyecek. Edebiyatçılar bir kısmı bugün yazacaklar. bir kısmı muhtemeldir ki olmadığımız zaman görmediğimiz, nice görülmeyenler gibi bir çalışma da vardı. Artık Cafer yok. çalışmayı bari görelim diyecek olanlar da olabilir. Hiç görmeyenler de olabilir. Ama ben inanıyorum ki hakikaten Türk edebiyatı açısından, şiiri açısından birçok öncü duruşu içerisinde bulunduran bir eser. Ama bu eseri bu hale getiren orada 155 ismin varlığıdır. Belli ki şu anda bu eser sonrasında da efendim belki bir eser hacminde yeni konuklarımız oldu. İnşallah sizlerin de içerisinde bulunduğu ikinci eserimizi de rabbim çıkarmayı nasip eder. Çünkü neticede bunlar bugün olmasa da yarın edebiyatımız için birinci dereceden bir referans kaynağı olacak. Evet hocam sorum umarım anlaşılmıştır.
>> Hı hı. Evet. Eee, aslında, eee, çocuklara yönelik yazma çalışmalarını elbette, eee, özellikle Milli Eğitim, eee, Bakanlığı'nın son çalışmaları, eee, gerçekten takdire şayan. Çünkü eee Maarif modelinde artık ezbere dayanan bir eğitim sistemi yerine çocukların daha çok analitik düşünmesi, okuması eee ve okuduklarından ya da hayata dair not düşebilecek eee kendi iç dünyalarını yansıtacak o özverili yazı çalışmalarına başlamak başlamıştır. Eee, ben şu anda aslında 7. sınıfları okutuyorum. Bu, bizim müfredatımızda yok ama ne kadar zorlamaya çalışıyorsam da biraz sistemin dışında kalıyoruz. Çünkü eee bir önceki dönem gerçekten çocuklar için yorucuydu. Bizim şu anki çocuklarımız artık sadece test çözen eve geldiği zaman da yine dört duvar arasında verilen ödevleri yapan bir gençlik ya da o ödevlerden sonra tamamen anne babayla sohbet etmek ya da vakit geçirmek yerine kendilerini dijital aleme teslim eden bir gençlikle karşı karşıyayız. eee sosyal medyada da, eee, çoğu zaman takip ediyorum ve, eee, öğrencilerimde de gözlemlediğim bu. Eee, yani aslında çocukluk, eee, bebeklikten ergenliğe kadar uzanan o ilk 10 yıla tekabül eden bir süreç. Bu 10 ve 12 yaş ergenlik, ilk ergenlik dediğimiz dönem işte eee aslında biz eee bu ilk ergenlik döneminden önce eğer ebeveyn tarafından çocuklara okuma alışkanlığı kazandırıldığında daha okuma yazma bilmediği zaman çocuk kitaplarla tanıştığı zaman yani bu kitaplarda biliyorsunuz, kitaplar onların ruhuna ekilen bir tohumdur. E, ve bir tohum bazen onlara cesareti öğretecek, bazen sabrı, bazen merak duygusunu öğretecek. İşte eee, ebeveynler bunu ne kadar sevgiyle ve özenle ekerse işte çocukların e içindeki bu orman da o kadar güçlü olacak, değil mi? Eee, bu yüzden ben, eee, ilk gençlik döneminde karşılaştığım çocuklarda eğer yazmaya olan iştiyakı ya da kitap okumayı çok seviyorsa bir kitabın ismini sorduğum zaman, "Evet öğretmenim ben bunu okumuştum. Ayır da benim elimde gördüğü bir kitapta öğretmenim bunda hani ne anlatılıyor? ben de almak istiyorum. Eee, gibi ya da ben de okumak istiyorum. Eee, diyen çocuklarla karşılaştığımda bir de şöyle, eee, bir öğrenci profili var. Eee, öğretmenim ben, eee, bu kitabı okuyorum. Eee, size de öneriyorum. Buyurun okuyun. Siz de okur musunuz diyen, eee, böyle hevesli olan o çocukların o gözlerindeki merak, o parıltı da yansıyor hemen bana. İşte bunlar e o az önce söylediğim gibi o ilk 10 yıla tekabül eden bu süreçte çocuk eğer bu e mayası özü sağlam bir şekilde yoğrulduğu zaman eee biz aslında hiç zorluk çekmiyoruz. Çocuk da zorluk çekmiyor çünkü eee yani çocuk biliyoruz ki dünyaya bu nedir sorusuyla eee dünyayı tanımaya başlıyor ve bu kitaplarda kitaplarla erken yaşta tanışan çocuklar çocuklarda bu bu kavramlar zihninde geliştikçe kendini daha iyi ifade ediyor. diyor. Kimi çocuk konuşarak kendini ifade eder. Eee, kimi yazarak. Bazen mesaj yazıyorlar. E, ödev sormak için yazdıkları mesajlarda sizin az önce söylediğiniz gibi TMM, MRB öğretmenim ya da HCM hocam gibi. Ben eee, çoğu zaman düzeltmeye çalışıyorum. İşte pardon hocam yazıyor ama PRD hocam yazıyor. PRN hocam yine aynı o şekilde. Yani bu da yine o dokunmatik ekranlarla alakalı. Eee, yani aslında 80'li 90'lı yılların çocukluk döneminde belki toplumsal baskılar daha çoktu ama o zorluk içinde biz kendimizi bulabiliyorduk, hatırlayabiliyorduk. Ama çocuklara çok da yüklenmiyorum. Çünkü onlar maalesef gözlerini böyle bir dünyaya açmak durumunda kaldılar ve omuzlarındaki yük çok fazla.
>> Doğru. Yani neticede bir haktan bahsedeceksek önce bir sorumluluktan eee bahsetmemiz gerekiyor. Yani onlara karşı görevlerimizi, sorumluluklarımızı yerine getirmek gerekiyor. Maalesef ve maalesef eee ihmal edilmişlikleriyle eee karşı karşıyayız. Eee tabii bu konu eee belki programın, sohbetin akışı içerisinde tekrar döneriz hocam. Eee, şimdi tabii öykü, hikaye zaman zaman dediğim gibi, eee, eee, bir yönüyle de Nuray Hanım'ın hep yönlendirdiği isimler kendi şair tabii diğer alanlarda yazsa da demek ki öyküye bugünlerde çok daha ağırlıklı ve oradan da güzel dostlar var diye. Tabii mefhumun muhalifinden diğerleri yok anlamına gelmez. Nuray Hanım'la ilgili bir sınırlama yapmam haksızlık olur. Edebiyatın tüm alanlarında gördüğümüz hem değerli bir isim hem de değerleri değerlendiren bir isim olarak da Nuray Alper Hanımefendiye çok özel bir yeri eee bence edebiyat camiamızda, gönül dünyamızda var. Tekrar selam olsun ona ve >> aynı gayreti ve samimiyeti gösteren nice dostlarımıza.
Şimdi eee tabii öykü işte hikaye zaman zaman bu kavramlarla ilgili de böyle tartışmaların yaşarız ama ben o tartışmaları bir tarafa bırakarak eee eee eee bir edebiyatçı, bir Türkçesi olarak da hakikaten öykü e neyi ifade ediyor bizim edebiyatımızda? Öyküyle ilgili eee nedir muradımız öyküde? Ve tabii bu muradı ortaya koyarken de eee aslında eee Dilek Hanım'ın dünyasında da neye karşılık gerekiyor? Toplumda neye karşılık gerekiyor? Ve olması gereken veya beklenmesi gereken nedire dair de eee biraz irdeleyelim istiyorum sizin kitabınıza gelmeden önce.
>> Evet. Eee, öykü aslında hikaye, eee, büyüklerimizden, ninelerimizden eee, dinlediğimiz efsaneler, masallar, eee, halk anlatıları bunlar aslında hikayedir. Eee, hikaye işte dinlenilerek anlatılan bir, eee, türdür. Öykü ise eee bu hikaye dönme sanatıdır. Yani öykü öykü yazmaktır. eee biraz da modern çağın eee insanı biliyorsunuz eee hız çağındayız, tüketim çağındayız ve artık eee hani evet çocuklara söylüyoruz, yükleniyoruz ama biz yetişkinler de o kadar hızlı yaşıyoruz ki an o kadar çok hızlı akıp geçiyor ki zaman işte biz bu zamana ayak uydurmamız için aslında öykü biraz da bu zamanın bu modern zamanın ritmini yakalayan bir tür diye düşünüyorum. Yani birkaç sayfada artık yazar ya da okur e alacağını almış oluyor. Eee şimdi evet roman hala edebi türler içerisinde en çok okunan tür ama mesela hiç kitap okumayan bir kişi her gün günde bir öykü okusa 2ü sayfalık o zaman kitap okumuş oluyor. ya da benim gibi çok fazla vakti olmayan biri öykü öykücü olmasının hani benim şu anda öyküyü seçmemin sebebi yani bir oturuşta bir solukta yazıyorum ve artık o öykü tamamlanmış oluyor. Eee yani tekrar döndüğümde o öykünün işçiliğini yapıyorum tabii ki ama roman böyle bir şey değil. Roman daha uzun soluklu bir çalışma gerektiriyor. Eee bu yüzden öykü bir oturuşta Sait Payik'in sözüdür bu da. E Oktay Akbal de tabii öyküyle ilgili ben öyle uzun uzun yazamam. Çünkü ben sıkılgan adamım demiş. Ben de öyle düşünüyorum. Öykü günümüz çağına tam da yani cevap veren bir tür. Yani belki özellikle şu yönüyle anlamlı. Çok fazla okumayan, az önce bahsettiğimiz gibi artık emojilerle, kodlamalarla okuyan veya iletişim kurmaya çalışanlar açısından hakikaten 34 sayfalık öykü iyi bir başlangıç demiyorum. İyi bir mesafe alış olarak görüyorum. Yani, eee, öyküye. Eee, tabii bir yazının, yazı türünün kısa olması aslında orada işçiliğin, gayretin ve çabanın da çok daha fazla yoğun olması gerekliliğini ortaya koyuyor. Yani biz biliyoruz işte eee, eee, bir şairimizin ki bizim yaşayan şairler açısından da öyle. eee nihai halini vermek için 10 yıl sonra, 15 yıl sonra geriye dönüp şiirde dokunuşlar, düzeltmeler ihtiyacı hissedildiğini görürüz. eee eee mesela ben Alaettin Özden Ören abinin işte programını yaptığımda böyle görmüştüm. Nice şiirlerini 1520 sene sonra tamamladığı şiirler. Oysa ki işte toplamda da baktığınızda belki 5060 civarında şiiri olan bir insan. Yani kısa gibi gözükse de metinler aslında verilen mücadelesi bir kısalığın ifadesi değil. Az önce de ifade ettiniz. Yani 40 yılın birikimi, 40 yılın okumaları, yazmaları sonucunda hayatın süzgecinden geçen öyküler yazdığınızı söylüyorsunuz. eee yine kitap üzerinde yapılan değerlendirmelerde Nuray Hanım'ın çok yerinde tespitiydi. İşte atmosfer kuran, okura dokunan, insanın iç dünyasına temas eden ve farklı dünyalara kapı ağılayan bir güçlü metinden bahsediyor. Şimdi bunu sağlamadığınız takdirde de zaten herkes bir şeyler yazıyor. Bu denili ses getirmiş olmaması lazım. Oysa ki dediğim gibi belki sahife adedi itibariyle öykü sayısı itibariyle işte 108 sayfalık bir kitap ama edebiyat dünyasında veya ilgililer tarafından oldukça ilgiyle karşılanan bir eser. Önce tabii bu eserin hem yazılma serüvenini siz biliyorsunuz. Evet, yazdım ama kitabı yazıyla ilişkisi çok erken yaşta ama kitabı çok geç yaşta çıkan birisi diyorsunuz. eee ve yani bu eserin hem bir çıkışını ve sonra da buradaki eser çıktıktan sonra yapılan değerlendirmeleri, eleştiriler en kıymetli unsurdur. Bu iş üzerinde. Şimdi ben o dostlara gönderdiğim kitap takdimlerinde de çok iddialı cümleler kuruyorum. Özellikle ki yani dostlar desinler ki hocam bu kadar da değil ayağın yere bassın diye biraz da eleştiri yapmaya onları bir nevi tahrik ediyorum kıymetli hocam. Eee yani o kültürü de kaybettik. Eee buyurun.
Evet. Loğunun gereklilik kipleri. E, aslında, eee, benim öyküyle serüvenim biraz da e dergilere de borçluyum. Çünkü eee duygusal ve düşünsel eee mayanın oluştuğu aslında kendimi geliştirdiğim yerdi dergiler. Eee dergilerde eee öykülerim yayınlanmaya başladıkça eee artık eee biraz daha eee daha öykünün üzerine daha iyi eee nasıl bir öykü yazarım diye kendimle erişmeye başladım. Hani siz programın başında demiştiniz ya, e, güzel söylemişsiniz. Teşekkür ediyorum. Bunun için özel de teşekkür etmiştim size. Hani aslında insanın hırsı kendisiyle olmalı. Yani şimdi benim şu anda zaten Cenabı Allah insana bu istidadı, hırs istidadını bu yüzden vermiş. Yani hani hırslı olacaksak çalışmaya olan hırsımız olması gerekiyor. Hani başkalarıyla uğraşan, başka insanlarla uğraşan ya da işte görüyoruz iş ortamında olsun ya da sanat camiasında, edebiyat camiasında olsun kıskançlık, hırs gibi şeyler insanın gerçekten enerjisini düşürür. Eee ben enerjimi düşüren insanlardan ve ortamlardan uzak durduğum kadar bu hırsı sadece kendimle kendi içimde çözmeye çalıştım. Yani dedim ki eğer bu öyküm olduysa ben olmadım daha. Bu öyküden daha iyi bir öyküyle öykü yazmam gerekiyor. Daha farklı bir kuram geliştirmem gerekiyor. Öyküdeki hep aynı teknikle ilerlemem gerekiyor. Eee onun gereklilik kipleri evet okur tarafından, çok güzel, çok olumlu tepkiler aldım. Eee bu da açıkçası beni mutlu etti ama az önce de söylemiştim. Tekrar bir heyecanla kapılıp hızlı bir şekilde ikinci bir, o hırsla, o şeyle bir öykü kitabı daha çıkaracağım. Bu çok güzel. Herkes tarafından beğenildi demek istemiyorum. Bunun üzerine yine insanların çok beğeneceği ama ilk kitapta ilk kitaptan daha çok zevk aldık diyebilecekleri bir okuru okuru ikna edecek bir yani benim kendi kitabımı öveceğim yazarın kendini anlatacağı bir kitap değil okurun takdir edeceği bir kitap la karşılaşmak karşılaştırmak istiyorum. yani birçok e yazar okuduğumu söylemiştim. Bu yazarlar bana yön verdi ve ben kendi yolumda yazdım. Aslında edebiyatın kaynağı, membaı yaşama dönüklüktür. Ben de kendi yaşadıklarımı, deneyimlerimi, tasarılarımı, hayal dünyamı değiştirerek sadece birebir gerçek hayatı yazmıyoruz biz öykülerde ben de bu kitabımda yani Cansever'in de dediği gibi insan yaşadığı yere benzer. O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer. Orta Anadolu'nun bağrında çıktı bu hikayeler. Yani eğer bir hikaye yazdıysam o İsan mekan olarak İstanbul'u seçtiysem aslında o benim yaşadığım bir yerdi. Bir yeri anlattım. İstanbul'da geçtiği söylenen öykü aslında benim zihnimde benim gördüğüm yerdi, tanıdık yerdi. Bunu aslında büyük yazarlar da böyle yapmış. Mesela Dostoyevski, Frans Kafka ya da Çehov. Hep Çehov için de şöyle söylenilir. İşte Çehovu Çehov yapan kendi yerliliğidir. O da hiç coğrafyasından çıkmamış. hani o 40 yıllık ömrün penceresinden neyi gördüyse onu aksettirmiş öykülerinde. Böyle başladı benim yolculuğum.
>> Yani öyküyü >> Evet Tab eee lütfen lütfen devam edin hocam. Tabii o öyküyle ilgili e hem yazma süreci hazırlıktan biz bahsederken şimdi sanıyorum 2ü hafta önceydi işte Osman hocala kıymetli hocamızla program yaptığımızda tabii o çok ciddi bir inceleme eseri de bu alanda yazdı. Çok önemli, kıymetli buluyorum. İyi bir emek vermiş. Tabii dergilerde yayınlanan yazıları ciddi bir emeğin ürünü yani bu. Tabii insanlar hani az önce 34 sayfalık bir işte öyküden bahsettik. Şimdi insanlar bunun heyecanına kapılarak işte ben de yazarım olur gibi. Oysa ki işte az önce siz hayat hikayenizde bahsederken belli isimlerin öyküleriyle, eserleriyle karşılaşmadan bahsettiğiniz gibi sanıyorum Sayma Hanım orada hocam ben de öyküye çok merak saldım bugünlerde. önerin nedir diye dendiğinde önce hocanın söylediği bir öykü yazarının, öykücü olmak isteğinin en az bir 250 tane öykü kitabı okuması gerektiğinden bahsetti. Şimdi aslında bir tüm türler içinde ben bunun böyle olduğuna inanıyorum. hayatında bir tane şiir kitabı, başka bir şiir okumamış birisini okuduğu ve sevdiği şiirleri kendisinin olup kendinin yani eliyle yaptığı putlara tap Mekke müşrikleri gibi şiiri kendi içinden ibaret zanneden insanlar. Aslında edebiyat dünyamızın böyle de bir sıkıntısı elbette güçlü olan kalemler bunu aşan insanlardır ama yine söylerim yani el yumruğunu görmeyen kendi yumruğunu balyoz zannediyor. Kendi şiirini sadece okuyan, kendi öyküsünü yazdığını söyleyen, başkalarını okumaya zamanı olmayan ama kendi okunmadığında da müthiş rahatsız olan bir durumla karşı karşıyayız. Yani o öykü eee eeein yani o sesi getirebilmesi açısından da elbette her bir öykücünün farkını hissettirebilmesi için kendi biricikliğini, kendi özgün dilini işte metaforlarını, imgelerini tüm aslında sanattarların da oluşturması ayrı bir konu. Bu son derece kıymetli ve önemli. Buna tekraren dikkat çekmek istemiştim. Şimdi kaldığınız yerden lütfen uzaklaşmayalım. Buradaki öykülerden biz sizden hocam yine ısrarla söylüyoruz. Bize bir öykü anlat diyeceğiz. Bir öykü dinleyelim ama öncesinde şöyle yapalım. Hocam bizim programımızın bir parçası olan kıymetli izleyenlerimiz var. onların yorumlarını varsa muhtemel sorularını sizi anlamaya veya konuyla ilgili illa da soru olması gerekmiyor. Yaklaşımlarını da paylaşalım. Ardından Loon'un gereklilik kipleri ile ilgili bir hikayeyle ben aslında girişte hep şeyle programı açıyordum aslında. Şey diye başlayacaktım. İşte hayır baba beni bu hastanenin ilaç iyot ve idrar kokan soğuk yüzlü odasına hapsedip bir yere giremezsin. Hayattan yılmış ve kaybolmuş çocukluğumun hesabını vereceksin. Tabii verilmesi gereken hesaplar, sorulması gereken efendim sorular ve dolayısıyla öykülerimizin de öyküsünü hocamdan dinleyeceğiz ama dostların ben selamlarını ve sorularını alalım. Ondan sonra Leo'nun gereklilik kipleri üzerinde biraz daha konuşmaya devam edeceğiz. Evet Muzaffer Aptekin Bey sağlık, mutluluk ve huzurla hayırlı akşamlarınız olsun tüm şiir dostlarına, edebiyat dostlarına. Evet Furkan Uzunaya hayırlı yayınlar diliyor. Muhammed Furkan geldi. Selamünaleyküm Cafer Bey. Dilek Hanım iyi yayınlar diliyorum. Muzaffer Abdekin Bey ailece güzel yayınlar diliyoruz. Eyvallah. Kerime'e Uzun Günay. Hayırlı yayınlar. İyi akşamlar. Rükü Aydın hocamız, öykücümüz. Merhaba değerli hocam. Sevgili Dilek Hanım, çok sevdiğim, takip ettiğim Dilek Hanım'ı bu nitelikli programda görmek ne güzel bereketli bir program diliyorum diyor. Aleykümselam kıymetli hocam. Mehmet Yıldız, hayırlı akşamlar, hayırlı yayınlar diliyorum. Abdulkerim Uzunkaya, hayırlı yayınlar diliyorum. Mehmet Yıldız şairimize selam. Tabii bu Uzunkalar şu ana kadar olanlar Furkan ve Abdülkerim oğlum. Ben de onlara aleykümselam diyorum. Sngül Özel, Songül Hanım, kıymetli yazarımız, şairimiz, hocamız. Selamlar, saygılar size ve değerli konuğunuza, Dilek Hanıma diyor. Enes Efendi iyi yayınlar diliyor. Mahmut Teker hocam hayırlı yayınlar üstadım diyor. Deniz Elmas yeğenimiz televizyoncu. Hayırlı yayınlar dayıcığım çok selamlar. Diyor. televizyon demişken dostlar söyleyeyim. Yarın akşam bu ülkedeyiz. Yani hocam başka yerde misiniz? değil yani ülke televizyonunda inşallah yarın akşam sahur programında sanıyorum 4te sahur programı sözde kalmasından da bahsedeceğiz mutlaka konuşacağız ama sözde kalmaması gereken birtım Ramazan'a, hayata dair de umerim mesajlarımız olacak. Yani Ülkü televizyonunda yarın gece sahur programında konuğuz. Dostlara bu vesileyle de onu ifade etmiş olayım. Evet, Dilek Öztürk yeğenimiz hayırlı yayınlar diliyor. İbrahim Türkoğlu iyi akşamlar. Kıymetli şiir ve edebiyat dostları. Kenan Özkan hoca hayırlı yayınlar diliyor. Musa Yıldız hocamız, sayın rektörümüz, "Cafer hocam size ve Dilek Hanı'a iyi yayınlar diliyorum." diyor. Kıymetli hocamız, şairimiz Mustafa Işık. Hayırlı vakitler dilerim sayın müdürüm. Programınız hayırlara vesile olsun. Size ve kıymetli konuğunuza esenlikler diliyorum. Orhan Çelikkaya iyi akşamlar, hayırlı yayınlar dilerim diyor. Ahmet Uzun Kaya hayırlı yayınlar diliyor. Nuray Hanım sağ olsun burada. Nuray diyor ki, "Dilek Altındağ Türk öyküsünün yüz hakıdır." diyor. Eğitimci kimliği ise onu dil bilinciyle daha özellikli bir yere taşıyor. Böylesi güzel bir programda onu görmek çok kıymetli. Hayırlı yayınlar dilerim diyor. Eyvallah. Arif Şimşek, >> sayın başmüfettişimiz, sayın genel müdürüm, zat halinizi, program konuğunuzu ve tüm katılımcıları saygılarımla selamlıyorum. Eee, faydasına, sınırsız inandığımız bir program. ailece keyifle izliyoruz. Başarılar diliyoruz. Bu aile kavramını çok önemsiyorum. Yani ailelerin birbirleriyle yaptıkları pek bir şey olmadığı düşündüğüm bir ortamda ısrarla söylüyorum. Ayrıca tatile gidildiğinde de tatilde bile insanlar ayrı dünyaları yaşıyorlar. Evin içerisinde ayrı dünyaları e yaşıyorlar. haftada bir birkaç en azından programı birlikte izlemeleri keşke akşamları işte sınırlı sayıda da olsa birkaç hikayeyi de birlikte okuyup efendim üzerinde birlikte düşünmeleri ne kadar da kıymetli olurdu. Onun için Arif Şimşek dostumuzun yine Muzaffer Abek Pekin beyini ailece izliyoruz duruşunu son derece kıymetli ve anlamlı bulduğumu da ifade etmeliyim. Mustafa Işık der ki, "Kıymetli eseriniz bize de ulaştı. Hem kıymetli çalışmanız, teveccühünüz hem de güzüle selamlama mesajınız için kalbi şükranlarımı sunuyorum. Kıymetli dostum Fazlı Yıldız Bey hayırlı yayınlar diliyorum." diyor. Köksal Kır dostumuz hayırlı yayınlar sayın genel müdürüm diyor. Hızır İrfan Önder, "Hayırlı geceler, iyi yayınlar dilerim. Selamlar, saygılar sunuyorum. kıymetli hocamıza, şairimize de biz de selam sunuyoruz. Mehmet Memdoğlu kıymetli yazarımız, şairimiz. Hayırlı bereketli program olması dileğiyle. Sayın Gönel Müdürümdür. İsmet Erdal Bey kıymetli hocamız yazarımız. Onunla da programımızda konuğumuz oldu. Selam olsun Sahime Fındıkçı hanımefendi. Hayırlı güzel yayınlar. Direk hocama ve tüm dostlara selamlar diyor. Arzu Uz Uzunkaya hayırlı yayınlar diliyor. Nuray Alper derler ki, "Cafer hocam siz de bizim baştağcımızsınız. Edebiyatçıların buluşma noktası olduğunuz için minnettarız. Çok teşekkür ediyoruz tekrar. Dilek hanımefendiyi dinleme imkanı sunduğunuz için de" diyor eee Nuray Hanım'ı Saime Hanım selamlıyor. Eyvallah Saime Fındıkçı der ki Dilek hocam öykü bir öğüt ders verme amacı gütmeli mi? yazarken buna dikkate alıyor musunuz diye bu soruyu da bir yerlerde tutalım hocam. Metin ve İnsan yani Fatma Türk hanımefendi. O da geçen hafta konuğumuzdu güzel bir program icra ettik. Selam olsun ona da. >> Hayırlı yayınlar diliyorum hocam. Çağımız öykücülerinin hikayesini dinleme olanağı sunduğunuz için teşekkür ederiz. Dilek Hanım'ın yolculuğunu merak ve ilgiyle dinliyoruz diyor. Eee Mustafa Aydın. Selamünaleyküm kıymetli Cafer hocam. Size ve misafirinize güzel bir program dilerim diyor Mustafa Aydın hocamız. Hocamıza da selam ediyoruz. Evet hocam dostların selamlarını aldık.
>> Evet ben de selamlarımı iletiyorum. Çok teşekkür ediyorum hepsine. Nuray Hanı'a özellikle çok teşekkür ediyorum. Fatma Hanı'a Rukiye Hanım'a eee diğer dostlarımıza da ayrı
Ayrı teşekkür ediyorum.
Evet. Eee, ders vermez tabii ki. Eee, bu çocuk kitaplarında da çok fazla sorulan, eee, yani mutlak, eee, yazar bir boşluk bırakmalı ve okur onu doldurmalı. Eee, ders verme amacı, eee, taşıdığı zaman zaten okurun, eee, gözünde artık bu bir eser olmaktan çıkmıştır. Çünkü hiçbir yazar, eee, okuruna parmak sallayarak, eee, kendi düşüncesini, kendi, eee, fikrini empoze edemez. Eee, özellikle bunu öykülerde biz görmeyiz.
Bu sor da burada. Burada benim şöyle bir sorum size de, eee, takip eden diğer yazar dostlarımız da yorumlarıyla hem katılsınlar hem itirazı etsinler. Yani burada bizim öteden beri kullandığımız bir kavram var. İfrat ve tefrit kavramı. Yani o vasatı yakalayabilmek. Yani bir taraftan, eee, belli bir dönem var ki, işte yine Osman hocamla sohbetimizde onun en fazla yakındığı, yeni bir ideolojiyi, eee, topluma dayatabilme adına edebiyatın, eee, tüm unsurlarıyla ve öykünün de içerisinde olduğu yapısıyla, eee, bunun bir taşıyıcısı olarak, eee, yazarların görev üstlenmiş olduğu bir süreci görüyoruz. Bir de bunun yanında, yani toplumsal meselelere ve duruşuyla, ya bu işin için üzerinde durmayacağız gibi bir noktanın üzerinde duruyoruz. Bu çizginin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yani zaman zaman bu programda sizin gibi tüm dostlarımız da haklı olarak ben muratlarını anlıyorum ama bana gelen sorulara da karşı, eee, zaman tartışmalarda bu konunun açılmasını istiyorum. Yani şimdi bizim şiir dediğimizde, fikir dünyamız dediğinde, eee, özellikle, yani benim de içinde bulunduğum, eee, fikir dünyasının içerisinde Necip Fazılları sayacağız. Sezai Karakoçları sayacağız. Cahit Zarifoğlu'nu sayacağız. Mehmet Akif, işte İstiklal Marşı Güldöbette, yani ben burada bir ideolojik ayrım değil ama daha belirleyici olması açısından söylüyorum. İşte Nurettin Topçular ve bütün bunları, eee, baktığımızda, işte, eee, Cahit Zarifoğlu'na bakacağız. Ama bu insanların aynı zamanda da bir duruşları var. Yani biz Müslümanız ve görevlerimiz ve sorumluluklarımız var duyuşu. Şimdi bu gerçeği, yani hani diğer taraftan da odun sözüm odun gibi olsun hakikat olsun tek. Ama sizin dediğinizin, yani ben muradın, evet, bu hakikati söylemenin parçası olalım ama insanın gözüne sokarcasına bunu koymuş olmanın, ders verir bir üslupla ortaya konmuş olmayı metnin, eee, ağırlığını zedeleme endişesine dair durulan bir, eee, duruş olduğunu, eee, çok kıymetli buluyorum. Ama burada da, eee, son dönemde de tüm bu işin içerisinde, eee, toplumsal meselelere, ki ki biz, yani bunu sizden bağımsız olarak, eee, değerlendiriyorum. Çünkü, eee, toplumsal meselelere tanıklık eden, eee, hayatla irtibat halinde olan ve sizi tanımlarken de biz dedik ki, bizim ve coğrafyamızın hikayesini yazan birisi olarak dedik. Yani burada ben bir çelişkide görmediğimi ifade etmem lazım ama, eee, diğer taraftan da o ince çizgiyi, toplumsal meselelere bigane kalan bir duruşu da herhalde kabul etmemiz mümkün olmasa gerek, değil mi hocam?
Evet. Yani ben, eee, ideolojik, yani bir yazarın, eee, ideolojisini, fikrini empoze etmemesi gerektiğini söylerken, yani, eee, artık belli bir yarıştan sonra zaten insanlar, eee, yani ya siyah tercih etmiştir ya beyaz, iki yoldan birini seçmiştir. O yüzden kimi okuyacağını, eee, kimin yolundan gideceğini bilir. Hani, eee, mesela ben şimdi, ne kadar da ideolojik fikri aşılamaya çalışsa da bir öyküde, benim o öyküdeki, eee, bir karakterin o duruşu benim duruşumu etkilemeyecektir. Eee, aynı şekilde, eee, benim yazdıklarım da, eee, hani karşıt, eee, karşı cenahtan birini değiştirmeyecektir. Tamam. Mesela siz bunu söylerken, ben, eee, gereklilik kiplerinde sadece bir cümle kullandım. Eee, burada, eğer izin verirseniz okumak istiyorum. Diyor ki, "Şifa veren her yolu deneyeceğim." Hasta bir karakterden söz ediyor öykümde, son öyküm, yani sayfa 103, başlık öyküsü.
Evet.
"Şifa veren her yolu deneyeceğim." Sonrası, "Tevekkeltü alall."
Evet.
Eee, zaten bu iki cümle, eee, öyküde verilmesi gereken, eee, düşünceyi o okura vermiştir diye düşünüyorum. Hani illaki burada, eee, farklı şeyler, eee, yazarak, yani anlatmaya çalışmamıza gerek yok. İki cümle bile sirayet edebilir diye düşünüyorum.
Kesinlikle. Kesinlikle. Şimdi, eee, hocam, eee, buradaki öykülerimiz ve dolayısıyla böyle öykülerin ele aldığı genel anlamda, tabii ki biz burada hiçbir zaman, eee, o metnin güzelliğini anlatmakla bozulmak veya bir eseri bir anlatmak diye bir derdimiz yok. Yani öykü evet, yeri geldiğinde anlatılır ama öykü okunur. Yani bu öykülerde siz öyküde daha çok okuma, eee, duruşunu da çok daha kıymetli de buluyorsanız. Eee, eee, dolayısıyla bu yönüyle, eee, biraz öykülerimize bakarsak, eee, neleri göreceğiz? Yani, eee, benim öykülerimde, eee, ironi olan, eee, yani mizahı anlatan, eee, öykülerim de oldu. Eee, yani sık sık da kullandım. Eee, geleneksel öyküler yanında postmodern tarzı öyküler de denedim. Eee, sadece geleneksel öyküleri, eee, okutarak okuyucu boğmak istemedim. Biraz hareketli öyküler vardı. Eee, sonra biraz durulmasını, nefes almasını istediğim için, eee, geleneksel öykülere de yer verdim. Yani toplumsal hayatın, eee, açık ve saklı kalan baskıları karşısında bireyin, bireylerin, kadınların yalnızlıklarını anlatmaya çalıştım birçok öyküde. Eee, genellikle toplumsal, eee, hayata karşılaşacağımız, eee, durumları, eee, olayları anlatmaya da çalıştım, öyküleştirdim. Yani, eee, tekdüze giden, eee, olaylar karşısında, eee, yaşadıkları çözümsüzlükleri, sıkıntıları, eee, ve bu katı gerçeklikler karşısında, eee, bireylerin, eee, verdiği tepkileri anlatmaya çalıştım. Mesela Lo'nun gerekli kipleriyle, eee, başlayabiliriz isterseniz. Lo.
Burada Lo bir karakter. Eee, aslında Lo daha çok, eee, bir metafor. Öykü boyunca, eee, toplumun üzerinize yüklediği gerekliliklerin içinde sıkışmış hepimizin temsilcisidir buradaki Lo. Yani onun, tuttuğu bir çetele var. Eee, aslında babasıyla yaşadığı ve babasının ona verdiği emirler. Eee, burada karşımıza çeteli çıkıyor ama aslında o bir hayat muhasebesi. Onun, hayatla karşılaştığı, eee, zorluklar. İşte, ben de, bu Lo'nun, zihninde tuttuğu, o, çeteliyle aslında karakterlerin iç dünyasında, eee, dolaşmaya çalıştım. Lo bu şekilde kurgulandı. 80'li yılların çocuklukları çok zordu biliyorsunuz. Çocukların üzerinde daha başka baskı vardı. Eee, şimdi mesela biz öğrencilerimizde, bu özgüven ve kendilerini, çok güzel ifade etmeleri benim hoşuma gidiyor. Hani bazen, bir saygısızlıkla karşılaşabiliyoruz ama sonunda, hemen kendini tolere edebiliyor. Ya öğretmenim, ben bunu söylemek istememiştim diye açıklayabiliyor. Şimdi bizim, bir öğretmenimizle de iletişimimiz aslında çok yoktu. Keşke olsaydı o dönemler gibi. Hani birçok kişi belki bunu eleştirebilir ama çocukların kendini çok güzel ifade etmesi aslında, bugün, böyle bir, öyküyü herhalde, bu yaşanmışlıklarla bu kadar etkili, tesirli yazamayabilirdim. Kendi, 80'li, 90'lı yılların çocukluk, anıları gibi de düşünülebilir. Eee, yani öyle yazdım.
Evet. Şimdi hocam, tabii, aslında, eee, eee, Fizilali Kur'an'dan merhum Seyyid Kutup der ki, "Keşke okuyucu, işte Kur'an kavramlarına, kelimelerine muttali olsa da diyor, biz araya girip birtakım izahlarla o kelamın, yüceliğini, eee, eee, vermeye çalışırken zayıflatmasak." Şimdi onun için ben bir taraftan böyle zaman zaman, hem konukları hem eserlerini tanıtmaya çalışırken, hakikaten bu yükü iyi taşıyamamanın, ifade etmenin hep, zorluğunu da, eee, bir taraftan, o riski de barındıran birisi olarak büyük bir hassasiyetle, yani konuklarımın tüm eserlerini, konuşulanları, kendilerinin konuşmalarını ele alarak yapmaya çalışırken, ama diğer taraftan da bu canlı yayınların tabii zorluğu var. Her hafta bir canlı yayın, her hafta bir konuk ama diğer taraftan da şöyle bir, farklı bir yönü var. Eee, evet, yani, eee, o anlatamama görevi hakkıyla yerine getirebilme, eee, endişesini ve kaygısını da bölüşme var. Yani burada soruları soramayıp ona, normal bir vasat hazırlatamazsanız bu böyle bir yönü var. Ama neticede de o metinlerini veya yapmaya çalıştığını, konuğumuzun ağzından ve kendisinden dinlemeye, çalışmak bizim biraz daha yükümüzü, yani bir taraftan, çalışma yükünün ötesinde vicdani bir yükten bahsediyorum ben. Onu hafifleten bir unsur. Şimdi bizim programımız dediğim gibi bir edebiyat, sanat, kültür, şiir ağırlıklı çıkışımız oldu. Ama bir fikir programı, bir sohbet programı ve zaman zaman hep verimle bizim medeniyetimiz sohbet ve şiir medeniyetidir. Aslında, eee, işte o şiir dediğimiz, tüm dallarıyla aslında öyküye de denemeye de diğer dallara da bana göre çok anlamda kaynaklık teşkil eden bir alan olarak görüyorum ben. Yani şiiri şuur hali, düşünme hali, emekleme hali ve ondan dolayıdır da birçok insan iyi bir şair olmak için, şiir yazmak yalnız başına yetmez. Hatta şiir yazmadan da, hani ben böyle bir kolaycılığa kaçılsın demiyorum ama şuuru olmak halinin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Yazı yazan insanlar açısından da bu kaçınılmaz. Şimdi öyle bir dönemde geçiyoruz ki ben hiç şartlara hiç teslim olan bir insan olmadım. Ne olmayı da düşünmüyorum. Ne kadar ömrüm olursa Rabbim lütfederse, ama, yani bırakın bir başkasının öyküsünü, hikayesini dinlemeye, en yakınlarının öykülerini, hikayelerini, hatta yaşadıklarını dinlemeye tahammülü olmayan bir çağda biz öyküyü nasıl dinleteceğiz? Yani öyküyü nasıl dinlenir hale getirebileceğiz veya okutur hale getirebileceğiz? Onları, hani yazmak kadar belki onların topluma arz edilebilme imkanlarını, kaynaklarını ve vasatını da oluşturmak gibi görüyorum. Yani ben eseri yazdım. Bugün edebiyat dünyamızın böyle bir yoğunlaşması var. Ben yazarım eseri. E tamam. Yani maksadınız eser yazmaksa eser yazılmış olur. Ama eseriniz elbette size de iyi gelmeli. O kabul, sizi de dokunmalı, sizi de dönüştürmeli ama başkalarının da bir ihtiyacını görmeli. Yani bu ihtiyacı görmeden muradımız onda bir mutlak zihinsel bir dönüşümü kastetmiyorum. Yani yalnızlığınızda bir çay içtiğinizde bir çay içecek dost bulmak ne kadar önemliyse bir kitap da en az onun gibi onlarca boşluğu doldurabilir. Bu anlamda da kafa yorması gerektiğini düşünüyorum edebiyat dünyasının. Bu sözüm yalnızca sizi değil, bizi. Çünkü bu toplantımız bizim bir edebi mahfil. Yani gördüğünüz gibi birçok şairimizin, yazarımızın düzenli olarak bu programı izlediği, izleyemeyenlerin de yarınlarda mutlaka izlediği bu program. Bu konuyu da ıskalamamız gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla, bu öykülerimiz hem yazılmaya, eee, ve okunmaya hem de bu öyküler anlatılmaya devam edilmeli dersem ve hocam bize bir öykü anlat, bir hikaye anlat dersem, nedir yani demin tabii belli başuşları verdin ama, belli bir, belki metin paylaşımı da belli yönüyle de olmasında fayda var diye düşünüyorum. Bilmiyorum. Benim en azından arzum budur.
Evet.
Bir metin okumayı arzu eder misiniz hocam? Belli bir yönüyle diyorum. Bir metne şöyle görebilsek.
Ben öykümü mü okuyayım?
Evet. Yani en azından öyküden böyle bir bölümü, eee, yani biz şiirde bile bazen bir bölümü çok uzun olunca tümünü okumayız ama belli bir bölümle, evet, burada ses tını görülsün diye arzu ederiz.
Tamam o zaman.
İsterseniz, izleyiciye verdiğimiz sözü de tutalım. Dedik ki, öykü dinleyeceğiz. Hocam bize bir hikaye anlat diyeceğiz dedik. Sizin beğendiğiniz bir öykü varsa onu da okuyabilirim. Peride Bibi ve Ulgu Kuşları ile ilgili çok güzel bir düyü. Eyvallah. Buyurun hocam. Lütfen tercihi siz yapınız.
83. sayfadan o zaman bir pasaj okuyabilirim.
Eyvallah. Ah keşke Peride Bibi uyansa. Puhu kuşlarının varlığının keşfine çıksak. Yine kuşların evrenine yüzümüzü dönüp bir kora halinde bazen ardı ardına kesilmeyen serenatla uçuşup kaçışsak bahçelerde. Ah keşke gizemli kuşların oyununu oynasak Peride Bibiyle. Kuşlar kolonisinin güne başlama telaşları onun uyanış sesi olsa katmer katmer gri renkli bulutlar üveyik kuşu gurulumasıyla bülbülün şakamasıyla helzonlar yaparak katılsa oyunumuza bir süre sonra dağın rengini kendi rengimize dönüştürsek ah keşke Peride Bibi uyansa. Hani kısa okudum ama. Ama vaktimiz çok yeterli olursa öyküyü okuy fark etmez.
Yani biz zaten bunu arzu ettiğimiz şudur dostlara diyoruz. Biz evet ben okumaya eser bulamıyorum. Eser çok fazla. Ne dersiniz? İşte diyoruz ki biz evet sözle, yüzünde, eee, sesinle uyumluluk arz etmesi lazım. Biz sadece değil izleyiciye bu tercih imkanını sunabilecek her hafta konuklarla dostlarımızı buluşturuyoruz. Onun için biz bu kitabı hatta e hocam birkaç hikaye benimle paylaştı. Dedim ki yok tabii onun haberi olmadı. Ben kitabı mutlaka temin edeceğim. Sipariş verdim. Kendim okumadığım bir kitabı nasıl tavsiye edebilirim ki? Dolayısıyla, sözün tesiri sadece söylenişinde değil, duruşunda olması gerekliliğini düşünüyorum. Onun için ben nice işte medyada, televizyonda ekrana çıkan insanların konuklarının adını soyadını bile programı esnasında girişte temin edip ne konuşalım dediği ortamlardan hangi bereketi yani konuğunuza saygınız, konuğunuza dair bir hazırlığınız, konuğunuzun sizi saygı duyacağı bir vasatı, intiba oluşturmadığınız ortamda neyi oluşturacaksınız? Yani bu bu olması mümkün değil. Onun için ben mutlaka ve mutlaka bu güzel eserlerin ve duruşların takip edilmesi gerektiğini söylüyorum. Elbette ki dediğim gibi her hafta bir konuk var. Ayda 4. Vallahi benim işte hiçbir hafta yok ki 2-3 tane en az bir kitap okumuş olmayayım. Bir o kadar da bugün insanlar insan izlemeye, dinlemeye programları olmuyor. En az 20-30 tane farklı insanın sohbetini dinleyen seçici olarak dinlemeye çalışan birisiyim. Eee, her ne kadar bu programda konuşuyor gibi gözükmüş olsak da o konuşmanın ardı nice dinleyişlerin var olduğunu bilmek gerekir. Evet hocam var mı bu kitapla ilgili bu bu faslı kapatalım mı? Ve dolayısıyla belki bu faslı kapatmadan hem söyleyeceklerinizi hem de bundan sonraya dair öyküye dair hedeflerinizi ve duruşlarınızı bir nevi evet orada çok aceleci olmamak son derece önemli. O ifadenizi çok kıymetli buluyorum. Ama benim orada hocam bir modtam var. Artık şairlerin ve öykücülerin de dimağlarına onların diline emanet olsun diye de arzu da ederim açıkçası. Evet. İddiada olmak güzeldir. İddianız olmazsa hizmet üretemezsiniz. İddia hizmet yaptırır insana. İddianız olmalı. Ama ihtiras ise o da ihanetlere sevk eder. İhtirasının egolarınıza, arzularınıza ulaşabilmek için her şeyi mübah görürsünüz. İkisi arasında çok fark var. İnsanın bir hedefinin olabilmesi mümkün. Bugün insanların birçoğunun mevcut şartlarını kaybettiğinde feryat edip, "Aa, ben ne yapacağım?" dediği yerde, niteliğiniz ve özelliğiniz varsa yapılacak çok şey var demektir. Yani iman varsa imkan da var dendiği gibi, bu duruşun da bu anlamda iddialı bir duruşun varlığını, hedeflerin konmuş olmasını da önemli buluyorum açıkçası.
Evet hocam.
Evet. Eee, ben, eee, aslında öyküyü bir sığınak olarak görüyorum.
Hı.
Yani, eee, anlatamadıklarımı, sustuklarımı, inzivaya çekildiğim zamanlarda, eee, özellikle Ramazanın son aylarında biz inzivaya çekiliyoruz. Rabbimizle birlikte oluyoruz. Ona, eee, birçok şey anlatıyoruz. İçimizden ne geldiyse, anlatacağımız, iyi ki bir Rabbimiz var ve iyi ki ona inanıyoruz, iyi ki Müslümanız. Dua ediyoruz. Ve sonrasında konuşamadıklarımızı Rabbimize belki de şikayet ettiklerimizi yazıya döküyoruz. İşte benim, eee, işte ciddi bir yazar olarak aslında hikaye, okurun zihninde, okurun zihninin odalarında yer edinmesi için bir meselenin olması gerekiyor. Hikayenin, hikayecinin bir duruşunun olması gerekiyor. Umberto Eco'nun dediği gibi aslında bir hayal değildir. Bir, hayal gücüyle ya da bir ilhamla yazılan bir şey değildir hikaye. Yani, testereyle, çekiçle bir heykeltıraş nasıl yontuyorsa heykeltıraş elindeki eserin o şah eserini bir yazarda kelimelerle, bu şekilde çalışarak, çok çalışarak büyük iskeleler inşa etmesi gerekiyor. Ben de bu hikayelerimi tabii, bir öykü yazarı olarak her gün, okumalarıma devam edeceğim. Elbette hayatı, gözleyen bir virtüöz gibi, bir işçi gibi devam edeceğim çalışmalarıma.
Evet. Eyvallah. Mesela, eee,
Saatçi Çırağı ve Tiktaklar öyküsü var. Bu 22 sayfada olan bir öykü. Bu öyküde de aslında benim, yaptığım yine yoğun gereklilik kiplerinde olduğu gibi, yine çocukluk ülkeme döneceğim. Çünkü çocukluk böyle bir şey. Edebiyat aslında edebiyatın bir tanımı da hatırlamaktır. Bir hafızadır. Ben de, nasıl saatleri ayarlama enstitüsünü lisede okuduğumu söylemiştim ve bu öyküyü yazarken de, bu kitaptaki Hayri İrdal Saatlere Ayarlama Enstitüsü'nün Hayri İrdal'ı kanlı canlı o dükkanda, kurguladığım dükkanda karşıma çıktı ve bu öyküyü bu şekilde yazdım. Yani az önce ilk sizin bana hikaye ve öykü ile ilgili sorunuzda hikaye nedir, öykü nedir açıklamasında hikayenin bir hafızaya, bir mekana dönmek olduğunu söylemiştim. İşte hikaye yazarken yazar, böyle bu atmosferi yaratırken o mekana döner. Ben de küçükken babamla birlikte gittiğimiz bir saatçi dükkanımız vardı. Babamın akrabası Harun amcanın dükkanı ve ben o dükkana her gittiğimde dükkandaki saatleri araştırırdım. Saatlerin, hangi döneme ait olduğunu. O zaman saat dükkanları çok kıymetliydi. Şimdi öyle değil. Şimdi artık hani giriyoruz dijital saat, akıllı saat alıp çıkıyoruz. Ama o zaman o tiktaklar, o kurgu saatleri, kurulan saatler, o guguklu kuşlu saatler çok farklıydı ve çok mühimdi saat o zaman evin bir parçasıydı yani. Öyle bir öykü yazdım. O çocukluk dönemime girerek giderek yazdım. Yine aynen bu öyküyü, o 80'li, 90'lı yıllarda, yaşamamasaydım, bugün belki bir çocuk sadece kitaptaki okuduğu bir metinden esinlenerek, yazamayabilir. İllaki sadece okuduklarımızdan değil, yaşadıklarımızdan da besleniriz.
Evet. Yani o zaman demek ki tam da o yaşadığını yazan, yüzünü hayata ve insanlara dönen bir duruşu burada çok net görüyoruz. Ve, yine işte o bütün hayatın süzgecinden geçen öyküleri yazan tespitimiz de veya yaklaşım da veya bu tespitler de ne kadar önemli olduğunu önemli. Tabii orada hani kendimi dediniz yine derin sessizliğe çekildiğim demlerde kağıtla kalemle dertleşen,
Evet.
Defteri yaşam pusulası kalem ve defter sessiz çığlıkları olan bir öykücüyle değerli dostlar bu akşam birlikteyiz. Yani dolayısıyla öykü halleri de belki böyle bir hali gerektiriyor ama bir taraftan da hocam herhalde bir umutsuzluk asla yok. Ve bir duruşta da mutlaka ve mutlaka karanlıklara mum yakma imkanının olduğunu işte belki mum biraz sonra döneceğimiz çocuk edebiyatı da genç edebiyatına yönelişte yine böyle bir duruşun karşılığı olması gerekir. Ama bana göre burada yine ısrarla vurgulamamız gereken sizin hayatınızda onu gördüğümüzde gördük ve o ifadeyi ben gerek afişin gerek metnin ve inşallah yarınlarda nasip olur ömrümüz ve müsait olur çıkacak olan kitapta da sizin portrenizle ilgili en anlamlı ifadeler yazma enerjisini düşürecek ortam ve insanlardan uzak duran hırsa, gösteriye, boy ölçüşmeye iltifat etmeyen bir duruş. Bu önemli bir duruştu. Bu bir aynı zamanda duadır. Ha hani bunu ne kadar gerçekleştiriyoruz o ayrı bir konudur. Hani diyor ya olba yezidi bestami severid dostani ol dahi rahat olmadı. Nefs elinden, hırs elinden nefslerimiz, hırslarımız olabilir ama bu duruş çok önemli. Yani evet biz dedikodulara aslında bugünkü hali, yani bu bu benim açımdan şu yönüyle de çok önemsiyorum. İnsanların kalkıp hep başkalarının hatalarıyla, günahlarıyla, yanlışlarıyla eksiklendiği bir noktada ve sizin egolarınızı dinlemek zorunda mıyız kardeşim? Yani zaten bizi yoran bir sürü meselemiz var. Ailede var, işimizde var, hastalığımız var, çocuklarımız var, sorumluluğumuz var. İnsanlığın karşı karşıya olduğu problemler var. Var var. Bir de ayrıca zehir katan, bir hal ile karşı kalıyor. Yusuf suresinde ne diyor Hazreti Yusuf'a? "Oğlum anlatma bu rüyanı kardeşlerine." Bakın kıymetli hocam çok önemli bir şeydir bu. Peygamberimiz, "Kötü bir rüyayı anlatmayın. Çıkmasına vesile olur." diyor. Yusuf suresinde. Efendim rüyayı babanın evladına, "Ey Yusuf anlatma kardeşlerine bu rüyayı, onların öfkelerini, nefretlerini, kıskançlıklarını üzerine çekersin" dendiği bir noktada yani bizi olumsuz senaryolarla boğacak bizi umutsuzluğa sevk edecek insanlardan, muhteris insanlardan gösteriş, boy ölçüşme, gereksiz şeyleri iltifat eden bir duruşa hepimizin ihtiyacı var. Bu duruş çok önemlidir ve ömürlerimiz en büyük sermayelerimizse bu sermayeyi de böyle lüzumsuz hem mekanlarla kusura bakılmasın lüzumsuz insanlarla da harcamaya gerek yok. Merhum Cahit Zarifoğlu ile ilgili anlatılır. Hiç konuya bir şey konuşulsa hadi bakalım biz işimize bakalım. Dolayısıyla bizim yapılacak çok işimiz var. Yaptıklarımızdan çok yapacaklarımız var. Ve bunu da son derece kıymetli buluyorum. Hocam kapatalım mı öykü faslını? Var mı burada söyleyeceğiniz? Yani hocam burada bana ifade edilmedi, imkan verilmedi denmesin. Ben açıkçası bu konuşmalarım konuyu açılsın. O arada da efendim Dilek hocam hemen devreye girsin diye beklemek için bu cümleleri uzatma gayretim de bunun içindir. Sizin ve tüm konuklar için de böyle bir duruş ortaya koymaya çalışıyorum açıkçası.
Aslında söyleyecek son sözü isterseniz Mustafa Kutlu'nun bir sözüyle kapatalım. O der ki, "Her zaman insan her şeyi anlatamaz. Zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez." Ben de Lo'da, bu gereklilik kiplerinde anlatacağım. O okuruma bu şekilde mesaj vermiş oldum.
Eyvallah. Şimdi hocam, tabii siz, eee, sadece dediğim gibi öykü yazmıyorsunuz. Bu arada birkaç çalışmanız da çocuklara, gençlere yönelik olarak yazmak. Tabii genelde sanki bu iki türde yazmanın çok zor olduğu, elbette zor. Ben bir eğitimci olarak da onu hep söylerim. Yani yıllarca öğretmenlik yaptığım süreçte de yani bir ortaokulla lise arasındaki fark bir de ilkokulu ana sınıfında hocalık yapanları ayrı bir takdirimin olduğunu her fırsatta da söylerim. Şimdi yetişkinlerle ilgili yazmak ayrı bir özellik ve nitelik gerektirirken hakikaten çocuğun dünyasını anlamak, onun seviyesine uygun bir eser yazmak, aynı zamanda o çocuğun seviyesine yazdığınız eserle aslında anne babasına da hitap etmesi lazım. Yani çocuğun seviyesiyle, çocuğun okuyacağı kitabı yine gördüğümüz kadarıyla çocuk edebiyatçılarımızın söylediği iyi bir yetişkinin de okuması gereken kitap diye tanımlıyorlar. Çocuklar ve gençler için yazmak konusunu da konuşalım isterim hocam.
Evet. Eee, benim ilk çocuk kitabım Kedidir Oedi. Bu kitabımda deyimler Kedidir Oedi. Ve ikinci kitabım da Charl ve Dünyanın En Maceralı Köyü kitaplarım. Bu iki kitabımda atasözleri ve deyimleri çocukların zihinlerinde daha iyi yer edinmesi, günlük hayatta günlük konuşma hayatında buradaki karakterlere örnek karakterlerin hayatlarını örnek alarak bu dilimizin zenginliği olan deyimler ve atasözlerin yerleşmesini düşündüm aslında böyle bir kazanım elde edebilirler diye düşündüm. E Kedidir O Kedi kitabın öykü kitabı, çocuk öykülerinden oluşuyor. Ben bu kitabı 23 yıl önce aslında çocukların gözlerindeki gördüğüm o heyecan, o merak, onlarla birlikte hani onların o hayal dünyalarına ulaşabilmem için yapacağım şey onlarla birlikte yarışmak ve yazmaktı. Öğrencilerime öykü yazdırırken kendim de tahtaya yazdığım tebeşirle tahtaya yazdığım konuyu kendim de yazıyordum. Yani o öyküyü ben okuyordum öykümü. Onlar da bana öykülerini okuyorlardı. Ve o öyküler de ortaokul dönemindeki yazdığım öykülerle birlikte tematik bir kitaba dönüştürmek istedim. İçerisinde 27 tane öykü var. Kedidir O Kedide. Charlo ve Dünyanın En Maceralı Köyü roman. Bu romanda aynı karakterler var. İki kitapta da aynı karakter. Fakat Charl ve Dünyanın En Maceralı Köyü'ndeki romanda öykü yazan bir karakterimiz var. Üç tane öykü var. Yani yine de öğrencilerime burada öykü türünü nasıl yazılacağını, öykü içerisindeki deyimleri nasıl kullanacaklarını anlatmaya çalıştım. Bir macera romanı 5-6 sınıflar için. Evet, yetişkinler için zor ama çocuklar için yazmak daha eğlenceli. Çünkü, eee, yetişkinlerden olumlu dönüşler alıyorum ama özellikle okul söyleşilerine gittiğim zaman ya da kendi öğrencilerimden böyle güzel, olumlu tepkiler aldığımda daha çok heyecanlanıyorum ve çocuk kitabı yazmak bana daha çok zevk veriyor. Karşılığını alıyorum. Çünkü hani bir öğretmen olarak sınıfta ders anlatırsanız ve o anlattığınız konuyla ilgili öğrencilerden dönüt alırsınız. Eğer dönütler çok fazlaysa ne yapar öğretmen? Bundan mutlu olur. Çünkü ben bu konuyu çok iyi kavratabildim, anlatabildim ve bütün öğrencilerim anladı. Bu çocuk kitapları da böyle aslında. Öyküyle başladım ve çocuk romanlarımla da devam ediyorum. Son iki romanım fantastik, biraz farklı masal ve fantastik türüne geçiş yaptım. Çünkü burada da çocuklar bana çok destek oldu. Öğretmenim biz evet öyküyü sevdik ama daha böyle macera, daha fantastik olsa, bize diğer romanlarınız fantastik türü olsun dediler. Ve ben bir uzun çaba sayesinde aslında iki kitabım art arda çıktı. Sanki aynı anda bir anda kitap yazdım çıkmışım gibi oldu ama süreç öyle değil. Süreç. E bir de yayınevi süreci var biliyorsunuz. Yayınevinde editörle kitapları çalışma, revize etme gibi uzun bir uğraştan sonra iki farklı yayıneviyle çalıştım. Hani önce Kıırdak Az Örümcek Peri kitabıma çalıştık uzun bir süre. Ve bu kitabı basımı çok uzun sürdü. Çünkü yayınevleri biliyorsunuz CZ ve Çocuktan çıktı. Benim kitaptan önce daha basılması gereken kitaplarda sıra bekledim diyebilirim. Sonra bu sırayı beklerken Kayıp Zamanların Fısıltısı çıktı. Yine eş zamanlı kitabın bana verdiği yayın tarihine, takvimine göre de Ocak, Şubat gibi gençlerimizin ilgisine sunduk. Masallar var bu kitaplarda da. Hani Kedidir O Kedide öykülerle anlatmaya çalıştığım şeyler biraz daha hani 10 yaş, 12 yaş sonrası okuyacakları 12-14 yaş için Kayıp Zamanların Fısıltısı'nı yazdım. Çünkü çocuklar hayal gücü sayesinde biliyorsunuz masallar daha doğmadan belki bize büyüklerimiz tarafından anlatılmıştır. Bir gerçekliği birebir anlatmasa da bir insanın iç dünyasını masallar güçlü bir şekilde yansıtır. İşte biz bu masallarda dinlediğimiz masallar bize sadece zaman, işte zamanı değerlendirmek ya da eğlendirmek ya da bilgi taşımak amacı vermez. Geleceği düşündürür. Hayatı anlamamızı, hayal kurmamızı da sağlar masalla. İşte çocukluk döneminde masallara alışan çocuklar ilk gençlik döneminde artık daha böyle fantastik, yani masalların devamı olan bir türle tanışmak istiyor. Evet, öyküyü de sevdiler, romanı seviyorlar ama fantastik çocuklar için elzem bir seçim her zaman. Özellikle kapaklarda kapak seçimlerinde buna çok dikkat ediyorlar. Yani 12-14 yaş grubuna yönelik yazdığım ilk fantastik romanım.
Eyvallah. Şimdi,
Göbeklitepe'yi anlatmaya çalıştım. Ben 11 yıl Şanlıurfa'da çalıştım. Çalıştığım süreç içerisinde Göbeklitepe aslında bilinen ama henüz günyüzüne çıkmamış bir şehirdi. Antik şehir. Ve orada taşların fısıltısını gerçekten hissedebiliyorsunuz. Tarihi hissedebiliyorsunuz. Ve ben bir gün bu Göbeklitepe'ye tekrar hani Şanlıurfa'ya gidiş geliş yapıyorum ama 2015 yılından sonra hemen hemen ortaya çıktı bu arkeolojik kazılarla. Ve ben 11 yıl hizmet ettiğim şehirde mutlaka bu şehrin bir romanını yazmayı düşündüm. Aslında Göbeklitepe'den sonra Göbeklitepe ile bağlantılı olan Çatalhöyük var biliyorsunuz. O da Konya'da Çatalhöyük.
Eee, bunu da ilerleyen zamanlarda, ikinci bir fantastik kitap olarak gençlere sunmayı düşünüyorum.
Evet hocam. Bunu da çok kıymetli. Zaman zaman bu vurguyu da yapmaya çalışıyoruz. Tabii edebiyatçıların İstanbul'a dair şiirleri, yazıları oldukça bol. Ama ben diyorum, yazarlarımızın doğduğu şehre de doydukları şehre de mutlaka bir katkısı olması lazım. Oradaki değerlerin bilinmesine, o şehrin ruhunun kavranmasına ilham verici olması son derece kıymetli. Nasıl ki bir insanın iyiliğine, güzelliğine, hidayetine vesile olmak, bütün insanlığı kurtarmak gibi addediliyorsa aslında o şehrin tanınmasına vesile olmakta böyle bir diriltici yönü var. Böyle bir ilham verici yönü var. Böyle bir sorumluluk yönü var. Yani ben bunu bu anlamda önemli. Bir de doğduğunuz şehir Konya sevdi şehirlisiniz. Dolayısıyla o şehre karşı bir taraftan bir sorumluluk ama diğer taraftan da ömrünüzün çok önemli aktif yıllarının geçtiği bir şehir ve orayı tanımlama bu başka yerlere olmaz anlamında değil ama bir temel taşıysa burada önemli hatıralar, birikimler söz konusuysa bunu da değerlendirmek önemli. Şimdi hocam bu çocuklarla ilgili tabii işin zorluğu çocuklara yönelik bir dili kurabilmek. İşte orada da nasıl yaklaşacağız? En fazla tartışılan belki konulardan biri de işte çocuğa e yine o mesaj verme işte bir gayesi olmalı gibi tartışmaların yine yaşandığı bir oran. İşte onun dünyasına girebilme, işte gibi hususlar hakikaten eee, eee, bugün de yarın da üzerinde durulabilir. Yani çünkü şu açıdan durulabilir. Aynı yazarımızın hayatına baktığımız zaman örneğin işte Dilek Hanım bugün 10 sene önce olaya böyle farklı bu noktada bakıyordu. Bugün farklı bakıyor. Ben bunu da çok normal karşılıyorum. Geri dönüşleri, izlenimleri alınan tepkiler veya tesirleri değerlendirerek böyle bir yenilenmeye de bir yazar çok rahatlıkla ihtiyaç duyabilir. Hatta bir ilim insanının dün şöyle dediği bir konuyu izahında da böyle yine Ramazan ayında hep böyle tartışılır dini konular işte hocalar tefsirler, hadislere dair yorumlar işte dün böyle diyordu da bugün niye böyle diyor? Dün o kadar biliyordu. Onu söyledi, bugün bunu söylüyor. Ama dün söylediğini yanlış, bugün söylediğini her son gün söylediğinin mutlak doğru olduğunu söylemektir yanlış olan diye düşünüyorum. Yani bu eserlere çocuklarımızın ilgisine okuma konusu hep tartışılan yine buradan da bir umutsuzluk değil. Biz umuda dair veya dönüşler bizi daha da mutlu edebilir. Bu gençlerin ilgisini ilgili yaş aralığındaki ilgiyle alakayı nasıl görüyorsunuz? Ve burada hakikaten bana göre soru şöyle olmalı. Yani burada aileye hangi görev düşüyor? Öğretmene hangi görev düşüyor? Ve burada tabii aslında devlete hangi görevler düşüyor, medyaya hangi görevler düşüyor diye de hani başta da söyledim. Bütün bu işleri kurgulayan veya düşünen insanlar olarak yahu bu konu bizim konumuz değildir diyeceğimiz kadar basit olmadığını da düşünüyorum. Bu çocuk edebiyatı konusunda da son dönemde Türkiye'de çok ciddi çalışmaların yapıldığını, çok kaliteli ve nitelikli eserlerin yazıldığını bilen, takip eden, işte torunlarına da elden geldiğince onları eriştirmeye çalışan birisi. Evlatlarda ıskalasak da torunlarda biraz daha ağırlıklı davrandığımızda bir alan. Bu konuda ne dersiniz hocam? Bu eserlerin okunması ve ilgi ilgisi noktasında.
Evet. Aslında programın başında söylediğim gibi, çocukluk dönemi bebeklikten ergenliğe kadar uzanan o ilk 10 yıla tekabül eder. Okul öncesi döneminde çocuk eğer kitap okumaya alıştıysa, bunun tadını aldıysa, yani maalesef bugün marketlerde ya da AVM'lerde çok fazla vakit geçiren ebeveynlerimiz de var. Çok güzel kitap okuyan söyleşilerde, yani daha yeni yürümeye başlayan çocuğuyla standlarda çocuğuna kitap arayan anne baba olduğu gibi eline telefonu verip hani YouTube'dan hiç uygun ya da değil ya da bir bekle bir hastanede sıra beklerken çocuğun eline yüksek sesle YouTube'dan kanallar açan maalesef ebeveynlerimiz de var. Bunları zamanla bir eğitilecek ya da bir şekilde biz onlara örnek olmak durumundayız. Hani tamamen de onu toplumdan da soyutlayamayız. İşte çocuk eğer bu kitabın tadına o dönemde alıştığı zaman gerçekten çocuk kitapları ile karşılaştığında çocuk seçici olabiliyor. Bugün ben ilk gençlik dönemini kitaplarını çocukların elinde çocuklara uygun olmayan kitapları gördüğüm zaman gerçekten sancı çekiyorum. Neden? Çünkü belki lise döneminde bile okumaması gereken öyle kalın içeriğinde şiddet, cinsellik ya da işte çok farklı dinler, hani bizim dinimize ait olmayan değişik haç işaretleridir, farklı şeyler, hani öğretmenim siz de okuyun çok güzel fantastik diye elime uzattıkları zaman hani dehşete kapıldığım o argo sözcükler, yani hani çocuğum okusun da keşke hocam bunu da okusun diyen ebeveynler de var maalesef hani biz yasaklayamıyoruz çünkü anne baba uygun gördükten sonra o bir noktadan sonra biz sadece örnek olabiliriz işte çocuk kitaplarını sadece öğretmenlerin değil ebeveynlerin de destek olması gerekiyor seçimimizde. Ben okumadığım hiçbir kitabı öğrencime tavsiye etmiyorum. Ben üzerine inceleme de yazıyorum birçok kitabın aynı zamanda bu bunu da buradan yer vermiş olayım. Yani çocuk kitapları kısaca sadece çocuklara değil yetişkinlerin de kabul edeceği bir derinliğe ve etkiye sahip olmalı. Çünkü biz çocuk kitaplarını biz okuyoruz yetişkin olarak. Fakat düşünün bizim önceden söylediğimiz cümleyi artık kurmakta zorlanıyorum. Çünkü bir çocuk bir yetişkin kitabı okuyamaz. Benim öğrencilerim, benim bütün kitaplarımı okuyan öğrencilerim, "Hocam, şimdi Loğunun gerekli kiplerini mi okuyalım, ona mı geçelim?" dedikleri zaman kesinlikle kabul etmiyorum. Çünkü yetişkin kitabı ortaokul öğrencilerini okutmaz. Yani ben bunu yani hicapla karşılıyorum. Özellikle yazarların okul söyleşilerinde yetişkin kitaplarının, yani düşünün bir kadın öyküsünün 10-12 yaşındaki bir çocuğun hiç de ilgisini çekmez. Belki onun ailesinde o çatışma yoktur ya da hani iki insan arasındaki o aşk, meşk muhabbetleri, o 10-12 yaşındaki çocuğu hiç ilgilendirmez. Çünkü o onun duyuşsal zekasına bir kere direkt yanlış bir şekilde yansır. Bu yüzden bunu da buradan dile getirmek istiyorum. Evet. Liselerde olur. 10, 11, 12 sınıflarda yetişkin öykü kitabı bir şekilde liseli öğrenciler okuyabilir ama ortaokula daha yeni geçmiş 5-6 sınıflara bu konuda aslında hani bir okuma kültürü ile ilgili program yapılabilir ama çocukların ellerinde kitaplar yani hani veli ebeveynle birlikte bir program olabilir. Yani sözün özü ez cümle yetişkinler çocuk kitabı okur fakat bir çocuk asla yaşına uygun olmayan o yetişkin kitabı okumamalı diyorum.
Evet bu da önemli bir duruştu. Tabii, evet, yetişkinler çocuk kitabını okumalı, anlamalı ve mümkünse beraberce bile okumalı. Ama çocuk yetişkinin kitabını zorlanabileceği belki başka bir boyutu da hocam kitapla nefretine vesile olacak. Anlayamadığım duygusunu yaşayacak. Yani hem içerisinde olmaması gereken bir duygu halinin yanında bir de kendisini başarısız hissetme soğumasına vesile olacak insanların birtakım geçmişi yaşadığı haber tabii bunu söylediğimiz zaman değerli dostlar yine şöyle bir kaydı koyabilir. İşte falanca okumuştu ama çok eski erken yaşlarda işte o başarılı oldu. Şimdi istisnalar hep ifade edilir. Kaideyi bozmazlar. Yani burada bir etkiden bahsedecek olursak, bir genelleme yaptığımızda bir tercihi ifade ederiz. Bu, bunun hiç olumlusu olmadı mı diye böyle bir iddiamız yok. Ama biz burada tercih edilmesi gerekeni onların seviyesine göre o okuma zevkini artırabilecek, evet, onları hayatın gerçeklerini ıskalayan, gizleyen değil ama zaten hayatın içerisinde bunlarla yüzleşecek o geçiş sürecinin de daha seviyelerine uygun bir şekilde olması gerektiğini düşünüyoruz. Yani yaşadığımız travmalar bizi nasıl etkilediği gibi eserle de bu travmayı yaşamak mümkündür diye sanıyorum hocam. Açıkçası bunun da kıymetli olduğunu düşünüyorum. Hocam tabii hikaye, öykü, masal ve bu konuları ele aldık. Bizim programımızda konuklarımızdan
Şair olmayanlardan da şiir dinleriz. Hele bu bir Türkçü öğretmeni olursa, "Öğretmenim, bize bir şiir oku" demek en tabii hakkımızdır diye düşünüyorum. Eee, bir şiir dinleyelim. Ondan sonra da mevzuları toparlayalım. Eee, dostlardan son gelen, eee, yorumları da okumuş oluruz. Son mesajlarımızı vermiş oluruz. Eee ve inşallah, eee, eee, sizin de bu arada notlarınızı karıştırarak, ben bunu önemsiyorum. Tüm dostlara da aslında bir şey, mutlaka bir öğretmen, en iyi bildiği konuyu bile hazırlık olarak, ne diyorsunuz hocam? Plan, planla giriyorduk biz eskiden derslere, herhalde o plan, bilan, planlar biraz daha değişmiş olsa da ama hiçbir yerde zorunlu plan olmasa da zihinsel bir planın olmuş olması gerekir diye düşünüyorum. Yani ben rastgele konuşsam onlarca saat konuşurum ama onlarca saat konuşmaktan 5 dakikalık e planlı konuşmanın da daha etkili olduğuna, anlamlı olduğuna inanan birisiyim. Yani sizin konuşmanız önemli değil. Muhatabınıza neyi vereceğinizin planlaması da önemli. Onun için ben inanıyorum ki hocamın da bir taraftan ardından, eee, biz mesajları okurken, eee, bunlar anlatılmalıydı diyeceği son cümleleri ve, eee, hatırlatmalarıyla, eee, programımızı sonlandırmış oluruz. Buyurun hocam, şiir dinleyelim.
Şimdi, >> ben, eee, Edebiyat Ortamı Dergisinin 97. sayısında Gazzeli şehit şair Hiba Abunada'dan bir şiir okumak istiyorum. Çevirisini yapan Cüneyt Fatih Yaylacıymış. "Yalnızlığımız" eee, şiiri. Bu arada ben, eee, üniversitede, eee, şiire olan iştiyakım çoktu ve şiirlerim vardı, şiir defterlerim vardı. Yalnız yine, eee, program içerisinde söylediğim gibi, eee, o şiirler, eee, kimlere yazıldı, o şiirler ne olacak? O şiirlerin hesabını kime vereceğim korkusuyla, eee, eve gitmeden, eee, imha etmiştim bütün şiir defterimi. Çok pişmanım. Eee, o tınıyı, o zamanı tekrar geri dönemiyorum. Keşke. Eee, ben sesim geliyor değil mi? Ha. Evet. >> Evet hocam, alıyorum. Evet. >> Evet. Yani benim hayattaki en büyük pişmanlığım o olmuştur. Eee, sonra bir daha ki, eee, dönemlerde o şeyi yakalayamadım. Yani o ilhamı yakalayamadım. Yani böyle bir şeyimi de paylaşmış olayım.
Eee, şimdi hocam, tabii ben, eee, biliyorum şu an, üdebamız, ulemamız bu görüşüme katılmasa da, eee, her zaman mümkün diyorum. Yani bütün bir hayatın bile, eee, tövbeyle yeni baştan başlama imkanının olduğu bir yerde, o yırtılan, atılan, endişe duyulan duyguların da, eee, bir yerlere yansıma imkanı olduğunu düşünüyorum. Yani bunun için de dediğim gibi, eee, yine benim inandığım bu. Kimse katılmak zorunda değil. Eee, yani şairi altını gramla, kiloyla tartmazlar. Yani çok daha, eee, eee, hassas terazilerle tartarlar. Eee, şiir böyle bir şey. Yani bir şiir, eee, bir mısra-i berces, kafidir. Eee, boş yere değil. Onun için, eee, her şey bitmiş değil. Belki yeni baştan her şey, eee, denenebilir diye düşünüyorum. Onlarda bir kazanıma dönüşebilir. Ya elbette, eee, öyle olsaydı, bu böyle olsaydı mümkündür ama biz biliyoruz, yine bizim kültürümüz çok önemlidir ve kıymetlidir. Eee, geçmişe takılmamak, eee, bugünü en efektif şekilde kullanmak daha anlamlı diye düşünüyorum. Eee, umut ederiz bir dua yerine geçsin. Bundan yıllar sonra, eee, müstakilen şiirlerinizi konuşmak üzere bir program yapalım. E Ramazan'ın, yani böyle bir geceleyle, mübarek Ramazan gecesinde, Kadir'in gölgesinin üzerimizde, belki de Kadir gecesinde yapıyoruz programı, bilmiyoruz. Boş yere demiyorlar, "Her geceyi kadir bil, kadrini bil, kadri bilinsin" diye. Biz de cumartesi günlerini, eee, gücümüzün yettiği kadar böyle kıymetlendirmeye çalışıyoruz. Buyurun hocam.
"Yalnızlığımız ne kadar da yalnızdı, şu bizim yalnızlığımız. Herkes kazandı savaşlarını, sadece sen kaldın geride. Çaresiz bu yalnızlığın önünde derviş, hiçbir şiir geri getiremez kaybettiğini yalnızların. Bir başka cahiliye çağı, ah şu bizim yalnızlığımız. Lanet olsun bizi bölene, sonra birlik olana cenazende. Artık mezata düştü vatanın ve dünya ise serbest bir pazardır. Barbarlık çağı zamanımız, kimselerden yardım göremeyeceğimiz. Ah şu bizim yalnızlığımız. Öyleyse sil şiirlerini ey benim vatanım, eskileri ve yenileri ve gözyaşlarını toparla artık kendini."
Eyvallah. Eee, evet hocam. Eee, teşekkür ediyoruz şiir için de. Eee, birkaç yorum var. Onları paylaşmış olalım. Nuray Hanım'ın da bir değerlendirmesi var. Gökhan Erol Samsun'dan saygı selam iletiyor. Kıymetli Halit Yıldırım hocamız, "Hayırlı geceler üstadım" diyor size, Dilek hocamıza ve tüm katılımcı dostlara. Şuum Uğurlu Dağı, Uğurludağ ilçesinden selamlarımı arz ediyorum. Kıymetli abeyim Musa Uzunkaya'ya. Selamünaleyküm Cafer hocam, size ve kıymetli misafiriniz Dilek Hanım'a başarılar diliyorum" diyor, dileklerini iletiyor. Nuray hocam der ki: "Dilek Hanım'ın son dönemlerde ısrarla üzerinde durduğu bu nokta çok önemli hocam. Nitekim bir şeyin ticarete döküldüğü bir çağda, yetişkinlere hitap eden öykü kitaplarıyla kurumlara girilmesi üzücü. İşte, eee, yani bu ürünü ve kaliteyi zay etme anlamına geliyor. Ve ondan sonra da itibarımızı, "Niçin bize itibar gösterilmiyor?" diye bakıyoruz. Elbette ki ben bir yazarımızın eserinin, yeni eserler yazılabilmesi adına eserlerinin, hatta hatta onların, bu işe, zaman ayırmadan ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından temin edilerek o çocuklara verilmesi gerekliliğini, yani bizim kalkıp okul kitaplarını çocuklarımızın masalarına parasız koyduğumuz, ücretsiz devletimizin koyduğu yerde, hakikaten ilgililerin, hocaların da edebiyatçıların da hassasiyeti gözetecek şekliyle belli kriterler, belli hassasiyetlerle çalışmada, herkes bu tercihini yapabilir. Kriterler belli olur. Buna uygun eserler alınır ve hiçbir yazarımız bunlarla meşgul olmadan o kaliteli eseri yazmasının derdinde olur. Bu sefer de, bir bu isimler, yani, efendim, Nuray Alper Hanımefendi de, işte Dilek Altundağ'da, Fatma K'te ve diğer diğer kıymetli yazarlarımızda o eserleri yazan ve kendilerinin masasının üzerinde olduğu kitapların canlı tanıkları olarak önceden eserlerini okuyan bir insan olarak karşılarına çıkar. Müthiş onlar için bir gün okumaya, yazmaya dair veya eserlerine dair onlarla ilgili böyle bir mülakat veya soru cevaplı bir hale gelir. Yani ben okullara veya birtım yerlerde bu tür toplantıların mutlak anlamda yapılmasının gereğine, Nuray hocam inananlardan biriyim. Ama bunun, eserin önemini zayıflatacak, yazarımızı ve şairimizin ağırlığını zedeleyecek bir pozisyona düşürülmesi de asla kabul edilemez diye düşünüyorum açıkçası. Ha bu duruma hem düşmeyi kabul eden hem de düşürenlerin de ayrı bir değerlendirmeye tabi olması gerekir diye düşünüyorum."
"Evet, öykü dolu bir programdı" diyor Riye hocam. Ruk Aydın. "Dilek Hanım, eğitimciliği de çok kıymetli. Gönüllerimizi hoş ettiniz. Her ikinize de teşekkür ediyoruz" diyor dostlarımız.
Şimdi hocam, eee, dediğim gibi, eee, burada eksiklerimiz, noksanlarımız, bunları da ifade edelim, eee, diyeceğimiz hususlarla, eee, programı ve bir bayram mesajınızla, eee, da, eee, toparlamış olalım isterseniz. Yani aslında Dostoyevski'nin bir sözüyle kapatmak istiyorum ben. "Bir hikayeniz yoksa, nasıl yaşıyorsunuz?" der. Yani biz bu hayatta bir iz bırakmak, kalıcı olmak için, eee, yani sadece nefes almak için gelmedik. Sadece, eee, hayal kurmak için gelmedik. E buz bunları yazıya da dökmemiz, eee, gerekiyor. Kendimizi de ifade etmemiz gerekiyor. Eee, yazmak sağır. Eee, okumak da öyle tabii ama önce, eee, okuyarak, eee, okumalarımıza devam ederek, eee, ben de bu yolculuğa, eee, Nuray Hanım'la, Fatma Hanım'la, Rukiye Hanım'la ve değerli dostlarla, eee, devam edeceğim. Eee, mesajları için de çok teşekkür ediyorum. Bu vakte kadar, eee, sabırla dinlediler. Eee, sürçün insan, affola diyorum. Eee, bayramın huzur, barış, sağlık getirmesini, özellikle bütün, eee, İslam aleminin bir an evvel uyanmasını ve özümüze dönme dileğimizi, eee, arz ediyorum. Eee, aslında, eee, bugünlerde çok güzel bir, eee, ilahi var, hepimizin dilinde değil mi? Eee, Rabbim inşallah, kendisine de misafir eder. Eee, böyle diyorum. Teşekkür ediyorum. Eee, çok güzel bir program oldu benim açımdan. Eee, çok, eee, kıymetli bir program oldu. Çünkü, eee, kitabımı alıp okumuşsunuz. Benim elimdeki şu anda 3. baskı değil sanırım, sizin 3. baskı. İkinci baskı. Eee, buradan, eee, aynı zamanda, eee, kitabımın 3. baskısını tekrar, eee, revize ederek yayınevinde tekrar düzeltme, eee, imkanı buldum. Birçok yerde bana, eee, destek olan çağdaşım, Gülnar Kandeğer'e de buradan, eee, selamlarımı da iletiyorum. Eee, hayırlı akşamlar diliyorum. Çok teşekkür ediyorum.
Evet. Eee, biz de hocam, eee, müteşekkir olduğumuzu ifade etmek isteriz. İnşallah, eee, dediğim gibi, bu gece izleyenlere de, yarınlarda izleyenler açısından da, eee, son derece kıymetli olduğunu düşünüyorum. Evet, değerli dostlar, zirve şairlerimizden Şiirler programımızda bu akşam, eee, bir öykücünün, bir öğretmenin hem yazısına hem öğretmenliğine, kaleminin iç yolculuğuna, samimi duruşuna tanıklık ettik. Yazının, hikayenin, eee, ve insanın, eee, izini süren bir sohbeti gerçekleştirme, e gayreti içerisinde olduk. Kıymetli hocamıza teşekkür ediyoruz. Ve, eee, o duruşunu muhafaza ederek, onu yazma enerjisini düşürecek ortamlardan ve insanlardan, ona da bize de uzak duran, hırstan, ihtirastan, gösterişten, riyadan uzak bir hayat yaşamayı, Kur'an'ın ifadesiyle, tüm peygamberlerinin ifadesiyle, "in ecri illa alallah" bize Allah'ın verdiği ecir yeter duruşuyla, bir hayat yaşamayı ve insanların, insanların en hayırlısının insanlara en fazla hayrı ve faidesi dokunanlar olduğu gerçeğiyle, insanlara bugünümüz dünyasında en fazla hayırlı dokunuş, sadece onların tencerelerinde çorbalarının karışmasına vesile olacak aşı temin etmek kadar, zihinlerindeki bulanıklıkları giderebilecek, zihinlere yapılan, dokunuşların insanımızın yalnızlığını, yani o zaman zaman o mutluluk görüntüleri, her gün paylaşımlar, ah paylaşımları, yarın o paylaşımları da konuşacağız. Eee, Kur'an paylaşmaktan bahsediyor. Ramazan ayı paylaşımdan bahsediyor. Artık biz günümüzde hocam, paylaşımın da kolayını bulduk. Eee, sosyal medyada yaptığımız paylaşımları, paylaşımlar hanemize yazılsın. Sağlığımızda yapılmayan sılayı rahimler, ölümden sonra yapılan 40'larla, ölüm yıl dönümleriyle, 7'siyle, 40'la, giderilmeye çalışılsın. Eee, efendim, eee, kıymetli hocamıza ailesiyle, çoluk çocuğuyla, öğrencileriyle, tüm sevdikleriyle nice güzel, hizmetlere ve başarılara, öncülük, tarıklık, etmesini, yazmasını ve bizlerin de okumasını nasip etsin. Müminin amelinden önce niyeti geliyorsa, niyetimiz güzel olan insanlarla güzel olan insanları buluşturmak ve bu aziz milletin, nice güzelliklerinin olduğunu, yani bana 250 tane ismi nereden buldun? Edebiyatçı diye sorulduğu bir durumda, bu ülkenin 250 değil, 2500 nice değerlerinin olduğunu, yeter ki onları görmek isteyen göz olsun. Rabbim o göz olmayı bizlere nasip etsin. Bu duygularla tüm dostların mübarek, Ramazan Bayramını gönülden tebrik ediyoruz. Kadir gecesini, tebrik ediyoruz. E, birbirimize, ümmete, dua ve zalimlerin de ıslahı ki mümkün olmayanlar için de kahrının, duasının yapıldığı, bir süreç olsun istiyorum inşallah.
Değerli dostlar, işte çok yıllık bir emeğin, bu emekten hocam şunu kastediyorum. Siz ne kadar hızlı yazarsınız, yazmazsınız bilmiyoruz. Birkaç koşturmacadan öyle ama burada 574 sayfalık bir kitabın, bu 5 yıllık zaman içerisinde hiçbir günün yoktur ki ortalaması bu çalışmaya 8-10 saat harcanmış olmasın. Biz dostlarımıza yüzlerce saat ayırdık. Eee, onların millet istifade etsin, bilsin, bilinir diye. Yani dolayısıyla burada 574 sayfa gibi gözükse de hocam, QR kodla programı izlendiğinde 2 saatlik, yani belki her bir program, bir kitap hacminde çıktıları ortaya koyabilecek de bir arşivi barındırıyor. Israrla tahrik ediyorum. Nuray Hanım'ın programda olduğunu, umut ediyorum. O, yani yeri geldiğinde, böyle, eee, şunu da düzeltsin, şunu da yapsın diye yazışlarının da çok kıymetli olduğunu düşünüyorum, o önerilerini. Onun için de onu da tahrik ederek söylüyorum. Eee, evet, bugüne kadar, eee, yani iyi bir okuyucu olduğumu düşünüyorum. Bu tür bir eser yazılmadı ama bu eseri aşacak çok eserler olacaktır. Niye? Bir, bir tanıklık portresi var burada. Yani öncesinde, eee, onlarca okunan kitap, onlarca izlenen program, ardından program sonrasında söyledikleri de hesaba alınarak yapılan bir sohbet tadında bir portre. Diğer taraftan antolojiler var hocam edebiyatta biliyorsunuz ama antolojiler ölüm antolojileri, işte sevgi şiirleri antolojisi veya kişi ölmüştür, ardından onun için yapılan bir antoloji, herhangi bir şiirinin alınması. Oysa ki biz dedik ki şairimize, "Seni en iyi tanımlayan şiirini lütfen bize gönder." Bu yönüyle de ilgil. Ve diğer bir taraftan da dijital, çağın imkanlarıyla klasik edebiyatın metodunu, bir arada da sürdürmeye çalışan, QR kodla da programı izlenme imkanını sunduk. İnşallah bu, e öncü olmasını umut ettiğimiz, daha güzellerinin olacağından asla endişe etmediğimiz konuyu da, yarın akşam, sahur programında Ülke TV'de olacağımızı, dostlarımızın da bilgi sahibi olmasını arzu ederiz. Önümüzdeki cumartesi akşamı, yine, eee, önemli bir konuyu ve kıymetli bir arkadaşımızı, Fahrettin Kaya ile birlikte, kısa zamanda 3'ün, 4'üncü baskısını yaptı. Sivil toplumun gücü diye. Dolayısıyla örgütlü, bir toplumun önemini, ve neticede sivil toplumun da son dönemde Türkiye'de olabildiğince geniş alanlarda hizmet yürüttüğü gerçeğin önünde bulundurarak bu eseri üzerinden sivil toplumu da, yine bir bayram gecesi de olsa, bize bayram, elbette, toplumca tüm o bayramları, güzellikleri hak etmenin mücadelesini, alın terini akıttığımız günler dir" diyor. Bu duygularla tüm dostların gecesini gönülden tebrik ediyorum. Tekrar kıymetli hocam, programa katıldığınız için, selam ve muhabbetleriniz için, emekleriniz için ben teşekkür ediyorum. Kolaylıklar diliyorum. Hayırlı programlar. Herkese selamlar.
Sağ olun. Sağ olun hocam. Yeah.