📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Huzur Veren 3 Muhteşem Kelime - İktiranı, İlletle İltibas @Mehmedyildiz

Hayalhanem26:38

Transcription

Almanya'ya gittik, Viyana'ya gittik, Belçika'ya gittik, Hollanda'ya gittik, İsviçre'ye gittik ve bunun gibi devam etti. Yani, ilk defa açılabilmiştik, hep böyle diyorduk, şu dört katlı binayı bitirelim, sonra Avrupa'ya gidelim, oradaki arkadaşlar nasıl, durumları ne, halleri nasıl diye merak ediyorduk, onlara bir şeyler ulaştırabilir miyiz diye, Avrupa'ya gitmekten endişeleniyorduk. Gitmek istiyorduk ve şanslıydık ki arkadaşlar gelirdi, buluşurduk, kaynaşırdık vesaire. Tabii fuara akşam saat 3'te girdik ve akşam 10'a kadar sürekli insanlarla tanıştık, böyle. Annem babam gerçekten böyle şeyleri çok özlemişti. Bu yüzden, kitap fuarını bir gün daha yapmaya karar verdik. İlk gün böyle; Aynen böyle, arkadaşlar geliyor, standı böyle dizmişiz, geliyorlar, tanışıyoruz, tanışıyoruz, soruyoruz, sizin neyiniz var, neyiniz yok, bir dua var mı vesaire bazen böyle sorular soruyoruz; Sonra böyle genç bir arkadaş geldi, 17-18 yaşlarında, eli ayağı titriyor, selamünaleyküm abi Mehmet, aleykümselam abi dedim. "Dua istemeye geldim abi," dedi. Tabii olur abi, abi dua et bize, bize de lazım yani, ben de dedim ki, "Özel bir durumun var mı?" "Hastayım abi," dedi. "Neyin var abi?" dedim. Eli titredi ve dedi ki, "Başımda tümör var abi." Tabii bunu söyleyince, küçücük bir çocuk, yani 17-18 yaşlarında, biz perişan olduk, o Ülkü Can gitti köşede ağlıyor, diğerleri gitti orada ağlıyor. Benim gündemim böyle dağıldı, bir şey anlatmaya çalışıyorum ama arkadaşıma ne diyeceğimi bulamıyorum. Çünkü benim de başımda tümör vardı genç adam, orada 5-10 dakika konuştuk ama anlamlı bir sohbet değildi abi Allah yardımcın olsun ama bir türlü toparlayamadık. Neyse, arkadaş dağıldı gitti. Akşam fuarı bitirdik. Dedik, arkadaş bu arkadaşa akıllıca yeterince yardımcı olamadık. Yıllardır kendime soruyorum: Mehmet, ölümünden bir gün önce kalsan o gün ne yapardın diye soruyordum kendime. Bazı insanlar ne diyor? Tevbe namazı kılardım, bazıları tövbe ederdim diyor. Ben de kendime şunu cevaplıyordum: İmanımı daha çok geliştirmeye çalışırdım, imanımı artırmaya çalışırdım. Çünkü böyle düşündüğüm için dedim ki; Bu kardeşiminde ömrü az kalmış olsa da, Allah'ı bilme, marifetullah dediğimiz ilmi bu kardeşimize aktarmamız lazım. Kendim için böyle düşünüyorsam, imanını artıracak bir sebebe sarılmamız lazım. "Denizli'den bir aile," dedi tabii, "gelin," dedi, "kahvemizi, çayımızı, çorbamızı içtik, bizi bırakmadılar ve çocuğun böyle olduğunu söyleyince, ağlamaya devam ettiler bağırarak. Ondan sonra Türkiye'ye gittiler. Biz döndük, Yunus'ta telefon vardı, Yunus'a dedim ki; Kardeşinin ne olduğunu merak ettim, tümör herhalde habis çıktı, invazivdir, eğer doğru hatırlıyorsam. Şimdi o kardeş de onunla mücadele ediyor ama Allah'a şükür iman ve itikat açısından çok iyi bir seviyede. Hatta şöyle dedi: "Abi biliyorum bu Allah'tandır ama," dedi, daha stoik bir şekilde devam etti ailesinden, elhamdülillah. Şimdi Avrupa'da en çok gördüğüm şey şuydu: Avrupa'daki Türk arkadaşlarımız, diğer arkadaşlar çok çalışkan arkadaşlar, hepsi Müslüman arkadaşlar. Mesela dünya işi namına üç iş yapıyorlar Fatih, ilginç. Mesela hem teknik tamirci hem bir yerde ilahi sanatçısı, hem de oradaki Çelik Fabrikasında neyse bilmem ama bu arkadaşla Kuran'ın hakikatlerini ve Kuran'ın ona ne anlattığını anlatmak üzerine 5 dakikalık bir program yapamadım. Bu arkadaşla yapamadım, diğeriyle yapamadım, ötekiyle yapamadım, ötekiyle yapamadım ve şunu gördüm: Avrupa'daki arkadaşlarımızın ve kardeşlerimizin karşılaştığım kısımları; Çok zekiler, çok çalışkanlar, çok akıllılar ama maalesef İslami meseleleri tatbik etme noktasında biraz pasif kaldıklarını gördüm. Bunu görünce dedim ki; Bir insan tatbik etme noktasında neden pasif kalır diye sorduğumda, herhalde şunu gördüm; Rabbinden gelen nimetlerin farkında olmadıkları için maalesef bir müddet sonra insanlar ne ile meşgul oluyorlarsa, ne ile uğraşıyorlarsa, ne ile çalışıyorlarsa ona müptela oluyorlar. Peki sorun nerede? Sorun şu arkadaşlar; Arkadaşlar kendilerine gelen nimetlerin kimden geldiğinin farkında değiller. Ünal kardeşim, işte bu yüzden bugün üç kelime öğreneceğiz. Ben gelmeden önce bu kelimelere bir göz attın mı abi? Şimdi bu kelimelerin ilki iktiran kelimesi. İktiran ne demek arkadaşım? Yakınlık demek biliyorsun, kurbiyet, akrep, akrabalık, hısım. Hısım ne demek? Yakın demek değil mi? Bak aynı kökten geliyorlar. Anladın mı? Kodlamanızı söylüyorum. İktiran, hısım; İktiranla ne oluyor Şahin abi? Yakınlık demek burada hep beraber tekrar edelim yani kardeş gibi dersler yapalım, bu şeyler mezarlarımızda kalsın faydalı olsun her şeye değer. İktiran ne demek kardeşlerim? Yakınlık demek. İkinci kelime; Bir hastalıktır. Gençler ne der biliyorsunuz; Aslında bu hastalığa ben nereden girdim demek. Hastalık gerçek sebep demek. Biliyorsunuz o da bu hastalığa bulaşmış, ne demek orada? Bu sebeptir, bu nedendir. Bu da bir sebeptir değil mi? Bu da bir marazdır, bu da bir sebeptir yani o çocuk demek istiyor. Ben bu hastalığa ve bu sebebe nasıl bulaştım? Peki maraz ne demek? Gerçek sebep demek. Arkadaşım senin adın ne gözlüklü kardeşim? Maraz mesleğini bu kabulle ciddiye almayalım Muhammed ne demek? Şimdi bir bebeğin normal şartlarda var olabilmesi için neyin var olması lazım Abdulkadir? Annesinin var olması lazım. Eğer bir sıralama yapacak olursak anne başta gelir, ondan sonra ne gelir abi? Bebek gelir. Anne gelir, bebek gelir, anne gelir, bebek gelir; Bu böyle sıralama geldiği için bebeği annenin yarattığını düşünürüz değil mi? Halbuki ebedi ilimde beraber yaratırlar değil mi? Ama dünyaya geliş safhasına geldiği zaman yani şehadet aleminde; Önce anne sonra bebek birbirine nazlanırlar, ne yaparlar birbirlerine nazlanırlar, çok yakınlar değil mi? Anladın mı? Anne ve bebek birbirine ne yapar? Nazlanır. Peki anne ve bebek birbirini öpüşüyor olsaydı, önce anne mi gelirdi sonra bebek mi? Evet, işte bu yüzden bebeğin ana marazını maraz kabul ederiz; Gerçek sebebi kim kabul ederiz? Anneyi kabul ederiz ve aldanırız [Müzik] Çünkü ebedi ilimde anne de bebek de aynı anda yaratılmıştır. An demek zaman ve mekanın olmadığı bir kavramdan bahsediyorum. Ebedi ilimde aynı anda yaratılmış bir şey dünyada sırayla gelir. Yani birbirine yakın geldiği için, beraber geldiği için; Bebeğin hastalığının anneden olduğunu düşünürüz ve aldanırız. Hem anne hem de bebek için ana sebep; İlahi merhamettir. Şimdiye kadar bir sorun var mı? Anne o bebeği doğurabilseydi, bazı annelerimiz çocuk doğuramıyor, istedikleri zaman o bebeği doğurmalı. Demek ki bebek onlardan birisi değil. Kimden, ana sebepten; İlahi merhametten. Doğru mu abi? Şimdiye kadar bir sorun var mı? Şimdi bazen yumurtayı alırız sorarız yumurta nereden gelir? Tavuktan gelir. Peki tavuğun tekrar olması için yumurtanın olgunlaşıp gelişmesi gerekir ve çoğu zaman yumurtayı tavuktan, tavuğu yumurtadan biliriz. Bunu neden biliyoruz Hakan? Yumurta ve aldanırız. Halbuki ne tavuğun yumurtlayacak ilmi, iradesi, gücü ve merhameti vardır; ne de yumurtanın "ben gelişeyim de tavuk olayım" diyecek ilmi, iradesi, gücü veya merhameti vardır. Tavuk yumurtlayamıyorsa, yumurta da tavuk olamıyorsa birbirlerine sebep olamazlar, ikisinin de sebebi İlahi merhamettir. Neden bunları karıştırıyoruz? İtiraf ettikleri için, itiraf ne demek? Yakın gelirler, peki yakın gelen şeyler karışabilir mi? Evet, karışabilir. Mesela Kemal belgesel programlarında izlersiniz doğada geziyor. Doğada kocaman bir arı kovanı görüyor, ne ile dolu? Bal ile dolu. Kardeş kafasını sokuyor, içindeki mükemmel altıgenlerde bal petekleri; Ağzına atıyor, şerbette daha lezzetli. Kafasını etrafında gezdirince diyor ki, "Bu balı kim yaptı?" Bal'a en yakın olan kim, itiraf eden? Arı var, beni razı eden ne? Arıya ne, arı ve bal? İtiraf halinde. Arı bal'a en yakın olduğu için diyor ki; "Keşke bu balı yapsaydı, bu arı yapmıştır." Balın hastalığını kim bilir çünkü onu inkar ediyor? Arıdan biliyor ki ancak zehir, bal ve şerbet mükemmel altıgende ve midede aynı anda pişecek ve; Kimya laboratuvarı olmadığı, ilim olmadığı, irade olmadığı, güç olmadığı için hem balın hem de arının ana sebebi; İlahi merhamettir. Şimdiye kadar bir sorun var mı? Sorun yok değil mi? Peki Allah Teâlâ bizden ne istiyor? Bütün sebepleri sadece kendisinden bilmemizi istiyor. Şahin abi, Bedir Savaşı'nın ilk safhalarında Müslümanlar aslında yenilmek üzereydi. Kim geldi sonra? Peygamber Efendimiz geldi, ne yaptı? Elini bir avuç toprak aldı ve toprağı attığı zaman, o toprak kocaman bir toz bulutu oldu. O anda kafirler toz bulutunun içinde kaldılar, Müslümanlar birden hücuma geçtiler, taarruza geçtiler ve 70 kafir öldürdük ve Bedir'i kazandık, doğru mu? Bedir bittikten sonra Müslümanlar bir köşeye oturdular. Eğer ben o kılıcı böyle vurmasaydım, o adamı öldüremezdik. Eğer o anda Peygamberimiz (s.a.v.) o toprağı atmasaydı, bu savaşı kaybederdik. Dediler ki, "Eğer şu sahabe burada eğitilmeseydi, bu işi yapamazdık." Enfâl Suresi 17. ayet nazil oldu. "Onları siz öldürmediniz, Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın, Allah attı." Bakın, Allah Teâlâ en yüce en sevdiği kuludur; Muhammed Mustafa Aleyhisselam'ın elinden toprak atarak bir savaşı kazanırken bile, perdeyi kaldırdığın zaman Allah'ı bilmen lazım. İşte burada aldanıyoruz Şahin kardeş, gelen şeylerin sebepten olduğunu zannediyoruz; Yani gerçek sebep olarak Allah azze ve celle'yi bilemiyoruz. Sonra ne diyoruz? Babam olmasaydı ben bugün burada olmazdım diyoruz. Gerçek marazı kim bildi, kim bildi? Babası bildi. Nereden? Kemal babasının ona verdiği parayı sevdiği için mi hala oturuyor? Adam babasıyla razı oluyor, adam karısını razı etmek için Rabbini bilmeye tenezzül etmiyor, neden? Karısını razı edemeyince huzurunu kaybediyor. Huzuru kimden biliyor? Hanımefendiden biliyor. Karısını razı etmek için Rabbini bilme fırsatı bulamadığı için, huzurun ana sebebini Rabbini değil, karısını kabul ediyor. Ne oluyor? Diyor ki, "Abi çocuklarıma adadım kendimi." Bakın insanın önceliği neyse, dünyada yaşama sebebi odur. Şahsiyetin önceliği Allah Teâlâ ve Tekaddes ise; Onu bilmen ve ona göre tatbik etmen lazım ama bir adam işler çok yoğun diye namazı bırakıyorsa, bu adamın önceliği bellidir, onun için çok tartışmaya gerek yok. Bir adam rızkının Allah'tan geldiğini bilmezse, rızkının müşteriden geldiğini bilirse çünkü müşteriden alıyor, bir gün Allah'ın ona verdiği bir kafeyi rahatlıkla alkollü bir kafeye çevirebilir. Bu rızık yetmez canım, arabam daha üst bir model lazım diyor, ifade edemiyorum Şahin abi neden? Bu belirtiler beraber geldiği ve beraber geldiği için hastalığı yani gerçek sebebi de karıştırırlar ve biz de günlük hayatımızda bunu yaşarız. Çoğu zaman karıştırırız. Bazen Tıp Fakültesi'nde okuyan bir çocuğa bakıyorum ve diyorum Allah korusun; Öğretmenin mi can verdi? Çünkü hayatını tam böyle tatbik ediyor. Karıştırıyoruz, bazı insanlar çocuğu Allah'tan bir hediye olarak verirler ama çocuklarına adanmış oldukları için Allah ile olan bütün görüşmelerini ihmal ederler. Çocuğa adanmış olsan ne yaptın? Çocuklardan biri Farabi, diğeri Gazali mi oldu? Hayır, kaderin cilvesi olarak işler aynı şekilde devam etti. Burada ciddi manada aldanıyoruz, neden? Sebep olarak yani gerçek sebep olarak Allah azze ve celle'yi bilemiyoruz. Allah Teâlâ ağacın dalları vasıtasıyla portakal verir; Nimetleri de babamızın, annemizin, eşimizin, dostumuzun eliyle verir ama burada sorulması gereken bir soru var; Gerçek veren kim? Burada Allah azze ve celle dememiz lazım. Bu şu demek mi Osman, bu sebeplere hiç tenezzül etmememiz mi lazım? Hayır tabii ki sebepleri kullanacağız. Bir Müslümanın delilden daha iyi sebepleri kullanmasını umuyorum, çok dua ediyorum bunun için. Sebepleri kullanacağız, bir şey birinin elinden gelmişse; O insanı tebrik edebiliriz, o insan için dua edebiliriz ama o insanı şükranla pohpohlayamayız üstat. Bakın maalesef son zamanlarda patlayan şeylerden bir tanesi de insanların gelmesi, ne geliyor? Adamın istediği mevki birinin elinden geliyor. Kendi eliyle geldiği için tabii ki o adamı tanıyor ve pohpohluyor. Sen pohpohluyorsun, altındaki çocuğun da görüyor ve o da pohpohluyor. Bütün bu sebeplerin arasında Allah inancı nerede kalıyor? Kalmıyor, dağılıyor, anladın mı? Orman yangınları küçük bir alevden başladığı gibi, bunlar da tek bir delikten girmeyi başarıyor Murat kardeş. Hz. Ömer halifeliği döneminde, size biraz bağlam vereyim. inanılmaz Sahabe-i Kiram ki, abi şu anda bulunduğu topraklarda 16 tane ülke var. Ömer'in, inanılmaz şeyler. Hz. Ömer dönemi, Bizans ve Sasanilerin balyoz gibi düştüğü dönem biliyorsunuz. Halid bin Velid'i duydunuz mu o zaman Hakan, Halid bin Velid? Sahabeler arasında nam salmış meşhur bir sahabe, Allah'ın kılıcı da deniyor değil mi, neden? Çünkü hiç cihad kaybetmemiş olan Halid bin Velid, Halid'i çağırıyor. Bakın Fatih herhangi bir cihad kaybetti mi? Kaybetmedi. Hey Halid, seni çok sevdiğimi biliyorsun ama insanlar artık zaferlerin senden geldiğini zannediyorlar, Allah'tan değil. Bu yüzden seni görevden alıyorum diyor Halid'i. Görevden almak ne demek biliyor musunuz? Yani Genelkurmay Başkanı iken, onu askerliğe indirip görevden alıyor. Halid de tek kelime etmiyor, bir adım atıyor ve çıkıyor. Her dönemde olduğu gibi, o dönemde de birileri nifak çıkarmak ister mi? Tamam, bir tanesi diyor ki; Ey Halid, Ömer senin gibi hiç cihad kaybetmemiş bir sahabeyi Halid Bin Velid'in görevden alınmasından sonra nasıl görevden alır, insanlar bu zaferlerin insan eliyle değil, Allah'ın merhametiyle geldiğini anlıyorlar. Bir şey bir insanın dünyadan ayrılmasıyla, dünyadan çekilmesiyle bitecek olsaydı, Hz. Zişan Peygamber ayrıldığı zaman İslam biterdi. ifade edebilir miyim Ferdi, ders iyi gidiyor mu? İktiran ne demek Ferdi; Yakınlık, maraz ne demek? Ferdi; Gerçek sebep. Birazdan başımız belaya girecek, hazır mısın Ferdi? Şimdi bir safha var ki Hazret-i Üstat da böyle bir olay yaşamış Osman. Bana dikkat et Osman? Üstadın talebelerinden Hüsrev abi üstadın yanına gelmiş bir gün ve demiş ki, Hacı abi; "Ey Üstadım, biz bu Risale-i Nurları okuduk ve imanımızı kurtardık." Diyor, sizin olmasaydınız bu hakikatlere ulaşamazdık. Ne yaptı biliyor musun Ferdi? Sorgulama kim ile kim arasında? Üstat ile hakikat arasında değil mi? Peki üstat gerçek sebep, ana sebep mi? Hayır, İlahi merhamet, ima'yı yani bu yakınlığı, sebeple karıştırmış ve ana sebeple karıştırmış. BU cümle çok önemli, tekrar edelim mi? Tekrar et abi. Tekrar et abi. Mezarlarımızda faydalı olacak. İtirafı sebeple karıştırmak. Yani bu yakınlık Allah azze ve celle'den geldiğini karıştırmak demek. Anladın mı? Yakınlığı ana sebeple karıştırmak demek. Ferdi cümle doğru mu? Bir daha tekrar edebilir misin? Bir daha tekrar et. İtirafı sebeple karıştırmak. Risale-i Nur talebelerinden Hüsrev ve Refet gibi Allah Teâlâ'nın lütfettiği bazı talebeler, itirafı sebeple karıştırmışlar. Yani kendilerine gelen nimetleri Allah Teâlâ'dan değil, kimden biliyorlar? Üstatlarından biliyorlar. Üstatlarına çok şükran göstermişler. Tabii bir insan ondan nimetin nasıl farkına varır? Çok şükran gösterir. Halbuki Allah Teâlâ Kur'an'da verdiği nimeti, Üstatlarına bahşettiği nimetle birleştirmiş, onlara huzur vermiş. Birine ifade verir, kime? Hazret-i Üstad'a. Birine de faydalanma kabiliyeti verir, kime? Talebelerine. Peki birini diğerinden önce mi verir? Hayır, Allah Teâlâ faydayı da ifadeyi de beraber verir ama dışarıdan baktığımız zaman nasıl anlarız? Adam burada bir cümle söyler, o adamın namaz kılmasına vesile olur. O adam evine gittiği zaman der ki; Bu adam benim namazımın gerçek sebebiydi der. Ferdi biraz oturur musun? Ben o adamın namazının ana sebebi değilim, o adam da benim burada olmamın ana sebebi değil. İktiran bunu söyleyen, bu bir araya gelme şeyi; İtirafı sebeple karıştırır, yani gerçek hakikatle karıştırır. Dersi bir sorun var mı? Hüsrev abi ne diyordu İbrahim abi hatırlıyor musun, Hüsrev abi ne diyordu? Çok güzel abi, buraya kadar geldik, İbrahim abi derse devam edeceğim. İşte Hüsrev abi tam da bunu diyor: Ey Üstat, siz olmasaydınız bu hakikatleri öğrenemezdim. Üstat da diyor ki: Hüsrev, sen itirafını sebeple karıştırdın. Diyor ki, "Yani sen gerçek sebebi karıştırdın ey Hüsrev, çünkü elimden geldi." Diyorlar ki: Eğer Üstadımız buraya gelmeseydi, kim diyor? Hüsrev ve Refet Abi. Diyorlar ki: Eğer Üstadımız buraya gelmeseydi, bu dersi öğrenemezdik. Dolayısıyla onun beyanı bizim kullanmamıza bir hizmettir diyor. İllite ne demekti? Gerçek sebep Ben de diyorum ki: Ey kardeşlerim! Allah Teâlâ'nın nimetleri bana ve size geldi. Çok güzel, Allah Teâlâ kader planında aynı anda yazıyor ama dünyada baktığın zaman önce Üstat söylüyor, ondan sonra başkalarının imanı artıyor, doğru mu? Kader planında nasıl? Beraber ama dünyada birisi söylediği ve aynı şeyi yaptığı için sebebi karıştırıyoruz; Gerçek sebebin Allah Teâlâ olduğunu unutuyoruz. İki nimetin de sebebi İlahi merhamettir. Sizin gibi ben de ifadeyi sebeple karıştırıyorum. Üstat hikaye anlatıyor ve diyor ki, bakın ben de bir kere karıştırdım. Bir zamanlar sizin gibi elmas kalemli Risale-i Nur'un yüzlerce talebesine çok şükran duymuştum. Ve diyordum ki: "Bunlar olmasaydı benim gibi yarım cahil bir adam fakir, yarım cahil bir adam demek; Üstadın yazısı çok kötü, onun için Üstat kendini yarım cahil olarak adlandırıyor ve yazdıklarım okunamaz diyor. Benim gibi yarım cahil bir adam fakire nasıl hizmet edebilirdi? Ve Üstat dedi ki, O da size bir zamanlar aynı şeyi söyledi. Sonra fark ettim ki... Tabii o zamanlar makine yoktu, Risale-i Nur'u size herkes nasıl ulaştırdı? Size gelen mübarek nimetten sonra kalem vasıtasıyla, bu hizmette de bana muvaffakiyet verdi. Birbirleriyle kafirdirler; birbirlerinin kusuru olamazlar. Teşekkür ederim demek istemiyorum. Üstat teşekkür eder mi? Neden teşekkür etmediğini biliyor musunuz? Edebiyat okuyan var mı? Köküne indiğiniz zaman şükran demek. Kulun kula teşekkür etmesi güzel olmaz mı? İşte bu yüzden Üstat teşekkür etmekten hoşlanmaz, çok ince bir şeydir, anladınız mı? Köküne baktığınız zaman teşekkür kökünden çıkar, çok ince bir şeydir, onun için Üstat teşekkür eder mi? Etmez, bakın güzel. Biz ne yapıyoruz; Önce şükrediyoruz, sonra teşekkür ediyoruz, sonra pohpohluyoruz değil mi? Sonra irademizi bırakıyoruz, ondan sonra ne yaptığın belli olmuyor. Ondan sonra Allah hariç her şeyi hesaplayabiliriz. Sana teşekkür etmiyorum, belki tebrik ediyorum. Lütfen dua edin ve karşılığında bana da tebrik edin. Tekrar sorayım kardeşlerim. Burada mesela Hayalhanem'in sohbetlerini izleyebilirsiniz; Hayatları değişmiş çok insan var duası, Kuran'ı, şusu busu vesaire yüzünden. Bu adamların ana sebebi biz miyiz? Biz değiliz. Peki bizim varlığımızın ana sebebi biz miyiz? Hayır, siz ve ben kader planında beraber yaratıldık ama dünyada sıra ile gelir. İkinizin de ana sebebi İlahi merhamettir. Oturuyor mu kardeşler, bir sorun var mı? Çok güzel abi, sorun yok, çok güzel. Bu adam bana yardım etti diyeceğiz, o adam için dua edeceğiz, o adamı tebrik edeceğiz ama şükran duymayacağız. O duygularımız Allah'a mahsustur abi, kuldan değil, sadece Allah'a şükredemeyiz. Mükemmel değil mi abi? Sana teşekkür etmiyorum, belki tebrik ediyorum. Lütfen dua edin ve karşılığında bana da tebrik edin. Bu dördüncü mesele bize gafletin, yani hakikatten habersiz olmanın kaç derece olduğunu söylüyor. Dersi anladık mı? Anladık doktor, hoş geldiniz, Allah razı olsun. İktiran ne demek doktor? İktiran yakınlık demek. Maraz; Ana sebep ne kadar güzel. İltibas; Karıştırmak ne güzel. İtirafınızla sebebi arasındaki bağlantıyı anlatır mısınız? Karıştırıyoruz yani müsebbibul esma aşikar, aslında bütün eşyayı, anları, hadiseleri ve sebepler arasındaki münasebetleri yaratan Allah'tır ama başkasının eliyle bize geldiği için karıştırıyoruz ve iltibas yapıyoruz. Bu bize ne demek? Hata yaparız. Diyelim ki bu dersi anladınız mesela; Dersi anladıktan sonra dediniz ki, "Hadi bakalım süt geldi", bal arıdan mı bilmiyorum Bismillah dedim. Bismillah ne demek bu arada? Allah'ın adıyla, bakın ne kadar güzel. Bismillah deyince ne oluyor? Ne inek, ne sizden bilmiyorum Allah'ın adıyla alacağım. Allah verirse Allah'ın adıyla alacağım. Patron verirse patronun adıyla alacağım. Bu kadar basit değil mi? Hadi bakalım baldan yaptınız, sütten yaptınız bazen insanın en zor anı olur değil mi Fatih kardeş? Sıkışır, daralır, bunalır ve hiçbir şey düşünemez. O anda insan büyür, nasıl büyüdü diye sorarız? Hızır gibi büyüdü deriz, Hızır'ı biliyoruz ama akıl sahipleri Ünal, dinliyor musun Ünal? İslam'ı anlatanlara karşı yoğun bir sevgileri vardır ama yoğun sevgilerini sınırlı, dengeli ve sünnete göre tutmadıkları için bir gün düşmanlık olduğunda en çok düşman olurlar. Sevgimizi insanlara dengeli bir şekilde sunmazsak, aslında Allah sevgimizden çalarak onlara veriyoruz demektir ve bir gün o insandan beklediğimizi alamadığımız zaman, o insana en çok düşmanlık besleyen biz oluruz. İsa'yı çok sevenlerin akıbetlerini unutmayın. İsa'yı o kadar çok sevdiler ki sınırları açtılar, hatta Allah'ın oğlu dediler. Hz. Ali'yi o kadar çok sevenler ki bir dönemin sınırını aştı; Acaba Ali peygamber miydi diye merak ettiler. Birbirimizle sınırı aştığımız zaman; Allah bundan razı olmuyor Osman ve bak din düşmanlarına. Bu din düşmanlarına İslam'a zarar vermeleri için en çok para ve ekmek veren bizleriz. Ve işin bu kısmı çok üzücü biliyor musunuz abi? Dergiler odaklı bir hayat yaşıyoruz. Bazı hocalarımızın, kardeşlerimizin YouTube'daki sohbetlerini izliyorum, Allah hepsinden razı olsun. Açıyorum bakıyorum sohbet çok önemli. Kabir anlatıyor, ahiret anlatıyor, tevhit anlatıyor. Sohbetin izlenme sayısı 150, 200, 300, 500. O kardeşimiz, o büyüğümüz hakkında tatilini nerede geçirdiği, hangi otelde kaldığına dair haberler olsun. 1,5 milyon izleniyor, bizden dolayı kullanıyorlar. Eğer sizin dergilere karşı böyle bir tutkunuz olmasaydı, dünya kullanabilir miydi? Kullanamaz, neden adamın hakikatine bakmıyorsunuz da insanların bu kadar ciddi takıntılısınız? Sizden dolayı, dalalette olan insanlar sürekli İslam'a zarar veriyorlar. Her meslekte o mesleği çok kötü kullanan çok insan vardır ve mutlaka kirli bir bakkal vardır. Hatta estağfirullah bir çocuk istismarcısı diyelim, mutlaka böyle karakter yoksunu bir bakkal vardır. O bakkalı alıp bütün bakkallar böyledir demek doğru olur mu? Asla ama oradan mı? Bütün İslam böyledir diyorlar, gördünüz mü? Siz onları dergi gibi takip ettiğiniz için ne oluyor? İslam'a zarar veriyorsunuz ama bunun ahirette de sonuçları var. Hucurat Suresi'nde şöyle buyuruyor: "Size bir fasıktan haber gelirse, onu araştırın." Biz? Oturuyoruz, Kuran'la alakamız yok, hakikati okumuyoruz, peygamberimizin (s.a.v.) emrettiği dengeyi ne kadar biliyoruz, Twitter bir şey mi dedi, Facebook bir şey mi dedi, dur ben inanayım, ikisini etrafıma iki tane giydireyim. Desinler ki; Vay Mehmet ne kahraman İslam'a, Bedir'de savaşmış gibi, Bu dergi, bu İslam dergisi bizi bizden uzaklaştırdı. Ya kürsüdeki insan ya da hakikati söyleyen insanın bir hatası veya kusuru olabilir. Dalalette olan insanlar zaten fırsat kolluyor ve birdenbire onlarla ilgili haber yapıyorlar. Falanca adam arabaya bindi. Türkiye'de 25 milyon kayıtlı araba var, bu adam da onlardan birine binsin, ne arıyorsunuz? O da insandır, nasıl dergi malzemesi yapıp zarar verebilirsiniz? İslam'a zarar verir. Neden dolayı? İnsanları normal gözlerle ve normal sohbetle sevemediğimiz için; Ve onlardan bize bir şey geldiği zaman vehimle karıştırıyoruz; Said Nursi ne diyor: "Bazen düşmanlığın şiddeti sevgiden gelir." diyor, adam ne kadar severse o kadar boşluğa düşer ve ne kadar konuşmaya? Kürsüdeki hoca da böyle değil mi? Bazı alimler de böyle değil mi? Kardeşim bu senin mesleğin değil, İslam sana bunu söylemiyor. Senin konuşman gereken şey; hakikati konuşmak. Yani bu kürsüden indikten sonra şunu düşün: Ali kimdi, Veli kimdi, o hoca... Onu düşünme, gerçek sebep Allah'tır. De ki: Buğz neydi, sebep neydi, iltibas neydi, bu işin mezarımdaki faydası ne? Söylemen gereken şeyler bunlar iken, İslam'a aykırı davrandığın için içinde bulunduğun acıyı bile hissetmiyorsun. Dizine çok oturduğun için kan dolaşımı olmaz da dizini hissetmezsin ya; Günahlarımızla olan ilişkimiz o kadar yüksek ki; Allah Teâlâ'nın uyarılarını hissedemez hale geliyoruz. Peki bilmemek için mi Hakan? Diyanet işleri kadar dinimizi bilmiyoruz, onun için ciddi manada sorumlu olacağız. Ben birçok arkadaşla günlük Kuran ve Sünnet hakkında sohbet ediyorum. Maalesef bunu ihtiyaç duydukları için ve çare aradıkları için bu problemi açmıyorlar, yani bilmiyorlar. Ne kadar bilmiyorlar? Muhasebe dosyaları kadar İslam'ı bilmiyorlar, neden? O muhasebe defterlerinden gelen nimetleri bilirseniz, Allah'a ihtiyacınız kalmaz, sizi tatmin eder. İkinci sorunumuz İbrahim kardeş, bildiklerimizle iyi geçinemiyoruz. Şöyle düşünüyoruz; Birkaç kitap okuyayım, arkadaşlarıma kahvede kitaptan bahsedeyim, bütün İslami hayatım tamamdır. Peki bunun tatbik safhası nerede? Bu din, evde kitap okuyarak öğrenilebilecek bir din değil. Bu gerçekten mantıklı mı? Bir gün eve gideceğim, yemek yiyeceğim, bitireceğim ve İslam'ın bütün problemlerini çözeceğim. Edille-i Şer'iyye nerede? Kuran, sünnet, kıyas, icma nerede? Fıkıh, kısaca asrın alimlerinin doktrinleri nerede? Bu işi sadece evde okuyarak öğrenmeye çalışmamalıyız. Okuduklarımızı tatbik etmeli ve uygulamalıyız. 40 çeşit gıybeti anlatıyorlar ama bir adam masaya oturduğunda akıl almaz 40 çeşit gıybeti söylese; Bu gerekli mi Osman, uygun mu? Dedikleri gibi; Dedikleri gibi oğlum 40 çeşit yüzme biliyor ama suya girince hepsini unutuyor Veysi, o bilgi tatbik edilip ona göre hareket edilmediği zaman; Bize mezarda da ahirette de hiçbir faydası olmayacaktır. İslam hakkında köşede okuyayım ama tatbik etmeyeyim, bu problemi çözeyim diye düşünüyoruz. Doktor, burada bir arkadaşım olsa, ona ameliyat nasıl yapılır diye bir kitap versem; Annenin ameliyatına onu dahil edebilir misin? O arkadaş sadece okuyarak o işi yapamaz değil mi? Ciddi tecrübe gerekir, ciddi tatbik gerekir. İslam'da tatbik böyle bir şeydir; Yemek yediğinizde tatbik ve hareket etmediğinizde yağ haline geldiği gibi, İslami ilimleri öğrendiğinizde ama düzgün tatbik etmediğinizde maalesef münafık ahlakına dönüşür. Hakan, yüzme bilmediğini varsayalım, sana bir kitap verip okyanusun dibine atsam yüzmenin ne olduğunu görmek için, o şekilde yüzmeyi öğrenmek ister misin? Yüzmeyi o şekilde öğrenemiyorsak, cerrahlığı o şekilde öğrenemiyorsak, İslam'ı sadece okuyarak ve tatbik etmeyerek nasıl öğrenmeyi bekliyorsunuz? Gerçekten benim kiramın ashabının hayatı böyle mi zannediyorsunuz? Okuyoruz Caner ama okuduklarımızdan da sorumluyuz, mezarda bile. Bazen okyanusun ortasında gemiler görüyorum ve o gemiler okyanusun ortasında yanıyor. Kardeş Hacı, bu garip değil mi? Tedavisi hemen yanında iken o geminin yanması garip değil mi? Yanıyor ve yanıyor tedavisi yanında iken. Yemin ederim dinini bilmeyenler utansın ne diyebilirim... Allah rızası için el-Fatiha [Müzik]