Transcription
[Müzik] Merhaba. Bu programa İcra ve İflas hukuku ders kitabının 2. ünitesinde yer alan genel haciz yoluyla takipte takip talebi, ödeme emri, ödeme emrine itiraz ve itirazın hükümden düşürülmesi, menfi tespit ve istiridat davaları, icra takibinin iptali ve tarihi bölümü ile başlayacağız.
Programda genel haciz yoluyla takip, ödeme emri, ödeme emrine itirazın hükümden düşürülmesi, menfi tespit davası ve istiridat davası, icra takibinin iptali ve tarihi, mal beyanı başlıklarına değineceğiz.
Genel haciz yoluyla takip bazı aşamalardan oluşur. Bu aşamalardan ilki, takip talebiyle başlayan ve ödeme emrinin kesinleşmesine kadar giden ön muhakeme aşamasıdır. Bu aşamadan sonra sırasıyla hadis aşaması, satış aşaması, paranın alacaklıya ödenmesi aşaması gelir.
Takip talebi üzerine icra dairesi borçluya ödeme emri gönderir. Borçlu bu ödeme emrine itiraz etmezse, icra takibi kesinleşir ve haciz aşaması başta olmak üzere takibin diğer aşamalarına geçilir. Borçlu süresi içinde ödeme emrine itiraz ederse, bu itirazın hükümden düşürülmesi gerekir. İtirazın bertaraf edilmesi ile icra takibi yine kesinleşir ve böylece takibin diğer aşamalarına geçilir.
Alacaklının yaptığı takip talebi üzerine icra dairesinin borcun ödenmesi için borçluya gönderdiği yazılı ihtar, ödeme emri olarak adlandırılır. İcra dairesi takip talebini alınca 3 gün içinde bir ödeme emri hazırlayıp borçluya göndermek zorundadır. Bu 3 günlük süre bir hak düşürücü süre olmayıp inzibati bir süredir. Amacı işlerin süratli olarak yürümesini sağlamaktır. Ödeme emrinin 3 günlük süre geçtikten sonra düzenlenmesi veya tebliğe çıkarılması onun geçersiz olmasını gerektirmez. Olsa olsa icra müdürünün sorumluluğuna yol açabilir.
Ödeme emri, icra dairesinin takip çerçevesinde yaptığı ilk işlemdir ve ilamsız takipte büyük önemi hadis olup bütün ilamsız takip türlerine de borçluya gönderilir. Hatta iflas yoluyla takipte dahi borçluya iflas ödeme emri gönderilir. Borçlu kendisi aleyhine yapılan takipten bu ödeme emriyle haberdar olur ve ileri süreceği muhalefetlerle kendisine savunma imkanına kavuşur.
Süresi içinde yapılmış olan itiraz icra takibini durdurur. Durmuş olan takibi ilerletebilmek ve takibe devam edebilmek için takip alacaklısının harekete geçerek itirazı bertaraf etmesi gerekir. Bu sonuçta iki şekilde elde edilebilir: genel mahkemelerde itirazın iptali davası açmak veya icra mahkemesinde itirazın kaldırılmasını istemek.
Takip alacaklısı elinde İcra ve İflas Kanunu madde 68-68'e anlamında bir belge varsa, bu iki yoldan birini seçmekte özgürdür. İcra Mahkemesi önünde görülecek olan itirazın kaldırılması yargılaması gayet süratli ve basit olduğu için takip alacaklısı bu yolu tercih etme eğiliminde olacaktır. Nitekim itirazın iptali davası uzun ve külfetli olabilen bir yargılama sürecini gerektirir.
Borçlunun borçlu bulunmadığını ispat etmek için açtığı dava menfi tespit davası olarak adlandırılır. Türk hukukunda menfiye tespit davası genel olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 106'da düzenlenmiştir. Fakat Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndan önce bu konuda genel bir hüküm bulunmamakta ve bu durumda özellikle menfi tespit davasının icra takiplerine olan etkisi yönünden sıkıntı yaratmaktadır. Bu nedenle 1965 yılında 538 sayılı kanunla İcra ve İflas Kanunu'nda yapılan değişiklikle icra ve iflas takipleri yönünden menfi tespit davası özel olarak ve ayrıca düzenlenmiştir.
Takip borçlusu ödeme emrine itiraz etmemiş veya itiraz etmiş olmasına rağmen itirazı icra mahkemesince kaldırılmışsa, icra takibi kesinleşir ve borçlu belki de borçlu olmadığı bir parayı alacaklıya ödeme tehdidiyle karşı karşıya kalabilir. Bu takdirde takip borçlusu takip alacaklısına karşı bir menfi tespit davası açabilir. Ama takip borçlusu böyle bir menfi tespit davası açmamış veya açmış ve fakat bu dava çerçevesinde hiç olmazsa icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi için bir ihtiyati tedbir kararı alamamışsa, takip konusu borcu cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kalabilir. İşte bu ihtimalde borçlu olmadığı kanaatinde olan borçlu, ödemiş olduğu paranın kendisine iade edilmesi için alacaklıya karşı bir istiridat davası açabilir.
Ödeme emrinin kesinleşmesi üzerine takip borçlusu, takip konusu borcu takip alacaklısını icra dairesi dışında ödemiş olabilir. Böyle bir durumda normal olarak takip alacaklısının takibi devam etmemesi gerekir. Ancak uygulamada bazen alacağına kavuşmuş olmasına rağmen takip alacaklısına kötü niyetli davranarak takibi yürütmeye devam ettiği ve takip borçlusundan mükerrer tahsilat yapma gayreti içine girdiği görülmektedir. Bu gibi istisnai hallerde kesinleşmiş ve konusu olan borç ödenmiş bulunan icra takibinin kötü niyetle alacaklı tarafından devam ettirilmesi engellenmelidir. Kanun koyucu bu amaca varmak üzere İcra ve İflas Kanunu madde 71'de itfa nedeniyle icra takibinin iptalini düzenlemiştir.
Takip borçlusu, ödeme emrinin kesinleşmesinden sonra artık kurtuluş çaresi kalmadığını anlayarak borcunu icra dairesinin banka hesabına ödeyebilir. Bu durumda icra dairesi gerekli hesaplamaları yapıp takip konusunu borcun tam ve doğru olarak ödendiğini kontrol ettikten sonra icra takibinin son bulduğuna karar verir ve herhangi bir sorun çıkmaz. Ama takip borçlusu borcunu usulüne uygun olarak icra dairesine ödeyeceği yerde, bazı ödeme kalemlerinden tasarruf etmek amacıyla ödemeyi icra dairesine hiç başvurmadan doğrudan doğruya takip alacaklısına yapabilir. Böylece özellikle borçlanın tahsil harcını, alacaklarını ise cezaevleri harcının ödememesi sağlanır.
İcra ve İflas Kanunu madde 74, gerek ilamlı ve gerekse ilamsız haciz yoluyla takipte takip borçlusuna mal beyanında bulunma mecburiyetini yüklemiştir. Bunun nedeni, takip alacaklısının ve icra müdürünün haciz sırasında genellikle takip borçlusunun mallarının ve haklarının neler olduğunu, bunların nerede bulunduğunu bilmemeleridir. Oysa hacim ve icra takibinin başarılı olması için hacizden önceki dönemde takip borçlusunun ne gibi mal ve haklarının bulunduğunu ve bunların nerede olduğunu bilmek gerekir. Aksi takdirde haciz işleminden bir sonuç alınamaz ve takip konusu alacak tahsil edilemez. Borçlunun mal beyanında bulunması takip alacaklısına ve icra müdürüne bu bilgileri sağlar.
Borçlunun mal beyanında bulunması için kanun kısa bir süre koymuştur. Bir kere takip borçlusu ödeme emrine itiraz etmemişse, ödeme emrine itiraz süresi olan 7 gün içinde mal beyanında bulunmalıdır. Takip borçlusu ödeme emrine süresi içinde itiraz etmişse, itirazın kesin veya geçici olarak kaldırılması veya itirazın iptali kararının kendisine tebliğinden itibaren 3 gün içinde mal beyanında bulunmak zorundadır. Ama iptal veya kaldırma kararı borçlanın vicdanında verilmişse, bu süre kararın tevhiminden itibaren işlemeye başlar.
Bu programda İcra ve İflas hukuku ders kitabının 2. ünitesinde yer alan genel haciz yoluyla takipte takip talebi, ödeme emri, ödeme emrine itiraz ve itirazın hükümden düşürülmesi, menfi tespit ve istiridat davaları, icra takibinin iptali ve tarihi bölümüne ele aldık. Bölümde yer alan genel haciz yoluyla takip, ödeme emri, ödeme emrine itirazın hükümlerinden düşürülmesi, menfiye tespit davası ve istidat davası, icra takibinin iptali ve talihi, mal beyanı başlıklarına değindik. Bir başka programda tekrar görüşmek dileğiyle hoşça kalın.
[Müzik]