Transcription
Bu irade terbiyesi jip Ay o önsöz.
17. yüzyılda ve 18. yüzyılın bir bölümünde din, insan hayatında önemli bir yer teşkil etmekteydi. Bu nedenle irade terbiyesi genel olarak insanlar için sorun olmaktan uzaktı. Katolik Kilisesi'nin sahip olduğu güç, inanan insanların karakterini şekillendirmeye getiriyordu. Ancak günümüzde bu mesele birçok düşünürün aklını meşgul etmekte, yerine bir şeyler konulamadığı düşünülmektedir. Kitap, roman, dergi, gazete ve mecmualar sa irademizi zorlar hale gelmiştir. Bir iradesizlik genel itibarıyla hekimlerin de ilgisini çekmiştir. Ancak ruhsal sorunlar üzerine yoğunlaşan doktorlar, çözümü psikolojide aramışlardır. İradenin temelde akıl ile ilgili bir kavram olduğuna kanaat getirilmiştir. Fakat eksik buldukları yan, ispatı gereken bir metafizik teorinin olmayışıdır.
Cahillik yerine veriyorum. İktisat politikasında söylenen tarımın bu ama kolay işlenebilen topraklardan başlanarak verimli ama sen topraklara doğru ilerlemesi gerektiği kuramı, psikoloji için de geçerli olabilir. Açıklanması zor olan önemli bir olguyu ele almadan önce, önemsiz ama izâ kolay davranışlar hakkında çalışma yapılmalıdır. Düşüncelerimizin karakterimiz ve eğilimlerimizi üzerindeki etkisini yeni yeni fark ediyoruz. İrade duygusal bir güçtür ve düşüncelerin irade üzerinde etkili olabilmesi için tutkularımız ya da beslenmesi şarttır. Cimri, parayı her şeyden daha çok sevdiğinden, paraya dair isteğini bilinçli bir şekilde bir üst boyuta taşıyarak küçük zevklerden kendini mahrum eder, midesinden kısar, arkadaşsız kalmayı göze alır. Kısacası, psikolojinin gitmek istediğimiz yönde bize ne kadar etkisi olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Maalesef bu açıdan psikolojimizi yeterince kullandığımız söylenemez.
Son 30 yıldır Avrupa'yı şekillendiren düşünürler, iki teoriye dayanarak irade terbiyesinin aksine çalıştılar. Birinci yanlış, karakterin sabit bir yapı gibi dokunulmaz, değişmez olduğu düşüncesidir. Bu çocuksu düşünceyi ileride detaylarıyla inceleyeceğiz. İkinci ise irade terbiyemize faydası da olan özgün irade teorisi Stuart Mill. Bu doktrinin uygulayıcılarına canlı bir kişisel kültür kalktığını söylemiştir. Ancak doğruyu söylemek gerekirse, özgür irade teorisinin de birincisi kadar kendimizi kontrol etmek ve bize zarar verdiğini belirtmek zorundayız. Bu teori, insanı ıslah etmenin kolay ve doğal olduğunu iddia eder. Oysaki kişiliğin oturması, psikolojimizi çok yakından tanımayı gerektirir ve sabırla görünen uzun soluklu bir süreç sonunda elde edilebilir. Bu teori, basit görülmesi nedeniyle birçok akıllı gerçek anlamda irade terbiyesinden alı koymuştur. Yani, insanlar ve psikolojileri büyük zarar verdiğini söylemeden edemeyeceğim. İşte bu yüzden bu kitabı teodil A o boya diyorum.
Psikoloji eğitimini sevdiren, Fransa'da metafiziğin psikolojiden ayrılmasına öncülük eden, insan bilincini ve doğasını bir kenara bırakarak zekanın ve insan iradesinin kaynağına araştıran kişidir. Bu metodun metafiziği yok saymadığı söylemekte fayda var. Sadece psikoloji metafizikten ayırıyor ki bunlar zaten birbirinden çok farklıdır. Kendisi psikoloji bilimsel olarak ele alması öngörülüyor. Bilim adamının görevi sadece bilmek değil, bilginin kullanılmasını sağlamaktır. Psikoloğun görevi de geleceği insanlık adına daha düzgün yaşanması için şekillendirmektir. Bir diğer bir değişle, geleceğin insanların arzuladığı gibi olmasını sağlamaya çalışmaktır. En azından bizim kendimize biçtiğimiz görev tanımı budur.
İnsan iradesini zayıf olmasının nedenlerini araştırdık. Çözümün geliştirilmeye müsait duygu durumlarına dayandığını değerlendirdik. Topluma sunduğumuz bu kitabın atbaşı irademize faydalı olacak duygularımızı ilmek ve zararlı olanları da uzaklaştırmak olabilir. Tüm konsantrasyonumuz bu yönde olacaktır. Bu hususta kendi payımıza düşen çabayı sunuyoruz. İrade terbiyesini soyup biçimde ele almak yerine, uzun süreçli ama kalıcı bir yolla iradeyi terbiye edebilmeyi amaç edindik. Gençlerin ve zihnini kullanarak çalışanların bu kitaptan faydalanmalarını umut ediyorum. Birçok öğrencinin kendini kontrol etmede yöntem eksikliğinden yakındığını duydum. Onları bu konuda bana ilham olan 4 yıllık çalışmamı ve düşüncelerimi sunuyorum.
Jip Ay o. 1893.
**Birinci Kitap: Meseleye Giriş**
**Bölüm 1: Mücadele Edilecek Düşman: İsteksizlik**
İmparator Kale Kule. Romalıların kafalarını tek hamlede koparabilmek için bir tane başarının olmasını isterdim. Düşmanlarımıza baş edebilmek için buna benzer bir arzu yakalamamız faydasızdır. Ancak yine de tüm başarısızlıklarımızın bir tek sebebi vardır: O da irade zayıflığı. Çaba göstermekten ve özellikle süreklilik gerektiren bir çabadan korkarız. Rahata düşkünlüğümüz, tembelliğimiz gibi insani huylar tıpkı yerçekimi kanunu gibi doğaldır. Gerçek şu ki, kararlı bir iradenin karşısında ancak devamlı bir güç durabilir. Tutkularımız da doğası gereği geçicidir. Ne kadar şiddetli olursa, bir o kadar kısa sürer. Takıntı haline gelen ihtiraslar haricinde, tutkuların sık oluşu düzenli bir çabanın yerini tutabilecekleri anlamına gelmez. Ancak hantallık, rehavet, tembellik veya aymazlık fiyatlandırılır. Huylarımız süreklilik arz eder. Bu huylarımıza karşı yapılacak düzensiz mücadele, mücadeleyi tekrar etmekten başka bir şeye yaramaz. Sonunda başarılı da olmaz.
İşin gerçeği, insanoğlu tarafından düzenli ve uzun süreli çaba sadece zorlamayla ve ihtiyaç halinde ortaya çıkar. Büyük seyyah bu ilkel toplumların çalışmaya getirince istekli olmadıkları için geri kaldıkları hususunda hemfikirdir. Bilindik örnekleri o kadar uzaklarda aramaya gerek yok. Aynı durumu, düzenli çalışmaya zorlanan bir çocuğun isteksizliğinde de görmüyor muyuz? Akranlarından daha fazla çalışmak isteyen bir köylü veya işçi bulmak ne kadar zordur? Sırtı gibi sizde günlük hayatta kullandığınız eşyaları bir gözden geçiriniz. Aklımızı biraz kullanarak onları işlevlerinden daha kullanışlı hale getirmek mümkündür. Yazarın söylediği gibi, birçok insan aklını en az şekilde kullanarak hayattan galip geçer.
Öğrencilik hayatımızı bir hatırlayalım. Arkadaşlarımız arasından kaç tane çalışkan öğrenci sayabilirsiniz? Neredeyse bütün öğrenciler askeri çabayla sınavlardan geçmek istemezler mi? Ortaokuldan itibaren özgün yorum yapmak öğrencilere ne kadar da zor gelir? Tüm dünyada öğrenciler az bir çabayla, basit ezberler sayesinde sınavlarından geçebilirler. Öğrencilerin hedefleri de en yüksek değildir zaten. Mağdurin ifade ettiği gibi, onların aradığı iş itibarlı olması gerekmeyen, sabit maaşı, istikbali de olmayan, üzerinde yaşanacağı bir devlet dairesi koltuğudur. Tıpkı bir saat misali, aynı hareketleri tekrar edildiği, yeteneklerinin yavaş yavaş köreldiği bir iş olsun yeter ki beynini yormasın, çok zorlanması gerekmesin. İşini garantiye almak içgüdüsü kişiyi yaşamaktan ve harekete geçmekten alıkoyar. Özellikle memurları suçlamamak gerek. Belki terfi almak hariç bir meslek veya kariyer insanın kişiliğini, şevkini ve enerjisini korumak için yeterli gelmez. İlk yıllarda etkin bir şekilde çalışmak için kendimizi zorlayabiliriz. Ancak kısa zaman sonra zihni çaba araştırma gerektiren vazifeler azalmaya başlar. Başlangıçta gayret sarf etmeyi gerektiren işler zamanla alışkanlığa dönüşür.
Avukatlık, hakimlik, doktorluk, profesörlük var olan bilgilerle idare edilen meslekler değildir. Şu an yıl harcanan çaba kalktığını kullanma fırsatlar azalır. Kullanılmaya kullanılmaya beyin etkinliğini dolayısıyla melekelerini kaybetmeye başlar. Şayet işinizin paralelinde kendinize zihinsel etkinlikler bulamazsanız, yavaş yavaş yediklerinizi kaybetmekten kendinizi alıp koyamazsınız.
Kitabımızda ziyade zihnen çalışanlara hitap ettiği için düşman de ifade ettiğimiz tembelliğin farklı türlerini incelememiz gerekir. Genç de en çok rastlanan zaaf uyuşukluk ve canım istemiyor durumudur. Bu kişi saatlerce uyur, uyuşuk vaziyette uyanır, halsiz, tepkisiz, esnemelerle yavaş yavaş elini yüzünü yıkar. İşle alakası yoktur. Hiçbir şeye ilgi duymaz, her şeyi yavaş, neşesiz ve isteksizce yapar. Tembelliği, uyuşukluğu yüzünden okunur. Bakışları anlamsız ve dalgındır. Hareketlerinde itinasız ve dikkatsizdir. Sabah saatlerini bu şekilde kaybettikten sonra öğle yemeğini yer ve ardından kafeye giderek gazeteleri, küçük ilanları nakad o. Çünkü çaba harcamasını gerektirmez. Öğleden sonra biraz canlılık gelince bu zamana da boş muhabbetleri arar. Muhabbetten siyasiler, edebiyatçılar, profesörler paylarına düşen eleştiriyi alır. Tembellik, gevezelik hep daha çekicidir. Akşam zavallım umutsuzca yatağa giderken geçen akşamdan biraz daha karamsardır. İşine yaklaşırken bırakamadığı tembellik aslında mutsuz olmasına neden olur ve mücadele etmeden mutlu olunmaz. Her mutluluk az çok bir çaba ister. Kitap okumak, müze ziyareti, ormanda dolaşmak hep bir teşebbüs gerektiren zevktir. Ayrıca tembelin kendini mahrum bıraktığı zevkler istediğiniz kadar tekrarlanabilen ve çaba gerektiren etkinliklerdir. Tembeller yumruklarını sıkmadıkları için mutluluğun avuçlarının içinden kaçıp gitmesini seyrederler. Senin gram bu kişileri ellerinde kılıçlar havada bekleyen ama hiçbir zaman indirmeyen gravür heykel askerlere benziyor.
Tembellik anlık enerji patlamalarını engeller. Medeni toplumlarda tembel toplumlara ayıran anlık çalışmalar değil, düzenli ve sürekli çalışmaların toplamında harcanan eforun çok daha değerli olmasıdır. Az da olsa düzenli ama sürekli olan çalışma, uzun molalar içeren yüksek eforların toplamından daha güçlüdür ve değerlidir. Tembel size anlık büyük çabalar sonrası uzun dinlenmeleri tercih eder. Araplar büyük bir imparatorluk kurdular ama korumayı başaramadılar çünkü ülke yönetimi için gerekli olan düzeni, yolları, okulları ve sanayi kuramadılar. Aynı şekilde tüm tembel öğrenciler sınavların yaklaşmasıyla kır başlanmış gibi çalışırlar. Oysa eksik olan aylarca ve yıllarca az ama düzenli çalışmadır. Gerçek ve verimli çalışma enerjisi az ama düzenli olan eforla mümkündür. Böyle değilse muhtemelen tembel işidir.
Düzenli çalışma tek hedefe yönelik olmayı gerektirir çünkü irade gösterilen çabanın çokluğundan ziyade tek amaca yönelik olmasıyla kendini belli eder. Bu işte size çok sık karşılaşılan bir tembellik örneğim. Bu kişi nadiren boş durur. Gün boyunca burun eti yer, resim üzerine yazdığı birkaç makalesinin jeoloji ile ilgili bir yazıyı okur, birkaç gazeteye göz atar, bazı ders notlarına bakar, kompozisyonuna göz gezdirir, birkaç satır da tercüme yapar. Bir saniye bile boş kalmamıştır. Değişik alanlara el atması ve çalışkanlığı arkadaşları tarafından hayranlıkla karşılanır ama biz kendisini tembel olarak nitelendiririz. Psikolojik açıdan bu gencin çeşitlilik içeren çalışmaları spontane dikkatinin zengin olduğu anlamına gelebilir. Ancak irade dikkatten çok uzaktır. Bu farklı alanlara ilişkin sözde çalışma irade zayıflığından başka bir şey değildir. Bu öğrenci bize çok sık karşılaşılan dağınık tür olarak adlandırdığımız bir tembellik örneği sunar. Bu zihin dağınıklığı eğlenceli bir durum gibi olsada sadece bir gezinti den ibarettir.
Pier Nicole bu durumu şuraya buraya amaçsızca konan cine5 bu fener olsa muhteşem bir benzetmeyle şöyle ifade ediyor: "Rüzgarlı bir odada yanan mı?" Bu dağınık eforun en kötü tarafı hiçbir testinin kalıcı hale gelmesidir. Bir zihni çalışmalarımıza katkı sağlayacak duygu ve fikirlerimize otelde konaklayan gelip geçici müşteriler gibi davranırsak, bir süre sonra bize yabancılaşırlar ve unuturuz. İlerleyen sayfalarda zihnimizi doğru kullanabilmek için tüm çabamızı tek yönde toplamamız gerektiğini göreceğiz. Hakiki bir çaba göstermeye karşı duyulan isteksizlik, tüm eforun düzenli bir şekilde teknik Ayy yönlendirilmesinin zorluğundan kaynaklanır. Bir eser vermek, buluş yapmak herkesten farklı düşünmeyi gerektirir. Ek olarak bireysel çabanın bu kadar zor olmasının sebebi koordinasyon gerektirmesidir. Bunlar zihni çalışma ve icraat gerektiren işler için birbirinden ayrılmaz ikilidir. Bu tür çalışmaların yarının yöneticileri olarak öğrenciler için de nedeni zor olduğunu biliyoruz. Örneğin Felsefe Bölümü öğrenci bu final sınavları gelip çatana kadar gayet iyi öğrencilerdir, çalışkandırlar ve genelde vazifelerini yerine getirirler. Ama ne yazık ki pek düşünmezler. Zihinsel tembellikleri sadece kelimelerle düşünüyor olmalarından kaynaklanır. Psikoloji dersine çalışırken hiç birinin aklına psikoloji doğdukları günden itibaren kullanıyor oldukları gelmez. Şuradan'ın söylediği gibi, bilmeden konuşurlar. Kitaplardan örnekler almak, kendini inceleyip kişisel örnekler bulmaktan daha kolaydır. Maalesef araştırmak yerine ezberleme yönelirler. Basit bireysel teşekkürler yerine beyinlerine bir yığın bilgi yüklemek onlara daha az ürkütücü gelir. Bir istisnai olarak gerçekten iyi öğrenciler de yok değil ama çoğunluğu her yerde pasif kalıyor.
Kişisel kaydet eksikliğine en büyük örnek olarak dönem sonu sınavları gösterilebilir. Çoğu öğrenci bu sınavlardan korkar. Bu sınavlarda öğrenciler sorulan sorulara bireysel örnekler bulmak yerine derslerde öğrendikleri bu farklı bir şekilde tekrar etmekle getirirler. Hoca'nın aradığıysa öğrencinin mantık yürütebilmesidir. Ama bu çalışma onlar için son derece na hoştur. Kendi başlarına bir konu bularak onun üzerinde kafa yormak da zor gelir. Doğal olarak özgün çalışmaya karşı isteksizlik üniversitede devam eder. Ne yazık ki sınavlar öğrenciyi gerçekten tanımaya veya değerini ortaya çıkarmaya yönelik değildir. Sadece hafızaya kaydettikleri ile ilgilenir. Bu sınav sistemini biraz düşününce Tıp, Hukuk, Fen Bilimleri, Tarih öğrencileri yani tüm öğrenciler yıl boyunca ezber bilginin haricinde gerçekten öğrendikleri bilgi miktarının ne kadar az olduğunu itiraf edeceklerdir. Okul zavallı gençleri her şeye temas etmeye mecbur bırakınca hiçbir şeyin esasına vakıf olamıyorlar.
Tembelliğin öğretim görevlilerine kadar sirayet ettiğini bilmekte fayda var. Tembellikten bahsederken önemli bir görevde olmak veya çok iş yapmış olmak fark etmiyor çünkü burada nice bu nitelik önemlidir. Nitekim çoğu zaman miktar işin kalitesini depo. La Fontaine'in Rakunla Kedi masalındaki rakun kestaneleri ateşten çıkarır. Burada rakun akıllı düşünceyi sembolize eder. Bu benzetme doğru bir teşviktir. Rakun patileriyle itinayla külü kenara çekip parmaklarıyla birçok seferde çıkarır: önce bir, sonra iki ve üç tane kestane. Üniversitede öğretim görevlisi ise tekrar dayalı ders yapar. Sabit materyallerle desteklendiği için düşünmeye ihtiyacı yoktur. Yaratıcı düşünceye üzüm görmeden dersini anlatırken zaman Reina'nın bilim dünyasına dair tehditlerini doğru olacaktır. Bugün Paris Milli Kütüphanesi'ne her yıl 20 binden fazla kitap geldiğini düşünürsek, 50 yıl'da kalmadan günlük gazeteler ve dergiler hariç 1 milyon eser bir içecektir. 1 milyon çift. Bunlar geleceği olmayan, sonuç kısmı şüpheli ve her zaman tartışmaya açık çalışmalar. Her eserin yaklaşık iki bu kalınlıkta olduğunu farz edersek, üst üste konulunca Mont Blanc Dağı'ndan kırk kat daha yüksek bir seviyeye ulaşmış olur. Tarihte bu isimleri unutacak tır ancak hafızalarda sebepleri ve sonuçlarıyla büyük sosyal olaylar kalacaktır. Acaba soğuk bilimler bu bilgi yığını altında ezilip düşünce üzerindeki etkisini getirmekten kurtulabilecek midir? Gelecekte ise çalışma kavramından bahsederken gerçek anlamda çaba sarf edilen, ruhsuz detaylardan arındırılmış ve yoğun düşünce gücüyle üretilen konsantrasyon anlaşılacaktır. Gerçekte yaratmak bir fikri bütünsel olarak düşünmek ve gün yüzüne çıkartabilmektir. Ruhsuz detaylarla gerçeği gizler, içimizdeki tembellikle bir olup gözümüzü boyar. Zihni tembellik ne yazık ki bütün öğrenme mekanizma mızı ağırlaştırır. Eğitim müfredatı mız adeta öğrencilerin kafası dağınık olsun diye hazırlanmış gibi. Zavallı gençlerin bir konuda var olan bilgileri yutarak tiplere yemelerine engel olunuyor. Yükümlü oldukları dersleri bu ve gerçeğin kıyısından geçmelerine neden oluyor. Mevcut müfredatın temelden mantıksız olduğunu nasıl düşünsünler? Aslına bakarsanız eğitimimiz öğrencinin yaratıcılığını ve becerilerini köreltiyor.
Birkaç yıl öncesine kadar askeri toplu gücümüzün hali içler acısıydı. Günümüzde ilerleme kaydetti. Neden mi? Çünkü önceleri obüs bombaları hedefine ulaşamadan patlıyordu. Şimdilerde ise geliştirilen özel patlayıcı sayesinde obüs bombası infilak etmeden önce birkaç dakika da ilerliyor ve olayın kalbine diplere inerek her şeyi paramparça ediyor. Eğitim sistemimizde düşünme yeteneğimizi patlayıcı yerleştirmeyi unutmuş gibidir. Bilginin derinlerine yenilmesine izin vermiyoruz. Bir çok öğrenci koşuşturmaca ya üniversitede aynen devam eder, hatta daha hızlı. Ek olarak modern hayat şartları ruh dünyamızı yok etmeye ve zihnimizi meşgul etmeye gayret eder. İletişimin kolaylaşması, seyahat sıklığı, gezme alışkanlığı düşüncelerimizi tak bir sebep olur. Okumaya zaman bile bulamayız. Coşkulu ama bir o kadar da boş bir hayat yaşıyoruz. Günlük gazetelerin yaydığı sahte telaş, dünyanın dört bir yanından gelen 3. sayfa haberleri yağını bazı insanları okumanın ne kadar da tahsil bir şey olduğu duygusuna sevk eder. Peki bunca dikkat dağıtan olay karşısında eğitim sistemimizin WhatsApp'ta da göz önünde bulundurulursa bu durumdan nasıl kurtulmalıyız? Ayrıca bizi bu halden çıkacak olan irade terbiyesine eğitim sistemimizde yer verilmemesi de ne acı değil mi? İrademizi güçlendirmek için yapılması gerekenleri yapmıyoruz. Beynimizi depolamak la meşgulüz. Zihnimizi çalışırken irademizden de istifade edeceğimiz için onu beslememiz gerek. Bu da iki büyütmek gibi canlandırmak dan bahsediyorum. Gençler bugünün ötesini göremiyorum. Günümüzde öğretmen baskısı, arkadaş alayları bir taraftan, cezalar diğer taraftan, ödül, iltifatlar yarınsa uzak olmasına rağmen lisans eğitimi sınavla ya da en tembelin bile kolaylıkla başarabileceği ezberci baro ve tıp sınavların irade terbiyesi pek ciddiye alınmaz. Ancak insanı insan yapan, hayatını düzene koymasını sağlayan bu değil mi? En parlak yetenekler dahi özgüven olmazsa sönmez mi? İnsanlığın büyük başarılarında en büyük pay sağlam iradelerin değil midir? Ne gariptir ki söylediklerimizi herkes içinden katılıyor, herkes isteksizlik ve boş düşüncelerle dolu davranışlar arasındaki dengesizlikten şikayetçi. Ancak henüz eğitimde irade terbiyesi ele alan bir kitap yayınlanmamıştır. Üniversite hocalarının henüz el atmadığı bu konuda gençlerde kişisel olarak ne yapacağını bilmiyor. Hiç çalışmayan rastgele 10 üniversite öğrencisini sorgulayın. İtirafları şu olacaktır: "Önceleri lisede öğretmenimiz yapmamız gereken ödevleri söylerdi. Yapmamız gerekenler ne etti? Tarih kitabının şu sayfasından şu sayfasına kadar çalışın, şu geometri teoremini öğrenin, şu o şu sayfaları tercüme edin. Bu ödevleri yaparken öğretmen motive eder, ödevler yapılmazsa da azarlar, dış ekle bizi destekler, takip ederlerdi. Bugün bu durumdan eser yok. Ödevde yok. Günümüzde zamanı istediğimiz gibi kullanıyoruz. Çalışma planınızı yaparken inisiyatif kullanmaya öğrenmediğimiz için ve bize zaaflarımız ile ilgili hiçbir şeyde üretilmediği için adeta teoride can yeleği ile yüzmeye öğrenip sonra korumasız vaziyette suya atılmış gibiyiz. Doğal olarak boğuluyoruz. Ne nasıl çalışacağımızı biliyoruz ne de içimize çalışma isteği var. Hatta irade terbiyesini nereden sağlayacağımız da bilmiyoruz. Bu konuda pratik bilgi veren kitapta yok. Bu yiyor ve düşünmemeye gayret ediyoruz. Bu çok acı bir durum. Kahve, bar ve arkadaşlar var. Eğlence devam ediyor. Zaman hızla akıp gidiyor. Birçok öğrencinin sahip olmadığı için yakında hususları bu kitapta yazmaya gayret ettik."
**Bölüm 2: Amacımızı Unutmayalım**
Her ne kadar eğitimi feda bu gençlerin iradesini ihmal etse de kuşkusuz bizi değerli kılan irademizdir. Zira zayıf iradeli birisine kimse güvenmek istemez. Ayrıca çalışmak için harcadığımız çaba irademizin ne oranda güçlü olduğunu gösterir. Bu konuda ölmekten de çekinmeyiz. Çalışmamıza abartırız. Sabahın beşinde kalktığımızda söylerken kimsenin bunu kontrol edemeyeceğini biliriz. Oysa saat 8'de halen yatakta olduğu görülen bir kişi, geçen akşamki tiyatro, misafirlik gibi uydurma bahaneler sebebiyle nadiren böyle geç kaldığını söyler. Bu arada bu işinden bıkmış arkadaş sınavlarından da geçememiştir. Öğrenciler arasında en yaygın muhabbetlerden biri de abartı meselesi olsa gerek. Hatta kendi kendine yalan söylemeyen, çalışmalarına bakmayan, kendi kapasitesi hakkında hayal görmeyen genç neredeyse yoktur. Bu hususta yalan söyleme ihtiyacı, insanın iradesinden daha değerli bir şey olmadığına dair muhteşem bir örnek olmasın.
İrade gücümüze yönelik eleştiriler bizi çok üzer. Bu çalışmaya karşı sessizliğimize getirilen eleştiriyi kabul etmek, iradesi izimizi ve zayıflığı kabul etmek anlamına gelmez mi? Bir işte gayret ve sebat etmek hususunda bizi kabiliyetsiz veya çaresiz görmeleri, bizi basit, vasat bir insanmışız gibi değerlendirdikleri anlamına gelmez mi? Çalışmaya gösterdikleri saygı, öğrencilerde azmet mağazası olduğunu işaret eder. Elinizdeki kitap gençlerdeki küçük de olsa bu arzuyu alıp çıkarmaya yardımcı olmayı, çalışma isteğinin uzun soluklu, düzenli ve nihayetinde kalıcı bir huyu dönüşmesini amaçlamaktadır. Zihni çalışmadan kastımız hem doğa bilimleri hem de başka insanların çalışmalarının incelenmesi olmalıdır. Bir ürün ortaya çıkarmak için öncelikle inceleme yapmak, daha sonra da tüm zihinsel becerileri ortaya koymak gerekir. İşin zahmeti kısmı evvela dikkat etmek, ardından da konsantre olmak ve kendini tanımakta kisidir. İkisi için de dikkat gerekir. Kısaca çalışmak dikkat kesilmek anlamına gelir. Bu maalesef dikkat istikrarlı, devamlı, uzun süreli bir durum değildir. Dikkati gergin tutulmaya çalışılan bir ya ya benzetebiliriz. Aslında dikkat sürekli tekrar eden, bazen şiddetli, bazen sakin ve de birbirini takip eden irili ufaklı gayret gerektirir. Canlılık ve disiplin gerektiren dikkat gösterilen gayret iade takip eder. Bunlar o kadar yakındır ki devamlılık arz eder. Fakat düzenli bir görüntü sergileyen bu devamlılık günde bir kaç saat sürer. Gayretimiz in gayesi düzenli ve sebat gerektiren bir dikkat göstermeye çabalamak olmalıdır. İrademize hakim olmaya, güçlendirmenin yoluysa kendimize günlük vazifeler belirlemek ten geçer. Bu sayede günde birkaç saat sarfedilen çabayı alışkanlık haline getirmekte nerelere ulaşabileceğinizi tahmin bile edemezsiniz. Oysa coşkulu gençliğin içgüdüsü zihnen çalışmayı keyifsiz, renksiz görmeye eğilimlidir.
Dağınık, düzensiz bir çalışmanın yoğun olmasının hiçbir faydası iyi otur sarf edilen çaba tek bir netice yönelik olmak zorundadır. Bir fikrin veya duygunun içimizde canlanması ve yerleşmesi için samimi olması, devamlı olması ve tekrar etmesi gerekir. Bu fikir veya duygu yavaş yavaş ama sebatkâr bir şekilde etkisini artırır, adeta etrafını çevreleyen kaynakları oluşturup kendisine empoze eder ve bir değer yargısı haline gelir. Sanat eserleri de böyle ortaya çıkar. Bir dairenin kafasındaki fikir genellikle bir gençlik hayalinde ya da yaşanmışlıkla kesilir. Bir yerlerde okunmuş birkaç satır, hayata dair bir anı, bir yerlerden kalan bir mutluluk ifadesi, iltica eden söylenen bir söz, bereketi anlaşılmayan bir fikre kaynak oluverir. Fikir o güne kadar ulaşan her şeyden beslenir. Seyahat, muhabbet, iki satır yazı ona yoğurunca ve kendine mal edeceği aynı zamanda güçleneceğini kaynağı sağlar. İşte tam da bu şekilde fazla eserini oluşturmak için tam 30 yıl boyunca yanında dolaştı. Tüm bu süre boyunca tohum toprak altında olgunlaşmak ta, büyümekte, gitgide derine inip kök salmak da diplerde ihtiyacı olan şaheseri oluşturan can suyunu arayıp bulmaktadır. Tüm önemli fikirler için geçerli olan bir kuraldır. Fikir sadece içimizden geçip giderse hiçbir kıymeti olmaz ve hukuku da bulmaz. Fikre düzenli Tina, hassasiyet, samimi bir dikkat göstermek gerekir. Tek başına yaşayabilmesi için özel ilgi göstermek, saklamak, sahiplenmek gerekir. Onu uzun süre bilincinde canlı tutmak, ara sıra üzerinde düşünmek gerekir. Böylece fikirlerin uyuşu mu diye adlandırdığımız çekim gücü sayesinde güçlü duygularla yaşam kaynağını bularak kendine çekecek ve kendine mal edecektir. Fikirlerin veya hislerin olgunlaşması, organize olması yavaş ya sabırla gelin teşekküllü olur. Laboratuvarda üretilen muhteşem kristal misali suyun içindeki milyonlarca molekülün yavaşça ve düzenli bir şekilde toplanmasını beklemek gerek. Bu işte bütün buluşların nasıl bir iradenin eseri olduğunun kanıtı. Newton yer çekimi kanununu sürekli düşünerek keşfetti. Bilgeliğin uzun bir sabır gerektirdiği hususunda şüpheniz varsa Darwin'in itirafını dinleyelim: "Düşünürken ve okurken her zaman direkt olarak gördüğüm veya görebildiğim meseleleri tercih ettim. Nitekim bilim alanında ne yaptıysam emin'im bu disiplin sayesinde olmuştur." Darwin'in oğlu da babasının yıllarca bir düşünceyi aklından çıkarmak gibi bir huyu olduğunu söylemiştir. Özetlemek gerekirse, zihnini kullanarak çalışırken isteyerek yani irade biçimde dikkat getirebilmek için sebat göstermek gerekir. Bu sebat hem harcadığımız efor sıklığında ve hevesimiz de hem de tek bir hedefin peşinde koşa bilme yanıp tutuştuğu muz fikre veya Duygu itaatte bağlı olma gayretinde kendini göstermelidir. İnsanın doğası gereği tembellik bizi emel lerimizden alıkoymak isteyecek ama bu yoldan bizi çıkaramayacaktır.
**Bölüm 3: İrade Terbiyesinde Cesaret Kırıcı Teoriler**
Şimdi bize yanlış bilgiler veren iki spekülatif teoriden bahsedeceğiz. Ancak ikna etmek için kınamanın pek faydası yoktur. Önemli olan yapıcı olmaktır. Bu nedenle kitabımızda yapıcı olmaya çalışacağız. Bu teorilerden biri yanlış olduğu kadar can sıkıcı da. En genel anlamda karakteri değişmez olarak düşünen teori. Bu kan tarafından ortaya atılan, Schopenhauer tarafından ele alınan, Spencer'in de desteklediği bir hipotezdir. Kant'a göre karakterimizi doğrudan kendiliğinden edindik. Bu durumdan geride dönülmez dünyaya zamanı ve mekanı indikten sonra karakterimiz az çok ilerlemenin dışında değişmez. Aynı şekilde Chopin ağır karakterin sabit ve değişmez olduğunu söyler. Örneğin bir egoistin arzularını şekillendiren kriterleri değiştiremeyiz. Egoiste sadece bu çıkar dan ziyade daha büyük bir çıkara ulaştığını, kötü kalpli ye de başkalarına laf etmenin kendisine de zarar vereceğini anlatırsanız vazgeçer ama onlardan egoizmi veya kötülüğü çıkarmak kedi fare kovalamaktan vazgeçirmek gibi olanaksızdır. Eğitimle o isi yanıltabilir, daha iyisi fikirlerini düzeltebilirsiniz. En doğru yol kendisine de fayda sağlayacağı konusunda ikna edilecekse bunu yalanla değildi dürüstlükle yapmaktır ama başkaları için acı duymayı öğreteceksiniz. Bunun deveye hendek atlatmaktan daha zor olduğu aşikârdır. Spa sırsa insan karakterinin hayat koşullarından ve dış etkenlerden kaynaklanan sebeplerle çok uzun vadede değişebileceğini kabul eder. Ancak bu değişimin yüzyıllar alacağını, bunun da biraz can sıkıcı olacağını söyler. Öğrencinize sadece 20 yıllık bir eğitim süreci vardır. Bu fikre göre irade terbiyesinin pratik bir faydası olmayacaktır. Eğer kendimi sadece ahlak eğitimi verirsem bu kadar sürede başarmam ama olmaz. Binlerce yıllık belki de milyonlarca yıllık bana atalarından miras kalmış olan beynime kazınmış bir organik kayda benzeyen karakterimi değiştirmem çok da mümkün değil. Atalarımın muhteşem koalisyonuna karşı kişisel irademle karşı koymam nasıl mümkün olabilir? Denemeyi bile gerek yok, baştan kaybedeceğim kesin. Sadece 50 bin yıl sonra gelecek kuşakların genetik olarak ve sosyal çevrenin etkisiyle törpülenmiş mükemmel makineleri dönüşebileceği düşüncesiyle olabilirim.
Bu teorilerin argümanlarına bir göz atalım. Kant felsefesinde apriori ön ser bilgi diye nitelediği bakış açısının özgürlüğün kurulması için olmazsa olmaz olduğunu, yoksa sistemin onu ağaçtan kopan kurulmuş bir dalın kırılışı gibi dış açacağını ifade eder. Chopin House a argüman dan ziyade kusurları kullanmayı tercih ediyor diyor ki: "Karakter düzeltilebilir olsaydı, yaşı itibarıyla hayatının ikinci yarısında olan insanların ilk yarısında olanlara nazaran daha yerde bu gerekirdi ki bu doğru değil. Hayatı boyunca bir kez bile olsa hata yapmış biri ömür boyu gözümüzden düşer, kendisine karşı güvenimizi getiririz. Bu da kalıcı karakteri inandığımızın kanıtıdır." Biraz düşününce bunlar neyi ifade eder? Bu iddialar sadece insanların çoğunun karakterini yenilemeye kaydet etmediği anlamına gelir. İrademiz müdahale etmediği müddetçe hayatımızı dürtülerimiz şekillendirir. İnsanların çoğu dışarıdan birileri tarafından yönetilir. Tıpkı dünyanın güneş etrafında dolanırken izlediği görünmeyi sorgulamadığı gibi modayı, fikirleri sorgulamadan takip ederiz. Çalışanlar, fakir fukara, kadınlar, çocuklar, insanlar çoğu muz ayakta kalma mücadelesi veriyoruz ve belki biraz karmaşık yapıya sahip mutlak surette bilinçli içgüdüleri olan ve de garip isteklere sahip kuklalar gibiyiz. İnsan içindeki idari duyguları ve asil ruhun izini bırakıp içgüdüleriyle hareket ederse yoldan çıkmaya yüz tutar. Bu ve erdemli yaşlıların gençlerden fazla olmaması şaşırtıcı değildir. Egoistin sahip olduğu en değerli varlık hayatıdır. Egoistin geçici vsr kapılıp malını veya büyük uğurlarda canını feda ettiği hiç görülmemiş midir? Elbette görülmüştür. Yarım saatliğine bile olsa değişen karakterler sabit karakterler değildir ve daha sıklıkla değişme ihtimali de yüksektir. Schopenhauer baştan sonra aynı karaktere sahip Eko ise nerede karşılaştığı acaba? İnsan doğasının bu kadar basit olması mümkün değildir. Karakterin homojen bir blok olduğu inancı yüzeysel bir gözlemden ibarettir. Karakter birçok etkenin neticesidir. Yaşayan insanların gözlemleri kamp ve schopenhauer'in naif teorilerini alışır etmeye yeter.
Değişmez karakter mevzusunu bir kenara bırakalım çünkü zaten ayakta duracak halim yok. Şimdi sıra kendini beğenmiş, kendi üzerinde egemenlik kurabilirsiniz düşüncesine sahip, bunu da çok kolay yapılabildiğini iddia eden ve en az bu tercihler kadar ümit karan teoriye geldi. Özgür irade teorisinden bahsediyoruz. Eski çağlarda çocuk hiçbir zorluktan sakınmadan ancak sebat etmesi durumunda başarının geleceğini perspektifiyle ve ancak 8 yıllık sıkı bir çalışmayla başarılı olabileceği düşüncesiyle yetiştirilirdi. 6870 den sonra Fransa'nın büyük olsun. Demek ki büyük Fransa olmadığı gibi bizde işi yaratılışımızın bırakarak kendimize hakim olmayı sağlayamayız. Ülke çok zor sebatkâr yirmi yılın ardından ayağa kalkabildiğinde aynı biçimde bizim ayağa kalkışımızda sabırlı olacaktır. İnsan kendine hakim olmanın paha biçilmez bir değer olduğunu zamanla öğrenecektir. Hayattan ne istediğimiz, ne olacağımız, hayatta oynayacağımız zor kendine hakim olmaya bağlıdır. İnsanlardan beklediklerimiz ve insanlara vereceğimiz değer sabırdan geçiyor. Sebat etmenize bir bedeli var. Çalışmaya dair iradeyi oluşturmakla başarma isteği arasında sıkışıp kalmayan öğrenci var mıdır? Hocalarımız bu nasıl isterseniz derdi. Hocanın bu ifadesine inanılmış gibi yapardık. Kimse de çıkıp bize onunla nasıl baş edeceğimizi, istemenin nasıl edileceğini söylemezdi. Doğal olarak kader cilerin çocuksu teorilerine körü körüne inanmak zorunda kaldık. En azından bizi terkin ediyor. Üstelik çaba göstermenin boşuna olduğunu söylüyorduk. Bu teorilerin yanlış olduğunu görmemek için kendimizi tembelliğe verdik. Yavaşçı dünya üzerinde tüm değerler gibi ahlaki özgürlük ve siyasi özgürlükte uğraş vermeyi ve savunmayı gerektirir. Yoğun uğraşırım, sebatın ve de becerilerin meyvesi olacaktır. Özgürlüğü hak etmeyen hiç kimse özgür olamaz. Özgürlük ne bir hak ne de bir olgudur, o bir ödüldür. Mutluluk için enerji hemen büyük bir ödüldür. Bir manzara için güneşin ışığı neyse, hayatın tüm olaylarında da özgürlük öyledir. Ayrıca ona ulaşamayan hayatın tüm güzelliklerinden mahrum kalır. Elbette özgürlükten kastımız kendimizi kontrol etmek, dürtüler ve ahlaki duygularımızı ve de kendimizi tamamen kontrol edebilmeyi kas ediyoruz. Gerçek özgürlük için kusursuz bir özakin niyet gerekir. Söylemesi kolay, işimiz zor ve meşakkatli. Cahiller de kendini beğenmişler de başarılı olamaz. Uzun bir çalışmayı ve taktiği benimsemek gerekir. Psikolojiden bir haber, en azından birbirine danışmadan arena'ya çıkmak, satrançta taşların nasıl ilerlediğini bilmeden tecrübeli bir rakibe karşı oynamak gibidir. Özgür irade savunucuları bir şey ortaya çıkarmadan veya irade olarak yaratmadan bir canlıya veya eşyaya doğasında olmayan enerji veremezsiniz, özgür değilsinizdir derler. Oysa özgürlüğümüzün tek garantisi psikoloji kanunlardır. Bu aynı zamanda kendimizi tanımamızı sağlayan tek araçtır. Uzun soluklu bir iş isteksiz olarak sevmeden yapmak baştan kaybetmek anlamına gelir. Başarmak için işine saygı duymak gerekir. Bakarsan bağ olur ve büyür. Psikoloji kurallarını da düzgün bir biçimde kullanırsa da sapasağlam bir karara dönüşür. Böylece karıncaya yam olacak bir doğum kasırgalara kafa tutan bir meşe dönüşebilir. Özgürlüğümüzü garantiye almak için yapılması gereken tek şey hayata dair bir planımız ın olmasıdır. Bir psikoloji kurallarına ilişkin bilgi ve becerilerimiz bize değişkenleri ve birleşimleri yöneterek seçilen planı gerçekleştirmenizi sağlar. Bizim irade terbiyesi için özgür olmaktan anladığımız şey ve özgür irade cilere nazaran belki daha cazip gelebilir. Ancak onlardan farklı olarak bizim özgürlük anlayışımız bağlılık gibi içimizdeki düşmanlarımıza karşı daha ciddi koruma sağlar. İrade terbiyesi yolunda bize engel teşkil edecek teorilerden kurtulduğumuz a göre konumuza geri dönebiliriz.
**Birinci Kitabın Sonu**
**İkinci Kitap: Kişiye Özel Tavsiyeler**
**Bölüm 1: Mücadele Edilecek Düşman: Cinsel Dürtüler ve Şehvet**
Ve mücadele etmemiz gereken iki düşmanımız var: Tembellik ve Nefret. Bir kişi tembellik yüzünden kendini tamamen bırakırken, ortamında ahlaki açıdan korunaksız hale gelmesine sebep olur. Diğer bir deyişle, tembellik insanı şerbete yeter. Biraz daha ileri gidersek, stoacıların dediği gibi ahlaki çöküntü de tembelliğe neden olur. İhtiras insanın kendini kaybetmesine neden olmaz mı? İhtiras insanda hayvani dürtülerin çalışmasına, gözün kör olmasına, beynin kararmasına sebep olur. İnsanlığımızı, gururumuzu, benliğimizi bizden alır. Devam ettiği sürece hayvanlar gibi oluruz. Kısa sürmesi nedeniyle ihtirasın çok da tehlikeli olmadığı düşünülebilir. Ancak etkisi itibariyle tehlikelidir. Bunu yerçekimine benzetebiliriz. Bir binanın sağlam olması için mimar yerçekimi kanunu kendi lehine çevirmeyi bilmelidir. Bizim durumumuz için de aynı şey geçerlidir. Karşıt güçlerden istifade edebilmeyi öğrenmeliyiz. Hatta karşı güçleri bizim için savaşan güçlere dönüştürebiliriz.
Bir gücün bizim yanlışımız mı, düşmanımız mı olduğunu nasıl bilebiliriz? Çok basit: Tembelliğine sebep olan psikolojik tüm güçler bize zarar verir. Aksi yönde çalışan güçler s bize fayda sağlar. Şimdi her şey daha net. Enerjimizi tüketen veya düşüren istekleri azaltmak, hatta yok etmek ve canlılık sağlayacak olanları da ortaya çıkarmak gerekir. Devamlılık arz eden, biraz mi zayıflatan pek çok sebep vardır. En önemlisi, bilhassa gençlerde karşılaştığımız şerbeti hayaller kurmalıdır ki bu onlarda yalnızlığa da sebep olur. Ardından arkadaş faktörü gelir. Bar, restoran hayatı hüzün getirir, şevkini kırar. Tembellerin tembellikleri örtbas etmek için sıkça kullandıkları bahanelere bir süre sonra akıllı kişiler bile düşmeye başlar. Burada dürtülerimizden kaynaklanan ve psikolojimize zarar veren durumları inceleyeceğiz.
Okul hayatında genç erken evdeki baskıdan, ödevlerden, rekabet nedeniyle veya sınav endişesiyle bu üzerine yaşayıp çalışırken hayallere kapılmaya pek fazla zamanı olmaz. Ne zaman ders saatleri azalıp teneffüs saatleri artarsa aksi olur. Maalesef geçmişte özellikle yatılı öğrenciler akşam etütlerinde vakitlerinin çoğunu hayallere, cinsel içerikli düşüncelere dalarak geçirdi. Liseden mezun olduktan sonra şehirde gözetimsiz, anne-baba kontrolü olmaksızın muhtemelen di işsiz, güçsüz yaşarken saatlerini boşa harcar. Tembellikle olduğu gibi üzerine çöker. Bu dönemde bir de fizyolojik değişiklikler artık sona ermiştir. Gencin gelişimi neredeyse tamamlanmıştır. Bundan sonra iş bulma en belirgin stres kaynağı olacaktır. Üstüne üstük üreme isteği de belirgin bir şekilde ortaya çıkar. Bir Martiz edebi bir şekilde Hero binde bu acı gerçeği işler. Henüz seveceğimiz kadına karar vermemiş, sevmeyi sevdiğimiz dönemlerdir. Genç bu dönemde coşkulu, dışa dönük, savurgan, tutkulu bir dönem yaşar ama maalesef hayat bu noktasına gelmiştir. Bu coşkunun bir yerleri akması gerekir. Bu enerji doğru yere kanalize edilmezse yanlış, sapkınlıklara dönebilir. Erdemli, kötü alışkanlıkları arasında gidip gelen her gülümse enerji bu dönemde ortaya çıkar. Tercih edilen taraf hangisi olursa olsun çok hararetlidir. Gençlerin çoğunluğu açısından tercih bellidir. Eğitime nefret, içler acısı örnekler, sağlıksız, nefes alınamayan ortamlar, iradeyi zayıflatan, hayalleri körelten çevreler neredeyse oralara takılır. Çabayı bıraktıkları anlamına gelmez çünkü ortada çaba yok zaten. Diğer yandan pembe hayaller ile yaşadığı bu ortam çalışmaktan daha eğlencelidir ve daha az çaba gerektirir. İş başa düşünce öğrencinin ertesi gün ertelediği gibi genç de pembe hayallere kapılıp güzelim zamanını boşa harcar. Peki kaç genç gerçekten pembe romantik bir hayat yaşıyor? Sevgiliye yüksek sesle güzel sözler söylemeler hiçbir zaman yeterli. Ya hayatım bu şekilde devam etmeyeceği bellidir. Ayrıca 18 yaş gençliğinin hayalleri ile karşılaştırılınca bizim romancılarımızın romanları ne kadar da soluk renksizdir. Yıllar sonra ciddi işler de ilgilenmeye başlayınca içimizdeki şairi ozanı getirdiğimiz in farkına varırız. Ne yazık ki uzun saatler boyunca kurduğumuz güzelim hayaller gencin daha hayatı işlere konsantre olmasına engel olur. Bir kelime, bir öneri bizi işimizden alıkoymak için yeterli olur. Kendimizi toparla yana kadar bir saat geçmiş olur. Üstüne üstük odada yalnız başına yapılacak çalışma o kadar iticidir ki isteğimiz kaçar. Pembe bulutlardan aşağı gerçek hayata yemek çok zor gelir. Oysaki boşa yerler zararlıdır. İşe verilmesi gereken çok değerli saatler bu faydasız alışkanlıkla tüketiliyor.
Zihinsel ve duygusal savurganlığın sebebi hem yüzeysel hem de maalesef aynı zamanda derindir. Gelin sebeplerden bir tanesi daha önce bahsettiğimiz fizyoloji o yüzden kaynaklanır. Kişinin gençliğe adım attığı zamanlardır. Fizik imkânlarla çevresel farklılıklardan kaynaklanan sorunlar yaşar. Lise eğitiminden sonra koşullara uygun olarak evlenmesi için yaklaşık 8 ile 10 yıl boyunca çalışması lazımdır. Bizde genç kızların eşleri tarafından satın alınması normal görülür ve gençlerin başlık parasız evlenmesi çok da mümkün değildir. Bu durum adeta onların gençliğini, enerjilerini alır, tüketir. Beklemeyi tercih ederler ve genellikle hesap hatası yaparlar. Ne yazık ki beklemek genç kızın işine gelmez çünkü beklemek sağlığını etkiler. Hayat pahalılığı, masraflar vesaire derken avarelik de sonuçlanan bir yol olur. Böyle bir sosyal gelenek nedeniyle genç erkek 30 yaşından önce evlenemez. Fiziksel ihtiyaçlarıyla kötü alışkanlıkları arasında hayatının en güzel un yılı sıkıntıyla ve parçalayarak geçer. Oysaki bu süreyi çaba göstererek geçiren çok fazla olmaz ve genellikle boşsa o umut kırıcı bir hayatla gençliklerini heba ederler. Geçerlilik nedeniyle hayatları kayan genç sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Ne hayaller, sağlıklar, enerjiler çılgınca harcanmıştır. Evlenmenin sorumlu olmasının sebebi zor koşullar konulmasıdır ama bu koşullar sadece bu yaşlarda tahammüle kaldırılabilir. Yaşadığımız ve karşı tarafa yaşattığımız hayallerimiz ekovis bir beklenti asla değildir. Kendi ve başkaları açısında sağlam bir iş disiplini edilmesini sağlar. Başlık parasıyla evlenmek dezavantajı olmasına rağmen duygusal açıdan avantajları vardır. Karı koca birbirlerine karşı sorumluluk hisseder. Böylece kadının önceliği eşinin sağlığına özen göstermek olur. Yemeği yapmak için yardımcı bayan almak istemez, hazırladığı yemeklerin kendisi ve eşi için sağlıklı olmasına gayret eder. Diğer yandan erkek maddi yükün kendisinde olduğunu bilir. Her anlamda sağlıklı, titiz, becerikli ve sevgi dolu için evde bırakıp gider. Eve döndüğünde sevgi, sıkıntılı zamanlarında date ne olacağını bilir. Evini mutlu yuvalar da olduğu gibi temiz ve düzenli bulacaktır. Gençler için hastalıklara, kötülüklere karşı beraber göğüs gelmekten daha değerlisi yoktur. Yaşam ilerledikçe sevgi ve mutluluk artar. Birinin duygusal, diğerinin maddi desteğiyle kendimizi geliştirirken alınan hediyeler ve yeni mobilyalar da tarif edilemez keyif verir, bağlarının güçlenmesini sağlar. Sade bir şekilde başlayan ilişki yaş ilerledikçe büyür. Uzun süreli çalışmaların ödülü olarak görevler azalır, mutlu bir yaşlılık, sakin bir hayat başlar. Şairin dediği gibi, "İnsanoğlu hakkını vermeden çabasız edinemez." Huzurlu hayatı, tasasız erken yaşta evlenmekte tereddüt etmeyelim ama bunun için çeyizden ve başlık parasından...
Vazgeçmek gerekebilir. Bu yüzden eşi ona göre seçmek lazım. Eğitimine devam edip geçebilecek kadınların evde kalma olasılığı daha yüksek olacaktır. Tıpkı bir sera meyvesi gibi hareketsizlik, havasızlık, korse kullanan genç ve hamileliğe uygun olmazlar. Doktorlar uydurma uzun rahatsız edici derecede sıkıştırılması konusunda hemfikirler. Daha acısı, yatılı okulda pansiyonda iken hazır gelen muhteşem yemekler vardır. Yorulmadın mı gerektirecek bir durum olmaz. Akşam operaya giderler, romantik kitap okurlar. Okulu bitirdikten sonra tüm Murat'ın hayatından çıkması genç kızın olumsuz etkilenmesine neden olur. Bu sosyete kızların dünyadaki acılar hakkında ne kadar az malumat sahibi olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Ayrıca dünyanın gerçeklerinden uzak, kapalı bir çevrede modern dünyada yetişmeleri ileride gerçek hayatta karşılaşınca tüm fikirlerinin yerde bir olmasına sebep olur. Kesinlikle işçi ailelerin kızlarından daha az beceriye sahip olduklarını söyleyebiliriz. Zengin aile kızları için en azından eğitimler diyebilir miyiz? Ama maalesef bu konunun çok abartıldığını düşünüyorum. Sağlam bir eğitim aldıklarını sanmıyorum. Çok bilgi yüklendikleri doğru. Bu ancak bu bilgileri yaratıcı fikirlere dönüştürdükleri tartışılır. Uzun zamandan beri Kız Yetiştirme Yurtları Genel Müfettişliği yapan Bay Manuel'in birçok gelişim raporunda belirttiği üzere kişisel bir şeyler ortaya çıkarmalarını pek beklemeyiniz. Bir zihnen çalışan Fransız erkekleri zaten onlardan çok başarılı çocuklar yetiştirmelerini de beklemeyelim. Eğer erkek becerikli biri ise, çok fazla eğitim almamış olsa bile düşünen, dürüst, hakkani duygusuna sahip bir hanım daha uygun olacaktır. Erkeğin içinde olup da göremediği ilişkileri, meseleleri kadın dışarıdan daha rahat görebilir. Değerli fikirlerini neşide dünya arasında bir bağ olmasını sağlayabilir. Detayları kaçıran erkek genelde uğraşırken, kadın muhteşem balığı yakalayabilir. John Stuart Mill, arkadaşlarının beyninin aksine Harry Tiger'ın miden övgüyle bahseder. Ekonomi Politikası isimli kitabında Mill, kadınların pratik fikirlerine medya eller düzer. Bayan Tayların en büyük etkisi şu olmuş: Bu bir harem dolusu kadın dansa akılcı gözlem yeteneğine sahip bir kadının varlığı düşünür için daha değerlidir. Eğitimine devam edip evlenme işini öteleyen genç, liseden mezun olur olmaz evlenemeyeceğinden fiziksel ihtiyaçlarıyla baş edebilmek için bu dönemi çok iyi değerlendirmelidir. Aksi halde taktiksel hatalar yüzünden başarısızlık kaçınılmaz olacaktır. Özellikle 18 ile 20 yaş arasındaki gençler için yazılmış bir kitapta cinsellikten bahsetmemek olmaz. Üstelik dahil yeni tl ye bileceğimiz insanların bile bu konuda nedeni zorlandıklarını biliyoruz. Kant'ın eserinde buna ayırdığı güzelim bir sayfa Fransızca çevresinde nokta noktalarla dolu. Bu konuda yemek sonrası saygıdeğer erkeklerin lavallee bir şekilde muhabbetlerini duymanız toplumun bakış açısını çok net olarak görmeniz için yeterli. Ergenliğin verdiği duygusal gelgitlerin cinselliği dönüştüğü bir gerçek. Karmaşık düşünceler netleşir, arzular eyleme dönmeye başlar ve genç utan bu dönüşen davranışlar sergiler. Daha cesur ve zengin olanlar mesleği kendini satmak olan kadınlara takılır. Hayat kadınlarıyla ilişkiye girmekten kaynaklanan sonuçlar kimseyi çok fazla endişelendiriyor gibi. Sağlık açısından son derece olumsuz etkileri vardır. Bu ortamlara giden gençler çabuk yaşamış gibi görünürler. Çeşitli kas yetmezliği ve bel omurilik gibi bölgelerde sorunlarla karşı karşıya kalırlar. Yüzlerinin rengi solar, canlılığı gider, gözleri getirir donuklaşır, çevresi mavimsi bir renk alır, beden adeta çöker. Yorğunluk belirtilerinin devam etmesi durumunda hayatına kast etmeye başlar. Daha henüz 30'lu yaşlarda belli belirsiz mide ağrıları çeker, nevralji, kalpteki pertrofi, görme kayıpları gibi sonuçlarla karşı karşıya kalır. Bu cinsellikten sadece vücut değil hafızada nasibini alır. Akıl canlılığını kıvraklığı yitirir ve yaygınlaşmaya hissizleşme başlar. Dikkat dağılır, azalır. İyi günler kaygısız, tasasız, umursamaz ve iğrenç bir tembellikle akar gider. Çalışmanın verdiği tüm olumlu yönleri kaybederiz. Dolayısıyla hayat tam bir eziyete döner. Sonunda bedensel keyfin yerine vahşi hisler alır. Yumuşak tepkiler yerine kaba saba hareketler için bize yer eder. Keyif aldığımız zevkler bu sarsıntılı durumlar nedeniyle mahvolur. Cinsel istek kısa sürmesi nedeniyle ardında yorgunluk ve iğrençliği bırakır. Sonra kişinin ruh hali genel itibarıyla üzgün ve suratsız olunca doğal olarak gürültülü ortamlar arar. Bu bir kısır döngüdür. Bu sakın birçok sebebi var. Fiziksel sebebi olduğunu gördük. Acıktığımızda midenin guruldaması gibi, nefessiz kalınca ciğerlerin tepki vermesi gibi. Cinsel organımız ada cinsel sıvılar artınca açıklanması zor olan bir sebeple boş alana kadar aklı meşgul eder ve dengeyi bozar. Ancak burada midenin eksiklikten kaynaklanan tepkisinin aksine bir fazlalıktan kaynaklanan sorunla karşı karşıyayız. Ne yapması gereken bir fazla enerji söz konusudur. Oysaki fizyolojide bütçede olduğu gibi para transferi yapmak mümkün. Aynı sistem burası içinde olası. Fazla enerjinin kaynağı ne olursa olsun arkasından yorgunluk ortaya çıkar. İhtiyaç olmasaydı çabaya gerek kalmayacaktı, baş etmesi kolay olacaktı. Ama çevresel faktörler nedeniyle ateşe çomak sokulmuş gibi hazırlanır. Anlık krizler şeklinde ortaya çıkar, dayanılmaz haller alabilir. Hatta sapıklıkla aptalca criminal olaylarda sonuçlanabilir. Bu azgınlığın birinci sebebi yeme alışkanlığımızla ilgilidir. Daha önce gördük, neredeyse hepimiz çok yiyoruz. Yemeklerimiz çok fazla ve çok kalorili. Tost oyun dediği gibi aygır gibi yemek yiyoruz. Genç tıka basa yiyip yemekten kalktıktan sonra ses tonu enerjisi yüksek olunca şimdi hummalı sindirim esnasında verimli çalışması ve temel içgüdülerine karşı başarılı olabilmesi mümkün mü siz söyleyin. Bunlara genellikle uzun süre geç ve kafelerin sağlıksız ortamlarını veya sınıfın sıcak ortamlarında oturma pozisyonlarını ve kesinlikle cinselliği tetikleyici uzatılmış uykuları da ekleyelim. Kesinlikle ediyoruz çünkü sabah uygulamalarını takip eden uykular iradeyi resmen eritir. Bir savunmasız şekilde canavarla karşı karşıya zırh. Bazıları bu sıcak ortamlarda yapılan çalışmanın verimli olduğunu iddia edebilir ama bu tamamıyla yanlış. Akıl detay kabiliyetini yitirdiği nden en basit fikirler bile ilginç gibi görünebilir. Bunun göstergesi olarak sabah fikirlerimizi kaleme dökelim deyince hiçbir şey çıkmaz. Aklın söze çalışması değersiz otomatik bir düşünceden başka bir şey değildir. Otomatik bir çünkü içimizde salıverilmiş mekanik bir canavar gibi içgüdüsel olarak ortaya çıkan arzular, istekler vardır. İstisnasız olarak koyabileceğimiz bir kural olarak yukarıda ifade ettiğimiz gibi genç bir için fazladan yatakta kalınan bir iki saatlik uyku feci hatadır. Fiziksel da çevresel faktörleri de ekleyebiliriz. WhatsApp karaktersiz enerjisi düşük ahlaki değerleri zayıf arkadaşlara takılmak son derece zararlıdır. Maalesef itiraf etmek gerekirse dünyanın heryerinde işe yaramaz öğrenciler mevcuttur. Grubu bulandırıyorlar, delikleri gruptaki diğerlerine de bulaşır. Restoranda özellikle fakültedeki küçük yemek masalarında gürültülü, metotsuz, içi boş konuşmalar olur. Bu sohbetlerden ekstra coşmuş olarak çıkılır. Haylaz, kaba saba arkadaşın en ufak sapkın düşüncesiyle doldu şekerlenir. Alem ortamlarına barlara takılmaya gidilir. Bu ortamlardan çalışma alışkanlığına geri dönüş zor ve zahmetli olur. Bu hal gencin dürtülerine süte katılmış yanlış bir maya gibidir. Keşke bu çöküntünün tek sebebi bunlarla sınırlı olsaydı, o zaman kolaylıkla baş edilebilirdi ama maalesef daha vahim bahaneler ve toplumsal kabullenme ler bazı taşkınlıkları mahsur gösterir. Yapısı gereği ama olan cinsel dürtülerimiz o yüzden aldığı gün doğrultusunda amacına yaklaştı ve ortamını bulduğu an gücü korkutucu bir hal alır. Diğer yandan cinsel arzular nasıl olursa olsun çekicidir ve doğası gereği kendine dayanak oluşturacak şekilleri kendine çekip bu fikirlerden ilave güç alır. İkisi arasında sıkı bir ilişki ilişkiden 4'te işbirliği vardır. Öyle ki ikisinden biri zayıflayınca diğeri devreye girip canlandırır. Dolayısıyla birbirlerinin sürekli canlı kalmasını sağlarlar. Bu durum özellikle cinsel eğilimleri için geçerlidir. Resimler oldukça büyük bir rol oynar. Cinsel organları çok hızlı bir şekilde uyarır. Cinsel uyarılma gerçekleşince aklı devreden çıkarır. Halüsinasyona varan şiddetli önerilerde bulunur. Başka hiçbir eylemin resim veya hayali bu kadar uyanılmaz. Hayal kurmanın cinsel arzular da ki rolü inanılmaz büyüktür. Amaçsız, içi boş bir akıl içgüdüsel arzuları hizmet etmekten başka bir şeye yaramaz. Bunun kanıtı olarak cinsellik Konak bahçelerinde işi olmayan beyefendilerin enbe bu ikinci olduk çalışanlar içinse olması gerektiği gibi yemek TMS zaten Zor olan bu savaşta gencin ihtiyacı olan desteği çevresinden alması gerekirken çevresinin tam tersine uyarıcı faktöre dönüşmesi çok acıdır. En ufak yanlış bir manevra da geminin direği ikiye ayrılır ve kontrolü zor olan gemi tamamen cinsel istekleri teslim olur. Gencin iradesi Mart ayının havası gibidir. Asla hava güzel diyemezsiniz. Görünüşte hava güzel olduğunda bile her an değişebilir. Bir anda esen rüzgarla hava soğuyabilir, buz gibi bir havaya dönüşebilir. Bu yüzden gencin en ufak hava değişimine neden olacak ortamlardan uzak durması gerekir. Ama hem toplumun içinde olması hem de kendini koruması nasıl mümkün olur? Genç aklını başından alan bir ortam içindedir. Tüm çevresel faktörler aleyhine kurulu gibidir. Düzgün yetişmiş insanların sanatsal ve zihinsel etkinliklerinden uzak oldukları, aynı zamanda doğanın gerçek güzelliklerinin değerini bilmedikleri kanısındayım. Nitekim cinsel istek sadece bu mahsus değildir. Aynı zamanda tüm hayvanlarda olduğu gibi cinsel istek uzun süreli özveri çaba gerektirmez. Hemen ve aniden elde edildiğinde istek söner ve olan zevkler bizi patlayacağı ndan kişiyi daha sakın zevklere görülmeye başlar. Sonuç itibarıyla işin doğrusu buluşmalar, müzik, sahne oyunları vesaire cinsel buluşma imkanları sağlamanın bahanesidir. Buluşmalar sonrası genç mütevazı odasına dönünce kafası karışmıştır. Danslar heyecan dolu akşam ışıklarla bomboş odası arasındaki çelişkili durum gencin akıl sağlığına tamamen zararlıdır. Akıl sağlığına bundan daha zararlı bir durum olamaz. Üstelik bu zevklerin zararlı olduğunu ilişkin kimse ona akılda vermemiştir. Gücü ve hayalleri nedeniyle kabuğundan çıkmak için çaba göstermediğinden gerçeği de görmeyecektir. Oluşturduğu çevre gerçeği görmesine engel olur. Sonra da sakin, huzurlu, özgür hayatının kendisine gittikçe monoton ve sevimsiz gelmesi de kaçınılmaz. Twitter kendine gelmek için çaba sarf etmeyecektir çünkü aldığı eğitim onu bu tehlikeli durumdan korumak için yeterli değildir. Tam tersine günümüz edebiyatının neredeyse tamamı onur işini zorlaştırır casına cinselliğe veren değerli romancılarımız a şairlerimiz e göre insanoğlunun en kıymetli yönü insanlarla hayvanlar arasında ortak olan içgüdüsel tatmin olma duygusu ama anlık bir tatminden bahsediyoruz üstün bir akıldan veya davranıştan değil. Çarlini takeri de en nefret ettiği şey Fransız usulü aşkı hayatın tek varlığım iş gibi görmeseydi ancak hayatın sadece kısa bir döneminde yaşanır ve bu kısa dönemde bile daha önemli işlerimizden yalnızca biridir. İşin doğrusu aşka tutulduğunu dönemlere kimse dönüp bakmak hatta bahsetmek istemez. Manzoni ise okurlarıma aşka davet edecek değilim. Bu dünyada aşk gereklidir ama zaten fazlasıyla var. Aşk için fazladan çaba harcamanın bir anlamı yok. Çok bu için uğraştığını zaman yapacak başka bir şeyimiz yoktur. Yazarın okuluna vereceği çok daha değerli ahlaki mesajları olmalı. Acıma duygusu, çocuk sevgisi, hoşgörü, bağışlama çaylı ve malzemenin sözleri aşk konusunda söylenebilecek en mantıklı ifadeler. Halkın geneline hitap etme endişesi taşıyan edebiyatımızın eğilimi bir yana, işin gerçeği 2. sınıf edebiyat öğrencinin kendini tanıma yolunda birçok bahaneler edilmesine ve baştan savunmasız kalmasına neden olur. Bu yalan yanlış hikayelerin yazarları genellikle doktordur. Bu tarz hikayelerin acı bir tonla katı yürekli yazılması bunların son derece çocuksu olduğunu ortaya koyuyor. Fizyolojik ihtiyaç olmasına dayanak olarak hayvanlardan örnek verirler. Birçok hayvanın bu ihtiyacın aksini ispatlayacak özelliği varmış gibi insanın bu ihtiyacını gidermek için gururunu yerli bir etmesi gerekirmiş gibi bu ihtiyaçtan kaç insan kurtulmaya çalıştı. Meşhur Bir doktorun eseri şaşkınlık vericidir. Aşkın insan hayatında çok önemli bir yeri var. O belli bir yaşa gelince hızlıca yaşlanmaya başlayınca her şeyin boş sadece aşkın kaldığını fark ederiz. Bu bölümde bahsedilen şey cinsel aşk elbet başka bir şey değil. Hayvanlarla aynı olan anlık bir spazz nasıl olur da doğa sanat çocuk anne baba sevgisine fakir fukaranın durumunu düzeltmek için harcanan zamanı değişir. Ünlü stili Serena'nın benzer ifadelerle insanlık namına bir faydası olmamıştır. Passat bir karakter çekilmez bir iyimserlik görüşünden çok şey beklememek lazım ama sürekli insanların acılarını dinleyen ve neredeyse her gün ölen insanları gören Bir doktorun böyle fikre sahip olması anlaşılır gibi değil. Bir defa daha söylemekte fayda var bu tarz hayatın sonu olsaydı yaşlılıktaki sevgiyi kar istemezmiydik? Yaşlıların insanlığın daha doğrusu hayvanların dışına itilmesi gerekmez miydi? Kabul edelim ki çok saçma ve kabul edilemez bir durum. Üstelik gerçekten son derece uzak olan bu fikirlerin bilim insanlarından geliyor bu tedirginlik verici bir durum. Varlığımızı ve başkalarının varlığını bir inceleyelim. Çiftçilerin işçilerin birçoğu sağlıklı, hareketli bir yaşantısı olan kimselerdir. Akşam tıka basa yemek yemez, 12 saat uyumazlar. Charlie'nin dediği gibi onlar için aşk sadece bir meze değil midir? Cinsel ilişkisi aymazlık ların başında gelir biliyoruz çünkü onu aleni kılmak için kitaplar gazeteler bastırılır ama bedeli ağır olacaktır. Bu zevklerin onlara hak görülmediği yaşlarda hayat rengini kaybeder, anlamını getirir, gücünü yitirmiş kaba saba olarak anılırlar. Şehvetten kendini alıkoyup çok daha değerli olan politikaya, edebiyata, sanata, bilime, felsefeye gönül vermiş olan Kaker onun yaptığını tercih etmek doğru olmaz mı? Cinselliğin hayatta her şey olduğu fikrine eşlik eden bahaneler çok daha canavar çadır. İffetli olmanın sağlığa zarar verdiği söylenir. Oysa koşun çok daha fazla hastalığa sebep olduğu bir gerçektir. Bir genci kitapları dolmadan çalışma bu olmadığı kapalı bir yere koyduğumuzu düşünelim. Cinsel istekleri belli bir süreden sonra gençler rahatsızlıklar ortaya çıkaracaktır ama bu sorunlar sağlıktan ziyade zihinsel olacaktır. Ama aktif, enerjik olan genç için bu aşılamaz bir sorun olmaz. Bir kez daha söylemek gerekirse hesaplar arasında transfer yapabiliriz. Feci sonuçlar doğuracağını bildiğimiz bir sonuç tansak kendini alıkoymak daha doğrudur. Her yıl sayısız hasta çeşitli cinsel yollarla bulaşan hastalıklar nedeniyle sadece Paris'teki iki zührevi hastalıklar hastanesine gitmek t1500 sayfalık hijyenle ilgili koca bir kitapta cinsellikten uzak kalmanın sağlığa zararlı olduğunu yazanlara insanın gülesi geliyor. Zührevi hastalıklar ölümcül olabilirken kendini alıkoymak sa zihinsel dinçlik, harika bir enerji verir. Bağımlılık yapan zevklerden kendimiz alıkoymak bizi daha güçlü kılmaz mı? Psikolojinin temelinde karakteristik özelliği ne olursa olsun iştah tan ne kadar kolay vazgeçiyorsa o kadar doyum sağlanır demiyor mu? Bu düşmanın cüretini ölçmek için düşman kendini gösterir göstermez geriye çekilmek ne garip bir yöntem. Cinsel arzuları yok sayarak boğazlardan kurtulacağını sanmak insanın kendini tanımasıdır. Burada yol vermekten kastımız asla hiçe saymak değildir. Şehvete baş etmenin yolu tüm imkanlarını kullanmakla mümkün. Tıbbi teorileri bir kenara bırakalım, arzularımıza baş etmemiz gerekiyor. Baş etmenin kolay olduğunu söylemek yanlış olur. İnsanın tamamıyla kontrolü eline almasıyla mümkün. Toplumumuzda 20 yaşındaki bir gencin bakireliği ile alay edilmesi ve erkeklik konusunda ispat gibi görünmesine acıdır. Gerçek güç gösterisi, gerçek enerji kendini kontrol etmek ve iradesine hakim olmak değil midir? Gerçek erkeklik budur, başka bir şey değil. Kendine hakim olmaktır. BIM'deki kendine hakim olmanın cinsel kontrolden geçtiği fikrine katılıyorum. Bu hayrete tüm arzulardan kurtulmak mümkün olabilir, başarı elde edilebilir ancak kolay olmayacak. Ben her zaman geçerli olan şey başarıyı ne kadar istersek o kadar sebatkâr çaba sarf etmek gerekir. Çözümlerden edenler gibi çeşitlilik gösterebilir. Öncelikle kontrolü kolay olan durumlarla baş etmekte fayda var. Uykuyu dengelemek, yorgun düşünce uyumak, uyanır uyanmaz da kalkmak gerekir. Sabah uykuyu uzatmayı neden olan çok yumuşak yataklardan kaçınmak gerekir. Şair sabah uyandıktan sonra yataktan kalkmakta zorlanıyor sak, sabah saatlerinde verilen randevular mecburen kalmamızı sağlayabilir. Ayrıca öğrenci yediğine dikkat etmeli, yağlı yiyeceklerden aşiretten sakınmalı. Alkol zaten bu yaşta uygun olmadığı için uzak durmalıdır. Üniversiteden uzak, sakin, temiz havası olan yerlerde oturmalı, çoğunlukla evinde var olan sağlıklı yiyecekleri yemeyi tercih etmelidir. Uzun süre oturma pozisyonunda durmaktan sakınmalı, ara sıra odasına havalandırmalı ve odanın ısısı da ılık olmalıdır. Akşamları yoruluncaya kadar yürüyüşler yaparken ertesi günü yapılacak iş yerini düşünmeli sonra da uy ve bu yürüyüşlere hava koşulları ne olursa olsun alış malıdır. İngiliz bir düşünürün dediği gibi dışarıda olanın aksine içeriden dışarıya bakın için hava her zaman daha yağmurlu ve daha kötüdür ama unutmamak gerekir ki sıkı bir beslenme rejimi yapan ve hijyen kurallarına riayet eden gençler cinsel arzular da baş etme yolunda beden meşgul olacağından zihinsel desteği de bulamayacak böylece kendilerine hakim olmaları da daha kolay olacaktır. Akıllı tutkular arasındaki ilişki inceleyeceğiz. Tutku yapısı gereği kör olması nedeniyle akıl olmadan hiçbir şey yapamaz ancak aklı dayanak olarak kullanınca tutku en güçlü iradeleri bile yerle bir edebilecek güce ulaşabilir. Bu yüzden aklıma mukayyet olmak gerek. Genel kural olarak cinsel arzularla direkt baş etmeye çalışmak tehlikelidir. Zira karşı koymak için bile olsa düşündükçe aklımıza gelmesi bile onu güçlendirme yeter. Cesur olup kaçmak gerek. Akıllıca savaşmamız lazım. Doğrudan savaşmak baştan kaybetmek deme. En büyük başarılar için bir meseleyi sürekli düşünmek gerekirken cinsel arzularına baş etmek içinse hiç düşünmemek gerekir. Hatırlatıcı fikirlerle bağları koparmak şarttır. Akıllı pusuda yatan düşünceleri uyandıracak resimlerden kaçınmak lazım. Hatırlatıcı romanlardan, hikâyelerden, gazetelerden sakınmak gerekir. Der onun bir sayfasını okumak şiddeti afrodizyak ilaç almak gibidir. Cinsel içerikli resimlere bakmaktan sakınmalı çünkü akıldan çıkarması oldukça zordur. Cinsel muhabbetler edilen ortamlardan ve arkadaşlardan uzak durmak gerek. Kendini kaptırmamak için tüm detaylarına kadar öngörülü davranmalıyız. Şerbet başlangıçta henüz yıldızdır güçlü değildir. Başından akıllıca davranırsak kovabiliriz ama bırakır da resimlerin canlanmasına izin verir paylaşırız zevk alırsak geç kalmış oluruz. İşte bu yüzden doğru çözüm akıllıca olmalı. Akıl sürekli meşgul edilirse cılız cinsel dürtüler örtbas edilmiş zayıf biçimde irademi sınırında kalırken bu bulamaz tekrar şans bulma ihtimali boş kalmamız durumunda mümkün olur. İşte bu yüzden tembellik ahlaksızların anasıdır. Akıl boş kaldığında hayaller işlemeye başlar ve dürtüler yerleşir. Dikkat yoğunlaştık ça evlendirir güçlendirir. İçten içe cinsel dürtüler uyandıkça kabarır canlanır aklı istila eder ve nihayet meydan hayvani duygulara kalır. Aslında korkusuzca söylemek gerekirse tembel haylaz beyler akıllarını boş bırakmaları neticesinde heyecanlı eğlence ihtiyaç duymaları sebebiyle de cinsel arzularının kurbanı olacaklardır. Bu heyecanı enerji verimli ve sağlıklı olarak iş ortamına aktarmaları durumunda feci son kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle sadece aklı meşgul etmekte yeterli değildir. Aklın verimli bir şekilde işin mutluluğuyla meşgul edilmesi gerek. Aklın dağınık bir şekilde işlerle meşgul olması hiç keyifli olmayacaktır. Doğal olarak tepki vererek ve sonuçta tembellik duyguları açığa vurulacak tırsa de bu su ve devamlı bir çalışma aklın güçlü ilgi duymasını ve sürekli keyif almasını sağlayacaktır. Daha tırmanan ların zirveye yaklaşırken duydukları sevinç gibidir. Canlılık ve mutluluk veren işimize Bir de yukarıda belirttiğimiz enerjik etkinliklerimizde ekleyince geriye ergenlik görüntüleriyle baş etmek için belirlenecek hedefler kalacaktır. 18 ile 25'i yaşlarda doğaya daha ormana denize güzel olan şeylere sanatlara edebiyata bilime tarihi yönelmek yeterli olacaktır. Bunlara alıp başını yeni yerler keşfetmeyi de ekleyebiliriz. Böyle bir seyahat gence başarma duygusunu taktıracak çok faydalı olacaktır. Zihinsel ve duygusal anlamda ona çok büyük değerler katacaktır. Başarısızlıklar ona tekrar çaba sarf etmeyi zorlukların üzerine gitmeye öğretecektir. Hayatta mutlak başarı her zaman söz konusu değilse de verilen mücadelenin sonunda kalbin rahatlaması başarı adına kâfidir. Öğrencinin hayatında başgösteren cinsel dürtüleri iki türlü incelemeliyiz. Ün o öğrencisi farklı bir şehirde bulunması halinde ahlaki açıdan denetimsiz vasat bir ortamdır. Özellikle birkaç büyükşehirde böyle. Ayrıca birçoğu pozitif enerjilerini ve ruhlarını aşıkları kaçmaları nedeniyle kaybederler. Kimse onları uyarmaz. Yeni özgürlüklerini hazm edinceye kadar da zaman geçirir. Boş işlerle meşgul olmamaları gerektiğini kimse söylemez. Çok sonra zamanını haybey harcadığını fark eder. Restoran bar arkadaşları ona akıl verecek durumda değildir ve çoğu metresiyle yapmacık bir ilişki içindedir. Bunu kısmen gösteriş için yaparlar çünkü aslında olmadıkları özenilen sosyal çevreye abartılar ama pahalıya mal olduğunu da fark ederler. Akıllı ama kaba saba bayanların kaprislerini, saçmalıklarını, ruh hallerini, para harcama isteklerini tatmin etmek zorundadırlar. Karşılığında ise fiziksel tatminden başka bir şey alamayacaklardır. Birçok genç bu tür ilişkileri sadece hava atmak için beraberinde dolaştırmak için yanlarında tutarlar. Şayet sadece o gün yanlarında dur salardı 8 gün dayanamazlardı. Burada bakış açısında bir sorun var. Terazinin bir tarafına maddi zevkleri ve içi boş keyifleri koyalım. Diğer tarafına ysa mahrum kalınan sabah çalışmaları yerine gün içindeki rahatsızlıkları, fiziksel çöküntü ve diğer saçmalıkları koyalım. Boşa geçen seyahatleri, harcanan paraları, sonradan ödenmesi gereken faturaları, olgun yaşlar gelince hissedilen pişmanlıkları, üzüntüleri, akıp giden zamanı düşünün. Tek bir çözüm var: Tehlikeden uzak durmak. Eğer bunun için çok geçse kesinlikle ilişki bitirip ortam değiştirmek, etkileyen arkadaşlardan uzaklaşmak, hatta ev değiştirmek mali değiştirmek gerekebilir. Kendimize ters düşen tüm yaşantılardan zihinsel olarak, sözel olarak, fiili olarak uzak durmalı, biraz da sınav öncesi cezbedici zevklerden uzak durmak şarttır. On beş gün boyunca öğrenciden değerlendirme yapmasını isteyelim. Geçici hevesler bir sütüne yazalım. Diğerine de bunların sebep olduğu sıkıntı ve ruh halimizi sonucu görünce çok şaşıracaksınız. Günlerin, haftaların, hatta ayların nasıl boşa gittiğini kendi kendine fark edecek. Sözüm ona eğlendiği sandığı zamanın aslında can sıkıntıları, iğrençlikler de dolu olduğunu görecektir. Yanılgı bilinçaltından kaynaklanır. Terkin mekanizması gerçekleri görmezden gelir ve yerine yalan yanlış şeyler koyar. Bu uyduruk hevesler insanların bilinçaltında yatan beklentileri dir ve naif bir şekilde bunların olacağını zannederiz. Aslında bir saniye bile dinimizde yeri olmaması lazım. Hayal kurma gücümüz bu durumda o kadar büyüktür ki gerçekleri görmemiz mümkün olmaz. Kapsama alanının dışında kalırız. Kadınlarla ilgili zevkler olunca bu uyduruk durumlar gençle inanılmaz boyutlara ulaşabilir. Tekrar etmek gerekirse kaprisler de dolu, donup boş beyinlerle geçirilen tüm zamanlar israf olmakla birlikte ahlaksızca geçirilen zamanın güzel geçtiği sarılır. Tekrar tekrar söylemekten gocunmadan parayı zam bu aptalca harcadığımızı ve ardından da zihnin boşuna yorulduğunu bilelim. Kaçırdığımız gerçek zevkleri, gezebileceğimiz müzeleri, okuduğumuzda bize muhteşem fikirler katacak kitapları düşünelim. Zekice sohbetleri, arkadaşlarla güzelim görüşleri unutmayalım. Zevki sefayı takip edene düşense mutsuzluk, mutsuzlukların da en acısı olsa gerek. Tatilde gezip dolaşabileceğim pireneler de ki Alpler'deki protein ya da ki kaçırdığımız yürüyüşleri düşünün. Birkaç geceliğine zamparalık harcanan parayla Hollanda, Belçika, İtalya veya Ren Nehri boyunca bir tatil yapılabilir. 20'li yaşlarda yapılan bu seyahatlerin ilerleyen yaşlarda sıkıntılı günlerde neden güzel hatıralar olarak canlı olacağını bilmekte fayda var. Kaçırdıklarımızın arasına paha biçilmez, satın alınamayan güzel sanatları, seyahati vesaire uzun kış gecelerinin gerçek hayat dostları olan kitapları, heykelleri, tabloları da ekleyelim. Kendini beğenmişlik, kendini gösterme peşinde olmak eziklik göstergesidir. Çalışarak başarmanın ve bu onurun yanına yaklaşamaz. Öğrencinin sözüm ona eğlenceleri aslında son derece monoton, verimsiz, üstelik içi boş, aptalca işlerden ibarettir. Fuhuşun sebep olduğu sosyal sonuçlar içler acısıdır. Ne kadar üzücü bir hayattır genç adam için. Sözüm ona pembe hayatı onu ahlaki açıdan çöküntüye götürecektir. Büyük sağlık sorunları doğuracak, yıllar boyunca olumsuz etkilerini maddi ve manevi görecektir. Aklı başında her genç bu durumdan kurtulmak isteyecektir. Cinsel dürtülerin sebep olduğu başkaca patolojik durumlarda var. Görünen o ki bunlar dejenerasyon kaynakları, rahatsızlıklar ve tedavi edilmesi gerekir. Hiçbir bari bu çirkin alışkanlıkları örtmek için sebep olmaz. Böyle nevruz durumlara yakalanan genç kendiyle başbaşa kalır. Bu da baş etmeyi zorlaştırır. Kolay değildir ama üstesinden gelmek mümkündür. Burada yapılması gereken hesaplar arası transfer yapıp bütçedeki fazla enerji başka hesabı aktarmaktır. Tüm bunların sebebi aklın boşta kalması. Bu aklı meşgul etmek gerek. Halkın arasına karışarak veya işe konsantre olarak enerjimizi başka yere yönlendirmemiz lazım. Köpek havladı zaman yaptığımız gibi ne kadar alakalı alırsak o kadar avlar. Tekrarlamak gerekirse ahlaksızlık ların sebebi akıl aylak kaldığında dürtülerin gelip yerleşmesidir. İlacı da bir kez daha metotlu, verimli, mutlu, enerjik bir hayat tarzı ve çalışmadır. Bricky bölüm mücadele edilecek düşman kötü arkadaşlar, çalışmayı tehdit eden büyük engeller hakkında söyleyeceklerimiz bittiğine göre sıra ikinci derecede sorun teşkil eden düşmanlar da. Doğal olarak seçtiğimiz arkadaşlara dikkat etmeliyiz. Arkadaş dediğimiz figürün arkasında geleceğimizin en azılı düşman olabilir. Öncelikle maddi durumu iyi olan ailelerin çocukları Gelecek kaygısı olmayışı ve değerler eğitiminin eksikliğinden dolayı gençliklerini boşa harcayıp sonra da yaş ilerledikçe çalışanların işiyle alay edip küçümserler. Bunların dışında da bir grup daha var ki kendileriyle Koleji karşılaşırız. Onlar daha baştan yenilgiyi kabul Enişten kaçan pesimist erdirir. Tüm ezik karakterler gibi kıskanç, kendini beğenmiş ve Has ettiler. Bunlar kendi türlerinin enteresan bir koludur. Sabırlıdır lar durumları süreklilik arzeder sanki Umut kırmak için yaratılmışlar. Tüm anları depresyona dolu gibidir. Eksiklikleri belli bir süre sonra kendilerine büyük zararlar vermeye başlar. Eksikliklerinin farkında olduklarından başkalarının da çalışmasına engel olurlar. Bir diğer tür s sadece tembeller. Bara davet ederek seni işinden alı koyacak tembelliği teşvik edecektir. Fransız öğrenciler gelenekleri gereği daha serbest olmaları nedeniyle Alman öğrencilerden farklı olarak alkol tüketmek de daha rahattır. Özgür olmaları özgüven de getirir. Ancak bu özgürlüğü abartılar büyük bir şehirde yalnız kalmaları durumunda bağımlılıklarını yanlarında götürürler. 20'li yaşlarda kendini beğenmiş tiplerin düşüncelerini uyu bu Karlar yani içi boşamak anadilleri olan arkadaşlara uyum sağlamak zorundadır. Bunların güçsüz karakterleri de etkileme gibi bir özellikleri vardır. Yanlarına gelenlerin hayatlarını etkilerler. Otoritelerinin küçük kendilerine körü körüne uyan öğrencilerden gelir ve gün geçtikçe güçlerine güç katarlar. Onların hayatlarını, akıl sağlıklarını tüketirler. Köle gibi peşinden gidip taklit edenler olur. Chesterfield sadece Kendi başlarına kalsalar bu kadar ahlaksız ayet emmezler de diye düşünür. Aynı şekilde bu gençlerin mutlulukları içi boş bir parılda mıdır? Tıpkı karanlıkta belli belirsiz yanan çocuk odun gibi olduğunu söyler aynı yazar. Kendine gerçekten hakim olan genç Bu arkadaşların fikirlerinin önerilerinin ezgi ve tehlike içerdiğini bilir. Kibarca ama kararlı bir şekilde arkadaşlarına taleplerini reddeder. Aklı başında genç arkadaşların düştüğü komik durumlara düşmez ve onların çalışma ile ilgili gerici saçma muhabbetler ineğin bu çünkü birçoğunun kendi hayatını bile şekillendirme dini ve tıpkı cansız bir oyuncak gibi girdabın içinde olduklarını bilir. Onlarla konuşurken ruh sağlığı doktorunun akıl yerinde olmayan hastasını dinlediği zaman söylenene çok fazla inanmaması gibi dinlemelidir. Ne yani bana karşı önyargıları olacak diye onların sevgisini ve hayranlığını kazanacağım diye verimli çalışma mutluluğuna sağlığımı özgürlüğümü değişeceğim? Onları mutluluklarının yorgunluktan kuru gürültüden ibaret olduğunu biliyorken onların saçmalıklarını mı katılayım? Konuşmaların kendilerini haklı çıkarmaya varacağını bildiğim için onların muhabbetlerini asla girmem, boyun eğmem, yalnızlığı bin kere tercih ederim. Yıllardan kaçıp sakin, temiz, nezih bir ortam oluşturmayı tercih ederim. Hatta bana birşeyler katacak öğretmenlere yaptığım çalışmaları göstermekte hedeflerinden bahsetmekte akıl hocası olmalarını sağlamak da fayda var. Bardak kafede takılmak yerine müzelerle gezintiler L veya faydası olacak birkaç gerçek arkadaş bir şeyle ilgilenmek gerek. Öğrencinin arkadaş gruplarına karşı tavrı sempatik, sevecen olmalı. Diğerleri yurtta kalıp çalışmak yerine kafelere takılsın larvasit ortamlarda kalacakları kesin daha iyi ortamlarda da takılabilir ler. Aslında kafeye takılmaktan daha büyük tehlike küçük alışkanlıkların köklerini içimize salı faaliyetlerimizi istila etmesi tıpkı Gülüver indirip kutular tarafından yere minik kazıklarla çakılması gibi. Öğrenci arkadaşlarına uyarak yavaş yavaş onlara bulaşırsa onlara dahil olmanın bedeli de temiz hava yerine sigaralı ortamlar ve atalet olur. Diğer Bir tehlike ise dikkatin dağılmasına ve gücün tükenmesine neden olan gazete ve dergi yıllardır zihin tıpkı dışarıdan alınan uyarıcılar gibi bira kutu yaralıdır ama bu iki kat daha zararlıdır çünkü uyarıcı olarak başlıbaşına zaten zararlıdır ayrıca işe yaramaz olması nedeniyle ikinci defa zararlıdır. Gazeteleri okuduktan sonra sinirlenmeyen var mıdır? Ayrıca gazeteler okuduktan Bu yaşanan zihinsel yorgunluğu verimli ve ciddi bir çalışma ile karşılaştırınca gereksiz bir yorgunluk olduğu aşikârdır. Kendinize hakim olmak kaydıyla alışkanlık haline gelmemesi aklı meşgul etmemesi kaydıyla öğrenci evinde faydalı eğlenceler ödeyici muhabbetler yapılabilir. Tercih edeceği bir arkadaş çevresiyle olmasını özellikle özen göstermek gerekir. Önemli eserleri ulaşımı kolaylaştıran matbaanın akıllı zekaların kendilerini bulmasını sağladığı gibi arkadaş çevreleri de kişiyi yanlış tercihlerden alıkoyan birer karakter olabilir. Kendince onlar arasından gönlüne göre arkadaş seçimi sağlanır. Bu arkadaş grupları olmasaydı arkadaş tercih şansa bağlı kalırdı. Öğrenci toplulukları yüksek karakterlerin ve şahsiyetlerin buluşmaları nedeniyle benzerlikler ya da zıtlıklar oluşturur. Bu da daha sonra ele alacağımız üzere öğrencinin eğitimine önem arz eder. Öğrencinin sosyeteye takılması kolay olmamakla birlikte bunun tek faydası ayrıcalıklı hissedilmesidir. Sosyete diye ifade bir şey özellikle taşlarda ne akıllı ne de karakter sahibi insanların oluşturduğu bir sosyete değildir. Bayrak yerle bir ise kendini beğenmişlik kolgezer para da her şeyi mümkün kılar din gibi paraya takılırsa öğrenci buradan kendini ancak vasatın altında pay çıkarabilir. Burada kanaatkar olmasını bekleyemeyiz. Aklın karakterin üstün tutulduğu bir ortam olmadığı kesin. Böyle bir sosyete kültür eksikliği nedeniyle son derece ön yargıdır. Aptallık bulaşıcı olduğu için de gencin bundan etkilenmesi uzun sürmeyecek aklı karışacak ve daha da kötüsü acıma ve adam Işık duygusuyla hakkaniyeti görecektir. Bu çevreye onu kariyer Planlarında nalı koyacaktır. Yaşama nedenlerinden alı koyarak heyecanını getirmesine neden olacaktır. Onlardan biri olunca Mari whachsen dediği gibi sadece seyreden, dinleyen ama asla düşünmeyen tıpkı penceresinden dışarı bakan biri gibi olacaktır. İlgisizlik gelecek kaygısının olmaması genci hayattan koparacak en yeni yitirecek oldukça can sıkıcı, monoton, isteksiz ve yorucu bir hayata sahip olacaktır. Konuşulanlar zekice ve eğitsel olmadığında muhabbetler sarılmayacak genç kendini böyle bir ortamda yalnız hissedecektir. Sadece zaman yönünden değil ahlaki açıdan da kaybetmeye başlayacaktır. Brüt 3. bölüm mücadele edilecek düşman tembellik bayileri tembellik tüm keyifler gibi kendini meşrulaştırmak için aklın onayını ister. Birçok insanın bu eğitimleri ile baş etmeyi sey olmadığından sadık bahanelerimiz deyimlerimiz destek çıkmaya hatta tembelliği yüceltmeye kalkışır. Kitapta ele aldığımız ve karakterin doğuştan değiştirilemez olduğu tezini sonsuza dek türklüğümüzü düşünüyorum bu nayıf teoride kelimelerin insanı ikna etmedeki gücünden bahsettik üzerinde daha fazla durmaya gerek yoktur sanırım ancak bu tezin ülke ettiğimize tembelliğimizin yaptığı katkıyı hatırlamakta fayda var bu katkının gücü kendimizi geliştirme yolunda verdiğimiz mücadelenin uzunluğu ve beklenen sinir harbinden geliyor olabilir bu teori tembellerin kendilerine destek olsun diye uydurdukları deyimlere benziyor. Eski Bir Hikaye de şeytan ikna edebilmek için farklı yöntemler geliştirirler. Tembeller için çok fazla yönteme gerek yok. Acımasız şeytanın oltasının ucuna taktığı yemin büyüklüğüne göre her seferinde yeme atlayan olacaktır. Bu durumda savunmasız Al kendini aklamak için aldatıcı bile olsa öneri Kabul etmekte zorlanacak tır. Üniversite öğrencilerinin genel bir şikayeti var özellikle maddi destek sağlanması amacıyla özel ders veren etüt hocalığı yapan gençler zamanı yetmediğinden şikayet ederler. Oysaki zaman daha önce söylediğimiz üzere planlı kullanılması durumunda Yetecektir. Zihinsel anlamda günde birkaç saat tekrar yeter. Bu tekrarlara notları temize çekme, malzeme hazırlama, düzenleme boşu boşuna kaybedilen zamanlarında eklendiğini düşününce yeterince zaman kalacağına emin olabilirsiniz. Ayrıca avukatlık, doktorluk, öğretim görevliliği gibi özünde rutin olmaktan bu istekler bile daha önce de söylediğimiz gibi zihin olarak rutine bağlarlar. Birkaç yıl sonra öğretmen derslerin ezberlemiştir. Avukat ve doktor istisnayı birkaç durum haricinde özel durumla karşılaşmaz. Böylece en üst düzey görevlerde bulunan meslek erbabının bile belli bir süreden sonra farkına varmadan kullanılmaya kullanılmaya üstün yeteneklerinin paslanmaya başladığı sorumlu oldukları alanların dışına çıkamadıkları görülmektedir. Öğretim görevlisinin yorgunluğu zihinsel bir yorgunluk değildir aşırı konuşmaktan kaynaklanan birtakım sınırlı kasların verdiği yorgunluktur bu sınırlı kas yorgunluğu genel bir yorgunluğa sirayet eder zihinsel aktivite engel bir durum asla değildir. İşin gerçeği sorgulandığında birçoğu çalışmak için 3-4 saat zamanlarının olduğunu kabul ederler ama bu iş için en az altı saat ihtiyaçları olduğunu ifade ederler bu yüzden hiçbir şey yapmama gerek yok diye düşünürler. Ben de size o zaman günde sadece 3 saat çalışın diyorum bakın göreceksiniz gün bir saat çalışma ile altı ay sonraki vereyim mi yoksa Günde altı saat çalışmayla üç ay sonraki verimi daha faydalı olur. İş miktarı aynı ama sonucu farklı olacağı kesin ve evinizin dediği gibi beynini patlatacağım diyene kadar aşırı çalışırsanız o kadar köreltir siniz. Başka bir tembel Türk'ü ise zamanı sorun olmadığını kabul eder isteksiz olunca işe başlamaya gerek olmadığını söyler. Akıl yoğun ve yorgun Keniş verimsiz olacağından işe koyulmaz işe koyulmanın çok fazla zaman almasından dolayı kendilerine zaman kalmadığında şikayetçi olurlar. Uyku derin olsa bile 15 dakikalık çabayla işe koyulma havasına girmek her zaman mümkündür. Sabahın uykulu ellerinden kurtulup çalışmaya koyulan En azından Akşam çok kötü bir gece geçirmemiş s çalışmasından verim alamayan öğrenci hiç görmedim. Uyuşukluk aslında isteklidir zihinde değil tembelin tüm bahanelerini sıralamak mümkün değildir ancak özellikle çalışmak zorunda olan üniversite öğrencilerine adanmış bir kitapta en belirgin bu Ya sen bahsetmekte fayda var tembelin tüm bahanelerini sıralamak mümkün değildir ancak özellikle çalışmak zorunda olan üniversite öğrencilerine adanmış bir kitapta en belirgin bahanelerin den bahsetmekte fayda var iş imkanları açısından Gözde üniversitelere gitmeden özellikle Büyük şehirlerde iş bulunamayacağı iddia edilerek çalışan öğrencinin hevesi kırılır. Bir çok büyük düşünür fikirlerini Yalnız oluşturmuştur. Bunlar arasında Descartes, ispinoz, Akant, Ruso, Darwin, Start, Mil, Renault, Spider ve toz suyu sayabiliriz. Şu bir gerçek ki Mesleki açıdan becerilerinizi ortaya koyarak tatmin olmak sadece Paris'te mümkündür. Merkezileşme politikaları yüzünden tüm dikkatler Paris'e çevrilmiş durumda ama kişinin becerisi Paris'in bu ayrıcalığıyla bağlı değildir. Hiçbir şey zihinsel etkinliği zayıflamasından daha hızlı güç kaybetmez. Biz de kendimiz çaba gösterip araştırmak yerine hazıra konmayı tercih ederiz. Bu sebeple ne Ben her zaman yaratıcı fikirleri üretebilmek yaşadığımız yerin zenginliği ile ters orantılıdır. İşte bu yüzden hafıza kapasitesi yüksek olan gençlerin başarı oranı hafızası zayıf olanlara nazaran daha düşük olur. Kısıtlı hafızası olan imkanlarını verimli kullanmaya çalışacaktır. Daha fazla tekrar edeceği için bilginin daha kalıcı olmasını sağlayacaktır. Ayrıca kazaya uğramamak için sadece olması gerekli bilgileri seçecektir. Temel ihtiyacı olan bilgilerin kendi içinde organizesi de kolay olacaktır. Bunu dağınık ve kalabalık bir askeri birlik yerine tam teçhizatı büyük kütüphaneleri ulaşımı olmayan sadece ihtiyacı olan kitapları tutacak onları okuyacak düşünecek eleştirecek eksiklerini daha iyi görecektir ve Bunları tek başına yapıyor olması da zihinsel anlamda büyük bir nimet. Bunun için sakin bir çalışma ortamı şart. Kasabalar sakin olmanın yanı sıra temiz ve sağlıklı bir ortam sağlayacaktır. Evin penceresinden bakınca fabrika ve ev bacaları'nın gökyüzüne uzandığı O da insanın sağlığı da çalışma şevki de zarar görür. Küçük şeyler bile sürekli dikkatinizi dağıtacaktır. Moda olduğu için bu ortamlardan kendimizi al koyamayız. Sağlıksız iş ortamını beklersek bu durum daha da çekilmez bir hal alır. Zihnen çalışanların bulundukları ortamdan ne kadar etkilendiklerini ilişkin kuvvetin edebi gelişim üzerine yayınlanan eserinin okunmasını tavsiye ederim. Stresli kalabalık ortamlarda gençlerin dipti ve yaşamlarından dolayı mutluluklarına şahit oluruz. Ayrıca tarlalardan ağaçlardan uzakta bir binanın daracık bir dairesinde oturmanın gene kalacağından çok şüpheliyim. 4. bölüm çalışmanın verdiği mutluluk zamanın çabucak geçtiği duygusunu acı bir duygudur. Saatlerin, günlerin, yılların aktığını hissederiz. Bu hareketin bizi yavaş yavaş ölüme götürdüğünü düşünürüz. Vaktini boş işlerle harcayanlar Yaş kemale erip de geriye baktıklarında arkalarında herhangi bir eser bırakmadıklarını görünce garip olurlar. Ne kadar verim sizce geçmiş gibidir hayatının boşa gittiği düşünceye yerleşir. Geçmiş nafile bir rüya gibi görünür. Ayrıca yavaş yavaş hayattan beklentiniz kalmadığında hayat şartları gücünüzün limitlerini zorlamaya günlük hayat monotonlaşma ya başlayınca gelecek Daha da hızlanmaya başlar ve geçmişin bir rüya olduğunu içten içe düşünür insan. İnsan doğasındaki tembelliğinin önüne geçemeyenler kendilerini sosyal hayatının gidişatı nakışına bırakanlar Çaresizlik duygusuna batar. İstemeye istemeye hızlı trene konulmuş gönderilmeye mecbur tutsak gibidirler. Bu yıkıcı duygudan kurtulmanın yolu ancak devamlı bir çabayla yavaş yavaş gerçekleştirilebilecek hikaye bağlanmak ve fikirlerini oluşturmaktan geçiyor. Aksi halde hayatın gerçekleri ile karşı karşıya kalırız. Günlük tembelliği miz bizi yaşama hevesim sizden uzaklaştırır yerine içi boş ve değersiz hayaller koyar. Sadece düzen, sükunet ve verimli çalışmakla Hayat gerçek mutluluğuna kavuşur. Ayrıca Bugün sizinle çalışanların hayatında kendilerine ayırdıkları eğlenceli vakitler ve fare hayatını verdiği mutluluk olmasaydı tembel olmaktan başka bir seçenekleri olmazdı. İşte bu yüzden zihnin çalışanların kargaşadan can sıkıcı çalışma ortamından endişelerden kolaylıkla çıkabilmesi diğer mesleki yalanlar tarafından kıskançlıkla karşılanır. Tembellik insanın kendi kendisine bedenine aklına verebileceği bir eziyettir. Bu ağır ve acı eziyet özellikle kısa zamanda zengin olup çalışmak
Zorunda olmayanlar da baş gösterir, bunalıma girer, sıkıntılarını her yere götürür. Problemlerini cinsellikle çözmeye kalkışır. Çözümü yanlış yolda aradığından dolayı sorun daha da büyür. Tamamıyla tembel olan çok azdır. Bir atasözü der ki: "Şeytan temellerden beslenir." Meşguliyeti olmayan beyin kısa zaman sonra gereksiz şeylerle ilgilenmeye başlar. Hiçbir şey yapmayan kişi, sıkıntılarını tekrar tekrar çiğniyor gibidir. Bu geviş getirme, beyni beslemediği gibi onu bitirdi.
Bu doğru şekilde kanalize edilmeyen enerji, faydalı amaçlar uğruna harcanmadığı takdirde kötü niyetli işlerimizin kurbanı olur. Belli belirsiz kişilik sorunlarımız ortaya çıkar. Günlerimiz, uykularımız zehirlenmeye başlar. Yakından bakacak olursak, hayat görüldüğü gibi istenilecek bir hayat değildir. Zevkler bile eziyete dönüşüyor. Çünkü hareketsiz bir yaşam keyif vermez. Gerçek zevk çabada gizlidir. Tembellik bedene de sirayet eder, ilişkilerimizi, beslenme düzenimizi, dolayısıyla sağlığımızı etkiler. Akıl sadır anlaşır, boş ve yorucu işlerle meşgul olur. Halk arasında söylendiği gibi, "Kafayı yemeye başlar." Az ve gelince tembel insanda neden eksik olduğunu söylemeye gerek yok. Her çaba eziyete döner. O kadar ki alakasız yerleri ağrır. Onun için ne zor işleri çalışmak, ne de devamlılık, süreklilik gerektiren çalışma irade terbiyesi için çok değerlidir. Tüm meslekleri, ama özellikle de bu çalışmayı gerektiren iş alanlarını ilgilendirir. Çünkü bedensel çalışma alanlarında zihin başka şeyleri düşünmeye izin verir. Akıl üzerinde diktatör gibi etkisi olan bu irade gücü, sıkı bir şekilde takip edilip yorulmazsa, yönlendirilip saatlerce meşgul edilmezse, çalışma isteğini ve kendi kontrolümüzü kaybederiz. Tembel insan yaşam kaynağı olarak düşük seviyeli bir gruba ihtiyaç duyarken, çalışkan olan kendi kendine yeter. Tembel, varlığını sürdürmek için başkalarına ihtiyaç duyacağından, "Çalışmak özgürlüktür" deyimini doğrularcasına bağımlı kalmasına sebep olacak binbir çeşit hizmet vermek zorundadır.
Yunan filozofu Epiktetos, onayları ikiye ayırır: bizden kaynaklananlar ve bizden kaynaklanmayanlar. Bizden kaynaklanmayanların da acılarımızdan, hayal kırıklıklarımızdan kaynaklandığını söyler. Tembelin mutluluğu sadece başkalarına bağlıyken, çalışmaya alışık olan işiyle meşgul olarak mutlu olur. Zihnen çalışan insanın genelde mesut bir hayatı vardır. Çünkü gerçek mutluluk yoksun değildir. Hayatı mutlu kılan budur.
**Bölüm 3: Çevrenin Önemi**
**Toplumsal Destek ve Öğretim Görevlileri**
İrade terbiyesi konusunda incelediğimiz iç kaynakların yanı sıra, toplum desteğini de göz ardı etmemiz mümkün değildir. Bir iradenin terbiyesine dair mücadelede sadece iç kaynaklarımızı kullanmakla kaldıysak, silahı teslim etmemiz gerekir. Çünkü irade esasında şahsi çabamıza bağlı olmakla birlikte, sosyal çevrenizin de güçlü desteğine ihtiyaç duyar. İşin doğrusu, hiçbir zaman tek başımıza toplumdan uzak değiliz. Ailemiz, yakın çevremiz, ahali, ilçe halkı başarılarımızı takdir ederek, çabalarımızı yüreklendirerek bize manevi anlamda destek olur. Sürekli çaba göstermeden, toplumun manevi gücünü, desteğini yanına almadan büyük işler başarmak kolay olmaz.
Bin toplumu harekete geçiren enerji denilince, ya kişisel doğal bir güçten ya da dışarıdan kışkırtılan bir enerjiden bahsederiz. Millet, "teşvik insanların asla yeterince izin vermediği şeydir" der. Doğrusu kimse aksini iddia edemez. Kamuoyunun harekete geçirici vasfı çok güçlüdür. Hatta bu etkinin sıradışı sonuçları bile olabilir. Çevremizdeki insanların üzerimizdeki etkisi o kadar büyüktür ki, tanımadığımız veya hiç umrumuzda olmaması gereken insanların tesirinde kalabiliriz. Dışarıdan birilerinin bakıyor olmasının gençler üzerinde ne büyük etkisi olduğunu özellikle beden eğitimi öğretmenleri iyi bilir. Yüzme, buz pateni müsabakalarında seyircinin varlığı canlılık getirir.
Davranışlarımız üzerinde despotik derecede korkunç bir kişi olan bu gücü kendi hayrımıza kullanmıyoruz. Kullanmayı bilmediğimizden, gücünü yetip gitmesini bekliyoruz. Öğrenci adeta odak noktası gibi bu baskıyı en fazla kolejde arkadaşlarından, öğretmenlerinden, ebeveynlerinden görür. Baskı genel itibariyle çalışma üzerinedir. Hatta arkadaşlar aksi yönde motive eder. Özellikle vasat öğrencilerin ekleyenleri sevmez. Bu başarı eğlenceler daha çekici gelir. Eğitim sistemimizin en belirgin yanlışlarından biri, öğrencilere öğrenmeyi öğreteceği ne bilgi yüklemesidir. Neyse ki velilerin, öğretmenlerin ve öğrencilerin üçlü gücünün aynı yönde işbirliği yapması başarıyı getirir. Ancak ilerleyen yıllarda öğrencinin tek başına kalmasıyla bu başarıdan eser kalmaz.
Çalışmasına örgü veya eleştiri yapılacak olması, insanın benliğine, şahsiyetine daha çok dokunur. Öğrencinin zihnini, çalışmasının kendisine sağladığı mutluluklar ve sonuçlar üzerinde yeterince durulmuyor. Öğrenciye yüzmeyi öğreteceklerini can simidi veriyorlar. Bu o kadar tehlikelidir ki, öğrenci üniversiteye varınca adeta korunaksız kalır. Hoca çok yukarıda, anne baba ise çok uzaktadır. Gencin arkadaşları tarafından desteklenmesi de mümkündür. Maalesef bu destek genelde çalışma dışında ne kadar işe yaramaz durum varsa hep ona faydası olur. Eğer genç arkadaşların desteğini önemsiyor, ihtiyaç duyuyorsa, bu dikkatlice seçilmiş bir grup arkadaşından beklemelidir. Yüksek hedefler koyan gençler için kuru gürültülü kalabalık gruplardan kurtulmanın yolu, aynı hedefe odaklanmış üç-dört arkadaş oluşan küçük gruplar oluşturmaktır.
Öğretim görevlisinin konumunu daha iyi anlamak için üniversiteye ilk adımını atan öğrencinin ruh halini incelemek gerek. Bu inceleme biz kendimizle ilgili tarafsız bir malzeme sağlayacaktır. Kaynağımızı eski öğrencilerin mevcut olanlara sordukları sorular ve yanıtlar, öğrenciler arasında arkadaşla toplanan itiraf hazırlarından oluşuyor. Yani bahsettiğimiz ruh hali genel hatlarıyla şöyle: İlk haftalarda öğrenci hapisten yeni çıkan bir mahkumun şaşkınlığını yaşar. Olumsuz bir durum yani, bütün baskılardan kurtuldum duygusu vardır. Neredeyse hepsi bağımsızlıklarını gece barda, diskoda kutlamalarla gösterir. Ertesi gün sabaha kadar saat 2'de eve geldiğini söylemek ne kadar örülecek şey. Birçok tembel ve iradesiz bu saçma sapan, yorucu hayata birkaç zaman devam edecektir. Akıllı olana kendini hemen toparlayacak tır. Ayrıca ekonomik imkanları zayıf olan öğrenciler de hemen yaşam tarzını değiştirmek zorunda kalacak, haylazlar dan uzak duracak. Bu sebepten dolayı da çalışmak ve başarılı olmak zorunda hissedecektir. Zayıf iradeli ama başarıya mecbur olanların en büyük kaynağı budur. Öğretim görevlisinin faydası olacak öğrenci profili bu iki gruptur.
Okulda ise öğrenciler tamamen yalnızlar. Öğrencilerin önemsedikleri hocalarına ne kadar ayrılık duyduğu, değer verdiği ortadayken, öğrencilere sunulan ufacık bir desteğin bile gençlerde yarattığı gücü kullanamıyor olmamız son derece üzücüdür. Cesaretlendirici bir sözün, bir motivasyon cümlesinin, hatta arkadaşa bir eleştirinin öğrenciye verdiği destek çok büyüktür. Üniversite, yüksek ahlaki kültürüyle, derin bilimiyle kilisenin ahlaki açıdan yaptığını yapsa, gençleri daha rahat yönetirdi.
İkinci olarak, yükseköğretimde eleştirdiğimiz kabul edilemez susuz, öğretim görevlisinin kendine biçtiği bilgelik ve bilim kimliğidir. Özellikle eleştirdiği konular, öncelikle öğrenmeleri gereken bilgi yağının fazlalığı ve nasıl öğrenecekleri ne ilişkin çalışma metotlarının olmayışıdır. Bu iki eleştiri çok karmaşıktır. Öğrencinin çalışma metodunun olmayışı, eğitim organizasyonunun eksikliğidir. Öğrencinin üniversiteden mezun olduktan sonra bir daha çalışmayacağı gibi saçma bir önyargıyı kabul eder gibiyiz. Bu eğitim süreci devam ettiği sürece, doldurulduğu kadar doldurulması gereken bir kazan gibi tüm bilgileri yüklemek gerektiği anlamına gelir. Böylece gençlerden insanüstü bir zihinsel çaba beklenir ki bu metodun sonu içler acısı olur.
Uzun soluklu sebatkâr düşünce yapısı, eleştirel bakış açısı ve sürekli tetikte olmak; işte eğitim insanı oluşturan etkenler bunlar. Bu sabrı ve aynı amaca yönelmiş dikkatli canlı tutmanın yolu da neticeye dair kirasının heyecanını sürekli duyabilmek. Alim olmak saklıyorlar, beyin ıvır zıvırlarla doludur. Akıllı adam ise birçok şeyi notlarında bırakır. Çok tatlı sözcük olmanın bir anlamı olmadığını düşünür. Araştırmalarından önemli konuları çıkarır, sıkı bir eşli getirir. Zorlayıcı mevzular varsa zamana bırakır, güçlenmesini, köklenmesini bekler. Bilgiye değer verir, güçlenmiş bilgi hafızada anlam ve süreklilik kazanır. İncelemeler sonucunda kazanılan fikirler daha sonra olayları organize edecek duruma gelir. Mıknatısın demir tozlarını çektiği gibi bilgi kendine çeker, dağınıklığı düzenler, karmaşık düzeni esere dönüştürür, bilgi yığınını yapıya dönüştürür. İşe yarayan bilgi gün yüzüne çıkarken, işe yaramaz bilgi kenara itilir.
Hocaların bilmesi gereken bir şey var: Eğitimde en önemli şey derslere değildir. Genellikle kendileri ile çelişen konuları arasında bağlantı olmayan, çoğunlukla bir işe yaramayan o muhteşem görünümlü derslerini hepsi, öğrencinin bir saatlik şahsi çabasına değmez. Yükseköğretimin en kıymetli yönü, öğrencilerin pratik çalışmalarıdır. Hoca ve öğrencinin birebir iletişimidir. Bu bir fiil varlığı ve çalışmanın içinde oluşu bir anlam teşkil eder. Öğretim görevlisi, çalışmanın somut gerçek ve sonuç örneğini temsil eder. Bunların hepsinin hocanın kontrolünde gerçekleşmesi, yükseköğretimin en verimli olabilecek yanlarıdır. Öğretim görevlisi de çalışmasından verim elde edecek, böylece öğrencilerin de bilimsel heyecan uyandıracak tır.
Dünyada başarı, saat bilgi aktararak değil, çalışma metodunu bilerek doğruyu bulma veya bir amaç uğruna çalışma isteği uyandırarak sağlanır. Bu birebir can cana iletişimle olur. Tıpkı Sokrates'in çalışma metodunu Eflatun aktardığı gibi. Almanya'da büyük bilimsel başarılar tam da bu şekilde, küçük üniversitelerdeki profesörlerin öğrencileriyle kurduğu can cana iletişimde oldu.
**Bölüm 2: Büyük Üstatların Etkisi**
Öğrencilik hayatında ve eğitim süreci devam ederken, çocuğun eğitimi öğretmen-öğrenci iletişimi ne bağlıdır. Oysa öğrenci yalnız kaldığında motivasyon eksikliğini kendi başına da sağlaması mümkün. Bu doğrusu yaşayanlara nispeten daha fazla destek alabileceğiniz ürünler var. İşin gerçeği, hayatı canlılardan daha ayakları bilen ölüler mevcut. Kanlı canlı konuşan insan eksikliğinde moral motivasyon için bunlardan daha muhteşem bir destek olamaz. Büyük şahsiyetler ortası, bizim doğru bir şekilde mücadele etmemize yardımcı olur. Yüzyılların en önemli kişileri eğitimimize büyük katkılar sağlar. Doğrusu bu gibi eserler insanın hayatında derin ve kalıcı izler bırakır. Büyük düşünürlerin muhteşem etkileri, Sokrates'in 2000 yıl sonra bile güncelliğini getirip genç dimağlarda heyecan uyandırması büyüklüğünün göstergesidir. İnsanın ismini olsa gibi bir filozofun eserlerini okuyup etkilenmemesi mümkün mü? Büyük insanların hayatlarını bir araya toplayan bir kitabın olmaması büyük ayıp. Klasik eğitimimizin yüksek erdemli insanlar yetiştirmek gibi bir misyonu yok zaten. Halihazırda bu seviyeye gelmiş bir kimseden gereken eğitim alınamaz mı?
**Dördüncü Kitap: Tefekkürün Önemi**
**Bölüm 11: İrade Terbiyesinde Tefekkürün Önemi**
Tefekkür diye adlandırmamızın sebebi, zihni düşünceden farklı olmasıdır. Bu ifade eden kesinlikle tefekkürün hayal kurma ve özellikle irade terbiyesi yolunda yok edilmesi gereken duygusal hayaller kurmak olduğu zannedilmemelidir. Diğer yandan hayali ve uyku anında düşünceler rastlantı olarak ilişkilendirilir. Oysaki tefekkürde hiçbir şey rastlantıya bırakılmaz. Tefekkür, bilgi edinmeye yönelik eğitimlerden farklı olarak, aklı donatmaktan ziyade güçlendirmeye yarıyor. Gerçek şu ki, eğitimde tanımaya yönelik bir çalışma yapılır. Tefekkürde ise bu durum çok farklıdır. Bizim amacımız içimizdeki aşkı veya nefreti ortaya çıkarmak olacaktır. Bir inceleme yapmak, gerçeklerle uğraşmaya gerektirir. Tefekkürde ise öncelik ralli de değildir. Tefekkür ederken zararlı gerçeklerden, işe yarayan kurguları tercih edeceğiz. Çünkü tefekkürde hikaye yalnızca yarar sağlayabilmektedir.
Bu tefekkür meselesini faydamız bu şekilde ele almak için psikolojiyi incelemek gerekir. Ruh biliminin en küçük detaylarına hakim olmak durumundayız. Özellikle de zihinsel yeteneklerimizi, arzularımızın sebeplerini biliyor olmamız lazım. Faydalı duygular ve fikirler için içimize damıtma işlemi yapmak, soyut olanları da hassas canlı duygulara çevirmek gerekmektedir. Tefekkür ruhumuzda güçlü duygular ve tepkiler uyandırdığı vakit görevini tamamlamış olacaktır. Eğitim sayesinde bir şeyi anlatmaya çalışırken tefekkür hedefimiz harekete geçebilmek olacaktır.
Psikoloğun görevi yapılan çalışmalarla belirlenmiştir. Sizlere anahtarıyla bunları paylaşayım: Aklımızdan faydalı bir düşünce geçtiği zaman onu yavaşlatmak, süratli unutulmasını engel olmak ve dikkatimizi o düşüncenin üzerine çekerek işe yarayacak benzer düşünceleri de uyandırmak; yani diğer bir deyişle azami derecede fayda sağlamak. Bizde eksik olan bir duyguyu uyandırmak, ortaya çıkmasına engel olan düşünceleri ortadan kaldırmak, eksik olan bu ilişkiyi ve benzer duygular üzerinde dikkati toparlamak, dikkati ona yoğunlaştırmak ve ilişkilendirme kuramının doğal görevini yerine getirmesini beklemek. Aklımızda işe yaramayan bir duygu ortaya çıktığı zaman dikkati ondan çekmek. Şayet içimize istenmeyen bir duygu yerleşmiş, büyümüş, dikkatimizi dağıtmaya başlamışsa ve ondan kendimizi alamayacak duruma gelmişsek, onunla ilintili düşünceler üzerinde eleştirel bakış açısı geliştirmek, yaşamımıza tehlike oluşturacak kaynaklardan uzak tutmak amacıyla dış etkenler ve ortamlar üzerinde detaylarına kadar inerek eleştirel bakış yakalamak. Bizim de genel hatlarıyla uygulayacağımız ve uğraşacağımız program bunlardan ibaret.
Genç kendinden kaçmayı öğrendiğinde ve kendisini o yalamasının ellerin kolların titremesi gibi bir zayıflık olduğunu anladığında kendini dinleme fırsatı yakalayacaktır. Dikkatı dağınık arkadaşlarından farklı olmaya başlayacaktır. Zaman geçirmek için 10 farklı gazete okumaya kalkışmayacak, bu kart oyunlarına dağılmayacak, boş muhabbetlere girmeyecektir. Diğerleri gibi kendi akıntının gidişatına bırakmayacak, kendine hükmetmenin keyfini yaşayacaktır. Bununla birlikte nefse hâkim olmanın en doğru yolu, ruhunda yüce duyguları uyandırmak veya erdemli kararlar almak olacaktır. Düşüncelerinin gelişmesine, büyümesine olanak sağlayacak, umumun yaptığı gibi kelimelerle düşünmektense üzerinde düşündüğü fikirleri somut olarak görmek isteyecektir. Çünkü bir meselede sadece göz gezdirmek temel ruhların bakış açısıdır. Tefekkür eden aklın bakış açısı ise tam tersine, tıpkı bir bal arısı gibi fikrini damla damla oluşturmaktır.
Herkesin bildiği üzere çalışmak insanı mutlu kılar. Temel yaşam tarzının kötülüğünü tekrar tekrar işlemek ve onun çiğnemek lazım. Tembelliğin ve istenmeyen arzuların bize tiksinti ve utanç uyandırması için, bunların zararlarını içimizde tutup kendimize hatırlatmamız gerekirse, sadece kötü huylardan değil, etrafını bu bağlı olduğu her şeyden nefret etmek lazım. Sadece tembel hayattan değil, aynı zamanda aklın bomboş atıl kalmasından, içimizi kemiren saçma işleri teslim olan aklımızın düştü durumlardan da nefret etmek ve faydasız işlerin olduğu ortamlardan da uzak durmak gerekir. Bu işi kolaylaştırmanın bir yolu da bu hususta duyguları ortaya çıkaracak kitaplar okumak olacaktır. Kemberli geren eğitimimize katkı sağlayan kitaplardan yardım almak amacımıza katkı sağlayacaktır. Şayet Tefekkür doğru yönlendirilir, bilincimizin diplerine kadar inmesine izin verip harici ve daire etkilerin sökün etimizi bozmasını sağlayabilirsek, mutlaka müspet bir neticeye varırız. Bu çabalar bir sonuca ulaşması bile harcanan emeğin zayi olduğu düşünülmesini. İşin doğrusu eylemlerimiz bizim için bir zanaatkarın elinde şekillenen eser gibidir. Şayet hayatımızı düzenlemeye başlayıp günü gününe çalışmanın bize bahşettiği hasta taktıktan sonra irade sizin verdiği tüm acımtırak sıkı şu an kurtulmak için irademizin yerinden fırlayacak bir hale gelmemesi imkansızdır. Doğru zamanda tekrarlarımızı yapmazsak davranışlarımızın meyvesini alamayız. Kendinden emin, istikameti belli olan insanın hareketleri önce tefekküre ihtiyacı olur. Başarıyı getirecek bir hareketin içinde mutlaka derin düşünce de bulunur. Büyük şahsiyetler, dördüncü Harry veya Napolyon, önemli kararlardan önce kendileri derince tefekkür eder ya da etrafındakilerle ve bakanlarıyla istişare yaparlardı. Kim ki düşünmez, yapması gerekenleri aklının bir tarafına tutmazsa ve amacına ulaşmak için ciddiyetle çaba harcamazsa, sıradanlığın oyuncağı olur, belirsizlik sebebiyle maksadını karıştırır, yönünü şaşırır. Görülüyor ki her faaliyet daima bir tefekkürü takip etmek durumundadır. Bununla birlikte tefekkürde tek başına yeterli değildir. Daima bir tefekküre ihtiyaç vardır diyoruz, çünkü insan kendine tahmininden daha fazla yabancıdır. İrade zayıflığı, içsel dürtüler ve klişe bu destek alarak hatalara devam edip alenileştirme kalkınca ve bunu etraftaki kötü örnekler değil ortam dürtüler de eklenince irade terbiyesinden uzaklaşmamıza neden olan sis perdesini yaratmış oluyoruz. Bu perdeyi yok etmenin sadece bir yolu var: Tefekkür, kendini dinlemek için kabuğunu çekip çevredeki yönlendirmelerden sıyrılıp ruhun derinliklerine kadar müsbet düşüncelerinin yerleşmesini sağlamak. Gencimiz tefekkürle alakadar olmaya başlayınca sadece arzularına yenik düşmekten ve bayağı tavsiyelerin yol açtığı saçmalıklardan kurtulmakla kalmayacak, aynı zamanda kendine hakim olmayı öğrenecektir. Kendine hakimiyet özetle dünya ve dış etkilerin ve duygularımızın yapacağı yönlendirmelere karşı insan zekâsının üstün gelmesidir. Dünyada başarılan büyük işler, büyük düşünürlerin ve tefekkür edenlerin eseridir. Tarihin gerçek kahramanları aslında felsefede, sanatta, edebiyatta bir numara olan bilim adamlarıdır. Görüldüğü üzere sonuç itibarıyla tefekkür son derece verimlidir. Girin ve tutkunun olumsuz etkilerini törpüler, iç dünyamızdan kaynaklanan tehlikeleri ön görmeyi ve geleceğimizi daha net planlamayı sağlar, dış etkenlerin doğuştan gelen tembelliğimizin pekiştirmesine engel olur. Bu önemli avantajlarının dışında başka yararları da yok mu? Var. Direkt olarak sağladığı faydaların dışında dolaylı yönden faydaları da var. Öncelikle yaşadığımız her günü tecrübelerinden faydalanmayı, doğru davranışlar ve alışkanlıklar edinmeye sağlayacaktır.
**Bölüm 2: Tefekkür Nedir ve Nasıl Yapılır?**
Gelin tefekkürün amacı ruhumuzdaki nefret ve şefkat duyguları harekete geçirmek, davranışlarımıza düzen getirmek, kendimizi karar almaya gitmek, iç ve dış kaynaklı fırtınada ruh hallerinden kurtulmak olmalıdır. Verimli bir şekilde düşünmenin ve tefekkür etmenin genel kuralı, düşüncenin yapısının tahliye edilmesinden geçmektedir. Kelimelerle düşünürüz. Düşünebilmek için hakikatin ağırlığından kurtulmamız gerekir. Çünkü hayatın gerçekleri görüntü olmaları nedeniyle de bu ifade etmekten başka bir işe yaramazlar. Yerine daha pratik, kısa, akılda rahat kalabilecek, aktarımı da kolay olan kısa göstergeler koymalıyız. Bu kısa göstergeler umumi kelimelerdir. Bu göstergeler birtakım kavramlarla ilintilidir. Yani ilintili şey ifade etmek istediğimiz zaman bu kelimeleri kullanıyoruz. Bunun için kelimenin ilintili olduğu şeyin hafızamıza canlandırdığı imajın tecrübeyle sabit olması gerekir. Gelin tefekkür başa dönerek buğdayın düşmesini sağlamak gibidir. Burada kural kelimeleri bazı kavramların yerine koymak olacaktır. Belli belirsiz bir hayalin yerine değil, zihinde detayı da görünen şeylerin yerine gelmelidir kelimeler. Çünkü sürekli düşüncemizi bireyselleştirme ve somutlaştırmak zorundayız. Kargaşadan uzak durmak, tefekkür etmek, içimizi dinlemek, faydası olacak kitaplar okumak, notlarımızı tekrar tekrar okumak ve hangi davranışın nasıl bir tehlike yaratabileceğini somut olarak derinlemesine düşünmek akıl yürütürken bize yardımcı olacak en önemli o. Derin düşünme için ilham bulamadığımız zamanlarda duruma uygun kitaplar okuyabilir veya dikkatimizi canlı tutmak için yüksek sesle konuşabiliriz. Düşüncelerimizi yazmak da tıpkı yüksek sesle telaffuz gibi irademiz üzerinde etkinizi artırmak amacıyla doğru bir tercih olacaktır.
**Bölüm 3: İrade Terbiyesinde Hareketin Önemi**
Gelin düşünme bir zarurettir. Ancak tek başına da yetersizdir. Psikolojide hiçbir şey yok olmaz. Doğa ince hesap yapan bir muhasebeci gibidir. Görünüşte hiçbir anlam ifade etmeyen eylemlerimiz, 12 12 yerinden kımıldamayan davranışlara dönüşür. Kendimizi açmamızda çok önemli bir iş birlikçi olan zaman, amacımız doğrultusunda çalışmaya zorlanmazsa aleyhimize dönebilir. Çünkü zaman alışkanlıklar teorisi gereği psikolojimiz üzerinde lehimize ya da aleyhimize baskı kurar. Alışkanlıklar sinsi bir şekilde yavaşça ilerler, adeta tekrarlanan davranışların uzun vadeye başarıyı getireceğinden habersiz gibidir. İlk hareket zor olsa da, ikincisi daha zahmetli olur. Üçüncü, dördüncü defa harcanan çaba azalır ve yok olmaya yüz tutar. İlk başlarda harcanan zahmeti nahoş çaba giderek bir ihtiyaca döner. Aslında zorumuza giden şey başarının hemen gelmemesidir. Genel itibariyle eylem kelimesinin ardında yatan anlamları bilmekte fayda var. Burada bizim için harekete geçmek demek, birçok işi başarıp yerine getirmek anlamına gelir. Artık mesele sadece irade değil, isteyerek harekete geçmektir.
Harekete geçmek, öğrenci için sabah saat 7'de kalkıp Leibniz'in veya Descartes'in eserlerinden bölümler okuyup not almaktır. Okumak bile birçok davranış ve dikkat gerektirir. Mesela harekete geçmek, notlarını gözden geçirmek, tümünü kalpten öğrenmek. Makale yazacaksınız, önce materyallerini toplamanız, genel planınızı belirlemeniz, sonra her paragraf oluşturmanız, düşünmeniz, araştırmanız, yazmanız gerekir. Bu isteksizliğiniz zihni rağmen kalkıp bilmediği bir kelimenin anlamını sözlükten bakan, tembellik yapma arzusuna rağmen işini tamamlayan, can sıkıcı olsa da o sayfayı okuyup bitiren öğrenciler cesur olan irade de bu saymakla bitmeyen tek başına anlamsız eylemlerin toplamının meyvesidir. Büyük çabaların gerçekleşmesi uğruna şefle fazlasıyla küçük eylemler gerçekleştirmemiz lazım. Küçük şeyleri küçümseyen yok olmaya mahkumdur. Nefse hakimiyet eki başarılar çok defa küçük gayretlerle kazanılır. Her biri alışkanlığın oluşmasında kendi ölçüsünde katkı sağlar, işimizi kolaylaştırır. Küçük hareketlerimiz karakterimizi etki ederek davranışların oluşmasına neden olur. Bir işe dikkat göstermek veya içimizden gelen işe gitme isteği, arzularımıza boyun eğmeme alışkanlığı edinmenizi sağlar.
Hareket düşünceyi canlandırır. Sürekli dinimize aynı türde uyarılar göndererek düşüncelerimizi destekler, zayıfladığı zaman canlanmalarını sağlar. Düşünceleri yazmak, itirazları nota o adeta bilim adamının laboratuvarı, matematikçinin formülleri gibidir. Hareket tepki göstermek istediğimiz ifade etmektir. Yani davranışlarımızla taraf oluruz. Tüm ahlaki düşünürlerin doğru yolu seçmeye karar verenlere ortak tavsiyesi, eski alışkanlıkları derhal bir kenara bırakıp cesurca eski senden kurtulmak gerektiği yönündedir. Eski davranışlarımız bizi tahmininizden daha çok etkiler. Öncelikle daha iyi olacağını bilse bile kişi tutarsız hayatını değiştirmeyi tercih eder. Bu yüzden de değişmeye karar verdiğimiz zaman bunu çevremize haberdar ederek, söz vererek yapmamız çok önemli değil. Emin diğer bir etkisi de hareketin keyifli olmasıdır. Öyle ki bazı insanlar sadece bu keyif için hareket eder. Hareketli bir keramet olduğu kesin, başımızı döndürür, yaşadığımızı hissettirir. Tefekkür hareket eklemek çok önemlidir. Çünkü hareket sayesinde kalıcı alışkanlıklar kazanır, istenmedik hallerimizi değiştiririz. İnsan bu zararlı ilimlerinden kurtulabilmek için yolu kendimizi kontrol etme yolunda harekete geçerek başarılı olmaktır. İsteğimizi dışa vurmalı, kararlarımızın arkasında durmalı ve başarı geldikçe bizi mutlu eden çevrenin desteğini de kullanmalıyız. Zihni çalışma daha müsait, daha içten olmamız, amacımız doğrultusunda gücümüzü toplamamız ve eğitimimize dikkat etmemiz gerek. Bu konuda gencin yapması gereken çok şey var. Her zaman her yerde aktif olması gerek. Bu konuda özel zaman diye bir şey yok. Her vakti kullanmak lazım. Aktif olmak, sabah yataktan fırlayıp temizliğini itinayla ve canlı bir şekilde yapmak, aklımızı çevirmeye çalışan dış etkenlere izin vermeden kararlı bir şekilde çalışma masasına oturup işimiz alakadar olmak, basit şekilde değil dikkatlice okumak, sürekli çaba sarf etmektir. Bir güce hakim olmanın bir yolu da ertesi gün ne yapacağını yatmadan önce belirlemekten geçer. Bir işe başlama ya gerek olmadığını düşünüp aptalca kaçırılan zamanların ve hatta çeyrek dakikalar o kadarını toplayınca bir yılda inanılmaz ölçülere vardığını unutmayalım. Zaman onu doğru kullana yanlış yapmaz sözü çok haklıdır. Yapacaklarına zaman bulamayanların eğlenceye en fazla zaman ayıranlar olduğu başka bir gerçektir. Diğer bir deyişle işe zaman bulamıyorum demek, işe ayıracak zamanın yok demek kadar acı bir ifadedir. Eğer üzerinde çalıştığınız kitap bir başucu kitabı değilse, tekrar okumaya gerektirmeyecek şekilde ilerlemelisiniz. Böyle ilerlerken atacağımız adımı görmeden ilerlemeyi, attığımız adımın sağlam olması nedeniyle de geri dönmeyi sağlarız. İşte zamanı bir amaç uğruna, tek hedef için kullanmak büyük önem arz eder. Tek bir işin yapılmadığı çalışma dağınık bir çalışmadır. Oradan oraya uçar. Hatta tembellik yapmaktan daha tehlikelidir. Çünkü en azından tembellik insana kendini kötü hissettirir. Ama bu dağınık çalışma insanı işten soğutur, şevk imizi, isteğimizi kırar, var olanı da nefrete dönüşür. Ayrıca birçok kez bu ettiğimiz gibi bize en fazla zaman kaybettiren işler başlanıp bitirilmeyen işlerdir. Bir insanda bıraktığı kötü etki, uzun süre bir problem üzerine düşünüp de hiçbir sonuca ulaşmak gibidir. Kendimiz Allah edilmiş gibi hissederiz. Sanki o iş beynimizi meşgul ederek bizden öç almış, başka bir çalışma engel olmuş gibidir. Genç çalışma isteğini verimli bir alışkanlığa dönüştürmeyi başarmışsa, zihinsel olarak büyük başarılara ulaşması çok zor olmayacaktır. Yeni fikirleri varsa veya eski düşüncelerine farklı açıdan bakıyorsa, bu hayalleri belki 8-10 yıl boyunca zihninde taşıyacaktır. O fikirler sayesinde yüzlerce örnek tasarım karşılaştırabilir. Bunlar hayallerini süsler, canlandırır, büyütür ve güçlendirir. Zihni olarak belli bir erginliğe ve isteyen geçmemize rağmen şayet ahlaki açıdan entelektüel benliğimize hakim olamazsak, tam anlamıyla kendimize hakim olmamız da mümkün olmayacaktır.
Aklın sürekli meşgul edilmesinden, zihni yorgunluk dolayısıyla o zararlı olduğu söylenebilir. Ancak zihni yorgunlukla ilgili bu iddia tamamıyla yanlış bir düşünceden ibarettir. Sürekli meşguliyetten kısıp beşeri manadadır. Doğal olarak uyku çalışmayı böler, dinlenmeyi sağlar. Yukarıda ifade ettiğimiz üzere uyku dışındaki zamanlar zaten zihinden çalışmamızı kesintiye uğratacak mevzularla dolu olur. Oysa çalışmak, işle meşgul olmadığımız zamanlarda bile sadece düşündüğümüz işe konsantre olmayı gerektirir. Gezerken de okuyabiliriz, dolaşarak kafa dağıtabiliriz. En az yorucu ve en verimli olan dinlenme şekli böyle olsa gerek. Gezinti basitçe zihinsel sorunlarımızı sindirerek problemlerimizi çözmeye kolaylaştırır. Ayrıca doğrusuz inen çalışıyor olmamız tedbirsiz olacağımız anlamına gelmez. Bugün madde varlık arasındaki bağı daha iyi biliyoruz. İnsanoğlu toplum içinde yaşar, çevresinden itibar ve saygı bekler. Genel olarak kendimiz olan saygı ve itibarı başkasından görmediğimiz zaman özel hayatımızda bazı can sıkıcı durumlarla karşılaşırız. Tembellerin tembelliğini ne dediğini görmek çalışkan insan için ayrıca bir motivasyon kaynağı olur. Tembel zamanını değersiz, can sıkıcı kıskançlıklar, ahır sarı harcarken, gerçek mutluluk faydalı meşguliyetleri zaman ayıranların mükafatıdır. Mutluluk sağlıkla getirir. Çalışmak insanlığın temelini oluşturan bir kuraldır ve bunu edinen herkes kalıcı ve yüksek mutluluklara kavuşur. Anlaşıldığı üzere çalışmak başımız ağrıtmaz. Çalışmaktan kaynaklandığı düşünülen korkuluk doğrusu aşırı azardan, endişelerden, egoist fikirlerden, yanlış metotlardan kaynaklanır.
**Bölüm 4: İrade Terbiyesinde Beden Sağlığının Önemi**
İrade ve onun en güçlü göstergesi olan dikkat, sinir sistemimizin ayrılmaz parçalarıdır. Şayet sinir sistemimiz hızlıca zayıflar ve zayıfladığında kendini toparlaması uzun zaman alırsa, artık azim ve çaba göstermekte imkansız hale gelir. Bedensel zayıflık, cılız irade ve yetersiz, bitkin dikkate sebep olur. Tüm çalışmalarımıza gördü o diğer etkenlerden daha ziyade başarıyı getiren en büyük etken enerji durumumuzdur. Canlı olduğumuz zamanlarda isteğimiz yüksek, dikkatimiz defa olur. Aksine cansız, bitap olduğumuz zamanlarda zihnimizi bedenimize bağlayan ağır zincirlerden ve isteksizliklerden kaynaklanan çöküntüden kurtulamayız. Unutmayalım ki, yorulmadan yapılan işlerin mükafatı kendini iyi hissetmek ve uzun soluklu mutluluktur. Kalıcı ve sürekli iradenin bir şartı, mutluluğa şartlanmış şekilde yaşamaktır. Çünkü mutluluk çalışmanın bir sonucudur. Daha önce de söylediğimiz gibi, mutluluk hayatın sıfırlarının önüne eklenen sayı gibidir, hayata gerçek anlamda değer katar.
Sağlığımız kötüleştiği zaman ruh halimizde ona eşlik eder ve kendini kontrol etme gücünü yitirmeye başlarız. Sağlığımızı koruma savaşını, özgürlüğümüzü kazanmak için verdiğimiz savaşa benzetebiliriz. Bu olsun demek ki olacak bir iş değildir. Sağlıklı olmak için birçok hususa dikkat etmek, detaylar üzerinde itina ile durmak gelir. Sıcağı, soğanı, havanın ve yine aydınlatmaya, yemeğe, spora vesaire dikkat etmek şarttır. Diğer yandan miktarı ne olursa olsun alınan protein yanında karbonhidrat veya yağlı besinler almazsanız, protein faaliyete geçer ve birikime başlar. Bu yüzden 75 gram protein ile beraber bu besin maddeleri de aldığınızda proteinin olumsuz etkisi azalacaktır. Ayrıca hareket nişasta ve yağların parçalanmasına neden olur. Bilindiği üzere bir kişinin günde alması gereken kalori miktarı 2800 ile yoğun çalışıyorsa 3400 kalori civarında olmalıdır. Günlük almamız gereken protein miktarı yaklaşık yetmişbeş gram azotlu besin maddesini eşdeğerdir. 75 gram proteinin 307 kalori verdiğini kabul ederse, günlük ortalama 3 bin kalori ihtiyacı olan zihnen çalışan biri için geriye yaklaşık 2 bin 700 kalori kalıyor demektir. İlahi olarak sadece 200 ila 250 gram yağ yaptığımıza göre, geriye kalan yaklaşık 600 kalori içinde 159 gram karbonhidrat ihtiyacımız var demektir. Her bu maddesinin karbonhidrat değerine göre günlük almamız gereken besin maddelerini bulmak zor olmayacaktır. Bu veriler çok yediğimizi, özellikle çok fazla et yediğimizi gösteriyor. Mide ve bağırsaklara inanılmaz büyük bildiriyoruz. Abarttığımı zannedecek siniz. Oysa sindirim esnasında mide sıvıları salgılanma saydı, mide ve bağırsak çeperlerini sindirmeye başladık. Sindirim bile kocaman bir iş. Bağırsakları düz bir zemine yayarsak yaklaşık 30 santimetre kalınlığında, medeni uzunluğunun 7-8 kat fazlası olur. Mide ve bağırsakların yüzeysel olarak çalışma alanı en az beş metrekaredir. Her gün durmadan kendini yenileme çalışmasını, mideyi ve bağırsakları kaplayan villusların öğütme için harcadığı enerji ve yüksek miktarda sıvıları, pankreas ve safra kesesinin salgıladığı sıvıları, midenin Paris tatil hareketini de eklersek gereken malzeme enerji bir düşünün. Fazla yemek yiyenlerin sadece sindirim sistemleri için yaşayan insancıklar olduğu açık değil midir? Bu grubu bir lokmadan yutulan miktar, diş sağlığı nedeniyle sindirim sıvılarının yeterince çiğnenmiş besinleri öğütemediği, besin maddelerinin protein, yağ, karbonhidrat içerikleri gösteren bir broşür hazırlanması neyi olurdu? Özelliğini getirilmesine ve asabiyete neden olan filtre kahveyi çok fazla tavsiye etmiyoruz.
Temiz hava teneffüs etmek mecburidir. İşin doğrusu temiz hava sanki bir ihtiyaç değilmiş gibi düşünenler var. Diğer yandan sağlıklı bir kimse dolaşabilir, yüksek sesle okuyabilir, konuşabilir. Bilindiği üzere sağır ve dilsizler s konuşmak için gereken nefes almadıklarından akciğerleri küçük kalır ve birkaç santimetre önlerindeki mumu bile söndürmek zorlanırlar. Yani konuşmak akciğerlerin enerji çalışmasını sağlar. Kambur bir şekilde okuma ve yazma pozisyonu nefes almayı ve uzun vadede çalışmayı zorlaştırır. Bunun için sırtımızı dik tutma alışkanlığı edinip solunum sistemimizi rahat atmamız lazım. Düzenli olarak nefes molası vermek gerek. Sabah kalkınca isteyen dışı yaptığımız gerilme hareketleri ne benzer, kolları yavaş yavaş kaldırıp derince bak bak yanları açalım, sonra da indirirken nefes verelim. Kolları kaldırırken büyümeye çalışır gibi ayak ucuna kalkmak, omurgaların düzelmesine, kaburgaların aşağıdan yukarıya doğru açılmasına ve dolayısıyla nefes alanının genişlemesine yarayacaktır. Ayrıca bu egzersiz kaburgalarda ankiloz oluşumuna engel olacak, akciğerlerde kıvrılmış oksijenin ulaşamadığı birçok veziküllerin açılmasını sağlayacaktır. Böylelikle kangoo oksijen alanı artacaktır. Bu tür nefes çalışmaları sadece nefes almayı kolaylaştıracaktır. Yani gerçek anlamda spor yapmanın yerini tutmaz.
Bedensel aktivitenin faydası bunlarla da sınırlı değildir. Kaslar gerçek anlamda bir solunum organıdır. Solunan oksijen sayesinde kaslarda bulunan yüksek miktardaki karbonik asit bedenden uzaklaştırılır. Bu dönüşüm ne kadar fazla olursa yağ yakımı da o kadar yüksek olur. Spor enerjik olmayı ve hızlı sindirimi sağlar. Zengin kan dolaşımı da istenmeyen maddelerin vücuttan atılmasını sağlar. Genelde oturma veya ayakta durma pozisyonunda bu nedenle karın kaslarını saran bölgede yağlanma olur. Fiziksel çaba istek gerektirir. Böylece irade gelişir. Üstelik fiziksel etkinlikler yorucu olmaya başlayınca acı vermeye başlar. Acıya dayanma istekli olmak değil de nedir? Fiziksel etkinlik irade terbiyesinde başlı başına bir temel eğitim gibidir. Fiziksel tembellik feci dir, algılarımızı zayıflatır, doğal olarak evde kalmak ister, monotonluğu tercih ederiz. Dinlenmek tembellik değildir ve elbette tembellik dinlenme olarak ifade edilemez. Dinlenme önceden çalışmış ve yorulmuş olmayı, dolayısıyla istirahat hak etmeye gerektiren verimli dinlenme yoluysa uyumaktır. Sakin ve derin uyku vücudun toparlanmasını sağlar. Böyle bir uykudan uyandıktan sonra kendinizi zinde ve yapılacak işleri için enerji dolu hissedersiniz. Her şeyi kural getirmek gibi bir gayretleri olan sağlıkçılar, yetişkin bir insanın günde 6-7 saat uyuması gerektiğini söylerler. Bu konuda uygulanacak kural, akşam çok geç yapmamak ve sabah çalarsa bu arada yatağın içine kaçmamak olmalıdır. Geç yataktan kastımız akşam oniki yaş mamak. Bilindiği üzere öğlen saat dörtten sonra vücuttan ısısı düşmeye başlar ve akşam alınan sindirilmesi zor besin maddeleri kanda birikmeye başlar. Dolayısıyla güne nazaran zihni kabiliyetler bu saatlerde düşer. Doğal olarak beyin yavaşladığı için daha basit işlere yönelir. Zihnin gece vakti yorgun vaziyette meşgul edilmesinden pek önemli bir fayda elde edilmez. Fakat bu fazla yorgunluk uyku ve dinlenme ile olumsuz etkiler istirahate demeye neden olur. Beynimizin ertesi gün zihin açıklığı ile çalışmasına mani olur. Verimli saatlerin önemli çalışmalar için kullanılması tercih edilir.
**V. Kitap: İrade Psikolojisi**
**Bölüm 1: Düşüncelerin İrade Terbiyesindeki Rolü**
Şayet psikolojimizi oluşturan unsurlar basit olsaydı, nefse hakimiyet yolundaki tehlikeleri incelemekte çok zor olmazdı. Ancak bu unsurların kendi aralarında bağ, hatta ve diğer koruması nedeniyle detaylı analiz yapabilmek hassaslaşıyor. Bununla birlikte, psikolojimizi oluşturan unsurları üç başlıkta toplamak mümkündür: düşüncelerimiz, duygusal durumumuz ve eylemlerimiz.
Düşünce kelimesi farklı anlamları barındırır. İrade ile zeka arasındaki ilişkiyi araştıran bir psikolog, düşüncelerimizi dahili fikirlerimiz ve hariçten gelen fikirlerimiz olarak ikiye ayırmalı. Düşüncelerimizin çoğu bize dışarıdan gelir. Montaigne dediği gibi, süzgeçten geçer, gelip geçici bir misafir gibidir. Kendimize mali etmek için çaba göstermeliyiz. Hafızayı bu düşüncelere karşı sadece bir depo gibi kullanırız. Onlar orada düzensiz halde yan yana durur. Yani hepimiz beynimizde okuduklarımızdan, sohbetlerimizden ve hatta rüyalarımızdan gelen düşünceler barındırırız. Üstatların veya yazarların düşünceleri bile tembelliği o faydalanıp beynimize yerleşirler. İşte hafıza iyiyi de kötüyü de barındıran bir cephanelik tir. Tembelliğimizin ve 4'ü lerimiz bu depodan kendine dayana kararlar, bu tür düşüncelere bazen hükmederiz. Onları keyfimize göre geliştirir ve kullanırız. Ama her düşünce üzerinde istediğimiz üstüne sahip değiliz. Birçoğu bizim için bir kelimeden ibarettir, başka da bir şey değil. Beynimizdeki kelimelerin tek başına tembelliğimize karşı verebileceği savaş, toprak çömleğin metal tasa karşı savaşı gibidir. Tecrübeler bize düşüncenin tek başına zayıf olduğunu gösterir. Ayrıca zeka da tek başına kalırsa, dışarıdan destek almadan dürtülerimiz ile karşılaşınca gücünü kaybetmeye yüz tutar. Yani zeka hayvan isere karşı mücadelede yalnız başına kalırsa başka hiçbir şey yapamam aya mahkumdur. Bu sebeple sağlıklı bir insanın duygusal hallerden yardım almaması mümkün. Allah bilir, hasta bir insanı gözlemlediğimiz vakit harekete geçmeyi sağlayan unsurun duygular olduğu anlaşılır. Zekânın kendi başına bir güç olmadığını iddia etmiyoruz ama kurtulmanız zor oldu dürtülerden uzaklaşmakta tek başına yetersiz kalacağı kesindir. Ribot verdiği örneklerle gösterdi ki, hislerimize neşe, mutluluk eşlik etmezse, fikirler soğuk, kuru kuruya kalırsa, akıllı bir adam bile bir imza atmaya elini kaldıramaz hale gelebilir. Hangimiz huzursuz ve yorucu bir günün ardından benzer bir durumda kalmadık? Derin bir duygusuz ağ kapılmışsak, aklımız yerinde bile olsa bir işe yaramaz. Görüşmemiz olduğunu unuttuğumuz bir misafiri hizmetçi kız bildirdiğinde mahçup olmamak için alelacele yataktan fırlarız. Ribot, duygularla düşüncelerin etkileri arasındaki çelişkili durumu canlı bir şekilde şöyle resmediyor: Beyin fonksiyonları mükemmel çalışan ama elini kaldıracak hali olmayan bir da arabasıyla bir bayana çarpıp durduğunda arabadan nasıl fırladığından bahsediyor. Maalesef patolojik durumların farklı olduğunu zannediyoruz. Halbuki bu durum gerçeğin mercekle büyütülmüş halidir. Cimri Harpagon da alay edenin yine hiç üzerine alınmayan bir cimri olması gibi, bizde psikolojik sorunlarımızı görmekten kaçınırız. Mesela alkolikler sarhoşum başlar, neler getireceğini çok iyi bilirler. Ancak bunu ilk alkol komasına girdiklerinde anlarlar ama geçmiş olsun artık çok geç. Fikirleri hareketleri üzerinde etkili olamıyor. Onlar ancak sefalete düştükten sonra ah vah ederler. "Bilseydim" derler, bu akıbeti önceden biliyorlardı ama hisse demedikleri şey ızdırabın etkisi iyiydi.
Düşüncelerimizi yüzeysel olanlar ve derin olanlar şeklinde ayırabiliriz. Yüzeysel düşüncelerin altında muhtemelen geçici duygular vardır. Misal olarak, o birkaç günümüzü yarı tembel olarak geçirmişiz, kitap okuyoruz ama kendimizi çok da zorlanıyoruz. Bize göre haklı sebeplerimiz de var, takılıyoruz. Tam da o sırada bir arkadaşımızın yeni bir başarısını anlattığım mektubu posta ile elimize ulaşıyor. İçimizde bir rekabet duygusu kabarır veriyor. Başka bir etkinin oluşturamadığı bir gücü basit bir heyecan duygusu ortaya çıkartabiliyor. Düşünce ve duygu arasındaki farkı anlamamı sağlayan o muhteşem olayı asla unutamam. Henüz tane almamıştı, bu karla kaplı sonu görünmeyen dik bir bayırı ilmek durumunda kalmıştım. Kayıyorum. Bir saniye olsun birinci mi kaybetmedim? Tehlikenin farkındaydım, durumunun kritik olduğunu biliyordum. Bir an öleceğimi düşündüm. Sonunda yavaşlamayı ve yüz metre aşağıda durmayı başardım. Çok sakin, yavaşça kar betonundan destek alarak tehlikeli bölgeyi geçtim. Kayalıkları ulaşınca belki harcanan gücün fazlalığı ve şiddetli bir titreme başladı. Kalbim hızlı atıyor, soğuk terler döküyordu. Tam da o ara korku ve yüksek bir endişe kapladığı için bir anda tehlike düşüncesi tehlike duygusuna dönüşü vermişti.
Geçici duyguların yol açtığı kısa süreli harici düşüncelere nazaran çok daha derin ve de temel duygularımızda uyum içinde olan fikirlerimiz de vardır. Hatta duygularımı bu düşünceleri içerdiğini yoksa düşünceleri ve duyguları içerdiğini bilemeyiz. Vale gelen harici fikirlerde kaynağı daire olan derin düşüncelerimize karışır. Duygusal kişiliğimiz onlara renk verir. Onlarda bir bakıma karakterimizin parçası olurlar. Tıpkı yüzeyi soğukmuş ama diplerde sıcaklığını yıllarca barındıran love tabakası gibi. Bu fikirler duygusal köklerine bağlı kalıp sıcaklıklarını korurlar. Bu düşünceler belli bir amaca yönelik her türlü faaliyetin destekçisi ve ilham kaynağı olurlar. Ancak iyice belirtelim ki, bu türden o derin tam anlamıyla birer hakiki düşünce olduğunu iddia edemeyiz. Onlar duyguların yerine istenildiği gibi kullanılan ama çok da kullanışlı olmayan ağır ve güçlü psikolojik durumlardır. Özetle düşüncelerimiz gücünü isterden ihtiraslar dan alır. Bahsettiğimiz fikirlerden birinin hararetli bir bedende yer etmesi durumunda hemen kendine yarayacak duyguları içine çeker. Daha doğrusu o duygularla beslenir, güçlenir. Düşüncelerdeki berraklık da duygulara geçer, onlara canlılık ve yön verir. Çekim gücü yüksek bir metal çubuğun manyetik alanlar için etkisi neyse, düşünce duygular için aynıdır. Hatta kat ve kat daha güçlü bir şekilde duyguları aynı yöne doğru hizaya sokar. Duygular karma şey bitirir, disipline eder. Fakat daha önce belirtildiği üzere düşünceler tek başına kalınca dürtülere karşı yetersiz kalır. Mesela bir gece yarısı yatakta anlamsız bir korkuya kapılmayan, kalbi hızla atmaya bu vardır, kanın beyne fırladığı, mantığın zayıfladığı ve zekânın bastırmaya çalıştığı bu anlamsız duygular kimin başına gelmemiştir? Eğer benim başıma gelmedi diyen varsa, Hoffman'ın fantastik.
Hikayelerini köyde bir kış rüzgarında gece yarısı okumaya devam ediyorum. İşte o zaman mantığın nasıl zayıfladığını ve aklın korkuyla cebelleş yine şahit olursunuz. Zihninizdeki düşünceler zannettiğimiz den çok daha güçsüzdür. Ancak kişinin bilinç yapısı, yani farkındalığı sayesinde beynin yapacağı çağrışımlar birer muhteşem bir kolaylık sağlar. Bu çağrışım yasası sayesinde ilişkili fikirlerin Zincirlerini kırıp fikirlere yeni düşünceler ekleyip zihnimizde Yeni Bağlar kurabilmek teyiz.
Bu teori konuyu açıklayacak Somut bir örnek aradığım sırada muhteşem bir hikaye denk geldim. Bir fabrikanın düdük sesi duyduk. Bu ses istemeden de olsa bir anda bütün algılarımı değiştirip aklıma Denizi ve Korsika'da bu manzarasını getirdik. Muhteşem Basie iskelesi gözümde canlandı. Fabrika düğünün sesi geçmişte üç yıl boyunca duyduğum vapur sesinden çok da farklı değildir. Çıkarmış olduğu bir şeyin çağrışım ını yapmak, onu temsil etmekten çok daha etkilidir.
Eğer işitilen bir düdük sesi aniden fikir silsilesini Kıra biliyorsa, bizde bir düşüncenin yerine başka bir düşünce yerleştirmek istiyorsak bilinçli olarak aynı şeyi yapmamız gerekir. İstediğimiz anda kendimize çağrışım algısı oluşturabiliriz. Bu algı içimizde yerleşmiş güçlü zincirin kırılmasına neden olabilir.
Bir de çok faydalı bir çağrışım yolu var ki o da harekettir. Bilhassa konuşma ile ilgili hareketler. Yüksek sesle kelimeler söyleyebilir, okuyabiliriz. Dindarların yaptığı gibi içimizden çıkarmaya çalıştığımız sıkıntıları yüksekse söyleyip dağıtabiliriz. Amaç fikirleri değiştirecek ve yeni bir başlangıç olmasını sağlayacak düş bu yaratmak. Bunu da zorla yerleştirebiliriz.
Burada işimizi kolaylaştıran muhteşem bir hafıza kanunu var. Tüm hatıraların içimize derinlemesine kazanması için sık Tekrar ihtiyaç duyarız. Başka bir ifade ile Hatıralar Candan ve sempatik bir İlgiye ihtiyaç duyar. Birincimiz Den uzak tuttuğumuz uzaklaştırdığını düşünceler zayıflar, azalır, silinir ve etrafındaki bağlı olduğu düşünceleri de alıp götürür. Yani düşüncelerimizin efendisiyiz. Yerleşmiş kötü bitkileri ve hatta daha fazlasını koparıp atmaya mutlu ederiz. Aksi olarak mevcut durumu korumak için bize yerleşmesini istiyorsak konu dışı olan ve alakasız hatırlamaları sebebiyet verecek zararlı çağrışımlar uzaklaştırmak gerekir.
Sakin, sessiz oluyoruz. Hatta zihnimiz hassas da gözlerimizi de kapatırız. Sonra işimize yarayacak çağrışımlardan yardım isteriz. Yüksek sesle konuşur, düşüncelerimizi de yazarız. Uzun soluklu mm yazı muhteşem bir kurtarıcıdır. Beyin, göz ve elden destek alır. Örneğin ben de mesleki nedenlerle yerleşmiş telaffuz etmeden okuyamama sorunu var. Kelimeyi telaffuz ederek okuduğumda yazıyı zihnimde pekiştiren etkenlerde artmış oluyor. Birinci gibi bir kelime dört Birimden oluşur. Kelimenin motor imgesi, yani telaffuzu; görsel imgesi, yani kelimenin yazılı görüntüsü veya basımı; işitsel simgesi, yani kelimenin duyulan sesi; grafik motor imgesi, yani yazma işlemi. Düşünceyi dil olmaksızın ifade etmek mümkün olmadığından her düşünceye Bu dört imgeden birkaçı Destek verir. Sonuç olarak düşüncelerimizi kontrol etmek amacıyla kaslarımız üzerinde güç kurabiliriz. Özellikle konuşma ve duyu organlarımızı hükm etmemiz mümkün.
Elbette psikoloji biliminde her gün yeni durumlarla karşılaştığımız dan kendimiz hakkında genelleme yapmak doğru Allah bilir. Ama şahsen ben bir fikre müdahale etmek, değiştirmek istediğim zaman işe bazı hareketlerimi Hayal etmekle kafamda tasarlam akla başlarım. Çünkü düşünceleri üzerindeki hakimiyetim kaslarımı Hikmet'e bilmekten geçiyor.
Duyguların irade terbiyesindeki önemi yadsınamaz. Kuşkusuz acılarla ve hatta ölüme bile baş etmemizi sağlıyor. Bu duygunun gücünü anlamak ancak tecrübeli, öğrenilen bir kanun farkında olmakla mümkündür. Duyguyu analiz edip parçalarını araştırdığımızda betofının aiste bestelerini benzediğini fark ederiz. Kısa temel bir Ezgi tüm halleriyle ortaya çıkar. Bazen vurgulu olur, bazen de üstü örtülür, gizlenir, derin izler bırakır. Msd binlerce kez tekrar eden bu Ezgi müzikal hayatını oluşmasına da yardımcı olur. Tüm ihtişamıyla besteyi dolduran temel bir duygudur bu kısa temel Ezgi. Duygu o ilk verir. Bu sabit Ezgi'nin üzerine Hatıralar, acılar, Sevinçler ve güçlü duygular inşa ederiz.
Descartes'e göre yaratılma ancak Tanrının devamlı yaratma kudretine bağlanmıştır. Bizim de zevklerimiz, acılarımız, hislerimiz, hatıralarımız bir sürekli yaratılışın devamı gibidir. Bir içimizdeki canlı istek hislerin ışıldaması mı sağlar. İçimizde isteme iradesi olmayınca soğuk, cansız, renksiz, tamamen soyut ve Etkisiz bir psikolojik al olarak kalır. Tüm duyguların temeli olan bu özruh Allen'in bunca sağlam ve güçlü olmasının nedenini Açıklıyor doğrusu. Acıların şekillendirdiği yaşama isteyiniz ve eylemlerimiz ortaya çıkarken birçok istikameti terketmeye mecbur kalıp kendilerine müsaade edilen yollara doğru yayılırlar. Ya doğal yollarla yok olurlar ya da gelişip kendi yolunu bulma kuralına uyarlar. Bu acının kendine göre yönettiği bu faaliyet her eylemin ilk ve İlker bir şeklidir. Acının kontrolü altına girmeyen her faaliyeti kendini türlü istikamete doğru dağıtır ve kör olur gider. Ya hareket, yani hareket acı olmazsa gücünü yitirir.
Bilindiği üzere insandaki eğilimler yakıcı özellikleriyle bir tür enerji gibidir. Onlar bir hareket grubundan veya daha doğrusu ilkel hareketlerden oluşan bir kütleden ibarettir. Kısacası eğilimler muhtelif kaslarımız da mevcuttur ve zamanı gelince açığa çıkar. Örneğin kaslarımız sinir Aşk vesaire durumlarında hep birbiriyle benzer haldedir. Bir tüm canlılar da aynı özellikler taşır. Bol buradan yola çıkarak herkes Ferdi farklılıklar ekler. Bütününe bakarsanız son derece tutarlıdır.
Duyguların gücü birçok ha bu hareketlerde kendini gösterir. Güçlü bir duygu görünüşte kendinden bağımsız duran bir psikolojik hali bile etkilemeyi başarabilir. Tüm algılar idrak yer bazı işaretlerin yorumu ve tercümesi gibidir. Duygular sadece algıları bozmaz. Keskin kuvvetli duygular zayıf olanları dinlemez, kovar. Yabancı duygular bilincimize yerleşir, gerçek duyguları saklar. Gençler de buna benzer bir içsel Arzu'nun etkisiyle ve çevrenin de desteğiyle hakiki sevinçleri gençlik çağlarını söze zevklerine feda eder. Yavan, verimsiz bir yaşantı içindeki insanlarda içlerindeki gerçek duyguları aramazlar. Çevrelerinin kendilerine biçtiği çerçeve ile yetinir ve bunu alışkanlık haline getirir. Bu da içlerindeki gizli gerçek duyguların ölmesine kadar gider. Bu bana ne derler durumu sevimli, saygılı ama içi boş insanlar. Bu ipleri başkalarının elinde olan kukla misali en zor anlarda bile hissettikleri makbul olan olacaktır. Tabiatıyla sağlam ama hantal olan algılarımızı ve duygularımızın doğallığını bozmayı Başaran Bu duygu halleri hatıralarımızı etkilemekte zorlamayacak tır.
Bütün yargılarımız ve inançlarımız bilgi edinmeye ve edinilen bilgilerin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesine dayandığından duyguların burada önemli etkileri olacağı açıktır. Hakikate duyduğumuz aşk da yapacağımız ilk şey sevdiğimiz şeyin doğru olduğuna Kani Olmaktır. Hepimizin tercihlerimizi birçok seçenek arasından yaptığımızı zannederiz. Duygusal ruh halinin şiddeti baskısına kolaylıkla boyun eğen zeka irade karşısında çok fazla memnuniyet duymaz. İrademiz de zekamızdan Emirler almayı ve yerine getirmeyi sevmez. Duygusal güç olarak ona daha çok tutkularla Çok duygulu Emirler gerekir. Bilim bize isteme duygusu sayesinde karar almayacak vaziyette olan bir kimsenin bir Kaza esnasında ezilen bir kadına müdahalede bulunmak için arabadan ilk atlayan kişi olabileceğini gösterdi. İşte size özel bir irade. Kalıcı bir iradenin oluşması için güçlü, devamlılık arz eden ve en azından düzenli olarak duygularla beslenmesi gerekir mi diyor ki güçlü bir duygusallık kendi nefsine karşı Hakimiyet kurmanın hem aracı hem de koşuludur. Ancak bunun için duyguların doğru yönde getirmesi gerekir. Bu hazırlıklar tamamlanınca sadece Lider olacak Kahramanlar yetişmiş olmaz, aynı zamanda kendine hakim olan irade kahramanları da yetişmiş olur. Tarih ve tecrübeler gösteriyor ki En tutkulu karakterler görev duygusunda en fazla sürekliliği ve ciddiyeti gösterenlerden çıkıyor.
Eğer fıtratımız ın duygusal tarafı bu söylediğimiz üzerinde her zaman üstün ve baskın olur, zekamızın Onun üzerindeki gücü zayıflar, etkisiz kalır. Bu etkisizlik duyguların yapısından kaynaklanır. Bilahare dış dünya ile bağımsız kaslarımız tarafından sağlanır. Kas yoksa dış dünya ile bağda yok. Hislerin esas kaynağı fizyolojik maliyetli olduğundan onlara karşı koyabileceğiniz bir güç elimizde bulunmamakta. Duygularımıza karşı savunmasız çünkü onları ortaya çıkaran fizyolojik sebepler kontrolümüz dışında.
Kişisel Bir analiz yapacak olursam düşüncelerle iç organlarımız arasındaki bu Adil olmayan çatışmaya nihai örneği vermiş olurum. Kısa zaman önce çocuğumun sabah gitmesi gerektiği komşunuzun evinde olmadığı Haberi geldi. İstemsiz kalbim hızla atmaya başladı. Hemen kendimce orada olmayışının sebeplerini düşünmeye başladım ve yokluğunun Makul bir açıklamasını Buldum. Yine de etrafında bu yarattığı Aşırı sıkıntı sebebiyle ve kimin tarafından verildiğini bilmediğim evimizin yanından geçen nehrin kenarında oynayabileceği Fikri içime kurt gibi düşü vermişti. Sonra bu düşüncenin saçma olduğuna kendimi ikna etmeye çalışıyordum. Ama yukarıda sözünü ettiğimiz fizyolojik heyecanım daha da artıyordu. Kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor, saçlarımın dibinden itibaren diken diken oluyorduk. Ellerim titremeye başlamıştı. Her şeye rağmen aklımdan binbir türlü ihtimal geçiyor, kötü düşüncelerden kendimi alamıyordum. Yarım saat sonra çocuk bulunduğunda kalbimin şiddeti atışı devam ediyordu. İşin garibi onaylamadığım bu durum Nihayet dindiğinde dahi Sanki yine de kullanılmak istiyordu. Öfke ve yoğun endişenin malzemesi birbirine benzediğinden Bu heyecan beni bakıcıya kızma yetiyordu. Ama bakıcının acılı durumu karşısında kendini frenle ip zamanın geçmesine olayın yatışma oy verdim. Bu da biraz zaman aldı. Herkes kendi hayatında benzer gözlemlerde bulunabilir. Duygularımıza doğrudan hakim olamayacağınız a dair üzücü sonuca kolayca varabiliriz.
Görüldüğü üzere sanki nefse hakim olmak Görünürde mümkün değil. Aslında nefse Hakimiyet bir tuzaktır. Zira bir taraftan Sadece düşüncelerimi Hikmet'e biliyorum. De termin İzmir'in akıllıca kullanılması beni özgürleştirdi yorar, fikirlerin birbirini çağrıştırması yasasını kullanmama imkân veriyor. Ancak sadece kendimi kandırıyorum. Çünkü düşünce tek başına yetersiz. Savaşmamız gereken haşin güçlerin karşısında fikirlerin birbirini çağrıştırması yasası sahte bir güç olarak kalıyor. Diğer yandan Eğer İçimdeki duygular herşeyin hakimi ise, eğer kendilerince algıları, Hatıraları, yargıları, akıl yürütmeleri yönetiyorsa ve hatta güçlü duygular zayıf olanları yok edip kovuyorsa, bir kelimeyle neredeyse sınırsız bir despotluk uyguluyorsa, Demek ki o kadar otoriter dikine mantığın emirlerine Uyar ne de irademizin kontrolünü kabul eder. Bir zat ve iradesi zor olan bir sürü basit ve bayağı Duygu'ya karşı ruhumuzda ancak bir kuvvet mevcuttur. Fakat bu da oldukça güçsüzdür. Koruyucu, kollayıcı olmaktan ziyade sadece istişari rolü vardır.
Bu durumda Kılıç kalkanı bir kenara bırakıp umutsuz bir şekilde savaş alanından kaçmak, kaybettiğimizi kabullenip korkakça Kaderimize boyun eğip tembelliğe sığınıp En azından orada teselli bulmamız lazım. Allah'tan durum bu kadarda vahim değil. Buraya kadar bahsetme dediğimiz ve burada hakkını teslim edeceğimiz bir faktör var. Zekânın bugün muktedir olamadığı şeyleri yapma imkanınız zaman ona sağlayacaktır. Anında alamadığımız bir sonucu bir stratejiyle do Ya bırak ileride telafi etmemiz mümkün olacaktır. Nefsimizi kontrol etmek için kullanacağımız metroda geçmeden önce duygusal hayallerimizin esasına ilişkin hiçbir şey ya da pek bir şey yapamıyorsak gözden kaçırmadı ğımızdan emin olmak için tüm kaynaklarımızı duygularımızın tarihi derecedeki malzemesini etkileyecek güçlerimizi de gözden geçirmekte fayda var.
Fizyolojik açıdan irademizi dikkate almayan organlarımızdan kalp başta olmak üzere hiçbirine doğrudan psikolojik yollarla etki edemeyiz. Tek müdahale imkanımız dışarıdan gelebilir ve bu tedavi ile ilgilidir. Aşırı öfke anında içeceğimiz yüksek otunun kalbin ritmine faydası olabilir. Bazı ilaçlar sayesinde en şiddetli 4'ü lerimizi bastırmak mümkündür. Fiziksel ve zihinsel hantallığı mızı tembelliğim izi kahve içerek engelleyebiliriz. Ancak bu kalbin hareketini hızlandırır bir tür Spa o Üstelik birçok kişi için sinire sebebiyet verebilir. Seninle birçok insanda solunum bozukluğuna, nefes darlığına ve el kolun titremesine neden olabilir. Böylelikle onları kaygıya, sebepsiz endişeye, Hatta akıldışı korkuya sevk edebilir.
Özetle duygularımız üzerindeki doğrudan doğruya etkiniz hakkında düşünmek icab eder. Her duyguya duygunun dışa yansıması olan kas hareketleri genelde herkeste aynıdır ve bunların dışavurumu isteğinize bağlıdır. O halde Madem ki bir hareketi yapmak veya yapmamak hususunda hakimiyeti miz vardır, O halde bir duygunun dışa yansımasını durdurmak çoğu zaman mümkündür. Duyguyla duygunun dışa yansıması olan kas hareketleri arasında devamlı bir çağrışım ve destek vardır. Zaten herhangi bir unsur sık sık ilişkili olursa birbirlerini tetikleyecek leri genel bir pis bu yasasıdır. Bu kurama bağlı olarak insan doğası ile ilgilenen Psikologlar, Hatta Pascal velo yola gibi düşünürler ruhumuzu aynı duygu durumuna getirmek için Duygu hali yerine ona tekabül eden kas hareketini yapmayı tavsiye ederler. Bilindiği üzere hipnoz esnasında duyguyu dışa vurmak için o duyguya denk gelen Davranıştan faydalanılır. Bir kişi de ortaya çıkarmak istediğimiz duygularını ilişkin kasları harekete geçirmemiz o duyguların ortaya çıkması için yeterlidir ve açığa çıkan duygulara tüm çevrede destek sağlar. City Wars sinirlenmesi için bu ülkenin sinirliyken yaptığı hareketleri tekrar etmesinin yeterli olduğundan bahseder. Açığa çıkan duygular zaten halihazırda var olandır. Onları Yar atmıyoruz, sadece onları ortaya çıkarıyor, canlandırıyoruz. Tekrarlanan duygularda doğal olarak zayıflar. İç dün ve destek veren harici Güçler ancak değerli bir katkı olarak kabul edilebilir. Bunlar daha ziyade duyguların bilinçte canlı kalmasını sağlayarak katkı sunar. Hareketlerimiz veya yazı düşünce için Neyse dış destekte duygular için aynıdır. Dikkatin savunulmasına dağılmasına engel olur. Kopmaya hazır zincirler gibi olan irademizi bilincimiz de ön planda tutarak ve yeni mantıksal fikirler geliştirerek yardımcı olur. Aynı şekilde içimizde fokurdayan bir heyecan olduğunda dışa yansıtmayı tercih etmeye biliriz. Sinir hissi yumrukların sıkılması, yanak kaslarının gerilmesi, vücut kaslarının kasılması, Nefes alış larımızı hızlanması şeklinde kendini gösterir. Bir kaslarımı gevşemesi için yüz kaslarım a Gülümsemesi için Emir verebilirim. Nefesimin düzelmesini sağlayabilirim. Ancak daha henüz zayıfken, filizlenme aşamasındayken duygularımı ama gitmezsem, ilk müdahale mi zamanında yapmazsam, büyümeye bırakırsam, Üstelik içimizdeki irade kişiliğimiz rezil olma korkusu gibi duygulara yardım göndermezse çabalarımın boşa gitme ihtimali yüksek olur. Aynı şey cinsel dürtüler için de geçerli. Eğer düşünceler cinsel İsteğe dayanarak oluşturursa, iç direniş zayıfsa, isteğin failleri olan kasların direnişi kısa sürer. Genel olarak düşmana karşı somut duvarlar yükselterek bir avluk oluşturmak hiçbir işe yaramaz. İşin gerçeği dışarıdan içeriye müdahale çok da mümkün değil. Bizim direkt olarak ruhumuz üzerinde duyguyu açığa çıkarmada, harekete geçirmede ve de yok etmede yapacağımız etki zayıf kalır. Şayet sadece günü gününe anlık yaşasaydık, geleceği düşünme mecburiyetimiz olmasaydı bu durumda mücadele etmeye lüzum olmazdı. Bu takdirde içimizdeki de O halde tutkularımız ve duygularımız arasındaki savaşa şahit olurduk. Başımıza Gelenler nefsin isteklerinden başka bir şey değildir. Arzular gerçekleşti kçe gerçekleşiyor, biz de kendimizi Özgür zannediyoruz. Akıl bir süzünden utanmış olarak kendini Kral zannederek o yalanmayı sever. İşin gerçeği arzularımız aklı hiçe sayarak dilediğini yapar. Özgürlüklerini elde etmek için Hiçbir çaba harcamamış olanların duymayı hak ettiği bir kural yok. Sahip oldukları bir kuralın gücünden istifade edebilirler. Şu anda sahip olamadığımız bir irade hakimiyeti kabiliyetinin zaman bize elde etme imkanı sunar. Yani zaman en büyük kurtarıcımızdır. Aynı zamanda Aklımızın tutkuların ve hayvani serin boyunduruğundan kurtulmasını sağlar. Çünkü Duygu durumları adeta vahşi ve kör Güçler gibidir. Akıl ki bu davranarak ve zamanla ittifak kurarak, yani taktiksel bir oyunla, sabırla, sakin ama kararlı bir şekilde yavaş yavaş mutlaka iradenin iktidarını ele geçirebilir.
Şimdi de gelin zamanın etkisiyle gerçekleşen bu özgürleşmenin duasını ve etkileyen inceleyelim. Eğitimin görevi çocuklarda güçlü duyguları kullanarak düşünme alışkanlığı edinmeleri sağlamaktan, yani çocuğun kafasında fikirlerde fikirler fikirlerle duygular arasında ve nihayetinde fikirlerle eylemler arasında bağ kurabilmesi ni ve harekete geçmesini temin etmekten başka ne olabilir? Çocuk bunu oluştururken öncelikle korkuyla, kendine olan saygıyla, anne babaya Şirin görünmek kaygısıyla davranışlarını Yavaş yavaş düzeltmeye, gürültü yapma eğilimini bastırmaya, hareketlerini kontrol etmeye başlar. Üstüne başına dikkat etmeye ve çalışmaya başlar. Diğer bir değişle amaç güçlü doğal duygularını oy kullanarak içgüdüsel davranışlar da bunun doğal sonuçları arasındaki bağı koparmak ve birbiriyle daha öncesinde ilişkisi olmayan kimi fikirlerle eylemler arasında güçlü bir bağ oluşturmaktır.
Dini duygular derin inanç ortamlarında ve dönemlerinde muazzam bir gücün ortaya çıkmasına neden olur. Sebebi de zaten güçlü olan ve tutarlı bir şekilde bir araya getirilmiş olan temel Duygulardan faydalanılmasıdır. Toplumsal baskı korkusu, dini temsil eden otoriteye karşı saygı, eğitim yıllarının birikmiş alışkanlıkları, günah işleme korkusu, Sürekli her yerde Bizi gören duyan, Hatta düşüncelerimizi bilen Tanrı düşüncesi, ondan beklenen umutlar. Bütün bunlar bilincimiz de basit gibi görünen ama aslında karmaşık ve mühim bir yer edinir. İçimizi yakıp kavuran bu duygunun ateşi düşüncelerimizde eylemlerimiz arasındaki bağı lehimleri. İşte bu nedenle Üstün dini duygulara sahip kişiler key bu başı fazla eğilim göstermezler. Çünkü çok çabuk boyun eğerler ve bunda samimi değiller. Ahlaki açıdan zayıf olanların zihnini yakıp kavuran cinsel istek onlar da öylesine mat edilmiş, yok edilmiş, arındırılmış tır ki onlar için iffeti korumak bir sorun olmaktan uzaktır. Bunun sadece Üstün duyguların karşı koymasıyla çok güçlü eylemler karşısında kazanılmış büyük bir zafer örneği olduğunu düşünüyorum. Reina'nın dediği gibi artık Sahip olmadığım bir inancını hala beni yönettiğini hissediyorum. İnancın özelliği kaybolmasına rağmen hala etkili olmasıdır. Bu durum sadece inancı ilişkin bir özellik değil. Eylemleri uzun süre kimi fikirlere bağlayan her samimi Duygu zamanla yok olabilir. Duyguların kolaylıkla kurduğu benzer Bağları düşüncelerimizde Duygu durumları mızda işbirliği sağladığı takdirde aynı şekilde kurabilir. Fazlasıyla örnek var. Lisede ve aileden aldığımız et bu hocalarımız, öğretmenlerimiz gördüğünüz gibi bize istedikleri bağı kurabilirler. Aynı şekilde dinde bu bağ kurabilir. Ancak kendi kendimize yaptığımız, kendimizi tanıma eğitimimiz için durum farklıdır. İş çok daha karmaşıktır. Bir psikolojik yapımızı, doğamızı dinlemesini tanımamızı gerektirir. Genel itibariyle öğretmen veya ebeveyn denetiminde iken gençlerden çok net belirlenmiş şekilde Düzenli ders çalışmaları istenirken, liseden mezun olduktan sonra korumasız, gözetimsiz kalırlar. Kendilerini şehrin karmaşasında kapılmış ve özellikle de vazife Siz bulurlar. Çünkü sınavlara hazırlanmak günü gününe ajandasını takip etmekte Aynı şey değildir. Artık ceza yok. Ne kadar uzakta, ne kadar etkisiz yıl sonunda gelecek başarısızlık korkusu da yok. Hatta pekçalışkan olmadıkları halde okula kabul edilen öğrencilerin çok sayıda olması bile tüm ciddi kaygıları ortadan kaldırıyor. Bu O hep Sonay çalışmaya koyulurlar. Bu olumsuz ortamda öğrenciye destek olacak, var olan duygularından destek almasını sağlayacak ve Aklın fikrin hâkimiyetini sağlayacak ortamı kurmak gerek. Hiçbir kaynağı atlamadan hangi düşünceyle hangi davranışın bağlanabileceği inceleyip tam bir taktik oyun oynamamız gerekiyor. Düşüncelerle nefsi kontrol etme yolunda faydalı olan duygusal Güçler arasındaki bağı inceleyeceğiz. Akıllı duygular arasındaki bağı araştıran sayısı maalesef çok az olan filozoflari ki durumu birbirinden ayırmaya gayret etmişler. Zihin öğrenilen asıl bilgi ve ezber bilgi. Aslında bu ayırın temel bir gerçeği ortaya koymanın yanlış bir yoludur. Tüm bilgiler zihinseldir. Ancak bilgiye bir heyecan eşlik etmesi durumunda ikisi arasında bir etkileşim ve birleşim olur. Duygunun daha hacimli ve daha etkili olması nedeniyle bilincin önüne geçer. Bağlantı en ileri kenara gider. Yukarıda belirttiğimiz örneklerde isteksiz düşüncelerin aniden şiddetli duygular uyandırabilir Jack yeni gördük. Ancak yanında duygusal bağın hatırası olmaksızın düşüncenin şurda yer tutması mümkün değildir. İşte bu yüzden bir bayırdan kaydım düşüncesi Yaşadığım bir olaydan dolayı başımın için yeterli oluyor. Daha önce hiç alakası olmayan bir fikirle duygu durumu arasında nasıl bağ kurulup otomatik hale dönüştüğünün kendinden Somut bir örneğini verdim. Bu Bağları yapay olarak tutturmak mümkün mü? Cevabımız Hayır olsaydı irade terbiyemiz biterdi. Ama az önce eğitimin bu ihtimali üzerine kurulu olduğunu gördük. Öyleyse anne babalar ve öğretmenler irade terbiyesi için her Ne yaptılarsa özgür biri de bunu kendi başına gerçekleştirebilir mi? Eğer cevap olumsuzsa insanın kişisel eğitimini gerçekleştirmesi mümkün olmazdı. Düşüncelerimizi duygularımızı bu indirmek Şüphesiz ki zordur. Üstelik zaman alabilir ve ciddiyet gerektirebilir. Zamanla mümkün olacağı konusunda Birce Hepsinden daha kesindir. Zira bu çaba bizim kendimizi kurtarmamız için şarttır. Bunu kabul etmekse Özgür olduğumuz anlamına gelir. Bu olumlu ifadeyi kullanmada tereddüt etmeyelim. Evet, Özgürüz. Her birimiz eğer istersek zor bir görev fikrini kolay kılmak için onu Duygu ekleyebiliriz. Duygular genellikle zihinle çalışanlar da ihtiyaç duyulan çağrışımlar birçok Duygu durumuyla sağlanır. Üstelik yukarıda bahsettiğim kendi önündeki gibi sadece tek bir tecrübenin sonucu değildir. Enerjimizi topladığımız anlarda Keskin çizgiler tıpkı bir ressam gibi üst üste kalem darbeleriyle ilk tecrübeden itibaren eskideki her çizgi gibi alışkanlık yasası da bilincimize işler. Zihnimize işin yavaş olması tercih edilir. Çünkü yok yalnız başına çalışması insanın doğasına aykırıdır. Bu anlarda insanın üzerine çöken yorgunluk ve özellikle bir düşüncenin üzerine konsantre olmak için verdiği savaş o kadar zordur ki insan hareketsiz ve tembel klan zararlı güçlere karşı iradenin mücadelesini destekleyecek bütün duygusal güçleri tutarlı ve sağlam bir bağ şeklinde toplamak hiç de gereksiz değildir. Bencillik ve fedakarlık eseri bize bugün ve gelecekte yardıma çağırır bileceğimiz zengin bir eğilim, heyecan ve Tutku hazinesi tedarik eder. O hazine ki Şimdiye kadar bize soğuk, can sıkıcı Görünen bir hedefi canlı ve çekici bir gayeye, cazip bir sonra dönüştürmemiz de yardımcı olur. İçimizdeki kıpır kıpır sımsıcak heyecanı bu hedefe amaca yansıtırız. Cimri bir insan hayatını, sağlığını, isteklerini ve hatta dürüstlüğünü paraya değişebiliyor da biz neden mutluluğu getirecek çalışmaya her günümüzden biraz ayırma Yalım? Tüccar her bir saat beşte kalkıp gece saat 9'lara kadar müşterileri ile ilgilenip bir gün köyde Bahçeli bir evde sakin bir hayat kurma umuduyla yaşarken, biz de gençler de gelecekte entelektüel bir hayatı nimetlerine kavuşmak için bugün çalışma masalarında dirsek çürütmek zorundadır. Bir iş çok zor ve nahoş olsa bile eğer içinizden gelerek yapılırsa Emin olabiliriz ki fikirlerin çağrışım yasası gereği alışkanlıklar çabanın verdiği acıyı dindirecek ve kısa bir süre içinde keyif almaya başlayacağız. Öncelikle irademize faydalı olacak işlerimizi zenginleştirebilirsiniz. Böylece onları istediğimiz gibi değiştirebileceğiniz. Mesela zamanın elimizden kaydı düşünüldüğünde hayrete düşüren bu algılanması zor koşuşturmanın, bu insan hayatını ve bedenini kemiren telaşı, saniyelerin akışı, bu hayatın kısalığı duygusu da bize bütün bayağı eğlenceleri küçümsemeye öğreterek yardıma Gelemez mi? Aslında birinci Sen hiç olmayan duyguları ne yaratabilir ne de ortaya çıkarabiliriz. Ama temel olan duyguların da insan bilincinde yer almadığını söyleyemeyiz. Üstelik bildiğimiz başka bir şey en karmaşık ve en yüksek duyguların birçok temel duygunun bir araya gelmesiyle oluştu dur. Ve diğer yandan da zihin ciddi ve uzun bir dikkat sayesinde birinci sağladığı destek bir incinen canlı halinin ortaya çıkmasını Daha sonra da ilişkili olan ruh halinin doğmasına ve beyinde fikirlerin topladı bir kontrol merkezinin gelişmesine sebep olur. Yani biz bir bakıma cılız, utangaç, şimdiye değin gün yüzü görmemiş, cesaret bulamamış, kendini ifade edememiş, gündüz Parladı belli olmayan Yıldızlar misali zayıf duygudurum larımızı cesaret indirebileceğimiz i, destekleyebilecek imizi düşünüyoruz. Ayrıca yazılan Romanların başarısı ve okuyan herkesin beğenmesi nasıl açıklanabilir? Robinson krus gibi o Issız bir adada mahsur kaldığımızda hayatta kalmak için aklımız tüm becerilerini kullanmak zorunda kalmaz mı? Sefalet içinde isem ve de kurtulmak istiyorsam yine akıl devreye girer ve oradan çıkmaya çalışır, beni yönlendirir. Sonuç itibariyle bir listeye Duygu'ya büyük bir canlılık katmak için akılda bu faaliyeti yakından takip etmelidir. Bu sayede aklın sevimli, cazip ya da faydalı yönleri derin izler bırakan bilmiş olur. Görülüyor ki akıllı ve öngörülü varlıklar olduğumuzdan incelemiş olduğumuz bütün bu olanaklarımızı müttefik duygularımızı güçlendirmek amacıyla kullanabiliriz. Biz dışarıdan direkt olarak Duygu durumlar ımıza müdahale etmemiz çok mümkün değil. Fakat çağrışım yasasını akıllıca kullanarak gücümüzü muazzam bir yaygınlığı ulaştırmak mümkündür. Bu güce sağladığımız enerjiyle etkisini ikiye katmamız mümkün. Özellikle bu duyguları ortaya çıkaracak ortamda bulunduğumuz Bu aile, arkadaş ilişkisi, kitap okuma, örnek alma vesaire ortamları gibi açıklanan argümanlar bize cesaret vermek için yeterlidir. Şayet fikrin eyleme bağlanmak için duygudurum larımızın hararetine ihtiyacı varsa çağrışım yasasının akılcı kullanımı ile halledebiliriz. Böylece aklın hakimiyetinden istifade edebilmek imkansız olmaktan çıkmaya başlar. Bunun için fikirleri Duygu arasındaki bağı biraz daha yakından incelememiz lazım. Hissetmek dağınık, ağır ve uyanması yavaş bir durumdur. Ek olarak tecrübelerini onayladığı şekilde duygunun bilinçli bulunması son derece Nadir birer bir duygunun varoluşuyla yok oluşu arasındaki Aralık oldukça geniştir. Heyecanlar Bir nevi metwo Cezir gibidir. Aralıklarda ise ruh kendi sükunetini, huzurunu bulur. Tıpkı bir deniz gibi durur. Duygu durumlarının bir periyodik yapısı iniş ve çıkışı bize akılcı özgürlüğün ve kararlılıkla oturma imkanı verecektir. Bir düşünce doğası gereği sonsuz gelgitler e dayalıdır. Ancak anne baba ve öğretmenlerinden ciddi bir eğitim alan genç zekası üzerinde muhteşem bir güç edilmiştir. Bilincinde çok uzun süre dilediği temsili tutabilir. Duygu durumlarının istikrarsızlığın a karşı fikir sürekliliği ve gücüyle karşı durur. Duygu dalgası boyunca ortaya çıkan hareketi kullanmak üzere orada bulunur. Duygu bilinçte yükselince hemen durumdan istifade edip tekniği yol alması için ittirmek gerekir. Doğru kararlar almak için adeta bizi çağıran Tanrının sesiymiş gibi faydalı hareketlerden istifade etmek gerekir. Ruhumuzu istila eden müttefik Duygu Her ne olursa olsun onu derhal amacımız doğrultusunda kullana bilmeliyiz. Bir arkadaşın başarısını öğrendiğimizde bu yalpalayan irademize Kırbaş darbesi olur ve hemen işbaşına koyuyoruz. Hemen bir bu gündür içimizi kemiren ne bitire bildiğimiz ne de yarattığı takıntıdan kurtula bildiğimiz o işten cesurca kurtulalım. Şimdi Bu satırları okuduktan sonra hemen elinize kağıdı kalemi alın ya da en basit şekilde çalışmayı keyifli kılan o sağlıklı fiziksel ve zihinsel Duygu hissedelim ve hemen işe koyulalım. Duygular çekilirken Tıpkı toprağın üzerine serpilen mübarek bir bereket gibi iş yapma alışkanlığına faydası olacak keyfine doyum olmayan enerji Keser bırakacaktır. Duygu kaybolunca akabinde sükünet Gelince tek başına kalan fikrin diktatörlüğü birinci yerleşecektir. Ama Chopin Harun dediği gibi fikirler Tıpkı her zaman akmayan ahlaki değerler musluğu açıldığında iyi duyguların gelip biriktiği ve ihtiyaç hasıl olduğunda kanallarla Gerekli yere ulaştırıldığı bir baraj, bir Sarnıç gibidir. Diğer bir de işte fikirlerle eylemler arasında duyguların etkisiyle kurulan bağlantı devam da bahseder ve öte yandan fikir sürekli olumlu duygularla bağdaş kırıldığından bu duygular mevcut olmadığında bile çağrışım yasası gereği harekete geçirmek için Zayıf da olsa yeterli miktarda uyandırabilir.
Benim şimdi de kendimize hakim olmamızda olumsuz etki eden duygusal halimizde akıl arasındaki bağı incelemek alıyor. Bizim gördüğümüz üzere duygusal hallerimiz ve istek Tutku gibi duygular üzerindeki direkt etkimiz kayda değer bile olsa Neticede Zayıftır. Gücümüz ancak dolaylı olarak kullanabiliriz. Sadece kaslarımıza ve düşüncelerimizin gidişatını etkimiz olabilir. Bir duygusal ellerimizin dışa yansımasını bastırabilir, Beden dilini yok edebiliriz. Saraylı beyefendiler daha acımasız, daha akıl dışı bir güçten, yani toplum baskısından çekindikleri için onların sinirlerinin, öfkelerin, nefretlerini, isyanlarının her türlü tercümesini bastırma gücünü en yüksek düzeyde elde ederler. Öte yan bu Arzular eylimler dış dünyadan kesinlikle ayrılır, sadece kas hareketleriyle kendilerini söndürebilirler. Öfke kendini küfür, şiddetle tatmin eder. Aşk sarılma larla, öpmelere, okşama larla. Ancak kaslarımız isteğimize bağlı olarak hareket ederler. Hepimiz bir süreliğine uzun larımızın sevdaya aracılık etmesini engelleyebiliyor Sak, gücümüzü artırabileceği mizi ve duygularımızı içimize görebileceğimiz de kesindir. Pascal Tam da bu anlamda zeka ne kadar büyükse tutkularda o kadar büyük olur diyor. Fa kat Unutmayalım ki düşüncelerimizin yönünü belirlemek bize aittir. İki ateşin birbiriyle temas etmesine engel olabiliriz. Ateşi söndürmenin imkansız hale geldiğini hissediyorsak bir uzlaşma Yolu arayabiliriz ve misal olarak kızgınlığımızı söze vurabiliriz. Öç alma isteği ne dönüştürebilir bu gözükür saçma sapan duygunun ateşe azalana de kendimize geleceğimizden emin olarak ise da temkinli bir geri çekilmeye zorlarız. Bir tutku kendini bahane ile meşhur ulaştırdığı anda korkulur hale gelir. Bu duygusal hallere ulaşmak için Hedef almamız gereken pilot görevi gören Düşünce veya düşünce gruplarıdır. Tam da bu bahaneleri parçalayıp yok etmemiz gereken tutku bir nesnenin etrafından uzaklaştırılması gereken bir illüzyondur. Böylece gerçeği görür, yanlıştan yalandan uzaklaşırız. İrademiz karşısında Tutku yenilgiye uğramış olur. Başka istekler veya duygusal hallerde iradenin kolaylıkla kazanmasına izin vermeyecektir. Oysa halinden memnun tembelliğe karşı bilincimiz de mücadelelerle güçlenen iradeyi destekleyip Sonuçta Muzaffer bir hale getirebilir. Figaro'nun Düğünü nde ki o muhteşem cherubin karakterini hatırlayalım. Kim olduğunu bilemiyorum. İçimde fırtınalar kopuyor bir süredir. Bir kadın Aklıma geldiğinde kalbim pır pır ediyor. Aşk ve Tutku kelimeleri kalbim da oynatıyor. Birilerine sizi seviyorum demek o kadar farz oldu ki kendi kendime yüksek sesle parklarda Hanımefendiyi sana ağaçlarını rüzgara söylüyorum. Dün Mars elini gördüm. O bir kadın. Bu kelimeler ne de tattığı cherubin kendin de olsa Mars eline yakından baksana ne denli çirkin, yaşlı bu dalı olduğunu görürdü ve isteis önerdi. Peki bu arzuyu ne yok edebilirdi? Dikkatli inceleme ve hakikat. Büyük tutkular eleştirel bakışın uyanmasını engel olur. Ama tutkunu olunan şeyden iradi olarak kötülenmesi Mümkünse Tutku yok olma tehlikesi altındadır. En güçlü bahaneleri olan tembel de bile zaman zaman çalışma sevincinin tembel bir hayat karşısındaki üstünlüğü kanıtlandığını da çalışma ise uyanabilir ve bu anlar daha sonra pişmanlığı olmayan tembel bir hayatı imkansız kılar. Hakikatlerle bahaneleri yüzleştirmek en zor koşullarda bile mümkündür. Hatta bazen bahanelerle hayal Bir daha da Ötesi irade terbiyesine aykırı olan bir hakikat de bir beyaz yalanlar anı karşı karşıya getirmek gerekebilir. Bir işin gerçeği irade bir yalan, yani bir kurgu ancak içtenlik katılınca davranış üzerinde etkili olur. Eğer bu yalan içi boş bir ifade, bir papağan tekrarı ise hiç bir işimize yaramaz. En genel hafıza kuramı hafızamızda tekrar edilmeyen her hatıranın yavaş yavaş silinmeye yüz tuttuğunu, gitgide netliğini yitirdiğini Ve sonunda günlük bellekten silindiğini söylemiyor mu? Oysaki geniş kapsamda bakılırsa insan dikkatini hükmeder. Daha sonra istersek bir hatırayı sadece onu tekrar dikkate almayı reddederek hayat boyu ölüme mahkum edebiliriz. Zihnin çalışan herkes aklında yalnızca istediklerini tutmayı başarabilir. Üzerinde düşünmeyip silmek istediğimiz düşünmek istemediklerimiz Temelli gider lebriz. Bu kuramın sahip olmadığımız ama uzun vadede edinmek istediğimiz bir yargının insan üzerinde etkisini O çok iyi anlatmıştık. İstenmeyen bir olayı istenilen bir duruma dönüştürebiliriz. İstersek dikkatimizi hoşlanmadığımız bir nesneden hoşlandığımız bir Nestle yönelterek kendimizi inandırma mız mümkündür. Diğer bir de işte avantajı olan tarafın sebepleri üzerinde daha fazla durunca onun gerçeğe daha fazla uygun olduğuna inanıyoruz diyor. Sonuç olarak bir yargı mutlaka akılda bulunan nedenlerin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Bu nedenleri toplamak bir çeşit anket yapmak gibidir. Bu ankete istersek iki şekilde Cat vurabiliriz. Öncelikle yarım bırakmak önemli olsalar bile daha sonra ele almayı reddetmek elimizde veri toplama zihinsel bir çaba gerektirir. Tembelliği miz o kadar doğaldır ki erkenden vazgeçmek işten bile olmaz. Hoşumuza gitmeyecek bahanelerle karşılaşmaktan korkarsak iş iki kat daha kolay olur. Anket son bulunca açıkça sonuçları değerlendirmek ağırlığına göre seçmek elemek elimizde. Bu bir delikanlı genç bir kadınla evlenmeye karar vermişse ailesiyle, sağlık durumuyla, servetlerinin kaynağı ile ilgili bilgi toplamaya reddeder. Ailesinin geçmişinin pek temiz olmadığımı kanıtlandı olsun. Genç bir kadın ebeveynlerinin geçmişinden sorumlu olabilir mi? Aksine kız kendisini rahatsız eden bağlardı ve tecrübesizlik veya boş bulunma sebebi ile verdiği sözlerden kurtulmaya çalıştıkça en uzak atasına kadar sorumlu tutulması korkunç olacaktır. Doğrusu bahaneler her zaman aynı değeri sahip ağırlıklarla kıyaslanmaz. Nasılki Bir rakamın önüne yazılan başka bir rakam bambaşka bir sayıyı oluşturur, on kat, 100 kat daha büyük bir sayıya dönüşürse duygularla bağlantıları lan bahaneler de çok farklı değerler alabilirler. Bu bağlantıyı korumada tamamen hür olmamızdan dolayı istediğimiz düşünceye istediğimiz değeri ve faydayı verebiliriz. Üstelik bu muhteşem içsel zenginliği uygun düşen bütün dış kaynaklarla güçlendirebiliriz. Güncel bu müziğin yanında geçmişiyle kullanmamız mümkün. Tembelliğe ortam hazırlayan Duygu sağlığımıza belli belirsiz düşüncelere da almamıza sebep olacak tensel eğilimlerimizi kışkırtacak kitapları seçmemek elimizdeki özellikle karakteri fikirleri yaşam tarzı ilişkileriyle kötü eğilimlerimizi artıran bizi sağa sola sürükleyen ve tembellikleri sahte sebeplerle meşhur ulaştırmasını bilen arkadaşlarımızı ya bir çırpıda ya da zamana yayarak elemek bizim elimizde. Hepimizin yanında tehlike anında bizi boğulmaktan kurtaracak bir akıl hocamız yok. Fakat yapılması gereken en doğru şey içinde kaybolacağı mı tehlikeli adaya hiç yanaşmamak olacaktır. Aklın düşmanı olan güçlerle mücadele etmemiz için gereken araçlar bunlardır. Doğal olarak zihinde karşılık bulmalarına izin vermemek, arzularımızın bağlı olduğu bahaneleri, hataları akıllıca yok etmek ve hatta yıkıcı hakikatleri inanmaktan uzak durmak gerekir. Şayet Savaş gerçekten eşsiz bir Sav bu dürtüler içten içe bizi sarmışsa, zekamızın Doruk noktasının bu gidişe Rıza göstermemesi gerekir. Bu duygu halleri Tıpkı saire gibi tek bir güç olmadığı için bunların karşısında zayıf kalan müttefik lerimizi dikkatimiz ve sempo temizle desteklemek için çaba harcamak bizim görevimizdir. Belki onları birleştirip yeniden başarılı bir saldırıya geçebilir ya da en azından düzenli bir şekilde geri çekilebilir iz. Ardından kendimize gelmemiz daha kolay, daha hızlı ve kararlı olacaktır. Misal bir şehvet anında bozgunum uzun utancını bir an bile gözden kaçırmaya biliriz. Tatmin olduktan sonra gelecek depresyonu, verimli ve güzel bir çalışma günü kaybetmiş olma düşüncesini hatırlayabilir ve belki de zihnimizde canlandırabiliriz. Aynı şekilde Herkesin başına geldiği gibi bir tembellik anında ver ki hantallığı mıza sebep olan içimizdeki ilkel hayvanın isyanına engel olamayız. Ancak kendine hakim olmanın, çalışmanın vesaire nedeni güzel bir ve bu düşünmemiz ve hissetmemiz mümkündür. Emin olun kriz daha kısa, kendini toparlamak daha kolay olacaktır. Hatta direkt olarak kendimize savaşmak yerine olumsuz işlerimizi sakinleştirmek için kalkıp dolaşmak, konuşmak, birilerini ziyaret etmek vesaire daha doğru olacaktır. Tek kelimeyle sabit düşünceleri yok etmeye, yıpratmaya çalışmak, onu rahatsız etmek, başkalarıyla yapay olarak paylaşmak gerek. Aynı şekilde tembelliğim izi seyahat kitabı okuyarak, resim yaparak, Müzik yaparak yanıltabilir İz. Daha sonra zihnimiz uyanınca tekrar çalışmaya dönüp Korkaklık ya da uyuşukluk sebebiyle bıraktığımız yerden devam edebiliriz. Sonuç olarak sıkça başımıza gelse de iradeyi kaybedince Asla pes etmemelisin. Hızlı bir rakama denk gelen bir yüzücü gibi biraz ilerlemek yeterli olacaktır. Ya da umutsuzluğa kapılmamak için kendini akımın tüm gücünü bırakmaktansa daha az ilerlemek yeterli olacaktır. Her şeyi zaman sayesinde kazanırız. Alışkanlıkları biçim bu ve onlara doğal eğilimlerin gücünü ve enerjisini sağlayan odur. Asla umutsuzluğa kapılmayın. Gücü muhteşemdir. Palpe dağlarında yer yer 100 metreyi bulan yarıklar bulunur. Bu yarıklar yazın eriyen suların taşıdığı konular yüzünden oluşmuştur. Ben küçük eylemler sayısız kez tekrarlandığında sebepleriyle birlikte devasa sonuçlar oluşturur. Doğrusu Doğa gibi önümüzde yüzlerce yılımız yok ama graniti koymak zorunda değiliz. Bizim için önemli olan kötü davranışları silip yerine yavaş yavaş daha iyilerini koymak olmalıdır. Amacımız tembelliği mizi ve arzularımızı makul limitler çerçevesinde tutmaktır. Hepten silip atmak değildir. Hatta başarısızlık larımız bile bizim lehimize dönebilir. Mükemmele kavuşmak için kaynak o denli bol. İşin gerçeği arzularımız tatmin olduktan sonra İçinde bulunduğumuz o huncho ağızda kalan acı tat, fiziksel yorgunluk, zihinsel boşluk işleri acı tadı hissetmek için tek ben gerçeğini faturasını hafızasına kazımak isteyen için mükemmeldir. Birkaç günlük mutlak tembellik insanda o hazımsızlık eseri yaratmak için haydi haydi Yetecektir. İlerlememiz için değerli olan kendinden İrem'e ismini beraberinde getirecektir. Bu tür istediğin ara sıra ortaya çıkması kıyaslayarak gerçek çalışma ve erdemin değerini anlamak için önemlidir. Katıksız mutluluk kaynağı en asil ve enerjik duyguların mimarı şudur: Kendi gücünü hissetmek, iyi eğitilmiş bir insan olmak, çevresine ve ülkesine büyük hizmetler vermek için muhteşem bir şekilde hazırlanmış olmanın gururu. Özgürleşme adı verilen bu savaşta başarısızlıklar da başarı kadar değerlidir. Fakat genel görüşlerden uzaklaşma zamanı artık belli irade lere belli davranışları iliştirmek monte etmek mümkün. Tersine istenmeyenleri bozmak da mümkün. Buradan da şunu anlıyoruz: İnsanın kendi kendine iradesini terbiye etmesi mümkün. Son söz Az önceki bölümlerin umut verici yönü kişinin kendisine rehberlik etmesini zor olmadığını bize gösterme Seydi milli eğitim müfredatı da bu istikamette olsaydı ne güzel olurdu. Çünkü tembelliği ve cinselliği kontrol etmek çok daha kolay değildir. Kitabımızın sonuç kısmında bizi umutlandıran şey karakterimizi şekillendirebilir olmamız ve irademize sahip çıkmak için kendimizi tanıdıkça ve iç güdüsel isteklerimize hakim olduğumuz sürece kendimizi kontrol edebiliyor olmamızdır. İnsanları birbirine bağlayan ve ilişkileri güçlendiren saygı ve sevgidir. Axise insanları birbirinden ayırır. Dinin onayı olmadan ahlaki karakterin oluşması pek mümkün değildir. Herkesin zamanda psikolojik yapısında anda destek alarak dayanılmaz baskılara bile karşı koyabilmesi kendisine hakim olması mümkündür. Mümkün olduğuna göre bu iş önemi itibarıyla hayatımızın öncelikli meselesi olmalı ki içsel dürtülerini canlandırmaya neden olacak heyecanları, zevkleri, fikirleri Hatta bu sınırlamak zorundayız. Çünkü mutluluğumuz irademize hakim olmaktan geçiyor. Mutluluk yoğun şekilde dikkatimizi irademiz üzerinde tutmamıza bağlı. Sadece mutluluğumuz değil, zihinsel açıdan gelişimizde irade terbiyesinden geçiyor. İşin püf noktası büyük sabır göstermekte saklı. Sanıldığının aksine bilimsel büyük edebi eserler olağanüstü beyinler sayesinde değil, başarılı bir otocontrol ve kendine hakim olma neticesinde doğar. Yüksek Öğrenim ve lise eğitimimizde bu düşünceye göre temelden şekillendirilme lidir. Acilen beyinleri heba eden ezber eğitimi yok edilmelidir. Acilen müfredatın ciddiyetle Sil Baştan elden geçirilmesi adeta işe yaramaz otların çalılıkların temizlenmesi gibi öğrencilerin nefes aldırılması şarttır. Beyni tıka basa ezberler yerine aktif düşünmeyi geliştirecek, inisiyatif kullanmaya özendirecek ödevler verilmesi gerekir. Bir a demize hakim olmayı öğreterek büyük insan bu değiştirebiliriz. Yüzyılımızda hedefimizi dış dünyayı keşfe ayırdık. Bu keşifler şehvet ve arzularımızın kabarmasına ve sonuç olarak da daha fazla yeni şeye sarsıntıya ve üzüntüye neden oldu. Çünkü dış dünyayı keşfederken iç dünyamızdan olduk. Asıl önemli olan mutluluk kaynağımız Zihni mutlulukları bir kenara bıraktık. Çözümü çok basit: İlkokuldan ve ortaokuldan itibaren çocuğa iradesine hakim olmayı sağlayan ahlaki değerlerin verilmesi şarttır. Henüz ahlaki değerleri olmayan, tembel olmaya eğilimli, aklı başka yerlerde olan çocuğa birtakım kuralları üretilmeye çalışılır. Özgür irade teorisiyle çocuk Özgür yetişsin diye de tamamen iradesiz kılınırsa hiçbir işe yaramayan insanlar yetişir. Kişi yavaş yavaş kendisine hakim olmayı öğrenmek zorundadır. Doğru yöntemlerin uygulanması şartıyla her gencin kendini kontrol etmesinin mümkün olduğunu söylemek gerekir. Doğru amaçlar için savaşmanın iyi bi Ne oldu Kendine hükmetmenin akıl için ne denli önemli olduğu unutulmamalıdır. İrade terbiyesinin gerekliliğini ve getirisini düşünen herkesin bu işi hayatlarının Odak noktasına koyarak kendisi için en önemli mevzu haline getirmesi gerekir. Son.