Transcription
Selamlar. Yine Salat üzerinde bugün dördüncü programı işleyeceğiz. Kelimemiz salat-ı ikame. Salat'a namaz veriyorlar. Tabii uymuyor. İkameye de kılmak veriyorlar. O da uymuyor. Zaten ikame kılmak değil, ceale olması lazım. O zaman fiil olarak Salat'ın sözlük anlamı, hani binekleri yük yüklerken diz vermek, omuz vermek, sırtlamak, yani dengeye getirmek sözlük anlamları var. Yine bugün Salat üzerine bazı ayetlerden izahat yapacağız ve konuyu şekillendirdiği sezde ve rüku'ya girmeye çalışacağız inşallah. Buyur Ali hocam.
Euzu billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. İnşallah bugünkü programımızda dokuzuncu örnek olarak Nisa Suresi 101, 102 ve 103. ayetlerini almışım. Yüce Allah 101. ayette buyurur ki: "Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kafirlerin sizi fitneye düşmelerinden korkarsanız, Salat, Kur'an'la ilgili teşvik ve bilgilendirmeden atmanızda size bir günah yoktur. Şüphesiz kafirler her zaman sizin apaçık düşmanınızdır."
Şimdi, eee, geleneksel anlayış bunu korkulu anlarda dört rekat olan namazın iki rekat olarak kısaltılmasında bir sakınca yok derler. Ama esas ayetteki Salat'ın anlamı şudur: Sen hocam, Kur'an'ı tebliğ ettiğimizde herhangi birisi bir yerde, bir mekanda, bir yerde Kur'an'ı tebliğ ediyor, Kur'an'ı anlatıyor. Yani Kur'an'dan başka kaynağın olmadığını anlatıyor, Allah tarafından indirilen vahyin önemli olduğunu anlatırken, mezhep, cemaat ve tarikat mensuplarının bulunduğu bir ortamda, bir ortamda tartışma ve kavga tehlikesi varsa, konuşmayı kısa kesmek daha hayırlı olacaktır. Ayet bunu söylüyor. Ardı, "Yeryüzünde bulunduğunuz zaman, herhangi bir yerde bulunduğunuzda sizin için bir günah yoktur." Kur'an'ı anlatıyorsunuz, Allah'ı anlatıyorsunuz, Allah'ın elçilerini, İslam'ı, dini, ihlası, Hanif İslam'ı anlatıyorsunuz. O anda orada, eee, yanlış düşüncelere, sapkın düşüncelere olan insanlar var. Sizin Kur'an'ı, hani bir ayette diyor ki, "Allah tek başına anıldığı zaman, Allah tek başına anıldığı zaman ahirete inanmayanların kalplerine sıkıntı basar." Şimdi burada bu ayetin, Nisa 101. ayetin anlattığı manzara, tablo bu. Kur'an anlatılıyor, Allah anlatılıyor. Orada, yani şeyhlerine, dinine, şirk inancına aykırı şeyler söylediğinizde itirazlar gelebilir. İtirazlar gelir, ondan sonra tartışmalar başlar, kavga başlar. Korkunuz varsa, bir endişeniz varsa, bu arada o sohbeti kısaltmada, o sohbete son vermede herhangi bir sakınca yoktur. Çünkü artık kavga olursa, tartışma ve kavganın olduğu bir yerde sağlıklı bir diyalog ve iletişim kurulamaz. Yani orada artık tebliğ yapılamaz. Orada davanızdan vazgeçin, o anda anlatmayın.
Evet, hocam. Bunu zaten bu şekilde anlamak doğru. Bunu izah ederdim ben. Yani bir sefere çıkıp, yani sefer demek hareket demek. Yani dini tebliğ etmeye gittiğiniz zaman eğer onların size zarar vereceğini anlarsanız, sözlerinizi kısaltmanın da, sözlerini derken yani anlamlarını daha yumuşak, onların aksine, onların ilahlarına söyleyecek şekilde değil de daha güzel veya kısaltılmış bir şekilde tebliğ yaparsanız daha iyi olur. Yani çünkü orada sıkıntı doğabilir. Dediğim gibi diyalog kopukluğu olabilir. Yani evet, evet.
Şimdi Nisa Suresi 102. ayet. Savaşta Salat. Savaşta Salat nasıldır? Gerçekten savaşta namaz var mıdır? Yoksa savaşta Salat'ın keyfiyeti nasıl olmalıdır? Nasıldır? Esas burada anlatılmak istenen nedir? Yüce Allah tarafından bu ayette, Yüce Allah buyurur ki: [Müzik] "Sen de işlerinde bulunup onlara Salatı ikame edeceğin zaman, onlardan bir taife seninle beraber dimdik saf saf ayakta dursun. Silahlarını yanlarına alsın. Böylece secde ettiklerinde, kayıtsız şartsız itaat ettiklerinde arkanızda olsunlar. Sonra henüz Salatı yapmamış olan bu diğer taife gelip seninle beraber Salatı yerine getirsinler ve onlar da ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını alsınlar."
Geleneğe göre bu ayet 14 asırdan fazla bir süre önce vefat eden Nebi Aleyhisselam'a hitap etmekte ve ona korku ve savaş zamanında nasıl namaz kılması gerektiği anlatılmaktadır. Nebi namazı başlattı, yani iman edenlere imam olarak ama kendisi secde etmedi. Çok ilginç, çok ilginç. Halbuki eğer namaz olsaydı, eğer namaz olsaydı Nebi de secde etmesi gerekirdi. Çünkü ayette diyor ki, "secde ettiklerinde." Ordu secde ediyor. Aslında burada ordu, verilen talimatı anlıyor, onu benimsiyor, kavrıyor, motive oluyor. Burada Salat'ı Nebi ikame ediyor. Diğerleri de secde ediyorlar, dinliyorlar, itaat ediyorlar, kayıtsız şartsız teslim oluyorlar. Eğer Nebi Aleyhisselam secde etseydi, "fe sec" olacaktı. "Secde ettiğinizde onlar secde ettiklerinde iman edenler secde eden kimselerdir." İman edenler secde ediyor. Oysa Nebi Aleyhisselam'ın kendisi onlarla beraber secde yapmamıştır. Yani secde ediyor derken yine yanlış anlaşılmasın, yere kapanmıyor. Emri kabul ediyorlar. Yani "serleşti" iyor. Yani o emri kabul etmiş oluyor. Evet.
Tabii, çünkü, çünkü komutan. Çünkü komutan zaten o savaştaki olan bütün hadiselerin ne manaya geldiğini, bundan ne sonuçlar çıkacağını biliyor. O kesin ona iman etmiş zaten. Komutandır zaten. Evet. Yani o savaş, savaş hususunda onun bir şüphesi yok. O tamamen benimsemiş, kayıtsız şartsız ona itaat etmiş. Yani galibiyete odaklanmış. Ama ordunun içinde çatlaklar olabilir, şüphesi olanlar olabilir, yani herhangi bir tereddütle olabilir. Nebi burada ne yapıyor? Salat yapıyor. Onları motive ediyor, onları savaşa hazırlıyor.
Hocam, şimdi ben sinemadan bazı sinema, filmlerinden bazı savaş sahneleri, Salat sahneleri almışım. Onları okuyacağım. Esas savaşta Salat'ın hangi anlama geldiği, eğer namaz yorumumuz doğruysa, eğer namaz yorumunuz doğruysa, o zaman neden İmam olan Nebi Aleyhisselam diğer insanlar namaz kılarken secde etmedi? Çünkü onlar yerine ve ve ettü, "siz secde ettiğinizde" olması gerekirdi. Bu ayette namazdan değil, Nebi Aleyhisselam'ın savaş için orduyu teşvik ve motive etmesinden söz ediyor. Yani askerlere söz ve hareketleriyle cesaret vererek, onlar savaşa, onlar savaşa hazırlanmasından bahsediyor, onları savaşa hazırlamasından bahsediyor. Yoksa günümüzün, hocam bu çok önemli, gerçekten çok önemli. Neden Şia ve Ehl-i Sünnet din adamları Kur'an'a iman etmedikleri için, Kur'an'a itibar etmezler, Kur'an üzerinde düşünmezler, tefekkür etmezler, kelimelerini merak etmezler, kavramlarını anlamaya çalışmazlar? Böyle bir akıl tutulması asla yoktur. Bu Kur'an'a karşı tam bir, tam bir, yani dini, Kur'an'ı oyun ve eğlence etmelerinden kaynaklanıyor. Kur'an'a ihanet etmelerinden kaynaklanıyor. Ya Allah'tan korkun! Siz savaşta namazdan bahsediyorsunuz. Günümüzün teknoloji çağında namaz gibi bir ibadetten söz edilemez. Bunun üzerinde biraz düşünün. Çünkü bir düğmeye basmakla, yani bir dakika içinde şehirler alt üst oluyor. Kardeşim, ne namazdan bahsediyorsunuz ya? Neyin namazından bahsediyorsunuz? Adam bir düğmeye basıyor, İsrail devlet adamlarına lanet olsun. Daha dün evvelsi gün, arada Suriye ve Irak olmasına rağmen, İran'ın başkenti Tahran'da olan İsmail Haniye'yi güdümlü bir füze ile şehit ediyor. Siz, siz savaşta hangi namazdan bahsediyorsunuz kardeşim? Allah kendisine rahmet etsin, mekanı cennet olsun. Yani günümüzün savaş teknolojisinde namaz diye bir ritüelden söz edilemez.
Hocam, şimdi size savaşta Salat şu şekilde yapılıyor. Şimdi bazı, sinema sahnelerinde Salat'ın nasıl yapıldığıyla alakalı çok güzel konuşmalar var. Yani arkadaşlar savaşta Salat'ın hangi anlama geldiğini iyice anlasınlar. Savaşta namazın kılınamayacağını iyice, hani kafalarına soksunlar. Mesela hocam, Yüzüklerin Efendisi var. Yüzüklerin Efendisi var. Kar kapılar önünde Aragon'un konuşması. Şimdi Kar kapıların önüne geliyorlar. Hocam, ben o filmi birkaç sefer seyrettim. Kendileri çok, az bir orduya sahip, askerler azdır ama Kara kapının arkasından bir ordu çıkıyor. Onlar şu şekilde, hocam, halka içerisine alıyor. O kadar azınlıkta oluyorlar ki, içlerinde bir korku, bir tereddüt, bir çekilme, bir çekingenlik meydana geliyor. O anda Kral Aragon bir konuşma yapıyor. Diyor ki: "Yerinizde kalın, yerinizde kalın, Gondor'un evlatları, Rohan'ın evlatları, kardeşlerim. Gözlerinizin içinde kalbimde yeşermesine izin vermediğim korkuyu görüyorum. Gün gelir insanlar cesaretlerini yitirebilir, dostlarını yüz üstü bırakabilir ve tüm kardeşlik bağlantısını koparabilirler. Ama o gün bugün değil. Ama o gün bugün değil. Bugün savaş günüdür. Bu güzel dünyada değer verdiğiniz her şey için sizlere savaşman emrediyorum." İşte Nebi Aleyhisselam, yani, eee, bu hangi, Nisa Suresi 102. ayette yapmış olduğu Salat budur kardeşim. Salat-ı ikame. Savaşta bu olur. Savaşta namazdan bahsedilir mi kardeşim ya?
Hocam, gene Yüzüklerin Efendisi'nde Kral Théoden'in konuşması var. Diyor ki: "Kral, sen süvarilerin sol tarafı tut, sol tarafa al. Kling, sen ortaya doğru kralın sancağını izle. Geçince adamlarla sağ yana git. Gidin ve karanlıktan korkmayın. Uyanın, Toh'un askerleri. Mızraklar savrulacak, kalkanlar parçalanacak. Savaş günü kan günü. Güneş doğmadan düşmanın kökünü kazmak için ileri." De savaşlar kardeşim. Yani Kur'an'daki her ayetin, hocam, Kur'an'daki her kelimenin, her ayetin hayatta bir karşılığı vardır kardeşim. Ama olduğunuz ibadetlerin hayatta, pratik hayatta, sosyal hayatta, içtimai hayatta bir karşılığı yok kardeşim ya. Karşılığı yok. Kesinlikle. Tabii ki gelişmiş insanlar, beyinleri gelişmiş veya diyelim ki müzakere ederek, şura ederek doğruları arayıp bulmuş ülkeler zaten Kur'an'daki bütün faaliyetleri oturtmuşlar zaten. Kimseyi kimseye muhtaç etmiyorlar zaten. Bir adam adalet devleti ortaya koymuşlar. Yani bu genelde gelişmemiş ülkeler, beyinlerini kullanmadıkları için zaten Kur'an'ı da anlamadıkları için, anladıkları değil, bozdıkları için zaten böyle olmuştur zaten. "Bize de bir elçi ve kitap gönderseydin de biz bunlardan daha iyi yolda olurduk" diyecekleri için, dedikleri için zaten onlara da kitap ve resul gönderdi Allah. Bunu Kur'an'da izah ediyor zaten. Gelişmemiş toplumlara, böyle bir şey demesinler diye elçi ve vahiy göndererek onların da düzelmesini istedi. Ama ne yazık ki yine eski hale döndüler ve eski müşrikliklerine devam ettiler. Babalarından gördüklerine çok çabuk döndüler. Yani.
Buyur hocam. Bir de bu Mel Gibson'ın Cesur Yürek filmi var. Ondan da bir örnek verip bu savaşta Salat'ın nasıl yapıldığıyla alakalı şeye son vereceğim. Bu Cesur Yürek filmi gerçekten güzel bir filmdir. William Wallace'ın konuşması. "İskoçya'nın çocukları, ben William Wallace'ın ve burada zorbalığa meydan okuyan ülkemin büyük ordusunu görüyorum. Özgür insanlar olarak savaşmaya geldiniz ve gerçekten özgürsünüz. Özgürlük olmazsa ne yaparsınız? Savaşacak mısınız? Hayır, hayır." Bunlara karşı mı? Hocam, şimdi İskoçya ordusunun karşısında o İngiliz ordusu öyle bir dizilmiş ki, o atların üzerinde süvarilerle, hepsi tek tip elbiseleri, yani gerçekten insan baktığı zaman korkuyor. Kendileri de İskoçya ordusuyla, birisi baltayı kapmış, birisi işte küreyi kapmış, birisi bir odun kapmış, darmadağınık bir şey. Tamam. Ya diyorlar, biz bunlarla nasıl savaşacağız? Öyle bir ordu, İngiliz'in düzenli ordusu. Onun için diyorlar ki, "Hayır, hayır. Bunlara karşı mı? Hayır, kaçacağız ve yaşamaya devam edeceğiz." Orada böyle diyor William Wallace. Evet, "Savaşırsan ölürsünüz, kaçarsan yaşarsın. En azından bir süre. Ama yıllar sonra bir gün yattığınızda yatağınızda ölürken şunu iyi hatırlayın: Bugünden o güne kadar tüm günlerinizi sadece bir şans için feda etmek istemez misiniz? Yaşamlarımızı alabilirler ama özgürlüğümüzü asla alamazlar." Özgürlük. Hocam bu konuşmayı yaptıktan sonra ordu kendisine geliyor, saflar sıklaştırılıyor. York şehrinde darmadağın oluyor. Kur'an'da zaten Allah savaşa teşvik etmek için bir motive ayeti koymuyor mu ortaya? Demiyecek mi ki, "Neyiniz kaldı ki yerinizin yurdunuzdan çıkarılan sizlersiniz?" Aynı. Hocam, zaten Nebi Aleyhisselam, Nebi Aleyhisselam Salat'ı bu ayetlerle yapıyor. Tabii ki. Yani orada Allah ne diyor? "Neyiniz kaldı ki niye savaş uzak sınız ki? Neyiniz kaldı? Yerinizden yurdunuzdan çıkardılar sizi. Ne kaldı size? Yarın bir gün de her şeyinizi alacaklar elinizden." Yani ayet onu kastediyor zaten. Yeter ayetleri var zaten. Motivasyon ayetidir o zaten. En güzel ayetler. Mesela Tevbe Suresi 38, 39, 40. Bu savaşa teşvikle alakalı o kadar muhteşem ki. "Ey iman edenler, Allah yolunda savaşın denildiğinde, size ne oldu da yere çakılıp kaldınız?" Arkadaşlar, Tevbe Suresi 38, 39, 40. ayetlere baksınlar. Gerçekten yani savaşta Salat'ın ne kadar önemli olduğunu görecekler. Evet, Tevbe Suresi'nden konu olunca bir hatırlatma olsun arkadaşlara. Tevbe Suresi'nin 1 ve 29. ayetine kadar olan ayetler, hani tarihsel biliriz ya, Veda Hutbesi diye. Veda Hutbesi odur. Tevbe Suresi'nin 1 ile 29. ayetinde geçen konu, Veda Hutbesi'nde okunmuştur. Allah tarafından indirilen bir ultimatumdur o günkü Mekke müşriklerine. Ultimatom olarak.
Evet, hocam. Şimdi Nisa Suresi 103. ayetin hangi anlama geldiğini bir görelim. Ayette gerçekten bu geleneksel, yani tefsirler, içtihatlar bu ayete son derece anlamsız bir mana veriyorlar. Yani ayet açı baktığınız zaman, Nisa 103. ayet, anlamı olmayan enteresan bir mana vermişler. Ayet şudur hocam: "Salatı eda ettiniz mi, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah'ı hatırlayın. Güvene kavuştunuz mu, her halükarda Salatı tam olarak ikame edin. Şüphesiz Salat'ın vaktini belirlemek müminler üzerine düşen bir görevdir, bir yazgıdır." Say 103. Yani onun vaktini belirlemek müminlerin üzerine düşen bir görevdir. Hocam, burada enteresan bir mana vermişler. İlla insanlar namaza götürecekler ya. Namaz belli vakitlerde müminlerin üzerine farz kılınmıştır. Hiçbir alakası yok. Şimdi ben kelime kelime okuyacağım, manasını vereceğim. "Şüphesiz ki Salat müminlerin üzerinedir. Kit, vaktini belirlemek müminlerin üzerine düşen bir görev." Yani müminler kendi durumlarına, kendi şartlarında, kendi coğrafi ve iklim koşullarına göre, koşullarına göre bir araya gelecekleri zaman, kendileri karar verirler, kendileri istişarede toplanırlar. Bizim, yani herkesin işi gücü değişiktir. Biz ortak olarak hangi gün rahat, serbest bir şekilde bir araya gelip Salat'ı yapabiliriz, toplantımızı, sorunlarımızı çözebiliriz. Onlar kendi aralarında toplanacakları vakti belirlerler. Allah böyle şeylere karışmaz. Ama tabii burada Salat'tan bahsediyoruz. Şii ve Sünni müfessirler yukarıdaki ayette şöyle bir meal veriyorlar: "Namazı kıldınız mı?" Hocam, şimdi bak bu ayette verdikleri meale bakın. "Namazı kıldınız mı? Gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarken Allah'ı anın. Güvene kavuştunuz mu? Namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz müminlerle müminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır." Yani namaz kılacağız, sonra tekrar namaz kılacağız. Çünkü ayette iki sefa Salat geçiyor ya. Namaz kılacağız, sonra tekrar namaz kılacağız. Halbuki hocam, ayette bulunan birinci Salat tehlike. Bak hocam, yani bu ayet 103. ayet 102. ayete bağlı olarak gelmiştir. Burada bağlam ve bütünlük var. Bağlam ve bütünlüğü parçalıyorlar. Aynı Tevbe Suresi 101, 102 ve 103. ayetleri gibi. Buradaki de 103. ayetin 102. ayetten bağlamını koparıyorlar. Bağlamını koparınca ayet tek başına anlamsız bir mahiyette kalıyor. Şimdi bu otururken, ayaktayken, yan yatarken kelimesi Ali İmran 190 olacak herhalde. Şimdi bir insan Allah'ı zikretmek, hatırda tutmak, ayetlerini, bilgilerini hatırda tutmak, bir insan hangi şartlarda? Şöyle izah edelim. Bu kelimeleri insan ya oturuyordu ya ayaktaydı ya yan yatıyordu. Havada duramıyor çünkü. Yani her halükarda, her şartlarda bahsediyor. Bu ayetlerin geneli var. Yani bu kelimede de zaman, her zaman, her z, her zaman. Yani Allah'ın zikrini, ayetlerini, yani Kur'an'ın bilgisini aklınızda tutun anlamı vardır. Şimdi bu Salat'ın vaktini müminler belirler. İsterseniz ona da mesela diğer ayetlerde ben hatırlatma yapayım ayetlerden. Ali Hoca da şey edecek. Der ki, "Nebiye özel olarak gecenin erken saat saati veya yatıp kalktığın zaman veya sabaha yakın saatinde Salat'ı ikame et." Doğru mu hocam? Evet. Şimdi bu ayetleri düşündüğümüz zaman, ya bunun gecenin her tarafı sayılmış oldu. Gecenin her tarafı sayılıyor. Yani şunu demek istiyor Allah, orada bazı gece akşam saatinde Salat-ı ikame edersin, bazı gece yatıp kalkarsın, dinlenmiş olursun, Salat-ı ikame edersin, bazı gece de sabaha yakın. Yani her gece üç vakti yapamazsın zaten. Öyle bir şey yok. Yani bunun vakti kişiye kalıyor. Yani Nebiye bırakıyor bunu. Özgür bırakıyor. Yani gecenin hangi tarafında yaparsan yap diyor bunu. Salat-ı ikame, yani çalışmasını yap diyor ona. Şimdi bu ayette de Cuma 9'da da baktığımız zaman, "Nida ile çağrıldığım zaman Salat'a gideceğiz." Biz çağrı yoksa niye gideceğiz? Salat'a. Buna bakma. Standardı oluşturduk biz. Hep Cuma çağırılıyor. Öyle bir şey yok. Ne zaman nida edilir bize bir meselemiz olur, çağrı yapılır, mel koşarız. Yani bunları böyle anlamak gerekiyor arkadaşlar. Zaten bu kelimeyi bugün tefsir yapan Ali Hoca söyledi bana. Bunun manasını sor, o kişiye diye. Bu anlama geliyor mu diye? Gelmiyor mu diye? Kabul ettiler. Kabul ettiler ama çevirileri değiştirmediler. Onu da size söyleyelim.
Buyur. Halbuki ayette bulunan bir Salat-ı tesniye, yani Nisa Suresi 103. ayette iki tane Salat kavramı geçer. Eee, birinci Salat tehlike, korku ve savaş zamanlarında olan destekleşme veya dayanışma. İkinci Salat da savaş ve korku döneminden sonra genel bir yardımlaşma ve bütün halkı içine alan çok yönlü sosyal destekleşme hareketi ve eğitim sistemi olarak alınsaydı, böyle anlaşılmaz bir mana ve içinden çıkılmaz bir çelişki meydana gelmeyecek. Yani 102, 103. ayet, 102. ayetle bağlantılıdır kardeşim. Yani Nisa 103. ayet 102. ayetin devamıdır. Birinci Salat savaş zamanlarında olan yardım ve dayanışmayı, ikinci Salat ise savaş dışındaki yardımlaşma ve destekleşmenin önemini ve devamını anlatıyor.
Şimdi secde ve rüku'nun gerçekten hangi manaya geldiklerini anlamaya çalışalım. Çünkü, eee, secde ve rüku'yu da namazın parçalarından görüyorlar. Namazdan ayrılmaz önemli parçaları. Yani, eee, rüku değil de mesela secde namazın farzlarındandır. Evet. Zaten namaz, hani bana ilk söylediler ki, "Şu namaza bir çalış." Yok galiba dediler. Ben de namaza çalışalım. Salat kelimesine de bunun içerisinde secde ve rüku var. Bunları da dönmemiz gerekiyor. Yani bunlar da bunların anlattığı geleneğin anlattığı şekilde olmaması gerekiyor. Bunu bir kalıplaştırmak olarak algılamış. Rüku da boyun bükmek, yani eğilmek olarak algılamış. Bunlara da çalışır, çalıştık zaten. Bunlara çalışırken farklı birçok daha şey öğrenmiş olduk. O arada tabii ki ve bunları biz kendi içimizde içselleştiren. Her çalışmamız Ali Hocam, biz bunları her zaman tabii istişare ediyoruz, müzakere ediyoruz. Zaten her çalışmamız bizim eski çalışmamızı doğruluyor. Belki daha ileri getiriyoruz. Yani bir geri dönüş vermiyor bize Kur'an-ı Kerim. Yani ben şunu diyorum, ben namazı bulsam hala kılarım. Bulamadım. Hala bizim çalışmalarımız namazın hala olmadığını teyit ediyor. Yani mühürlüyor. Yani secdenin nasıl olduğunu, işte rüku'nun nasıl olduğunu mühürlüyor.
Buyur hocam. Kur'an'a baktığımızda secde kelimesi yere kapanmak değil, büyüklüğünü kabul etmek, boyun eğmek, onaylamak, kayıtsız şartsız itaat etmek gibi bir anlamın olduğunu görüyor. Hatta secde kavramına yere kapanma manasının verilmesi, tevhit ve ihlas açısından büyük bir problem meydana getirecek. Kur'an'da bulunan secde kelimeleri yere kapanma anlamına gelmemektedir. Mesela Yüce Allah tarafından İsrailoğullarına verilen emir, "süced" birkaç yerde geçer Kur'an'da. Yani çıkışta, şehirlerden, kasabalardan geçtikleri zaman, Yüce Allah İsrailoğullarına der ki: "Şehirlerin kapılarından girdiklerinde secde ederek girin." Bakara 58, herhalde. İsrailoğulları girdikleri şehir kapılarından alınlarını yere koyarak girmiyorlar. Hocam, ben bu ayete bir şey söyleyeyim. Bunun üzerine çok düşünmüştüm. Bu ayete, "Ya bunlar şehre sürünerek mi giriyorlar? Yüz üstü sürünerek?" Herhalde çok susuzdu. Daha bu dedim 20 sene, 25 sene önce düşündüğüm şeyler bunlar. "Susuz oldukları için şehre %100 sürünerek giriyorlar dedim herhalde ceza olarak." Yani Allah bunlara böyle diyor. Orada zaten ayetin tamamını okumadın galiba sen. "Günahlarınız affedilir ve şöyledir." Değişir. "Uyum demek, uyum sağlamak anlamına gelir." Dediği gibi, "Onlara söylüyormuş." Şehri bozmayın, yani şehrin kurallarına uyarak girin diyormuş. Yani burak buna [Müzik] geli. Onların ellerini yere koyarak girmiyorlardı. Yani bu ayette bulunan secde, İsrailoğullarının girdikleri şehirlerin kural ve kaidelerine göre hareket etmelerinin istenmesinden başka bir şey değildi. Yani girdikleri şehirlerin kültür ve geleneklerine uyum sağlamalarıydı. Hocam, burada önemli bir şey var. Bu çok, hem de pratik hayattan bir örnek verelim. Mesela diyelim ki Suriye'den, eee, Türkiye'ye aşağı yukarı 3-4 milyon insan geldi. Suriye'nin gelenek ve görenekleri ayrıdır, Türkiye ayrıdır. Mesela buraya geldikleri zaman, bakacaklar insanlara, bakacaklar geleneklerine, göreneklerine, hareketlerine, onlar gibi uyum sağlayacaklar. Kaide ve kurallarına göre hareket edecekler. Çarşılarda bağırmayacaklar. Çeker. Bunların ahlakı böyle bir şey yoktur. Hocam, o kadar mükemmel, mükemmel ahlaki bir kaide, bir kaideyi ne hale getirmiş? Yakın tarihte Avrupa'ya gittik, arabayla gezdik 10 gün oralarda oğlumla beraber. Sol şerit gidiyor, otobandan hemen sağ şerit, sollama yapıyor, hemen sağ şerit giriyor. Dikkatimi çekiyor. Mesela diyelim ki bir kavşağa gidecek, orada şeritin takip ediyor. Ek taraftan dalıp girmiyor falan, hep düzen içerisinde. Hepsine uyuyor. Baktım bu Türkiye'de bunlara uymaz diye hesap ettim. Ya bu nasıl ne oluyor dedim? Burada dedi, cezalar çok ağır dedi. Baktım ki, ha, kuralları öğrenmiş, şehrin kurallarına uymaya çalışıyor. Yani anladın mı? Bak hemen bir, bir günde, iki günde o kurallara uymaya çalışıyor. Yani bu ayetler insanın aklına geliyor tabii. Bunu en çok Avrupa'ya gidenler bilir tabii. Oranın kurallarına uymuşlar. Öyle değil mi? Onların kurallarına göre yargılanacaklar veya ceza yiyecekler veya yaşam sürecekler. Yani her ülkenin kendi kuralları var. Onlara uymamız gerektiğini söylüyor. Evet. Yani Yüce Allah o kadar, o kadar muhteşem ayetler ki hocam bunlar. İsrailoğulları şehirlere geleceklerine girdiklerinde, oranın kaide ve kurallarına göre hareket edin buyuruyor. Ve "hiç" deyin. Yani biz buraya uyum sağlayacağız, bir kargaşa çıkarmayacağız, probleme, problem ortaya koymayacağız diye ki, oranın halkı tedirgin olmasınlar. Mesela Yakup Aleyhisselam çocuklarına diyor ki, diyor, "Çocuklarına Mısır'a gidecekler." Diyor ki, "Hepiniz bir kapıdan girmeyin, değişik kapılardan girin." Neden? Çünkü 11 kardeş, her bir hepsi bir arada tek kapıdan girseler, oranın halkı derler ki, "Ya bunlar nedir? Bunlar çapulcu mudur? Bunlar hırsız mıdır? Bunlar isyancı mıdır?" O kadar Kur'an'da o kadar incelikler var ki hocam, muhteşem şeyler yani. Evet. Mesela hocam, başka bir örnek vereceğim. "Secde. Göklerde ve yerde bulunan canlılar, yani melekler, büyüklükten ki ve ah, göklerde ve yerde hareket halinde olan her canlı, her şey Allah'a secde eder." Kardeşim, Allah'a secde ne demek? Onun koymuş olduğu kural ve kaidelere göre yani hareket eder. Allah'ın emirlerini uygular. Yasaya göre hareket eder. Allah'ın göklerde ve yerde koymuş olduğu yasaya göre hareket eder. İşte secde budur kardeşim. Secde budur. Allah'ın vahiy ile göndermiş olduğu bütün kural ve kaidelere uyun. Kur'an'a aykırı gitmeyin. Allah'ın ahlakına, Allah için ahlakına sahip olun. İşte sizin secde ibadetiniz budur kardeşim. Şimdi, eee, diğer tilavet secdeleri var. Ayetler şöyle gelirler genelde. "Onlar ki Allah'ın ayetlerini işittiklerinde secde ederler." Evet. Şimdi Allah'ın ayetlerini işittiğimiz zaman yere kapanmak, bunu yerine getirip ayetin serini bilmemek, yerine getirmemek mi doğrudur? Yoksa ayeti işitip onun anlamını yerine getirmek mi önemlidir? Kabullenmek, bir işi? Hocam, bu çok çok önemli. Bu çok önemli hocam. Çok önemli bir şey söylediniz. Ya kardeşim, sen ayetler duyduğun zaman anlamını bilmiyorsan, sen secde yap. Hiç. Bu oluyor işte. Yani ayet geliyor aklıma. Sobanın hayvanlara bağırdığı şekilde oluyor. Yani sesi duyuyorlar ama ne dediğini bilmiyorlar. Yani çok komedi. Bu din var ya, bunların dini gerçekten düşündüğü zaman komedi oluyor. Gülmek istemiyoruz. Çünkü biz de o durumlardan geldik yani. Tabii bunları ele, merak ettik, düşüne düşüne geldik belli bir yere kadar geldik. E sen dili bildiğinden dolayı, istişare ederek birçok şeyi de yol alarak bunları oturtur. Yani şükürler olsun, hamd olsun rabbime diyoruz yani. Tamam mı? Düşüncesiz, en azından kendimizi özgürleştirdik. Yani özgür bir insanız yani ve eminiz yani. Düşüncesizce, bilinçsizce bir din, bir uygulama, bir ibadet olabilir mi? Böyle bir şey olmaz ya. Ya bir sen onun anlamını bileceksin ki senin secden geçerli olsun. Anlamını bileceksin. Anlamını bilmeden sen secde yapamazsın kardeşim. Secde beyinle olur, zihinle, akılla olur. Secde akılla olur. Secde ellerle, ayakla, el yere gitmekle değil. Secde akıl ve zihinle olur. İmanla olur. Beyinle olur. Kalple olur. Gönülle olur. Secde ibadet ya. Şimdi hocam, gülüyorum. Bazı arkadaşlar meal yapanlar ayetlerin anlamlarını değiştirmişler. İnsana secde edilemez ya. İşte meleklerin Adem'e secdesine, direkt secde diyemiyor. Yusuf'a secdeye, direkt secde diyemiyor. Yusuf'un ana babasının kardeşlerinin Yusuf'a secdesini, direkt secde diyemiyor. Diyor ki, "Onlar Yusuf için Allah'a secde ettiler. Onlar Adem için Allah'a secde etti melekler." Asla böyle bir şey yok. Hayır, ayetleri öyle çevirmişler. Şu anda ayetteki o kelimeler yok. Direkt secde var. Meleklerin Adem'e secdesi. Evet. Melekler kainattaki her yaratılan şey. Bize secde ediyor. Ben şimdi bir yazı yazdım Facebook'ta. "Yusuf güneşin kendisine secde ettiğini gördü." Ben de oraya esprili bir şey koydum. "Güneş bana da secde ettiğini ben de buldum diyorum." Mesela güneş bana da secde ediyormuş meğer. "Güneş, ay, bütün yer, yerde ve gökte ne varsa hepsi bizim emrimize amade kılındı ve hepsi bize secde ediyorlar. Hepsi bizim hizmetimize verilmişler." Aslında işte secdenin öz anlamı bu. Buyur. O zaman hocam, madem hatırlattınız. Kardeşlerinin Yusuf'a secde secdesi Kur'an'da ayette var. Şöyle diyorlar: "Diyorlar ki, Yusuf'a tallahi, onun onun üstün ahlakını kabul etmeleri, kabul etmeleri işte Yusuf'a secde oluyor kardeşim. Bu zihinsel bir şeydir, akılla." Diyorlar ki, "Yusuf'a tallahi, Allah'a haşyet olsun ki, Allah seni bizden üstün tutmuştur." Daha önce ne yapıyordu? Yusuf'u, benim peygamberlik babadan oğula geçtiği dönemdi zaten. Bakıldığı zaman dedesinden geliyor, İbrahim'den geliyor zaten. Kardeşini yok ediyorlar ki, resullük, elçilik onlara verilsin diye. Ve secde etmiyordu. Yusuf'un bu şeyini, üstünlüğünü kabul etmediler ve kuyuya attılar. En sonunda ne yaptılar? Üstünlüğünü kabul ettiler. Ona da secde edilmiş oluyor. Yani anlamı o, üstünlüğünü kabul etmeleri secde oluyor. Yani onu kuyuya, kuyuya atmaktan, onu yok etmekten nereye geldi kadar geldi. "Andolsun ki Allah seni bizim üzerimizde üstün kıldı." İşte bunların bu itirafları, zihnen, aklen, vicdanen bu itirafları Yusuf Aleyhisselam'a ne oldu? Kabullenme. Dolayısıyla secde olmuş oldu. Budur. Yalnız o güneş bize secde ediyor. Orada da ben hocam bir iki şey söylemek istiyorum. İnsanlar yanlış anlamasın. Biz meleklere Adem'e secde edin dedik. Oradaki meleklerin Adem'e secde etmesi şu anlama geliyor. Şimdi melekler Kur'an'a baktığımız zaman, melekler doğal kuvvetler anlamına geliyor. Yani rüzgar, yağmur, güneş, rüzgar, fırtına. Bütün bunlar Allah'ın doğal kuvvetleridir. Yani melekleridir. Bu insan insanoğlunun bunlardan enerji elde etmesi, onların ona secde etmesi anlamına geliyor. Bu şekilde söyleyelim ki insanların aklına yanlış düşünceler gelmesin. Evet. Güzel ettik onları diye. Ben özet geçiyorum tabii bazı şeylere. Evet. Secde, secde fiziki, yani beden ile yapılan bir fiil değil. Bir daha tekrar ediyorum. Secde fiziki, yani beden ile yapılan bir fiil değil. İmani, zihni ve kalbi bir kabuldür, kabullenmedir, iknadır. Yoksa her canlının yere kapanması diye bir şey olamaz. Göklerde ve yerde bulunanların hepsi yüce Allah'a ister istemez boyun eğip ona itaat etme fıtratına sahiptir. Mesele budur hocam. O kadar basit. Başka bir örnek vereceğim. Hocamın Nebiye diyor ki, "Resul Aleyhisselam, ey Resul, secde edenler arasında dolaştığında." Şuara 219. ayet. "İnsanlar secde ederken Nebi Aleyhisselam aralarında dolaşmıyor." Böyle bir mana yok. Peki nedir esas manası? Ayette geçen "fiss sacidin" secde edenler arasında Kur'an'da bulunan emir ve yasakları kayıtsız şartsız teslim olma anlamında kullanmaktadır. Dolayısıyla secde eden olmak müminlerin en önemli sıfatlarındandır, en önemli sıfatlarındandır. Yüce Allah'ın ayetlerini duyduğunda kişinin kayıtsız şartsız onlara itaat etmesi anlamına gelmektedir. Ve "in" ayetinin manası, "Nebi Aleyhisselam müminler arasında dolaşıyor ve o müminler de Allah'a secde eden, boyun eğen kimselerdir" demek istenmiştir. Budur yani. Evet. Yoksa askeriye de hani yat derler, komutan ayakta kalır da yat. O da komutan dolaşır. O manaya geliyormuş gibi gözükür orada. Yani millet yere yatmış, Nebi de aralarında dolaşıyor gibi olur. Nebi işte o Müslümanların kabullenen Müslümanların arasında bulunuyor zaten. Evet, evet, evet, evet, evet.
Hocam, şurada şu ayetten bazı ayetleri geçiyorum. Çünkü bu, yani as secde hangi anlama geldiği anlaşıldı ama bu ayet çok önemli. Yüce Allah der ki, "Bak hocam, secdenin hangi anlama geldiğini bu ayetler çok güzel ortaya koyacak. Onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar? Kur'an onlara okunduğu zaman secde etmiyorlar. Bilakis onlar tam aksine yalanlıyorlar." Hocam, ne kadar enteresan bir şey bu. Yani İnşikak Suresi 20, 21, 22. Bu ayetler, bu ayetler de aynı şekilde secdenin hangi anlama geldiğini açık olarak gösteriyor. Yani ayette secde etmemek, iman etmeme ve yalanlama anlamına gelmektedir. Yani bu fiziksel, fiziksel beden diliyle, bedenle yapılan bir şey değil. Ayet, "Onlara ne olur ki iman etmiyorlar? Peki iman etseler ne olur?" Yani, yani Kur'an onlara okunduğu zaman secde etmiyorlar. Demek ki secde, nemiz, secde iman etmek, kabullenmek, olmak, taraf olmak. Zaten buradaki adamlar Kur'an'ı kabul etmeyenler. Secde etseler ne olur? Etmeseler ne olur? Oradan da baktığınız zaman, yani öyle değil mi? Yani bu bilinen secdeyi yapsa ne anlama gelir ki? Bir bir şey ifade etmez ki. Tabii secde ne anlama geldiği bu ayet apaçık ortaya koyuyor onu zaten. Ya o halde secde kelimesine tereddütsüz onaylamak, tereddütsüz doğrulamak, tam itaat anlamını vermek gerekmektedir. Dolayısıyla secde etmenin yere kapanmak değil, büyüklüğünü kabul etmek, emri onaylamak manasına geliyor. Şimdi yere kapanma fiilinin Kur'an'da nasıl geçtiğine bakalım. Hocam, bu çok önemli. Kur'an'da "harra" kelimesi var. "Harra" kelimesini "harra" kelimesine yere kapanma olarak veriyorlar. "Harra" kelimesi dahi o kadar iddialı konuşuyor. Bu iki, iki yerde mi geçiyor "harra" kelimesi? Hocam, hocam, "harra" kelimesi birkaç yerde geçer. Bayağı birkaç yerde geçer. Davut Aleyhisselam'la ilgili var. Doğru mu? Davut. Aynen 5-6 yerde geçiyor hocam. "Harra" kelimesi. Belki daha fazla. Buyurun.
Şimdi Yüce Allah buyurur ki, İsra 107. ayet: "De ki: Siz ona ister iman edin, ister iman etmeyin. Şu bir gerçektir ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimseler o Kur'an okununca derhal secde ederlerdi." Burada "sücceden" yani, eee, şöyle mana veriyor: "Yere kapanırlardı, secde ederlerdi, alınlarını yere koyarlardı gibi mana veriliyor." Şimdi devam edeceğim, sonra açıklama yapacağım. 108. ayeti okuyorum: "Ve Rabbine..." Aslında hocam, arkasında gelen ayet var ya, "ve" ile başlıyor ve "yul" yani diyorlardı. Yukarıdaki ayetin açılımını veriyor. Ne diyorlardı? "Rabbimizi tesbih ederiz. Rabbimizin vaadi mutlaka yerine getirilir." Şimdi bu ayet, son açıklama yapacağım. "Ve çenelerine doğru kapanırlar." Yani onların haşyetleri, saygı ve bağlılıklarını artırmış bir şekilde ağlamaya başlar. Açıklama: "Harra" kelimesi yere yığılma, alnını yerine koyma anlamına mı geliyor? Şimdi ona bakacağız. "Bundan önce kendilerine ilim verilenler o Kur'an onlara okunduğunda çenelerine doğru secde ile kapanırlar, düşerler." Ayette Salat kelimesinin geçmediğini bilelim. Ha, bu çok önemli hocam. Bu ayetlerde Salat geçmiyor. Yani buradaki ifadeler, buradaki kavramlar, yani Salat'tan bağımsız olarak geçiyor, ayrı ayrı meziyetler, ayrı ayrı şeyler. Bu, bunlar zat hiçbir ayette Salat, secde, rüku, kıble peş peşe. Bunların hiçbirinin geçtiği bir ayet yok zaten. Ayet burada özel bir durum var. Kur'an'la ilgili özel bir durum. Yani iman edenler, Kur'an'a teslim olanlar, Kur'an'ı duyduklarında nasıl bir hal alıyorlar? Zihinsel olarak, akli olarak, iman fikri olarak. Ayette Salat kelimesini geçelim. O halde Salat'ta çenelerimize doğru kapanmamızı, namaz kılmamız gerektiği düşüncesini buradan çıkaramayız. Ek olarak şu kullanıma bir bakın. "Çenelerine doğru kapanırlar." Arapçası "sedan". Söylenenlere kayıtsız şartsız hemen itaat etmeyi ve tereddüt etmeden boyun eğmeyi gerektirir. Yani mana budur. Yani bu pasaj namazla yakından uzaktan alakasızdır. Burada anlatılmak istenen Allah'ın emir ve kurallarına kayıtsız şartsız, yani ön yargılardan uzak kalarak itaat etmek ve ağlayarak boyun eğmektir. Hocam, "harra" kelimesi. Şimdi "harra" kelimesini en güzel tarif eden Furkan Suresi, Furkan Suresi 73. ayettir. Furkan Suresi 73. ayet. Oraya geçmeden, evet, "seneleri üzerine kapanırlar." Bunu ikimiz bu konuyu konuşmadık ama ben orada şu manayı versek uymuyor mu hocam? "Seneleri kapatırlar." Evet. Tabii hocam, biliyor mu o kelime de bilmiyorum. Yani sen burada şurada. Burada şöyle. Burada duygusal, ben bu Furkan Suresi 73. ayeti açayım. Burada hocam, duygusal, duygusal bir hal var. Yani Allah'ın ayetlerini duydukları zaman, yani kendi zihinlerinde, kendi beyinlerinde, kafalarında, akıllarında, yani öyle bir hal alırlar ki, bu ayetler, bu ayetler bütün duygularına, bütün duygularına, bütün benliklerine hakim olur. Hakim olur. En iyi Davut'a gördüğünüz o zaman yaptığı suçu anlayınca rüku ederek yere yığılma gibi. Yani böyle bir bağı çözülme gibi. Ne yaptım dercesine. Rüku'da hocam, o rüku'da gelecek. Rüku'da ona not almışım zaten. Tabii. Yani evet. Buradaki o manayı veremiyor muyuz yani? "Seneleri kapatırlar." Yani susarlar, itiraz etmezler. Bu mana gelmiyor mu? Bu ayet, hocam, şimdi ben bir şey söyleyemem. Yani burada böyle bir şey kapatma ile alakalı bir şey olmadığından dolayı. Bir de şöyle bir şey de sim. Hocam, mesela "eskan" kelimesi zannediyorum sadece bu ayette geçiyor. Dolayısıyla onlar çene verdiklerinden dolayı biz çene diyoruz. Belki burada başka bir anlam da var. Başka bir anlam da çıkabilir. Evet. Eskiden oluşmak lazım. Şu bir gerçektir ki hocam, bu ayetlerde yani secde eder, onu kayıtsız şartsız itaat ederler, benimserler. "Rabbimizi her türlü bütün noksan sıfatlardan tenzih ederiz, tesbih ederiz. Rabbimizin yasası yerine gelecektir. Rabbimiz yasada neyi koymuşsa o gerçekleşir. Allah'ın yasasından başka bir şey gerçekleşmez." Hamd burada. Yani çenelerine bak, çenelerine doğru bir haşyet, bir ağlama, bir saygı. Burada yani ağlamaktan söz ediyor. Öyle bir duygusallaşır ki, öyle bir duygu haline girerler ki, YK ağlarlar ve "yezid". Yani onların saygıları, huşu, Allah'a karşı olan duyguları, durumları, şeyleri değişir. Yani burada tamamen duygu yüklü ayetlerden söz ediyor. Tamamen gönülle, zihinle, beyinle, akılla, kalple alakalı şeyler olur. Evet. Şimdi bu "k" kelimesinin yere fiziksel olarak, bedensel olarak yere yığılma olmadığını en iyi gösteren Furkan 73. ayette Yüce Allah der ki. Evet, hocam, enteresan. Hocam, Kur'an, Kur'an'ın özelliği, Kur'an birbirini tefsir. Biri diyor. Yüce Allah Furkan Suresi 33. ayette der ki: "Sana istedikleri örneği getirsinler. Sana istedikleri sorunu getirsinler. Onun açılımını, onun beyanını, onun tefsirini, onun tafsilini sana getir." Kur'an hocam birbirini açıklıyor. Hocam size bir şey söyleyeyim. Her zaman söylüyorum. Bu devasa dine, imparatorların, kralların, padişahların dinine karşı, eğer Kur'an'ın bu bağlam ve bütünlüğü, Kur'an'ın bu kendi içinde bulunan hikmeti, açılımı, tafsil ve tasrifi olmasaydı, biz ne yapabilirdik ya? Kur'an bize bu gücü, bu kuvveti, bu ilmi vermeseydi, bunların karşısında bir cümle söyleyemezdim. Bu devasa kaynakların, devasa dinin karşısında bu şekilde pervasızca konuşabilir miydik hocam ya? Böyle bir olabilir mi? Ama Kur'an gibi, Kur'an gibi bir güç. İbrahim, İbrahim, Musa, İsa, Muhammed Aleyhisselam gibi önderlerimiz var bizim. Kur'an'da hayatları anlatılan önderler var. "Rablerinin ayetleri onlara hatırlatıldığı..." Hocam, gene "harra" geldi. "Harra." Bak onlara karşı kör ve sağır davranmazlar. Demek ki "harra" nedir? "Harra" gönülden eğilmek, akıldan eğilmek, zihinden eğilmek, onları benimsemek, kabul etmek, onlara, onlara kayıtsız şartsız iman ve itaat etmektir kardeşim. "Harra" Kur'an'da ritüel olarak vücutla şeyle yapılacak hiçbir şey yoktur. Var. Nasıl var? İrşat var, tebliğ var, amel var, ıslah var, infak var. Sen git ritüelleri elleriyle infak ederek yap. En güzel ritüel budur. İnfaktır. En güzel ritüel çevreyi temizlemektir, çevreyi korumaktır. Ritüeller bunlardır kardeşim. Salih ameller bunlardır. Dedik ya, insanlık yararına olmayan hiçbir şey Allah'ın istediği olamaz zaten. İstediği de değil zaten. İnsanların ve doğanın, yani kainatın, evrenin yararına olmayan hiçbir şey Allah'ın sadığı bir şey değil ki. Ne oruç, ne de namaz. Bunların hiçbirisi bir bu, ne doğaya, ne insanlara, ne vesaire yarar sağlamıyor zaten. Kurbanları da kesip etlerini siz yiyorsunuz zaten. Allah'a da sevap bekliyorsunuz. Evet. Demek ki "harra" kelimesi fiziksel olarak yere yığılma değil, gönülden bağlı olmak, huşu duymak ve vahiye karşı duyarsız kalmamak anlamına gelmektedir. Geldik hocam rüku'ya. Rüku hangi anlama geldiğini Kur'an'da geçen rüku kelimesi de fiziksel bir hareket değildir. Tevazu.
gösterme, boyun eğ ve alçak gönüllü gibi manaları mevcuttur. Mesela Davut aleyhisselam'dan demin söylediniz ya, Rabbine istiğfar etti ve kapanarak rüku etti. Yani yöneldi. Hocam, orada kendi içinde manasını veriyor. Davut aleyhisselam'ın istiğfarı, istiğfarı onun e rüku etmesi enap tır. Enap. Yani tamamen bütün benliğiyle, gönlüyle, kalbiyle, zihniyle, aklıyla Allah'a yöneldi, odaklandı. Odaklandı. Yani unuttuğu şeyleri hatırına getirdi. Hocam, secde de budur, rüku da budur, ibadet de budur, ya her şey budur. Tamamen bütün benliğiyle, duygularıyla Allah'a yöneldi, Allah'a odaklandı. Dediğiniz gibi Allah'la bağlantısını, iletişimini sağlam kurdu. Hayır, bir ara Allah niye onu imtihan ettik diyor. Orada mesela bir ara görevlerinden vazgeçtiği için orada hata ettiğini anladı. Zaten tövbe ederek tekrar Allah'a odaklandı, yöneldi. Yani orada evet evet. Bu okuduğum ayet s Sad suresi, Sad Suresi 24 ayeti. Burada yine harra fiili vardır. Aynı ayet kapanarak rüku etmekten bahsediyor. Dolayısıyla ayette bulunan harra ve ruku yüce Allah'a yönelme anlamına gelmektedir. Zaten ayetin bağlam ve bütününe bakıldığında rükunun fiziksel olmadığı anlaşılacaktır. Karra fiilinin manasını iyice anlamak için Kur'an'da kullandığı yerlere bakabilirsin. Secde ve rüku fiilleri nasıl zihinsel anlamda kullanılmışsa, karra fiili de zihinsel anlamda kullanılmıştır. Evet, evet, evet, evet.
Başka bir ayet. İnah ve ve sizin veliniz ancak Allah'tır, resulüdür ve iman edenlerdir ki onlar Salatı ikame ederler. Yani rüku ederek arınmaya gelirler. Bu da hocam Maide 55 ayet. Rüku ederek arınmak, rüku ederek arınmak. Yani alçak gönüllülükle, tevazu ile arınır, itaat ederler. Dolayısıyla Kur'an'ın bağlan M bütününe baktığımızda secde kelimesinin Hocam, şimdi secde ile rukun arasında ince bir nüans, ince bir fark vardır. Secde kelimesinin yüce Allah'ın emirlerine mutlak itaat, yüceliğini ve büyüklüğünü kayıtsız şartsız kabul etmek anlamına geldiğini açıkça görüyoruz. Rüku kelimesi ise fiziki olmaktan öte boyun eğmeyi ve kabullenmeyi ifade eder. Secde ve rüku kelimelerini peş peşe kullandığımızda yüce Allah'ın emir ve yasakları karşısında, yani dinin tek hüküm, dinin tek hüküm kaynağının Kur'an olduğunu kişi önce boyun eğerek kabul ederek, sonra kayıtsız şartsız itaat edecek. Rüku ve Secde, secde rükudan biraz daha ileri bir boyutu vardır. Dolayısıyla bir inancı kabul etmek ve ona boyun eğmek şuursuzca yapılacak bir iş değildir. Bu çok önemlidir. Üzerinde düşünülmüş, akıl kullanılmış ve onun hak olduğu kavranarak kabullenmesi gerekir. Batıl yolda ve şeytani bir düzen, yani şirk için Salatı en sistemli olarak yerine getirenler cemaat ve tarikatlarda. Hocam, burada önemli bir şey var. Allah'ın Hidayet yolundan gençliği engellemek için yaptıkları yurt, medrese ve okullar biraz Salat kurumlarıdır. Esas Salat bunlar, esas Salatı bunlar yapıyor. Esas Salatı bu cemaatlar ve tarikatlar yapıyor. Daha önce konuştuk. Evet, Salatı bunlar yapıyor ama doğru yolda değil. Evet. Bak şimdi yine sürekli bir araya gelerek dinlerinin kutsal kitaplarını ders yapmaları da kendi dinleri, kendi inançları açısından Salat etme çalışmaları olarak görülebilir. Onların bu salatları olmasaydı toplumda bu derece etkili bir pozisyonda olmazlardı. Hocam, gerçekten çok önemli. Yani neden toplumda bu kadar etkili hareket ediyorlar? Neden iktidarlar bile onlardan çekiniyor? Salatı yaptıklarından dolayı. Salat budur kardeşim, Salat budur. Bir fetö'yü, bir fetö'yü, bir de şirk dini olan ehl sünnet ve nurculuk için icat ettiği icra ettiği Salatı düşün. Hocam, fetö kendi batıl dinindeki Salatı yaparak bu hale geldi. Adam Salat yaptı. Bütün bütün halkını organize etti. Devlete karşı, Kur'an'a karşı, vahiye karşı organize etti. Salatı yaptı ama salını yaptı. Yuh olsun o Salatı yapanlara. Yüce Allah'ın dediği Salatı yaptı. Şirkin, şirk olan Salatı aynı müşriklerin D hatırlattığını gibi onların salatları evin yanında ıslık çalmak, el çırpmaktan ibarettir. Dış güçler bu konuda hocam, dış güçler söylemi bir bir hik hikayeden ibarettir. Esas tehlike uydurma dindir, ilimsiz imandır. Şirk dini için yapmış oldukları salır, yani birbirlerine karşı olan yardım ve destekler deir. Zaten tüm Cemaat ve tarikatların esas kurucusu İngiliz misyoner teşkilatıdır. Hocam, sonuç olarak fakat başarıya ulaşma müritlerin çalışma ve çabaları sayesinde gerçekleşiyor. Onlar gerçekten çok organize oluyor. Yüce Allah için gerçek olarak salat-ı ikame. Şimdi hocam, Kur'an'a baktığımızda bütün bu anlattıklarımız şeyinde, Yüce Allah için Salatı ikame etme ne demek? Gerçek olarak Salatı ikame etti. Köy, kasaba, ilçe ve şehirlerin her mahallesine mescitler kurulacak. Merkezler kurulacak, kargah yapılacak. Mısır'da Yüce Allah'ın Musa Aleyhisselam'a dediği gibi orada orada enteresan. Hocam, inşallah onu da kıble bahsinde ona geleceğiz. Kıble şeyinde gireriz on. Evet, köy, kasaba, ilçe ve şehirlerin her mahallesine mescitler kurulacak. İnsanlar bir araya gelerek Kur'an'ı öğrenecek. Böylelikle halk uydurma dinden kurtulacak. Fakir, miskin, hasta, borçlu kim varsa araştırılacak. Sadaka havuzları kurularak İnfak Müessesesi yaşatılacak. Hem din, hem dünya, hem de ahiretlerini maddi manevi bir icat ve kabiliyet, fikir ve donanıma sahip olacaklardır. İşte hocam, Allah'ın Kur'an'da bize öğretmiş olduğu Salat budur. Salat budur. Evet hocam. Yani mescitler kurulacak dediğimiz Sosyal Tesis diyoruz ona biz. Yani bütün dier tasları da orada görülecek. Yani o Mescit dediğimiz şey Allah'ın emirlerinin kabul edildiği yer demektir. Zaten bütün diğer ortak topl hallerimiz da nişan vesaire törenleri de orada yapılacaktır. Yani ikinci bir şeye de ihtiyaç olmayacaktır. Yüce Allah burada hocam Mescit kelimesini kullandığından dolayı ben Mescit kelimesi, yani kurulduğu zaman o merkezlere Mescit denmesinin de bir sakıncası yoktur. Mescit dendiği zaman Allah'a yani secde hatırlatıyor. Allah'ın emirlerini kabullenme ve itaat etme manalarını ortaya dolayı güzel bir kelimedir. Evet, evet. Kelimeye bir şey demiyorum da bugün camileri dini sohbete izin istediğimizde kullanamadığımızı biz biliyoruz. Yani hocam, onu Allah da sö, onu Allah da söylüyor. Onu Kur'an'da mesela diyelim Tevbe Suresi 107 ayette diyor ki hocam, enteresan. Ona da ona da Kur'an Mescit diyor. Çok ilginç. Mesciden zarar ve KF, küf ve müminlerin arasında F fırkalara sebep olma, parçalanmaya sebep olma. Şimdi hocam, onlar Zana de ki, hadi o gün bir tane kurulmuş, bir tane drar Mescidi vardı da Peygamberimiz ona gitmedi diye bakıyor olay değil ki şu an drar Mescidi her taraf hepsi zarar mescitleri. Yani maes toplumuna ne yetiştiriyorsun, ne üretiyorsun? Yani Allah'ın dininin, Vahyin, ihlasın, takvanın, Allah elçilerinin anlatılmadığı, tam aksine şirkin, mezheplerin, fırkaların, cemaatlerin anlatıldığı yerler dirar mescididir. Bunda As veya siyasetin boriz anlığına yapılan yerler fark etmiyor. Peki e sohbetimizi sona erdir diyoruz. Tekrar Selat ikamesine devam edeceğiz. Konuda çünkü yanları var. Kıble büle içerisine girecek. Onlara devam edeceğiz. Hoşça kalın arkadaşlar.