📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

DEMOKRATİK İSLÂM SÖYLEMİ ve DİN SOSLU DEVLETİ BÖLME PLANI

Prof. Dr. İsrafil BALCI1:30:29

Transcription

Hepiniz hoş geldiniz. Öncelikle mutlu akşamlar diliyorum.

Birkaç gündür gündem yoğun. Bugün de ilginç bir konuyu dikkatlerinize sunacağım. Bu biraz daha aktüel konu. Aktüel ve aynı zamanda da tartışmalı bir meseleyle karşınızdayım.

Bugün bir telefon geldi bana. Diyarbakır'da bir toplantı yapılıyormuş. Bununla ilgili görüşüme başvurmak istediler. Ben de biraz rahatsızım. Üzerinize afiyet, uyku sarhoşuydum. Dedim yani rahatsızım şu anda, yani zihnimi toparlayacak durumda değilim. Böyle kapattım telefonu. Yani bir herhalde Rudavi diye bir şey söyledi. Çok da emin değilim ama yarı uyku halinde duyduğum buydu.

Ben de nedir bu mesele dedim? Bir bakayım internetlere. Yani neymiş bu demokratik İslam diye. Meğerse oho, yani çok şeyler oluyormuş da bizim haberimiz yok tabii. Terörist başı ve onunla ilgili bir mesaj var. Bu mesaj üzerinden de eee benimle de güya röportaj yapacaklardı. İslam ve demokrasi hakkındaki düşüncelerim sorulacakmış anlaşılan bana ama röportaj yapmadım.

Ama bu konuya bakınca aslında bu akşam farklı bir meseleyle karşınıza çıkmayı düşünürken, yani bir Noel Baba'yı anlatacaktım size ama gündeme özel diye önceki akşam anlatamadım. Dün eee Regaip Kandili'ydi. Bugün bu konu girince haliyle biraz gecikmeli olacak anlaşılan bu konu ve eee başka konular. Benim için ilginç olan bir şey bu iddia ve bununla ilgili söylemler.

E biraz baktım nedir bu mesele? Yani buradan neyi kastediyor bu insanlar? Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu diye bir federasyon varmış. Bu Diyarbakır'da bir Demokratik İslam konulu kongre düzenliyormuş. Terörist Öcalan da buraya bir mesaj göndermiş. Anlaşılan bugünkü hazrette beni o yüzden arayacakmış. İyi ki de zaten biraz daha sorardım gerçi röportaj yapacak olsam ama ben bunlara konuşmam.

Yani ne olursa olsun bu toplantıya eee terörist başının da bir eee mesaj gönderdiğim ve bu mesajında da çok ilginç şeyler söylemiş. Bunları paylaşacağım sizinle. Biraz böyle alıntıyla gideceğim bu akşam ve aynı zamanda Medine vesikası veya sözleşmesine vurgu var. Belki yeri geldiği zaman ondan da alıntı yapacağım.

Hazretimiz ne diyor şimdilerde? Ne oldu? Kurucu öndermiş birilerine göre. Bize göre terörist bu adam. Hem de cani bebek katili. Ama birilerine göre öyle oluyor. Kurucu önder oluyor vesair. Her neyse umut hakkından faydalanıyormuş. Bilmem ne. Bunlar bu terörist başının sözleri. Bakınız ayaklar başlar ayak oluyor da bir şeyden eee haberdar değiliz biz. Ortadoğu'nun kanayan yaralarına ancak demokratik İslam tam yani eee göbekten dalmış herif.

Demokratik İslam deyince tabii benim alanıma girdiği için ilgilendim. Yoksa diğer türlü bunun bu siyasi meselelere eee olabildiğince serin duruyorum. Diyor ki beyefendi, "Demokratik İslam yorumu şifa olabilir." Neye şifa oluyormuş? Ortadoğu'nun kanayan yaralarına ancak demokratik İslam yorumu şifa olabilirmiş. Hayır ola? Bugüne kadar sizin işiniz gücünüz adam öldürmekti. Siz bunu anlardınız. Yani çözümünüz buydu. Etnisiteydi. Ne oldu? Demokratik İslam Medine vesikasının ruhuna dönmektir. Bak bak. Demokratik İslam da buymuş.

Şimdi benim için burası önemli. Zira buraya çok fazlasıyla vurgu yapılır zaman zaman. Biraz bunun üzerine konuşacağım. Devam ediyor. Bilinmelidir ki gerçek cihat. Dikkat edin cihat. İslam Medine vesikası cihat. Diyor ki, "Bilinmelidir ki gerçek cihat nefsimize ve zulme karşı sürekli öz eleştiriyle sürdürülen mücadeledir." Vay be adam meğerse mücahitmiş de haberimiz yok. Ve nefsimize aynı zamanda zulme karşı sürekli neye nasıl bir zulüm varsa ortada sürdürülen mücadeleymiş.

Bu mesajı ile ilgili geniş açıklamalar var. Ben bunları da aldım. Şöyle diyor: "İslam özünde özgürlüğün, adaletin ve eşitliğin dinidir. Kapitalist modernitenin iktidar ve talan aracı haline getirdiği resmi devlet İslam'ı ya da cemaatçi yapılar bu özü yitirmiştir. Demokratik İslam ise Medine vesikasının ruhuna dönmektir." Deminki alıntı buydu. O sözleşme farklı inançların, halkların ve kültürlerin öz iradesiyle baskısız bir arada yaşama sözleşmesidir.

Koptuğum yer tam da burası. Olur da bu kadar cehalet olmaz. Ama ben bunu tabii ki kınamam da eee zaman zaman benim Kürt dostlarım da olmuştur. Çok sevdiğim insanlar da vardır. Bu Medine sözleşmesine çok fazlasıyla vurgu yaparlar. Bunlar çoğulcu toplum işte vesaire. Bunlar 90'lı yıllarda İslamcılar, Ali Bulaç gibi adamlar bu konularla ilgili biliyorsunuz yazıp çizmişlerdi. Caflı bir şekilde bunu abartmışlardı, kabartmışlardı, köpürtmüşlerdi. Dolayısıyla da bu cenahta bu Medine vesikası bunlar için adeta vazgeçilmez bir şeydir.

Baştan şunu söyleyeyim ki Medine vesikası tepeden tırnağa bunların hayal ettiğinin tam aksine asla da gerçekleşmesi mümkün olmayan bir projedir. Bu kadar açık, bu kadar net. Ne diyor iddia? Efendim Medine vesikasının ruhuna dönmekmiş. O sözleşme farklı inançların, halkların ve kültürlerin öz iradesiyle baskısız bir arada yaşama sözleşmesidir. Hiç de öyle değildir. Kesinlikle de öyle değildir.

Medine sözleşmesine döneceğim ama Medine Sözleşmesi nasıl ortaya çıktı biliyor musunuz? Hzreti Peygamber Medine'ye geldiği zaman Medine'de Evs ve Hazreç kabileleri vardır biliyorsunuz. Arap kabileleri. Bunlar aslında Evs ve Hazreç iki eee Arap eee kardeşin eee kabilesinin uzantıları ve zamanında alt kollara ayrılmışlar ve bu alt kollar süreç içerisinde birbirleriyle mücadele etmişler. Hazreç daha üstündür. Evsiler genelde mağlup olan taraftır. Ama sonaz savaşı'a evsliler galip gelmiş. Yahudilerden aldıkları destekle, silah desteğiyle müttefikleri biliyorsunuz Nadir ve Kureysa. Ötekilerin müttefiği de Kaynuka oğulları. Dolayısıyla burada bir mücadele eee içerisine girmişler bunlar ve Kureyş'ten destek istemişlerdir. Konu çok uzundur. Neticede mağlup taraf Medine'ye geliyor. Hazreti Peygamberle görüşüyor. Esad bin Zürere yani Hazreç önderliğinde bir heyet. Bunlarla Resulullah da ilk kez dışarıdan Mekke'ye gelen birileriyle görüşüyor ve peşinden de Medine'ye hicret etme kararı alıyor. Bu birinci şık.

Hazreti Peygamber hazreetçli birisiyle görüşüp ittifak kurunca Kureyşli birisiyle ittifak kurdular. Efendim biz saf dışı oluruz diye bu sefer efsliler de kalkıyor geliyor. Hz. Muhammed'e de biat ediyorlar. Onunla anlaşıyorlar ve yurtlarına davet ediyorlar. Neticede Hazreti Peygamber de yurtlarına geliyor. Bu konular uzundur. Buralara girersem konuyu dağıtırım.

Hzreti Peygamber Medine'ye gelince önce evsin yurduna yerleşiyor. Niye yerleşiyor? Çünkü Müslümanlara can güvenliği vermişler. Yani evsliler, Hzreti Peygamber de buraya yerleşiyor. Oysa eee ilk inananlar Hazreçliler ve Hzreti Peygamber Hazreç'in torunu konumundadır. Çünkü dedesinin annesi Hazreçlidir. Abdülmuttalip'in annesi ve aynı zamanda Hatice'den sonra evlendiği kadın Sevde de eee yine Hazreçlidir. Dolayısıyla annesi Hazreçlidir. Yani bir nevi Hazreetçin torunudur. Akrabalık bağı vardır. Araplarda da bu çok güçlüdür. Normalde ne düşünürsünüz? Hz. Haz. Muhammed'e ilk inanan Esad bin Zürare'e ne yapması gerekir? Hazreti Peygamber de oraya gitmesi gerekir. Ama tam aksine evslere gidiyor. Niye gidiyor? Aralarında kan davası var. Nitekim de eee Evse geldiği zaman Hz. Muhammed bakıyor ki eee Esad bin Zürare yok. Yani Hazreçin şefi yok. Ey ne Esad diyor. Yani Esad nerede? Useyid bin Hudayr diyor ki eee o diyor buraya gelemez. Niye diyor? Çünkü aramızda kan davası var. Hudayr bin Simak'ı öldürmüştür. Yani Useyd bin Hudayr'ın babasını bu Esad bin Zürar Boğaz Savaşı'nda öldürmüştür. O buraya gelemez diyor. Ya öyle mi diyor peygamber daha üstelemiyor tabii. Fakat bu evsliler eee Hazreti Peygamberin eee bu durumundan eee ve aralarındaki kan davasından rahatsız oluyorlar. Bu arada birkaç gün kalıyor Kuba'da biliyorsunuz. Eee o sırada da Esad bin Zürare bir gece kılık değiştirerek geliyor. Peygamberle görüşüyor. Esad sen buraya nasıl geldin? Seni öldürürler. Ya Resulallah sen geldiğinde de biz gelmezlik eder miyiz?" falan. Bu da duyulunca bu sefer efsli Usayd bin Hudayr ile Saad bin Muaz kalkıyorlar. Esad bin Zürare'nin yanına geliyorlar ve aralarındaki düşmanlığı bitiriyorlar. Bunun üzerine de Hzreti Peygamber bu kabileleri bir araya getiren bir sözleşme niteliğinde bir şey yapıyor. Ama bu iki kabile arasında önce iki kabile arasında iki kabilenin kendi aralarındaki ilişkileri düzenleyen, birbirlerine yükümlülük yükleyen sözleşme kaideleri eee belirleniyor.

Peşinden Bedir Savaşı yapılıyor. Bu bir seferde yapılan sözleşmede değil. Onu da söyleyeyim. Peşinden Bedir Savaşı yapılıyor. Bedir Savaşı'nda Hazreti Peygamber büyük bir başarıyla dönünce bu safhada kadar yani ilk bir yılda Yahudilerle zaman görüşmeler olmuş ama hiçbir zaman Yahudiler Hz. Muhammed'i kabul etmemişlerdir ve Hz. Muhammed'e düşmandırlar. Bunlar nitekim de Hazreti Peygamber de daha başarılı olacağı olmayacağı belli olmadığı için bunların üzerine fazla gidememiştir. Üstelik de çok fazla gücü de yoktu. Ama Bedir de başarıyla dönünce özellikle de Benu Kaynuka kabilesine gider ve Benu Kaynuka kabilesi mensuplarına bak siz yan çiziyorsunuz. Kureyşlileri şöyle şöyle mağlup ettik. Size de benzerini yapabiliriz mesajı verir ve Bedir'deki başarıyı siyasi başarıya ranta dönüştürmek ister. Bu sefer de Benu Kaynukalılar Hz. Muhammed'i tehdit ederler. Tehdit edince eee Hazreti Peygamber de bunları kuşatır. Eee diğer Yahudiler bunlara destek vermediği için Yahudiler kendi aralarında uzlaşamazlar. O nedenle de bunlar kovulurlar. Kovulunca bu sefer Benu Nadir, Benu Kureyza ve Medine'deki irili ufaklı birtım kabileler korkarlar. Bu arada birkaç tane de Yahudi şair öldürülmüştür. Bu panik ve korku üzerine eee yapılan sözleşmeye daha sonradan bu Yahudi kabileleri de katılır. O yüzden İslam tarihi kaynaklarında bunun bir seferde yapıldığı sözleşme gibi sunulduğunu görürsünüz. Bazı eee rivayetlerin detaylarına baktığınız zaman da bunun ayrı bir zamanda yapılan sözleşme olduğunu görürsünüz. Yani şunu söylüyorum. İlk sözleşme Evs ve Hazreç arasında yapılan sözleşmedir. Daha sonradan Yahudiler başlarına geleceklerden korktukları için özellikle de bazı adamların öldürülmesi şairlerin ve Benu Kaynuka kabilesinin kovulmasından sonra Benu Nadir ve Benu Kureyzalılar uyanık davranıp gelip bu anlaşmaya dahil oluyorlar. Biz Kureyş'le herhangi bir eee ilişki kurmayacağız. Müttefikiz. Dolayısıyla da birlikteyiz gibi. Fakat buradaki hedefleri aslında Medine'deki Hz. Muhammed'in muhalifi olan ve samimiyetsiz eee Müslümanlar ki buna aslında eee şeyde değinecektim ben bu akşamki konumda. Münafıkları ele alacaktım alamadım. Eee dolayısıyla da zannediyorum yarın veya öbür gün akşam eee bu münafıklar konusunu ele alırım. Yahudiler bunları kullanıp Hz. Muhammed'i yani el altından bir şekilde Medine'den uzaklaştırmaya çalışacaklar. Böylece Yahudiler anlaşmaya dahil olacaklar.

Şimdi ne diyordu buradaki şeyde iddiada? Efendim baskı olmaksızın hür iradeleriyle geldiler. Anlaşmaya dahil oldular. Hiç öyle bir tablo yok. Bu anlaşma Evs ve Hazreç arasındaki anlaşmadır. Yahudiler siyasi gelişmelerden korktukları için bizim de başımıza aynısı gelir diye kalktılar, geldiler anlaşmaya dahil oldular. Dolayısıyla da siyer anlatıcıları, İslam tarihi anlatıcıları genelde Medine sözleşmesini Yahudi ve aynı zamanda Medine'deki münafıklar veya müşrikler, Müslümanlar, ensar, mühacir bir arada yapılmış toplu bir anlaşma gibi görürler. Kesinlikle öyle değildir. Bir kere bunu söyleyeyim size. Ve bu anlaşma biliyorsunuz Hz. Muhammed'i başkan statüsüne getiren bir anlaşma. Aynı zamanda Yahudiler Hz. Muhammed'e zaten inanmıyorlar ki kardeşim. Yani gelip de anlaşmaya dahil olsunlar.

Şimdi buradan eee böyle bir hikaye çıkarılıyor ve çok hukukluluk, çok kültürlülük ve bir arada yaşama projesi diye sunuluyor. Oysa bu proje hiçbir zaman yürümemiştir. Bakınız Yahudilerden zaten başta katılmayanlar vardır. Daha sonradan katılan Benu Nadir, Benu Kureyza Bedir'den sonra kalktı gittiler Mekke'ye ve Bedir'de öldürülen müşrikler için ağıtlar yaktılar. Kureyş'i ajite ettiler ve eee Uhud Savaşı'nın çıkmasına sebep oldular. Yani Uhud'u bir an önce eee yani teşvik ettiler ve bir an önce yaşansın Uhud diye yani intikam alınsın diye. Nitekim de bu Uhud Savaşı'ndan sonra da bunların yaptığı nedeniyle Hazreti Peygamber Benu Nadir'i kovacaktır. E Medine'den iyi de etmiştir, kovmuştur. Çünkü ihanet ettiler. Peşinden bunlar Hayber'e gittiler. Yine eee müşrikleri Medine aleyhine sürüklediler. Ve bu sefer de Hendek savaşı yapıldı ki çok zor dönemdir. Eee bu safahata girersem konu farklı yere gider. Bu sefer de Medine'de kalan daha zayıf halka olan Benu Kureyza kabilesi de Hendek Safı Safahatında yine eee Benu Nadir'in Şefi, Huy bin Ahtab tarafından kandırılıp bunlar da anlaşmalarını ihlal ettiler. Bunu anladık mı şimdi?

Dolayısıyla da baktığımız zaman efendim çok hukukluluk, efendim çok kültürlülük, çok seslilik diye sunulan bu metin aslında ölü doğmuş bir metindir. Hiçbir zaman başarıya ulaşamamıştır. Bu aksine eee çoklu hukuk veya bir arada yaşama projesinin tam da hayata tatbik edilemediğinin tipik bir göstergesidir. O yüzden de kimse kimseyi kandırmasın. Kürt kardeşlerim bu Medine sözleşmesine çok fazlasıyla anlam yüklerler. Bazı görüştüğüm benim de dostlarım vardır ama buradan kesinlikle bir ekmek çıkmaz, bir cacık çıkmaz. Çünkü bu baştan ölü doğmuştur ve başarılı olamamıştır. Dolayısıyla da bunu getirip de bunun üzerinden efendim işte Türkiye Cumhuriyeti'ne bunu uyarlayıp da efendim çok hukukluluk buradan işte böyle bir şey elde edilebilir anlayışının büsbütün hayali olduğunu, büsbütün yalan olduğunu, büsbütün uçuk bir yorum olduğunu bir ilahiyatçı olarak belirtmek durumundayım. İnsanların siyasi emeli, siyasi hedefi ne olursa olsun ben siyasetçiler açısından meseleye bakmıyorum. Bunu da özellikle belirtmek isterim. Ben kendi alanımla ilgili bu meselenin ne olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Buradan böyle bir hikaye çıkmaz. Kaldı ki Türkiye Cumhuriyeti neresi? Efendim Medine Sözleşmesi neresi? Buradan kalkacaksınız siz şimdi. Eee, kurucu ilkeleri bertaraf edeceksiniz. Çoklu hukuka döneceksiniz. Efendim işte Medine sözleşmesi de bize bu anlamda referans olacak. Allah aşkına siz kimi kandırıyorsunuz ya? Yani siz akıllısınız da e el alem e bilmem aptal mı sandınız misali. Buradan hiç böyle bir şey çıkabilir mi Allah aşkına? Üstelik de söyleyene bakınız.

Şimdi dönmüşler İslam'a buradan bir şey çıkarmaya çalışacaklar. Efendim demokratik İslam bu anlamda ülkedeki sürece de çözüm olabilirmiş ve devam ediyor. Bilinmelidir ki gerçek cihat. Bak bak şimdi de cihada vurgu yapıyor. Bu Medine sözleşmesi neyine gireceğim? Ve devam ediyor. Diyor ki, "Nefsimize ve zulme karşı sürekli öz eleştiriyle e sürdürülen mücadele eee cihattır di" diyor. Yani adam teröristlikten şu anda mücahitliğe adeta terfi etmiş durumda. Lafa bak, söyleyene bak. Ben ne diyeyim Allah aşkına? Terörist Abdullah Öcalan. Cihat ve nefis cihadı. İslam, demokrasi, Medine Sözleşmesi ve Türkiye'ye biçilen gömleğe bakınız.

Devam ediyor. Yine İslam'daki şura anlayışı ise kolektif akıl ve demokratik karar alma anlamına gelmektedir. Vay be! Vay be! Gerçekten de şapka çıkarılıyor adam. Eee başımıza şimdi de olduğu İslam alimi. Yani buradan da İslamcılığa terfi ettiğini görüyoruz. Bu adamın bildiğiniz üzere şimdiye kadar hepimiz Marksist, Leninist çizgideki bir karakter olarak biliyorduk. Bak neler çıkıyormuş. Dolayısıyla da hedefe varmak için her yolu siz mübah sayarsanız olacağı budur. İşte neticede devam ediyor. İslam'ı ne devletin ne de herhangi bir grubun siyasi aracı yapmadan vay be toplumun tabandan örgütlenen özgür yaşamına hizmet ettirelim. Al sana nur topu gibi İslamcı kurucu önder değilmiş. Meğerse İslam'ın kurucu önderi olmuş beyefendi de bizim haberimiz yokmuş. Mücahit Öcalan diye de sloganlar attırabilirler. Bunlar yani gözüken şu ki bu adam şimdiye kadar teröristlikle bir yere varılamayacağını, Türkiye Cumhuriyeti ile eee baş edilemeyeceğini gördü. Birçok kez de zaten yelkenleri suya indirmişti. Baktı ki bu işle olmuyor. İslam daha da kolay yol. Çünkü dinin üzerinde tepişmenin her zaman bir albenisi vardır bizim kültürümüzde bu topraklarda. Beyefendi de daha kısa yoldan daha etkili bir şekilde hedefe varmaya çalışıyor. O yüzden de efendim demokratik İslam ve devam ediyor aynı zamanda bu cümlelerinde.

Demokratik İslam'dan şimdi bir de kadınlara yöneliyor ve kadın özgürlüğünü, ekolojik dengeyi ne alaka? Ekolojik denge ve halkların kardeşliğini merkeze alan bir uygarlık alternatifidir. Vay be. Yani demokratik İslam uygarlığın e alternatifiymiş. Allah aşkına ben İslam tarihçisiyim. Bunca ömrüm İslam'ın erken dönemiyle geçti. Müslümanların eee tarihinde böyle bir örneklik var da ben mi bilmiyorum bunu da anlamış değilim. Anlaşılan sonuç alınamıyor. Bütün tuşlara birden basıyor. Cihat, demokrasi, İslam, kadın hakları, ne ararsanız çevre, ekoloji, adam bütün tuşlara basıyor. Nasılsa diyor millet yer bunu. Yani ben de o yüzden bunları okurken aklıma geldi. Oldu, olacak. Bir de şeriat deseydim bana. Bir de demokratik şeriat da olabilir. Yani neticede demokratik İslam oluyor. E demokratik şeriat da olabilir canım. Ne var yani? Onu herhalde unuttu söylemeyi ama bir şeriatta eksik kaldı.

Devam ediyor. Ortadoğu'nun kanayan yaralarına ancak bu demokratik yorum şifa olabilir. Vay be. Vay be. Bu çerçevede tartışmalarınızın başlattığımız demokratik toplum sürecine hizmet edeceğini umuyorum. Hazret böyle bir mesaj gönderiyor ve burada da dikkat edilirse anlatmaya çalıştığım gibi sihirli kelimeyi o demokrasiyi veya demokratik eee kelimesini herhangi bir kelimenin başına ekliyorsunuz. Nur topu gibi cicili vicili bir kavram üretiyorsunuz ve böylece de kirli emellerinizi eee gerçekleştirmeyi hedefliyorsunuz. İşin türkçesi de budur. Demokratik İslam diye bir kavram Ortadoğu uygarlıklarının çözümü olacakmış. Bir de işin de bu tarafı bambaşka bir durum. İslam'ın demokratik yönünün olduğunu, demokratik İslam diye bir şey olduğunu da öğrendik. Yani İslam bizim bildiğimiz İslam. Anlaşılan Allah herhalde eksik bırakmış birtım şeyleri hazrette tamamlıyor. Gözüken o. Yani öyle demokratik İslamsa demek ki özel bir anlam yüklüyor buna. Tabii ki maksat din veya İslam değil. Yani bunu kimse yemez hocam. Bunu herkes de biliyor. Nedir buradaki maksat? Bu kafaya göre bölücülük yapmak biliyorsunuz demokratik hak oluyor. Ne bileyim teröristlik yapmak demokratik hak oluyor veya demokrasi oluyor. Bunların hedefi bu. Dolayısıyla de eee demokratik İslam, demokratik devlet, demokrasi üzerinden hep söylemler geliştiriliyordu. Ya demek ki bu çözüm olmayınca bu sefer eee devleti parçalamanın en güzel araçlarından birisi demokrasiyle de olmadı, demokratik söylemle de olmadı. Kardeşliği bir türlü bölemediler. E bu sefer ne olacak? Türk devletini, Türk kimliğini yok sayacak ve İslam kimliği adı altında bir araya gelelim teklifi sunuyor ve bu teklifte güya çözüm oluyor. Bunu tartışıyorlarmış. Me bizim haberimiz yokmuş. Yani biz nerelerde geziyoruz? Herifler bakınız bunlarla uğraşıyorlar. Peki soralım o zaman madem İslam çatısı altında birlik oluyor ve bu bir aynı zamanda uygarlığa dönüşüyor o zaman çok basit örneklerimiz ortada. Sadece Araplara bakın. Dinleri bir, tarihleri bir, etnisiteleri bir, kültürleri bir, dilleri bir, her şeyleri bir ama paramparça. Yah sizin bu İslam şemsiyesi bu kadarki birleştirici özellikte olduğunu söylüyorsunuz. Sizin iddianız bu. Ya dönün bakın şuradan aşağıya doğru. Urfa'dan öte tarafa bak. Her şeyi görüyorsun zaten. Her şeyi. Başka hiçbir şey söylemeye gerek yok. Dolayısıyla da bunların asla bir çözüm olamayacağı, böyle söylemlerin kesinlikle Türkiye Cumhuriyeti'nin eee ulus devlet yapısına yönelik gizli ve kirli emellerin bir parçası olduğunu ben eee bu işin uzmanı olarak söylemek durumundayım. Ha ben söylerim de kimse dikkate alır almaz benim o tarafı benim eee işim değil ama ben bunu söylemek durumundayım. Dolayısıyla da bu iş Hzreti Peygamberden sonra alırsanız kimseye yar olmamıştır. Kimseye. Tarihin hiçbir döneminde yani 1400 yıllık dönemde peygamberin öldüğü gün dakika bir gol bir başlamıştır mücadele. Hiçbir zaman da Müslümanlar bir araya gelememişlerdir. Hala şimdi kalkmış eee bununla Türkiye Cumhuriyeti'ni bir araya getireceklermiş. Neyin bir araya getirileceğini az birçok siz de tahmin ediyorsunuz. Bu söylemlerin ya da bu din soslu kavramların tarihi tecrübe zaten hiçbir anlamının olmadığını ortaya koymaktadır. Bunu Osmanlı'nın dağılma döneminde malumunuz Abdülhamit de denemiştir. İttihadı İslam adı altında bazı girişimlerde bulunmuştur ama sonuç alınamamıştır. İttihad-ı İslam elde var sıfır. Netice itibariyle çözüm getirmemiştir bu. Sonra ümmetçiliğe dönmüştür. Ümmetçilikte çözüm olmamıştır. Ama bizimkiler hala kalkmışlar ümmetçiliği dayatıyorlar. Güya bununla ilgili de efendim eee kongre düzenlemişler. Aslında bu kongreyi daha önceden de düzenlemişler de şimdi yeniden piyasaya sürdüler. Bu işte açılım süreci vesaire işte şu anda gelinen nokta açısından güya bunu da bir meze olarak araya sunuyorlar. Kesinlikle bunun tarihsel karşılığı yoktur. Bunu söyleyeyim. Ümmetçilikte 19. yüzyılda ortaya atılmış. Özellikle de Efgani çizgisindeki Reşit Rıza ve daha sonraki dönemde Hasan Elben Benna gibi bu Mısır'da işte Lübnan'da bu bölgelerde tecdit hareketleriyle birlikte ortaya çıkan bir süreçtir. Ama bu da Sadra Şifa çözüm olmamıştır. Nitekim bunların hiçbirisinin çözüm olmadığını da zaten görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti e kurulurken de bu tecrübeleri bildikleri için Mustafa Kemal ve arkadaşları laiklik çatısı altında herkesi kucaklayan bir anlayış tesis edilmiştir ve bu yapıyla bugüne kadar barışık bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti gelmiştir. Şimdi kalkmışız oyun kurulmuş oynanırken oyun içerisinde kural değiştirip yeni bir kuralla güya yola devam edeceğiz ve bunu da hem de İslam çatısı altında ümmetçi bir kafa ile yapacağız. Diyorum ya. Yani İslam'ın hiçbir döneminde yani 1400 yıldır böyle bir uygulama yok ama kalkmışlar buradan Medine vesikasına bir gönderme ve bunun üzerinden güya bir çözüm. Siz inanıyorsanız ben de inanıyorum. Referansımız da nedir burada efendim? Medine vesikası, Medine sözleşmesi. Neymiş bu Medine sözleşmesi diye baktığımız zaman tablo ortada. Bunlara aslında bir Medine sözleşmesi dersi vermek gerekiyor anlaşılan. Ben veririm. Yani görsünler neyi savunduklarını, ne olduğunu. Dolayısıyla da bu aslında cehaletin bir göstergesi. Aynı zamanda dini kavramları, dini değerleri ucuz bir şekilde emellere alet etmenin de tipik bir göstergesidir. O nedenle de buradan asla bir şey çıkmaz. Bu anlayış veya bu iddialar e demin de söylemeye çalıştığım gibi ulus devlete karşı ümmetçilik maskesiyle ülkeyi bölmekten başka hiçbir hedef gütmemektedir. Kesinlikle de bunların din diyanet diye bir dertleri de yoktur. Yani siz devletle barışık oldunuz da önünüzde engel mi var ki eee kalkmışta ümmetçilikle efendim eee çok hukuklulukla, çok uluslulukla bir yere varacağız Allah aşkına yani eee hangi dünyada yaşıyoruz? Neden bahsediyoruz? Yani e bugün bunun bir uygulanabilir alanı var mıdır? Ve Ortadoğu toplumlarına, halklarına baktığınız zaman bunu barışık bir şekilde farklı etnisiteleri ve farklı inançları bir arada kardeşlik hukuku içerisinde potaadağ tutan Türkiye Cumhuriyeti'dir. Devletin kurucu ilkeleri de bu anlamda bellidir. Efendim demokratik İslam masallarıymış. Efendim Medine sözleşmesi gibi romantik yorumlarmış. Bunlar sadece ve sadece zavallı insanları avutmak için sunulan bir havuçtan başka bir şey değildir. Ve o yüzden de dedim soralım. Tarihin hangi döneminde acaba eee Medine sözleşmesi hayata geçmiştir? Eee veya ümmetçilik anlayışı, ümmetçilik çatısı altında Müslümanlar bir araya gelebilmiştir. Medine sözleşmesi dediğimiz üzere Hzreti Peygamber döneminde bile karşılık bulmamıştır. Buna bazıları itiraz ediyorlar. Herkesle oturup konuşmaya hazırım ben. Herkesle bu mevzuyu tartışmaya hazırım. Kesinlikle de Medine sözleşmesi Hzreti Peygamber döneminde bile başarılı olmamıştır. Buradan asla da böyle romantik yorumlara bir referans çıkmaz. Dediğimiz gibi daha baştan zaten e Medine Sözleşmesi kendisini kapatmıştır. Yahudiler bir kere bunun dışında kalmışlardır ama korktukları için gelip dahil olmuşlar ve ondan sonra da ilk fırsatta hemen ipi kırmışlar. Madem Medine sözleşmesi çözümdü Hz. Haz. Muhammed niçin Benu Kaynuka Yahudilerini, Benu Kureyza Yahudilerini veya Nadir Yahudilerini sürdü. Diğer Yahudiler eee ayrıldılar. Hz. Ömer daha sonradan neden sürdü bunları? Madem çok hukukluluk vardı, ehli kitap sürüldü vesaire. Siz geçin o işleri. Medine siyasal bir süreçtir aynı zamanda ve benden başkasını tanımam diyen bir anlayıştır. Siz Medine sözleşmesini eğer esas alırsanız oradan size ekmek çıkmaz. Yine Türkiye Cumhuriyeti'nin eee laik ve demokratik kültürü eee içerisinde insanlar eee kendi kültürleri, kendi dinleri, kendi etnisiteleriyle özgür bir şekilde yaşarlar. Buradan asla böyle sonuç çıkmaz. Nidekim de ben de size Medine sözleşmesi derseniz getiririm Hz. Ömer'i dayatırım. Bakınız Hz. Ömer bırakınız Medine'de ta Necran'daki Hristiyanları bile sürmüş. Hiçbir zaman İslam kendi eee içerisinde şerik kabul etmemiştir. Etmez. Böyle bir şey yoktur. Yani o yüzden de buradan bir şey çıkmayacağını boş yere söylemiyorum ben. Her ne kadar birileri hala o romantik yorumların peşinde geçseler de Allah aşkına ben sorayım size. Yahudiler ne zaman acaba Medine sözleşmesi gereği Hz. Muhammed'i kabul edebildiler? Bir iki tane işte kendi şeriatlarıyla ilgili hukuki meseleyi getirdiler. O da sizin şeriatınızda bu nasıldır demiştir. Ama onu da evirip kıvırmışlardır. Bunun ötesinde eee Medine sözleşmesine dahil olmayı kendi siyasal çıkarları açısından gerekli gördükleri için buna dahil olmuşlardır. Ama ilk fırsatta da yine kendileri ipi kırmışlardır. Efendim işte Medine Sözleşmesi gibi çok hukukluluk falan halklar bilmem ne falan deniliyor ya. İşte Türkiye Cumhuriyeti ulus devlet ilkelerinden ayrılsın, kurucu ilkelerinden ayrılsın. Anayasal yapıdan ayrılsın ve farklı etnik kimlikleri tanısın. Herkes bölük pörçük olsun. Sonra da ilk fırsatta hadi bize eyvallah diyecekler ve devlet de bunu kabul edecek. Ne güzel, ne hoş, ne ala. Böyle bir şey olamaz değerli dostlar. O yüzden de din üzerinde tepinip de bu kavramları böyle ulu ortak kullanmak ve siyasi hedeflere, kirli emellere alet etmek her şeyden öte din istismarından başka bir şey değildir. Ve bunlar avuntudur. Boş beleş laflardan başka bir şey değildir. Hedefe varmak için dini ve dini değerleri bu gibi psişik duygulara alet etmekten başka bir şey değildir. Meze yapmaktan başka bir şey değildir. Vesselam.

Bugün haber sitelerinde böyle bir olayı gördüğüm için efendim işte Medine vesikası vurgusu, efendim cihat vurgusu, demokratik İslam vurgusu gibi söylemler dikkatimi çekti. Yani demokratik İslam nasıl bir İslamsa demokratik İslam. Meğer İslam'ın bu yönü de varmış. Ben bilmiyordum. E öğrenmiş oldum. Yani bizim haberimiz yok. İstediğiniz kavramın önüne dediğim gibi demokrasi kelimesini ekliyorsunuz. Onu sevimli kavrama dönüştürüyorsunuz ve ondan sonra da güya e buradan hedefe varıyorsunuz. Demokratik İslam peşinden ne gelebilir mesela? Demokratik cihatta gelebilir. Ne bileyim demokratik halifelik de gelebilir. Ne bileyim demokratik şeriatta olabilir. Hocam neden olmasın? Demokrasi var ya başında hocam. IŞİDçilerden bu kafaya göre e başlarına demokratik IŞİD deyin hocam. Sorun yok. Demokratik PKK, demokratik Taliban abi süper. Bakınız böyle sanki cincik boncuk kelimelerle e 5 yaşındaki çocuk kandırılıyor. Mesela demokratik terörizm diyelim hocam o zaman. Ne bileyim demokratik feodalizm diyelim gider de yani hem de e bölgenin şartlarına da uygun ve velhasılı uzatabildiğiniz kadar uzatabilirsiniz. Bu söylemlerle hiçbir yere varılmaz ve böyle söylemlerde gelirse de zaten şaşırmam. O nedenle de demokratik kelimesini evirip çevirip de böyle kavramların önüne getirip buradan böyle yeni bir kavram üretiyormuş gibi sanki eee sözüm ona çözüm ve bu anlamda barışa katkı diye geçin. Yani demokratik barış derseniz bunu. Of oluyor. Demokratik barış yani demokratik savaş da diyebilirsiniz o zaman. O zaman sorun yok hocam. Başına demokrasi ekliyorsunuz ya. Bunlar demokrasiyi ne olarak görüyor? Devlete teröristlik yapmak, devleti bölmek, devleti parçalamak ve peşinden de halkların kardeşliği, işte barış bir de şimdi yanına İslam eklendi. Bunlarla beraber bir sos haline getirip de güya bunun üzerinden bir hedef güdülüyor. Adam eee baktı ki dediğim gibi terörizmle veya işte eee böyle eee illegal yollarla bu iş olmuyor. Yani düşünün bebek öldürdü, çocuk öldürdüler, kadın öldürdüler, erkek öldürdüler, masum insan öldürdüler, öğretmenleri öldürdüler. Etnisiteye vurgu yaptılar. En büyük çözümleri buydu. Fakat olmadı. Demokratik cumhuriyet gibi söylemlerle neticede hedefe gidilemeyeceğini görünce bu sefer direksiyonu kırdılar Demokratik İslam'a. Hoş geldin Demokratik İslam. Bu düpe din istismarıdır. Bu düpe Allah'la aldatma gibi bir anlamdan başka bir şey değildir. Efendim umut hakkı dediler. Geldiğimiz noktada da şimdi oldu. Demokratik umut hakkı. Bak neleri doğurdu. Peşinden bu tarz meyveler de gelir. E oldu olacak. Apoya bir de sarık cübbe giydirin. Ne bileyim eee aynı zamanda sakalda bıraksın. Bir de fistan giydirin. Eline de kocaman bir tespih verin. Yanına bir de böyle post veya işte bir şey o şeyhler oturuyorlar ya böyle bir makam. Yanına bir de Kur'an o değme keyfine. Hoş geldin yeni şeyhimiz şıh apo. Yani mesele buraya kadar vardı. Hayırlı uğurlu olsun diyelim biz de. Ne diyelim Allah aşkına? 50 60.000 kişi insanı öldürecek. Bu adam devlete isyan edecek. Bunca zulüm. Ondan sonra kalkmış bir o kadar engelli ocaklara ateş düşürmüş. E şimdi de kalkmış. Barış ve üstelik de demokratik İslam. Yetmedi bir de cihat. Allah Allah. Ben de şaşırdım kaldım. Netice itibariyla herif kalkmış millete din dersi veriyor. Bu da işin garip tarafı. Bir lafa bakarım laf mı? Bir de söylene bakarım misali. Şimdi söylene bakıyorsunuz. Arkadaş yani adamın dinle diyanetle hiçbir alakası yok. Ne anlarsınız siz? Dinden diyanetten ne anlarsınız? Medine sözleşmesinden ne anlarsınız? Hazreti peygamberden siz ne anlarsınız? Bugüne kadar yaptığınız en iyi iş bellidir. Zaten söylemeyeceğim. Dolayısıyla da eee Eren Bülbüllere bakın. Aybüke öğretmenlere bakın. Şenol Akar ilk şehit öğretmendir. Bunlara bakın. Buralardan geldik şimdi. Eee güya çözüm. Eee inşallah olur. Barıştan kimse rahatsız olmaz. Onu söyleyeyim ben size. Eee ben de rahatsız olmam. Ama böyle dini bu işlere meze edip de buradan güya bir şey devşirmenin son derece anlamsız ve yersiz olduğunu söylemek durumundayım. Siyasiler dinin üzerinde tepinir. Dinbazlar dinin üzerinde tepinirler. Dinin dışındakiler dinin üzerinde tepinirler. Yah herkes bu dinin üzerinde tepiniyor. Yetmedi. Şimdi de bunlar tepiniyorlar. Mübarek olsun. Ne diyelim? Yani sessiz sedasız böyle kavramların içi boşaltılıyor. Bakınız bir FETÖ nerelere kadar getirdi. Ne günlere kaldı durumumuz. O yüzden de Ziya Paşa ne diyordu? Ne günlere kaldık ey Gazi hünkar diyor. Katır mühürdar oldu. Eşek defterdar misali. Başlar ayak ayaklar baş oldu. Nereye gittiğimizi de bilmiyoruz. Güya Marksist Leninist çizgideki bir yapı, bir anlayış bugün kalkmış Kürt kardeşlerimizin samimi, dini duygularını eee istismar etmek amacıyla efendim Demokratik İslam ve Medine Sözleşmesi çözüm olacakmış. Bana söyleyin o zaman Medine sözleşmesi hangi dönemde çözüm olmuş da ben bilmiyorum ya. O zaman benim cehaletime verin ve ben de gel ele alayım ve diyeyim ki ya ben becerememişim bilmiyormuşum bu işi diye. Geldiğimiz noktaya bakınız. O yüzden de tekrar vurguluyorum. Eee Medine sözleşmesi hiçbir zaman demokratik anlamda bugün bunların güya idealize ettikleri farklı da yani güya anlam yükledikleri çoklu hukuk veya çok hukukluluk gibi bir yapı yapıya örnek değil tam aksine bu yapının eee işlemeyeceğinin çok somut belgesidir vesselam. Bu kadar yani. Dolayısıyla da buradan hiçbir şeyin çıkmayacağını özellikle de belirtmek isterim. Ama Ortadoğu halklarını İslam'la bu şekilde avutuyorsunuz ve bu nedenle de Ortadoğu'da akıllı insan, düşünen insan, sorgulayan Müslüman yani böyle bir karaktere tahammül edilmiyor. İstenmemesinin sebebi de budur. Veriyorsunuz Mehteri, milleti dinle afyonluyorsunuzdur. İşte o yüzden de bu Kar Marx gerçekten büyük bir adammış. Yani din afyondur diyor ya. Bunu böyle altın harflerle yazmak lazım. Hatta bana sorarsanız her caminin girişine yazmak lazım bunu. Bu bu kadar önemli bir sözdür ki camiye girenler anlasın. Eee sizi dinle kimse uyutamayacak diye belki uyanırlar. Kar malta ben olsam caminin girişine bunu e yazdırırım böyle. Yani iş buraya kadar vardı. Çünkü eee bugüne kadar dikkat edin bunların en büyük silahı neydi? Etnisiteydi. Yani kimlik siyaseti üzerinden eee bir söylem geliştirmişlerdi. İşte efendim zalim eee işte iktidar veya işte Türkiye Cumhuriyeti vesaire vesaire bütün eee bunlarla beraber artık baktılar ki yine çözüm olmuyor. Ne oldu bu sefer? Eee bunlar da döndüler din silahına sarıldılar. Çünkü burası son derece yumuşak karın. Dinden dem vurmaya başladılar. Nitekim de APO'nun açıklamaları üzerine Den Parti eş başkanı da ne Hatimoğulları diye bir eş başkan kalktı hemen rol aldı. O da ne söylüyor? Onun da sözlerini aldım buraya. Ne diyor? Demokratik İslam Tülay Hatimoğullarının sözüymüş bu. İnternetlerden aldım. Demokratik İslam çizgisinin inşasını, güçlenmesini ve toplumda zuhur etmesini sağlamak çok kıymetli ve değerli. Vay be, vay be, söyleyene bak. İddiaya bak. Ben ne diyeyim? Devam ediyor. Sayın Öcalan'ın, ben o sayını kaldırıyorum. Öcalan'ın çağrısında da anlaşılacağı gibi bizlerin demokrat toplumu her alanda inşa etmesi gibi bir görev ve sorumluluğumuz vardır. Ne güzel. Bak dedim ya ekliyorsunuz kelimenin başına demokrasiyi abi caf caflı bir ifade oluyor. Ondan sonra eee yolunuz otoban gibi açılıyor. Devam. Demokratik İslam çizgisinin inşasını, güçlenmesini ve toplumda zuhur etmesini sağlamak çok kıymetli ve değerli. Bunun bütün kapılarını ardına kadar açmak hepimizin görevi ve sorumluluğudur. Hoş geldiniz. İslamcı anlayış diyelim. Yani başka bir ifade bulamadım herhalde. Dinciler din üzerinde tepiniyorlar. Siyasiler din üzerinde tepiniyorlar. İslamcı mahalle din üzerinde tepiniyor. Dine dışarıdan bakanlar din üzerinde tepiniyor. Şimdi bunlar da daldılar. Bunlar da buradan ekmek yeme yoluna gittiler anlaşılan. Ve devam ediyor konuşmalara. Peygamber efendimizin şu ifadeye bakınız ya. İnsanın gözleri yaşarıyor. Peygamber efendimizin en bilinen sözlerinden birisi şudur. Komşusu açken tok yatan bizden değildir. Ne alaka? Sadece kendi kapı komşunu kastetmez. Yani ancak o kadar belli ki bilgi. Dolayısıyla da bunu bildikleri için bir peygamberden bir şey ekleyince ne alakası var? Komşusu açken eee tok yatan bizden değildir sözüyle demokrasi ve demokratik kültür ve peşinden ne diyor? Sadece kendi kapı komşusunu kastetmez. Kimi kastediyormuş aynı zamanda? Bir sistemi kastediyormuş. Yok ya yok ya. Ya şu görüyor musunuz? Çarpıtmaları ve tevilleri. Bu sistem kesinlikle değişmeli. Bak gördünüz mü? Ve müminler zulme karşı mutlaka direnmeli Allah aşkına. Zulüm, müminler, sistem, demokratik sistem, din, Peygamber Efendimiz, Medine sözleşmesi. Yani olur da bu işin bu kadar da suyu çıkmaz kardeşim be. Ya insan durduğu yerde durur ya. Ayıptır be ya. Dini değerler bu kadar iyidiş edilmez ya. Kimse de ses çıkarmıyor ya. Her zaman şunu söylüyorum ya. Bari şu siyasiler yanlarına bir tane aklı başına bir ilahiyatçı bulundursalar ya. Böyle ulu ortak konuşulur mu Allah aşkına kardeşim ya? Bir şey söylemeye çalışıyorsun. Kaş yaparken göz çıkarıyorsunuz. Ayıptır, günahtır ya. Devam ediyor. Mevcut iktidara yükleniyor burada da. Oysa diyor mevcut iktidar yine siyasal İslam'ı kullanarak mümin sabreder diyor. Bak hiç alakası yok. Ben oradan oraya savruluyor. O kadar içi boş bir konuşma ki yani eee devamını getirmek istemiyorum. Gereksiz bir şey. Sonunda şöyle bağlıyor. Ne diyor? Mücadele etmek, örgütlenmek ve bu sistemi kesinlikle değiştirmek istiyoruz. Gördünüz mü talebi? Neymiş demek ki demokratik İslam? Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus devlet anlayışını ve bu sistemi ortadan kaldırmak. Anayasa manayasa zaman gündeme geliyor ya. Bunun için gündeme geliyor. Şimdi yetmedi. Hazreti Peygamber ve hayatta karşılık bulmayan Medine sözleşmesine sarılmışlar. Buradan kendilerine medet bekliyorlar. Ne diyelim? Ne diyelim? Cehalet olur da bu kadar olur. Yani düşünebiliyor musunuz? Bunlar İslam, barış, cihat, demokrasi. Hazreti Peygamber Medine sözleşmesi yan yana geliyor ve buradan bir şey çıkıyor. Siz buna inanıyor musunuz? Veya bunların hakikaten de samimi oldukları kanaatinde misiniz? Yok. Kaldı ki benzer sözler yeni değil. Eee bu 2014'lerde de yine aynı isimle böyle bir kongre düzenlemişlerdi. Ama o zamanlar tabii eee kimse bunlara itibar etmiyordu. Şimdi bu çözüm süreciyile beraber bu tekrar servis edildi. İşte Öcalan'ın isteğiyle Diyarbakır'da 2014'te Demokratik İslam Kongresi toplanmıştı. Ben biraz karıştırdım bunu nedir diye. Baktım hatta Kur'an okuyarak da açılıyor kongre. Ve Medine sözleşmesi yine burada en güzel havuç. İslam'da zalim, mazlum ve adalet kavramlarını tartışıyor birisi. Ortadoğu'da barış anlayışı ve Kürt sorununa çözüm diyor. Ötekisi İslam'da savaş ve barış hukuku, barışın inşası gibi, kadının İslam'daki yeri gibi. Dikkat edin aynı söylemleri bugün de getirmiş. Eee, dile getiriyorlar. İşte ekolojik denge kadın falan eee dile getiriyordu. Bu kongrede. Kadri Yıldırım diye birisi de Kürtler ve İslamiyet ile Kürt sorunu ve İslam'ın hakemliği başlıklı bir konuşma sunmuş. Eee işte burada da çok kimlikliliği, çok dilliliği ve çok renkliliği anlatmış. Güya bununla ilgili sunum yapmış. Bu adama baktım nedir diye tanımıyorum bilmiyorum. Anlaşılan milletvekilliği de yapmış bunlardan. İlahiyat Fakültesi'e Arapça dersine girmiş. Arapçacı kafayla bu kadar olur işte. Ve buradan güya kendilerine bir şey çıkaracaklar. O yüzden aklı başında bir ilahiyatçı başınıza almazsanız bak dini nereden nereye getiriyorsunuz? Efendim Medine vesikası diyormuş. Çoğulcu toplum özlemi duyuyorlarmış ve bu özlemle güya işte Medine Sözleşmesi üzerinden bu hedefe varabiliriz diye burada da dini meze ediyorlar. Medine Sözleşmesi de dediğim gibi hiçbir zaman çözüm odaklı bir şey değildir. Asla eee karşılığı yoktur. Olmamıştır da. E üstelik de Medine vesikasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal ve kurumsal yapısı, ulus devlet yapısının

Ne alakası var? Siz hangi cüretle bunu kalkıyorsunuz da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, eee, ulus devleti, eee, yapısına karşı bir alternatif olarak sunuyorsunuz? Efendim, bunun için mücadele etmek lazımmış diyorsunuz. Bir de utanmadan dini buraya meze ediyorsunuz. Zaten dinciler yeterince dinin üzerinde tepiniyor. Bari siyasiler olarak siz bırakın dini canım.

Benim o siyasi tartışmalar dışında temelde baktığım yer burası olduğu için, eee, bu yönüyle eleştiriyorum. Kesinlikle doğru bulmuyorum. Bir Müslüman olarak asla, eee, bunları kabul etmem mümkün değil. Yakıştıramıyorum da. Üstelik de sahabeye yar olmamış. Sizin hayalini ettiğiniz o yapı sahabeye yar olmamış. Peygamber döneminde karşılık bulmamış veya, eee, başarıya ulaşmamış. Peygamberden sonra zaten, eee, at izi it izine karışmış.

İşte bugünden örnek verdim. Bakınız, dili, dini, rengi, etnisitesi, dili, her şeyi bir, coğrafyası bir bir araya getir bakalım. Getirebiliyor musun? Kalkmışlar buradan din çatısı altında, ümmetçilik çatısı altında güya Türkiye Cumhuriyeti'ni bölecekler ve buradan da kendilerine böyle bir alan açacaklar. Bu meseleyi ilk önce 1990'lı yıllarda Ali Bulaç dile getirmişti. Bugünlerde de işte zaman görüyoruz, konuşuyor. Akıl danesi güya kendisi. İşte Medine sözleşmesi, hatta aldım ben onun, eee, kullanmıştım da daha önceden kendi eserimde. Eee, Ali Bulaçı mesela asrı saadette bir arada yaşama projesi. Bu buralara dayanıyor. Medine vesikası veya Medine vesikası ve yeni bir toplum projesi tamamen saçma, tamamen akıl dışı, tamamen gerçek dışı, tamamen tarih dışı, tamamen İslam dışı hiçbir karşılığı olmayan ölü doğmuş bir çocuğu kalkmışlar ikide bir temcit pilavı gibi. 90'lar, 2014'ler, şimdi de 2024, 25, 26'lar aynı hikayeyi hala kullanıyor.

Neye göre kullanılıyormuş bu hocam? Bu Türkiye Cumhuriyeti'nin, eee, veya halkımızın, ulusumuzun iyiliği için kullanılıyormuş veya ne burada elde edilmeye çalışılıyormuş? Sorunun cevabını bulabilirseniz hadi bakalım bulun. Hepsi romantik yorumlardan başka bir şey değildir. 90'lı yıllarda bunlarla benim de öğrencilik olduğum, öğrenci olduğum dönemlerin sonları bunlarla uğraşıp duruyorduk, okuyorduk. Güya buradan bir şey çıkarılabileceğini zannediyorduk. Yani ben ilahiyatı hiç isteyerek okumadım ama zaman zaman da diyorum ki herhalde bu, eee, yani ilahi kaderin bir tecellisiydi. İyi ki de ilahiyatçı olmuşum diyorum. En azından şu bataklıklarda boğulmuyorum. En azından, eee, neyin ne olduğunu görebildim. Yoksa 90'lı yıllarda ben bunları çok okudum. Yani buradan sanki bir şey çıkar. İdealize ediliyor. Medine vesikası, Medine sözleşmesi. Ulan daha 1. yılda patlamış sözleşme. Sen hala kalkmışsın bana gazel okuyorsun. Kimi kandırıyorsun? Neyi kandırıyorsun?

Hiçbir zaman da gerçekleşmemiştir. Ve Medine'deki İslam da öyle efendim sana istediğin gibi, sana istediğin gibi hayat hakkı tanımaz. Ya benimsin ya toprağındırsın der. Bitirir olay bu kadar basittir. Nitekim de Tevbe suresini açın bakın görürsünüz. Orada zimmi hukuku vardır. Cizye hukuku vardır. Bunun dışında asla bir şeyi kabul etmez. Eee, ya savaşır adam gibi savaşırsın ya da bana boyun bükersin ya da benim gibi olursun. Bana boyun bükersen ikinci sınıf olarak yaşarsın der. Bitti. Buradan kesinlikle böyle bir şey çıkmaz. Ben bunu söyleyeyim size. Onun için de efendim barış, hoşgörü, bilmem ne geçin o işleri. Kimi kandırıyorsunuz siz canım? Gelin konuşun benimle o barışın ne olduğunu. Gelin tövbe 5'i alın. Tevbe hatta tövbe suresinin ilk 38. ayetlerini alalım. Gelin bir konuşalım bakalım barış mı çıkıyor oradan? Ne çıkıyor? Arap kabileleri, eee, 22 yıl beklediler de 23 yılda niye patır patır patır Medine'ye döküldüler? Ne dedi Tevbe suresinden sonra Lale Devri bitti. Bundan sonra anlaşmalı olan müşrikler de anlaşmasız müşrikler de hepiniz de savaş hukuku geçerli. Ya itaat edersiniz ya da ananızı ağlatırız. Bu kadar. Ve bunun üzerine de, eee, koptu geldiler Hz. Muhammed'e boyun büktüler. Sen şimdi buradan kalkıyorsun. Cahil kafanla Medine sözleşmesi üretiyorsun. İşte bunların ne kadar sı bu siyasi söylem için demiyorum. Yani bu dinci kafanın açısından söylüyorum bunu. İşte Ali Bulaşlar vesaire romantik yorumlarla güya buradan bir şey çıkarıyorlar. Bu Medine sözleşmesine benim kadar kafa yoran belki de az insan vardır. Ne çıktı ortaya? Daha sonradan kitap da yazıldı bununla ilgili. Kuramer'den de çıktı bir Medine Sözleşmesi diye. Benim kitabımda uzun uzadıya anlattım. Bunun enini uzununu isteyen oradan görebilir. Bütün detaylar orada vardı. Ve buradan asla da böyle bir şey çıkmaz. Asla da barış çıkmaz. Barış çıksa o zaman ben size getiririm. Peygamber döneminde başarılı olduğu söyleseniz bile size Tevbe suresinin 5. ayetini ve Tevbe suresi safaatında yaşananları anlatırım. Mekke'nin fethinden sonra Hz. Peygamber diyor ki, "Lale devri bitmiştir. Ya bizdensiniz, ya bizdensiniz ya da bizden olacaksınız." Bitti. İkinci şık yoktur. Dolayısıyla da İslam barış marış da kimse bana gazel okumasın. Buradan barış da çıkmaz. Onu da söyleyeyim size. O Mekke dönemindeydi. Geçin o işleri.

Hocam ele oturun düzgün konuşun. İlim adamları dürüst konuşmuyorlar maalesef. Tarihi everek, çarpıtarak, kıvırarak ve tevil ederek anlatıyorlar. Kardeşim metin ne? Uygulama ne? Siz bunu anlatın gerisini bırakın. İnsanlara şirin göstermenin bir anlamı yok. Yani yalan yalan da nereye kadar yalan? Hocam durum ortada. İşte asla da böyle bir demokratik ortam sağlanmamıştır. Eee, asla da böyle bir şey olmamıştır. Nitekim de Hz. Peygamberden sonra Haz. Ömer hepsini dümdüz etmiştir. Bu kadar basit. İster kabul edin ister etmeyin. Hocam işte yani İslam barış dini değil mi? Evet barış diniydi. Medine'ye kadar. Medine döneminde güçlendikten sonra, eee, kusura bakmayın ya benimsin ya da ben seninle savaşırım mantığı işlemiştir. Hocam bu kadar açık bu kadar net. Sorun hocam sorun. Neden Arapların ikinci bir din seçme hakkı yoktur? Bir sorun bakayım niye? Bir sor bakayım niye barış değil diyorsun hocam? Hani diyor ya bir sor bakayım ben niye bunu yaptım diyor. Hani Şener Şen miydi Sefil Biloya diyordu ya. Bir sor bakayım. Bir sorun bakalım neden hoca böyle söylüyorsun? Durum ortada. İşte Mekke'nin fethinden sonraki tabloya bakın. Zimmiler alçaltılmış ikinci sınıf vatandaştır. Ancak böyle tabi olurlar. Hadlerini bilirler. Araplara da asla ikinci din seçme hakkı yoktur. Mutlaka Müslüman olacaksınız. Bitti hocam. Bitti. Sen ondan sonra istediğin kadar bana gazel oku hocam. Olay budur. Bunları bilmeyen insanlar kalkmışlar buradan barış söylemi geliştirmişler. Sahabeye yar olmamış. Peygamber döneminde uygulama alanı bulmamış. Ömer döneminde zaten uygulanma alanı olmadığı için tamamen rafa kaldırılmış. 1400 yıl uygulanamamış. Osmanlı'nın son döneminde İttihad-ı İslam veya ümmetçilik gibi, eee, birtakım romantik söylemlerle tekrar hayat bulmaya çalışılmış ama veya diriltilmeye çalışılmış. Yine olmamış. Bugün kalkmışlar bunu Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus devletine bir alternatif olarak güya reçete sunuyorlar. Hadi oradan be. Hadi oradan be. Siz kim? Din kim? Peygamber kim? Medine sözleşmesi kim? Siz ne anlarsınız Medine sözleşmesinden? Siz ne anlarsınız? Dinden, Diyanet'ten. Birileri şu anda neredeyse Apo'yu halife ilan edecekler. İşte bir de şeriat devleti kur. Nasılsa cihattan da söz ediyor ya herif. Oh oldu bitti. Ve eminim ki böyle bir söylem geliştirilse bunu alkışlayacak bir sürü de adam çıkar. Hocam Mücahit Apo seslerini de duyabilirsiniz. Yakında mesela tutun adama bir de Ramazan da yaklaşıyor. Bir de Ramazan programı verin. Hatta o tecniatın programını verin adam orada şeriat anlatsın, din anlatsın, eee, peygamber anlatsın. Ne güzel bir dünya hocam. Onun için de benim isyanım burada daha çok da dini kavramlar ve din üzerinde bu şekilde tepilme. Bu beni rahatsız ediyor hocam. Ya dini anlayan insanlar dinden konuşsun kardeşim ya. Ve insanlara siz doğru bilgileri anlatın. Ondan sonra tercihi halka bırakın. Canım nedir Allah aşkına? Yorulmadınız, doymadınız mı bu dinin üzerinde tepinmekten? Ya tek derdimiz var. Ülkemizde barışık yaşamak, kardeşçe yaşamak ve ülkemizi daha ileriye taşımak. Bunun da yolunun cumhuriyetin kurucu ilkelerinden geçtiği için elimden geldiğince Cumhuriyet Atatürk diyorum ve, eee, inancınızı yaşayacaksanız yine yaşayın. Barışık yaşamanın yolu budur. Din üzerinde tepinmeyi bırakın. Dininiz sizin olsun. Sizin, eee, kendi inancınız içinizde yaşayın. Bunu bir proje gibi öteki berikine sunmayın. Bakınız adam böyle bir din projesi geliştiriyor ve bunu reçete sürüyor. Öteki başka bir proje geliştirir. O öyle reçete sunar. Cübbeli fistanlı giller ayrı bir reçete sunar. Diyanet ayrı bir reçete sunar. Ne bileyim işte fıkıhçılar ayrı bir reçete sunar. Yordunuz dini de yordunuz. Halkı da yordunuz. İnsanları da yordunuz. En çok yorulanlardan birisi de benim. Dinin her şeye meze edilmesi hakikaten de insanı son derece rahatsız ediyor. Görüyorum olup bitene bir gidişata bakıyorum. Bir tarihe bakıyorum. Bir iddialara bakıyorum. Bir iddia sahibine bakıyorum. Ya başlar ayak, ayaklar baş oldu hocam. Yani bugün ana hatlarıyla bunu anlatmaya çalıştım. Bitiriyordum ama bir şey geldi aklıma. Belki Medine Sözleşmesi'ne biraz vurgu yaparım diye. Ben bu Medine Sözleşmesi'ni sadeleştirmiştim. Elimde vardır. Eserimden alıntıladım. Birkaç maddesini okuyayım. Neymiş bu Medine Sözleşmesi? Medine Sözleşmesi diyoruz da muhtevasında neler var? Bu Medine Sözleşmesi üzerine konuşanlar işte Montgomery Wat bunlardan birisidir. Cülyüz Velavzun bunun üzerine konuşmuştur. Sonradan Hamidullah da konuşmuş. Medine sözleşmesi birinci aynen girişi şöyle bu kitap yani sözleşmenin yazılı haline kitap deniyor. Kitap karşılıklı sözleşme anlamına gelir. Mükatebe. Mükatebe demek ikimiz arasındaki sözleşme. Aslında bana sorarsanız elif lam mimikel kitab labe fih diyor ya. Buradaki zelik kitap aynı zamanda Tanrı ile insan arasındaki sözleşme anlamına da gelir. Bunu da belirteyim. Mükatebe usulü kölelik Kur'an'da da yer alır. Biliyorsunuz kitabın karşılıklı sözleşme anlamı vardır. O yüzden de kitap bu kitap yani bu sözleşme Peygamber Muhammed'in kureyşli ve Yesripli müminler kureyşli ve Yesripli müminler ve Müslümanlar ve bunlara tabi olanlar. Bak müminler, Müslümanlar ayırıyor. Kureyşli müminler, Yesripli müminler, gönülden inananlar. Bir de teslim olanlar ve bunlara tabi olanlar ve onlara iltihak edenler ve onlarla beraber cihat edenler arasında yazıdır. Bu kitap böyle bir yazıdır. Peygamberin Kureyşli ve Yeseri arasındaki yazısıdır. Bakınız burada Yahudiler hiç yok. Daha birinci madde. Bunlar diğer insanlardan ayrı tek bir ümmeti teşkil ederler. Bakın inanan inanmayan hepsi ümmetin içerisinde. Bu ümmetçilere de armağan olsun. Yani güya ümmetçilik çatısı altında müminleri bir araya getirecekler ya. Daha sonradan bu sözleşmeye Yahudiler de dahil olacak. Onlar da ümmet çatısı altında. Bunu da belirteyim. Bu arada devam ediyor. 3. maddesi. Kureyş muhacirleri yani Medine'ye hicret edenler kendi aralarında adet olduğu üzere kan diyetlerini birlikte öderler ve onlar harp esirlerinin kurtuluş fidyelerini müminler arasındaki iyi ve makul olan esaslara ve adalet kaidelerine göre ödemeye iştirak ederler. Yani ola ki aralarında bir cinayet oldu. Eee, Kureyşliler kendi aralarında bir cinayet olayına, eee, karışırlarsa, eee, kendi hukuk yani kendi Mekke'deki kriterlere göre diyet öderler. Yani Medine'nin kriterleri farklı olabilir. Benu Av yani Medineli bu Ensardan bahsediyor. Eee, bir kolu yani, eee, Evs kabilesinin kendi aralarında kan diyetlerini adet olduğu önceki esaslar çerçevesinde ödeyecek ve her zümre esirlerinin kurtuluş fidyesini müminler arasında bilinen ilkelere, eee, adalet esaslarına göre ödeyecek. Şimdi burada birçok espri vardı da şu kadarını söyleyeyim. Mesela bazı kabileler biz üstünüz derler. Eee, yarım diyet öderler. Mesela diyelim ki siz gittiniz bir kabileden birisini öldürdünüz. Tam diyet ödersiniz ama öldürdüğünüz kabile güçlü ise o size yarım diyet öder. Yani böyle mesela Yahudiler arasında da vardır bu. O anlamda herkesin eşit ve makul adalet ölçüsünde diyet ödemesinden söz ediyor. Beni Benu Haris yani bu da Hazretin bir kolu kendi aralarında adet olduğu önceki esaslar çerçevesinde kan diyetlerini öderler ve, eee, iştirak ederler. Benzer şey. Benu Saide yine Hazretin bir kolu. Kendi aralarında adet olduğu üzere önceki esaslar çerçevesinde kan diyetlerini öderler. Genelde bunlardan bahsediyor. Devam ediyor. Benu Cusem bir başka kabile benzer şeyde Benu Necar kendi aralarında yine benzer yükümlülükler bakınız daha çok kan davası diyetle alakalı kan diyetleri çerçevesinde devam ediyor. Böyle birkaç madde daha bu sözleşmenin, eee, 25. maddesinden sonra Yahudilerin eklendiğini görüyoruz. Bu da bize neyi gösteriyor? Eee, ilk önce Arap kabileleri arasında kan davalarını, diyetlerini. Çünkü bu sözleşme neyin üzerine bina edilmiştir? İki taraf daha önceden boğaz savaşlarında savaşıyordu ve aralarında kan davası var. Kan davasını bitirecekler. Şimdi kan davaları veya, eee, mücadeleler bir anda bitmez. Sosyolojiyi bilmeyince bunları da çözemezsiniz. Olay nedir? Diyelim ki biz sizinle savaştık. İki taraf savaştık. Bir yerde durdurduk savaşı. Eee, mağlup tarafa, eee, mağlup olan taraf galip tarafa, eee, eşitlenirler. Nasıl eşitlenirler? Ölüler sayılır. Kaç kişi mesela birinci seferde, eee, ben sizi mağlup etmişim. Sizden şu kadar öldürmüşüm. Atıyorum ikinci seferde siz saldırdınız. Rövanşist oluyor ya bu. Siz de benden daha fazla kişi öldürdünüz. O zaman ben sizden, eee, fazla öldürdüğünüz kişilerin kan diyetini talep ederim ve derim ki benim adamlarım, eee, değerliydi, güçlüydü. Bire 10 isteyebilirim. O anlamda, eee, bu karşılıklı tazminat hukukunu düzenleyen maddeleri görüyorsunuz. Yani kabileler arası, eee, bir yükümlülüğe işaret ediyor. Ondan sonra Medine'nin savunması için her kabile üzerine düşen görevi yerine getirecek ve kendi işte silah gücünü, insan gücünü, eee, katkıda bulunacak, verecek diye. Fakat Hz. Peygamber mesela Yahudileri kabul etmiyor. Dikkat edin yani çok hukukluluk deniliyor ya. Mesela Yahudilerden Uhud Savaşı'na katılmak isteyenler vardır. Yani Yahudi olup da katılmak isteyenler vardır. Peygamber kabul etmemiştir. Müslüman olanları sadece alıyor orduya. Yani çok hukukluluk burada bile işlemiyor. Savaş hukuku sırasında bile işlemiyor. Siz bana kalkıyorsunuz hala çok hukukluluktan bahsediyorsunuz ve bunu adres gösteriyorsunuz. Dolayısıyla da buradan kesinlikle böyle siyasi emeller için kullanılan romantik yorumlara asla kapı aralanamaz. Eee, ve buradan da böyle bir şey çıkmaz. Medine sözleşmesi ile ilgili diğer detayları sayarsam gereksiz yere hacmi uzatmış olurum. Ana çerçevesi, eee, iki kabile veya Arap kabileleri arasındaki mücadeleyi bitirmek. Daha sonradan da buna Yahudiler dahil oluyor. İki taraf bir araya geldi. Eee, Benukaynuka'da kovuldu. Ulan başımıza iş gelecek diye bu sefer Yahudi kabileleri de birer ikişer geliyorlar. Dahil oluyorlar. Bu da yine o sözleşmenin devamı olarak zannediliyor. O nedenle de, eee, Yahudilerin de bu sözleşmeye dahil olduğu gibi bir iddia ortaya atılmıştır. Ama bu çok sonradan olan hadisedir. Yani aslında başlangıçta tekti. Sonradan sözleşmeye dahil olmuşlardır. Bunu söyleyebilirim.

Evet sevgili dostumun sorusunu gördüm. Hocam sözleşme, eee, temelli bir siyasal aidiyet modeli üzerinde kurulduğunu mu göstermektedir? Yoksa bu kullanım geçici bir kriz yönetimi stratejisi olarak mı değerlendirilmelidir? Öyle bir ciddi bir aidiyet duygusunu da göremezsiniz burada. Yani bana sorarsanız ileriye yönelik de böyle işte bir toplum modeli bir, eee, yani toplum modeli inşası gibi bir hedef de yoktur. Yani Hz. Peygamber ileriye yönelik de bak bir toplumsal bilinç bir barış oluşturayım. Bu projeyle adım atılmış bir adım değil. Bu daha çok sevgili dostum tıpkı Arap kabilelerinin az önce söylediğim gibi mücadeleleri barışla bitirdikleri zaman iki tarafın yükümlülüklerini düzenleyen bir anlaşmadır ve bu yönüyle bana sorarsanız de facto bir durumdur. Nitekim de daha sonradan kimse bunu hatırlamamıştır ve bunun üzerine bir siyasi, eee, zemin oluşturulmamıştır. Ne Ebubekir döneminde, ne Ömer döneminde, ne Osman döneminde hiç bundan bir daha söz edilmemiştir. Bu neyi gösteriyor bize? Geçici de facto durumu gösteriyor. Yani ileriye yönelik bir projede değildir üstelik. O yüzden de buradan romantik bir yorum çıkmaz. Tam aksine Hz. Ömer üstelik de bu sözleşmeden daha ileriye gidiyor ve Arap Yarımadası'ndaki bütün, eee, gayrimüslimleri temizliyor ve hepsini sürüyor. Dolayısıyla bu sözleşmeden böyle ileriye yönelik, eee, efendim bir toplum modeli çıkarmak, bir siyasi proje çıkarmak. Çünkü benim görebildiğim Hz. Peygamber'in öyle ileriye yönelik bir, eee, proje belirleyeyim. Efendim benden sonra toplum yaşasın işte dini temellere otursun. O yüzden Kur'an'ı bunlara bırakayım. Eee, ellerinde bir kitap olsun işte benden sonra yönetici belli olsun. Hiç böyle bir gündemi olmamıştır hocam. Hiç yok. Böyle bir projesi yok. Yani peygamberin işte şöyle bir düzen kurdum aman bu düzene sahip çıkın diye böyle bir şey de yoktur. Bu Hz. Ebubekir'le beraber sistemleşmiştir biraz ve peygamberin kurduğu siyasal düzenin devam ettirilmesini Ebubekir sağlamıştır ve Ebubekir buna inanmıştır. Hz. Ömer bile ona karşıdır. Dikkat edin. Dolayısıyla da bu tamamen geçici bir süreyle alakalıdır. O yüzden bunu bu kadar köpürtüyorlar. İslamcı mahalle 90'lı yıllarda köpürttü. Bir şey çıkmayacağını muhtemelen onlar da anladılar. Şimdilerde de bunlar köpürtüyorlar. Buradan asla bir şey çıkmaz. Yani kesinlikle ileriye yönelik bir adım da değil. Bir de şöyle geliyor sevgili dostum. İşte çok hukukluluk, eee, çok kültürlülük. İnsana hoş da geliyor, cafcaflı da geliyor. Çok güzel. Ama bu gibi yapılar tarih boyunca hiçbir zaman karşılık bulmamıştır. Hele hele ulus devletler karşısında bunun zaten yeri yoktur. Onun için de bunlar hep denenmiş şeylerdir ve neticede, eee, en önemli, en, eee, insanlığın bulduğu çözümde işte demokratik kültüre dayalı bir, eee, siyasal düzen. Onun için de Cumhuriyet döneminde işte laiklik esası üzerine oturan bir sistem, eee, benimsenmiştir. Yani bunlar daha önceden denenen şeyler. Yani eskilerin, eee, deneyip de asla başarılı olamadığı şeyleri kalkıp da yeniden yeniden gündeme getirmenin bir anlamı yoktur. Ben bunun arkasında farklı hesapların olduğunu söyleyebilirim. Ancak Martin Links'in kitabının ilmi değeri var mıdır? Yani ben şimdi şöyle söyleyeyim. Her kitabın bir emek ürünü olduğunu söyleyebilirim. Ama Martin Links'i de ben işte bu İslam tarihçisi olmaya karar verdiğim dönemlerde okuduğum eserlerden birisidir. Eee, güzel böyle romantik bir şey, romanımsı bir tarzı var. İlmi bir değeri yoktur. İlmi olarak Montgomery Wat'ın Mekke'sini, Medine'sini, eee, daha çok öneririm. Diğerleri, eee, genelde anonim tarzda yazılan şeylerdir. Birçok böyle efsanelerde onun içerisine dahil edilmiştir. Bunu söyleyebilirim.

Osmanlı'nın dağılma sürecinden sonra oluşan ulus devlet yapısına sahip olmayan Kürtlerin kimlik, kültürel, siyasi dil sorunlarıyla ilgili çözüm öneriniz var mıdır? Vallahi benim o konuda çözüm önerim, eee, olsa ne olur olmasa ne olur? Yani bunu benim dillendirmemin, eee, bir çözüm olacağını düşünmüyorum. Yani yalandan havanda su dövmenin yeri de yoktur. Tabii ki, eee, herkes barışık şekilde eşit şartlar altında yaşamayı ister. Ama, eee, Türkiye'de sadece Kürtler yaşamıyor ki hocam. Baktığınız zaman Türkiye'de birçok etnik unsur vardır. Yani onların hiçbirisi değil de neden acaba bu Kürtler bu kadar, eee, bu işi böyle yani bir devlet meselesine dönüştürüyorlar? Bakınız ben, eee, Artvinliyim ama ben beni bazıları Gürcü zannederler. Ben Gürcü değilim. Yani Gürcü kökenden gelmem. Gelsem de gelirdim derdim. Canım ne yapalım yani? Ama ben Gürcüleri bilirim orada. Sen Gürcülere Türk değilsin de veya git bayrağa bir denemesi bedavadır. Git şimdi bizim Artvin'de veya Boçka'da git de bir bayrağa küfret. Bak ne yapıyorlar seni. Perişan ederler seni. Gürcüler devletiyle bütünleşmiş ama kendi içerisinde kendi kültürünü yaşatıyor. Böyle de yaşamak varken. Ondan sonra efendim falana çözüm filana ne çözüm kardeşim. Zaten çözümü Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyetin değerleri size, eee, hangi imkanı kıstı Allah aşkına canım? Evet. Diyorsunuz ki işte bir dönem işte militarist güçle birtakım olumsuzluklar yaşandı. Tamam, bunu da devlet de kabul ediyor zaten. Ama bunun üzerinden getirip getirip getirip de sürekli meseleyi buraya getirip ya kardeşim şu çok açık, şu çok net. Tarihte güçlü milletler devlet kurarlar. Bakınız bunu bir şey olarak söylemiyorum. Tarihi tecrübe bunu gösteriyor. Yani sana kimse durduğun yerde devlet kurdurmaz. Al tepe tepe devlet kullan demezler. Hocam bunun bir bedeli vardır. Bedelini göze alabilen gelir Türkiye Cumhuriyeti'nin karşısına geldiklerinde de gördüler. Bu böyledir hocam. Eee, olmayan bir şeye siz kalkacaksınız. Sanki bu kesimin devleti varmış da Türkiye Cumhuriyeti gaspetmiş devlet. Senin devletin, benim devletimin bir sorunu yok ki burada hocam. Burada farklı bir siyasi sorunu vardır ve onlar da kendilerini, eee, Kürt halkının, eee, temsilcisi gibi görüyorlar. Eee, dolayısıyla de, eee, bizim sunacağımız çözümü gerekirse sunarım. Ama burada böyle, eee, ulorta boş yere konuşmanın sadece havanda su dövmek olduğu kanaatindeyim. Onun için de burayı geçelim.

Hocam Medine sözleşmesinin orijinal metinleri olmadığına göre var. Orijinal metinleri de var. Ne kadar doğrudur? Ben bunları da tespit ettim. Mesela en erken, eee, kaynak İbn İshak'tır. Ondan sonra İbn Zenceveyh vardır. Onun eserinde vardır. Bir de Ebu Ubeyd Kasım bin Sellam diye bir adam var. Onun eserindedir. Şimdi İbn İshak'ın metni ayrıdır. Ben bunların hepsinin kıyaslamasını da yaptım eserinde. İbn İshak'ın metni Medine sözleşmesi ayrıdır. Eee, İbn Zenceveyh ile Kitabül Enval'deki yani, eee, Ebu Ubeyd Kasım bin Sellam'ın Kitabül Enval'deki metin birbirine çok yakındır. Orada da yine birtakım kelime değişiklikleri var. Ama, eee, İbn Zenceveyh ile Ebu Ubeyd Kasım bin Sellam'ın yani Kitabül Enval ikisinde Kitabül Enval'dır eserlerinin adı. Buradaki metinler birbiriyle aynı. Daha önce olan İbn İshak'ın metni ki bu da İbn Hişam'da öğrencisi İbn Hişam'da vardır. Onun tarafından aktarılmıştır. Genelde bu yaygın hale getirilmiştir ama, eee, öteki metinler, eee, bundan ayrı. Yine iki metin birbirine çok benzer. İkisi arasında da farklılık vardır. Sonuçta bir de bu vardır işin, eee, başka boyutu. Yani bunların nasıl bir araya geldiğine dair yazılı bir belgemiz yok. İşte ikinci, üçüncü el kaynaklardan geliyor. O nedenle de, eee, bir seferde yazılmış gibi gösteriliyor. Neden? Çünkü İbn Hişam bunları alt alta yazmış. Böyle maddeler halinde yazmamış. Sonra bunları maddelere ayırmışlar. Cülyüzla uzun Hamidullah hoca 48 miydi 52 madde miydi veya 52, 54 maddeye çıkarmış Hamidullah, eee, vesaire. Hatta ben de kendi içerisinde böldüm. Benim, eee, Si'in, eee, Medine döneminin sonuna anlaşılabilir bir dilde yazdım. Bütün referanslarıyla bunun karşılaştırmasını da yaptım. Dediğiniz gibi öyle çok da doğru olduğunu söyleyecek elinizde bir malzeme yok. Ha kimi batılılar buna doğru demişler. Bunu da söyleyeyim. Bazıları o mesela layüs el gibi de görenler vardır. Batıda da kimileri eleştirmiştir. Ama, eee, metin analizi yaptığınız zaman en erken iki farklı eserde iki farklı rivayet var. Yine birisine yakın İbn Zence'te Ebu Ubeyd aynı dönemde en erken olan metin farklı. Bunlardakiler farklı. Daha sonradan da bunların varyantlarıyla çoğaltılmış bir metin. Yani öyle müsellem bir bilgi de değil üstelik. Ama ben burada şuna bakarım sevgili dostlar. Ben uygulamaya bakarım. Uygulamaya baktığım zaman hocam bunun bir geçerliliği yok. Yani olsa dükkan sizin de yok yani. Ne yapalım? Hz. Peygamber dönemi başarısız oldu. Medine sözleşmesi başarısız oldu diye bir şey de demiyorum. Fair Bey'in sorusu çok güzel bir cevap oldu aslında. Buna biz evrensel bir anlam yüklüyoruz. Sorun burada. Oysa bu evrensel bir metin değil. Bu bugüne ışık tutabilecek bir proje değil. Bu Hz. Peygamber dönemiyle sınırlı ve o da yürümemiştir. Onu söylüyorum. Nitekim de Hz. Peygamberden sonra özellikle Ömer döneminde daha müesses devlet yapısı vardır. Neden? Mesela hiçbir Allah kulu, hiçbir halife, "Ya bizim bir de Medine sözleşmemiz vardır ya bak burada böyle böyle madde vardır." Niye dememişlerdir hocam? Çünkü o gün olmuş bitmiştir. Yani iki kabile arasındaki savaşı bitirmeye yöneliktir de. O yüzden daha doğrusu husumeti, savaş demeyelim ona. Husumeti bitirmeye yöneliktir. Vesselam.

Bak Saliha diyor ki benim Gürcü arkadaşlarım var. Eee, vatana bağlı insanlar. Ben aynı zamanda bizim memlekette Lazlar da vardır. Yani doğrudan Lazca konuşan Lazlar. Karadenizlere Laz diyorlar da öyle hepsi Laz değil. Onlarda da aynısını görüyorum ben. Bizim orası o geçiş bölgesi olduğu için farklı etnik unsurlar vardır. Hiç böyle dertleri yoktur. Hatta benim köyüm büyük oranda Gürcüdür. Bulamazsın bir tane böyle ayrıksız otu canım siyasi sürece sokuldu. Eee, doğudaki Kürt vatandaşlarımız ve bir devlet düşmanlığı üzerinden kimlik tanımasına, etnisiteye dayalı bir siyasi mücadele içerisine girdiler. Biz savaşı kazanıyoruz gibi gösterip de bu son dönemdeki gelişmelerle birlikte adeta devlete meydan okuyar, eee, boyuta geldiler ve bunu şimdi de din üzerinden pazarlayıp da, eee, meşrulaştırma hedefi gütmektedirler. Başka bir şey değildir. Onun için de dedim yani, eee, benim buradaki eleştirilerim Medine sözleşmesine bir şey çıksa tamam biz de savunalım da çıkmaz onu söylüyorum. Yani buradan yani barışa aykırı bir tarafım yok. Onu özellikle vurgulayayım. Yani barışı herkes gibi ben çok ben de çok isterim yani. Kim istemez barışı? Ama bu yolla oraya varılmaz. Bir laf vardır hani Osmanlı'nın da Mecelle'nin de kaidesi. Gayeye vusulsuzluk usulsüzlükendir. Barışa giden yolu böyle döşeyemezsiniz hocam. Böyle barışa girilmez. Buradan barış değil, tam kaos çıkar. Siz, eee, Türkiye Cumhuriyeti'nin, eee, kurumsal yapısını, anayasal yapısını, ulus devlet yapısını dinamikleyip de bunun üzerinden barış projesi güdemezsiniz. Bu nedir? Eee, din ve barış söylemi, Medine vesikası söylemi, Hz. Peygamber söylemi adı altında aslında, eee, kirli emele, kirli hedefe varmaktır. Onu anlatmaya çalıştım.

Hocam, Medine sözleşmesi için söylediğiniz kaynakların da orijinal metinleri bugün gelmedi. Hayır, onların yazılı metinleri geldi. Mahi, şimdi bir şey söylüyorsun da o kadar da değil yani. Yani İbn Hişam'ın yazmış olduğu metin İbn Hişam'ın kaleminden çıkmıştır. Eee, Kitabül Enval'in yazarı da yine kendisi yazmıştır. Ha bu tabii ki bir belgeden almış yazmış veya bir raviden duymuş ama onlar geliyor bize. Yani doğrudan geliyor. O kadar da değil. Yani bunlar İbn Hişam 211'lerdir. İbn Zence ve İbn Kitabül Enval ise 240, 250'ler bu tarihlerden sonradır. Yani yakındır birbirlerine. Mesela İbn İshak'ın eseri deki rivayetin, eee, senedi yoktur. İbn İshak nereden almış bilmiyoruz bunu ama diğerlerinde bir senet de vardır. Ha ne derece tutar tutmaz senet doğrudur onu bilemeyiz. Senedi olan rivayet doğrudur anlamına da gelmez. Adam acaba bu kadar metni nasıl aklında tutabildi? Muhtemelen yazılı parşömen parça bir şeyden yararlanmış olmalı dersiniz ama böyle bir şey de yoktur. Netice itibariyle bu alıntılar da asıl orijinal nüshadan alıntı değildir. Yani arkadaşımızın söylediği bu. Ama mevcut verdiğim kaynaklardaki belge veya kaynaktaki veri müellifin kaleminden çıkmış veridir. Onu söyleyeyim.

Hocam bu sözleşme için bıçak kemiğe dayandı ve mecbur bir durum denilebilir mi? Hayır öyle bir şey değil ya. Bıçak kemiğe dayandı diye bir şey yok. Eee, Medine Sözleşmesi ile alakalı söylüyorsanız dedim ya Medine Sözleşmesi Evs ve Hazreç arasındaki düşmanlık nedeniyle ortaya çıkan bir durumdur. O düşmanlık onları Hz. Peygamberle bir araya getirmiştir. Hz. Peygamber de Medine'ye gelince aralarındaki düşmanlığı bitirmek için anlaşma yapmıştır. Ve bu şekilde anlaşma yapılıyor. Hz. Peygamber Bedir'de de başarılı olunca, eee, bu sefer Yahudiler yah papuç bağlı diyorlar. Gidelim biz de anlaşmaya dahil olalım. Başımıza bir sıkıntı gelmesin. Münafıklarla bu işi hallederiz yoluna gidiyorlar. Eee, bu arada Benu Kaynuka kovuluyor ama de Yahudiler ihanet ettikleri için kovuluyorlar. Zaten, eee, Benu Nadi ve Benu Kureyza'nın ses çıkaramamasının ve, eee, direnememesinin temel nedeni de ihanet etmiş olmaları. Yani kendileri geldiler anlaşmaya dahil oldular. Kendileri ihanet ettiler. Eskiden bunları anlatırdı bize hocalarımız. Ya bir türlü aklım kesmezdi ya. Şöyle o zaman öğrencilik dönemlerinde ya diyorum bu Yahudiler Hz. Peygambere inanmıyorlar ama niçin onu başkan kabul ediyorlar? Bu benim bir türlü aklıma yatmazdı. Eğer çok basitmiş de hocalar anlatmadığı için görememişler herhalde o tarafını. Ya olay çok sonra. Yani Yahudiler hiçbir zaman Hz. Peygamberi ne siyasi lider kabul ettiler ne dini lider kabul ettiler. Yahudiler kendi başına buyruk olarak hareket ettiler. Medine'deki, eee, ben anlatacağım bu münafıkları anlatsaydım belki bugün anlatacaklarımız çok daha iyi koracaktı. Bu akşam aslında ben münafıkları anlatacaktım size. Medine'deki münafıkları kullanıp da Hz. Muhammed'i buradan tepelemeyi düşünüyorlardı. Ters tepince kendileri oldu. Yani kendi kuyularını kendileri kazıdılar. Belki, eee, Hz. Peygamberle barışık yaşasaydılar ve Yahudi kimliklerini bu şekilde korusaydılar ve böyle devam etseydi o zaman Medine sözleşmesinin bir karşılığının olduğunu söylerdik. Ama, eee, hiçbir zaman gerçekleşmedi. Hocam niyet ayrı, akıbet ayrı. Burada niyet, güya bugünkü gözle bakılınca işte Medine sözleşmesinden bir şey çıkar diye düşünülüyor ama bir şeyin çıkmayacağını çok açık, çok net bir şekilde tarihi veriler bize gösteriyor. Bu kadar soru. Metin insanların sözleşmeye sadık kalmayacağını en baştan varsayıyor mu? Hayır. En başta zaten iki taraf sözleşmeye dahil oluyor. Evs ve Hazreç. Daha sonradan aynı sözleşme kaidelerine Yahudiler de dahil oluyor. Her gelen Yahudi kabilesi aynı angajman kaidelerine bağlı kalacağına dair söz veriyor. Ve burada da öyle çıkarıcı geçici bir şey değil. Burası önemli bu yönüyle. Ve ama tepede Hz. Muhammed vardır. Yani anlaşmazlıklarınızı ona havale edeceksiniz. Onu hakem tayin edeceksiniz. Ve Medine'nin, eee, savunması söz konusu olduğu zaman ortak hareket edeceğiz. Fakat enteresandır, Hz. Muhammed ne, eee, Uhud'ta ne de Hendek Savaşı'nda Yahudileri doğrudan cepheye almıştır. Yahudilerden, eee, Beni Kureyzalılardan alet edevatı almıştır. O kadar ama onları orduya dahil etmemiştir. Yani Müslüman olmayanları, inanmayanları orduya dahil etmemiştir. Her ne kadar ortak savunmadan bahsediliyorsa da sözleşmeye sadık kalmayacağının herhangi bir şey yok. Tam aksine, eee, bu sözleşmeye herkes, eee, dahil olacak. Sözleşmenin zaten en önemli, en bağlayıcı maddesi Medine aleyhine, Müslümanlar bak hem Medine aleyhine hem de Müslümanlar düşmanla işbirliği yapmamaktı. Düşmandan kasıt da burada müşriklerdi. Ama Yahudiler hemen kalktı gitti anlaşma veya angajman kaidelerini ihlal edip müşriklerle, eee, masaya oturdular. Neden? Hz. Muhammed Uhud'ta Bedir'de başarı kazanmıştı. Ya bu bizim yurdumuzdan eder. Uhud'ta o nedenle destek verdiler. Uhud'dan sonra Hz. Muhammed iyice zayıflayınca tekrar, eee, Kureyş'i teşvik edip de, eee, Hz. Peygamberi ortadan kaldırmaya çalıştılar. Bu yönüyle baktığınız zaman aslında Yahudilerin sadece çıkarları için buraya dahil olduklarını görüyoruz. El altından da karşı tarafa destek veriyorlar. Hikaye bundan ibarettir. Yoksa uzun soluklu işte bizi bir arada tutan bir yapı, eee, falan bu tarz bir metin değildir hocam.

Diğer soru, Hz. Peygamber'in Arap olmayan sahabeleri var mıydı? Arap olmayan Süheyb-i Rumi gibi, Arap kökenli olmayan Rum diyorlar bunlara ama ne kadar bunların Rum olduğu da tartışmalıdır. Fakat mesela işte Arap olmayan Selman-ı Farisi gibi böyle bazı sahabeler vardır. Türkler yoktur aralarında. Arap olmayan sahabeler var. Bunlarla, eee, diğer sahabeler nasılsa, eee, böyleydi. Arapların mevali dediğimiz kesime karşı ilişkisi yani Acemlere, Arap olmayanlara karşı ilişkisi ise, eee, daha çok Emevilerle birlikte ortaya çıkan bir süreçtir sevgili dostum. Yani bunun Hz. Peygamber dönemiyle hiçbir alakası yoktur. Peygamberden sonra Araplar, eee, özellikle Ömer döneminde fetihlerle beraber dışa açılınca, yabancı kültürlerle, etnik unsurlarla tanışınca, eee, onlara karşı dini bir silah olarak kullanmışlar ve, eee, din üzerinden kendi hegemonyalarını, siyasi güçlerini tahkim etmeye çalışmışlar. Onun için de içimizden bir peygamber geldi. Biz ihtida ettik. Biz kurtulduk. Şimdi bizim sayemizde siz de kurtulacaksınız. O yüzden de bize itaat etmeniz gerekir şeklinde bir noktaya nazardan bakmışlar. Dini millileştirmiştir. Tıpkı Yahudiler gibi ve, eee, bu şekilde de Arap olmayanları din sopasıyla, eee, hakimiyet altında tutmaya çalışmışlardır. O yüzden de her ne kadar İslam eşitlik olsa da siz bizim sayemizde Müslüman olduğunuz için, eee, fazilet bakımından bizimle denk değilsiniz. Siz Müslümansınız, köle değilsiniz ama, eee, bizim kadar da eşit değilsiniz. O yüzden arada bir yer olarak onları mevali şeklinde konumlandırmışlardır ve ikinci sınıf muameleye tabi tutmuşlardır. Vesselam. Bunu söyleyebilirim.

Fikri kardeşim diyor ki Hz. Ayşe bazı ayetlerde Hz. Muhammed'i sorguluyordu ve sitem ediyordu. Hocam bunu sorguladığına göre Hz. Muhammed'in söylediklerine güvenmiyor muydu? Hayır hocam güvenmiyordu diye değil. Ayşe Ahzab suresini çok ciddi bir şekilde eleştiriyor. Yani bu ayetlere güvenmeme değil de burada bir serzeniş vardır. Bir yakınma vardır. Ve bu aynı zamanda Tanrı'ya yönelik de bir yakınmadır. Yani tıpkı, eee, Mehmet Akif'in o, eee, milli mücadelenin zor dönemlerinde dua ederken ya Rabbi işte yok mu neredesin, eee, göster, eee, kudretini serzenişi gibi. Bu Tanrı'ya isyan değil. Hz. Peygamber'in sözlerine isyan değil. Ama burada bir insanın, eee, aynı zamanda, eee, duyduğu bir rahatsızlığı görüyorsunuz. Eee, Ayşe bu yönüyle meseleye bakıyor. Yoksa Ayşe'nin inancında bir şüphe yok. Aynı şeyi Ümmü Seleme'de görürsünüz. O da mesela kimi ayetleri eleştiriyor. İşte anlatmıştım size. Erkeklerden bahsediyor sürekli. Senin kitabın madem öyledir o zaman, eee, biz kadınlar erkekler kadar, eee, imkanımız yoktur. O zaman erkekler de günahlarının iki katını alsınlar gibi. Eee, veya buna benzer değişik Ümmü Seleme'nin çıkışlarını görüyorsunuz veya Havle binti Salebe'nin çıkışını görüyorsunuz ki çok daha şey yani senin Tanrı beni niye duymuyor diyecek kadar ileri boyuta gidecek. Zıhar meselesiyle beni boşadı. Sen geçmiş hukuku ilga ediyor diyorsun ama bak senin hukuku ilga etme. Yani geçmişi ilga etmiyor. Bu nasıl iş diye falan. Peygamber de ne diyor? Bu konuda bana vahiy gelmedi diyor. Bak vahiy gelse konuşurum diyor. Ve bunun üzerine, eee, kadın da isyanını belirtiyor. Bu gibi örnekler var. Yani bunlar metni kabullenmekten ziyade sitem, bir, eee, serzeniş vardır. Burada Ümmü Seleme'nin çıkışına baktığınız zaman hakikaten de öyle yenilir, yutulur cinsten değil. Hatta, eee, neydi? Ahzab suresinin 32-33. ayeti midir? Mümin erkekler, mümin kadınlar şöyle mümin erkekler, mümin kadınlar hep erkeklerden bahsediyor diye denince, eee, bu sure bu ayeti nazil oldu. Bu sefer erkekler kadınlardan da bahsediyor diye. Çünkü yani İslam bildiğiniz üzere ataerkil bir toplum. Kur'an'da ataerkildir. Dili olabildiğince ataerkildir. Bunu zaman zaman söylemişimdir. Ve buna isyan eden veya buna, eee, serzenişte bulunan birtakım insanların olduğunu görüyoruz. İşte Ümmü Seleme de, eee, bunlardan birisidir. Ve bu şekilde serzenişini dile getirmiş. Aynı şekilde Hz. Ayşe de dile getirdi. Ahzab suresinin 50. ayetiyle alakalı. Ümmü Seleme'nin, eee, eleştirisi Ali İmran 195'le alakalıdır. Ki bu Nesibe binti Kaab'la da veya Enise binti Kaab'da geçer kaynaklarda bununla alakalıdır. Allah'ın için hep erkeklerden söz ediyor. Böyle şey mi olur? Bunun üzerine de işte Ahzab suresinin 35. ayeti geliyor vesaire. Eee, keza yine Nisa suresinin 32. ayetinde de yine bir şikayet üzerine Ümmü Seleme'nin Allah hep erkekleri, eee, dikkate alır gibi konuşuyor. Efendim savaşa gidiyorlar, ganimetten pay alıyorlar, biz bir şey alamıyoruz falan. Bunun üzerine de Nisa 32. ayetin indiği işte, eee, Allah her birinize bağışladığı yeteneklerle, eee, sizi imrendiriyor birbirine. Erkekler kazandıklarından kendilerine pay, kadınlar da kazandıklarından kendilerine pay, eee, alırlar şeklinde bir açıklamanın geldiği gibi bunlar serzeniş türü. Yani kabullenememekten ziyade bu şekilde değerlendirilebilecek ayetlerdir. Bu konuyu zannediyorum daha önce ele aldım. Gerçi ben Hz. Ayşe'yi, Ümmü Seleme'yi ayrı ayrı ele aldığım için doğrudan, eee, peygamber eşleri veya sahabeden kimi insanların Kur'an ayetlerine yönelik eleştirilerini, eee, ele almadım. Bunu ele alırsam enteresan şeyler vardır. Yani sahabeden çok net bir şekilde tepki gösteren insanlar vardır. Sadece peygamberin eşleri değil yani. Ama peygamberin eşlerinin eleştirileri tabii son derece önemli veya dikkat çekici bunu söyleyebilirim.

İmralı'dan gelmiş gibi yapılan tüm mesajların devlet erki tarafından yönetildiği ve yönlendirildiği biliniyor. Bu açıdan devlet otoritesi bu projeyi neden gündeme getiriyor? Yani eğer böyleyse bu da ayrı bir şey. Hala biz Medine sözleşmesini ve Medine vesikasını adres görüyorsak ki böyle bir, eee, siyasi, eee, altyapının olduğunu da görüyoruz. Buna ateşli bir vasatın olduğunu da görüyoruz. Bu daha izahı zor bir durum. Tıpkı, eee, halifeliği ihya etme, Osmanlı'yı ihya etme gibi romantik bir şey hocam. Eğer gerçekten de bu adres gösteriliyorsa evlere şenliktir. Eee, olsa olsa ne olur o zaman? Bölge halkına dini anlamda mesaj verme amaçlı olabilir. Ama böyle olursa din istismarı olur. Diğer türlü olursa da zaten, eee, tevil olur, dini çarpıtma olur. Siyasi, eee, olaylara bu meselenin meze edilmesi kesinlikle doğru değildir. İki tarafı da olsa yanlış. Medine sözleşmesi çoğunluğu kurumsallaştıran bir belge olarak mı okunmalıdır yoksa fiilen peygamberin otoritesini hukuki değil siyasal zorunluluklar üzerinden meşrulaştırma mıdır?

Burada peygamberin otoritesi daha ağır basıyor. Çünkü herkes eee Hazreti Peygamberi otorite kabul ediyor. Ama aynı zamanda eee yani bu çoğunluğu da oluşturuyor. Burada hem eee çoğunluğun eee beklentisi veya talepleri doğrultusunda bir düzenleme hem de eee Hz. Muhammed'in bu anlamda otorite görme diye bir anlayışı vardır. Y anlayış vardır. Yani çoğunluğun hukukundan ziyade Hz. Muhammed'i eee otorite kabul edip onun hakemliğini kabul edip bu anlamda eee çoğunluğun belirlediği eee işte kaideler veya angajman kaide eee kuralları arasında bir araya gelmeyi ifade ediyordur. Yani çoğunluğa göre bir hukuk tanziminden ziyade ha bunu teorikte Müslümanların çıkarları doğrultusundaki hukuk tanzimi diyebilirim buna ama çoğunluk e kendilerine özgü bir hukuktan ziyade Medine halkını kuşatan bir özelliği vardır. Çünkü ne diyor? Medine'de müminler de, Müslüman olanlar da, Medine halkı da yani inanmayanlar da bu işin içerisine dahil. Yani burada Medine yurttaşlığı özelinde bir yapılanmadan söz ediliyor. Ama başında da hep eee belirleyici Haz Muhammed'tir hocam ve ona tabi olanlar yani yine bir çoğunluğun hukukunun eee hakimiyetinden söz edebiliriz.

Yanlış hatırlamıyorsam peygamberin İslam'ın geleceği ile ilgili bir kaygısı olmadığını söylediniz. Peki bu durum dört halife döneminde de devam etseydi bu İslam'ın yayılmasına zarar vermez miydi?

Doğru söyledim onu. Doğru anlamışsınız. Peygamberin ileriye yönelik hiçbir projesi yoktur. Olmadığını zaten Kur'an'ı da bırakmamasından anlıyorsunuz. Olmadığını kendisinden sonra nasıl eee düzenin yürüyeceğine dair bir açıklama yapmamasından da görüyorsunuz. Nitekim de peygamberden sonra sahabi bir boşluğa düştü. bereket Hzreti Ebubekir toplumu adeta uçurumun kenarından aldı ve düzlüğe çıkardı. Yani şunu söyleyebilirim. Ben Ebubekir dönemini çalışmış birisi olarak Sadık Halife Ebubekir diye kitabım var benim. Okumanızı da öneririm. Orada da bütün detayları inceledim ben. Ebubekir kadar kararlı bir başka isim yoktu zaten. Çıkmasaydı Ebubekir olmasaydı eee bugün belki de İslam'ı şöyle bir kabile dini olarak niteleyebilirdik. Çünkü Hz. Ebubekir biz peygambere tabi olduk. onun o ölmüşse de onun idealini yaşatacağız diye bu noktaya nazardan bakıyor ve ölümüne mücadele ediyor. Tek başına da kalsam ben diyor bu asilerle mücadele edeceğim diyor. Ve burada hakikaten de eee son derece önemli bir köprü görevi görüyor. Hz. Ömer de onun mücadelesini devam ettiriyor. Dolayısıyla de aslında eee dört halife dönemi dediğimiz o iki halife döneminde peygamberin projesi bir adım öteye taşındı. Zaten Ebubekir de peygamber bundan sonra Şam tarafına gidecekti diyor ve bunun üzerine oraya ordu gönderiyor. Ve bu ordular Ömer döneminde bir anda patlama yapıyor. Osmanlı dönemine gelince zaten iç savaşta bitiyor olay. Ondan sonra ikinci fetih dalgası olarak bunu Muaviye başlatıyor. O yüzden de geçmişte demiştim ki Emevilere millet çok atıp tutuyor ama Emeviler olmasaydı tekrar edeceğim o cümlemi veya mefhumu en azından. eee bugün yine İslam'ın e bir böyle evrensel anlamda bir din olduğundan asla bahsedemezdik. Belki de arada kaybolup gidecekti. Onu da söyleyebilirim. Yani neticede dikkat edin yani dinin en önemli kurucu metni Kur'an. Onu da toplayan Ebubekirle Ömer'dir hocam. Ebubekir', Ömer'i çıkarın hop diye eee merdivenin bir iki basamağı boş kalır ve düşersiniz boşluğa. Olay budur. Yani ister beğenin ister beğenmeyin. Ve Emeviler ister beğenin ister beğenmeyin siyasi amaçla da olsa eee dini yaymışlar ve İslam'ı imparatorluğa dönüştürmüşlerdir. Ve Abbasiler de buradan bir medeniyet çıkarmışlardır. Hikaye budur. Elimizdeki veriye göre konuşuyoruz biz.

Soru hocam din yolunda mı gidelim? Akıl yolunda mı?

İkisi beraber olmuyor. Akıl da önemli. Yani inancı da bir tarafa atamazsınız hocam. İkisini birlikte barışık şekilde götürmek de mümkündür. Ha belki bir yerde de zorlanırsınız ama birinden birini tercih edin diyecek durumda değilim. O sizin kendi tercihiniz.

Hocam Medine sözleşmesi aslında İslam'ın inanç olarak resmen kabul edilmesi yok. İnançla hiçbir alakası yok hocam. İslam'ın siyasal gücüyle alakalı diyebiliriz. Hazreti Peygamberi siyasal anlamda lider kabul etmeyle alakalı bir şeydir hocam. Yani ona dini bir mahiyet yüklemenin anlamı yoktur. Medine sözleşmesi demokratik toplum örneği olmadığını anlıyorum. Peki İslami kuralların olduğu demokratik bir yapı olur mu yoksa olmaz mı? Laiklik veya Kur'an'da geçen şura ayetleri nasıl yorumlanmalıdır? Hatta eee Apo Şura ayetlerinden bahsediyor. Meşveret şura önemlidir. Tamam. Güzel. Yani din size, bunu daha önceden açıkladım. Din size birtım ilkeler verir. Din size devlet modeli sunmaz. Din size yönetim modeli sunmaz. Dini metinlerde bunu bulamazsınız. Hazreti Peygamberin örnekliğinde de eee böyle bir devlet modeli yönetimi değil. Ama eee site ölçeğinde bir siyasal eee nizam var ortada. Buna devlet diyorlar ama devlet değildir daha. Ama eee nedir burada? şura vardır. Eee, ne bileyim adalet ilkesi vardır. Eliyet vardır. Eee, ne bileyim eee, emaneti ehline verme eee liyakat vardır. Eee, ve hukuk en çok burada öne çıkan hususlar. Bunlara göre siz, eee, şeyinizi, idarenizi oluşturursunuz. Yani adalet temelli ve istişare eee, temelli bir yapı. Ha bu oluşturulur mu? Oluşturulsa ne güzel. İşte bunun kısmen Hz. Ebubekir ve Haz. Ömer döneminde olduğunu görüyoruz. Daha sonradan yürümemişti bu istişare. İstişare yürümediği için de eee tekelci bir yönetim anlayışına dönülmüştür. Yani Hazreti Osman'dan itibaren bu böyle devam etmiştir.

Hocam ya hocam diyor müsaadenizle bir soru daha sorayım diyor. Kürt meselesinde Kur'an hakem olsun diye İslami kesimler var. Kur'an hakemliğinden ne kastediliyor? Hariciler de aynı şeyi söylüyorlardı. Hocam Kur'an hakim olsa ne olacak? Yani Kur'an size adil olun diyor. Kur'an size eee bölünmeyin, parçalanmayın diyor. Eee yani keşke öyle olsa. Eee buyurun hadi bakalım gidelim. Onu kabul etmezler hocam hiçbir zaman. Kur'an'ın hakemliğinde çünkü eee zülfyere dokunan şeyler olur. Bugün din söylemiyle ortaya çıkan işte cihada kadar varıncaya değin şura ayetine varıncaya değin vurgu yapan şahıs acaba eee dini kaideleri gerçekten içselleştirse oradan kendi istemediği sonuçlar çıkar. Onu da söyleyeyim size. Çünkü Kur'an keenneh bünyan mersus der. Onlar eee bir yapı, bir binanın yapı taşları gibi birbirine kenetlenirler. Gerçi bunu Saf suresinde 6. ayetteydi. Zannediyorum şey için kullanıyor. Savaş ortamı için kullanıyor. Ama Müslümanlar arasındaki bağ budur. Eee adamlar 50 senedir bilmiyorum kaç yıl oldu. 50 60.000den fazla adam öldürdüler. Sırf işte ayrıcalık çıkarmak için. Hala bile ayrıcalık için dini kullanıyorlar. Benim de isyanım bunaydı zaten veya eee eleştirim bunaydı. Dolayısıyla da Kur'an'ın hakemliği öyle bizim dinbaz kesimin anladığı bağlamda bir hakemlik değil de hakkaniyet bağlamındaki bir hakemliği eee elbette ki herkes ister. Ama böyle bir hakemlik çıksa eee yani ben söyleyeyim size yani kaybeden eee yani şu anda mazlum olduğunu söyleyen kesim olur. Çünkü yani öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, çırpmayacaksın diyor. Eee yani saymaya başlarsam çok şey daha gelir. Peşinden de devamını getirmeyeyim. E bunların hepsi eee gözüküyor. Dolayısıyla da keşke olsa ama bu din bazların söylediği gibi işte her şeyi İslami çözümle halletme gibi bir anlayışı çok doğru bulmam. Onu da belirteyim.

Evet sevgili dostlarım ya teşekkür ediyorum. Eee umarım sürçü lisan etmedim. Burada benim amacım tamamen ve tamamen eee dini merkeze alan bir anlayışla veya dini eee kavramlarla siyasi bir meselenin çözümüne yönelik eee birtım yorumların yanlışlığına dikkat çekmekti ve özellikle de Medine eee sözleşmesi özelinde eee yapılan yorumların eee yani tarihi gerçeklere uyuşmadığını eee Kur'ani gerçeklere, metindeki eee gerçeklere ve uygulamayla örtüşmediğini anlatmaya çalıştım. ve buradan da hiçbir olumlu sonuç çıkmayacağını tarihi belgeleriyle eee ifade etmeye çalıştım. Umarım az da olsa meramımı ifade edebildim. Kimsenin eee ne inancı ne eee hedefi bizi ilgilendirmiyor ama bizi ilgilendiren bir şey vardır. İnançlar sizin olsun. Eee inançları başkalarına dayatmayın. Eee kimsenin cennetine, cehennemine kimsenin girme gibi bir zorunluluğu yoktur. Eee ve inancı eee kendi kulvarında bırakın. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığında ve bu bayrak bu çatı altında kardeşliğe sonuna kadar varız. Eğer barış olacaksa bu da cumhuriyetin aydınlık yolu. Bize açtığı bu yolda olur. Akıl, bilim, demokrasi, laiklik ve cumhuriyetin kurucu değerleriyle olur. Bu değerler size, bize hepimize eee son derece eee imkanlar sunuyor. Bakınız Isparta'nın eee Üzbe bir köyünden koca bir cumhurbaşkanı çıkarabiliyor. İşte eee Özal bir tarafı eee Kürttü biliyorsunuz. Kendisi de diyordu Cumhurbaşkanı çıkarıyor. Hiçbir şey yok. Yine birçok çok değerli Kürt milletvekilleri vardır. Hiçbir sorun yok. Bakanlar vardır. Hala kabinede vardırlar. Yani bunları gördükten sonra kalkıp da hala böyle etnisiteye dayalı ve mağduriyet edebiyatına dayalı bir söylemin aslında art niyetli olduğu kanaatindeyim. Bunları aşmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Ben de bu anlamda eğer az da olsa barışa katkı sağlayabilecek nitelikte ve ülkemizin çıkarların veya ulusumuzun çıkarları doğrultusunda bir şeyler söyleyebildiysem bundan mutluluk duyarım. Beni dinlediğiniz için teşekkürler ediyorum. Çok sağ olun. Var olun. Kendinize iyi bakın. Bir başka programda tekrar görüşebilmek dileğiyle hoşça kalın. Mutlu geceler.