Transcription
Bedirhan, bazen tüm koşullar uygunken bile insan, Emre Abi, nefes alamayabilir. Bütün kelimelere ilginç bir düşmanlık besler, Murat abi. Sonra düşünür, neden bu düşmanlığım kelimelere diye? Bir bakar Osman, meğer o sevdiğimi anlatabilecek hiçbir kelime yokmuş der, abi. Ve öyle zamanlarda kimseler kolay kolay anlamaz Kerem seni, çünkü onların gördükleri, yani bizim gördüklerimiz, sadece yanağından dökülen yaşlardır. Lakin içinde boğulduğun gizli bir unvan, gizli bir deniz vardır. İşte Murat abi, insanın içinde boğulduğu bu gizli denizin adı abi, ''gayrı meşru muhabbet denizidir.'' Abi...
Ve öyle dönemlerde, yani özellikle Fatih, haram sevdanın insanın içine işlediği yoğun dönemlerde bir bakarsın Emre abi, anlatmana rağmen insanlar seni anlayamamış. Ve Muhammed abi, bir vaveyla, bir veryansın edersin; kardeşim, damarlarıma kadar işlemiş bu sevda! Ama beni anlamıyorlar, dersin. Halbuki damarlarına kadar işlemiş bu haram sevdaya mukabil Bilal, sana şah damarından daha yakın olduğunu söyleyen! Bir Allah'ı acaba sen anlamıyor olabilir misin? Hak etmediği muhabbeti bütün mahbublara teker teker vermişsindir, Emre abi... Ve hak edilmeyen muhabbeti verdiğin için Bedirhan, bu işlerin neticesinde merhametsizce tokatlar yemişsindir. Kalbinize sorun abi, içinize sorun. Ben içimi açtım, baktım. Ve baktım Murat abi, Allah'ın sevdasından, muhabbetinden hariç gayrı içimde ne kadar sevdanın olduğunu gördüm. Kalbimi açtım, sordum: Acaba onun önüne neyi koymuşumdur diye ve Kaan abi, biliyor musun? Kalbimi ters çevirdiğimde içinden çelik araba jantı çıktı abi. Kalbimde her şeye yer vermişim ama her yerde acaba Rabbime muhabbete yer vermiş miyim? İşte burası işin çıkılmaz noktası abi...
Ama bu haram sevdaların abi, bu dünyada da karşılık bulduğunu unutuyoruz, Onur. Özellikle bu dünyada bazen o kadar ciddi bir şekilde karşılık geliyor ki insanın haram sevdaları, yani başta çok güzel güzel geliyor her şey, Emre abi. Böyle aşkın gözü pembe lenslidir, diyorsun ve pembe panjurlarla bir haram sevdaya bakıyorsun. Ama bakarken neyi unutuyorsun, abi? Timsahı çanta yapan bu kadın acaba beni ne hale sokar? Hiç düşünmüyorsun... Ve daldıkça dalıyorsun, Emre abi. Öyle bir hale geliyorsun ki eğer çevrede Osman, herkesin bir haram sevdası varsa benim de olması lazım, diyorsun. Kardeşim! Ama Rabbin sana bu şekilde emretmiyor! Demene rağmen, lisanı halinle diyorsun ki Bedirhan, Rabbimin benden istediğinin ne ehemmiyeti var! Görmüyor musun? Bütün Pozcu sokakları haram aşklarla çevrilmiş... Peki, nedir seven ve sevdiren? Demek ki bize sevmeyi ve sevilme kabiliyetini yaratan bir zat olmak zorunda! Acaba böyle bir sonsuz sevmek kabiliyetini, Emre Abi, benim içime koyan zat, sınırlı ve sonlu şeyleri... Ben de bir tane abi çeşme düşün, musluk kocaman, ve bu musluk, Ali, Akdeniz'i doldurmak için... Bak abi, Muhammed Abi, anlaşıldı mı abi örnek? Vanayı açtım Emre Abi, bir saat sonra Akdeniz'i dolduruyor. Nasıl bir tazzik vardır onda? Devasa, üstünde sörf yapılır, öyle bir tazzik vardır. Genişliği acayiptir. Öyle değil mi abi? Demir keser. Öyle bir tazzik olmak zorunda çünkü bir saatte Kadir kardeşim, Akdeniz'i dolduran bir musluk düşün. Ben o musluğa Kadir, bizim bahçe hortumunu bağladım. Tamam mı Kadir? Bahçe hortumunu bir şekilde bağladım; yamalı yumalı bağladım yani. Zaten haram aşklar da öyle değil mi? Yama uyumalı... Bağladım yamalı bir şekilde ama bak musluğun özelliği neydi, Ali? Bir saatte Akdeniz'i dolduruyor. O kadar ciddi bir tazzik var, Uğur. Bizim bahçe hortumuna bağladım. Böyle hani Bedir Abi, böyle fıss yaptığım var ya böcekleri kovaladığım bahçede, abi bir açtım, ne olur ortam? Ne olacak? Elinde patladı, öyle değil mi? Peki, sonsuz sevmek kabiliyetine verilen! kalp damarlarına ve kalp yollarına, sınırlı 30 yıllık bir şey bağlarsan o ne olur abi? ''Aort damarları isyan eder.''
Ne diyor, babaoğlu? Acaba seviyorum ve sevmemin neticesinde ciddi, merhametsiz azaplara düşüyorum. Öyle değil mi, Murat Abi? Acaba bu azapların sebebi nedir? Acaba gerçekten de Uğur, gayrı meşru bir muhabbetin neticesi merhametsizce bir azap çekmek midir? Ve Üstad başlıyor: İnsan Cenab-ı Hakkı tanımazsa ve ona tevekkül etmezse, o vakit insan gayet derecede aciz ve zayıf, nihayet derecede muhtaç, fakir, o kadar muhtaç, o kadar fakir yani ihtiyaç sahibidir ki senin yemen gereken bir elmayı yemen için bile kainatın yaratılıp, bütün parametrenin yerli yerinde olması gerekiyor. Bir elmayı yemek için kainata ihtiyacın varsa Hilmi! Senden fakir ve senden aciz, bu kainatta hiçbir varlık yok, demektir kardeşim. Hadsiz musibetlere aynı insan maruz, elemli, kederli bir fani hayvan hükmünde olup, bütün sevdiği ve alaka peyda ettiği, üstüne titrediği; bir arabası, bir saati, bir güneş gözlüğü babaoğlu, kıyamadığı, üstü çizilmesin diye aldığı ilk okul öğrencisinin not defteri, bin bir acıyla sevdiği haram bir sevda, peyda ettiği ne varsa, alaka ve peyda ettiği bütün eşyadan mütemadiyen firak elemini çeke çeke nihayette yani işin sonunda baki kalan, zamanın en büyük zalimi olan Karun'dan daha mazlum var mı? Belki acımamıza müsaade edilmeyen bir mazlum, zamanın en büyük zalimi şimdinin en büyük mazlumu... Hem müddeti hayatında gayet cüzi bir ihtiyar ve küçük bir iktidar ve kısacık bir hayat ve az bir ömür... Kaan Abi ne kadar küçümsüyor, dikkat ettin mi? Bizim takriben 60 yıllık hayatımızı... Bak tekrar alıyorum abi: Gayet cüzi bir ihtiyar ve küçük bir iktidar ve kısacık bir hayat ve az bir ömür ve sönük bir fikir ile nihayetsiz (sonsuz) elemler ile emeller ile faydasız çalışırsın! Hop Mehmet kardeş, Şimdi sen bizim çalıştığımız işe güce faydasız mı diyorsun? O kadar işler yapıyoruz; o kadar dünya işleri yapıyoruz. Bakalım: Ve hadsiz arzuların ve makasıdın tahsiline semeresiz yani meyvesiz yani neticesiz, boşu boşuna çalışır. Hangi koşulda Kaan Abi? Eğer muhabbetin gayrı meşruysa! Yani senin yaptığın muhabbetin içinde Allah rızası çeşnisi mevcut değilse Emre abi...
Kaan Abi, biraz futbol konuşabilir miyiz seninle? Yurt dışı da gördün, doğru mu? Barcelona vesaire... futbol için çok ciddi bir yatırım yapılıyor mu dünyada? Kaç tane stat var desem, bir kaç bin tane sayarsın herhalde? Peki, bir stadın yapımı için ne kadar maliyettir? Mesela Arena TT vesaire? Takriben söyle abi; 200 trilyon gibi öyle mi? Peki, Kaan Abi senin her gittiğin ülkede çok ciddi futbol taraftarları var mı? Var abi, peki bunların kulüpleri var mı? Var abi, peki bunların formaları, bunların formalarının satıldığı yerler var mı? Peki, Kaan Abi bunların futbolcu transferleri çok astronomik rakamlarla gerçekleşiyor mu? Çok ciddi rakamlar mı? Peki, bunun yanında ciddi bir seyirci kitlesi var mı? Peki, başka bir parametre ciddi kanallar kuruluyor mu? Televizyon kanalları bunlar için kuruluyor mu? Bunlar için özel krampon üretiliyor mu? Bunlar için özel sahalar, özel çimler vesaire bir sürü şey yapılıyor mu? Yani devasa bir para ve devasa bir enerji sarf ediliyor mu? Peki Kaan Abi ben bütün organizeden tek bir şeyi alabilir miyim? Topu... Ne oldu? Sistem çöktü. İşte Emre Abi evler, binalar yapıp; iş yerleri kurup, onu sevip; buna gidip, şunu şöyle; bunu böyle yapıyorsun ya! İşte bunları Allah muhabbetiyle yapmadığında, az önceki topsuz kalan dünya gibi olacaksın... Olmadı değil mi, Rıdvan? Olmadı değil mi? İş yerine o gözle bakıyor musun? Bize söyleme, git gece Rabbine söyle kardeşim... Çok ciddi... Neden kardeşim, sevmek için verilen bir kalp varken, neden sevemiyorum? Kardeşim! Çok güzel bir cümle söyledik başta: O kalp sevmek için verilmiş ama Rıdvan sen acı çekmek için kullanıyorsun. Ne ile? Gayrı meşru birer birer muhabbetlerle ve senin sonsuz sevmek için verilen kalp yapını fani, geçici sevdalara verdiğinden dolayı, gayrı meşru bir muhabbetin neticesi merhametsizce azap çekmek oluyor! Abi biraz ağır olmadı mı? Neden merhametsizce olacak? Onur, kardeşim, Ben bir Padişah olsam; sen de benim işlerimi yapan bir işçim olsan Kardeşim. Ben sana... Şeyi bilirsiniz değil mi Muhammed Abi, bir düstur vardır; iyilikler rabbinden, kötülükler nefsindendir. Diye... Ben bir padişah olarak sana bin altın versem Onur ve desem ki: Bu bin altını bir cami yapımında sarf edeceksin. Peki, bu Cami bittiğinde Ali, padişah olan benim, o mülk, arazi komple benim (bana ait) sadece elemanım olan Onur ve onu altın vermişim. O camiyi yaptıran Onur mu olur? Ben mi olurum? Ben olurum, öyle değil mi? Çünkü altın benim mülküm, arsa benim mülküm, proje bana ait. Peki, Onur bu esnada; benim Cami yaptır diye verdiğim bin altını, sen tutar meyhane yaparsan ve yaptığın meyhanenin sonucunda adın lekelenir, kirlenir başına envai çeşit dert açılırsa, yanına gelenlere: Hayır, meyhaneyi ben yaptım ama beni altını padişah verdi. Bu suç padişahındır, diyebilir misin kardeşim? Diyemezsin, ne kadar saçma olur. Neden? Çünkü sana Cami yap diye verilen bin altını akılsız ve insafsız şekilde çaldığın için bunun neticesinde merhametsizce azap çekmek zorundasın! Yapıyorsanız katiyen lafım yok. Ama kişide kendi kumaşını bilir, değil mi Kerem kardeşim? Gayrı meşru bir muhabbetin neticesi Merhametsiz azap çekmektir. Kaidesi sırrınca siz fıtratınızdaki Cenab-ı Hakkın zat ve sıfat esmasına sarf edilecek muhabbet... O muhabbet Bilal, nereye sarf edilecekmiş? Allah'ın zatına, sıfatına ve esmasına... Peki, bu muhabbetin Fatih, en belirgin özelliklerinden biri secde midir, kardeşim? Secde seni orada bekler ama sen başını onun omuzlarında kirletirsin... Doğru oldu mu? Ve devam: Ve marifet istidadını yani Rabbini tanıyabilme istidadını... Osman bugün konuştuğumuz zaman, kendi işimizi anlatırken, şerh ederken saatlerce anlatabiliyoruz ama kainata geliş amacın nedir? Ya da nasıl bir Allah'a inanıyorsun? Suali sorulduğunda; bir kız arkadaşı kadar, haram bir kız arkadaş kadar seni kainata gönderen Rabbini tarif edemiyorsun. Acaba o marifet istidadını nerede sarf ediyoruz? Ve şükür; her dediğini (patron) yaparım. O istesin 10 saat burada sarf ederim ama günlük bir saat Rabbime vermem arkadaş! Niye? Çünkü ben şükrü Rabbime veriyorum. Neden? Düzeltiyorum; Çünkü ben şükrü patrona veriyorum. Neden? Çünkü benim rezzakım patron! Mu diyorsun acaba... Ve ibadet cihazatını... İş yerinde kendi mesleğini bir adım daha öne götürmek için envai çeşit kabiliyetini mükemmel şekilde sarf eden abi ve kardeşler, aynı kabiliyetinizi acaba Allah'ı nasıl tanıyıp, acaba daha çok nasıl onu razı edebilirim? Diye de kullanıyor muyuz, Rıdvan? Nefsine ve dünyaya bütün bunları gayr-ı meşru bir surette sarf ettiğinden, bil istihkak haklı bir şekilde cezasını çekiyorsunuz, Emre Abi. Çok acı oluyor, değil mi Emre Abi cezası? Kimsenin eli yetmiyor, değil mi o esnada kalbe? Çünkü merhametsizce azap çekmek bunların neticesi... Çünkü Cenab-ı Hakk'a ait muhabbeti nefsinize verdiniz. Mahbubunuz olan nefsinizin hadsiz belasını çekiyorsunuz. Çünkü hakiki bir rahatı, o mahbubuna vermiyorsunuz. Hem onu hakiki mahbub olan, Kadir-i mutlaka tevekkül ile teslim etmiyorsunuz. Daima elem çekiyorsunuz. Hem Cenab-ı Hakk'ın esma ve sıfatına ait muhabbeti dünyaya verdiniz. Ve asar-ı sanatını alemin esbabına taksim ettiniz. Belasını çekiyorsunuz! Bir papatya düşünsene Murat abi, bir sanatlı eser sanatkârı icap eder. Rabbini tanıman için yaratılmış bir papatyayı; seviyor, sevmiyor, seviyor; sevmiyor. Peki, nerede kullanıyoruz acaba? Peki, bizim ona baktığımızda üzerindeki enfes matematiği gördüğümüzde; bu papatyayı ancak bir hakim zat yapmış olmak zorundadır. Üzerindeki şekilleri gördüğümüzde; bunu çizen bir musavvir olmak zorundadır. İçindeki beslenme mekanizmasını gördüğümüzde; yahu bir Rezzak olmalıdır. Enfes kokusunu ve duruşunu gördüğümüzde; hangi Rahim, hangi Rahman zat bunu yapmıştır? Çayımızı atıp, Bunun neticesi merhametsizce bir azap çekmek olabilir, Emre abi. Çünkü o hadsiz mahbubların bir kısmı size Allah'a ısmarladık demeyip, size arkasını çevirip, bırakıp, gidiyorlar. Osman, dünya dile gelse var ya senin gibi kaçını gömdüm koçum, neyin peşindesin? Diyecek. Der mi Kaan Abi? Ama Allah'a ısmarladık bile demeden çekip gidiyor. Bir kısmı sizi hiç tanımıyor! Tanısa da sevmiyor. Murat Abi, ta filanca ülkedeki bir futbol muhabbetine, bir futbolcuyu tanıdığımız kadar, ne diyordu? Bir kısmı hem sizi tanımıyor hem tanısa da belki sevmeyecek. Acaba onları tarif edebildiğimiz kadar, bu muhabbeti yani Rabbimize olan muhabbeti ve muhabbet beslediğimiz rabbimizi tarif edebiliyor muyuz? Sevse de size bir fayda vermiyor. Daima hadsiz firaklardan ve ümitsiz, dönmemek üzere zevallerden azap çekiyorsunuz. Şunları bir nefsimize soralım Mahmut. Gerçekten kabirde sizi kurtarabileceğinize inandığınız bir dünya metası var mı? Kalbimi açtım, baktım. İçinden çelik araba jantı çıktı. Şunu nefsine sor, Muhammed Abi: Hangi mal, hangi mülk Emre abi, hangi sarı Necla? Kabirde hangi birinin eli yetişebilecek, Bedirhan? Şunları bir nefsine sor. Cehenneme gitmene değecek bir kız gerçekten var mı kardeşim? Biliyorsunuz, Mersin'de müspet olmayan ortamlar oldukça fazla Murat abi, bu yüzden etrafımızdaki insanların bazıları bize çok ilginç yani Andromeda gezegeninden gelmiş bir adam gibi baktığı zaman, sahneler oluyor abi ve diyorlar ki: Yahu kardeşim, e tamam camide Allah, namazda Allah ama bütün muhabbetleri neden Allah'a bağlamaya çalışıyorsun? Yani neden her şeyde Allah, Allah diyorsun? Acaba bu fazla değil mi? Diyorlar abi. Ne yapalım kardeşim? Bizimkisi kara sevda geçmiyor... Anladım ki onun sevgisi hariç her şey geçiyor. Geçmez sandıklarım da geçiyor. Önce için geçiyor; sonra gözünün önünden anıların geçiyor; sonra geçmez sandığın kabuk tutan yaraların da geçiyor! Ben de gidiyorum artık. Saat 9'u 35 geçiyor. (gülüşmeler) Allah rızası için El Fatiha...