📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

ŞİRK NEDİR, MÜŞRİKLER KİMDİR? 25. DERS. MEZHEPLER HAK MIDIR?

Şinasi Güneş1:09:28

Transcription

Ya Allah'ın selamı ve rahmeti bereketi üzerinize olsun inşallah. Bu yolunuz Allah'ın gösterdiği yol olsun. Şüphesiz onun gösterdiği yol sadece kitabıdır. Bu kitabı dışında bütün yollar Allah'ın gösterdiği yol değildir. Şeytanların, tavukların yoludur ve bâtıldır. Allah bize indirdiği vahiy dışında hiçbir yol göstermemiştir. Bir kitabı dışında Allah'ın dinine isnad edilen bütün yollar beşer ve beşeri oluşumlardır. Adı üzerinde insan ürünü olan bütün yollar Allah'ın gösterdiği yol değildir. Şeytanların, tavukların yoludur. Biz şuna iman ediyoruz: Din sadece Allah'ındır. Allah dininde hiç kimseye insiyatif vermemiştir. Bir hüküm yalnızca Allah'a aittir. Yol göstermekte ona aittir.

Şüphesiz ki Allah'ın gösterdiği yolla yetinenler, bana Allah diyenler için Allah'ın gösterdiği yol yeterlidir. Allah'ın gösterdiği yolu yeterli bulmayanların "Bana Allah yeter" iddiaları, Allah'tan başka ilah yoktur söylemleri sadece söylemde kalan, eyleme dönüşmeyen, sloganda kalan sözlerdir. Tek ilahın olduğu yerde buyruk da tektir, kaynakta tektir, yolda tektir.

Ya Allah'ın ayetlerini insanlara hatırlatan, bunun için enerjisinden, zamanından feragat eden, tek arzusu Allah'ın rızası olan bütün kardeşlerime selam olsun. Destek olanlara selam olsun. Köstek olanlara da Allah basiret versin ki Allah zaten basireti vermiştir, fakat onlar üstünü örtmüşlerdir, hakikati gerçeği görmezden gelmektedirler.

Evet, bu haftaki konumuz yine geçen haftanın devamı olarak müşriklerin dinlerini bölmeleri. Özellikle geçen hafta Emeviler döneminden bahsetmiştik. Bu hafta yine kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. Özellikle Emeviler dönemi ve Abbasiler döneminde dinlerini parça parça bölenler ve sonuç olarak mezheplerin ortaya çıkması ve mezheplerin hakikat olup olmadığı, yani "mezhepler haktır" sloganları var ya, mezhepler ne kadar haktır, Kur'an'a ne kadar uyumludur? Bunu sorgulayacağız. Bizim kaynağı Kur'an olmayan ve rivayetlere dayanan ve adına uydurulmuş din dediğimiz dinin temelleri Emeviler ve Abbasiler döneminde atılmıştır diyebiliriz. Bu bize sunulan geleneksel anlayışı, mezheplerin Emevilerin ve Abbasilerin mahsulü bir din olduğu, yani Muhammed Aleyhisselam'ın tebliğ ettiği, kaynağı Kur'an olan din olmadığı anlamına gelir.

Emeviler döneminde Kur'an raflara kaldırılmıştır. Abbasiler döneminde ise Kur'an'ın yanına paralel kuranlar yazılmıştır. Emeviler döneminde daha çok rivayetler sözlü anlatımla da aktarılırken, Abbasiler döneminde bu rivayetler kitaplaştırılmış, Kur'an'ın yanına konulmuştur.

Bunun en büyük etkisi nasıl olmuştur? Özellikle saltanat yalakası din adamları, yani Emevilerin ve Abbasilerin yönetimi altında, onların güdümüne giren, onların kalem sözcülüğünü yapan din adamları ile yapılmıştır. Onlara karşı çıkan bu din adamları da olmuştur. Yani saltanat yalakası din adamlarının uydurduğu rivayetlere veya fetvalara veya içtihatlara, yorumlara karşı mücadele eden ve bu din adamları da olmuştur. Ve bunun yanında da sadece kaynağı Kur'an olarak kabul edip de bu Kur'an'ı düz mantıkla okuyan, yani abaza mecaz anlatımlar olan ayetlerde özellikle maksada ve Kur'an'ın iç bütünlüğüne bakmadan düz mantıkla okuyarak yeri geldiği zaman önüne geleni kâfir diyerek tekbir eden o gruplar da olmuştur. Mesela Hariciler. Ve bunun yanında din, akıl ve vahiy bir diyerek ılımlı bir yol çizen Mutezile ortaya çıkmıştır. Ve bunun yanında Ali ve Ehlibeyt için kıyam eden Aliş ve arası denilen grup ortaya çıkmıştır.

Az önce dediğim Mürciye, amca, müciğere, kıyam, Cumhur, Ceylan, cımcım, saltanatın güdümündeki din adamları, din adamları için kullanılan bir kavram. Bir de kıyam, amca, mürciye, onlara karşı kıyam eden din adamlarına isnad edilen kavramdır. Dolayısıyla eyyamcı mürciye, kıyamcı mürciye ve bunun yanında Mutezile, işte Hariciler, Şia, yani bu bölünmeler özellikle Abbasiler döneminde ortaya çıkmaya başlamıştır. Bir tarafta saltanat yalakası din adamları, bir tarafta onlara karşı kıyam edenler, bunun yanında da kaynağı Kur'an olarak kabul edip Kur'an'ın iç bütünlüğüne bakmadan parçacı okuyarak önüne geleni tekbir edenler ve bunun yanında da halifeliğin Ali'nin soyundan haberi verilmesini iddia edip de bunun için kıyam eden Ali piyasası, bugünkü Şiiler ve Mutezile, dinin akıl ve vahiy olduğunu iddia eden bu söylemi ortaya çıkan, akla ve vahye vurgu yapan Mutezile. Ki içlerinde bana göre en makul olanı Mutezile'dir. Ki birazdan geleceğim zaten kendisini bugün hani fıkhın kurucusu olarak tanımlanan Ebu Hanife'nin aslında hani fıkıhla bir alakası olmadığını göreceğiz. Ebu Hanife daha çok Mutezile'ye yakın, çünkü Ebu Hanife aklı ve vahyi dinin kaynağı olarak kabul eden biriydi. Dolayısıyla Ebu Hanife'nin hani fıkıhla değil Mutezile'ye daha yakın olduğunu göreceğiz birazdan.

Bu yeterli görmeyen ümmet, kaynaklar çoğaldıkça bölündü ve mezhepler ortaya çıkmaya başladı ve toplum zamanla mezheplere uymaya başladı. Daha sonra Allah'ın yeterli görmeyenlerde ne yaptılar? Kendilerine şeyhler, gaslar, kutuplar, veliler, Allah dostları uydurdular. Bu da cemaat ve tarikatların ortaya çıkmasına sebep oldu. Tasavvuf gibi İslam'la alakası olmayan birçok öğretiyi edinerek ihtilaflar, bölünmeler çoğaldı. Ümmet tabiri caizse paramparça oldu ve Allah'ın yolundan uzaklaştı.

Mesela Sünni'yi ele aldığımız zaman, bugün Sünnilik dört kola ayrılmış durumda: Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik kolu. Sünniliğe göre bu kolların hepsi haktır, bu doğru yoldur ve hepsiyle amel edilebilir. Bir de itikatta Eşarilik ve Maturidilik var. İtikatta mezhepleri. Ki ben her zaman şunu söylüyorum: Bir insanın itikadı Eşarilik ve Maturidilik olamaz. Bir insanın itikadını Allah belirler. Tıpkı insanların uyması gerektiği yolu Allah'ın belirlediği gibi. İtikadını da Allah belirler. Yani benim itikatta mezhebim Eşarilik ve Maturidilik'tir demek, küfre düz Allah'a ortak koşmaktır. Dediğim gibi, bununla da yetinmediler, cemaatlerle, tarikatlarla kendi içlerinde daha da bölündüler. Yani düşünün, Müslümanlar önce Sünnilik ve Şiilik, ikiye ayrıldı. Nasıl Sünnilik kendi içerisinde veya Şiilik kendi içerisinde de birçok cemaat ve tarikatlara ayrılmış durumda.

Ne geliyor aklına? Bahri ön plana alan Mutezile sapıktır. Oysa Sünniliğin en çok itibar ettiği imam olan Ebu Hanife, az önce dediğim gibi, bu Mutezile'ye çok daha yakındır. Hatta Ebu Hanife'nin öldürülmesinin en büyük sebeplerinden biri de aklı ve vahyi ön plana alması ve rivayetlere, yani adına hadis denen rivayetlere mesafeli davranmasıdır. Ebu Hanife'nin öldürülmesinin en başlıca nedenlerinden biri.

İyi araştırdığımız zaman, bugünkü Ehli Sünnet fikirlerinin ve rivayeti dini yapının temelini İmam Şafii tarafından atıldığı anlaşılır. Şafii'den sonra "tüfeyli" bir fikri, bir veya birden fazla hadise dayandırmak mecburi hale geldi. İmam Şafii'den sonra özellikle "hadis, bugünkü ne var ya, bir konuda 500 ayet getirirsen karşılığında sünneti, sünnette ve sebepte bir karşılığı yoksa biz o 500 ayeti bir at hükmü vermektense çekinmeyiz" diyenler var ya, işte bu anlayışının temelini İmam Şafii atmıştır. İmam Şafii'den sonra özellikle Kütüb-i Sitte'lerde, Kütüb-i Erbaa gibi yazılı kaynaklar ortaya çıkmıştır ve bu yazılı kaynaklar Kur'an'la eş konuma getirilmiştir. Yani "bu hali hakem olmazsa, Müslim hakem olmazsa imanınız geçerli olmaz" anlayışı, bugünkü bu söylemini dile getirenlerin ataları daha çok İmam Şafii ve onun ismini takip edenlerdir.

İmam Şafii ne yapmıştır? Rivayetleri "gayri metluv vahiy" diyerek vahiy ile etkilemiştir. Yani hadis denen rivayetleri vahiy konumuna getirmiştir. Şafii'ye kadar birçok âlim tarafından çeşitli şekillerde değerlendirilen ve sözlü, akla tâbi olan hadis kültürü, Şafii'den sonra yazım aşamasına ulaşarak ve dediğim gibi Kur'an'la eşit gelmeye başlamıştır. Şafii ne yapmıştır? Sünnete Kur'an'da delil aramıştır. Kur'an'da Allah'ın sünnetinden başka bir sünnet bulamayınca ne yapmıştır? Kur'an'daki "hikmet" kavramını "hikmet sünnettir" demişti. Oysa hikmet sünnet değildi. Hikmet, İsrail oğullarına da verilen, Allah'ın birliğine verebileceğim şeydi. Hikmet, yani bakarak 169. Allahu Teala "hikmeti ben dilediğime veririm" buyuruyor du Casiye 16'da. İsrail oğullarına da vermişti. Öyleyse hikmetin sünnet ve hadislerle alakası yoktu. Hikmet, doğru hüküm verme kabiliyetiydi. Biz bunu da tutturamadık. Şafii bu sefer ne yaptık? "Gayri metluv vahiy" kazakta ortaya ki "gayri metluv vahiy" ilk ortaya atanlar Yahudilerdir. Ki Yahudilerin "miniş nası" kendilerine göre gayri metluv bir ki. Ne yazık ki İmam Şafii'den sonra Müslümanlar aynı yolu takip etmişler. Vahiy etleri de "gayri metluv vahiy" konumuna sokmuşlar ve Kur'an'la eşit demişlerdir. Dolayısıyla ne olmuştur?

Daha birçok kaynak ortaya çıkmaya başladığı zaman ihtilaf, bölünme de kaçınılmaz olmuştur. "Şahit uydurduk, Nebi'nin sünneti" yani Kur'an'da Allah'ın sünnetinden başkasını bulamayınca Nebi'nin sünnetini uydurmuştu. Hukuki açıdan Kur'an'ın seviyesine çıkardı Nebi'nin sünnetini. Ben bunu aslında Muhammed Aleyhisselam'ın Nebi'sine maksimum derecede saygı duymak için yapmıştı. Fakat sonucunda oldu: Sünnet vahiy potası içerisinde Kur'an'la birleşti. Artık yapılacak olan şey sahabe sözlerini ve sünnetle birleştirip vahiy kapsamına dolaylı olarak dahil etmekti. Sonuçta bu gelişmeler ilahi kelam olan Kur'an'dan beşeri kelam olan sahabe sözlerine kadar ne yaptılar? Kaynakları genişletti ler. Yani Kur'an yetmediği, Kur'an'ın yanına rivayetleri boca ettiler. Onlar da geçmedi, ne yaptılar? Sahabelerin sözlerini de dinin içerisine boca ettiler ve birtakım rivayetler uydurdular Nebi Aleyhisselam'ın ağzına. Ne gibi? Mesela "Alimler benim varislerimdir", "Sahabeler gökteki yıldızlar gibidir" de bu var. Ben sana bey kutsamak, alimleri kutlamak için uydurulan rivayetler. Ve sahabeler gökteki yıldızlar gibiydi. Cemel ve Sıffin Savaşı'nda birbiriyle savaşanlar ve binlerce, binlerce seni öldürenler sahabeler değil miydi? Dolayısıyla Kur'an'da nebilerin dahi hata yaptığını biz görüyoruz. Dolayısıyla nebilerin hata yaptığı yerde sahabelerin hata yapması, hatta hatalar yapması kaçınılmazdır. Öyleyse onların uygulamaları veya sözleri nasıl din olabilir?

Ve mezhepler tarihini inceleyenler, filminin Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezheplerine Ehli Sünnet adı altında dört kola ayrıldığını ve aslında bu kolların apayrı bir din olduğunu görür. Tabii ki bu araştırma yaparken hepsi kafayla değil, tarafsız, sorgulayıcı akılla sorguladığınızda ortaya çıkar. Aslında hepsi apayrı bir dindir. Mezheplerin ilerleyen asırlarda siyasi otoritelerin rolüyle ufak farklılıkları olan tek bir gövdenin kolları uyumuş gibi gösterilmeye çalışılmıştır. Yani aslında hepsi apayrı bir din olan mezhepler, aslında tek çatı altında diyelim, Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli, kendisinde çatı altında bir Ehli Sünnet binası olarak tanımlanmıştır. Halbuki doğrusu bu değildir. Mezhepler kendi içerisinde değil, ihtilafa, birçok konularda ihtilafa düşmüş ve birçok konuda farklı hükümler vermiştir. Zaten mezhepleri doğuran ana sebep bunlardır.

Şimdi baktığınız zaman Allah bize tek bir din indirmiştir. Kendi aralarında binlerce çelişki taşıyan ve mezhebinin dinle eşitlenmesi, Kur'an'la eklenmesi mümkün müdür? Allah'ın apaçık, çelişkisiz, korunmuş kitabı yayına, mantıksızlıklar barındıran, çelişkili, tahrip edilmiş ve insan yapısı olan mezhepleri din diye kabul etmek hiç doğru olabilir mi?

Bu dört mezhebin ortak noktaları nedir? Hepsinin ortak bir noktası vardır: Şudur, Kur'an'la yetinmemek ve dini bu hırkalara ayırmak. Baktığınız zaman "hani bize derler ya, siz mezhepleri inkar ediyorsunuz, öyleyse bize Kur'an'da namaz nasıl kılınır gösterin diye." Ben onları hep şu cevabı veririm: Yani mezheplere uyarak namaz kılamazsınız. Neden kılamazsınız? Baktığınız zaman abdestin alınışı, abdesti bozan şeyler, namazın farz ve nafileleri konusunda mezhepler anlaşılamamaktadır, ihtilafa düşmektedir. Yani hal böyleyken, hadi Kur'an'da bizi namazı gösterin demeleri trajikomik bir durumdur. Çünkü mezhepleri hadislere göre namaz kılamazsınız. Her mezhebin uygulamalarının farklı farklı oluşu bunun en bariz delillerinden biridir. Az önce dediğim gibi, abdesti bozan şeyler konusunda anlaşamamışlar, abdestin farzları konusunda anlaşamamışlar, sünnetler konusunda anlaşamamışlar, neyin sünnet, neyin farz, neyin vacip olduğu konusunda anlaşamamışlar. Hani ayaklarını mesh ediyorlar ya, mesh kullanımı konusunda da anlaşamamışlar. Guslün farzları konusunda anlaşamamışlar, guslü gerektiren sebepler konusunda anlaşamamışlar. Namazda besmele ile başlanmalı mı, başlanmamalı mı konusunda anlaşamamışlar. İki rekatta Fatiha okumanın hükmü nedir? Fatiha'dan önce besmele çekilmeli mi, çekilmemeli mi? Bu konuda anlaşamamışlar. Düşünün, Fatiha'dan önce besmele çekmek farzdır diyen var, değildir diyen var, bidattır diyen var. Maliki mezhebine göre olması lazım. Fatiha'dan önce besmele çekmek bir takdir. Öyleyse şu sonuç ortaya çıkıyor: Maliki mezhebine göre Hanefi'nin veya Şafii'nin kıldığı namaz bozulmuş oluyor. Çünkü Hanefi ve Şafii'lerde Fatiha'dan önce besmele çekilir. Dolayısıyla Hanefi'nin kıldığı namaz bu Maliki'ye göre bozulmuş oluyor. Namazda ayakların arasının mesafesi ne kadar olmalı? Bütün namazının hükmü, namaz sonunda selam vermenin, vermenin hükmü, ne kadar mesafede önünden biri geçerse namaz bozulur konusu, namaz kılmayanın cezası ve daha geniş açıdan aldığımız zaman namazın nelerin bozduğu konularında anlaşamamışlar ve birbirinden farklı hükümler ortaya atmışlar. Baktığınız zaman yani namaz konusunda birbiriyle anlaşamadıkları halde, çeşit çeşit namaz kılma şekilleri oldukları olduğu halde okudukları Tahiyyat duası, ki ben okumuyorum, Tahiyyat duasındaki metinler bile birbirinden farklı olduğu halde bize Kur'an'da namazı gösterin diyorlar. Oysa Kur'an bu tür kim, tek tip vardır. Kıyam vardır, rüku Allah'ın ayetlerini okumak vardır, rüku vardır, secde vardır, dua vardır, tek tiptir. Ama mezheplere baktığınız zaman çelişkilerle doludur ve bir mezhebi ele alarak kaynak alarak namaz kılamazsınız. Yani dört mezhebi bir ele alarak namaz kılamazsınız.

Bugün bir mezhebe ismi verilen ve aslında o mezhebi hatlarıyla bir alakası olmayan İmamı Azam Ebu Hanife, vahyi ve aklı vurgu yapıp hadislerin bir çoğu uydurma diyerek reddederken onu tekfir ederek onun ölüm fermanı destekleyenler kimlerdir biliyor musunuz? Yani bugün dört hak mezhep diyor diyor ya mesela Sünniler, Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli, bunların dördü hak, hak derler. Peki baktığınız zaman araştırdığınız zaman bu Hanefi mezhebinin imamı olduğu iddia edilen, ki ben şu ısrarla söylüyorum, Ebu Hanife'nin Hanefi'yle bir alakası yoktur. Bu Ebu Hanife'yi öldürenler, öldürüldüğü zaman Ebu Hanife'yi tekfir edenler yine bu Ehli Sünnet çatısı altında olan diğer mezhep imamları olduğunu biliyor musunuz?

Bugün Ehli Sünnet'in en çok itibar ettiği hadis-i olan Buhari'nin Ebu Hanife hakkında söylediklerini biliyor musunuz? Yani baktığınız zaman "dört hak mezhep" diyorsun diyorlar. Fakat o dört hak mezhep içerisinde itibar ettikleri birçok âlim Ebu Hanife'yi tekfir etmektedir. Bu büyük bir çelişkidir. Şimdi ben size kaynaklarını vererek neler söylediklerini izah edeceğim, anlatacağım kısaca kaynaklarını vererek. Bu Buhari ne demiş ve Ebu Hanife hakkında Buhari ne demiş? "Sapık mezhepli, güvenilmez adam, satılık mürciye, ümmetine zırvası." Bu Buhari söylüyor. Ebu Hanife "et içine Tarihi Çevir. Ebu Hanife Basri kaynak, sünnet bilmez, sünnet bilmeyen taklit edilemez, iki kez küfre küfürden imana davet edilmiş biridir." Ebu Hanife diyor Buhari. Yani Buhari'ye göre Ebu Hanife sünnet bilmeyen, taklide dilin edilemez olan, çünkü sünnet bilmeyen taklit edilemez, iki kez küfürden imana davet edilmiş kişi. Bir video, Buhari Muhammed bin Mesleme sordular: "Ebu Hanife birçok şehre gittiği halde Medine'ye neden hiç gitmedi?" Cevaba bakar mısınız? "Peygamberimiz Medine'ye ve aile Deccal'in giremeyeceğini söylemiştir. Ebu Hanife ve celle yerden bir deccaldir." Hatib el-Bağdadi, 13. 10395 sayfa. Kaynağı veriyorum bakın.

Müslim ne demiş Ebu Hanife için? "Metruk, yalancı, sapık, mürciye, kâfir." Müslim, Ehli Sünnet'in en çok itibar ettiği hadis alimlerinden biri olan Müslim, Ebu Hanife için "metruk, yalancı, sapık ve mürciye ve kâfir" diyor. Nesai ne demiş? "Güvenilmez." Hitab buzluğa verme. Toki'nin adreslerinde Eşari ve Ebu Hanife'ye "sapık" demiş. Hadisçi biadil, "Şeytan" demiş. Ebi Şeybe, bu hadisçi, Ebu Hanife'ye "Yahudi" demiş. Şerif bin Abdullah, bu da hadisçi, Ebu Hanife'ye "kâfir" demiş. O kayli, hadisçi, "sahtekâr, kâfir, yalancı" demiş Ebu Hanife'ye. Ebu Cehil, "Ebu Hanife değil, Ebu Cehil'dir." Yani "lezzetin babası." Yine bu söylediklerim Hatib el-Bağdadi, 13 cilt, 407 sayfa. İbni Ammar, "Bu bir konuda şöyle: 'Siz doğru böylesini diye kuşkuya düşürürseniz, o konuda Ebu Hanife'nin ne dediğine bakın. Gerçek onun dediğinin tarzıdır.' Bu iddia marıne söylediği." Hatib el-Bağdadi, 13 cilt, 408 sayfa.

Abdurrahman bin Mehdi, "Fıkıh halinde olduğu geçiyor kaynaklarda. İslam bünyesinde Deccal fitnesinden sonra zuhur eden tek fitne Ebu Hanife'nin görüşleridir." Yine Hatib el-Bağdadi, 13. 396 sayfa. Ahmet bin Hanbel ne demiş Ebu Hanife için? "Kendinden bir şeyin affedilemez ve güvenilmez." İmam Malik ne demiş Ebu Hanife için? "Ebu Hanife'nin fitnesi iblisten daha zararlıdır. İki sebebi vardır: Mürciye oluşu ve sünneti işe yaramaz hale getirmesi. Analı İslam'a Ebu Hanife'den daha zararlı birini doğurmadı ve Ebu Hanife'nin yaşadığı beldede yaşamak caiz değildir. Ebu Hanife dini uzak, dini tuzak kurup hile katmıştır. Dine tuzak kuran, Kur'an'ın dini olmaz." İmam Malik'in dediği Hatib el-Bağdadi, 13 cilt, 400, 413 ve 454 sayfa.

İmam Şafii, "Kendini Allah yerine koyan sapık" demiştir. Onu aklıma gelmişken söyleyeyim bunu. Yine Ebu Hanife için şunu demiş: "Küfre düştüğü, imana davet edildiği, tövbe etmediği için öldürüldü." Süfyan bin Uyeyne, "Bu ümmet içinde Ebu Hanife'den uğursuz birini analar daha doğurmamıştır. İslam bünyesinde Ebu Hanife'nin yerleştirdiği perden daha büyük bir perde yerleştirilmiştir. Ölüm haberini alınca secde etmiştir. İslam'ı lime lime bölünmüştür. Toplumun büyük bir kesimini musallat olan bir belâdan bizi kurtaran bu hamdolsun demiştir. Ümmetin fitne kaynağı yok oldu demiştir." Hatib el-Bağdadi, 13 cilt, 386, 397 ve 423 sayfa. "Ebu Hanife Fındıklı'dan için iki kez kafirlikten içinde defalarca tövbe çağırılmıştır." Hatib el-Bağdadi, 13 cilt, 382, 383 sayfalar.

Ebu Davut ne demiş? Ebu Hanife için: "Malik, Şafii ve İbni Hanbel, Ebu Hanife'nin dalalet içinde olduklarında ittifak etmişlerdir." Hatib el-Bağdadi, 13 cüz, 383 ve 384 sayfa. Cezai ne demiş Ebu Hanife için? "Ebu Hanife İslam'ın damarlarına musallat oldu ve onları birer birer parçaladı. Elhamdülillah yaşamaya devam etseydi İslam'ın can damarlarını parçalamaya devam edecekti." Hatib el-Bağdadi, 13 cilt, 398 sayfa. Kadın Periç, Ebu Hanife için ne denir? "Ebu Hanife Allah'ın kitabından iki ayeti inkâr etti. O imanın artıp eksileceğini iddia etti ve namazın Allah'ın dininden bir parça olmadığını sandığı. Elimde imkân olsa senin kelleni uçururdum." Hatib el-Bağdadi, 13 cilt, 372, 374 sayfa. İbn Abdilberr, Hanifi şunu demiştir: "Müslüman olup olmadığı belli değildir ve tevbe'ye davet edilmiştir. Tevbe etmediği, edip etmediği de bilinmemektedir." İntika adlı eseri, 149 ve 140, 140, 145 ve 149 sayfalar.

Ahmet bin Seleme, Buhari'nin hocası olur kendisi. "İmamı Azam Ebu Hanife'ye şeytan demiştir." Nuh bin Meryem, talebesi. Bu Ebu Hanife'nin talebesi. Tabi ilimde derya gibiydi Ebu Hanife. Fakat sözüne güvenilmezdi. Hadis uydurdu. Evet, hadis uydurdu der Ebu Hanife için. Ebu Hanife'nin talebesi İbni IBAN ve bu kişi de Buhari'den 150 yıl sonra yaşamış. Ebu Hanife'nin itikadı bozuk olduğunu iddia etmiş. Kanıt olarak da onun hakkında görülen rüyaları göstermiştir. Kitabı Mecruhin adlı eserde geçer. İbrahim babanın iddiaları. Hadi bel Bağdadi, az önce defalarca zikrettiğim, Ebu Hanife hakkında kuru söyler. "Onun hakkında dinin hem esaslarına hem de fırtına ilişkin çirkin söz ve davranışlar yüzünden çok sözler söylenmiştir. Ebu Hanife bütün ilmi kudreti ne rağmen bizim bu serimizde tanıttığımız ulema gibi örnek alınacak türden bir insan değildir demiştir." Hatib el-Bağdadi, 13 cilt, 370, 71 ve 372. Bu sayfada.

Bir sözcüğe şiirlerin gününü hafif alimi Türkiye'nin bütünlüğünü de aktaralım. Yani şiirlerin bu hadisi küreğini el-Kafi adlı eserinde Ebu Hanife'ye zahmet okumuştur. Çünkü Ebu Hanife Nebi aleyhisselam'dan başka eleştirilemez insan kabul etmemiştir. Sebebini buna dayandırmaktadır. Şimdi dört hak mezhep diyenler, Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli, hepsine hak bilenler, baktığınız zaman Ehli Sünnet'e hak diyenler, baktığınız zaman birçok Ehli Sünnet alimlerinin, yani tabiri caizse onların alim dediği kişilerin Ebu Hanife'yi nasıl tekfir ettiğini görüyoruz. Şimdi o zaman hepsi hak nasıl oluyor? Yani baktığınız zaman ya Ebu Hanife doğru, ya diğerleri doğru. Hepsini hak olma şansı yok. Çünkü birbirlerini tekfir ediyorlar. Ya da hiçbiri doğru değil, hiçbiri hak değil. Yani bize göre hakikat sadece Allah'tandır. Biz buna iman ediyoruz. Fakat ben onların söylemleri üzerinden konuşuyor. Nasıl hak oluyor? Ebu Hanife'yi öldürenler bugünkü Sünni geleneğin ataları ve Ebu Hanife'yi tekfir ederler. Bugünkü Sünni geleneğin ataları. Fakat sorduğunuz zaman "dört mezhep hak" diyorlar. Bu Şafii'ye baktığınız zaman, Şafii'yi öldürenler kimler? İmam Malik'in talebeleri öldürmüş. İmam Şafii neden öldürülmüş? İmam Şafii İmam Malik'e reddiye yazdığı için öldürülmüş. Ve Buhari'yi öldürenlerde bugünkü Ehli Sünnet geleneğinin ataları öldürmüş. Buhari ve ya ölümüne sebep olmuş. Nasıl olmuş bu? Buhari daha önceleri "Kur'an yaratılmamıştır" iddiasını ortaya atmıştı. Fakat ömrünün son yıllarında bu iddiasından geri dönerek Kur'an'ın mahluk olduğunu söylemiştir ve bunu dediği için afaroz edilmiş tir. O günkü bugünkü Sünni geleneğin o günkü ataları afaroz etmiştir Buhari'yi. Buhari ne yapmıştır? Sürgün edilmiştir. Nisa'ya gitmiştir. Oradan Nisa buradan sürgün edilmiştir. Vatanı Buhara'ya gitmiştir. Buhara'da barın ama mış, oradan da sürgün edilmiştir ve daha sonra Semerkant'a gitmek isterken yolda, Buhara yakınlarında yolda zaten hasta olduğu rivayet edilir, yolda ölmüştür. Bakın Buhari'nin ölümüne sebep olanları, onu afaroz edenler, onu tabiri caizse tekfir edenler de bugünkü Sünni geleneğin ataları.

O baktığınız zaman, baktığınız zaman geçmişte o dönemlerde özellikle Abbasilerin, Abbasiler döneminden itibaren tabiri caizse birbirini yemişler, birbirini tekfir etmişler, birbirini öldürmüşler ve bu ihtilaflardan, bu kavgalardan ortaya bir dinlemeyeceğim dinler ortaya çıkmış, mezhepler ortaya çıkmış ve bugün bize bu mezheplere uyumamızı, mezheplerin hakikat olduğunu iddia ediyorlar. Yani iddia ediyorlar ve hepsinin hakikat olduğunu iddia ediyorlar.

Evet, mezhepler hakikat midir? Bir de onu sorgulayalım. Yani bu mezheplerin verileri Kur'an'la ne kadar uyumlu? Bu videonun sorgulayalım. Özellikle Sünni geleneğin manifestosu var. Sünni gelenek kendi Ehli Sünnet esaslarını yaklaşık yirmi küsür madde ile ortaya koyuyor. Tabii bu mezhebe göre bu maddeler biraz alıp biraz sola biliyor, değişkenlik gösterebiliyor. Fakat ana kemik olarak ortalama 20 maddelik bir manifestoları var. Yani diyor ki: "Bunlara inananlar Ehli Sünnet'tir. Bunlara inanmayanlar Ehli Sünnet değildir, kâfirdir, İslam dairesinden çıkmıştır." Onlara göre Ehli Sünnet İslam'ı temsil ediyor. Onlara göre.

Şimdi baktığımız zaman bu maddelere baktığımız zaman Kur'an'a uyumlu olan yerlerde var. Şimdi tamamı Kur'an'a aykırı demiyorum. Fakat şimdi biz bu maddeleri sorgulayarak baktığımız zaman ne kadar hakikat, ne kadar hakikat değil? Kur'an'ın hakemliğine vurduğumuz zaman ne kadar hakikat olup ne kadar hakikat olmadıklarını ortaya koyalım. Mesela "amentünün esaslarına inanmak." Ya ben bugün amentünün mesajlarına baktığım zaman iki tane maddesi Kur'an'a aykırıdır. Hangisi Kur'an'a, hangileri Kur'an'a aykırıdır? "Şerrin Allah'tan olduğuna inanmak." Kur'an'a aykırıdır. Çünkü en basit Felak ve Nas surelerini okuduğunuz zaman "şerrin Allah'a isnat edilmez, yarattıklarının şerrinden, min şerri ma halak" veya "cinlerin ve insanların şerrinden" der. Felak ve Nas sureleri. Yani "şer Allah'a hizmet edilmez, şer Allah'tan değildir." Bu bir. İkincisi, bugünkü geleneğin "kadere iman" esası var ya, bugünkü geleneğin Ehli Sünnet'in yaşayanın kadere iman esası ile müşriklerin kadere iman esası arasında hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla ama bu kadere iman, kadercilik anlayışı da Kur'an'a aykırıdır. Ama bu bir. İkinci maddeye gelelim: "Amel imandan bir parça değildir." Yani ibadet etmeyen veya günah işleyen mümine kâfir denilemez. Tabii ki. Yani bir insan Allah'a inanıp güveniyorsa, onu ortak koşmuyorsa, Allah'ın kitabını yeterli buluyorsa, iman etmişse fakat uygulamada eksikleri varsa, bu insan "bir sen dinden çıktın, sen kâfir oldun" diyemeyiz. O konuda hükmü verecek olan Allah'tır. Üçüncü madde: "İman artıp eksilmez." Dördüncü: "Kur'an mahluk değildir." Ehli Sünnet "Kur'an mahluk değildir" der. Kur'an yaratılmıştır. Eğer bir şey mahluk değilse, o zaman o ilah olur. Dolayısıyla Kur'an kesinlikle mahluktur. Ehli Sünnet ise "Kur'an mahluk değildir" der. Beşinci: "Allah mekan ve lezzettir." Doğrudur. Altıncı: "Kıble tekfir edilemez." İn az önceki okuduğumuz madde ile alakalı. Yedinci: "Kabir suali ve kabir azabı haktır." Der ki bu kesinlikle bu başlı başına ayrı bir konu. Konu ki ilerleyen zamanlarda bu konuyla ilgili ayrı bir ders yaparız. Kesinlikle kabirde sual veya kabir azabı diye bir şey yoktur ve Kur'an'a aykırıdır. Sekizinci: "Allah bilir, dilerse Enbiya ve evliya sana da bildirir." Kesinlikle bu iddia Kur'an'a aykırıdır. Şurası aykırıdır: "Gaybı yalnız Allah verir." Doğru. Fakat "Enbiya ve evliya sana da bildirir." Evet, Enbiya sana bildirir. Ne bilgilerine bildirir? Ama evliyasına bildirmez. Kur'an'da da zaten evliya diye bir sınıf yoktur. Enbiya aslında nasıl bildirir? Vahiyle bildirir. Yani bu türlere gönderilen gayb bilgisi, Muhammed aleyhisselam'dan ele alalım biz bunu. Muhammed aleyhisselama bildirilen gayb bilgisi Kur'an'ın içerisindedir. Kur'an'ın dışı dışında Muhammed aleyhisselama bildirilen bir gayb bilgisi yoktur. Zaten Muhammed Aleyhisselam Enam Suresi 50. ayette kendisinin gaybı bilmediğini söyler. Ki bu maddede özellikle "gaybın Allahu Teala'nın en büyük evliyalara bildirdiği" iddiası kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Dokuzuncu: "Evliyanın kerameti haktır." Düzler kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Evliyanın kerameti diye bir şey yoktur. Zaten evliyaların a keramet uydurmak için peygamber bilgilerine mucizeler uydurdular. Çünkü nebilerin mucizesi olmayan olmadığı yerde bu evliyaya keramet uygulayacaklardı. Onun için önce çatıdan emirlere mucize, Nebi Aleyhisselam mucizeler uydurdular. Onun altında da evliyalar da kerametler uydurdular. Kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Onuncu madde: "Ashab-ı kiramın hepsi cennetliktir." Kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Muhammed Aleyhisselam Ahkaf suresi 9. ayette "Ben bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum" dediği yerde, ashab-ı kiramın hepsi cennetlik olduğunu iddia etmek bâtıldır. Kemik de aşere-i mübeşşere uydular. Yani cennette sağlığında müjdelenmiş on sahabe yalanını uydurdular. Ki bu da kesinlikle Kur'an'a aykırıdır.

On birinci: "Ebubekir Sıddık ashab-ı kiramın en üstünüdür." Ki böyle bir şey yok. Kimin en üstün olduğunu yalnızca Allah bilir. On ikinci: "Miraç ruh ve bedenle birlikte olmuştur." İddia ve Ehli Sünnet'in iddiası. Ki zaten Kur'an'a göre Muhammed Aleyhisselam Miraç'a çıkmıştır. Bu sadece müşriklerin bir isteği ve Allah'ın da bunların isteklerini reddetmesini biz Kur'an'dan biliyoruz. İsra Suresi 93. ayette, Enam Suresi 35. ayette zaten Muhammed aleyhisselâmı göre çıkmadığını biliyoruz. Miraç iddiasını da Kur'an kesinlikle yalanlar.

On üçüncü madde: "Öldürülen, intihar eden, eceliyle ölmüştür." Ve ki ezel konusunda başlı başına bir konu. Yani Kur'an'da da iki türlü ecel vardır. Bir Allah'ın belirlediği bir eceli vardır. Bir de Allah'ın belirlediği, yani tayin ettiği ecelin ecelden önce insanın ecelini kendi öne çekmesi vardır. Kendisi veya çevresel faktörlerden kaynaklanan. Yani Allahü Teala bir insanı ortalama bir yaşa kadar yaşayacak şekilde yaratır. Fakat insan ne yapar? Kendini öldürür veya bir başka biri gider o insanı öldürür. Ne yapmış olur? O eceli öne çekmiş olur. Sonuçta onun ölümünü onaylayan Allah'tır. Fakat Allah mal nasıl onaylamış, nasıl onaylamıştır? Bunu Allah'ın tabiat yasalarına göre onaylar. Bir insanın bu mesela vurdunuz, bir insan kan kaybetti. Allah'ın yasalarına göre insan vücudunda belli bir oranda kan kaybı olursa o insan ölür. Yani insanın ölümü de Allah'ın yasalarına göre gerçekleşir. Dolayısıyla bir insan biri tarafından öldürüldüğü zaman "eceli geldiği diye öldü" diyemezsiniz. Öyleyse o zaman o insanı öldüren, öldü, ödüllendirme niz gerekir. Öyle değil mi? Allah'ın tayin ettiği eceli vardır. Bir de o Allah'ın tayin ettiği ecelden önce insanların veya kişisel ve çevresel faktörlerden dolayı insanın ölümünün gerçekleşmesi vardır.

On dördüncü: "Nebiler günah işlemez." Diyor Ehli Sünnet. Kesinlikle Kur'an'da Kur'an buna onay vermez. Kur'an'a göre nebiler de hata yapar ve gül hatalarından bağışlanma dilerler Allah'tan. İşte Yunus Aleyhisselam görevini terk etmiştir. Musa Aleyhisselam ve adam öldürmüştür. Muhammed Aleyhisselam Kur'an'ın birçok ayetinde hatalar yapmıştır. Nebilerin günah işlemeyeceği, yani onların ismet sıfatı taşıdıkları da kesinlikle Kur'an'a aykırıdır.

On beşinci: "Ehli Sünnet'in esaslarından biri de dört hak mezhepten birine tâbi olmak." Bu dört hak mezhepten birine tâbi değilseniz, Ehli Sünnet olamazsınız der. Ve devam ediyorum: "Nebilerin ilki Adem Aleyhisselam, sonuncusu Muhammed Aleyhisselam'dır." Doğrudur.

On yedinci madde: "Şefaate, sırata, hesaba ve mizana inanmak." Ama tabii ki benim inandığım şefaat tümüyle Allah'a ait olan şefaat. İnandığım sırat, sırat-ı müstakim olan Allah'ın kitabıdır. Hesap, Allah'ın huzurunda mahşerde hesaba çekileceğiz. Mizan, elbette tartı kurulacaktır. Burada da bu maddede Ehli Sünnet'in doğru tarafı var, yanlış tarafı var. Ehli Sünnet'e göre sırat, onların sırat köprüsü ismine. Kesinlikle sırat köprüsü diye bir köprü yoktur. Eğer şefaatten kastı nebilerin birtakım satanist vefat edeceği ise veya birtakım kişilerin şefaat edeceği ise, bu da kesinlikle Kur'an'a aykırıdır.

On sekizinci madde: "Neden mesela ruh ölmez? Kâfir ve Müslüman ölülerin ruhları işitir." Kur'an'dan biz ne alıyoruz? Müminun Suresi'nin 100, 101, 102, 103. pasajlar şunu anlıyoruz: İnsan öldüğü zaman ruh bedenden ayrılır ve Allah katına yükseltilir ve araya bir engel konulur. O engelle biz "berzah" diyoruz. Berzah alemi diye bir alem uydurdular. Oysa berzah alemi diye bir alem yoktur. Berzah nedir? Ruhun bedene için ruha konulmuş bir engel demektir. Berzah. Ehli Sünnet neler: "Kabir ziyareti câizdir der." "Der istihareye, yani Enbiya ve evliyanın kabirlerine gidip onların hürmetine dua etmek, onlardan yardım istemek caizdir der." Ki bu kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Nebilerden bir takım adına veli diye isimlendirilen kişilerden yardım istemek, onların hürmetine dua etmek, onları Allah ile arasına koymak kesinlikle şirktir, sapıklığın endik ağla ağla sıdır. Ki bu akşam suresi 45 ayetlerde, yeni Araf Suresi 192 ayetten sonraki pasajda bunun apaçık bir sapıklık olduğunu Kur'an'dan anlıyoruz. Ki bugün geçen derste de söylemiştik, kabirlerin girişinde yazar. Bu İstanbul'da 12 kabir ismini geçen derste söylemiştim. Bu Karacaahmet Mezarlığı mesela girişinde "başınız dara düşünce kabir ehlinden yardım isteyin" diye kocaman yazı atmışlar oraya. Ki bu küpe düz şirktir.

Ondokuzuncu: "Kıyamet alametlerinden olan Deccal, Dabbetülarz, Hz. Mehdi'nin geleceğini, Hz. İsa'nın gökten ineceğine, güneşin batıdan doğacağına ve bildirilen diğer kıyamet alametlerine inanmak." Baktığın zaman bununla kesinlikle Kur'an'a aykırı olduğunu görüyoruz. Araf Suresi 187. ayete göre kıyamet ansızın gelecektir. Ansızın olan bir şeyin alameti olmaz. Alameti olan bir şerefsiz ansızın diyemezsiniz. Öyleyse biz Kula'ya kıyamet alametlerine inanacağız, inanacağız. Kıyamet alametleri ve inanmak, Arap 187. ayeti inkar etmektir. Tabii tercih sizlerin veya onların. Bu Dabbetülarz gibi kavramlar kıyamet alameti değildir. Dabbetülarz Kur'an'a göre kıyamet günü gerçekleşecek olan bir şeydir. Deccal zaten yeryüzünde. Evet, Abdulkadir abicim, aynen Eyüp Sultan'da zararlı. Diğeri aklıma gelmedi diyeceğim. Canlı yayın bazen aklıma gelmediği oluyor. Deccal ve Deccal dünyadayken gerçekleşen bir şeydir. Yecüc Mecüc yeryüzünde bozgunculuk çıkaran, kan döken, bozgunculuk yapanlar zaten Yecüc ve Mecüc'tür. Dolayısıyla bunların Deccal'in, 700 Mecüc kıyamet alametleri ile bir alakası yoktur. Mehdi gelmiştir. Mehdi Kur'an'dır. Mehdi yol gösteren, hidayet rehberi, kılavuz demektir ve Kur'an'dır. Ehli Sünnet'in kastettiği tarzda Mehdi gelmeyecek. İsa gökten inmeyecektir. Çünkü İsa gökte bile değildir. İsa yeryüzündedir, ölmüştür ve hesap günü tekrar bizimle birlikte dirilecektir. En basit kanıt Maide Suresi 116, 117, 118. ayetleri okuyan, akleden düşünen bir insan, insanın tekrar cevizine geleceğini iddiasına inanmaz. Çünkü şayet İsa yeryüzüne kıyametten önce gelecek olsa, bu Allah'ın yanı sıra kendisinin de ilahlaştırılması'nı görmüş olacak ve Maille Suresi 116, 117. ayetteki kendisinin ilahlaştırılması'nı bilmediğini söylemesi mümkün olmayacak. Şimdi biz Maille 116, 117, 118'e inanalım, yoksa Ehli Sünnet'in uydurduğu veya Hristiyanlıktan kopyaladığı İsa'nın tekrar yeryüzüne geleceği hususuna mı inanalım? Ve güneşin batıdan doğması ve kıyametin işte akşam üzeri kopması zaten bir komedi. Düşünün, burada akşam, Japonya'da sabah ve Amerika'da sabah. Nasıl olacak bu iş? Bu da tamamen Kur'an'a ve bilime, akla aykırı olan iddialar.

Yirminci: "Ehli Sünnet Allah-u Teala'nın ahirette görüleceğini iddia eder." İyi ki Kur'an'da da Musa aleyhisselam Allah'ı görmek istediğini söylediğinde Allahu Teala "Nadir" der. "Xantare" kelimesi bir kelimenin başına gelirse sonsuzluk ifade eden, "asla" anlamı verirsen "beni asla göremezsin" demektir. Yani dünyada göremezsin, ahirette de göremezsin, hiçbir zaman göremezsin demektir. Delil olarak gösterdikleri ayette "Onlar rablerine nazar ederler" geçer. Nazar kelimesi kullanılır. Oradaki nazar bir beklenti içerisinde olmak demektir. Yani göz etmiyorsunuz, gözüküyorsunuz Rabbin, yani gözetlemek, bir beklenti içerisinde olmak demek. Canlı gözle görmek anlamına gelmez. Oradaki nazar kelimesi, yani Allah'ın nazar etmek demek. İşte cenneti hak etmişsiniz, cennete gitmişsiniz, Allah'tan beklenti içerisindesiniz. Biz tabii ki ve bu nazar tamamen bunu ifade etmektedir. Çıplak gözle görmeyi ifade etmemektedir. Az önce dediğim Allahü Teala'nın Musa aleyhisselâma "lenterani" demesi, "Sen beni asla göremezsin" vurgusu, Allahü Teala'nın görülemeyeceğine yine işaret eder.

Yirmi birinci: "Her kâfirleri cehennemde sonsuz kalır, azaplar hafifletilmez, hatta gittikçe artar." Evet. Şimdi Ehli Sünnet'in kâfir tanımıyla Kur'an'ı kâfir tanımı bir değildir. Tabii ki kâfirler cehenneme girerse bir daha çıkamaz, azapları artırılır, hafifletilmesi bu doğru da. Ehli Sünnet'in tanımı ile Kur'an'ı kâfir tanımı farklı. Kur'an'a göre bir mezhebe uyan müşriktir ve her müşrik aynı zamanda kâfirdir. Ve Ehli Sünnet neden aynı zamanda işte Müslüman olanlar içerisinde günahkâr olanlar cehenneme girecek, bir süre yandıktan sonra cezalarını çektikten sonra çıkacak derler. Oysa Kur'an'a göre bu Ali İmran Suresi 24. ayet, Bakara Suresi 80, 81. ayet, Müminun Suresi 101, 102, 103. ayet ve daha birçok ayette "bu günahları ağır gelen, kötülükleri kendileri kuşatan her kimse, onlar cehenneme girerler ve orada ebedi kalırlar." Yani cehenneme girip de çıkmak yoktur.

Yirmi ikinci: "Ehli Sünnet etmesi üzerine mest ayaklarını ediyorlar ya, mestin üzerine mesh caizdir der." Ben onlara şunu diyorum: "Madem mest üzerine mesh caiz ise, eğer Allahu Teala başınızı da mes mes edin diyor. Başını vs derken bu çıplak elle başını böyle bir koyuyorsun, yoksa başındaki artık takdir varsa her ne varsa onun üzerinden mi MS diyorsun?" Baktığınız zaman başını mesh ederken başındaki nesneyi kaldırıp öğlen mesh ediliyorsa, öyleyse ayağı mesh etmek de ayağına çıplak elle dokunmakla olur. Bu iddiada ben esasen insanların ayağına giyecekleri o mestleri nesnenin üzerinden MS temas ederek yapılan mason geçerli olduğunu ben düşünmüyorum. Bence mesh, Kur'an'ı Maide Suresi 6. ayetin mest dediği şey, elin ayağı dokunmasıyla temas edilmesiyle olur.

Yirmi üçüncü: "Özellikle Emevilerin, Abbasilerin uydurduğu buram buram Emevi kokan bir daha "sultana isyan caiz değildir" evresinde göre." Ki bu da az önce de dediğim gibi ve bariz bir şekilde Emevi uydurması olduğu açıktır.

Kaynakları bu iddiaları hangi kaynaklara değerlendiriyor? Ehli Sünnet fıkhul ekber, terk kaynakları, Nuhbetü'l Lali ve Nasihin, yine Mektubat-ı İmam-ı Rabbani'nin mektubatından derledikleri Ehli Sünnet'in itikadını oluşturan ana esaslar. Yani kaynakları bunlar. Oysa kendini Müslüman olarak tanımlayan yeni bir oluşumun kaynağı ne olmalıdır? Ne hukuku vektör olmalıdır, ne mektubat olmalıdır, ne olmalıdır? Allah'ın kitabı olmalıdır. Ve bunun yanında yine mezhepleri biri Kur'an'la kıyasladığımızda zaman birçok uygulama uygulamanın yine Kur'an'a aykırı olduğunu görüyoruz. Yine bunları satır başlarıyla da ele almam gerekirse, hızlı bir şekilde ele almam gerekirse, örneğin mesela geçen dersimizde işlemiş tik: "Dinden dönenin öldürülmesi." Kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. "Zina edenin öldürülmesi." Kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Ve geçen dersimizde istemiştik: "Namazı terk edenin hapsedilmesi veya öldürülmesi." Kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Bıraktı örten şeyleri için kırk gün pis olması, içmekte ısrar ederse öldürülmesi kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Ve Ehli Sünnet inancına göre bazılarına göre hepsi değil de mesela "sakala gület vurmanın haram oluşu, saçı siyaha boyamanın haram oluşu." Kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. "Resim, müzik ve heykelin, heykel yapmanın haram oluşu." Kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Ki Sebep Suresi 13. ayette Süleyman Aleyhisselam'ın heykel yaptığını söyler. İslam heykele karşı değildir, puta karşıdır. Heykele birtakım ilahi motifleri israf edilmesine karşıdır. On altıncı: "İpeğin erkeğe haram olmasını." Kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Yine bazı mezheplere göre kırmızı giymek, bir erkeğin kırmızı renkte elbise giymesi de mekruh olduğu iddia edilir ki bura kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Bir hem midye, istiridye, istakoz, tavşan eti gibi birtakım yiyeceklerin haram olduğu kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Kur'an'ın önüne kurulan bir barikat, abdestsiz dokunulamayacak. Kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Vakia Suresi 79. ayeti tahrif ederek yalana sarılıyorlar ki bu konuyu biz daha önceki derslerimizde açmıştık. Mesela okudukları "Selamet mi, essalâtü vesselâmü aleyke yâ Resûlallah" diyerek okudukları "sana selamet mi?" Tamamına yakını bir kusurları i... nedir ki bunu yine daha önceki derslerimizde anlatmıştık. Nebi Aleyhisselam'a isnad edilen Kur'an.

Dışında isnad edilen bütün mucizeler yalandır. Kur'an'da hiçbir karşılığı yoktur ve Kur'an'a aykırıdır.

Yine bazılarının iddia ettiği, bu alemin bir Aleyhisselam'ın hürmetine yaratıldığı kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Az önce belirttiğimiz Nebi Aleyhisselam'ın veya nebilerin günah istemeyeceğini iddia etmeleri kesinlikle Kur'an'a aykırıdır.

Muhammed Aleyhisselam'ın hayrı harfi Allah yarattı. Yani yaratılmışların en üstünü oluşu Kur'an'dan onay almaz. Yine onun Allah'ın Habibi olduğu, Allah'ın sevgilisi olduğu kesinlikle Kur'an'dan onay almaz. Bütün bunlar Allah'a yalan isnad etmektir. Allah Kuran'da böyle bir delil, böyle bir kanıt indirmemiştir.

Yine mesela ben yarın ben diyorum, maddi şeylerde verilen değerlere ya infak edin. Kur'an onlar kırkta bir zekat diye bir şey uydurmuşlar ve bize bu diyorlar ki bunu Kur'an'da bize gösterin. Bu da kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Kur'an'a göre zaten geçen derslerimizde işlemişti. Biz Kur'an'a göre zekat, kadın-erkek, zengin-fakir ayrılmaz. Sadece maddi değerlere verilen bir şey değildir ki bunun oranı olsun. Kural maddi değerlerle veriyor, infak edin ve net bir vermez. İhtiyacınızdan arta kalan o artmakta olandan infak edin. İndir bakarak 119'da Furkan Suresi'nde, İsra Suresi'nde cimrilik yapmayın, aşırıya gidip saçıp savurup zor durumda da kalmayın diye bir ölçü koyar. Allah için ne infak ederseniz Allah onu size kat kat fazlasıyla size öder.

Az önce dediğimiz gibi kıyamet alametlerinin tamamı uydurmadır. Yine ehli sünnetin iddia ettiği kölelik ve cariyelik iddiası anlayışı kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Rahmet de mahvettik. Zaten dersin başında amentünün iki maddesi zaten Kur'an'a aykırıdır.

Ölülere Kur'an okunması, ölülerden yardım istenmesi, Kur'an okuyup da ölülere gönderilmesi, hatimler okuyup da hatimlerin hediye edilmesi kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Yine az önce dediğimiz Nebi Aleyhisselam'ın miraca çıkması kesinlikle Kur'an'a aykırıdır.

Dürbün mesela Hac'da şeytan taşlama, Hacer-ül Esved taşını kutsama Kur'an'a aykırıdır. Yani Kur'an'dan onay olmaz. Ben her zaman şunu diyorum. O da şeytan taşlayanları aslında şeytan diye biri varsa eğer şeytan diye biri yoktur. Aslında insanlar ve cinler şeytanlar aşırı. Şeytanla bir varlık yoktur. İnsan veya cin şeytan aşırı. Şayet böyle bir varsa onlar şeytan taşlarken arkalarından gülüyordu herhalde bilmiyorum. Bu da uydurulmuş bir bura fedir. Hacer-ül Esved taşını kutluyorlar. Hatta o taşa dokunmak için birbirlerini öldürüyorlar ve şöyle düşünüyorum. Hacer-ül Esved taşıyla benim sokağındaki taşlar arasında bir fark yoktur. Zemzem suyunun sizin kaynak pınarlarından akarsulardan bir farkı yoktur. Hurmanın kayısıdan fındıktan bir farkı yoktur diyorum ben.

Gitti Havva'nın Adem Aleyhisselam'ın kaburgasından yaratıldığı iddiası kesinlikle Kur'an'dan onay almaz. Özel günlerde kadınlara bu baskılaması, oruç tutamaz, Kur'an'a el süremez iddiası kesinlikle Kur'an'a aykırıdır. Haremlik-selamlık uygulaması Kur'an'a aykırıdır. Bir kadının sesinin erkeğe haram oluşu Kur'an'dan onay almaz. Tabii ki kadın erkek birbiriyle konuşabilir fakat edebiyle uslubuyla konuşabilir. Bunda bir beis yoktur. Eh üstünde tüm bu iddiası za za Kur'an'a aykırıdır.

Mesela şunu da söyleyelim. Biz Cuma Suresi dokuzuncu ve onuncu ayetlerde Cuma salâtı na Ey iman edenlerdir yani kadınların davet eder. Cuma salâtı na fakat bugün Cuma salâtı na kadınlara kadınlar gelmemektedir. Yani nafile olan sonradan ortaya ortaya çıkmış olan teravih dedikleri namazda kadınlara yer ayır. Fakat har olan 111 eylemde Cuma salâtı nda kadınlara gir ayrılmıyorlar. Bu da büyük bir çelişkidir. Bu uygulamada kesinlikle Kur'an'a aykırıdır.

Çocuk yaşta evlilik Kur'an'a aykırıdır ki Kur'an evlilik yaşını ergin ergenlik değil olgunluk yaşı olarak belirler. Nisa Suresi 5 ve 6 ayete göre bu da kesinlikle Kur'an'a aykırıdır ki baktığımız zaman bu iddiayı ortaya atanların hiçbirine dese kız çocuklarını çocuk yaşayabilen bilmiyorlar. Yani bunu da görüyoruz. Bu da kendi içerisinde çelişki oluşturuyor.

Kutlanan kandiller ve mevlitler kesinlikle Kur'an'a aykırıdır.

Bunun yanında az önce de dediğimiz gibi kabirde azabın, kabirde hesap oluşturun, ahirette Sırat köprüsünün cehennemde yanıp çıkılacağının kesinlikle Kur'an'dan onay alır bir tarafı yoktur ve kesinlikle bu iddialarda Kur'an'a aykırıdır.

Evet, bazı maddeleri biraz hızlı geçtim çünkü amacım benim bu bu deste bu maddeleri açmak değil. Zaten bu maddeleri ben diğer derslerimde daha geniş olarak açmışım. Zaten benim buradaki amacım şu mezhepler hakikat diyenlere de bu deste ki amacım şimdi benim mezhepler hakikat diyenlere ve sebeplerle mezhepleri de Allah'ın dinine isnad edenlere mezhepler ile doğru yol olarak gösterenlere ben kura Kur'an'a göre mezheplerin hak iyi olmadığını ortaya koydum koymaya çalıştım. Mezhepler içerisindeki birçok uygulamanın Kur'an'ı olduğunu, mezheplerin oluşturduğu itikat anlamında oluşturduğu ana kemik esasların belirledikleri ana esaslarında Kur'an'a aykırı olduğunu ortaya koymaya çalıştım.

Aynı zamanda da bugün ehli sünneti ben neden eğrisinde temas ediyoruz? Çünkü ben 50'sinde geleneğinden geliyorum ve ehl-i üstünde kişi adam daha iyi bildiğin için ve en üstündeki ele aldım. Yoksa Şia'nın sapıklıkta ehlisin derken bir farkı yok ki. Sadece beni ehlisin dedi daha iyi bildiğim için ben eğrisinde üzerinden ele aldım ki az önce ne diyordum? Bugün ehli sünnet çatısı altında putlaştıran ilah seviyesini çıkarılan o alim denen imam denen zatların o geçmişte nasıl birbirlerini yediklerini, nasıl birbirlerini tekfir ettiklerini, nasıl birbirini öldürdüklerini ortaya belirtilerini kanıtlarını da verdim. Kendi kaynaklarından kanıtlarını verdim. Nasıl birbirlerini öldürdüklerini ortaya koydum ki yani geçmişte birbirlerini öldürenlerin hepsini birden hak olması, hakikat olması mümkün değil demeye çalıştım. Bu muydu lambalarının tamamına yakını Kur'an'a aykırı olan bir oluşumun hakikat olamayacağını ortaya koymaya çalıştım.

Umarım faydalı bir ders olmuştur. Umarım zaten izleyen arkadaşlarımın büyük bir çoğunluğu zaten bu konulara vakıftır. Umarım bu konulara vakıf olmayanlar, yeni yeni düşünmeye sorgulamaya başlayanlar ve bu sorgulamayı sorgulamayı PDA sorgulayacak akraba basirete sahip olup sorgulamaya açık olanlar için acaba dedirte bilirmiyim? Onları sorgulamaya içebilir miyim diye düşünerek hazırladığım bir dersi. Umarım onlarında sorgulamasını, hakikati aramasına vesile olurum diye düşünüyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. Canlı yayında bazen devrik cümleler kullanabiliyorum. Yani dersten sonra tekrar kendimi izlediğin zaman canlı yayında işte geriye sarma şansım olmadığı için çok nadir de olsa devrik cümleler kurdum olabiliyor. Alp ona diyorum, sürçü lisan ettiysem affola diyorum. Hepinize beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum ve sizleri kendisinden başka ilah olmayan Allah'a emanet ediyorum. Hoşçakalın. Abone ol.