📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Uluslararası Ekonomi Zirvesi 2026 | İkinci Gün

Uluslararası Ekonomi Zirvesi7:12:56

Transcription

Değerli katılımcılarımız, uluslararası ekonomi zirvemizin ikinci gününe birazdan başlayacağız. Yerlerinizi salonda almanızı rica ediyoruz.

Türkiye ve bölge ekonomisinin nabzını tutan iş ve ekonomi dünyasının buluşması Uluslararası Ekonomi Zirvesine hepiniz hoş geldiniz. Efendim günaydın. Sayın Bakanımız, Sayın Valimiz, kıymetli Belediye Başkanımız, Sayın Vekilimiz, iş ve ekonomi dünyasının kıymetli temsilcileri, değerli basın mensupları, değerli misafirlerimiz, hanımefendiler, beyefendiler.

Türkiye ve bölge ekonomisinin nabzını tutan en önemli buluşmalardan biri olan Uluslararası Ekonomi Zirvesinin ikinci gününe hepiniz hoş geldiniz. 2012 yılından bu yana Kapital, Ekonomist, Startup, CEO, Life dergileri tarafından düzenlenen zirve, bu yıl Tera Finans Grubu ana sponsorluğunda gerçekleşiyor. Bu yılın teması büyük dönüşüm. Ekonomik, toplumsal, teknolojik ve çevresel değişimlerin bütüncül şekilde ele alınması gerektiğine odaklanıyoruz. Zirvenin ikinci gününde birbirinden değerli beş oturum bizleri bekliyor.

Zirvemizin ikinci gününe etkinliğimizin ana sponsoru olan Terafinans grubunun tanıtım filmini izleyerek başlıyoruz.

"Ya hep söylendiği gibi değilse? Ya hep tek bir şekilde düşünmemiz isteniyorsa? Nasıl böyle oldu? Niçin öyle değil? Yola çıktığımız günden bugüne hep sorduk. En büyük sermayemiz doğru cevaplara götüren sorularımız ve parantezlerden çıkabilme cesaretimiz oldu. Türkiye durmadan büyürken biz de aynı yoldaydık. Hiç durmadık. Hep çalıştık. Şimdi olduğumuz gibi dün görebildiklerimiz, bugün bildiklerimiz, bugün bildiklerimiz yarın öğreneceklerimizi belirliyor. Yatırım aklımızla önce Türkiye'ye, sonra da Türkiye'den dünyaya bakıyoruz ve birlikte sormaya devam ediyoruz: Neden olmasın?"

Ve Tera Yatırım Genel Müdürü Sayın Emir Münir Sarp Yener'i konuşmasını yapmak üzere alkışlarla sahneye davet ediyorum. Hoş geldiniz.

Değerli katılımcılar, saygıdeğer basın mensupları, hanımlar, beyefendiler. Konuşmama başlamadan önce öncelikle hepinizin karşısında saygı ve sevgiyle eğiliyorum. İlk söylemek istediğim de şey şu: Buraya katılmamıza, bu organizasyonun paydaşı olmamıza vesile olan sevgili Anıl Altın kardeşimize ve çok sevgili Ripay ailesine de hepinizin huzurunda burada teşekkür etmek istiyorum. Dün gerçekten organizasyonun ilk gününde etkileşimi çok yüksek, öğretileri bol olan bir gün yaşadık. Bence dünkü sunumlarda ve panellerdeki söylemler lafta kalmayacak. Bundan sonra buradaki bütün iş sahiplerinin şirketlerine, ofislerine ileriye dönük olarak ışık tutacağını düşünüyorum. İnşallah bu ikinci gün de ilk gün olduğu gibi aynı şekilde bütün katılımcılar açısından verimli geçecek temennisi içindeyim.

Biz, Tera ailesi olarak böyle bir organizasyonun paydaşı olmaktan dolayı gurur duyuyoruz. Genelde herkes bizi özellikle son dönemde gerçekleştirmiş olduğumuz halk arzlarla tanır. Ama biz esasında kökü finans tarafında olan, ileriye dönük olarak da kendisini yeni ekonominin önde gelen sektörlerinde konumlandırmaya çalışan bir grubuz. Aşağı yukarı 5 milyar dolar seviyesinde bir varlık yönetmekteyiz ve de 200.000 yatırımcıyla da yaklaşık olarak etkileşim içindeyiz.

Genelde az bilinen başka bir özelliğimiz de var. Biz ekip olarak yıllardır yabancı yatırımcıların Türkiye'de yapmış oldukları yatırımlara alıcılık edilen bir kurumuz. Ve buraya geldiğimden beri genelde dün karşılaştığım soru şuydu: Yabancı yatırımcıların Türkiye ilgisi devam ediyor mu? İleride artacak mı şeklinde. Biz son 3 yıldır Londra'da bir Türkiye konferansı düzenliyoruz. 3 sene evvelki konferansa yurt dışından sadece 40 tane fon katılmıştı. Bu sene Mart ayı başında yaptığımız konferansa biz buradan 21 şirketin katılımıyla, ki bunlar ağırlıklı olarak BİST30 şirketiydi, bu şirketleri 60 tane yabancı yatırımcıyla savaşın gölgesinde bir araya getirdik. Ekip içerisinde bir endişe vardı, acaba toplantılar iptal olur mu? Ya katılımcı sayısı düşük kalırsa diye. Tam tersine orada gözlemledik ki, özellikle dış politikadaki Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki dirayetli duruşumuz, bozucu ülke değil de arabulucu ülke olma konumumuz, son dönemde savunma sanayinde yapmış olduğumuz atılımlar ve bu atılımları da bir şekilde kendi günlük hayatımıza entegre edebilme konusunda göstermiş olduğumuz başarı, yabancı yatırımcıların Türkiye'ye ilgisinin koşullar ne olursa olsun artarak devam etmesinin önünü açmış vaziyette. Ve sırf o konferansı değil, o konferans sonrasındaki etkileşimlerde de gördük ki, havadaki bulutlar dağıldığı takdirde Türkiye bu coğrafyada bundan en fazla fayda sağlayan ülke konumunda olacak gibi gözüküyor.

Biz Tera grubu olarak finansın yanında geleceğin ekonomisinin mihenk taşı olacağını düşündüğümüz teknoloji, savunma, sanayi ve tarım konularında da ileriye dönük olarak fırsatçı ve akıllı bir şekilde yatırımlarımıza devam etme eğilimindeyiz. Fakat bunu yaparken sırf Türkiye içindeki fırsatları değil, aynı zamanda dünyanın farklı coğrafyalarındaki fırsatları da değerlendirme amacındayız. Ve hepimiz, hepiniz gibi biz de farkındayız ki bu ülkenin geleceği için akıllı düşünmek, üretmek ve dünyadaki fırsatları kollamak bizim ana görevimiz. Bunu da inşallah bugüne kadar olduğu kadar layıkıyla ileriki dönemlerde de gerçekleştirmek azmi içindeyiz.

Sözlerimi çok daha fazla uzatmak istemiyorum. Hepinize tekrardan hoş geldiniz diyorum ve bugünün bütün katılımcıları için güzel, verimli bir gün olması temennisini tekrarlıyor ve sizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkürler.

Sayın Sarp Yener'e teşekkür ediyoruz.

Değerli katılımcılar, aramızda kıymetli bir devlet lideri bulunuyor. Jeopolitik gerilimler ve yeni dünya düzeni konulu açılış konuşmasını yapmak üzere Danimarka eski başbakanı Helle Thorning-Schmidt'i sahneye davet ediyorum. Alkışlarınızla.

Mrs. Schmid, please to the stage. Welcome. Good morning everyone. What a great pleasure to be here this morning. I will try to take you through what I see is great transformation of our world in 20 minutes.

2025'e ve 2026'ya baktığımızda, şimdi bu yıllar çok büyük bir dönüşüm yılları olarak karşımıza çıkmaktadır. Her hafta başkan görevine geldikten sonra dünyayı nasıl değiştirmeye çalıştığına dair niyetini görüyoruz. Yeni işbirliği fikirlerini, yeni düşünme biçimlerini dünya düzenine dair ortaya atmakta ve özellikle ABD başkanının çok da yepyeni yenilikçi yöntemleri var, kendini dünya düzenine dair ifade etme konusunda. Bunu söylemeden edemeyeceğim. Ve hiç şüphesiz son özellikle son 2 yılda 2025 ve 2026'da olanlara baktığımızda, yani onları artık o şişeden çıkan cini geri koymak mümkün değil. Yani gerçekten ne önceden olmuş olursa olsun bu dönüşümler yeni ve vardığım sonuç da şu: Geriye dönmek imkansız. Mutlaka ileriye gitmek durumundayız ve bir şekilde durduğumuz yerde çok sağlam da durmak durumundayız.

Şimdi tane bölümden oluşacak benim konuşmam. Bu görmüşte olduğumuz çok büyük dönüşüme, değişime ilişkin. Elbette her şeyden önce çok büyük bir dönüşümü ve değişimi küresel ticaret düzeninde görmekteyiz. Çok yüksek tarifeleri deneyimlemekte herkes, hepimiz. Fakat burada sadece bu görmüşte olduğumuz tarifelerde değil, söz konusu olan aynı zamanda tarifelerin gelişigüzel birer bir silah olarak kullanıldığını görüyoruz, bu dünyada istediğinizi yaptırmak üzere. Elbette ki önceki Danimarka başbakanı olarak bunu son derece açık seçik bir biçimde gördüm. Özellikle Trump mesela Grönland'ı istediğinde çok açık seçik bir biçimde görüyorsunuz ki, çok kolay bir biçimde istediği şeyi alamadığında hemen ülkeleri, Danimarka'yı destekleyen ülkelere "sizin tarifenizi arttırırım" diye tehdit etmeye başladı. Bu son derece tipik bir örnek aslında Trump'ın bir müzakere aracı olarak tarifeleri nasıl kullandığına ilişkin. Trump idaresine baktığımızda bu tarife silahını kullanarak küresel ekonomiyi yeniden şekillendirmeye çalıştı.

Şimdi öyle bir sistemi 10 yıllarca vardı ki, küresel ekonominin temelinde serbest ticaret fikri nosyonu bulunmaktaydı. Bu hiçbir zaman mükemmel olmadı elbette ki ama böyle bir fikir vardı ortada. Böyle bir nosyon vardı ve şirketlerin peyderpey tarifelerini düşürmesi, birbiriyle olan ilişkilerinde birbirleriyle uluslararası anlaşmalar ve ticaret anlaşmaları aracılığıyla işbirliği kurması ve son derece bütünleşik, entegre tedarik zincirlerini inşa etmesi fikrinin üzerine oturtulmuştu bu anlayış. Elbette ki bu sistem açık ve verimliydi. Etkin bir biçimde çalışıyordu ve bir şekilde en ucuz neredeyse orada tedarik zincirini ve üretimi yapabileceğiniz şekilde koşullandırılmıştı, yapılandırılmıştı. Bütün dünyada bu böyleydi. Bütün bu sistem artık değişmiş oldu.

Şimdi Trump, Başkan Trump'la birlikte çok önemli bir değişim daha korumacılığa doğru karşımıza çıktı ve Amerika önce geldiği stratejisiyle iç içe geçti. ABD çok ciddi ithalat konusunda, özellikle de Çin'den birtakım tarifeleri uygulamaya başladı ve bu da çok ciddi ticaret savaşlarına sebep oldu, dünyanın en en büyük iki ekonomisi arasında. Şimdi tarife meselesi bize neyi gösterdi? Şimdi tarifeler bize şunu gösterdi aslında, yani küresel bir tedarik zincirini kesintiye uğrattı. Şirketler normalde Çin'e üretim için bel bağlarken, bu sefer üretimlerini Çin'den başka ülkelere taşımak zorunda kaldı, Vietnam ve Hindistan'a. Fakat bütün bunların da aslına bakarsanız her şeyi daha pahalı hale getirdiğini söylemek mümkün. Yani hem küresel olarak bunu söylüyorum ve aynı şekilde tedarik zinciri özellikle Çin'e geri gittiğinde, her şey sonra bir gitti, başka bir bir daha döndüğünde her şey daha da pahalı hale geldi.

Bir de bu şu anlama da geldi. Daha önceki sistem oldukça dayanıklıydı. Tedarik zincirleri artık bu kesintiye uğradı, neredeyse yıkıldı. Bu da bizi bu tarifelerle ilgili çok önemli başka bir konuya getirmekte, genel olarak maliyetlerin artması konusunda. Çünkü tarifeler aslında temelde başka bir vergi yöntemi diye düşünebilirsiniz ve bir vergi gibi hareket eder. Ama şu anlamda değil. Yani müşterilerin, pardon ülkelerin birbirlerine maruz bıraktıkları değil de, işte başka türde rücu eden. Burada hizmetler ve mallar tabii ki daha pahalı hale geldi. ABD içerisinde bu özellikle ABD tüketicisi tarafından çok ciddi şekilde hissedildi. Tabii genel olarak da fiyatların yükselmesine sebep oldu ve fiyatlar yükseldiğinde de elbette ki buna ek olarak özellikle de bir enflasyon baskısı gelmekte. Bu sadece ABD'de olmadı. Çünkü hiçbir şey bir izolasyon içerisinde değildir. Dolayısıyla küresel etkileri de hissetmeye başladık. Politikalar da elbette ki burada yurt içindeki üretimi artırmaya odaklandı. Bunların bazıları ülkelere geri döndü ama genel olarak bakıldığında çok karma bir hale geldi. Özellikle bu özellikle de misilleme için kullanılan tarifeler ABD'ye geri döndü. Hem ABD'de hem de küresel olarak çok daha yüksek üretim maliyetleriyle karşı karşıya kaldı pek çok marka ve pek çok şirket.

Şimdi bu tarife rejimine ek olarak aynı zamanda maliyetlendirmesi çok zor ama maliyeti de çok yüksek olan başka bir unsur var. Bu da genel bir belirsizlik. Şimdi bu özellikle şimdi bir, neden bir aslında maliyetlendirilmesi ya da vergisinden bahsediyoruz. Belirsizlikle başa çıkmak zorundasınız ülkeler olarak. Bu da nihayetinde şirketler için, işler için çok daha pahalı bir hale gelir. Bu tabii ki genel olarak tüketici tarafından da kaçınılmaz olarak hissedilir.

Şimdi küresel ekonomi değişti. Tarifeler nedeniyle değişti ve burada bunun nasıl geri döneceğini görmekte çok zorlanıyorum. Yani son derece birbirleriyle bağlı olan bir sisteme sahip olmak yerine eskiden olduğu gibi şirketler şu an bölgesel ticaret sistemlerini önceliklendirmekte, politik hizalanmayı ve ulusal milli güvenlik endişelerini önceliklendirmekte ve artık bu salt bir ekonomik araç olarak değil, jeopolitik bir araç haline geldi. Aynı zamanda bir silah haline geldi. Jeopolitik ticarette de kullanılacak bir silah haline geldi. Şu an burada duruyoruz. Trump idaresi sadece yeni politikaları hayata geçirmekle ortaya koymakla kalmadı. Aynı zamanda küreselleşmenin de yönünü değiştirmeye başladı. Bu bence eski zamanlarına dönmeyecek. Hala bunun tam olarak bir çaresini ya da etkilerini görmedik. Fakat şunu görüyoruz ki, ülkelerin ticaret yapışını değiştirdi, birbiriyle rekabet edişini değiştirdi ve bugün ve yarının dünyasında işbirliği yapma yöntemlerini değiştirdi.

Şimdi tarife meselesi böyle. Buna ek olarak bir de ikinci çok büyük bir değişim daha karşımıza çıkmakta. Yeni bir jeopolitik rekabet, stratejik kaynaklar etrafında şekillenmeye başladı ve bu da duracak gibi görünmüyor. Şimdi stratejik kaynaklardan bahsettiğimizde eskiden petrolü ve gazı düşünürdük, doğalgazı düşünürdük. Fakat artık bu değil. Tabii ki hala petrol ve doğalgaz son derece stratejik kaynaklar, ona geleceğiz. Ama bugün stratejik kaynaklara çok geniş kapsamlı kritik malzemeler girmekte. Mesela çok nadir toprak, yarı iletkenler, işte enerji kaynakları, hatta veri ve teknoloji ve bütün bunlara ek olarak siber güvenliği de eklemek lazım. Bu da çok önemli bir kaynak. Şimdi bütün bunları bir araya getirdiğimizde aslında bunlar yapı taşları, çağdaş ekonomilerin yapı taşları ve bu unsurları kontrol edebilmek artık kimin küresel gücü elinde tuttuğunu giderek artan bir biçimde belirleyen bir unsur haline geldi.

Geçmişte küresel ekonominin zemininde verimlilik, etkinlik ve açıklık vardı. Ülkeler iyi olduğu şeylerde uzmanlanırdı, uzmanlaşırdı ya da kaynakları neyse ve yani ticaret bağlamında da birbirlerine bel bağlarlardı, güvenirlerdi. İhtiyaç duydukları ürünleri birbirlerine tedarik ederlerdi. Fakat şimdi bu sistemin çok ciddi şekilde değiştiğini görüyoruz. Ülkeler ve milletler hiç olmadığı kadar kendi milli güvenlik endişelerini, kendi kontrollerine ve kendi bağımsızlıklarına, egemenliklerine odaklanmaya başladı. Bu değişim de özellikle çok açık seçik bir biçimde yine ABD ve Çin bağlamında ilişkileri özelinde görülmekte. Eskiden son derece birbiriyle bağlantılı olan bir ekonomik işbirliği stratejik bir rekabete dönüştü. Şimdi ABD'nin birtakım endişeleri var bağımsızlığa ilişkin Çin'e dair. Tamam, hepimiz bunu haklı buluyorum, hepimizin var. Ama şimdi bu endişe artık burada ana teknolojileri ve kaynakları kim tutuyor meselesine dönüştü ve bununla bağlantılı olarak da kendi tedarik zincirlerini güvence altına almak, yurt içi üretim artırmak, teknolojiyi ve ithalatı, özellikle teknoloji ithalatını kısıtlamak haline dönüştü. Çin'de tabii ki o da cevap verecek. O da cevap verdi. Çin'de kendi strateji, kendi kendine yetme stratejisini ortaya koydu. Yoğun bir biçimde ana kaynakları kontrolüne odaklandı ve küresel tedarik zincirlerinde tahakkümü elde tutmaya çalıştı ve bir şekilde de zayıflıklarını azaltıp dışarıdaki baskılara kendini daha korunaklı hale getirmeye odaklandı. Sonuç olarak da bu çok iki büyük ülke arasındaki ticaret artık sadece ekonomi olmadı. Ticaret ekonomisi değil. Artık erkten, yani güçten ve etkiden bahsediyoruz. Tabii naif de olmamalıyız. Yani bu her zaman özünde güç vardı, kontrol vardı ama derinden bir şeyler değişti. Tarifeler, ihracat kontrolleri artık bu denklemin, bu silahın bir parçası haline geldi ve bunun sonucunda da majör, çok ciddi etkiler oldu bütün dünya için. Küresel tedarik zincirine baktığımızda yeniden organize edildiğini görüyoruz. Özellikle de genelde siyasi ittifaklar etrafında ülkeler taraf seçmekte ve dengelemeye çalışmakta bu güçleri kendi içerisinde ve bu güvenliği belki bazıları için arttırırken öte taraftan etkinliği, verimliliği azaltmakta ve aynı zamanda da küresel olarak maliyetleri yükseltmekte. Yani bu rekabet ekonomilerimiz için iyi değil ve elbette ki fiyatların artmasına neden olacak ve aynı zamanda da sürekli bir biçimde güvenlik riski olmaya devam edecek. Yani özellikle stratejik kaynaklara ilişkin rekabet artık malzemeler, materyallerle ilgili bir şey değil. Küresel bir tahakküm ve kim neyi kontrol ediyor meselesine dönüştü. ABD'nin ve Çin'in gerçekleştirdiği, seçtiği tercihler ilişkilerini etkilemeye devam etmekle kalmıyor, küresel ekonomiyi de önümüzdeki pek çok yılda da etkilemeye devam edecek.

Şimdi burada birkaç yorumu da eklemek isterim. Grönland'la ilgili. Pek çoğunuz fark etmişsinizdir. ABD çok uzun zamandır biz kontrol etmek istiyoruz ya da sahip olmak istiyoruz söylemini devam ettirdi. Elbette ki bu kuzey, yani kuzey yarımküreyi kontrol etmekle ilgili, genel olarak güvenliği kontrol etmekle ilgili ama aynı zamanda bu şu an bahsettiğim kaynakları kontrol etmekle ilgili çünkü Grönland'ın birtakım nadir toprak elementlerine ve diğer malzemelere sahip olduğu aşikar ve bu da elbette ki küresel bir tahakkümün arayışında da bu alanda da Amerika'yı bu yere yerleştirmekte.

İlk iki yapı taşı buradaydı. Üçüncü yapı taşını eğer anlamazsak hiçbir şeyi anlamlandıramayız. Küresel dönüşümün üçüncü yapı taşına baktığımızda, genel bir küresel risk ortamı içerisinde yaşıyoruz ve bu da bizi önümüzdeki pek çok yılda etkileyecek gibi duruyor. Şimdi ticaret ortamına ve özellikle de kaynaklar bağlamında tahakkümün peşinde olmayı anlamlandırırken çok ciddi siyasi çatışmalar, ihtilaflar her tarafa sıçramakta. Şimdi görüyoruz ki artık stabil ve tümüyle pazar odaklı bir ekonomide yaşayamıyoruz. Bunun yerine artan bir biçimde jeopolitik çatışmalarla şekillenen, hem sessiz çatışmalar ya da böyle bayağı bildiğimiz sıcak çatışmalarla şekillenen bir ortamda işlev gösteriyoruz. Doğrudan ya da dolaylı olarak bütün bu çatışmalar enerji rotalarını, finansal stabiliteyi, finansal istikrarı, enflasyonu ve büyümeyi etkilemekte.

Bunun çok açık seçik bir örneği Rusya-Ukrayna savaşı. Şimdi buradaki bu çatışma, savaş artık 5. yılına girdi. Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesiyle başladı bu ve elbette ki bu savaş pek çok şeyi genel olarak değiştirdi. Öncelikle bir enerji piyasalarıyla başlamak isterim. Avrupa, özellikle de Avrupa'da çok büyük bir uyanma çağrısı oldu. Bu savaş başladığında doğalgaz ve petrol tedariği bağlamında çok ciddi bir şoka uyandık. Bu da enflasyonu, enerji fiyatlarını ve enerji genel olarak endüstri üretimini çok ciddi şekilde etkiledi. Mesela buğday, metaller ve gübre gibi birtakım emtiaların fiyatı çok ciddi şekilde etkilendi. Çok hızlı bir biçimde küresel, aslında bölgesel bir savaşın küresel bir ortamı nasıl etkileyeceğini gösterdi. Avrupa için majör şoktu ama aynı zamanda dünyanın geri kalanı için de çok büyük bir şok oldu.

Şimdi buna ek olarak aynı zamanda yeniden kalibrasyonu, Atlantik ilişkilerinin yeniden kalibrasyonu dediğimiz bir şey yaşamaya başladık. 4 yıl önce bu savaş başladığında çok açık seçik bir biçimde hepimiz aynı taraftaydık, değil mi? Avrupa ve ABD aynı taraftaydı ve biz Ukrayna'nın bizim özellikle NATO doğu sınırımız olduğunu ve hepimizi savunmaya çalıştığını, Rusya işgalinden diye düşünüyorduk. Şöyle anlıyorduk: Bu Avrupa için ve sonra ABD için yani birlikte çok açık bir mesajdı. Şimdi bunun hepsi gitti. Amerika'nın Ukrayna desteğinin azaldığını çok açık seçik şekilde görüyoruz. Hala bir destek var ama çoğunlukla bu desteğin, Ukrayna desteğinin önemli bir kısmı Avrupa milletlerinden, ülkelerinden gelmekte. Elbette NATO'yu da kendi içerisine kalibre etti. İsveç ve Finlandiya NATO üyeleri. Ki burada Vladimir Putin'in özellikle bence Ukrayna'yı işgal ettiğinde bunun olacağını görmemişti. Ama bir şekilde bu milletlerin hepsinin ne türde bir savunmaya ihtiyacımız var, kendi içimizde kendimizi koruyabilmek için sorusunu sordurttu. Hatta bu hafta yeni bir tehdit var, yine NATO'nun dağılmasıyla ilişkin. Yani bu onu ben söylemiyorum, Amerikan yönetimi tarafından dile getirildi. Bu da yeni bir baskıyı beraberinde getirmekte ABD, Amerikan ABD ve NATO ilişkilerinin yeniden kalibrasyonunda. Elbette ki bu odadakiy herkes biliyor. Ortadoğu'daki gerilimler de bu istikrarsıza bir ekleme daha yapmakta. Özellikle de en önemli, herkes biliyor küresel enerji tedariği anlamında çok önemli merkezlerden birinde bu yaşandı. Herhangi bir yükselme bile olsa bu bölgede hemen hemen anında bir şekilde bir günden diğerine geçerken enerji fiyatlarını hemen etkilemekte. Bütün dünyada etkilemekte ve elbette ki finansal piyasaları da çok ciddi şekilde etkilediğini görüyoruz. Ve çok açık seçik bir biçimde İran'daki çatışmalardan da gördüğümüz üzere her şey birbiriyle bağlantılı. Biliyorsunuz burada özellikle de bu Hürmüz Boğazı çok önemli enerji noktalarından bir tanesi. Ve bu LPG ve petrol buradan Hürmüz Boğazı'ndan geçmekte ve kısmi bir biçimde kesintiye uğraması dahi, yani biliyoruz Hürmüz Boğazı'nın kapalı olmadığını biliyoruz, aslında kesintiye uğramaya başladı. Ve bir şekilde İranlılar şu an karar veriyorlar, kim geçer, kim geçemez. Yani kısmi olarak bir kesintiye uğramasa bile enerji fiyatlarını ve hareketliliği küresel piyasalarda çok ciddi şekilde beraberinde getirdi.

Ben yeterince yaşlıyım. 1970'lerin krizini hatırlıyorum. Yani ben bir hani genç kızdım ama o zamanların birtakım kısıtlamalar vardı. Ne kadar enerji üretebilirsiniz, tüketebilirsiniz? Danimarka'da arabasız pazarlar olurdu. O günlerde kaloriferin seviyesi düşürülürdü, ısıtmanın ve bence küresel olarak bir şekilde yeni bir durum ya da yeni konuşmaları başlatmalıyız enerji kullanımımız bağlamında. Bu elbette ki çok ciddi artışlara, enerji fiyatlarına neden oldu ve bir hareketliliği beraberinde getirdi, iniş çıkışları ve tabii yüksek işte mesela sigorta primleri gemiler için bu anlama gelmeye başladı. Rotalar yeniden hesaplandı, işte nereden daha güvenli bir biçimde geçebilir diye ve elbette ki son derece zorlu bir takım tedarik zinciri durumları karşımıza çıktı enerji ihracatı ithalatında ve hepimiz bu petrol ve LPG fiyatlarının etkilediğinin farkındayız, biliyoruz. Ama aynı zamanda ne oldu? Gerçekten bir şekilde mesela bütün gün konuşsak bir oturumda bundan konuşabiliriz, neleri etkiliyor diye. Bizim büyümemizi, enflasyonumuzu, fiyatlarımızı her şeyi beraberinde etkilemekte. Yani abartı olmaz aslında bu noktada duruyoruz desek. Biliyorum, yani bu hafta çok kırılgan bir salıdan itibaren çok kırılgan bir ateşkesi gördük bu hafta. Fakat pek çok kişi bunun burada kalacağını düşünmüyor. Ben öyle düşünmüyorum. İran'da, yani 40 yıllık ilişkilerimiz var ve bu yılların önemli bir kısmında ABD İran'ı kontrol altına almaya çalıştı diyelim, özellikle böyle bir havuç ve sopa ilişkisi içerisinde. Fakat şu an öyle bir durumdayız ki, tümüyle yepyeni bir ilişki bağlamındayız. Geçen yıl İran'ın bombalanması ve Başkan Trump artık işte bu artık nükleer savaş silahı üretemezsiniz, bu kabiliyetin sonu anlamına geldi. Belli ki değildi zaten ama şu an bambaşka, yepyeni bir durumdayız ve çok az umudum var açıkçası. Önümüzdeki öngörülebilir gelecekte bir şekilde olduğu haline, önceki haline dönebilecek miyiz? Çok umutsuzum. Çok oynak bir durumdayız. Hatta gene çok sıcak bir çatışma bile görebiliriz. Ve İran'ın aktif bir biçimde mesela yine işte kendi işte Hamas, bu vekilleriyle, Husilerle Yemen'de olduğu gibi kalkıp bu savaşın bir parçası olabileceğini bile görebiliriz. Aynı zamanda bir de İsrail var, çok öngörülemez, tahmin edilemez neyi istediği, istemediği konusunda. Mesela ateşkes bir gün bile sürmedi. Sonra gene zavallı Lübnan'a çok ciddi bir bombalamayla saldırdı. Yani bunun hiçbir zaman bunu unutmamalıyız. Bu bir ekonomi konferansı biliyorum ama özünü asla unutmamalıyız. Her bir çatışmanın içerisinde insanlar var. Hayatlarını kaybeden siviller var. Masum insanlar evlerinden oluyorlar, çocuklarından oluyorlar. Çocukları okula gidemiyor. Korkank çocuklar var. Hayatları boyunca travmatize oluyorlar. Çatışma, savaş dediğimizde aslında özünde bunlar var. Ama aynı zamanda inanılmaz bir ekonomik etkisi de var dünya üzerinde. Elbette ki finansal piyasalar tümüyle şu an kafası karışık durumda. Bir gün diyorlar ki ya okey bitti bu. Bir sonraki gün şunu fark ediyorlar: Hayır ya bu çatışma pek bir yere gitmeyecek. Yani uzun bir süre bizimle birlikte kalacak gibi. Bu da şu anlama gelmekte. Şu an aynı zamanda sadece küresel ticarete yönelik bir vergi, bir beraberinde bir vergiyi getirmekle kalmıyor ama aynı zamanda küresel belirsizliğe ilişkin de bir vergiyi beraberinde getiriyor. Aslında dünyanın eski olduğu yere çok zaman alacak.

Organizasyon komitesini birazcık iyimser bir şeylerle, umutlu şeylerle bitireceğimin sözünü verdim. O yüzden öyle yapmak istiyorum. Ama bütün bu değişikliklere baktığımızda içerisinde bulunduğumuz bölge içerisinde tümüyle farklı bir biçimde düşünmek durumundayız. Biz kimiz, biz neyiz ve nasıl küresel dünyada hareketli gösterdiğimize ilişkin. Avrupa için bu bir uyanma çağrısı oldu aslında. Geçen yıl geçen olayları biliyoruz ve bu bir uyanma çağrısı, bir artık harekete geçme prompt'u olarak yine özellikle kazanmak, küresel ticarete açık hale gelmek adına önemli. Burada gerçekten dünya geneline baktığımızda zengin refah toplumu haline gelebildik. Ama küresel otonomimizi de özellikleğimizi de güçlendirmemiz gerekiyor. Kendi bağımsızlığımızı yine tedarik tarafında, kritik hammaddeler ve enerji tarafında güçlendirmeli. Uluslararası sistemlere daha iyi entegre olmalıyız. Avrupa'da bu anlamda kendi savunma tarafımıza yatırım yapmalı ki, Amerikalılar ile olan bu ilişki iyi yönetilebilsin.

Şimdi tabii ki şu andaki ortama baktığımızda hem zorluklar hem fırsatlar bir arada var. Bunu net bir şekilde söyleyebiliriz. Türkiye'de bu açıdan çok özel bir konuma sahip bu bölgede. Kuşkusuz Avrupa, Ortadoğu ve Asya arasındaki bu köprü görevini gören kritik coğrafi ve jeopolitik konumu Türkiye'yi çok önemli bir merkeze ve bir bu bölgeler arasında koridora dönüştürüyor. Üretim, enerji ve ticari taraftaki bağlantısallığı sağlamanın yanında Türkiye'nin en önemli işlevlerinden biri de bir NATO üyesi olarak bu bölgede barışı tesis etme alanında önemli sorumlulukları olması. Körfez ve Ortadoğu krizlerinde bu işlevselliğin ne kadar kritik olduğunu gördük ve görüşmeler sırasında da bunu gözlemledik. Türkiye'nin umut ediyorum ki bu konumu ve bu kritik önemi devam edecek. Çünkü hem bir NATO üyesi olan, aynı zamanda da bu bölgeleri birbirine bağlayan bir köprü görevi gören bu önemli toplumun bu konularda tabii ki atacak çok önemli adımları da var.

Şimdi sistemsel olarak baktığımızda yeni bir dünya sistemi, yeni bir dünya düzeni kuruluyor. Bunun nasıl bir yeni düzen olduğuna ilişkin henüz tam bir fikrimiz yok. Ama bu sürecin, bu dönüşümün başladığını hepimiz görüyoruz. Bu inkar edilemez. Bu bağlamda da birlikte hareket etmemiz gerekiyor. Avrupa Birliği ve Türkiye arasında ve NATO arasındaki işbirliğini kesinlikle göz ardı edemeyiz. Türkiye'nin Avrupa'dan Ortadoğu'ya ve Körfez ülkelerini Avrupa için bir köprü vazifesi görmesi her zaman önemini canlı tutacaktır.

Şimdi sözlerimi bitirirken tekrar bunun altını çizmek istedim. Bütün bu konuştuğumuz konularda Türkiye'nin kilit bir görevi olduğunu inkar edemeyiz. Dolayısıyla yeni bir dünya düzeni yaratmaktan bahsederken barış dolu toplumlar ve barış dolu bir dünyayı umarım kendi yaşam süremizde kurgulayabiliriz. Teşekkürler.

Sayın Başbakanımıza teşekkür ediyoruz.

Biraz sonra Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Mehmet Fatih Kacır salonumuza teşrif edecekler. Bir konuşma gerçekleştirecekler. Ancak dün de tabii ki bir başka bakanımız açılış konuşmasında oldukça önemli açıklamalarda bulunmuştu. Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek. Hem bu içinde bulunduğumuz küresel dalgalanma sadece ekonomik olarak değil, jeopolitik, aynı zamanda ileride kültürel olmasını da öngördüğümüz ve hepimizin de artık hem öngöremediğimiz hem de neler yapmamız gerektiği konusunda çabaladığımız bir dönemde resmi verilerle yaptığı sunumda hakikaten çok değerli bilgiler edindik. Ve bu kriz ortamında krizlerin fırsatlarının da es geçilmemesi gerektiğinin de altını çizmişti Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek.

Şimdi bugün çok değerli konuşmacılarımız, moderatörlerimizle birlikte beş oturumumuz olacak demiştik. İsterseniz onları bir hatırlatayım. Sayın Bakanımız konuşmasını yaptıktan sonra o oturumlarımıza tek tek başlayacağız. Dünkü gibi bugünkü oturumlarımızın da başlıkları son derece nokta atışı ve hepimizin de ilgisini çekebilecek türden.

"Milyar Dolarlık Şirket Yolculuğu: Türkiye'de Unicorn Olmanın Dinamikleri." Evet, milyar dolarlık şirket olmak, bir unicorn olmak çok da kolay değil. Ama daha stratejik ve disiplinli bir yaklaşım gerektiği de ortada. Dolayısıyla ilk oturumumuz bu başlıkta.

Bir başka oturumumuz "Teknoloji Çağında Yeni Tüketici ve Trendler." Orada da tabii ki yeni trendler neler? Bu yeni oluşumda, yeni düzende, yeni ekonomik mücadelede acaba nelere dikkat etmek gerekiyor? Sadece ekonomi değil tabii ki sosyolojik, kültürel bir sürü donelere de karşılaştıracağımız birçok şey olacak.

Efendim ondan sonra da tabii ki pek çok başlığımız var demiştik. "Dijital Dönüşüm Liderleri, Geleceğin Şirketini İnşa Edenler." Bizim bu zirvemizin ana sponsoru Tera grubun da yeni girişimlerinden bahsetmiştik. Saygıdeğer yönetim kurulu başkanımız demişti ki, özellikle bundan sonra çok konuşacağımız tarım, teknoloji ve savunma alanlarında yapılan yatırımlar. İşte onlardan en önemlilerinden biri teknoloji konusunda yapılan yatırımlar. Dijital dönüşüm liderleri, geleceğin şirketini inşa edenler oturumumuzda da çok değerli katılımcılarımız, konuşmacılarımız ve moderatörümüz merak ettiklerimizi, en son yaşananları ve bundan sonra nelerin öngörüldüğünü bizlerle paylaşacaklar.

Evet. Daha sonra tabii ki bir başka oturumumuz "Yeni Yatırım Modelleri, Stratejiler ve Fırsatlar." Hep böyle dijitalleşme, stratejiler, bütün her şeyden bahsediyoruz ama yeni yatırım modelleri içerisinde acaba dijitalleşme ya da başka hangi modeller var? Bunları da konuşacağız. Dolayısıyla orada da yine çok faydalı olacağını umduğumuz bilgileri edineceğiz.

Ve Stars of Region ödül törenimiz olacak gün içerisinde. Bu yıl 6'ncısını gerçekleştiriyoruz. FMAP ve Gold sponsorluğunda. Şimdi burada yarışmamız Türkiye'nin girişimciler için bir cazibe merkezi haline gelmesini amaçlıyor ve bugüne kadar birçok başarılı girişimin ön plana çıkmasını da destek oluyor. Yarışmamıza bu yıl da yüzlerce katılım, yüzlerce başvuru gerçekleşti. İşte birinciyi, ikinciyi, üçüncüyü, hepsini açıklayacağız. Çok değerli isimlerden alacaklar o ödüllerini ve üçüncüye 1.000 dolar, bu yıl ikinciye 2.000 dolar ve birinciye de 5.000 dolar para ödülü vereceğiz. Merakla bekliyoruz acaba kim olacak birinci, ikinci, üçüncü.

Ve tabii ki oturumlarımızın süresine göre öğle aramız olacak mı olmayacak mı? Bunun için bir süre ayıracak mıyız? Onu da sizlere bildireceğiz. Çünkü dün biraz sabah saatlerinde konuşmalarımız biraz uzun sürmüştü. Ondan sonra panellerimizin bir kısmı uzun sürmüştü. Dolayısıyla öğle yemeği için böyle spesifik bir ara vermemiştik. Ama buradan da hatırlatalım. Saat 12 ile 14 arasında dün öğle yemeğini yediğiniz o salon servis vermeye devam edecek. Dolayısıyla spesifik bir aramız yok. Ama dileyen katılımcılarımız, biz anons etmesek bile o süre zarfında öğle yemeklerini alabilirler.

Efendim tabii ki gelecek için liderlik son derece önemli bir konu. Şimdi yatırımlar yapılıyor. Dijitalleşmeye, enerjiye, savunmaya, tarıma, bütün bunlara yatırımlar yapılıyor. Ama gelecek için liderlik derken sadece bu yatırımları yapan şirketlerin liderlerinden de bahsetmiyoruz. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz konjonktür bazı iş insanlarımız dedi ki, "Ben Türküm, önümdeki 10 yılı göremiyorum" şeklinde bir panelistin konuşması vardı. Dolayısıyla gelecek için liderlikte tüm liderlik perspektiflerini de tabii ki göz önünde bulunduracağız.

Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Mehmet Fatih Kacır salonumuza teşrif etmiştir. Hoş geldiniz Sayın Bakanım.

Arkadaşlar, Sayın Bakanımız hoş geldiniz. Dilerseniz ayağınızın tozuyla sizi hemen sahneye alalım. Konuşmanızı yapmak üzere alalım. Bir fotoğraf alalım, ondan sonra hemen Bakanımızı alalım arkadaşlar. Buyurun.

Buyurun arkadaşlar.

Evet, teşekkür ediyoruz. Teşekkür ederiz arkadaşlar.

Teşekkür ederim gazeteci arkadaşlar. Evet, basın mensubu arkadaşlarımıza da teşekkür ediyoruz. Sayın Bakanım, buyurun sahneye alkışlarla. Hoş geldiniz.

Değerli misafirler, kıymetli sanayiciler, girişimciler, iş insanları. Pek çok dostu buradan görüyorum. Sizlerle birlikte olmaktan, güzel bir bahar sabahında Türkiye'nin en güzel şehirlerinden Sakarya'da, Sapanca'da uluslararası ekonomi zirvesinde sizlerle buluşmuş olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Konuşmamı bir sunum eşliğinde icra edeceğim ve sizlerle Türkiye'nin istiklali için, istikbali için, bulunduğu zor coğrafyada kuruluşunda, cumhuriyetin kuruluşunda sahip olduğu tam bağımsızlık iddiasını güçlü şekilde geleceğe taşıyabilmesi için en önemli stratejik başlıklardan biri olduğunu değerlendirdiğimiz Milli Teknoloji Hamlesi yolculuğumuzu, bu yolculuğun arka planındaki sanayi ve teknoloji stratejisini paylaşmaya gayret edeceğim.

Tabii öncelikle müsaade ederseniz dünyanın bir genel görünümünü hatırlayalım. Dünyada malumunuz, özellikle son dönemde hem ekonomik düzende hem siyasal düzende büyük dönüşümlerin yaşanmakta olduğunu müşahede ediyoruz. 80 yıldır küresel düzenin ana parametreleri olarak kabul edilen pek çok unsur, görünen o ki önümüzdeki dönemde geçerliliğini yitirecek. Küreselleşme, serbest ticaret, liberal ekonomi yaklaşımları yerini korumacılığa, yerinde üretime, yerel üretime, dostlardan tedariye ve nihayetinde yeni bir düzene bırakıyor. Tabii bunun arka planında özellikle son 25 yılda dünya ekonomisinde değişen dengeler olduğunu ifade edebiliriz. 25 yıl öncesine döndüğümüzde Çin'in dünya ekonomisindeki ağırlığı bugünküyle kıyaslandığında çok daha mütevazı bir seviyedeydi. Fakat Çin yılda ortalama %8,5 büyüme gerçekleştirerek şimdi tek başına Avrupa Birliği ekonomisini geride bırakmayı başardı. Ve Avrupa Birliği ile Amerika arasındaki makas, Avrupa Birliği'nin yılda ancak %1,4 büyümesi nedeniyle bu dönemde açılmış oldu. 25 yıl öncesine döndüğümüzde Avrupa Birliği ekonomisi Amerika ekonomisinin sadece %17 gerisindeyken, şimdi fark %30'lara kadar yükseldi. Dolayısıyla aslında önceki düzenin getirdiği sonuçların yeni düzenin nedeni olduğunu ifade edebiliriz. Bu resim, yani dünya ekonomisinde değişen bu denge, dünyada yeni arayışları, yeni yaklaşımları beraberinde getirmiş oldu. Tabii bunun ilk ve en hızlı sonuçlarını ticarette korumacılık yaklaşımları olarak görüyoruz. Özellikle pandemi dönemi ile birlikte dünyanın bütün ülkelerinde, bütün coğrafyalarında korumacılık trend haline geldi. Fakat pandemi geride kalmış olsa da korumacılık yaklaşımı terk edilmedi ve bütün dünya şu anda daha fazla yerinde üretim, daha fazla gümrük engeli, daha fazla teknik tedbirlerle ithalatın kısıtlaması yollarını tartışıyor. Tabii bölgesel olarak baktığımızda Asya'nın küresel ticaretteki payının artmakta olduğunu, Avrupa'nın ve Kuzey Amerika'nın küresel ticaretteki payının da ciddi şekilde azalmakta olduğunu da hatırlayabiliriz. Bütün bu hikayenin nihai özeti aslında küresel ekonominin ağırlık merkezinin bir miktar kuzeyden güneye ama çok daha fazla batıdan doğuya kaymakta olduğunu gösteriyor.

İşte Türkiye'yi biz bütün bu yeni denklemde bulunduğumuz konumun da getirdiği avantajları dikkate alarak küresel ticaretin merkez ülkelerinden biri olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde gelecek 25 yılda dünya ekonomisinde hangi bölgelerin daha fazla pay sahibi olacağına baktığımızda Türkiye'mizin önünde gerek ticaret bağlantıları, gerek enerji bağlantıları, gerek sahip olduğumuz, birazdan biraz daha detaylı olarak ele alacağımız üretim ve teknoloji kabiliyetleri ile yeni fırsat pencerelerinin açılmakta olduğunu değerlendiriyoruz. Bu fırsatları değerlendirmenin de en önemli koşulunun Türkiye'nin kritik teknolojileri kendi imkanlarıyla geliştirebilen, üretebilen, rekabetçi şekilde dünyaya ihraç edebilen, sunabilen bir ülke olma yolculuğu, yani Milli Teknoloji Hamlesi olduğunu değerlendiriyoruz.

Türkiye gerçekten son 25 yıllık dönemde, 2000'li yılların başından itibaren kurulmuş altyapılar, yetişen insan kaynağı, istikrarlı kamu tercihleri, kamu politikaları sayesinde üretim kabiliyetlerini araştırma, geliştirme ve inovasyonla taçlandırmayı ve daha ileri teknolojili, daha yüksek katma değerli ürünleri kendi imkanlarıyla geliştiren, üreten bir ülke olmayı başardı. Bu sayede küresel ticaretteki payımızı %0,55'lerden 1,7'ye, yani 2 misline, küresel üretim katma değerindeki payımızı %0,69'dan 1,38'e, 2 misline çıkarmayı başardık. Türkiye 2002 yılında sadece 41 milyar dolar imalat sanayi katma değeri üretebilmişti. Geçtiğimiz yıl Türk sanayi 246 milyar dolar katma değer oluşturdu. Denebilir ki 2002'den 2025'e 23 yıl geçti. Dünya çok değişti. Ama dünyanın hızıyla gitmiş olsaydık biz ancak 123 milyar dolar sanayi katma değeri üretmiş olacaktık. Yani ortaya koyduğumuz daha ileri performans sayesinde bunun tam iki misli, 246 milyar dolar imalat sanayimiz katma devr üretmeyi başardı.

Bugün Türkiye 41,5 milyar dolar yıllık otomotiv ihracatı olan, 32 milyar dolar kimya ihracatı olan, 29 milyar dolar makine ihracatı olan, yani teknoloji seviyesi ileri düzeyde olan sektörlerde rekabetçi üretim ve ihracat kapasitesine ve kabiliyetine sahip bir ülke. Askeri insansız hava aracı pazarının küresel düzeyde üçte ikisi Türk firmaların elinde. Güneş paneli üretiminde, beyaz eşya üretiminde, ticari araç üretiminde Avrupa'nın en büyük üretim ülkesi Türkiye. 2002 ile kıyasladığımızda ana sanayimizin bütün sektörlerinde üretimi birkaç misli büyüttüğümüzü ifade edebiliriz. 2002 yılında yaklaşık 7 milyon beyaz eşya üretiliyorken, geçtiğimiz yıl Türkiye'de 29 milyon beyaz eşya üretildi. Türkiye beyaz eşya üretiminde Avrupa'da 1 numaralı, dünyada ikinci sıradaki üretici ülke. Yine Türkiye 2002'de ancak 350.000 otomobil üretmişken, geçtiğimiz yıl 1,5 milyon araç ürettik. Türkiye Avrupa'nın ve dünyanın en önemli otomotiv üretim merkezlerinden biri haline geldi. Pek çok başlıkta Avrupa'da ilk beş üretici ülke arasındayız. Rüzgar türbini ve bileşenlerinde Avrupa'da 5 büyük üreticiyiz. Tarım makinelerinde Avrupa'nın 4. büyük üreticisiyiz. Plastik mamulünde Avrupa'nın ikinci büyük üreticisiyiz. Ağaç ürünlerinde, orman ürünlerinde Avrupa'nın en büyük iki üreticisinden birisiyiz. Yine alüminyumda, düz camda, Avrupa'da ilk ikideyiz. Seramik sağlık gereçlerinde, çelikte, çimentoda, otobüste, ticari araç, güneş paneli, beyaz eşyada ifade etmeye çalıştığım gibi Avrupa'nın en büyük üretici ülkesiyiz. Halen Türkiye'de çokça tartışılan tekstil, hazır giyim gibi sektörlerde Avrupa'da en büyük ölçekli üretim yapan ilk iki ülke arasındayız. Önümüzdeki dönemde atacağımız adımlarla bu üretim gücümüzü daha da tahkim etmeyi ekonomi programımızın ana unsurlarından.

Biri adediyoruz. Dün Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek Bey burada bu sahnedeydi. O ekonomi programımızı genişçe anlattı, sizlerle paylaştı.

Bir yandan elbette fiyat istikrarı, enflasyonu düşürme gibi hedefler ekonomi programımızın ana unsurları olarak önümüzdeki dönemde de temel odağımız olmaya devam edecekken, bir yandan da mutlaka Türkiye'nin üretim kabiliyetlerini daha ileri seviyelere çıkarmayı önemsiyoruz.

Bakınız, dünya son 100 yılın en büyük pandemisini 2020-2022 döneminde yaşadı. Pek çok iktisadi parametreyi değerlendirirken pandemi öncesi ve bugün arasında bir mukayese yapmayı anlamlı buluyorum. Bugün Avrupa'nın en büyük sanayi ülkeleri halen pandemi öncesi üretim düzeylerinin çok gerisinde kalmışlardır. Fransa'da üretim düzeyi pandemi öncesinin 2020 yılı Ocak ayının halen %3 daha aşağısındadır. İtalya'da %5,4 daha aşağısındadır. Almanya'da üretim düzeyi 2020 yılı Ocak ayının, yani bugünden 6 yıl öncesinin, halen %11,8 daha gerisindedir. Türkiye'de ise sanayi üretim düzeyi 2020 yılı Ocak ayının, yani pandemi öncesinin, %31 daha yukarısındadır. Dolayısıyla Türkiye, kurduğu güçlü sanayi altyapısı sayesinde ve elde ettiği üretim, teknoloji, ARGE, inovasyon ekosistemindeki dinamizm sayesinde, çokça da bu salondaki girişimciler sayesinde pandemi döneminin ve sonrasının kazanan ülkelerinden olmayı başarmıştır.

Tabii bu hikayede gerçekten teknoloji seviyesinde elde ettiğimiz kazanımların büyük bir payı var. Evet. Ürün ihracatımızı 36 milyar dolardan 273,5 milyar dolara çıkardık. Yani ürün ihracatımızda yaklaşık 8 misli bir seviyeye geldik. Fakat ihraç ettiğimiz ürünlerde yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerin payına baktığımızda oradaki yükselişin daha da fazla olduğunu görüyoruz. Biz 2002'de 36 milyar dolar ihracat yaparken, bu ihracatın içinde orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin payı 10 milyar dolar düzeyindeydi. Geçtiğimiz yıl 112 milyar dolar Türkiye teknoloji seviyesi yüksek ve orta yüksek düzeyde olan ürün ihracatı yaptı. Yani bu segmentteki ürünlerde 12 misline erişmiş bir ihracat kapasitesinden bahsediyoruz. Özellikle son yıllarda 2025 yılı ihracatımıza baktığımızda yüksek teknolojili ürünlerde %12,5, orta yüksek teknolojili ürünlerde %10,6 artış yakaladığımızı görüyoruz. Aslında biraz daha uzun vadeyi değerlendirdiğimizde, şöyle son 5 yıla baktığımızda Türkiye'nin ihracattaki artışının tamamının yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerden geldiğini de ifade edebiliriz.

Bakın geçtiğimiz 30 yılı şöyle bir değerlendirdiğimizde Türkiye'nin küresel ihracat pazarlarında nasıl bir kabiliyet kazandığını diğer ülkelerle mukayeseli olarak görmemiz de mümkün. Bu tablo ülkelerin ihracattaki rekabet gücündeki iki ana parametreyi temsil ediyor. Yatay eksen rekabetçi olarak ihraç edilen ürün sayısını, düşey eksen ise rekabetçi olarak yoğun olarak ihracat yapılan ülke sayısını gösteriyor. Türkiye 30 yıl geriye gittiğimizde bu dairelerin büyüklükleri de ülkelerin ihracat hacimlerini ifade ediyor. 30 yıl öncesine gittiğimizde Türkiye hem rekabetçi olarak ihraç ettiği ürün sayısı, hem yoğun ihracat yaptığı ülke sayısı, hem de ihracat hacmi açısından oldukça vasat bir yerdeydi. 30 yılda bu tablo çok değişti. Türkiye'nin ürün portföyü çok genişledi. Rekabetçi olarak ihraç ettiğimiz ürün sayısı çok arttı. Ama bunun da ötesinde sahip olduğumuz coğrafi konumu, doğru lojistik yatırımları, bağlantısallık adımları sayesinde etkin şekilde değerlendirmeyi başardık ve rekabetçi olarak ihracat yaptığımız ülke sayısını 30 yıl öncesinin iki mislinden daha ileri bir seviyeye taşıdık. Yani tablonun sağ üst bölgesinden itibaren değerlendirecek olursanız, Türkiye Çin'den sonra Avrupa ortasına kadar uzanan geniş coğrafi kuşağın rekabet gücü en hızlı yükselen ihracatçı ülkesi oldu. Bir yandan da elbette ihracatımızın hacmini çok daha ileri bir seviyeye çıkarmayı başardık. Bu tabloda kırmızı ile gösterilen ülkeler özellikle bölgemizde bulunan ve son çatışmaların içerisinde olan ülkeler. Bütün bu coğrafyada da Türkiye başka hiçbir ülkenin yakınsamayı dahi başaramadığı bir ihracat kabiliyeti seviyesine erişti. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde istikrarımızı koruyabilir, güçlü şekilde yolumuza devam edebilirsek ki inşallah öyle olacak, bu üretim ve ihracat kabiliyeti Türk ekonomisinin yeni başarı hikayeleri yazmasının ana motoru olacak.

Yine geriye dönüp baktığımızda imalat sanayini daha detaylı değerlendirdiğimizde açıkça gördüğümüz bir tablo var. Bu tabloda imalat sanayimizin farklı sektörlerindeki üretim düzeyleri gösteriliyor. Kırmızı renk yüksek teknolojili ürün üretimi. Bakınız, özellikle son 10 yılda tüm segmentlerde bir yükseliş olmakla beraber, yüksek teknolojili ürünlerdeki yükseliş ivmemiz diğer alanlardan çok daha ileri seviyede. Bunun arkasında tabii Türkiye'nin kurduğu muazzam araştırma geliştirme altyapısı var. Biz 2002 yılında milli gelirimizin ancak binde 5'ini araştırma geliştirme faaliyetlerimize ayırabiliyorduk ve Türkiye'deki ARGE faaliyetlerinin toplam büyüklüğü ancak 1,2 milyar dolardı. Şimdi milli gelirimizin %1,5'unu ARGE'ye ayırıyoruz. Bu oran Avrupa'da önde gelen sanayi ülkeleri, İtalya, İspanya gibi ülkelerle benzer seviyelerdir ve araştırma geliştirmeye ayırdığımız kaynak 20 milyar dolara erişti. 1,2 milyar dolar ARGE harcaması yaptığımız dönemde Türk özel sektörü ancak 350 milyon dolar ARGE faaliyeti yürütüyordu. Şimdi sadece ASELSAN'ın ARGE faaliyeti 350 milyon doların üzerinde ve bugün Türk özel sektörü her yıl 14 milyar dolara yakın araştırma geliştirme yatırımı yapıyor. Tabii araştırma geliştirmenin özü insan kaynağı, insan kıymeti, beşeri sermaye. O dönemde Türkiye'de sadece 29.000 ARGE insan kaynağımız vardı. Şimdi ARGE insan kaynağımız 311.000'e erişti. Bunun sonuçlarını fikri mülkiyette görüyoruz. Türkiye'de bir yılda yapılan patent başvurusu sayısı sadece 414'tü. Şimdi her yıl 11.000'den fazla patent başvurusu yapılıyor.

Türkiye'nin bilimsel üretim kapasitesi çokça tartışılır. Yeni üniversiteler kurduk. Türkiye'nin dört bir yanında yeni üniversiteler açtık. Bu üniversitelerin performansı ile ilgili eleştiriler olduğunu da zaman zaman görüyoruz. Fakat şu gerçekliği hiç kimse inkar edemez. Elbette bu üniversiteler zamanla gelişecek, tıpkı tecrübeli üniversitelerimiz gibi Türkiye'nin bilimsel üretimine yıldan yıla çok daha fazla katkı verecek ve bununla beraber son 23 yılda Türkiye'nin bilimsel yayın kapasitesi de son derece hızlı bir ivmeyle yükseliş kaydetti. Bakın 2002 yılında Türkiye'de bir yılda yapılan bilimsel yayın sayısı yaklaşık 9.000'di. Geçtiğimiz yıl Türkiye'de 52.000 bilimsel yayın yapıldı. Bazıları bu istatistiği gördüklerinde diyorlar ki, "Nicelik arttı, sayı arttı ama acaba nitelik nasıl oldu?" Bilimsel yayınlarımızın ortalama etki seviyeleri, ortalama atıf sayıları da benzer şekilde büyük bir hızla yükseldi. Zaten bütün bu parametrelerin birbirinden ayrı olması pek beklenmez. Yani bir ülke ancak bilimsel kapasitesini yükseltebilmişse, ARGE insan kaynağını güçlendirebilmişse, ARGE'ye daha fazla kaynak ayırabilmiş, ARGE yatırımları ve altyapıları inşa edebilmişse sanayide katma değerini artırabilir, yüksek teknolojili üretim kapasitesini artırabilir, ihracatla da daha rekabetçi olabilir ve küresel ticaretten daha fazla pay alabilir. İşte kurduğumuz bu büyük araştırma, geliştirme ve inovasyon altyapısı teknoloji girişimciliği ile birlikte Türkiye'nin inovasyon kapasitesinin artmasında temel faktör olmuştur.

Bakınız yine 23 yıl öncesine döndüğümüzde Türkiye'de sadece iki teknopark olduğunu ve sadece 56 teknoloji girişiminin bu teknoparklarda faaliyet gösterdiğini görüyoruz. Şimdi ise Türkiye'nin 114 teknoparkında 12.800'den fazla teknoloji girişimi ARGE ve inovasyon odaklı çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye'nin dört bir yanında özel sektör kuruluşlarımızın bünyesinde 1700'den fazla ARGE ve tasarım merkezimiz var ve on binlerce araştırma geliştirme projesi teknoparklarda, ARGE merkezlerinde, tasarım merkezlerinde bugüne dek tamamlandı. Yine on binlercesi de halihazırda bu ekosistem tarafından hayata geçirilmeye devam ediyor.

Tabii Türkiye'nin bu başarı hikayesinde bazı benzer ülkelerden ayrıştığı temel unsurlardan biri savunma sanayi oldu. Yani her ülkenin teknoloji geliştirme yolculuğu aslında kendine has dinamikler taşıyor. Sahip olduğunuz fırsatlar, imkanlar, güçlü yanlarınız, bununla beraber karşı karşıya olduğunuz tehditler, sınamalar aslında sizin özgün bir hikaye yazmanıza vesile oluyor. Biz çok zor bir coğrafyadayız. Bu coğrafyanın tüm zorluklarını tarih boyunca yaşadık. Elbette aynı zamanda bu coğrafyayı büyük bir kıymet addediyor ve tarihten bu yana da bu coğrafyanın ev sahibi olarak Türk milleti olarak hem bu coğrafyaya hem bölgeye hem de dünyaya barış getirebilmek için büyük bir çaba gösteriyoruz. İşte son dönemde güneyimizde İsrail bir soykırım gerçekleştiriyor. Dünyanın gözü önünde Doğu komşumuz İran'a bir saldırı gerçekleştirildi ve o saldırı neticesinde de bölgemiz yaklaşık 5 haftadır çatışmalar içerisinde kaldı. Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna arasında bir savaş var. 4 yıldır devam ediyor. 1 milyondan fazla insan öldü. Belki çoğumuz bütün bunların ne kadar can yakıcı olduğunu maalesef hissedemiyoruz. Ama gerçekten insanlık ailesi olarak maalesef büyük bir güçlük döneminden geçiyoruz. İşte bu zor coğrafyada Türkiye karşı karşıya olduğu tehditlerin üzerinden, üstesinden gelebilmek için teknoloji yolculuğunda savunma sanayini en önde tuttu. 2000'li yılların başından itibaren savunma sanayinde yeni bir bakış açısıyla milli ve özgün üretimi önceliklendiren ve kritik teknolojileri çekirdek bileşen düzeyinde yerli ve milli olarak geliştirmeye, üretmeye yönelen bir anlayışla savunma sanayinde yepyeni bir başarı hikayesi inşa ettik. 23 yıl öncesine döndüğümüzde Türkiye'de tüm savunma ve havacılık sektörümüzün yılda 1 milyar dolarlık bir ekonomik büyüklük taşıdığını görürken, şimdi yılda 20 milyar doların üzerinde bir satış geliri elde ediyor Türk savunma ve havacılık sektörü. İhracatımız 248 milyon dolardan 10 milyar doların üzerine çıktı. Türkiye savunma ve havacılık ihracatında dünyada 11. sıraya yükseldi. Halihazırda 1400'den fazla araştırma geliştirme projesi Türk Savunma Sanayi tarafından icra ediliyor ve 150 milyar dolara yakın bir sözleşme büyüklüğüyle aslında gelecek 20 yılı hedefleyen bir perspektifle Türkiye'nin savunma ve havacılık sektörü büyümesini sürdürüyor.

Tabii bu yolculuk kolay olmadı Türkiye açısından. Yani savunma ve havacılık sektöründe elde ettiğimiz bu başarılar bize başkaları tarafından altın tepside sunulmadı. Belki yine başka ülkelerle kıyasladığımızda farklı olduğumuzu ifade etmemiz gereken önemli bir unsur da pek çok ülkeden ayrışarak bu hikayeyi neredeyse tek başına, tek başımıza yazıyor olmak. Bugün savunma sanayinde, savunma teknolojilerinde önde olan pek çok ülkenin bugüne kadarki çalışmalarında çok sayıda ülkeyle bir arada projeler, sistemler geliştirdiğini biliyoruz. Pek çok sisteme daha yakından baktığınızda o sistemin arkasında 5 ülkenin, 7 ülkenin, 9-10 ülkenin işbirliği yaptığını, her bir kritik bileşenin bir başka ülkeden temin edildiğini ve nihayetinde o sistemin birkaç ülkenin ortak kazanımı olarak doğduğunu, geliştiğini ifade edebiliriz. Bizim hikayemiz böyle olmadı. Biz çoğu zaman savunma sanayinde dostlarımızdan beklediğimiz desteği görmedik. Bırakınız destek görmeyi. Parasını ödediğimiz alt sistemleri, teknolojileri çoğu zaman yine dostlarımız bizden esirgediler. ARGE aşamasında verdiğimiz siparişleri yanıtlarken, yani bir alt bileşenden 15-20 adet almak istediğimizde o alt bileşeni bize satarken, ARGE'yi tamamlayıp seri üretime geçtiğimizde, yani artık binlerce ürün üretecek noktaya geldiğimizde siparişlerimizin yanıtsız kaldığını gördüğümüz çokça örnek yaşadık. Dolayısıyla biz sadece sistem geliştirmedik. Sadece platform entegrasyonu yapmadık. Biz bütün alt sistemleri çekirdek teknolojilerine kadar çoğu zaman kendi imkanlarımızla geliştirmek zorunda kaldık. Bu elbette projelerimizin süresini belki uzattı, belki maliyetlerimizi artırdı ama nihayetinde bize öyle bir kabiliyet kazandırdı ki şimdi Türk Savunma Sanayi harp paradigmasını değiştiren pek çok unsurda dünyada ilk beş ülke arasına girmiş oldu. Bütün bu zorluklar aslında yeni nesil savunma sanayi teknolojilerinde Türkiye'nin pek çok emsal ülkenin tek başına sahip olmadığı bir kabiliyet seviyesine erişmesini beraberinde getirdi.

Şimdi hedefimiz bir yandan savunma sanayinde bu yolculuğu güçlü şekilde sürdürürken, o 1400'den fazla projeyi başarılı şekilde nihayete erdirme gayretine devam ederken, bir yandan da bütün bu imkan ve kabiliyetleri sanayinin diğer sektörleriyle daha etkileşimli hale getirebilmek. İşte yüksek teknoloji yatırımlarını bu anlayışla özellikle son dönemde çok daha güçlü şekilde teşvik ediyoruz. Bunun için yeni programlar dizayn ediyoruz. İşte Merkez Bankamızla birlikte yatırım taahhütlü avans kredisi programını başlattık. Bu programın ölçeği 500 milyar lira. Bu program kapsamında önceliklendirdiğimiz 284 stratejik ürün ve 261 teknoloji başlığındaki yatırımlara 2 yıl geri ödemesiz, 10 yıl vadeli ve piyasa finansman maliyetlerinin yaklaşık üçte biri finansman maliyetleriyle kredi imkanları sunuyoruz. Şimdiye dek 1000'den fazla projeyi bu program kapsamında destekledik ve bu projelerin toplam büyüklüğü 400 milyar liranın üzerinde. Bu programın toplam hacmi de 500 milyar lirayı inşallah yakalayacak. Yine tarihimizin en büyük yatırım teşvik programı HİT 30 programını devreye aldık. HİT 30, 2030 yılına dek 30 milyar dolar devlet desteği öngördüğümüz, yine mobilite, sağlıklı yaşam, dijital teknolojiler, haberleşme, uzay, yeşil enerji, yarı iletkenler gibi başlıklarda Türkiye'de hayata geçecek büyük ölçekli yatırımları güçlü şekilde desteklediğimiz bir program. Şimdiye dek elektrikli araçlar, batarya, yarı iletkenler, veri merkezi, yapay zeka, rüzgar enerjisi, ARGE, kuantum ve endüstriyel robot gibi başlıklarda 9 çağrıya çıktık ve bu çağrıların hepsinden de adım adım neticeler almaya başladık.

Yine rekabet öncesi işbirliği programlarını Türkiye'nin sivil alanlarda milli teknoloji hamlesinin hızlandırması için önemli bir enstrüman haline getirdik. Entegre devre tasarımı çağrısıyla otomotiv ve beyaz eşya sektörlerinde kullandığımız çipleri yerli tasarımcıların, tasarım evlerinin geliştirmesini sağlayacak bir işbirliği zemini oluşturduk. Yine yerli harita ve navigasyon çağrısıyla her birimizin günlük hayatta kullandığı ama aynı zamanda pek çok kurumumuzun da kullanmakta olduğu navigasyon altyapısını, harita yazılımlarını yerli ve milli olarak geliştiriyor ve inşallah bu yıl sonu itibariyle artık her birimizin telefonundaki yabancı navigasyon uygulamalarının hepsini rahatlıkla silebileceğimiz ve yerli uygulamaları çok daha verimli, çok daha etkin kullanacağımız bir düzeye gelmeyi amaçlıyor. Yine yakın yörünge uydu teknolojilerine yönelik çıktığımız çağrıyla bu alanda tarım gibi, ulaştırma gibi pek çok sektörde dijital dönüşüm projelerinin hızlanmasını sağlıyoruz. Türkçe Büyük Dil Temel Modeli sektörel uyarlama çağrısıyla da TÜBİTAK başta olmak üzere Türkiye'de geliştirilen büyük dil modellerinin eğitim gibi, sağlık gibi farklı sektörlerde yaygınlaşmasını hızlandırıyoruz.

Yerli nükleer reaktör geliştirme projesi sivil alanda attığımız en stratejik adımlardan biri. Türkiye'nin nükleer enerji hikayesi çok geçmişe dayanıyor. Aslında ta 1950'lerden itibaren Türkiye nükleer enerjiye ilgi göstermiş bir ülke. Bundan yararlanmayı arzu etmiş bir ülke. Fakat maalesef uzunca bir dönem bu alanda atılan adımlar da akamete uğramış. Bugün dünyaya baktığımızda hatırladığım kadarıyla 438 aktif nükleer reaktör olduğunu biliyoruz. Ve 70'ten fazla nükleer reaktör de şu anda eş zamanlı olarak inşa ediliyor. Bir dönem maalesef nükleer eleştiri konusu oldu ve bazı ülkeler nükleerden çıkma kararları aldılar. Muhakkak fark etmişsinizdir. Birkaç hafta önce Almanya'nın önde gelen siyasetçilerinden birisi nükleer enerjiden çıkmış olmanın Alman ekonomisi açısından son dönemde yapılmış en büyük hata olduğunu ikrar etti. Tabii bütün ülkeler böyle davranmadı. Mesela Fransa bugün enerjisinin %60'tan fazlasını nükleerden temin etmekte. Yine başkaca Avrupa ülkelerinde de toplam enerji ihtiyacının %40'tan fazlasını nükleerden temin eden ülkeler olduğunu biliyoruz. Türkiye bu alanda önemli bir adımı Akkuyu projesiyle atmış oldu. İnşallah 2026 yılı Türkiye'nin nükleer enerjiden faydalanmaya başladığı bir yıl olacak ve peşinden de Akkuyu'nun 2, 3, 4 fazları inşallah inşa edilecek ve yine 2. ve 3. büyük nükleer enerji santral projelerini de inşallah Türkiye hayata geçirecek. Fakat burada teknolojinin pek çok alanında olduğu gibi bir fırsat penceresinin de açılabileceğini görüyoruz ve bunun Türk sanayi için yeni bir imkan oluşturacağını değerlendiriyoruz. Dünyada halihazırda 170'ten fazla modüler nükleer reaktör geliştirme projesi var. Ve bu projelerin mevcut büyük nükleer santrallerle mukayese edildiğinde önümüzdeki dönemde artacak nükleer enerji talebini, elektrik talebini daha etkin ve verimli karşılayacağı öngörülüyor. Bunun için dünyanın dört bir yanında bu alanda muazzam bir çaba devam ediyor. İşte bu alanda Türk sanayinin farklı alanlarda biriktirdiği ve yine Akkuyu projesinde elde ettiği tecrübenin ve kazanımın bir fırsat doğurduğunu değerlendiriyor ve Türkiye'nin 2030 yılına dek önümüzdeki 4,5 sene içerisinde kendi nükleer modüler reaktörünü geliştirmesi için bir program yürütüyoruz. Burada farklı sektörlerde tecrübe kazanmış firmalarımız bir araya gelecekler ve inşallah Türkiye kendi nükleer enerjisini üretebilen bir ülke olma yolunda çok kritik bir adım atmış olacak. Nükleer enerjiye olan talep önümüzdeki dönemde bitmeyecek. Bilakis çok çok artacak. Sadece mevcut nükleer santrallerden ömrünü dolduranları ikame edecek yatırımların bir trilyon doların üzerinde olacağı öngörülüyor. Yine bunun yanında sadece yapay zeka veri merkezlerinin oluşturacağı nükleer enerji talebini karşılamak üzere yapılacak nükleer yatırımında 500 milyar doları aşacağı tahmin ediliyor. Yani 1,5 trilyon dolarlık bir ekonomik fırsat penceresinden bahsediyoruz. İddiamız, hedefimiz Türkiye'nin bu alanda da bir üretim gücü haline gelmesi ve rekabet yapabilecek, ihracat yapabilecek, hem kendi ihtiyacını yeni nesil nükleer reaktörlerle, modüler reaktörlerle bir ölçüde karşılayabilecek hem de bu teknolojiyi dünyaya ihraç edebilecek ülkelerden biri olabilmek.

Bütün bu perspektifi destekleyecek şekilde yatırım teşvik sistemimizi de geçtiğimiz yıl baştan aşağı değiştirdik. Bu alanda geniş bir reform yaptık. 2012-2025 arası dönemdeki teşvik sistemini yürürlükten kaldırdık ve yeni bir teşvik sistemi kurguladık. Bu sistemin temel yaklaşımı kamu kaynaklarının etkin ve verimli şekilde kullanılması ve Türkiye'nin odak alanlarının güçlü şekilde desteklenmesi. Bu anlayışla önceki teşvik sistemindeki kapsama alanını aslında daha odaklı bir hale getirdik ve destek başlıklarını %30 azalttık. Yani önceki sistemde desteklediğimiz pek çok başlığı artık yeni sistemde desteklemiyoruz. Kapasite fazlası oluşturduğunu değerlendirdiğimiz, yeni yatırımlara ihtiyaç duymadığımızı değerlendirdiğimiz başlıkları teşvik sisteminin alanı ve kapsamı dışına çıkardık. Bunun yanında özellikle yüksek teknoloji alanlarını ve yerel kalkınma alanlarını daha güçlü şekilde desteklediğimiz bir model inşa ettik. Teknoloji hamlesi programı teşvik sisteminin ana unsurlarının başında geliyor. Bu program kapsamında makine, bilgisayar, elektronik, optik, eczacılık, kimya, ulaşım araçları, elektrikli teçhizat gibi başlıklarda 1000'e yakın öncelikli ürünümüz var. Bu öncelikli ürünleri kamuoyuyla paylaşıyoruz ve bu alanlarda yapılacak yatırımlara ARGE'den seri üretime bütüncül bir destek imkanı sağlıyoruz. Bu projelerin TÜBİTAK, KOSGEP ve bakanlık başvurularını farklı farklı zamanlarda farklı kurumlara yapması yerine tek pencereden çok daha hızlı ve etkin şekilde gerçekleştirebilmesini mümkün kılan bir program icra ediyoruz. Bugüne dek teknoloji hamlesi programında 216 projeyi destekledik. Yaklaşık 200 milyar lira yatırım büyüklüğüne sahip bu projeler tamamlandığında bunların tamamı Türkiye'nin ticaret dengesine doğrudan etki edecek yatırımlar olduğu için yılda 12 milyar dolar ticaret dengemize katkı sağlamış olacağız.

Teşvik sisteminin bir başka yeni unsuru yerel kalkınma hamlesi oldu. Teknoloji hamlesiyle eş düzeyde desteklediğimiz her bir şehrin sahip olduğu ekonomik potansiyeli harekete geçirmek üzere özellikle kalkınma ajanslarımız eliyle onların stratejik aklıyla kurguladığımız bir program. Yerel kalkınma hamlesi programı. Bu programda hem tarım ve hayvancılık başlıklarında mevcut imkanların ileri teknolojiye taşınabilmesi, hem turizm, sağlık, madencilik gibi farklı sektörlerdeki fırsatların değerlendirilmesi, hem gelişmişlik seviyesi daha ileri düzeyde olan şehirlerimizde yaratıcı endüstriler gibi başlıklarda yeni yatırımların harekete geçmesi ve nihayetinde 81 şehrimizde topyekün kalkınması ana hedefimiz. Yine veri merkezi yatırımlarını, topraksız sera yatırımlarını, afetlere, afet risklerine karşı yapılan yatırımları ve ARGE'ye dayalı yatırımları teşvik sistemimiz kapsamında öncelikli yatırımlar başlıklarıyla daha güçlü destekliyoruz. Yine geçtiğimiz yıl ilan ettiğimiz yeni teşvik sisteminde önceki sistemle mukayese ettiğimizde çok daha ileri düzeyde finansman destekleri sağlıyoruz. Yaklaşık 15 puana kadar ve her bir projeye 301 milyon liraya kadar finansman desteği sağlıyoruz. Bu 301'i niye 301 yaptığımız belki aklınıza gelebilir. Aslında 301 yapmadık. 225 milyon liraydı. Eee bu her yıl güncelleniyor. Dolayısıyla ilk yıl 301 milyon liraya çıkmış oldu. Bu yeniden değerleme oranıyla güncellenen bir rakam. Biz de dokunmadık. Tabii özellikle sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi daha geride olan şehirlerimizde istihdamı önceliklendirmeye devam ediyoruz. Ve Türkiye'de 24 şehirde yapılan yatırımlarda 14 yıla kadar çalışanlarımızın sigorta primlerini bakanlık olarak karşılıyoruz. Yine teşvik sistemine doğrudan hibe desteklerini getirdik. Özellikle selektif başlıklarda, odak alanlarda, yapılan yatırımlarda, makine teçhizat yatırımlarına, banka kredilerine sunduğumuz desteğe benzer şekilde doğrudan hibe desteği de sunmaya başladık. Organize sanayi bölgelerinde oluşturduğumuz rezerv alanları teşvik sisteminde desteklediğimiz, stratejik değer taşıdığını değerlendirdiğimiz yatırımlar için ayırıyoruz. Ve bu yatırımlara organize sanayi bölgelerindeki rezerv alanlarda çok uygun koşullarda yatırım yeri edinme fırsatı sağlıyoruz. Yine teşvik sistemimizde ilk kez getirdiğimiz bir değişiklik. Özellikle daha gelişmiş batı illerimizden gelişmişlik düzeyinde daha geride olan doğu illerimize yatırımların taşınmasını sağlamaya dönük attığımız adım oldu. Biz normalde teşvik sisteminde sadece yeni yatırımları destekleriz, sıfırdan yatırımları destekleriz. Fakat ilk defa bu programla 10 gelişmiş ilimizden 40 daha az gelişmiş ilimize taşınan yatırımlara adeta sıfır yatırım gerçekleşmişine 14 yıla varan SGK destekleri sağlıyoruz. İstihdam teşvikleri sunuyoruz. Böylelikle biraz özellikle batıya deprem riski de taşıyan çok yoğun sanayileşmenin olduğu şehirlerimizden doğu illerimize, Doğu Anadolu'ya, Güneydoğu Anadolu bölgemize sanayinin taşınmasını hızlandırmayı amaçlıyoruz.

Yine ilk kez bir sanayi alanları master planı hazırladık. Bunu önemsiyoruz. Çünkü sanayileşmenin planlı olmasının rekabet gücü açısından da şehirleşme yaklaşımı açısından da çok kıymetli olduğunu değerlendiriyoruz. Bu plan kapsamında pek çok bakanlığın desteğini aldık. Türkiye'nin tüm coğrafyasında arazi eğim yapılarından depremsellik risklerine, su erişim sorunlarına, yine mülkiyet yapılarına, tarım vasfına, mevcut ve önümüzdeki dönemlerde inşa edilecek ulaştırma yatırımlarına, demir yolu yatırımlarına, liman yatırımlarına pek çok parametreye dikkat ederek Türk sanayinin gelecek 30 yılda büyüme haritasını oluşturuyoruz. Halihazırda yaklaşık 160.000 hektar planlı sanayi alanı büyüklüğü var Türkiye'nin. Bu Türkiye'nin toplam yüz ölçümünün yaklaşık binde ikisi. Fakat şöyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Sanayileşmede öncü olan 15 şehrimiz toplam sanayi katma değerimizin yaklaşık %85'ini üretiyor. Kalan 66 şehrimizin sanayi katma değerimizdeki payı yaklaşık %15 seviyesinde. Dolayısıyla sanayileşmeyi Anadolu'da çok daha dengeli hale getirmeyi amaçlıyoruz. Şüphesiz bunda yine Türkiye'nin kendi tecrübesinde yaşadığı pek çok sinemanın payı var. Biz 40 yıla yakın zaman terörle mücadele etmiş bir ülkeyiz. Ve Türkiye'nin bazı şehirlerinde, bazı bölgelerinde terörün oluşturduğu problemler pek çok yatırımın hayata geçmesine geçmiş 10 yıllarda mani oldu. Son dönemde terörle mücadelede elde ettiğimiz başarı sayesinde özellikle Doğu Anadolu'da, Güneydoğu Anadolu'da organize sanayi bölgelerimizde yatırımların hızlandığını görüyoruz. Tabii kendi içimizdeki nedenlerin dışında bir de bölgesel nedenler var. Bir tarafımızda kuzey batımızda daha zengin, daha gelişmiş Avrupa var. Nasıl zengin olduğu, nasıl gelişmiş olduğu tartışılabilir. Elbette tarihte nelerin yaşandığını hepimiz biliyoruz ama nihayetinde bugünkü durum böyle. Doğumuzda, güneyimizde ise çok uzun zamandır istikrarsızlıklarla boğuşan komşularımız var. Dolayısıyla Türk sanayinin belli bölgelere yoğunlaşması hem Türkiye'nin kendi hikayesinde yaşadığı pek çok sorunun hem de bölgede yaşanan pek çok unsurun nihayetinde ortaya çıkan bir tablo. Ama şimdi hem biz terörle mücadelede artık başarımızı ortaya koyduk ve Türkiye'nin tüm şehirleri çok güvenli şekilde yatırımcılara ev sahipliği yapmaya hazır, hem de ümidimiz bölgemizin bir istikrara kavuşması ve özellikle yeni oluşturacağımız bağlantısallık altyapılarıyla hem Irak'ta bölge ülkeleri ile birlikte inşa edeceğimiz kalkınma yolu, hem Zengezur koridoruyla Türkiye'nin özellikle sunumun başında ifade etmeye çalıştığım küresel ekonominin ağırlık merkezini yakalayacak şekilde yeni lojistik imkanlara sahip olmasıyla önümüzde yeni fırsatların doğacağını değerlendiriyoruz ve Türk sanayini gelecek 30 yıla bu perspektifle hazırlıyoruz.

Önümüzdeki dönemde bu anlayışla dört yeni sanayi gelişim koridorunu Türkiye'ye kazandıracağız. Bunların ilki Orta Anadolu, Samsun, Mersin Sanayi Gelişim Koridoru. Bu alanda mega endüstriyel bölgeleri hangi şehirlerimizde kuracağımızı geçtiğimiz aylarda kamuoyuyla paylaştık. Bunun peşinden Mersin, Şırnak, Sivas, Iğdır ve Trabzon-Şırnak sanayi gelişim koridorlarını inşa edeceğiz ve burada Türkiye'nin organize sanayi bölgesi tecrübesini de artık yeni bir seviyeye taşıyacağız. Mevcut organize sanayi bölgelerimizdeki önemli eksiklerimizin başında demir yolu bağlantılarını yeterince oluşturamamış olmamız geliyor. Burada da aslında organize sanayi bölgelerinin geçtiğimiz 60 yıl içerisinde daha çok yerel yaklaşımlarla inşa edilmiş olmasının ana etken olduğunu biliyoruz. İşte bunu da değerlendirerek önümüzdeki dönemde kuracağımız yeni endüstri bölgelerinin, mega endüstriyel bölgelerin demir yollarıyla limanlara erişim konusunda ilk andan itibaren planlanmış ama aynı zamanda da organize sanayi bölgelerinden ölçek olarak çok daha büyük, çalışanlara yaşam alanları, sosyal alanlar, eğitim altyapıları sunabileceğimiz pek çok unsuru barındıran şekilde mevcut OSB'lerimizin 10 mislinden daha büyük ölçekli olarak kurulması olacak. İlk ilan ettiğimiz Orta Anadolu koridorunda 59.000 hektar planlı sanayi alanını Türkiye'ye kazandırıyoruz. 160.000 hektar planlı sanayi alanını 2030'a kadar 350.000 hektara çıkaracağız ve bunun ilk adımını %37'lik bir ilave sağlamaya vesile olacak şekilde 13 Orta Anadolu ilimizde oluşturmuş olduk. İfade ettiğim gibi burada hem deprem riski düşük, hem büyük ölçekli yatırımlara uygun olarak planlanmış, hem çalışanlar için sosyal yaşam imkanlarını geniş şekilde sunabileceğimiz, hem de her biri doğrudan demir yollarına bağlantılı şekilde kurgulanmış mega endüstriyel bölgeler inşa etmiş olacağız.

Tabii Türk sanayinin perspektifinde önemli bir diğer başlık da ikiz dönüşüm. Yeşil ve dijital dönüşüm. Burada öncelikli sektörlerimize güçlü finansman imkanları sağlayarak emisyon düzeylerini düşürmeyi ve özellikle Avrupa sınırda karbon düzenleme mekanizmasına etkin şekilde adapte olabilmelerini mümkün kılacağız. Bunun için özellikle son dönemde Dünya Bankasıyla, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasıyla ve diğer uluslararası paydaşlarımızla pek çok ortak proje geliştirdik ve finansman programı başlattık. Öncelikli sektörlerimizin, çelik, alüminyum, gübre, plastik gibi öncelikli sektörlerimizin önümüzdeki 25 yıl içerisinde 70 milyar euronun üzerinde bir yatırım yapması gerekti yeşil dönüşüm için. Bunun için uzun vadeli uygun koşullarda finansman kaynaklarını, uluslararası finans kuruluşlarının da katılımıyla Türk sanayinin erişimini açmak öncelikli yaklaşımımız. Yine bir yandan da mevzuatımızı iklim kanunuyla Avrupa Birliği mevzuatına uyumlu hale getirmeye ve sanayimizin bu dönüşümünü, kamu politikalarını da güçlü şekilde tahkim ederek hayata geçirmeye gayret ediyoruz.

Bir yandan da dijital dönüşümü hızlandırma çabasındayız. Bunu önemli görüyoruz. Çünkü Türkiye'nin ucuz iş gücüyle sanayi rekabeti sürdürebilecek bir ülke olmadığını biliyoruz. Biz kişi başı milli gelirimizi 18.000 dolar seviyesine eriştirdik. Böyle bir ülkenin bu vakitten sonra ucuz iş gücüyle sanayi başlıklarında rekabet etmesi gerçekçi bir yaklaşım değildir. Bizi rekabette güçlü kılacak olan daha verimli üretebilmek, bunun için de dijital dönüşümü hızlandırmak olacaktır. Bunu bütün yönleriyle bir yandan insan kaynağını güçlü şekilde desteklediğimiz yeni projeleri, programları hayata geçirerek, bir yandan altyapıyı etkin ve hızlı şekilde inşa ederek, bir yandan yine bu alandaki dijital dönüşüm projelerini uluslararası kurumların da katkısıyla uygun koşullu finansman programlarıyla buluşturarak hayata geçirme çabasındayız. Dijital Avrupa programının bir üyesiyiz, parçasıyız. Böylelikle Türkiye'de teknoloji geliştirenler Avrupa'daki dijital altyapılardan da doğrudan yararlanma imkanına sahipler. Bunun başarılı güzel örnekleri de oluştu. Avrupa yapay zeka fabrikalarına Türkiye olarak paydaşız. Geliştiricilerimiz Avrupa'daki yapay zeka altyapılarından yararlanma fırsatına sahipler. Dünyanın en güçlü süper bilgisayarlarından biri olan Marenostrum 5 projesine doğrudan ortak olduk. Orada kendimize özgü de bir altyapı oluşturmuş olduk. Yine Türkiye'nin kendi ulusal süper bilgisayar kapasitesine her yıl artan düzeyde yatırım yapıyoruz. Ankara'da, TÜBİTAK'ta merhum Cahit Arf'ın ismini verdiğimiz bir süper bilgisayarımız var ve onun kapasitesini geçtiğimiz yıl 3 misine çıkardık. Bütün bunlar özellikle bu alandaki geliştiricilerin başlangıçtaki ihtiyaçlarını karşılamak adına çok önemli gördüğümüz altyapı adımları.

Yine sanayicilerimize son dönemde organize sanayi bölgeleri başlıklarında pek çok imkan sunmak için yeni adımlar attık. Sanayi yerlerine erişimi çok daha şeffaf hale getirdik. Bütün süreçleri dijitalleştirdik. Yatırım yerlerine her ayın ilk pazartesi günü bir online platformdan tüm sanayiciler ve potansiyel yatırımcılar görme imkanına sahipler ve bütün süreçlerini dijital adımlarla tamamlama fırsatına sahipler. Çalışanlarımız için organize sanayi bölgelerinin yanında yakınında lojman alanları oluşturmak üzere önemli bir adım attık. Böylelikle özellikle hızlı sanayileşen şehirlerimizde yükselen kira maliyetlerinin hem çalışanlarımız hem de işverenler, sanayiciler üzerinde bir yük olmaması için aslında bir fırsat oluşturduk. KOSGEB eli ile son dönemde KOBİ'lere çok güçlü destekler vermeye başladık. 115.000 KOBİ'nin son 2 yılda yaklaşık 64 milyar lira uygun koşullu finansmana erişmelerini mümkün kıldık. Türkiye'de kurulan yeni girişimlere sunduğumuz destekleri birkaç misli artırdık. Yine son 2 yılda 40.000'e yakın girişimciye 3,5 milyar liraya yakın kaynak sağladık.

Yine bir yandan yüksek teknoloji adımlarını hızlandırırken bir yandan da Türkiye'nin geleneksel sektörlerine sahip çıkmak için gayret gösteriyoruz. Özellikle emek maliyetlerindeki artışın istihdam yoğun sektörlerimizde birtakım güçlükleri beraberinde getirdiğini biliyoruz. Bunun için bu sektörleri son dönemde desteklemek adına yeni programlar başlattık ve uyguluyoruz. Geçtiğimiz yıl dört emek yoğun sektörde, tekstil, hazır giyim, ayakkabı, deri, mobilya sektörlerinde KOBİ ölçeğindeki firmalarımıza çalışan başına aylık 2.500 lira destek sunduk. İstihdamı koruma şartıyla verdiğimiz bu destek sayesinde bu sektörlerdeki KOBİ'lerimizde 415.000'den fazla istihdamı koruduk ve 20.000'e yakın ilave istihdam oluşturduk. Bu yıl bu desteğimizi hem artırdık hem de büyük ölçekli firmalara da sunmaya başladık. Hedefimiz bu sektörlerde aylık 3.500 lira istihdam başına sunduğumuz destekle 1 milyondan fazla çalışanın istihdamını sürdürebilmek. Fakat bütün bu desteklerin yanında bu sektörlerde bir yapısal dönüşüm ihtiyacı olduğunun da farkında olmalıyız. Bunun için bu sektörlerin ülke içinde makul bir hızla sunduğumuz diğer teşviklerle yer değiştirmesini önemsiyoruz. Açık konuşmak gerekirse artık kreatif endüstrileri konuştuğumuz ancak ileri teknoloji üretimi yapabileceğimiz ARGE ve inovasyon yatırımlarıyla yolumuza devam edebileceğimiz İstanbul gibi şehirlerde bu emek yoğun sektörlerin orta ve uzun vadede varlıklarını sürdürmelerini sağlıklı görmüyoruz. Bu sektörlerin onlara sunduğumuz desteklerden, imkanlardan etkin şekilde yararlanmasını ve Türkiye'nin Orta Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu hattına makul bir hızla taşınmalarını arzu ediyoruz ve bir yandan da bu sektörlerde değer zincirinde daha ileri basamaklara çıkmayı önemsiyoruz. ARGE ve tasarımla, markalaşmayla daha yüksek katma değerli ürünler geliştirme, üretme ve ihraç etme yolu Türkiye'nin bu sektörlerdeki rekabet yolculuğunun ana perspektifi olmalı diye değerlendiriyoruz. Yani biz ayda 200-250 dolarlı insan çalıştırılan ülkelerle bu sektörlerde rekabet etmek yerine tasarım, inovasyon ve marka gücüyle öne çıkan ülkelerle rekabet etmeyi, buna yönelik adımlar atmayı, buna yönelik hazırlıklar yapmayı daha doğru görüyoruz.

Tabii bunun yanında sanayimizin özellikle son dönemde sıkı para politikası nedeniyle finansmana erişimde yaşayabilecekleri zorlukları indirgemek için de başkaca programları da devreye alıyoruz. 15 bankanın katılımıyla 100 milyar liralık bir selektif kredi programı ilan ettik. Bu program kapsamında tüm sanayi sektörlerinde 33 puan maliyetlerle, 6 ay geri ödemesiz, 3 yıla kadar uzanan vadelerle finansman imkanlarını sanayicilerimize sunduk. Önümüzdeki dönemde bu imkanları daha da çeşitlendireceğiz. Yine bu programda istihdamını koruyan emek yoğun dört sektör dışındaki sektörlerdeki KOBİ'lerimize 10 puan KOSGEB desteği de sağlıyoruz. Yani onlar için finansman maliyeti 23 puana kadar düşmüş oluyor. Piyasadaki ortalama finansman maliyetleri ile kıyasladığımızda neredeyse yarı düzeyinde bir finansman yüküyle önümüzdeki dönemde operasyonlarını devam ettirmelerini mümkün kılacağız imalat sanayi firmalarımız. Tabii bu bir başlangıç. Bu 100 milyar liralık paket. İnşallah 1-2 ay içerisinde ikinci paketi ilan edeceğiz ve bu yıl boyunca selektif kredi programlarıyla imalat sanayini güçlü şekilde desteklemeyi sürdüreceğiz.

Tabii teknoloji girişimleri bütün bu hikayede çok ayrıcalıklı bir yere sahipler. Türkiye'nin de sahip olduğu genç insan kaynağı aslında bu alandaki en büyük fırsatı. Evet. Biraz son dönemde nüfusumuz yaşlanıyor. Ortalama yaşımız 34'ü aştı. Doğurganlık oranları istediğimiz düzeyde değil ama nihayetinde halen Avrupa'yla mukayese ettiğimizde çok genç. 10-15 yaş daha genç olduğumuzu ifade edebiliriz pek çok Avrupa ülkesinden. Dolayısıyla genç insan kaynağımızın teknoloji girişimciliğine yönelmesini çok önemli bir başlık olarak görüyoruz. Bunun için dünyada eşi benzeri olmayan işler yapmaya çalışıyoruz. Dünyanın en büyük teknoloji festivallerini Türkiye'de düzenliyoruz. 2018'den bu yana milyonlarca gencin araştırma geliştirme projeleriyle katıldığı, inovasyon yolculuğuna dahil olduğu Teknofestleri gerçekleştiriyoruz. Türkiye'nin dört bir yanında gençlere yönelik altyapılar kuruyoruz. Yine teknoparklarda kuluçka hızlandırma programlarını büyütüyoruz. Dünyanın en büyük teknoloji girişimciliği merkezini Atatürk Havalimanı'na kuruyoruz. Atatürk Havalimanı terminal binalarını Terminal İstanbul markasıyla dünyanın en büyük teknoloji girişimciliği merkezine dönüştürüyoruz. Küçük bir fazı inşallah mayıs sonunda tamamlayacağız, haziran'da açacağız ve inşallah bir yıl sonra Terminal İstanbul projesinin %50'sini tamamlamış ve hizmete sunmuş, 2 yıl içerisinde de tüm Atatürk Havalimanı terminal binalarını kuluçka ve hızlandırma programları ağırlıklı olarak uygulanacak Türkiye'nin en büyük teknoparkı ve aynı zamanda dünyanın en büyük teknoloji girişimciliği merkezine dönüştürmüş olacağız.

Yine Türkiye Tek Vize programını uyguluyoruz. Bu programın da Türkiye'nin özellikle son dönemde bütün dünyada yaşananlardan sonra teknoloji girişimcileri ve aynı zamanda teknoloji girişimlerinde istihdam edilen dijital yetkinlik sahibi bireyler için adres ülke olmasını sağlamak amacımız. Bunun için bu insan kaynağına çok hızlı, çok etkin oturma ve çalışma izinleri veriyoruz. Bu program öncesinde çalışma iznini almak 6 ay sürmekteydi. Bu programla beraber bunu 2 haftaya kadar düşürdük ve Türkiye Tek Vize programıyla şimdiye dek 4500'e yakın bu alanda çalışan nitelikli dijital yetkinlik sahibi bireyin Türkiye'ye gelmesini ve yerleşmesini sağladık. Önümüzdeki dönemde bütün bölgemizde yaşanan gelişmeleri de dikkate alarak bu programı etkin şekilde devam ettirecek ve Türkiye'yi teknoloji girişimlerinin ve dijital yetkinliğiyle öne çıkan bireylerin adres ülkesi haline getireceğiz.

Tabii teknoloji girişimleri için yatırım hacmi çok önemli. Bu konuda da son dönemde büyük bir ivme kaydettik. Önceki dönemde yıllık ortalama 100-150 milyon dolar girişim sermayesi yatırımı gerçekleşmekteyken, son 5 yılda Türkiye'de teknoloji girişimlerine yapılan yatırımların ortalama büyüklüğü yıllık 1,1 milyar dolara yükseldi. Bu kurulan ekosistemin artık dünya tarafından da daha yakından takip edildiğini, fark edildiğini ve girişim sermayesi alanının Türkiye'de hızla büyümekte olduğunu gösteriyor. Tabii biz bu alanı geliştirmek için kamu olarak da pek çok inisiyatif alıyoruz. Kamu kaynaklarını girişimlere hibe olarak vermek yerine daha fazla girişim sermayesi fonlarına yönlendiriyor, fonların fonu eş finansman mekanizmalarını çeşitlendiriyor. Böylelikle bu alanda girişim sermayesi fonlarının güçlenmesini sağlıyoruz. Yine hayata geçirdiğimiz bazı düzenlemelerle teşviklerimizden büyük ölçüde yararlanan firmaların elde ettikleri kazanımların bir kısmıyla girişim sermayelerini, sermaye yapılarını ve nihayetinde teknoloji girişimlerini beslemelerini icbar ediyor. Böylelikle aslında büyük ölçekli firmaların ekosistemi geliştirme konusunda sorumluluk almalarını sağlıyoruz. Turcon programını uyguluyoruz. 40'a yakın girişimimiz halihazırda Turcon programında. Türkiye'nin milyar dolar değerlemeyi aşan girişimlerinin sayılarını büyütmek için küresel teknoloji paydaşlarımızla, ulusal firmalarımızla birlikte çalışıyoruz ve onlara sunduğumuz imkanlarla yeni nesil teknoloji girişimlerinin hızla milyar dolar seviyesine erişmesi için gayret gösteriyoruz.

Az önce ifade ettim, Türkiye Tek Vize programıyla hem uluslararası ekiplerin hızla teknoloji ekosistemimizle teknoparklarımızda buluşmasını hem de iki hafta gibi çok kısa bir zaman içinde Türkiye'de çalışma izni ve oturma izni almalarını özellikle Çalışma Bakanlığımızla birlikte sürdürdüğümüz bu program vesilesiyle sağlamış oluyoruz. Yine Terminal İstanbul'u da az önce detaylıca anlatmış oldum. Terminal İstanbul tamamlandığında hepimiz için güzel hatıralar biriktirdiğimiz Atatürk Havalimanı, bu kez dünyanın teknoloji girişimciliği merkezi olarak Türkiye'nin yeni yüzü olmuş olacak ve inşallah orada binlerce teknoloji girişimi bir arada çalışacak, uluslararası teknoloji yatırımcılarıyla buluşacak ve Türkiye'nin bu milli teknoloji hamlesi yolculuğuna çok kıymetli katkılar sağlayacak.

Tabii bu hikayenin arkasında bazı temel yaklaşımlarımız da var. Birincisi biz paradigma değişimlerini önemsiyoruz teknolojide. Biz 20. yüzyılda büyük bir sanayi ve teknoloji ülkesi olamamıştık. Olabilirdik. Vecihi Hürkuşlar, Nuri Demirağlar, Şakir Zümreler desteklenseydi, engellenmeseydi, devrim otomobiline sahip çıkılsaydı Türkiye 20. yüzyılda da bu alanda çok farklı başarılar gerçekleştirebilirdi. Ama maalesef olmadı. 21. yüzyılda milli teknoloji hamlesini gerçekleştirmek, Türkiye yüzyılını inşa etmek üzere attığımız adımlarda bazı temel yaklaşımlarla ancak başarıya ulaşabileceğimizin bilincindeyiz. Çünkü rakiplerimiz bu alanda çok tecrübeliler. Milyarlarca dolar yatırdıkları, on binlerce insan yetiştirdikleri, yüzlerce binlerce firma kurmayı başardıkları sektörler var. Fakat teknolojinin kendisi fırsatlar getirir. Teknolojinin bizzat kendisi geride gelenlere yeni fırsat pencereleri sunar. Bunu pek çok başlıkta dönüp tarihe baktığımızda görmemiz mümkün. İşte Türkiye bu fırsat pencerelerinin peşinde. Türkiye teknolojide paradigma değişimlerinin peşinde. Savunma sanayinde bunu böyle yapıyoruz. Havacılıkta iddia sahibi bir ülke değilken insansız sistemlerde lider olmamız aslında bu yaklaşım sayesinde mümkün oldu. Türkiye 2000'li yılların başında insansız havacılıkla ilgili yol haritalarını hazırladı, kamu planlarını oluşturdu, özel sektörü harekete geçirdi ve nihayetinde 10-15 yıl gibi kısa bir zaman içerisinde dünya çapında ürünler, sistemler gerçekleştirmeyi ve dünyada bir numara olmayı başardı. Pek çok sektörde benzer fırsatlar var.

Mobiliteyi de böyle bir başlık olarak görüyoruz. Mobilitede büyük bir dönüşüm yaşanıyor, yaşanacak. Elektrikli araçlar hayatımıza girdi. Birkaç yıl önce herkesin şüpheyle yaklaştığı elektrikli araçlar şimdi dünyanın her yerinde hızla yükseliyor. Bizde de çok daha yaygın kullanılıyor. Türkiye'de 200.000'den fazla zannediyorum elektrikli araç kullanılıyor şu anda. Ve bunun yarıya yakınını Türk markası TOGG sundu piyasaya. Bu bir başarı hikayesi ama çok uzun bir hikayenin ilk adımları. Daha yapacak çok işimiz var. Karşımızda büyük sınamalar var. Aşmamız gereken çok engel var. Eksiklerimiz var. Tamamlamak üzere yürüttüğümüz pek çok çalışma var. Ama iyi bir başlangıç yaptık. İyi ki de yaptık. TOGG bu yolculuğa devam edecek. Yeni nesil mobilitede hem elektrikli araç teknolojisinde hem otonom teknolojilerde Türkiye'nin kabiliyet kazanması için kendisi öncü olmakla beraber pek çok teknoloji girişiminin de hızlanmasına vesile olacak. Çok sayıda teknoloji girişimi ile birlikte çalışıyor TOGG ve akıllı kameralardan sürücü destek yazılımlarına kadar pek çok alanda bu teknoloji girişimlerinin geliştirdiği ürünleri kullanıyor ve nihayetinde sadece kendisi bu yolculukta yol almakla yetinmiyor. Aslında

Türk teknoloji girişimlerinin yeni nesil mobilitede küresel oyuncu olma yolculuklarına katkı sunuyor. Bu yönüyle TOGU önemsiyoruz ve bakanlık olarak da güçlü şekilde desteklemeye devam ediyoruz.

Uzay uydu teknolojilerinde yeni fırsatlar doğacağını görüyoruz. Bu alanda çok önemli yatırımlar yaptık. Türkiye özellikle son 25 yılda uydu teknolojileri alanında büyük deneyim biriktirdi. Aslında merhum Özal'ın hayaliydi. Türkiye'nin bir yandan uzayda haklarını müdafaa etmesi, bir yandan uydulara sahip olması ama bir yandan da kendi uydularını geliştiren, üreten bir ülke olması. Bu anlayışla 80'li yıllara 80'li yılların ortasında Ankara'da bir araştırma merkezi kurulmuştu. Fakat 80'ler, 90'lar maalesef Türkiye'nin istikrarsızlıklarla vakit kaybettiği dönemler olmuştu. Ama 2000'li yıllardan itibaren Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü iradesiyle bu alanda da gerçekten Türkiye muazzam bir kazanım elde etti.

Türkiye önce kendi görüntüleme uydularını geliştirdi, üretti. Bilsat, Rasat, Göktürk ve nihayetinde İMCE'yi kendi imkanlarımızla geliştirdik, ürettik. İMECE metre altı çözünürlükle görüntü almamızı sağlayan elektroik kamerasını da yerli olarak geliştirdiğimiz, ürettiğimiz bir uydu ve o kamerayı ihraç da edebiliyoruz. Ettik de.

Bununla beraber daha sofistike sistemler olarak tanımlayabileceğimiz haberleşme uydularında da Türkiye bir kabiliyet elde etti. İlk milli haberleşme uydumuz TÜKSAT 6A'yı geliştirdik, ürettik. 2 yıl önce uzaya gönderdik ve nihayetinde dünyada kendi haberleşme uydusunu üretebilen 11 ülkeden biri olduk.

Şimdi yakın yörüngeyle daha fazla ilgileniyoruz. Çünkü o alanda da bir paradigma değişimi yaşandığını görüyoruz. Fırlatma roketlerinin yeniden kullanılmasıyla beraber uzaya erişimini ucuzlaması ve yakın yörüngeye çok sayıda uydu atarak sağlanan hizmetlerin pek çok sektörde katma değeri büyük ölçüde artırması yeni fırsatlar doğuruyor. Şimdi bu fırsatları elde etmek için yeni programlar yürütüyoruz.

Yine stratejik bir kazanım olarak konumlama zamanlama sistemini milli olarak geliştiriyoruz. Bu da çok önemli. Çünkü bütün savunma sanayimizin omurgası niteliğinde aslında uydu haberleşmesi. Dolayısıyla bunu konumlama, zamanlama sistemini yerli ve milli olarak geliştirerek Türk savunma sanayini desteklemek küresel perspektifte Türkiye'ye yepyeni imkanlar sağlayacak. Bunun için bu programı, bu projeyi hayata geçiriyoruz.

Yine malumunuz ilk astronotlarımızı uzaya gönderdik. Uluslararası uzay istasyonunda bilimsel araştırmalar yaptık. İnsanlı uzay araştırmalarına dahil olduk. Yeni uzay istasyonunun kuruluşuna dahil olmak için çalışıyoruz, görüşüyoruz. Yine başka ülkelerin insanlı uzay misyonlarına bilimsel araştırmalarımız da dahil olmak üzre akademimizi sanayi ile birlikte çalıştırdığımız programlar icra ediyoruz.

Uzaya bağımsız erişimi önemsiyoruz. Kendi uydularımızı yapmak ama onları aynı zamanda kendi roketlerimizle kendi uzay limanımızdan fırlatmak nihai hedefimiz. Bunun için Somali'de bir uzay limanı kuruyoruz. Somali tabii Ekvator'a yakın olması dolayısıyla fırlatmalar açısından çok avantajlı bir coğrafi koordinatta. Bundan istifade ederek rekabetçi bir altyapı oluşturmak ve dünyaya hizmet sunmak hazırlığı içindeyiz. Hem kendi roketlerimizle kendi uydularımızı fırlatacağımız hem de dünyada artan fırlatma talebine yanıt vereceğimiz bir altyapı olacak. Somali'de inşa ettiğimiz Türk Uzay Limanı. Bu uzay limanının çalışmaları da başladı. Proje seviyesinde değil inşaat seviyesinde başladı. İnşallah yakında ilk etapı tamamlandığında hizmet sunmaya da başlayacak.

Yine bu alanda ekosistemin gelişmesi için bir uzay teknoparkını Ankara'da kuruyoruz. Ay araştırma programını yürütüyoruz. 2027 yılının ilk aylarında Türkiye kendi geliştirdiği, ürettiği bir uzay aracını ayaştirecek. Tabii biliyorsunuz, takip edenleriniz vardır mutlaka. Dünyanın aya ilgisi yeniden canlandı. Amerika Birleşik Devletleri de bir ay programı yürütüyor ve bu gece yani dün gece bu programın önemli bir adımını uzun bir zaman sonra icra ettiler ve ayın etrafında görev yapan astronotlar gece dünyaya dönüş yaptılar. Biz de kendi teknolojik kabiliyetlerimizi ilerlettiğimiz bir proje olarak ay misyonunu sürdürüyoruz.

Bizim hedefimiz bazı teknolojilerde sahip olduğumuz özgün kabiliyetlere yeni fırsatlar yaratmak. Hibrit roket teknolojisinde Türkiye dünyada ilk dört ülke arasında. Eğer bu teknolojiyi uzayda farklı uygulamalarda değerlendirebilir, bu teknolojiye tarihçe kazandırabilirsek uyduların yörüngelerarası transferini sağlayacak uzay araçlarını rekabetçi şekilde üretebilir ve dünyaya pazarlayabiliriz. Hem bu araçları pazarlayabiliriz hem bu hizmetleri pazarlayabiliriz. Bu anlayışla ay misyonunda kendi hibrit roket motorumuzu ateşleyeceğiz ve başarırsak bu fırsat penceresini aralama imkanına sahip olacağız.

Burada tabii stratejik kazanımların yanında ekonomik olarak da büyük bir değer var. Büyük bir fırsat penceresi var. Uzay ekonomisi yılda 1 trilyon dolara yaklaşacak. 600 milyar doları aştı. Yani insanoğlu yılda 600 milyar dolardan fazla uzay ekonomisine pay ayırıyor. Buradan %1 pay alabilseniz 6 milyar dolar eder. %10 alabilseniz 60 milyar dolar eder. Dolayısıyla Türkiye'nin bu alanda iddialı bir oyuncu olmasını sağlamak için başkalarının yaptıklarından farklı işler yapması ve yeni teknolojilerde fark yaratabilmesi lazım. İşte ay misyonu arka planında böyle bir özgün hikayenin hayata geçirileceği bir proje olacak.

Tabii yapay zeka muhtemelen uluslararası ekonomi zirvesinin de ajandasında olan bir başlık. Günlük hayatımızın da artık ayrılmaz bir parçası haline geldi. Ama esasen yapay zekanın ekonomik değeri bizim için çok kritik. Bunun için üretimden hizmetlere, enerjiden sağlığa, çok farklı alanlarda yapay zekanın sunduğu fırsatları değerlendirme hazırlığı içindeyiz. Altyapımızı güçlendirmek, özellikle veri merkezi, bulut bilişim yatırımlarını, yapay zeka yatırımlarını hızla artırabilmek, aynı zamanda kamunun sahip olduğu veriyi yapay zeka geliştiricilere açabilmek ve böylelikle farklı alanlarda yapay zeka geliştiricilerin uygulamalar ortaya çıkarmasını sağlamak, bir yandan da tehditlere karşı tedbirler almak, çok yönlü olarak hayata geçirmeye gayret ettiğimiz yapay zeka stratejimizin bile bileşenleri. 2030 yapay zeka stratejimizi inşallah Haziran ayında kamuoyuyla paylaşacağız.

Biz toplumun da bu sürece katılımı için bir çağrı yapmıştık ve dün o çağrımız tamamlandı. Muazzam bir ilgi gördü. Binlerce fikir, proje paylaşıldı. Onları da tabii etkin şekilde değerlendireceğiz ve Türkiye'nin yeni yapay zeka yol haritasını altyapı, insan kaynağı, sektörel uygulama perspektifi, özgün büyük dil modelleri gibi başlıkları içerecek şekilde özellikle yapay zeka girişimlerini daha güçlü şekilde destekleyeceğimiz yeni fon yapılarını da kamuoyuyla paylaşarak inşallah duyuracağız.

Tabii az önce söyledim. Teknofest bu yolculukta Türkiye için gerçekten farklı bir iklim oluşturdu. Türkiye'nin dört bir yanında teknoloji geliştirme hikayesi bir toplumsal seferberliğe dönüştü. Geçtiğimiz yıl Teknofest'te 1.150.000 bin genç projeleriyle yarıştı ve bu dünyada eşi benzeri olmayan bir iş olarak şimdiden aslında tarihe kaydedilmiş oldu.

Biz çok farklı alanlarda TÜBİTAK eliyle araştırma geliştirme odaklı insan kaynağını desteklemeyi sürdürüyoruz. Özellikle dünyanın dört bir yanından bilim insanlarını, araştırmacıları ülkemize kazanmak için yeni nesil programlar sürdürüyoruz. Uluslararası Lider ve Genç Araştırmacılar programıyla bugüne dek 261 nitelikli araştırmacıyı MIT, Stanford, Harvard, Yale gibi dünyanın önde gelen üniversitelerinden ve yine dünyada önde gelen teknoloji şirketlerinden ülkemize getirmeyi başardık. Bunların önemli bir kısmı hayatının farklı dönemlerinde eğitim ya da çalışma amaçlı yurt dışına gitmiş vatandaşlarımız ama yine bir kısmı da farklı milletlerden araştırmacılar.

Türkiye'nin dört bir yanında Deneyap Teknoloji Atölyeleri kurduk. 130'dan fazla Deneyap Teknoloji Atölyesinde 40.000'den fazla gencimizi yetiştirdik. 11 yaşından itibaren Türkiye'nin bütün şehirlerinde, ilçelerinde, kasabalarında, köylerinde nitelikli, yetenekli gençlerimizi keşfetmeye gayret ediyoruz. Onları geleceğin teknoloji yıldızları programına dahil ediyoruz. 11 yaşından itibaren yaparak öğrenme esaslı, takım çalışması esaslı bir eğitimle robotik, kodlama, siber güvenlik ve hatta yapay zeka gibi başlıklarda onlara yeni fırsatlar sağlıyoruz.

Önümüzdeki dönemde sanayi ve teknoloji kolejleri kuracağız ve bu özgün eğitim altyapılarıyla da fen lisesi ve mesleki eğitimi daha da yakınlaştırdığımız bir yaklaşımla geleceğin insan kaynağını yetiştirmek için gayret göstereceğiz. Yine üniversitelerde kurduğumuz milli teknoloji atölyeleriyle gençlerin bu alana katılımını hızlandırmaya devam edeceğiz. Sektör kampüsü gibi programlarla özel sektörün üniversitede bulunmasını, özel sektördeki özellikle doktoralı profesyonellerin üniversitelerde dersler açmasını sağlıyoruz. 200'den fazla üniversitemizde 100'den fazla özel sektör kuruluşumuz 800'den fazla derste bizzat öğrencilerle bir araya geliyorlar ve böylelikle aslında üniversite eğitimini teoriden pratiğe yaklaştırıyor, reel sektörün beklenti ve ihtiyaçlarıyla öğrencileri daha yakından buluşturuyor, bir araya getiriyoruz.

Biraz konuşmam uzadı. Bu slaytta bitireceğim. 2030 için daha büyük hedeflerimiz var. Bir yandan Türkiye'nin teknoloji üretim ve ihracat kapasitesini çok daha ileri bir seviyeye getireceğiz. İmalat sanayi ihracatımız 400 milyar dolara erişecek ve bunun toplam 210 milyar doları teknoloji seviyesi orta yüksek ve yüksek düzeyde olan ürünlerden oluşacak. İmalat sanayinde çalışan başına katma değerimizi artırmayı sürdüreceğiz. ARGE insan kaynağımızı 311.000'den 500.000'e çıkaracağız. Organize sanayi bölgelerimizin ve endüstri bölgelerimizin büyüklüğünü az önce ifade ettiğim gibi iki mislinden daha ileri bir seviyeye taşıyacak ve bütün bu yolculukta dijitalleşmeyi hızlandıracağız. İmalat sanayinde daha fazla robot kullanacağız. Dijital dönüşümden, yapay zekadan, geçtiğimiz ay hayatımıza artık giren 5G'den imalat sanayinde çok etkin şekilde yararlanacağız. Ve bütün bunları yaparken de insan kaynağına, insan kıymetine, beşeri sermayeye güçlü şekilde yatırım yapmayı sürdüreceğiz.

Ben bütün bu yolculukta en yakın yol arkadaşlarımız olarak gördüğümüz girişimcilerimize, sanayicilerimize, Türkiye'ye inanan, Türkiye'ye güvenen herkese ve inşallah Türkiye yüzyılını birlikte inşa edeceğimiz Türk gençliğine huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Nazik davetleri için Uluslararası Ekonomi Zirvesinin değerli paydaşlarına ve yöneticilerine huzurlarınızda teşekkür ediyor, sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Sayın Mehmet Fatih Kacır'a bu detaylı konuşması için teşekkür ediyoruz. Birazdan ilk oturumumuz başlayacak. Eee, ancak kısa bir 10 dakikalık bir mola veriyoruz. Daha sonra değerli konuşmacılarımız ve moderatörümüzle ilk panelimize başlıyoruz.

Değerli katılımcılarımız, Uluslararası Ekonomi Zirvesinin ikinci gününün ilk paneline birazdan başlıyoruz. Salondaki yerlerinizi almanızı rica ederiz. He Efendim Uez 2026 tüm hızıyla sürüyor. Sıra geldi ilk oturumumuza. Repy Portföy sponsorluğunda milyar dolarlık şirket yolculuğu Türkiye'de unicorn olmanın dinamikleri. Türkiye'de girişimcilik ekosistemi önemli bir dönüşümden geçiyor. Artık sadece hızlı büyüme değil, sürdürülebilirlik ve karlılık ön planda. Unicorn olmak hala güçlü bir hedef. Ancak bu yol artık daha stratejik ve disiplinli bir yaklaşım gerektiriyor. Bu panelde milyar dolarlık şirketlere giden yolda öne çıkan stratejileri ve değişen dinamikleri birlikte değerlendireceğiz. Öncelikle panelimizin moderatörünü sahneye takdim ediyorum. Eee Gen Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve Yatırımcı Sayın Nevzat Aydın. Hoş geldiniz. Ve konuşmacılarımız Repire Portföy Genel Müdürü Altul Dayıoğlu. Hoş geldiniz. En uygun grup kurucu ortağı Nihan Çolak Erol. Hoş geldiniz. Picus Security kurucu ortağı Doktor Süleyman Özarsa. Hoş geldiniz. Innovance kurucu ortağı ve CEO'su Yusuf Ürey. Hoş geldiniz. Evet, katılımcılarımıza çok teşekkür ediyoruz.

Evet. Eee, hepiniz hoş geldiniz. Son yıllarda girişimcilik dünyasında çok hızlı bir değişim yaşanmakta. Birkaç yıl öncesine kadar ne kadar hızlı büyürsen o kadar fazla değerleniyorsun diye bir anlayış hakimdi ama şimdi çok daha farklı iş içerisine yapay zeka girdi, bilançolar girdi ve biraz daha farklı bir dönem bizi bekliyor. Eee, artık yatırımcılar büyümenin eee, kalitesine, büyümenin karlılığına ve ne kadar sürdürülebilir eee, olmasına daha çok odaklanmakta. E bu da unicorn olma yolculuğunu hem daha zor hem de daha anlamlı bir hale getiriyor aslında. E Türkiye'den çıkan unicorn sayısı da giderek artıyor. Ancak asıl soru bu başarıyı kalıcı hale getirebiliyor muyuz? Eee daha fazla unicorn çıkartabilir miyiz? Ve daha da önemlisi bu şirketler küresel ölçekte artık küreselleşmiş bir eee dünyada nasıl rekabet edecekler oluyor. Bugün bu soruları hem yatırımcı hem de girişimci perspektifinden yanıtlamaya çalışacağız. Unicorn Olmanın diyaloglar, dinamiklerini ve bu yolculuktaki kritik karar anlarını ve yeni dönemin kurallarını beraber konuşacağız. Eee, ilk başta Altu Bey le Ripay'la başlayalım isterim. RIP portföyün genel müdürü Altu Bey hem konuşurken hem kısa bir eee şirketi tanıtıp >> belki bir 30 saniye ondan sonra da eee soru hakkında konuşursanız çok sevinirim. E şimdi son 3-4 yılda gelişim sermayesinde çok net bir değişim yaşandı. Demin de dediğim gibi 2020'lerde hız ve büyüme daha önemliyken bugün e sermaye biraz daha seçici ve daha disiplinli bir durumda. Bu dönüşümü nasıl okuyorsunuz? Eee bugün yatırımcıların zihninde iyi şirket ve unic potansiyeli olan şirket nasıl tanımlanıyor? Eee değerleme valuation'larla gerçek performans arasında nasıl bir eee makas var? Tabii burada çok soru oldu ama neyse. Bir girişimin de unicorn seviyesine yani milyar dolarlık değere ulaşabilmesi için hangi metrikler daha belirleyici hale geldi diye başlayalım.

>> Eee teşekkür ederim. Ben Altudayoğlu. Eee Rip Portföy Türkiye'de 10. yılını devirmiş Alternatif Yatırım Fonları Pazarında sektör lideri olan bir şirket. Eee biz diğer porto yönetim şirketlerine kıyasta daha çok girişim sermayesi ve gayrimenkul fonlara odaklı bir şirketiz. Eee 58 tane girişim sermayesi yatırım fonumuz var. 30'u aşan gayrimenkul yatırım fonumuz var. Yaklaşık 3 milyar dolar gibi bir para yönetiyoruz. 100 küsür tane şirkette bugüne kadar yatırım yapmış durumdayız. Kısaca böyle özetleyebilirim. Eee tabii şimdi unicorn olmak çok kolay bir şey değil. Eee yani baktığımız zaman yaklaşık son 4 senede 5 senede tüm dünyada özellikle girişim sermayesi yani İngilizce tabirle private equity alanında hatta bir miktarda venture capital alanında eee para toplamanın exitlerin çok zorlaştığı bir dönemden geçiyoruz. Bunu görüyoruz. Eee bu isyan Amerika'da da söz konusu. Bu yüzden secondary fonlar çok popüler olmaya başladı. Eee pek çok fonun elindeki şirketi diğer fona sattığını da görüyoruz. Eee dolayısıyla, eee, artık yavaş yavaş yatırımcıların ki biz yatırımcılarımızla ortağız. Biz GP olarak varız. Onlar LP olarak varlar. Eee bu ortaklık içerisinde yatırımcıların daha hızlı egzit edebilmesini sağlayan metadolojiler ve eee yatırımlara girmek gerekiyor. Eee bunun da başında aslında tek başına Unicorn tabirini kullanacağımız firmalar değil. Aynı zamanda iyi yönetilen şirketlere, iyi şirketlere yatırım yapmak gerekiyor. Eee bu bağlamda tek başına büyüme bir anlam ifade etmemeye başladı. Yani, eee, unicorn olmanın prensipleri nelerdir? Eee, ilk ik yıl üst üste 3 kat büyüyen, ondan sonraki yıllar iki kat büyüyen, sonra da istikrarlı büyüyen bir şirket olabilmek. Eee, işte monthly recuring dediğimiz aylık ya da yıllık güzel gelir elde eden firmalara yatırım yapmak. Bunların hepsi önemli. Ama bir yandan da şu görünmeye başlandı. Eee 10 yıl sonra, 15 yıl sonra karlılığa geçecek bir şirket. Çıkışın daha zor olduğu, yatırımcıların parasını çok daha geç aldığı bir şirket haline almaya başladı. Eee bu bağlamda da artık saat tek başına hızlı büyüyen şirketler değil aynı zamanda güzel kazançlar sunabilen, karlılığı istikrarlı yapabilen, doğru müşteri kitlesini tespit edebilen, eee sadece inovatif değil aynı zamanda belli bir disiplinden bu patikada yürüyebilen şirketler olmaya başladı. Dolayısıyla Unicorn olmakla iyi şirket olmak arasındaki GP'in gittikçe kapanmaya başladığını görüyoruz. Yatırım tercihlerinde girişimciler bakımından. Eee çünkü Unicorn diyaya beklediğiniz şirketlerde bir istediğiniz exitleri yapmak kolay değil. O değerlemeye ulaşmak kolay olmayabiliyor. Ama aynı zamanda da yatırımcıların getiri beklentisini hatta parasının bir miktarını daha erken egzit etme temedülerle egzit etme beklentisinin gittikçe ötelendiği bir dünya oluşmaya başladı. Bu bağlamda iyi şirketlere yatırım yapmanın önemi artmaya başladı. Eee, girişim sermayesinde böyle bir dönüşüm var, böyle bir devinim var. Eee, bunun da çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Tabii değerleme çok önemli burada. Eee, bu bağlamda da değerlemelerde kullanılan tanımlar da değişmeye başladı. Eskisi kadar yüksek çarpanlı işlere girme konusundaki isteksizlik de artmaya başladı. Yani, eee, daha düşük çarpanlı ama daha istikrarlı büyüyen, karlılığın daha öne çekildiği şirketlerin bugün ön planda olmaya başladığını görüyoruz. Eee bu şirketler bence girişim sermayesi alanında daha önem arz edecekler ve atfedecekler. E bizim açımızdan da böyle repay olarak yani eee biz bugün baktığımız zaman iki tane PRP fonunu eee devre almaya çalışıyoruz. Yatırımcılardan para topluyoruz. Buradaki temel amacımız ne? Hızlı biçimde egit edebileceğimiz ama iyi gelir elde edebilen şirketlere yatırım yapmış olmak. Eee bu yüzden, eee, Unicorn peşinde koşarken aslında büyük fırsatları kaybedip, eee, bizim ortaklarımıza istediğimiz getiri sunamayacağımız bir dünyadansa daha düzgün bir biçimde yatırım yapabileceğimiz ve daha hızlı ekst edebileceğimiz işlere de yatırım yapmayı tercih ediyoruz. Eee bu yüzden de, eee, Rpay olarak birazcık daha bakış açımızı ikiye bölmüş durumdayız diyebilirim. Ya bence bu dünyadaki bu bakış açısı çok değişmeyecek diye düşünüyorum. Eee, ve hani hala değerlemeler kıymetli. Özellikle yapay zekalında, savunma sanayinde çok büyük çarpanlar söz konusu. Ama genel olarak prensiplerde bir miktar değişiklik olduğunu görüyorum. Trendin bir miktar daha kaydığını görüyorum.

>> Teşekkürler. Şimdi bir de girişimci tarafından eee olaya bakalım. Unicorn tarafına. Eee Türkiye'de girişimler belli bir ölçüye kadar çok hızlı büyüyebiliyor ama ondan sonra büyüme daha zor hale geliyor. Eee bir girişimci olarak Türkiye'de bu noktada girişimcinin karşılaştığı zorlukları nasıl görüyorsun? Ve bu aşamada global pazara alışmak veya yatırım almak eee almak almanız gereken en kritik kararlar hangileri oluyor? Eee ve kendi yolculuğunuza baktığınızda çağlarla eee en uygunun bu eşiğe yaklaşırken en zorlandığı anlar neler sence?

Teşekkür ederim. >> Eee teşekkür ederim Nevzat. öncelikle senin gibi bir teknoloji girişimciliğinin süperstarından bu soruları eee almak ve böyle bir ortamda bulunmak, kendi eee geçmiş deneyimlerimizi burada paylaşabiliyor olmak gerçekten çok değerli. Siz değerli girişimciler eee böyle güzel bir ortamı eee değerli girişimcilere aktarım yapabilmemiz için böyle bir ortam güzel bir ortamı sağlayan eee sevgili Kapital grubuna da çok teşekkür ediyoruz. İnşallah eee US gelecekte dünyanın Davosu haline gelmiş olur diye düşünüyorum. Ben Nihan Nihan Çolak Erol eee en uygun en uygun kombinge en uygun grup eee kurucu ortağıyım. 2008'de kurduk Bing en uygun grubu. Eee, o zamandan bu zamana tabii Türkiye'de bir girişim kurmak gerçekten çok zor. Bunu unicorn seviyesine ulaştırabilmek iyice zor. Eee, Türkiye'de eee, unicorn olabilmenin ya da Türkiye'de bir girişimci eee, olabilmenin birtım zorlukları yurt dışında eee, bu işi yapabilmekten çok farklı. Eee, Türkiye'nin gerçekleri çok farklı. Yani e ilk etapta eee dikkat etmemiz gereken zaten sermaye yapısının kırılganlığı. Türkiye'de e girişim sermayesi bulabilmek çok zor. Belki seed, belki A seri A çok eee bir nebze şimdi bu yüzyılda daha kolay olabilir ama bizim dönemimizde gerçekten bu eee çok zordu. O yüzden de eee büyüyebilmek için, ayakta kalabilmek için biz ilk yıldan itibaren eee öz sermayemizle büyümeye başladık. Yani ilk yılımızdan itibaren eee karlılığa geçmeye çalıştık. Eee yatırım aradık. yatırım bulmak gerçekten çok zordu o dönemde. Eee, bizim de güçlü kasımız gerçekten o değil. Eee, o nedenle olabildiğince kendi operasyonel verimliliğimizde, kendi müşterimizi iyi tanıyarak, işte teknolojiyi en iyi şekilde kullanmaya çalışarak elimizden geldiğince büyümeye çalıştık. Eee, hani yurt dışında Silikon Vadisinde bir girişimci olsan, eee, belki hani yatırım istiyor olsan işte 5 milyon verirler direkt seed. Ondan sonra aa başarısız mı oldun? Hadi bir 10 milyon daha verirler. Yani bu eee yurt dışında çok daha özellikle Silikon Vadisinde hani çok daha rahat ama Türkiye'de eee biraz daha girişimci olarak kendi eee biraz gurur meselesi açıkçası. Bunu az önce de konuşmuştuk. Ayaklı başarılı olmak zorundasınız. Ayaklarınızın üzerinde durmak zorundasınız. Eee ve bu Türkiye'de özellikle bu enflasyonist ortamda eee bu kadar eee siyasi ve ekonomik krizin olduğu bir ortamda ayakta durabilmek, işinizi büyütebilmek çok zor. Başka bir eee önemli faktör eee bir girişimci için çok dikkat etmesi gereken ve unicorn olabilme eee potansiyeline ulaşabilmek için ilk başta bir eee iş modelinize başlıyorsunuz. Başladığınız iş modelinde tek markette, eee, tek alanda büyümeye çalışıyorsunuz ve oradaki adreslenebilir market büyüklüğünüz çok kısıtlı kalıyor. Bu markette biraz daha derinleşmek, biraz daha eee, fazla para kazanabilmek hatta yanına yeni eee ürünler de ekleyip crossell, upsell yapabileceğiniz yeni alanlar eklemek zorundasınız. Eee, ki eee unicorn olabilme potansiyeline ulaşabilesiniz. Sonrasında da zaten yeni ülkelere açılmak. bunun vazgeçilmezi Türkiye'de eee dediğim gibi bu Unit Economics'i düzgün bir şekilde ayarlayıp da mevcut eee ürününde daha derinleşip yande faaliyet gösterebilmek bu enflasyonist ortamda biraz zor. Eee bence en büyük zorluklarından bir tanesi. Bir de yetenek havuzunun darlığı bence çok önemli. Hoş şimdi eee az önce sanayi eee ve teknoloji bakanımızın söylediği çok güzel girişimler var. eee şey eee teknoloji teknoloji girişimlerini destekleyebilmek için yetenek havuzu eee özellikle lider ekip oluşturabilmek için eee dar çünkü o işi sizden önce yapmış ya da sizinle birlikte yapan eee insanlara ulaşabilmek gerçekten doğru eğitim almış insanlara ulaşabilmek zordu. Eee ama şu anda biraz daha eee güzel bir ortamda olduğumuzu düşünüyorum. Özellikle yapay zekayile birlikte bunu eee çok daha hızlandırabilecek bir dönemde olduğumuzu düşünüyorum.

>> Eee teşekkür ederim. Şimdi PKU Security kurucusu ve kurucularından da ortağı Süleyman Bey'e eee söz vermek istiyorum. Siber güvenlik tabii doğası gereği eee direkt global rekabet alanının içerisinde. >> Evet. E, unicorn yolculuğu da en başından beri küresel bir oyunu kurmayı gerektiriyor. Yani belli bir seviyenin ötesine çıkmak için küresel olmanız şart zaten. E, Picus'un bugün geldiği noktadan baktığınızda bir, eee, siber güvenlikteki bir girişimin milyar dolar seviyelerine gelmesi eee, sağlayan temel dinamikler nelerdir diyeyim. Kritik eşik ne burada? eee ve ürünün teknolojik derinliği, doğru pazarlarda konumlanması veya global ölçekte eee satış ve organizasyon kurabilme yetkinliği önemli bir parametre oluyor mu? Ve sizin kendi hikayenizde bu seviyeye gelirkenki en belirleyici kırılma noktası neydi? >> Bundan sonra bir üst lige çıkmak için de gelecekte gözüken belirleyici kırılma noktası ne olacak sizce?

>> Teşekkürler. Eee, öncelikle hepiniz hoş geldiniz. Eee, çok kısa Picus'un hikayesiyle başlayayım. 30 saniye. Biz 2013 yılında Picus'u, e, ODÜ üç arkadaş olarak kurduk. Şu anda geldiğimiz noktada dünyada 60'tan fazla ülkede 600'den fazla kullanıcısı olan bu kullanıcılar arasında işte Bank of New York'tan Bank of China'ya, Volvo'dan NASA'ya, e, Crocliklerinden Juventus futbol kulübüne, çok farklı alanlarda, eee, çok büyük kullanıcı ekosistemine ulaştık ve, eee, toplamda da 300'ün üzerinde bir eee, ekip büyüklüğüne ulaştık 3 kişiden. Eee, tabii bu aslında böyle standart bir Unicorn hikayesi gibi görünüyor ama biraz siber güvenlikte, eee, sizin de söylediğiniz gibi biraz durumlar farklı. Biz şimdi ilk kurduğumuz zaman Pus'u kendi ihtiyacımızı karşılamak için kurduk. Eee, o dönemde siber güvenlik ürünlerini eee, test ediyordum. Ben sızma testleri yapıyorduk ve şunu fark ettik. Eee, şirketler milyar dolarlar, milyon dolarlar harcamasına rağmen siber güvenliklerine yine de hackleniyorlar. Sebebi ne? Siber güvenlik ürünlerinin kötü olması mı? Değil. siber güvenlik ürünlerinin aslında iyi bir şekilde konfür edilmemesi. Bunun çünkü çok fazla uzmanlık gerektiriyor. Çok fazla kişiler lazım vesaire. Eee, test, kendi testlerimizde bunu fark ettiğimiz zaman, eee, tabii global şirketlere de sızma testleri yapıyoruz. Şunu anladık aslında. Bu bir global bir problem. Belki de, eee, ilk önemli olan şey bu. Yani global bir ağrı noktası bulabilmek. Sonra biz bu ağrıyı dindirebilmek için, bizim de ağrımız, eee, bir ürün aradık dünyada. Böyle bir ürün var mı? bulamadık. Bulamayınca dedik ki bütün işimizi, gücümüzü bırakalım ve eee bu ürünü kendimiz yapalım. Aslında böyle bir eee hikayeyle eee doğmuş oldu. Eee tamamen globalde kendi ağrımız, globalde de bir ağrı dünyada yok ve kategori oluşturan bir firma olarak yola çıktık. Eee bunun tabii ki avantajları var. Dünyada kendi alında ilk ürünü olmak her zaman en önde gitmek, eee en önde başlamak aslında avantajı var. Ama şöyle de bir dezavantajı var. Eğitim, eğitmek zorundayız. Yani eee bizim belki de en zorlandığımız nokta eee şirketlere dünyada gerçekten böyle bir şeye ihtiyacı olduğunu anlatabilmek, eğitebilmek oldu. Çünkü bir güvenlik duvarı eee yaparsanız çok kolay anlatması. Ben güvenlik duvarı yapıyorum. İşte siber güvenlik eee ataklarını engelliyorum. Biz aslında atak yapıyoruz ve eee bu ürünler engelliyor mu diye bakıyoruz. Bu tarafta eee bir eğitim verme sürecimiz oldu bütün dünyada eee bir awareness, bir farkındalık oluşturma süreci. Eee ve burada bu da bizim kırılma noktamız oldu. Eee farkındalık oluştuktan sonra artık nice to have yani olsa da iyi olur bir üründen eee Picus'u must to have olması zorunlu her büyük şirkette olması zorunlu olan bir ürüne geçi geçişi yaptığımız e dünyada e kırılma noktası oldu ve biz hızlı bir şekilde bütün dünyada büyümeye başladık. Eee tabii burada e yine bir challenge oluşturuyor. İlk olmak her bu ilk olmayı korumak gerektiriyor ve sürekli inovasyon yapmamız. Sürekli işte eee hem ekosistemi hem şirketleri hem ekonomiyi her şeyi takip edip bir sonraki next step ne olacak? buna göre adım atmamız gerekiyor. Eee biz de bizim de bir sonraki adımımız, bir sonraki sıçrama noktamız da eee yine işte herkesin eee bugün de dün de konuştuğu yapay zeka döneminin getirmiş olduğu fırsatlar olarak eee görüyoruz. Eee işte dün Sayın Bakanımız eee ekonomi bakanımız şöyle bir Gramski'den bir alıntı yapmıştı. Eee işte eski dünya öldü. Yeni dünya şu anda doğum sancıları çekiyor ekonomide. Siber güvenlikte de aynı yapay zekanın getirdiği fırsatlar ve zorluklardan dolayı ve yeni canavarlar oluşturuyor. Artık ataklar çok daha hızlı oluyor. Bir belirsizlik var. Eee bu da aslında bir yandan da bizim için bir fırsat olarak biz bunu görüyoruz. Eee şu ana kadar hiç şöyle bir ortam olmamıştı. İşte bizim şirketimiz işte şu anda milyar dolarlık bir şirket. Yani en kötü ihtimal biraz büyürüz ya da biraz küçülürüz ama e hiçbir zaman işte 10 kat küçülmeyiz veya hiçbir zaman işte 50 milyar dolarlık, 100 milyar dolarlık bir şirket olamayız. Eee fakat eğer artık bunu bozdu. Yani bir şirket milyar dolardan artık sıfıra da gidebilir kısa bir zamanda. Eee ya da 1 milyar dolardan 50 milyar dolarlık bir şirket de olabilir. Eee önemli olan işte bunun nasıl başaracağımız, bunun için önceden hangi çalışmaları yapmak gerekiyor eee bunları tespit edebilmek. Biz şu anda daha önceden Pixus'u üç kere yazmıştık. 4düncü kez tekrar tamamen agentik altyapıda tekrar yazıyoruz ve yeni dünyaya eee adım eee yeni dünyaya uyum sağlamaya çalışıyoruz. Burada tabii otonomunluğun getirdiği siber güvenlikte bazı risklar var. Eee önemli olan hem otonom olmak hem otonomu eee sağlamak hem de aynı zamanda güvenilirliği ve risk oluşturmamayı bir arada sağlamak. Bu da bizim challenge'ımız. Bunu çözdüğümüz zaman eminim ki PKUS işte bir sonraki Dekacorn veya daha ileri eee seviyede bir şirket olacaktır diye düşünüyorum. Yani umarım o yolculuk böyle 50 milyara doğru gider. Yani öbür tarafa doğru gitmez zaten.

Evet. Yusuf Bey eee Innovance'ın kurucu ortağı ve CEO'su. Eee bugün yapay zeka ve yazılım tabanlı girişimlere ilgi eee onlardaki büyüme hızı ve ilgi giderek arttı. Ama bu hızın eee kalıcı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşması her zaman pek de mümkün olmuyor. Eee sizin bugün geldiğiniz noktaya baktığınızda bir gelişimi unicorn seviyesine yaklaştıran ölçeklenme modelini nasıl tanımlarsınız? Bu süreçteki en kritik denge nerede kuruluyor sizce? Hızlı büyüme ile iş modelinin derinliği arasında mı bu denge yoksa gelir üretme kapasitesi ve teknoloji yatırımları arasında mı gerçekleşiyor? Eee, inovans o dengeyi işte kurmaya çalışırken nasıl bir yaklaşım izliyor? Yani yoğurdu nasıl yiyor Inovans?

>> Çok uzun bir soru oldu Nevzat. >> Evet, çok uzun oldu ama işte yapacak bir şey yok. Ne yapalım? >> Bu arada şeyde eee seminerimizden önce dediğim bir de söyleyeyim. Keşke sizle uzun uzun futbol konuşabilseydim bugün ama bugünün konumuz teknoloji bizim için. Eee adım Yusuf Ürey. Eee Innovance'in kurucu ortağıyım. Eee geçmişim ben yazılımcıyım. Eee okulu bitirdikten sonra farklı firmalarda çalıştıktan sonra yaklaşık 88,5 yıl önce eee kurmaya karar verdim. E niçin kurdum? Aslında sorun çözmek için kurdum. Bu mühendislik firması olsun temeli yazılım. Tabii ki eee yazılım üzerinde insanların, şirketlerin problemlerini nasıl çözelim diye aslında yola çıktım. Eee çok ufak bir sermaye başladığımız yolculuk 8,5 yılda şu an eee 1000 kişi civarındayız. Eee 6 ülkede aktif faaliyet gösteriyoruz. Şirketlerimiz var. Eee sizin kadar olmasa da farklı yaklaşık 20 küsür ülkede eee hizmet veriyoruz, fatura kesiyoruz. Eee ve 10 tane şirketten oluşan bir teknoloji holdingi olduk diyorum ben artık. Eee, evet girişimciyim. Aynı zamanda yatırımcı da olduk. Yatırımcı girişimcisiyim diyorum. Yeni yeni öğrenmeye çalışıyorum aslında. Eee, nasıl olduğunu. Peki neden bir şirketi böyle bir holdingleşme, teknoloji holdingine çevirmek istedik? Aslında bu birçok sorunun içindeki ana cevap bu. Ne demek istiyorum? Dünya çok hızlı değişiyor. Sürekli değişiyor. E, şu an gündemimiz yapay zeka. Bundan önce yüzlerce yıldır eee sürekli bir dönüşüm var. İşte sanayi devrimi hani en büyük dünyayı etkileyen eee bu tip dönüşümlerden biri. Aslında şu anda e bir sanayi devrimdeyiz. Yapay zeka boş bir eee teknoloji dönüşüm değil. bizlerin gündemini, hepimizin gündemine birçok böyle 2 yılda bir, 3 yılda bir farklı teknoloji isimleri gelir. Eee, birçoğu bu kadar etki etmeyeceğini biz öngörüyorduk ama bunun hepimizin hayatına, sadece günlük hayat de şirketlerimizin hayatına, mesleklerimize, çocuklarımıza, e, bütün dünyayı çok büyük bir dönüşüme sürükleyeceğini emin olabilirsiniz. Ve şu an daha 0.1 loading. Daha hiçbir şey görmedik bence. O yüzden sanayi devrinin başındayız. Birçok meslek grubu dönüşecek. Birçok meslek grubu ölecek. Birçok meslek grubu doğacak. Eee, bir kısmını kestirebiliyoruz ama bir kısmını kestiremiyoruz. Dolayısıyla biz de bu dönüşüm hazırlıklı olabilmek için birçok yatırım yaptık. Evet. Biz başta bir yazılım firmasıydık, teknoloji firmasıydık. Sadece yazılım tarafındaydık. Ne yapıyorduk? Özellikle finans sektörüne eee birçok çözüm üretmeye çalışıyorduk. Onların dertlerini nasıl çözeriz? son işte kullanıcılarına giderken aslında biz B2C değil B2B'ye giden büyük kurumların altyapı hizmetlerini çözmeye çalışıyorduk. Yazılım tarafında örnek veriyorum X1 bankanın eee mobil bankacılık deneyim iyileştirmeye çalışıyorduk ya da onların verdiği yeni onların istediği yeni hizmetleri eee servislerine katmaya çalışıyorduk. Böyle böyle büyürken fark ettik ki dediğiniz gibi aslında belli bir nokta tıkanma yaşıyorsunuz. Yani ağırlıklı finans çalışıyoruz. çalıştığımız Türkiye'de bankalar belli, verdiğimiz hizmetler de belli. Eee, 10, 10x, 15x büyümeler bitiyor belli bir noktada. E, belli bir noktada farklı hırslarınız var. Daha çok para kazandırmanız lazım yatırımcınıza. Daha başarılı olmanız lazım. Ne yaptık? Yatırımcı olduk. Bu yatırımları yaparken, eee, kendi ekosistemimizi kurmaya çalıştık. Aslında sadece basit bir hani verdim 10 lira, alayım 20 lira gibi değil. Bu şirketleri nasıl daha fazla büyütebilirim? Kendi ekosisteme nasıl kazandırabilirim? kendi ürünlerini bunlarla nasıl eee merchleyebilirim aslında hani Türkçesini tam hatırlayamadım. Eee bunları yaparken de tabii dünyayı da takip etmeniz önce bölgenizi sonra dünyayı takip etmeniz gerekiyor. Eee finans diye başlayan hikaye artık biz sadece finans şirketlerle değil kamuyla da çalışıyoruz. Savunma sanayiyle çalışıyoruz. Telekomünikasyona da çalışıyoruz. birçok dikeyde çalışabilecek firmalara yatırım yaparak aslında sürdürebilir hale gelmeye ve şirketin değerlemesini, karlarını arttırmaya eee özen gösterdik diyebilirim. Bilmiyorum hani bu çok soruların kısa bir özetini vermeye çalıştım Mevzat Bey ama teşekkür ederim. İkinci roundta daha eee detaylı geleceğiz.

Şimdi ilk raundu bitirdik ilk turu. Eee bence çok şanslı bir dönemde yaşıyoruz. Yani özellikle girişimci olmak isteyen insanlar için, girişimcilik ruhu olan insanlar için bizim jenerasyon yani ben 50 yaşındayım. İşte PC'ye gelişi gördüm ya. Personal computerı evi bilgisayar almak. Ondan sonra interneti yaşadık. Ondan sonra smart cep telefonu ve smartphone dönüşümünü yaşadık hep beraber. Şimdi e yapay zekayı yaşıyoruz. Yani öyle bir zaman diliminde doğup büyümüşüz ki hakikaten insanlık tarihindeki en büyük gelişmelerin dördünü çok kısa bir süre içerisinde yaşamışız. Yani bu şeyi örneğini veriyorum. Yıllarda yaşıyor olsaydık 40 sene hayatımızda pek bir şey değişmeyecekti ama şimdi çok daha farklı. Bundan sonra çok daha farklı olacak büyük ihtimalle.

Evet. Eee Altu Bey, bu Türkiye'nin ülke olarak demin bakanımız da konuştu. Unicorn üretme kapasitesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Burada güçlü yanlarımız ne? Zayıf yanlarımız ne? Önümüzdeki 5 yıl içinde baktığınızda eee Türkiye'nin unicorn üretme anlamındaki öne öne çıkan eee sektörleri veya iş modelleri nasıl gözüküyor ve bu şirketlerin küresel ölçekte fark yaratması için de nasıl bir konumlanma gerekiyor?

Aslında >> eee aslında biz baktığımız zaman nüfus olarak yani lokalde büyüyüp globale büyüyebilecek, ilerleyebilecek potansiyele sahip eee yetenekleri üretebilen bir ülkeyiz. Eee bence iyi bir eğitim altyapımız var. Eee genç ve istekli bir nüfusumuz var. Avrupa'daki gençlere kıyasa çok daha girişimci ruhlu insanlardan oluşuyoruz. Burası çok net. Eee bu açıdan baktığımızda gerek teknik kapasitemiz, gerek teknik insan yaratma kapasitemiz, eee, hatta Türkiye internet penetrasyonunun yüksek olduğu ülkelerden bir tanesi, internet kullanımın çok yaygın olduğu ülkelerden bir tanesi. Çok hızlı aplikasyon çıkartabiliyoruz ve çok hızlı buna adapte olabiliyoruz. En yaşlıdan en genci herkes eee, pek çok şeyi kullanabiliyor. Dolayısıyla lokalde büyüyüp lokaldeki boşlukları yakalayıp bunları globale evriltebilecek bir eee, potansiyele sahip bir ülkeyiz. eee, bölgesi olarak baktığımızda da daha çok ilgi çekiyoruz. Yani Orta Asya'ya yakınız, Ortadoğu'ya yakınız, Avrupa'ya yakınız. Kendi nüfusumuz büyük. Eee, dolayısıyla doğru noktalara, doğru notalara bastığımızda çok iyi büyücek, büyütebileceğimiz şirketlerimiz çıkacağına inanıyorum. Türkiye'nin şu anda temel sıkıntısı yurt dışından eee doğrudan sermaye yatırımının ve yurt dışından girişim sermaye yatırımlarının biraz kısıtlı gelmesi. Eee Türkiye'de büyümeye çalışan şirketlerin bu yüzden sermaye erişimi kısıtlı. Özellikle si tarafta seri A'da para bulmak kolayken bu seri B ve sonraki aşamalarda birazcık da artık scale up noktasına geldiğimizde eee yatırımların çok daha kısıtlı olduğunu görüyoruz. Eee dolayısıyla o aşamayı aşamayan ve o noktada sermaye ihtiyacı olan şirketlerin çok zorlandığı bir ülke. Eee, bunun dışında tabii ki ekonomik olarak volatilitenin fazla olması, bazı belirsizliklerin olması da bizi zorluyor. Eee, bu açıdan baktığımızda eee, zayıflıklarının aslında bu aşamada bunlar olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yani hem ekonomik anlamda hem de Türkiye yurt dışından doğrudan gelen yatırımların bir miktar kısı olması bizi zorluyor. Ama güçlü olduğumuz taraflar bunlar. Dolayısıyla Türkiye'den unicorn çıkar mı? çıkar. Eee, çıkarıyor da zaten gördük. Eee, örnekleri de var. Eee, bu bağlamda önümüzdeki dönemde tabii yapay zeka yatırımları çok artacak. Yani dünyada çok arttı. Bugün Amerika'da ilk çeyrekte yanlış hatırlamıyorsam 300 milyar dolara yakın bir eee, yatırım var. Bunun %80'i yapay zeka. O ve bu 300 milyar doların %80'i yine Amerika kökenli. Eee, dolayısıyla yapay zeka Türkiye'de ilerlemesi gereken bir alan. Oyun tarafında başol olmaya devam edeceğiz. Çok çok iyi stüdyolarımız var. fintech alanında başarılı olmaya devam edeceğiz. Yani biz buradaki gap'i çok iyi dolduruyoruz. eee Avrupa'ya gidip Avrupa'da herhangi bir bankada hesap açan bir kişi mobil aplikasyonu açıp baktığı zaman Türkiye'deki fark farkın ne kadar büyük olduğunu görüyor. Bu yüzden hani Yusufların o tarafta yapacağı şey çok farklı olabilir. Avrupa'ya ve diğer bölgelere açıldıkları zaman eee bu alanda çok kuvvetli olduğumuz belli. Savunma sanayi alanında çok kaliteli şirketler çıkarabileceğimiz belli. Eee savunma sanayi çıkardığımızın sivil tarafa uygulanması da çok bariz biçimde ortada. E bu açıdan baktığımızda Türkiye Unicorn çıkarma potansiyeli çok yüksek. Türkiye'de eksik olan dışarıdan yeterince unicorn yaratma gücümüze rağmen yeterince sermaye çekmememiz. Bunu çekebilmemiz lazım. Bunu başarmamız lazım. Burada bazı eşikler var. Bunu kapattığımız takdirde genç nüfus, yetenekli nüfus, girişimci bir ruh eee bizi bir yerlere taşıyacaktır. Ben buna inanıyorum. Bu benim zamanımda da en büyük problemdi.

>> Ve hep soruluyordu böyle Türkiye'yi nasıl görüyorsun geleceği?

>> Ya Türkiye hep gelecekteki potansiyeli çok yüksek. Ama şu an birtım sorunlarla uğraşan, o para bulmakta yurt dışından zorluk çeken işte ekonomik ve politik stability tarafında biraz soru işareti barındıran bir ülkeydi. Yıllar geçiyor yine benzer oluyor. Yani umarım bu sefer artık o potansiyeli kinetik enerjiye çeviririz. Bunun örneklerini de görüyoruz. Yani özellikle oyun sektöründeki o kasımız hakikaten ilginç gözüküyor. Eee biz tabii mesela Yemek Sepetine baktığımda yurt dışından ciddi anlamda yatırım alan ilk firmalardandık. Mesela Cennet Atlantik o fon private equity önemli bir fondur. İlk yatırım bizdik ve bizden ve dönüşünden memnun kalmış olacaklar ki devam ettiler yatırım yapmaya. Bu tip iyi örnekler de tabii >> önümüzü açıyor. Kötü de tam tersi >> geri götürüyor. Şimdi onların ismini vermeyeyim burada. Neyse devam edelim.

Evet. Nihan, eee, globalleşme tabii, eee, Türkiye'den çıkan birçok girişim

Aslında Türkiye için de başarılı olmasına rağmen globalde aynı başarıyı yakalayamıyor. Orada global ölçekte zorlanıyor. Bu farkın, o başarı farkının temeli ne? Eee, Türkiye'den çıkan girişimlerin global ölçekte başarılı olmasının daha zor olmasında ne gibi bariyerler, yapısal bariyerlerle boğuşuyoruz? Bir de tabii sizin detayınızda uluslararası rekabette daha güçlü bir eee oyuncu haline gelmek için stratejik dönüşüm yaşadınız mı veya yaşamayı düşünüyor musunuz?

A teşekkür ederim. Eee bizim durumumuz eee biraz ilginç. Çünkü eee globalde eee rekabet ettiğimiz rakiplerimiz eee anormal eee asimetrik yatırımlarla eee asimetrik sermayelerle aynı müşteri kitlesine oynadığımız eee şirketler ve orada başarılı olmak için oyunu farklı bir şekilde oynuyor olmanız lazım. Yani bizim eee büyüme hikayemize baktığımızda her zaman eee büyüme hikayemizde bizi destekleyen bir problemin olduğunu gördük. Örneğin 2015 sonrası Wingi'ye açıldığımızda, eee, hani Türkiye'deki siyasi ve ekonomik krizler nedeniyle hani Türkiye dışında yurt dışında da bir varlık göstermemiz ve, eee, gelirlerimizi eee, farklı kaynaklardan sağlamamız gerektiğini gördük. Eee, bu Türkiye'deki bu eee problem bizi yurt dışında büyümeye itti.

Sonrasında eee, pandemiyi yaşadık. Pandemi sonra pandemiyle birlikte eee yine eee yani Wingi'ye ilk açılmamızla birlikte şu anda eee Türkiye'de en uygun markasıyla varız ama Wingi markasıyla biz 27 ülkede daha varız. Eee lokal olarak operasyon gösteriyoruz. 27 farklı dilde onlarca ülkede. Eee ve ilk girişimimizi eee 2006 2016 sonrasında eee Almanya ve eee şey eee Almanya ve İngiltere'de yaptık. Orada çok hızlı büyüyeceğimizi zannediyorduk. Fakat eee oradaki eee oradaki büyümemiz istediğimiz ölçekte olmadı. O yüzden hızlıca eee Men region'a eee geçtik. Men region'da şu andaki eee gros booking volum'umuzun %30'unu MENA region'dan yapıyoruz. Bizim için çok eee güzel bir market oldu orası. Eee ama pandemiyle birlikte oradaki büyümemiz bizim için eee yavaşlama. Hatta Türkiye'de de eee işte marketlerin kapanması eee tek bir uçak bile kaldırılamıyor olması, aylarca bu sürecin devam ediyor olması bizim için çok eee büyük bir sıkıntıydı. O dönemde dedik ki biz tek bir kişiyi bile işten çıkartmayacağız. Tamamen eee projelerimize odaklanacağız. Tamamen eee büyümeye odaklanacağız. Satış sonrası hizmete odaklanacağız. Menon'da büyümeye odaklanacağız ki doğru dürüst eee Orig'dan, eee, Origin'ın dilini konuşan insanlar elimizde yoktu. onlara çağrı merkezi hizmeti veremiyor durumdaydık ve kendimizi tekrar eee teknolojiyle tekrar tekrar eee tanımlıyor halde bulduk kendimizi ve eee büyümemizi asıl eee sağlayan aslında bu teknolojiyi çok iyi şekilde kullanıp kendimizi teknolojiyle eee yeniden yapılandırıyor olmamız oldu.

Şimdi geldiğimiz noktada, eee, en uygunda yine, eee, büyümemizin arka tarafında bizi en fazla iten faktör, eee, AI ve zaten, eee, global alanlarda global rakiplerle bu, e, sermaye simetrisi karşısında yarışabilmemize eee, ayakta durabilmemize bu sorunlar karşısında eee, tek neden bence e, eee, bizim ilk eee, yeni açıldığımız ülkelerden eee Rusya'ya girdiğimizde ilk yıl Rusya'da savaş çıktı. Sonra Menar Region'da geçen sene işte bu kadar büyüdük. Büü büyümemiz devam ediyor. Menar region'da savaş çıktı. O yüzden eee bu tarz problemler bizi elimizde olanı daha iyi değerlendirmeye, daha verimli büyümeye, operasyonel verimlilik sağlamaya itti. Eee şu anda AI sayesinde aslında bulunduğumuz yerde varız diye düşünebiliriz. Çünkü en uygunda Wi' en uygun grupta şu anda yazılan kodun %90'ını biz Eile yazıyoruz. Yani bu bize çok büyük bir hız hız ve verimlilik kazandırdı kodlama ve teknoloji tarafında. Bunun dışında eee yine eee şey kapasite artış AI AI'la eee satış sonrası destekte kapasite artışı sağladık. Menor region'daki savaşla eee gel aldığımız call center tarafına aldığımız e çağrı sayısı bir anda 8 katına çıktı ve kurduğumuz yapay zeka düzenekleri sayesinde bir çağrı merkezi elemanı bir anda 8 kat çağrı alabilir hale geldi. Bu bizim için o orada varlık gösterebilmek ve orada kalitemizi sağlayabilmek için gerçekten çok değerliydi. Eee aynı zamanda operasyonel verimliliği içeride yine eyi çok yakından takip ederek eee operasyonel verimlilik sağlamaya çalışıyoruz. İlk başta Genity AI çıktı. Genet ile ilk kullandıklarımız chatbot. Genet'dan reasoning ve thinking modellere geçti. Bunu içeride eee karar destek sistemleri üzerinde kullanmaya başladık ve oralarda verimlilik sağlamaya başladık. Eee şimdi sonrasında agent IKEA'yla içeride bizim yüzlerce eee agent'ımız var oluşturduğumuz son zamanlarda. Eee ve sürekli yeni teknolojileri deneyip bunlarla operasyonel verimliliği nasıl sağlayabiliriz diye bakıyoruz. Buna mecburuz açıkçası. Bizim için varoluşsal bir eee şey neden. Eee sürekli kendimizi teknolojiyle redefine etmek zorundayız. Eee şu anda geldiğimiz noktada A ile sınırsız ölçeklendirme görüyoruz. Aslında sınırsız ölçek dileyebiliriz. Çünkü artık bir eee agent'ın yerine tamamen bir robot koyup eee o robotla müşterinin ihtiyaçlarını tamamen karşılamak için MCP'lere bağlayıp içeride eee işte ilgili işlemi yaptırabilecek kapasiteye sahibiz ve orada bir gerçekten sınırsızlık görüyoruz. Eee yine SDC tarafında, software development tarafında da aynı şeyi yaşıyoruz.

Şimdi bunları yaşarken AI gerçekten e büyümenin ya da işte operasyon her adımına AI yerleştirirken costlarımıza çok dikkat etmemiz gerekiyor. Eİe maliyetleri son birkaç aydır katlanarak büyüyor. Mutlaka sizler de farkındasınızdır bunun. Ve eee cost optimizasyonu yani hani nerelerde aslında içeride eee kullanabiliriz, nerelerde maliyetimizi düşürebiliriz. eee Çin'in bile almakta zorlandığı Nvidia H200 şeyler GPU'larımız var içeride. Tamamen maliyeti düşürebilmek için eee open source modelleri üzerinde eee run ettiğimiz eee GPU'larımız var. Bunlar üzerinde eee iterasyonlar yaparak maliyetlerimizi daha da düşürmeye çalışıyoruz. Çünkü eee eee özel özel planları işte Cloud'un eee Google'ın ya da işte Open AI'ın eee sunduğu AI altyapılarını kullanarak gerçekten maliyetleriniz çok yükseğe çıkabilir. Buradaki insanlara aslında burada bizi dinleyen insanlara eee söyleyebileceğim şey de şu aslında. Girişimcilik dediğiniz problemle çözüm arasındaki en kısa çizgiyi eee en sade şekilde en eee verimli şekilde oluşturan kişi ve e çağında bunu eğer düzgün dizayn edebilirseniz çok büyük bir accelerator AI ve eee Türkiye'den bir iki tane değil binlerce unicorn çıkarabilme potansiyeline sahibiz. Ama bu biraz disiplin, kişisel disiplin ve biraz itme e gerektiriyor. Belki tepeden itme gerektiriyor. Çünkü eee çalışanlarınız inanın bana eee EYA'yı hemen alıp sahiplenmeyecek ve biraz sizin bunu disiplinli bir şekilde eee kullanmaya E'ı disiplinli bir şekilde kullanmaya for etmeniz gerekiyor gibi düşünüyorum. Biraz eee yapılabilecek çok şey var. Sınırsız potansiyel var. Eee ama top bizde girişimciler olarak yapabileceğimiz çok şey var.

Eee evet bu unicorn olmak kadar bu unicorn kalabilmek de demin bahsettiniz ya bir anda sıfıra da inme ihtimali var artık.

Aynen.

50 milyar olma ihtimali de var. Eee, o da çok kritik bir hale geldi. Tabii özellikle teknoloji şirketlerindeki değerlemeler operasyonel gerçeklikle ciddi anlamda fark ihtiva ediyor ve bu da sorgulanıyor. Yani garip garip değerlemeler görüyorsunuz. Yani eee, bu büyük skalada da öyle, küçükte de öyle. Open A'ın da rakamına bakıyorsunuz. İşte reven, karına, oyuna, buyuna ve değerlemesine bakıyorsunuz. garip bir yerde e çok yeni gelmekte olan sadece fikir aşamasındaki startup'a da bakıyorsunuz. O da ilginç değerlemelere geliyor. Bir girişimin yüksek değerlemeye ulaşabilmesi için sizce hangi unsurlar daha belirleyici oluyor? Buradaki kritik eşik nerede? eee yani tekrar eden işte recuring revening dediğimiz gelir modeli mi yoksa daha global daha dağınık bir şekilde olan müşteri eee tabanı mı yoksa exit'in ne kadar net olduğu stratejik bir alıcıların çok olduğu sektör olması mı vesaire ve sizin detayınıza baktığınızda da bir sonraki aşamaya bir sonraki yukarı sizi çıkartacak hamle stratejik bir ortaklık mı yeni bir yatırım turu mu exit mi nasıl gözüküyor?

Aslında birden fazla gerçeklik var ve birden fazla opsiyon var. Şimdi exit deyince aklıma şu geldi. 2013 yılında biz FUS kurduğumuzda şey, eee, şöyle düşündük. Eee, işte çok güzel fikir. Eee, dünyada bu ağrıyı çeken, bu fikre ihtiyacı olan birçok kişi var. Biz 3 yıla exit yaparız dedik. 2016 yapıyor işte 3 yıl sonrası. Şimdi geldik 2026. Aradan 13 yıl geçmiş. Yani aslında hani dışarıdan göründüğü kadar tabii ki çok kolay bir iş olmadığını biz gördük. Burada da eee çok çeşitli problemler çektik. Tabii bu büyüme aşamasında eee örnek vereyim. İşte Türkiye'deki bir satış organizasyonuyla Amerika'daki bir satış organizasyonu ya da Hindistan'daki, Singapur'daki hepsi farklı. Eee biz Amerika'da satış organizasyonunu üç kere değiştirdik. İşte üçüncü bu son haliyle eee son 6 ayda Fortune 100'de işte 10 müşteri kapattık. Şimdi Fortune 10'da birkaç güşlerimiz oldu. Eee biraz işte yol üzerinde öğrendik aslında birçok şeyi. İşte Hindistan'daki organizasyon ilk organizasyonda eee çok başarılı oldu. Eee tabii burada şimdi değerleme dediğimiz zaman bu sefer ben değerlemeyi şöyle görüyorum. Bir snapshot yani aslında şirketin bir fotoğrafı. eee ve bu fotoğraf eee işte 20212022 o değerleme balonu zamanı işte şirketlerin işte 100 çarpanlarla 200 300 çarpanlarla değerlendiği zamanlarda eee bu fotoğrafta çok güzel bir ışık vardı. İşte eee fotoğrafçı yetenekliydi. Doğru yerden çekiyordu vesaire. Ama arka taraftaki manzara gerçekte güzel değilse yani siz eee bir ilüzyonla aslında bir değerleme alırsanız bu sonradan size ayak bağı oluyor. Bizim etrafta birçok işte kendi rakiplerimizde de benzer şeyler gördük. Çok yüksek değerlemeler aldılar ve eee şu anda yatırım alamıyorlar. Çünkü eski değerlemelerin 10 birini yani aradan zaman geçmesine rağmen onu bile bulamıyorlar. o konuma geldiler. Fakat biz olarak hep efficient growth yani verimli bir şekilde büyüyelim. Yani hani bize yatırımcılar kızıyordu ya para verdik niye harcamıyorsunuz? Diyorduk ki yani biz plan sunduk. Biz bu plana uygun olarak gidiyoruz aslında. Eee ama son birkaç yıldır da yani bu değerleme yüksek değerlemelerden sonraki eee birkaç yılda artık herkese efficient growth sormaya başladı. Yani bizim ilk başlardaki bu underdog stratejimiz şu anda herkesin sorduğu strateji olmaya başladı diyeyim. Eee, tabii burada Efficient Grow'u yani verimli büyümeyi destekleyen şeylerden birisi de işte eee, bizim tarafta en azından siber güvenlik sektörü için işte sürekli olarak aynı müşterilere satmaya devam edebilmek her yıl ve aynı müşteriden daha fazla para alabilmek. Bunu yapamadığımız zaman aslında bu büyümeyi gerçekleştirebilmek eee çok mümkün olmuyor ve eee önümüzdeki 5 yılda biz neler yapabiliriz, nasıl büyüyeceğiz? Bunun bir stratejisi olmadığı zaman aslında eee iyi bir strateji, exit stratejisi ya da ıpo vesaire yapabilmek çok mümkün değil. Çünkü şu andaki durumunuzla bir değerleme yapılırsa e bu sınırlı oluyor. Fakat 5 yıl sonraki vizyonu siz satabilirseniz eee orada çok daha yüksek değerlemelerle bir şeyler yapmanız mümkün oluyor. Eee biz de kendi kategorimizi, eee, oluşturan ve bunu lider olarak devam etme stratejisiyle aslında Efficient Cloud'la birlikte devam ettik. E bu da şu anda önümüzde e birçok masaya birçok opsiyon olmasına sebep oldu. Masada şu anda birçok opsiyon var ve bu opsiyonların hepsinde eee güçlüyüz. Eee bu yüzden de biraz böyle hani daha olumlu bakıyoruz ve eee A e gelmesi tabii bazen şey diye düşünüyorum ya şu AI 3 sene sonra gelseydi mi acaba? Annemizle böyle hani exit mi yapsaydık öncesinde diye düşündüğüm de oluyor ama eee bir anlamda çok gerçekten büyük bir eee fırsat sunduğu da inkar edilemez. Yani biz aldığımız yatırımları şu ana kadar işte mesela Mascard'tan yatırım alırken müşteri olarak başladı. Sonra bizim distribütörümüz oldu. Bankalara siber güvenlik hizmeti verdi. Sonra bizim yatırımcımız oldu. En son Riverwood'dan eee yatırım aldık vesaire. eee hepsini hani bir değerleme ilüzyonu yaratmak için değil, bir illüzyon yaratmak için değil, gerçekten şirketi büyütebilmek için eee kullandık. Bu şekilde de devam edeceğiz. Birçok opsiyon var. Eee bakalım önümüzdeki yıllar ne gösterecek. 3 yıl sonra yine exit yaparız diyeceğim. Şimdi belki 13 yıl sonra oturacağız. Yine aynı şeyler konuşuyor da olabiliriz tabii ki.

Şimdi AI bildiğimiz anlamda ki sistemi bayağı bir disrupt ediyor ya. Yani o yüzden tanımlı bir şey değil. Dolayısıyla eğer gelmeseydi de sulara 3 sene bulanmasaydı biz exit yapsaydık ondan sonra gelseydi iyiydi. Çok doğru bir yaklaşım yani. Çünkü nereye gideceği bilmiyor yani.

Önce chat bottu ondan sonra işte generative oldu. Resim fotoğraf. Şimdi agentik bir sonra işte hümenoid tarafa gideceğiz. değişik bir dünya bizi bekliyor hakikaten.

Kesinlikle. Ya ben emekli olurken bu AI'ın emekli olduktan sonra bu EI'ın gelişimini izlemeyi tercih ederdim.

Ben yani artık girişimci değilim. Aktif olarak yatırımcıyım. Eee iyi yani Allah'tan girişimciyken bu Eay çıkmadı. Ben bayağı uykusuz gecelerle geçirdim herhalde.

Düşünmeyin ya. Tam tersi. Çok büyük potansiyel.

Aynen öyle. Çok büyük fırsatlar içinde barındırıyor.

Ama. Tamam işte onu da gençler yapsın artık. Biz yeterince yaptık diye söylüyorum ben.

Evet. Şimdi artık sonlara doğru geliyoruz. Eee, Yusuf Bey bugün birçok girişim işte burada da var. Belirli büyüklüğe ulaşıyorlar. Eee, ve ama değer üretebilen ve kalıcılığı sağlayabilen şirket sayısı ise nispeten sınırlı kalıyor. Sizce bir teknoloji girişimini normal, iyi büyümekte olan bir şirketten ayırıp daha kalıcı değer bir yapıya dönüştüren temel fark nedir? Eee ve sizin detayınıza baktığınızda inovansı bu büyüme ve kalıcı olma anlamında farklılaştıran neler var ve bir sonraki aşama ne? Yani bir üst seviye ve işte yatırım mıdır, exit midir, expansion mıdır? Bir sonraki aşama ne olacak?

Şöyle eee bir kere biz bir teknoloji hizmeti veren firma olduğumuz için o perspektiften anlatacağım ben. Eee tek bir konuya, tek bir ürüne eee tek bir müşteri tipine hizmet veren firmalar büyük risk altında her zaman. Hele hele şu anda işte sizin de bahsettiğiniz EI dönüşümü vesaire hiç şansınız yok bence. Çok rahat biri gelip ya da bir birine bile gerek yok. hizmet verdiğiniz şirket içinden bile verdiğiniz hizmet çok rahat kestilebilecek seviyeye gelir. Dolayısıyla bir kere verdiğiniz hizmeti çeşitlendirmek, ürünlerinizin gamını arttırmak, farklı bölgelere, farklı sektörlere hizmet vermek, eee kendi kurduğunuz eee şirketin ya da ekosistemi onu besleyecek farklı e hizmetlerle birleştirmek, şirket merchleri yapmak. Eee, bizde mesela şey kültürü biraz zayıf görüyorum ben. E, ben dediğim gibi ben girişimciyim. Yatırımcı tarafım daha girişimcilik seviyesinde ama bizde şey kültürü biraz zorlayıcı. Şirketleri merch etmek, hizmetleri birleştirmek, şirket evlilikleri daha fazla olmalı. Biz, ben bunun üzerine çok kafa yoruyorum. Bunun ne gibi avantajını gördüm? Sürdürebilirlik. Hani hep söylüyoruz ya sürdürebilirlik. Eee, şu an yaşıyorum onu. İşte sadece bankaları bir alanda hizmet ver. Şimdi dijital kanallar hizmeti veren bir firmayken ilk kurulduğumuzda ben şu an kurduğum ekosistemle yani kendim değil e- şirket olarak söyleyeyim kurduğumuz ekosistemle uçtan uca eee bütün finans şirketlere hizmet verebiliyoruz. Ne yapabiliyorum ben? Kendi milli database sistemi geliştiren firmayı satın aldım. Eee bu şu an savunma sanayinde devlette hizmet veriyor veren bir firmayken özel sektöre taşıdık. kendi yaptığımız korban bankacılık sistemleri, cüzdan sistemleri, tüketici finansman sistemlerini bu database sistemine taşıdık. Sonra bu yetersiz kaldı. Dedik ki dünya nereye gidiyor? İşte savaşlar var, riskler var. E bir cloud çok popüler ama cloud'da public cloud'lar evet hep olacak hayatımızda. Ama bir de bunun private kısmı olmak zorunda. Eee özellikle kamunun da belli başlı büyük holdinglerin, büyük şirketlerin kesinlikle kendi private class sistemlerinin olması gerekiyor. E bu yazılımı ne yaptık? buraya çevirdik. Yani ne yapıyoruz? Sürekli bir arayış içindeyiz aslında ve aslında insanların, müşterilerin, şirketlerin derdini çözmeye çalışıyoruz. Bu teknoloji cloud olur, AI olur. E her dikeyi aslında girmeniz ve bir göz atmanız gerekiyor. Beceremezseniz her şeyi becermek zorunda değilsiniz. Bunu beceren şirketlere işbirlikleri, satın almalar tabii ki finansal imkanınız varsa ama işbirlikleri de çok önemli. verdiğiniz hizmet kamını müşterilerinize arttırmanız gerekiyor. İşte dediğiniz gibi mevcut müşterilere nasıl gelirimizi arttıracağız? Hizmet alanı genişletirsen arttırırsın. Dolayısıyla biz ne yaptık? Finans Evet. Artık her hizmeti verecek seviyeye geldik farklı şirketlerle. Bu regülatif bir ürün. Bunlar bizim yaptığımız ürünler regülatif. Dolayısıyla büyümesi kolay değil. Yani biz x bir ülkeye gittiğimiz zaman hadi bende ürün var korban bankacık sistem kurayım diyemezsiniz. Oranın muhasebesi, yasalı her şey farklı. E lokalleşmeye başladık. Orada çok güzel deneyimlerimiz oldu. Yani sıfırdan bir şey kurmak mı, bir şey satın almak mı? Hangi ülkede nasıl? İşte Azerbaycan farklı, Umman farklı, Almanya çok farklı. E bunları öğreniyoruz. Hala öğreniyoruz. Bu arada keyifli. Arada para da batırıyoruz tabii ki. Eee tecrübe sahiplerine gitmemiz gerektiğini de öğrendik. İşte değik diye bir şey bilmiyordum. Biraz da böyle yatırımcımızın zorlamasıyla başta gittim. Sonra baktım ki ya ben benim yaşadıklarımı yaşayan insanlar var. Hemen de benzer şeyleri yaşamışız bu arada. Orada tecrübenin önemini anladım. Dolayısıyla ne yaptım? Ya biz genciz, süperiz işte enerjiyiz. Eee, şirketteki bütün pozisyonlar içeriden terfil oluyor. İşte hisse veriyorum insanlara. Liyakat var. Okey. Belli büyüklüğe gelince ne oldu? Bir dakika ya. Tecrübe de lazım birazcık. İyi bir yönetim kurulu kurduk mesela hani. Ve onu böyle hani sadece isim olarak değil gerçekten e akıl alıyoruz. Sık sık toplanıyoruz. tecrübelerden faydalanmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bu büyük bir resim sorunuzun cevabı. Bunun içinde dinamizm, teknoloji, bütün değişimleri takip etmek var ama tecrübeyle de birleştirmek var. Eee, işte yatırımcımız var. Evet. Eee, bence her şirketin yatırım akıllı yatırımcısı olsa olun çok daha iyi yere getiriyor. Ben çok şanslıyım o konuda. Eee, bir yabancı yatırımcımız var, bir lokal. Eee, zorlukları yaşadık mı? Yaşadık. Ama günün sonunda baktığımız noktada vizyon globalleşme konusunda benim önümü çok açmışlar mesela. Şimdi şimdi fark ediyorum. Eee AI konusu hani bizim bu soruların bütün aslında cevabın içinde hepimizin gündeminde AI AI biz neye AI bir sonuçta ben bir teknoloji firmasıyım ve siz şirket sahiplerinin, girişimcilerin, yatırımcıların eee gündeminde olan bu konuyu sonuçta bu teknoloji konusu benim ana gündemim zaten. Şimdi herkesin fokus olduğu konu ne? E yıl son bir yıldır CCK nasıl operasyonlarımı Eile yaptırabilirim? Nasıl insan sayısını azaltabilirim? Eee 4 yıl 4,5 yıl önce işte girişimcilik damarımız olduğu için eee bu rüzgarın geleceğini görüp biz kendi şirketimizin inovensin altında bizim sahipliğimize bir yapay zeka ve data şirketi kurduk. Yani yapay zekayı datadan teknoloji tarafında ayırsiniz. E önce data, big data, data şirketi sonra onu yapay zeka kısmına oturttuk. 4,5 yıldır zaten biz kendi içimizde operasyonlarımızı müşterilerimizde ve kendi içimizde sürekli cost Evet bu okey ama esas game changer bizim tarafta para kazandırmaya başlayınca olacak. Bu para kazandırmak koscik'ten bahsetmiyorum. Yeni kanallar, satışlar, yeni ürünler. Belli bir aşama sonra olay buna dönecek ve teknoloji tarafında bizim gibi şirketlerde esas savaş burada olacak. En büyük tehdit Eda teknoloji şirketleri bence eee bizim yaptığımız şeyleri çok rahat yapabildiği gibi gözüküyor. O kadar da kolay değil ama o kadar yani bu çok eee sofistike bir konu ama şöyle de hayal etmeyin. E geldi bütün kodları yazıyor. Öyle bir şey yok. eee, evet basit şeyleri çok hızlı yapabiliyor ama büyük kurumsal yazılımlarda, büyük kurumsal ürünlerde muhakkak nitelikli insana daha çok ihtiyacımız var. Eee, örnek veriyorum işte büyük şirketler metadır vesaire takip ediyorsunuzdur. Bir yazılımcıya 200 milyon dolar yıllık maaş veriyor. Yani bu insansız hiçbir şey olmaz ama nitelikli insan çok daha ön plana çıkacak. Eee, dolayısıyla şirketlerimiz yönetirken şu an AI kısmında costing. Evet. Operasyonel işleri hızlandırmak okey. Ama esas rekabet bu EI denen arkadaşı biz nasıl şirketimizin gerçek hayat akışına sokacağız ve bu bize sadece cost cuttinglerde değil farklı pazarlarda farklı hizmetleri nasıl kazandıracak buna kafa yormamız gerekiyor. Biz de şirket olarak full şu an buna yatırım yapıyoruz. Dedim ya işte bahsederken 10 tane teknoloji şirket olduk. İşte içinde donanım üreten de var. Kor bankacılık yazılımı yapan firma da var. Eee, farklı dikeylerde hizmet veren firmalar da var. Ama biz de şirket olarak hem zorunlu ARGE bütçemizi hem kendi kazandığımız paranın hemen hemen hepsini 8 yıllık firmayız. Eee, ben hiçbir ay eksi görmedim çok şükür. Hep hani eee, hep artı çünkü şey hani o yalancı bubble bana ben de öyle işte insan sayısını oynayalım, işte müşteri sayısını oynayalım. Karlılık olmadıktan sonra bence hiçbir anlamı yok. Ben her zaman herhalde belki de memur çocuğu olduğum için öyle düşünüyor olabilirim. Eee ama eee her zaman karlığa önem verdim. E şu anda da kazandığımız hemen hemen bütün parayı hem şirket içindeki e bir sürü altyapı hanımefendinin de bahsettiği gibi, eee hem de insan kaynağına çok ciddi yatırım yapıyoruz ve çok farklı sizin kadar olmasa da Nevzat Bey ufak ufak mikro kendi işimle merch edebileceğim bir fikrim vardan tutun belli başarıma gelmiş birçok firmayı da aslında invest ediyoruz. Ben ne yapacağım şirket olarak? Evet, yatırımcılarımız var. Uzun süreli yatırımcı, yeni yatırımcılarımız da var. Şimdi görüştüklerimiz de var. Biz daha farklı bir yol sizden izledik. Halk arza başvurduk. Ana stratejimiz belli bir rakam olarak belli büyülüğe gelince o parayı reiz etmenin kolay olmadığını gördüm ben. Hele hele işte i artık fonlar, para politikaları darlaşınca dedik ki biz daha eee ne diyeyim daha büyük bir pazara gidelim. Daha kişisel pazara gidelim. O yüzden halk arıza başvurduk. Orada Türkiye'de şeyi fark ettik. Çok fazla teknoloji firması yok. Halkçık yani çok az. Eee biraz da üzerime vazifemiyorum ama biraz da öncü olmak da istedim. Yani eee Türkiye borsasının daha talep artacağına inanıyorum. Hep geç hani siz dediğinize katılıyorum. Hep şey yok mu? Olmadı mı? Hayatınız %100 olmuştur. Bu devir o devir değil. Şurada hep konuşanlar var. A bu devirde yapılır mı? Ben 41 yaşındayım. Hiçbir zaman bu devirin geçtiğini görmedim. Hani bu devirde yatırım yapılır mı? Bu devirde şirket kurulur mu? Bu devirde halk arz edilir mi? Bu devirde şu yapılır mı? Bu bitmiyor. O yüzden beklemeyeyim. Ben başvurumu yapayım dedim. Onayımızı da aldık. Dolayısıyla halk arz yaptıktan sonraki planım ne? Eee aslında bu 10 firma daha da artacak belki. Hepsinin için ayrı ayrı stratejiler. Ürünleşmeden tutun globalleşmeyi hangi ülkede nasıl yapacağım? Çünkü benim bazı şirketlerimin ürünleri border olmadan çok rahat büyüyebiliyor. Ama bazı şirketlerinin ürünleri tamamen regüle. Burada hangi ülkede, hangi bölgede nasıl stratej uygulamam gerektiğini, nerede ne para yıkacağım, şirket mi satın alacağım yoksa sıfırdan mı ilerleyeceğim bir takım planlarımız var. Dolayısıyla halk arzda birazcık aslında bu grow tarafını bu şekilde büyütmek için yapıyoruz. Eee, bir de şeyi fark ettik. Sonunda süremiz bitti onu da söyleyeyim. Birkaç büyük ihalede biz, eee, political risk görüyoruz Türkiye'yi. Halk açık firmalarla sadece iş yaparız. En azından onlar governmentan belli bir regülasyondan geçiyor gibi enteresan bir ihale şartıyla karşılaştım. Çok büyük iki ihalede. Dedim ki yani herhalde burada bildikleri var bu adamların. Bir de bunu deneyelim. Eee dolayısıyla bizim hikayemize böyle devam edecek önümüzdeki yıl.

Halka açılma tabii benim zamanımda bir opsiyon değildi. Yani o zaman öyle bir talep yoktu ve hakikaten eee aynı şirket birebir yurt dışında halkı açtığın zamanki çarpanla Türkiye'de açtığın çarpan fark ediyordu. Şimdi onlar daha yaklaştı ve daha olabilir hale geldi. Şimdi acayip bir enflasyon var halka açılma tarafında. Eee, ama çok başarılı örnekleri de var. E dediğiniz gibi yani Türkiye'deki eee borsaya, borsaya İstanbul'a bilgi arttıkça halka açılmalar da çok daha anlamlı ve şirket için değer katan hale gelecek bence. Yine önemli bir nokta konuşmanızda bu yatırımcı alırken arkadaşlar şimdi giderek firma iyiyse yatırım çok geliyor. Farklı farklı yatırımcılar ve hangi yatırımcının öbüründen daha iyi olduğunu seçmek çok önemli. Eee klasik girişimcilerin yaptığı bir hata benim gördüğüm. eee değerlemeyi acayip önemli, önemsiyorlar ve değerlemeye gereğinden fazla önem veriyorlar. Yani atıyorum bir değerleme 100'den geldiyse bir yatırım teklifi, öbürü 80'den geldiyse kesinlikle 100lük değerleme 80'den daha iyidir diye düşünüyorlar. Bu pek doğru bir yaklaşım değil. Çünkü bu işin sonunda Exit'te para kazanılıyor ve aslında Exit'e sizi daha iyi anlayan ve daha iyi götüren yatırımcıyı seçmeniz önemli. Kendi hayatımdan birebir örnek vereyim. İki defa biz yatırım aldık. İkisinde de masada bizim kabul ettiğimiz yatırımcıdan daha yüksek değerleme veren parti vardı. Biz öbürünü seçtik. Eee ama bence doğru karar verdik ikisine de. O da girişimcicilerin önündeki ilginç bir durum yani. Ya kısa vadedeki değerlemenin ne olduğunun pek bir önemi yok da exit'teki değerlemenin ne olduğu hakikaten çok daha önemli bence. Çok teşekkür ediyorum. Çok sağ olun. İnşallah Türkiye'den eee çok daha fazla unicorn çıkartmaya hatta deakornlar çıkartmaya devam edeceğiz. Çok sağ olun. Efendim teşekkür ediyoruz konuşmacılarımıza ve moderatörümüze. Alkışlarla sizleri yerinize uğurluyoruz. Çok teşekkür ediyoruz. Efendim sıradaki oturumumuz Trend Yol sponsorluğunda teknoloji çağında yeni tüketici ve trendler. Oturuma geçmeden önce Trend Yolun kısa bir filmini izliyoruz.

Bu sene üç kere el değiştirdi şu dükkanla arada kalıyor ya fark edilmiyor. Çak bir Hüseyin >> abla kardeş aile şirketi gibisine >> yol sürü dükkanı olaydı. Dikiş makinesi falan harıl harıl çalışıyorlar ha. Ama gelen giden yok işte. >> Kahve yaptım abla. >> Yaşa >> siz daha devam herhalde. >> Aynen. Kolay gelsin. Sağeder. Rica ederim. >> Eleman arıyor lan. Bilemedim. >> Diyorum ki biz de bir hayırlı olsuna gitmedik ama. >> Abi ne diyeceğiz ki? Hiç hareket yok dükkanda. Bu da tamam. >> Kolay gelsin. Vallahi bizde pek gelen giden yok diyorduk ama siz >> aslında biz onlara gidiyoruz. >> Sokağın bir köşesinden e-ihracatla dünyanın dört bir yanına. Trend yolla iş ortaklarımızın yolu hep açık.

Evet bugün küresel e-ticaret hacmi 6 trilyon doları aşmış durumda. Tüketiciler artık kararlarını dijital platformlar, sosyal medya ve veri odaklı sistemler üzerinden veriyorlar. Verinin hızla arttığı bu çağda tüketiciyi doğru analiz edebilen şirketler rekabette öne çıkıyor. Çünkü yeni tüketici daha hızlı, daha bilinçli ve daha talepkar. Artık sadece fiyat değil, deneyim, güven ve sürdürülebilirlik de satın alma kararlarında belirleyecek. Öncelikle oturumun moderatörünü davet etmek istiyorum. Alkışlarınızla Simon Kuer yönetici ortağı Cem Balıkçıoğlu. Hoş geldiniz ve değerli konuşmacılarımızı da tek davet ediyorum. Yönülever Türkiye Ülke Başkanı Sayın Ali Fuat Orhonoğlu. Hoş geldiniz. Trend Yol Grubu CEO'su Sayın Erdem İnan, Migros Genel Müdürü Sayın Mustafa Bartın hoş geldiniz. ve İpsos Türkiye Genel Müdürü Sayın Sidar Gedik.

Evet, hoş geldiniz öncelikle. Çok sağ olun. Bugün aslında sizlerin an be an yaşadığı bir eee değişimi konuşacağız. Yani aslında bunu biz tahmin ediyorum ben son 6 senede her sene yeni bir tüketici davranışı konuştum diye düşünüyorum ve Covid döneminde, pandemi döneminde farklı bir karantina dönemindeki bir tüketici davranışı konuşuyorduk. Sonrasında daha ucuz paranın olduğu bir dönemde bir tüketici davranışı konuşuyorduk. Enflasyonist dönemde konuşuyorduk ve günümüzde daha çok teknolojiyle entegre olan bir teknoloji davranışı konuşacağız. Bugün tüketiciler çok daha fazla ayak izi bırakıyor. Yani çok daha fazla veriye sahibiz. O ayak izini takip edebiliyoruz. Bu ayak izini anlamlandırabiliyoruz ve yönlendirebiliyoruz. Aslında teknolojinin bize getirdiği bu eksponansiyel hızlı bir anlama ve yönlendirme yetkinliği var. O yüzden biraz da sizlerin hem sektörel hem genel olarak bu yeni tüketicinin tanımını anlamaya ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle Sidar Bey, sizin globalde de hem lokal hem global bu yeni tüketiciyi anlama konusunda birçok araştırmanız var. Yeni tüketici nedir bugün?

Şimdi tüketici üzerine konuşurken eee iki katmanlı bakıyorum ben. Eee neden hani yeni tüketici profili değişiyor ama nasıl değişiyor? Bu değişimin arkasındaki motivasyonlar neler? eee birisi daha yüzeyde olan doğrudan baktığımızda görebildiğimiz bir değişim. Bir diğeri ise biraz daha e alt katmanda özellikle de zamanın ruhuyla birlikte gelen bir değişim. Ama hani bunlardan biri diğerinden daha önemli veya daha önemsiz değil. İkisi de aslında oldukça etkili diye düşünüyorum. Biraz da şeyden başlayalım. Eee daha hemen dışarıdan görünebilen değişimden başlayalım. Eee dün Lord Ham da değinmişti. eee demografik bir değişim var. Şimdi bu böyle pek çok yerde tekrar tekrar konuşuluyor ama bence konuşmaya da değer çok önemli bir değişim. Biraz yavaş geliştiği için belki eee çok farkında değiliz ama eee geldiği nokta itibariyle oyunun kurallarını da etkileyen, değiştiren bir değişimden bahsediyoruz. Eee demografi deyince tabii bunun arkasındaki en önemli unsur da hızla yaşlanma. Dünya çok hızlı bir şekilde yaşlanıyor. Fakat yaşlanmayı yaratan da şu aslında. Bir sağlık hizmetlerinde çok önemli gelişme var geçmişe göre. Eee, onun yanı sıra işte bir taraftan evlenme yaşı gecikiyor, boşanma oranları artıyor. Eee, çocuk sahipliği azalıyor ve nüfus yenilenme hızları yavaşlıyor. Dolayısıyla da sadece yaşlanma değil, eee, demografinin totalini etkileyen büyük bir, eee, etkiden bahsediyoruz. Eee ama hani işin yaşlanma boyutuyla bakarsak da mesela Birleşmiş Milletler'in eee 2030 yılı itibariyle öngörüsü yani birkaç sene sonra çok yakın bir süre sonra öngörüsü eee dünyadaki her 6 kişiden birinin 60 yaşın üzerinde olacağı. Bu e Türkiye'ye dönüp baktığımız zaman Türkiye İstatistik Kurumu'nun eee yayınladığı figürlere bakarsak şu anda 65 yaş üstü nüfusun oranı toplam nüfusun içinde %11'i geçmiş durumda. ki bu Dünya Sağlık Örgütün'nün bir toplumu yaşlı olarak nitelendirmesi için eee koyduğu %10'luk barajın üzerinde. Yani Türkiye aslında yani hiç alışkın olmadığımız bir şekilde artık yaşlı toplumlar eee sınıfına girmiş durumda. Dediğim gibi bu hani eee ömrün uzaması, evlilik oranlarının, evlilik yaşının ilerlemesi gibi diğer şeyler sadece yaşlanmayı değil eee aynı zamanda hane yapısının da değişimini beraberde beraberinde getiriyor. Eee 2015 ile eee 25 arasındaki 10 yılda Türkiye'de eee tek başına yaşayan eee nüfusun oranında %77'lik bir artış oldu. Şu anda Türkiye'de 5,5 milyon kişi tek başına yaşıyor. Buna eee iki kişilik haneleri de dahil ettiğimizde toplam hanelerin %40'ı eee tek başına tek başına veya eee iki kişilik hanelerden oluşan eee haneler. E ve bu aslında hani tüketicinin de yani bunlar tabii ki tüketici insanın kimliklerinden biri ve eee tüketicinin de nasıl değiştiğini eee ortaya koyan bir şey. eee ürün tasarımlarından eee işte servis tasarımlarına kadar her anlamda hem hane profilinin hem de eee kişilerin yaş ortalamalarının nasıl değiştiğinin hesaba katılması çok önemli diye düşünüyorum.

Şimdi demografi deyince sadece yaştan da ibaret bir şey değil. Burada bir diğer olgu, çok önemli olgu ise göç. Dün Lord Hamond buna da değindi. Eee, bize pek söz bırakmadı. Eee ama ben biraz daha açayım o konuyu. Eee şimdi Birleşmiş Milletler'in yine eee bu konuda bir istatistiği var. Dünyada yaklaşık 300 milyon kişi şu anda göçmen, göçmenliğin çeşitli alt tanımları var ama hani onların içine giren bütün hepsini hani mülteciyi, zorunlu sığınmacıyı vesaireyi hepsini dahil ettiğinizde toplamda 300 milyon kişi göçmen eee statüsünde. Şimdi bunların bir kısmı savaşlar nedeniyle oldu elbette. Belki Arap Baharının da etkisiyle herkes böyle düşünüyor ama eee göçün en önemli motivasyonu aslında ekonomi. E ve eee bu nedenden dolayı da şu anda belki hani başa çıkılması gereken, kabul edilmesi gereken, uyumlanılması gereken bir şey olan göç önümüzdeki dönemde ihtiyaç duyulan, talep edilen bir olgu haline de gelecek. eee geçen 2024 yılında bir rapor yenilendi. Dragy raporu. Belki eee birçok insan takip etmiştir. Eski Avrupa Merkez Başkanı, Merkez Bankası Başkanı Mario Dragi tarafından hazırlanan bir rapor. Bu rapor aslında hani şimdiye kadar anlattığım hem o yaşlanmayla eee demografideki değişim arasındaki ilişkiyi çok iyi birleştiren bir rapor. Avrupa Birliği'nin risklerini eee analiz eden ve çözüm önerileri sunmaya çalışan bir rapor. Eee, bu rapora göre mesela en çarpıcı bulgulardan bir tanesi Avrupa'da her yıl çalışma yaşındaki nüfus 1 2 milyon kişi azalıyor şu anda. Bu Avrupa'nın dinamizmini yani hem yaratıcılık anlamında hem üreticilik anlamında dinamizmini baltalayan bir gerçeklik. Eee, bu nedenden dolayı tabii finansal sürdürülebilirlik açısından Avrupa'da büyük bir risk var. Ne demek istiyorum? hani sosyal devletin sağladığı imkanlar, emekli maaşları, sağlık hizmetleri filan risk altında Avrupa'da. Dolayısıyla da ya eee çalışma yaşını daha da uzatacaklar ki zaten çok uzun. Ya çocuk yapmayı özendirecekler ya da eee göçmen eee kabul etmek isteyecekler. Göçe talip olacaklar ya da aslında belki de hepsini birden yapacaklar. Eee, şu anda her 4 İtalyandan biri 65 yaşın üzerinde. Eee, bir hesap var. Bu şekilde giderse 180 yıl içinde dünyada İtalyan kalmayacak deniliyor. Eee, dolayısıyla buna bir yandan da mecburlar. Eee, öte yandan hani işin ekonomik boyutuyla ilgili olarak bu Birleşik Kaplar teorisine bakarsak bir yerde de bu ülkelerdeki servete ve aynı zamandaki oradaki ihtiyaca cevap verecek, hızla büyüyen, nüfus içeren özellikle de güney yarımkür ülkeler var. Özellikle de Afrika'daki ülkeler var. Dolayısıyla da önümüzdeki 10 yıllarda güney yarımküre'den kuzey yarımküreye doğru büyük bir göç, ekonomik göç olacağı bekleniyor. Aşikar ve yaklaşık 200 milyon kişinin önümüzdeki dönemde göç edeceği hesabı yapılıyor ve 500 milyon kişiye kadar dünya nüfusunun %6'sına kadar eee göçmen statüsüne geçeceği hesabı yapılıyor. Tabii bu gelişmiş ülkelere bakıldığında, eee, bu ortalamanın çok daha yüksek olacağını düşünebilirsiniz. Çünkü bazı ülkeler hiç göç almayacaklar. Eee, bizim ülkemizse geçiş bölgesinde coğrafi olarak. Dün, eee, Sayın Bakan da bahsetmişti. Etrafındaki birçok ülkeden ekonomik anlamda da daha iyi eee, bir koşulda yaşıyor ülke. Dolayısıyla da bizim de bu göçten nasibimizi alacağımızı bilmeliyiz. Özetle tüketici profilleri yani ihtiyaçları eskisinden çok daha önemli hale gelecek ama önümüzdeki tüketicinin daha yaşlı, daha yalnız ve de eee o ülkenin eee o ülkede doğmuş olmayan eee bir insan olabileceğini de hesaba katarak önümüzdeki döneme bakmamız lazım diyim. Böyle sözü bırakmış olayım.

Çok teşekkürler. Yani tüketici hem demografik anlamda hem hane halkı anlamında birçok değişimi beraberinde getirecek. Aslında global anlamda da trendler birbirinden farklılaşsa da belli ortak trendlerde var. Hani Ali Fuat Bey işinize döneceğim. Ünleberin de çok eee global bir yapısı var zaten. O yüzden farklı ülkelerdeki dinamikleri gözlemleme şansınız var. Sizce sizin sektörünüzde özellikle yeni tüketici davranışı nasıl değişiyor? Eskisi gibi rasyonel ve fiyat odaklı mı yoksa bir teknolojinin yönlendirdiği bir tüketici mi görüyoruz?

Merhabalar herkese. Öncelikle ikisi de bunun cevabı ama önce biraz daha geniş perspektiften başlayayım isterseniz. Yani dünden beri, dün sabahtan beri ben de bütün oturumlara katıldım ve dinleme fırsatım oldu. İki tane çok ortak kullanılan ve en çok kullanılan kelime var. Bir tanesi tahmin edeceğimiz üzere yapay zeka ki bizim oturumda da muhtemelen onu yapay zekaya değineceğiz. eee konuşmalarımızın bir yerinde ama ikincisi bu içinde bulunduğumuz kontekst nedeniyle de biraz dün Lord Hamonda sonra arkasından bizim Sayın Bakanımız Mehmet Şimşek'in de değindiği ve vurguladığı kelime, ortak kullandığı kelime resilience. Resilience yani dayanıklılık artık Türk insanının göbek adı gibi olmuş durumda ve bizle çok bize yapışmış durumda davranış biçimi olarak. Eee, dayanıklılık şunu gerektiriyor. Bir kere adaptasyon kabiliyeti gerektiriyor. Yani buradan Türk tüketicisine bağlarsak Türk tüketicisi bu dayanıklılık ve adaptasyon kabiliyetiyle alışveriş alışkanlığında da o kabiliyeti gösteriyor. Yani şartların değişimine göre kendine pozisyon alıyor. Faizler yüksekse başka bir alışveriş biçimi uyguluyor. Faizler düşükse başka bir alışveriş biçimi uyguluyor. Ama rasyonellikten hiçbir zaman kopmuyor. Yani en rasyonel, en doğru kararı da verdiğini söyleyebilirim tüketicimizin genel olarak hepimiz de tüketiciyiz. Hepimiz de bu refleksi gösteriyoruz açıkçası alışveriş yaparken. Şu anda onun adına ben fiyat demeyeceğim. Yani fiyat duyarlılığı var ama fiyat en ucuz olmak demek değil. Esasında değer, yarattığı değeri, verdiği paraya en çok değecek ürünü bulabilme yeteneğini daha her zaman yukarıda tutmuştur tüketici. Şu anda

Daha da onu önemsiyor. Yani verdiğim paraya değin aldığım hizmet ve kalite eee fikriyle hareket ediyor. Bu birincisi. Bunu cebe koyalım.

İkincisi, yani tabii bu şu anda faizlerin biraz daha yüksek seyretmesi, enflasyonun düşüş eee trendinde olması farklı bir yapıya götürdü tüketiciyi. Ne yaptı? Alışveriş sıklığı arttı. Sepet tutarı biraz düştü. Yani daha sık ama daha düşük miktar fiyat eee şeylerde alışveriş yapıyor. O da anlaşılabilir bir şey. Biraz alım gücü de düşüyor zaten doğal olarak. Eee ve de enflasyon da daha aşağı doğru bir trend gösterdiği için artık stoklama eğiliminden biraz daha sık sık alışverişe gidiyor insanlar. Ama bununla beraber promosyon duyarlılığı çok arttı. Yani bir tane data söyleyebilirim size. Eskiden promosyon aramak için mağaza değiştirir öyle alırım oranı %21'ken şimdi %42'ye çıktı mesela. Yani iki tane ayrı eee perakendeciye bakarım ve promosyonu olanı alırım aynı markadan. Oranı çok süratle yükseliyor ve biz onu zaten kendi promosyon rakamlarımızda da görüyoruz. Bu işin rasyonel boyutu ve bu devam edecek. Yani ben bunun ilelebet Türk insanında bu refleks olduğu müddetçe hep pozisyonunu böyle alacaktır.

Ama ikinci bir taraf var tabii teknolojinin gelişimiyle, e-ticaretin gelişimiyle olan. O da biraz böyle algoritmik commerce diyebileceğimiz ya da keşfe dayalı commerce diyebileceğimiz bir taraf. O taraf çok gelişiyor. Yani sosyal medyanın gelişmesiyle ve artık eskiden sadece benim ihtiyacım var bunu alayım kafasından ve bir liste yapıp o listeyle alışveriş etmekten farklı bir yere doğru gidiyor iş. Yani bir artık talep kendiliğinden yaratılıyor. Yani siz insanlardan gelmiyor talep. Markalar talebi yaratıyor. Eee bunda da sosyal medya çok etkin. Eee %40 civarında Social Commerce eee rakamları var. Genç tüketicilerde süratle yükseliyor. Size bir tane daha data söyleyeyim. Çok vurucu bir data. Amazon Amerika'da bizim kategorilerde %2 satışını geçen sene agent'lara yapmış durumda. Yani artık tüketicinin tanımı da değişiyor. Tüketici insan değil artık. Agent daha doğrusu alışverişçi, tüketici insan hala da alışverişçi artık agent'lar haline gelmiş durumda. Biz markalar agent'ları ikna etmek zorunda kalacağız belli bir süre sonra ve onlara yönelik işler yapmak zorunda kalacağız. Ünlever ne yapıyor veya sektör ne yapıyor? Tabii ki buna kendimizi adapte etmeye çalışıyoruz. Yani artık eski bildiğimiz o traditional rafta ürünümüz olsun, bulunsun bu hala çok önemli. Bu işin çünkü hala önemli bir kısmı. Ama bunun yanında artık dijital ortamda biz nasıl talep yaratacağız, dijital ortamda nasıl bulunurluk sağlayacağız, bunlara çok kafa yoruyoruz ve bunların ikisini harmanlamaya çalışıyoruz. Yani biribinden daha az önemli veya daha çok önemli değil. İkisini beraber yapabilen şirketler, bunları iyi yapabilen şirketler kazanıyor. Bu turda böyle söyleyeyim. İkinci kısımda da nasıl yaptığımızı biraz anlatırım.

>> Çok teşekkürler. O zaman biraz daha dijital tarafı da konuşalım. Erdem Bey sizle devam edeyim. Yani Trend Yol aslında sadece bir e-ticaret şirketi değil. Trend Yol bundan daha fazlası yani. Çünkü milyonlarca ürün ve müşteri datasına sahip. Bu datayı işleyebilecek altyapıya sahip. Bu datayı işleyebilecek yetkinliğe sahip bir eee ekibi olan bir şirketten bahsediyoruz. Ve bu data işlemesi sonucunda yapay zekayı da eee içerisine entegre ettiğiniz zaman bu datadan nasıl faydalanabiliyorsunuz? Yani e-ihracatta eee veya markalaşmada, yerelleşmede veya Türk satıcısına avantaj sağlamada nasıl kullanabiliyorsunuz bu datayı?

>> Tabii çok teşekkür ederim. Öncelikle bugün burada bu konuları tartışıyor olmak çok güzel. Şimdi bizim eee bugün itibariyle eee yaklaşık 35 ülkeye günde 200'den fazla ürün gönderiyoruz. Eee ve bunu yaparken de yapay zeka ve yeni teknolojiler yani sadece yapay zeka da demiyoruz biz buna. Çünkü derin öğrenme de var bunun içerisinde datayı daha ucuza ve hızlı aslında yönetebilmek ve kullanabilmek de var. Bunların hepsini yan yana koyduğumuzda aslında bayağı ciddi avantajlar ve deneyim değişiklikleri sağlayabiliyoruz. Yani ilk dalgada diyeyim, yapay zekanın ilk dalgası aslında biraz daha bu geniş dil modelleri üzerinden geldi. Biz de Trendyol olarak kendi geniş dil modelimizi geliştirdik. E-e-ticarete özelleşmiş ve Türkçe kaynaklardan, e-beslenmiş, eğitilmiş e kendi dil modelimiz üzerinden aslında satıcıların anında farklı dillerde operasyon yapabilmesini sağlayan bir adım atmamızı sağladı. Şu an 15 dilde 300.000'den fazla satıcımız işte 40 milyon ürünü müşterilere sunabiliyor. Biz bunu ilk denediğimizde böyle bir teknoloji olmadığı dönemde işte 6 sene önce yaklaşık yani 6 ay kadar uğraşmamız gerekti Türkçeden işte 40 milyon eee şeyi seçkiyi farklı bir dile çevirebilmek için ve milyonlarca dolar maliyeti oldu bugün bir iki hafta içerisinde eee ve çok yani ucuz bir şekilde başka bir dilde yayına çıkabiliyoruz. Bu önemli bir adım aslında. Yani e-ticarette ve e-ihracatta o dil bariyerinin kalkması noktasında yapay zekanın çok ciddi bir aslında eee desteği oldu. Bu sadece ürünlerin çevirisi değil. Bu arada müşterilerden gelen bir soruya anlık bir cevap dönebilmeyi de sağladı. Çünkü yapay zeka aslında geçmişteki içeriklerden de beslenerek, müşteriden gelen inputlardan da beslenerek o cevapları yaratabilecek bir seviyeye ulaştı. Şu an videoları da farklı dillere çevirebiliyoruz. Farklı kontekstlere çevirebiliyoruz. Yani birinde biraz daha atıyorum soğuk bir ortamda eee o mankenin eee çekimi yapılabilirken işte Körfez ülkelerine gittiğimizde oranın belki çevresinde o kontekste bir içerik sunabilme şansımızı veriyor ve bunu da kişiselleştirilmiş ölçekte yapabilmemizi sağlıyor. O yüzden içerik hattında aslında önemli değişikliklere yol açtı diyebilirim. Diğer hat yeni bir pazara girdiğimizde lojistik olarak bir ürünü yani 40 milyon farklı ürünü şu an 35 ülkeye üç farklı şekilde götürebiliyoruz. Karayoluyla, deniz yoluyla ve hava yoluyla. Müşterilerin de zaman hassasiyeti ve fiyat hassasiyetini ölçebiliyoruz. Dolayısıyla müşterinin zaman hassasiyeti olduğu durumda, hava yolunda kapasite olduğu durumda oraya anlık olarak dönüştürebileceğimiz bir lojistik altyapısı kurmamızı sağladı yapay zeka ve işte bu data işleme teknolojilerinin gelişmesi orada ciddi bir fırsat alanı yarattı diyebilirim. Ve son olarak da şeyden biraz bahsedeyim. Yani belki de en büyük atılımlardan biri biz içeride başladık yapay zeka yolculuğumuza ve iç süreçlerimizi iyileştirmeye odaklandık. Oradan hemen sonra da dedik ki satıcılarımızın hayatını biz nasıl kolaylaştırabiliriz? Çünkü ortalama bir satıcının Trend Yol'da yani haftada yaklaşık 50 ile 60 saatlik işi var yapması gereken. Sadece ürünü koydum ve o ürün satıyor gibi bir dünyada değiliz artık. Burada müşterilerden gelen sorulara doğru cevaplar verebilmeleri gerekiyor. Doğru ürünlere trafik aktarabilmeleri gerekiyor. Doğru ürünlerde indirim yapmaları gerekiyor. Doğru kampanyalara katılmaları gerekiyor. Ve bu yani baştan sona bir iş aslında. Full time bir iş neredeyse. Eee burada biz satıcılara destek olabilmek için bu işte aracı yapay zeka diyoruz biz. Agent'lık iş akışları kurmaya başladık ve bunu ücretsiz bir şekilde satıcılarımıza verdik. Ortak dedik buna da. O ortak diye bir eee aslında destekçileri var satıcıların. Eee ortak onlar adına izin verildiği takdirde aksiyon alıyor ve işi kendi kendine geliştirmeye başlıyor. 7/24 satıcı için çalışan, satıcının faydasına çalışan bir aslında agent gibi çalışıyor. Eee ve bütün bu dediklerimi aslında eee satıcılarımızdan, iş ortaklarımızdan bir okey geldiği takdirde gece gündüz demeden yapmaya başlıyor. Bunu şu anda 20.000'den fazla satıcımız kullanıyor aktif bir şekilde ve onların hayatında da yaklaşık %30-5'e varan zaman hani tasarrufu sağladığını gözlemliyoruz. Satışlarını arttırabildiğini gözlemliyoruz ve biz de tabii ki bunu iyileştiriyoruz zaman içerisinde. Dolayısıyla iş akışlarını çok farklı açılardan etkiledi diyebilirim.

>> Çok teşekkürler. Özellikle Ali Fuat Bey'in söylediği bu promosyonun ne kadar önemli olduğu konusunu düşününce satıcıları için büyük bir çözüm haline geliyor aslında.

>> Eee, şimdi biraz perakende tarafına geçelim ama Migros'un şu ankiyle benim çocukluğumdaki hali birçok farklı. Migros eskiden bir fiziksel eee, mağazaydı aslında. Şu an çok daha hibrit bir yapıda. Yani, eee, mobil aplikasyonlar ve bununla desteklenen dijital, eee, hikayelerle düşünürsek artık perakendenin tüketicisi de hibrit bir, eee, serüvenden geçiyor. Eskisi gibi fiziksel serüven değil ve bu da eee, aslında yeni bir eee, akış demek. Bu hibrit trend sizin sektörünüze nasıl bir değişim getiriyor?

>> Evet, teşekkür ediyorum. Önce e bu fiziksel o sizin çocukluğunuzdaki perakendecilik. Biz biz hala perakendeci olmaktan dolayı çok gururluyuz. Hep onu söylüyoruz. Yeni ekonomi işte perakende teknoloji şirketi olmak bir ekosistemin parçası olmak gibi şeyler çok önemli ama bizim biz köklerimizi unutmak niyetinde değiliz. Migros sonuç itibariyle peynir, domates, ekmek ve deterjan satan bir firmadır. Bu köklerimize ihanet etmeyelim. Bu çok önemli ama eee ve 1954 yılında kurulmuş bir şirkettir. Eee ben hep bunu söylüyorum. Migros Fransızca bir kelime biliyorsunuz. Migros bir kamu yabancı sermaye ortaklığı girişimidir. 1954 yılında İsviçre Migros Kooperatifler Birliği ile İstanbul Belediyesi'nin fiyat istikrarı sağlamak için bu ülkede başlattığı bir girişimdi. Daha sonra özel sektöre geçmiştir. Şu anda hala öyle devam etmektedir. Fransızca Migros mid Grocery'den gelir. Aslında biz bir bakkalız. Bunu unutmamamız lazım. Modern eee organize olmuş ve dijitalleşmiş bir bakkalız. O yüzden kendimizi, dünyada da bu kavram çok kullanılıyor. Perakendeden perakende teknolojiye, teknoloji şirketine evrilmek. Evet. Eee bunu bilinçli olarak da yapıyoruz köklerimizi eee unutmadan. Eee 1997 yılında başladık biz bu yolculuğa. Migros Sanal Market 1997 yılının Eylül ayında, eee, gururla da söylüyoruz. Avrupa'da ve dünyada bir eee fiziksel perakendecinin başlattığı ilk dijital eee market uygulamasıdır. Eee bu stratejiyle başlayan şey daha sonra yıllar içinde açık söylemek gerekirse ülkenin, dünyanın geçirdiği değişim ve onun da ötesinde rakiplerimizin bizi zorlamasıyla, uyarmasıyla bambaşka bir yere geldi. Eee Türkiye'de biz, e, rakip kötülemeyi çok severiz ama ben rakiplerime hep teşekkür borçlu olduğumu söylüyorum. Eee son 5-6 yılda bu ülkede girişimleri bulunan Getir'in, Yemek Sepeti'nin eee bizi gerçekten eee bizim alanımıza girerek eee ve bizim de onu bir eee sınır ihlali olarak görüp kendi alanımızı savunmak için orantısız, kendi ölçümüzde orantısız bir yatırım tepkisiyle eee bu alanı savunmak adına yaptıklarımız aslında bizim eee perakende teknolojisi, teknoloji firması olarak eee eee bir yöne doğru evrilmemize çok yardım etti. Hem bir stratejimiz vardı. En büyük eee ispatı 1997 yılında bu işe ilk başlayan firma olmak. Ama bir taraftan da rakiplerimizi ve dünyadaki değişimleri de mutlaka bu konuda anmak lazım. Eee buraya geldik ama bundan sonra nereye gitmeye çalışıyoruz? Bir ekosistem yaratmaya çalışıyoruz. Bu dijital kanalda yaptığımız işlerle ki bizi zamanında zorlayan ve bir tanesinin Getir'in olduğu, bir tanesinin de çok büyük bir firma olduğu yerde şu anda eee o iki firmanın online grocery siparişlerinden ikisinin toplamından daha fazla hem sipariş götürüyoruz hem de toplam bir ciro hacmimiz var online'da. Bu işi becermenin verdiği o güvenle şimdi finans tarafına yükleniyoruz ve o yüzden de eee retail fintech yapmaya çalışıyoruz. İşin içine finansı katıyoruz. Bugün Türkiye'de BDDK'dan eee eee servis bankacılığı lisansını alan ilk fiziksel perakendeciyiz. Çok yakında eee uygulamamızda göreceksiniz. Ama bütün bunları şöyle bir altını kazıdığımızda kazıdığımızda altından ne çıkar? Veri çıkar. Bugün 1997 yılında Migros bir e-sadakat programı kurmamış olsaydı ve o verileri özenle işlemeseydi, korumasaydı, saklamasaydı ve onlarda o veriyi okumayı ve veriyi kullanmayı mahir hale getirmeseydi bunların hiçbiri olmazdı. Yine o yüzden ben yine diyorum ki perakende veri şirketiyiz aslında biz hepsinin özünde. Hibritleşmeye gelince hibritleşmeyi biz siz biliyorum eee dijital fiziksel anlamında kullandınız ki bizim en önemli hibritleşme yöntemimiz de bu. Doğrudur. Ama biz işi biraz daha öteye götürdük. Hibritleşmeyi hem o anlamda kullanıyoruz hem marketle yemek arasındaki hibritleşme olarak kullanıyoruz. Biz 2 yıl evvel, 2 buçuk yıl evvel Migros Yemeği kurduğumuzda insanlar bu kadar kalabalık ve rekabetçi bir yere niye giriyorsunuz dediler. Çünkü mide payı dediğimiz bir şeye inanıyoruz. Biz insanların mide payından daha fazla şey alabileceğimizi ve bunu da o hibritleşme sayesinde yapabileceğimizi düşünüyorduk ve aynı hibritleşmeyi şimdi finansla da kurmaya çalışıyoruz. Birkaç veri vermek gerekirse hibritleşme ile alakalı bizim için ne kadar önemli olduğunu anlatmak için. Bugün Migros'un sadece fiziksel kanallarda yap alışveriş yapan bir müşterisiyle hibritleşmiş müşteri arasındaki eee toplam harcama oranı arasındaki fark 2,5 kattır. Tabii ki hibritleşen müşterilerimiz lehine. Frekans olarak da 2.1 kattır. Bu bizim için çok kıymetli. Yemek tarafına gelince şöyle bir tane daire düşünün. Bizim hızlı teslimat yani Hemen dediğimiz uygulamamız Sanal Market uygulamamız bir de yemek dediğimizde üçünün kesişim noktasındaki o en hibrit müşterimizin bugün harcama toplama anlamında 5 kat normal bir dijital müşteriye göre frekansta da 6.1 kat daha fazla olduğunun altını çizmek isterim. O yüzden de niye yemeğe girdiniz diyenlere böyle cevap veriyorum ben. Biz rakiplerimiz çok büyük olabilir ama biz kendi hibritleşme stratejimizin eee bir parçası olarak girdik.

>> Çok teşekkürler. Özellikle o veri tarafını alayım ben de. Bu veri tarafında sizin de söylediğiniz gibi aslında Migros'un uyguladığı ve ısrarla uyguladığı o sadakat programı aslında verinin oluşmasını sebep oldu. Aslında veriyi toplayamadığımız bir dönem vardı. Veriyi yanlış topladığımız bir dönem vardı. Biri doğru toplayıp anlamlandıramadığımız bir dönem vardı. Şu an geldiğimiz dönemde en azından anlamlandırmayı daha hızlı yapabileceğimiz bir süreçten bahsediyoruz. O yüzden eee Sidar Bey size şunu yönlendireceğim. Şu an eee tüketici diye baktığımız zaman biz karar verici olarak bizler miyiz yoksa yönlendiren aslında veri ve algoritmalar mı aslında bizi bir yeni tüketici tanımına sokuyor? Bu zamanın en kritik davranışsal ekonomi sorularından biri ama asla cevabı belli. Biraz önce Ali Fuat Bey biraz giriş yaptı. Yani algoritma ister eskisi gibi konvansiyonel hani arama motorları vasıtasıyla olsun isterse şu anda bizim eee yapay zekaya sorduğumuz sorular vasıtasıyla olsun bizi zaten seçtiği içeriğe çok uzun zamandır maruz bırakıyor. Böyle bir gerçeklik var. Dolayısıyla biz e artık yani tüketici merkezli aramadan eee algoritma merkezli aramaya geçtik. Yani bunu çok net bir şekilde ifade edebiliriz. Eee geçen sene Mart ayında IPSOS'un Consumer Tracker araştırmasından bir sonuç var yanında. Eee ondan bir yıl önceki eee araştırmaya göre kıyaslandığında, eee, yapay zekayı arama için kullanılanların oranı %48'den 69'a yükselmiş. Yani bir yıl önceki rakam bu. Geçen bir senede de yani bunun geometrik şekilde artmış olduğunu herhalde rahatlıkla tahmin edebiliriz. Dolayısıyla aslında artık gelinen noktada diyalog bazlı ticaret başladı. Eee diyebiliriz. Yani biz artık eee arama kutusuna tüketiciler şampuan yazıp aramıyor. Eee onun yerine işte benim ince telli saçlarım var. Şu kadar da bütçem var. Bana ne önerirsin diye bir diyalog başlatarak eee bu şeye giriyor ve dolayısıyla da eee online alışveriş, elektronik ticaret eee artık 7/24 hizmet veren ve eee hiper kişiselleştirilmiş vekiller eee yani agent'ı Türkçe'ye vekil olarak çevirmişler. Ben de çok beğendim. Kullanıyorum. Vekil eee yani sizin adınıza eee gerçekleştiren hizmeti servisi gerçekleştiren agent vekil 7/24 sizin adınıza e alışverişle ilgili danışmanlık hizmeti sunacak. Sunmaya da başladı diyebiliriz aslında. Ve eee bundan sonrasında markalar için herhalde kritik olan bu diyaloğun yani vekille eee marka arasında işte tüketici arasındaki diyaloğun içine eee nasıl dahil olabileceklerinin peşine düşmeleri gerekiyor. Biraz önce Ali Fuat Bey Hüllever'le alakalı böyle bir örnek verdi. Çok doğru bir nokta. Eskiden zihin payının peşinde koşardık. E pazar payı için şimdi algoritmik modeldeki pay peşinde koşmaya başlayacağız. Markaları yönetenler ve onlara hizmet verenler açısından söyleyebilirim. Ve tabii buradaki hedef kitle artık eee tüketici tabii ki tüketici hedef kitle olmaya devam edecek ama onun yanı sıra onun vekilleri de hedef kitle olmaya başlayacak. Eee geçen sene yapılan bir araştırma var. Eee 10 kişiden 7'si yapay zekanın alışverişe entegre edilmesini istediğini belirtiyor ve her iki kişiden biri de eee ya bu şeyi kullanmaya başlamış yani entegre bir şekilde yapay zekayı alışverişlerini kullanmaya başlamış ya da kullanmaya çok sıcak bakanlar. Eee, dolayısıyla da, eee, bu geçen seneden bu seneye de yine biraz önceki verdiğim e, istatistik gibi geometrik şekilde artmış olduğunu, eee, unutmamak lazım. Şu an geldiğimiz noktada her üç kişiden birisi alışveriş için bir vekil eee yapay zeka vekili kullanmayı tercih edebileceğini belirtiyor. Eee markaların ürün tanıtımları, fiyatlamaları, değer önerileri yapay zeka tarafından da rahat okunabilir hale gelmeli. Sadece tüketici tarafından değil, yapay zekanın da anlayabileceği bir okuyabileceği hale gelmeli. Yoksa markanın es geçilmesi riski var. Eee, belki burada şöyle bir parantez açmak lazım. Birçok şey yapay zeka sayesinde kopyalanabiliyor. Çok daha hızlı bir şekilde yapılabiliyor. Eee, daha önceden çok büyük yatırımlar gereken eee, birçok e, geliştirmeyi şimdi çok daha rahat şekilde yapmak mümkün. Ama, eee, kopyalanamayan, belki de kopyalanması imkansız olan şey güven. Çünkü her ne kadar tüketiciler bu konuya bu kadar sıcak yaklaşıyor olsalar da bir güven sorunu yaşadıkları da hala güvenin tam olarak oturmamış olduğu da aşikar. Yani 4 kişiden üçü kişisel işlerinde yani alışveriş olarak söylemiyorum. Sadece içerik arama da dahil olmak üzere eee yapay zekayı kullandığını söylüyor ama üç kişiden ikisi hala tam olarak da güvenmediğini belirtiyor. Dolayısıyla tam bu noktada veri politikası şeffaflığı önemli ve eee yani tüketicisine, hedef kitlesine senin verini, senin hayatını kolaylaştırmak için kullanıyorum sözünü tutan markalar çok önemli ve bu sayede bir güven primi elde ederek aslında eee rakiplerinden ayrışma şansları var ve ama yine dediğim gibi bütün bunları yaparken bir yandan insan odaklı yani tüketici odaklı mesajı anlatıyı eee organize etmek ama bir taraftan da eee yapay zeka algoritmalarına da yönelik eee bir ton tutturmak, içerik üretmek markalar için önümüzdeki dönemin eee zorlu adımı olacak diyelim.

>> Özellikle veri işleme, yapay zeka ve bu algoritmalar aslında markalar tarafında büyük değişimleri de aslında yani aksiyonlara da sebep olacak bir taraftan da bunun farklı boyutları da var. Yani özellikle eee günümüzde bu dijitalin bu kadar aktif olduğu bir dönemde markaların tüketici tarafında eee algı yaratması veya bağlanması konusu da önemli bir konu. Özellikle Ali Fuat Bey sizde eee desire at scale dediğiniz aslında bir ihtiyacı karşılamaktan daha fazlası diye bir müşteriyle bir deneyim oluşturma kapsamında aslında dijitalin bu kadar aktif olduğu dönemde bu yapıyı nasıl yönlendiriyorsunuz aslında.

>> Evet. Yani bizim global manada bir desire at scale diye bir pazarlama yaklaşımımız var. Ondan biraz bahsedeyim şimdi. Eee ama şunu söyleyeyim. Yani bu adaptasyon kabiliyetinden bahsetmiştim ya Türk tüketicisinin. Bu yapay zeka için de geçerli. Şu anda son derece pozitif bakıyor ve çok hızlı ilerliyor bu konu Türkiye'de. O yüzden bu taraftaki yatırıma devam etmek lazım. Ama pazarlamanın genel prensibi değişmiyor. Pazarlama farklılaşma ve bir arzu yaratma işi esasında. Eee, dünkü oturumların birinde vardı. Yani Türkiye biz ürün yapmakta çok iyiyiz ama marka yapmakta daha gelişim alanımız var demişti bir konuşmacımız. Katılıyorum. O markayı yaratmak işte özel bir sanat diyeyim. Eee, biz burada bu desire at scale prensibinde, eee, biz SASI diye bir pazarlama yaklaşımı uyguluyoruz. SASI İngilizce bazı kelimelerin baş harflerinden oluşuyor. Hızlıca ondan bahsedeyim. Yani ilk S science, bilim. Eee, biraz Sidar Bey'in söylediğine dayandıracağım. Tüketici hakikaten güvenmek istiyor aldığı şeye ve güveni en iyi sağlayacak şeylerden bir tanesi de bilim markanızda. Eğer hakikaten patented teknolojiler kullanıyorsanız, bir farklılaşma yaratabiliyorsanız, R&D'ye gerçekten ciddi bir yatırım yapıp oradan bir şey getirebiliyorsanız o işte o güveni telkin ediyor. O yüzden birinci S, biz science olarak bakıyoruz markalarımızı yaratırken ve arkasına muhakkak o bilimi koyuyoruz. Ondan sonra esthetics ve sensorials diye yani hem estetik hem de duyulara hitap etme hikayesi var. Bu da çok kritik bir şey ve farklılaşma gerektiriyor. Yani bugün bir çamaşır deterjanı rafına giderseniz mesela ben likit deterjanlardan şu anda eee örnek vereyim kendi işimizden. Likit deterjan rafını şöyle bir gözümüzün önüne getirin. Plastik beyaz şişeler içerisinde satılan deterjanlardan bahsediyoruz. E biz mesela bir Omo Express Fresh lansmanı yaptık son 1 buçuk sene içerisinde ve hakikaten en başarılı lansmanlarımızdan bir tanesi oldu. Çünkü tamamen farklı bir şişe, tamamen farklı bir estetik, tamamen farklı kokularla yaptık onu pazardaki diğer deterjanlara göre ve çok başarılı olduğunu da görüyoruz. Yani bir esasında eee elimizde bir done de var. Onun çalıştığına eee çalıştığını ispat eden. Şimdi öbür S'ye gelirsem o da said by others veya shared by others. Bu kısım çok önemli. Çünkü bu esasında bildiğimiz tradisyonel pazarlama yönteminden farklı bir yöntem. Artık one to many'den many to many denen işe geçti. Yani insan communitylere bir şeyler söylüyorsunuz. Communityler sizin markanızı sizin için insanlara söylüyor. Ben şöyle bir örnek vereyim. Biz Omo Express PRH lansmanını yaptığımızda 15.000 tane influencer kullandık. Nano influencer. Türkiye'de 81 il var. 923 ilçe var. 35.000 posta kodu var. 35.000 posta kodu olan bir yerde 15.000 tane influencer kullandık biz. Yani o farklı bir boyut ve farklı bir çap yaratıyor ve farklı bir konuşma yaratıyor. Bu önemli bir şey. Eee ama tabii çok dikkatli seçilmesi gereken ve çok iyi takip edilmesi gereken de bir süreç. Sonya yayı da young spirited yani genç ruhlu olma diye konumluyoruz. O da bence bir marka için çok önemli. Genç olmaktan bahsetmiyoruz. Yaştan bahsetmiyoruz burada. Genç ruhlu olmaktan orada içine onun amaç odaklı olmayı da koyabilirsiniz ama o da farklı bir söylem yaratıyor. Bir markayı oluştur ve bir markanın daha güçlü oluşmasını sağlayan önemli bir faktör oluyor. Buradan en son yapay zekayı nasıl kullanıyorsunuz, ne yapıyorsunuz derseniz gene aynı lansmanda 20.000'den fazla içerik ürettik. Biraz önce Erdem Bey söyledi. İçerik tarafında çok büyük bir hem sürat hem çeşitlilik getiriyor diye yapay zeka bunu sonuna kadar kullanıyoruz. Artık neredeyse insana özel içerikler yaratmaya başladık. Bu tabii çok büyük bir farklılaşma yaratıyor ve çok büyük bir avantaj sağlıyor markayı yaratırken. Eee, bizim Sketch Pro diye bir tasarım ajansımız var şirketin içerisinde ve tamamen eee yapay zeka destekli işte bu içeriği çok daha hızlı üretip real time pozisyon alıyoruz markalarımızla ilgili. Eee hem hız hem verimlilik açısından bize çok çok büyük avantajlar sağlıyor. Pazarlama artık biraz böyle. İkisini birden yönetiyor olmak lazım. Başka türlü kazanmak bu rekabetçi ortamda mümkün değil gibi görünüyor.

>> Aynen. Sonuçta pazarlamada sonuçta insan faktörü olduğu için ne kadar veriyi kullansak ve yapay zekayı kullansak da pazarlamada bir insana dokunmak ve o bağı yaratmak gerekiyor. Özellikle bu değişim tarafında da eskiden segmentler vardı. Segmentleri konuşurduk. İlk segmentasyonların oluşturduğu dönemler artık kişiselleştirilmiş deneyimler var. Çünkü öyle bir veri havuzumuz var ve anlamlandırabiliyoruz ve Trend Yol'da bir ciddi veri havuzundan kişiselleştirilmiş deneyime ulaşması mümkün. Bu özellikle bu verileri incelediğinizde en dikkat çekici davranış değişiklikleri veya bunlara aldığınız aksiyonlar neler? Özellikle grup olarak.

>> Yani şeyden başlamak gerekirse şimdi önümüzdeki ya şu an ne yaptığımız ve gelecekte nereye gideceğimiz gibi biraz ayırıyorum bunu. Şimdi biz biraz geriye dönüp baktığımızda kişiselleştirmenin nasıl yapıldığı ve kişiselleştirmeyle nelerin değiştirileceği konusunda bence çok büyük bir değişim bekliyor bizi önümüzdeki dönemde. Çünkü biz geçmişte ben pazarlama 15-20 yıldır neredeyse dijital pazarlama üzerine çalışıyorum. Biz eskiden çok demografik segmentler yapardık. İşte cinsiyet, yaş, işte nerede çalışıyor, nerede yaşıyor. Daha sonra buna işte daha detaylı segmentler eklendi. İşte gelir seviyesi tahminlemeleri vesaire. Sonra biz bu demografik ve yani sosyografik segmentlemeden geçmişe dönük davranışsal segmentlemeye geçtik. Yani işte bu müşteri daha önce ayakkabı baktı, ben buna ayakkabı göstereyim. Bu müşteri internette elbise aradı. Ben karşısına elbiseyle çıkayım diye. Bu dönemin artık yavaş yavaş sonuna geldiğimizi düşünüyorum ben. Çünkü mesela Trend Yol örneğinden gideyim. Trend Yol'un bir mobil müşterisi ayda 40 defa giriyor uygulamayı kullanmak için ve biz ona bir hafta önce baktığı ya da arama yaptığı bir ürün üzerinden gidersek o müşterinin o anki ihtiyacını, ruh halini, davranış şeklini aslında önemsememiş oluyoruz. Dolayısıyla kişiselleştirmenin temelde daha fazla kontekst içerecek. Yani müşterinin o spesifik ziyaretinde ne yapmak istediğini en hızlı şekilde anlamaya çalıştığımız ve buna göre pozisyon aldığımız bir dünyaya gideceğini görüyoruz. Ve bunun da ilk testlerinin çok başarılı olduğunu anlıyoruz. Bu şu demek. Yani Trend Yol'a müşteri ilk girdiğinde biz şuna bakıyoruz. İlk 10-15 saniye içerisinde çok az işaretten bu müşterinin aklında bir şey almak var mı? Gezmeye mi geldi? Mesela ilk yaptığımız ayrımlardan biri bu. Gezmeye geldiyse işte arkadaşlarının ya da kendisine benzeyen insanların bakacağı, düşüneceği şeyleri mi acaba tercih eder yoksa Türkiye'de en çok satılan ürünlerden bir seçki mi gösterelim mi? Yine sonraki 15 saniyede deniyoruz ve oradaki müşterinin nerede durduğu, neye tıkladığı cevaplarına göre aslında bir tur daha kişiselleştiriliyor ve bunların hepsi anlık oluyor. Şimdi bu geçmişte yapamadığımız bir şeydi. Yani derin öğrenme, yapay zeka ve datanın hızlı kullanılabilmesi ve ucuza kullanılabilmesi bize anlık bir şekilde Trendyol platformunu kişiselleştirme kabiliyeti verdi ve biz eskiden kişiselleştirmeyi sadece hangi ürünü göstereceğiz üzerinden yaparken şu anda platformun ana iskelet tasarımını bile değiştirebilmeye başladık. Yani herhangi bir müşterinin Trend Yol'u açtığında gördüğü dizaynla eee işte o gün gezinmeye gelmiş, bir şeyler bakmaya gelmiş ama aklında hiçbir şey olmayan bir müşterinin gördüğü dizayn arasında ciddi farklılıklar olabiliyor artık. Ve bu kişiselleştirmenin önümüzdeki dönemde çok daha fazla geleceği tahminleyecek şekilde pozisyon almasına sebep olacak. Bizim gözlemimiz, ilk gözlemimiz bu. Çünkü 40 defa ziyaret eden birinin her birinde bir öncekinde ne yaptığına bakamayız. Yani bu onun için anlamlı değil. Bazen o müşteri çocuğuna bir şey almak için geliyor. Bazen kendine bir elbise bakmak için geliyor. Bazen internetten gördüğü bir trendin işte bizdeki karşılığı olan ürünleri bulmaya geliyor. Bu ayrımı çok hızlı ve aslında net bir şekilde yapıyor olmamız gerekecek. Müşterinin de yaşayacağı en büyük bence farklılık bu olacak bugünkü e-ticaret platformlarıyla karşılaştırıldığında. İkincisi de bu biraz önce de bahsettim. Agent'lık iş akışlarının biz çok hızlı yükseleceğini düşünüyoruz. Biz 6 ay önce başladık. E bir pazar yeri kurduk. Trend Yol içerisinde eee bu agent'lık iş akışlarını yazılımcılarımız ve e çalışanlarımız aslında kendi kullanımlarına uygun bir şey ürettiklerinde gidip onu koyuyorlar oraya ve başka arkadaşlarımız onu kullanabiliyor. Şu an 1000'den fazla farklı görevlerde eğitilmiş ve o spesifik görevi yapmakla sorumlu agent'lık iş akışı var içeride ve bunları birbirine bağlayabiliyoruz. Bu neye yarıyor? Mesela bir satıcının hayatını şu şekilde değiştirebiliyor. Bu biz Romanya'da ciddi bir pazar payımız var. Şu anda hızlı bir şekilde büyüyoruz. Yunanistan ve Bulgaristan'a girdik 6 ay önce de. Ve bu üç pazarda hangi ürünlerin hangi fiyata satıldığını ve bizdeki hangi iyi ürünlerin o pazarda olmadığını araştıran, tarayan ve crawl diyoruz biz ona. Yani gidip aslında o bütün pazarı bir örümcek gibi neredeyse koklayan eee robotlarımız var. Ve bu robotlar buradan kazandığı bilgileri aynı şekilde gelip pazar yerindeki satıcılarımıza aktarıyorlar ve diyorlar ki senin bu ürünün bu pazarda çok ciddi bir karşılığı olabilir. Çünkü bu fiyat aralığında bu stilde bir ürün bu pazarda yok. Ya da işte bizim bazı kategorilerimiz bu ev tekstili olabiliyor, halı olabiliyor, işte detaylı tekstil üretimi olabiliyor. İşte Bulgaristan'da bunların eee yeteri kadar tedarinin olmadığını tespit edip bunu hem Türkiye'deki satıcılara hem de potansiyel üreticilere bakın bir şey üretecekseniz bunu üretin seviyesinde bir tavsiye verebiliyoruz. Dolayısıyla bu iş ortaklarımızın ve üreticilerimizin de aslında yani geleneksel tedarik zinciri akışlarından farklı bir akışa gitmesini önümüzdeki dönemde sağlayacağını görüyoruz. Bunu çok fazla pazarda çok hızlı bir şekilde yapılabilir bir altyapı kuruyoruz. Yani bu sadece Trend Yol değil tabii ki. Yani e-ticaret platformlarının birçoğunun bunu yapabilme kabiliyeti olacak ve bu da aslında farklı ülkeler arasındaki ticarette daha nokta atışı, daha eksikliklerin giderildiği ve hani doğru ürünün doğru müşteriyle daha hızlı karşılaştığı bir dünyaya götürecek bizi diye düşünüyoruz.

>> Çok teşekkürler. Şimdi son olarak son soruyu da eee Mustafa Bey size yönlendireceğim. Şimdi çok fazla müşteri tarafını, müşteri deneyimini işte özel kişiselleştirmeyi vesaireyi konuştuk ama teknolojinin aynı zamanda operasyonel boyutu da var. Yani teknolojiyi özellikle operasyonel iyileştirmelerde nasıl kullanıyorsunuz günlük hayatınızda?

>> Evet. Eee teknolojiyle operasyon arasında çok net bir ilişki kurmaya çalışıyoruz ama bir adım geriye alayım. Hatta hatta teknolojiyle serbest nakit akışı arasında bir ilişki kurmaya çalışıyoruz. Bunun ne demek olduğunu kendi kariyerimle de ilgili şöyle bir anekdotla anlatayım. Ben 95 yılında Migros'a iş hayatıma Migros'ta başladım. 2000 yılına kadar Migros'taydım. Sanal marketi ilk o 23 yaşında bir mühendis olarak kurmak bana nasip olmuştu. 2000 yılında ben saf değiştirdim. Hulpacker'da HB'ye geçtim ve 9 yıl boyunca orada eee IT satıcılığı yaptım ve orada hep şirketlerin CIO'larına teknolojiyi pazarlarken yatırımın geri dönüşüyle pazarlardık. Yani return on investment hesaplattırırdık. Sonra kendim eee Migros'a eee eee CIO olarak ya da CDO olarak geri döndüğümde tabii bizim CIO'ların kaderidir. İçeride de satış yapmak zorundasınız. CFO'ya, genel müdüre teknolojiyi iyi pazarlamak zorundasınız. Ama orada anladım ki o eee yatırımın geri dönüş hesabı işe yaramıyor. Yeni bir şey bulmak lazım. Şirkette ne çok konuşuluyor? Perakendeciliğin bir önemli farkı vardır başka sektörlerden. Ebitta'dan, Netcard'dan daha önemli aslında serbest nakit akışıdır bizim sektörümüzün dinamiklerinin sonucu. Ve öyle bir kendimce bir algoritma kurdum. Teknoloji yatırımının elenmesini, önceliklendirmesini serbest nakit akışına nasıl yansıtabiliriz diye ve onun daha sonra da şirkette işte kariyerimiz o CIO'luktan, CDO'luktan genel müdürlüğe geldi. Şimdi çok net bir şekilde bütün teknoloji yatırımlarını teknoloji yatırımının serbest nakit akışına etkisiyle ölçmeye çalışıyoruz. İşte operasyon da burada devreye giriyor. Operasyonel iyileştirmeler serbest nakit akışına en çabuk katkıyı sağlayan faktörler, metrikler olduğu için de o ilişki çok net bir şekilde kuruluyor. Tabii bu kadar da böyle vahşi kapitalist bir sistemde yaklaşmıyoruz. Bir teknoloji yatırımı ya serbest nakit akışına fayda sağlamalı ya NPS'e, müşteri tavsiye skoruna fayda sağlamalı, ya çalışan memnuniyetine fayda sağlamalı ya da sürdürülebilirlik hedeflerine fayda sağlamalı. O bir tane çok sert eee faktörün yerine üç tane de daha soft faktör koymaya çalışıyoruz. Örnek operasyona nasıl katkı sağlamaya çalışıyoruz? Bugün elektronik etiketten örnek vermek isterim. Şu anda yatırım harcamalarımızda çok önemli bir kalem. Türkiye'de 96 yılında yıllar yıllar evvel ilk biz getirmiştik. Çok vizyoner olduğumuzdan falan değildi. Türkiye'de %120 enflasyon vardı ve etiket değiştirme hızına elemanlarımız yetişemiyordu. O zaman getirmiştik ama sonra Türkiye'de enflasyon düştü. Eleman maliyeti eleman bulmak o zamanlar daha kolaydı. O teknoloji eskiydi. Biz ondan vazgeçmiştik. Ama 4 yıl evvel şu anda geldiğimiz noktada tekrar bu işe girdik. Şimdi dönelim deminki dört faktöre bakalım. Elektronik etiket. Yanına bir de hatta jet kasa koyalım. Galiba o bizim self servis checkout denilen dünyada. Fakat bizim Türkiye'de jet kasa diye markaladığımız şeye bak. Bu iki tane yatırıma bakalım. Şu dört faktörden serbest nakit akışı. Her açıdan operasyonel metriklerden dolayı benim serbest nakit akışımı arttırıyor. 1. Müşteri memnuniyeti. Çalışan memnuniyeti çok önemli benim için. Çünkü o etiket değiştirmenin zorluğunu ortadan kaldırıyor. Bir çalışan için çok zor bir şey ve hata yapma riski bir stres yüklüyor onlara. Eee, müşteri memnuniyeti çok önemli bir şey. Hatalı etiket sergilemek. Kasada rafla kasa fiyat arasındaki uyumsuzun ortadan kalkması müşteri tavsiye skoruna çok olumlu fayda sağlıyor. Sürdürülebilirlik geçen sene 2025 yılında elektronik etikete 800 mağazada geçmemizden dolayı 4 milyon lira kağıt tasarrufumuz var. Alın size işte sürdürülebilirlik de çok önemli bir eee fayda. Olaya bu açıdan bakmaya çalışıyoruz ama öbür tarafta eee eee yapay zekayı çok konuştuk. Yine orada da yapay zekanın operasyonlarımıza nasıl olumlu etkisi, katkısı olur diye bakmaya çalışıyoruz. Ama burada biraz kritik davranacağım, critical bakacağım olaya. Eee yapay zekada son dönemde biz çok bu generative AI işte AGI veya bu entic çok konuşuyoruz ama eee bu işin bir gerisi var aslında eskisi var aslında. Biz yıllardır derin öğrenme, makine öğrenmesi, computer vision bunlar aslında AI'ın kilometre taşlarıydı. Bugün Migros bir Ar-Ge merkezi statüsünde çalışan bir şirket ve Migros ve iştiraklerinin e içinde yaklaşık 770 teknoloji elemanı var. Şu anda fonksiyon olarak Migros kadrosundaki en büyük grup teknoloji grubu. Deminki o retail tech işine de aslında katkı sağlayacak bir veri. Ve bizim 11 tane patent başvurumuz var. 11 patent başvurumuzun 6 tanesi ya derin öğrenme, ya makine öğrenmesi ya computer vision. Biz bunları unuttuk birden çok böyle hype olan bir eee bir generative AI işine takıldık. Tabii ki takılacağız çünkü çok dönüşümsel etkisi olan bir şey ama eskiyi de unutmamak lazım. Basit bir örnek vereceğim. Operasyon yapay zeka ilişkisi. Bugün sanal market siparişlerinin %23'ünün robotlar tarafından ve makine öğrenmesi ve computer vision kullanan robotlar tarafından toplandığını söylesem inanır mısınız? Tabii siz Migros mağazalarında bizim o sanal market siparişlerini toplayan arkadaşlarımızı görüyorsunuz. Halbuki bizim onlar o eee en çok satılan ürünler haricinde kalan ürünleri topluyorlar. Bizim bugün 81 mağazada ufak mini dark store'larımızda yarı robotik sistemler topluyor siparişleri ve dediğim AI teknolojilerini kullanarak. O yüzden ben işin burasına biraz daha dem vurmak istedim. Öbür taraf tabii ki çok şeyler yapıyoruz. Hem iş ortaklarımız için Erdem Bey'in söylediği gibi birtakım yapay zeka generative AI işleri yapıyoruz. Hem çalışanlarımız için yapıyoruz hem de şimdilik söylemeyeyim ama Kurban Bayramı gibi bir sürprizimiz var. Bir alışverişe dönük ilk müşterimizi karşılayacak ilk eee CNI ürünümüz de inşallah çıkıyor.

>> Söylemiş olduğum yok ama yine de detay vermeyeyim. Yok.

>> Süper. Yani başta da söylediğim gibi şu an eee belki de kaçıncı kez konuşuyoruz tüketici deneyiminin değişmesini veya tüketici beklentisinin değişmesini ama yani hayatımıza giren çok daha hani teknolojinin getirdiği hızlı ölçeklenme, hızlı anlama, hızlı yönlendirme işin içerisinde ve bu da birçok aslında hatayı da içerisinde barındırıyor. Yani hiçbir zaman kişiselleştirilmiş bir segmentasyona veya ulaşmaya hatasız yapılmıyor. Yani dene, öğren, başarılı ol. Yani beni seviyemen şu an aslında sektörel anlamda belli şeylerin teknolojinin bu değişen tüketicinin beklentisiyle denenmiş olması. Belki süreçte birçok kez başarısız olundu ama şu an geldiğimiz noktada yeni tüketiciyi okurken ve bunu teknolojiyi kullanırken başarılı bir şekilde ilerletmemiz oldu. O yüzden eee söyledikleriniz benim için müthiş katkı sağladı. Çok teşekkür ederim. Ağzınıza sağlık. Teşekkürler. Teknoloji Çağında Yeni Tüketici ve Trendler panelimizin moderatörüne ve değerli konuşmacılarımıza çok teşekkür ediyoruz. Alkışlarla sizi yerinize uğurluyoruz. Çok teşekkürler. Sıra geldi ikinci günün 3. paneline. Sıradaki oturum MIA Teknoloji Sponsorluğunda dijital dönüşüm liderleri, geleceğin şirketini inşa edenler panelinde bu büyük değişimin şirketleri nasıl dönüştürdüğünü ve geleceğin organizasyonlarının nasıl inşa edildiğini birlikte ele alacağız. Öncelikle oturumun moderatörünü sahneye davet etmek istiyorum. Erten ve Erten kurucu ortağı, Tekmen Holding Geçmiş Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Mehmet Erten. Hoş geldiniz. Ve kıymetli konuşmacılarımız Turkcell Genel Müdürü Sayın Ali Taha Koç. Hoş geldiniz. Google Cloud Türkiye Ülke Müdürü Sayın Önder Güler. Hoş geldiniz. Ve Media Mark Türkiye CEO'su Sayın Hulusi Acar. Tekrar hoş geldiniz diyorum hepinize. Ben kendimi çok cesur ve bir o kadar şanslı addediyorum. Çünkü çalıştığım bankanın mobil uygulamasına şifreyi girdikten sonra, "Oğlum gel bakayım emekli maaşım hesaba yatmış mı?" diyen ben dijital liderlerin paneline moderatörlük yapacağım. Nasıl bir şeydir göreceğiz. Ama bir o

Kadar şanslıyım. Çünkü muazzam bir panelist grubu benimle beraber bugün. Eee, bu sahnede olacaklar.

Dijital dönüşüm bugün iş dünyasının en önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam ediyor. Ama katılım şu anda salonda benim beklediğimden az. Ali Taha Bey bana söz verdi. Şu anda faydada olanlardan Turkcell sahibi olanlara 5 GB yükleme yapıyoruz. 5 dakika içinde salona katıldığımız, içine de katlarız yani veririz. Gigabta sorunumuz yok Nisan ayında. Artı artı operatör değiştirme kararı alanlar 10 dakika içinde bunu ifade ederlerse 15, tamam gak isterlerse devam. Tabii önder bunun altından kalmaz. O da bulutta yer ayırıyor hepsini ayrı ayrı. Media Mark'taki indirim alanı dışarıya kamyonu yanaştırdık. Oradan indireceğiz. Ya, Dünya Kupası'na katılıyoruz. Şimdi büyük ekran televizyon ihtiyacı olabilir. Evet. Şu anda salona giren ilk 50 kişiye. Evet. Olm böyle şey. Evet. Kapılar açılıyor ama bir hareket yok da. Demek ki canlı yayında çalışmıyormuş. Yani hani duyan gelmesi lazım. Duyan gelmesi lazım.

Peki efendim, şakalarımızı bir kenara koyarsak önümüzdeki 3 yıl içinde teknoloji yatırımlarının çok büyük bir kısmı yapay zekaya yapılacak ve veri analitiği alanlarında muazzam yatırımlar bekleniyor. Dijital dönüşüm bence artık bir seçenek değil. Hayatta kalmanın ve büyümenin en önemli kaslarından birisi. Bugün şirketlerin rekabet gücünü finansal kaynaklarının yanı sıra veriyi nasıl yönettikleri, teknolojiyi ne hızla ölçeklendirebildikleri ve organizasyonlarını bu düşünceye nasıl adapte edebildiklerinden geçiyor.

Şimdi salona bir soru sormak istiyorum. Şirketinizde dijital dönüşümü %50 oranında başardım diyenler el kaldırsın. Bayağı bir müşteri kitlemiz var. Önümüzdeki özellikle son yıllarda üretken yapay zeka, bulut bilişim ve yeni nesil bağlantı teknolojileri şirketlerin iş yapma tarzlarını belirliyor, tanımlıyor. Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre de küresel ölçekte 2022 yılına kadar 3 trilyon doların üzerine çıkması beklenen bir yatırımdan bahsediyoruz, yatırım tutarından bahsediyoruz. Bu işi Türkiye'de yönlendirilen üç liderle beraberiz ve umarım Sapanca'nın bu sakin tabiatında bu dijital dönüşümü nasıl sadeleştireceğimizi ve yarının şirketlerini nasıl oluşturacağımızı hep beraber tartışacağız.

Turkcell CEO'su Sayın Ali Taha Koç, telekomünikasyon altyapısının dijital ekonominin gelişimdeki rolünü ve yeni nesil teknoloji şirketlerinin nasıl dönüştürüldüğünü şak diye anlatacak bize. Şak diye biliyoruz. Google Cloud Türkiye Ülke Müdürü Önder Güler, Bulut Bilişim ve yapay zekanın kurumların inovasyon hızını nasıl arttırdığını ve şirketlerin dijital dönüşüm yolculuğunda nasıl bir rol oynadığını bizle paylaşacak. Ve nihayet Media Mark CEO'su sevgili Hulusi Acar perakende sektöründe veri, yapay zeka, dijital platformların müşteriyle deneyimini nasıl yeniden şekillendirdiğini anlatarak bize katkıda bulunacak.

Şimdi izin verirseniz Sayın Ali Taha Bey ile panelimize başlamak istiyorum ve ilk soruyu kendisine yönlendireceğim. İki tur sorumuz olacak ve umarım zamana sadık kalarak da etkileşimimizi tamamlayacağız. Ali Taha Bey, 5G çoğu zaman bir hız artışı olarak lanse ediliyor ve bunun üzerinden konuşuluyor. Oysa asıl mesele benim anladığım veyahut anlayabildiğim kadarıyla sanayiden lojistiğe kadar sektörlerin çalışma biçimini değiştirecek bir altyapı olması. Siz Türkiye'de 5G'yi gerçek ekonomik etkisi olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunu bizle lütfen paylaşır mısınız?

Çok teşekkür ediyorum. Özellikle de tam gündem 1 Nisan itibariyle Türkiye'nin her yerinde 5G sinyalimizi Turkcell gücünde şak diye vermeye başladığımız bir dünya dönemde yaklaşık 10 gün oldu. 10 gündür de özellikle 5G teknolojisi sizin de bahsettiğiniz gibi özellikle yüksek hız olarak algılanıyor. Tabii doğal olarak bütün müşterilerimize biz 10 kat hem indirme hem yükleme hızlarında bir artış vereceğiz. Veriyoruz da ilk çıkan rakamlarda gördüğümüzde Türkiye'nin birçok bölgesinde 4G'ye kıyasla bir 10 kat hız artışı var. Tabii bu bir boyutu ama ekonomik alanda baktığımız zaman tabii özellikle de 5G teknolojisi kritik sektörlerde, sanayi sektöründe kullanılması gereken en önemli teknolojilerden bir tanesi. Kim kullanacak derseniz özellikle verimliliği rekabetçilik anlamında çok önemli olan, verimliliğe çok önem veren firmaların mutlaka çok hızlı bir şekilde 5G teknolojisine kendi sistemlerin içine adapte etmeleri gerekiyor. Niye? Çünkü 4G yapamadığımız birçok şeyi 5G ile yapabiliyoruz artık. 4G teknolojisini hep anlatırken onu söylerim. 4G teknolojisi insanlar için yani sadece insanlar için yapılmış son teknolojidir. 5G teknolojisi hem insanlar hem de makineler için yapılmış bir teknolojidir. Artık bunu anlatırken de hep bunu söylüyoruz. 4G teknolojisi bir iletişim teknolojisiydi ama 5G teknolojisi bir etkileşim teknolojisi. İnsanın insanla etkileşimi, insanın makineyle etkileşimi, makinenın insanla etkileşimi ve makinenın makineyle etkileşimi gibi çok büyük bir sektörde faaliyet gösterecek bir teknoloji 5G.

Peki eskiden niye yapamıyorduk? Çünkü 4G teknolojisinde sayılar limitliydi. Binlerce ancak sensörü bağlayabiliyorduk ama 5G teknolojisiyle beraber milyarlarca cihazı birbirine bağlayacak duruma geldik. Bu ne demek oluyor? Artık fabrikalarımızdaki ne varsa kapı kolundan tutun da bir CNC makinesine, bir üretim bandından tutun da kamerasına kadar her şeyi lokalde bağlayabileceğimiz bir teknoloji artık hayatımıza girdi. Bu ne demek oluyor? Bu verimlilik demek oluyor. Bu ne demek oluyor? Hız demek oluyor ama hızı sadece internet hızı olarak düşünmeyin. Karar verme hızı da artacak. Çünkü niye? Artık o veriler toplandığı için herhangi bir sorun çıktığında belki sorun çıkmadan bile önceden tahmin edebilecek bir altyapıya sahip oluyoruz. Bir ısı sensörü, bir hareket sensörü veya bir üretim bandındaki sensörler bize anlık olarak veri akışını sağlayabilecek 5G teknolojisiyle. Ondan dolayı eğer verimliliği düşünüyorsak, uzun vadeli karlılığı düşünüyorsak, bu sektörlerde çok büyük bir etki yaratacağını düşünüyoruz.

Peki bunu nasıl gösterdik derseniz biz ilk bir gösterimini yaptık zaten 1 Nisan'da kritik sektörlerde nasıl kullanılabilir diye 5G teknolojisi. Biz İstanbul'dan 160 km uzaklıktaki bir TOG aracını otonom olarak kullandık. Şoför de bendim bu arada. İstanbul'da ben oturdum direksiyon koltuğuna ama araba araba Gemlik'teydi. Tam 160 km uzakdaydı ve arabada hiçbir şoför yoktu. Şoför koltuğu bomboştu. 5G teknolojisini kullanarak hem yüksek kapasiteyle hem de benim vermiş olduğum komutlar, direksiyon komutları, fren, gaz, dönme komutları hepsi anında makineye gitti. Makine anında anında bana geldi. Bu bize ne his gösterdi? Artık biz uzaktan otonom, kritik işleri yapabiliriz. Bunu bir örnek olarak gösterdik. Ama biz aynı şekilde bir iş makinesını da kullanabilirdik sanayide veya bir kritik bir alanda, bir madende bir makineyi uzaktan kullanabilirdik. Bu 5G teknolojisi bize böyle büyük bir çarpma etkisi yaratacak. Tabii bu önemli bir verimlilik ve katma değer sunuyor. Bizim en önemli görevimiz şundan sonra altyapıyı en iyi şekilde kurduktan sonra ekibimizde Digital Business Service diye bir ekibimiz var, şirketimiz var. Bütün kurumlara giderek bu güzel teknolojiyi nasıl terzi işi onlara uygun bir halde getirip verimliliklerini artırabiliriz diye çalışmalarımız devam ediyor. Esasında etkiyi biz ilk başta bireyselde görsek bile uzun vadeye baktığımız zaman 5G'si olan fabrikalarla 5G'si olmayan fabrikalar arasında karşılaştırma yapmaya doğru gideceğiz. Yani faktör verimliliğinin artmasında Türkiye çok geride kaldı. Burada çok önemli bir işlev var.

Şimdi herkes yapay zekayı konuşuyor ama öncelikle yapay zekanın olabilmesi için veri toplayabilmeniz lazım. Veriyi toplamak için sensörlerin bağlantılı olabilmesi lazım. Şimdi yapay zeka bir sonraki aşama. Öncelikle siz fabrikanızı akıllı hale getirmeniz, bağlantılı hale getirmeniz gerekiyor ki bir katma değer ve çarpma etkisi yaratabilirsiniz. Tabii bu bir boyutu ekonomik olarak baktığım zaman 5G'nin ikinci bir boyutu da özellikle evlerdeki ticari üretimin artabilmesi için dijital dönüşüm şart. Dijital dönüşüm de evlerde ancak hızlı internet bağlantısıyla olabiliyor. 5G teknolojisi bize bir önemli bir dikey daha oluşturuyor. Evlerde hızlı internet. Şimdi hep hepimiz biliriz. Evlere internet gitmesi için mutlaka evinizin önünde bir fiber kazılması gerekiyordu. Veya kazılsa bile evinizin önüne kadar geliyordu. Evinizden içeri girmiyordu. Girse bile 5 kata çıkıyordu. 6 katta yoktu veya port yoktu. Hep böyle dertleri duymuşuzdur. Evimde hızlı internet yok. Şimdi 5G teknolojisinin en önemli getirilerinden bir tanesi de artık bu derdimizi ortadan kaldırıyoruz. Eğer cep telefonunuzda 5G sinyali görüyorsanız size vereceğimiz bir kutu sayesinde artık evlerde kablo derdi olmadan sabit kablosuz olarak 5G hızlarında yani fiber hızlarında 1000 megabit ve üzeri hızlar verebiliyoruz. Bu neyi sağlayacak? Artık evinde iş yapanlar, e-ticaret yapabilecekler, evinde üretim yapanlar, danışmanlık yapanlar, eğitim alanlar, bütün hem sanayimizin hem de böyle ev sanayimizin veya oradaki öğrencilerimizin, herkesin dijital dönüşümüne önayak olmuş olacağız. Çünkü yüksek kapasiteyle internet hizmeti verebilmiş olacağız.

Belki de trafik sorununa bile çözüm olabilir. Daha çok evden çalışarak. O da olabilir. Aynı zamanda trafiğe iki yönden hem evden çalışarak hem de artık bundan sonra yollarımız akıllı olacağı için yollarımızdaki arabamız yollarla da konuşmaya başlayacak. 5G ile beraber trafik lambasıyla konuşacak. Öndeki trafikteki sıkışmayı göreceği için hem trafik daha rahatlayacak hem de evden çalışarak trafiği de azaltmış olacağız.

Söz aldık bunu. Ben müsaadenizle Önder Bey'e geçmek istiyorum. Aslında 5G ile birlikte veri merkezleri büyük bir önem kazandı. Bulut altyapıları, yapay zeka platformları muazzam bir dijital ekosistemden bahsediyoruz. Tam da bu arada Google Cloud Türkiye'de Turkcell'le beraber bir adım attı. Bu konuda hem ne sağlayacağımız, bu gelişim nasıl sağlandı, Google bu meseleye nasıl bakıyor? Biraz sonra Taha Bey'e de soracağım ama önce bir senden duyalım lütfen.

Teşekkür ederim. Merhaba herkese. Öncelikle gururla söyleyebileceğimiz bir şey bu. Turkcell'le değerli bir işbirliği. Dünyadaki herhalde mikrofonu biraz yaklaştırır mısın? Açık duyuluyor değil mi? Evet. Dünyadaki en iyi örneklerden birisi oldu. Bu işbirliği ile Türkiye'ye duyduğum kadarıyla da ve baktığım kadarıyla da son 10 yılda taahhüt edilen en yüksek Foreign Direct Investment kararını aldık. Önümüzdeki 10 yıl içerisinde 2 milyar dolarlık bir yatırım yapacak Google Cloud. Ve bunun birkaç tane anlamı var. Hem Türkiye'nin ekonomisine, buradaki potansiyele duyulan güveni göstermesi açısından hem de en önemlisi bizim burada Türk ekonomisi girişimcisi, kurumlar ve yatırımcılar açısından çok büyük bir önemi var. Çünkü artık bu gibi yatırımlar stratejik değer haline geldi. Savaşta hedef alındı gördüğümüz üzere ve en önemlisi de ülkeler arasında bunun için önemli bir rekabet var. 2 yıl süren bir süreçten geçtik Turkcell'le birlikte. Ne denli zorlu bir yarış olduğunu birlikte yaşadık. Gerçekten bu ülkemiz için önemli bir fayda sağlayacak. Niyeyi anlatmam lazım size? En basit anlamıyla şöyle söylemek lazım. Şu gün itibariyle teknolojik gelişimin hızı eksponansiyel. Şirketlerin buna ayak uydurma hızı ise logaritmik. Rakama vurursak bir birim ay içerisinde, bir birim yıl içerisinde teknolojik gelişme 3 birim ilerliyor. Bir sonraki dönemde 3'ün karesi kadar 9 birim ilerliyor. Bir sonraki dönemde 10'un karesi kadar. Bu müthiş bir hız. Şöyle dimdik giden bir değişim ve gelişim hızı. Hepiniz görüyoruz. Yani yapay zeka işi ile beraber bu iyice hız kazandı. Şirketlerin, kurumların, devletlerin, kamu kurumlarının doğal olarak bulundukları ortam, yaptıkları yatırım, çevredeki diğer birçok faktör nedeniyle bu değişikliğe uyma hızı ise lineer en iyi ihtimalle hatta onun biraz daha altında. Dolayısıyla arada büyük bir fark açılıyor. Bu farkı ülkece yakalamak için ve bir de verimizin Türkiye'de durması hassasiyetimiz varsa o zaman böyle bir yatırım çok önemli hale geliyor.

Peki bunun geleneksel bir veri merkezinden farkı ne? Türkiye'de de çok veri merkezimiz var. Çok güzel işler yapıyor yatırımcılarımız, girişimcilerimiz. Temel farkı şöyle anlatabilirim. Bir ölçek işi. Tıpkı Telekom işi gibi. Telekom işi şebekeniz büyüdükçe, o şebekenin üzerine hizmetleri getirdikçe değer kazanıyor ve büyüklük size ekonomiyi getiriyor. Hem ARGE'de ekonomiyi getiriyor hem hizmeti sunarken daha ucuz, daha verimli. Şimdi 5G'yi Turkcell boyutunda bir kurumun hayata geçirmesi çok hızlı ve çok verimli oldu. Çünkü ölçeği var, gücü var ve çok büyük bir kitleye sahaya, coğrafyaya ulaşabiliyor. Bireysel olarak yapılan deng dengine olan bir evlilikten bahsediyoruz, değil mi? Biraz zaten iş niteliği de çok benziyor. Bulut işi de bir şebeke hizmeti aslında ve hiperölçekli deniyor bizler için. Niye? Çünkü ölçek ülkelerin de ötesinde tüm dünya. Niye böyle? Bu aslında bireysel devrimle başladı. Biz birçok hizmeti, arama, YouTube, harita vesaireyi kesintisiz İstanbul'dan kalkıp Ankara'ya gidince, Ankara'dan kalkıp Kıbrıs'a gidince, oradan Avrupa'ya gidince bıraktığımız yerden almayı alışkanlık haline getirdik. Ama arkada bir mutfak var. Bir IT departmanı. Bunu milyar kişi için tüm coğrafyada ayakta tutmak zorunda ve hiç kesintiye tahammül yok. O zaman öyle engellere rastlıyorsunuz ki bir kurum ne kadar büyük olursa olsun öyle bir kısıtla karşılaşmamış. Ama siz Google'da bu problemi çözmek zorundasınız. Biz bunlara planet scale problem diyoruz gezegen boyutunda ve gerçekten öyle. O vakitte teknolojiyi yeniden tanımlıyorsunuz ve yeni bir teknoloji geliştiriyorsunuz. Bu önce tüketiciler olarak bize geldi. Şimdi kurumların önünde açılıyor. Tıpkı haritada trafik kazasını fark edip 60-70 km hızda giderken size saniyeler içerisinde yapmanız gerekeni söyleyip ilk çıkışı almayı vaktinde uyaran sistem gibi. Şimdi şirketlerimizi de bu şekilde gerçek zamanlı veriyle ve anında yönettiğimizi düşünürsek aradaki fark çok büyük oluyor. Bunu sunucuları bir yere koyarak çözmemiz mümkün değil. Çünkü artık bunun için demin dediğim gibi bu gezegen boyutunda problemleri çözerken geliştirilen teknolojileri bu platformların üzerinde ülkeye getiriyor olacağız ve bu çok büyük faydalar sağlayacak. En basit bir örnek yine biraz önce Erdem Bey anlattı. Trend Yol'un yüz binlerce müşterisine kişiselleştirilmiş hizmet veriyoruz dedi. Şimdi buradaki SQU sayısını kabaca biliyorum. Trend Yol Türkiye'deki en büyük müşterilerimizden birisi. Birkaç milyon ürün, belki 10 milyon tedarikçi sayısı 1 milyondan fazla ve siz her gün yüz binlerce kullanıcıya kişiselleştirmiş hizmet vereceksiniz. Arka planda bizim katkıda bulunduğumuz önemli şeylerden birisi günde 300.000'den fazla sorguyla çalışıyor bu şirket. Gerçek zamanlı soruyor. Tedarikçiye, ürüne, hizmete ve ondan sonra önünüze kişiselleştirilmiş hizmet geliyor. Şimdi bunlar için bu platformların burada olması hem öncelikle regüle pazarlarımız olan bankacılık, kamu, sağlık başta olmak üzere girişimcilerimize ve birçok holdingimize, kurumumuza büyük katkı sağlayacak. Bir küçük örnekte salonda aramızda Sami Bey var. Büyük bir girişimci kendisi. Moda Nisa'yı kurduktan sonra şimdi burada standınız var. Neydi? Fon FMAP. Sami Bey iki dünyayı da gördü. Moda Nisa'yı kurdu. Google üzerinde çalıştırıyor. A ülkesini açıyor. B ülkede faaliyete geçiyor. Şöyle yapınca sistem hizmet hazır. Öbür tarafta FOMAP regüle bir hizmet. Fintech ve birçok şeyi kas gücüyle, mühendislik gücüyle yapıyoruz. Bunların hepsi gene kısıtlı kaynaklarımızın doğru yere harcanması. Bir şebekenin sizin elinizin altında olması ve en yeni teknolojik hizmetleri düğmeye çevirip hemen kullanmamız anlamına geleceği için umuyorum her boyutta kuruma önemli faydalar sağlayacağız önümüzdeki bir iki yıl içerisinde.

Peki izninizle Hulusi Bey'e geçmek istiyorum. Şimdi perakende sektörü dijital dönüşümün etkisini en hızlı hisseden sektörlerden bir tanesi. Veri analitiği, yapay zeka, dijital platformlar artık talep tahmininden fiyat optimizasyonuna, stok yönetiminden kişiselleştirilmiş müşteri deneyimine kadar birçok süreci yeniden şekillendiriliyor. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde başarılı bir perakende şirketini diğerlerinden ayıracak en önemli özellikler sizce ne olacak? Media Mark'ta geleceğe hangi teknolojiler ve iş modelleriyle hazırlık yapıyor, yatırım yapıyor? Onu da sizden duyalım.

Çok teşekkür ederim. Tez yazılır tabii bu soruya. Yani bayağı uzun. Öncelikle iki tane büyük şirketin müşterisi ve perakendeci olarak kestiğiniz faturalarda biraz indirim yaparsanız. Yani bu hazirunun önünde de bir söz alırsak deyip perakendeciliğin durumunu özetlemiş oldum. Moderatöre de bir şey çıkarım burada yüksek cirolarla çok yüksek müşteri trafikleriyle dibinde bir tortu bırakmaya çalışan bir model. Şimdi biraz anlatacağım. Şimdi Mehmet Bey bakıyoruz biz Media Markt 50 sene önce Almanya'da kurulmuş. Nesi var Media Markt'ın? Yani şu anda ürettiği ürünler yok. Üretmiyor. Bir şey üretmiyor. Öte taraftan bakarsanız bir patenti yok. Binalar kendisinin değil. Arabalarımız bizim değil. Yani bir başka tedarikçinin ürününü, ürettiği ürünü bir modelle müşterimizle buluşturuyoruz. Yani bir perakendecilik modelimiz var. 50 senedir evrilen çalışanlarımız var ve markamız var. Bakarsanız elimizde aslında bu üçü var. Dolayısıyla da hani Darwin'e sormuşlar. Çok güçlü olanlar, çok kuvvetli olanlar mı çok yaşar ya da çok çevik olanlar mı? O da demiş ki çok çabuk adapte olanlar daha uzun yaşar. Uyumlanabilenler çok yaşar. İşte biz de bu retail modelimizi, perakende modelimizi 50 senedir uyumlandırıyoruz. Özünde şimdi teknoloji kısmına sorusuna sorunuza kesin bağlayacağım ama şunu hatırlatmak istiyorum. Özünde yaptığımız bir yerde duran birinin ürettiği bir kutuyu birinin evine, eline ya da iş yerine, arabasına ulaştırmak. Konu bu kadar basit. Konu bu kadar basit ama arkası da bir o kadar komplike. Bu retail modelinizde markanızla bir güven yaratmadığınız takdirde yaptığınız her şey aslında bir anda çöp olabilir o güvensizlik sebebiyle. İşte tam bu aşamada bugünün perakendeciliğinde işte fiziksel mağazalarımız var. Tabii ki dijital mağazamız var, e-ticaretimiz var. Buralara ayrı ayrı yatırım yapıyoruz. Ancak tabii perakendenin geleceğinde yatırım yaptığımız, teknolojik olarak yatırım yaptığımız şey öncelikle müşteriyi bugün masif bir şekilde iyi karşıladığımız müşteriyi artık tekil bir şekilde onu tanıyarak, kişiselleştirerek, biraz önce siz verdiğiniz örneği, Erdem de verdi önceki oturumda ama bunu fiziksel kanalda da yapabilmek. Yani bunu hem fiziksel kanalda, hem online kanalda hem de bütünleşik benzersiz bir akışta vermek zorundasınız. Ve müşteri sizinle bir şey yaptığı zaman şöyle güvenli. Ya ben online'dan alırım yazlığıma gönderirim. Bozulursa oradaki mağazaya veririm. Onlar yaptırırlar. Benim kışlık evime gönderirler. Ürünü geri verdiğimde param hesabıma anında gelir. Tüm bu akışlar içinde hiç zorlanmam, pürüzsüz olurum diyebildiği markanın çatısının altına giriyor. Bu da fiyat rekabetinden sizi güven ve deneyim rekabetine getiriyor. Şimdi ilk söyleyeceğim bu akıllı ve tekil müşteri deneyiminin tüm kanallarda benzersiz yapılması. Odaklanacağımız bir taraf burası. Tabii buradaki herkesin ve hepimizin konuştuğu yapay zeka konusu var. Yapay zeka birkaç boyuttan bizi etkiliyor. Şimdi düşünün 100 tane mağazanız var. 1000 tane olan da var aramızda perakendecilerde. 10.000 tane olan da var. Burada yaklaşık olarak 500 milyon euroluk bunu da yani açıklayabilirim stoğu yönetiyorsunuz. Sezon etkisi var, coğrafi etki var ve bu ürünlerin talep görme, müşteri segmenti etkisi var. Doğru ürünü doğru yerde, doğru fiyatla yapabilmek için yapay zeka kullanımı bizim için şart. Biraz önce söylendiği gibi bizim sektörümüz, tüketici elektroniği sektörü çok rekabetçi ve fiyat müşteri fiyatta çok hassas. O biraz önce kurduğunuz güven unsuru ve benzersiz deneyim birkaç puan fiyat farkı için belki değişmez de yani %5'e 10'a çıktığı zaman adama sorarlar tamam sana güveniyoruz da bu fiyat nedir diye. Soruyorlar ama gerçekten de Jim uygulaması, Akakçı uygulaması sağ olsunlar onların yöneticileri de buradaysa sevgilerimi iletiyorum. Buradan müşteri zaten benden çok biliyor fiyatı mağazaya geldiği zaman. Dolayısıyla ve ürünlerin bulunurluğu, dağılımı, fiyatların ayarlanması, bunların etiketlere basılması ve bütün bu süreçlerin tamamında yapay zeka optimizasyon açısından bize korkunç fayda sağlıyor. Bu tabii bizim iş akışlarımız açısından lojistik de bugün artık müşteri ya ben bir buzdolabı alıyorum ya buzdolabı iki gün içinde gelir değil mi? Yani hani buzdolabı saat 500'te demiştiniz saat 5i 5 geçiyor henüz gelmedi kıvamında beklentiler var ya artık. Dolayısıyla artık siz ürünü yüklediğiniz zaman o ürün eve teslim edilinceye kadarki süreci şeffaflıkla yönetmek zorundasınız. Şimdi 5G buna da fayda sağlayacak. Tüm bu teknolojilere yatırım yapmak ve bunları da geri planda optimize etmek zorundasınız. Biz CEO'ların, genel müdürlerin işi ne diye sorarsanız bir sürü kaynak var. Bu kaynağın içinde insan var, teknoloji var, para var, ürün var. Neyse her şey var. Ama bunları optimize edebildiğiniz sürece dibinde 3 kuruş bir şey bırakabiliyorsunuz. Optimizasyon veri, yapay zekada çok önemli. Bir de yapay zeka biraz önce arkadaşlar dün de söylediler. Artık bir arama motoru. Yani artık insanlar yapay zekaya soruyor sorularını. O zaman siz de marka olarak yapay zekada aranan ürünlerin karşılığını markanızla birlikte çıkartamıyorsanız gelecekte kaybedersiniz. Sorunuzda 5-10 sene sonra dediniz ya, yapay zekanın arama motoru olduğunu, müşterilerin bir karar verme motoru olduğunu düşünürseniz orada müşteriyle buluşmak zorundasınız. Bunun da en önemli önündeki yönü açacak ya da yolu açacak şey datanızın çok temiz olması gerekiyor. Eğer datanız temiz değilse, güvenli yerlerde saklanmıyorsa, güvenli operatörlerle iletişim sağlamıyorsa indirim yaparsınız artık buradan bana. Çok güvenli iki partnerla çalışmıyorsanız ve bu datanız düzgün değilse o zaman yapay zeka da sizi başka yere götürebilir. Yani denemişsinizdir. Yapay zekaya sorun bir soruyu. Sonra yok ya onu sormadım yanlış söylüyorsun deyince pardon doğru söylediniz ben bir daha bakayım diyor. Neden? Çünkü bir sürü datadan besleniyor. Yani sen bu soruyu soruyorsun ikinciye sorduğunda hemen dönüyor. Dolayısıyla datanın çok temiz olması gerekiyor.

Şimdi gene önümüzdeki 5-10 sene içinde yani kişiselleştirme dedim, yapay zeka dedim. Biz perakendecilerin yaşaması için bir şeye daha ihtiyacımız var. Şimdi benim mağazama, ayda mağazalarıma Türkiye özelinde söylüyorum 8 milyon kişi giriyor. Yaklaşık 30 milyon kişi de web siteme giriyor. Bu 8 milyon kişi aslında bir değer teklifi. Benim iş ortaklarıma, herkese bir değer teklifi. Yani benim mağazama yüz yüze görüştüğüm, benim 4.000 çalışanımla konuştuğum 8 milyon kişi giriyor her ay. Şimdi o zaman biz acaba bunu biz bu markamızı ve bu güveni ve teknolojimizi önümüzdeki dönem bir platform haline getirebilir miyiz? Bizim şu anda çalıştığımız müşterilerimize sigorta sunduğumuz iki farklı sigorta şirketimiz var. Yani şirketiyle çalışıyoruz. Partnerımız var. Finansal servislerde bir platform haline gelebilir miyiz? Bizim gelen 8 milyon müşterimiz ürün alırken acaba ihtiyaç kredisi verebilir miyiz? Burada şu anda dört tane iş ortağımız var. Tüm bunlar bizi bir platform haline getirecek ve biz iş ortaklarımızla win-win bir kazan-kazan ilkesiyle bir gelecek kurabilir miyiz? Son olarak da 250.000 metrekarelik bir mağazamız var ve mağaza büyüklüğümüz var Türkiye'de. Acaba iş ortaklarımız için bu 250.000 metrekarenin gerçek birer deneyim merkezi olan buraların ortaklaşa kullanılabildiği alanlar var mı? Onun şimdi İngilizcesi space as a service deyip acaba bu metrekareleri maksimum verimlilikle kullanabilir miyiz? Önümüzdeki 5 sene içinde retail medya, space as a service, yapay zeka, kişiselleştirilmiş hizmetler ve bir platform olma bizi geleceğin perakendeciliğine hazırlayacak diyebilirim.

Çok uzun mu oldu? Yook. Gayet güzel oldu da konvansiyonel sahada kalan sevgili izleyiciler ne yapacak bu uyarılarından sonra? Onu merak ediyorum ben. Onlar da arkadaşımız. Peki. Kararı verdi. Ben müsaadenizle Ali Taha Bey'e döneceğim. Özellikle Turkcell'in veri merkezi ve bulut yatırımlarıyla beraber geldiği çok ciddi bir altyapı var ve bu kapasiteyi yeni teknoloji şirketlerinin çıkmasını mı hızlandıracak yoksa biraz evvel bahsettiğiniz gibi faktör verimliliğini arttırmada mı kullanılacak? Bunun bu altyapının kullanımının olgunlaşması, bu kadar yatırımın gerçek amacına ulaşmasını nasıl bir yol haritasıyla görüyorsunuz? Ali Taha Bey paylaşırsanız mutlu oluruz.

Teşekkür ederim. Öncelikle şunu söylemem gerekiyor. Her ikisi de hem yeni firmalar çıkacak hem de verimliliği artıracak. Tabii öncelikle hep veri merkezinden bahsediyoruz ama verinin oluşması için gereken teknolojiler de var. Bugün de en konuştuğumuz en önemli teknolojilerden birisi de bu 5G teknolojisi. Tabii burada herkese söyledik. Sağ olsun Hulusi Bey de reklamımızı yaptı. Biz 5G'yi 5'e katladık biliyorsunuz. Bu ay eğer Turkcell'deyseniz paketlerinizi 5'e katlamayı unutmayın. 5 e Şak diye biliyorsunuz 5 hattı. 5 hattı söz ağızdan çıktı bir kere dedik. Ve şu ana kadar 1,5 milyar GB müşterilerimize dağıttık. Ay sonuna kadar da dağıtmaya devam edeceğiz. Çünkü niye? Bu ayı biz hız yılı ilan ettik. Hız yılında herhangi bir şekilde müşterilerimiz düşünmesinler. İstedikleri kadar doya doya kullansınlar istedik. Burada da yüksek kapasitede bir 5G yedeğimiz var. Müşterimiz kullanabilirler. Tabii bu kadar veriyi oluşturduktan sonra bu verinin bir değeri oluşuyor. Bu veriyi sadece tutmak değil yani iletmek değil. Biz o iletim aşamasındayız. Bu veriyi saklamak, bu veriyi korumak ve aynı zamanda bu veriyi bir değere dönüştürmek diye boyutu var. Yani veri esasında ilk hammadde. Bir de güvenlik konusu var. Tabii çok saklama yani güvenli bir şekilde saklayabilmek. Şimdi biz veriyi taşıyoruz. A noktasından B noktasına veriyi güvenli bir şekilde 5G teknolojisiyle teknolojik altyapımızda taşıyoruz. Ama o verilerin bir yerde durması ve depolanması ve güvenli bir şekilde saklanması gerekiyor. Bunun için de Turkcell olarak biz Türkiye'nin verisi Türkiye'de kalacak stratejisi doğrultusunda veri merkezlerinde çok yatırımlar yaptık. Şu ana kadar 600 milyon euro'luk bir yatırımımız var. Türkiye'nin dört değişik yerinde çok üstün kalitede müşterilerimize sunduğumuz veri merkezlerimiz var. Bir tanesi Gebze'de, bir tanesi Çorlu'da, bir tanesi İzmir'de, bir tanesi de Ankara Temel'de olmak üzere. Tabii bu bizim ilk bu işe girişimizdi. Çünkü biz Türkiye'de verilerin burada tutulabileceğini gösterdik ve pazar payı anlamına baktığınız zaman da orada da market lideri yani Türkiye'nin en büyük veri merkezli işletmecisiyiz. Tabii bunu bir üst seviyeye çıkartmamız gerekiyordu. Çünkü niye? Veriyi saklamak bir güzel bir hizmet. Başarılı bir hizmet, karlı bir hizmet. Ama bu verinin ikinci aşaması olan bu veriden değer üretme kısmına geçmemiz gerekiyordu. Veriden değer üretme kısmı da yapay zeka ve bulut bilişimle geliyor. Burada da Türkiye'nin Turkcell olarak şunu dedik. Türkiye'nin verisi Türkiye'de kalacak. Verinin stratejik değeri de Türkiye'de kalacak dedik. Yani bu stratejik değeri oluşturacak kimler? Startup'larımız. Bu stratejik değeri oluşturacak kimler? Bizim şirketlerimiz. Onun için de dünyanın en büyük firmalarından bir tanesi olan Google Cloud'la çok büyük bir anlaşmayı imzaladık. Bulut bilişim altyapısında dünya lideri olan Google Cloud'la yapmış olduğumuz bu 3 milyar dolarlık anlaşmayla 1 milyar dolarını biz ödeyeceğiz. 2 milyar dolarını 10 yılda Google Cloud'la beraber yapmış olduğumuz bu yatırımla Ankara'da çok güzel veri merkezleri inşa edeceğiz. İnşallah mayıs ayında da temelini atmaya başlıyoruz. Temelini atıyoruz. Hızlı bir şekilde öğreteceğiz. Çünkü niye? Bu veri merkezleriyle beraber sadece verileriniz tutulmayacak. Google Cloud'un vermiş olduğu yüzlerce 200'ün üstünde servis de müşterilerimize sunulmuş olacak. Şimdi bu servisler niye değerli? Bu servisler en son model yapay zeka modeli orada. Siber güvenlik hizmetleri burada. Database sistemleri orada. Esasında Türkiye'nin dijital dönüşümüne en büyük katkısı burada olacak. Herhangi bir fikriniz varsa, yeni bir şirketseniz, herhangi bir şekilde bir ürün geliştirmek istiyorsanız onun için bir IT ön yatırım yapmaya ihtiyacınız kalmıyor. Kiralama yöntemine doğru dönüyorsunuz. Çünkü ön yatırım sermaye gerektiren bir şeydir. Çok büyük sunucular almak, çok büyük bir yapay zeka GPU'lar almak zorunda kalmıyorsunuz artık. Biz size o veri merkezinde öyle bir platform hazırlıyoruz ki bütün servisler olan email'inden tutun web sayfasına kadar olan database'inden üzerine siber güvenlik hizmetleri üzerine yapay zeka siz onları kendi ürününüze göre adapte ediyorsunuz ve hızlı bir şekilde ürüne dönüştürüyorsunuz. İşte burada özellikle katma değerin, dijital dönüşümün çok büyük bir etkisi olacağını düşünüyoruz. Çünkü şöyle artık fikirden ürüne olan süreçte kafamızın rahat olduğu bir düğme. Çünkü mesela 10 liralık bir sermayeniz var. Eğer siz o 10 liralık sermayeyi sadece ve sadece altyapı yatırımına verirseniz başka şeylere harcayacak paranız kalmaz. Ama biz ne diyoruz? Siz 10 lira cebinizde kalsın. 1 lira 1 lira işte kullandıkça ödeyeceğiniz yöntemle fikrinizi deneyin. Yeni fikirler üretin ama büyük bir yatırımı ilk başta yapmayın diyoruz. Bu yeni fikirlerin çıkmasını, yeni startup'ların çıkmasını çok önayak olacağını düşünüyorum ve hep bunu örneğini veririm. Mesela dünyanın en güzel oyunlarından birisidir. Angry Birds oyunu. Onlar o şirketin 60 veya 70 oyunu. Daha önce birçok oyunu denemiş, tutmamış. Bir daha denemiş, bir daha denemiş. Şimdi biz de bütün özellikle genç arkadaşlarımızın, startup'larımızın deneyebilmesini istiyoruz. Deneyebilmesi için de böyle bir ortam hazırlıyoruz. Tabii bununla beraber sadece startup'lar değil, büyük şirketler de bu altyapıyı kullanarak. Çünkü niye? Birçok e-komers şirketi öyle. Biz planlamalarımızı network Turkcell olarak da en zor zamanlar için yaparız. Ama her zaman en zor zamanlar olmaz. En çok yoğun zamanlar olmaz. Her zaman Galatasaray Fenerbahçe maçı olmuyor. Mesela bizim en fazla trafiğin geçtiği zaman Galatasaray Fenerbahçe maçıdır Türkiye'de genelde veya milli maçlardır. Ama biz network'ümüzü hep ona hazır halde tutarız. Şimdi bulut bilişiminin en önemli özelliği istediğiniz zaman ölçeklendirebiliyorsunuz. Siz bugün onluk iş ihtiyacınız varsa onluk alım yapıyorsunuz ve diyorsunuz ki benim istediğim zaman bunu 100'e çıkartayım, 1000'e çıkartayım ve siz bir talimatla hızlı bir şekilde o havuzdan, herkesin kullandığı ortak havuzdan sisteminizi yükseltebiliyorsunuz. Yani ölçeklendirebiliyorsunuz. Bu da size çok büyük bir maliyet etkisi ve verimlilik etkisi katıyor. Onun için bizim bu Türkiye'nin Turkcell olarak yapmış olduğumuz bu yatırım bizim gelecek 5 sene 10 senedeki bir dijital dönüşümümüzü ve dünyadaki yapay zeka çağını yakalayabilmemiz için çok değerli. Çünkü biz bu anlaşmayı Google Cloud'la yaparken şunu söyledik. Dünyada ne varsa Türkiye'de de olacak. Türkiye'nin mevzuatlarına da %100 uyumlu olacak. Bu iki şartı sağladığınız zaman işte hem veriyi hem de verinin stratejik değerini Türkiye'de tutabiliyorsunuz. Ve bu anlaşmada bunu gerçekleştirmiş olduk. İnşallah ben bu anlaşmayla biz hem bağlantıyı sağlayan 5G bağlantısıyla hızlı bağlantıyı sağlayan 5 katını veren şak diye veren bir şirket olmanın yanında onu tutabileceğimiz koruyabileceğimiz bir veri merkezi hizmeti de veriyoruz. Onun üzerine bunu stratejik olarak bir değere dönüştürecek hizmetleri de sunan bir şirket durumuna gelmiş olduk diyebilirim.

Çok teşekkür ediyorum. Benim buradaki bir endişemi söyleyerek Önder'e geçeceğim. Bizim Türk insanının beyin yapısı paylaşıma ne kadar hazır ve bunun biz nasıl kışkırtıp hani az olsun benim olsun o büyükten gelip bir kompartman alayım bir paylaşım yapayım konusunda bir bariyerimiz var mı? Endişemi taşıyarak Önder'e geçeceğim. Özellikle bu yapay zekanın gelişimi ve şirketlerin teknoloji mimarisinde Türkiye Türk şirketleri konuya ne kadar hazırlar? Senin gözünden, sizin gözünüzden nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve burada ileri gitmek için özellikle bu katılımcı beyin şeyini durumunu yaratmak için neler yapmalıyız? Bizlere neler düşüyor? Bu salonu nasıl kışkırtacağız? Bu konuda sana bırakıyorum sözü.

Harika bir soru. Çok teşekkür ederim. Şimdi Ali Taha Bey konuşurken bir şeyin farkına vardım tekrar. Teknoloji şirketlerde genelde CFO'ya bağlı olan bir masraf operasyonu. Kontrol edilmesi gereken, optimize edilmesi gerekeni di. Şimdi teknoloji bu sorudan da Mehmet Bey'in sorusundan da gördüğümüz gibi aslında yönetim kurulu konusu haline geldi. Türkiye nasıl adapte oluyor derken de harika üç tane örnek bugün gördük. Yani iki tanesini şu anda. Bir Ali Taha Bey teknoloji kökenli. Intel'de yıllarca çalıştınız. Doktoranız teknoloji üzerine ve bizim konularımızı benden daha hakim bir şekilde anlayıp anlatabiliyor. Bu mesaj giderek yayılıyor dalga dalga. Biraz önce Mustafa Bartın'ı dinledik. 25 yıllık dostum. CIO'su, Mikros'un CIO'su şu anda genel müdürlük koltuğunda oturuyor. Diğer örnek sevgili Hakan Aran bankanın CIO'luğundan bankanın CEO'luğuna geldi. Bunlar aslında Türkiye'deki teknoloji adaptasyonun ne kadar hızlı olduğunu biz bunu bankacılıkta gördük. Dünyanın ilk ATM'lerini en yüksek ölçekte uygulayanlardık. Şube otomasyonunda gördük. Telekom yıllarca en ileri servisleri en hızlı şekilde verdi. E-Devlet. Şimdi nasıl? E-Devlet? Evet. E-Devlet gerçekten şu anda dünyada örneği çok az olan verim, hizmet ve sağdan evinizden çıkmadan hizmet alabileceğiniz örnek platformlardan birisi. Şimdi böyle olduğu zaman adaptasyonun çok güçlü olacağına kesinlikle inanıyorum ben. Adaptasyonun zor olduğu, şu anda zor olduğu alanda bir parça hayatımıza giren bu yeni tanımlar. Çok basit örneklerle gitmek istiyorum. Hepimizin kullandığı yapay zeka uygulamaları var. Geçtiğimiz ay Turkcell çalışanlarına dedi ki, "Biriniz A'yı kullanıyor, diğeriniz B'yi kullanıyor. Bunu kişisel hesaplarınızdan kullanıp kurum işlerinizi çözmek için kullanıyorsunuz. Bu böyle olmaz. Çünkü veriniz, kurumun özel bilgisi. Herkese açık olan bu platformlara gittiği zaman o da oradan öğreniyor ve başka birisine cevap veriyor. Bir halka açık bir şirketin bir çalışanı 3 aylık sonuçlar açıklanmadan işte buna soruyor. Bu platformlardan birisine. O da öğrendiği başka bir şeyi başka bir sorana cevap veriyor. Buyurun bakalım. Büyük bir şey. SPK ile ilgili bir problem. Şimdi bunu çözmenin yolu kuruma sizin yönettiğiniz uygulamayı vermek. Şu anda Turkcell'in 67.000 çalışanı Gemini'yi kendi kişisel iş ihtiyaçlarında şirketin kontrolünde hiçbir veri dışarı çıkmadan kullanıyor. Şimdi bu ilk adım. Kişisel olarak sorularımı soruyorum ve buradan faydalanıyorum. İkinci adım bunların agentlar olarak çalışması. Biraz bunu açmak istiyorum. Yine Mustafa biraz önce bahsetti. Kurban Bayramı'da duyuracakları bir uygulamayla da ilgili. Şimdi agent demek aslında, tam Türkçeye çevirirsek vekil. Biz bir vekil atıyoruz teknik olarak. Bu vekile diyoruz ki benim adıma git. Şirketin üretim stok sistemine bak. Şirketin CRM sistemine bak. Şirketin web sitesindeki hareketlerine bak. Ne yapıyorum? İçeride çeşitli sistemlere gidip erişip bunlardan bilgi alma izni veriyorum. Üstünde de benim geliştirdiğim veya alıp kullandığım bir akıllı yapay zeka katmanı var. Gemini mesela. Ve ondan sonra diyorum ki git Media Markt'ın web sitesine gelip alışveriş sepeti açıp yarım bırakanları bul. Ondan sonra git bu isimlerin geçtiğimiz bir ay içerisinde gerçekleşmiş, fatura kesmiş olduğum hesaplarına bak ve ne aldıklarını gör. Ondan sonra git pazarlama departmanının bu ayki sıcak pazarlama yaptığı kalemlerle onlara bak ve oradaki o kalemleri bu yarım hesabı yarım bırakanların önüne yeni bir kampanya olarak getir. Şimdi yerimden kalkmadan üç sistem üç ayrı departmanın yapacağı işi bu ajana yaptırdım ben. Yeni hayatımız bu olacak. Adapte olmak durumunda olduğumuz şey bu olacak ve inşallah bir yıl sonra buraya tekrar gelmek nasip olduğunda bunu şirket içinde uygulamalarını görmeye başlayacağız. Şirket dışında müşteri ilişkileri kısmı daha da heyecan verici. Geçtiğimiz ay Amerika'da Macy's'le duyurduk. Eve gittiğinizde Macy's web sitesine bir girin. Orada Ask Macy diye bir kutucuk var. Ve olayın geldiği yeri görmek açısından canlılık şu anda ben yaptım. Kullanabiliyorsunuz. Bir takım elbise istedim. Bir sürü örnek getirdi. Onların önemli markaları işte Ralph Lauren, ne bileyim Calvin Klein vesaire. Dedim ki bunlar arasında buruşmayan, seyahate uygun olan hangisine tık tık tık özellikleri döktü. Ondan sonra da dedim ki bir tane boy fotoğrafımı yolladım. Böyle bir sahne anında çekilmiş. Fotoğrafı yükledim ve bunu üzerimde göster dedim. O elbiseyi benim üzerime giydirdi. Şu kırışıklıkları dahil olmak üzere hepsini koydu. Virtual trayon dediğimiz şey beğendin mi diye sordu. Şimdi Agent'ın hizmet verme, dışarıya hizmet verme örneklerinden birisi bu. Turkcell dijital iş servisleri ile beraber şimdi Hulusi Bey'imize gidiyoruz. Bu uygulamayı sizlere kuruyoruz. Yani denemek için böyle bir sene bedava şey yaparız yani. Değil mi? Değişim buralarda oluyor. Yeter ki faturası kabul edilebilir olsun. Evet. O da tabii ayrı bir o da başka bir şey. Çünkü arkada yaktığınız şey az buz bir şey değil. Ama bunların hedeflenen verimi sağlaması için de bir yandan sürekli bu maliyetleri düşürmek için çalışıyoruz. Oralara şimdi girmeyeyim. O da apayrı ve güzel bir konu ama iki tane senaryo. Bir şirket içinde kullanım, verimlilik. İkincisi müşteri ilişkilerinde. Bunlar önemli değişikliklere yol açacak. Ve yine aynı yere geliyorum. Biz bütün bu veriyi Ali Taha Bey'in dediği gibi burada tuttuğumuzda, altyapımızı burada çalıştırdığımızda bunların kullanımı kolay, sorunsuz ve en önemlisi de kontrollü ve güvenli olacak.

Çok teşekkür ediyorum. Eee, son sözü Hulusi Bey'e kelimeyi iyi telaffuz etmeye gayret ederek okuyacağım. Fijital. Perakendenin geleceği. Garip bir kelime yani. Kim bulmuş?

Perakendenin geleceğini nerede görüyoruz? Bu bulunduğumuz ortamda ve şu panelde bunun eee toparlamasını size bırakıyorum. Hızlıca anlatayım. Yani birisi oturmuş. A burada fiziksel var. Burada da dijital var. Bunlar böyle. Bir de Omni Channel var ya daha fancy bir kelime bulalım bunu. Bu fijital olur mu? Olur demişler ve öyle gibi ama kelime şeyi çok iyi anlatıyor. Gideceğimiz yolu çok iyi anlatıyor. O yüzden biraz açayım. Bir kere biraz önce senin Messiz'den verdiğin örneği biz yapıyoruz zaten. Yani mesela gidiyorsunuz bir kahve makinesi alacaksınız. Otomatik kahve makinesi ya nasıl kahve seviyorsundan başlıyor. Sonra ne kadar sık içiyorsuna geliyor. Sonra bu sorularla web sitesinde sonra sana kahve makinesi seçmene yardımcı oluyor. Diyor ki bunu almana gerek yok.

İzinle zaten çalışıyorsunuz.

Evet. Aynen. Aynen. Onu sonunda söyleyecektim. Dur onun sonunda söyle. Tamam bozdun.

Bir oradaki şey var. Resmini yüklüyorsun. Kahve makinesiyla yan yana kahve. O diyor ki bu adama en pahalısını öner diyor. Sedin resmini yüklersek filan gibi. İşin şakası bir yana bunu şu anda hakikaten yapıyoruz. Çok iyi iş ortaklarımız var. E bayağı da para veriyoruz ama yapıyoruz yani. Çok mutluyum ben Google Cloud'la çalışmakta. Google'ın tamamı yani bütün şirketin diğer bölümleriyle de çalışıyoruz. Hakeza Turkcell'le de öyle.

Şimdi Fijitale'e dönersek şimdi bana soruyorlar. Pandemi sırasında da sordular. Dediler ki ya siz hala niye mağaza açıyorsunuz? Şimdi eee gerçekten inandığım şeyi söylüyorum. Bizim grubun %26 dijital share'ı yani toplam 22 23 milyar euro bir ciro yapıyoruz. Bunun %26'sı online'dan geliyor. Dijitalden geliyor. Geri kalan hala %74'ü hala fiziksel. Ama ülkelere bakıyoruz. Bu rakamın o 26 Hollanda için 45, Almanya için 30, Türkiye için 19. Değişik kültürlerde de değişik eee davranışlar var. Şimdi öyle olunca eee bu fiziksel mağazacılık konusunun en önümüzdeki 10 sene içinde herhangi bir yere gitmeyeceğini ama sonra hani arkamızdan eee şey yapmasınlar diye bence 10 seneden de daha fazla süre Türkiye'de fiziksel mağazacılığın bir dönüşümle, bir deneyim mağazacılığıyla dönüşümle devam edeceğini düşünüyorum. Ama ya o ya o diye de bir şey yok. Eğer fiziksel mağazanız varsa tüm dijital süreçlerinizin entegrasyonu, biraz önce söyledim, bunu çok iyi yapan markaların yani müşterinin keyfinin kahyası ne istiyorsa o anda orada olabilen markaların eee gerçekten bu işi yönetebileceğini düşünüyorum ve kalıcı olacağını düşünüyorum.

Şimdi burada birkaç tane şey var. Veri analitiğini konuştuk. Çok sağlam bir datanız olacak. Müşteri ne zaman online gelmiş, ne zaman offline gelmiş, ne zaman bütünleşik gelmiş, oradan sipariş verip oradan almış. Bunu bileceksiniz. Okey. Ama şimdi bir de lojistik açısından da şöyle bir dünyaya geldik. Biz ayda 1 milyondan fazla fatura kesiyoruz Mehmet Bey. Bu şu demek. 1 milyon müşteri bizden bir kutu alıyor. Bunun bazısı çok büyük kutular. Buzdolabı gibi bazısı küçücük. Türkiye'nin de her bir yerine ürün gidiyor. Şimdi bu fiziksel e kanaldan da olsa, dijital de kanaldan da olsa bir lojistik tower, lojistik üssü kurmak zorundayız. Sanal bir şekilde bir kule kurmak zorundayız. Çünkü değer teklifimiz müşteriye vaadettiğimiz zamanda o ürünü gönderebilmek. Bu da o eee özellikle teknolojinin geldiği yerde müşterinin ürününü telefonundan, cep telefonundan takip etme arzusunda olduğu bir yerde biliyorsunuz işte Nevzat Bey de buradaydı. Yemek Sepeti getir ve diğer böyle uygulamalar ürünü anında takip edebiliyorlar ve artık alışkanlık buraya geldi. Bunu yapmak zorundasınız ve bunu yapmazsanız ne oluyor biliyor musunuz? İşte optimizasyon diyoruz ya. Bizim call center'daki aramalar patlıyor mesela. Ya diyoruz ki bu call center maliyeti niye arttı? E çünkü müşterinin ürününü bir saat geç götürmüşüz. O sırada iki defa aramış. Bütün bu analizleri doğru düzgün yapıp bu entegrasyonu sağlamadığınız takdirde optimizasyon yapmanız da zorlaşıyor. Kar etmeniz de zorlaşıyor.

Şimdi ben böyle metafor yapıyorum. Böyle ikide bir indirim indirim diyorum ya aslında bir mesaj vermeye çalışıyorum. Yaptığımız iş çok milyon eurolu ya da milyar eurolu ciroların içinden damla bir marj bırakabilmek. Yani böyle bir iş. O yüzden de bu fijital mağazacılık yani ikisinin birbirine entegre olduğu ama eninde sonunda güven çatısı altında bir markanız ve güvenle birleştiği takdirde geleceğin perakendesi olarak yaşarsınız. Biz bundan eee 2017 yılında yani 2007 yılında Türkiye'de ilk mağazayı açmışız. Ben o sıra Turkcell'deydim. Eee 2017 yılında 10 yılda Almanlar demiş ki ya bu Türkiye'de biz bu işi yapamayacağız galiba ve çekilsek mi diye düşünmüşler. çekilsek mi diye düşündükleri dönemde bir transformasyon oluyor ve biz işte o sırada biz giriyoruz filan o şirkete ve şu anda ne durumdayız biliyor musunuz? Almanya'dan sonra 7 olan Türkiye şu anda Almanya'dan sonra ki 500 mağazası var. Şu anda ikinci ülkeyiz. Şu anda Almanya'dan sonra diyorum çünkü eee Almanya artık hani onu da geçmeyelim. O zaman da işimizden gücümüzden olmayalım. 500 mağazaları var adamların şirketi. Ama şöyle ikinci ülkeyiz. İşte bu optimizasyonu iyi bir takım çalışmasıyla marka değer teklifinizle ve güvenle yönetip fijital dediğimiz ama aslında dijital mağazalarınızı büyüterek fiziksel mağazalarınızı koruduğunuz bir plan yaparsanız ki biz bunu yaptık. Önümüzdeki 10 sene emin adımlarla gideriz diye düşünüyorum.

Süper. Görüyorsunuz ki dijital dönüşümün hızı ne kadar olursa olsun insan vizyonu ve bunu kullanan o ekibin vizyonu çok önemli. Umuyorum ki gelecekte bu dijital dönüşümün sırf kodlamada değil zihinlerde de özümsendiği, yerleştiği bir Türkiye görelim. bir iş alemi görelim. Ben bütün panelistlerime hem katkıları için hem benim zamana karşı olan QPI'ımı tutturmada yardımcı oldukları için çok teşekkür ediyorum ve sizleri onları kuvvetli bir alkışla teşekküre davet ediyorum. Dijital dönüşüm liderleri, geleceğin şirketini inşa edenler panelimizin moderatörüne ve sevgili konuşmacılarımıza çok teşekkür ediyoruz. Efendim çok teşekkür ediyoruz. moderatörümüze ayrıca teşekkür ediyoruz ve bu zirvedeki süremizi aşmadan bitirdiğimiz ilk panel. Çok teşekkürler. Teşekkür ediyoruz. Ve sıradaki oturumumuz Bacacı Yatırım Holding sponsorluğunda yeni yatırım modelleri, stratejiler ve fırsatlar. Oturuma geçmeden önce Bacacı Yatırım Holding'in kısa filmini izliyoruz. Hayatın her alanında sonsuz ihtimaller ve fırsatlar olduğuna inanıyoruz. Kurulduğumuz ilk günden bu yana geleceği şekillendiren dinamik, çevik ve vizyoner yaklaşımımızla hayata ve topluma katkı sunmaya odaklanıyoruz. Attığımız her yeni adımda bulunduğumuz sektörleri, insanımızı ve ülkemizi sonsuz enerjimiz ve mücadeleci ruhumuzla geleceğe taşımayı hedefliyoruz. 45 yılı aşan deneyimimiz ve güçlü nohow'umuzla 9 farklı sektörde 11 şirketimizle geleceğe değer üretmek için çalışıyoruz. Lojistikten enerjiye, gıdadan operasyonel leasing'e, telekomünikasyondan besin takviyelerine, kargo taşımacılıktan inşaata ve açık hava medyaya kadar bulunduğumuz sektörlerin dönüşümüne katkı sağlarken her geçen gün daha da güçleniyoruz. Her biri kendi alanında güçlü, her biri aynı vizyonun parçası. Yaklaşık 10.000 çalışanımızla ortak bir amaç için geleceğe değer üretmek. Çünkü gerçek başarının yalnızca büyüme rakamlarında değil üretilen değerde, sürdürülebilirlikte, topluma ve çevreye duyulan sorumlulukta saklı olduğunu biliyoruz. İnsana saygıyı merkeze alarak yalnızca bugünü değil yarını da inşa ediyoruz. Bacacı Yatırım Holding geleceğe değer üretir.

Efendim dünya büyük bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Yapay zeka, yenilenebilir enerji, biyoteknoloji ve dijital teknolojilerde yatırımlar hızla artıyor ve geleneksel sektörler de bu değişime ayak uydurmak zorundalar. Bacacı Holding sponsorluğunda gerçekleşen yeni yatırım modelleri, stratejiler ve fırsatlar panelinde bu dönüşümün finansmanını beraberinde getirdiği riskleri ve sunduğu fırsatları ele alacağız. Öncelikle oturumun moderatörünü sahneye davet etmek istiyorum. Alkışlarınızla Aywi Partehon Türkiye Başkanı Sayın Özge Gürsoy Bükavşa.

Hoş geldiniz Özge Hanım. Merhabalar. Ve değerli konuşmacılarımız Diffusion Capital Partners ortağı Alper Karagöz. Hoş geldiniz. Bacacı Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Cem Cansu. Uluslararası Finans Kurumu IFC Türkiye Kazakistan ve Özbekistan direktörü Lisa Kner. ve Yıldız Holding Gıda Grubu Başkanı ve Besler CEO'su Mert Altınkılıç. Hoş geldiniz tekrar. eee yani zirvenin sonlarına doğru hepimiz büyük bir dönüşümün eşeğinde olduğumuzu ve şirketler kadar yatırımların da dönüşüm eşeğinde olduğunu gözlemleyebildik. Bu panelimizde daha çok tartışacağımız konu eee şirketler ve sektörel açıdan baktığımızda yeni finansman modelleri neler olacaktır? Bu yeni finansman modelleriyle uyumlu olan şirketler ve yatırım modelleri nedir? eee şirketler bu dönüşüme nasıl hazırlıklı olacaklar ve günümüzde yaşadığımız jeopolitik ve küresel eee çatlamalar ve sıkıntılar ile sektörler nasıl uyumlanabilecek? Bunları tartışıyor olacağız. eee baktığımızda artık yatırım kararları sadece ekonomik bir karar olmanın ötesinde eee ciddi anlamda sürdürülebilirlik, ülkelerin varlıklarını sürdürmesi ve pandemi ve sonrasında gelişen olaylarla e gelişmiş yeni gelecek olan yapay zekayla da ve jeopolitik eee challenge'larla da nasıl başa çıkacağını adres eden eee bir yapıya dönüştü. Doğal olarak doğru yatırım nedir? Doğru yatırım modeli nedir ve doğru strateji ve finansman modeli nedir? Bizim cevabını arayacağımız sorular olacaktır. Eee burada kıymetli katılımcılarımız bu alanda eee hem eee sektörel olarak hem yatırımcı olarak çok fazla eee tecrübeye sahipler. Bu tecrübelerini de paylaştıkları için şimdiden teşekkür ederim. eee özellikle yeni yatırım modellerini nasıl şekillendireceğiz? Finansmanını nasıl yapacağız? Şirketleri dönüşüme nasıl hazırlayacağız? Biz yatırımlarımızı dönüşüme nasıl hazırlayacağız? Şu anda cevabını aradığımız sorular olacak. Belki bu panelin sonunda da önümüzdeki 10 yılın ekonomik mimarisini nasıl görüyoruz? Onu da tartışıyor olacağız. Eee ilk soruma Alper Bey sizden başlamak istiyorum. Eee çok değişik bir alanda yatırımlar yapıyorsunuz. Dipteek taklit edilmesi zor, bilimsel olarak kendisini ispat etmiş bilimsel temelli teknoloji girişimleri. Öncelikle bir yatırımı deeptech olarak adresleyebilmemiz için yatırım kriteri nedir? Siz yatırım yaparken hangi kriterlere göre yatırımlarınızı yapıyorsunuz? Bu alanda nasıl bir oyun kurmak istersiniz? Çok eskiden beri bu alanda ilerliyorsunuz. Tecrübelerinizi paylaşırsanız çok seviniriz.

E tabii ki eee yaklaşık 2015 yılından itibaren eee DCP çatısı altında özellikle derin teknoloji eee alanında yatırımlar yapıyoruz. Eee derin teknoloji yani sizin dediğiniz gibi bilimsel temeli olan, eee kopyalanması zor, biraz da sabır gerektiren bir eee şey eee yatırım alanı. Eee, bu sabır gerektiren kısmı son zamanda yapay zekanın iyileşmesiyle biraz daha hızlandı. Artık hani laboratuvardan eee, ticari ürüne eee, geçiş artık eee, daha hızlı olmaya başladı tüm e dikeylerde. Eee, biz neye bakıyoruz yatırım yaparken? Tabii ki bizim eee tüm VC'lerin sadece dikey eee bizim dikeyde değil tüm eee erken aşama yatırımcıların baktığı şey aslında insan sermayesi. Yani doğru bir takımla mı eee bu işi yapıyoruz sorusunu soruyoruz. Eee eğer karşımızda doğru bir takım ve bu iş fikrini eee ya da bu işi büyütebilecek bir takım varsa tabii ki onlarla ilerliyoruz. Bizim özelimizde mutlaka bir teknoloji inovasyonu e gerekiyor. Bu teknoloji inovasyonu olmadan eee bizim yatırım yapmamız çok mümkün değil. Eğer bir eee ticari inovasyon varsa eee bir iş inovasyonu varsa o zaman da farklı eee şeyler var, kaynaklar. Ama derin teknoloji özelinde özellikle ticari inovasyon şart. Eee, diğer unsur, eee, pazar unsuru, pazar yeterince büyük mü? Eee, ve bu uluslararası bir eee potansiyeli var mı? sadece yerel eee yani dip derin teknolojinin temelinde sadece yerel kalabilecek eee şeyler hani eee iş fikirlerini eliyoruz ve uluslararası boyuta çıkabilecek bir eee fikirse e bir işse bir ürünse servisse ve bunu bu takım gerçekleştirebilirse eee biz bu işi desteklemeye düşünüyoruz. eee şey öncesi, ayrıntılı değerlendirme öncesi. Tabii şimdi bu işi yaparken dönemsel birtım kaygılar var. Hani 10 sene önce yatırım yaptığımız işe bugün yatırım yapmamızın olasılığı çok düşük. Bugünlerde biz dör tane temel eee trendi şey yapıyoruz, gözetiyoruz. Bu dört temel trendin ilki, eee, yüksek teknolojinin dönüştürücü etkisi. Bunu şöyle açıklayabilirim. Artık laboratuvardan eee, bir ürüne geçiş çok daha hızlandı. Bir örnek verecek olursak eskiden bir ilaç molekülü için çok zaman harcanıyordu ama artık yapay zekanın etkisiyle eee, ve yardımıyla çok hızlı bunu yapabiliyorsunuz. ya da aynı şey malzeme için de geçerli veya aynı şey eee sağlık teknolojileri için de geçerli. Dolayısıyla yüksek teknolojinin dönüştürücü etkisi eee çok fazla eee önemli bizim alanımızda. İkinci temel unsur tüm konferans süresince eee dile getirilen bölgeselleşme yani globalleşmenin aksine bölgeselleşme mevcut. Tedarik zincirlerinde eee üretimde eee savunma sanayindeki yapılan harcamalarda dolayısıyla bu yapısal trend de çok önemli. Üçüncü yapısal trend demografinin değişmesi. Demografi eee dünya yaşlanıyor artık. Dolayısıyla ona göre ürünler, servisler eee şey yapmanız, gözetmeniz lazım ki eee bu iş olsun. Tabii dördüncü gözettiğimiz şey de eee sıfır eee şeye e karbona, yolculukla alakalı. Biz bu dört ana yapısal trendin altında eee yine dört tane ayrı dikey belirledik. Bunların birincisinin ismini dikey yapay zeka koyduk. dikey yapay zekayla eee sağlık endüstrisinde, otomasyonda, endüstride bir sürü iş fikri geliyor ve biz bunları değerlendiriyoruz. Eee ikinci belirlediğimiz dikey ise endüstriyel dayanıklılık ve çifte kullanım. eee bölges üretimin ve tedarik zincirlerinin eee şeyiyle bölgeselleşmesiyile beraber özellikle endüstrideki dayanımı arttırmak eee ve eee çifte kullanımlı yani hem savunma sanayinde hem de e ticari olarak kullanılabilecek eee işleri daha fazla değerlendirir olduk. Yaşam bilimleri bizim her zaman eee bakmayı sevdiğimiz ve Türkiye'deki teknoloji arzıyla doğru orantılı bir şey. Burada hassas tanı teknolojileri, dijital sağlık uygulamaları ve sıfır karbona yolculukta özellikle eee akıllı eee ve akıllı iklim ve enerji teknolojilerini gözetiyoruz. Burada eee tarım tarafında eee gıda tarafında, sürdürülebilir malzeme tarafında işlere bakıyoruz. Özetlersem takım çok önemli. Eee, iş fikri eee, bir teknolojik fikir olması çok önemli. Yapısal trendlerle, dünyadaki yapısal trendlerle uyumlu olması lazım ve bizim o seçtiğimiz eee, dikeylerdeki eee, şeylerle, endüstrilerle uyuşuyor olması lazım.

Teşekkür ederim. Eee, Cem Bey, bacacı Yatırım Holding olarak dağıtımdan pazarlamaya kadar esasında değer zincirinin birçok alanında faaliyet gösteriyorsunuz. Baktığımız zaman da eee, sektörler artık sadece biz enerji ve eee, savunmanın güvenlik açısından önemi kadar baktığımızda gıda da, lojistik de güvenlik açısından en kritik sektörler olduğunu görüyoruz. Siz yatırımlarınızı yaparken baktığınız kriterler nedir? Makro koşullar bu yatırım yapma iştahını veya seçeneklerini, şirkeş seçeneklerini nasıl etkiliyor? Sizin değer zincirindeki katılımcı olan şirketler açısından baktığınız zaman yatırım kararlarınızı en çok belirleyen unsurlar neleri oluşturuyor?

Teşekkürler Özge Hanım. Ben faaliyetlerimizden kısaca bahsederek başlayayım. Zaten bizim ismimizde yatırım geçtiği için eee sorunuzu da ümit ediyorum eee cevaplayabiliyor olacağım. Şimdi bizim faaliyetlerimize baktığınızda biz karga ve lojistik sektöründe Surat markalarımızda, telekomünikasyon ve operasyonel kiralama sektörlerinde port markamızla, açık hava medyacılığında alt medya ve panout iştiraklerimizle eee ve en son geçen sene yatırım yaptığımız takviye edici gıdalar ve gıda sektörlerinde Zade Vital ve Zade markalarıyla ana sektörler ve temel şirketler bunlar olmak üzere faaliyet gösteren bir yatırım. holdingiz. Şimdi tabii birçok şirket ve sektör saydım. Hepsi eee çok farklı dinamikler, insan kaynağı, finansman ihtiyacı, farklı ölçekler. Eee zaten bu holding olmanın bir sonucu çeşitlendirilmiş zenginlik ve farklılık. Yatırım holding bakış açısıyla baktığımda bu kadar farklılığın arasında iki tane ortak özellikleri var. Hem mevcut işlerimizin hem de yatırım yapmaya başladığımız alanların. Bunlar da bunların hepsi ölçeklendirebilir işler. Eee, ikincisi de hepsi operasyonel derinliği olan yapılar. Şimdi bizim yapımızda böyle bir çizgi çeksek yani bu Uca Salt finansal yatırımcı buraya da daha geleneksel entegre holding yapılarını koysak bizim yapımız aslında hibrit bir yapılanma. Eee, ben biz bunu şu şekilde tanımlıyoruz. Aktif değer üreten stratejik yatırımcı. Ya şimdi baktığınızda dünyada, Türkiye'de şirketler, varlıklar, potansiyeli ve performansları arasında farklar oluşabiliyor. Performansları ve potansiyellerini herkes farklı şekilde değerlendirip düşünebiliyor. Biz konuya şu şekilde yaklaşıyoruz. Bizim kendi eee yetkinliklerimizi düşündüğümüzde işte bunlar neler olabilir? eee şu anki sektörlerimizle yaratacağımız sinerji, eee mevcut operasyonel kaslarımız, eee finansal mühendislik kapasitemiz, öz kaynak gücümüz, finans finansmana erişim kapasitemizle düşündüğümüzde biz bu potansiyel ve performans arasındaki farkı ne kadar yaklaştırabiliriz ve bunu ne kadar hızlı yapabiliriz? Aslına bakarsanız ilk temelde basitçe akılda kalması için odaklandığımız sorular bunlar diyebilirim. ne zaman çıkarız sorusu örneğin değil. Hani bu belki farklı bir yatırımcının eee daha önceliklendireceği bir eee soru olabilir. Dolayısıyla bu iki soruya biz kendimizi tatmin eden cevapları aldığımız zaman eee bu alanlara odaklanıyoruz. Tabii yatırım sadece şirkete sermaye koymak değil, satın almak değil. Aslında süreç bizim için biraz da orada başlıyor. Yani bu performansla potansiyel arasındaki yolculuk hani buna değer üretme süreci diyelim. Aslına bakarsanız operasyonel anlamda birçok yatırım gerektiriyor ve biz bunların da içindeyiz. İşte buna sermaye yatırımından insan kaynağına, yönetişimden teknolojisine sürdürebilirliğine kadar katıldı. Dolayısıyla bu alanı da planladığımız bir yapı var. Şimdi bizim değer yaratma modelimizde birkaç tane olmazsa olmaz var. Bunlardan bir tanesi bacacı Yatırım Holding büyük bir aile. Yani biz 10.000 kişilik bir aileyiz. Eee, tabii önemli ihracat pazarlarında varız. Türkiye'de binden fazla noktada varız. Dolayısıyla müşterimiz ve tedarikçimizle, tüm paydaşlarımızla düşündüğünüz zaman çok önemli bir ekosistemin eee parçası Bacacı Yatırım Holding. Bu kapsamda da biz şirketlerimizi merkezden kopuk yapılar olarak görmüyoruz. Yani bacacı kültür ve değerleriyle yoğurduğumuz eee merkezle son derece entegre yapılar. Bu entegrasyon, stratejik yönlendirme, operasyonel iyileştirme, finansal mühendislik gibi alanlarda oluyor. Ama tabii ki bu değer üretme sürecinde şirketlerin olgunluk seviyesine ve ölçeğine göre buradaki entegrasyonun derecesi değişebiliyor. Ama bacacı olarak şirketlerimizde o anlamda iç içe bir yapımız olduğunu söyleyebilirim. E ikinci önemli nokta tabii birçok farklı kriter var ama burada zamanı da efektif kullanmak adına. İkinci nokta ise eee yatırım anlayışında birazdan yatırım iklimine değinirken de belirteceğim. Çoklu değer yaratmaya inanıyoruz. Eee buradaki kastımız şu. Tabii ki müşterimiz bizim için çok önemli. Bunun dışında tedarikçimiz, bizler çalışanlarımız, eee bütün ek sermayerımız, kamu tüm paydaşların açıkçası eee değer yaratmak ki bu zaten sürdürülebilirliğin de aslında farklı bir tanımı. eee bu iki konuyu yatırım ve eee süreçleri ele alırken eee önemsiyoruz. Şimdi yatırım iklimiyle bağdaştıracağım dedim. Yani 2025 2026 senelerin hepsinin farklı dinamikleri var. 2027 10 sene sonrasında hatta sordunuz. Eee şimdi bir kere yatırım iklimini değerlendirdiğimizde eee çok temelde dünyanın geçmiş 100 yılına bakın. 50 yılına bakın. Aslında insanlığın refahı hep büyümüş, artmış. Evet. Tamam bu beraberinde farklı sorunlar getirmiş. Bu panelin eee konusu değil ama iyimser olmak için de ortada sebepler var. Eee bu yatırım iklimini biz onun için biraz daha açıkçası orta vadeli, uzun vadeli planlarla biz çünkü yatırım yaparken belli fazlarımız vardır. Eee bu fazlara bölerek yatırımların ve daha sonraki gelişimini eee takip ederiz. Ama bu iyimser ama tabii temkinli iyimserlik. O da şu. Yani o ekonomik çizgiye baktığınızda dünya büyümüş dedim pardon ama bu dönemde de çok ciddi zikzaklar olmuş. Yani benim kariyer döneminde de ben bir hatta şu dönemde işte hepimiz dünyada eee öylesine bir noktadan geçiyoruz. Yani o iniş çıkışları yaşadığımız noktadan geçiyoruz. Dolayısıyla eee var olanlar, ayakta kalanlar da aslına bakarsanız eee dayanıklı ve sürdürebilir olanlar olmuş. Onun için demin o iki maddeyi özellikle üzerinde durdum ki bu iki gün boyunca da belki bir istatistik yapılsa bu konferansta herhalde en çok kullanılan kelime dayanıklılık olmalı. Evet. Yani bu bu panelde de ben kullanmış olayım. Dolayısıyla kullanılmamış, panelde kalmamış olsun yani. Ama bizde tabii konjonktürden bağımsız aslında bu bizim bir yatırım ve iş yapış eee şeyimizde genlerimizde olan bir şey. Tabii dayanıklılara da baktığınızda sadece finansal değil yani finansal ve operasyonel dayanıklılık. bu aynı zamanda kaldırıcı eee işin içine alıyor. Dolayısıyla bu dayanıklılık ve sürdürebilirlik zaman içinde planlarımızda farklılaşma olsa da orta vadede bizim yatırım kararlarımızı eee sağlıklı bir şekilde ilerleteceğine inanıyoruz. Eee çok kısa 2025 ve 2026'yı değerlendireyim isterseniz. 2025 senesi tabii kendi açımızdan 2025 senesi bizim için çok özel bir seneydi. Yani tarih sayfalarına ileride baktığımızda eee bacacı grubu olarak bir yatırım grubu olarak eee ailemizin büyüdüğü bir seneydi. Yani Zade grubu eee iki tane farklı sektörde aramıza katıldı. Eee yeni çalışma arkadaşlarımız, yeni müşteriler, tedarikçiler, yeni coğrafyalar, üretim, son tüketici bu bizi çok heyecanlandırdı ve o değer üretme süreci başladı. Onun dışında mevcut işlerimizde de yatırımlarımızın eee devam ettiği, özellikle verimlilik yatırımlarının, kurumsallaşma, sürdürülebilirlik yatırımlarının içinde olduğu bir seneydi. 2026'ya da eee aynı mantıkla başladık biz şu an. Yani bugün öyle işte panele girerken eee haber akışı neydi? panelden çıkardan neden çok bu bahsettiğimiz disiplinden eee şaşmadan demin bahsettiğim yetkinliklerimizle paralel aktif bir şekilde sağlık, wellness, gıda, kimya, teknoloji gibi alanlarda takip ettiğimiz eee yatırımlar var. Umarım 2026-2025'i geçer. Tarih sayfalarına bakarken bizim için deyip burada durayım. Çünkü süre hassasiyetinizi, uyarınızı hatırlıyorum.

Teşekkürler Cem Bey. Ben de katılıyorum. Herhalde en kritik kelimeler bu panelin de zirveninde dayanıklılık, sürdürülebilirlik, strateji, stratejik olma, sektörel ve eee sektörde bir oyuncu olarak ve değer yaratma oldu. Eee açıkçası biz de Örsenyank olarak en önem verdiğimiz konulardan biri bu değer yaratmadaki yaratacağımız fayda ve destek. E kalkınmadaki en büyük desteklerden biri de Liza comingcal development economy region Türkiye Kazakistan Özbekistan IFC'nin Türkiye'de önem verdiği, önceliklendirdiği sektörler nelerdir? Aynı zamanda en kritik finansman açıklarını Türkiye'de nerelerde görüyorsunuz? Çok teşekkür ediyorum bu bana bu eee konuşma fırsatını verdiğiniz için de eee çok teşekkür ederim. Bilmiyorum e çeviriden mi kaynaklı ama bu resilience sözcüğü, dayanıklılık sözcüğünü sürekli kullandığınızı duyuyorum. Şimdi benim için öncelik aslında şu. Bir ay kadar önce e Ukrayna'yla çalışıyordum ve Ukrayna'da da son 4 yılda çok fazla konuşma yaptım ve sürekli bu kelimeyi kullanıyoruz. eee yani sürekli bu eee özel sektörde neler olduğu, neler duyduğumuz eee ve bugün buradaki konuşmalar hatta dün ve bugün buradaki konuşmalara bakınca bunları söyleyebilirim. Çünkü evet tabii Ukrayna'daki kadar ciddi bir durum yok. Ancak bu bölgede ve dünyanın geri kalanında eee birtım önemli şeyler oluyor. Özellikle Türkiye'de de şu an çok fazla belirsizlikle karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Haliyle bu uluslararası finans kurumu olarak da eee Türkiye durumunda bizleri eee verdiğimiz kararlar için etkileyici olacaktır. Şimdi IFC ile ilgili bir takım bağlamlar sağlamam gerekirse şunu söyleyeyim. IFC en büyük uluslararası finans kurumlarından biri dünyadaki özellikle özel sektör üzerine odaklanıyoruz. sermayemizin doğasından, doğasından ötürü çünkü hükümetlerden gelen bir sermayeyle çalışıyoruz. Özellikle de eee TripleA 3A skoruyla eee 3A skoruna sahip kurumlarla çalıştığım, devletlerle çalıştığımız için şu anda finansın önde gelen isimlerinden biri olduğumuzu söylemek mümkündür. Bununla birlikte uzun vadeli ortaklarımıza baktığımız zaman bir eee emniyet ve istikrar sağlamaya eee çalışıyoruz. eee volatilite ve belirsizliklerin işin içinde bulunduğumuz dünyada şu an eee çok fazla bulunması gibi bir durumu gözlemleyebiliriz. Şimdi özellikle likidite ve kısa dönemli riskler bizim için önemli kriterler. Türkiye'de piyasalarımızdan bir tanesi 3üncü en büyük finansal ekspozur eee bölgemiz olarak yer alıyor dünya listelerinde. Eee 10 yıldan fazladır eee 25 milyarın üzerinde yatırıma yardımcı olduk. Eee şimdi Türkiye'de ve aynı zamanda küreselde eee kapsam o kadar geniş ki eee bilançomuza baktığımızda gerçekten eee gördüğümüz manzarayla gurur duymamak el de değil. E aynı zamanda başkalarını da yine harekete geçirmek istiyorum. Bu noktası bu noktada ki özel eee özel sermaye destekleri de gerçekleşsin. Çünkü şu anda 23 katına çıkan rakamları görebiliyoruz ve bizim de başka oyuncuları sektöre kazandırmak için böyle bir kabiliyetimiz var. Şimdi sektörlerle ilgili özel sorunuza dönecek olursak şöyle diyebilirim. Eee önce genel olarak sektöre sonra finans sektörüne eee yorumda bulunayım isterseniz. finans sektörü noktasında dayanıklılığa, dayanıklılığın olduğuna emin olmalıyız tabii ki ama rekabetin de orada olması gerekiyor. Çünkü şu anda kalkıma odaklı bir kurum olarak günün sonunda yapmak istediğimiz şey bir etki yaratmak ve bunu sürdürülebilirlik ve insanların hayatlarını sürdürülebilir olması için yapabilmek. Yani eee öncelik olarak üretim, lojistik ve değer zinciri diyebilirim. Yani Türkiye'de zaten bunlarla ilgili eee çok fazla iş yapılıyor. Yine eee verimliliği arttırmak, ihracatı arttırmak, eee yüksek volümlü üretim yapmak. Bunlar bizim için öncelikli. Birkaç örnek verecek olursam yakın zamanlı Arcas Holding güzel bir örnek olabilir. Eee şirketin uzun vadeli altyapı ve lojistik hizmetlerinin finansmanını sağladık ve aynı zamanda Antalya Havalimanı'na bir finansman sağladık. Gerçekten eee çok büyük bir istihdam imkanı da sağlıyor zaten Antalya Havalimanı. finans sektöründe hem finans kurumlarıyla hem de fondla çalışmak mümkün. Biz de hem Türkiye'de eee faaliyetlerimizi sürdürüyoruz eee hem de başka yerlerde. Bu arada bu sabah Sayın Sanayi Bakanın'ın da söylediği gibi Türkiye'nin eee Türkiye'de KOBİ'lerle ilgili konulara da değindi ve gerçekten onlara ulaşmak için finans kurumlarıyla çalışmak çok akıllıca bir fikir olacaktır. Türkiye ile ilgili önemli altını çizmek istediğim şeylerden bir tanesi de istihdam yaratacağımız yerlere yatırım yapabilmek. Bu anlamda çok fazla finans kurumuyla çalıştık Türkiye'de. Birkaç tane örnek verecek olursak QNB eee ile çalıştık. Bilmiyorum şu an buradalar mı ama biliyorum bu etkinliğe katılım sağladılar. Aynı zamanda 100 milyon gibi bir rakam eee 100 milyon gibi bir rakamın yanı sıra e özellikle iklim değişikliği için bonolarını da destek verdik. Bu şekilde de uluslararası sermaye piyasaları ilkelerini desteklemiş bulundular. Yine dijital bonolarımız var İş Bankası ve Akbank'ta. Bunların yanı sıra da leasing finansmanı sağladık. E Yapı Kredi Bankası'na ve yine QNB'e de aynı şekilde aynı destek sağlandı. Son olarak şunu da söylemek istiyorum. fonlarla ilgili ilgili olarak ekosistemin e içinde iki eee bu konferansın da zaten eee temel noktalarından, ana temalarından biri bu. Eee Templeton Türkiye'ye ikinci fonu sağladık ve şu anda özellikle büyüme odaklı şirketleri önceliklendiriyoruz. Önceliklerimizi de sorduğunuz için bunu söylüyorum. Son olarak da birtım startup'lara verdiğimiz destekler oldu ve bu anlamda da aslında teknoloji platformlarına ve özellikle eee dijitalleşme ve teknoloji önceliklendiren KOBİlere destek sağlıyoruz. Yani gerçekten şu anda Türkiye'de işlerimize devam etmek ve bu sürecin içinde bulunmak eee beni çok heyecanlandırıyor. Ayrıca bu fırsatları da burada bugün sizlerle konuşabiliyor olmak benim için çok güzel bir eee fırsat. Yine tabii ki bu güzel yatırım eee fikirleri ve bunun bir parçası kanında artık sadece enerji ve savunma gelmiyor. Gıda en önemli gıda ve su en önemli güvenlik alanlarından biri oldu özellikle pandemiden beri ve hepimiz gıda güvenliği üzerine konuşuyoruz. Sizler çok uzun zamandır sektörde olarak özellikle makro olarak bakarsak bu değişimi nasıl okuyorsunuz? Bunun içerisinde sizin yönettiğiniz dondurulmuş gıdanın yeri nedir? Bunu nasıl görüyorsunuz? Nasıl paylaşmak istersiniz? Eee, dondurulmuş gıdadaki dönüşümü nasıl değerlendirmek istersiniz diye sormak isterim.

Teşekkürler Özge Hanım. Eee, öncelikle, eee, büyük dönüşüm, eee, başlığı altında, eee, bizleri bir araya getiren, bu güzel organizasyonu ve etkinliği, eee, organize eden, eee, Big Medya Ekonomist ve Kapı dergilerine, yöneticilerine ve çalışanlarına eee, çok teşekkür ederim. Eee, dediğiniz gibi gıda sektörünü sadece üretim ve tüketim ekseninde değerlendirdiğimizde yeterli olmayacaktır. Bugün geldiğimiz noktada eee arz kısıtlarının olduğu, tedarik zincirinin oldukça kırılgan olduğu, iklim krizi yaşadığımız ve diğer taraftan tüketici ve tüketim tercihlerinin oldukça hızlı değiştiği bir ortamda gıda sektörünü eee çok geniş perspektiften ele almamız gerekiyor. Eee, burada tabii ki arz sıkıntısı veya krizi dediğimiz, eee, bölümün dışında talep tarafında da değişkenlik olduğu için, eee, bu, bu şekilde, eee, konuyu ele almamız için de, eee, bir neden oluşturuyor. Bunun ötesinde nüfustaki gelişimi de bu denklemin yanına koyduğumuzda eee, aslında konu eee, ve bu büyük dönüşümün boyutu farklı bir seviyeye geliyor. Şöyle ki, eee, Birleşmiş Milletler'in yapmış olduğu öngörüye göre 2050 yılında dünya nüfusu 10. üzerine çıkıyor olacak. Eee, dünya, eee, gıda ve tarım örgütünün yaptığı farklı bir çalışmaya göre de bu nüfusu besleyebilmek için şu andaki gıda arzını %70 oranında arttırmamız gerekiyor. Şimdi bu rakamlara baktığımız zaman eee, bir risk altında olduğumuzu hissedebiliriz. Ancak bu büyük dönüşümü gerçekleştirebilen şirketler bu riski ciddi anlamda fırsata da dönüştürebilirler. Tabii bunu eee söylemenin ötesinde nasıl yapacağız noktasında bir değerlendirme yaptığımızda burada özellikle sürdürülebilirliği işin merkezine alan, verimliliğe odaklanan, az önce dinlediğimiz gibi dijital ve yapay zeka gibi bilgi teknolojilerini işin bir parçası haline getiren ve bunun kadar önemli olan tüketici ve tüketim eee değişiklerini önden hissedebilen, algılayabilen ve bunu ölçebilen şirketler ve milletler ve devletler bir adım önde olacaklar. Tabii bu noktada baktığımızda artık bu büyük dönüşümü yapmak bir seçenek değil. Özellikle bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Biz Yıldız Holding olarak da topraktan tabağa dediğimiz iş modelimizle bunu entegre bir şekilde ele alıyoruz. Hem yıldız Holding hem gıda grubu hem de gıda grubuna bağlı olarak eee faaliyet gösterdiğimiz Bestel şirketimizde hem perakende sektörü hem ihracat hem ev dışı tüketim hem de endüstriyel kalanlarda B2C ve B2B dediğimiz müşterilerimize hizmet veriyoruz. Burada iki tane ana iş birimimiz var. Bir tanesi dondurulmuş gıda işirimimiz. Superfresh markasını bilirsiniz. Faaliyet gösteriyoruz. Diğer taraftan da yağış iş birimi. Orada da özellikle bizim ve Teremya markalarımızı eee lider markalarımızda faaliyet gösteriyoruz. Bugün bahsettiğim tüm bu kanallarda eee 55 markamızla eee 16 kategoride 1200'ün üzerinde ürünle faaliyet gösteriyoruz. Eee büyük bir ekosistem içerisindeyiz. Bu tabii ki bizim tarafımızdan değil. Özellikle tüketicilerimizin ve müşterilerimizin bize duyduğu güvenin de bir işareti. Tabii ki bu güveni eee kazanmak kadar korumak da önemli. Eee bunu yapabilmek için de eee az önce bahsettiğim entegre model içerisinde oldukça şeffaf ve güvene dayalı bir ilişki eee kuruyoruz tüm paydaşlarımızla. Eee, burada tabii ki, eee, bahsettiğim gibi bu güvenin bir parçası olarak yılda 21 milyon haneye, 64 milyon tabakta ulaşıyoruz. Eee, burada gıda güvenliği kaliteli, ürün ciddi anlamda kıymetli. Eee, süreçleri buna göre tasarlamak çok önemli. Eee, tabii ki bu güveni sağlamak için de temelde ne yapıyorsunuz derseniz, eee, bunları belirli bir, eee, tabana oturtmak gerekiyor. Burada da Yıldız Holding'in bu dünya bizim mottosuyla hareket ediyoruz. Eee, bu çerçevede aslında üç tane ana sütun üzerinde kuruyoruz tüm sistemi. Bunlardan bir tanesi doğanın geleceği için çalışmak, diğeri paydaşlarımızla beraber güçlenmek ve üçüncüsü de geleceğe ilham vermek. yapmış olduğumuz tüm çalışmalar bu üç temel üzerinde hareket ediyor. Eee buradan baktığımızda eee örneğin eee doğanın geleceği için çalışmakta ne yapıyoruz derseniz bugün eee yaş meyve sebze işinde gıda atık oranı maalesef %57'lere gelmiş durumda. Yani tarladan haset ettikten sonra nakliyesi, hali, manavı, eve gelmesi, evde israf edilen kısmıyla beraber çok ciddi bir oran. Eee, biz bunu dondurulmuş gıda sektöründe kendi içimizde %7'ye kadar indirmiş durumdayız. Eee, israfı önleme ve tasarruf çok ciddi kalemlerden bir tanesi. Diğer taraftan tabii ki, eee, paydaşlarımızla beraber güçlenmek noktasında ne yapıyorsunuz derseniz orada da eee, biz bir ziraat şirketiyiz dondurulmuş tarafta. eee bunun rakamlarını daha sonra zamanımız elverirse söylerim ama eee aslında görünmeyen ama özellikle çiftçi kısmında, ziraat kısmında büyük bir güç olan eee kadınlara odaklandık. Burada eee yaklaşık bu sektörde çalışan kadınların %80'i ya ücret almadan veya eee yanaklardan mahrum bir şekilde çalışıyor. Eee gıdanın geleceği anlamında bu sektörü de ayakta tutmak için kadınlara odaklandık. eee özellikle eee Tarım ve Orman Bakanlığı'nın desteğiyle eee Tarım Kadın Yıldızları programını başlatmış olduk. Böylece paydaşlarımızı da bizimle birlikte büyütme eee belirli bir noktaya getirme hedefimizi gerçekleştiriyoruz. Eee diğer taraftan işin geleceğe ilham verme noktasında da eee Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı onaylı ARGE merkezlerimizde eee geleceğe yönelik eee çalışmalar eee yapıyoruz. Tabii tüm bu çalışmaların e ötesinde bu işleri yaparkenki temel ilkemiz eee iyi ve kaliteli gıdayı herkese erişilebilir kılmak. Bu anlamda dediğim gibi verimlilik, sürdürülebilirlik, teknolojiye yatırım ve tüketici öngörülerini kendi iş modelimizin merkezine yerleştirmiş durumdayız.

Teşekkürler Mert Bey. Ben açıkçası gıda alanında çok proje yaptığım için o projelerde gıda esrafının ve bunun önlenebilirliğinin ne kadar büyük etki yarattığını çok gözlemleme şansım olmuştu. O yüzden eee katkılarınız için çok teşekkür ederim. Eee Alper Bey, Diptech'e gelirsek tekrar Türkiye sizce DIPTEK ekosisteminde nerede? eee baktığımız zaman biz Türkiye'yi hangi ligde görebiliriz? Bu kategorideki en güçlü alanlarımız nedir? Global ölçekte eee yarışabileceğimiz alanlar nedir? Sizlerin görüşlerinizi almak isteriz.

E bu soruya önce bir Türkiye'de bir potansiyel var mı bununla ilgili? Hani bunu bir şey yapmak lazım, söylemek lazım. Ben tabii bunu eee bir 15 senedir yaşadığım için var cevabını çok net bir şekilde kendime verebiliyorum. Ama hani izleyici eee bizi dinleyenlere anlatmak için de eee şöyle izah etmek lazım. Bu işin iki tane bileşeni var. Bunlardan bir tanesi ARGE, bir diğeri de eee insan kaynağı. Hı hı. Arge ve insan kaynağı varsa aslında teorik olarak böyle bir potansiyel var demek. Şimdi hem ARGE tarafında hem de eee insan kaynağı eee tarafında eee aslında bu konferans sırasca şöyle güzel bir şey oldu ve ben de o notları aldım. Eee aslında bunlar benim rakamlarım değil. Birinci gün eee Hazine ve Maliye Bakanımızın sunumundan birkaç tane rakam, bugün de eee Sanayi Bakanımızın sunumundan birkaç tane rakamla bunu izah etmeye çalışacağım. Şimdi eee dünkü sunumdan eee bir şey eee ayrıntı Stanford AI Index'e göre master eee mezuniyetinde eee %197 ile eee Avrupa'da ikinci sıradaymışız ve eee doktor odada %173 büyümeyle bu tabii 2012-2022 arasındaki bir rakam. Eee Avrupa'da birinci sıradaymışız. Hangi alanlarda? Computer science alanında. Bu çok net bir veri aslına bakarsanız. Diğer taraftan eee QS Europe 26 üniversite endeksinde eee TP 500'de 23 tane üniversitemiz varmış. Ve diğer bir rakam OECD'de eee şey yapan hani yabancı öğrenci kabul eden ülkeler arasında altıncıymışız. Aslında baktığınız zaman insan kaynağı ile alakalı. Ben burada bir problem görmüyorum. Hatta bir şey var. Gayet iyi bir ortam var. Hı hı. Bu işin insan kaynağı tarafı. ARGE tarafına gelirsek eğer ARGE ile ilgili bu sabah yani bunları ben tek kendim çıkarsam ya da bir yerden başka raporlardan baksam epey uzun sürerdi ama hani bunlar ekipler tarafından çalışılmış eee distile edilmiş çok özel rakamlar. ARGE tarafında gayri safi yurtçi hasılaya oranla 05'ten 1,5'ğa çıkmışız. Bunun rakamsal karşılığı aslına bakarsanız 1.2 milyar dolardan 20 milyar dolara çıkan bir şey var. ARGE harcaması var. Öte taraftan patent sayısı eee 500'lü rakamlardan 11.000li rakamlara gelmiş ve eee eee yayın bilimsel yayında 10.000lerden 50.000 000 lira gelmişti. Aslında ARGE tarafında da epey bir şey var. Eee, ne derler? Uğraşı ve çaba var. Dolayısıyla hem insan kaynağı hem ARGE baktığınız zaman eee bunu size tarif ediyor. Evet. Burada bir potansiyel var. Eğer doğru ekosistemi kurarsanız eee insanları doğru yönlendirirseniz bu mümkün. Tabii ki burada üniversitelerimize, onların teknoloji transferi ofislerine, bizim gibi fonlara eee çok görev düşüyor. Bu ligde neredeyiz derseniz bizde tarif edersek hani mesela oyunla ilgili yatırımlar var. Oyun tarafında çok iyiyiz. Bunu herhalde bilmeyen yok. Hem çıkan unicornlar hem ispatlanmış durumda. Evet. Fonların yatırımları işte fintech konusunda mesela çok iyiyiz. Yani baktığınız zaman eee bugün eee bir bankacı eee şey eee bankayla ilgili şey yaparken hani yurt dışında kullanılan bankacılık uygulamalarıyla bizim bankaların uygulamalarını açtığınız zaman arada fersah fersah fark var. Fintech konusunda çok iyiyiz. Eee dijitalleşme alanında da çok iyi yatırımlar var. E tabii ki tüm Venture Capital ekosisteminde halen eee fonlama açısından eee Avrupa ülkelerine baktığımız zaman eee şeyiz hani eee gidecek yerimiz var o şeyde. Eee bizim özelimizde yani derin teknoloji tarafında daha da fazla eee şeye eee sermayeye ihtiyaç var. eee şey tarafında hani sermaye

tarafında bazen bu ihtiyaç şöyle de kapanabiliyor. Tabii ki Türkiye'de olması daha iyi olur ama eee diaspora dediğimiz yani yurt dışına giden eee şeyler, girişimciler eee orada kurdukları şirketlere eee yurt dışından eee şey kaynak sağlayabiliyorlar. Bunları eee bir bütüne baktığımız zaman aslında Türk girişimciler yani eee şey konusunda hani eee derin teknolojiye yatırım bulma konusunda hiç aşağı kalır yanı yok. Ama bunu eee Türkiye'de ve eee Türkiye'deki finansmanla yapmak tabii ki ana hedef olmalı. Ama global olarak baktığımız zaman ben derin teknoloji, Türk girişimcilerinin eee derin teknolojiye çektiği finansmanı eee ekonomimize oranla gayet iyi ve olumlu buluyorum.

>> Evet. Gerçekten de çok iyi örnekleri var. Hem Türk diasporasında hem Türkiye'nin içerisinde. Bunları da oyun dışında da gözlemleyebildik. Cem Bey, siz yakın zamanda bir eee yatırım planı paylaştınız. Özellikle yapay zekaya yönelik olarak bir 500 milyon liralık eee fondan bahsettiniz. Buradaki kriteriniz nasıl olacak? Eee yapay zeka şirketlerini veya yatırımlarını nasıl eee tanımlayacaksınız? Bu konuyla ilgili görüşlerinizi almak isteriz.

>> Tabii. Şimdi tabii yapay zeka genel olarak bir yapay zekayla yaklaşımımızı söyledim. Yapay zeka insan zekasının alternatifi değil. Bu panellerde de konuşuldu. Bir kaldıraç karar almamızı destekleyen, daha verimli karar almamızı sağlayan bir kaldıraç. Tabii biz farklı sektörlerde, farklı şirketlerde yapay zekaya biraz şey olarak da yaklaşıyoruz. Yani bu operasyon verimliliği ne kadar etkiliyor? Müşteri ilişkisinde nasıl kullanabilirim ve karar verme süreçlerinde ne kadar ve nasıl kullanabiliriz? Dolayısıyla bu belki bölmeyi yapmak eee kritik ama yapay zekayı tek başına yapay zeka olarak konuştuğumuz zaman da aslında biraz yapay kalabiliyor. Yani biz daha çok bunu kendi içimizde bir dönüşüm dönüşüm projeleri şeklinde değerlendiriyoruz. Çünkü eee bireysel ya da kurumsal tecrübelerimde gördüğüm yapay zekaya ne kadar doğru veriyi, ne kadar doğru süreçle eee ve sistematik olarak verdiğimiz zaman buradaki verim artıyor. Aksi takdirde açıkçası eee aynı verimi alamadığımızı görüyoruz. Dolayısıyla önce aslında veri, sistem, süreç hatta insan kaynağı organizasyonu dahi bunun içine katabiliriz. Bunların tam oturmuş olması yapay zekanın bence sonuçlarını eee olumlu yönde etkileyen faktörler olarak görüyorum. Eee hatta dün de sunumlardan birkaçında vardı. Türkiye'nin AI rediniz, yapay zeka, hazırlık eee kasları ile alakalı işte gelişmiş ülkelere göre eee gelişim alanlarımız var ama gelişmekte olan ülkelere göre iyiyiz. Bunu şirketlerde yapmak zor. Bence bu dediğim sebepten dolayı zor. Çünkü bir bütünsel bakış oluyor olması lazım. Biz geçen sene bu anlamda yapay zeka dışında işte şirketlerimizi yekasak sistemlere geçirdik. Özellikle veriye eee çok önemli yatırımlar yaptık. Buradan şeyi söyleyeyim. Sağ olun oraya da geldiğiniz için. Aslında yatırımcı kimliğimizle tabii bizim bir startup şeyimiz de var. eee hedeflerimiz de var önümüzdeki dönemlerle alakalı ve burada özellikle yapay zeka konusunda eee bizim operasyonel derinliğimizi ve finansal gücümüzü onların inovasyon ve esnekliğiyle böyle birleştireceğimiz hem yatırım hem de eee bu anlamdaki hedeflerimize daha verimli bir şekilde ulaşacağımız eee hedefler amaçlıyoruz ve bu yana 500 milyon TL gibi e 2026 için eee yatırım hedefi de koymuş durumdayız.

>> Süper. Heyecanla bekliyoruz yatırımlarınızı.

>> Biz de ekonomik bağlamına baktığımız zaman finans tarafında, projelerin finansmanı tarafında en büyük boşlukları nerede görüyorsunuz? IFC'nin de büyüme tarafında yeni projelere yaklaşımını nasıl özetlersiniz? Çok teşekkürler. Bence Türkiye'nin son derece sofistike bir finans sistemi var. Bu tabii ki sermaye açıklarıyla da eee ilgili bu açıdan da tartışabiliriz. Risk nedir? Bu riskin maliyet açısından anlamı nedir diye sorabiliriz. Bu dalgalanmalar ve risk iştahı bağlamında birtım zorluklar karşımıza çıkıyor elbette. Şimdi finansal enstrümanlara baktığımız zaman öz sermayeler işte finansmanlar, fonlar, kısa dönem enstrümanlar ya da daha uzun dönem finansal enstrümanlar da düşünülebilir. Uzun dönem eee taraflara baktığımız zaman projelerde özellikle Kapex açısından önemli olanlarda eee önden büyük ölçekli yatırımlar gerekebiliyor. Bazen şirketler daha kısa vadeli finansal enstrümanlar ve araçlar da kullanabiliyor. Dün eee son iki gün aslında ticaretteki dalgalanmalardan bahsettik. Türkiye önemli bir ihracatçı. bölgesinde önemli bir güç ve finans garantili enstrümanlar da bu anlamda bu yine sınır ötesi ticaretteki riskleri egale etmek ya da minimize etmek açısından küresel önem taşımaktadır. Aynı zamanda daha önce de dile getirdiğim gibi sadece kendi bilançolarımızı değil ama aynı zamanda diğer eee finanscıları da bu risk ortamında bir araya getirebiliriz. Bu yatırımcılara biraz güven vermemiz gerekiyor. Risk nasıl yönetilmeli? Eee, pazar dinamikleri nasıl iyi okunabilir? Belki eee, bununla ilgili iki yöntemden bahsedebiliriz. Finansal paket sendikasyonu yani diğer ticari bankaların devreye sokulması. Diğeri de yine eee, yine yatırımcıları desteklemek. Daha önce bundan biraz bahsetmiştim. Bir örnek vermem gerekirse şişe camla yakın zamanda 1 milyar dolara yakın bir özel sermayeyi mobilize ettik. Yine eee sindik, sendikasyon kredileri, euro tahviller, euro tahviller, euro bond işlemleri yapıldı. Türkiye'deki cam üretim sektöründe önemli gelişmelere neden olacağını söyleyebiliriz. Şimdi tabii ki burada sürdürülebilirlik projelerini de destekledik. Burada bir çerçeve oluşturduk. Sürdürülebilirlik hedeflerini büyüme hedefleriyle hizalı olarak eee desteklemeye de devam edecek bu proje. Aynı zamanda eee ekiplere danışmanlık hizmetleri veriyoruz. Özellikle belli sektörleri anlama söz konusu olduğunda, risk iş tahtahını anlamak söz konusu olduğunda bir şirketi farklı finansman enstrümanlarına nasıl hazırlarsınız? Bu alanlarda da danışmanlık ve finans hizmetlerimiz mevcut.

Çok >> teşekkürleren eee halihazırda bahsettiniz ve BEV'in yeni iş modelinde esasında değer zincirinde eee oynadığı rolü de anlattınız. Peki bu vesileyle BESER yeni iş modelinde en büyük yatırımları değer zincirinin hangi alanlarına yapacak? Üretim kapasitesi mi, marka mı, lojistik mi veya maliyetlerin optimizasyonu mu? Sizden Besser'in entegrasyon görüş yapısını ve eee dönüşüm yolculuğunu öğrenebilirsek çok seviniriz.

>> Tabii ki. eee biraz daha makro seviyeden alıp bestlere getireyim konuyu. Eee Türkiye eee şu anda 74 milyar dolar eee tarımsal hasılaya ve yaklaşık 160 ülkeye ihracat yapan bir potansiyele sahip. Eee bu potansiyeli nasıl sürdürülebilir ve daha katma değerli hale getiririz? Aslında bu sorunun tek bir cevabı yok. eee az önce bahsettiğim gibi eee bütünsel yaklaşımla eee entegre iş modeliyle eee sürdürülebilirliği, teknolojiyi ve verimliliği merkeze alan eee şirketler, daha makro seviyede ülkeler eee bu süreci başarılı bir şekilde tamamlıyor olacaklar. Eee burada tabii ki uçtan uca baktığımızda eee tüm kırılmalara rağmen e bu işi başarmadaki en önemli faktörü biz insan olduğunu düşünüyoruz. Eee, bugün Türkiye'deki, eee, tarım sektörünün yaş ortalamasına baktığımızda 60 yaşına dayanmış durumda ve bir aksiyon alınmazsa bu daha da yukarıya çıkacak gibi görünüyor. Bu sebeple biz, eee, en önemli yatırımlarımızdan bir tanesi eee, insanı olmakla birlikte odağımıza kadınları ve gençleri aldık. eee az önce bahsettiğim gibi, eee özellikle bizim dondurulmuş gıda tarafındaki işimizde bunu eee ciddi anlamda son 4 senedir uyguluyoruz. Toplam dondurulmuş gıda işimizin %55'i zirai ürünlerden oluşuyor. Eee ve 52.000 dekar alanda her yıl 150.000 ton eee mahsul alıyoruz. Eee bu mahsul, bu üretimin %90'ına yakını da sözleşmeli tarımla yapıyoruz. Yani sözleşmeli tarım derken az önce bahsettiğimiz güvene dayalı entegre model çerçevesinde biz çiftçilerimize ilacını, gübresini, gerekli olan eğitimini verip eee onları eee sözleşmeli fiyatlarımızda da öngörülebilir bir yerde karlı bir şekilde eee kazan kazan ilişkisine göre devam ettiriyoruz. Tabii burada kadınlara ve gençlere öncelik vermemizin sebebi eee geleceği onlarda görmemizden kaynaklanıyor. Eee özellikle Tarım Kadın Yıldızları projemize 2022 yılında başladık. O zaman toplam eee kadın çiftçi oranımız %7 seviyelerindeydi. Şu anda %27 seviyesine getirdik. Yaklaşık 20 21.000 tonluk bir alımı gerçekleştiriyoruz kendilerinden ve 168 milyon TL'lik bir eee büyüklüğe ulaştık. Eee bunu 2023 yılında Birleşmiş Milletler 2024 yılında da Tabit vasıtasıyla daha üst seviyeye getirdik. Eee geçen yıl yaklaşık 2500 kadın çiftçimize eğitimler verdik. Bunlar finansal farkındalık, yapay zeka, e, ve biyoteknoloji alanında sertifikalı eğitimlerdi. Eee, bu entegre iş modelimizde en büyük yatırımı bu şekilde eee, insana yapıyoruz. Gençler özelinde özellikle ziraat fakültelerinde veya bu işe gönül vermiş eee, teknik liselerdeki eee, öğrencilere, gençlere staj imkanı sunuyoruz. Eee, burada da eee geleceğe yatırım yapma noktasında ciddi aksiyonlarımız var. Eee, diğer taraftan işin geleceğine yönelik eee biliyorsunuz şu anda su arzında ciddi sıkıntılar var.

>> İşi çok verimli bir şekilde yapmamız gerekiyor. Eee, zirai ürünlerimizin içerisinde en büyük pay patatese ait. Eee, şu anda eee, Avrupa Gıda, eee, Enstitüsünün ve TÜBİTAK'la işbirliği içerisinde Safer adı verdiğimiz bir proje gerçekleştiriyoruz. Bu proje bir konsorsiyum projesi. Bu proje içerisinde Estonya ve Polonya Üniversitesi'nden eee Kanada'dan ve Çin'den farklı firmaların yer aldığı bir konsorsiyum olarak hareket ettik. Birinci fazını tamamladık. Eee 1inci faz verilerine göre biz verimlilikte %17, kalitede %25 ve su tasarrufunda da %40 iyileşme sağladık. Eee bu ilk verilere göre ikinci faza geçmiş olduk ve Avrupa Birliği tarafından 2.8 milyon euroluk bir hibe aldık. eee bir anlamda teknolojiyi de transfer eder hale geleceğiz. Burada drone teknolojisi, sensörler, yapay zeka gibi birçok teknolojiyi kullanıyoruz. Eee bunlar da yatırım yaptığımız eee ve işin geleceğini eee kotarma adına ciddi anlamda eee odaklandığımız işler. Eee, bunun dışında az önce bahsettiğim entegre iş modeli çerçevesinde borsaya açık bir şirket olmamızla beraber beslerde sürdürülebilirli ciddi anlamda yatırım yapıyoruz. eee bilimsel temelli net sıfır karbon hedeflerimiz var. Onun dışında eee üretim verimliliği, eee ulaşılabilir fiyatı yakalama adına yapabileceğimiz her türlü teknolojik yatırımı da eee önceliğimize almış durumdayız. Tüm paydaşlarımızla beraber eee bu zamana kadar olduğu gibi eee geleceğin gıda ekosistemini şekillendirmek üzerine eee uçtan uca çalışmaya devam ediyor olacağız.

Çok teşekkürler Mert Bey. Eee, bugünkü panelimizde esasında en çok işlediğimiz konular dayanıklılık. Deeptech'ten gıdaya baktığımız zaman eee doğru yatırım modellerini nasıl oluştururuz? Doğru finansmanı nasıl kurgularız? Bu finansmanla beraber bugünün değil ama gelecekte de önümüzdeki 10 senenin döneminde krizleri nasıl fırsatlara dönüştürebiliriz? Bunları tartıştık. eee, Lisa ile beraber en çok e özellikle private L growth nasıl olur? IFC bunun neresinde olur? Ne hangi parçasını alırı tartışma şansımız oldu. Panelistlerime tekrar çok teşekkür ederim. Kıymetli vakitlerinden ve paylaştıkları bilgilerden dolayı. Sizlere de çok teşekkür ederiz katılımınızdan dolayı. Yeni yatırım modelleri, stratejiler ve fırsatlar panelimizin değerli konuşmacılarına ve moderatörümüze çok teşekkür ediyoruz. Efendim çok teşekkür ediyoruz. Teşekkür ederiz. Çok teşekkür ederim. Değerli misafirlerimiz, programımız Stars of Region yarışmasının ödül töreniyle devam edecek. Stars of Region yarışması US kapsamında bu yıl 9. kez gerçekleştiriliyor. Yarışma Türkiye'nin girişimciler için bir cazibe merkezi haline gelmesini amaçlarken bugüne kadar birçok başarılı girişimcinin ön plana çıkmasına da destek veriyor. Yarışmayla da bu yıl yüzlerce girişimci yine buluştular, başvuruda bulundular. Stars of Region Startup yarışmasının sponsorları Fonmap ve GoldG'e teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu yıl çok değerli jürimiz Evet. O jürimizi de sizlere tanıştırayım. E, Galata Business Angels Başkan Yardımcısı Uğu Şeker, Gedik Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hüly Gedik, Startup Fon kurucu Ortağı Gülsüm Çıracı, TÜSİAT Fikir Üreten Fabrika, TÜSİAT kurumlarda girişimcilik Çalışma Grubu Başkanı Bilge Kalpaklıoğlu Eyilik, FMAP kurucu ortağı Sami Güzel, Gen Türkiye Başkanı Nevzat Aydın, Türkiye Yönetici Direktörü Aslı Kurul Türkmen, şirket ortağı Melek Yatırımcı Ağ Başkanı Mehmet Buldurgan ve gazeteci, yazar, televizyon programcısı Hande Demirel jüri üyelerimize teşekkürlerimizi sunuyoruz. Tabii ki short liste kalan 8 girişim arasından ilk üçü belirledi jürimiz. Onlar kimler? 8 girişim Atlantik Eayı Rüzgar Imran Ege Mustafa Çelik Ross Mertc Savaşçı Meet Sofie Eslem Güser Charayı Ufuk Polat Up Deniz Sağlam Mark Funda Ürkem Yaman Sinan Yaman Masada Ayberg Anıl Atsız New Frame Arjin Ron Şimşek Büyük jüri karşısında yaptıkları sunum Jüri değerlendirmesinin ardından kazanan ilk girişim belli oldu. Evet, bu yarışmaya verdikleri destekten ötürü tüm sponsorlarımıza ve Galata Business Angels'a, FMAP'e ve Goldek'e teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu yıl yarışmanın üçüncüsü 1.000 dolar, ikincisi 2.000 dolar ve birincisi de 5.000 dolar para ödülüyle ödüllendiriliyorlar. Şimdi ödül terörümüze geçiyoruz. Yarışmanın üçüncüsüne ödülünü takdim etmek üzere Galata Business Angels yöneticisi Ata Uzun Hasan'ı alkışlarla sahneye davet ediyorum. Hoş geldiniz. Stars of Region yarışmasının bu yılki üçüncüsü Atlantik AI. Tebrik ediyoruz. Tebrik ediyoruz. Sizi ortaya alalım. Star of Legion yarışmasının bu yılki üçüncüleri Atlantik Eay Rüzgar Imren kurucu ortak ve CTO Ege Mustafa Çelik kurucu ortak ve CEO efendim Evet, üçüncülerimizi sahnede kalmalarını rica edeceğim. sahnede kalmanızı rica edeceğim. Çünkü ikinci ve birinci ile de birlikte bir toplu fotoğraf gerçekleştireceğiz. Bu arada tabii ki o toplu fotoğraf içerisinde Startup dergisi yazı işlerinin de olmasını istiyoruz. Yavaş yavaş sahneye doğru yaklaşırlarsa. Şimdi yarışmanın ikincisine ödülünü takdim etmek için sahneye e Galata Business Angels Başkan Yardımcısı Uğur Şeker'i davet ediyorum. Hoş geldiniz. Evet, şimdi ikincimiz Stars of Region yarışmasının bu yılki ikincisi New Frame. Alkışlarla kendilerini tebrik ediyorum. Efendim tebrik ediyoruz ve geldik yarışmamızın birincisine. Stars of Region yarışmasının bu yılki birincisine ödülünü takdim etmek için FONMAP Kurumsal İletişim Müdürü Sayın Sedef Olgaç'ı sahneye davet ediyorum. Hoş geldiniz. Evet. yarışmasının bu yılki birincisi Rosy Labs. Alkışlarla sahneye davet ediyoruz kendilerini. Stars of Legion yarışmasının bu yılki birincisi Ros Laps. Efendim tebrik ediyoruz kendilerini. İkincimiz New Frame ve üçüncümüz Atlantik AI. Evet, şimdi hem birincimiz hem ikincimiz hem üçüncümüz hep beraber bir toplu fotoğraf alalım. Tabii ki e startup dergisi yazı işlerinden de arkadaşlarımızı da rica edelim bu fotoğrafta. tebrik ediyoruz. Birincilerimizi, ikincimizi, üçüncümüzü başarılarınızın devamını diliyoruz ve alkışlarla sizi yerinize uğurluyoruz. Evet, bir fotoğrafımızı daha çekelim. Buyurun. Tekrar bir alkış alalım birincimize. Tebrik ediyoruz. Ve efendim zirvemizin sonuna yaklaşıyoruz. Çünkü eee son oturuma geldi sıra. Bugünün dünyasında liderlik anlayışı hızla değişiyor. Eee Elon Musk gibi liderler radikal kararlarla organizasyonları yeniden şekillendirebiliyorlar. E Satyan Adella kültür dönüşümünü merkeze alarak şirketleri yeniden büyüme yoluna taşıyor. Jenson Huanksa teknolojiyi güçlü bir vizyona dönüştüren liderler arasında öne çıkıyor. Tüm bu örnekler liderliğin artık sabit stratejilerle değil sürekli yenilenen ve uyarlanan bir yaklaşım gerektirdiğini de bizlere gösteriyor. Dolayısıyla şimdiki panelimiz başlığı son derece önemli. gelecek için liderlik. İşte bu panelde farklı sektörlerden değerli liderlerle eee liderliğin bu dönüşümünü ve organizasyonların geleceğe nasıl hazırlandığını ele alacağız. Öncelikle oturumun moderatörünü sahneye davet ediyorum. Alkışlarınızla Biyotrend Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Canan Özsoy. Hoş geldiniz. Evet. ve konuşmacılarımızı takdim ediyorum. Arsa ve Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Bülent Öztürk, Tinans CEO'su Sayın Hakan Karaman'dı. Hoş geldiniz. IRDO Genel Müdürü Sayın Doktor Murat Orhan. Hoş geldiniz. ve Alternatif Bank Genel Müdürü Sayın Ozan Kırmızı Evet, herkese merhaba. Çok güzel, dolu dolu, yoğun iki günün sonuna geldik. Bu paneli kıymetli konuklarımla beraber modere etmekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Böyle sürekli güncel konuları bir araya gelip irdelememizi sağlayan çok kıymetli konuklarla bizi buluşturan uluslararası Ekonomi Zirvesine ve emeği geçen tüm organizatörlere de çok teşekkür ediyorum. Bizi de çok güzel ağırladılar. Ben eee Biyotrendi Enerjiin yönetim kurulu başkanıyım. Bizim şirketimiz Doğanlar Holding bünyesinde bir enerji şirketi ve hayattaki en önemli eee heveslerimden bir tanesi sıfır emisyon. Dolayısıyla atıktan değer yaratan, çöpü işleyip enerjiye çeviren ve çok önemli miktarda karbon salınımını engelleyen bu iş kolunda liderlik yapmaktan çok memnunum. Geleceğimiz daha temiz bir dünya olsun. Eee, panelimizde gelecek için liderlik, insan, kültür, veri ve teknoloji odaklı yönetim konuşacağız. Kıymetli konuklarım, Bülent Öztürk, Arsa Vev Yönetim Kurulu Başkanı, değerli Hakan Karamanlı, TFS'ın CEO'su, doktor Murat Orhan, IDO'nun genel müdürü ve Sayın Ozan Kırmızı, Alternatif Bank Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi. Hepiniz hoş geldiniz. Bugün liderliği yeniden tanımladığımız bir dönemdeyiz. Çünkü liderlik artık sadece bir strateji belirlemek değil, belirsizlik içinde yön bulmak, insanları bu yolculuğa ikna etmek ve organizasyonu birlikte dönüştürebilmek anlamına geliyor. Demografinin değiştiği, veri ve teknolojinin günlük yaşamımızı neredeyse her sene yeniden tanımladığı bir çağda liderler nasıl karar almalı? dikiz aynasına bakmadan ama geleceği görme yeteneğiyle nasıl donanmalı? Kurum kültürü böyle bir dönüşümde nasıl korunur ya da yeniden inşa mı edilmeli? İnsan performans ve teknoloji arasında doğru denge nasıl kurulur? Bütün bu soruları farklı sektörlerden çok değerli liderlerle birlikte eleceğe alacağız. Tam finans CEO'su Sayın Hakan Karamanlı finans dünyasında hız, veri ve performans odaklı liderliğin nasıl şekillendiğini bizimle paylaşacak. İDO Genel Müdürü Sayın Doktor Murat Orhan köklü ve operasyonel olarak güçlü yapılarda liderliğin dönüşümünü ve sahayla kurulan bağın önemini değerlendirecek. Alternatif Bank Genel Müdürü Sayın Ozan Kırmızı, bankacılıkta güven, karar alma ve insan odaklı liderliğin nasıl evrildiğini anlatacak ve Arsa vev Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Bülent Öztürk ise gayrimenkul ve yatırım perspektifinden değer yaratma, güven ve dönüşüm dengesini bizimle paylaşacak. Şimdi benim işim çok kolay. Panelimizde bir kadın konuşmacı olmadığı için, bir hanımefendiye önce söz vermem gerekmediği için konuklarımı harf sırasına göre soru sırasına koydum. Dolayısıyla Bülent Beyciğim sizden başlayacağım. Türkiye'de gayrimenkul sektörü bugün ciddi bir erişilebilirlik ve finansman sınavından geçiyor. Artan maliyetler, yüksek faiz ortamı, sınırlı kunot üretim sektörünü zorlayan bir denge. Böyle bir dönemde liderlik etmek sizce neyi gerektiriyor? Böyle bir resimde sizce liderlik sadece şirketi ayakta tutmak mı yoksa oyunu yeniden kurmak mı? Bu belirsizlik ortamında bir lider olarak önceliklerinizi nasıl belirliyorsunuz?

>> Şimdi Canan Hanım eee ben çok kısa bir cevap vererek başlayayım. oyunu yeniden eee kurmak. Çünkü eee özellikle eee son eee 3 senedir eee sadece Türkiye'de değil eee tüm dünyada eee konut tamamen bir erişim eee girdabının içerisine girmiş durumda. Tabii eee Türkiye'de daha da derinleşmiş bir şekilde eee hani Türkiye'deki her iş insanı gibi mutlaka liderlik ettiğiniz eee süreçte bir kere dayanıklılık birinci eee gündeminizde olması gerekiyor. Yani çok dayanıklı bir iş insanı olmanız gerekiyor. Eee, ancak artık bizim sektörümüzde, eee, işte faiz oranları buyken, eee, finansmana erişimle ilgili çok önemli sorunlar varken, maliyet baskısı her yıl, her yıl, eee, yüksek bir şekilde, eee, bizleri zorlarken eee hani illa eski yöntemlerle yürünecek diye zorlamak yerine gerçekten sistemi ters düz etmek gerekiyor. Eee, bir kere eee liderliğin şu anki en önemli unsuru, eee, oyunu yeniden yazmak oluyor. Tabii, eee, bizim sektörümüz eee, çok, eee, büyük bir sektör. Türkiye'nin de lokomotif sektörlerinden bir tanesi. Bunu e, yaparken çok gerçekçi de davranmanız gerekiyor. Yani, eee, onlarca yıldır bir eee, düzen oluşmuş. eee bu düzene gelip de ben oyunu değiştiriyorum demek eee birçok dengeyi de değiştirebiliyor. O nedenle eee gerçekçi eee olmak gerekiyor. Eee işte bunun için de verilere yani teknolojiye eee mutlaka adapte olmak gerekiyor. Eee bir de hani yenilikçi oldunuz. Yenilikçiliği gerçekçi bir şekilde eee yürüttünüz. Bu da yetmiyor. Özellikle pandemi sonrasında ve eee yeni nesillerde şöyle bir durum ortaya çıktı. Eee ya kimse eee kendi mali boyutuyla da bazı şeyleri arzulamıyor, talep etmiyor. Yani eskiden işte bir dört duvarım olsun diye bir anlayış vardı. Şimdi hiç kimseden duymuyoruz. Sadece dört duvarım olsun. Başka başka şeyler isteniyor. İşte otomotiv sektörü için işte bir tabir vardı. Ayağımı yerden kessin. Şimdi hiç kimse ayağımı yerden kessin diye yaklaşmıyor. Eee, konulara eee beklentiler yüksek. Nedir? İşte eee deprem ülkesiyiz. Bir kere gerçekten güvenli yapılar isteniyor. Yani bunu en üste koyalım. Eee, aynı zamanda mutlaka ve mutlaka bir sosyal yaşam beklentisi var. Eee, güvence beklentisi var. Yani işte burada birçok eee, oturumda dinledik. Sigorta yeniden çok eee önemli bir şekilde gündeme gelen bir şey var. Sigortalarla eee desteklenmesi gerekiyor. Eee işte eee ne bileyim sağlık, sürdürülebilir enerji yani bir konutta erişilebilirlik problemi yaşıyoruz. Aynı zamanda da eee erişmekle de kalmıyoruz. mutlaka nitelikli eee konut üretmemiz gerekiyor. Bu çerçevede biz işte eee konutun en önemli hammaddesi olan eee arsadan yola çıkarak bir model geliştirdik. önce arsanın sahip olunduğu, daha sonra da eee konut yapım maliyetinin ayrı bir şekilde şekillendirildiği, hem erişilebilirliği hem de paylaşım ekonomisi unsurlarını gündeme getirerek sosyal yaşamdan eee biraz önce bahsettiğim sigorta eee ve bu sistemlerin güvencel güvence altına alınmasına kadar birçok şeyi sistemin içerisine eee dahil ettik. Eee, şimdi, eee, yenilikçilik tamam. Liderlik için dayanıklılık e tamam. Gerçekçilik tamam. Nitelikli eee, bir şekilde geliştirmek tamam. Ama en önemlisi, eee, bu dediklerinizi yapacak kadar da cesur olmanız gerekiyor. Yani cesaret de şu anki liderliğin en önemli unsurlarından bir tanesi. Ben, eee, kendi yönettiğim şirkette bu belirtmiş olduğum hususlar üzerinden liderlik etmeye çalışıyorum.

>> Çok teşekkür ederim. Çok güzel bir başlangıç yaptınız konumuzu açmak için. Hakan Bey, finans teknolojilerinin hızla geliştiği, rekabetin arttığı, karar alma süreçlerinin giderek hızlandığı bir dönemde liderlik anlayışının da önemli ölçüde değiştiğini görüyoruz. Eskiden daha çok planlama ve kontrol odaklı olan liderlik bugün daha çevik, daha hızlı ve belirsizlik içinde yön bulabilen bir yapıya evriliyor. Siz bu dönüşüme baktığınızda geçmişin liderleri ile bugünün liderliği arasındaki en temel zihniyet farkını nasıl tanımlarsınız ve geleceğin liderlerini gerçekten ayıracak olan yetkinlikler nelerdir?

E, ben iş hayatına 1992 yılında atıldım. O yıllarda bankaların özellikle genel müdürlerine baktığımız zaman böyle teftiş kökenli insanların çoğunlukta olduğunu görüyorduk. O zamanlar düşünürdüm neden teftiş kökenler diye. Çünkü oyunun kuralları belli, değişim çok daha az. O kuralları en iyi bilenler herhalde bir avantaj sağlıyor kariyerlerinde diye düşünürdüm. Oysa artık öyle bir dönemde, devirde yaşıyoruz ki, eee, artık oyunun kuralları her gün değişiyor. Dolayısıyla bunları bilmek mümkün değil. Önemli olan bilgiye erişebilme yeteneğine sahip olup öğrenebilme eee çevikliği diyeyim. Daha sonraki yıllarda kariyerimde ilerlerken şöyle bir eee serdenşte de çok karşılaştım iş hayatında. İşte biliyor ama bildiğini paylaşmıyor diye. Şimdi bu da ortadan kalktı. Bilmek de değil gerçekten de. Çünkü bilgi her yerde. Eee, bilgiyi saklamak diye bir kavram da kalmadı. Gidip kolaylıkla öğrenebiliyorsunuz, erişebiliyorsunuz. Bilginin her yerde olduğu bir yerde o bilgiyi doğru kullanabilme yeteneği biraz öne çıkıyor. Orada ben, eee, nasıl kullanıyoruz yapay zeka teknolojilerini? Gerçekten bir problemle gidiyoruz. O problemi çözmesi için bilgiden, veriden ya da yapay zekadan faydalanıyoruz. Ama problemi doğru tanımlayabilmek lazım. Liderin bence en önemli farklılıkları bu dönemde farklılıklarından biri bu olacak. Örnek veriyorum. Benim sektörümle ilgili yapay zeka var. Kredi veriyoruz. Şimdi kredi tahsisçi ya da bir finansçı şöyle yaklaşabilir. En az batırabilen bir eee algoritmaya ihtiyacım var. Halbuki artık öyle bir devirdeyiz ki en az batırabilme doğru bir yaklaşım değil. Benim tahmin ettiğim kadar yat batırabilecek bir algoritmaya ihtiyacım var yaklaşımı daha doğru hale gelmiş vaziyette. Dolayısıyla doğru soru sorabilme ve yönlendirebilme, veriyi doğru bir şekilde kullanabilme önem kazandı. İkincisi demin de konuşuyoruz artık çok sık değişen ve belirsizliğin çok öne çıktığı bir dünyada yaşıyoruz. Şimdi belirsizlik artık yen normal demeye başladı herkes. Böyle olunca da liderin eee bu belirsizlik ortamında ortamını belirgin hale getirmesi mecburiyeti de var. Çünkü insan yönetiyoruz ve insanlar belirsizliği sevmezler. İnsanlar netlik isterler. Çalıştığımız her insan ya ben net olarak şirketin nereye gittiğini ya da bana böyle hedefin ne olduğunu görmek isterim. der. O yüzden de netleştirici olmak aslında liderin bu belirsizlik dünyasında en önemli görevlerinden bir tanesi. Bunu yapabilmek için anlam vermemiz lazım. Anlam yüklemeliyiz. Bunu pandemi döneminde çok yaşadık. Bizim şirketimizde de çok yaşadık. Pandem var. Belirsizlik çok yüksek. Bir şirket bir adım atıyor ama bu adımı insanlara anlatmak zorundasınız. Mesela biz pandemide bütün şubede çalışan arkadaşlarımıza sahaya çıkıyorsunuz, şubeyi açıyoruz, kredi vermeye devam ediyoruz dedik. ya batıyor muyuz ya da kendi hayatımızı tehlike mi atıyoruz gibi eee soranlar da oldu bu dönemde. Muslu kaçarak özellikle bunu anlam anlamlaştırdığınızda ikna edebiliyorsunuz. Bu çok önemli bir yetenek ve anlamlaştırabilmek için de bence hikayeleştirmek çok eee önemli bir parça oldu. Liderin sorumlulukları arasında. Tabii netleştirme diyoruz ama netleştirme de bu arada çok karmaşık bir konu kendi içinde. Çünkü netleştirme kesinleştirmek de değil. Özellikle yeni jenerasyon bu tür sizi sorguluyor da yönettiğiniz zaman neden niçini çok sorguluyorlar. Kesin olmayan bir şeyi onlar için netleştirmeniz ve yol yolu biraz daha açmanız lazım. Bunun için elbette ekiplerinize güven verebilir olmanız gerekiyor. Ve son olarak da belki teknoloji kullanımı diyebilirim. Artık teknolojiyi ITC'ler becerebilir. Onlar bana bir rapor hazırlasın, getirsinler. Bizde yapay zekacı çocuklar var. Onlar hallediyor demenin de dönemi geçti. Eee, ilk gün oturumların bir tanesinde Ahmet Kasıman, "Arık ekonomi bilmek yetmez, artık dış politika da bilmek gerekiyor diye bir açıklama yapmıştı. Ben o da yetmez. biraz da teknolojiden anlamak da gerekiyor. Veri çünkü eee veri içerisinde anlam çıkarabilmek için de bir hata varsa onu çözebilmek için de gerçekten teknoloji kabiliyeti, teknolojiyi kullanabilme kabiliyeti yönetici için artık olmazsa olmaz.

Çok teşekkür ederim Murat Bey. Ido gibi operasyonel disiplini yüksek, sahada doğrudan karşılığı olan ve hataya çok az toleransın olduğu yapılarda liderlik çoğu zaman teoriden çok uygulama üstünden şekilleniyor. Bu tür organizasyonlarda liderlik, sahayı doğru okumak, gerçek zamanlı karar alabilmek anlamına da geliyor. Bugün liderlikte fark yaratan asıl unsur nedir? Doğru stratejiyi kurmak mı yoksa sahayı derinlemesini anlayıp o stratejiyi hayata geçirmek mi? Bir denge mi var? Siz bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

>> Can Hanım teşekkür ediyorum. Öncelikle eee sizin başkanınız da bu panelde panelist arkadaşlarımla bulunmaktan dolayı duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Bir hususta eee iki gündür çok yoğun bir program eee beraber icra ettik. son derece faydalandığımızı da söyleyebilirim. Bu sebeple de planlayan, uygulayan, takip eden, katılan herkesi tebrik ediyorum. Eee, ellerine sağlık. Eee, evet, strateji, planlama bunlar çok önemli kavramlar. Eee, sürdürülebilir bir büyüme için, eee, olmazsa olmaz eee, konular. Fakat, eee, bu stratejinin merkezinde eee, mutlak ve mutlak insan olmalı. insanın olmadığı bir stratejinin eee masada eee kalmaya mahkum olduğunu söyleyebilirim. Eee biz tabii eee operasyonel eee disiplinimiz çok yüksek. Eee farklı regülasyonlara tabi eee sektördeyiz. Denizcilik sektöründeyiz. Eee burada liderin de sahadan kopuk olması aslında eee çok olabilecek bir durum değil. Eee, biz yaklaşık 34 yıl önce eee, bir örnek vermem gerekirse, eee, bölgesel kalkınmaya destek olmak, uluslararası turizmi desteklemek ve erişilebilirliği artırmak üzere kurgulamış olduğumuz bu yeni vizyonumuz çerçevesinde eee, bir eee, strateji oluşturduk. Fakat bunu sahaya yöneltmeden önce ilk önce insan kaynağımızın eee bu dediklerimizi karşılayıp karşılayamadığına dönüp baktık. Öbür teknik fizibiliteler tabii ki yapılır bir şekilde. Bu iş karlı mıdır? Nasıl yapılır? Eee artıları, eksileri nedir? Eee ama eğer insan kaynağınız bu operasyonu yapmaya eee yetkin değilse dolayısıyla öbür çalışmaların da çok anlamı olmayacaktır. Biz eee Marmara'da çok büyük bir operasyon yapıyoruz. yılda eee 30 milyon üzerinde yolcu ve 13 milyon araç taşıyoruz. Burası bizim evimiz. İskeleler kendimizin eee oldukça konforlu bir alanımız var. eee, operasyon alanını büyütmeye eee, çalıştığınız zaman bu sefer farklı dinamikler devreye giriyor. Gemilerin modernizasyonundan insan kaynağının yetkinliğinin daha da arttırılması, eee, bölgede birtım, eee, ilişkilerin geliştirilmesi eee karşı tarafta birtım eee, denetimlere tabi olmanız, bunlara hazır olmanız lazım. İşte eee bu kapsamda da insan kaynağının rolü eee fazlasıyla devreye giriyor. Biz bu insan kaynağımızın da fazlasıyla bu yetkinliğe sahip olduğunu görünce biz hiç düşünmeden diğer eee konuları da hızlıca hallederek girdik ve çok büyük memnuniyetleri gördük ki gerçekten bizim için de bir test eee oldu. insan kaynağımız eee son derece eee kendi yetkinliklerini de eee aşarak eee 3 yıl içerisinde eee 4 hattan 10 hata kadar çıkan bir eee operasyonel büyüklüğe sahip olduk. Burada tabii eee veri insan kaynağından sonra eee önemli olduğunu düşünüyorum ama veri de eee aslında size bir olayın eee olayla ilgili birtım eee rakamlar veriyor, birtım bilgiler veriyor ama onu da yorumlayabilmeniz için liderin sahaya çok yakın bir koordinasyonun olması gerektiğini düşünüyorum. Bu sebeple özetle eee bağlamak gerekirse eee lider doğru stratejiyi uygulayıp insanla bunu harmanlayıp eee bunu sahaya eee yönlendirmeli. Eee ölçmeli. Eğer bir revize ihtiyacı varsa eee bunu hemen eee hayata geçirmeli ve bu döngüyü eee takip etmeli. Eee liderlikten beklenen ana pozisyonun bu olduğunu değerlendiriyorum. Eee, bu aşamada teşekkür ederim.

>> Çok teşekkür ediyorum. Hepiniz kararlaştırdığımız 4 dakika kuralına muhteşem uyuyorsunuz. Sağ olun. Ozan Bey, birinci turun son sorusunu da size sormak istiyorum. Bankacılık, bankacılık sektöründe liderlik, uzun yıllar performans, büyüme, rakamlar üzerinden tanımlandı. Ancak bugün sadece rakamlar üzerinden tanımlanan bir performans yetmiyor. Belirsizliğin arttığı, piyasa dinamiklerinin hızla bazen günlük değiştiği, karar alma süreçlerinin daha karmaşık hale geldiği bir dönemdeyiz. Siz bugünün liderliğine baktığınızda bankacılık sektöründe liderleri gerçekten ayrıştıran en kritik özellikler arasında neleri görüyorsunuz? Yeni dönemde liderler hangi becerilerle öne çıkıyor ve siz kendi liderliğinizde bu değişimi nasıl yaşıyorsunuz?

>> Teşekkür ederim Can Hanım. Şöyle söyleyeyim öncelikle. Bankacılıkta liderlik son dönemde oldukça zor. Eee, hep performans üzerine konuşuyor. Bankacılık hani rakam işi. Bir de şöyle bir algısı var toplumun. Bankalar çok para kazanıyor diye. Her bulduğum ortamda söylemeye çalışıyorum. sermayenin getirisi diye baktığınız zaman son dönemde bankacılıkta özellikle enflasyona karşı sermayeyi korumak en önemli önceliklerden biri haline geldi. Soruya dönecek olursak oradan bağlayıp eee alayım. Özellikle son dönemde eee belirsizlikleri yönetmek ve yön vermek herhalde eee liderin en önemli rolü diye düşünüyorum. Ama bunu son dönemle açıkçası bağdaştırmıyorum. eee geriye dönüp bakacak olursak daha da geriye gidebiliriz ama pandemiyle başlayan işte eee 20202 pandemi sonra yaşadığımız büyük bir deprem sonrasında eee hiperenflasyon, ticaret savaşları eee son olarak da son gelişmelere baktığımız zaman artık belirsizlikler oldukça artıyor ve bu belirsizliklere göre şirkete yön vermek en önemli öncelik diye düşünüyorum. Şimdi tüm tabii bunları tanımlarken eee geçmişten daha farklı bir dönemde olduğumuzu da düşünüyorum. Artık denklemin tek bir değişkeni yok. Birden fazla değişkeni var ve bu belirsizlikler arttıkça o değişkenlerin de birbirini etkilediği bir dönemi yaşıyoruz. Ne demek istiyorum? Biraz daha örnekle ifade etmeye çalışayım. Trump'ın bir saat içerisinde attığı iki farklı tweetle siz şirketin aslında karar mekanizmalarını 180 derece farklı bir yere doğru yönlendirmek zorunda kalabiliyorsunuz. Çünkü o piyasalara bambaşka bir yön veriyor ve bunu yönetmek neredeyse imkansız. Bizim kadar büyük yapıların içerisinde, büyük bilançoların içerisinde. Onun için evet belirsizliği yönetmek, belirsizliğe yön vermek liderin en önemli rollerinden bir tanesi. Ama ben ne yapmaya çalışıyorum şirkette diye ikinci parçası sorunun. Açıkçası organizasyonun kendi kararlarını alabilecek çeviklikte ve her çalışanın kendi liderliğini yansıttığı ve karar alabilecek bir sorumluluğu yansıtabildiği bir organizasyonu yaratmaya çalışıyorum. en önemli eee konulardan bir tanesi. Eee çünkü yine dönecek olursak eğer hani bu kadar belirsizliğin içerisinde organizasyonlar çevik ve hızlı karar alamazsa ve o belirsizlikleri yönetemezse eee rekabetin içerisinde eee maalesef hani yaşamak çok eee kolay değil.

>> Çok teşekkür ederim. Çok kıymetli eee bilgiler aldık. Bülent Bey dedi ki, "Oyunu yeniden kurmak, dayanıklılık, veri teknolojileri, yenilikçilik, paylaşım ekonomisi ama hepsini yapabilmek için de cesaret." Hakan Bey dedi ki, "Kural bazlı yönetimden bilgiye erişim, öğrenme çevikliği ve problemi tanımlamaya geçiş dedi. Bir anlam, bir hikaye yaratmak ve her şeyi netleştirmek dedi. Murat Bey gene insan odaklı olmaktan, stratejiyi insan kaynaklarıyla uyumlu hale getirmekten, veri odaklı olmaktan ve veriyi operasyonel verimlilik ve mükemmellik için kullanmaktan bahsetti. Ozan Bey de özellikle günümüzde liderin belirsizliği yönetmesi gerektiğini, insan odaklı olarak bu belirsizliği kriz yönetimi insanları destekleyerek liderliği, sorumluluğu bireye indirerek bunlarla başa çıkmak dedi. Hepsi çok kıymetli eee bilgiler, tavsiyeler. Eminim sizler de benim kadar istifade ettiniz. Çok başarılı gidiyoruz. Zaman yönetimi konusunda da aynı titizlikle ikinci sorulara da yanıtlarınızı bekliyorum. Bülent Bey, gayrimenkul ve yatırım dünyası diğer sektörlere kıyasla daha uzun vadeli kararların alındığı, riskin ve belirsizliğin farklı yönetildiği bir alan. Ancak bugün teknoloji, veri ve yeni iş modelleri bu alanda da oyunu yeniden yazıyor. Sizin de söylediğiniz gibi. Sizce bu yeni dönemde en büyük sınavınız ne olacak? Kısa vadeli performans baskısı ile uzun vadeli değer yaratma arasında nasıl bir denge kurmalı lider? Ve siz yatırım kararlarında artık ve veri ve teknoloji faktörünü ne ölçüde belirleyici görüyorsunuz?

Evet Can Hanım bizim sektörümüzde şöyle bir lider olmanız gerekiyor. Eee sürekli bir panik halindesiniz. eee panik halinde bir karar vermeniz lazım ve bu sizin şirketinizin geleceğini büyütmeli. Yani eee bu burada çok eee kritik dengeler üzerinde götürmeye çalışıyoruz. biraz önce anlattığım gerekçelerle bunu yapabilmenin veya bunu başarabilmenin eee en önemli yolu ise eee teknoloji. Yani zaten bunu başarabiliyorsanız gerçekten bu sınavdan eee geçmiş bir lidersinizdir. Bunu da anca eee teknoloji ile veriyi doğru yöneterek eee sağlayabiliyorsunuz. Mesela bizim şirketimiz eee bir konut geliştirici, bir gayrimenkul şirketi olarak görünebilir. Ben herkese her platformda söylediğim için burada da söylemekte bir sakınca görmüyorum. Aslında biz bir data şirketiyiz. eee 2019 yılından beridir faaliyet gösteriyoruz ama ismimizden son 2-3 yıldır eee bahsediliyor. Eee oysa ki geçirdiğimiz ilk 3-4 yıllık süreyi biz eee datayı toparlamakla geçirdik. Tabii ki o dönemde faaliyet gösteriyorduk ama datayla uğraştık. eee ve eee yüz binlerce kayıtlı izinli data oluşturduk biz. Eee arsa geliştirmeden eee proje geliştirmeye, satış pazarlamaya, yapıma her alanda datayı kullanıyoruz. İşte bu birkaç günlük dönem içerisinde bana hep soruyorlar ya siz neden Ege'desiniz diyorum. Bilmiyorum yani data bunu söylüyor. Çünkü veriyi işliyoruz ve biz bir İstanbul Türkiye markası olarak Ege'de ağırlıklı proje geliştirmemiz gerektiğini eee işaret ediyor veya işte arsa geliştirmenizi niye böyle yapıyorsunuz? data veri bize bunu çıkartıyor veya pazarlamamızı, satışımızı eee şimdi işte son yıllarda hep şanssız bir eee dönem olduğundan bahsediyor. Ben de bilakis eee bu kadar kriz ortamında bize eee bu desteği sağlayacak kadar elimizde eee teknolojinin, datanın olmasının çok büyük bir eee hani ben hep şey diyorum. Geçmiş iş adamları bu krizleri nasıl yönetiyorlardı? Çünkü ben şahsen eee çok yararlanıyorum. O nedenle de açıkçası hani uzun e süreli değer yaratma panikle değil gerçekten istikrarlı ve disiplinli bir şekilde veriyi yönetmekten geçiyor. Ben bu sorunuza böyle cevap vereyim. Böyle okuyorum durumu.

>> Çok teşekkür ederim. Gerçekten çok kıymetli bir cevap. Hakan Bey, veriden size geliyorum. Bugün veri ve teknoloji Bülent Bey'den de duyduğumuz gibi liderlere çok güçlü araçlar sunuyor. Yapay zeka, analitik sistemler, gerçek zamanlı veri akışı sayesinde karar alma süreçleri her zamankinden daha hızlı ölçülebilir, izlenebilir hale geldi. Ancak bir yandan da liderlik hala sezgi, deneyim, insan içgörüsü gerektiriyor. Siz kendi liderliğinizde veri ile sezgi arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz? Özellikle kritik ve belirsiz karar anlarında hangisi daha belirleyici oluyor ve sizce gelecekli liderlik daha mı analitik olacak yoksa insan tarafı her zaman baki kalacak mı?

>> Veri olmazsa olmaz. Benim odada hemen arkamda bir çerçeve içerisinde in we trust all others bring data yazıyor. Eee, veri olmazsa olmaz ama sadece veriyle de olmuyor. Biz bunun en güzel tecrübelerinden bir tanesini 2013 yılında kullandığımız skor kartı geliştirirken yaşadık. Eee, o zamanlar yapay zekanın emekleme dönemleri kredi kararlarını vermek için bir algoritma geliştirelim dedik. Önce çalışanlarımızınan topladığımız geri bildirimleri bir algoritmaya döktük ve çok ciddi bir şekilde kredi batırdık. Sadece çalışanlarımızın yılların kredicileriydi. Onlardan bize gelen geri bildirimleri de aslında farklı bir şey yapmamıştık. Bunun üzerine ya bu arkadaşlar çok bir şey bilmiyormuş meğerse. Biz sadece veriye bakalım dedik. İkinci skor kartımızı hiç kredicileri dinlemeden sadece veriye bakarak geliştirdik ve bir daha çok para batırdık. Üçüncü de ya

Krediciler siz ne diyorsunuz deyip veriye bakıp onların söylediklerinden sadece verinin de teyit dediklerini uygulayan bir eee algoritma geliştirdik ve işte 11-12 senedir neredeyse binde ortalama batı oranıyla çalışan bir kopi finans şirketi haline getirdik geldik. Yani ikisinin hibrit karışımı çok çok önemli.

İkinci olarak da evet, benim karşımda "Inat We Trust All Others Bring Data" yazıyor ama kimsenin görmediği bir yerde de benim görebileceğim bir şekilde küçük bir not var masamda. O da "Halden anla" diyor. Eee, evdeki çalışma odamda da kocaman bir şekilde yatıyor. Çünkü eve her gittiğimde "Halden anla, halden anla." İnsan çok önemli, insan faktörü çok önemli. İnsanı anlamak zorundayız. İnsanların iniş ve çıkışlarını anlamak zorundayız. Özellikle ben biraz daha olduğum için belki yapay zekanın her geçen gün biraz daha komodite haline gelebileceğini, verilerin daha fazla ulaşılabilir halde geldiğini görüyorum. Bana daha da kolay da geliyor olabilir ama eee, eminim ki 3-5 sene içerisinde bu erişilebilirlik daha da artacak. E, o noktada herkesin aslında yapay zekaya ulaşabildiği bir dünyaya ulaştığımızda, kullanabilir noktaya ulaştığımızda fark yaratan gerçekten bu insan faktörünü doğru yöneten firmalar olacak. O kesinlikle böyle. Halden anlayan, aslında halden anlayan derken hem müşterisinin halinden anlayan hem çalışanın halinden anlayan, onları daha motive eden ve onların ihtiyaçlarına doğru bir şekilde odaklanabilen kazanıyor olacak. O yüzden her ikisi birden doğru cevap.

>> Çok teşekkür ediyorum. >> Murat Beyciğim. Köklü ve yerleşik organizasyonlarda dönüşüm çoğu zaman doğrudan kurum kültürüne çarpıyor. Bu nedenle değişimi yönetmek çoğu zaman teknik bir mesele olmaktan çıkıp bir liderlik problemi haline geliyor. Sizin deneyiminize göre bir organizasyonda gerçekten kalıcı bir dönüşüm, değişim yaratmak için lider önce neyi değiştirmeli? Sistemleri mi? İnsanları mı yoksa organizasyonun bakış açısını mı? Ve bu dönüşümün sürdürülebilir olmasındaki en kritik unsur nedir?

>> Evet. Eee, tabii bir liderin belki de en zor görevlerinden bir tanesi eee bu dönüşüm sürecini yönetmek. Çünkü çok eee alışkanlıkların değiştirilmesi eee çok kolay bir eee bir durum değil. Eee genellikle eee çok zor aşamalarda özelleştirmelerde ya da satın almalarda aslında bu çok net eee bir kriz olarak eee genelde ortaya çıkar. Çünkü burada eee bir mevcutta çalışan bir grup var. Eee, satın almayı yapan gruptan gelenler var. Bir de dışarıdan gelenler var. Bunlar herkes birbirine mesafelidir. Eee ve buralarda silolar oluşur. O silolardan birbirine bir bilgi akışı geçmez. Eee, eskiden çalışanlar, eee, "Ya bu işi zaten en iyi biz biliyoruz. Der, bizden eee başkası bilmez." Der ve bu yeni gelenler işimizi elimizden alacak diye bakar. Yeni gelenler de zaten biz iyi olduğumuz için geldik der. Dışarıdan gelenler de eee bu ikisinin arasındaki dengeyi gözetler ve böyle eee kurumun gelişmesi önünde çok ciddi bir eee engel oluşturur. Burada eee bana sorarsanız olmazsa olmaz bir güven ortamı yaratmak peşine. Eee, sonraki husus tabii ki sıralanabilir ama eee özetlemek için eee söylüyorum. Sonra da eee şeffaflık. Güven ve şeffaf e bir ortam yarattığınız vakit eee bu güvensizlik ortamının da dağılacağını değerlendiriyorum. Belki bir buçuk ilave edebilirim. Eee liderin oluşturduğu A takımda da eee yetkinliklerin o görevlere eee uygun olması eee ve iletişim becerilerinin yüksek kişilerden bu A takımın oluşturulması bence sisteme güveni daha da arttırır. Eee anca böyle olursa eee bu yakınlaşma eee çünkü eee gizliden bir puanlama sistemi hep vardır. Söylediklerinizle yaptıklarınız birbirini eee destekliyor mu diye. O bu puanınız arttıkça eee burada artık o kurum kültürünü, dönüşümü de sağlamış olursunuz. E bir örnek hemen kısaca vermek isterim müsaadenizle. Eee geçenlerde bir acentemiz bize eee gelmişti. Eee bizde iki tür acente var. Bilet satışı acentesi bir de deniz acentesi. Deniz acenteleri eee limana giriş çıkışlardaki geminin tüm belgelerini ve diğer işlemlerini yolcuları beyan eder, alır verir. Eee bize tabii o zamana kadar sormuş olsaydınız eee bu tarife ile ilgili bir eksiğiniz var mı diye ben derdim ki yok, tarifemiz çok güzel. Eee hiç dokunulacak hiçbir şey yok. E, hat yönetimi arkadaşım da muhtemelen onu söylerdi. Gelen acente şunu söyledi. Dedi ki, "Ya şu hattı şöyle yaparsanız nasıl olur?" Biz böyle bir irkildik ya. "Evet, bu nasıl aklımıza gelmez?" E diye. Eee, sonra hemen ilgili birimleri toparladık. Eee, ve bunu hemen hayata geçirdik. Bunu örneğini şunun için verdim. Eğer bu güven ortamı, bu şeffaflık eee ortamını yaratırsanız sadece kurum içerisindeki çalışanlardan değil aslında paydaşlarınızdan da sizlere son derece önemli feedbackler eee gelebilir. Bir de tabii bizim için önemli bir konu eee teknolojik dönüşüm. Çünkü biz biletlerimizi eee yolcularımızın alması için oraya ulaşımının kolay olması ve o bilet işleminin çok çabuk ve onu rahatsız etmeyecek şekilde yapıyor olması lazım. Biz bu dönemde hem bu kültürel dönüşümü hem de bu teknolojik dönüşümü sağladığımızı düşünüyorum. Ama tabii ki daha yapacak çok işimiz var. Eee bu sebeple de eee bu dönüşümde güven, şeffaflık eee konularının eee liderin ajandasının mutlaka olması gerektiğini değerlendiriyorum. Saygılarım.

>> Çok teşekkür ediyoruz. Sağ olun. Çok net. Ozan Beyciğim, son sorumuz size. Bankacılık sektörü veriyle en yoğun çalışan alanlardan biri. Bugün algoritmalar ve modeller, analitik sistemler karar alma süreçlerinde giderek daha belirleyici hale geliyor. Ama nihai sorumluluk hala liderlerde. Siz bu dönüşüme baktığınızda gelecekte karar alma süreçlerinin nasıl evrileceğini düşünüyorsunuz? Gerçekten kararları liderler mi verecek yoksa veri ve algoritmalar mı yönetecek? Bu noktada liderin rolü nasıl evrilecek?

>> Şöyle başlayalım. Yani eee veri ve algoritmalar karar verecek mi konusuna eee kesinlikle katılmıyorum. Daha farklı düşünüyordum. Eee onu da açıkçası biraz daha provokatif şekilde ifade etmeye çalışacağım. Hani kurum en önemli kültürel değişimlerinden bir tanesinin veri odaklı olması gerektiğini inandım uzun yıllar ve bunun için de her masaya gelen yeni bir tartışmada muhakkak o fikrin veriyle ya da analizle kanıtlanmasını talep ettim. Bu benim fikrim bile olsa. Ama geldiğimiz noktada belirsizliklerden bahsettik. Birçok değişkenden bahsettik. Eee ve artık hani veri ve analiz eee birçok şirketin e sahip olduğu ve eee kolay erişebildiği bir yetkinlik diye düşünüyorum. Otomatikman sadece veriyle ve işte veri odaklı şirket olalım ve kararları böyle alalımın artık hani geride kaldığını düşünüyorum. Neden? Çünkü veri ve analiz geçmişte yaşanan belli konularla beraber size bir sonuca doğru bir fikir çıkartıyor. Bir algoritma ya da işte insanın yerini alacak mı diye. Ama şu konuştuğumuz konjonktürde liderin rolünü belirsizlikleri yönetmek diye ifade ettiysek o veriyle beraber olan analizin ileriye doğru hangi belirsizlikler ortamında nasıl değişebileceğine dair bir analiz yapmak artık liderin bence en önemli rolü oldu. Bugün baktığım zaman hem bizim şirketimizin içerisinde hem bankacılık sektöründe aynı veri, aynı analize bakarak çok farklı kararlar alındığını görebiliyoruz. Bunu tüm bankacılık sektörü için de söyleyebilirim. Şöyle de başka bir örnek vereyim. Bizim sektörümüzde belli bir işte bankaların kendi içerisinde sınıflandırması olur. İşte kamu bankaları, sonra ilk dört özel banka, sonrasında onun aşağısındaki grup ve aşağısındaki grup diye hani belli analizleri yaparken, karşılaştırırken sektörel olarak bankaları da o gruplara göre bakarız ama o bankaların da kendi içerisindeki performanslarının çok ciddi şekilde farklılaştığını görebilirsiniz. Bu aslında biraz daha bu belirsizliklere karşı nasıl bir karar mekanizması ve onun sonuçlarının nasıl yansıdığını sektöre çok daha net gösterir hale geldi. Açıkçası bankacılık regülasyonların da etkisiyle son dönemde çok daha fazla MT haline doğru gidiyor. Maalesef diyorum. Çünkü bundan 20 yıl önce teknolojik kaynaklarımızın çoğunu yeni ürün ya da bir kampanya ya da müşteriye dokunabilecek bir şey için harcarken hem regülasyonlar hem bu değişimle beraber artık o kadar da yenilikçi olamamaya başladı sektör. Bunun da önemli bir etkisi var. Eee ama şunu söylüyorum. Eee, yani o data ve o analizle beraber müşterinin beklentisi, rekabetin alacağı aksiyon, regülasyonlar ya da sizin paydaşlarınızın beklentisi bu. Sermayar da olabilir dediğim gibi çalışan da olabilir. Bunların hepsinin beraber yoğrulmadan karar aldığı alak almak ileriye doğru e sizi açıkçası daha eee bu sektörde geride tutacaktır diye düşünüyorum. Onun için hani algoritmalar, data, AI karar alabilir mi? Karar almak için çok önemli bir size girdiği sağlar ama stratejiyi doğru yöne götürürken liderin rolünün büyük olduğunu düşünüyorum. Eee, ve belki tekrar hani çok insan konuştuk. Eee, hemen hemen eee, tüm panelistler de dokundu. Eee, o karar noktasında da yine o kararın icrasının eee, ben insan tarafında çok önemli olduğunu düşünüyorum. Hani bu belki kendi başına ayrı bir panel konusu. Onun için dedim yani her çalışan kendi rolünün lideri olmalıdır diye bunu en aşağıdan yukarıya doğru aldığımız zaman eee öyle bir organizasyonu yaratmak eee ve onunla beraber evrilmek bence en önemli rekabet avantajını sağlar diye inanıyorum.

>> Çok teşekkür ederim. Sağ olun. Gene bir bu turun da bir küçük özetini yapalım. Bülent Bey, baskı altında çabuk anlık kritik karar almanın ancak teknolojinin desteği sayesinde doğru verinin doğru karara yönlendirdiğini söyledi. Yani liderle teknolojinin, verinin buluştuğu noktanın çok önemli olduğunu ifade etti. Hakan Bey, insan tarafı ağır basan bir veri yönetimi olması gerektiğini söyledi. İnsanın bilgi, beceri ve deneyimiyle verinin harmanlanması en önemli başarı faktörü olacaktır diye ben anladım. Murat Bey güven ortamının ve şeffaflığın liderlikte çok önemli olduğunu, liderin ve liderin A takımının liyakatinin, iletişiminin belirleyici olacağını bize hatırlattı ve Ozan Bey de veri analizinin kolay erişilen bir yetkinlik haline gelmekte olduğunu, özellikle de buna çok erken başlayan bankacılık sektörü için bu böyle. Öyle ama bu standart hale gelen gerecin belirsizlik ortamında geçmişten gelen veriyle size bir analiz sunduğunu unutmadan anlık belirsizlik ve krizleri geleceğe yönelik değerlendirirken bir tarafta veri, bir tarafta bilgi ve deneyim ile liderin denge kurması gerektiğini bize söyledi. Biz panelimizin sonuna geldik. Size de 14 dakika zaman kazandıran bir disiplinle ben çok keyif aldım, çok şey öğrendim. Çok not aldım. Bütün panelistlerime çok teşekkür ediyorum. Çok da güzel oldu. Umarım sizler de benim kadar keyif aldınız. Bizi dinlediğiniz için çok teşekkür ederiz. Gelecek için liderlik, insan, kültür, veri ve teknoloji odaklı yönetim panelimizde hem moderatörümüze zamanı çok verimli kullandığı için eee çok teşekkür ediyoruz. Hem de değerli konuşmacılarımıza da çok teşekkürlerimizi sunuyoruz. Var. Efendim alkışlarla değerli konuşmacılarımızı ve moderatörümüzü uğurluyoruz. Çok değerliydi onların yorumları. Görüşmek üzere. Hoşça kalın. Hoşça kalın. Hoşça kal. Evet. Türkiye ekonomisinin nabzını tutan ve bölgenin en etkili iş ve ekonomi zirvesi 2026'nın sonuna geldik. 2012'den bu yana US 2026 Kapital Economist Startup ve Seor Life dergileri tarafından düzenleniyor ve her yıl iş dünyasına vizyon kazandırıyor. Bu yılın teması büyük dönüşümdü. Panellerimizde teknoloji, dijitalleşme, liderlik, girişimcilik ve küresel riskler ekseninde değişimleri ele aldık. Şirketler ve liderler için fırsatlar, stratejiler ve geleceğe dair yol haritaları üzerinde konuştuk. Büyük dönüşüm sadece ekonomiyi değil, toplumu, teknolojiyi ve çevreyi kapsıyor ve doğru yönetildiğinde hem refahı hem de barışı destekleyebilir. US 2026'ya katıldığınız ve bu vizyon dolu yolculukta bizimle olduğunuz için teşekkür ediyoruz. Türkiye'den ve dünyadan saygın siyasetçiler, iş dünyası liderleri ve akademisyenler bu yolculukta vizyonları, deneyimleri ve fikirleriyle bizleri aydınlattı. Katkıları için tüm konuşmacılara ve katılımcılarımıza teşekkür ediyoruz. Bildiğiniz gibi US 2026'nın ana sponsorluğunu Tera Finans grubu üstlendi. Gold sponsorlarımız Altun Capital, Rip Yatırım Holding'e. Oturum sponsorlarımız Bacacı Yatırım Holding, IM Holding, Garanti BBVA, MIA Teknoloji, Repe Portföy, sahibinden.com, Çölen çikolata, Trend Yol ve Zürri Sigortaya. Destek sponsorlarımız Arsa Webv, Aydem Energy, Bio Trende, CNBCE'ye, Ege Yapı, IBS, Ido, Innovance, Kibar Holding, Money Pay, NJ, Enjoy Otel, Polaris Sigorta, Shell, Superü, Super Fresh, Türkiye İş Bankası, Tam Finans, Ziraat Portföye, araç sponsorumuz Lexus'a, iletişim sponsorumuz Turkcell'e, Starsoft Region sponsorumuz FMAP ve Goldek'e çok teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ve bu zirveyi ölümsüzleştirmek için emeği geçen bütün ekip arkadaşlarımı fotoğraf çekimi için sahneye davet ediyorum. >> Ben de çok teşekkür ederim. Hadi gelin 2026'nın her yıl olduğu gibi kapanış fotoğrafını yapalım. Havaladın mı? Aylardır çalışıyorlar. Sabah akşam. Ay Vereyim mi? Tamam. Buradayız. Büyük buluşma 2026. Büyük buluşma 2026. >> Büyük buluşma 2026. Büyük buluşma bey ve arkasındaki arkadaşlarımızı da reimize de kocaman bir alkış. Büyük buluşma 2026. Büyük buluşma.