📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Ders 3.1. Yanlış Bilgiye İnanmanın Psikolojik Nedenleri

RESAID16:27

Transcription

[Müzik]

Bu 3. dersimizde bireylerin neden ve nasıl yanlış bilgiye inandıklarını psikolojik perspektiften ele alacağız. Yanlış bilgiye inanma ve yanlış bilgiyi paylaşma yalnızca bilgi eksikliği ile ilgili değil. İnsan zihninin işleyişinden kaynaklanan bilişsel kısa yollar, duygusal ihtiyaçlar, kurumlara güvensizlik ve diğer sosyal motivasyonlarla da doğrudan ilişkili. Şimdi bunların ne olduğunu birlikte inceleyelim.

İnsanlar bilgiye tamamen rasyonel ve tarafsız bir şekilde yaklaşmazlar. Çünkü zihnimiz bilgiyi işleme sürecinde enerji ve zaman tasarrufu sağlamak için çeşitli kısa yolları kullanılır. Bilgiyi işlerken kullanılan kısa yollar kimi zaman hatalı sonuçlara da yol açabilir. Bu nedenle yanlış bilgiye inanma sürecine ilişkin öncelikle bilişsel çarpıtmaların etkilerini ele almak gerekir. Bunun için üç kavrama odaklanacağız. Doğrulama yanlığı, bilişsel uyumsuzluk ve güdülenmiş düşüme.

Öncelikle doğrulama yanlığına bakalım. Doğrulama yanlığı kişilerin var olan inançlarını doğrulayan bilgilere inanması ve bu bilgilere ulaşmaya çalışırken inançlarıyla çelişen bilgileri reddetme eğilimi olarak tanımlanır. Yani bireyler mevcut inançlarını ve görüşlerini destekleyen bilgilere daha fazla önem verirken karşıt görüşteki bilgileri ise görmezden gelebilir. İnsanlar bilişsel olarak daha rahat olanı tercih edebilirler. Bu nedenle mevcut kişisel inançlarını ve önyargılarını sorgulamaktan kaçınabilirler. Böyle durumlarda yanlış da olsa kendi görüşlerini doğrulayan bilgileri sorgulamadan kabul etme ihtimalleri artar.

Bilişsel çarpıtmalar altındaki ikinci kavramımız ise bilişsel uyumsuzluk. Bilişsel uyumsuzluk bireylerin inançlarıyla çelişen bir bilgiyle karşılaştıklarında rahatsızlık ve huzursuzluk hissetmeleri. Bu durum kişilerin yeni edindikleri bilgiye ilişkin uyumsuzluk hissini gidermek için güvenilir bilgileri reddetmesine ve edenilen bilgiliği daha önce bilinenler doğrultusunda düzenlemelerine bildikleriyle uyumlu hale getirmelerine neden olabilir. Mesela aşı karşıtı bir bireyi düşünelim. Bu kişi bilimsel verileri reddedebilir, güven duymayabilir ve böylece aşıların olumsuz etkilerini ya da aşıların zararlı olduğunu aktaran doğrulanmamış içerikleri paylaşan bilgiyi kabul etme eğilimi gösterebilir.

Kimi zaman ise bilgileri tarafsız bir şekilde değerlendiremiyoruz. Bu noktada üçüncü olarak güdülenmiş düşünmeden de bahsedelim. Bireylerin akıl yürütme becerilerini gerçeği belirlemek yerine inanmak istedikleri içerikler için kullanmaları anlamına gelir. Yani bireylerin karşılaştıkları mesajları yorumlama sürecinde önceki düşüncelerinin, inanç sistemlerinin veya ideolojik pozisyonlarının etkili olması olarak düşünülebilir. Bir örnek verelim. Güçlü siyasi inançlara sahip bir kişi kendi görüşleriyle çelişen bilgilere daha az önem verebilir ve destekleyici bilgiler yanlış olsa bile kendilerini destekleyen bilgilere daha fazla ağırlık verebilir. Bu durum partizanların yanlış bilgiye inanmalarına ya da kendi siyasi görüşlerine uymayan gerçek haberleri sahte haber olarak görmelerine yol açabilir. Yapılan bazı çalışmalar gösteriyor ki Amerika Birleşik Devletleri'nde demokratlar ve cumhuriyetçiler diğer partiden politikacıların yer aldığı olumsuz haberlere daha fazla inanıyor ve bu sahte haberleri paylaşmaya daha istekli oluyorlar. Görüldüğü gibi karşımıza gelen içerikler daha önceki bilgilerle uyumsuz ise o bilgileri reddetme eğilimine sahip olabiliriz.

İkinci olarak iki farklı düşünme sürecinin nasıl farklı sonuçları ortaya çıkarabileceğini aktaran ikili süreç teorisine değinelim. Psikolog Daniel Knamon insan zihninin sistem 1 ve sistem 2 olmak üzere iki farklı düşünme biçimine sahip olduğunu belirtir. Sistem 1 çok fazla çaba gerektirmeyen ve daha hızlı algılama ve eylem üretme biçimi anlamına gelir. Örneğin sosyal medyada karşılaştığımız duygusal bir paylaşım sistem bir tarafından hızla yeniden paylaşılabilir. Kriz dönemlerinde veya kritik zamanlarda belirsizliklerin de artmasıyla bireyler karmaşık sorunlara yönelik hızlı cevaplar arayabilir. Böyle zamanlarda sistem bir daha baskın olabilir. Bazen bir konu çok fazla çaba gerektirdiğinden dolayı çok fazla düşünmek istemeyebiliriz. Belirsiz zamanlarda negatif duyguların artması ve tabii içinde olduğumuz durumu hızlı anlamlandırma ihtiyacı bizi sistem 1'e yönlendirirken çekici ama bir o kadar da yanıltıcı içeriklere maruz bırakabilir. Sistem 1 ile ilgili bilgiyi işlediğimizde ve yorumlamak durumunda kaldığımızda yalnızca elimizdeki bilgiyi kullanırız. Böylelikle daha dikkatlice düşünülmüş bir yaklaşım yerine bu bilginin çekiciliği ve belirginliği kararlarımızı yönlendirir.

Sistem 2 ise daha fazla çaba ve dikkat gerektiren analitik düşünme süreci olarak tanımlanabilir. Sistem 1'e göre daha incelikli ve yavaş bir süreç olduğundan dolayı karşılaştığımız bilginin doğruluğunu sorgulama ve analiz etme imkanımız olur. Fakat daha fazla enerjiye ihtiyaç duyduğundan her zaman değil nadiren devreye girer. Yanlış bilgiyle karşılaştığımız zaman zor olsa da sistem 2inin etkinleştirilmesi kritik bir öneme sahip. Sonuç olarak her iki düşme sistemini ele aldığımızda yanlış bilgilerle karşılaşmada sistem 2innin doğru bilgiye ulaşmada daha olumlu bir etkisi olacağını söyleyebiliriz.

Krizler duygulara, duygusal cevaplara ve bilgiye yönelik ihtiyaçları artırabilir. Bireylerin hızlı açıklamalara ihtiyaç duyması sistem 1'e doğru bir eğileme sebep olabilir. Karmaşık krizlere basit cevaplar sunan bu tür yanlış bilgi ve komplo teorilerine duyarlılığa sebep olabilir. Diğer başlıklarda da ele alacağımız gibi kriz dönemlerinde özellikle siyasi söylemleri de düşünecek olursak genellikle kriz duygusunu ve acil eylem ihtiyacını vurgular. Bu dönemlerde korku ve panik bireyleri hızlı cevaplar aramaya yetebilir. Bu tür bilgiler sistem 1'de yorumlandığında daha çabuk ve yaygın kabul edilebilir.

Sezgilerin rolü de oldukça önemli. Bir konu veya bir olay hakkında gözlemlediğimiz bu olaylara ilişkin karar verirken aklımızda kolayca canlanan bilgileri kullanırız. Çok fazla bilginin olduğu bu bilgi ekosisteminde ve özellikle sosyal medyada karmaşık analizler yapmaktan ziyade canlanan bilgiler ve sezgiler daha sık kullanılır. Mesela medyada sık tekrarlanan bilgiler. Bütün bu bilgiler olduğundan daha sık ve olasılı görülebilir ya da yakın zamanda gerçekleşmiş olayların yeniden gerçekleşme olasılığının daha yüksek olduğu düşünülebilir. Örneğin göçmenler suç oranlarını artırıyor veya mülteciler işimizi çalıyor gibi söylemler kimi mecralarda sık tekrarlandıklarında ve tabii içinde yaşadığımız koşulları da beraber düşündüğümüzde gerçekmiş gibi algılanabilir.

Güven bilgiyi değerlendirme sürecinin temelidir. Güven aynı zamanda bir kaynağın inanırlığı anlamına gelir ve bilgi edinmek isteyen kişiler için kaynağın güvenliğini nasıl değerlendirdikleri ya da nasıl algıladıkları ne tür bir bilgiye inanıldığını doğrudan etkiler. Güvendiğimiz veya güvenilir bulduğumuz bizim için aynı zamanda doğru bir kaynak olabilir. Ama güvenimiz azalırsa veya güvenmekten vazgeçmişsek farklı kaynaklara yöneliriz. Mesela kendimize sorsak, "Peki biz uzmanlara veya medyaya ne kadar güveniyoruz?" Kurumlara, uzmanlara ve medyaya olan güvende azalma olduğunda doğrulanmamış ya da manipülatif içerikler sunan alternatif bilgi kaynaklara yönelme söz konusudur. 2024 yılında dijital haber raporu tarafından yayılan bir araştırmaya göre her 10 kişiden yaklaşık 4dü yani %40'ı çoğu habere çoğu zaman güvenebileceği görüşündeymiş. Görüldüğü gibi medya gibi bilgiyi en sık kullandığımız mecrada bile önemli bir güvensizlik var. Yani her zaman güvenilir değil. Böyle durumlarda yanlış bilgilere olan inanç artabilir. Özellikle kriz zamanlarında örneğin pandemi veya seçim dönemlerinde bütün bu dönemlerde bilgi otoritesine yönelik güven kaybı söz konusu olabilir. Bahsettiğimiz karmaşık dönemlerde alternatif bilgi kaynaklarında karşılaşılan bilgilere yönelik eleştirel bir gözle değerlendirme olasılığı azalır. Pandemi döneminin ilk başlarında riskleri konusunda kurumlara olan güvensizlik nedeniyle komplo teorilerine inanma ve önlemlere dair farklı bilgilere yönelme olduğunu hatırlayabiliriz.

Kriz ve belirsizlik dönemlerinde etrafımızda gerçekleşen bütün bu karmaşık olayları anlamlandırma ve kontrol etme ihtiyacı duyarız. Bu ihtiyacı karşılayarak basit, net ve tatmin edici açıklamalar sunan komplo teorilerine yönelmek mümkün. Dersin devamında da daha detaylı tartışacağımız gibi genel anlamda bilimsel bir mantığa dayanmasalar ve çoğunlukla yanlış olsalar da komplo teorileri karmaşık konuları basitleştiren ve belirsizliği azaltmayı sağlayan inanç sistemleridir. Komplo teorilerinin sunduğu açıklamalar daha güvende ve kontrol sahibi hissetmeyi sağlar. Dolayısıyla güvende hissettiren yanlış bilgiye inanmaya sebep olur. Yine pandemiden örnek verebiliriz. Çünkü birazdan da ele alacağımız varoluşsal ihtiyaçların daha baskın olduğu bir dönemdi. Covid-19 salgını hiç beklemediğimiz bir zamanda ilk dönemlerinde nedenini anlamlandıramadığımız bir şekilde ortaya çıktı ve yarattığı panik ortamında kendimizi ve çevremizi salgından korumaya çalıştık. Böyle bir dönemde bir grup elit dünya nüfusunu azaltmak için salgın çıkarıyor diyerek karmaşık bir krizi basite indirgeyen söylemlerle karşılaştık. Bu örneklerle de gördüğümüz gibi anlamlandıramadığımız olaylar söz konusu olduğunda bilimsel olmasa da bazı argümanlar daha güvende hissetme ve belirsizlikleri azaltma ihtiyacı ile yanlış bilgiyi kabul etmeyi kolaylaştırır.

Kimi siyasetçiler de işimizi çok fazla kolaylaştırmıyor değil mi? Mesela popülist söylem. Popülist söylemin duygulara hitap etme, karmaşık sorunları basite indirgeme, kurumlara güvensizliği teşvik etme, bilime kuşku duyan kimi özellikleri gereği yanlış bilgiyi strateji olarak kullanabilirler. Tam da bu nedenle popülistler komplo teorilerini sıklıkla kullanırlar. Çünkü bu sayede kendilerini diğer seçkinlere, bilime ve müesses nizama karşıymış gibi gösterebilirler. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump'ın Çin virüsü olarak tanımladığını hatırlayabiliriz.

Psikolojik araştırmaları incelediğimiz zaman kompla teorilerine ve yanlış bilgiye inanmanın üç temel güdüyle ilişkili olduğunu görüyoruz. Bunlardan birincisi epistemik motivasyon yani bilgi ve anlama ihtiyacı. Kompla teorileri ile ilgili bahsettiğimiz gibi bireyler dünyayı anlamlandırmak ve belirsizlikleri ortadan kaldırmak ister. belirsizliği azaltan doğru bilgiye ulaşamadıklarında da komplo teorilerine yönelirler. İkincisi ise varoluşsal motivasyon yani güvenlik ve kontrol ihtiyacı. İnsanlar hem kendilerinin hem de çevrelerinin güvende, istikrali ve kontrol sahibi olmalarını ister. Bu ihtiyaçlarını sağlayamadıklarında daha öngörülebilir ve belirsizliklerini azaltmayı mümkün hale getiren bir nevi onları tatmin eden komplo teorilerine yönelirler. Çünkü komplo teorileri hayali bir kontrol sağlar ve böylelikle kişiler kendilerini tehditten koruduğunu düşünür. Üçüncüsü ise sosyal motivasyon yani aidiyet ve grup kimliği olarak tanımlayabiliriz. Bireyler bir gruba ait olmak ister ve ait hissettikleri grubun değerlerini, görüşlerini, pozisyonlarını paylaşma ihtiyacı duyarlar. Mesela bireyler aidiyet hissettikleri gruba ya da kimliğe bağlılığı göstermek amacıyla öne çıkan bir konuda nasıl bir duruşa sahip olduklarını ve o konuyla ilgili nasıl bir pozisyon aldıklarını belirtmek için yanlış bilgi paylaşımı yapabilirler. Hatta kimi zaman o grubun üyesi olan liderin yanlış bilgi içeren bir örneği ya da bir konuşması yeniden üretilebilir. Bu açıdan bazı olumsuz toplumsal sonuçlar da meydana gelebilir. Komplo teorileri aidiyet hissini arttırırken gruplar arası farklılıkları derinleştirir ve daha kutuplaşmış bir ortam yaratır.

Bu dersimizde yanlış bilgiye inanmanın faktörlerini ele alırken bazı önemli konulara değindik. Bu konuları pekiştirmek ve pratiğe dökmek için bazı konuları birlikte düşünebiliriz. Birinci örnek pandemi ve aşı karşıtlığı olsun. Covid-19 panik yaratan bir dönemdi. Dolayısıyla endişenin ve korkunun hakim olduğu bir dönemde bazı kararlar vermek durumundaydık. Önlemlere dair farklı bilgi içerikleri arasında neyin doğru olduğunu seçmek ve bütün bunlara karar vermek gerekiyordu. Hızlı düşünmenin sistem 1'e yönlendirdiğini hatırlayabiliriz. Yani belirsizlik ve korku durumunda sistem 1'e eğilim söz konusu olabiliyor. Bunun sonucunda ise aşı karşıtı komplo teorilerinin hızla yayılması ve bireylerin aşı olmaktan kaçınması gibi durumlarla karşılaşmak mümkün. Maske takmama, önlemleri reddetme ve doğru olmayan önlemlerin kabul edilmesi gibi.

İkinci örneğimiz siyasi kararlarımız. Siyasi sosyal kimliklerimizle örtüşebilir. Dolayısıyla kendimize ait hissettiğimiz grubun normlarına, değerlerine uygun davranabiliriz. Bununla beraber grubun bir üyesi olarak onaylanma ihtiyacına da sebep olabilir. Böyle durumlarda bireyler kendi siyasi görüşünü destekleyen yanlış bilgileri sorgulanmadan paylaşılmasına ve kendisiyle benzerlikleri olmadığını düşündüğü diğer kampın düşmanlaştırılmasına sebep olabilir.

Müdahaleler bölümünde farklı çözüm yaklaşımlarını detaylı bir şekilde ele alacağız ama burada kısaca sizinle birkaç noktayı paylaşmak isteriz. İlk olarak psikolojik aşılamayı bir çözüm olabilir. Bireylerin yanlış bilgiye maruz kalmadan güçlendirilmesi ve yanlış bilgilere yönelik bağışıklık kazandırılması olarak tanımlayabiliriz. Mesela komplo teorilerinin neler olduğunu ve nasıl çalıştığını farklı araçlarla öğretmek öğrenmek bir çözüm olabilir. Nasıl yapılabilir? Etkileşimli oyunlar aracılığıyla bu konuya dair farkındalık kazandırmak ve farklı aktörler aracıyla da yaygınlaştırmak etkili olabilir. Böylece bireyler sahte haberlerin veya yanlış bilgilerin içeriklerine ve sonuçlarına dair fikir sahibi olabilirler.

İkinci olarak medya okur yaazarlığı ve eleştirel düşünme eğitimleri. Medya okuryazarlığı ve eleştirel düşünme karşılaşılan bilgileri sorgulama, yanlış bilgiyi tespit etme ve analiz etmeyi gerektirir. Sistem iki düşünmenin daha sık devreye sokulması yani bilgiyi doğrulama ve kaynak analizi becerileri kazandırarak sistemi düşünme biçimini teşvik etmek de bir fayda olarak düşünülebilir.

Üçüncü olarak kurumsal iletişim güçlendirme. Kriz zamanları doğası gereği karmaşık ve endişe vericidir. Böyle zamanlarda daha açık şeffaf bilgi paylaşımı güveni yeniden tesis etmek için önemli bir rol oynar. Güven tesis ederek hesap verebilirlik mekanizmaları kurmak alternatif ve manipülatif kaynaklara yönelmeyi azaltabilir.

3üncü modülün sonuna geldik. Peki biz nelerin altını çizdik? Bir hatırlayalım. Yanlış bilgiye inanmanın arkasında bilişsel kısa yollar, psikolojik ihtiyaçlar ve sosyal güdüler vardır. Kompla teorileri ve bilgi düzensizlikleri bireylerin belirsizlikle baş etme mekanizmalarının ürünü olabilir. Etkili müdahaleler bireysel ve toplumsal düzeyde psikolojik farkındalık geliştirmeyi gerektirir. Pekiştirmek için bazı soruları da düşünebiliriz. Peki siz kendi davranışlarınızda doğrulama yanlığını nasıl fark ediyorsunuz? Sistem 1 ve sistem 2 düşünmeye dair günlük hayattan nasıl örneklerle açıklanabilir? Kurumlara olan güvenin artması bilgi düzensizliklerini nasıl etkiler? Şimdi bu soruların ardından komple teorilerini ve etkilerini birlikte keşfetmeye devam edelim.

[Müzik]