Transcription
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Bugün çözüm süreci yok. Hadi gözünüz aydın. Bugün İslamcılık konuşacağım. Eee, İslamcıların iflasından bahsedeceğim. Biraz kişisel bir yayın olacak. Eee, burada daha genel, büyük genellemeler yapmak yerine birtakım kişisel deneyimlerden hareketle bir şeyler anlatmak istiyorum.
Malum Siyasal İslam'ın İflası. Olivier Rua'nın kitabı yıllar önce 80 sonlarında, 90 başında Metis yayınlarında çıktı. Aslında kitabın tam Türkçesi bu değildi. Türkçesi "başarısızlığı" olarak çevrilebilir. Ama o tarihte Metis böyle bir tercih yaptı ve böyle kaldı. Ve özellikle de siyasal İslam'ın dünyada ve Türkiye'de büyük bir yükselişe geçmesiyle birlikte kitabın, eee, boşa düştüğü ileri sürüldü. Halbuki Olivier Rua çok iyi bildiği İran'ı ve İran devrimini esas olarak mercek altına almıştı ve İran devriminin belli bir tarihten itibaren tükendiğini söylemişti ki hiç de yanılmadığını zamanla gördük.
O sıralarda ben de gazeteci olarak siyasal İslam üzerine çalışıyordum ve değişik yerlerde, değişik ortamlarda genellikle kitapçılarda, dergilerde, eee, dağıtım evlerinde, eee, birtakım dernek pek yoktu ama vakıflarda değişik genellikle radikal diye tanımlanabilecek İslamcılarla sohbet ediyordum. Bunların neredeyse ezici bir çoğunluğu erkekti. Eee ve yaşları da ben o sıralarda 25-26 yaşındayım. Onlar da benimle yaşıt ya da biraz genç ya da biraz fazla, eee, biraz büyüklerdi. Tabii daha yaşça ileri olanlar da vardı ama daha çok kendi yaşıtlarımızla daha kolay ilişki kuruyorduk ve ben kısa süre önce cezaevinden çıkmış bir solcuydum. Eee ve İslamcıların hemen hemen hepsinin dilinde Türkiye'deki sol hareket hakkında, sosyalist hareket hakkında birtakım küçümseyici, aslında gizli bir eee ilgi ve hayranlık da vardı ama genellikle tam o sıralar solun yenilgisinin kendisini gösterdiği zamanlardı. Böyle bir küçümseme hali vardı.
Ve bazı yazarların, Uğur Mumcu başta olmak üzere, dolaşıma soktuğu "dönek" tabiri çok revaştaydı. Şu dönek, bu dönek. Türkiye'de radikal solun içerisinde, devrimci hareketin içerisinde yer alıp sonra burjuvalaşan, başka şeyler olan çok insan vardı ve dönek olarak tabir ediliyorlardı. Ve bu da İslamcıların da çok sevdiği bir benzetmeydi. Ve o tarihlerde ben de kendilerine mealen şöyle bir şey söylüyordum: "Nasıl olsa sizden dönek çıkmaz. Çünkü bir İslamcı en fazla siyasi çizgisini değiştirir. Ama İslam içerisinde kaldığı için, yani Müslüman kimliğini koruduğu için dönek sıfatı onlara pek uygun görülmez." Yıllarca böyle düşündüm. Yani şöyle söyleyelim: Siz bir sosyalist hareketten koptuğunuz zaman dönek oluyorsunuz. Çünkü o hareketin dışına çıkıyorsunuz ve bir de iyileştiriyorsanız dönek oluyorsunuz. Ama bir zamanlar diyelim ki İran yanlısı ya da Afgan mücahitleri yanlısı eee pozisyonlar almış radikal, eee devleti taahhüt rejimi olarak görmüş bir İslamcı olarak yarın öbür gün daha kendi halinde bir hayat yaşadığınızda kimse size dönek demiyor. Çünkü namazınızda, niyazınızda, orucunuzu tutuyorsunuz vesaire. Çünkü hala dindarsınız. Bu bir korunaklı alandı İslamcılar için ve benim gözlemlediğim Türkiye'deki 40 yıl, evet, 40 yıldır gözlediğim bir hareket ve tanıdığım çok insan oldu. Onlarca demeyeceğim, yüzlerce insan oldu. Büyük bir kısmı İstanbul'da ama İstanbul dışındaki yerlerde de. Ve bu süre içerisinde bunların, bu kişilerin İslamcıların nasıl dönüştüğüne tanık oldum.
İlk 94 yerel seçiminde, eee, Refah Partilerinin belediye başkanlıklarını kazanmasıyla başladı bu dönüşüm. Belediyelerde istihdam edildi. Bazıları oralarda kendilerine yer buldular ve biraz parayla tanışmaya başladı insanlar. Daha sonra Refah Yol dönemi belli bir süre kısa sürdü ama orada da bir canlanma yaşandı. Ama esas olarak AK Parti iktidarıyla beraber Türkiye'de her türlü İslamcının önü açıldı. Yani dindarların önü açıldı ama İslamcıların da önü açıldı. Milletvekili, bakan olanlar oldu. Değişik yerlerde üst bürokrat olanlar oldu. Kimisi emekliye ayrıldı. Eee, kimisi hayatını kaybetti. Onları bir kenara koyalım. Yaşayanlara baktığımız zaman hemen hemen hiçbirisi diyeceğim, çok az bir kesimi dışında çok değiştiler. Çok dönüştüler. Tabii ki değişim kaçınılmaz bir şey. Hiçbir şekilde reddedemeyeceğimiz, direnemeyeceğimiz bir şey. Ama bunların büyük bir kısmının dün 80'li yıllarda, 90 başlarında tanıştığım insanlar olmadığına eminim. Kendilerinin de bugün yaptıkları dünkü pozisyonlarının çok uzağında, hatta tamamen zıttı ama yine hala kendilerini bir davanın insanı olarak gösterebiliyorlar. Ve burada tabii ki korunaklı alan nedir? İslam içerisinde kalmaları.
Fakat bir süredir başka bir şeyi gözlüyorum. Siz de görüyorsunuzdur. Dinden uzaklaşmalar da başladı. Bunu daha önce değişik meselelerle konuştuk. Özellikle gençlerde dine mesafe koyma, dine karşı kayıtsızlık, muhafazakar ailelerin çocuklarında bunun çok olduğunu gördük, duyduk. Hatta devletin bu konuda alarm verdiğini, gerek Diyanetin, gerek Milli Eğitim Bakanlığı'nın alarm verdiğini duyduk. İmam Hatip liselerinde dahi bunların olduğunu duyduk. Ama şunu da görmek gerekiyor. Bu sadece gençlere özgü bir şey değil. Ben her gün bir yerlerden birtakım şeyler duyuyorum. Tanıdığım, ettiğim, isim vermek istemiyorum. Bazılarını sizler de tanıyorsunuz. Kamusal alanda geçmişten tanıdığım birtakım İslamcılar bugün İslamcılık eleştirisini çoktan kapattılar o defteri ama bunun ötesinde bir İslam eleştirisi yaptıklarını görüyorum. Ve bunların bazıları gerçekten takdire şayan. Bunu kamusal alanda da yapıyorlar. Kamusal alanda yapamayan, yapmayan ya da yapamayan çok kişi olduğunu biliyorum. Bunların içerisinde özellikle İmam Hatip ve ilahiyat fakülteleri eğitimi almışların oranının hayli yüksek olduğunu da biliyorum. Ve bu bize birçok soruyu beraberinde getiriyor. Ne oluyor da böyle oluyor? Bunun birçok nedeni var. Ama her şeyden önce ontolojik, varlık bilimsel, yani herkesin kendi bir macerası var ve bu maceranın bir yerinde dine yöneliyorsa bir yerinde de dinden uzaklaşabiliyor. Bunun çok bireysel, toplumsal nedenleri muhakkak var. Kimileri bir şeyleri araştırarak bunu yapıyorlar.
Ama şunu özellikle vurgulamak lazım. Bu konuda tecrübeli birtakım kişilerle konuştum. Özellikle sosyal medyanın, internetin yaygınlaşmasıyla beraber artık birtakım şeylere ulaşmanın, birtakım fikirlere, tartışmalara ulaşmanın çok daha kolay olduğu realitesi ortada ve insanların birbirleriyle tartışabilmesi de artık çok mümkün. Birtakım gruplar var sosyal medyalarda. Oralarda insanlar benzer kaygıları taşıyan insanlar buluşup tartışabiliyorlar. Ve bundan Türkiye'nin dünkü İslamcıları da hiç şey değil, bareste değil. Onların içerisinde de çok kişinin bireysel olarak ya da küçük gruplar halinde böyle tartışmalara girdiklerini, arayışlara girdiklerini ve çok ciddi dönüşüm yaşadıklarını biliyorum.
Bu dönüşümü tabii ki dünyevi birtakım olaylar tetikliyor. Mesela Türkiye'deki AK Parti iktidarının deneyimi. AK Parti iktidarı adında adalet var. İslam'ın en temel önermesi olduğu söylenir. Ama biraz sevin kanlı, objektif bakan kişi Türkiye'de olmayan ilk şeyin adalet olduğunu görür. Bu çok büyük bir kırılma. Sadece bu değil. Bir zamanlar İran devrimine ve İran'daki rejime inanmış insanlar bunun aslında bir yerden sonra bir tür eee İran milliyetçiliği olduğunu gördüler. Bu gerçekle tanıştılar. Ya da radikal İslamcılığın yaşadığı aşamalarla birlikte El Kaide ve IŞİD'in, özellikle IŞİD'in yapıp ettikleri, IŞİD'in ilk kez eee diğer mezheplere de alenen savaş açmış olması gibi realiteler. Taliban realitesi, kadınların nasıl hala ikinci, hatta üçüncü sınıf eee kişiler, vatandaşlar, varlıklar olarak görüldüğü realitesi. Bütün bu realitelerin hepsinin etkisiyle yaşanan bir eee dönüşüm var. Ben buna dönüşüm diyorum. Dönmek demiyorum. Sola atfedilen döneklik çok abartılı ve eee bir hakaretamiz bir şeydi. Eee bunun örneklerinin İslami camiada çok yaşandığını görüyorum. Ama bunların çok eee görünmez olduğunu, görünmez kılındığını, üzerinde çok fazla durulmak istenmediğini de görüyorum burada. Çünkü bir şey eriyor. Bir iflas var. Buradaki iflas, İslamcılık denen 80'li yıllarda iyice kendini gösteren ve dünya çapında yükselişe geçen, büyük bir boşluktan istifade ederek yükselişe geçen bir hareketin nasıl altyapısız, deneyimsiz ve eee çok kolay dönüşebilen bir yapı olduğunu bize göstermesi oldu.
Bakın, 10 Kasım'da eğer tarih değişmediyse Beyaz Saray'da kim olacak? Eşar ne olarak olacak? Trump'ın yanında IŞİD'e karşı mücadele koalisyonuna girmek ve İsrail'le stratejik işbirliği anlaşması yapmak için gidecek. Ve biz 80'li, 90'lı yıllarda, 2000'li yıllarda, hatta günümüze kadar İslamcılığın anlatısının başta ABD olmak üzere dünyadaki hegemonik güçlerle savaş olduğunu eee bize söylediler. Buradan yürüdüler ve vardığı nokta, Suriye'dekinin vardığı nokta Beyaz Saray'da Trump tarafından ağırlanmak ve beraber IŞİD'e karşı mücadele tartışmak oldu. Bundan hala bir iflas olmaz. Bu genel olarak İslamcılığın iflası. Ama özel olarak birtakım bireylerin İslamcılıktan uzaklaşmayı, İslam'dan uzaklaşmaya kadar taşımalarının çok anlamlı olduğunun altını çizmek istiyorum.
Peki, bugün kime ithaf edelim? Tam benim gazeteciliğe ilk başladığım yıllarda deli gibi dinlediğim, sonra nedense az dinler olduğum birisi. Prince, Prens, artık nasıl derseniz Amerikalı müzisyen. Daha 20 yaşlarında, 19-20 yaşlarında yani 70'lerin sonlarında müziğe başlıyor. Çok popüler bir isim. Çok satan plakları var ama onun ötesinde kılık kıyafetiyle, aldığı tavırlarla, eee, verdiği pozlarla çok dikkat çeken bir isim. Eee, pop müziğin en önde gelen dünya çapındaki isimlerinden birisi olduğu kabul ediliyor. Çok dinledik. Eee, o yıllar işte 20'li yaşlarımızın sonunda çok dinledik. E çok, eee, açık söyleyeyim, biraz şöyle eee gizli saklı dinlediğimi söyleyebilirim. Çünkü bizim geldiğimiz kültüre çok farklı birisiydi. Çok kışkırtıcı birisiydi ama çok etkileyici birisiydi. Ve bir gün evinde ölü bulundu. 2016. Yani kaç yaşında oluyor, çok da fazla değil. 60 yaşını göremeden, eee, aşırı dozda uyuşturucu etkisi veren ilaç aldığı söyleniyor. Ki böyle bir ölüm Prince'i birazcık bilen, tanıyanlar için çok da şaşırtıcı değil. Eee, adı hep var. Parçaları hep çalınıyor. Başkaları onları yeniden üretiyor ama bir marka olarak eee kendini gösterdi. Grubunun adı bir dönem Prince and the Revolution, Devrim, Prens ve Devrim grubuydu. Onun da çok albümünü dinlemiştik. Eski zamanların yani 80'li yılların albüm ve daha sonra CD'lerin döneminin insanıydı. Şimdi YouTube döneminde de herhalde izleyeni vardır. Ben de onlardan birisiyim. Kendisi hak, eee, hayranlık duyulmayacak bir insan değildi. Eee, iz bıraktı. Kendisini takdirle ve hayranlıkla yad ediyorum.
Bitirmeden Medyascope'a sahip çıkmanızı, destek olmanızı YouTube katıldan, Patreon'dan ya da web sayfamıza abone olarak bize destek olabilirsiniz. Söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.