📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Erman Gören, Homeros Okumaları: Ilias, 2. Seminer

Klasik Düşünce Okulu1:25:08

Transcription

Evet efendim, Homeros okumalarının ikinci haftası için yine buradayız. O geçen hafta söylediğim üzere birkaç hafta omarosa giriş yapmakla meşgul olacak.

Bak, geçen hafta özellikle erken dönemde o en yakın doğumu dostlarının Homeros'un İlyada ve Odysseia destanları üzerinde nasıl bir etkisi olduğu ile ilgili bir giriş yapmıştım. Bu girişe tabi eklenebilecek diğer büyük Yakın Doğu'da mitosları ve destanları var ya, bunların içine belki Bulgari tek diyebiliriz. Ama ben iki ile ilişkisi dahilinde birtakım işler ekleyebiliriz.

Fakat bu temelde, geçen hafta bu kamışla ilgili özellikle konuşmuştuk. Geçen haftaki videoma çok saygı duyduğum, kıymet verdiğim bir felsefeci hocam, büyüğüm bir geri dönüşte bulundu. Onu burada zikretmek isterim. Özellikle Avrupa merkezcilik ile ilgili konuştuğumuz sırada da Claude Lévi-Strauss'un birtakım yaklaşımlarından bahsetmiştim.

Bu yaklaşımların başlangıç noktası kırıldı, bir Cross değildir. Hoca'nın bana da hatırlattığı üzere bunun başlangıç noktasına Rusya kadar geri götürülebilir. Rusya'da bir insan günlerinin başlangıcını teşkil eden Avrupa Birliği merkezi anlayışını eleştiren takım yaklaşımları görürüz. Gider, o da böyle şeyler görürüz. Bunun içinde 18. yüzyılda et var.

Böyle değilim, başlıyor. Fakat neymiş dost? Bunu daha da ileri bir seviyeye götürür ki, öyle ki bazı seviyelerde Yunan'ın ya da Avrupa'nın kültürünün Hint-Avrupa köklerini aslında sanıldığı kadar üstüne olmadı. Hatta bazı kabile inanışlarının ve bazı kabile kültürlerinin bundan da daha üstün olduğu doğrusunda tersine götüren bir anlayışla bir eleştirisi var.

Dolayısıyla nevi sosu dinlendirirken, ben geçen hafta bu özellikle değildim. Altını çizdiği kültürel arası bir yarar şeyi hiçbir zaman gündeme getirmeyeceğim. Bu şekilde olaylara bakmayacağım da ilgili hatırlatmayı bulan dönüştü. Su seviyesinde de onun bakış açısında da aynı şekilde olduğunu yerinden söylemek isterim.

Yani nekroloji, Cross gibi bir herhangi bir medeniyetin Avrupa atma gereğinden daha üstün olduğunu ve herhangi bir yemekten Alpay etme daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle böyle bir durum var. Kezzap, ülkemizde de yaşamış yok. Dumézil yaptığı bir takım çalışmalar da yine bu Hint-Avrupa ve medeniyetinin büyütülen ve şey yapılan gayet.

Ben bunu unutmuşum galiba. Takmıyor 4, şimdi daha galiba he he. Büyütülen de çok böyle önemsenen bir takım için tavrı, kalıbı düzenlerin ve toplumsal yapıların aslında sanıldığı kadar önemsenen yiyeceğine çok basit dokulara sahip olduğu belli bir takım eleştiriler yine değerlendirmiştir.

Bu bakımdan temelde geçen hafta ile ilgili bir parka panuş yaparsam, ben erken dönemde destanlarının İlyada kodu su ile ilişkisi ve bu ilişkinin an nasıl bir seyir izlediğini ilgili bir aşama olarak geçen hafta ele alabiliriz.

Bu hafta ise bu aşamanın bir sonraki tarihsel seviyesinin, yani Minos Girit Uygarlığı ve Minos Girit uygarlığı ile temas içinde Miken Uygarlığı ve uygarlıkların en temelde Homeros İlyada için nasıl bir zemin teşkil ettiği ile ilgili bir giriş olacak.

Bugünkü tamimin olsun, karlı ya da Migros'un medeniyeti derken bu söylediğimiz şey aslında bir tanımlanan ilişkili. Bu da mı soru artırılsın? Gidip de konusu Sarayı'nda yaptığı kazılar sırasında karşısına çıkan medeniyetin bu İlyada için Dominos'ta geçen Minos Kralı, Kinos'un Kralı Minos'un özdeşleştirmesi ve buna Miken Uygarlığı demesi ve üzerinden bu tanım çıkıyor.

Fakat Levent kısa sürede bunu hemen aşamalandırıyor. Yani böyle tamam burada Minos uygarlığı var ama bu Minos uygarlığı biz Miken uygarlığı ile aynı bıçakdaş uygarlık olarak tanımlarsak, o zaman şöyle bir soru 3 42.

Minos uygarlığı dediğimiz arkeolojik katmanlar Miken'den çok daha önce gidiyor. Yani mesela şöyle bir ayrıma gidiyor, Evans erken Minoska diyor, milattan önce 3000'den milattan önce 2000'e kadar. Yani daha özetle söylersek, üçüncü bir ortam Ionian çağır, böyle iş bu 1900'ler 1700 arası böyle kısa bir dönem.

Bir ortamı yoksa sonra geçmiyoruz, ca 17 yüzlerden 1100 80'lere kadar ki bir dönem. Şimdi bu geçmeyin uçağı, özellikle ikinci yarısıyla Miken uygarlığıyla bir ortak tarihsel Hello ortaklık yaşıyor.

Biraz buraya baktığımızda, o çok temelde belirli şeylerin erken dönemde arkeolojinin verileriyle bize çok böyle çok afaki ve ve daha sadece arkeoloji verilerine dayanan kalın çizgilerle belirlenmiş kalın çizgilerle birbirinden ayrılmış bir takım tarihsel seviyeler sunduğunu görüyoruz.

Fakat kalın çizgiler ya gittikçe silikleşme ya gittikçe belirli tadilatlar yaşamaya başladı. Bu tadilatlarda önemlilerinden biri, ama akıllı Anthracene mineral Bey yazısını çözmesi ve Yeniler ve yazının Yunanca bir dil olduğunu tespit ediniz.

Şimdi bu niye önemli? Çünkü gitti bulunan tabletler arasında iki ayrı yazı var. Barnini alfabesi ile yazılmış iki ayrı yazı. Bir tanesinin eğer Ağa başka biriyle yazılmış, henüz çözülememiş bir değil bildiğiniz üzere tamamla bilmiyorum. Olmadı eminiz başka bil. O diğeri seni nerede be?

Özellikle 3500'ler Latince 1500'lerden itibaren daha aktif bir şekilde ortaya çıkıyor. Ve gün ancak he he, arkaik bir gün anca yani içinde özellikle sevmedik birtakım kontrol hapları bulunduğu ok on sanatları güçlü bir şekilde zigama gibi bir Vav muadili bir takım konsol hatları geçti bir şekilde bulundu.

Ama temelde bir gün ancak. Şimdi bu seviye tabii Minos'un sanıldığı gibi bütün tarihi boyunca egemen olmadığını, özellikle 1500'ler 1450'lerden itibaren bir Miken hâkimiyetine yerine bıraktığını göstermeye başladı.

Burada 1400'ler 1500'lerde ya da tam tersi milattan önce olduğu için 500'ler 1400'lerde Miken uygarlığı dediğimiz şey tadına değineceğim. Şimdi nasıl bir şey olduğuna, nasıl bir egemenlik alanı ilan etti ve nasıl bu egemenlik geniştir? Bu bütün toplumun bir şekilde bunu da oraya geçişi miydi yoksa sadece bir takım siyasi elitlerinin şeyde girip de baskın gelmesi ilk miydi?

Bunu tam anlamıyla bilmiyoruz ama evde hiç değilse şuradan biliyoruz ki kerelik seramik alıntıdan biliyoruz ki 1500'ler 1400'ler civarında 12 Adalar fikri atlar Ege sahilindeki Minos varlığı yerini Miken varlığına bırakıyor.

Şimdi Miken varlığı derken tabii Miken varlığı neyi kastediyor? Evet, şimdi temelde şöyle bir şeyi anlamak lazım. Aslında bugün anlatacağım böyle seviyeyi üç aşamada değerlendirebiliriz.

Bize varsın kazdık Knossos Sarayı ve saray çevresinde gelişen bir yönetim organizasyonu. Bu yönetim organizasyonunun beynini çerçevede tek adam yönetimi olduğunu ama doğu tipi bir tekrardan yönetimi miydi, başka bir unsur var mıydı yok muydu? Buraların da çok tartışmalı olduğunu söyleyebilirim.

E şimdi o tartışmalara şu anda girmeyeceğim, birazdan ona da gireceğim. Fakat hem Miken'in geçmişine baktığımızda hem nasıl geçmişi 1700'lere kadar falan gidiyor, biz 1700 ile 1600'lar arasına orta helak dönemi, orta Yunanistan dönemi ediyoruz.

Sonra geç Yunanistan döneminde diye başlayan 1600'le başlayan süreç bu ta 1300 60'lara kadar saraysız bir şekilde gelişiyor. Yani Miken'deki saray dokusunun Miken'da ve diğer hallas'taki merkezlerde karşımıza çıkmadığı bir siyasi ve mimari dokusuyla karşılaşıyoruz.

Sonra saray dokusunun yer aldığı 1360'lar ile 1200'ler arasında bir dönem var. Ve sonra sarayında ortadan kalktığı 1200'ler ile başlayan bizim zaman zaman karanlık dönem olarak adlandırdığımız bir dönem var.

Bunların hepsini birazcık anlatmaya çalışacağım. Şimdi disan ayın olmadığı dönem ve tabii ki Miken'de bir saray var ve Miken Bey'de karşımıza çıkan belirli terimlerle birtakım yönetim figürleri ile karşılaşıyoruz.

Bunlardan biri a bu hemen başında bir yıllanma ile okunan Vanox dibinden Kral. Bu kırılması bir kişiydi, tek yönetici olarak Kral. Nasıl bir kişi de onun altında yine eğer bdbd kaside uye geçen.

Fakat daha sonra bizim İlyada ve Odysseia'da Basilius adıyla karşımıza çıkan ya da yine lineer gibi ve de lavage tasfiye geçen bir takım figürler var. Bu figürler Miken ve Miken uygarlığı çerçevesinde girip de belirli bir pil şöyle mikrofonu bırakayım, belirli bir ve yönetim organizasyonu birlikte sürdürüyorlar.

Şimdi Vanox öyle gözüküyor ki bunların en tepesinde. Ama diğerleri de lokal hizmetlerle ilgileniyorlar. Basina musun oyunlokali de daha bir lider olduğu. Yani bir Kraliyet makamı olarak belirli bürokratik bir makam olduğunu.

Lavage tasını ise Yunan ya da kilo swaggin filmleri ile ilişki içinde de loves Yunancada bu Homeros destanlarında karşımıza zaman zaman halk diye falan çevresi de aslında silahlı halk demektir. Bu da ordu demektir. Aslında ordu idaresini ilgilenen bir kişi olduğu anlaşılıyor.

Böyle bir iktidarın çeşitli bürokratik makamlarla paylaşıldığı bir çeşit monarşi ders ediyoruz. Fakat bu diğer alttaki makamlar özel yapılara sahip miydi? Mesela son dönemde iddia edildiği gibi bir çeşit konfederasyon gibi miydi bu yapılar? Yani başka bir kral vardı, diğerleri de birer belirli bir idari birimi yöneticisiydi de o idari bilimler kendi başlarına özelliklerde.

Fakat yukarıya tabirciler falan gibi böyle dokuları ne kadar olduğunu Miken'de tabletlerden biz anlayamıyoruz. Yani metinsel olarak elimizde veriyor ama belirli küçük ipuçları. Bu ipuçlarını arasında mesela Ahhiyava da olan ki İyi seyirler isimden hareketle ona büyük kral dönmesinden hareketle demek ki büyük kral olduğu gibi daha küçük krallar da vardı gibi birtakım anlayışlarla bunlarla bir analoji yaparak birtakım savlar ortaya atılıyor.

Ama ortada çok ciddi bir tartışmalı ortam olduğunu baştan söylemedim. Çünkü Miken asla ilgili elinizde çok fazla sanat verisi, çok fazla mimari veri ne olduğu ile ilgili çok fazla arkeolojik verileri olmasına rağmen, iner ve tabletler çok kısıtlı bize bilgi veriyor. O bakımdan yönetim organizasyonu İngiliz kısıtlı bilgiye sahibiz.

Şimdi Miken dediğimiz ve bir şekilde bu Mısırların keski you dediği Girit ile ilişki kuran ve daha sonra belki de işgalci konumu ve Bulgarlık nasıl bir şeydi? Miken'in Miken uygarlığı adını alması yine bir arkeoloğun gelişimine oluyor. Bu çok ünlü bir arkeolog. Belki gelecek hafta daha fazla değil mi fırsatım olacak.

Bak Şehriban şey, Man bu yaşadığı dönem itibarıyla Almanya'da bir şekilde yeni bir yönetimin var mı Almanya'sında bir şeylerin meşruiyetini sağlamak gibi bir durumlar oluştuğunda meraklı bir arkeolog olarak mesela gidiyor.

A saçım ülkeler gitmiyor. Bu arada Pilosa gidiyor. O yani bir şeyde çıkan Troya'da çıkan hak ile şeylerin İlyada'nın içinde geçen, Hadi senin içinde geçen bütün yerleri birazcık görmeye çalışıyor.

Özel kimyası takip ederek onun adımlarını izleyerek büyük Eve gittiğinde tabii hayali orada da tıpkı İlyada'daki gibi ölü yakma ile gömülmüş birtakım şeyler bulmak, mezarlar bulmak. Ah tamam işte bunlar Homeros çağındaki kahramanlarda demek ve işi bitirmek.

Ama gittiğinde böyle bir şeyle karşılaşıyorum. Yani kremasyon uğramamış, ölü yapmaya uğramamış fakat gömülerek sadece gülerek defnedilmiş birtakım mezarlar buluyor. Kuyu mezarlar dediğimiz tiple mezarlar bunlar. Bu gömüldükten sonra aşağıda bir kuyu kısmı var. O tarafa oraya belirli bir pozisyondan aşık oynuyor ve birtakım cenaze hediyeleriyle birlikte gömülüyor.

Bu mezarları bulduğunda daha sonra bir tholos yani yuvarlak yapı bir mezar bulduğunda ve orada bir maske bulduğunda, daha Agamemnon'un maskesi diye üstüne atıyor. Ve hemen Miken uygarlığıyla Homeros arasında, Homeros'ta anlatılan dünya ile Miken arasında çok ciddi bir bağlantı olduğunu aslında bunun bu tespit ediyor.

Böyle bir kanaate vuruyor. Bu kanal hala yakamızdan düşmeyen bir kanaat yani tümüyle yanlış bir kanaat, eksikleri olan bir kanat. Biraz bunu tartışalım. Öyle ki bunu bulduktan sonra yani kuyu mezarları bulduktan sonra aklı başına geliyor ve yani bu Homeros olamaz.

Seviyeyi göz önünde bulundurulduğunda tarihin 1600'ler olduğunu fark ediyor. Yani bulduk uyu mezarlar 1600'ler tarihten kuyu mezarlar. Dolayısıyla Miken varlığı biraz evvel bahsettiğim saray öncesi varlığı ile beraber 1700'lere kadar olan bir varlık.

Ama tabii 1200'lere gelinceye kadar Giritli bir takım ilişkiler var. Ve Girit 1200'lere geldiğimizde bağlantı kopuyor. Şimdi bağlantıyı kopuyor 1200'lerde garip bir şey oluyor. Tarihsel olarak garip bir şey, yazılı bütün kültürlerin yazıları kayboluyor.

Bu var yani Diner be ortadan kalkıyor. Kit için yazısı ortadan kalkıyor. Ruhu garip metinlerinin dili ortadan kalkıyor. Yazılı metinden orta kalkıp ve ortada yazılı metinlerin olmadı bir karanlık çam 1200'lerde itibaren böyle bir şeyle karşılaşıyorum.

Şimdi çok temelde bunların tamamını tunçça içine dahil ediyoruz. Ve çok temel yine bir kanaat, batıl yasta toplumun tunç çağ toplum olduğunu, demir çağı ile ilişkisi olmadığını kanaati. Bu kanat başlangıçta o kadar güçlü ki İlyada ve Odysseia'da herhangi bir şey demir ile ilgili rastlandığını daha burada bir hata yapılmış deyip üstü çiziliyor.

Ha ha demin hiç olmadı düşünüyor. Fakat yeni buluntularla da özellikle 2006'da yayınlandı son böyle işte donanım ve senelik buluntular. Bunlar karşımıza çıkan yatılı arkeoloji açısından çok yeni. 15 sene hiçbir şey karşımıza çıkan çok bu ne bir şey var ki demir çağı başlangıcını sadece belirli büyüklükte eserlerle ancak kendini gösteriyor.

Ve belli büyüklükte eserler ortaya çıktıktan sonra biz demir çağı başladı diyoruz. Ama toplumun hiç dinle tanışmadı anlamına gelmiyor. Yani 1200'lerden itibaren demirle tanışıklık var. Fakat bu demirle danışıklı küçük alet düzeyinde.

Dolayısıyla kılıç yapımında, büyük kılıçların yapımında falan kullanılmadığı için deniz çağı başlamadı diyoruz. Niteki Homeros toplumuna baktığımız zaman bir tunç çağı toplumu yani ellerinde tunçtan yapılma, özellikle de sipariş usulüyle usta tarafından yapılmış silahlar var.

Nitekim kahramanları silahların tanrılar yapıyor. Böyle seri üretim bir şey iyi anlaşıyoruz. Ama 700'ler 750'ler itibariyle mesela kilo posta görürsünüz, yüzünü fragmanında kalkanı mı kaybettim olsun, gider yenisini alırım gibi bir diziyle karşılaşabilirsiniz.

Çünkü artık seri üretim kanka yapımı başlıyor. Şimdi bu iki Aralık'ta yani 1200'ler ile 700 arasına Bae erken dönemde Sinatra's özellikle temel bir şekilde buranın karanlık dönem olduğunu söylemişti. Yani yazılı kültürün çok net gözükmediği.

Şimdi bu çizgi çizmem izin arkasında da şöyle bir şey var. Homeros'un ilk dizisini biz diplon diye bir ressamın yaptığı bir vazo da görüyoruz. İlk dizenin yazılı halini 730'da. 730'a kadar yazılı hiçbir şey yok. Ondan önce bu için tek bir dizisini daha yazılı bir şekilde görüyoruz.

Dolayısıyla 700'lere gelinceye kadar 1200'lerden böyle bir beş yüz yıllık yani yarım bin yıllık bir süreç karanlık ve yazıdan nasibini almadan yaşanmış bir çağlara karşımıza çıkıyor. Fakat burada en temel mesele bu Minos'un yıkılışı ve Miken Uygarlığı'nın 12'nci yüzyılda böyle köküş yaşaması.

Bunları ekonomik çöküş yaşanıyor. Bunun çok ayrıntılarına burada giremiyorum ama net bir ekonomik çöküş yaşanıyor. Ve bunu tabii işte kuzeyden gelen doğrularla ilişkilendirmek falan gibi durumlar var.

Fakat bu çöküşün ardından bir yazısız dönem var. Yani bu yazısız dönem sadece gün açısından değil, hayatında değil dediğim gibi Hitit açısından ya da Uygarlık ve Fenike açısından da böyle yazılı kültürler büyük uçuş olur. Bunun yerine sözlü kültürü canlanmaya başladı.

1200'lerden 700'lere gelinceye kadar demirin aşama aşama aşama ama nasıl tunç'u yerini aldığını görüyoruz. Şimdi demir neden bu güç bir şekilde tunç'un yerine alamıyor? Demirin erime sıcaklığı 1500, 80'ler galiba. Öyle bir şey değil, 8570 dereceler santigrat dereceler.

Bu sıcaklığa çıkartıp demir eritmek çok zor. Yani bugün döküm yapma teknikleri bize baktığımızda, fizyon teknikleriyle filan ısıtıyoruz demiri de Emir söyleyebiliyor en iyi kalite dökebiliyoruz. Fakat sadece kömür ısısıyla bunu bu sıcaklıkları getirmez mi?

Halbuki bakırı ve kalayı bu sıcaklıklara getiren gitmenize döküm yapmanız çok daha kolay. Dolayısıyla erken dönemde sıcak denizcilik dediğimiz yani ve ısıtıp yumuşak hale getirip döverek bir alet yapma teknolojisi çok yavaş gelişiyor. Çünkü döküm imkanı yok.

Şimdi bu yavaş gelişme ve Homeros'un şiirlerinin gelişmesi arasında çok mu bu bağlantı var? Aslında yani demir çağının aşama aşama tunç çağına galip gelişiyle Homeros'un ozanlarının, Homeros gezgin ozanlarının rafso dostların gelişimi arasında bir paralellik var.

Şimdi bu demir çağına geçiş beraberindeki bu teknolojinin değişmesiyle beraber aynı zamanda belirli anlayışlarının egemenlik anlayışlarının da değişmesi anlamına geliyor. Yani bu çağında elinizde sadece T U STA işi Münferit yapımı silahlar varken kahramanlık ön plandayken, demir çağında seri üretim demir silahlarla çok daha büyük orduların ve bu orduların oluşturduğu bir takım birliklerin önemi ortaya çıkıyor.

Nitekim biz 700'lere geldiğimizde Yunan'da Palace istenilen ya bir takım birliklerin çok güçlü bir şekilde ordularda faal olduğunu görüyoruz. Şimdi tabii egemenlik anlayışının değişmesi ve egemenlik anlayışının bir birliğin egemenlik anlayışı haline gelmesi beraberinde Şam dediğimiz şey başladı.

Dediğimiz şeyinde ne olduğuyla ya keşke anlamına geliyor. Nitekim Homeros'ta karşımıza çıkan şu anda ziyade tunç toplumunun ve şarkıdır yani sipariş üzerine alınmış bir bu silahın bir harman tarafında kahramanca kullanılmasının şahıdır.

Nitekim daha sonra bunları göreceğiz. Biz gerek Akine olsun, çok böyle bezemeli betimlenmiş kalkanı gerekse Ayas'ın efsanevi büyük kalkanı, bunların tamamı belirli bir tanrısal işçiliğin ürünü olarak böyle tamamen ilahi kaynaktan bir şey olarak bize sunulur.

Şimdi bu gelişim içinde B hemen arkamızda Minos ve Miken var. Burada bazı önemli tipler var. Vanox gibi, işte kaside ödedim, şeyde eline erbe de Basilius gibi ve Lavage tas dedim, bulava getası. Biz Yunan metinlerinde İlyada'da göremiyoruz.

Ve çok temel bir sebebi, Vallaha getas bezine hiç uyumuyor. Yani kısa o bu hallere baktığınız zaman eksimet onun içine giremez. Giremediği için de belki de bu şekilde hiç karşınıza çıkıyor. Ama varmak de Basileios çeşitli devamlı defalar karşımıza çıkıyor.

Yani Homeros'ta a-nox dediğimiz özellikle Agamemnon'un epiteti olarak kullanılan alacaksan drone, işte yiğitlerin hükümdarı diye kullanılan değiş bir belirli bir süreklilik içinde Femmerosa da karşımıza çıkıyor. Tahmin ostan başlayarak gelen bir süreç içinde bu Vanaks nasıl bir yöneticiydi ve bu süreklilik Miken üzerinden nasıl geliştiriyor baktığımızda, Whachsen son dönemdeki özellikle değilim araştırmalarına çok çok enteresan bazı yönleri olduğu ortaya çıktı.

Öyle ki anlat kelimesi ve o kelimesi nerede ki Manas kelimesinin belirli bir soybağını ifade ettiği, soy bağından kaynaklanan hükümdarlığı ifade ettiğine dair veriler var. Mesela en önemli verilerden biri Agamemnon'un kızının adı İpi gene ya, aynı ismi aynı at Homeros'ta İpi Anassa diye geçer.

Sanki özde şeymiş gibi kullanılır. Anassa eğer kelimesiyle gene ya kelimesi Anassa, an aksın dişini. Ama bu öyle bir hükümdarlık ki gene yayla ilişkili yani suyla ilişkili bir hükümdarlığı. Dolayısıyla belirli kanaatler One aksın belki de soybağından kaynaklanan bir yönetici.

Tıpkı Agamemnon'un, evet, ee atıyorsun oğlu hasebiyle olması hasebiyle eve Miken'de kahraman ve Miken'de kral olması gibi. Basit olsun ise benimle görevlerin tayiniyle oluşmuş belli görevlilerin tayiniyle ancak göreve gelmiş ve işini ifa eden birisi olarak karşımıza çıktığını söyleyebiliriz.

Nitekim İlyada'da anlat kelimesi neredeyse hiç çoğu kullanmazken, Basilius kelimesi defalarca çoğu kullanıyor. Çünkü Basileus'un kullanıldığı yerlerde belirli görevlerini ifa edildiği ve bu görevlerin özellikle belirli bir grubu yönetmek üzerine kullanıldığı.

Tabi burada şöyle bir itiraz gelebilir. Basileus Zeus içinde kullanılan bir epitet, tren Zeus yok böyle sol bazlı bir ilişkiye sahip değildir. Fakat Yunan mitolojisini sıklıkla rastladığımız üzere bazı kelimelerin özellikle metaforik anlamda bir şekilde benzetmeyi oluşturmak için kullanıldı üzerinden bunu da yorumlayabiliriz.

Fakat bu veriler tabii bunların bir tartışma sunduğunu ortaya koyarak ben size aktarıyorum. Anlatsın ve Basilius konumlarıyla ilgili çok da böyle e n i z veriler sağlamıyor. Fakat bu özellikle alacaksın Voxline ilişkisi, Basileus ile kaside uyuya ilişkisi bir şekilde Miken'den beri gelen bir devamlılığın İlyada'ya kadar aktarıldığı fikrini ortaya koyuyor.

Şimdi, evet, ee burada Miken için ön planda. Aslında bunu en güzel kanıtla yanlardan kanıtlayan kanıtlardan biri doğrudan İlyada'dan. Belki de bunu keşke limon doğrudan Miken ya da bu işe başlamak istiyorum. Çünkü gemiler kataloğunda Troya gönderilen gemiler sayısı her bir kentin sayısı zikrederken Miken çok özel bir konuda.

Çünkü 120 ile buraya katılmıştır. Eve bütün seferin liderliğinde Agamemnon'un yaptığını hiç kuşku yoktur. Yani en büyük güçlü o gitmektedir. Dolayısıyla acaba Miken bu liderliğini barış döneminde de sürdürüyor muydu? Yani barış döneminde diğer kentlerin liderlerinin daha önünde duruyor muydu yoksa bu zaman zaman Latince ifadesinde Premium interpar Es yani eşitler arasında birinci konumunda mıydı?

Yani bari, evet, şimdi aralarında eşitlik vardı ama savaş olduğunda ön plana çıkıyordu. Bunlar yine tartışmalı konumlarını belirli açılardan sürdürüyorlar. Çünkü çok temel bir Piri ideolojik mesela ile karşı karşıya.

Eski bu Homeros'u arkeolojik doğrudan arkeolojik verilerden okumak ne kadar mümkün değilse, arkeolojik verileri Homeros üzerinden okumakta mümkün değil. Bunun en önemli meselesi temeli Bırak oyun acın kıta 70'lerin sonunda belirttiği serer veriler, Homeros'ta çeşitli kentlerden toplanmış veriler olarak ortaya çıkar.

Var ama bu veriler bir destan kılığında, bir destan formunda ifade edildiğinde her bir kentte bir şekilde tekabül eder ama hiçbir kentte özdeş değildir. Şimdi bu her bir kent e tekabül etmek ama hiç bir kent ile özdeş olmamak alanın aslında mitik bir alan olduğunu ve yani her ne kadar bunlarla belirli tutamakları varsa da, yani arkeoloji o belli belli tutamakları varsa da bu tutanakların öyle sandığımız gibi hiç birbirinden koparılmaz tutamaklar olmadığı konusunda bir kanaati ihtiyacımız var.

Burada 1200'den 700 arasında sözlü gelenek nerede başladı, nasıl başladı ve nasıl gelişti? Şimdi buna baktığımızda ve demirin kullanımlarıyla sözlük elini gelişimi arasında nasıl bir ilişki göz edebiliriz? Mesela bununla yine o düşse ya da dokuzuncu kitapta 390 bin 394 tente polipe nasıl gözünü kör etmeye Kalkan ve o düşünsün ve o gözü kör etme sahnesinde bu zeytin dalı işte gözüne sokulur.

Ve göz tahmin edebileceğiniz gibi cızırdar. Lacoste değilse çıkartıp os çıkarttığı sesi Homeros'u dizede tıpkı bir demircinin sıcak demiri suya sokmasına benzetir. Şimdi o pasajda karşımıza çok çok ilginizi çekebilecek bir fiil çıkıyor, bu abone ol.

Bu parmak soslu parmak su fiili. Oo seviyeden odise Usta önce Rusya'dan önce kullanılmamış bir fiil kökeni tahmin edeceğiniz gibi parlakol kelimesiyle ilişkili. Şimdi parmak onunla parmak su arasında nasıl bir ilişki var?

Nasıl ki sıcak demire ben de soğuk su bir panzehir gibi, yani onu soğuturken bir yanıyla da sertleştiriyor. Sade demirci bir parmak onunla bir panzehir L demiri sertleştirir. Bir her ne kadar Odysseia'da karbon denen şey bilmiyordu, suda bu sürecin sonunda demirin üzerinde bir karbon tabakası oluşur.

Karbonlaşma oluşur ve özellikle burada bahsettiği bu dizede bahsetti bu epelek üsve veske pano. Yani savaş baltası ve marangoz keseri ikisi için bu sürecin özellikle uygulandı anlaşılıyor.

Şimdi buradan da bu metinde bu dizelerde karşımızda parmak sol dışında bir doğrudan demirci kelimesi falan çıkmıyor. Çünkü kalk istiyor, kalpli usta aslında tunçtan üretilme bir kelimedir. Fakat bu söylediğimiz karbonlaştırma suyun içinde ısıtarak bu işlemi yapma sadece demire uygulandığı için biz Odysseia'da aslında demirin bilindiğini, ademcik uygulamaları bilindiğini anlıyoruz.

Şimdi bu bizi hiç değilse bu 12. yüzyılın daha evine gitmeye zorluyor. Yani 12. yüzyılın 1200'lerin daha öncesinde demirci'nin hiç olmadığını düşündüğümüzde göre, Homeros destanları da 12. yüzyıla kadar ancak o kadar geri götürülebilir.

Ondan daha geri götüremezsin. Fakat bu kadar teknik bir şeyi Odysseia'da net bir şekilde şiire yansıması ve bu kadar yaygın bir şekilde olması demir uygulamalarına yeni başladı. Belki çok yerelde, özellikle Kıbrıs gibi çok yerlerde uygulandığını erken dönemden daha ziyade daha geç dönemde belki 10. Zula dokuzuncu yüzyılda bir şekilde ortaya çıktığı fikrini bize veriyor.

Eğer fakat en temelde Homeros toplumunun bir e-pin toplumu olması, Türkçe toplumu olması bunun Münferit kaldığını ve aslında her ne kadar keser için ya da savaşçı baltası için uygulanacak kadar artık savaş teknolojinin içine girdiği halde belirli bir piral ana sıkıştığını aslında yaygınlaşma dığında gösteriyor.

Fakat dediğim gibi çok böyle yoruma açık olan spekülasyonların her bir makale de yeniden yeniden yapıldı. Bir alanda konuştuğumuzda böyle çok ki o kesin şeyler söylememek ve bir şekilde kaygan zemin olduğunu unutmadan konuşmak gerektiğini akılda bulundurmak lazım.

Mesela dokuzuncu yüzyılda erken demir çağ diye tabir ettiğimiz kimi mezarlarda karşılığı çok sayıda bıçak, parlak kılıç, Nilüfer keski buluntusu çıktı. Ve bu dokuzuncu yüzyılda artık savaş teknolojisi içinde demirin kullandığı anlamına geliyor.

Ama bunlar tamamiyle tunç silahların yerini alması ta 800'leri gelmesini beraberinde getirir. Ya 800'ler gelmeden bu sütün silahlar tamamen ortadan kalkıyor. Şimdi hetum silahlar ve bunun Homeros şu bağlanma ilişkisine geldiğimizde özellikle alet uçağa belirli bir ölü gömme adetlerinin m bu Homeros'ta karşımıza çıkar.

Temel 3 ölü gömme adeti var. Yani ölü yakma, sonra bunun bir hı konuşturma ve bunun üstüne bir işaret koyma. Mesela bunun benzerini Şiliman 1600'lerdeki buluntu da bulamadığı için bir şekilde karşılaştırmayı yapamıyor.

Ama bu özellikle 1200'lerden sonra yani erken demir çağı artık böyle adım adım girmeye başladığımızda bu tip mezarlarla da karşılaşmaya başlıyoruz. Şimdi bu tip mezarlarla karşılaşmaya başlamamız beraberinde belki Homeros şu toplum veya da o Homeros'un anlattığı toplum İngilizcesiyle Homerik Society dedikleri bir şeyden bahsetmeye başlamanızı beraberinde getiriyor.

Fakat var burada da Homeros'ta hiçbir zaman böyle bir toplumdan bahsedildiğini görmüyoruz. Bu bizim Homeros'un anlattığı çağın birtakım ortak karakteristiklerini derleyerek oluşturduğunuz bir tanımdan ibaret.

Peki Homeros bu toplum nasıl bir toplu? Yani bunun Miken ile ve Miken toplumuyla 12. yüzyıldan itibaren ortaya çıkan saray düzeni bozulmuş ve başka bir politiği gelmiş orta Yunanistan toplumu ile nasıl bir ilişkisi var?

Şimdi bunun için yine birazcık daha geri dönmek lazım. Yani gerek Kilis'te gerek Pro sosta gerekse Miken'de belirli unsurlarının bir karışım vaziyetinde, bir terkip vaziyetinde karşımıza çıktığını görüyoruz. Nedir bu? Bu merkezi bir saray odası diyebileceğimiz bir megaron, özellikle kralın ikametgahı gibi gözüken bir megaron ve bunun çevresinde bir kral sarayı ve kral sarayı çevresinde diğer bürokratların sarayları.

Fakat diğer bürokratların ikametgahları, bu böyle merkezi yönetimin Kilis'te ve Plusta gözüktüğü gibi Miken'de bütün sitede de gözüktüğünü görüyoruz. Ama Miken'de demir çağ buluntuları daha az görürken, turiste mesela son dönemde demir buluntuların da görmeye başladık.

Şimdi bunların ve yönetim organizasyonunun özellikle Miken ile ve daha da temelinde Hitit monarşileri ile ilişkisi, en önemli verilerden birini özellikle Miken'deki mimari ile bize veriyor. Miken'de gittiğiniz zaman haklı şeyler, çok benzer hastalığı kapılar, kesme taş duvarlar ve binalar görürsünüz.

Çünkü Kün imar sistemi de büyük oranda bu Anadolu ve Girit kökenli bir tek adam yönetimleriyle ilişki içindedir. Fakat Miken'den bu tek adam yönetimine kadar yakın Doğu'daki tanrısal tek adamla ilişki içindeydi. Buradan bir tersinden okuma yapmaya başlıyoruz.

Yani Agamemnon'un gibi bir krala Akinsu itirazlarını gördüğümüzde, bunun o kadar da mutlak bir kral olmayacağı doğrultusunda bir takım kanaatler değiştiriyoruz. Şimdi bu kanaatlerin Miken ayın tarihsel dokusuyla ne kadar ilişki içindeydi? Yani Homeros'un anlattığı hikaye gerçekten Miken ile örtüşüyor düşünüyorum.

Burası tabii ki tartışma konusu ama ve her geçen gün Homeros'u okuyarak arkeoloji yapmak romantice İzmir'den uzaklaştığımızı söyleyebilirim. Yani Şiliman tipi Homeros okuyarak arkeoloji yapmaktan gittikçe uzaklaşıyoruz.

Fakat yine Homeros'u birtakım verilerin Homeros'taki verileri biz de sizin ettiğinde belirli açılardan hizmet ettiğini görüyoruz. Öyle ki orta Yunanistan'da karşımıza çıkan bir takım heron var. Yani bir kahraman mezarlığı ile kahraman kültür arasında Homeros kahraman kültür arasında çok paralellikler olduğunu oradaki mezar buluntuları ile bunun arasında bir ilişki olduğunu görüyoruz.

Şimdi buralara girdikten sonra bu bizim için birazcık daha bu arkeoloji ile ilişkili olan kısma girdikten sonra biraz O da ziyade Homeros toplumu dediğimiz şey nasıl bir şey? Onlar Usta, bizim karşımıza nasıl çıkıyor? Bunun Miken'de bir takım kırıntılarını görebiliyor muyuz? Bu toplum 1200'lerden 700'lere gelinceye kadar belli dönüşümler içinde bir ve toplum resmi sunmuş ki Homeros'ta karşımıza böyle bir toplum resmi çıkıyor.

Ve bu toplum resmi en temelde insan olmayan ama tanrı da olmayan bir takım figürlerle bize yansıtılır. Bu Homeros'ta işte Heros kelimesiyle ya da henüz toy kelimesiyle çıkar. Hem de olsun, hem eternus yarı tanrı. Bu kahramanlar için çok sık kullanılmasa da özelliği yastıkta 12 kitapta karşımıza çıkan bir söyleyişi.

Evet şimdi yarı tanrı deyince tabii böyle sanki yarısı tanrı, gerisi insan gibi anlaşılıyor. Şöyle temel bir şey var, Bart tanrısal gelen öyle diyelim. Bu yeni tabii tırnak içinde kullanıyor. Tanrım yeni bulaştığı yeri hem ite oy yani yarı tanıklar.

Ama de bir tane dahi içinde gelin de tanrı olmayan birisi varsa da o kişi asla kar olamaz. Ne demek bu? Bu yani soyunuz da mesela Kilus gibi, örneğini verelim. Akilli olsun annesi bir tanrıçadır, pettas babası ise bir ölümüdür. Pelur fakat babası bu standart bir ölümlü değildir.

Çünkü onun da de de size usturaya kostanay okusun üzerinden onun dedesi Zeus'tur. Şimdi aslına bakarsanız böyle hesap kitap yapsak Akine uzun işte ne kadarı tanrı saldır derseniz, biz ne kadar tanrısal olursa olsun içinde bir tane daha ölümlü varsa o kişi ölümlü kalır.

Ne Tekin tithis bir şekilde şey yapmaya çalışıyor, tamamen ölüm sıkılmaya çalış o eski suların onu daldırın falan ama ha kaderin cilvesi topuğundan ölümlü kalır. Topu sadece diğer kısımların hepsi ölümsüz.

Şimdi bu kahramanın kaçınılmaz kaderidir. Eğer suyunuz da bir ölümlü varsa ölümlü olursunuz. Şimdi bu ölümlü ama sadece insanda olmuyor. Yani tanrılara daha yakın ama bu tanrı da değil.

Bu ara hip bir şekilde bir üstün insan, üstü insan figürü sunuyor bize. Yani bir insanı aşan bir figür. Öyle bir figür ki kararlarıyla, hareketleriyle, davranışlarıyla normal insanların davrandığı gibi değil de bir kahramanı davrandığı gibi davranıyor.

Şimdi bu Homeros'ta karşımıza çıkan ve insan nasıl davranmalı sorusuna cevap arayan bunu mu ortaya koyan dizelerde her seferinde kahramanın nasıl paraya daha yakın bir tutum sergilediği ve insandan uzakta durduğu ve insan gibi değil de tanrı gibi hareket ettiği doğrultusunda bir yaklaşım ve modelleme ile karşılaşırsınız.

Niye modelleme diyorum? Çünkü her bir kahraman davranışlarıyla normal insanlar için bir model, örnek alınacak bir tip teşkil eder. Bir çeşit bir insanı Kamil, bir çeşit ulu tanrı olmayan ama tanrıya daha yakınlaşmış bir figür.

Kusursuzluğa daha yakın bir figür. Bu noktada hem iteo yenilenlerin her birinin soyuna bakıldığında bir şekilde mesela Kilus gibi, soyun da hem tesisin hem de su kanı bulunan kişilerden bir şekilde toplumun gözünde bu çok özel bir konumdadır.

Web ve Yunan tipi kahramanın Homeros'ta bu özel bir konumla bulutlu. Bu dediğim makamı işgal ettiğini görüyoruz. Neden? Çünkü Yunan mitoslarında gördüğünüz diğer kahramanların temel bir özelliği vardır. Mesela Helak et, Yahu test etmiş perspektif, bunların hepsine yapar canavar öldürürler.

Var ya bunların en temel işi canavar öldürmektir. Şimdi canavar öldürmek, o uygarlaşma yolunda, medeniyet yolunda engelleri kaldırmak anlamına gelir. Yani her adreste ya da testi Usta yaptığı işlere bakarsanız, dts us7 de gider tablosu öldürür.

Ya da işte Herakles geliyor, öldürür. Yaptığı işlerin hepsinde uygarlaşma yolunda, nasıl diyelim, polisin hukuki zemine oturtma anlamında belirli engelleri kaldırmak üzere adımlar atar.

Halbuki Homeros kahramanları böyle tipler değildir. Homeros kahramanları neredeyse hepsi savaşırken ölen tiplerdir. Bir en belki canavar öldürmeye yakın hikaye, o da senin olsun polifemo su kör etmesin hikayesi.

Ama polis öğretmesi bir uygulama yolunda hamile falan değildir. Yani Polipos kör oldu diye dünyada güven bu haline gelmez. Halbuki diğer mitoslarda baktığımızda her bir eylem, yapılan her bir hareket dünyayı daha güvenli kılmak içindir.

Ya bir hırsız öldürülür, ya bir soyguncu öldür. Ya bir deli Dumrul gibi orada burada şey yapan, haraç kesen birisi öldürülür. Dolayısıyla her seferinde uygarlaşma yolunda ve daha güvenilir bir dünya inşa etme adına bir adım atılır.

Kaldı ki bu kahraman da İlyada'nın anlattığı kahraman tipinde bunu göremezsiniz. Bunun yerine sen kendini ölümsüzlük ve soyunun hakkını vermeye çalışan ve bu doğrultuda adımlar atan bir kahramanla karşılaşırsın.

Ama bu var, bunun Gılgamış da olan böyle bağlantısını. Geçen hafta konuştuk bu ölümsüz ne olan ve susuzluk ölümsüzlüğü olan arzu ve O'na yönelme bu kahramanları tamamında karşımıza çıkan bir şeydi.

Ama baktığımızda mesela Troya kahramanlarının tamamı İlyada ettiğinde üç aşağı beş yukarı ölmüş durumdadır. Yani ortada bir canavarla mücadele ederken ölmüş birinden de bir yok karşınızda. Yani başkalarının kahramanlarıyla dövüşürken ölen biri vardır.

Burada şöyle bir anolojiye de gidebiliriz. Hesiodos'un anlattığı Zeus'un kendi iktidarını kurarken kendi kardeşleri ve babasının kardeşleri titanlarla ve babasıyla olan savaşında bir aile içi savaş söz konusudur.

Bu aile içi savaşta Zeus galip gelerek kendi hâkimiyetini veya tanrılık ailesini Olimpos ailesini kurmaktadır. Yani böyle bir bu savaş cereyan etmektedir. Çok benzer bir durumu İlyada'da farklı medeniyetlerin kahramanları arasındaki bir savaşta görürsünüz.

Fakat bil İlyada Troya ve müttefikleri ya da Aka Yollar ve müttefikleri arasında çok net bir şekilde a her birinin kahramanı buna serfed onu dahil edebilirsiniz. Diğer Anadolu kökenli kahramanları diet dahil edebilirsiniz.

Bunlar karşılaştıklarında ve öldüklerinde ortak bir ölü gömme erit eliyle kaldırırlar. Mesela kınaya da ölen Hektor'un cenaze töreninde patlak olsun cenaze töreni çok birbirine benzer. Ama bu ortaklık bir çağ ortaklığı anlamına gelmektedir.

Yani bu demir çağının gelişmesi ve bir şekilde tunç çağından uzaklaşma dediğimiz 1200'lerden 700'lere gelen gelişim, bu gelişim bir şekilde bu ölü gömme törenleri ile de karşımıza çıkar. Fakat bunların arasındaki bu çekişme, yani Troya kahramanlarıyla Aka kahramanları arasında gelişen bu gelişme ve garip bir şekilde hem İlyada'da hem Odysseia'da son kitapta farklı bir şekilde ortaya koyulur.

Öyle ki bu değil mi diyorsun son kitabında ya bildiğiniz üzere Hektor ölür. He he bu Odysseia'nın son kitabını 24 kitapta ise Akide usun cenazesiyle karşılaşırız. Şimdi İlyada'nın ilk kitabında Hektor ölüyor ama kahramanlık çağı devam etmektedir.

Fakat Odysseia'da da karşımıza ama artık kahramanın ölümsüzlüğün den ziyade hayatta kalmaya çalışan bir insan figürü olarak Odysseus'ta karşılaşırız. Nitekim Odysseia'nın sonunda Akide uzun cenazesi kaldırılır.

Bu bunu şöyle de okuyabilirsiniz. Yani kahramanlık çağı İlyada'da belirli bir belli bir mücadeleyi karşılıklı mücadeleyi bir şekilde bize verir. Ama Odysseia ile birlikte artık kahramanlık çağının sonunun geldiği, artık başka bir çağın başlayacağının alametleri de görüşünü Akide usun 24 kitapta Odysseia'da cenazesini kalkmasıyla artık kahramanlığın defterinde kapatılmaktadır.

Şimdi bu kahramanlığı defterini kapatılması ve tabii sembolik olarak bu destanlarda karşımızda. Fakat bu sembolik, bu karşılaşmadım sembolik olarak ortaya çıkan bu beni aslında delil çağının aktif bir şekilde 700 yılda 800 yılda güçlü bir şekilde ordulara yansımasıyla aslında ve elde de böyle olur.

Yani reelde Akide us çağ kahramanları artık Akide us çağ kahramanlar olarak kalmazlar da başka bir ortak şanlı dinlendirmek adına ve ortak şahını güçlendirmek adına bir ordu sistemine bürünürler. Bugünkü konuşmamızın başında Palas'tan bahsettim ve bu Minos'tan başlayan ve 700'lere kadar gelen süreç bir yanıyla [Müzik] Dila Kent devletinin gelişme sürecinde şehir devletinin Yunan'da şehir devletinin gelişme sürecinin de bir dönemidir.

Bu 500'lere dolayısıyla e şehir devletinin birtakım kurumlarından biri olarak bak ordu işim Devleti'nin ordusu İlyada'da karşımıza çıkan kahramanın liderliğinde arkasından gelen birlikten farklı bir reçel kazanır. Şimdi bu nasıl bir şey? Bir dahakine usumi milyonlarla biliriz. Biliyorsunuz işte karınca adamlar diyebilirsiniz ve isimleri Has Emine.

Bunlara kilosu nereye giderse arkasından giden ve bir birlik olarak karşımızdadırlar. Fakat 2000'li Derbeder daima Teke Tek dövüşlere girerek ama ben birliğini o Teke Tek dövüşü kaybet kazandıktan sonra birliğini yağmaya sevk eden bir savaş taktiğiyle ilerler.

Yani Akide us bir savaşa girdiyse hep böyle bu bir Teke Tek dövüşte karşılaşırız. Her seferinde değilse de büyük oranda buna karşılaştığınız benzer şeyleri video medeste görmüş masa diyabet Teke Tek dövüşte gider.

Bu Teke Tek dövüşlerinin stratejileri, İlyada'da çok net bir şekilde kahramanın bu özelliğini yani teke tek dövüşe girerek şanlı kazanmak özelliğini bize verir. Akide us ve Myrmidonlar bu birlik bir şekilde bu Teke Tek dövüşe giren kahramanı sağlığıyla bu pekişen bir askeri şanlı bize anlatır.

Halbuki demir çağının gelişmesiyle palancılar ve hoplite istediğimiz sınıf yani uzun mızraklı, büyük çok ağır zırhlar, Lala kuşatılmış, kuşatılmış böyle zırhla kuşanan ağır piyadelerinin birlikleri bu şöyle temel bir güce sahiplerdir. Yani bir palas'ta hoplite sınıfına mensup bir asker yanındaki asker arkadaşıyla aynı silahlara sahip.

Bir bakın ile hasta en temel mesele nedir? Silah ve meselesi. Yani Patroklos öldüğünde o silahları kurtarmak büyük mesela haline gelir. E silahlar kurtarılamaz, hep Assos yeniden Akide us silahlar da havlu ki yeni sistemde standardize edilmiş demirden yapılma silahlara karşı karşıya kalıyoruz.

Bu silahların içinden çok ağır zırhlar var ve bu zırhla öyle zırhlar ki bir palas'ta bir Kanka dönüşüyor. Yani yan yana gelmiş A10 tane hoplite arkasında 10 tane aldıysa bir Kanka dövüşü öyle bir güçlü bir hücre dönüşüyor ki böyle bir durumda oy birliği kazandığı şanda birliğin kendisine ait kahramanı ait ya da komutana ait değil, birliğin kendisine aitmiş hale geliyor.

Dolayısıyla şan'ın dönüştüğü bronz kağıt uçağın kahramana hasret edilmiş kahramanı peşinden giden belirli bir ordu sınıfının şanından ziyade birlikte kolektif omuz omuza kazanılmış bir zafer inşalla doğru bilgi dişler söz ediyoruz. Bu noktada bir şanş an kazanmak, muzaffer olmak. Bak dolayısıyla başarı arete sahibi olmak, başarı sahibi olmanın tanımları değişmeye başlayan demir çağı toplumu açısından, Yunan açısından Yunan demir çağı toplamasına başarılı olmak demek, kendi kahramanına tabi olmak ve kahramanı peşinden giderek o zaferin tadını çıkarmak değil mi?

Belirli bir ordu sistem atayım içinde bulunarak kendi polisine, kendi şeyi devletine sadakatle savaşarak şanlı kazanmak anlamına geliyor. Şu anda kolektifleşme sivisi şan'ın ortak kazanılan ve ortak korunan işe haline gelmesi tamda şehir devletinin değerlerinin oluşması anlamına gelir.

Dolayısıyla Akide us'un cenazesinin Odysseia'da 24 kitapta kaldırılması, artık yeni tip bir şana Yunan dünyasının açıldığı simgesel anlamına da gelir. Bu şan'ın kolektif ve artık bir kahramanla sadece bir inanç temelinde kalbi bir ilişki kuran. Yani biz de Akide us gibi savaşıyoruz ama hepimiz bir ara Kille musun. Bu çok önemli.

Tamam yani bir palan ski içindeki her bir savaşçı kendisini birer palas kahramanı olarak görür. Yani kahramanlık artık böyle sadece tanrılardan ona verilmiş bir şey değil, kendi şehir devletinin ona bahşettiği bir makam haline gelir.

Bu nedenle ve Yunan tipi şan'ın dönüşümüyle alet uçağından demir çağı geçiş arasında böyle bir temel paralellik, temel bir üretim biçimi değişikliği söz konusudur. Bu beraberinde zanaatında farklı bir dişin yaşamasına neden olur. Özürlü öyle ki o zaman at karların arasında baktığımızda İlyada'da karşımıza zanaatkarların yatağını var ya da tanrıların bir şekilde güç verdiği isimler mesela Keyone gibi birtakım tanrısal güçler filan olduğunu görürsünüz.

Yani bir zanaatla meşgul olanların vb. Usta sınıfının sivilleşmesi, demir çağların bir birlikte çok güçlenir. Bu usta sınıfının sivilleşmesi çok daha üretimin kitle sen ve ve kitlesel olduğu gibi çok da ucuza mal edilen bir şekilde yapılmasıyla ilişki içindedir.

Yani biraz da ver 10'ar ki dokusu şiirinde bahsettiğim ben kalkanı mı kaybettin sayılardan birine kaptırdım. Hadi gider bir tane daha aldım. Ne olacak demesin arkasından bir zanaata ulaşım çok daha kolay. İki, bunu satın alma gücü de çok daha mümkün.

Halbuki Akide us'un amelos çağında bunun çok daha zor olması hasebiyle ilahi bir tarafa affedildiğini de görürsünüz. Yani buna ulaşım öyle sanıldığı kadar kolay değildir. Şimdi bunların hepsini bir arada düşündüğümüzde, yani bir Homeros çağının kahraman cı anlatılan toplumunu, bu toplumun şu an anlayışı, bu şu an anlayışının getirdiği ki tüm çağı toplumun üretim biçimleri ve özellikle a kalite kavramı yani başarılı dediğimiz şeyi ne oldu?

Bu tema Homeros metinlerinde çok sık karşımıza çıkar. Yani arefesine uygun ve bir şekilde bir kişinin davranmış olması. Bu ne demektir? Usta senin ı sıklıkla sanki Aga toz kelimesinin bir ismi miş gibi kullanıldığına şahit olursunuz.

Aga tos iyi demek anlamına geldiği gibi soylu belirli bir asalete sahip demektir. Ama bu arefe sahibi olmak bir kişinin kendi doğasına uygun bir şekilde duasına iyi derken bu Homeros bağlamında onun künyesine, endamına, soyundan kaynaklanan güzelliğine uygun şekilde de davranması demektir.

Burada geçen hafta da böyle laf arasında söyledim. Güzellik derken Kalos derken Yunan'da güzellik, bizim yakışıklı dediğimizi çok benzer bir kavrayış olur olarak ortaya çıkar. Çünkü Kalos yerli yerinde olan demektir. Bir şey kalırsa bulunduğu yere tam oturmuştur, yerli yerinde duruyor, dur yakışıyor oraya.

Bu bakımdan bir bireye Homeros'un anlattığı biri bu yakışıklılığı elde etmek adına kahramanı örnek alarak belirli bir arefeye buna başarı diyebilirsiniz ya da erdem diyebilirsiniz. Ama erken dönemde çok temel de o kişinin kendi doğasının en iyi haline varması anlamında bir ideal olarak karşımıza çıkan bir kavrama aleti.

Öyle ki bir savaşçı ta kendisinden beklenen en iyi şekilde savaşmayı bir artı1 başarı, bir meziyet sever. Dolayısıyla bu meziyeti ne mi? Yani bir şahsım eziyete varmak üzere hareket it ve emsal olarak gördüğü kahramana gözünü dikerek gerçekleşir.

Yani siz bir mi da onlardan biri olarak ölümlü bir ahali olarak, bir loves olarak savaşmaya gelişmişseniz gözünüzü arefeye, başarıya meziyet ve gitmişsiniz. Önünüzdeki kahramana bakarak ona ulaşmaya çalışırsınız. Bu, bu toplumun kendine emsalleri üretmesi ve emsallere bakarak bak aşama aşama kendini geliştirmeye çalışması.

1 iyi bir takım merkezi figürleri bunlara tam Minos'a kadar giderek Vanox diyebilirsiniz ya da a-nox diyebilirsiniz. Bir takım merkezi hükümdari, hükümdarlık sahibi, hakimiyet sahibi takım figürlerin ortaya çıktığını bize gösterir.

Bir yine konuşmanın başında alacaksın bu soybay ile ilişkili olabileceğinden bahsederken bu temada aslında Homeros şu bağlanmak bir örtüşmektedir. Şimdi kahramanları tamamı kahramanlıklarını soy hatlarına borçludurlar. Yani hiçbir kahraman kendi suyunda bir tanrı olmadan ya da bunu dile getirmeden kendi kahramanlığını ifade edemez, meşru kılamaz.

Dolayısıyla bir kahramanın an aklığı, hükümdarlığı yani buradaki ahlaki anlamda hükümdarlık dans ediyorum. Çünkü Akide us'un 20 Dolar üzerindeki hakimiyeti siyasi hakimiyet olduğu gibi onlara ahlaki bir emsal teşkil ettiği için ahlaki bir hükümdarlık da doğrudan tanrılar suyuyla ilişki içinde ve tanrılarla kahramanın temasıyla ilişki içinde bir şeydir.

Şimdi bu eminos, Tan beri gelen ve merkezi bir figürün kral çevresinde bir şekilde idari sistemin oluşturulması ve Miken'de bunun devamı ve yine hasta O da Agamemnon'un çevresinde, Agamemnon'un bu çevresinde kuşatmış bu asilzadeler.

L bir şekilde oluşturulmuş bu toplumda aynı sistemin bir şekilde işlediğini görüyoruz. Ama bu o özellikle 16. yüzyılda Şeyma'nın bulduğu kuyu mezarlarının bulunduğu sırada da o toplumun büyük oranda tarım kültürüne sahip olduğunu ve hayvancılıkla daha az temas olduğunu görürken bu İlyada Ulus ya da büyük oranda hayvancılıkla geçinen bir toplumla karşılaşırız.

Şimdi bunlar Homeros destanlarının sadece tarih karakterlerden çıkmadı. Hatta belki çok daha engin bir geçmişten bize bir şeyler bildiğini de ifade edebilir. Dolayısıyla böyle hemen şu tarihsel seviyede Homeros destanlarındaki bütün malzemeyi ve şifre edebiliriz diyemiyoruz.

Çünkü o Homeros destanlarındaki bütün veri sadece Miken'den ve Miken'den ulaşan verilerle de bunlarla da bunlarda kafi gelmiyor. Çünkü Homeros destanları geçen hafta bahsettiğim kongre veren Oo kültür karışımının içinden çıkıyor.

Dolayısıyla elimizdeki mitosların çeşitliliği, elimizdeki bu anlatıların bahsedilen zanaatkarlar ile ilgili anlatıların bunların çeşitliliği ki aslında sadece bunun Minos Miken'den ibaret olmadığını arka planda başka şeylerin de olduğunu gösteriyor.

Şimdi bu Homeros okurken hiç şüphesiz çok uzun süre daha önce de söylediğim üzere interpa geleneğinin mi tozlarıyla ve destanlarıyla bu ilişkiler kuruldu için Miken gibi bir antik kent ve bu kentin bir arkeolojik dokusuyla rastlayınca Şiliman için bulunmaz nimet ve böyle bir özdeşleştirme yapmak çok kolay geliyor.

Ama Homeros bundan ibaret bir şey olmayabilir. Bu olmayabilir. Özellikle bu şekilde ifade ediyorum çünkü Homeros'un sunan anlattığı dünyanın karşılık geldiği maddi kültürle ilgili maddi kültür verileriyle ilgili çok net. Yani bu maddi kültür verisi buna tekabül ediyor.

Homeros'un anlattığı şu kıyafet, şu vazo resmindeki kıyafettir de bu çoğu zaman sadece bir spekülasyondan ibaret de olabiliyor. Ama ben bunu şüphesiz belirli seviyelerde daha kolay özdeşleştirme neler yapabiliyoruz ama belirli seviyelerde çok daha temkinli olmamız gerekiyor.

Dolayısıyla tarihi Homeros'u tarihle ve okuma ve tutkumuzdan vazgeçmeden böyle bir tutkunuz varsa bunu yapmaya devam edebiliriz. Bunda hiçbir beis yok ama böyle bir saplantıya kapılmadan. Yani bunun bize en doğru verileri vereceği doğrultusunda bir saplantıya kapılmadan ilerlemekte yarar var.

Aksi halde şimdi mantık bir romantizmden kurtulamamak ve arkeolojik her kazıda Homeros'un izlerini arama gibi bir saplantıya düşebiliriz. Halbuki he he Homeros bir sözü gelenek olarak, mademki kurgusal bir şekilde ortaya çıkmış, milletin daha doğrusu ilk başta metin bile değil, bir sözlü metin.

Ben böyle bir tanımda diğer yerlerde yazmıştım. Ya sözü metin derken ağızdan ortaya çıkan ama belirli bir dokusu olan Yunanca, tabii ve Türkçe tarihi, Latince tabii ilerledi. Teksus biliyorsunuz, doku demek.

Keza ki bu bir destan metnini dinle dinlendirme küp anfi ile yani dokuma fiili ile ifade edilir. Bu her ne kadar bir doku olsa da bu doku yazılı bir ve çek kazanması daha iyi düzleri 600'rr buluyor. Ama bunun öncesinde ortaya çıkışı bir sözlü kültür olarak ortaya çıkışında her unsuru karşılaştığı her unsurla belirli bir ilişki içine giren bu unsurlarla ilişki içine girdiği için de böyle yazılı kültürün A ben buradan aldım alıntıladığım zihniyetiyle değil de çok daha böyle sefer monte ederek kullanılmış malzemelerle karşılaşıyoruz.

O nedenle bu fermantasyonu bir çeşit fermanto olmuş içecek gibi, onun bir yaşam olduğunu düşünerek okumak gerekir. Yani bih sen dinlen, bir şişe şarap birisine hediye edilirken o şişe şarabın hangi yüzünden geldiğine kadar, hangi fıçıda beklediği aslında yaşamı anlatılır.

Bu fermente edilmiş böyle bir içecek aslında beraberinde arkasında bir doğumu yenisini vardır. Keza Power asistanları böyle bir gelişim içinde ortaya çıkmıştır. Fermantepe olmuştur. Yani Homeros destanlarının içinde her ne kadar belirli açılardan asmaların köklerini tespit etsek de, yani bir Gılgamış diyoruz, uygarlık dostlar ediyoruz, Hitit diyoruz, efendim istiyoruz, bir kere ayırıyoruz asmaların köklerini tespit ediyoruz.

Ama üzüm kesildikten sonra bu nasıl fermanteydi, hangi fıçılarda bekletildi? A bu 1200'lerden 700'lere gelinceye kadar bu metnin bu geleni başına neler geldi? Bunları tespit etmekte o kadar yetkin değiliz.

Ve bu bu konuda yani bu fermantasyon nasıl geliştiği ile ilgili daha ziyade performans çalışmaları, yani icranın nasıl olduğuyla ilgili çalışmalar yapıyoruz günümüzde. Özellikle Gregorian acın ve çevresindeki bazı ki logları yetmişlerin sonundan bu yana güçlü bir şekilde yaptığı ve Nacin hocası olan Albert dordun.

Onun öncesinde Mimar perinin başlattığı bir gelenek olarak ihracı analiz edilerek film fermantasyonu anlamaya çalışmak ve tema'nın Hira için icranın tema için olduğunu anlamaya çalışmak bu çok önemli bir şey.

Belini icra kalıplarının belirli besinlerin belirli temalar yüzünden belli temalarında belirli vizin kalıpları yüzünden seçildiğini anlayarak bu metinleri okuduğunuzda belki fermantasyonu belirli süreçlerini anlıyoruz. Ama bu metinlerin fermante olma aşamasındaki başına gelen her şeyi bilme olanağımız olmadı için yaptığım benzetmede ki şarap şişesini üstüne bütün süreci yazamıyor.

Uz çünkü bu süreç kayıt. Fakat ve bu şunu beraberinde getirmiyor. Ya aslanın köklerini incelemekten vazgeçeli gibi bir şey getirmiyor. Ne peki? Ama bugün Miken'de ile Miken ile ilgili akrostiş çalışmaları devam etmesi mesela Minos'un belirli seviyelerinde bir ipte belirli Kürtlerin bulunması, bu Kürtlerin Anadolu ile ilişkisi, Anadolu Kürtlerinin Miken üzerinden Yunanistan'a nasıl girdiğini tespit edilmesi.

Bunlar Homeros çalışmalar aslında çok çok önemli veriler sağlıyor. Yani bu verilere elimizin tersiyle gidebileceğimiz verilen değil. Dolayısıyla kamera çalışmalarını yapanlar, Homeros anlamaya çalışan, bunlar amatörlerde olsa, yani buraya bir şey manda dahil edebiliriz amatörlerin arasına bir kendisini amatör bir arkeolog olarak görüp bu şekilde genişliği için.

Ama bunlar amatörlerde olsa, işte meslekten profesyonel bir şekilde hamuru incelemeleri yapan bir arkeolog da olsalar, bu veriler onlara yardımcı olmaya devam ediyorlar. Fakat o çok temel bir takım ideolojik saplantılardan kurtularak yapılırsa. Yani bu verileri ancak bize bir asma köprü gibi, bize bir soy haklı sunduğu fikrini geliştirebilir sake.

Yani bütün fermantasyonu bize tarif ettiğini, bütün fermantasyon nasıl olduğunu İlyada metninin inşa edilmesi sürecinin tamamını bize ifade ettiğini var saymazsak böyle yaparsak. Evet, çok önemli veriler burada. Bugünü kapatırken belki bugün konuştuğumuz şeyler üzerine bir özet yapabilirim.

En temelde tunç çağından demir çağına geçişi, tunç çağının ve toplumsal yapısının Miken'de ve Girit'te Miken ile nasıl olabileceğini, bunları nasıl ilişkili olabileceğini, bu ilişkilerin Homeros'a nasıl yansıdığını ya da da çok vakit bir şekilde veremeyeceğini biraz konuştuk.

Ama bu köterin günümüzde hala araştırılıyor olduğunu bilmek, Homeros okuyan bir kişi açısından önemli. Tabii bu araştırmaların bir kısmında biz de varız. Gelecek hafta birazcık daha bu konuya gireceğim. Yani Troya araştırmalarına, Troya ile ilgili mesele. Her ne kadar bir arkeolog gibi turlayalım, bugün kü tartışmalarına girmeyecek.

Sende hiç değilse buranın tıpkı Miken'de olduğu gibi nasıl belirli seviyelerde birtakım ideolojik şeylere bu zorlamalara maruz kaldığını ama bugün bu trenin gerçekliği ile ilgili nasıl bazı şüphelerim izin ortadan kalktığını ve Troya ya da Pipisi ile Vilusa, İlyon bu kentin Homeros destanlarında nasıl bir ilişki içinde olduğunu, Kur'an'ın bu piyanosu ve müttefikleri ve arka toplumun müttefikleri toplumsal yapıyla bu İlyon arasında nasıl ilişkiler olduğunu konuşabiliriz.

Şu Türkiye'de bizim Troya'nın bizim topraklarımızda olması hasebiyle belki de çok daha önemli. Ama bu özellikle Miken ile Miken bağlantısını hiç dillendirmeyin. CS hiç burayı anlamayınca o zaman Homeros'un asma köklerinden çok önemli ikisini de göz ardı etmiş oluyoruz.

Bu asma kökleri kazanmaya devam ediyor. Hala faal bir şekilde araştırmalar yapılıyor ve din tarihçileri ya da günümüzde filologlar hala çok fazla bu konunun deşifre edilmesi konusunda gayret içindeler. Ama bu tartışmalar ve her seferinde lineer beğenin malzemesinin büyük oranda idari birim malzeme olması ve edebi hiçbiri sağlayamaması yüzünden tıkanıyor.

Benzer bir şey Hititçe için söz konusu. Cat içe ile ilgili çok kısıtlı edebim etimiz var. Yoksa Yunan filozoflarının bu kadar fazla konuşmasını sebebi bu, bizim elimizde malzeme daha fazla, çok daha fazla malzememiz varmış. Çok fazla konuşuyoruz ama Hitit uzmanları belirli yerlerde önleri tıkanıyor.

Çünkü metinler az, kısıtlı. Benzer bir şeyi nerede uzmanları için geçerli. Fakat biyolojik bir tutarlılıkla bunları böyle küçük küçük ayıklayarak verilere ulaşmak mümkün. Ben burada tabii bu faaliyetin bir alanını tarif etmek için bu girişi yaptık. Yoksa bütün bir Miken ile ilgili ama bu Kenara ile ilgili mirası toplumun nasıl çalıştığını, sarayların nasıl işlediğini yani ciltlerle kitap var.

Bu konuda meraklı olanlar çok daha fazla okuma yapabilirler. Ama bu kökler bir indikçe Homeros'un pek çok ayrıntısı ile ilgili birçok kör noktaların nasıl aydınlatabilecek içinde görme imkanımız var. Dolayısıyla hem hem ideolojik bir saplantıya kapılmama hem de oradan gelen ve niye hep kulağa kabartma gerektiğini unutmamak lazım.

Bu veriye kulak kapatma biraz tabii ve geçmişte olduğu gibi bugün de birtakım ideolojik kaygılarla olabilir. Ama günümüzde Homeros'u Vestel mi gözüne anlamaya çalışan herkes kulağını bu köklere Troya kadar bu köklerinde açacaktır.

Bu günlük bu kadar. Hafta dediğim gibi daha çok Pro ile ilgili bir şey yapmayı düşünüyorum. Onunla ilgili konuşma düşünüyorum ve birkaç ders daha girişler devam edecek. Dediğim gibi sonra inşallah iyi sneak dizeleriyle okumaya başlayacağız. Haftaya görüşmek üzere.