📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Tuzaklar. Arketipler. Amaç. Çözüm

EGEMEN ARMAN56:03

Transcription

Arkadaşlar, tekrar birlikte olduğum için sizlere çok mutluyum, çok keyifliyim. Tabi bu bir ay, 10 gün, bir hafta oldukça benim için yoğun geçti. Hem duygusal anlamda hem fiziksel anlamda bir yoğunluk yaşadık. Güzel şeyler yaşadık, güzel şeyler verdiğimizde umuyoruz devam ediyoruz. Tabii yolculuğumuza o kişilere, o durumlara ve bunu yaşatan her şeye, herkese ve yaratanımıza sonsuz hamd ediyoruz, şükrediyoruz. Önce bir teşekkürler başlayalım.

Şimdi ben biliyorsunuz, spontane anlatıyorum. Yani belli bir konu seçmiyorum veya kafamda bir plan yapmıyorum ya da işte bir yerden okuyup da bunları sunmuyorum. Biliyorsunuz, bu günde bir plan olmadan karşınıza geçtim. Çünkü anlatmam lazım gereken şeyler olduğunda bir şekilde karşınıza geçiyorum.

Burada biraz tuzaklardan bahsedeceğiz, ana konumuz çünkü onu anlatmam gerekiyor. Onu anlatmam isteniyor, o vermem şart. Çünkü felsefi tartışma yapabiliriz. Bakın, ben çok da güzel felsefi tartışma yaparım. İşte aslında hiçbir şey yok, iyi kötü yok, ışık yok, karanlık yok, tuvalet yok. Aslında hiçbir şey yok, sadece o var, doğru, sadece o var. Bunu söylemek felsefe anlamı çok güzeldir.

Yani şunu da diyebilirsiniz, işte İblis, şeytan, İblis o da yok, var aslında ama sadece rolünü oynuyor. Rolünü oynamak için burada aslında kötü bir şey değil, kötü bir varlık değil. Yaratıcı ona bu görev verdi, o da bunu yapıyor da diyebilirsiniz. Felsefiden bakarsanız işler öyle değil, nerede ve ne için değil, burası için değil. Yüksek anlamda bakarsanız doğrudur fakat biz orada abi yaşamıyoruz, biz burada yaşıyoruz.

Hiçbir şey yoktur, evet doğru. Şimdi benim bu başındaki şapkayı ben tutuyorum, görüyorsunuz. Ben sizi görmüyorum ama izlediğinizi biliyorum. Şimdi şu an karşınızda konuşan kişi yoktur diyebilirsiniz ama vardır, görüyorsunuz ve duyuyorsunuz. Sadece dokunamıyorsunuz ama var olduğumu biliyorsunuz. Çünkü gözleriniz, kulaklarınız bunu görüyor ve hissediyor.

Tabi bunlar hepsi illüzyon, illüzyon, milyon, Matrix, şu bu. Fark eder mi? Temelli çok şey fark eder ama burası için söylüyorum, fark eder mi? Fark etmez çünkü ben şapkamı dokunabiliyorum. Ben burada acı çekebiliyorum, ben üzülebiliyorum, ben parasız kalabiliyorum, ben yanlış anlaşılabiliyorum. Benim kiramı, aidatlarımı, elektriklerimi, suyumu ödemem lazım. Evet, elimizde her gün yemek yememiz lazım.

Bunlar İngilizce yemeyeceğim diyebiliyor muyuz? Demiyoruz. Çünkü buranın bir gerçekliği var. Onun için felsefe açısından bakmak güzeldir, zihni çalıştırır. Belki sizi dünyevi bir takım sıkıntıların boş olduğunu inandırır, bakıma iyidir ama bir bakıma da kötüdür. Çünkü o zaman mücadele edecek, uğraşacak hiçbir şey yoktur. İnce bir çizgi var orada.

Ya da hayır, benim burada ister kabul edeyim ister etmeyeyim bir tuvalet var. Yani iyilik ve kötülük, aydınlık ve karanlık var. Felsefe açısından yok diyebilirsiniz ama üç boyutta yaşıyorsunuz. Üç boyutta yaşadığınız müddetçe de bunlar illüzyon bile olsa gerçekliktir. Sahte bir gerçeklik olsa da gerçekliktir. Hep söylediğim şey de vardı, gerçekler çoktur. Çok gerçek var, herkesin gerçeği bu.

İnsan, kaç insan var? 8 milyar. 8 milyar gerçeklik ve 8 milyar doğru var. Bir katil içinde bir doğru var, hırsızlık yapan işte bir doğru var. Ne yapayım, aç kaldım, hayat beni buraya getirdi, ben bunu yaptım diyebilir. Ya da bir dindar, ben hayatımı ifade alalım diye de doğrusu bu diyebilirim. Herkesin doğrusu 8 milyar kadardır ama 8 milyara o doğru.

Herkes birbirini doğru olarak görüyor mu? Görmüyor. Ne için görmüyor? Çünkü burası üç boyutlu sistemi. Olaylar hep böyle bakmamız lazım. Felsefi tartışma çok güzel ama burada sahte gerçekleri de unutmamamız lazım. Her şey boş gözükse de aslında boş değildir. Çünkü boş dersek, Yaradanın abesle iştigal ettiğini, yani boş işlerle uğraştığı gibi bir sonuca varırız. Bu büyük bir tuzaktır.

Hiçbir şey boş değil arkadaşlar, hiçbir şey anlamsız değil. Her şeyin bir anlamı, bir nedeni var. İşte o daha önceki videolarınızda bahsettiğimiz işte iki tane bilinmez var demiştim. İki tane bilinmez, birisi yaradan, hiçbir şey yokken kendisi vardı. Nasıl var oldu? Bu soruyu bilemeyeceğiz. Bunu düşünmemizin de bir anlamı yok çünkü çözemeyeceğiz.

İkincisi neydi? Bütün bu varlıkları niçin yarattı, ne için yarattı? Bunun gerçek tek bir cevabını alamayacağız. Tabi Kuran'a bakarsak, "Ben cinleri ve insanları bana kulluk yani kölelik yapsınlar diye yarattım." Tamam, bakarsınız. "Ben gizli bir hazine idim, verilmek istedim. Onun için yarattım." Tamam, o açıdan bakabilirsiniz.

Şurada tabii şu sorular gelir: Peki senin kulluk yapılmana ihtiyacım var mıydı? Bilinmeye ihtiyacım var mıydı? Gibi bir şeytanın sonu gelir. O zaman da ihtiyaçtan münezzeh değil misiniz? Gibi bir yola gidersiniz. Cevaplar bence bu değil. Cevaplar bence bu değil. Tabii ki sistemi var, biliyorsunuz. Onlarda her şey deneyeyim. Bizler yaratıcılığı, tanrılığı öğrenmek için buradayız. Deneyimler için burada değiliz.

O zaman yaratıcının deneyime ihtiyacı olmuş olur. Hep üç boyutlu mantık akıl çerçevesinde olayı oturtmaya, bulmaya çalışırsanız bulacağınız sonuç ise ihtiyaç çıkar ve bu da bizi çok yanlışa götürür. Çünkü o gerçekten her şeyden münezzeh ve ihtiyaç duymayandır. Niçin yarattığını asla bilemeyeceğiz. En azından burada bile geçeceğiz, idrak seviyemiz yükseldiğinde bilebileceğim bir şeyler.

Dolayısıyla bilemeyeceğimiz ama öyle olduğunu düşündüğümüz mantıkları bir kenara bırakmamız gerekiyor. Çünkü bize bir faydası yok. Hele deneyim meleğim hiç yok. Deneyim yapmak, acıları çekmek de içine katan bir tuzaktır. Yani ben bu acıları ne için yaşıyorum? Çünkü deneyim yapmam lazım. Çünkü Allah ya da yaratıcı ya da öyle istedi. Dolayısıyla bunların bir önemi yok.

Sadece ben o yanlışları yaptım, yapmam gerekiyordu. Çünkü yapmam gerekiyordu. Çünkü kraliçe şarkısı var, çok severim. "Zaman şarkısı, acı olmayınca tahta da olmaz." falan diye böyle gider. Bu dualitede, bu üç boyutta doğrudur. Çünkü tatlıyı bilmeniz için acıyı bilmeniz gerektirir sistem. Ve bu doğruymuş gibi gelir, doğruymuş gibi gelir. Hayır, aslında doğru değil.

Bunu niçin acılar deneyimler bizi yaşatılıyor? Bunu yaratıcı yaşatmıyor. Bir kere baştan bir şeyleri koyalım. Yaratıcı bizim acı çekmemiz için buraya göndermedi. Onu bir zalim olarak görmeyeceksin. Onun bir planı var ve o planı biz bilmiyoruz. Biz bilmemiz gerekenleri bilip, yapmamız gerekenleri yapıp bu dualeden çıkacağız. Olay bu.

Yani daha önce bahsettiğimiz antitez, yani kötülük, iyilik. Buna girmeyeceksiniz. Hemen yukarıya çıkıp sentezi oluşturacaksınız. Olay budur. Yani bunu anlamamız için buradayız. Biz ruhumuzun gücünü, bize unutturan o ruhumuzun yaradan'dan gelen o büyük gücümüzü farkına varmak için buradayız. O ruhlar bu karanlık evrendeki yolculuğunu en iyi şekilde tamamlayıp irademizi, fizik bedenimizi mükemmel hale getirmek için buradalar.

Ama negatif sistem ne diyor? Ruhsal hastalıklar. Bakın, şeylere doktor, hastane olarak ruhsal hastalıklar. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalığı. Bakın, ruhu bir hasta olabilecek, bir vücudumuzmuş gibi, bir organımızmış gibi, bir parçamızmış gibi gösteriyorlar. Sen ruh hastasısın falan. Niçin yapılıyor? Bütün bunlar bizim o büyük gücümüzü fark etmemesi gerekiyor. Fark etme.

Bunu ruh bir hastalıktır. Örneğin, o Kabe takıntılarım var, anksiyetem var, panik atak var, korkularım var. Bazı şeylerle baş edemiyorsun, depresyondasın. Nereye gidiyorsun? Ruh hastalıkları doktoru, psikiyatrist, psikologlar. Onların zaten kendi hayatları berbat. Onlar kendi ruhlarına, tırnak içinde, ruhlarını geliştirememişler. Çünkü ruhun sizden çok ayrı bir şey olduğunu, ruhun hasta olabileceğini, ruhun güçsüz olduğunu, normal insanlar gibi davranmazsanız anormal davranırsanız ruh hastası olduğunuzu bilerek bu literatüre sokarak ruhunuzu kötü bir şeymiş gibi ya da hasta olmaya müsait bir zayıf bir organmış gibi, bir vücut gibi, onlar beyin ölümü gerçekleşti, kalp bölümü gerçekleşti, fiş şekilde bitti. Öyle bakıyorlar.

Şimdi bugün bu tuzaklara gireceğiz. Birazdan, tabii felsefeyi tartışmada yapmak istiyorum. Biraz önce kendi girişteki yaptığım gibi değil. Bir olayın, yani bunu dünyadaki olayı bir erkek tipi vardır. Erkek tip dediğimiz bir olay vardır. Arketip nedir? İlk prototip olarak yaşanan, yapılan olayın kendisidir, orijinalidir. Bu orijinalin, bu davranışın, bu olayın, bu eylemin tüm varlıklara yansıması olayı vardır.

Yani bütün bu yansımaların hepsi bu arketipe göre, bu prototipe göre davranırlar. Tezi, teorisi %99,9 doğrudur ama mitolojik olarak bakacağız. Mitolojik olarak, efsane olarak bakacağız. Gerçek bambaşka da olabilir ama bir açıklaması olduğu için bunu anlatma gereği duyuyorum. Söyleyecekleriniz çok farklı, yanlış algılanabiliyor. İşte benim böyle bir sorunum var. Nedense ben tabii metinle konuşmadığım için ben başka bir şey söylemek istiyorum ama karşıdaki anlaması gerektiği gibi anlıyor.

Eğer gene bildiğim gibi anlatayım. Çünkü davranamam zaten. Şimdi ilk yaratıcı, sonsuz olan ilk yaratıcı değil, başka zaten bir şey yok. Felsefi tartışım zaten başka bir şey yok. Biz gene işi basitleştirmek için anlatıyoruz. İlk yaratıcı kendisinden sonra bu sistemleri, evrenleri kendi hayal güçlerine göre, kendi tasarımları göre yapacak enerji grupları yaratıyor. Enerji grupları yaratıyor. Bu tabii kesin kanıtlanmamış olmakla birlikte 144 bin ya da 144 evren ve onun parçacıkları.

Müslüman arkadaşlar daha çok severim, 99 evren var diyor. 99 evren var, 99 evren yaratıyor. Bir tane yaratılmayan kendi değerlerini 100 diyelim, 99 evreni oluşturacak kendisinin yarattığı tanrısal yaratım yetkisine sahip iki tane varlık yaratıyor. Birer çift yaratıyor diyelim. Birisi eril güç, birisi dişil güç. Bütün bunlar kendi evrenlerini yaratmak üzere herkes kendi dağılımını yapıyor. 98'i böyle çalışıyor, 2 negatif olabilir. Bu eril tanrı, dişil tanrı. Bunlar negatif bir evren yaratıp akla hayali gelmeyecek oyunlar tasarlayabilirler.

Bazı evrenler, 2 tane pozitif tanrı, tanrıça yani eril dişi de basitleştirmek için söylüyorum. Yoksa gelin şunu söylemeyin, Allah'tan başka yaradan'dan başka ilah yoktur. Zaten başka bir şey anlatmaya çalışıyorum. İki pozitif olan çok sevgi dolu şahane bir evrenler yaratıyor ve orada güzel oyunlar kuruyor. Her şey gelişiyor, pozitif olarak gelişiyor. Diğerleri de negatif olarak gelişiyor. Oyunların çeşitlemesi var. Yani spor dalları gibi düşünün. Basketbolu var, voleybolu var, futbolu var. O gibi düşünün.

Herkes kendi oyunlarını kuruyor. Bir tane evren hariç. O da işte bizim içinde bulunduğumuz yerden. 98'i uyumlu şekilde yaratımlarına, oyunlarına devam ettirirken bir tane evren için özel bir şey tasarlıyor. Diyor ki, bu evrende özgür irade olacak, artı eksi kutbu olacak ve bunlar uyum sağlayamayacakları en başta eril ve dişil. Bu oyun bakalım nasıl olacak? Bu her şey nasıl olacağını biliyor ama bakın tekrar ediyorum, niçin bu oyunları kurduğunu bilemeyeceğiz. Sakın canı sıkıldığı için falan filan gibi şeylere girmeyin. Can sıkıntısı da insanlar içindir. O kavramlar oldu, bilemeyeceğiz değil mi? Bırakın çünkü bilemeyeceğiz.

Bu iki varlığa denen odur ki birisi iyi olup erkek ismi olur, dişi ismi. Bu iki artı eksi tanrı ve tanrı yaratım yapacak olan bir evren kuruyorlar. Ve bunu Kur'an'da, öncelikle eril olan şey olur. Hep icat etme, planlama, mantık diyelim. Şimdi şeyimize göre mantıkla akılla şunu şöyle yaparsan böyle olur, böyle yaparsan böyle olur şeklinde çalışan bir yapı. Dişi de ona destek olmak için ona alan açmakla görevli. Alan açacak. Yani dişinin görevi alan açmak. O eril gücü icat etmesi için yaratması için alan oluşturacak. Yani o boşluğu, o eter alanını oluşturacak. Onun görevi de o sistem bu şekilde kuruluyor.

Bir oyun. Yani yeni bir şey deniliyor burada. Şimdi alan yaratıyor dişi. Dişi, zaten ben her zaman söylüyorum, pozitif olan kısımdır. Negatif olan kısım erkektir. Şimdi o alan yaratıyor. Erkek, erkek diyorum yani eril enerji. Bu yaratmayı şöyle yapayım, böyle yapayım diye başlıyor. Tasarlama, galaksiler, yıldızlar, şunlar, bunlar, canlılar, varlıklar, hayvanlar, her şey tasarlıyor, yazılımlarını hazırlıyor vesaire vesaire. Hep bunlarla uğraşıyorum.

Bütün zamanını, tabii zaman yok ama biz buraya göre konuşuyoruz, bütün zamanlı enerjisine bunlara veriyor. Dişi oranda ben alırım, yarattım, beni sevmesini, benimle ilgilenmesini istiyorum. Çünkü bu arada bir özgür irade, bir uyumsuzluk oyunu başladı ya. Bu şekilde sürekli bu diyor ki, benimle hiç ilgilenmiyorsun, beni sevmiyorsun. Bana sevdiğini söylemiyor ya da göstermiyorsun. Erkekte bundan rahatsız. "Ya görmüyor musun?" diyor. Bizim burada görevimiz işte bir şeyler yapmak, yere atmak, bunlarla uğraşıyorum.

Ben sen bana yardımcı olacağına, sen sürekli bana laf söylüyorsun. Ben seninle uğraşacağım, bununla uğraşacağım. O da bu cevaptan çok rahatsız oluyor. Senin esas ilgilenmen gereken benim. Biz zaten biri olarak yaratıldık. Biz bir değil miyiz? Niye birlikte yapmıyoruz? Yapman gereken şeyleri birlikte yapmıyoruz? Niye sürekli şikayet halinde? Bakın nereden nereye geliyorlar.

Bu tabii gene zaman olarak vereceğiz, vermek durumunda kalıyoruz. Milyarlarca böyle yarattılar, başlıyor falan filan ama aralarındaki sevgi bağı gittikçe kopuyor. Dişi olan biraz kendisini dışarıya köşesini çekiyor, içine kapanıyor. Eril de daha çok hala yaratım tasarımda uğraşıyor. Sonra bir fikir geliyor, dişinin, dişil olan enerjinin aklına. Diyor ki; bir ikimizin ürünü bir şey olsa, işte evlat diyelim buna, bir yeni bir enerji olsa bu bizi birbirimizi bağlar. Böyle aramızdaki sevgi bağı da güçlenmiş olur. Yani bir aile olma fikrinden bahsediyoruz.

Ve bu şekilde bir araya gelip o dişil ve eril enerji sistemi birbirine kavuşup iç içe geçip bir yeni varlık yaratıyor. Onu nispeten ne dersiniz? Değil mi? Adem bile diyebilirsiniz, ilk Adem diyebilirsin. Bu bizde Adem'den bahsetmiyor. Bu yaratılıyor ve bu arıların bir sevgi bağı oluşturuyorlar. Onu eğitimi için uğraşıyorlar falan filan. Bu iş güzelmiş diyorlar. Yani demek ki bu böyle daha iyi olacak. Bizim ilişkimiz bir tane daha bu şekilde bir şey yapılıyor.

Bu da biraz daha diğerinden çok farklı bir varlık oluyor. Biraz daha kardeşin tam zıttı. Şimdi olay nasıl? Hep zıt olmak zorundaydı ya. O iyi pozitif kardeşin yanına bir negatif kardeş getiriliyor ve o da kardeşine hiç çekemiyor. Onun çok sevmelerinden, onunla çok ilgilenmelerinden çok rahatsız oluyor. Kardeşler nasıl çalışma başlıyor? Bu sefer anne baba diyelim. Şimdiki anne baba da bir türlü bundan baş edemiyor.

Sonra bu karanlık kardeş, ben diyor bu şeyden daha iyi, ilk kardeşten daha iyi, daha güçlü. Daha hırslıyım, benim hakkım diyor. Bundan sonra bunları yöneltmek, yani veliaht benim, veliaht olmak benim hakkım. Bakın, sistem karanlık sistem böyle başlıyor. Hırs ve bir temelde kibir vardır. Kibir, işte iblisi de kovduran budur zaten. Temelde kibiri vardır. "Ben ondan daha iyiyim." Böyle başlıyor ve karanlık bir alem oluşmaya başlıyor orada.

Sonra o eril ve dişil, biz ne yaptık diyor. Yani biz ne yaptık? Biz iyi bir şey yapalım derken başka bir şeye sebep olduk. Ve bu tanrıça enerjisi kali, yaradanla diyor ki, "Lütfen bana yardım et, işler çok kötü olmaya başladı. Biz istediğimiz, senin istediğin gibi yaratım yapamıyoruz, bir türlü başaramıyoruz, beceremiyoruz. Lütfen bize yardım et." Bu şekilde oradan bir yardım isteğini fakat yaradan tabii bu durum müdahale etmiyor. Etmeyecekler. Çünkü o ne olacağını biliyor. Yani özgür iradenin sonucunu yaşanmasını istiyor.

Ne için de bilmiyoruz. Çünkü ilk defa yapılan bir olay. O müdahale etmiyor. Sadece şunu yapıyor, bu karanlık evreni diğer o 98 uyumlu olan ister negatif olsun bulaşmasını, enfekte olmasının istemiyor ve buraya bir karantina altına alıyor. Ve burada bir döngü başlatılıyor. İşte bu dövmenin yoluna döngüsü deniyor. 26 bin yıllık döngülerden bahsediyoruz. Buradaki sistem, bakın o karı koca hikayesi gibi anlattığımız hikayenin bize arketip olarak yansıması nasıl?

Erkek kadın genellikle hiç uymaz, hiç uyumaz. Çünkü bakışları çok. Erkek hep çalışır. Tabi şimdi kadınlar çalışıyor da ben genel bahsediyorum. Erkek hep çalışır, kadınsa hep ondan ilgi bekler. Der ki, "Benim hiç ilgilenmiyor." Olmaz, "Bana hiç sevdiğini söylemiyorsun." Adam diyor ki, "Ben yorgunum." Bakın oradan geliyor. Bu sistemden yorgunum. "Hanım, ben yorgunum. Benim üstüme gelme, bırak bir kafamı topluyorum, bir dinleyeyim." Demek ki ben seni yoruyorum, öyle mi? Demek ki ben seni yoruyorum.

Öyle bir de oradan gelir. "Ya öyle demek istemiyorum." Görüyorsun, demiyorum ama ben şu an yorgun dinini. Hayır, demek ki sen benimle dinlenmiyorsun. Devam eder veya surat asılır, tavırlar yapılır vesaire. Bakın oradan geliyor. İşte bu evliliği işler hale getirelim, bir sıcaklık olsun diye çocuk yapın. Günümüzde de böylelikle sonra bir tek çocuk olursa gariplik olur, yalnızlık olur. Çocuk şımarık yetişir, bir tane daha yapalım. E o çocuklar, hiçbiri birbirine benzemez. Yani hem karakter olarak hem yapılarak bir duruşmaya hazırlar. İkisi çok farklı karakterlerdir. Zaten bunun sebebi de budur.

Bakın oradan fark etip yansıması bu şekilde sistem dualeti sistemi kurmuş oluyor. İşte bu kötü kardeş karanlığın hakimi oluyor. İşte bunu yağda ne dersiniz? Değil mi? Zaten bak, bu şeyler birinci yarattım, ikinci yarattım, hepsi bunun yansıması zaten. Yani iblis ilk başta yoktu. Bu şekilde iblis yoktu. Bambaşka bir varlıktan bahsediyorum şu anda. Dünyamızda bu iblis hakim çünkü hep döngüler yaşıyor. Sürekli döngüler. Yaratıcı bu kalede söylediği ricası, isteğini, talebiyle duasını kabul ediyor ve buraya ayırıyor. Diyor ki, "Sen ve sizin ikinizde ne oldu bu iş?"

Ne zaman ki uyumlu çalışmaya başlarsanız, birbirinize destek olursanız, bu karanlık evren aydınlığa dönecektir. Ve bu özgür irade evreni başarıya ulaşacaktır. Onun için lütfen birbirinizi anlayın, birbirinizi dinleyin. Bu talimatı veriyor. Hala o anlama olayı devam ediyor. Bakın, insanlar da hala birbirini anlamaya çalışıyor ve anlayamıyor. Anlayanlar zaten birbirleriyle dost, arkadaş oluyor. İster negatif olsun, ister pozitif olsun ama hala genel itibariyle dünyaya baktığımızda insanlar birbirlerini anlaşamıyor.

İşte bir taraf şu parti, bu taraf bu parti, şu taraf bu siyasi bir fikir, bu taraf bu siyasi fikir, bir taraf şu takım, taraf bu takım, bir taraf eğlenecek, keyif, bir taraf sakinlik. Herkes birbirleriyle anlaşamıyor, anlayamıyor. Bir gün ümit ettiğimiz şey, o yaratıcının bu iki enerji oyunla birbirlerine sarıldıklarında çözemeyecekleri hiçbir şey olmadı. Çok iyi görecekler ve özgür iradelerini kendi yanlışlarını düzelterek, karşı tarafında yanlışlarını söyleyerek ve düzelterek gelişmelerini istiyor.

Bütün olayın arketip sistemde ve alta inen sistemdeki olayı budur. Bilmiyorum, bu anlattıklarım bazı şeyleri tam oturtuyor mu yerine. Oradan çıkan ikinci bir derste var. İkinci bir ders, kardeş kavgası, kardeş kavgası, kardeş çatışması hep bu ilk yaratımdan itibaren olan bir şeydir. En sonkide nedir? Kabil Habil. Ondan önce çünkü eğer ki direkt ana kraliçeden yumurtlandığı için, döllenmeden bir ilişki kurulmadan doğduğu için ilk çocuktur.

Ellerse Sirius Kralı anı ile Orion Kraliçesi'nin birlikte olmasından doğan çocuğudur. Ve burada şu tartışma meydana gelmiştir. Taht normalde birinci çocuğun hakkı yani engin fakat şimdi çiftleşmeden meydana gelen çocuğun da hakkı esas. Bu hak burada ilk defa yaşandığı için bu olay çok büyük tartışmalara ve olayları sebep oluyor. Çünkü ilk defa böyle bir şey oluyor ve ikiye bölünüyor o varlıklar. Sinüs, tabi orionlar ikiye bölünüyor. Kimisi erkeği aklı görüyor, kimisi en görüyor ama genel amma hakimesi ve Orion menisi evet diyorlar.

İlk çocuk enki olmasına rağmen anne babadan birleşmesinden doğan en en hakkıdır. Taht veliaht kızıyor tabii. Belki iblisi diyebilirsiniz. Yani onun bir anketinin yansıması olarak söylüyorum. Bu da buna isyan ediyor. Birinci çocuğuna hakkıydı. Olmaz böyle bir şey diyor ve insanlara da bu iniyor. Biz de şu anda şu haklı, bu haksız. Yani en kilit açısından bakarsan o haklı. Eller açına bakarsan bu hak. İşte amaç ne? İkiye bölünemez. İkiye bölmemiz zaten hep böyle Kabil Habil hikayesi.

İşte birisi buğday vesaire sunuyor Allah'a, diğeri de bir hayvan kurban ediyor. Allah da bu şeyi seçiyor, bu odayı ve tarımdan olan ürün seçiyor. Bu sefer Kabil sinirleniyor. "Ben diyor sana diyor canlı bir varlık kestim, kurbağa, sen bunu nasıl kabul etmezsin?" diye gene kardeş çatışması. Ve sonra biliyorsunuz ki Kabil, Habil meselesi şu an ellerinde tutuklu. Zaten şu anda Kabil kazanmış vaziyette. Öyle bakarsak bakacak olursanız fakat olayı biz taraf tutmaktan bir vazgeçiyoruz. Biz almamız gereken dersleri almaya bakacağız.

Yani ilk oje bir şey mesaj veriyor. Kadın erkek çok farklı düşündüler, çok farklı bakarlar ama onlar bir araya anlaşarak, sevgiyle saygıyla bir araya geldiğinde o kadar mükemmel bir evren olur ki işte arz edilen de budur. Şu an tabii ona çok uzak görünüyoruz. Pardon. Onun için bizde iki ile ilişkilerimizde bizde bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz.

Bakın, ben esas amacım şu dememe rağmen dişil. Hayırdır, öyle değil. Sen öyle demek istemezsen esas amacın buydu. Sen benimle ilgileneceğine, başka şeylerle ilgilendi. Beni mutlu edeceğine, başka şeylerle ilgilendi. Başka şeyler anlatmaya çalıştım, ben bundan rahatsız oldum. Erkek, hayır öyle değil hayatım. Bak, şu hayır. İşte anlaşmamak üzerine bir kullanım sistemi var ama anlaştığımız daha. Yani evet, bu böyle.

Yani bütün olay yine empati meselesi. Empati, yani o kişi gibi düşünmeye başlamak. Evet, düşünemezsiniz, tamam ama o kişinin bakış açısından ben burada ne yaptım? O kişinin bakış açısından ben burada bu lafı söyledim ama gerçekten haklı mıydım? Belki ben bunu demek istemiştim. Yani empati yaptığınızda olaylar çözersiniz. İşte empati eksikliğimizi yapan tezgahlarında bu varlıklar. Çünkü onlar burası iblislerin, iblisin ve kovulmuşların. Şeytanlar, kovmuşlar, kovulanlar demektir zaten. İbliste o kovulan, o kendisinin karanlığı adayan varlığın ismidir. Buraya göre söylüyorum, bu dünyaya göre söylüyorum.

İşte bunlar buraya hakim olduğu için bizim zihnimizi hep dualitede ve negatif tutmak mecbur ettiler. Çünkü onların görevi o. Onlar negatif %95'i sağladıklarında tamamıyla bu insan ele geçirmiş oluyorlar. Pozitif sistem ise %51 iyiliğe geçtiğinizde çalışan bir sistem oluyor. Bakın, aslında gene bir cömertlik söz konusu pozitif için. Bütün hayatlarımız boyunca ruhumuzun iyilik yapmasını yüzde elli bir oranına ulaştırdığımızda artık bizi diğer %49 olan olay çok çok etkilemez. Evet, gene üzebilir ama çok çok etkilemez.

Bütün ama işte bu yüzlerle de uğraşmaktır zaten. Şimdi sistem bu şekilde kuruldu. Burada tuzaklar mevcut. Tuzaklar şöyle, ilk baştaki tuzak burada bu dünyaların üstüne bir negatif ızgarayla, düşük frekanslı bir ızgara ile kaplamalı. Bu ızgarayı da hem kendi içerisinden besleme hem de Satürn'den, Sirius'dan, Satürn'e, Satürn'den güneşe, güneşten aya, aydan dünyaya inen bir negatif frekans sistemi var. Ay bir doğal uydu değildir. İçi boş, bir cihazların, aletlerin olduğu, sürekli dünyaya frekans verilen bir sistemdir. Yani bir araçtır. Çünkü başka böyle bir uydu güneş sistemini mevcut değildir.

Bütün uydular kendi etrafında dönerler ve arkasında görülür. Bizimkinin gözükmez. Öyle bir döner ki hep saklar arkası. Niye? Çünkü arkada çok büyük koloniler var, reptilianların. Onlar zaten daha önce anlattık. Bu aydan gelen en son aydan gelen bu frekans sistemi sürekli bu ızgaraya besler ve burada da tutmamızı, tutunmamızı sağlar kendi açısından ve buradan beslenirler. İkinci tuzak bu 22 türün yapılması. 22 tür bu yaratıma katıldı. Burada doğuma, ırka, ırkları oluşmasına. Ama burayı reptilianlar aldığı için ve buraya sahip oldukları için iki şart koştular.

Devrederek bu insan bedeninde bir sürüngen beyin olacak, bir de omurgası bize benzeyecek. Hak onlarda olduğu için bu kabul edildi. Onun için bizim iki beynimizin ortasına çok küçük mercimek gibi bir amigdala mevcuttur. Bunu bulabilirsiniz. Buna sürüngen beyin denir zaten. Yani adı üstünde zaten sürüngen beyin, hayatta kal, üre. Bu şekilde çalışır ve omurgası da zaten bizim işte kuyruk sokumumuz. Hiçbir işe yaramadığı halde kuyruk sokumumuzun olması da bu yüzdendir. Tamamıyla bedensel kontrol ele almışlar. Zaten zihinsel kontrol frekanslarla veriyorlar.

Bir de şimdi bu internet, sosyal medya, filmler, diziler vasıtasıyla, müzikler vasıtasıyla o frekans kontrol sistemi devam ettiriyorlar. Onun için sosyal medya, medya, film, dizi, müzik olayları bir tuzaktır. Buralar çok zamanınızı harcamayın. Ben harcamıyorum en azından. Size ufuk açacak filmler, diziler izleyebilirsiniz ama olayların farkına varmak tuzaklar bu şekilde kurulup ve semboller vasıtasıyla frekanslar vasıtasıyla sürekli bizim zihnimizi Amerika'ya beslemeye devam eder. Ve bize şu duygular verilir.

5 tane duyu organı, 5 tane duyu. Duygu, hissi, korku, nefret, öfke, utanç yani suçluluk duygusu ve tiksinme gibi temel duygularla bizi yönetirler. Bir şeylerden korkuyorsanız, bir şeylere kızıyorsanız, suçluluk duyuyorsanız, tabii kötü yaptığı işte suçlu duymaktan bahsetmiyorum. Başka bir şeyden bahsedelim. Tabii kötü bir şey, suçluluk duyuyorsun. Zaten bu suçluluk işte o kötü bir şey yapmayın ki suçluluk duymayın. Ama işte o kötü şey yaptırıp suçluluk duygusunu tekrar sizi çökertiyorlar. Yani bu 5 temelde çalışıyor sistem.

Her insan bu 5 tuzaktan birisine, ikisine mutlaka yakalanmamış şansı yok. Çünkü frekanslar sürekli geliyor. Her insanda da bu amigdala ve sistemler vermiş olduğu için artı artı diğer bir tuzağa da anlatıyorum. Artı bedensiz varlıklarda olduğu için. Çünkü onların dünyasında yaşıyoruz. Alanımızda ve içimizde olduğu için sürekli kendi düşüncemizmiş gibi bize fısıldıyorlar. Kendi düşüncemizmiş gibi. İşte onu şöyle söyle, onu böyle sev, onu böyle yap, onu bir ağzının payını ver, onda bir eksik bul. Zaten en çok problem buradadır. Eksik bulma, eleştirme bayılırız.

Bakın, en çok benim sözümü kesme. Benim sözüm çok kesiyorsun. İşte ben konuşurken bana bak, başka yere bakıyorsun. Hep sanki kendi düşüncemizmiş gibi verilen ve karşıya saldırıda bulunur. Bütün tuzak, o yaptığımız eylemin ya da söylemin kendi düşüncemizmiş gibi bize verilmesidir. Ben böyle düşünüyorum. Böyle ya, sen onu, sen öyle düşünmüyorsun. Aslında sen öyle düşünmediğini bir anlasan olayı çözeceksin zaten. Ama doğrusu bu değil mi? Ya da şimdi inandırma var. Ama doğrusu bu değil mi? Hatta başlıyor zaten gerisini dinlemeyin. Hep söylüyoruz, örnek veriyoruz ama çünkü çok önemlidir.

İşte güzel bir kızımız var diyelim. Sen çok güzelsin ama ayakların kokuyor. Hep böyle. Ever hangisi kaldı akılda? Ayaklarım kokuyor. İstediğin kadar onu seviyorum demiş, o gitti köpek de. Ama çünkü olaya çok çok önemlidir. Şimdi olaya bu şekilde kurduğunuzda yani mantık ama işte şöyle değil mi? Ama geçmiş olsun, koşu bandında koşmaya devam. Ben diyorum ki tuzaklar çok fazla. Evet, karanlık yok, aydınlık yok. Tamam ama var burada işte. Sistem anketi olarak bu jeolog ve kalite tarafından bu şekilde başlatılıyor.

Oyun, birçok yaratımlar yapılıyor. Birçok bu evrende işte zamanlar geçiyor, kapatılıyor ama temel sistemler aynı. Şimdiki sistemlerde de iblis mesele. Bütün mesele ruhunuzu en güzel şekilde birlikte olarak ruhunuzu bu bataklıktan tamamıyla tecrit etmek. Bunun için de sizin tecrit olmanız gerekiyor. Yani bu günlük olaylardan, günlük duruma tecrit olup tuzakları fark edip yükselmeniz gerekiyor.

Biz siz yükseldiğinizde, idrakiniz, farkındalığınız yükseldiğinde, yeğeniniz güçlendiğinde yukarı doğru çıkış başlar. Yukarıda çıkış başlar, ruhunuzla daha çok irtibata ve temasa geçmeye başlarsınız. O zaman da artık zaten siz o dua eti değil, tamamıyla mutluluk içerisinde olursunuz. Mutluluk şeydir, yoktur aslında. Ya oraları bir geçin. Sonuçta buradasınız. Zengin olmak, sağlıklı olmak, keyifli, neşeli olmak gerekiyor.

Bakın, buranın kuralı bu. Gerekiyorsa gereğini yapacaksınız. Felsefe tartışma yapabilirsiniz, bunların önemi yok diyebilirsiniz ama kiraysa kira ödeyeceksiniz vesaire vesaire. Ya da işte ilişkiler kuracaksınız. Sonuçta sağlık, ilişkiler, sağlıklı para, yorulmadan, çok haram olmadan, sağlıklı para, sağlıklı bir cinsel hayatta, bir işte, iş yapmak, her ne iş yapıyorsanız. Bunların hepsi ruhunuzda mükemmel bir şekilde size verilir ve sorulur.

Mesele bunlar yoktur demek değil mesela. Evet, illüzyon da olsa bunlar vardır. Öyleyse ben gereğini yapayım. Var olduğum müddetçe, Yaradanın bana verdiği ömür ne kadarsa, nereye kadarsa, o zamana kadar keyifli, mutlu ve sağlıklı olayım. Ve en önemlisi, niçin olacaksınız? Bunlara başkalarına iyilik yapayım, başkalarının anlaması ve bu güzellikleri yaşaması için elimden geleni yapayım. Bütün olayın özü budur.

Erkeklerden girdik sistemin nasıl başladığını. Yani kadın erkek ilişkinin aslında en başta nasıl oluştuğunu. Yaradanın özgür irade evreni vererek bu sistemi bir deneme diyeyim. Artık bunu bir özel bir olay. Çünkü 98 evrende bu şekilde bir şey yok. Belki hiç böyle bir şey de olmadı ama bizim hayatımızı ne kadar uyuyor görüyorsunuz değil mi? Tam pozitif evrenlerde mevcut, tam negatif evrenlerde mevcut. Zaten o bazı buraya gelen varlıklar, bu negatif evrenden gelen varsa özel kemerler.

Bu varlıklar dünyayı örümcek gibi, örümceğe benziyor. Zaten böyle yazma, bu ızgarayı oluşturanlar bunlar. Çünkü artık bu işte usta bunlar. Ya bunlar tillahi. Yani ama bize unutturmak istenen nedir? Ruhumuzun bütün bunlardan çok çok güçlü olduğunu zaten iblisin katlanamadığı da budur zaten. Yani ben bu kadar çok şeyi biliyorum, çok şey bilgisini sahibim, çok yeteneklerim, gücüm çok fazla ama bu insanı bir şey verirdi.

Şu neden buna böyle bir şey veriliyor? Neden bunu ben hak ettim? Güçlü olmayı ama insana veriliyor. İşte gene kibir, gene hazımsızlık. Bütün olay o ruhsal hastalıklar, hikayeler hepsi bir saçmalıktır. Önce onları falan yoktur. Zihinsel çöküşler vardır. Negatif kodlar çalıştığı için bütün olay romanımızın çok güçlü olduğunu, mükemmel olduğunu, hiçbir hastalığa ya da hiçbir yeterse sahip olmadığını. Çünkü Yaratandan direkt bir hediye olarak verildiğini bileceksiniz ve ruhunuzda bir olacaksınız.

Bütün olayı özü budur. Çünkü bu oyunu, bu dünyadaki olayı, oyunu polarizasyon, kutup oyununun tuvaleti. Oyununu, bütün özeti budur. Kim o kendisine verilen o büyük gücü fark eder, onunla birlikte bu hayatı yaşamaya devam ederse, onun önünde duracak hiçbir güç yoktur. En üstün güç ruhunuzdur. Ruhumuz hasta falan değildir. Ruhumuzdan uzak kalan değilsiniz. Ruhunuz daima sizi anlamanızı, idrak etmenizi bekler, ister ama müdahale etmez. Çünkü özgür irade yasası vardır, müdahale etmez.

Siz mümkün olduğunca hayatınızda Yaratanın o üç kavramını asla unutmayın. Bakın, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın ilk dört maddesi değiştirilmez. Ya öyle bir şey var, bunda onlar değiştirilir. Bakın, hiç önemi yok ama değişmeyecek yasak şudur: Kendine zarar verme, başkalarına zarar verme, canlılarda, tüm hayvanlar dahil ve özgür iradeye girme. Bunu yaptıktan sonra ve kendinizi bu tuzakları fark edip hemen oradan çıktıktan sonra, tekrar eski hayatınıza dönmedikten sonra, birilerini kızarsınız.

İyi, gördünüz işte, ondan bir şeyler aldım ama işte bana şu haksızlık yaptım falan. Bunlar takılmadan, her ne oluyorsa geçmişte bırakıp, anlamanız gereken ve almanız gereken hediyeleri, dersleri alıp o bağlardan, negatif bağlardan kurtulup ruhunuzda bir olmak. İşte o zaman sizin önünüz duracak bir güç mevcut değildir. Yani çok konuşuyorum. Bunlar bakın, bir planlı falan çalışmadığımız için arada yanlış şeyler söylemiş olabiliriz. Sonradan bize laf etmeyin, anlatmak istediğimizin temelini anlayın yeterli.

Temel bir şey anlatıyoruz, tuzakları anlatıyoruz. Bizi bize nasıl oyuna getirdiklerini anlatıyoruz. Tabii bizde her şeyde şu anda doğru biliyoruz diye bir şey yok. Bizde yanlış yapmayız diye bir şey yok. Öyle bir durumda değiliz. Çünkü sürekli tuzaklar gelir. Yani doğası zaten o. Ancak daha başında doğmanız ve orada yaşıyor olmanız lazım ki orada da bir şey bulur. Zaten her ne yaptıysak birebirlerde veya şimdi bu videolarda veya geçmiş videolar, her ne yanlış yaptıysak, size yanlış gelen, sizi üzen, beni de üzen bütün şeyler için özür diliyorum.

Özür dilemek güzelliktir. Manipülatif sistem çalıştığı için olabilir ama bir de kendinizi çekilin. Siz gerçekten olması gerektiği gibi ruhunuzdan davranıyorsunuz. Yoksa o tuzaklar, o sıfır kodlarla mı davranıyorsunuz? Ama bunlar da gayet doğaldır. Bakın, birdenbire şey patır patırtı süper bir insan olamazsınız. Mümkün olalım, yeterli yüzlerle böyle bir yani güzellik pozitif olur. O eski 51 negatifte kalmayın. Bütün olayın esas özü o. Elle böyle olduğun zaman zaten ruhunuzla birlikte olursunuz.

Biz de bunu uğraşıyoruz. Biz de mükemmel değiliz. Zaten mükemmellik kavramı çok şeydir, hasta bir kavramdır. Her şey mükemmel olsun. Ben mükemmeliyetçiyim kardeşim. Her şey mükemmel. Öyle bir dünya yok. Siz düşünseniz bile planları mükemmel şekilde bir şey gelir, onu bozar. Ne oldu? Mükemmel, mükemmelatçıydım. Ne oldu? Yani ne yapacağım? Ne yapacağım? İşte oranı buranın estetik yaptırırsın. Çünkü mükemmel olmayı istiyorsun ama hiçbir zaman mükemmel olamaz. Öyle bir şey yok. İnsan zaten doğu askeri mükemmeldir. Zaten başka bir şey olmasının gerek yok. Çünkü ruhu mükemmeldir. Yok, kusursuzdur. Kendinize güvenin, kendinizi eleştirmeyin, geçmişe takılmayın.

En önemli konu geçmişi bırakın. Her zaman danışanlarımız bilir, verdiğim örnek vardır. Dikiz aynasına bakarak ileriye gidilmez. Bahaneler zayıf insanların bastonudur. Sürekli bahane, kendinizi başkalarına. "Ben şöyle yaptım ama bunu anlamadı." O bunu yapmadı. Sürekli burada mısınız yoksa? Evet, benim de hatalarım var. Bu hatalarımı gördüm ve şimdi bunu düzeltmeye çalışıyorum. Ruhunuz mükemmeldir ama zihnimiz ve bedenimiz mükemmel değildir. Ruhumuzun mükemmelliğiyle birleştiğimizde zihnimiz ve bedenimizde mükemmel hale gelir.

Yaşlılık, hastalık vesaire söz konusu bile olamaz. Anlatmak istediklerim bunlar. Ben kehanetlerden bahsetmiyorum. Bildiğiniz gibi güzel bir şeyden bahsedeceğim. 30 Nisan, 5 Mayıs arası çok güzel şeyler olacak. Tabi fark edenler için olacak veya fark etme aşaması olanlar için olacak. Daha böyle bir anlayacaksınız bazılarının olduğu. Çünkü 1 Mayıs'ta bir üçgen açısından M87, Plüton ve Jüpiter bir takım etkiler, bir üçgen açı oluşturup çok güzel bir ışın dünyaya inmiş olacak. 1 Mayıs'ta, 1 Mayıs'ta bu çok büyük bir fırsat olarak geliyor.

Burada negatif duygulara kapılmadan kendinizi, kendinizi bir ceket, farkındalığınızı, kendinizi bir sorgulayıp hemen pozitif olur. Eğer bir karar verip geçmeniz çok çok önemli olacak. 30 Nisan, 5 Mayıs arası bu fırsatı iyi kullanın. Çünkü bir sene sonra bir defa daha gelecek. Son defa, bu sondan bir önceki fırsat diyelim. Ondan sonra zaten bir sene sonra sistem tamamen nerede çok kapanacak. Yani çok böyle pozitif bir durum, ışınma, yardım, destek gelmeyecek. Yaradan desteği böyle olur. O direkt özgür iradeye müdahale etmez, farkındalık enerjisi gönderir.

Sizin o uyanış gördüğünüz, işte benim daha önce anlattığım videolarda reikiler, meditasyonlar vesaire tarzı, ışık, yıldız tozları, ışık işçileri, ritüeller. Ah, ritüeller. Artık bunlardan biri vazgeçmeniz. Gece hayatı dediğimiz o clublar, o diskolar, barlar vesairelerdeki hayatlarınızı yavaş yavaş bırakmanız. Çünkü oralarda hep negatif frekanslar cirit atar. Onların yuvasıdır oralar. Eğlenme, eğlence adına aslında onları eğlendirdiğinizi bir anlayın. Siz falan eğlenmiyor, siz eğlenmiş gözüküyorsunuz ama işte negatifler enerjiniz önemli.

Onun için o tarz hayatlarınızı bırakmaya karar verin. İkili ilişkilerinizde hemen birileriyle bir şeye girdiğinizde fiziksel anlamda, fiziksel anlamda hemen ilişkilere girmeyin. Çünkü insanların çok %90'dan fazlası negatif kontrolde ve bedensiz Araplar kontrollü olduğu için onlar da hep negatif şey alırsınız. Bedeninize sahip çıkın. Bedeniniz, dünyadaki veya bu evrendeki, evrendeki, dünyayı açalım, bu evrendeki en değerli giysidir. Araştır, bu çok değerlidir bu beden. Çünkü başkalarının böyle bedeni yok. Ruhumuz birinci derece zaten önemlidir ve bizim yaratım yapma gücümüz vardır.

Yaratım yapma gücünüze lütfen hayatınızı güzel şeyler yaratmak için dediğim gibi. Risale ettikçe affola. Hem ikili ilişkilerde birebir hem de buradaki videolarımızda yanlış şeyler söylediysek veya yanlış anlaşılacak özür diliyoruz. Veya yorumlara cevap verdiğimizde YouTube'da bazen işte bize yazdıklarımızda biz sizi kırıcı, size kırıcı davranabiliyoruz. Bazen sert davranabiliyoruz. Yani bir tokat gibi gelebiliyor. Ama bunun bir sebebi vardır. Bazen çünkü güzel anlatıyoruz, anlaşılmıyor.

Burada biraz şok etkisi yapsın diye sert bir şey söyleyebiliriz. Bu amaçtadır. Yani asla benim hayatımda bilerek isteyerek birisini kırmak, üzmek, onu aşağılamak gibi bir şey asla olmamıştır. Bilerek yaptığım olmuştur, herkes gibi ama özel son 3 yılda asla bilerek isteyerek planlayarak birisine zarar vermedim. Bilmeyerek de zarar vermedim. Bakın, yani bilmeyerek de zarar vermedim. Aslında hep başka bir şey anlatmaya çalıştım veya başka bir şekilde vermeye çalıştım ama algılamamıştır.

Bu arada biz hatalı gözükebiliriz. Bizim eksikliğimizde doğru anlatmamız lazımdır. Belki de biz de dedik ya, biz de mükemmel değiliz ki. Yani bizde bu negatif dünyada yaşayan bir tek başına yaşayan bir yolcu sonuçta. Yani her şey tek başıma yapıyorum. Ben hayatımın tek başına, çok şükür iki tane evladımız var, ailemiz var. Yani hep hemen sonuçta hayatın tek başıma yaşıyorum. Onun için bizi de mağdur görüp birçok şeyle uğraşıyoruz. Hem negatifle hem kendimiz açmak için bazı şeylerle uğraşıyoruz. Hastalarımızla uğraşıyoruz, ailemizle uğraşıyoruz, insanlarla uğraşıyoruz. Bir de bunları anlatmak için uğraşıyoruz.

Tabii ben hepsinden keyif alıyorum. Hiçbir şikayet için asla söylemiyorum. Bakın, ben yaptığım her şeyi keyifli yaptım. Özel son 3 yılda hiç böyle zorlayarak, mecburen hiçbir şey yapmadım. Ama şu son zamanlarda zorla, zorlan demeyeyim de yapmam gereken şeyler var hayatımda. Onlar yapmaya çalışıyorum. Çünkü bazı şeyleri de zorlamak gerekiyor. Onun dışında gerçekten bilerek isteyerek hiç kimseye yanlış bir şey yapmam, yapmam ve yapılmasına izin vermem. Korurum, sevdiklerimi korurum. Ondan daha iyi olması için elimden geleni yaparım.

Biraz tabii kendiniz burada ölmüş gibi olduk ama inan ki övmek için de söylemiyorum. Zaten bizi bilenler biliyor, yapımızın ne olduğunu çok iyi biliyor. Evet, eskiden akrep burcu olduğumuz için, akrep aslanı olduğumuz için de eskiden. Evet, intikam alınması gerekiyorsa alırım. Hiç alırdım. Kaçış yoktur yani. Ama son 5 yıldır bu tarz hesap kapatmaları da bıraktım. Yani bana zarar verdiğini düşündüklerinde hesap kapatayım, bunları da bıraktım. Bunlarla işim yok. Çünkü bana faydası olmadı. Bazı bilgilerin de bana faydası olmadı. Bana zararı olan, bana beni bir yere getirmeyen her şeyi ben bıraktım.

Bana katkı verecekler hep hazır oldum, açık oldum. Onun için katkılarınızı bekliyoruz. Çünkü bizim de sizler öğreneceklerimiz var. Hala öğreniyoruz. Ruhumuzla birlikte olduğumuzda zaten artık bilgiler daha net olacaktır. Hepiniz için onu diliyorum. Yine bir saate bulmuşuz, canlı yayın gibi olmuş. Hepinizi çok seviyorum. Tekrar tekrar özür diliyorum ve teşekkür ediyorum her şey için. Bu kadar sizi bu izleme zahmetinin katladığım için de buna katlandığınız için teşekkür ediyorum. Ayrıca hepinizi çok seviyorum. Ümit ediyorum hepimiz o idrak seviyesi olur, hep beraber elimiz kenetlenmiş vaziyette mutlu ve şahane bir hayat süreriz.