Transcription
İsmim Esra Kılıççı, aranıza Konya'dan katılıyorum. Ben hemşireyim, 33 yaşındayım, 7 yaşında bir oğlum var. Aynı zamanda anneyim, buradan tüm annelerin de ellerinden öpüyorum. Aynı zamanda e ve Network Marketing sektöründe ilk olarak Global ile birlikte başlamış olduğum yaklaşık 2 aylık bu süreçte Diamond kariyerine geldim ve sizler gibi ben de bir girişimciyim. Bugün misafirlerimize özel de bir ürün eğitimi yapıyoruz. Şimdi şöyle söylemek istiyorum: Bundan 3 yıl öncesinde, bu arada sesim ve görüntümde herhangi bir sıkıntı var mı? Gayet güzel, teşekkür ederim.
Bundan 3-4 yıl öncesinde, COVID gibi bir şey vardı hayatımızda. Hatırlayanlar var mı? Şöyle elleri kaldırabilirler mi? Çok sıkıntılı geçti mi? Peki, bu COVID herkes için çok sıkıntılı geçti, gerçekten illallah ettirdi. Hemşire olduğumu söyledim, benim için ayrıca sıkıntılı geçti. Gerçekten sağlık camiasında da olduğumuz için birçok kişinin artık bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek ne demek, neden bağışıklık sistemi bu kadar çok önemli, vücudu artık kendi elimize alıp da desteklemek, beslemek, yola bu şekilde devam etmek demek. Çok güzel öğrendik, bence sizler de öğrendiniz diye düşünüyorum. Bağışıklık sisteminin önemli olduğunu COVID bize çok güzel öğretti, değil mi?
İşte tam bu noktada, şu şekilde de onaylımı transdermal teknoloji ile birlikte Global firması ile birlikte mükemmel ürünler artık geldi. Arkadaşlar, dediğim gibi, bundan 4 yıl öncesinde ben COVID ile birlikte hemşire olduğum için bağışıklık sisteminin ne kadar önemli olduğunun farkına bir kez daha vardım. Çünkü gözümün önünde birçok hasta gördüm. Gerçekten bunun yaşla, genç olmakla, hareketli bir hayat yaşamakla alakalı olmadığını fark ettim. Vücudunuza ne kadar çok desteklerseniz, siz bu bedene ne kadar çok iyi bakarsanız, o da size o kadar çok iyi bakıyor. Bunu direkt olarak gördük.
Artık sonrasında benim görmüş olduğum bir şey daha vardı: Bu hayatta tek maaşla birlikte hayatımı ne kadar idame ettireceğim? Düşündüm. Bugün aslında ürün bazında konuşacağız ama ürünleri dinlerken de hayatınıza sunulmuş mükemmel bir fırsatı da yine değerlendirin isterim. Şimdi ben şöyle bir paylaşım yapmak istiyorum sizlere. Birçoğumuzun bilmiş olduğu şekilde görselim, yanıtım geldi mi? Peki, ekran. Teşekkür ederim, ayarlamaları da yapıyorum.
Evet, şimdi Global ile birlikte bugün size anlatacağımız şey aslında tamamıyla bedeninizle sizinle alakalı olan şey. Wellness sektörü dediğimiz bu sektörden bahsedeceğiz ama nedir bu Wellness? Daha önce duydunuz mu, bir yerde gördünüz mü, okudunuz mu? Sadece kulağınıza mı çalındı yoksa gerçekten azıcık da olsa bir bilginiz var mı? Buraları bilmiyorum ama Wellness dediğimiz zaman tamamıyla aklımıza şu gelsin: Sağlığın ta kendisi.
Arkadaşlar, hemşireliği okumaya başladığımda, üniversiteye adımınızı attığınızda size bir sağlık tanımı yapıyorlar. Vücudunuzun her anlamda iyi olma hali diyorlar. İşte fizyolojik, psikolojik, bütün her anlamda iyi olma hali. Bu vücut gerçekten mükemmel bir şekilde yaratılmış bir mekanizma diyebilirim. Ben şöyle bir paylaşım durdurmak istiyorum. Şu an burada yaklaşık 300 kişi var. Ekranda kamerası açık olanlara da her zaman sorduğum bir soru var, girişim olsun misafir olsun. Şimdi her zaman şunu söylüyoruz, değil mi? Sağlık her şeyin başında gelir. Böyle düşünenlerin bir ellerini görebilir miyim? Sağlık her şeyin başında gelir. Eller bir kalsın, şöyle bakmak istiyorum. Süper!
Herkes sağlık her şeyin başında gelir diyor. Sağlık her şeyin başında geliyorsa, gerçekten bu kadar çok önemliyse, ben 6 ayda bir check-up yaptırıyorum, sağlığıma çok güzel bir şekilde bakıyorum. Ben hastalanmadan önce, bir tedaviden önce gelir diyerekten gidip koruyucu sağlığı daha çok önemsiyorum ve check-up'ımı yaptırıyorum diyenleri görebilir miyim? Elleriniz hepsi neredeyse indi, çok az sayıda var. Artık kişi neden? Neden biliyor musunuz? Çok teşekkür ederim bu arada katılımınız için. Sağlık her şeyin başında gelir diyoruz ama sağlığı kaybetmeden de anlamıyoruz. Bizler genelde ne yaparız? Hastalandıktan sonra hastaneye gidip tedavi olan insanlarız. Sağlığımız yerinde ona bakalım vesaire demeyiz.
Bu da şundan kaynaklanıyor: Çok güzel bir araştırma duymuştum. Ben parasızlıktan demiş, parasızlıktan değil, bedel ödemediğimizde şuradan kaynaklanıyor. Arkadaşlar, bu dünyaya gelirken şu mekanizma için, şu güzel yaratılmış makine için, her şey tıkır tıkır işleyen şu beden için para ödeyen var mı? Yaradana bedava bir şekilde geliyor bu vücut. Bu dünyaya hiçbir şekilde para ödemiyoruz, hiçbir şekilde bunun karşılığında bir şey yapmıyoruz. Sonrasında ne oluyor? Kaybettiğinde değerini anlıyoruz. Bugün bedel ödediğiniz her şey için, yeri geliyor kontrollerini yaptırıyorsunuz. Bakın, arabaların 10.000 bakımı, 20.000 bakımı vesaire. Yeri geliyor, aman bir yeri çizilmesin, aman korunsun, lastik değişimleri, şunları bunları falan deyip sanayiye sürekli götürüyorsunuz. Ama şunu, bedenimiz için yapmıyoruz. Çünkü bedava geldi. Eğer para vererek bu dünyaya gelecek olsaydınız, Amerika'da bir çalışma yapılmış, yanlış hatırlamıyorsam, bir değer biçilmiş bütün çalışan bu sistemlerin hepsine ve denilmiş ki 40 katrilyon dolar ödememiz gerekiyormuş. O parayı verip dünyaya gelseydiniz, vücudunuza nasıl bakardınız? Şimdi burayı bir düşünün istiyorum. O yüzden bu vücut önemli. O yüzden mekanizma çok güzel çalışıyorken, makine çok güzel çalışıyorken, onu beslemek, doyurmak, her anlamda onun iyiliği için uğraşmak çok önemli. Çünkü siz busunuz arkadaşlar ve buna iyi bakmak zorundasınız, ben de dahil olmak üzere. O yüzden de iyi bakacağınız yöntemleri de çok güzel bir şekilde değerlendirmek gerekiyor.
Şimdi tekrardan bir paylaşımımı yapıyorum. Ekran geldi sanırım. Şimdi Wellness dediğimiz şey sağlığın ta kendisi dedik. Yaşlanmadan yaş almak aslında. Yani herkes aynı yaşta, aynı hastalıklara sahip olmuyor biliyorsunuz. Bir bakıyorsunuz, 50 yaşında çok dinç bir insan var, hiçbir şekilde hastalığı yok. Ama bir bakıyorsunuz, 50 yaşında bir insanın bir sürü kronik rahatsızlığı var: şekeri, tansiyonu, kolesterolü, osu busu. Bunun arasında bir dengesizlik var. Biri çok iyi bakmış vücuduna, biri çok iyi desteklemiş. Birçok etken faktörü olabilir ama neticede özüne baktığımız zaman çok iyi desteklenmeye görebiliriz. O yüzden Wellness sektörü dediğimiz şey sağlığın ta kendisi ve yaşlanmadan yaş alabilmek demek.
Bakın, yaradan bizim vücudumuzu o kadar güzel yaratmış ki, yani makine gibi düşünün. Beslediğiniz zaman hücreleri, o hücreleri doğru düzgün beslediğinizde, o hücreler kendi temizliğini de yapar, kendini yenileyebilir ve bunu yapan hücre de sağlıklı bir şekilde devam eder yoluna. Ve neden hücreden bahsediyorum biliyor musunuz? Bakın, biyoloji bilgisini düşünün. Ta en başlara gidelim, sağlığımıza bakalım, vücudumuza şöyle bir bakalım. En küçük yapı taşı hücre. Hücreler birleşiyorlar, dokuları oluşturuyorlar. Dokular birleşiyorlar, organları oluşturuyorlar. Organlar da birleşiyorlar, sistemleri oluşturuyorlar. Bugün işte dolaşım sistemi, boşaltım sistemi, üreme sistemi vesaire. Sonrasında da koskocaman bir canlı oluşuyor. E biz hücrenin en küçük yapı taşını doğru düzgün beslersek, o zaman neler oluyor? Nasıl beslemeliyiz? Buralara değineceğim.
Şimdi Wellness sektörü dediğimiz sektör, sağlığın ta kendisi dedik. Doğru düzgün bir vücut, güzel beslenmiş bir vücut, uykusunu almış bir vücut, mutluluk hormonlarını da üretir, çalışmasını da güzel yapar. Sizin hayatınızda da çok büyük değişiklikler olmasını sağlar. O yüzden kendimize iyi bakıp o dengeyi tutturabilmek. Şimdi bizim vücudumuzu destekleyecek bir sürü yer var aslında ama bunların başında işte o hücre beslenmesinden bahsedeceğim. Hücrelerimizi beslememiz gerekiyor. Hücrelerimizi neden beslememiz gerekiyor? Şuradan size bir örnek vermek istiyorum. Hemen beslenemeyen hücre ne kendini temizleyebilir ne de yenileyebiliyor. Bakın, bugün doğru düzgün yediğimizden içtiğimizden alamadığımız için artık kalp krizi gibi çok böyle önlenebilir, aslında önüne geçilebilir bir rahatsızlık 20'li yaşlara, 18'li yaşlara düşmeye başladı. Bugün etrafınıza bir bakın, 50'li, 40'lı, 30'lu yaşlarda kronik hastalık dediğimiz şeker, tansiyon vesaire gibi hastalıkları olan bir sürü insan olmaya başladı. Bunu neden yaşıyoruz? Artık yediklerimiz içtiklerimiz eskisi gibi değil. Bunda hemfikir miyiz? Böyle düşünen yok mu? Yediklerimiz içtiklerimiz gayet güzel diyen var mı? Bakayım şöyle. Yediğimiz içtiğimiz eskisi gibi değil arkadaşlar.
Bundan 30 yıl önceki domates, o domates değil. Kokusu değil, rengi değil. Bakın, çalışma yapılmış hem 1985 yılında hem de 2002 yılında. Bu çalışmayı her böyle gördüğümde aklıma benim direkt patates geliyor. Mesela kalsiyum oranı 85 yılından 2002 yılına kadar %70 oranında azalmış. Bir 20 yıl daha geçti üzerinden, kim bilir yok oldu belki de. Muzdaki B6 vitamini, görüyorsunuz ne kadar çok azalmış. Artık bir B6 vitamini alabilmek için kaç tane muz yememiz gerekiyor? Patatesten o kalsiyum, magnezyumu alabilmek için kaç tane yememiz gerekiyor? E çok fazla yiyebilmek. Biz vücudu desteklemiyoruz, yediğimizden içtiğimizde de alamıyoruz. Niye alamıyoruz? Bugün biz toprağı kirlettik, havayı kirlettik, suyu kirlettik. Çok fazla tüketen bir milletiz artık, çok fazla tüketen bir insanoğluyuz. Artık üretime yetişmek mümkün değil. Dolayısıyla dengesi de bozuluyor o üretime yetişmekten dolayı. İşte bütün o üretim sürecinde bozulma olmasınlar vesaire diye paketlenmiş gıdalar artmaya başladı. Paketlenmemiş gıdayla besleniyorum diyebilecek bir tane kişi var mıdır aranızda? Bilmiyorum, gerçekten artık her şey paketin içerisine girdi ve yapısı bozulmasın diye ne oluyor? Koruyucular vesaire ekleniyor. Stresli bir hayat yaşıyoruz. Yani aslında hem insanoğlunun hem doğanın hem düzenin her şeyin dengesi bozulmuş durumda. Bu yüzden de artık hastalıklarla beraber hayatımıza devam etmeye çalışır olduk biz. Ama vücudumuzu desteklemek gerekiyor. Destekleyeceğiz ama biz bu vücudu nasıl destekleyeceğiz? Şöyle destekleyeceğiz: O bahsettiğim en küçük yapı taşı olan hücreyi besleyeceğiz.
Peki, nasıl besleyeceğiz? Ağız yoluyla ya da damar yoluyla dediğimiz iki tane yöntem var bilinen ama biz bu yöntemlerin dışında besliyoruz. Şimdi ağız yolu dediğimiz yol, hepimizin bilmiş olduğu ağızdan yemek içmek kadar basit olan ağızdan alma yöntemi. Eczaneye gidersiniz, rafların hepsinde D vitamininden tutun da B12'sine, şusa busuna kadar her şey var. Aldık ağızdan, çok güzel. Herkesin bugün mide bağırsak serüveni bir değil ki. Herkesin bağırsak emilimi çok düzgün değil ki. Çok bayan arkadaşımı tanıyorum, özellikle bu ürünlerle karşılaşmadan önce şunu yaşıyor: "Herkes B12 alıyorum, alıyorum, yükselmiyor." B12 ile alakalı işte vitamin gıda takviyesi verdi doktor, kullanıyorum, kullanıyorum, baktırıyorum, yine yükselmiyor. Yükselmiyor çünkü bağırsakta emilimde doz kaybı oluyor. Artık bağırsaklarımız gerçekten eskisi gibi değil. Ve vücudumuzda zaten bir kere bile antibiyotik kullanımından bahsediyorsak, o bağırsağın florasının hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağından da net bir şekilde bahsedebilirim. O yüzden bağırsaktaki emilimde doz kaybı, emilimde tam anlamıyla istediğimiz bir emilim gerçekleşmediği için de ağızdan alım yöntemi uzun süre kullanımdan sonra ortaya çıkabilir, belki de hiç çıkmayabilir.
Peki, ikinci bir yöntem ne var? Damar yolu yöntemi dediğimiz yöntem var. Sağlıkçılar olarak bizim çok aşina olduğumuz bir yöntem. Birçoğunuz da bakın, bu aralar çok büyük bir salgın var. Grip, işte aman bir sarı serum taktıralı, atom taktıralı deyip hastaneye gidip ya da sağlık kabinlerine gidip hemen o serumla birlikte bir anda kendinizi iyi hissettiğiniz bir olay var, değil mi? Bu neyden kaynaklanıyor? O serumun içinde arkadaşlar B vitamini, C vitamini, D vitamini gibi formların olmasından kaynaklanıyor. Ve bir anda kendinizi iyi hissetme sebebiniz de bu süreçten gitmiyor. İşte ağız yolu, mide, bağırsak vesaire, direkt dolaşıma katılıyor. Dolaşıma katıldığı için de hücrenin hızlı bir beslenmesi söz konusu ve sizi kendinize getiriyor.
Peki, biz ağız yoluyla doğru düzgün bunları alamıyorsak, damar yolu her gün, her gün kullanabileceğimiz bir yöntem değilse ki aseptik yöntemler dediğimiz steril bir alan da gerektirir, ne yapacağız? Global de biz sunmuş olduğu, bugüne kadar benim hastanede de bildiğim ama gıda takviyesi formuyla hiçbir şekilde tanışmamıştığım sonrasında tanıştığımda çok sevindiğim o yöntemi sunuyor. Transdermal yöntemi sunuyor arkadaşlar. Transdermal yöntem dediğimiz şey de derinin emilimi. Deri çok akıllı bir organ. Gerçekten bugüne kadar vücudumuza birçok merhem, pomat vesaire kullandınız mı? Kullananları bir görüyorum, kullandınız. Peki, işte böyle ağrı kesici merhemler vesaire falan kullandıktan sonrasında ağrılarınızın kesildiği, o alanın rahatladığı ya da böyle anestezi etkisinin bile olduğu birçok merhemi kullandık mı? Kullandık. Deri akıllı bir organ mı sorusunun en büyük cevaplarından birisi budur. İşte bugüne kadar kullanmış olduğunuz çoğu kremin etkisi, neyse etkilerini görebildiniz. Akıllı bir organ arkadaşlar ve vücudun en büyük organı deri. Deri akıllı bir organ olduğu için de ne yapıyor? Sizin ihtiyacınız olan kadarını almayı biliyor.
Şimdi eliniz çok kurudu diyelim ki, en basit olarak buradan örnek vereyim. Kremi aldınız, sürdünüz, ihtiyacı olan kadarını alır. Bir tüpü boca ederseniz hepsini de emmez. Ya da diyelim ki denize girdiniz, denizin içinde yüzerken illaki o suyun giriş çıkışı oluyor vücudunuzda. Deriniz suyun hepsini alıp şişip patlayıp öldüğümüz bir alan hiçbir zaman görmedik. Deri akıllı, ihtiyacı olan kadarını almayı bilir. O yüzden aklımızda bu bulunsun. Bakın, ekranın sol alt köşesinde böyle yeşil yeşil görüntü var. Mavi mor renklerle olanlar derinin aslında altında bulunan kılcal damarlar. Deri akıllı bir organ. Biz ufacık bir bantla bile transdermal teknolojide kullandığımız o bantla bile deriden o alımı sağlıyorsa ve kılcal damarlarla da bütün vücuda yayılıyorsa hızlı etkiden bahsedebilir miyiz? İşte kesinlikle bahsediyoruz. Burada bomba bir etki var. Hatta benim hastaneden bildiğim, tanıdığım bu teknolojinin olmuş olduğu yer neresi biliyor musunuz? Palyatif dediğimiz, işte son evre hastaların olduğu ya da onkoloji servislerinden bahsedebilirim. Dört evre dediğimiz son evre hastaların artık ağrıya dayanılmaz bir şekilde sürekli yatmaktan vesairenin bozulduğu bu tür problemlerin olduğu yerlerde morfin bandı olarak ismi. Morfin bandı değil ama halk arasında morfin bandı olarak geçtiği için size böyle söylüyorum. Bu alanlarda kullanıyoruz ve kullandığımız hastalarda da gördüğümüz şeyler ne biliyor musunuz? Eğer damardan bile direkt böyle yapsanız, damar yoluyla bile uygulasanız, o kadar etki etmeyecek ya da bir anda etki edip sonradan etkisinin hemen 1-2 saat sonrasında kesildiğini göreceğimiz etkiyi transdermal bantlar o kadar uzun süre yapıyor ki. Çünkü biyoyararlanım dediğimiz şey çok üst düzeyde. Yavaş yavaş ihtiyacı oldukça deri altından damar yoluyla bütün vücuda giriyor. O yüzden bugün belki birçok sağlıkçı bile bu konuda "abi bant ne yapacak?" dediğinde ben çıldırabilirim. Bir bant o kadar kontrollü bir şekilde besler ki vücudu, damarlarla birlikte dolaşımla birlikte hücreler o kadar güzel bir akış sağlar ki siz etkisini hızlıca gördükten sonrasında zaten şaşıracaksınız. Biz de buna eminiz. Transdermal yöntem bu şekilde bir yöntem. Size bundan bahsedebilirim.
Şimdi bizim transdermal olarak üretilen ürünlerimiz ve içecekler grubumuz var. Bunlardan bahsedeceğim. Şimdi gelelim X Arp, bizim şirketimizin amiral ürünü dediğimiz ürünlerinden bir tanesi Xpin. Evet, çok güzel, mükemmel bir ürün. Bugün burada kullandığınızda etkisini hepinizin gördüğü bir ürün. İşte kısa olan etkisini küçücük bir denge testiyle bile görebildiğimiz bir ürün. Ama ne yapıyor? Bu patch içinde neler var? Belki böyle kısacık anlatarak geçiyoruz sunumlarda vesaire ama o kadar güzel bir şekilde kombine edilmiş ki şimdi tek tek hepsinden bahsedeceğim.
Hidroliz kolajen dediğimiz bir yapı var. X Avra beynin içinde hidroliz kolajen nedir biliyor musunuz? Merdivenlerden çıkmakta zorlanan, eklem rahatsızlıkları, eklem ağrıları yaşayan, hareket kısıtlılığı yaşayan, işte oturarak namaz kılanları görebilirsiniz etrafınızda. Eklemleri ile alakalı birçok sıkıntı yaşayan, kas iskelet sistemiyle alakalı birçok sıkıntı yaşayan, bel, işte boyun fıtığı vesaire gibi hastalıkların ağrısından yakınan insanları görebilirsiniz. Eklemlerin içerisinde bir sıvı bulunur. Eklem, diyelim ki böyle arkadaşlar, bakın şu şekilde, oynaması için burada bir sıvı olması gerekiyor. Çünkü kuru kuruya oynarsa burayı artık aşındırır ve daha çok ağrıya sebep olur. Bu sıvının içerisinde bulunan o kayganlığı sağlayan olmazsa olmaz aminoasittir hidrolize kolajen. İşte o yüzden ağrılar meydana geliyor. Kolajen eksikliğinde biz bu eklemin hareketinin çok da iyi bir şekilde olmadığını görüyoruz. Glikozamin dediğimiz yapı, kemiğin ve kıkırdağın olmazsa olmazı. Vücudumuzun çoğu kemik ve kıkırdaktan oluşuyor. Bugün o yüzden glikozamin varsa eklemlerin hareketinden doğru düzgün bahsedebiliriz.
Buradaki en güzel ürün kırmızı Kore ginseng. Neden bu kadar önemli? Kırmızı Kore ginseng, toprağın altında 15 yıl boyunca çok uzun süreler, bakın, durmuş. Topraktaki bütün vitamini, her şeyi içine absorbe etmiş. Ve bugün XP ile birlikte de bizim vücudumuza girdiğinde dolaşımı o kadar güzel destekleyen bir ürün ki. Dolaşım niye bu kadar önemli biliyor musunuz arkadaşlar? Eskilerin bir lafı var: "Kan giden yere can gider." Eğer dolaşım olmazsa zaten biliyorsunuz, orada ne oksijenlenme, beslenme, hiçbir şeyden bahsedemeyiz. O yüzden kırmızı Kore ginseng, vücudunuza değdirdiği dolaşımınızı çok üst seviyeye çıkardığını, o kan dolaşımının hızlandığını, o oksijenlenmenin arttığını görebiliyoruz.
COVID ile birlikte hayatınıza giren bir başka daha bilmiyorum unuttunuz ama mesela entübe, öğrendi herkes. İşte satürasyon nedir? Bunu öğrendi. Satürasyon dediğimiz şey vardır, vücudun oksijenlenme oranı. İşte X Bey'deki kırmızı Kore ginsengin yaptığı belki de en büyük etkilerden bir tanesi o oksijenlenme oranını artırmak için saponinler. Şöyle söyleyebilirim sizlere: Bizler vücudumuzun dışını temizliyoruz, değil mi? Saçımız için şampuan kullanıyoruz, vücudumuz için işte duş jeli, sabunsa sabun kullanıyoruz. Dışarıdan geliyoruz, ellerimizi yıkıyoruz mesela evlerde sabun kullanıyoruz. Peki, içimizi neyle temizliyoruz? İçimizi de saponinlerle temizliyoruz. Bunu bu şekilde oturtabiliriz. Saponinler, vücudun böyle temizlik ürünü gibi düşünebilirsiniz.
Gelelim gümüş iyonlarına. Gümüş iyonları, vücutta virüsleri, bakterileri ve mantarları barındırmayan, üçüyle de aynı anda savaşan belki de nadir güzellikte bulunan etken maddelerden bir tanesi. Bakın, geçmiş zamanlarda Rusların bir geleneklerinden bahsetmişler. İşte küçük doğan çocukların ağzına gümüş kaşıkla böyle azcık bir su vermeye çalışıyorlarmış. Sebebi o suyu gümüş kaşıklı alsın vesaire gibi bir şey değil, ağzının içerisinde bulunan flora bakteriden, mantardan ve virüsten uzak durabilirim diyerekten gümüş kaşık kullanıyorlarmış. Hatta şöyle bir şey daha duymuştum, bu da aklınızda bulunsun. Romalılar dediğimiz, bugün birçok kimsenin bildiği, biliyorsunuz, daha siyahi bir tene sahipler. Aslında çok çok önceki zamanlarda bembeyaz bir tene sahip oldukları ama bugünkü işte Allah korusun uyuşturucu bağımlılığı vesaire gibi bağımlılık gibi onlarda da gümüşü böyle vücuda enjekte ettikleri alışkanlıkları varmış. Ve veba da vücutlarına gümüş enjekte ettikleri için de damarda artık böyle DNA yapıları bozulmuş ve gerçekten o, ne diyeyim, daha esmer bir ten onlarda kalıcı olmuş. Veba salgını olduğunda da çok etkilenmediği görülmüş biliyor musunuz? Çünkü gümüş iyonlarını aslında bu sebeple kendilerine hani çok iyi bir şekilde kullanmamış ama veba salgınından da etkilenmemeleri sebep olmuş. O kadar mükemmel bir şey ki, sizin bütün o elektriksel düzeyde, beyinlerin, beyinin geçişinde, sinirlerin geçişlerindeki il sağlayan, sizi bakteriden, mantardan, virüsten koruyan birçok noktada etkisini görebileceğiniz ve dengeye getirebilecek, sizi iyi hissettirebilecek bir şeyden bahsediyorum. Gümüş hayatımızda bence olmazsa olmaz yapılardan bir tanesi olarak kalmalı.
Şimdi gelelim il scye. Ben bu ürünü çok sevdim, kullanmaya başladığım andan itibaren gerçekten. Çünkü evet, muadili yok şu an piyasada ve bunu bizlere üretip ulaştırdığı için de şirkete ayrıca teşekkür ediyorum. İçerisinde tur minerali var ve turmalin minerali şöyle söyleyebilirim: Evet, birçok noktada işte bugün frekanslar konuşuluyor vesaire ama turmalin mineralinin yatıştırıcı, böyle sakinleştirici bir etkisinden bahsedebiliriz. Ama bu yatıştırıcı, sakinleştirici etkisi de neyden kaynaklanıyor? Şundan bahsedeyim sizlere: Stresli bir hayat yaşıyor muyuz? Bugün hepimiz kesinlikle. Evet arkadaşlar, stres anında vücudumuz kortizol dediğimiz bir hormon üretir. Kortizol olması gerekenin çok üstünde üretilirse, vücudun da bütün dengesini bozar. Aslında bir savunma mekanizmasıdır kortizol ama fazlası üretildiğinde her yerdeki dengeyi bozduğunu görebiliriz. O yüzden de kortizolün dengede olması gerekiyor vücutta. Turmalin mineralinin yaptığı bu işte vücuttaki o kortizol seviyesini dengeye getirmek. O yüzden bu ürünü kullandığınızda daha böyle, ya da kullandığınızda hissettiğimiz o sakinlik, o daha böyle relaks bir şekilde hayata devam etme, günlük yaşama devam etme olayı aslında vücudumuzdaki kortizolün de belli bir seviyede kalmasından kaynaklanıyor.
Artık mentol biliyorsunuz, rahatlatıcı bir etkiye sahip. O yüzden kesinlikle ama kesinlikle tavsiye ettiğim ürünlerden bir tanesi. Ve gelelim omegaya. Şöyle sormak istiyorum, bakmak istiyorum herkese: Haftada iki kere kesinlikle balık yiyorum ben ve o balığı da pişirme tekniklerine göre de pişiriyorum. Ben gerçekten balığı olması gerektiği gibi tüketiyorum diyenler var mı aranızda? Yok mu? Çok yok. Bir balık seviyoruz ya da yiyorsak hamsi yiyoruz, onu da kızartarak yiyoruz diyenlerden misiniz? Zaten omega'nın bir eseri, hiçbir şey kalmıyor arkadaşlar. Evet, biz omega'yı alabilmek için bugün gündüz kuşağı programlarında vesairelerde çok fazla duyuyoruz. Kesinlikle ama kesinlikle vücudun olmazsa olmazı. Çünkü vücutla üretilemiyor, dışarıdan almamız gerekiyor. E neden almamız gerekiyor biliyor musunuz? Niye bu kadar önemli? Hücreden bahsettim. Şöyle bir yapı düşünün: Hücrenin beslenebilmesi için içeriye besinler gönderiyorsunuz ya, bu hücrenin şöyle bir kapısı olduğunu düşünelim. Bu kapı açık değilse, o besinler hiçbir zaman içeriye girmez. Omega, işte o kapı. Bugün kalp sağlığı için, beyin sağlığı için, vücudunuzun her yeri, kas, kemik, iskelet sistemi daha fazla yoğunlukta buraların daha dingin bir şekilde, daha dirençli ve kuvvetli bir şekilde devam edebilmesi için hayatınızda işte dikkatinizi verebilmek için, odaklanabilmek için aslında ne varsa vücutta hepsini yapabilmeniz için omega şart. Omega'yı almak gerekiyor.
Bakın, eğer çocuğunuzda, okul çağındaki çocuklarınızda odaklanma problemleri varsa, dersini yaparken kalemini bir aşağı yukarı düşürüyor, bir türlü odaklanamıyor, dinlemekte sıkıntı yaşıyorsa, sizin sisli beyin dediğimiz düşünce durumunuzda bir değişiklik vesaire gibi durumlarınız varsa, bunların hepsinin altında yatan aslında omega. Omega'yı almadığınız zaman odaklanamıyorsunuz. Omega'yı almadığınız zaman kalp sağlığınız yerinde olmuyor. Omega'yı almadığınız zaman olmuyor, beyin sağlığınız yerinde olmuyor. Arkadaşlar, omega'yı almadığınız zaman o hücre beslenemiyor. Zaten hücreyi besleyebilmek için hücrenin kapısının açık olması lazım. İşte o kapı omega. O yüzden kesinlikle alınmalı. Ve bugün omega'da kril yağından bahsetmek istiyorum. Omega 3'ü de çok değerli bir şekilde almamız gerekiyor. Bugün Antarktik açıklarında kril canlısının bulunduğunu ve bu canlıların omega açısından en yüksek EPA ve DHA değerlerine sahip olduğunu biliyoruz. O yüzden de şirketimiz bize yine bir güzellik yapmış ve omega 3'ü aslında bizim kril canlısından, kril yağından almamızı sağlamış. Bu da efsanevi bir durum diyebilirim size. O yüzden omega'yı kesinlikle hayatınızdan çıkarmamalısınız. Bağışıklık sisteminin otoimmün hastalıklar dediğimiz şeyin önüne geçmenin aslında birincil yerlerinden bir tanesi budur.
Bakın, şöyle bir şey duymuştum: Japonya'da 6 yaşına kadar omega alınması yasal zorunluluk. Biliyor musunuz? Neden? 6 yaşına kadar okul çağ çocuklarında beyin yapıları o kadar çok güçlü olsun, destekleyelim ki omega'nın önemini de bu açıdan biliyorlar. Yasal zorunluluk kılalım, aralarından bir tane ay işten çıkarsa belki de ülkenin kaderini değiştirir diyerekten bu kadar ince bir çalışma yapılmış. Ne kadar önemli bir şey olduğunu buradan anlayın. Omega'nın olmazsa olmaz, kalp sağlığınız için, beyin sağlığınız için, vücudunuzdaki tüm hücrelerin beslenebilmesi için artık ezber bir şeyden bahsediyorum.
Gelelim X N'a, diğer bir ürünümüz. Şimdi biz gün içerisinde yoruluyoruz, bir sürü iş yapıyoruz, koşturuyoruz, stresli şeyler yaşıyoruz ya da mutlu şeyler yaşıyoruz. Bir şekilde artık günün yorgunluğuyla beraber geceleyin yatıyoruz. Ama sabahleyin kalktığımızda gayet dinç bir şekilde uyanan var mı aranızda? Bilmiyorum. Ya da işte bugün misafirlerimize de tek tek sormak gerekiyor. Bunu aslında dayak yemiş gibi mi uyanıyorsunuz sabahleyin? Alarm ertelerken açamıyor musunuz? Bir türlü. Bunlar hep neden kaynaklanıyor? Uykuyu uyuruz ama arkadaşlar, tıpta da yeri vardır. Bunun uykunun evreleri vardır. İşte non-REM, REM, derin uyku vesaire dediğimiz uykunun evrelerini tam yaşayamazsınız. Uykuda üretmeniz gereken en önemli olan hormonu melatonini üretemezseniz, dinlenemezsiniz. Bizler niye uyuyoruz biliyor musunuz? Geceleyin yatağa yastığımız başımızı koyduktan itibaren vücut kendini yenilesin, günün bütün yorgunluğunu atsın, bütün o çalışma sistemi tersine çalışsın, bütün o temizlik yapılsın ve yeni güne çok berrak bir şekilde vücut daha iyi başlasın diye yapıyoruz. Bunu da yapan şey melatonin. Melatonini salgılayan çiğ bir şekilde mutlu, sağlıklı, hatta böyle neşemiz yerinde bir şekilde uyanabilirim. Çünkü melatonin salgılanırsa serotonin dediğimiz mutluluk hormonu da salgılanır. Melatonin dediğimiz şey şurada arkada bulunan epifiz bezi dediğimiz, hatta geçenlerde kimden öğrenmiştim? Eee sanırım Ayşecanlar'dan öğrendim, demiştim sunumunda. Eee bebek ana rahmine düştükten sonrasında artık böyle yaratılan ilk yapılardan bir tanesiyim. Epifiz bezi, bunu da bence araştırın derim. O kadar önemli. Melatonin oradan salgılanıyor. Melatonin salgılanması için ama şartlarımız var. Her zaman, her yerde, her durumda salgılanıyor. Birincisi, zifiri karanlıkta uyuyacaksınız. Neden? Eskilerin eski toprak olduğunu bir düşünün. Elektrik gibi bir şey yok. İşte gaz lambasını kapatıyorlar ve karanlıkta hayatın döngüsüne göre uyuyabiliyor. 11 ile 3 arasında bir uykudan bahsediyoruz. Yine eski toprakları düşünelim. Eee hani yatsı namazını kıldıktan sonra uyuyup sabah sabah ezanından önce seher vaktinde uyanıp işine gücüne devam eden bir yapı varken, bugün saat birlere, ikilere, üçlere kadar artık böyle uyumuyoruz. Uykumuzun ev olması gereken, uykumuzu almamız gereken dönemde de uykumuzu alamıyoruz. 11 ile 3 arasında uykuda olmamız gerekirken bunu çok fazla yapamıyoruz. Bu saymış olduğum iki şart bizim elimizde, bunları yapabiliriz yine. Ama üçüncü bir faktör var ki bu da artık radyasyonun olmadığı ortamda uyuyacaksınız deniliyor. Radyasyonsuz ortam kalmadı. Artık radyasyonun olmadığı bir ortam yok. Telefonunuz çekiyorsa, radyasyon orada mevcut. Melatonin salgılanmaya ne oluyor? Vücut kendini yenilemiyor. E hayatta kanser hastalığına hiç yakalanmayacak derecede az yakalanan bir grup var. Görme yetisini kaybedenler arkadaşlar. Çünkü sürekli bir karanlıkta oldukları için sürekli melatoninin salgılanmasından bahsediyoruz ve kanserle gerçekten neredeyse hiç yakalanmayacak derecede olduklarını söyleyebiliyoruz. Bu da yapılan bir araştırma. Bu arada ne kadar önemli olduğunu siz düşünün. Gerçekten melatoninin salgılanması, bizim uykumuzu iyi almamız gerekiyor ki vücudumuza çok daha güzel bir destek verelim, hayatımıza da o şekilde devam edelim.
Geldim X1E. Şimdi isminden de anlaşılabileceği gibi B grubu vitaminleri, B12 grubu vitaminleri. B12 vücutta yoksa, B grubu vitaminleri gerçekten yoksa, işte yine odaklanma, düşünme problemleri, kilo bile veremezsiniz. B12 doğru düzgün yerinde değilse bunlardan kaynaklı birçok problem yaşayabilirsiniz. İş bizim sinir sisteminde miyelin tabakası dediğimiz bir tabaka var. Bu az ise ya da oluşmamışsa, işte buralarda problem yaşıyor. Yüz, beyin, sisi, işte düşünme sorunları, odaklanma problemleri gibi şeyler yaşayabiliyoruz. B grubu vitaminlerini almamız gerekiyor. B grubu vitaminleri de folik asitle birlikte vücudumuzda sentezlenir. Bugün birçok kişi B12'nin düşüklüğünden bahsediyor. Evet, B12 düşükse unutkanlık olur. Evet, B12 düşükse yine vücudunuzdaki bütün hücrelerin o çalışma mekanizmasından bahsedemeyiz. B12 düşükse yine birçok şey bozulabilir. O yüzden B grubu vitaminleri komplike bir şekilde ama folik asitler birlikte de vücudumuzu almamız gerekiyor ki artık bütün rahatsızlıkların önüne geçebilen.
Gelelim D vitaminine. Şimdi D vitamininden bahsedeceğim. Gerçekten dört mevsimi yaşayan bir ülkenin içerisindeyiz. Bizler dört mevsimi yaşıyoruz, güneşi de görüyoruz ama artık güneşten o yararlı ışınları tam anlamıyla alamıyoruz. Ağız yoluyla da alamıyoruz artık çünkü mide bağırsak, dediğim gibi o süreç emilim süreci çok iyi bir yapıda değil. Ne yapacağız? İşte burada transdermal gücünü öyle kullanacağız ki zaten K2 vitamini yoksa D3 de çok güzel bir şekilde sentezlenmiş, yaramıyor ama yine çok güzel bir formülasyon yapılmış D3 ve K2 formunda bizlere sunulmuş. Vücutta hem sentezlenmesi çok güzel şekilde olsun hem de çok iyi desteklesin diyerekten. Arkadaşlar, D vitamini düşükse, duygu durum bozukluğunuz bile olur. Bir sabah bir kalkarsınız, böyle hiçbir sıkıntınız yok, hiçbir derdiniz yok, hiç stresli bir şeyiniz yok ama canınız sıkılmaya başlar mesela. Ya da böyle uflamaya puflamaya. Gerçekten böyle duygu durumunda değişiklik hisseden oluyor mu? Bilmiyorum. Eğer varsa işte gün içinde bir neşeli, bir üzgün, bir böyle stresli, bir durgun, böyle şeyleri gün içinde çok fazla değişiklik olarak yaşıyorsanız, bence D vitamininin eksik mi değil mi buna bir baktırın. O kadar çok etki eder ki. Onun dışında D vitamini bugün gerçekten bağışıklık sisteminin taşlarından bir tanesi diyebilirim. Bütün hücrelerin çok anlamlı şekilde çalışmasını sağlıyor. D vitamini yoksa da kilo veremezsiniz. İsterseniz suyla beslenin. Eğer D vitamininin olması gereken seviyede değilse kilo veriminden yine bahsedemeyiz. Kolesterol probleminiz varsa mesela kesinlikle D vitaminine baktırın. Artık böyle geçmeyen, bir türlü baş edemediğiniz kolesterolünüzü sürekli yüksek olduğunu gördüğünüz bir problem yaşıyorsanız da kesinlikle D vitamini. Bakın, bizim vücudumuz biraz da birbirine böyle bağlı bir şekilde çalışıyor. Çünkü sistemleri, hücreleri birbirinden ayırmak çok da böyle kolay bir şey değil. Dediğim gibi yaradan o kadar güzel bir şekilde bizim vücudumuzu yaratmış ki.
Burada bence bana bir sürü soru da gelecek. Gelmiştir de şu ana kadar chat'e çok bakmadım ama arkadaşlar, bahsettiğim ürünler ilaç değil. İlaç nedir? Hastalıkların tedavisini sağlayabileceğimiz elimizde bulunan o ürünlerdir. Bizler burada sizlere hastalıklara ilaç sunuyoruz gibi düşünmeyin. Bu düşünceden de bir an evvel çıkın isterim. Bunu sağlıkçı olarak da söylüyorum. Birincisi, bu işi yapan kişiler tıp camiasında doktorlar ve ilaç sanayisini de çok böyle hani hemen şey yapabilecek bir düzende değiliz. Şu an sesinde olan yanlışlıkları söyleyip de bu yapıyı ekar edebilecek durumda değiliz. Benim bahsetmiş olduğum bu ürünlerin hepsi destekleyici. Bakın, hücreden bahsettim. Hücreyi beslerseniz birçok problemi ortadan kaldırmış olursunuz. Zaten işte hemoroit rahatsızlığı var. Biz neyi sunalım? Böyle bir şey değil. Benim anlattığım işte kalp var, tansiyon var, şeker var. Biz hangi ürünleri söyleyim? Hepsini kullanacak, hepsini kombin bir şekilde kullanacak. Bugüne kadar o kalp rahatsızlığı ortaya çıkan sürece kadar hangi hücre beslenmede hangi vitamin, mineral eksik kaldı da o yapı bozuldu, o düzen bozuldu da o hastalık ortaya çıktı demek istediğimi anlayabiliyor musunuz? Eğer bizler gerçekten bir hastalığın tedavisine yönelik bir şeyler sunuyor olsaydık, dünya üzerinde o kadar çok hastalık var ki, arkadaşlar, bu kadar az ürünle tedavi etmemiz mümkün değildi. O yüzden destekleyici ürünler olduğunu, vücudu onarıcı ürünler olduğunu, hücreyi beslediğimiz için beslenen hücrenin, yenilenen hücrenin çalışmasını normal seviyeye getiren hücrenin, ondan sonraki dönemde artık hastalığın işte belirtilerinin ortaya çıkmamasını sağlamasını, ortadan kalkmasını sağlamasını evet, bundan bahsedebiliriz. Ama şu ürün şu hastalığa iyi gelir kafasından artık bir çıkalım lütfen. Çünkü böyle bir şey yok. Bu ürün bu hastalığa iyi gelir yok. E tansiyon rahatsızlığı mı var? Hepsini kullanacak. Kombin, nerede ne eksik olduğunu tam anlamıyla bilemeyiz ama hiçbirini de birbirinden ayıramıyoruz. D vitamini olmazsa da hücreyi doğru düzgün çalıştıramıyoruz. B12 olmazsa da hücreyi doğru düzgün çalıştıramıyoruz. Omega olmazsa da bunların kapısını açıp o hücrenin beslenememesi sağlanmasını sağlayamıyoruz. O yüzden şu ürün şu ürün şu ürün şuna iyi gelir. Buradan çıkalım arkadaşlar. Bunu bugün bir hemşire olarak da söylüyorum. Özlem Hanım da çok güzel bir şekilde ifade ediyor bütün eğitimlerinde. Ama hastalık kovalamanın artık bir dışına çıkıp insanlara yardımcı olacaksanız, vücudumuzu destek vermemiz gerekiyormuş. Artık arkadaşım, vücudumuzu desteklediğimiz zaman gerçekten o hücre beslendiğinde biz yolumuza devam edebiliyoruz. Çoğunun sebebi buymuş. Diyerek bunu artık yaşam felsefesi haline de getirmek lazım. Yediğinizden içtiğinizden alamıyorsanız yine de zamanında beslenmeye, mevsiminde meyveleri, sebzeleri tüketmeye, hareketli bir yaşamla beraber hayatınıza devam etmeye özen gösterin. Ama gıda takviyelerini de hayatınızdan çıkarmayın. Çünkü artık o yediğinizden içtiğinizde de alamıyorsunuz. Burada anlattığım hiçbir konu yine bahsediyorum, hastalık kovalamak değil. Hastalıklara şu iyi gelir, bu iyi gelir, bu iyi gelir değil. Bu bizim işimizde değil. Bu benim hemşirelikte bile işim değil. Bu doktorun işi arkadaşlar. Bir hastalık varsa tedavi edecek planı ve tedaviyi onlar ayarlıyorlar. Hastalıklarla beraber sonuç alıyor muyuz? En güzel sonuçları alıyoruz. Hem de neden alıyoruz? İşte mantığından. Çünkü hücreyi beslersen, vücut tamamıyla yenilenmeye başlar. O yüzden de hastalıkların belirtileri de hatta bazı hastalıkların kendileri de ortadan kalkar. O yüzden sizden ricam, hastalığa şu iyi gelir mi, bu hastalığa bu iyi gelir mi soruları sizin işinizi yapmanızı da engeller, kafanızı da çok kurcalamanın. Bakın burada kolajen var. Tip 1, Tip 2. Vücudumuzun %80'i kollajenden oluşuyor diyebilirim. Çok büyük bir oranda kollajene sahibiz ve artık 28-30'lu yaşlardan itibaren de kolajeni üretemiyoruz. Gittikçe de azalmaya başlıyor. Ne yapacağız? Yine destek diyeceğiz. Güzel mi olmak istiyorsun? Elastik bir yapıda bir cildinin olmasını istiyorsun? Gerçekten kendine bakmak, daha böyle dinç bir şekilde, hareket kısıtlılığı olmadan, rahat, relaks mı devam etmek istiyorsun hayatına? Bu kolajeni vücudunu alacaksın. Bağırsaktaki emilimin çok iyi olmadığını bildiğimiz için, o emilimde doz kaybını bildiğimiz için, bugün birçok kişi karşınıza şöyle gelebilir: "E ben kolajen içiyorum, işte ne bileyim, kemikleri kaynatıyorum falan, en doğal kolajen yapısı var orada, bilmem ne falan." İstediğin kadar az, dünyanın en iyi kolajeni de kullan. Ağız yoluyla iç, bağırsaklar artık gerçekten emilim noktasında sıkıntılı. Çünkü yaşadığımız düzende, yaşadığımız dünyada artık yediğimiz, içtiğimiz, tükettiğimiz birçok şey de çok efsanenin sağlıklı değil. Dediğim gibi bir antibiyotikle bile oranın florasını ve yapısını bozabiliyor. O yüzden sen bu kolajeni transdermal en güzel şekilde alacaksın. Ben X School'a şöyle diyorum, gerçekten bir güzellik ürünü. Gerçekten parlamanızı sağlayacak, cildin destekleyecek, saçınızdan tırnağınıza sizin yenilenmenizin kalmanızı sağlayacak bir üründen bahsedebilirim. Saçlarla alakalı bir sıkıntı yaşıyorsanız, E vitamini değerlerinde bir sıkıntı vardır. Gerçekten o zaman işte E vitaminini yine transdermal alıyoruz. Nereden? Xolan. Bugün bütün en iyi krem yapan firmaların reklamlarına bakın. Holik asit, holik asit, hyaluronik asit. Bunları görüyorsunuz. Durur zaten sürerek almak mı, sürekli sürekli yenileyerek, o da bir transdermal çeşidi diye ama bantla direkt damarlardan vücuda almak mı? Hangisi daha iyi? İşte bu noktada da gerçekten çok böyle sevdiğim ürünlerden bir tanesi. Hatta bazen şuralara yapıştırıyorum ki kırışıklıklarda falan sonuç aldığımı söyleyebilirim.
Geçtim X ve X. Şimdi ben her zaman şu şekilde bahsediyorum: Evet, anatomik olarak erkek ve kadın olarak birbirimize benziyoruz ama hormonal düzeyde erkekler çok farklı, kadınlar çok farklı. O yüzden de yaşamdaki işleyişler biraz farklı. Şimdi erkek ne işliyor? Günlük yaşam aktiviteleri çok dengeli olsun istiyor, güçlü bir şekilde hayatına devam etsin istiyor, saçı dökülmesini istemiyor vesaire. Bayan ne istiyor? Cildim parlasın, güzel olayım, daha dinç hissedeyim, daha canlı olayım, duygu durumumu daha iyi dengeleyecek şekilde etkiliyor her iki cinsi de. Peki, neden? İşte X ve Y olarak ayrı ayrı üretilmiş, tamamıyla hormonal düzeyde desteklenmesi açısından üretilmiş. Erkeğin fıtratı gereği olması gereken özellikleri hangi hormonu destekleyeceğini? Testosteron hormonunu destekleyecek şekilde üretilmiş bir üründen bahsediyorum. Bugün üreme fonksiyonlarının çok üst düzeyde olmasını sağlıyor. X, erkeklerde sperm kalitesi, sperm hızı, sperm sayısı, üreme fonksiyonunun çok ileri düzeyde olması. Bunu gerçekten destekleyen, içindeki bulunan bu bileşenlerle. Bir erkeklerin çok ileriki yaşlardaki sıkıntısı biliyorsunuz, işte prostat. Bunun önüne geçebilecek, hatta eğer varsa bununla alakalı rahatsızlıklar, yine dediğim gibi o destekten dolayı prostatın belirtilerinin daha az yaşanması ya da ortadan kalkması gibi sonuçlara aldığımız oluyor. Peki, X'ye gelelim. Burada ne oluyor? X'de de yine kadının menopoz döneminde yaşadığı sıkıntıları ekarte ediyor ya da menopozu geciktiriyor. O yumurta kalitesini, yumurtlama döngüsünü çok ileri seviyede destekliyor. Ama ikisinin de içerisinde bulunan bir yapıdan bahsetmek istiyorum. Bakın, X'de de alerjinin var, Y'de de alerjinin var. Alerjinin nedir? Bundan bahsetmek istiyorum. Bugün enerjinin çok pardon, vücudumuzda nitrik oksit seviyesi dediğimiz bir seviye var. Bunun çok böyle olması gereken bir düzeyi var. Yine vücutta üretilemiyor, dışarıdan bir şekilde desteklenmesi gerekiyor. Ve nitrik oksit eğer vücudunuzda varsa, düzeyi olması gereken yerdeyse, kalp krizinden bahsedemezsiniz arkadaşlar. Çünkü nitrik oksitin kalp kriziyle doğrudan orantılı olması 1998 yılında yapılmış bir bilim adamı tarafından da Nobel ödülü alındı. Şu an bilim adamının ismi aklıma gelmiyor ama araştırabilirsiniz. Nitrik oksit varsa damarlarda daralma, tıkanma, o damar yapısının elastikiyetinin bozulması gibi bir durumdan bahsedemeyiz. Enerjinin vücuda giriyorsa, eğer nitrik oksitle giriyor demektir. Nitrik oksitle olması gereken seviyededir ve biz kalp krizinin önüne geçebiliriz. Bakın, dünyada bir araştırma yapılmış, Japonya'da yine oradan örnek vereceğim. Kalp krizi geçirme oranı bin 2'ydi, yanlış hatırlamıyorsam. Türkiye'de 650. O kadar önüne geçilebilir bir rahatsızlık olabilecekken önüne geçemiyoruz. Çünkü beslenme şeklimiz, yaşayışımız, vücudumuzu destekleme işimiz vesairemizle birlikte o damar yapısının bozulması, kötü alışkanlıklar falan artık çok fazla kalp krizini işte duyar olmamıza sebep oluyor. Hayatınızda, çevrenizde, hatta yakınlarınızda kalp krizi geçirmiş ve bu yüzden kaybetmiş olduğumuz da birçok kişi olabilir. Ama bunun önüne geçilebilir mi? Evet, geçilebiliyor. Yapılmış bir çalışmada Japonya'nın geçmiş olduğunu görüyoruz. Bakın, neden alerjinin destekleyici şeyleri artık yine ülkesinde insanları sunduğu için bundan da ayrıca bahsediyorum.
Gelelim içeceklerimize. Kahve içmek gerçekten bir keyif. Demin programa başlamadan önce yaptım kahvemi ve içtim. Gerçekten mükemmel bir kahve hazırlamış bizim için firma. Klasik formda mı seviyorsunuz? Evet, o şekilde sert kahve var. İkisi bir arada formunda, işte şeker sevmiyorsunuz ama yine de yumuşak için mi istiyorsunuz? Ya da işte birazcık tatlandırılmış mı olsun ama içerisinde hiçbir kimyasal mı bulunmasın? Evet, size en doğalından, en güzelinden, içimi de çok güzel bir şekilde sunmuş. Ama bunu nasıl sunmuş biliyor musunuz? %5 oranında reş mantarı ile birlikte sunmuş. Reş mantarı ne demek? Bugün belki birçoğumuz bunu biliyor. Reş mantarı aslında kanser savar gibi bir şey oldu. Reş mantarı, vücuttaki T hücrelerini aktive eder. T hücreleri, vücutta kanserle savaşan hücrelerdir. Zaten o yüzden de bir kahve içiminde o zk hem alıyorsunuz hem de düşünsenize, kanserle savaşıyorsunuz. Arkadaşlar, kanser öyle bir anda ortaya çıkıp da vesaire falan hep böyle belki bilinen yanlışlar var ama vücudumuzda bazı hücrelerimiz yaşlanıyor, bazıları ölüyor, bazıları da işte o ölen hücreleri bizim bir şekilde vücuttan atmamız, vücudu temizlememiz ve yeni hücrelerle devam etmemiz gerekiyor. Sağlıklı beslenip gerçekten destekleyici ürünler kullanmadığımız için işte o ölü hücreler birikiyor ve bazen kanser hücresine de sebep oluyor. Yani aslında o kansere sebep olacak hücrelerle her zaman bir savaş hali söz konusu ve bunu en güzel yapan şeylerden bir tanesi de reş mantarı ve bu da bugün kahvemizde mevcut.
Ben bu şekilde paylaşımımı bir durduruyorum. Şöyle bir chat bakmak istiyorum. Eee şuna şu iyi gelir mi, buna bu iyi gelir mi denilen sorulara topluca cevabımı verdiğimi düşünüyorum arkadaşlar. Bakın, bir insanın gerçekten rahatsızlığı varsa ki girişimcilik demek benim öğrendiğim kadarıyla sektörde de deneyimlediğimiz kadarıyla evet ortada ürünlerimiz var ama girişimcilik insanların problemlerine çözüm sunmak. Aslında biz bugün insanların sağlık problemlerine nasıl çözüm sunuyoruz? Bu ürünlerle birlikte çözüm sunuyoruz. Evet, çok haklısınız ama insanlara bir hastalığıyla alakalı "Bak, sen bundan da sonuç alırsın, geçer senin rahatsızlığın" demek umut vermektir, vebale girmektir. Bence o yüzden bunu yapmayın. Evet, bir insanın boyun fıtığı varsa, bel fıtığı varsa, ağrılar yaşıyorsa, o konuyla alakalı ameliyat olma eşiğine vesaire gelmediyse kesinlikle kullanmalı. Bunu rahatlıkla, gönül rahatlığıyla söyleyebilirsiniz. İlla bir üst lideriniz, bugün benden ürünleri çok iyi bilen birinden, sponsorumuz duymaya gerek yok. Ürünleri kullanmaya başladıysan, sonuç görmeye başladıysan, memnun kaldığın bir şey olduğu için direkt tavsiye edebilirsin. Hangilerini mi kullanmalı? Dedim ya, kombin hepsini. Çünkü vücutta ne eksik, ne yüksek, hiçbirini doğru düzgün bilmiyoruz. Dengeleyici, destekleyici ürünlerden bahsediyoruz. Bütün transdermal ürünleri bir ay boyunca kombin bir şekilde kullandığında vücudunun zaten çoğu yerinin artık böyle eksik kalan beslenmesini, depoları doldurma kısmını halletmiş olacağız. Sonrasında da ne rahatsızlığı varsa belki de onunla birlikte savaşacağız. O yüzden eee işinizi kurarken hastalık kovalamak gibi bir düşünceden yine tekrar söylüyorum çıkıp, evet insanlara gerçekten faydalı olabileceğimiz bir durumda var. Eee alerji gelişebilir ama tıp boyutunda bir alerjiden bahsetmiyorum. Hassas ciltlerde hafif kızarıklık yapma gibi bir şey söz konusu olabiliyor. Bazen bölgeye bağlı da olabiliyor. Bununla alakalı cevabı vereyim. Bulunmuş olduğu, yapıştırmış olduğunuz bölgeden bir başka bölgeye, ince bir deriye değil de derinin daha kalın olduğu bir bölgeye yapıştırırsan eğer, o alerjinin ortadan kalktığını da görürsünüz. O alerjinin çok büyük bir sonuç sonuçlara götüreceği bir şey de olmaz. Onu rahatlıkla söyleyebilirim. Evet, alerji yapabilir, hassas bir şekilde. Benim e dediğim gibi söyleyeceklerim bu kadar. Destekleyici ürünler diyorum, dengeleyici ürünler diyorum. Gerçekten kullandığınızda vücudumuzu müthiş bir şekilde destekleyecek ürünler. Bugün Özlem Altekin yer benim olmaz, bilmiyorum ne kadar tatmin etti ama sürçülisan ettiysem affola. Eee sizlerle beraber olmak, bu eğitimi paylaşmak benim için de ayrıca güzeldi. Ürünlerin yapıştırma yerleriyle alakalı hemen şunu soruyorum. Şimdi onu gördüm. Bir saniye. Ürünlerin yapıştırma yerleri özel bir bölge yok arkadaşlar. Bakın, kılcal damarlarla dolaşıma katıldığı için kılcal, neredeyse oraya yapıştıracağız. Kılcal damar nerede? Her yerde. O yüzden çok böyle hassas bir cildiniz varsa, sadece ince deri olan bölgelere yapıştırmayı, işte şuranı yapıştırmayı, ne bileyim, buralardaki yapılara yapıştırmayı, çok böyle derinizin ince ve hassas olduğu noktalara değil de işte ayağınıza, daha kalın olan derilerin olduğu yerlere yapıştırabilirsiniz. Nereye yapıştıracağız? Her yere. Şöyle söyleyebilirim: Birincisi, temiz bir bölge olacak. İkincisi, tüysüz bir bölge olacak. Çünkü tam bir geçiş söz konusu olmayabilir. Yara dokusu, eski bir yara dokusu olmamalı. Çünkü orada da kılcal damardan bahsedemeyiz. O yara dokusunda kılcallar artık yoktur ve yeterli değildir, kaybetmiştir oradaki özelliklerini. Eee ve kuru bir bölge olacak. Islak bir zemine de yapıştıramıyor. Ürünlerde uyuşturucu mevcut mu? Buna cevap bile vermeyeceğim. Uyuşturucu mevcut olsaydı, biz bugün bu eğitimi yapmıyor, özellikle ben bir hemşire olarak bugün bu eğitimi yapmıyor olurdum. Uyuşturucu, evet, aklınıza gelmesi gerçekten çok muhtemel. Bu arada çünkü ağrıyı kesmesinden bahsediyoruz. Ama ağrı sadece uyuşturucularla beraber kesilmez. Dolaşımı tam anlamıyla desteklerseniz de ağrı kesilir. Şuradan örnek vereyim. Eee başınızda bir ağrı var ve şu şekilde bir masaj yaptırıyor bazen ve rahatlıyoruz, değil mi? Bu masajın olmasının sebebi oradaki dolaşımı hızlandırmak, kan dolaşımını hızlandırmak. Daha sonrasında rahatladığını görüyoruz. Kırmızı kolajen sinden bahsettim. Ne yapıyor? Dolaşımı destekliyor. Buradaki dolaşımı desteklediğimizde ağrının ortadan kalkmasından da işte. Ayrıca bahsedebilir misiniz demişler? Tamam, paylaşalım tabii ki de. E çevremde, ürün önerdiğim bazı kişiler korkuyor. Acaba organlarıma zarar verir mi diye sormuş bir girişimcimiz. Ben bir hemşire olarak da, bir girişimci olarak da korkuyorum. Benim vücuduma bir şey yapacak mı diyen birine, elimde bir tane paket gıda gördüğümde ya da görmediğimde bile yiyor musun, içiyor musun, tüketiyor musun? Sen bugün evinde pilav pişiriyor musun? Evet, ne yapıyorsun? Çok organik mi alıyorsun? Diye bir sorardım. O paketli gıdanın içerisinde daha zararlı maddeler var. İlk önce burayı bir değerlendirir. Melerini sağlayın ya da şunu söyleyin arkadaşlar, sigara kullanıyor mu, kullanmıyor mu? Bir sorun. Kullanıyorsa zaten hakikaten vücuduna bu kadar destekleyici düşünceler deysen, eğer bizim bandı mı sorguluyorsun? Ben sana bunun bütün yapısını, sertifikalarını, çalışılmış bütün arka plandaki her şeyini gösterebilirim. Sen bunu kullanmaya hazır mısın? Gerçekten vücudunu desteklemeye hazır mısın? Diye sorardım. O yüzden şüpheye düşüyorsa, ilk önce o insanın gerçekten hayatında kendine ve vücuduna ne kadar önemsediğini bir bakmak lazım. Yoksa bu bir bahane de olabilir. Orayı bir iyi anlamak gerekiyor.
Evet, şöyle bakıyorum. Emziren annelerin ürün kullanımı ile alakalı şöyle söyleyebilirim arkadaşlar. Hamile kaldığımızda vücudumuz normal işleyişinden çok daha farklı işlediği için eee bir XP'nin kullanılması bir sıkıntı yaratmaz mesela. Ama dolaşımı çok güzel bir şekilde hızlandırdığı için eğer bir sıkıntınız varsa, düşük vesaire ile alakalı, kan dolaşımının hızlanmasında kaynaklı önermeyebiliriz. Ama evet, kullanımında herhangi bir sıkıntı yaratabilecek derecede bir ürün olmadığından da bahsedebiliriz. Recovery emziren anneler kullanamaz diye bir şey söyleyebilir miyiz? Bu konuda yalan yok. Araştıralım, grupta da paylaşalım. Tam anlamıyla bir bilgim yok. Recovery'nin emziren anneler üzerine olan ama zannediyorum bir etki, yani negatif bir etki olmayacağını düşünüyorum ama net bir cevap olduğunu da söyleyebilirim size.
Evet, buradaki soruların çoğunu cevapladım. Eee teşekkür ederim herkese katılımlarından dolayı. Kendinize iyi bakın, hayırlı geceler, görüşmek üzere diyorum. Güzel günler sizinle olsun. Hayırlı akşamlar.