📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

9’DA 9 İLİŞKİLER | Ünal Güner

ÜNAL GÜNER1:04:21

Transcription

Merhaba sevgili dostlar, biliyorsunuz ki e aylık genel soru cevapımızı şimdi 9'da 9 olarak güncelledik. Sizlerden gelen 9 tane soruyu birlikte yanıtlıyor olacağız. Bunların bir kısmı Instagram'dan, bir kısmı YouTube ve topluluk sekmelerinden vesaire. Birkaç tanesini de canlı yayında sizlerin sorularından alıp cevaplıyor olacağız. Arkadaşlarım şimdi soruları sizlere okuyacaklar ve ben de bunları yanıtlıyor olacağım. Yavaş yavaş toparlandık.

Ve tabii ki bu hafta sonu, cumartesi günü Ankara'dayız. Ayın 15'inde, saat 2'de söyleşi ve sohbetler yapacağız sevgili Ankaralılarla. Ondan sonra yeni kitabımız, "Kozmik Ritim Ahenk" isimli kitabımızda da sizlere imza yapacağız. Ondan sonraki hafta İzmir'deyiz. Kısmetse cuma günü de İstanbul Göztepe'de olacağız. Yani haftaya cuma, bu cuma değil, haftaya cuma orada olacağız.

Evet, şimdi gelsin sorular, bakalım. 14 Şubat biliyorsunuz Sevgililer Günü. Onun için bu ayki konumuz ilişkiler. Geçen ayki konumuz sağlıktı. Bilmiyorum şimdi önümüzdeki ay arkadaşlarımız neler hazırladılar. İsa sizlere, sizlerden gelen talepler üzerine hazırlayacağız. Kendinize fayda verecek, hayatınızı iyileştirecek her türlü soruyu sorabilirsiniz. Açık bir kürsüde olacağız. Evet, ilk sorumuz nedir?

Onlar da evet, dinliyorum. Sormuş; "Hocam, ruh eşi var mı? Varsa detaylı anlatabilir misiniz?" Ne ruh eşi var mı şimdi? Tabii ki. Bu konu bir ara çok fazla gündeme geldi. Birçok kişi "Ben ruh ikizimi arıyorum, ruh eşimi arıyorum" falan diye bir sürü kavramlar anlattılar, aktardılar. Sevgili dostlar, tabii. Biz insan olarak hayata baktığımızda, o kadar dar ve bir sürü perdelerle görüyoruz. Açılarımız o kadar dar ki, çok küçük alanlarda kendimizi sıkıştırıyoruz. Şöyle bir soru sorsam: Siz şimdi bir su damlacığı olsanız ve bir buluta çıkıp, orada bir birliğin içinde olsanız, hepiniz koskoca bir bulutun bir parçası olsanız ya da oradan damlayıp bir denizin parçası olsanız, sizin ikiziniz kimdir? Şunu diyebilirsiniz ya işte ama şu yakın, bu yakın, bunlar değil. Fakat burada başka bir kavram var. Şimdi kuantum dolanıklığı diye bir sistem vardır. Hani böyle elektronların birbirleriyle o dolanık halden dünyanın öbür ucuna, hatta ışık yılı mesafelerde uzağa koysanız, birine bir şey yapıldığında diğerinde de aynı anda bir etki meydana gelir. Aslında bu olay kainatın tamamında vardır. Herhangi bir yerde bir cisme, elektrona, atoma bir şey yapıldığında bundan bütün hepsinin haberi olur veyahut bilgi her bir yere aktarılır. Örneğin, kainatın oluşumundan beri bütün ne olmuşsa ne varsa hücrelerimize kayıtlıdır. Mesela şimdi böyle olduğumuzda, her birimiz bütün bu bilgiye sahip olarak selamlaşır, bütün alemleri hayatlarınızda burada selamlaşır. Bazılarıyla çeşitli alemlerde birlikte tekamüller, gelişimler olmuştur. Bunun diğer adı, biz dünyaya 0 kilometre gelmedik, isdiram yerlerinden topladığımız hasatlar da bu dünyaya gelir, doğarız. Tabii ki burada bu sefer şöyle durumlar olur. Bazen o akrabalıklar, o yakınlıklar burada sezilir, hissedilir ve sıcaklıklar, sempatiler oluşur. İşte böyle durumlarda, acaba hani böyle bir ruh eşi mi? Bu kadar kendimi sana yakın hissettim falan gibi durumlar olabilir, bu ayrı bir durumdur. Bir de şu vardır: Biz burada ilişki içerisinde olacağımız, ilişki kuracağımız, sevgili olacağımız, evleneceğimiz insanlarla da gelecekte, aslında geçmiş ve gelecek aynı anda olduğu için, gelecekte de bazı anlaşmalar yaparız. Ve içimiz bilir, birçoğunuz şunu hissetmişsinizdir: Bir ortama gelmişsiniz, sanki oraya daha evvelden gelmişsiniz, o insanlarla daha önceden tanışmışsınız, orada sanki bir şeyler yapmışsınız. Şimdi ben mesela üniversiteye başladığımda bir baktım, o 2, 3, 4 sınıftaki arkadaşların hepsini sanki tanıyorum. Ama o okula ilk defa gidiyorum. Fakat orada daha önce zannettiğim zaman açısından birçok kişiyle çok arkadaşlıklarım, kankalıklarım olmuş. Fakat ben geçmişten baktığımda bunu görmüyorum, fakat kalbimdeki levhi mahfuz bunu görüyor ve biliyor. Bu sebepten dolayı o zamanı, yani geçmişi ve geleceği aynı anda görerek, ben bunu yaşamıştım, ben burada olmuştum ya da bu kişiye kanım çok kaynadı ve buraya karşı kendimi çok sempatik hissediyorum diyebilirim. Öyleyse bunun adı ruh eşi demek doğru değildir, bu insanı yanıltacak bir şeydir. Çünkü zaten her birimiz denizin içinde bu eşleşmenin bir [Müzik] bütünüyle burada. Bir taraftan da geleceğin okumalarıyla buluşmalar vardır. Soru tabii birazcık ağır olduğu için ben de böyle biraz derin kapsamlı cevapladım. Şöyle, hadi biraz şen şakrak sorular olsun. Sevgililer Günü geliyor, eşler, sevgililer nasıl böyle buluşacak, birleşecek? Tabii kurallardan çıkıyor bunlar da, arkadaşlarımız ne yapsınlar? Evet, yeni soru alalım, dinliyoruz.

Ebru Deniz KÇ sormuş: "Selamlar hocam, ilişkide sevildiğini hissedememek durumu nasıl iyileşir?" İlişkide sevildiğini hissedememek ne demek diyor. Burayı nasıl iyileştiririz diye sormamış ama değil mi? Ne demiş? İyileştiririz mi demiş, güzel. Bakın arkadaşlar, eğer sevgilinize "Sen beni seviyor musun?" diye soruyorsan, sen kendini az seviyorsun demektir. Değil ki sevildiğini az hissediyorsun. Bazen bir flört ya da bir ilişkinin başlangıcında kişiler tam aradığını bulurlar, bazen de kendilerini mecbur hissettikleri için "Bak, bundan daha iyisi gelmez zaten, hazır bulmuşuz, atlayalım, bilmem ne yapalım" diyebilirler. Oysa ki her biriniz kendinizi gerçekten sevip onaylıyorsunuz. Peki nasıl bir şekilde biz ilişkilerimize sevildiğimizi hissederiz? Nasıl daha çok sevilir ve bu sevgi alışverişini nasıl arttırırız? Buradaki temel konu bizim öncelikle dünyayı, hayatı, hayatımızdaki az seviyor olmamızdır. Ya olur mu? Karşımdaki beni az seviyor ve az hissettiriyor. Hayır değil, bu burada bir yanılsama vardır. Ben kendimi az seviyorsam sevgiyi az hissederim. Ben kendimi az onaylıyor ya da onaylamıyorsam, beni onaylamayanla buluşurum. Bakın anlattıklarımız, dikkat ederseniz aslında ilahi yasaların böyle küçük yansımalarını anlatıyoruz. Hani bu aktardıkları da hangimizin içine girsek tık tık tık, aa matematik e ortak sonucu verir. Yani sana göre, bana göre olan ya da bir psikolojik değerlendirme değil, ilahi yasaların şu anda ilişkiler üzerine olan durumunu aktarıyoruz. Peki şimdi bunu nasıl iyileştiririz? Şimdi soruyu biz soralım: Sen kendini ve hayatı nasıl seversin? Hayatı sevmemenin sebebi ne? Bunu bulduğunda, gördüğünde hayata neden itiraz ettiğinin, hayata neden soğuk olduğunun, öteye koymaya çalıştığının sebebini gördüğünde, buradaki engeli kaldırıp bu sefer sen kendini, hayatını ve hayatındaki sevmeye başlarsın. Ve hayatına sevgi enerjisini yansıttığında, hayat aynası da sana ne kadar çok sevildiğini anlatır, aktarır ve onu yansıtır. Öyle iyileşme de başlar. Evet, yeni soru alabiliriz. Biraz şimdi daha derinleştiren, şimdi cevapları böyle hani böyle kısa kısa yaptık. Evet, dinliyoruz.

Gürcan Aydın sormuş: "Eşlerin birbirini aşırı aşırı denecek kadar kıskanması nasıl okunur?" Evet, kıskançlık. "Canım bırakın da kıskansınlar" diyecekler. "Kıskançlık ne kadar güzel" diyecekler ya da "Kıskançlığı nasıl uzağa koyalım?" Şimdi sevgili dostlar, kıskançlık duygusu birçok ilişkide lokomotif, yani ilişkiyi ilerleten, geliştiren, birçok kişi [Müzik] kıskanıldığını, kişi kıskanılan ya da destekleniyor hisseder. Ne kadar garip geliyor değil mi? Tamam da adam yakama yapışmış, bilmem onlar da topraklayıcılardır. Yani kıskançlık sonucu eğer çok yoğun bir baskı ortaya çıkıyorsa, yeteri kadar topraklanmak, köklenmek içindir. Diğer taraftan orta dereceli kıskançlıklarda kendini önemsemek ve önemsemek için kıskanılır. Kıskanılan bir tarafı kıskanılmak ister ve karşısına da bu impulsları içeriden verdikleri gibi, aynı zamanda da kıskanç eşler seçerler. Yani o kıskanç eşi, şu andaki arkadaşların çoğu şöyle der: "Nereden bileyim beni kıskanç olduğunu? İşte bu kadar böyle bu hallerin içerisinde olduğunu bilseydim onunla olur muydum?" Bu kendinize söylediğiniz bir yalandır. Yani zaten karşında o kıskanç olduğu için ona yöneldim. "E tamam da bugün rahatsız oluyorum, bugün canım acıtıyor" şimdi o zaman dozu ayarlayabilmek için kendini iyileştirecek. Diğer taraftan şimdi kıskançlık bir hareket enerjisidir, hem ilişkide hem dış hayatta. Birisini görüp de işte başka çevrendeki insanları, televizyondaki ya da çeşitli yerlerdeki birini kıskanmak seni harekete geçirip daha ileriye, daha iyiye gidebilmek üzere bir aktivasyon yapar. Fakat kıskançlık aynı zamanda negatif bir enerji ve kişiyi adım adım geri realitelere götürür. Mesela çok kıskanç bir insanın sessizliğinin dahi gürültüsü o kadar çoktur ki, evrende böyle güm güm güm, Ramazan davulundan beter çalar, o kadar yoğundur. Oysa ki sizler, evet, yani küçük yumuşak kıskançlıklarınız varsa bunlar tolere edilebilir, hayat bunu harekete geçmeniz için destekleyebilir. Diğer taraftan eğer bu aşırıya gitmiş, fazla bir kıskançlık hali varsa, başta kendine güvensizlik olmak üzere, kendinizin az değerli olduğunu düşünüp karşınızdakine abanmış kişi de kıskandırır, kendi değerini hatırlamak için karşısındakini kullanır. Aslında gördük ki burada bir alışveriş var, her iki tarafın da altını imzaladığı bir onay mektubu var. Peki bu hal nasıl iyileşir? Böyle bir soru da vardı. Yani kıskançlık var, iyileşir. Şimdi sorunun tam cevabını verelim. Sevgili dostlar, "Nasıl okunur?" demiş, o zaman iyileştirmeyi söylemeyeceğiz, okuduk. Bakın şimdi fayda rehberliği ya da şifacı, sorunuz kadar, talebiniz kadar size bir şey vermek üzeredir. Onun için çevremizdeki ya da karşımızdaki insanlar ne kadar neyi talep ediyorsa o kadarını vermemiz doğrudur. Vaktiyle inşallah iyileştirmesine de bakarız. Evet, yeni soruya alalım.

Bir kadın izleyicimiz sormuş: "Yeni aldatıldığımı öğrendim, bunu nasıl okuyacağım?" Diğer yandan başka bir izleyicinin sorusu da aldatılma korkusu varmış. Evet, şimdi birisi aldatılma korkusu var, diğeri de aldatıldığını yeni öğrenmiş, "Ne yapayım?" mı diye soruyor, "Nasıl okurum?" Ha bak, "Nasıl okurum?" diyor. Şimdi bunlar önemli, ne güzel şimdi bizi okuyucu yaptılar, biz de okuruz. Biliyorsunuz eskiden Apollon tapınaklarında okuyucular var, kişilere hayatlarını, olayları, geleceği, geçmişi okuyarak yardımcı oluyorlar. Bergama'da olsun, işte Nevşehir'de olsun, Türkiye'nin dört bir tarafındaki Apollon tapınakları okuyucu yetiştiriyorlar. Tabii aslında okuyucular aynı zamanda şifacılar ama kimisi okunmasını ister, kimisi de şifalanmak ister. Bu arkadaşımız aldatmanın mekanizmasını merak etmiş. Şimdi öncelikle bir şeyden korkuyorsanız, örneğin aldatılmaktan korkuyorsanız, bunun içeride bir sebebi vardır. Yani şuuraltı kodlarınız, aldatılmak istiyorsunuzdur ve sizi aldatan bir eşle buluşma talebiniz vardır. Ya olur mu? Zaten ben hani bundan korktuğum için işte aldatılmaktan kaçtığım için korkuyorum. Hayır değil. Şimdi bakın, şuur altınız işin %90'ı, şuur üstünüz %10'u diyelim. Oysa ki olan doğruyu söyler, gerçek doğru, gerçekleşecek olandır ya da gerçekleşmiş olan olandır. Şimdi kimin aldatılma ile ilgili bir korkusu varsa, o bunu yaşamak için buraya odağını vermiştir. Yani eşine, şuur altına diyordur ki: "Ne olur bir şekilde bana bunu yaşat ki ben bu alanlarımı iyileştireyim." Bu tabii ki çok ince ve tehlikeli bir cevap, birçok çünkü kişinin, kadının, erkeğin şuuraltlarında eşinin onu aldatması ile ilgili bir korku olabilir. İşte bu korkuları temizlememiz şu anlamda çok önemlidir, çünkü korktuğumuza odaklanır ve odaklandığımız şeyi büyütür ve gerçekleştiririz. Bunun çeşitli şekillerde mekanizmasını, eşyanın nasıl özellikleriyle bunu gerçekleştirdiğini, maddenin içinin %99,99 boşluk ve o %0,01 noktasındaki bir doluluğunu, düşünce ve ifadelerinizle maddenin içini doldurarak ona eylem planını sizin verdiğinizden bahsetmiştik. İfade tamiratçı anda kelam bilginli gibi bir sürü atölyelerimiz, bunların sistemlerini sizlere anlatmıştık. Öyleyse öncelik bu korkuyu tanımak, anlamak, neden çağırdığımızı görmek ve bundan özgürleşmek olmalıdır. Diğer taraftan şimdi aldatılanların durumunu okumak gerekirse; şimdi eğer bir erkek, eril dişisi tarafından diyelim ki aldatılıyor olabilir. Bu erkek, dişi tarafı ya da maddi dünya tarafını aldatıyor demek. Yani para işlerinde, ekonomi alışverişlerinde, bedeninde dişiyle olan herhangi bir alışverişinde bu arkadaşımız, bu dostumuz bazı kaçamaklar yapıyordur, maddeyi aldatıyordur, dünyayı kandırıyordur, bedenini kandırıyordur,mış gibi yapıyordur ve bunu hayat aynası dişisinin onu kandırıp aldatarak yapması şeklinde ona. Diğer taraftan bir kadın erkeği tarafından aldatılmışsa, aldatılıyor, bu sefer zaman konusunda, maneviyat konusunda, ruhsallık konusunda ruhunu aldatıyordur. Ruhsal gitmesi gereken yer ve alana odaklanmıyor, gönlünden gelen mesajları dinlemiyor ve kulaklarını kapatıyordur ve maneviyatı çevirdiği yerlere gitmekten sakınıp kendini, yolunu, planını ve kaderini aldatmaya çalışıyordur. Bu sefer karşısındaki erkeği dışarıya ve uzağa göndererek, başka kadınlara itip kendi içinde ne olduğunu anlayabilmek için karşısındaki erkekte içeride ne yaptığını seyretmeye çalışıyordur. Şimdi bakın bu anlattıklarımız bizim ilk defa duyan için yani nasıl olur, hani şimdi bir de suçlu biz mi çıktık vesaire, kadın da erkek de diyebilir. Sevgili dostlar, bu hayat sizin hayatınız ve bu hayatın içinde siz varsınız ve sizden projekte edilen, yansıtılan bir hayat var. Öyleyse şimdi bu hayat içinde yaşadıklarınızın sorumlusu kimdir? Karşımdaki? Tamam da şimdi projekte eden sensin, sana göre gelen var, senin seçtiklerin var. Şimdi seçimlerinin yansıttığının sorumluluğunu almak istemeyen hemen topu taca atar, oyalanmalar başlar, halının altına süpürür tozlarını, kirlerini. Fakat hayattan kaçamaz. Bu sebepten dolayı şu prensibi çok iyi hatırlamamız fayda var: Başımıza ne geliyorsa, ne yaşıyorsak, ne oluyorsa Ahmet'e, Mehmet'e, Ünal'a işte kimseye inanmayın, neye inanın? Ol'ana inanın. Olan sana söylüyor. Peki, ol'anı sana olduğu gibi anlatana evet, onu kabul edebilirsin. Fakat tespit edilip aynadaki yansıma neyse, onun adı odur ve o benden yansıyan. Bu sebepten her birimiz kendimize yalanlar söyleyebiliriz, kendimizi kandırmaya çalışabiliriz, şuuraltı mekanizmalarını bir sürü böyle engellemeler yapabiliriz. Ama ol'anı doğru okuduğumuzda, yani herhangi bir duygusal yorum katmadan, farklı renk gözlükler kullanmadan baktığınızda, tam da olanı doğru tespit ettiğinizde, olanla buluşur ve olanın size ne söylediğini görür ve anlarsınız. Öyleyse ne korku bu durumlardan, aldatılmanın korkusundan ne de başınıza böyle bir konunun gelmesinden sakınabilmek için önce doğru bir şekilde tespit, okuma ve nerede engellerimiz var, bunları görüp iyileştirerek bu alanlardan sıyrılabilir ve hayatımız içinde kendimiz dürüst olduğumuz gibi, karşımızdaki eşimiz, arkadaşımız, sevgilimiz ya da kocamız ya da karımızın da bize dürüst olmasını sağlayabiliriz. İşte bu samimiyeti kendine gösterenler,mış gibi yapmaktan vazgeçenler, kendilerine farklı sunumlar yapıp da farklı şeyler yaşayanlar. Bu sebepten bugüne kadar aldatıldı. Öyleyse aldatılmaktan özgür olmak için kendimize dürüst olmayla başlayalım.

Şimdi gelelim yeni sorumuza. Bir katılımcımız demiş ki: "Baskıcı yaptıklarımı görmezden gelen koca bana ne anlatıyor?" Baskıcı koca, bir de yaptıklarını görmeyen koca. Tabii bunu sevgili diyelim, bazen eş, koca diyelim, bir flörtünüz olabilir. Neden dolayı baskıcı bir sevgiliyle buluştunuz, kocayla buluştunuz. Şimdi burada bakın çok basit empati kanunlarıyla gidelim. Baskı demek bana bir ağırlık verilmesi demektir, omuzlarımdan yere beni bastırmak demektir. Peki, hayatımda her ne oluyorsa eğer bu benim bir yansımam ve benim çekim kanununda ben çekiyorsam böyle bir şeyi, neden yapayım? Yani şunu sormakta haklı arkadaşımız: Yani ben niye böyle bir şey yansıttım? Neden dolayı baskı hissedeyim, isteyeyim? Karşımdakiyle ne kadar güzel diyalog kurmak varken, güzel alışverişler yapmak varken, ben deli miyim ki yani şimdi baskıcı bir kocayı hayatıma çağırıp ona bu baskıyı yaptırayım? Sevgili dostlar, bunların her birisi bizim yorumumuz ve duygularımız için yine buralarda göremez oluruz. Şimdi bunların her birini kenara çekelim ve yine biraz önceki gibi olandan okuyalım. Olan ne diyor? Ben diyor kendime baskı yaptırmışım. Henüz kabul etmiyoruz ama yani baktığımda olaya, bayağı omuzlarımdan beni yere bastırmak üzere bir şiddet, bazen sözlü, belki bazen fiziksel bunları görerek ya da duygusal ya da fikirsel baskılar görüyorum. Şimdi bu arkadaşımıza hemen şöyle küçük bir düşünce deneyi ve oyun yapalım. Şimdi büyük bir ihtimalle bu arkadaşımız eski ailesinde de, yani anne ve baba ailesinin içerisinde de bir baskıdan geçmişti ki büyük ihtimalle bu evin eril enerjisi otoritesidir. Yani otorite enerjisi kimse, bazen evde kadındır, bazen erkektir onu bilmiyoruz ama o baskıcı bir şeyinden, tezgahından geçmiştir. Özellikle çocukluk ve gençlik dönemlerinde bu baskıya alışmış olanlarınız, bu baskının devamı için eşlerini de baskıcı seçerler. Peki neden? Çünkü buradaki ana sebep kişinin [Müzik] ağırlaşmasının, yükleri sayesinde ayağını yere basabilmek,bilmesi içindir ki yeni kitabımız Ahenk, birazdan hatta şöyle elime alırım şuradan bir tane Ahenk kitabı, şöyle bir merhaba deyip hani gören görmeyen varsa, değil mi? İstanbul'da birçok yerde şimdi metrolarda olsun, işte şu anda D&R marketlerde zannediyorum, kitap marketlerinde birçok yerde var. Şimdi burada işte o neden köklenmek için baskıya ihtiyaç duyuyoruz'un mekanizması anlatılıyor ve bu mekanizmada şöyle ki: Ya o baskıyı çekiyorsun diyelim ki hayatından kısa bir süre, bakın şimdi çok küçük de bir test yapacağız, kısa bir sürede olsa hayatındaki diyelim ki o baskı kalktı. Bu sefer hastalığın, rahatsızlığın bir kanun ya da başka bir otoritenin baskısını hemen hayatına devralmışsındır. Bakın nasıl şimdi bir matematik ortaya çıkacak. Yani baskıya ihtiyaç duyanların hayatının içinde o baskıcıyı devre dışı bıraksa dahi hemen yeni bir baskı aleti gelir. Bazen devletin, apartmanın bir yöneticisinin, bir otoritenin, bir kural ya da kanunun baskısı onu köklemek ve topraklamak için onun ihtiyaçlarına cevap. Bakın hayat ne kadar güzel, yani her bir şey senin için ve sen geliş ve büyü diye davranıyor. Şimdi burayı gördüğümüzde o zaman işin o baskıcı kocayla değil, baskıya ihtiyaç duyan tarafınla olur ve sen kendine yönelirsin. Şimdi burayı kavradığın ne kadar güzelleşiyor hayat! Yani dışarıyı değiştirerek bir şey edemiyoruz, biz kendimizi dönüştürerek hayatımızı değiştirebiliyor ve iyileştirebiliyoruz. Ya eski ailesine gittiğinde annesi, babası aşırı baskı yapmak durumunda kalıyor ya da oradan bir tane evlat yetişiyor, babasını ikiye katlıyor, daha baskıcı, gözünü kafasını oradan ayıramıyor, bazen oyalayıcı etkilerle, bazen de işte anneyi sömürerek çeşitli hal ve durumlarla, zamanını kendi üzerine odaklayarak kişiyi topraklıyor. Öyleyse bu dünyadaki en büyük görevlerimizden bir tanesi hayatla güzel bağlar kurmak, köklenmek ve topraklanarak ilerlemek diyeceğiz. Evet, şimdi yeni sorumuza geçelim.

Türkan Çelik sormuş: "Evlilik korkusunu nasıl yorumlayıp farkındalıkla dönüştürebiliriz?" Evlilik korkusunu nasıl dönüştürebilirim farkındalıkla? Hadi bakalım şimdi. Sevgili dostlar, toplumumuzda, özellikle gerçekten gençlerimize çok fazla evlilik korkusu var. Hani ben de kendimi lise ve üniversite çağlarında çok büyük bir evlilik korkum vardı. Bu sebepten dolayı şöyle söyleyeyim, 21 yaşında sözlendim ve evlendim. Yani şimdi korktuğun başına gelir ya, yani boş yere korkuyormuşum. Kendimi topraklayıcı düşünmüyordum, işte hayatta işte bu dünyaya şöyle mi olur bilmem ne mi falan derken işte bir anda ne olduğunu anlamadım, evlendim. Yok dediler, biz hepimiz biliyorduk ilk sen evlenirsin diyorduk. Hatta ya derim, ben içeriden hiç öyle görmüyordum. Şimdi işte insanın kendini görmesi, değerlendirmesiyle dışarısında görünmesi ya da ol'anın bilgisi bambaşka. Şimdi bu evlilikten korkan gençlerimiz, kadınlarımız ve erkeklerimiz, özellikle anne ve babada gördükleri aile modellerinin içerisinde yaşadıklarının bir iz olarak, barkod olarak üzerlerine kazınmasına izin veren derimizdeki. Şimdi illa evlenin, illa bekar kalın böyle bir kavram çok doğru değil. Yani her birimizin tabii ki bir hayat amacı var ve bu amaca doğru yönelmemiz, içimizden geldiği gibi yaşamamız güzeldir. Fakat eğer bir korku da varsa, bu korkunun sebeplerini anlamak, fark etmek, tanımak ve iyileştirerek hayatımızı iyileştirmek de güzel bir şeydir. Şimdi diğer taraftan evlilik korkusu toplumda, dünyanın birçok yerlerde pompalanması gibisiyle buluşursun. Yani diyelim ki evlilik aşkı öldürüyor diye bir inanç içindeydin, evlendiğinde aşkın, sevgin gidebilir ama bu senden dolayıdır. Oysa ki şimdi birçok atölyelerimizde hani böyle soğuyan ilişkiler, ne kadar alevlenmiş, hani kişiler eşler böyle biraz böyle birbirlerine mesafeler koymaya başlamışken yeniden ve yeniden aşık olarak aşk evliliklerine dönüşmüştür. Ya da "Ben hiç aşık olmam, hiç sevemem" diyen insanlar aşklarıyla buluşmuşlardır. Birçok kamplarımızda hani böyle bunları deneyimleyecek [Müzik]liğimize, işte sevgilileriyle, aşklarıyla böyle gerçekten kumrular gibi geliyor, imreniyor musunuz böyle? A ne kadar güzel yani. Oysa ki diyelim ki kadın ya da erkek bazı kalıplara sahipti. "Aman ben işte öyle mi yapacağım, ben şöyle mi olacağım, adamın şunu mu çekeceğiz, bilmem ne mi geleceğiz?" Şimdi böyle içlerine düşmüşler, sarmaş dolaş olmuşlar. Bunların hepsi mümkün, çünkü sana göre şekillenen bir hayat var. Sen engelleri koyabilen olduğun gibi kaldırabilen de sin. Fakat öncelik bu engeli neden koyduk? Gerçekten de şu ana kadar evlilikten, evlenmekten korkanlar evlenmeleri doğruydu. Ama eninde sonunda o korkanlar evlenecek, rahat olsunlar. Şimdi o korkunun çünkü ardında yaşadığı, gördüğü düşünce kalıpları vardır ve bu düşünce kalıplarını kaldırarak aslında bir eşle buluşmanın talebi vardır. Öyleyse anne baba modellerinde seyrettiği durumları iyileştirmek ödevi o kişinin. Yani diyelim ki bir baba modeli vardı ve çok pasif ve bir erkekten beklenmeyecek kadar zayıf bir erkek ve annesi tarafından da bunun şikayetleriyle büyüyen bir kız çocuğu ya da babası işte diyelim ki alkolik, annesine ya da aileye, çocuklarına eziyet eden, vurdumduymaz ya da kimseyi dinlemeyen bir erkeğin karısından dinledikleri, yani annesinden dinledikleri kız çocuğunun ya da çocuğun bir şekilde şuuraltında yer etmiş olabilir ve gördüğü ve seyrettiğini hayatına yansıtmaktan kaçınılıyor olabilir. Ne o seyrettiği baba, ne seyrettiği anne ondan öte değildir. Bu alanda kişi ruha ve maddeye, hayata ve maneviyata olan bakışını görüp, iyileştirmelere ve bu alanlarda kavga, dövüş ya da itişme frekanslarının sebeplerini fark ederek bunları iyileştirme yoluna girebilir ki bizim bu alanda özellikle bir atölye çalışmamız var, "İlişkini İyileştir" diye. Yani biz ilişkimizi, ilişkilerin matematiğini doğru okuyarak iyileştirebiliriz. Şimdi burada dikkat ederseniz herhangi bir konu için şu iyi, bu kötü denmiyor, buysa bu ihtiyaçtan, bu engellerden ve bu yaşanmışlıklardan dolayıdır. Eğer bu engelleri kaldırırsan iyileşirsin diyoruz. Yani işin içinde aslında her zaman çözüm var, her türlü durumun iyileştirilebilir ihtiyacı deniliyor, o ihtiyaca kolay bir şekilde doyabilir, doygunlukla bırakır, şifasıyla buluşuyor, doymayan tekrar tekrar aynı yemeği yemek durumunda kalıp tekrar döngüsünün içinde haps olabiliyor. Bakın hayatlarımızı nasıl kendimiz şekillendiriyoruz, hayatlarımızı nasıl oluşturuyoruz kendimiz. Bu sebeple sevgili dostlar, bir taraftan her birimiz kendi hayatımızı doğru ve iyi okumak, ilişkilerimizi iyi tespit etmek ve neyi yansıttığımız, nasıl yansıtacağız fark ederek ilişkilerimizi iyileştirmek durumundayız. Ki işte bu arkadaşlarımızla eğer güzel ve sağlıklı bir evlilik yapmak istiyorlarsa öncelik kendi içlerindeki dişi ve erkek, ruh ve madde, sağ ve sol, geçmiş ve gelecek tarafları barıştırmak durumundadır. Geçmişiyle geleceğini, zamanla mekanı barıştıran, annesiyle babasını içeride kavga ettirmeye devam edenler doğal olarak hayat aynasını da bunu yansıtır ve bu sefer işte o korktukları ilişkilerin içerisine dalabilir. Ama barışanlar için ise gerçekten ilişkiler ve evlilikler bir cennet olur. Eve koşup gelmeyi böyle e hani böyle sabırsızlıkla beklersin o evin, o yuvanın içine. Dışarıdan kim geliyorsa bir cennetin içine girmiş gibi kendini iyi ve huzurlu hisseder. Oradaki yemekler, yapılan uygulamalar her bir şey bolluk ve bereketi arttırıcı olur. Orada solunan hava mis gibi çiçekler kokar, oradaki konuşulan her türlü kelimeler sevginin diliyle, sevgi ifadeleriyle olur. Öyleyse bizler de kendi içimizdeki iç ilişkilerimizi güzelleştirdikçe ister adı evlilik, ister hani böyle flörtle başlayan sevgililik ya da eş olma durumları, nasıl sizin görüşünüz ya da hayata bakış tarzınız İsa tamamlanacağınızla buluşursunuz. Eğer şu anda ya benim hiçbir ilişkiye niyetim yok ve ben herhangi bir şekilde hiç kimseyle de birlikte olmayayım diyenleriniz dahi bir yerde bir ilişkinin içindedir. Yalnızlık da bir ilişkidir, hatta bir insan tek başına olduğunda en kalabalık olduğu andır. En kalabalığın içinde olduğunda daha yalnız ve daha tek başına olduğu bir durumdur. Diyelim şimdi yeni sorumuzu alalım.

FSİ katılımcı da eşinin kendisini uzağa koyduğunu, bunu nasıl okuyacağını sormuş. Küsme ve uzağa koymak. Evet, şimdi sevgili Fuat, karşında bir eş var, bir erkek ve çok hızlı bir şekilde darılıyor, alınıyor, alınganlık yapıyor ve bu küsmesinin sebebinin ne olduğunu merak ediyorsun. Şimdi öncelikle karşındaki kişiden bakarsak, çok küsen ve alıngan olanlar sevgili dostlar, pankreası rahatsız olanlardır. Çünkü dalak meridyenlerinin tıkanıklık vardır ve bu kişilerin içeride çok fazla kendilerini ve başkalarına dedikodu enerjileri vardır. Toprak elementlerinde rahatsız oldukları için başta kontrolcülük, mide hastalığı rahatsızı zaten pankreas ve dalağı bozan başta midedir. Bu kişilerin içeride çok kontrolcü olduklarını ama aynı zamanda da geçmişe takılıp birçok keşkeler olsalar içerisinde yüzlerini görürüz. Şimdi bakın, hiç daha hemen Fulya Hanım bize yazsın. Evet, bütün bu anlattıklarınız benim kocamda var ya da yoksa yazsın. Şimdi diğer taraftan bu hal ve durumlar kişinin aslında yeteri kadar yine kendi değerini bilmediği için, yeteri kadar karşısındaki insanların onu sevmediğini, değer vermediğini düşündüğü için alınganlık yapmalarına ve komplekslerine sebep olur. Ama aslında bu kişilerdir kendilerini az sevenler, bu kişilerdir kendilerine değer vermeyip dışarının onayına muhtaç kendini hissedenler. Şimdi aynayı tersine çevirdik. Şimdi Fuat, tamam da sen niye böyle bir erkek seyrediyorsun? Senin niye karşında böyle bir erkek var ve sen neden dolayı kırılgan ve alıngan bir erkeğin karısısın? Şimdi bu tehlikeli, ince ve bazen insanın hani böyle çok küçük incitebilir soru yani gördüğü. Öyleyse biz de böyle bir şeyi seyrediyorsak, biz de yeteri kadar değerimizi bilmiyor olabiliriz ya da değerimizi doğru yerde aramıyor olabiliriz. Yani diyelim ki bazen kişinin aradığı şey değeri dışarının onayıdır. Şimdi sen nerede dışarıda onay arıyorsun? Mesela bazı kişiler, örnek verelim, bir alanda çok başarılı olduklarında dışarıdan onay aldıklarına tamam der: "Bak, ben dışarıya kendimi onaylattım, kendimin onaylamasına gerek yok" der. Kimisi bu başarıyı maddiyat olarak yapar, kimisi bir işte yükselmek, mevki almak olarak yapabilir. Kimisi işte iyi okul, iyi organizasyonlar, işte herhangi bir alanda çok gelişip: "Bak, ben bunları başardım, e o zaman onaylayın beni" diyebilir. Fakat dışarıdan ne olursa olsun bunların hiçbir tanesi insanın kendini onaylamasına yetmez. Öyleyse şimdi böyle bir şey seyrediyorsa Fulya, biz kendimizi yeteri kadar onaylamıyoruzdur. Neden kendimizi onaylamıyoruz? Öyleyse işte burada biz eğer kendimizi, hayatı, hayatımızı ve hayatımızdakini onaylayabilmemiz için Allah'ın yarattığı bu güzellikleri ve bu deseni görerek bir kabul enerjisine ihtiyacımız vardır. Yani diyelim ki yılan yerde sürünüyor ve sen yılanı onaylamıyorsan diyorsun ki: "Ya benim yılanım olsa olsa dört ayaklı olur. Kim bunu dört ayaklı yapmadı ya da neden bu yılanın kanatları yok, uçmuyor? Neden bu balık işte diyelim ki suda yüzüyor ama karada koşamıyor?" Doğanın, hayatın içerisindeki aslında denge prensiplerine içeriden karşı gelmek, onaylamamak, kendini, kendi yaratılışını, kendi varlığını, kendinde olanları, yetenekleri yeteri kadar görmediğimizde, görmezden geldiğimizde görünmez oluruz ve bu sefer kırılgan oluruz, alıngan oluruz. Zaten biz kendimiz o alanda çeşitli şekillerde nazikleştirmiş ve inceltmiş olduğumuz nefs durumumuzu başkalarına incittir ve kırdırırız. Ama karşımızdaki kırılgan ise, ince ise biz de bir alanda bunu yapıyoruzdur. Bizim diyelim ki birebir aynı alanda değildir. O karşımızdaki diyelim ki erkeğin, kocanın bir alanda o çok ince ise, bizimki daha kaba olabilir. Fakat karşımızdaki insanın da kendini daha güçlü hissettiği bir yerde bizim çok ince ve nazik taraflarımız olabilir. Öyleyse ilişkilerde karşımıza seyrettiklerimiz bize çok önemli mesajlar verir. Hani hep başıma bu eşler geliyor, bu kişiler geliyor, onların hiçbir tanesi tesadüf değil. Hayatta