📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Bireysel Terapi A.Adler-3

Pdrhocam37:19

Transcription

Güzel insanlar, hepinize merhabalar. Bugün konumuz bireysel psikoloji ve Alfred Adler. Kanalımızın 3. videosuyla karşınızdayız. Destekleriniz için şimdiden teşekkür ediyorum. Lütfen videolarımızı beğenmeyi, videolarla ilgili görüşlerinizi ve istediğiniz konularla ilgili fikirlerinizi videonun yorum kısmına bırakmayı unutmayın. Tekrar desteğiniz için ben teşekkür ediyorum.

Şimdi hızlı bir şekilde Alfred Adler ile başlayalım. Şimdi ilk bakacağım şey tabii ki Adler'in kuramına bütüncül bir bakış açısı. Şimdi genel olarak kuramın insan doğasına bakış açısından söz edeceğiz. Kuramın öne çıkan temel kavramlarını anlatacağım. Daha sonra Adler'in terapinin tekniklerinden ve sürecin amaçlarından bahsedip konuyu tamamlayacağız. Tekrar şunu anlatmakta fayda var. Danışma kuramlarına çalışırken 1. kuramın genel fikirlerini iyi anlamanız fayda var. 2. kuramın öne çıkan tekniklerini anlamanız fayda var. 3. kuramın aslında temel kavramlarına hakim olmanız gerekiyor.

Şimdi hemen öyleyse Alfred'in insanına bakış açısı ile ilgili bir giriş yapalım konuya. Şimdi Adler, insanın biricikliğini, bireysel yaşantılarına önem vermiştir. İnsanların duygu, düşüncelerinin, davranışlarının birbirinden nasıl etkilendiğini anlamaya çalışmıştır. Bu noktada Adler, insan davranışlarına aslında bütüncül bir bakış açısı getiren ilk çalışmacıdır. Aynı zamanda Adler, davranışa bütüncül, insancıl ve fenomenolojik yaklaşan aslında ilk kişidir diyoruz.

Şimdi bu noktada Adler, aslında bizim için ilk önemli söyleyeceğimiz şey. Adler fenomenoloji kavramını ilk kullanan kişidir. Yani insanın yaşantılarının ne olduğu değil, insanın bu yaşantılarına nasıl anlam yüklediği ile ilgilenmiştir. Yani başımızdan bir takım olaylar geçiyor. Evet, olayların kendileri değil, bizim olaylara yüklediğimiz anlamlar önemlidir diyoruz. Bu noktada fenomenolojik bakış açısını önemsediğini söyleyebiliriz.

Freud'la ayrıldıkları noktalar var, uzlaştıkları var. Noktalar var. Bence bu noktada Freud'la uzlaştıkları ve ayrıldıkları noktaları da bilmenizde fayda var. Freud'a göre motivasyonun kaynağı cinsel dürtüler iken, Adler için bu sosyal ilgidir, sosyalleşme güdüsüdür. Yani Freud cinselliğe çok fazla vurgu yapıyor, Adler sosyal İlgiye çok vurgu yapıyor.

Freud kişiliğin en önemli aslında parçası olarak bilinç dışı süreçleri alır. Yani bilinç, Freud bilinç dışı süreçler, Freud'a çok önemlidir. Temel nokta da Freud'un yaklaşımında bilinç dışı süreçleri analiz etmektir. Ama Adler, Freud'a göre bilinç dışı süreçleri değil, bilinci önemseyen bir yaklaşım geliştirmiştir diyoruz. Yani Freud bilinç dışı süreçlere, Adler bilinçli süreçlere yoğunlaşmıştır.

Freud cinsellik unsurunu çok fazla önemserken, Adler tekrar ediyoruz, sosyal ilgi ve aşağılık duygusunu önemsemiştir. Aslında cinsellik kavramı yerine Adler'de aşağılık duygusu var da diyebilirsiniz. Bunu da alabiliriz. Bence Adler'de önemli noktalardan bir tanesi amaçlı davranışçılık. Adler'e göre insanın her davranışı belirli bir amaca yöneliktir, belirli bir amaca yönelik olarak ortaya çıkar diyoruz.

Şimdi bu noktada Freud'dan aslında ayrıldıkları noktalardan bahsettik. Peki ortak noktaları ne olabilir? Freud'la ortak noktaları aslında erken çocukluk yaşantılarının, erken yaşantılarının, evet, erken çocukluk yaşantılarının kişiliğin temelini oluşturduğu konusunda Freud ve Adler aynı fikirdir. Erken çocukluk kişiliğin temelini oluşturur. Bu noktada ikisinin ortak olduğunu söyleyebiliriz, anlaştıklarını söyleyebiliriz.

Peki şimdi bireysel psikolojiye göre, Adler'e göre insan kendi yaşamını kendisi kontrol eder diyoruz. İnsanoğlu dünyaya yetersizlik duygularıyla gelir. Aşağılık duygusu doğuştan herkeste vardır ve bütün davranışlarımız bu aşağılık duygusunu ödünleme çabasıyla ilişkilidir diyoruz. Yani yaşamımız boyunca hissettiğimiz bu aşağılık duygusundan kurtulmaya çalışıyoruz. İnsanlar yine sosyal ilişkilerle motive olurlar ve kişiliğin merkezinde az önce de söyledik, bilinç vardır diyoruz. Fenomenoloji kavramını ilk kullanan kişidir diyoruz. Aşağılık duygusunu da arkadaşlar yaratıcılığın kaynağı olarak görmüştür. Aslında bu noktada Adler niye bu kadar aşağılık duygusundan bahsediyor, biraz buna göz atmak lazım.

Şimdi bu noktada aslında hem temel kavramlara giriş yapalım hem de burada aşağılık duygusunu birlikte anlamaya çalışalım. Şimdi Adler zayıf ve çelimsiz bir çocuk. Çocukluğunda yaşadığı bir takım dezavantajlı olaylar olduğunu söylüyoruz ama aynı zamanda raşitizm rahatsızlığı da var ve yaşamı boyunca hep Freud gibi bir önünde dev var, ona yetişmeye çalışıyor. Yani Freud'un gölgesinde kalmış, zayıf, çelimsiz, hasta bir çocuk düşünün. Tabii ki aşağılık duygusu hissetmesi kadar doğal bir şey yok diyor. Kim bunu diyor? Bunu Jung, Adler için söylüyor. Aslında Adler, psikoloji dünyasının Nikola Tesla'sı olarak kabul edilir. Birçok şey bulmuş, birçok kavram geliştirmiş, teorileri çok güçlü ama hep bir başkasının gölgesinde, Freud'un gölgesinde kalmış bir insandır diyoruz.

Şimdi aşağılık duygusu ve üstünlük çabasına bir göz atmak lazım. İnsanın evrimsel boyutundan kaynaklanan doğaya karşı bir acizliği vardır. İnsanoğlu yaşamı boyunca çevresine ve başkalarına aslında bağımlıdır. Bu durum insanda aşağılık duygusunun gelişmesine yol açar diyor Adler. Şimdi yaşamımızda yaptığımız her şeyi engelleri aşmak içindir. İşte bu nedenle aşağılık duygusundan kurtulmak için bütün insanlar aslında üstünlük çabası sergilemeye çalışır. Üstünlük çabası toplumların gelişmesini, değişmesini, ilerlemesini aslında sağlayan bir dinamiktir diyor.

Şimdi bu noktada biz aşağılık duygusuyla baş etmeye çalışıyoruz. Aşağılık duygusunun kaynaklarına baktığımızda organ eksikliği. Bunu şöyle düşünebilirsiniz. Adler raşitizm rahatsızlığına sahip, zayıf, çelimsiz bir çocuk. Tabii organ eksikliği var. Buradaki organ eksikliğini şöyle düşünebilirsiniz. Bireyin bir organının olmaması, bireyin bir organının işlevini tam olarak yerine getirememesi ya da bireyin bir organını çok sevmemesi, benimsememe gibi düşünebilirsiniz. Burada da aslında ödünleme kuramıyla yine bunu açıklamaya çalışır Adler. Bir organın yerine getiremediği bir görevi vücutta başka bir organ yerine getirmeye çalışır der.

Şimdi bu noktada bizim bu aşağılık duygusundan kurtulup bunun yerine üstünlük çabasını koymamız lazım. Üstünlük çabasını da bir başka insana üstün olarak, üstün gelme olarak anlamayı, üstünlük çabası aslında bizim kendimizi algıladığımız alt konumdan üst konuma taşıma çabamız olarak düşünebiliriz. Peki aşağılık duygusunu yenemezsek ne olur? Aşağılık duygusunu yenemediğimiz zaman arkadaşlar bu durum aşağılık kompleksine sebep olur. Bakın aşağılık duygusuyla baş edemediğimizde yerine ne geliyor? Aşağılık kompleksi geliyor ve çok daha tepkisel bir birey oluyoruz. Bu noktada peki ve bu aşağılık kompleksi bireyin bütün enerjisini sömüren, yaşamdan keyif almasını engelleyen bir duruma sebep oluyor diyelim.

Aşağılık duygusu doğan herkeste vardır. Dolayısıyla aşağılık duygusunu şöyle nitelendirmek fayda var. Bu duygu arkadaşlar evrenseldir. Evrensel. Bunu bilmekte fayda var. Peki aşağılık duygusunu, raşitizm rahatsızlığı ile açıkladık. Organ eksikliği. Şımartılan çocukluk döneminde çocuğun aşırı şımartılması da aşağılık duygusuna kaynaklık ediyor. Yine erken çocukluk döneminde arkadaşlar yetersiz ilgi, yani çocuğun erken çocukluk döneminde ailede yeteri kadar ilgi görmemesi de aşağılık duygusunun oluşumuna yol açar diyoruz.

Adler'in bir diğer önemli kavramı arkadaşlar yaşam stili kavramıdır. Yaşam stili kavramına da bakacak olursak, aslında bizim 5-6 yaşlarından itibaren kendimiz için oluşturduğumuz, başkalarıyla etkileşim sırasında oluşturduğumuz birtakım davranış örüntüleri vardır. Şimdi bu davranış örüntüleri bizim hobilerimizi, ilgilerimizi, yaşam amaçlarımızı içerir. Şimdi kısacası bireyin yaşam karşısındaki bütün tutum ve davranışlarını içerir diyoruz.

Şimdi bu noktada şöyle bakmak lazım. Kimi mutluluğu parada ararken, kimi mutluluğu sevgide, başka insanlara yardım etmekte arar. Bu tamamen bireylerin yaşam stili ile ilişkilidir. Yaşam stilini oluşturduğumuz zaman bu bizim bütün yaşamımıza yön verir ya da bütün yaşamımızda rehberlik eder diyoruz. Peki yaşam tarzları ya da yaşam stilleri evrensel midir? Değil. Herkesin yaşam stili kendine özgüdür. Bu anlamda yaşam stili kime özgüdür? Bireye özgüdür diyoruz. Özgü. Bakın gerçekten herkesin yaşam amacı birbirinden farklı. Kimi para için, kimi şan şöhret için, kimi insanlık için yaşar diyoruz. Peki ne zaman oluşuyordu? Aslında 5-6 yaşlarında oluşuyordu bireyin. Şimdi geçmiş ve geleceğe yönelik aslında tüm davranışlarını içeren bir yapıdır diyoruz. Bütün arkadaşlar davranışlarımız bunu da unutmayalım. Yaşam stilinin amacına uygun şekilde ortaya çıkar. Evet, eğer bir insanı anlamak istiyorsanız, bir bireyi çözümlemek istiyorsanız, önce o danışanın yaşam stilini çözümlemek zorundasınız diyor Adler. Yaşam stilini anladığımız zaman danışanı da anlamış oluruz diyor.

Peki bir diğer kavramım çok sıkça duyduğumuz, psikoloji dünyasında popüler olan bir kavram arkadaşlar erkeksi protesto kavramı. Erkeksi protesto arkadaşlar temelde ataerkil toplumlardan kaynaklı bir durum olarak görülebilir. Terk bir toplumda kız çocukları çok fazla değer görmez, kadınlar çok fazla değer görmez. Bu da kadınların aşağılık duygusunu daha yoğun hissetmelerine sebep olur. Bu nedenle kız çocukları arkadaşlar bu duruma karşı bir tutum geliştirirler.

Şimdi ne olabilir bu durumda kadınların geliştireceği roller? Ne olabilir? Bir kadın bir kere erkeksi roller edinebilir. Erkeksi roller. Buna erkek Fatma da diyebilirsiniz. Erkek Fatma. Kadın topluma meydan okurcasına çok teşhirci bir yapıya bürünüp kadınlığını fazlaca kullanabilir. Evet, teşhircilik de bir erkeksi protestodur. Çok nadiren de olsa erkek çocuklarında da görülebilir bir davranıştır aslında. Bu nasıl oluyor? Erkek çocuk tam bir erkek olacağım edasıyla bütün kadınsı şeyleri edebilir. Bu da arkadaşlar işte pembe bir gömlek var, pembeyi kızlar giyer, ben giymem diyor. Bu bir erkeksi protestodur. Yine erkeklerde şöyle bir görünümü var. Erkek birtakım kadınsı roller edinebilir. Bunu topluma meydan okurcasına oynayabilir. Bu noktada evet, erkeğin çok böyle feminen bir yapıya bürünmesi olarak da düşünebiliriz bu durumu.

Bir diğer bakmamız gereken Adler'de yaşam amaçları ya da yaşam ödevleri dediğimiz bir durum. Yaşam ödevleri ya da yaşam tarzı. Şimdi bunu da arkadaşlar genel olarak ifade edelim. Şimdi insanın içinde yaşadığı toplumla ilgili, birey olarak aslında birtakım ödevleri ya da görevleri var. Bu anlamda Adler'e göre insanın üç alanda başarılı olması ruh sağlığı açısından önemlidir. Bunlardan ilki arkadaşlar arkadaşlık kurma. Buna sosyal ödev de diyebiliriz. İkincisi arkadaşlar, ikincisi yakın ilişki oluşturabilme. Buna arkadaşlar aşk ya da evlilik ya da sevgi diyebilirsiniz. Yani toplumda çevren olacak, dostların olacak. Toplumda eşin, partnerin ya da sevgilin olacak, birini seveceksin diyor. Bir de arkadaşlar topluma katkı sağlama. Bunu da meslek ya da iş görevi olarak görebilirsiniz. Bizler mesleklerimiz aracılığıyla arkadaşlar topluma ne yapıyoruz? Katkı sağlıyoruz, hizmet ediyoruz.

Peki şimdi Adler'in takipçileri tarafından daha sonra bu yaşam ödevlerine iki tane daha eklenmiş ama bunu tekrar ediyorum. Bu dediğim durum Adler'in takipçileri tarafından eklenen durumlardır. Şimdi 4. olarak düşünecek olursak bu da arkadaşlar bireyin kendini tanıması. Kendini tanıma ne demek? Ya kendimizi tanıma aslında kendimizle iyi geçinmek, kendimizin özelliklerinin farkına varıp bunları kabul etmek, kendimizi onaylamak olarak da düşünebilirsiniz. Beşincisi arkadaşlar, insanoğlu değersiz yaşayamaz. İçinde bir toplumsal yapı, bir sosyal yapı içerisinde yaşıyorsa insanın bir değer sisteminin olması lazım. Buna manevi boyut diyebiliriz. Yani neyimiz olmak zorunda? Bir değer sistemimiz olmak zorunda. Bir değer sistemimiz olmak zorunda. Bunu son iki görev Adler'in takipçileri eklemiştir. Bunu söylemekte de fayda var. Bireyin aslında yaşam görevlerine yaklaşımı, bireyin aslında karakter tipolojisi oluşturur, bireyin kişilik yapısını da oluşturur diyoruz ve ruh sağlığında da aynı zamanda bu görevlerini yerine, bu görevleri yerine getirmek önemli bir ölçüttür.

Şimdi ruh sağlığı yerinde olan bireyler bu görevleri sağlıklı bir şekilde yerine getirirken, ruh sağlığında problem olan bireylerde bu görevlerde aksamalar görülür diyoruz. Belki de Adler'in arkadaşlar en çok bilinen teorisini biraz sonlara bıraktım. Bu yönüyle doğum sırası. Şimdi psikolojik doğum sırasından dolayı bireyler farklı ebeveyn tutumlarına maruz kalabilirler. Bu da onların kişiliklerinin şekillenmesinde önemlidir diyoruz. Şimdi Adler diyor ki bireyin çalışma rollerine ilişkin ilk algıları aile içerisinde oluşur ve diyor ki iş yerindeki konumu, duruşu, işlere bakış açısını anlayabilmek için bireyin kaçıncı çocuk olduğuna bakmalısınız diyor. Bu aslında önemli bir analiz diyoruz.

Peki gerçekten şöyle düşünün. İlk çocuklar anne baba için çok çok böyle nedir diyoruz, önemlidir diyoruz. Önemlidir derken kastımız şu, tüm çocuklar önemli tabii de çok yüksek motivasyonlu bir çocuk bakımı sergilerler. İşte şöyle deyim yerinde ise anne baba çocuk yetiştirmekle ilgili öğrendiği her şeyi ilk çocuk üzerinde dener. İlk çocuklar böyle daha başarı yönelimlilik çocuklar, böyle daha ilk çocuğa yetişme gayreti içerisinde olan insanlardır. Tacını kaybetmiş kral gibi. Son çocuklar da muhtemelen şımartılır diyoruz. Peki bu da bizim arkadaşlar çocukların doğuş sırası ile ilgili Adler'in fikirleri demekte fayda var.

Burada birkaç kavramım daha var. Bunlardan bahsetmek lazım. Bir kere üstünlük kompleksinden bahsetmek lazım. Şimdi üstünlük kompleksi, aşağılık duygusunu telafi edebilmek için aşırı derecede çaba göstermektir. Şimdi olay şu, üstünlük kompleksinde birey bir noktada artık yeteneklerini aşırı derecede abartır. Evet ve yani kendisinden söz edince inanılmaz bir yapıda bir birey demiş gibi kendini anlatır ve abartır. Bu bireyde bir üstünlük kompleksinin olduğunu gösterir diyoruz. Buradaki en önemli mevzulardan bir tanesi amaçlı davranışçılık ve kurgusal finalizm. Şimdi hepimizin kurgusal hedefleri var değil mi? Bizim birtakım hayallerimiz var. Bu hayallerimize ulaşmak için çaba gösteriyoruz. Buna biz kurgusal hedef diyoruz. Finalizm ise aslında bizim bu hedefin tamamlanmış hali olarak düşünmemiz lazım. Ya düşünün atanmak istiyorsunuz. Bu sizin kurgusal hedefiniz. Ama bir de şöyle düşünün, atanmışsınız. Çok güzel bir okulda çalışıyorsunuz. Evet, öğretmen arkadaşlarınızla ilişkileriniz çok iyi, idareyle çok iyi, öğrencileriniz sizi çok seviyor. Bu ise sizin aslında o kurgusal hedefiniz, final halidir diyebiliriz.

Evet, burada Adler'in bir diğer bahsetmemiz gereken kavramı, bunu da mutlaka bilmenizi istiyorum. Bunu çokça söyledim ama bir daha söyleyeyim. Sosyal ilgi kavramı. Şimdi sosyal ilgiyi şöyle anlatıyoruz arkadaşlar. Bireyin aslında kendisine ve çevresine olan ilgisi. Bir sosyal ilgi doğuştan gelir. Birey doğar doğmaz otomatikman sosyalleşir diyoruz. Şimdi sosyal ilgi ruh sağlığının temel ölçütüdür. Bunu da mutlaka bilmeniz gerekiyor. Ruh sağlığının temel ölçütüdür. Yani sosyal ilgiyi güçlendirmek Adler'in terapinin temel hedefidir. Amaç danışanı eğitip sosyal ilgisini güçlendirmektir. Bakın bunu unutmayın. Ve bizler sosyal varlıklarız. Tek başımıza yaşayabilecek varlıklar değiliz. Bu anlamda arkadaşlar bizler kendimizi ya da kişisel çıkarlarımızı toplumun çıkarı uğruna ikinci plana atabiliyoruz. Kendi yaşadığımız toplum içinde ne yapabiliyoruz? Feda ediyoruz.

Şimdi ne oluyor? Sosyal ilgi geliştikçe bir kere ruh sağlığı daha iyi oluyor ve aşağılık duygusu azalıyor. Yabancılaşma duygusu azalıyor. Çünkü biz olduğumuz bir olduğumuz bir toplum var. Bununla tam bütünleşiyor ve bunun bir parçası haline geliyoruz diyoruz.

Peki Adler'in temel kavramlarını bu noktada bu şekilde şekillendirmiş olalım. Biraz karakter tipolojisine bakalım. İlki baskın tip. Baskın tip yaşam ödevlerine yaklaşımı düşmanca. Bakın bunu buraya yazalım. Yaşam ödevlerine yaklaşımı düşmanca. Peki genel olarak saldırgan, atılgan ve aktif kimselerdir. Fakat bu atılganlıkları sosyal değildir. Yani sosyal ilgileri yoktur diyoruz. Bu insanların sosyal ilgileri yoktur diyoruz arkadaşlar. Buraya dikkat edin. Yaşam ödevlerine yaklaşımı nasıl düşmanca? Yani zorba, sadist ve baskıcı kişilik yapıları vardır diyoruz. Evet, başkalarını zor durumda bırakmaktan çekinmezler, onları kullanmaktan, onları sömürmekten çekinmezler diyoruz. Etkinlik düzeyleri yüksek ama sosyal olmayan bir etkinlik. Sosyal ilgileri yok. Yaşam ödevlerine bakış açısı düşmanca. Bu üç ögeye göre tipoloji analiz etmenizde fayda var diyoruz.

İkinci tip alıcı tip. Arkadaş, asalak, ya asalak, bağımlı ve dış dünyaya karşı aslında asalak. Dış dünyadan gelebilecek her şeyi almaya çalışırlar. Evet ve toplum içerisinde en fazla görülen kişilik tipi olarak düşünebilirsiniz. Ya yaygındır, en yaygın olanıdır. Her şeyi dış dünyadan bekler. Sorunu olduğunda bile bu sorunu başkalarının çözmesini bekler, başkalarından yardım bekler. Alıcı tip nispeten sosyal ilgisi yok denecek kadar azdır. Nispeten arkadaşlar sosyal olarak daha az zararlı bir tiptir de diyebiliriz. Etkinlik düzeyi düşük, sosyal görevleri yerine getirme isteği düşük ama arkadaşlar baskın tipe göre daha az zararlı bir tiptir. Bunu da söylemekte fayda var.

Üçüncü tipimiz kaçınan tip. Kaçınan tipin en genel özelliği arkadaşlar şunu söyleyebiliriz. Başarıyı arzulamak altan çok başarısızlıktan kaçarlar ve şunu diyoruz. Bu tip başarısız olmamak için ne yapar arkadaşlar biliyor musunuz? Eyleme geçmez, harekete geçmez. Yani sırf sınavdan düşük not almamak için sınava girmeme gibi düşünebilirsiniz. Evet, peki kaçınan tipin etkinlik düzeyi çok zayıf. Etkinlik düzeyi çok zayıf. Yine sosyal ilgileri de yok denecek kadar azdır ama en temel özelliği başarıyı arzulamaz, başarısızlıktan kaçınır. Bunu bu arada sınavda soru olarak gördük. Bunu da bilmenizde fayda var. Peki ve kaçınan tip niye kaçınıyor? Çünkü bu tipte ne var biliyor musunuz arkadaşlar? Yetersizlik duyguları çok yoğun. Evet, yetersizlik duyguları çok yoğun diyoruz.

Peki geldik arkadaşlar 4. ve son tipimize. İdeal tip. Buna sosyal yetkin tip de diyebiliriz. İstenilen, arzulanan insan tipi olarak bakmalıyız buraya. Yine böyle demokratik bir bakış açısına sahiptir. Problem çözme becerileri yüksektir. Sosyal ilgileri yüksektir. Sorumluluk alırlar, yaşam görevlerini yerine getirirler. Hem aktiflik düzeyleri yüksek hem de arkadaşlar sosyal ilgileri çok yüksek diyoruz. Hedefimiz bu terapide bireyi sosyal yetkin tip yapmaktır diyoruz. Bunu da aklınızdan çıkarmayın diyoruz.

Peki sürecin amaçlarına Bir bakalım mı? Adler'in terapide danışana hasta olarak bakılmaz. Danışan eğitilir. Danışan eğitilip sosyal ilgisi güçlendirmeye çalışılır. Sosyal ilgiyi öne çıkarıp güçlendirmeye çalışıyoruz. Bireyin aşağılık duygusuyla başa çıkabilmesine yardımcı oluyoruz. Bireyin yaşam tarzını değiştirip sosyal bir yapıya oryante olmasını sağlıyoruz. Yaşam tarzını değiştirmeye yardımcı oluyoruz. Bireyin çocukluk döneminde edindiği hatalı düşünceleri varsa, bilişsel çarpıtmaya benzer olarak düşünebilirsiniz. Bireyin bu hatalı düşüncelerini, güdülenmesini değiştirmek gibi bir hedefi vardır. Ve Adler'in terapide cesaretlendirme önemli bir tekniktir. Bu noktada Diyoruz ki bireyi topluma katkı sağlayan bireyler olarak yetiştirmek terapide temel hedeftir diyoruz.

Evet, şimdi geldik en can alıcı noktaya. Tekniklerden en önemli olanlarını kısa kısa anlatacağım. Tekrar ediyorum, tekniklerde hep en önemlilerini. Kuramın öne çıkan tekniklerini öğrenin. Şimdi bir bakalım. Cesaretlendirmek gerekiyor galiba. Cesaretlendirme de Adler'in terapinin en öne çıkan tekniğidir arkadaşlar. Danışan sürekli olarak aslında cesaretlendirilir ya da gaz verilir diyebiliriz. Şimdi terapinin tüm aşamalarında odaklandığımız bir durumdur ve dedik ya Adler'in terapinin en ayırt edici noktasıdır. Bireyleri adım atmaya, yaşamlarında değişiklik yapmaya teşvik ediyoruz ve arkadaşları arkadaşlar onları bu konuda sürekli cesaretlendiriyor. Basit anlamda ne diyebiliriz? Cesaretlendirme aslında bir nevi gaz verme diyebiliriz arkadaşlar.

Bir diğer tekniğim mış gibi davranma. Danışan gerçek yaşamda kendisini nasıl algılamak istiyorsa o şekilde bir prova yapılması olarak düşünebilirsiniz. Gerçek yaşamdaki durumların olası bir provasıdır. Danışanın, danışan diyor ki ben diyor seveceğin, sıcak, etkileşime açık biri olmak istiyorum. Öyleyse şimdi bana sevecen, sıcakmış gibi bir rol yap diyoruz. Bu sayede danışan aslında o rolü prov ederek bir nevi içgörü kazanır ve olumsuz algısını değiştirme şansı bulur. Bence Adler'in terapinin cesaretlendirmek niğ düğmeye basma tekniğidir. Düğmeye basma tekniği arkadaşlar bizim için danışanın kendi duygu ve düşüncelerinin yaratıcısı olduğunun farkına varılması olarak düşünülmesi gerekiyor. Biz kendi duygularımızı kendimiz seçiyoruz. Bir televizyon kanalını izler gibi kumanda sizin elinizde. İsterseniz olumlu duyguyu, isterseniz olumsuz duyguyu ya da kanalı izlersiniz. Aslında üç aşamada uygulanıyor. Birinci aşamada danışana gözlerini kapat diyoruz. Geçmişte yaşadığın ve seni üzen bir olayı zihninde canlandırmanın ve bu olayın sana hissettirdiklerini, duyguları, düşüncelere odaklanmanın istiyor. Tam olarak o duyguları hissettiğinde parmağını kaldır diyoruz. Danışan gözünü kapatıyor ve parmağını kaldırıyor. Olumsuz kanalı izliyor şu an. Tekrar diyoruz, gözünü kapat. Bu sefer de olumlu bir anıyı gözünün önüne getir. O duyguları hissettiğinde parmağını kaldır. Parmağını kaldırıyor. İki kanal oldu, eksi ve artı kanal. Bir kumanda gibi düşün. Hangisini izlemek istiyorsan bu senin elinde diyoruz.

Üçüncü aşamada da birini hoşnut etme. Bu da KPSS'de çıkan bir soruydu arkadaşlar. Özellikle sosyal ilgiyi güçlendirebilir. Bireyde, bireye sosyal yaşamda yerine getirebileceği ödevler ya da görevler veriyoruz. Diyoruz ki işte bugün bir başkası adına, bir başkası için, bir başkasının yapması gereken işi onun adına sen yap. Diyelim ki yaşlı bir komşusu var, faturalarını yatıramayan Ayşe teyze. Bugün ben senin resmi dairelerdeki bütün işlerini ben halledeceğim, faturalarını ben yatıracağım diyorsunuz. Tabii Ayşe teyze de size diyormuş ki evladım paraları yeme diyormuş. Böyle bir dolandırıcılık, böyle bir dolandırıcılık durumu da var ya ondan dolayı dikkat edin diyoruz. Ev ödevleri arkadaşlar danışanların rahatlıkla yerine getirebilecekleri ev ödevleri verebiliriz. Bu anlamda evde yapabileceği sosyalleşmeyi güçlendirecek ödevler, görevler verilebilir.

Katran bebekten kaçma. Şimdi danışanın kendisiyle ilgili yaşadıkları ile ilgili bir takım olumsuz düşünceleri ve imajları olabilir ve bunu kendisi için sıfat olarak kullanıyordur. Ya ben çok konuşuyorum ve kimse beni tam anlamıyla dinlemiyor diyor. Siz onu dinlerken arada ya ne demiştin burada diyorsunuz ve onun düşüncesini doğrulamak kaçınma diyebiliriz. Katran bebekten kaçma. Danışanın o olumsuz algısı ile ilişkili tuzaklara düşmemek. Bazen danışanlar gelir, kendilerini o kadar olumsuz anlatırlar ki siz içinizden dersiniz ki gerçekten sen böylesin ama bunu doğrulayacak bir bedensel ya da sözsel davranış sergilersiniz. Arkadaşlar katran bebeğin tuzağına düşmüş olursunuz. Peki kendini yakalama. Bunu da özellikle şunu söyleyelim. Zaman zaman danışanın kendisini hazine uğratan, kendisini gerçekten sabote eden davranışları olabilir, düşünceleri de olabilir. Danışan bu düşünce aklından geçtiğinde kendini yakalayacak. Kastımız bu. Danışanın kendini yıkıma uğratan, hazine uğratan düşüncelerinin farkına varmasıdır diyoruz.

Yine arkadaşlar imge yaratma ya da hayal gücünden faydalanma dediğimiz bir teknik var. Şimdi özellikle tehdit edici sosyal durumlarda danışanın kendisine gülebilmek sağlamaya çalışıyoruz. Bu noktada danışan sosyal bir davranış düşünüyor ya da hayal ediyor. Gülüş bir durum hayal etmesini istiyoruz. Özellikle burada amacımız şu, sosyal durumda tehdit edici bir davranış ya da ortam varsa kişinin kendisine gülebilmek sağlamaya çalışıyoruz ki bu onu rahatlatacak ve daha uygun davranış geliştirmesine yardımcı olacaktır diyoruz.

Paradoksal niyet ya da karşı sezgi tekniği. Bu daha Frankl'la da daha çok duyduğumuz bir teknik ama Adler'in terapide de var. Kaçınılan durumun daha yoğun yaşanılması isteme. Şimdi burada kaçınılan durumu birey daha yoğun yaşadığında ne olur? Biz o durumu tetikleyen, o durumun ortaya çıkmasına sebep olan aslında belirtileri görme şansını yakalarız. Örneğin danışan diyor ki yarın bir sunumum var. Ben bu sunumda insanların bana gülebileceğini, beni yetersiz görebileceklerini düşünerek terliyorum. Biz de danışana diyoruz ki sunumunu yaparken daha fazla terle diyoruz. Şimdi daha fazla terleyerek bu terleme olayını, bu düşünceyi ortaya çıkaran ya da bu davranışı ortaya olguları, sebepleri bir şekilde anlamaya, ortaya çıkarmaya yardımcı olur diyoruz. Kısaca terleyen bir danışana daha fazla terle, sinirlenen bir danışana daha fazla sinirlen ya da öfkelen demek gibi.

Çorbasına tükürmek. Danışanın çorbasına tükürmek. Şimdi danışanların kendilerine zarar verici birtakım aslında düşünceleri olabilir. Kendilerine ya da başkalarına da olabilir. Bunu da söyleyelim. Şimdi ve bu zarar verici davranıştan kişi kazanç elde edeceğini düşünebilir. Biz ne yapıyoruz? O planı bozmaya çalışıyoruz. Çünkü danışanın sonuçta kendisine ya da bir başkasına zarar verici bir davranış sergilemesini doğru bulmuyoruz. Her şeyden önemlisi kendisini terk eden bir kız arkadaşı var diyor ki kendimi öldüreceğim. İntiharımın sebebi ile ilgili yazacağım mektupta da onu hedef göstereceğim ve yaşamı boyunca o suçluluk duyacak. Siz de diyorsunuz ki eğer sen ölürsen onun suçluluk hissettiğini göremezsin ki. Böylece ne yaptınız? Çorbasına tükürmüş oldunuz arkadaşlarım.

Böylece Adler'in terapisi de bitirdik. Değerli arkadaşlarım, şunu söyleyeyim. Ben kanalımıza gösterdiğiniz ilgiden dolayı hepinize çok teşekkür ediyorum. Lütfen videolarımızı beğenmeyi, videolarımıza yorum yapmayı, kanalımızı başka arkadaşlarınıza tavsiye etmeyi unutmayın. Sizlerin desteğiyle bizler çok daha iyi içerikler üreteceğiz. Hepinize iyi çalışmalar, iyi günler diliyorum. Görüşmek üzere.