📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Neler Oluyor? Suriye Başkanı Amerika'da, Alman Otomotiv Devleri Krizde

49W2:16:02

Transcription

Ama evlisin, benim değilsin.

[Müzik]

Yıllar önce neredeydin? Çok geciktik sevgilim.

Evet White, bu şarkı sana gelsin artık.

Bu şarkı telif yememize değer bir şarkı mı Yaşar? Vallahi düşünüyorum. Herhalde ömrüm boyunca bir kez nikahın öncesinde yayına girersin diye düşünüyorum. Öyle ümit ediyorum.

Yani eee, hani ömrün boyunca bir kez nikah kıyarsın değil de, bir kez nikah öncesi yayına git. Nasıl anlamak istersen sen. Eee, sen yani şey yapıyoruz. Eee, yarın evleniyorsun.

Sesimiz geliyor mu? Ben onu düşünüyorum.

Sesimiz, sesimiz, sesimiz geliyor.

Sesimi duyan var mı?

Evet. Evet. Sesimiz geliyor.

Bu yayını 3. kez başlatıyoruz gibi bir şey oldu.

Evet. Ama artık aça aça ben sarhoş gibi oldum.

Evet.

Evet. Yani eee, tabii bugün neler olurun 116. bölümü. Bu arada herkese merhaba. Eee, saatlerimiz 23.21'i gösteriyor. Ne oldu diye soracak olursanız, anladığınız gibi Vahit yarın evleniyor.

Sesin mi yok?

Ha, yok ses, ses iyi.

Ses iyi.

E, biz de bu hafta Vahit'le beraber Konya'daydık. Sevgili Vahit...

Akşehir. Lütfen onu düzeltmeni rica edin.

Akşehir. Akşehir'deydik. Vahit'in kınası, düğünü ve bilimum geleneksel e etkinlikleri.

Yaşar, Akşehir'in Nasrettin Hoca'dan sonra gördüğü en ünlü kişiymişsin. Öyle diyor.

[Kahkaha]

Eee, yani güzeldi. Seninle 72 saattir beraberiz. Muhtemelen bir 24 saat daha beraber olacağız. 96 saat. Tabii bugün önemli gelişmeleri konuşmak için bir aradayız. Eee, şaka bir yana tabii ki başlığa da taşıdığımız gibi bir yandan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet Esad Trump'la beraber görüşüyordu. E, orada da bir evlilik muhabbeti döndü bu arada.

Trump dedi ki, "Kaç tane eşin var?" dedi.

Evet. Bu normalde kaç çocuğun var gibi sorulması gereken bir soruyken...

Onun onun bir görseli var bu arada. Şey, "Trump kaç eşin var diye." O videoyu bir izleyelim mi? Şimdi Trump önce parfüm sıkıyor. Tamam mı? Ve yanındaki adama adama...

Evet, şu an ekrana geldi. Bir izleyelim.

30 s...

Abi, gümrükten döndü bu parfümler gibi.

[Müzik]

Diyor ki, "Bu görebileceğin en iyi."

Bu da şey değil mi bu arada? E, arakçı yakçı değil, pardon o iğrenç. E, Hasan olabilir. Dışişleri Bakanı.

Diyor ki, "Sana bir tane verdim. Bir tane de eşine verdim." Diyor. Bu arada kaç tane eşin var diyor. O da hani bir tane var, ne bileyim belli olmuyor deyip sırtına vuruyor böyle.

Bilemezdim diyor. Aynen. White, sana ama bir tane eşle mutluluklar diliyoruz.

Bir tane diyorsun.

Evet.

Yani istersen daha fazla da olabilir ama hani...

Yok.

İstemezsin.

Bir tanesi de yeterli bence diyeyim. Yeterli demem yeterli olsun.

E, evet şaka bir yana. Evet sevgili seyirciler, saatlerimiz 23.23'ü gösteriyor ve bu saatte neler oluyorla karşınızdayız. 14 Kasım Cuma akşamından herkese merhaba. Vahit'le beraber bu bölümü yine sizlere sunacağız. Dünyadaki önemli gelişmeleri aktaracağız. Kameranın arkasında Zeren ve Seza bizlerle. Hemen şöyle sağa bakıyorum. Vahit'in sevgili kardeşi Samet de bizi oradan izliyor. Buradan herkese selam olsun. İlk haberimiz tabii ki Ahmet Esad'ın Suriye'den ABD'ye gitmesi ve ABD'ye resmi ziyarette bulunmasıydı. Bu haberin önemini şöyle söyleyeyim. Suriye bağımsızlığını kazandığından beri ilk defa bir Suriye başkanı ABD'yi ziyaret etmiş oldu. Dolayısıyla bu tarihi zirvenin, görüşmenin, buluşmanın detaylarını, sonuçlarını ve olası gelecekteki ihtimallerini sizlerle beraber değerlendireceğiz. İkinci haberimiz yine başlığa taşıdığımız gibi Alman otomotiv devlerinin yaşadığı kar kayıpları olacak. Volkswagen'ı, Mercedes'i, BMW'si. Bu şirketler eskisi gibi pazar payına sahip değil ve karlılıkları giderek düşüyor. Neyi yanlış yaptılar ve önümüzdeki süreçte nasıl bir rekabetle karşı karşıya gelecekler? Değerlendireceğimiz bir başka haber olacak.

Bu biraz senin için "biz demiştik" haberi gibi bir şey oldu.

Öyle demeyeceğim ama hani Alman sanayisi artık hani daha da ne kadar batabilir, hani koptu gidiyor gibi başlıkları ekrana taşıyabiliriz diye düşünüyorum. 3. haberimiz ise Embra ile ilgili olacak. Brezilya'ya gideceğiz. Brezilya 1960'larda ABD'den gıda yardımına ihtiyaç duyan, ABD'nin gıda yardımlarını isteyen bir ülkeyken dünyadaki en büyük tarım ihracatçısı olduğu. Bunun arkasında nasıl bir süreç var? Bunları konuşacağız. Benim için bu haftanın en güzel haberi bu arada. Hani en heyecanlı bir şekilde araştırdığım haber bu oldu. 4. haberimiz ise...

Biraz da kriz yerine başarı hikayesi konuşulur.

Kesinlikle. Bu arada gerçekten çıkaracağımız dersler de var ve çok hoşuma gitti. 4. haberimiz elektrik endüstrisine gideceğiz. Önce rüzgar tribünlerini, sonra dünyadaki elektrifikasyon süreçlerini konuşacağız. Ve son haberimiz White, seni ilgilendiren bir haber.

Nedir abi?

Abi, İtalya'da yeni bir yasa konuşuluyor. Yastık altı altınlara vergi gelecekmiş.

İtalyan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek gibi.

Mehmet Şimşek.

Yani.

Evet. Eee, bugün form...

Bu bir trend oldu ya. Niye her yerde böyle? Ama hikayesi belki farklıdır. Bilmiyorum. Şimdi böyle detayların hepsini konuşacağız ama bence tetikte ol, güzel dinle. Eee, bu haber bence artık sen...

Zaten altın fiyatları uçtu. Millet çeyrek takacağına gram hesabı yapmaya başladı.

Evet.

Eee, o insanı biraz üzüyor Yaşar. Yani şey diyorsun. Ben demiyorum bu arada ama hani yine de etrafta dönen muhabbetleri aktarayım. Ben ona çeyrek takmıştım ama şimdi o kadar fırlamış ki, gram taksam olur mu diye mesaj attı.

Vallahi geldi mi öyle mesajlar? Bana gelmedi ama hani yakın zamanda evlenen arkadaşlardan böyle hikayeler duydum.

Ben kimseye pek bir şey takmadığım için bu zamana kadar hani öyle bir derdim de olmadı açıkçası.

Bu arada eee, yavaş yavaş başlıyoruz ama sana bir sürprizim var.

Nedir abi?

Kuşak getirdim abi. Yapma!

Kendime kuşak getirdim. Evet.

E, bu şey olsun. Ofis için bağış toplama bahanesi olsun.

Az çok demeyelim, boş geçmeyelim sevgili seyirciler. Gördüğünüz gibi yarın düğünümüz var. Ofise çıktık. Bu bağışları siz bağış taktıkça şunu şöyle... Ben buraya şey yapacağım. Kuşak getirdim. Evet, gördüğünüz gibi. Boş geçmeyelim.

Dur o zaman ilk şeyini ben takayım. Bir, bir, 5 saniye bekleyin.

Gel.

Evet. Evet. Eee, kuşak gördüğünüz gibi kuşağımız da hazır. Eee, eğer boş geçmek istemezseniz birazdan takı töreni bile yapacağız yani. Eee, evet bu arada tabii ki Vahit ne getirdi?

Yaşar, sana hani bir cumhuriyet altını olmasa da...

Vay vay vay vay vay vay vay!

Şu öyle bir Sovyet madalyamı yanımda taşıyorum her zaman biliyorsun.

Evet, Sovyet madalyası. Damada ortasından bir Sovyet madalyası geldi. Evet, eee, gördüğünüz gibi şöyle Sovyet madalyamızı da taktık diyelim. İstersen yavaştan haberlerimize başlayalım. Tabii ki başlamadan kalacak mı üstünde?

Kalacak.

Evet. O zaman sana kötü bir haberim var.

Abi...

Biliyorum ne diyeceğini. Kırmızıyı kadınlar takıyor. Biliyorum kırmızıyı gelin takıyor ama ben bunu zaten Merve'den aldım. O yüzden beyazı bulamadım ama siz artık eee, nasıl kabul edersiniz? Birazdan ben bunu alnıma takacağım bu arada, ninja gibi. Çeşitli modeller yapacağız. Hiç sıkıntı yok.

Beline takma da Yaşar.

Ne diyeyim abi?

Belime de ne yakışır ha diyelim isterseniz. E, yavaştan başlayalım. Başlamadan önce de sizlerden tabii ki bir ricamız var. Zaman damgası gördüğünüz...

Evet. Bir zaman damgası, iki kuşağa bağış atanların da isimlerini yazacağız.

Kesinlikle.

Bunlar önemli geleneklerimiz.

Evet. Evet. İsimlerinizi yazıp gerçekten buraya isim isim yazacağız arkadaşlar. Hiç eee merak etmeyin diyelim ve isterseniz hızlı bir şekilde Washington'a gidelim. Çünkü Trump ve Esad beraber görüştüler. Hatta bununla ilgili bir görselimiz de var. Trump, Esad diye. Kendisi aslında dediğim gibi Suriye'de ilk kez ABD'yi ziyaret eden bir cumhurbaşkanı oldu.

Yani 80 yıllık eee Suriye Cumhuriyeti'nde bu zamana kadar hiçbir devlet başkanı ABD'ye gitmemiş o zaman. Doğru mu?

Tabii, kesinlikle. Evet. Yani...

Yoksa hani bir lider zirvesi anlamında mı?

Yok. Hiç kimse daha önce ABD'ye gitmedi. Tabii eee, şöyle ilginç bir aslında buluşmaydı bu. Çünkü Ahmet Esad birkaç sene öncesine kadar bizzat ABD tarafından aranan bir teröristti. Tırnak içinde söylüyorum.

Aşırı var mı onun?

Evet. "Stop this terrorist" diye ekranlara geldi.

Tabii o zaman Ahmet Esad değildi.

Aynen.

Muhammed El Cevlani diyorduk kendisine. Hatta Cevlani mi, Cülani mi, Cevlani mi?

Uzun bir süre tartıştığımız bir mevzuydu.

Kesinlikle. Ve 10 milyon dolara kadar bir ödül vardı üzerinde. Bu arada Cevlani'nin şu gözlerine bakar mısın? Hani hiç...

Çocuk neşesi de...

Yani daha önce hiç savaşmamış ve küresel cihatı hiç yaymaya çalışmamış gibi bir masumiyet yok mu yüzünde? Masumiyet de bir neşe derdim yani.

Aynen. Hani böyle hiç gelmez misin mübarek, bizle beraber canlı bomba eğitimi almaya der gibi bir bakış var gözlerinde. Tabii şaka bir yana daha önce Ahmet Esad ve Trump Suudi Arabistan'da mayıs ayında görüşmüşlerdi ve bu süreçte Cevlani ya da Ahmet Esad özel olarak aranan küresel teröristler listesinden çıkarıldı. Normalde ABD'nin bu listesine dahildi ama bir bilgi vereyim. Suriye hala terörizmi destekleyen ülkeler listesinde.

Hı hı. Bu kanun 1979'da çıkarıldı ve 1979'dan beri Suriye bu kanunun bir parçası.

Evet. Bu kanunun aslında en uzun süredir üyesi ve Suriye'nin buna dahil edilme sebebi ise zamanda Filistin Kurtuluş Örgütü'ne yaptığı destekler. Bu yüzden dahil edilmişti.

Evet. Ve şu anda aslında buluşmanın gündemlerinden birisi de buydu. Yani terörle mücadelede yeni Suriye rejiminin nasıl bir rol eee oynayacağı. Eee, belki biraz daha detaylandırırız birazdan ama eee Amerika merkezli bir koalisyon var aslında şu anda ve bu koalisyonun IŞİD'e karşı mücadeleye devam etmesi bekleniyor ve bu koalisyon artık Suriye'nin de aktif ve hani net bir tavırla eee IŞİD'e karşı savaşta koalisyonun bir parçası olması bekleniyor. Zaten Esad ve özellikle Temsilciler Meclisi'nden üyelerle eee yaptığı toplantıların ana gündemi bu oldu. Bu arada Plüto da arkada perdelerle oynuyor.

Evet.

E, bir diğer mesele tabii aslında burada eee terör dediğimiz zaman Türkiye Suriye'ye baktığında hep neyi gördü bu zamana kadar? Özellikle 90'larda eee PKK'ya yönelik Suriye'nin desteğini eee görüyordu. Bugün de mevcut rejimle Suriye Demokratik Güçleri eee ya da işte YPG, PYD yapısıyla eee aradaki ilişkiler bozulmuş durumda. Eee toplantının yani ya da toplantıların diyelim bir diğer önemli başlığı da buydu aslında ama en önemli başlık neydi abi? Yaptırımlar meselesi. İstersen ona geçelim.

Sen aslında bize güzel bir çerçeve vermiş oldun. O alt başlıkları teker teker işleyelim. Şimdi Suriye'ye yönelik yaptırımlar var. Caesar Act diye geçiyor. Bunlar ABD'ye mensup işte herhangi bir işletmenin, bir aktörün Suriye ile Suriye devleti ile bağlantılı aktörlerle ticari ilişki kurmasını engelleyen yaptırımlar. Bu elbette tabii ki Suriye'nin ekonomisine de ciddi ölçüde ket vuran yaptırımlar. Bunlar 180 gün boyunca daha donduruldu.

Şimdi burada "daha" ve "donduruldu" kelimelerine dikkat çekmek istiyorum. Çünkü daha öncesinde de bu Caesar Act yürürlükten kaldırılmış ve dondurulmuştu.

Hı hı. Ama tamamıyla de kaldırılmıyor. Yani şu an ABD Başkanı Donald Trump kendi inisiyatifini kullanarak bu yaptırımların dondurulmasını sürekli uzatıyor ve 180 günlük bir hak daha tanımış oldu. Artık yani ABD'li ticari kuruluşlar Suriye'li eee işletmelerine işte ticari ilişkiyi sürdürebilir. Fakat e bunun tamamen kalkması yasamaya bağlı. Şu an Cumhuriyetçiler içerisinde bir tek Brian Mast. Kendisi de bu arada e kongrede dış ilişkilerden sorumlu. Dış ilişkiler Komisyon Başkanı kendisi. O red veriyor ki Cevlani ya da Ahmet Esad onunla da görüşmüş oldu. Ben niye sürekli Cevlani diyorum bu adama bilmiyorum da...

Az önce atışını gördük diye yapıştı o.

Aynen o yapıştı. Herhalde yayın boyunca Cevlani diyeceğim. Brian Mast'la zaten görüştü ama asıl bence önemli kararlardan biri de finansal piyasalara entegrasyonu. Şimdi New York Merkez Bankasındaki Federal Rezervlerde Suriye'nin hesabı tekrar açılacak. Şimdi belki seyircilerimiz şunu merak edebilir. Ne demek yani eee Suriye'nin New York Merkez Bankası'ndaki Federal Rezervinin açılması, o hesaba tekrar erişebiliyor olması. E tabii ki dünyanın finans kalbi New York'ta ve oradaki Fed e yani Merkez Bankası'a her ülkenin bir rezerv hesabı oluyor. Bu rezerv vasıtasıyla merkez bankaları dolar operasyonlarını yürütüyorlar veya dünyanın dolar ödeme sistemine buradan dahil oluyorlar. İşte IMF'ten para mı gelecek? Bu Mehmet Yeşer Altun'dan garanti dolar hesabına gelmiyor. Yani New York dolar hesabına geliyor Türkiye Cumhuriyeti'nin veya swap anlaşmaları buradan yapılıyor. Kendi bankalarına dolar aktaracaklarsa mesela IMF'ten para geldi veya Dünya Bankası'ndan bu önce New York Federal Merkezdeki rezerv hesabına oradan da o ülkenin kendi iç bankacılık sistemine takas ediliyor. Bu ilk mesele transfer meselesi. İkinci mesele clearing and settlement dediğimiz bir sistem var. Clearing kabaca bankalar arası alacak verecek anlaşmaları demek ve hesaplaşması demek. Settlement ise paranın hesaplar arası değişmesi demek. Bu sisteme de artık ABD Suriye bankalarını yavaş yavaş entegre ediyor. Çünkü Swift'in henüz olmadığı veya Suriyeli bankaların muhabir banka bulamadığı yani karşılığı garantör banko bulamadığı bu sistemde eee Suriye'ye dair bir güvence vermiş olduğu ABD. Bunun gibi aslında birçok finansal piyasalar entegrasyonu kolaylaştıran eee aslında ABD'nin öncülük ettiğini görüyoruz. Son bir şey daha yaptı ABD. Suriye yeni para birimine geçecekken yeni para para birimine geçişteki aslında eee ne diyelim danışmanlığı ABD üstlenecek.

Evet. Hatta direkt JP Morgan üstlenecek dedi.

Evet. JP Morgan ve SEC dediğimiz eee yine finansal kuruluşlardan sorumlu yapı aslında bu işi yürütecek. Çünkü ne kadar para basacaksın? Onun işte konvertibilitesi ne olacak? Bilançolar nasıl tutulacak? İşte bu paralar kime verilecek? Bütün bunları ABD denetlemek, gözetlemek ve Suriye ile beraber yavaş yavaş bu ekonomik sistemi kurmak istiyor.

Ya aslında eee buradaki hikaye şu. Suriye'nin yeniden eee küresel ekonominin bir parçası olma hikayesinde ABD diyor ki bu oyunu tamamen biz kuracağız. Yani Suriye'nin küresel ekonomiye nasıl ne ölçüde eee ve ne sırayla hangi zamanda eee dahil olacağını biz planlayıp eee uygulayacağız. Bu ne anlama geliyor? Suriye bu zamana kadar eee özellikle hani Esad rejimi hem baba Esad hem oğul Esad e Rusya güdümünde bir ülkeydi ve küresel ekonomideki rolünde de yani bu ister ticaret olsun ister finans olsun eee Rusya'nın merkezi bir ağırlığı vardı. Şu anda aslında Suriye'nin tamamen yeniden eee kurulduğunu ve ABD güdümlü bir devlet olarak yeniden kuruluyor olduğunu görüyoruz. E bu arada sana bir peçete mi getirsin?

Aynen. Bana bir peçete gel.

Arkanızda bir peçete olacak.

Evet.

Şeyi de çalıştırdım o yüzden. Eee, burada hikaye şu. Bence neden bu Sezar yaptırımları vardı? Önce onu anlayalım. Çünkü Sezar yaptırımları aslında eee, Beşar Esad döneminde Suriye rejimine, eski Suriye rejimine yönelik ortaya konmuş yaptırımlardı. Eee, e rejim devrildi. Şimdi niye yaptırımlar devam ediyor? Burada kilit nokta aslında bu yaptırımları kaldıracak olan mercinin yasama olması. Yani yasama eee getirdi bu yaptırımları. Dolayısıyla yasama geri çekecek. Ama başkanın nasıl bir yetkisi var? Bu yaptırımları uygulamayı dondurma yetkisi var. Çünkü o da yürütmede.

Sırf evleniyorsun diye gözümden yaş geliyor, burnum akıyor, gözümden yaş geliyor.

Yani eee, olsun be Yaşar. Broluk bitmez biliyorsun. Eee...

Evet. Şimdi hikaye de zaten bir e Suudi Arabistan'daki Trump ve Esad buluşmasında da konuştuğumuz mevzuydu. Yasamayı ikna etmesi gerekiyor Suriye rejiminin. Yani Trump'ı ikna etmek değil mesele, meclisi ikna etmek. Bunun için de zaten Brian Mast'la görüşüldü. Eee, Brian Mast'ın Esad'la yaptığı görüşmede...

Onun görseli vardı bu arada.

Ana eksen ne oldu? Bence bu bizim bu yaptırımlarda ana derdimizin eee Suriye'nin kendi iç meseleleri ya da Suriye'nin finansal yapısı değil, Suriye'nin bölgede İsrail'le kurduğu ilişki eee olduğunu bize gösteren bir mesele. Çünkü Brian Mast eee bu konuda daha önce de eee net bir şekilde konuşmuştu. E Trump'ın da zaten e toplantı sonrası açıklamaları bizi böyle bir yere itiyor. Trump diyor ki evet iki ülke arasında eee çeşitli çatışmalar yaşandı bu zamana kadar ama bundan sonra bu iki ülkenin birlikte daha güçlü bir ilişki kuracağını ümit ediyoruz. Yani bu eee Suriye'nin yani Esad'ın ABD'de bulunma hikayesinin Suriye-İsrail ilişkileriyle de alakalı olduğunu bize net bir şekilde gösteriyor.

Kesinlikle. Yani bence başta da aslında çok önemli bir noktaya parmak bastın. Dedin ki Suriye ilk kurulduğu andan itibaren...

Hı hı.

Genellikle Sovyetlerin nüfusu altında olan, işte özellikle işte Baas ideolojisinin yerleşmesiyle beraber ve son dönemlerde de İran'ın çok güçlü olduğu bir ülkeydi. Biz tarihi derken şunun altını net bir şekilde çizmemiz lazım. Yani ABD ilk defa, ilk defa demeyeyim ama bölgede çok uzun bir zaman aradan sonra Suriye'yi Batı bloğuna veya kendi hegemonik sisteminin içerisine çekebildi. Çekebilmiş oldu. Ve Suriye'de aslında eee buna oldukça teşne gözüküyor.

İşte bir başkanın ziyaretinden başlayın, dolar sistemine entegrasyona kadar. Biz aslında eee küresel ittifak sisteminde Suriye'nin artık ABD tarafına yakın olduğunu veya en azından orada konumlanmaya çalıştığını görüyoruz. Bu anlamda bence burası önemli. İkincisi Brian Mast'la görüşmeden bahsettin. E zaten hani onun üzerine ekstra ekleyeceğin bir şey yok. Sadece bununla ilgili sana şunu söyleyeyim. Şimdi bir eee bu görüşmeden sonra IŞİD operasyon diye bir görselimiz var. O gelsin. Hemen Trump-Esad görüşmesinden sonra Şam'da bir gizli operasyon oldu ve Suriye'deki güvenlik kuvvetleri IŞİD hücrelerine bastılar. IŞİD hücrelerine bastıktan sonra işte çeşitli mühimmatlar, bombalar, işte bilgisayarlar, silahlar vesaire ele geçirildi ve bunları tabii ki basına servis ettiler. Şimdi bunun birkaç manası var. O da şu. ABD Mart ayında Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla 8 maddelik normalleşme tablosu önlerine koydu Suriye'ye. Yani dedi ki bizim siz de normalleşmemizi istiyorsanız ve bölgede sizin liderliğinizi, yani en azından sizin iktidarınızı kabul etmemizi istiyorsanız bunları yapmanız lazım. Birincisi İsrail ile İbrahim anlaşmalarını imzalamak. İkincisi yabancı teröristleri Suriye'den kovmak. Üçüncüsü Filistinli teröristleri ülkeden kovmak. Bu arada ABD jargonunu kullanıyorum burada. Dördüncüsü IŞİD'le mücadelede yardım etmek. IŞİD mahkumlarını tutmak ve onların tutulmasında Kürtlere yardımcı olmak. Beşincisi Suriye'de kaybolmuş ABD'lilerin izini sürmek. Altıncısı Suriye'nin kimyasal silahların akıbetini araştırmak. Yedincisi İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun ülkede etkinliğini azaltmak. Sekizincisi ise İbrahim anlaşmaları dışında aslında Ahmet Esad yönetiminin birçok hamleyi yapmaya çalıştığını görüyoruz. Şimdi ABD IŞİD'le mücadele yardım etmekten başlayalım. Zaten deminki gösterdiğim görüntüler de bununla alakalıydı.

Trump'la beraber IŞİD koalisyonuna katıldı Suriye ve Suriye IŞİD koalisyonuna katılan 90 ülke oldu. Bu manada zaten sembolik bir hamle kadar işte hemen ertesinde kolluk kuvvetlerinin yaptıkları baskıyı da görmüş olduk. İkincisi yabancı teröristlerin Suriye'den kovulması. Burada aslında Ahmet Esad'a şöyle bir eee ultimatom demeyeceğim ama şöyle bir öneriyle geldiler. Tabii ki siz sizlerle beraber savaşmış bir takım savaşçıları bilimum kamu pozisyonlarına alacaksınız ama onların eskisi gibi artık örgütlerle bağlantılı olmadığını bize net bir şekilde kanıtlamanız lazım. Kim gibi?

Kim gibi? Ahmet Esad gibi. Yani kendisi de öyle olduğu için yani e gerçekten bu arada yani tamam sen silahlarını bu saatten sonra bırakabilirsin ama kesinlikle ve kesinlikle silahları bırakacağını bize artık eee kesinleştirmen lazım. Üçüncüsü eee Filistin'li teröristleri ülkeden kovmak. Tırnak içinde terörist diyorum. Burada da aslında Suriye hükümeti birkaç adım attı. Mesela bilimum e Filistin Cihad İslami Cihad örgütünden birkaç ismi tutukladılar. Sınır dışı ettiler. Para bağlantılarını işte ayyuka çıkardılar. Dolayısıyla aslında Suriye hükümeti ABD ile eee hem ekonomik, finansal entegrasyon hem de bu tarz güvenlik, jeopolitik gibi meselelerde eee adım atıyor ve bunun karşılığını alıyor. İşte finansal piyasalar bunun karşılığında geliyor.

İkinci bir şey daha söyleyeceğim. Farkındaysan yaklaşık 1. sene oldu bu.

Evet.

Yani bu görüşme. Bence Trump eee bir sene bekledi işte finansal piyasaların açılmasına, entegrasyona. New York'taki Suriye rezervlerinin tekrar işte işletilmesine, Washington'da büyükelçiliğin faaliyete geçmesine bu tarz kararları vermek için bir sene bekledi. Çünkü görmek istedi ve şimdiye kadar bence Ahmet Esad'ın Trump açısından geçer not aldığını düşünüyorum ben. Hani Trump geçer not veriyor.

Evet. Bu ziyaretin kendisi de bu anlama gelir. Bu ziyaret sonrası yapılan açıklamalar da eee yani Trump'ın Suriye'deki yeni rejime dair beklentilerinin eee önemli ölçüde karşılandığını gösteren bir durum var aslında karşımızda. Zaten bunu da eee işte Suriye'nin ABD'ye yakınlaşmasına rahatsız olanlar da bu şekilde dile getiriyor. Eee Suriye'nin ABD'ye yakınlaşmasından memnun olanlar da benzer şekilde dile getiriyor. Bence burada eee Suriye'nin o jeopolitik kaymasını gösteren bir hadise daha yaşandı yakın zamanda. O da neydi?

Nedir o? Tartus Limanı'nın e işletme e sözleşmesi normalde Rusya'nın kontrolündeydi. Biliyorsun bu Birleşik Arap Emirlikleri'ne devredilmiş oldu şu anda. Yani 800 milyon dolarlık bir anlaşma yapıldı. Buradaki gibi benzer eee kritik bazı eee noktaların kontrolünün Rusya'dan eee daha ABD eksenindeki ülkelere geçtiğini göreceğiz. Ve tabii işin İsrail'e bakan kısmında da yani yeni Suriye rejiminin belki Türkiye ile ilişkilerini eee, daha dikkatli kurması gerektiği bir senaryoya doğru gideceğiz. ABD'nin etkisi arttıkça.

Bu arada sen dedin, Birleşik Arap Emirlikleri'ne geçti diye 30 yıllığına satın aldılar. 800 milyon dolar karşılığında. Bu arada bu Suriye ekonomisinin yaklaşık %8'ine tekabül eden bir anlaşma. Yani tabii...

Yani Suriye'nin GDP'si şöyle bir hesapladığımızda 10 milyar dolarlık bir gayri safi milli hasılası var. 10 milyar dolar Koç Holding'in büyüklüğünde bir yani hani öyle düşün. Şu an Suriye'nin ekonomik büyüklüğü gayet düşük.

Fakat sadece Birleşik Arap Emirlikleri değil General Electric ve Siemens'te Suriye'deki gaz tribünlerine dair bir anlaşma peşinde. 7 milyar dolarlık bir anlaşma bu da. Şimdi bu hatırlarsan biz seninle Esad neden yıkıldı diye geçen sene Aralık ayında bir yayın yapmıştık ve orada şunu söylemiştik. Batı Suriye'yi entegre etmek zorunda kendi içine. Çünkü bir pazar arayışında. Yani işte bugün Çin dünyadaki birçok ülkenin pazarını ele geçiriyor. Arabalar, gaz tribünleri, birazdan konuşacağız rüzgar tribünleri. Suriye pazarının açılması aslında Batılı şirketler için de müthiş bir pazar açacak. İşte Siemens veya General Electric için 7 milyar dolarlık bir anlaşmadan bahsediyoruz şu an.

Evet. Ya aslında neredeyse bir yılı dolacak bir yeni rejim var karşımızda. Eee, geçici bir rejim olmakla birlikte bu rejimin, eee, geldiği yeri ve Suriye'nin geldiği yeri de eee, belki önümüzdeki haftalarda daha derin konuşacağız. Ama şimdilik şöyle bir özet geçelim. Yani bir anlamda dediğin gibi iktisadi olarak çok küçülmüş bir eee, ekonomi vardı karşımızda. Küçülmüş bir Suriye vardı. eee Suriye'nin sıfırdan imar sürecindeyiz aslında ve bu imar süreci henüz güçlü bir şekilde başlamış değil. Yani 11 ay geçti. Şu an Suriye'ye daha ziyade eee küçük eee girişimcilerin, belki bunların önemli bir kısmı da zaten halihazırda Suriye'de olup da iç savaş döneminde terk edenler olduğunu da belirtmek gerekiyor. Bunların Suriye'ye geri dönüp küçük yatırımlar yapmaya başladığı bir dönemdeyiz. Bu yatırımların ölçeği ama büyüyor. Yani zaman zaman işte iki telli sanayiden eee dinlediğimiz hikayeler oluyor. Suriye'den şöyle eee sipariş geçtiler bize falan diye. Bunun boyutunun artması yani işte bahsettiğin gibi General Electric ya da Siemens gibi büyük şirketlerin Suriye'ye girebilmesi aslında iki şeyle alakalı. Bir dediğin gibi Suriye'nin Batı bloğuna entegre olma niyetini her seferinde tekrar pekiştirmesi. Ama ikinci mesele Suriye'de bir istikrarın da eee olduğuna insanları ikna edebilmeleri gerekiyor. İstikrar olmadığı senaryoda yüksek riskli ve yüksek karlı eee işler peşinde koşan girişimciler sadece Suriye'ye gelir. Yani dışarıdan gelecekleri için söylüyorum bunu. Eee işin istikrar boyutuna bakacak olursak da aslında Suriye'de şu geçtiğimiz 11 ayda ki biraz da fazla oldu. 11 ayı da geçtik neredeyse bir yıl olacak iki hafta sonra. Eee aslında kritik birkaç mesele var ki hala çözülmedi. Bu kritik meselelerden bir tanesi zaten Suriye'nin eee toprak bütünlüğü ve rejim yapısı ile alakalı. Yani yeni rejim hem eee Dürzi topluluklarla ilişkisini net bir şekilde tanımlayamadı ve onları rejime biat ettirmeyi henüz becerebilmiş değil.

Bir de üzerine İsrail'de bu Dürzi toplulukları topraklara müdahale aracı olarak da kullanıyor.

Evet. Yani orada sürekli kaşınıyor bu konu. E ikinci mesele de aslında işte YPG'de ya da işte Amerika'nın dediği şekliyle Suriye Demokratik Güçleri. Eee buradaki siyasi yapı da henüz rejimle anlaşabilmiş değil. Tabii bu anlaşabilmiş değilin eee içerisinde şöyle bir mesele de var. Yani eee taraflar arasında şu anda bir ateşkes durumundayız ama eee işte burada YPG'nin talepleri içerisinde ne var? Bir otonomi var. Yani Suriye'den bağımsız olmayı talep eden bir yapı yok orada. Ama bu otonominin içerisinde de yeni rejimde daha güçlü bir role sahip olma talebi var. Ve bu taleplerin henüz eee karşılandığını ya da ne bileyim bu talepler karşılanmayacak olsa bile karşı tarafın ikna edilebildiğini görmüyoruz. Yani yeni rejimin eee en büyük testlerinden bir tanesi de önümüzdeki aylarda yeniden bu eee YPG PYD ile eee nasıl bir düzlemde anlaşacağı olacak.

Tabii geçtiğimiz günlerde Ahmet Esad ve Mazlum Abdi beraber bir poz vermişti. İşte ilerleyen süreçte Kürtlerin işte sisteme entegrasyonu, işte YPG'nin Suriye ordusuna entegrasyonu gibi birçok meselede anlaşmaya varacaklarını bir yol haritasının çizileceğini söylemişti. Ama o günden beri daha somut bir harita önümüze çıkmadı. Tabii bu meseleyi komplikeleştiren bir de Türkiye'nin bu konudaki dahili var. Çünkü Türkiye için SDG'nin ayrı bir varlık olarak varlığını devam ettirmesi veya YPG'nin Suriye ordusuna entegre olmadan o bölgede işte konuşlanması, dağıtılmaması, lağvedilmemesi...

Ya da ordu içine dahil olsa bile özel bir yapı olarak kalması mesela bunlar...

Kabul edilebilir şeyler değil Türkiye açısından ve hatta belki ilerleyen bir süreçte Suriye'ye yönelik operasyonun bile eee işte meşru bir aracı olarak görülecek Türkiye tarafından. Dolayısıyla bu meseleyi aslında eee ikili bir sadece yapı olarak değil, üçlü bir yapı olarak değerlendirmek gerekiyor.

Hatta ABD'yi de dahil ettiğinde denklem daha komplikeleşiyor. Yani Esad'ın ziyaretlerinde bu konu yine gündeme geldi.

Kesinlikle tam da oraya gelecektim. Çünkü şu an bu meseleyi biraz belirsiz kılan da ABD'nin eski yani eskiden beri müttefiki olan Kürtleri tam anlamıyla bırakmamış olması ama bu konuda da hani apaçık bir şekilde desteklememesi. Ahmet Esad'a bir yandan yavaş yavaş ısınırken bir yandan yavaş yavaş işte Washington Büyükelçiliğinin tekrar fonksiyonun açılması, işte finansal piyasalar entegrasyonu sağlarken e Dürziler, Kürtler, İsrail meselesinde baskıyı devam ettirmesi. ABD'nin eğer her şey böyle devam ederse Suriye'nin birlik ve beraberliğini savunacağını ama şimdilik Kürtleri de Ahmet Esad'ı birazcık hani böyle sıkıştırmak veri geldiğinde ikinci bir opsiyona sahip olmak için de kullanacağını düşünüyorum. Benim kendi fikrim bu. Yani her şey böyle devam ederse bölgede ayrı bir Kürt otonomisi göreceğimizi düşünmüyorum. Hem ABD'nin tutumu hem Türkiye'nin tutumunu beraber değerlendirdiğimizde. Şimdi buradan şuna geleceğim ama ABD'nin hedefine. Çünkü bence ABD'nin hedefini anladığımızda birazcık daha durumu netleştireceğiz. Şimdi bir kere genel anlamda ABD Ortadoğu'nun daha fazla istikrarsızlaşmasını istemiyor. Yani Ortadoğu'da daha fazla savaş, daha fazla ekonomik yaptırım ve işte bu savaşlar neticesinde daha fazla eee şiddeti teşvik eden grupların çıkmasına vesile olan ortamın yeşermesini istemiyor bölgede. Birincisi bu. İkincisi aynı şekilde İsrail'e dönüp bence İsrail'in abarttığını da düşünüyor. Yani İsrail'in vahasızla kırmızı çizgileri çiğnediğini ve dizginlenmesi gerektiğini düşünüyor. Hani bunu ne derece baskılı ve başarılı bir şekilde yapıyor tartışılır. Ama bana sorarsan ABD İsrail'e artık eee perde arkasından dur demeye başlamış durumda. Ama hikayenin diğer bir kısmın da şu olduğunu biliyor. Ne zaman Irak'a müdahale etse, Irak'tan elini çekse, Suriye'den eli çekse, bu ülkelere İran nüfuzunun başladığını, bu ülkenin hızlıca istikrarsızlaştığını, ekonomisinin eee bunlara müdahale etmeden kalkınamayacağını bildiği için e eskisi gibi tamamen buralara duvar çekmek istemiyor. Yani bir yandan İsrail'de dur derken bir yandan da Irak ve Suriye'de tekrar yapılanmanın ve İran etkisinin artmasının engellenmesini istiyor. Tabii ki bunun temeli de İbrahim anlaşmaları. Yani bölgede bütün ülkelerin İsrail'in varlığını, egemenliğini kabul ettirerek aslında eee İsrail'le barışmış bir Ortadoğu yaratmak istiyor ve bunu sadece Suriye'de yapmadı. Kazakistan görselimiz var. Bu hafta belki dikkatlerinizden kaçmış olabilir ama takipçilerimizin birçoğunun takip ettiğini düşünüyorum. Kazakistan Ortadoğu'da olmayan bir ülke. Ne alaka dersin? İbrahim anlaşmalarına uzun bir aradan sonra dahil olan ilk ülke oldu ve Orta Asya'dan dahil olan ilk ülke oldu.

Ve aslında onu takip edecek iki ülke daha olacağı duyuruldu. Eee, henüz netleşmemiş olmakla birlikte. Bence bu İbrahim anlaşmaları vurgun ve İran'la alakalı vurgun önemliydi. Eee, ya ABD'nin şu an yeni rejimden veya işte Suriye'nin gideceği yöne dair e kafasındaki plan aslında Evet. Bir Ortadoğu'daki bu istikrarsızlığı sonlandırmak. Burada İsrail'i belki dizginleyemeyeceğini düşünüyor olabilir. E, dizginlemeye çalışsa da, eee, dizginleyemediği senaryoda da ne yapması gerekiyor? İsrail'e "Benim müttefikim Suriye'dir" diyebilmesi gerekiyor. Yani Suriye'yi de İsrail'le aynı safa koyması gerekiyor. Yani karşısında olduğu senaryoda çünkü İsrail'i dur diyemiyor. Eee, bu sadece ya bence İran artık ABD için büyük bir tehdit olarak düşünülmüyordur.

Direkt İran'ı vurmak gibi bir şeyleri var. Çünkü imkanları var. Ama İsrail'e sinyal verebilmek, yani İsrail'le savaşmamaları için eee Suriye'yi müttefik yapmak bence daha anlamlı bir hikaye. Ama bir diğer mesele bence burada şu. Yani ABD Ortadoğu'yla o kadar ilgilenmek istemiyor diyorduk biz. Çin'e gözünü dikti diyorduk. Böyle bir dönemde Suriye'ye ilgi göstermesi neden? Yani aslında birbirini dışlayan, birbiriyle çelişen iki cümleymiş gibi gözükse de bence Trump hala eee Çin'le mücadele ederken diğer coğrafyaları arka kapısı olarak görecek rahatlıkta olmayı istiyor.

Yani ne zaman Ortadoğu karışsa...

Şimdi şöyle bir durumla karşı karşıya oluyor ABD. Yani buradan doğan bir örgüt veya burada yaşanan bir sosyal hareketlilik eee ABD'nin uzun vadeli çıkarlarına zarar veriyor. İşte belki bu işte IŞİD olabilir, belki bu El Kaide olabilir. Dolayısıyla ABD e burada aslında kafasının rahat olmasını istiyor. İkincisi, Ortadoğu'da İbrahim anlaşmaları temelli eee İsrail'in liderlik ettiği, Suudi Arabistan'ın finansmanını sağladığı ve yapabilirse belki de Türkiye'nin askeri güç olduğu eee bir eee Pax, İsrail, Amerika, Suudi rejimi düşünüyor.

Tam olarak İbrahim anlaşmaları diyorsun.

Aynen. Tam bunu sağlayabilirse zaten eee buradaki işte e enerjinin, sermayenin ve teknolojinin birleştiği bir arka kapı. Yani belki ileri de eee Çin'e karşı kendi Afrika'sını yaratabileceği bir coğrafya düşünüyor. Bunu yaratabilir mi? Göreceğiz. Çünkü bir yandan da bölgede çok yoğun bir ABD nefreti ve ABD karşıtlığı da var. Eee, yani çünkü Irak'taki ve Suriye'deki geçmişi düşündüğümüzde veya savaşın görünen veya görünmeyen zararları var. Bunları üst üste koyduğumuzda aslında e ABD bunu nereye kadar sağlayabilir? Bunlar soru işareti.

Ya burada bence en az konuştuğumuz mesele şey, yeni rejimin kurucu elitleri eee ABD ile nasıl bir ilişkiye sahip? Yani çünkü yeni rejimle arası kötü olanlar ABD'ye eee Ahmet Esad'ı ve onun eee kurmaylarını şey diye kötüleyebiliyorlar. Ya bunlar eee şeriatçı zaten. Bunlar şu anda medya önünde ya da diplomatik görüşmelerde ılımlı insanlara dönüştüklerini göstermeye çalışıyorlar. Ama kafa yapısı olarak bunlar ABD'ye de düşman. İşte zaten ABD'nin aranan kişiler listesindeydi, teröristler listesindeydi. Eee batıya da düşman. Bu argüman eee o kadar da yabana atılacak bir argüman olmayabilir. Şu anda yeni bir rejimi kurabilmek ve Suriye'nin egemenliğini yeniden eee tesis edebilmek için birtakım pazarlıklara oturan bir devlet başkanı var aslında karşımızda. Ama egemenliğini kurabildikten sonra Suriye'nin bölgede ya da küresel jeopolitik dengeler içerisinde konumu nasıl olur?

Hala Amerikan yanlısı, hala İsrail'le iyi geçinmeye çalışan bir rejim olmaya devam eder mi? Eee, bence bu soru işareti. Yani aksi olur demiyorum ama buranın bir, eee, karanlık bölge olduğunu da kabul etmek gerekiyor.

Bu arada demin söylediklerimi belki de yanlışlayacak bir şey söylemek istiyorum. Biraz da düşünelim diye.

ABD karşıtlığı Irak, Suriye ve Türkiye'de düşünüldüğünde...

Hı hı.

En fazla Türkiye'de gibi geliyor bana. Neden diye soracak olursam yani birazcık da düşünelim diye söylüyorum. Hani...

Mevcut konjonktür.

Aynen. Aynen. Yani herhangi bir veriye dayanmadan söylüyorum bunu.

Neden böyle diye soracak olursan çünkü Irak ve Suriye'de bir ciddi Amerikan karşıtları ciddi yenilgiler uğradılar. İki toplum Amerika'yı karşına almanın bedelini gördü.

Çok ciddi gördü ve bölgede İsrail ve ABD'ye kafa tutarak var olamayacaklarını fark ediyorlar. Yani mesela Türkiye'de Amerika'nın karşıtı Irak ve Suriye kıyasla şu an daha yüksek olabilir. Bugün Ahmet Esad dediğimiz gibi Filistin, işte İslami Cihad örgütünün üst düzey örgüt üyelerini tutuklayıp teslim ediyor veya ülkeden sınır dışı ediyor ve buna dair ciddi bir tepki oluşmuyor. Suriye'de veya bugün Irak'ta ABD etkisi ve nüfusu hala devam ediyor. Fakat toplumda elbette buna karşı çıkanlar var. Elbette bunu eleştirenler var. Ama bunun bir modus operandi olması gerektiğini herkes biliyor. Çünkü ABD ve İsrail isterse bu ülkelerin bütün kritik altyapılarını yok edebilir. Bundan yola çıkarak belki ilerleyen süreçte 5-10 sene sonra çok daha Amerikancı bir Suriye veya çok daha Amerikancı bir Irak görebiliriz Türkiye kıyasla. Son ikinci bir şey daha söyleyeyim. Bu geçen bir sene bana Türkiye'nin Suriye nüfuzunun düşündüğü kadar artmadığını veya eskisine kıyasla biraz azaldığını düşündürtüyor. Düşündürttüğü şeyi söyleyeyim. Yani yine bu herhangi bir veriye dayanmadan söylediğim bir şey. Seninle bir Suriye'ye gitme planımız var.

Hala plandan ibaret bu arada.

Ümit ediyorum ki gideceğiz Suriye'ye ve orada belki bunları daha net bir şekilde gözlemleyeceğiz. Belki Zeren de bizle gelecek. Sezay'ı da alıp götürürüz.

Yok.

Zaten çok uzak değiller onlar. Suriye ama bir yandan eee gerçekten eee Suriye'de aslında ben daha Amerikancı bir çizginin çok da uzak olmadığını düşünüyorum.

Ya evet aslında Ortadoğu'yu düşündüğümüzde en kendi egemenliğine düşkün toplum Türkiye gibi geliyor. Ama diğer toplumlara çok uzaktan baktığımız için böyle olabilir. Eee, bir ara bir anket de açabiliriz bununla alakalı. Yani aklıma İsmet Özel'in o "Siz Avrupa Birliği'ne girmemize karşı mısınız?" sözüne verdiği cevap geldi. Türkiye'de evet bir antiamerikancı damar var. Eee ve henüz yenilgiye uğramadı yani ABD tarafında.

Ben şunu merak ediyorum. Seyircilerin Suriye hükümetine ve Suriye devlet başkanına ve son bir seneki gelişmelere bakışını merak ediyorum.

O yüzden şunu sormak istiyorum.

Suriye'nin geleceğini ümitli görüyor musunuz? Ne diyorsun buna? Yani...

Suriye'nin geleceğini ümitli görüyor musunuz?

Olur. Sen aç. Eee, Suriye'nin geleceğini olumlu görüyorum, olumsuz görüyorum diye. Şimdi sevgili Zeren anketi açıyor. Eee, istersen biz de bu esnada bu anketi açtık. Açmakla beraber yeni haberimize geçelim.

Olur.

İkinci haberimiz Alman otomotiv devleri krizde küçülüyorlar. Şimdi biliyorsunuz Alman otomotiv devleri aslında Alman sanayisinin göz bebekleri. Alman sanayisi denince akla gelen ürünler işte kalitesi, verdiği konfor hissiyatı, marka algısı veya eee lüks duruşuyla bunlar Alman sanayisini temsil eden varlıklar. Ama önce Mercedes'ten başlayalım. 2025'teki 3. çeyrek bilançolarını açıkladı.

Hı hı.

Şirketin net karı %30'a düşerek 1.19 milyar euroya geriledi. Şirketin geliri ise yıllık bazda %7 düşerek 32 milyar euroya geldi. Ayrıca satılan araç sayısı...

%12 düşerek 441.453'e geriledi. Özellikle Çin piyasasında bir düşüş var. Geçen senenin aynı vaktine göre yani 3. çeyreğine göre.

Çin'deki araç satışı %27 azalmış ve 2027 için 5 milyar euroluk bir tasarruf planı hazırlıyorlar. Volkswagen'a bakalım.

Mercedes özelinde anlattığın hikayeyle diğerleri o kadar benzemiyor diye tahmin ediyorum. Çünkü şimdi Mercedes hala kar ediyor. Karı küçülen bir şirket. Dolayısıyla hani şey diyebiliriz ya zaten çok kazanıyordu. Biraz da az kazansın canım. Bu bir kriz olmayabilir. Ama Volkswagen hikayesi Mercedes'ten daha kötü diye anlıyorum.

Zarar yazdılar. Aynen öyle. Yani 3. çeyrekte 1.3 milyar euro operasyonel zarar ettiler. Geçen sene aynı çeyrekte 2.8 milyar euro operasyonel kar yapmışlardı. Yani dediğin gibi kardan zarara bir geçiş var. Yani bunu iki şeye bağladılar. Bir ABD tarafından uygulanan gümrük vergileri. İkincisi Porsche'un elektrikli araç dönüşümünü durdurması. Sadece Porsche'un dönüşümünü durdurması 4.7 milyar euroya mal oldu. Ekstra ABD gümrük vergilerinden 5 milyar euroluk bir zarar bekliyorlar.

Ama istersen bütün bu görselleri, bütün bu yaşananları tek bir görselde görelim. O görselimizin ismi de Alman Otomotiv Devleri diye. Şimdi bu aslında tek görselde bize her şeyi anlatıyor. Çünkü en soldaki sütuna bakalım. Almanca ama hepsini tek tek anlatacağız. 2024 yılında bu üç firmanın Ocak ve Eylül arası ham karkarı 32.9 milyar euro olmuş. 2025 yılına geldiğimizde ise bu hamkar 17.8 milyar euroya gerilemiş. %46. Acayip bir azalma var. Yani neredeyse yarı yarıya bir karalması var.

Şimdi tek tek bakalım. Volkswagen'ın karı 12.8 milyar eurodan 5.4 milyar euroya kadar geriliyor. Mercedes 10.4'ten 4.3'e. BMW bu iki şirketin arasında en ayakta kalanı olmuş. 9.6'dan 8.1'e gerileme var. Dolayısıyla bu bize aslında şunu söylüyor. 2025'in 3. çeyreğini birleştirdiğimizde Volkswagen hala kar ediyor 5.4 milyar euro da olsa ama 3. çeyreğe baktığımızda kendi başına bir zarar var ve geçen seneye kıyasladığımızda da hani mevsimsel bir zarar değil bu. Geçen sene kar ettiği bir çeyrekte bu sene zarar etmiş diyoruz.

Ortadaki durum ise yani sütunlar ise bize satılan araç miktarını gösteriyor. 2019 yılında yani pandemi öncesi bu üçlü toplamda 11.51 milyon araç satmış. Yani 11.510.000. Bu rakam %20 azalmış. 2024'te 9,5 milyona, 2025'te de 9.52 milyona düşmüş. Ve 2024 yılında sattıkları araçların içerisinde toplam elektrikli araç sayısı 940.000. 2025 yılında biraz artmış. 1.160.000 ama en alttaki tablo sağ sağın en altındaki tablo bize aslında genel bir resim sunuyor. 2019 yılında bu üç firmanın ortalama kar marjı %5.8, 2024'te bu %7.1'e çıkıyor. Yani daha az araç satarak bile premium araçlar vasıtasıyla aslında kar marjlarını yükseltmişler. Fakat 2025 yılında bu strateji de çalışmamış. Araç sayısı düşüyor, kar marjı düşüyor ve en sona 2019'un bile gerisine yani pandemi öncesine gerileyerek gerileyerek %4.1'ine.

Cümlene bir itirazım var benim. Yani 2024'ten 2025'e orada bir kar marjını küçültme girişimi var ya bu kar artma arttırma yok. Kar marjı 2024'ten 2025'e azalmış. Yani 7.3'ten 4.1'e gerilemiş. Aslında oradaki yüksek kar marjı bizim hatta elektrikli arabalar videosunda da konuşurken benim eleştirdiğim bir şeydi. Çünkü kar marjını yüksek tutmak demek pazar payını kaybetmeye devam etmek demekti. Şimdi kaçınılmaz olarak kaybettikleri bir pazar var ya ortadaki görselde koyu kırmızı bordo mu bu? Belki kahverengidir de ben öyle bile görüyor olabilirim. Çin diyeyim. Siz anlayın oradan.

Bordo bordo. Bordo değil mi? Aynen öcam. Bordo. En azından Bordo'yu görüyorum. En ciddi pay kaybının Çin'de olduğunu görüyoruz. Tabii Avrupalı araç üreticileri için ki zaten birazdan belki Çin'deki otomobil verilerini de zikrederiz o farkı anlamlandırmak için. Çin'de ne kadar düşürürsen düşür kar marjını o yarıştan kopman Avrupalı bir üreticiysen artık kaçınılmaz hale geldi. Dolayısıyla Çin pazarından çıkmayı kabulleniyor. Yani oradaki pazar payının küçülmesini kabulleniyor Avrupalı şirketler. Ama asıl mesele ya ABD tarafında yine gümrük vergisiyle izah edebiliyoruz. Orada da satışların azalmasının öyle bir sebebi var. Bu arada hani o azalmanın da çok kayda değer bir azalma olmadığını fark edeceksinizdir. Zaten %1'in altında 0.97'ydi 2019 yılında ve 2025'te de 0.95'lik bir yani 950.000'lik bir satış var. Asıl kapışma şu anda bir Avrupa iç pazarını domine edebilmek. Yani Tesla ve BD gibi yabancı araçlara karşı iç pazarı koruyabilmek, bir yandan da dünyanın geri kalanına daha fazla araç satabilmek.

Şimdi bunu sağlamanın yolu, Avrupa tarafında belki siyasi baskılar yapıp Avrupa içi gümrük vergilerini şey yani Avrupa'nın dışarıya koyduğu vergileri yükselttirmek olabilirdi. Ama dünyanın geri kalanına hitap etmek istiyorsanız karını korumanız yani aşağı çekip korumanız gerekiyor. Ve zaten bu da şeyle sonuçlandı. Yani 2024'e kıyasla araç satışı yükselmiş, karlılıklar düşmüş diyorsun ya. Bu birazcık üretmeyi arttırabilmek için denenen bir stratejiye de benziyor bence.

Ben burada karlılıkların azalmasının ama birkaç sebepten kaynaklandığını düşünüyorum. İlki şu. Şimdi bu Alman otomotiv firmaları birincisi çok uzun bir süre özellikle Uzak Asya ve Çin'e sattıkları yüksek kar marjlı otomotiv ve işte modellerle geçindiler. Yani Çin piyasası, Uzakdoğu piyasası onların işte böyle hani birebir, bire kazandıkları piyasaydı. Amiane tabirle söylüyorum ilk olarak.

İkincisi yine bu Alman otomotiv firmaları çeşitli modeller çıkararak ve bu modellerdeki her bir özelliği ekstra bir satış unsuru haline getirerek. İşte vay efendim alttan ısıtmalı koltuk. Pardon aklıma ilk o gelmişti. Vay efendim işte otomatik bagaj kapısı. Vay efendim işte böyle çevirmeli kol yerine şey mi? Aynen. Elektrik düğme vesaire. Yani normalde artık standart pakette görmemiz gereken birtakım teknolojik gelişmelerin her birini sırf kar için sürekli kullanıcıdan talep etmeye başladılar. Bu sadece bu arada Alman firmaları değil. Renault'un falan bile yaptığı bir şey oldu. Yani Renault'nun mesela boş paket alıyorsun adam şey koymuyor ya şu şeyleri arkada ask falan koymuyor. Yani şimdi bu zaten rekabete çok açık bir unsur yarattı. Yani Çinli firmalar öyle paket maket satmıyor. Aldığında her şey içinde var. İşte araç takip sisteminden işte şerit takip sistemine koltuk ısıtmasından şusuna, busuna kadar aslında batılı firmaların nerede neyi eksik yaptığını fark etti. Müşteriyi nerede memnun etmediğini fark etti ve çok daha ucuza bütün özellikleri sunmaya başladı. Bu şimdiye kadar herhangi bir rekabet içerisinde olmayan batılı firmaların kar marjlarını şişirmeye muazzam bir darbe vurdu. Yani kar marjlarının bu kadar düşmesinin altındaki ilk olay rakip çıkmaları ona.

Evet. Yani Avrupalı şirketler piyasa rekabetiyle tanıştır diyor. Aynen öyle. Yani şu an mesela Airbus ve Boe'i düşün. Hı hı. Şimdi aslında bir doğapol var. Ben kablonu da takabilirsin. Teşekkür ederim. Yine rejimiz yetişti her şeye. Şimdi bir Doapol vardı. Dolayısıyla bu Doapol gibi bir sistem var. Yani uçak endüstrisinde. Tabii otomotiv endüstrisinde öyle değil ama hani o kar marjını şişiren ilk şey buydu. Dolayısıyla ilk bununla karşılaşıyorlar.

İkincisi, ikincisi şimdi elektrikli firmalar yani elektrikli araçlara dönüşümü de çok ciddi tökezlediler. Yani buna para da harcadılar bu arada. Yani işte Porsche 7.7 4.7 milyar dolarlık bir para harcadı buna ve şimdi geri dönüyor. Dolayısıyla aslında burada bir ne diyelim boşa gitmiş bir yatırım var ve Çin otomotiv firmaları dediğin gibi dünyanın her yerine daha fazla araç satıyor.

Şimdi bununla ilgili bir görselimiz gelsin hemen Çin ihracat diye. Şimdi bu gelen görsel bize şunu gösteriyor. Çok uzun 2011'den itibaren Çin'in otomotiv ihracatı ve otomotiv ithalatı başa baş gidiyor. Fakat 2020 ile beraber yukarı doğru tırmanan bir ihracat var. Yani şu an Çin 10 milyona yaklaşmış bir otomotiv ihracatı yapıyor. İthalatı 1 milyonda hatta azalma eğilimi var. Azalma eğilimi var. Yani şey çok ciddi bir eğim değil azalıştaki şey. Ama anlamlı bir düşüş var. belki o 1 milyonun biraz altında sabit de kalacak ama yine de hani Çin iç pazarına satışlar devam etse bile dünyanın geri kalanında Çin'le rekabet edebilmek Avrupalı şirketleri yoracak. Yani bu zamana kadar sadece ABD'li şirketlerle rekabet ediyorlardı. İki de onlar da kendi krizleriyle boğuşurken Avrupalı şirketler hani Japon şirketlerle birlikte küresel otomobil piyasasında ciddi başarılar elde etmişlerdi. Yani Detroit çökerken hem Avrupalı hem de Japon otomobil endüstrisi yükseliyordu.

Şimdi Çin zamanında Avrupa ve Japon şirketlerin Detroit'e yaptığını Avrupalı şirketleri yapıyor gibi bir senaryomuz var. Kesinlikle.

Bir şey daha göstermek istiyorum. Alman otomotiv devleri görselimiz tekrar ekrana gelsin. Orada Avrupa ortadaki sütuna bakalım. Ortadaki sütunda 2019'da turuncu olan yani Avrupa'ya olan satışlar 4.91 milyon. 2025'te bu 4.1 milyona düşmüş. Şimdi aslında 900.000'lik bir azalma var. Evet. Avrupa ekonomisi yavaşladıkça otomotive olan talepleri de azalıyor. Bu arada Renault falan hala satış anlamında iyi gidiyor ama ekonomisi yavaşlayan bir Avrupa'da bir hane halkı tüketicisi işte bir lüks araç almadan önce iki kez düşünüyor artık. BMW almıyor, Mercedes almıyor, işte Porsche almıyor. E bu da zaten Alman otomotiv firmalarının düşüşüne doğrudan yansıyor. Dolayısıyla Çin firmalarının rekabeti, Alman otomotiv firmalarının yeni teknolojiler adaptasyondaki sıkıntısı ve Avrupa'nın kendi yavaşlayan ekonomisi bunların temel sebepleri.

Ama ben hikayeyi daha yüksek bir yerden değerlendirmek istiyorum White yani genel resme bakalım. Çünkü Almanya'nın Çin'e kaybettiği tek alan otomotiv endüstriisi değil. Almanya genel olarak Çin'i sermayenin ve üretimin birçok alanında kaybediyor. Almanya Çin sermaye malları diye bir görselimiz var. O gelsin ekrana.

Çünkü Almanya tarihinde ilk kez sermaye mallarında Çin'e açık vermeye başladı. Evet. Ya sermaye malları derken neyi kastediyoruz aslında? Üretim araçları yani fabrikaya lazım olan makineler. Bu zamana kadar şunu diyorduk. Çin üretiyor ama üretmek için kullandığı makineleri yine batıdan alıyor. Avrupalılardan alıyor. Amerika'dan alıyor. Bu tabii ABD yok bu görselin içerisinde ama Almanya'yı gördüğümüzde şeyi fark ediyoruz. Artık Çin'den üretim malları ihraç ediyor. Şey ithal ediyor ve Çin'e ihracı ithalatının altına düşmüş durumda.

Kesinlikle. Hatta Çin Almanya rekabet diye bir görselimiz var. Burada da şunu görüyoruz. Nasıl Çin ve Almanya'nın aslında aynı ligde olduğunu, daha doğrusu aynı alanlarda yarıştığını görmemizi sağlayan bir görsel. Bu görselde aynı sektörde yüksek derecede rekabet içerisinde olan Çin ve Alman şirketlerinin oranını görüyoruz. Şu an bu sektör ortaklığı %50'ye yaklaşmış durumda. Yani 2010'dan itibaren hatta 2000'lerden itibaren kademeli bir artış var. 2000'lerde rekabet oranı %20 iken %50'ye çıkmış şu an. Yani her iki sektörden birinde Çin ve Alman firmaları yoğun derecede rekabet ediyor.

Evet. Ya bu aslında şey Almanları gözlerine kestirmişler gibi bir senaryomuz var karşımızda. Ya Alman firmalarını oyunun dışına atıyor ve bu elbette Almanya'da yani endüstriyel üretimi de aşağı çeken bir şey. Onun görseli de var Almanya endüstriyel üretimi diye. Ben bunun biliyorsun sene başının bir videosunu çekmiştim. O zaman 2025 verileri henüz gelmemişti. Fakat 2025 verilerin de yavaş yavaş karşımıza çıktığını görüyoruz ve düşüş trendi devam ediyor.

Evet. Yani düşüş trendi artık devam ediyor. Görüyorsunuz endüstriyel üretim gerçekten de giderek azalma eğiliminde ve tabii ki bu büyüme rakamlarına yansıyor. Almanya büyüme rakamları da var. 2025 yılında ancak 2019 veya 21 seviyesine yaklaşabileceğini görüyoruz Almanya'nın. Ve bu tabii işsizliği de arttırıyor. Almanya'da işsizlik görselimiz de var. Almanya'da aslında işsizlik 2021'den itibaren, 2022'den itibaren artış eğiliminde ve gelecek için olumlu bir tablo var mı diye düşündüğümüzde, sorduğumuzda Almanya kimya sektörü diye bir görselimiz var. Almanya kimya sektöründeki insanlar hayır gelecek için ne üretim, ne satış, ne fiyatlar, ne kapasite kullanımı açısından ümitliyiz. Gelecek adına karamsar bir tablo çiziyoruz diyorlar.

Ve en son bu hafta Mert, şans Mert meclise bir sunum yaptı. Almanya yatırımlar diye. Eğer 2015'i 100 olarak alırsak endeks anlamında kamu harcamalarının %125'e çıktığını görüyoruz. Milli asılanın 110'a çıktığını görüyoruz. Sermaye yatırımlarının, özel sektör sermaye yatırımlarının 100de kaldığını görüyoruz. Evet. Yani 100'e geri düştüğünü diyelim hatta. Çünkü pandemi öncesi bir zirve dönemi var orada. Evet. O zirve döneminden şu anda geri düşülüyor. Belki 100'ün de altına yani 2015 seviyesinin de altına düşecek Almanya'daki sermaye yatırımları.

Bu ekleyeceğim başka bir şey var mı bilmiyorum ama şu kadarı bile abi çok vurdun öldüler dedirtti bana. Bundan sonrası için aslında genel bir resim çizdiğimiz zaman hikaye şu herhalde. Hem işsizlik tarafına, hem sermaye tarafına hem de üretim tarafına baktığımızda iş gücü hala pahalı. Elbette Çin'de de artık ucuz iş gücü üzerinden hikaye yürümüyor ama Almanya'nın veya Avrupa'nın genel sorunlarından biri iş gücünün yatırımı kaçıracak derecede pahalı olması. İş gücü pahalı, sermaye az ve artık gittikçe daha da sıkılaşıyor. Ölçek küçük yani Avrupa'yı büyüten, 90'lar sonrasının hikayesi, Almanya'yı büyüten hikaye. Avrupa Birliği'nin o tek pazara dönüşmüş olması ve o pazarın yarattığı ölçek, ekonomik ölçek herkesin de içinde olmak istediği bir pazara dönüştürmüştü Avrupa'yı. Şu anda o herkesin içinde olmak istediği pazar Avrupa olmaktan çıkıyor. Dolayısıyla üç farklı alanda bütün büyüsünü kaybeden bir Avrupa ve onun içinde de özel olarak Almanya var.

Kesinlikle diyelim istersen Brezilya'ya gidelim. Biraz da batan değil de güzel hikayeler yazan bir öykü konuşalım Brezilya'dan.

Gitmeden bir bağışlar okuyalım mı? Olur. Sen bunu böyle bir, takı merasimindeki şey gibi mi okuyacaksın? Evet. Bir takı merasimi gibi okuyonun var mı? Bunu böyle şöyle şöyle yapalım. Hem de biraz dinlenmiş oluruz. Çünkü bir yandan jeopolitik, bir yandan Alman ve Çin endüstrileri arasındaki rekabetten bahsettik. Şöyle biraz kendimize geliriz ama ben önce şöyle düzeltmek istiyorum. Böyle şöyle. Ne derler buna? Kuşağımı şöyle düzelttim efendim. Eko, eko mu verelim ya? Eko veririm derken başka bir şeyi bozmayalım. O yüzden kalsın. Siz ama eko varmış gibi yapın. Öyle dinleyin.

Evet. Evet. Evet. Evet. Takı merasimine geçiyoruz sevgili Damat ve Gelin Hanım için. Bakalım kimler neler atmış. Anime Girl, "İyi yayınlar efendiler" demiş. Teşekkür ediyoruz. Ben kendim eko veriyorum. Cangüloğlu 50 euro göndermiş. Cebimden bir 50 euro çıkar mı? Çıkmaz. Çıktı. Cebimden bir 50 çıktı. Cangiloğlu'nun parası cebime geldi. Şöyle nasıl ışınlandı o para oraya. Cangiloğlu parlı. Evet hazırlıklı geldim. 50 euro geldi. Görüyorsunuz Cangiloğlu'nun parası burada görüyorsunuz. 50 euro kuzu kulağı gibi. E Tobür zebra ben onu takayım sana ya. Tak. Hemen şey yapalım şöyle hemen şunun altında. Aynen. Cangüloğlu'dan 50 üstünde dursun. Aynen. Burada Cangüloğlu paran. Devam ediyoruz. White. 72 saat nasıldı? Bir de ömründe düşün demiş. Etof zebra. Evet çok doğru. Triye çalışıyorum grubuna gelmiş. Furye'ye teşekkür ediyoruz. Vait şey Vahit Aydın artık her yer Vahit oldu benim için. Fatih Aydın'dan 10witch referans. Çıkar mı? E çıkmaz abi. O çıkmıyor maalesef. O maalesef çıkmıyor. Ahmet Altun'dan vait demiş. Bir ömür boyu mutluluklar dilemiş. Teşekkür ederim. Ben de bu arada kendimi kendime alınmış gibi hani kendimi teşekkür ediyorum. Bekir Arslan 219 lira göndermiş. Hem hayırlı olsun demiş ofisinizde, düğününüzde. Merve Başmısırlı Çalışıyorum grubuna gelmiş. 10 puan görüyorum. 10 puan. O da çıkmaz vallahi. Allah mesut et Aslan. Bu Bazel değil değil mi? Yok o değildi. Değildi. Bazeli. İsim benzerliği. Furkan Çalışkan onu söylemiştik. Selim Topal 220 lira göndermiş. Allah mesut etsin demiş. Çıkar mı? 200 lira çıkabilir ama şu an yanında değil. Alperen Çiftçi herkese iyi yayınlar demiş. Hoş gelmiş. Timur doğardan 219 lira görüyorum. 219 lira görüyorum. Hoş gelmiş. Tim Doğan. Andre'den 200 L gelmiş. Etobur Zeb'den 110 L gelmiş. Ağlayacak tabii. Gelin oluyor. Kolay yazmış benim için. Vur Yera 10 euro göndermiş. Yeni dükkan hayırlı olsun demiş. Ayrıca Vahit Bey mutluluklar demiş. 550 lira gelmiş Ömer Özgün'den. Mehmet Hasan'dan 45 lira gelmiş. Seçil Akhisaray'dan 219 lira gelmiş. Fırat Siphoğlu düzeltme yapmış. Sosyal işler kazandı demiş. Vay dedi. Tebrik etmiş. 10 dolar 500 L gelmiş Abbas'tan. Evrim Karaman'dan 6 euro gelmiş. İzzet 45 lira atmış. Teşekkür eder İzzet. O da burada. Fırat Sipilo oldu. 20 dolar göndermiş. 20 dolar çıkmaz ama. 100 dolar çıkar. 100 dolar. 100 dolar çıkarıyorum. 100 dolar. Hazırlıklı geldim oğlum bu kadar mı yayına? 100 dolar geliyor. Evet 100 doları takıyorum şöyle. Heh. 100 dolar. 50 euro. Sende çeyreklik de vardır yanında. Yok. O yok maalesef. şu an yanımda. E abi IBAN almıyorlarmış. E o yüzden görüyorsunuz gayet 100 dolar ve 50 euro. Başka nereye takayım? Var mı? Bence yeterli. Yeterli diyoruz, değil mi? Evet. Evet. Brezilya haberinden sonra hatta işte peşine de bir Rüzgar Tribinleri haberinden sonra belki bir tur daha takım erasimi yaparız. Tamam. İyi. Bunlar üstünde duracak mı böyle yayın? Dursun ya. Abi €150 euro şey 100 dolar artı 50 euro görünce millet ya bunlar parayı buldu diye düşünmesin. O kadar da büyük paralar değil ya. Öyle mi diyorsun? Bak bu söz bizi yaktı şu and. Hayır yok ya şey anlamında abi bugün bak yemek yesek dışarıda 2.000 L vereceğiz. Yok ya. Nasıl yok lan? 4 kişi 6 kişiyiz. Evet. Herkes 300 liralık 400 liralık yese. Abi yine de öyle deme ya. Türkiye bir hukuk devletidir yani. Eyvallah. E eğer bağışların devamı gelirse kendime takı takmaya devam edeceğim abi. Peki. Aynen. Kendime takı takmaya devam edeceğim. Cebimden kaç para çıkacağını bilemezsiniz. Size bırakıyorum o yüzden. E sonsuza kadar çıkabilir diyorum.

İstersen yeni haberimize geçelim. Brezilya'ya gideceğiz. Hakikaten bence bugünün en güzel haberi bu arada. Yani ben araştırırken de öğrenirken de çok keyif aldım. Şöyle notlarımı da çıkarıyorum. Empra diye bir şirket var aslında. Embrapa mıydı? Aynen. Empra. Empra. Aynen. Embrapa e şirketimiz. Şimdi bu tabii ki nasıl bir haber? Şöyle başlayacağız. Önce ben 1960'lı yıllara götürmek istiyorum bizi. Yani 1960'lı yıllarda ABD gıda yardımı diye de bir görselimiz var. Brezilya oldukça fakir ve gıda anlamında güvensiz bir ülke. Öyle ki işte New York Times'ın 1961'de yaptığı haberde de gördüğümüz gibi. Abi Pele'nin 21 yaşında olduğu yıl yani öyle bir öyle bir dünyadayız. Öyle bir Brezilya'dayız. Allah Allah. Sen Pel'in doğum tarihini biliyor muydun? 1940. Hemen çek ettim yani. Eyvallah. Ben mesela Ronaldo'yu biliyorum galiba 5 Şubat'ta. Hangi Ronaldo? Kristianoğlu. He alsın. Kişi başına bir şeyd kişi başına düşen milli gelir günümüzün Nijerya dolaylarında ve sık sık kıtlık oluyor. Hızlı artan nüfusa gıda yetmiyor. Ayrıca yetersiz gıda ülkenin dış politikasında da baskılara rahatlıkla uğramasına sebebiyet veriyor. Yani ülkeler işte gıda kriziyle veya gıda yardımı yapmamakla tehdit edebiliyor Brezilya'yı. Bu yüzden ABD'den de gıda yardımı aldığında aslında ABD'nin çizdiği dış politikaya da sadık olan, sadık olmak zorunda olan bir Brezilya görüyoruz.

Ama günümüze dönelim. Günümüzde ise yani Brezilya tam anlamıyla bir tarım devi. Hatta tarımsal ihracat tonaj diye bir verimiz var. Tonaj bakımından dünyada yaklaşık 80 milyon ton ile en çok tarım ihracatı yapan ülke. Değer açısındansa dünyada en çok tarım ihracatı yapan ikinci ülke. 1inci sırada ABD var. 178 milyar dolar. İkinci sırada Brezilya var. 166 milyar dolar. Onun görseli de geldi ekranlara. Ve bu sadece daha geniş tarım arazilerinin tarımsal üretime açılması ile ilgili değil. Hatta onun da bir görselini verelim. Brezilya pamuk diye burada mavi sütun aslında pamuğa ayrılan ekim alanı 4 milyon hektar ki zamanla bu yaklaşık 1,5 milyon hektara düşüyor ama kırmızı üretim ve 1 milyon tondan yaklaşık 2 milyon tona kadar çıkan hektar başına daha doğrusu 2 kilo hektar başına 2 kiloya kadar çıkan pamuk üretimi görüyoruz. Ve yeşilse rekolte verimliliği. Rekolte verimliliği de yaklaşık 7 ve 6 katına çıkıyor. Yani.

Evet. Yani aslında şöyle Brezilya nasıl tarım devi oldu sorusuna bazıları ezbere şu cevabı veriyor. Abi Amazon ormanlarını kestiler. Ormanlık arazileri tarıma açtılar. Bu yüzden ama bakıyoruz 1970'lerden bugüne gelen trend tarım arazileri küçülmesine rağmen tarımsal verimlilik artışından dolayı çıktının büyüdüğünü bize gösteriyor. Kesinlikle.

Bu yazıyı da bu arada hemen kaynağını da verelim. Yazımızın kaynağı da Cartnik Tadepalli diye bir görselimiz var. Ben bunu bir substek yazısında okudum. Hı. Bu yazıyı yazan Kart Tadepalli Berkley'de bir ekonomist ve doktora yapıyor. Ekonomi alanında tarım ekonomisi alanında tarım ekonomisi ve teknoloji politikaları alanında doktora adayı. Onun aslında SPSE'ye yazdığı bir yazı ve çok başarılı bir yazı. Doyla ana kaynak olarak da isteyen okuyabilir onu. Tabii yani kaynağımızı da vermiş olalım. Ve başarının temelinde de Embrapa var. Yani Brezilya Tarımsal Üretim Araştırmaları Şirketi. Bu bir kamu şirketi bu arada Brezilya Tarım Bakanlığı ile ilişkili ve bir araştırma merkezi. Bakalım ne yapıyor.

Şimdi bu şirket 1973 yılında kuruluyor ve Brezilya'da darbe döneminde faaliyete geçiyor. Yukarılışının yukarıda anlattığım sebeplerle ilişkisi var. Yani Brezilya ülkenin ciddi bir gıda kriziyle karşı karşıya olduğunu biliyor. Bu yüzden tarımsal verimi ve üretimi artırmak için bir araştırma şirketi kuruyorlar. Zamanının da tam ithal ikamecilik dönemi olduğunu unutmayalım. Yani dünyada kendi kendini yönetme sanayisini, üretimini güçlendirme ekolü var. Tam da o döneme tekabül ediyor ki bir de Brezilya'nın bir tane uçak şirketi vardı biliyorsun Embrer diye. Hı hı. Çok bağlantılı aslında. Hani Embrapa, Embreer bu şirketler zaten hep o dönemin ürünleri Brezilya için.

Zaten oradaki bra Brezilya'nın. Ya buradaki hikaye o zaman şu 1970'lerdeyiz. Sanayileşme konusunda ağır aksak giden. Çünkü burada bir de hani 73 diyoruz. Tam da böyle petrol krizinin etki şoklarında yaşayacağı bir dönemde. Ama bir yandan da tarımsal verimlilik de çok zayıf. Yani hani bazen ezbere yine ülkeleri ikiye ayırıyoruz ya tarımsal üretimi yüksek olan tarım ülkeleri ve işte o ülkeler sanayileşirken tarımı terk ederler diye bir ezber var. Türkiye'nin özellikle yani 2000'ler sonrası sanayileşme hikayesini çok ciddi bir tarımsızlaşma takip etmiştir. Brezilya'daki hikayenin 70'lerde böyle olmadığını görüyoruz. Yani ülke evet bir yandan ithal ikameci bir şekilde yeni sanayi kolları yaratmaya çalışıyor ama bunu yaparken tarımı terk etmek yerine tarımsal verimliliği artırmaya da odaklanıyor ve hatta hikayesini de tarım üzerinden yazabiliyor. Kesinlikle.

Peki bu şirketin kuruluşu nasıl oluyor? Eliz Roberto Andrada Alves diye bir araştırmacı var. Bayılıyorum bu Brezilya isimlerine. Upuzun böyle oluyor. İşte Gabriel Garcia bilmem ne falan merkez. Gerçi o Brezilyalı değildi. Kolombiyalıydı o gerçi. Olsun. İnsanlık tek millet diyelim. Evet. Kendisi 94 yaşında. 1972 yılında. Çok özür dilerim. Mahalle maçı yaparken hiç çocukken mahalle maçı yaptı mı? Çok böyle takım seçmek için adım atmak vardı. Çok tabii tabii. Oyuncu ismi sayarak adım atardın. Tabii tabii tabii. Gözünle ölçerdin. Böyle derdin ki bu şu kadar adım eder. O zaman şu kadar eceli bir oyuncu seçeyim. Evet. Orada sona hep birileri böyle uzun bir şekilde Pele'nin adını söylerdi. Doğru. Neydi o at abi? Neydi? Pele'nin tam adını hatırlayan var mı? O zaman hemen Google'a bakacağız. Yani bu hikaye yarım kalmamalı. Hson, Arantesto, Nasimento, Pele. Vay vay vay vay vay. Bunu söylediğinde zaten geçiyordun şeyi ve oyuncu seçmeye senden başlanıyordu. Güzel. Evet. Bir nevi o işin hilesiydi bu. Yani ben o günleri hatırlattım bu arada. O günlere gittim şu an. Güzel zamanlarda. Gelim. İstersen devam edelim. Devam edelim. Elizo Elizyio 94 yaşında hala yaşıyor. 1972 yılında ABD'de tarım ekonomisi üzerine doktorasını alıyor ve bu doktora derecesini aldığında 42 yaşında. Hı hı. O dönem Brezilya hükümetine bir teklifte bulunuyor. Tarımsal üretimi artırmak için Embrapa isimli bir araştırma merkezi kuralım diyor ve bu araştırma merkezi çiftçiler eğitsin. Tarım ekonomistleri ve gıda mühendisleri yetiştirmek için bir araştırma sermayesi yaratsın. Araştırma fonu kursun. tarım makineleri alsın ve Brezilya'da yaygınlaştırsın. Bu fikir Brezilyalı yöneticinin çok hoşuna gidiyor bu arada. Hı hı. Tamam lan gel sen bunun başına geç diyorlar. Eli yüze ne derse beğenirsin. Reddediyor abi. Fikri veriyor ama başına geçmeyi reddediyor. Aradan birkaç gün geçiyor radyoda bu şirket kuruluyor. Embrapa ve başına kim var? Elizio var. Elizio atamışlar Elizio' başına. Elizoyio'ya diyorlar ki sen bu şirketten istifa edebilirsin ama Brezilya'da bir daha çalışamazsın. O da kabul etmek zorunda kalıyor. Ya şöyle tabii sene 1973 olunca böyle dürüst teknokrat hikayesi insanın hoşuna gidiyor. Bugün olsa olmaz gibi geldi bana ya. Yani hani Elizio gibi birinin fikri verip makam istememesini bir kenara koyuyorum. O makam istenmediğinde karşı tarafın da iyi ya bizim amcaoğlunu koyalım deme ihtimali bana çok daha yüksek geliyor artık. Öyle ama vallahi şeyi koymuşlar Elizo'yu o da artık bir Ömer Seyfettin hikayesi gibi geldi bu hikaye bana. Devamında ama güzel bir noktaya gideceğiz. Ki bu arada Dünya Bankası Emrapa diye bir görselimiz var. Yani gerçekten Emrepa'nın başarısı Dünya Bankası araştırmalarına konu olan makalelere çıkan ve sık sık değinilen bir konu. Peki ne yapıyorlar?

Şimdi 42 yaşına doktora aldığını bilerek vurguladım. Demek ki öncesinde bir şey yapmış bu adam. Öncesinde de Tarım Bakanlığı'a çalışıyor zaten. Yani tarımda doktora yapacak mısın sen? Bilmiyorum belki ileride yaparsan tahminen kaç yaşında almış olursun. Ben de bu yaşlarda alacağım. Demek ki hani ara vermiş bizim gibi. Orada bir hikaye yazılabilecek işte 49W vardı. O yüzden geç geç yaptı diye. Aynen. Ve Brezilya Tarım Bakanlığı'a çalışıyor. Brezilya Tarım Bakanlıa çalışırken bu arada aslında ABD öncülüğüyle geliştirilmiş birtakım tarımda verimliliği artırma programları var. Hı hı. Ve Elizo bizzat bu programlarda çalışıyor. Yani Brezilya'daki tarımsal üretimdeki sıkıntıyı ilk kez dile getiren Mbrapa değil. Daha öncesinde de bu çözülmek istenen bir sorun. Ama bu projede çalışırken fark ettiği bir şey var. Buradaki bilgiler Amerika'dan geliyor ve Brezilya'nın ne iklimiyle, ne toprağıyla, ne Brezilya'daki çiftçilerle hiç alakası olmayan bilgiler. Yani bu bilgiler Minnesota'da veya Ohio'da üretiliyor. Brezilya'ya geldiğinse anlamsızlaşıyor. Aynı iklimde değilsin, aynı toprakta değilsin. Aynı üretimi yapmıyorsun. Ve bu çiftçilere onu aktarmak için de aynı iletişim dilini kullanmıyorsun. Dolayısıyla çok teorik veya gerçekçeklikle alakası olmayan bilgiler aktarıyorsun. Yani bunu aslında Elizio kendi tecrübeleri yaşamış biri ve bu yüzden diyor ki ya biz kendi bilgimizle kendi iklimimize dair bilgiler üretmeliyiz. Önce bunun teşhisini koyabilir hale geliyor. Mesela diyor ki biz tropik iklimler için uygun bir tarım politikası yaratmalıyız veya Brezilya'nın tuzlu toprağında çalışacak Brezilyalı çiftlerin anlayabileceği, kanıksayabileceği bilgi birikimi ve iletişim teknikleri geliştirmeliyiz diyor ve planları değiştirebiliyor.

Bir örnek verelim. Cerrado diyor bir bölgeleri var. Hatta onun da görselini koydum. Cerrado bölgesi diye. Bu yeşille belirlenmiş bölgeler Brezilan'nın Cerrado bölgesi. Bu bölge normalde tarımsal üretimi yüksek olan bir bölge değil. Çok geniş düzlükleri var ama toprağı çok asidik. Toprak besin değeri düşük ve Brezilya ortalamasına göre daha sıcak bir iklime sahip. Bunu fark eden embra önce toprağın asidikliğini azaltmak için kireç ve kireç barındıran kimyasalları toprağa sürüyor ve toprağa tarım yapılabilir hale geliyor. Toprağın asidik değerini azaltarak. İkincisi, Cerrado bölgesinin zorlu iklimine dayanabilecek bir yeni soya türü geliştiriyorlar. Ve bugün Cerrado bölgesi tek başına Brezilya'nın soy üretiminin %50'sini yapıyor. Hatta Embrapa pardon pardon Cerrado tarımsal üretim diye bir görselimiz var. Bu yeşil merkez batı olan yer Cerrado bölgesi ve nasıl fırlamış 196697 arasında görüyoruz. Yani orayı Brezilya'nın en çok tarımsal üretiminin olduğu yer haline getiriyorlar. 9697 değil mi? Şu şu şu görsel. Evet. Aynen. Aynen. Aynen. Evet. Evet. Bugün bu bölge Brezilya'daki hayvansal üretimin %70'ini yapıyor. Allah. Para gitti. He davulcuya gidecek bahşiş gibi geldi. En önemli en önemli para gitti. Ve burayı en büyük tarım bölgesi haline getiriyorlar.

Başarılı bununla sınırlı değil. Topraktaki nitrojen miktarını düzenleyen özel bir bakteri üretiyorlar. Bu da gübreye olan ihtiyacı azaltıyor. Afrikalı bir çimen türüyle birleşen ve 20 kat daha fazla rekolte veren bir çimen türü geliştiriyorlar. 350'den fazla kültürvara, 200'den fazla uluslararası patente sahipler. Latin Amerika'nın en büyük gen bitki bankası onlarda. Bu bankada 100.000den fazla tohum ve binden fazla bitki barındırıyor. Ve zaten tarım kalemlerindeki üretim artışlarına baktığımızda Brezilya'nın üretimindeki artışını çok iyi görüyoruz. Onun da Embrapa tarımsal artış diye bir görselimiz var. İşte hububat, pirinç, soya, kahve, şeker kamışı gibi her türlü tarımsal öğretimde çok ciddi bir artış var.

Peki bu nasıl oldu? Bunu nasıl becerdiler? Şimdi oraya gelim. Yani anladık bir şeyler başarmış. Tam olmuş ama nasıl olmuş? Nasıl olmuş? Şimdi Embrapa insan kaynağı diye bir görselimiz var. Bu görsel Embrapa'da çalışan araştırmacıların aldıkları eğitim düzeyini gösteriyor. Mavi lisans, kırmızı yüksek lisans, yeşil doktora. Bu şirket ilk kurulduğunda 28 tane doktora sahibi araştırmacısı var. Bugün ise 2000'e yakın ya inanılmaz bir insan kaynağı geliştirmişler tarım üretimi anlamında. Yani 2000 tane doktoralı araştırmacıları var. Ama şunu söyleyebilirdik Vahit. Eğitim en önemli şey. Herkes eğitim yapsın. Değil mi? Çok basit bir şey bu. Ama şuna dikkat etmenizi istiyorum. Önce lisans artıyor. Sonra master artıyor. Doktor ise kademeli artıyor. Başardıkları şey şu: İstikrarlı, düzenli ve dengeli bir şekilde insan kaynağı yetişiriyorlar. Yani ellerindeki parayla direkt doktor öğrencisi basmıyorlar. Adım adım. Yani tabanı oluşturduktan sonra devamını getiriyorlar diyor.

Aynen öyle. Çünkü diyorlar ki bu kuruluş yeni kurulmuş ve hükümete karşı sorumluluğu var. Yani sana para veriyor ve siyasetçi gelip diyor ki bu parayla ne yaptın? Hı hı. Sen doktor öğrencisi yetiştirme ilk günden çok ciddi yatırım yaparsan ve bunun yetişmesi en az 5 10 sene sürdüğü için 2 sene sonra adam geldiğinde ona ne cevabı vereceksin? Dur, 5 sene sonra doktora öğrencim geliyor mu diyeceksin. Değil. Ama zaten burada baktığımızda özellikle 1977 yılındaki dönüşüm oradaki lisans öğrencilerinin bir kısmı direkt master almışlar ya. O yüzden hani lisans düşerken master aynı hızla yükselmiş. Aslında onların aynı kişiler olduğunu anlıyoruz burada. Evet. Evet. Yani kuruma aldığı isimlerin atıyorum işte önemli bir kısmını 4 yıl içerisinde lisans düzeyindeyken master yapmalarını teşvik etmiş. Bu hani birçok ülkede yani kamu personelleri için geçerli olan bir modeldir. Uzmanlık modeli aslında. Kimileri buna işte uzmanlık araştırması yaptırarak giderler. Kimileri ise uzman olmak için master yaptırırlar kamu personellerine. Buradaki hikaye aslında biraz da o. İlk etapta yapılan o sıçrama yani bir anda lisansın azalıp mastera geçilmesi şunu bize gösteriyor. Bir kamu kuruluşunun belli bir ajandası var. İşte bu Brezilya'daki tarımsal verimliliği arttırma meselesi ve belirlenmiş araştırma konuları var. Yani birtakım sorunlar tanımlanmış. Dolayısıyla o çalışanlara da o tanımlanan sorular için akademik çalışma yapmaları teşvik edilmiş. Bence en önemli mesele bu. Çünkü sadece birinin master yapması yani o diploma o kişiyi tek başına yetişmiş eleman yapmıyor. Nitelikli eleman yapmıyor. Aynı zamanda hangi konuda araştırma yaptığıyla senin ihtiyacın arasında bir birleşme varsa işte o zaman onun eğitimi senin için katma değer yaratan bir hale geliyor. Burada da hikaye şu olabilir. Atıyorum işte Brezilya'nın bölgelerinden bir tanesi. Belki birazdan bölge bölge detaylı da gideceğiz. Bu bölgenin toprak yapısı üzerine sen bir araştırma yap. Belki 5 kişisiniz birlikte farklı konular seçin aynı bölgenin toprak yapısı üzerine ve hepiniz birer master tezi yazın. Ve o tezlerin çıktısı da bizim politikaya dönüştürebileceğimiz çıktılar olsun. Yani aslında burada eğitim politikasıyla kamu politikasının birleştiği bir hikaye var. Kesinlikle.

Ve bunu bu derece yapabilmeleri, araştırmacıları bu derece yönlendirebilmelerinin arkasında dedin ya lisans öğrencisini almışlar ve 77 yılında lisans öğrencileri düşerken master öğrencileri yukarı çıkmış. Bu aynı kişiler olduğunu bize gösteriyor. Hı hı. Önce onlara bir saha bilgisi veriyorlar. Yani direkt onları doktoraya göndermemeleri hem bütçeyi verimli ve düzenli kullanmalarının insan kaynağını kademeli oluşturmalarının bir göstergesi ama aynı zamanda o insan doktoraya gidene kadar saha tecrübesi de kazanıyor ve tam olarak nerede neyin eksik olduğunu görebiliyor. Yani bir kuruma 40 yaşında doktora sahibi olarak girmekle 25 yaşında önce lisans mezunu biri olarak girmek. 3 sene sahada tecrübe kazandıktan sonra kazandığın tecrübeler üzerine yüksek lisans yapmak üzerine işte daha da bir alanda derinleşmenin çok büyük bir farkı var. Aynı zamanda sen kendi dönemindeki insanlarla tanışmış oluyorsun ve aslında bir ekol, bir jenerasyon yaratıyorsun.

Şimdi başka bir yere gideceğim. Bu mesele belki daha çok hoşuna gidecek ve daha tartışmalı bir yer olacak. Bu kurum siyaseten bağlantılar kuran bir kurum. Şimdi biz bir teknokratik yapı dediğimizde aklımıza hep şu geliyor. Siyaseten pek bir şey söylemeyen, sadece işine odaklanan, tırnak içinde sadece bilim yapan, hiçbir şey söylemeyen bir kurum gibi düşünüyoruz. Hani en doğru kurum bu gibi değil mi? İsimlerini kirletmemeliler ve işlerini yapmalılar. Ama bu kurum bu kadar uzun süre ayakta kalabilmesini ve bütçe alabilmeye devam etmesini siyasilerle aralarını iyi tutmaya bağlıyor. Yani mesela bu Andrea ilk kurulduğunda Brezilya Tarım Bakanlığı tarafından istenmeyen bir kurum. Mbrapa. Hı hı. Fakat kendi inisiyatiflerini güçlü tutmak için başkanlarla aralarını itiyorlar ve Tarım Bakanlığı'ın engellemelerine karşı koyabiliyorlar. Öte yandan bu açık bir şekilde taraf tutuları anlamına gelmiyor. Mesela Embrapan'ın kardeş bir kuruluşu var. Embrater diye. Bunların amacı da Embrapa oluşturulan bilgileri çiftçilere vermek. Hı hı. 98 yılında Embrater ve içindeki uzmanlar net bir şekilde Lula'yı destekliyor. Lula kaybediyor. Embrater kapatılıyor. Hım. Şimdi e abi işte siyasete yakınlaşmanın bir maliyeti var her zaman ama bir kazancı da olabiliyor işte. O yüzden bunlar kendi çizgilerini siyasi dostluklar ve bağlantılar inşa etmek olarak belirliyor. Kavganın parçası olarak değil. Yani biz kavganın parçası olmuyoruz ama yani yeri geldiğinde de dostluklar.

kurarız. Ve en başından itibaren kendisini üniversite sistemin dışında kurdurtuyor ve hiçbir zaman üniversitelerin içine girmek istemiyor. Çünkü Brezil'da üniversiteler ciddi anlamda solcu, muhalif ve diyorlar ki biz onun içine girersek yıpranmamız, kapatılmamız, bütçe almamız çok daha zor olur. O yüzden her zaman kendilerini o ismin dışında tanımlıyorlar.

Ve topün bu network'ün dışına çıkıyorlar ve Embrapa bir iletişim birimi kuruyor. Bu iletişim birimi ile beraber televizyonlara sürekli reklamlar veriyorlar. İşte içindeki araştırmacılar sürekli söyleşi yapıyor. İnsanlar sürekli başarılarından bahsediyor. Aynı zamanda bu başarılarını hane halkına somut faydaları olarak çiziyorlar. İşte süt üretimi bizim sayemizde bu kadar zayıfladı, bu kadar ucuzladı. Sofranıza gelen sütün fiyatı bu kadar düştü ve böylece politik olarak kendilerine zarar verebilecek hamlelerin de önüne geçmiş oluyorlar şimdiden. Dolayısıyla iletişimi de sürekli öne çıkarıyorlar ne başardıklarını.

Şimdi bu normalde bizim bir siyasi kuruluştan beklediğimiz bir tavır değil. Şey bir araştırma merkezinden değil mi? Teknokratik bir duruşu olan yer tarafsız olmalı, bilmem ne olmalı falan filan. Ama diyorlar ki Brezilya gibi darbelerin çok olduğu, şelale gibi aktığı bir yerde sen naif olabilir misin? Yani hani çok siyasetle içli dışlı olmadıkları senaryoda daha kısa ömürlü olacaklarını düşünüyordular.

Evet. Eee, ya Türkiye'de hatası bence bütün dünyada, eee, iktidarla arayı iyi tutmaya çalışmak o kadar da siyasetle içli dışlı olmak gibi gözükmüyor. İnsanlar bunu öyle algılamıyorlar. Yani teknokratik eee yapıyla uyumlu bir şey gibi düşünüyor. Mesela eee en güncel örneği belki bizdeki Merkez Bankası hikayesidir. Yani şu an eee kimse Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın eee siyasi bir pozisyonunun olmadığını söylememeli. Söyleyemez yani. Eee ama baktığımızda genel algının bu yönde olduğunu görüyorum ben.

Merkez Bankası doğru bir örnek mi? Çünkü o çok makro politikalar belirliyor ya. Evet. Ve buna rağmen teknokrat ve tarafsızmış, siyaset dışıymış gibi algılanıyorlar burada. Bence aslında Emrapan daha politikler ve buna rağmen hiç politik değilmiş gibi davranılıyor. Bilmiyorum burada bence daha doğru örnek ne olurdu diye düşünüyorum. Mesela TÜBİTAK olsun. Tamam mı? Mesela? Evet. Ya illaki eee daha iyi örnek bulunabilir. Benim aklıma ilk o gelmişti. Çünkü TÜBİTAK'ın hani TÜBİTAK o kadar makro politikalar belirlemiyor ama hani Türkiye'de bir oturduğu bir yer var.

Mesela daha fazla bütçe bulabilmek veya senin aklında Türkiye'ye dair önemli projeler var. Bilmiyorum mesela yarıl iletken çip teknolojisinde bir ekosistem yaratmak istiyorsun. Bu ekosistemi kavga ederek mi daha iyi oluşturursun bunun bütçesini? İşte bunun için gereken insanları çağıracak kaynağa işte akademisyenlerin rahatlıkla çalışabileceği bir çevreyi kavga ederek veya kendini aşırı derecede politize ederek mi daha kursun yoksa ekranın dışında Türkiye'nin her siyasi damarıyla ve partisiyle iyi ilişkiler kurarak mı? İkincisi ama işte şey ikincisi olduğunu kabul edebiliriz. Buna rağmen hani bugün, eee, bu böylesi kurumlar siyasetle fazla içli dışlı olmakla eleştiriliyorlar.

Benim verdiğim diğer örnek aslında bir karşı örnekti ya. Siyasetle içli dışlı olmasına rağmen içli dışlı değilmiş gibi yapılıyor diyordu. Hani TÜBİTAK'a baktığımızda Türkiye'de hani TÜBİTAK'ı eee siyasi olarak angaje bulan insan sayısı daha fazladır. Tabii. Anladım. Eee, tabii bu aslında şeyle alakalı. Az önce anlattığın o iletişim meselesiyle alakalı. Yani bir kurum kendini siyasetin ötesinde, siyasetin üstünde gibi pazarlayabiliyorsa bu da bir siyasettir neticede. Orada başarılı oluyor. Tabii katılıyorum. Yani yoksa siyasetle içi dışlı olmamak diye bir şey aslında zaten yok.

Ama burada şu da önemli bak. Siyasi elitlerle sürekli iyi bağlantı kuruyorlar. Bu da bu kurumun bütçe istikrarı. İşte bir uzman almak istediğinde o uzmanı alabilmesi veya bir araştırma merkezi kurmak istediğinde o araştırma merkezini kurabilmesi anlamında bayağı fayda sağlıyor. Yani şey gibi düşün. Bu kurumun bir amacı var. O da varlığını sürdürebilmek ve hedeflerine varabilmek. Bunun için de bütün o CC zigzakları gayet makul görüyor gibi gibi.

Anladım. Neyse son bir de iyi yaptıkları şey şu iyi meseleleri belirliyorlar. Yani hedefleri çok net. Şimdi tarım ekonomisinde şöyle bir yaklaşım varmış. Induced innovation diye geçiyor bu. Güdümlü inovasyon. Diyorlar ki tarımda eğer verimliliği artırmak istiyorsan üç girdiden birinin maliyetini düşürmen lazım. Üç girdi var diyorlar. Bir toprak. 2 emek 3 diğerleri diğerleri dediği de gübre mübre ilaç falan hangisi en pahalıysa, en maliyetliyse ona odaklanman lazım.

Şeyi bile dahil edebiliriz bence. Yani eee bir malın üretildiği yerden çıkıp market reyonuna gidişine kadar olan o aracıların olduğu süreç. Buradaki maliyet bile eee dönüştürülebilecek, düşürülecek bir maliyet. Burada Brezilyalı da tarım ekonomistleri en yüksek maliyetli tarafı tarım arazi olarak belirliyor. Land'i sebebi şu abi. Doğalında Brezilya'nın tarıma açık alanları, tarım yapılabilir alanları Güney ya, Rio ve Sao yani aslında Brezilya'nın eee metropolleri. Aynen. Buralarda ciddi bir nüfus artışı var. Şehir sürekli dışarı doğru genişliyor ve tarım alanları sürekli yerleşim açılıyor. Bu da tarım alanlarının pahalaşması demek. Çünkü tarım yapabil tarım yapmak var. Bir de orayı imar açmak var. Hangisi daha verimli? Yani ekonomik olarak rant daha yüksek imarda. Rant. Dolayısıyla tarım arazileri inanılmaz pahalılaşıyor ve orada şeyi tespit ediyorlar. Bizim tarım alanlarını genişletmemiz lazım. Mesela bu tarz iyi hedefler belirliyorlar ve sadece ona odaklanıyorlar. Yani aldıkları uzmanlar araştırmaları da böyle kafadan falan yapmıyor. Bir takım hedeflerle yapıyorlar. Veya mesela bir araştırmacı aldılar sadece Soya üzerinde çalışıyor veya bir ekip sadece Soya üzerinde çalışıyor. Dolayısıyla burada güdümlü bir şekilde inovasyona gitmiş olmaları yapılan araştırmaların sadece teorik çerçevede değil doğrudan eee ürün verebilir bir araştırmaya dönüşmesini sağlıyor.

Anladım. Yani akademik kaygılarla değil, piyasa kaygılarıyla en basit haliyle söyledim bunu ama iş yapıyorlar, araştırıyor onlar öyle alıyor. Evet. Evet. Piyasa kaygılarıyla iş yap. eee ve bu da aslında somut çıktılara daha çok odaklanmalarını kesinlikle ya bu üç başarıyı üst üste koyduğumuzda yani insan kaynağı ve insan kaynağının yönetimi, eee, siyasi ilişkilerin kuruluşu ve eee, piyasa temelli araştırma yapının yapılması Mbrapa'nın bize başarısını gösteriyor ve Brezilya'nın aslında tarımsal üretimdeki artışını gösteriyor. Bir başarı hikayesi diyelim istersen. Yine, eee, bir başarı hikayesi sayılabilecek haberimize geçelim. geçelim rüzgar endüstrisine.

Evet. Şimdi bu haberi eee sen attığında bir hikayesi var demiştin ama benim gözüme çarpan birkaç mesele oldu. Biz bu sene galiba eee iki kez büyük enerji dosyaları açtık. İlki Uluslararası Enerji Ajansı'nın 2025 raporu üzerine yaptığımız konuşmaydı. O bize 24'ün genel görünümünü vermişti. İkincisi, eee, zaman zaman işte bu Amber Energy'nin, eee, raporları üzerinden de konuşmuştuk. Eee, gördüğümüz iki şey var. Birincisi Çin'i bu zamana kadar güneş enerjisi üzerinden hep konuşuyorduk. Orada ciddi bir atılım yaptığını söylüyorduk. Eee, ama rüzgar enerjisine yönelik türbin üretiminde de şu anda Çin, eee, dünyada dominant pozisyona gelmiş durumda. Çinli şirketler eee, bu alanı domine ediyorlar. Bunun nedenlerini birazdan konuşacağız.

İkinci mesele ise sadece bu rüzgar enerjisi, eee, rüzgar türbinlerinin üretimi değil. Aslında bütün dünyada artan bir eee rüzgar enerjisi üretim trendi var. Bu trend artarken neden artıyor? Bunun etkileri ne olabilecek? E ve bu artış nerelerde yüksek, nerelerde düşük? Bunu göreceğiz. Çünkü hani Çin yükselirken eee ABD ve Avrupa'daki eee artışın zayıf olduğunu görüyoruz. Özellikle 2024-2025 yılları Çin'in hani bütün dünyadaki o rüzgar enerjisi yatırımlarının Avrupa ve ABD'nin toplamından daha fazlasını yaptığı bir senaryoya geldik.

Evet. Eee ama bir 3üncü mesele yani biz eee son zamanlarda belki daha sık konuşmaya niyet ettiğimiz bir mesele. E karbon emisyonu meselesi yani bu enerjinin çevre maliyeti meselesi. Eee her ne kadar biz rüzgar enerjisinin ya da güneş enerjisinin eee kullanımının arttığını söylesek de fosil yakıtların kullanımında da bir azalma yok küresel ölçekte. Dolayısıyla karbon emisyonları eee yükselmeye devam ediyor. Belki Çin'deki istisnai durumdan bahsederiz. Çünkü Çin'de de aslında neredeyse 18 aydır karbon emisyonları plato yapmış durumda. Yani Çin galiba eee yapacağı maksimum karbon emisyonu seviyesini gördü. Eee galiba diyorum çünkü hiç belli olmaz. Dünyanın en büyük kömür üreticisinden bahsediyoruz. Eee ama yenilenebilir enerjinin payının artışı ile birlikte Çin'in karbon emisyonlarının azalmaya başladığını görebiliriz önümüzdeki yıllarda. Yani bugün bu haberi konuşmamızın ana sebepleri bunlardı. İstersen yavaş yavaş görsellere geçelim.

Eee çünkü hani veri bakımından bizi en çok doyuracak haber bugün bu olacak. Eee ilk görselimizde enerji şeyle başlayalım mı? Rüzgar türbünden başlayıp ol. Tabii tabii. Senin bir de anlatacağın bir hikaye vardı çünkü bununla ilgili. Çünkü bu haber de aslında ajandamıza şöyle girdi. Şöyle bir kendimize gelelim çünkü elektrik konuşacağız. Çarpılmış şey mi yaptık? Çarpılmış gibi alalım. Senin bir de bu kızartma makinesinden fırlayan ekmek taklidin vardı. Yapayım mı? Arada bir onu özleyenler oluyor vallah. Şöyle şöyle şöyle şöyle çıkan bir ekmek oluyor böyle. Ben bu arada kuşağı alıma bağlamak istiyorum. Bağlıyorum. Yani elektrik haberine geçiyoruz madem. Şöyle ninja gibi. Evet. Nasılız? Bence yakıştı ya. Yakıştı mı? Evet. Vallahi Rambo gibi oldun mu? Şöyle sıkıca bağlayayım. Dur onu ben halledeyim. Evet. Şöyle mi? Dur dur ben şuradan şöyle bir fiyonk yapacağım sana. Evet. Evet. Hediye paketi gibi oldun yaşa. Hediye gibi insanız vallahi ya. Vallahi hediye gibi insanız. Nasıl olduk? Güzel. Güzel. Karate karate kit gibi olduk. Kedi de bize bakıyor oradan bu deliler ne yapıyor diye. Evet. Şimdi dünyada enerji sektörünün neredeyse her alanı yükselen bir ülke var. Hangisi abi tarz meselesi. Şimdi insanlar tarzlarımıza saygı duymadı. Yadırgamıyorum. Yok ya. Evet. Tabii ki dünyada enerji alanında yükselen ülke tahmin edebileceğimiz gibi Çin. Kafamıza boşuna kırmızı takmadık diyormuşum. Eee ben bakamıyorum Yaşar. Zeren. Ben sana bakıp konuşacağım ki en geride kaldığı alanlardan biri de bu arada rüzgardı. Bu alanda da yükselişi devam ediyor. Bu esnada ABD'nin rüzgar endüstrisinden giderek çekildiğini görüyoruz. Çünkü federal hükümet birkaç proje iptal etti. Bunlardan biri %80'i tamamlanmış Orstet projesiydi ki bu rüzgar tribünleri 350.000den fazla konuta enerji verebilecek gücü üretecekti. Veya Maryland'teki projeyi, halihazırda devam eden projeyi durdurmayı düşünüyorlar. Bu Orsted'in iki katı kapasiteye sahip bir proje veya New York'ta daha başlamadan bir projeyi durdurdular. Yani federal hükümet rüzgar enerjisi konusundaki yatırımlarını geri çekiyor. Bu elbette Çin'e bir maliyet, eee, Çin'e bir avantaj sağlıyor. Çünkü bu batıdaki firmalar, projeler iptal olduğu sürece finansman akışı zorlanıyor ve, eee, daha büyük projelere girmekten korkuyorlar. Hatta bununla da ilgili görselimizin ismi de rüzgar türbini piyasası diyeceğim. Evet, rüzgar türbini piyasası. Şimdi rüzgar türbün piyasasına baktığımızda zaten Çin'in giderek daha fazla rüzgar türbün ürettiğini rahatlıkla görebiliyoruz. Yani mavili olan Çin ve Avrupa'nın aslında 2022'den itibaren plato yaptığını, Amerika'nın da 2022'den itibaren düşüş yaşadığını çok net bir şekilde görebiliyoruz. İlk meselemiz bu aslında. Bu bir kere cepte. Şimdi burada bir de rüzgar türbün kapasitesi diye bir görselimiz var. Rüzgar türbünün kapasitesine baktığımızda da dünyada en yüksek kurulu güce sahip rüzgar türbinlerine sahip ülkeleri görüyoruz. Çin, ABD, Almanya diye devam ediyor. Ve Çin ABD'nin neredeyse 3 katından fazla hatta neredeyse değil öyle 3 katından fazla bir kurulu güce sahip. Dolayısıyla aslında rüzgar enerjisinde bir yandan da kurulu gücün hemen yanında şeyi de görmüş oluyoruz. Yeni eklenenleri de görüyoruz burada. Yani artış konusunda da Çin güçlü bir artışa sahipken ABD'de artış yok yani. Kesinlikle. Dolayısıyla aslında her açıdan bir iğmelenme görüyoruz. Tabii bu rüzgar tribinleri piyasası ilgili bunun bir sebebini söyleyeceğim. Şu an o görselimizi arıyorum ama o görseli bulmak şunun bir üstündeki mi? Aynen. Şu o onu ben çıkarırım. Sen o sırada şey yapabilirsin. Şimdi neden böyle oluyor? Bir kere bunun cevabını aramamız lazım. Şimdi bu rüzgar tribünini üretmek pahalı şeyler. İşte bunun pervaneleri olsun, bunun motorları olsun, burada kullanacağın malzeme ve malzemenin tedariği olsun, bunlar ciddi yatırımlar isteyen hamleler. Ve burada projeler iptal edildiğinde, eee, projelere dair belirsizlik geldiğinde firmalar ciddi ekonomik sıkıntılara giriyor. Ciddi darboğaza giriyor. Çinli firmalar ise e bu şekilde işte proje iptalleriyle, proje finansman sıkıntılarıyla veya eee bu tarz ödemeler kriziyle karşı karşıya kalmıyor. Hatta belki ucuza kredi de buluyor. Çünkü şu an Avrupa'da bir süre en azından faizlerin yüksek olduğu bir dönemden geçtik. Bundan dolayı e Çin'deki firmalar sıkıntılı bir şekilde Çin'deki firmalar kolay bir şekilde finansmana ulaşırken batıdaki firmalar finansman açısından sıkıntılar yaşıyordu ve proj kolay finansmanın içinde kaynağı ne abi? Yani kamudan yatırım mı alıyorlar ya da sermaye teşviği mi alıyorlar? Sermaye teşvihi ucuz kredi. Hı hı. Bir yandan da alım var aslında. Alım da var. alımlar iptal de olmuyor. Eee o zaman aslında hikayenin ana akslarından bir tanesi şey, eee, batıdaki alımların az olması ya da iptal edilmesi. Diğer kısmıysa eee, teşviklerin azalıyor olması. Bu özellikle teşvik azalması ABD'de olan Avrupa'dan ziyade. Eee, diğeri ise ya alımların azalması ise hem Avrupa'da hem ABD'de karşımıza çıkan bir şey. Kesinlikle. üstüne bir de aslında şeyi de yani üretim maliyetinin düşüşünü de eklemek lazım. Yani Çin daha ucuza üretmeyi becerebiliyor bu ürünleri. Tabii bu arada biz rüzgar endüstrisini konuştuk ama dünyada büyüme sadece rüzgar endüstrisyile sınırlı değil. Biz genel olarak güneş ve rüzgarın küresel enerjide payı diye bir görselimiz vardı. Genel olarak dünyada eee güneş ve rüzgarın küresel enerjide payı dünyada bu iki enerji kaynağının toplam enerji üretimindeki payının hızlı bir şekilde arttığını görüyoruz. Şu an ekranlarımızda vardır diye tahmin ediyorum. Yani büyümüş ekonomiler, Çin büyümekte olan ülkeler ve petrol agents yani petrol ülkelerinde ya petrol ülkelerinde bile artış var aslında. Evet. İstersen biraz sen bu görselden bahsedebilirsin bize. Eee, ya bu görselden bahsederken aklımıza yine Uluslararası Enerji Ajansı'nın daha önce konuştuğumuz raporu gelsin. Eee, dünyada şu anda yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimindeki payı %40'a çıktı. Yani %40'ın üstüne çıktı 2024-2025 yılı itibariyle. Eee, ve burada en önemli payın da burada artışını gördüğümüz güneş ve rüzgar enerjisi olduğunu söylemek lazım. eee yani karbon salınımını salımını azaltan en önemli meseleler eee son yıllarda rüzgar ve güneş enerjisinin kullanımının artması. E tabii burada işte Çin'e özel bir parantez açmak gerekiyor. Çünkü eee bu artışın önemli bir kısmını eee Çin'de görüyoruz. Eee ve bunu gördüğümüz senaryo aslında bize şunu da sorduruyor. Bu kapasite artışı tek başına eee yenilenebilir enerjiye geçmek için yeterli mi? Burada zaten maliyetleri düşünmemiz gerekiyor. İstersen görselini şimdi verelim. Enerji değiş. Evet. Enerji maliyetleri değişimi. Yok. Enerji maliyetleri değişimi yazan. Eee, şimdi burada bence en önemli hikaye, eee, gördüğümüz düşüş grafiği. Zaten bunun güneş enerjisindeki düşüşünü, eee, seninle geçen sene konuşmuş olmamız lazım. Yani 2010'lu yılların, eee, başından bu yana 10 yıldan eee, kısa bir sürede 10 kata varan bir düşüş vardı. Eee, ama rüzgar ile üretilen elektrikte de güneş enerjisi kadar hızlı olmasa bile maliyet düşüşünü görüyoruz. eee ve 2022 sonrası yani Rusya'ya yönelik yaptırımlarla birlikte doğalgaz maliyetinin artmasıyla birlikte biz şunu gördük artık. Güneş ve rüzgar enerjisi üretim maliyeti açısından doğalgazdan daha ucuz hale geldi. E tabii şimdi burada şunu diyeceksiniz. Tamam üretim maliyeti okey de güneş enerjisinin bir de depolama maliyeti var. Ondan niye bahsetmiyorsunuz? İşte tam olarak bunun için bir de batarya maliyeti değişimi diye bir görselimiz var. Bunu daha önce eee bir yayında yine konuşmuştuk. Eee yine burada şeyi görüyoruz. Amber Energy'nin raporuna eee göre güneş enerjisi ya da rüzgar enerjisi bunları ürettik ama bunları sürekli istediğimiz seviyede üretemiyoruz. Dolayısıyla kontrolü bizim elimizde olan şeyler değil. Bunları depolamak gerekiyor. Depolama maliyetinin de son 10 yılda eee çok ciddi ölçüde düştüğünü görüyoruz. Eee, ve as bu arada Elon Musk son birkaç gündür Hı full artı full bataryalar. Tamam bir şey olmaz ya. Eee şeyi getirsenize kumandalarını. >> E sen devam et. >> El Musk son birkaç gündür bataryalar hakkında sürekli tweet atıyor. Hı hı. >> Batarya aslında eee yani güneşten faydalanmamızın önünü açan inanılmaz bir teknoloji ve belki önümüzdeki 35 senede batarya e büyümesi göreceğiz. Biz senin de dediğin gibi geçen hafta 2 hafta önce veya bir ay önce çok yoğun bir şekilde konuştuk bataryayı ve eee bataryalar hayatımıza girdikçe güneşten faydalanma eee oranımız çok ciddi oranda artacak. Ya evet. İşte bu mesele aslında eee 2 hafta önce mi konuşmuştuk? Yani bizim o enerji kaybı hikayemizi çözecek bir mesele ama burada bir soru daha geliyor karşımıza. eee bu zamana kadar saydığımız enerji kaynakları yani güneş ve rüzgar enerjisi daha fazla üretimde kullanılmaya başlanıyor da eee doğalgaz üretimi de azalmıyor bir yandan ya da kömürle üretim de azalmıyor ki burada direkt şeye bakabiliriz. Çin'in enerji kaynakları görseline. Yani Çin evet son yıllarda eee rüzgar enerjisini ve güneş enerjisini kullanmayı arttırdı ama kömürü de azaltmadı mesela. Eee e o zaman bu kadar fazla enerjiyi ne yapacağız diye bir soru geliyor aklımıza, değil mi? Arap. Hayır canım o kadar değil. O kadar değil. Eee ya önce şu görseli kısaca bir yorumlayalım. Yani Çin dünyanın en fazla kömür tüketen ülkesi. Eee dolayısıyla sadece güneş enerjisi ve diğer, eee, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmayı arttırmıyor. Aynı zamanda elindeki kömür madenlerini de olabilecek en hızlı şekilde tüketmeye çalışıyor. Eee, ya da hani maksimum verimle kullanmaya çalışıyor diyelim. Eee, ama bir görselimiz daha var. O da enerji tüketim yoğunluğu olması lazım. Eee, aslında bu enerji kaynaklarının bu kadar kullanılıyor olmasının ve enerji artışının aslında talebi o kadar da karşılayamayacağı, daha doğrusu buna çok paralel bir talep artışının da olduğunu görüyoruz bütün dünyada. Biz bunu zaten hani veri merkezleri kurulmaya başladığında, yapay zeka hype'ı ilk başladığında konuşmuştuk. Yapay zeka dediğimiz bütün dünyada hem veri merkezleri olsun hem eee kullandığı diğer araçlar olsun ciddi enerji eee gerektiren bir eee alan. Hatta birkaç hafta önce Nvidia'nın da eee yatırımcılarından olduğu bir şirketin uzaya veri merkezi kurmak istediğini söylemiştik. Niye uzaya kuruyorlardı? Güneş enerjisinden maksimum verimle yararlanabilmek için. Şimdi bu görselde aslında şunu görüyoruz. Bu belki bizim o eee ilk başta ikinci haberde Almanya'nın e otomotiv devlerinin ve sanayisinin çöküşünü anlatmamıza da benzeyecek. Burada ülkelerin enerji taleplerini görüyoruz. Enerji kullanım yoğunluğu. Eee ve karşımızda işte aşağıda açıktan koyuya doğru giderken artan bir e enerji talep yoğunluğu var. Enerji tüketim yoğunluğu var. Bu bize ne söylüyor aslında? hangi ülkenin ne kadar sanayileştiğini de gösteren şeyler bunlar. Dolayısıyla bir ülke ne kadar üretiyorsa eee o kadar da enerjiye ihtiyaç duyuyor. Eee burada da işte Çin'in eskiye nazaran daha koyu bir renge sahip olduğunu tabii eskiye dair bir görsel şu an elimizde yok ama eee ve ülkelerin işte renklerden anlayacağınız üzere toplam enerji eee tüketim yoğunluğunun da talebinin de ciddi ölçüde arttığını görüyoruz. Yani enerji kaynaklarını eee çeşitlendirmek, işte yenilenebilir enerjiden çok daha fazla enerji üretmek şu anda aslında küresel enerji talebinin artışıyla da çok uyumlu bir eee durum bizim için. Ben de bu arada birkaç görsel göstermek istiyorum. İlki eee göstereceğimiz görsel küresel enerji talebi. Evet. Şimdi bu küresel enerji talebinde aslında eee dünyadaki enerji talebinin ne kadar büyüdüğünü görüyoruz. büyürken aynı anda hem hangi ülkenin bu büyümenin iğmesini taşıdığını ve aynı zamanda alttaki yuvarlaklardan da eee ve onların renklerinden de hangi kaynakların aslında bu enerji tüketimine üretim nesnesi olarak, üretim maddesi olarak katıldığını görüyoruz. Şimdi dolayısıyla aslında hem enerji, üretim ve tüketimi artıyor hem de karbon emisyonunun da arttığını gösteriyor bize. Artığını görüyoruz ama şu da önemli. Eee mesela işte burada kahverengi ve kırmızı sırasıyla kömür ve petrolü temsil ediyor. Morumsu renk ise doğalgazı mesela bu üçünde bir artış var ama oransal olarak en büyük artış ise e yenilebilir enerjide olmuş. Yani şuradaki eee özellikle koyu yeşilin daha büyük bir yeşile dönüştüğünü görüyoruz. Yaşar çok kötü bir espri yapacağım. Şimdiden özür diliyorum. Yenilebilir enerji kaynağı deyince aklına ne geliyor? et geliyor. Mesir macunu geliyor diyecektim ama devam edelim. Eyvallah. Eyvallah. Yani eee aslında biz petrolün veya doğalgazın daha az tüketildiği bir ortamda değiliz. Fakat e enerji üretiminde yenilenebilir enerjinin arttığı bir evrendeyiz. Bu aslında bize işte tabii şeyi de gösteriyor. Eee, insanoğlu enerji kaynağını maksimum kullanabildiği ölçüde kullanıyor. Yani petrolden şu an vazgeçmiyor. Petrol kullanmaya devam ediyor. Bir yandan da yeni bir enerji kaynağı buluyor ve o yeni enerji kaynağıyla devam ediyor. Bu Aliyev'in geçen sene eee Bakü'deki iklim zirvesinde dediği gibi Allah vermiş kullanıyoruz modunda şu an herkes Çin'de kömürü kullanıyor yani. Evet. Ama ama bir aması var. enerji elektrik oranı diye. Hı hı. O görsel gelsin ekranlara. Enerji elektrik oranı. Çin eee çok hızlı bir şekilde son nihai enerji tüketimindeki elektrik payını arttırıyor. Şimdi 1970'lerde %2 %3 civarlarında olan Çin günümüz itibariyle %30'a yaklaşmış durumda. Yani nihai tükettiği enerjinin %30'unu elektrikten karşılıyor. Elektriğe çeviriyor aslında. Yani şey değil mi bu? Eee, enerjiyi ne için kullanabilirsin? Mesela ısınma için kullanabilirsin. Mesela yakıt için, ulaşım için kullanabilirsin. Ya da sanayide ya da hanede kullanmak için elektriğe çevirebilirsin. Bu zamana kadar Çin enerjisini genellikle ısınma için ya da ulaşım için kullanırken daha çok şu anda %30 seviyesinde elektrik için kullanıyor. Yani şu da aslında şunun gibi düşün. Hı hı. Eee mesela sen ulaşımını petrol veya petrol bazı ürünlerle sağladığında aslında burada elektriğe hiç dönüştürmemiş oluyordun. Evet. Burada ama aslında işte elektrikli arabalar, elektrikli trenler veya eee ısınmanın elektrikle sağlanıyor olması eğer sağlıyorlarsa tabii Çin'de veya herhangi bir kaynağı doğrudan elektrik üzerinden kullanmak senin nihai enerji tüketimindeki elektrifikasyon payını artırıyor. Hatta bir görsel daha göstereceğim. O da şu kişi başına elektrik talebi. Yani electric demand per capita yani kişi başına düşen elektrik talebinde de Çin Avrupa'yı geçmiş durumda. Şimdi bunun bize net gösterdiği bir şey var. Biliyorsun bir videoya hazırlanıyorum ben. Nadir Metaller Savaşı diye. Ve oradaki aslında en temel vurgu şu. Biz mesela tunç çağı diyoruz, değil mi? Veya demir çağı diyoruz. Niye demir çağı diyoruz? Veya niye tunç çağı diyoruz? Çünkü o dönem insanlık yeni bir maddeyi kullanmayı keşfediyor. Yani başlı başına demiri işlemek sadece demiri işlemek değil ya. demiri işleyebilecek fırınlar yapmak, demiri işleyebilecek bir ekosistem kurmak, işte onun ticaretini yapabilmek, ondan zırh yapabilmek, o zırhla daha büyük savaşlar yapmak falan gibi. Aslında kullandığın madde senin medeniyetteki yerini değiştiriyor. Ve biz bugün petrol ve çelik bazlı bir toplumdan yavaş yavaş daha elektriğin temel enerji kaynağı olduğu ve elektriğin yanında bakır ile birlikte nadir metallerin olduğu bir çağa giriyoruz. Yani petro çelik çağından aslında elektrik ve bakır nadir metaller çağına doğru bir gidiş bu. Tabii burada hani bakırı nadir metallerin içine değil yanına koyuyorsun. Evet. Peki nasıl bir dönüşüm var bakırda? Bugün çünkü haberlerin aslında bir kısmı da bakırla ilgili olacaktı. Evet. E istersen ona geçelim. Buradan şöyle hani bakır nadir element değil ama bakır kritik mineral madenler çerçevesine giriyor. Çünkü orada sınıflandırmalar hep farklı farklı. Yani nadir metaller, kritik metaller, bunlar farklı sınıflandırmalar. Bakır da eee bu sene ABD tarafından reklam alır gibi olmuş. Evet. Kritik minerallerin içerisine girdi ve çünkü günümüzdeki elektrifikasyonun temel kaynağı bakır ya. Yani bütün trafolarda, enerji hatlarında, inverterlarda, bataryalarda, elektrikli motorlarda hep bakır kullanıyoruz. Tabii bakırın yanında mesela yüksek mnıslar falan kullanıyoruz. Onlar da nadir metallerle oluyor. Ama biz bakırı çağımızın çeliği diyebiliriz. Bu arada çeliği de az kullanacağımızdan değil. Buradaki mesela kullanım miktarı nominal bir şeyden bahsetmiyorum. Onun öneminden bahsediyorum. Yani belki çeliği hiç olmadığı kadar çok kullanıyoruz ama e bakır bunlar arasında en ağırlığı olan madde olarak karşımıza çıkıyor. Şimdi hemen gelelim bakır fiyatları diye. Elbette bu kadar bakırın talep görmesi, elektrifikasyonun bu kadar artması bakır fiyatlarını tarihi zirvelere çekti. Yani birkaç hafta önce Londra kıymetli maden borsasında 3 aylık bakır vadelileri ton bazında 11.200 dolardı. Hı hı. Şu an aslında bunun çok yüksek bir rakam olduğunu söyleyebilirim. Ya aslında şöyle bir hikaye. Yılbaşından bu yana %25lik bir artış var bakırda. Tabii insanlar bunu altınla gümüşle kıyaslayıp belki de düşük bulacaklar. Ama hani bakır için baktığımızda grafikte ekrandaysa hani görüntülerin son yıllar adına şey olduğunu fark edeceklerdir. Ciddi bir ivme kazandığını. Bir de insanlar MT'ları yani kıymetli madenleri yatırım tavsiyesi değildir bu arada. Ev ama şimdi neden o %5'lik %10'luk değişimlerin önemli olduğunu söyleyeceğim. Hep kaldıraçlı oynarlar. Hı hı. Yani işte 10 kaldıraç belki 5 kaldıraç. Dolayısıyla %10 gider ama sen 10 kazanırsın falan. Dolayısıyla hani buradaki değişimler çok büyük paketler haline satıldığı için bunlar kontratlar çok büyük oluyor. Devam edelim. Ve her şeyin ötesinde bakır eksikliği diye bir görselimiz de var. Biz seneye arzın talebi karşılamadığını göreceğiz. Yani böyle bir beklenti var en azından. Çünkü burada talepteki artış kadar e arzdaki düşüş de etkili diyorsun. Evet. Evet. Yani ne bileyim işte bu zamana kadar bakırı üreten önemli ülkeler yani farklı coğrafyalardan düşünelim. Şili olsun işte Endonezya olsun ya da Afrika ülkeleri olsun aslında bu dönem içerisinde birtım krizler yaşadılar. bu krizlerde aslında bakır üretimine zarar veren, sekteye uğratan krizler oldu. Bu da arzın azalması ve dolayısıyla fiyatların yukarı çıkmasına gel. Özellik Evet. bazı madenlerde kaza yaşandı vesaire ve önümüzdeki dönemde de eee bakırda aslında arz eksikliği devam edecek. Hı hı. ABD bakır ithalatı diye bir görselimiz var. Trump'ın da bakır ürünlerine vergi getirebileceğine dair tartışmaları çok hızlı bir ABD'de ithalat yarattı. Yani stokladılar bakırı. Evet. dışarıdan alınacak bakıa karşı bir gümrük vergisi koyacak. Aynen. O yüzden hemen stoklamaya başladılar. Evet. Ben tersini beklerdim mesela hani bakırı kritik bir maden olarak görüyorsa ama bunu demesi bile böyle bir etki yarattıysa belki bilinçli bile olabilir. Ama ben bu gerçekten buradaki en önemli tartışmayı şey olarak görüyorum. Yani materyal bilimini siyasetin hep bir malzemesi olarak düşünmemiz gerekiyor. Biz bunları birbirinden çok ayrı şeyler gibi görüyoruz. Ama bugün niye nadir elementler konuşuyoruz? Çünkü kullandığımız işte elektrik motorlarında, mıknatıslarda nadir elementler var. Nadir elementler aslında içinde yaşadığımız endüstriyel, teknolojik ve finansal ekosistemin yeni hammaddeleri. Hı hı. Dolayısıyla nadir elementleri aslında çağımızın ürünleri olarak değerlendirmemiz lazım. İnsanoğlu her zaman yeni maddeler üzerinden yeni sistemler inşa ediyor. Biz de şu an hep diyoruz ya altımızdaki halının kaydığı ve yeni bir dünyanın başladığı yerdeyiz. Bunun bir başka göstergesi de kullandığımız malzemelerin dönüşümü veya onların öneminin dönüşümü, ondaki kompozisyon dönüşümü. O bile yeni bir çağın başladığını, yeni bir teknolojik dalganın geldiğini bize gösteriyor. Eee, ya şöyle ben hala bakır için fazla büyük bir hikaye yazıyor muyuz diye düşüneceğim. Hı hı. Bir kenarda ama istersem bunu şeyle birlikte de okuyalım. Yani aslında bakır fiyatlarının yükselişinde şunun da rolu yok mudur? elektrikli araçların, elektrikli ürünlerin daha fazla satılacağı beklentisi. Mesela ben çünkü şunu düşünürdüm. Trump, gümrük vergileri koyuyor. Çin'le arası bozuk. Çin'le ABD'nin arası bozuldukça Çin'deki elektronik ürünler, elektronik tüketim ürünleri ABD'ye daha az satılacak. Bu da daha az bakır kullanılması anlamına geliyor. Dolayısıyla bakıra yönelik talep düşecek. Ama baktığımızda son birkaç ayda işte Trump ve Shijin Pink arasındaki görüşmenin de etkisiyle eee bu ticaret savaşıın biraz zayıflayacağı, orada iyimser bir havanın estiği bir senaryoya girdik. Dolayısıyla bu iyimser hava elektronik tüketiminin artacağını da bize söyleyecek. Bununla birlikte zaten ha iyi o zaman elektronikte havalar iyi gidecekse bakır içinde havalar iyi gidecek. bakıra yönelik talep de artacak dersin. Dolayısıyla Çin ABD ticari savaşıın güçleniyor olması değil de aksine duruluyor olması bakır fiyatlarını yükselten bir etkendir diye düşünüyorum ben. Şimdi biliyorsun bir Fransız tarihçi var. E Akdeniz üzerine de yazılar yazıyor bol. Rodale gelecek. Aynen. Şimdi o analiz yaparken üç katmanlı yapıyor ya. Yani işte bir çok ağır dönüşen ve insanoğlunun kendi hayatına fark edemediği dönüşümler var. Long dur ediyorsun. Aynen. Mesela coğrafya işte belki tektonik hareketler belki ırmağın akışları. Bunlar ölürüz bu arada. Bunlar aslında hani bizim hayatımızı temelde belirleyen unsurlar ama çoğunlukla yakalayamıyoruz. Bir uzun vadeli teknolojik gelişmeler var. Orta derecede bizi etkileyen bir de kısa vadeli politik gelişmeler. Mesela teknolojinin değişimi versus siyasetin değişimi siyaset teknolojiyi karşısında yenilir bence. Çünkü kısa vadelidir diyorsun. Aynen. Batarya maliyetleri değişimi görselini getirsene bir. E mesela şimdi bataryalar daha çok kullanılacak ya. Hı hı. Bunların her birinde de çok ciddi oranda bakır var veya her neyse içinde ne kullanılıyorsa. Dolayısıyla Çin ve ABD'nin birbiriyle attıkları kavga bu teknolojik dönüşümü yavaşlatamaz. Yani anladım. Yani batarya örneği belki doğru örnek olmasa bile temelde argümanına katılıyorum. Eee bu aslında şey benim dediğime o kadar da dışlamıyor bu arada. Yani bir yandan Evet. Çin ve ABD arasındaki ticaret savaşının yumuşaması satışları iyi etkileyecek bir şey olduğu için pozitif yansıyor fiyatlara. Ama bir yandan da hani bakırın gittikçe kullanım alanlarının genişlemesi daha kritik bir elemente dönüşmesi de yine fiyatlarını olumlu etkiliyor olabilir diyelim. Hı hı. İstersen enerji ve elektrik dosyamızı burada bitirelim mi? Olur. Sadece hani buraya bir ufak not daha ekleyeyim. Yani eee bakırın fiyatının artışı diğer MT'lardan bağımsız değil. Eee dolayısıyla şu anda küresel anlamda değer kaybeden bir dolar var. Dolar gibi diğer para birimlerinin de istikrarının zayıf olduğunu söylemek lazım. Ki zaten dolar rezerv para birimi olduğu için doların değeri düştükçe MT'ların değerinin arttığı bir döneme giriyoruz. eee bakırdaki artışın bir diğer açıklayıcı sebebi bu olabilirdi. Son meselede aslında bu talep artışından bahsediyoruz ya. Bu talebi kim arttırıyor sorusu önemli. Çin'in talebinin mesela bu sene %5.3 büyüyeceği tahmin ediliyor Goldman Sex tarafından. Yani işin öyle bir ayrıntılarını da verelim. Anladım. Ben bu arada hani hakikaten meseleye şu an finansal bakmıyorum. Yani hani bakır spotları ne olur falan bağımsız bir şekilde. Yok yok yine hiç finansal bakmıyorum. Gerçekten bir materyal dönüşümde olduğumuzu düşünüyorum. Yani meseleye biraz daha meta bir açıdan bakmaya çalışıyorum. Hı. İnsanlığın demin dedim ya hani işte tunç çağına geçişi veya işte demir çağından çıkışı gibi bir evrede olduğunu eee işte hayatımıza giren petrol ve çeliğin hala hayatımızda olmaya devam edeceğini ama asıl belirleyici etmen olmaktan uzaklaşacağını hatta bir adım öteye gideyim. Eskiden jeopolitik olarak boğazlar, petrol üreten ülkeler önemliyken bundan 5 10 sene sonra giderek daha fazla işte Endonezya'nın nikel üretimi, Kongo'nun kobalt üretimi, işte Çin'in nadir elementlerdeki işleme kapasitesini daha fazla konuşacağız. Petrol ve petrol üretimi daha ikincil konuşacağımız şeyler olacak. Doğru. Ama ya benim itirazım şu: 20. yüzyılın petrolü neyse 21. yüzyılda lityum o dedik mesela. Bunu bataryalardan yola çıkıp söylemiştik. E bence kabul edilebilir bir argüman. Ama bir yandan da işte 20. yüzyılın petrolü neyse 21. yüzyılda eee silikon o anlama geliyor. Yarı iletkenlerden ötürü diyeceğiz. İşte 20. yüzyılın petrol ve çeliğine ise bugün nikel, manganez, kobalt o anlama geliyor. Ya da işte 20. yüzyılın petrolü neyse bugünün bakırı. Bunların hepsini söylüyorsak muhtemelen abi. Doğru değildir yani. Çok güzel. Bunu bu arada videoda anlatacağım. Orada daha güzel konuşuruz. Önceden konusu açılmış oldu. Eee, petrol ekonomisi için şu deniyor. Çok aslında mono bir ekonomi. Yani tek bir MTya var ve o MTya etrafında gelişmiş bir sistem var. 21. yüzyılda ise daha çok parçalı bir MT sistemi göreceğiz. bu ülkeleri daha kırılgan yapıyor. Neden daha kırılgan yapıyor bir açıdan? Çünkü diyelim ki lityumda uzmanlaşmış bir ülkesin. İşte lityum üretimi ve lityum işlemesi. Bu tek başına etmiyor ama kobalt da ihtiyaç duyduğun bir element veya nikelde de ihtiyaç duyduğun alanlar var. Dolayısıyla bu ülkeleri bir açıdan birbirine bağımlı kılıyor. Petrolde ise mesele tek taraflıydı. Hı. Oradaki risk de bir kez petrol hattından çıkarıldığında gerçekten bütün oyunun dışına çıkarılmış oluyordun. Dolayısıyla bir açıdan kırılganlık, bir açıdan ise çoklu uzmanlık gerektiren bir alan. Hatta başka bir şey daha söyleyeyim. Videoya böyle önceden referans olmuş olsun. E petrolde mesele operasyonel maliyet yani bir petrol rafinerisi kurmak çok pahalı bir şey değil. Hani şey olarak söylüyorum. Sistemi kuruyorsun. Sonra petrolü her çıkardığında bir para ödüyorsun, değil mi? İşte 20 dolar, 30 dolar her neyse. Ener güneşi düşün. Sistemi başta kurmak pahalı ama sistemi opere etmek çok pahalı değil. Yani başlangıç maliyeti düşük. Birisi dolayısıyla operasyonel maliyet odaklı bir şey, diğeri sermaye maliyet odaklı bir şey gibi iki ekonomi arasında farklar var. Eee yani birinde initial cost yüksek diyorsun. Evet. Eee ya şu şunu düşündüm. Son bir karşı argümanım olacak. Bu da bakır kullanımını düşündüğümüz zaman 19. yüzyılla 20. yüzyılı kıyaslayalım. Bütün dünyada elektrik altyapılarının kurulmaya ve yaygınlaşmaya başladığı bir dönem. Ve tabii ki elektrik altyapıları 20. yüzyılla birlikte bütün dünyada tamamlanmadı. Ama bu devam ediyor. Hala devam ediyor. Bundan sonrası, bundan öncesine kıyasla elektriğin yaygınlaşmasının daha yüksek olacağı bir dönem değildir diye düşünüyorum. Yani şu anda elektrik erişimi olmayan yer ne kadar ki bakır gittikçe daha değerli hale gelsin. A hiç katılamadım. Niye? Çünkü mesela eskiden ısınmak için elektrik kullanmıyordun. Belki giderek daha fazla elektrik kullanacaksın. Eskiden arabaya işte binmek için kullanmaktan bahsetmiyorum ama ya altyapı erişiminin oluşundan bahsediyorum. Ama şunu düşün mesela Türkiye'de arabaların %40'ı elektrikli olsun Hı hı elektrik altyapısını inanılmaz güçlendirmen lazım. Çünkü gün içerisinde bir

Sürü insan sürekli bataryasını şarj etmek için elektriğe yüklenecek.

Güzel. Evet. Sırf bunun için mesela bakır kabloların güçlendirilmesi lazım. Şu an neden mesela her yere elektrik şarj istasyonu kuramıyoruz? Bir o kadar ihtiyaç duymuyoruz ama ikincisi o kadar elektriği kaldırabileceğimizden de emin değiliz. Almanya mesela sırf bakır hatlarını güçlendirdi.

Değişiklik yok abi yeterince ya.

Ama işte Almanya sürekli eee altyapılarını güçlendiriyor. Çünkü biliyor ki internet gibi düşün. Yani internet diyor ya şebekeyi güçlendirmemiz lazım. Bir noktada da hatırlarsan geçenlerde konuşmuştuk elektrik mühendisiyle. Türkiye bir yandan da şebekelerini güçlendirmeye çalışıyor elektrikte ki artacak olan elektrifikasyona karşı şimdiden altyapı gelişmiş olsun. O zaman 20. yüzyılın bakırı neyse bu yılın fiber optik kabloları odur diyebilir miyiz? Bence diyebiliriz. İnternetin yaygınlaşması bu yüzyılda eee geçen yüzyıldaki elektriğin yaygınlaşmasına benzetir.

Ha tabii tabii. Evet tabii canım. Mesela öyle diyelim. Eee, artık yavaştan kapatalım mı? Son bir haberimiz mi var?

Haberimiz var. Senin. Doğru. Son bir haber var. İtalya. Seni seni ilgilendiren bir haber. Yaşar, eee, şey sormuşlar. Saç ektirdin de onun bandanasını mı takıyorsun demişler.

Bu bandayı yeni gelmişler diye anlıyorum yayına. O yüzden onları da bir açıklamak isteyebilirsin. Bu bandanayı şimdiye kadar kendisini bir feda bir ideal için feda edenlerin uğruna takıyorum bu kırmızı bandanayı.

Şenol Güneş konuşması gibi oldu ya.

Evet. Bu bandanı eee bu bandanı bütün idealistlere gelsin.

Evet. Kızıl mı oldu yazmış bir tanesi. Ben eee şey olmasın diye okumamıştım başta ama şimdi tam yerine geldi diye.

Evet. Şöyle yarın Vahit'in düğünü var. Nikahı var pardon. Eee, bu da yarın takacağı, e, şey kuşak ama şu an benim kafamda gördüğünüz gibi.

Eee, dolayısıyla eee, gördüğünüz gibi aslında biz nikah heyecanını böyle yaşıyoruz.

Evet. Sen lisede kravatını da böyle kafana takar mıydın?

Yok, takmazdım ama kravat takmazdım ben direkt lisede direkt takmıyordum yani.

Bir şey miydi o zaman? Servis miydi kıyafet yoksa bir protest tavrı olarak?

Yok, ben biraz haylaz bir öğrenciydim. Sen biraz farklısın. Ben biraz farklıyım. Ben biraz farklıyım.

Evet.

Şimdi İtalya'da yastık altı altınlara vergi gelecek veya vergi getirilecek. Bu tartışma epey İtalya'yı sallıyor şu an. Şimdi olay şu. İtalya'da diyelim ki bir altın aldınız. 2.000 eur'luk. Bunu sattınız. Sonra altın prim yaptı ve 2.500 euroya.

Sahneyi değiştirdik. Şu an geliyor mu? Sahneyle ilgili. Tamamdır. Gördüğünüz gibi bazen herhangi bir sebep olmadan eee uygulamalar hata verebiliyor. Çünkü bunlar dijital şeyler. Dijital şey.

Allah'ın işi. Yani. İtalya'nın bu vergisi gördüğümüz gibi bize sıkıntı yarattı. Ama ben haberi başta anlatacağım çünkü galiba bir duyma sorunu olmuş. Şimdi aynı anda 1000 kişi bir anda sağır olmuş. Abi nasıl bir iş ya? Anlayamadık.

Evet ya gerçekten görüyorsunuz ya.

Evet. Allah'ın işi. Mehmet Şimşek ki bizi konuşturmuyor bugün. Ben öyle anladım.

Evet. Evet. Mehmet Şimşek. Şimdi hikaye şu arkadaşlar. İtalya'da ilginç bir vergi konuşuluyor. Yastık altı altın vergisi. Normalde İtalya'da bir yasa var. Bu yasa bir altın aldığında ve onu sattığında aradaki primden %26'lık vergi kesintisi demek. Diyelim ki 2.000 euroya bir altın aldın. Sonra altın prim yaptı. 2.500 euroya sattın. Bak aynı şekilde anlatıyorum.

2.500'dan %26 vergi ödüyorsun. Ama diyelim ki anneannenden sana bir altın kaldı. 2.000 eur'luk veya 5.000 eur'luk. Şöyle bir altın. Ne yapıyorsun? Dokümante edemiyorsun. Kaça aldın? Vallahi yok. O zaman diyor ki 5.000 euronun tamamını vergi olarak %26'sını ödeyeceksin.

Hı hı. Ama İtalya diyor ki sen bunun 5.000 EUR'sunun %26'sını ödemek yerine gel bu altını kaydet. Anneannemden kaldı. Oradan buldum, buradan buldum. Sen gel bunun %12,5'unu vergi olarak öde. Kalanını ödeme.

Hı hı.

Aslında burada bir emlak vergisi gibi böyle şey gibi düşün.

İmar affı di.

İmar affı gibi. Aynen. İmar affı gibi.

Ses yokken anlattığın hikayeyi hatırladım. Aynen. Yani imar affı gibi bir hikaye karşılıklı bir kazan kazan düşünüyor İtalya ve akıllarına böyle bir zihni sihir fikir gelmiş.

Şunu düzelteyim de.

Evet. Akıllarına böyle bir zihni sihir gelmiş ve böyle 2 milyar eur'luk bir vergi geliri elde etmeyi düşünüyorlar.

Evet. Ya şimdi ilk hikaye şu. Demek ki İtalya'da yastık altı altınların eee 16 milyar eur'luk bir hacmi olduğu tahmin ediliyor ki %12,5'un 2 milyar euroluk bir getiri sağlaması bekleniyor. Ama ikinci mesele şu. Eee Türkiye'den düşünelim. Belki İtalya'da işler farklıdır ama eee kuyumcuyla yaptığın işlemde fiş fatura aldığını hatırlar mısın Çeşar?

Hiç almaz. Hiç vermezler.

Yani o işler genellikle eee şu kadar verdim, şu kadar aldım şeklinde eee faturalandırılıp devlete bildirilmez.

Eee. Hatta kuyumcuyla IBAN üzerinden bile alışveriş yapman genelde değildir.

Yapadık. Yapamadık bugün.

Çünkü ya o konuda şeyler yani çok eee katılar.

Ömer sana sordu mu bu arada?

Yook. Hiçbir sormadı mı?

Yok. Bana mı soracak abi? Şey, birader yarın sana şunu takacağız da şey yapamadık falan gibi.

Yok, IBAN'dan gönderelim mi diye bir fikir geldi aklımıza.

Yani şey yapacağım o zaman ben de şu an şöyle IBAN numarası eee ya da QR kod mu yapsak? Abi ne diyorsun?

QR kod olabilir.

QR kod fena bir fikir olmayabilir bu arada ya.

Evet. Aslında nikahta böyle şey kuşak takmak yerine.

QR kod. QR kod. Biz bunu şeyde de yapalım.

Post cihazı getirelim mi? Post cihazı o sevimsiz olur ya. Post cihazı sevimsiz olur. QR kod iyi bence. Biz bunu ofis için bağış toplarken de yaparız. QR kod veririz. İnsanlar bağış yapar falan. Eee, şeye geri dönelim. İtalya'ya geri dönelim. Yani eee burada aslında mesele şu. Devletin acil paraya sıkıştığı bir durum var karşımızda ve hani şey siz getirin biz sizin altınlarınızı kaydedelim de eee hem bize para girmiş olur hem de siz olur da ileride anneannenizden kalan o biricik küpeyi satmaya karar verdiğinizde %26'dan vergi ödeyeceğinize eee elde ettiğiniz kardan %12,5 vergi ödersiniz diyorlar. Eee ama Allah kimseyi anneannesinden kalan o küpeyi satacak duruma da düşürmesin.

Burada tabii aklıma şöyle bir ihtimal geldi. İtalya'da primlenmiş altını satmanın %26 vergisi varsa. Hı hı. Ben de İtalya'nın dışında satarım diye düşünüyorum. Yani gider.

Gider misiniz?

Gider Fransa'da satarım abi. Niye İtalya'da satıyorum yani?

Değil mi? Ha tabii uçak. Altın sokmak bir ülkeye o altının formuna bağlı tabii ama kimse de yastık altında külçe altın tutmuyordur ya. Diyelim ki 100 gram altınım var. Hı hı. Bilikse bu kolunda taşırsın abi. Yani o kadar sorun olmaz herhalde.

Öyle de mesela 100 gram altınım var. Arabaya atlarsın Fransa'ya gidersin. Hı hı. Fransa'da bozdurursun.

Ama biliyorsun ülkeden altın çıkarmak normalde bildirmediysen suç. Öyle de. Yani o altının eee ticari bir amaçla çıktığını göstermemen lazım.

Öyle de yani ben daha Avrupa'da sınırdan geçerken bir kontrole denk gelmedim. Hı hı. Basar giderim. Sonra Fransa'da bir kuyumcu bulurum. Satarım 100 gram altınımı. İtalya'ya dönerim. Mis gibi iş.

Fransa'da vergi ödüyor musundur acaba altın sattığında?

Hım. Fransa'da öyle bir vergiden haberim yok ama e İtalya yani bu vergiyi getirirken ben şimdi bu haberi niye seçtik onu biraz aslında konuşalım. Tabii bu İtalya'daki haberi seç.

Başka bir haber konuşacaktık. Sen dedin ki İzzet diğerini beğenmedi. Ben bunu koyayım.

Yok ama bu daha ilginç bir haber bence. Bence bunun iki tane önemli bir meselesi var. Birincisi Türkiye'de de bundan birkaç ay önce işte Türkiye'de yastık altında 500 milyar altın var gibi bir açıklama yapıldı.

500 milyar altın gerçekten var mıdır bilmiyorum da. E devletlerin özellikle altının primlenmesiyle hane halklarının elindeki altınlara karşı ne kadar iştahlandığını bize gösteriyor. Yani oradan vergi koparmaya çalışanlar, onu piyasaya sürdürmeye çalışanlar vesaire derken işte İtalya, Türkiye gibi ülkelerden benzer açıklamalar görüyoruz. İşte şu kadar varlığın olduğunu düşünüyoruz vesaire tarzında. İkincisi, İtalya'da bu vergi gelecekse ve ben şu aklımla bile işte gider Fransa'da bozdur mu düşünüyorsam bunu elbette İtalya'daki ekonomistler de düşünüyordur. Avrupa genelinde böyle bir altın vergisi mi gelecek? Avrupa genelinde işte finansal araçlar başta olmak üzere kıymetli madenlerden elde edilen primlere bir vergi mi gelecek? İleride bu Bitcoin'e mi gelecek? gibi gibi eee varlık araçlarına yönelik vergiler ve bu vergilerin kontrolü beni düşündürttü.

Evet abi. Devletin parayı sıkıştığında bulabileceği verginin haddi hesabı yoktur. Eee, buradaki hikaye en en basit haliyle bu aslında. Yani, eee, bugün altın değerlendi, hadi buradan vuralım. Yarın başka bir şey olur dediğin gibi. Eee, oradan bir vergi uydurulur. Eee, dünyada Mehmet Şimşek'iler çok fazla.

Mehmet Mehmet Şimşek. Şimşek.

Sen Inzaghi versiyonundan geldin buraya.

Aynen. Aynen. Eee, şimdi Turga ışığın da yorumunu görüyorum. Bitcoin de sisteme çekildi. Elimizde bir tek yastık altı altın kaldı. Kaptırmayalım yazmış. Katılıyorum. Yani bir yandan sürekli aslında o parayı sisteme çekmek isteyen, onu dokümante etmek isteyen ve dokümante etme karşılığında da ciddi vergiler toplayan bir devlet mekanizması var karşımızda. Yani birkaç seneye belki dijital'nin sirk olan eee banknotun var olmadığını göreceğiz.

Evet. Yani bu kayıt dışılıkla mücadele meselesi niye bu kadar seviliyor insanlar tarafından bilmiyorum. Eee.

Kayıt dışı özgürlüktür. Biz de iyice şey olduk.

Bu cümleleri kurarken çok dikkat etmeye çalışıyorum ama ben de kayıt dışı ekonomiye karşı boş değilim abi. Ama vergisini ödeyen, vergisini ödemekte olan abi.

Acayip vergi ödüyor.

Yayından sonra konuşalım o meseleyi de. Bizim 3. çeyrek vergimiz niye bu kadar yüksek diye ağladım ben bugün. Yani bir şeye ağladım bugün ve o da buydu yani. Eee diyelim.

Çok çok vergi ödüyoruz. Vergiler çok yüksek.

Evet. Eee ve ya yok şunu eee ver gelirden düşemezsin, yok bunu gider gösteremezsin. Her şeyi vergilendiriyorsun. Harcamaları bir türlü giderden düşemiyorsun. Böyle de bir saçmalık var. Ben bunu da anlayamıyorum. Eee ama buradan yetkili biri bizi izliyorsa da kızmasın bir şekilde seslenemiyoruz da diyelim. Yavaştan kapatalım.

Yavaştan kapatalım. Bu arada eee son bağışlarımızı okuyalım. Evet. Neler oluyorun? 116. bölümünün yavaş yavaş sonuna doğru geliyoruz. Heyecanlı, atraksiyonlu, bol verili ve bol analizli bir yayın oldu. Saatlerimizde 01.36'yı 36'yı gösteriyor ama şu saatte bile 1136 kişi bizimle ve elbette birkaç saat sonra dediğim gibi Vahit'le beraber nikah salonunun yolunu tutmuş olacağız. Bu adam işte böyle işine aşık bir adam. 10 saat sonra nikahlanacak ama burada bu saatte bizimle beraber yayın içerisinde. Umarım Merve de bizle beraber aynı duyguları paylaşıyordur.

Merve bana hala şeyden dolayı kızıyor. Eee bizim nişan yüzükleri takıldıktan sonra oturduk ve ben o sırada Vahit'in kapak resmini yapıyordum. Eee hala onun fırçasını yiyorum. Yarın başımıza bir aksilik gelirse bugünün fırçasını çok yiyeceğimi biliyorum. O yüzden hadi kapatalım artık.

Evet, son takipçi bağışlarını da okuyalım. Aslında bayağı da bağış gelmiş. Abbas Tolgay Yılmaz'dan 500 L gelmiş. Teşekkürler. Evrim Karaman'dan 6 euro gelmiş. Bunları okumuştum galiba. RB'den 550 lira gelmiş. Hilal Çıbık'tan 5 pound gelmiş. Mehmet Soylu hayırlı olsun. Vahit Bey demiş. Azer Bera 220 lira göndermiş. Kuşağa isim yazdırma bağışı demiş. Hemen yazıyorum. Azer senden şöyle şuradasın. Şuradasın, şuradasın. Seyit Ahmet Kutuzman Çalışıyorum grubuna gelmiş. Erkan 55 lira göndermiş. Düğün hediyesi demiş. Ahmet Cem Öncel eğitim ekosistemi demişken geçen kuzey binada ikinci katta Zeren'i gördüm. Çok.

Kare blok. Kare blokta. Çok da şıktı ama rahatsız etmek istemedim. Selam olsun demiş Zeren hayranlarım var gördüğün gibi. Ceyda Erişkin gönlüm bir zengin grubuna gelmiş. Lady Yersina Pestis, "Hayırlı olsun. Düğün hediyesi" demiş. 6 euro göndermiş. Teşekkür ederiz. Sercan Değirmenci 55 lira göndermiş. Her ay dünyada kurulan güneş artı rüzgar kurulum gücü neredeyse önümüzdeki 10 yılda tüm dünyada kurulacak nükleer santral gücü kadar demiş. 50 SE göndermiş Mahmut Sami. 50 SE neydi?

İsveç kronu olması lazım.

İsveç Kron'u göndermiş. Mahmut Sami Aydın'a çok teşekkür ediyoruz. Bu güzel.

Var mıdır?

Eee, o yok maalesef.

Yok değil mi?

Evet. Daha da çıkarmak istemiyorum ama çıkartabilirim yani.

Yok kazdın abi.

Evet.

Buna hazır değiliz.

Basıyorum basıyorum. Eee, evet bu akşam bizlerle beraber olan siz sevgili kıymetli takipçilerimize çok teşekkür ediyoruz. Yayında son bir kez belki beğen tuşunu sizlerden rica edebiliriz ve en sona da ne diyelim? Selam olsun diyelim.

Evet, kusura bakmayın yayın çok aksadı. Eee, haftaya olmaz diye umuyorum. Umuyorum ama yani şimdilik sadece.

E, nikahtan sonra Vahit'i görme sıklığımız azalır mı? Oo, nikahtan önce başladı bu. Sen de biliyorsun.

Artar.

Artar mı diyorsun?

Evet.

Eyvallah. Nikahta keramet vardır. Evet, diyelim haftaya görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın. Bay bay. Yeah.