Transcription
Kampüsün derinliklerinden yükselen sesler artık kapının dışına taşıyor. Üniversiteyi kendi kalelerine dönüştürmek isteyenler eğitimi değil direnişi besliyor. Fakat bu okul yıllarca kimi sığınılacak bir yuvayken, kimi erişilemeyen içeriden kapatılmış bir alandı. Şimdi ise herkes bir soruya aykırıyor. Önemli bir soruyu. Boğaziçi Üniversitesi kimin?
"Biz eee Eğitim Fakültesinde başörtülü öğrencilerdik ve eee kurtulması gereken öğrencilerdik. Bizim evimize geldiniz zaten. Evimizi işgal ettiniz. Şimdi kendi eviniz gibi gördüğünüz zaman istemediğiniz insanın gelmesini hoş karşılamıyorsunuz."
"Hani başörtüsü yasağı yoktu Boğaz içinde diye."
"Yani siz aslında bir fanusun içinde yaşıyordunuz ama işte ne zamanki o fanus biraz çatladı, kırıldı, su almaya başladı. Bu sorun oldu yani daha sonra."
Boğaziçi Üniversitesi İstanbul'un kalbinde iki kıtanın birbirine baktığı yerde. Burası yalnızca bir üniversite değil, bir hafıza, bir sembol, geleceğin bir aynası. Fakat toplum o aynaya baktığında kendisini görememeye başladı. Kimi farklı renkleri dışladı, diğer seslere kulaklarını kapadı. Kimi ise bu manzarayı kendi duvarlarıyla çerçeveledi. Yalnızca kendisine ait kılmak istedi. Peki ne değişti?
"Normal bir öğrenci için belki çok şey değişmemiştir ama benim için gördüğüm kadarıyla çok şey değişmiş. Eee mesela şu an yukarıda eee meydanda mezuniyet törenleri var. Ben 2000 yılında mezun oldum. Fizik öğretmenliği bölümünden. Eee ben kendi mezuniyetime alınmamıştım. Şu an görüyorum ki herkes eee mezuniyet törenlerine rahatlıkla gidip bu gururu ailelerine, kendilerine yaşatabiliyorlar."
"Evet."
"Özgürlük ama herkes için mi yoksa yalnızca senin gibi olanlar için mi? O kapılar kimi zaman ardına kadar açıldı. Kimi zamansa yüzlere sertçe kapandı. Ama bütün bunlara rağmen Boğaziçi büyük bir dönüşme hazırlanıyordu. Zaman değişti. Aynı meydan artık farklı öykülere tanıklık ediyordu."
"Üniversite ara ara özellikle de eee 1980 askeri darbesinden sonra darbe almadı değil ama son 4,5 yıldır aldığı darbe çok fazla ve maalesef eee özelklik çok ciddi darbe aldı. 4,5 yıldır hocasıyla bir genel kurul bile yapamayan rektörden bahsediyoruz. Bir genel mezuniyet töreni bile yapamayan bir rektörden bahsediyoruz. Böyle bir üniversite yönetilemez."
"Peki gerçekten özelk bir geçmişi mi vardı ki bugün bu özerkliği kaybettiği söyleniyordu? En başında her şey bir misyonla başlamıştı ama yalnızca dini değil aynı zamanda kültürel bir misyondu bu. 1863 yılında Robert Koleji olarak doğan bu kurum batının doğuya açılan kapısıydı. kuruluşunda Amerikan Protestan misyonerliği ile eğitim idealizmi kol kola yürüyordu. Bir zamanlar Osmanlı'nın aydınları sonra cumhuriyetin seçkinleri burada yetişti. Ama Boğaziçi'nin hikayesi sadece batıdan ithal bir hikaye miydi? Boğaziçi'nin yerleşkesi ve yükseköğretim geleneğini devraldığı Robert Koleji'nin gerek Türk, Osmanlı gerekse Amerikan eğitim tarihinde önemli bir konumu vardı. Ünü Amerika dışında en eski Amerikan Koleji olmasından geliyordu ve çok geniş bir coğrafyadan öğrenciyi cezbediyordu. Fakat zaman geçtikçe bu bakış içeriden değişmeye başladı. Kolej üniversite oldu. Misyon idealizme evrildi. Öğrenciler yurttaşlara. Özgürlük en çok dillendirilen ama en az paylaşılan değer oldu. Kimileri için kutsal bir hak, kimileri içinse uzak bir hayaldi. Ve şimdi bu kez farklı yüzler, farklı sesler bu hikayeye ortak oluyorken alevlenen direniş kime ve neye yönelik?"
"professors who are meeting with the students to see how we can fish this guy, how we can make his life difficult, how you know we can find quotes and and pieces from his work to basically you know lower his reputation that kind of thing. So then initially I was kind of um I was a little bit shocked but also you know saddened by that. But after spending time here I realized that um a lot of that is simply is a knee jerk reaction. It's a political reaction due to the uh very strong political polarization in a place like Turkey. It wasn't related to me. It's not about you know Jan Islam someone doing something against him."
"Bizlere danışılmadan buraya alınmış olan yüzü üstünde öğretim üyesi var ki bunların biz neredeyse tamamına dava açtık. Böyle bir ortamda çalışmak takdir edersiniz ki hoş değil."
Boğaz için tuğlalarıyla değil görünmez kurallarıyla inşa edilmişti. Peki kurallar kimin sesini yüceltti? Kimin sesini boğdu?
"Benim bildiğim kadarıyla ben inancımdan dolayı, yaşam tarzımdan dolayı, kılık kıyafetimden dolayı Boğaziçi Üniversitesi'ne alınmadım diye bir ben vaka hatırlamıyorum."
"Ben eee mezuniyet, kendi mezuniyet törenime alınmamış bir insanım. eee ve işte geçen sene yeğenlerimin mezuniyet törenine katılmıştım. Eee ve meydanda işte alternatif mezuniyet töreni adı altında birtım protestolar yapılıyordu. Buna müsaade ediliyor mesela. Hani onlar baktığınız zaman onların hiçbir yani mezuniyet törenine alınmamış değiller. Eğitim hakları ellerinden alınmış değil. Eee derslere kabul edilmemiş değiller. Hani buna rağmen bir protestoda bulunabiliyorlar. Bu bu buna bu güzel bir şey. Bunla müsaade ed ama hani baktığınız zaman ben mezuniyet törenime alınmamıştım mesela. O açıdan yani şu anki ortam çok özgürlükçü bir ortam. Tam boğaz içine yakışır bir ortam bence. Ama şu an yaratılan vaka Boğaziçi Üniversitesi çok daha tek tip öğretim üyesi istidam ediyordu. Onun dışındakiler istidam etmiyordu şeklinde ve biz de burayı kırıyoruz şeklinde bir yaklaşım ki ben eee buna katılmıyorum. Elimizde böyle en ufak tek bir veri yok."
"Bir yanda çoğulculuk nağaraları altında tam da bundan korkanlar, diğer yanda isa çoğulculuğu gerçek anlamda kucaklamak isteyenler vardı. Tüm çatışma işte burada başlıyordu. Hakikat kutuplaşmanın sesinde görünmezleşiyordu."
"Boğaziçi gibi bir üniversitede öğrencisiniz. Eee işte 20 yaşındasınız ve geleceğe dair hiçbir hayal kuramıyorsunuz. Eee sadece günü yaşayarak, günü kurtararak eee yaşamaya çalışıyorsunuz. Bu açıdan baktığımda eee çok hayal kırıklığı. Şu anda eee İstanbul Teknik Üniversitesi'nde eee fizik profesörüyüm. bir gün gelecek ve sen fizik profesörü olacaksın. Böyle bir hayali dahi kurmaya yeltenemezdim ben."
"Kimi için geçmiş bir yasak hatırasıydı. Kimi içinse bugün daha özgür bir alan. Peki aynı üniversite, aynı meydan nasıl bu kadar farklı iki hikayeye ev sahipliği yapabilirdi? Peki gerçek nerede başlıyor? Efsane nerede bitiyor?"
"Şimdi bir vaziçi eee elit bir kuruluş, elitist bir kuruluş mu? Yani birilerini dışlayan, birilerini alan, birilerini almayan belki dönem dönem elitistlik yaptığı olmuştur. Dönem dönem toplumun eee sorunlarıyla çok da yakından ilgilenmediği olmuştur. Ama genel olarak baktığımız zaman Boğaziçi Üniversitesi hele son dönemlerine baktığımız zaman Boğaziçi Üniversitesi'ni ben elitist bir kuruluş olarak görmüyorum."
"dil bölümü öğrencisiydim. Bir dönem ben hazırlık okudum ve hazırlık döneminde bize başörtüyle giremeyeceğimizi söylediler. Ben güney kampüsteydim. İlk şokumu orada yaşadım. Hani başörtüsü yasağı yoktu Boğaz içinde diye. Eee başörtüyle giremezsiniz ama şapkaya izin veriyoruz dendi. Boğaz için Güney Kampüsteki eee bu Yadyok binasında böyle kapılarda küçük pencereler var. O pencerelerden Harika Hanım diye bir hoca vardı. O zamanlar hala var mı bilmiyorum. O teftişe geliyordu ve başörtülü öğrenci avlıyordu. Harika Hanım oradan bakıp bize e uyarı veriyordu ki şapkayı sadece şapka olarak takacaksınız. başörtünün üstüne takmayacaksınız diye."
Özgürlük söyleminin en yüksek sesle dillendirildiği yerde yasakların ilk darbeleri başörtülü öğrencilerin kapısına dayanıyordu. Yıllarca özgürlük adıyla kurulan düzen gerçekte dışlayıcı bir çemberdi. Bugün atılan sloganlar yalnızca rektör atamalarına karşı değil aynı zamanda o çemberi koruma isteğinin de yankısıydı. Boğaziçi'nin tarihindeki en büyük soru da burada saklı. Savunulan şey gerçekten özgürlük mü yoksa ayrıcalıkların devamı mı?
"Yani siz aslında bir eee fanusun içinde yaşıyordunuz. 90'lardan bahsediyorum. 80'ler daha kezadır. Eee size zaten ulaşılamayan bir yerdesiniz. Kimse o fanus'un içine zaten giremiyor ama işte ne zaman ki o fanus biraz çatladı, kırıldı, su almaya başladı veya işte senin hemfikir olmadığın insanlar gelmeye başladığı zaman eee bu sorun oldu yani. Daha sonra individually turization coming appointed by the new rector. And they most certainly didn't want a Muslim with a Muslim identity who's proud of that identity. Uh and I think that partly they weren't able to accept that someone with a with a Muslim identity who's proud of that can come from the west and not just be a you know a scholar in his field but be one of the most qualified scholars in his field."
Boğaziçi batının vitrini olmayı uzun süre gururla taşıdı. Ne var ki batıdan gelen bir Müslüman akademisyen bu vitrine sarstığında kaygı hem kimliğin hem de ayrıcalıkların gidip gitmesiydi. Ne var ki bir üniversite yaşayan bir organizma olarak kendini sürekli yenileyebilen bir yapıda olmalı ve mevcut başarısını sürdürmesi dinamizmini muhafaza edebilmesiyle mümkündür. Zaman hızla değişti. Türkiye'de eğitim politikaları, fırsat eşitliği söylemleri yeni bir dönem başlattı. Anadolu'nun dört bir yanından gelen öğrencilerle kampüsün profili değişti. Sadece sosyolojik değil kültürel bir dönüşüm yaşandı. Görünmeyen sınırlar görünür çatışmalara dönüştü.
"En temelinde dediğimiz gibi kayyum olması çok büyük bir etken. Çünkü okulun kendi içerisinde seçtiği hani akademisyen, akademinin ortaya çıkardığı bir karakter olmaktan ö yukarıdan ülke yönetimi tarafından buraya konulmuş bir karakter olması burada en temel etken. Yani öyle olmasa muhtemelen kimse bilmez ismini."
"Bir rektörü neden akademisyenler seçiyor? Bir sürü idari personelimiz var bizim. Çok iyi bir adayı. Sadece sevmediğiniz için işte tipini beğenmediğiniz için reddede debilirsiniz. Yani bu kadar keyfilik şey olamaz. Neticede bir devlet kurumu burası. Eee, kişilerin isteklerine, zevklerine terk edilemeyecek kadar önemli. Hepimizin vergileriyle bu kurumlar ayakta duruyor."
"Şunu size çok net olarak söyleyeyim ki bir üniversitenin üst düzey yönetiminin belirlenmesinde mutlaka ve mutlaka eee akademik personelin onayı alınır. Kingdom including Dhous University, University of British Columbia in Vancouver, uh University of Edinburgh, in Edinburgh, Scotland, uh Kings College, London and uh Oxford University. So those are most of the universities I've worked in and I've not heard or seen something called a uh rector election or presidential election or rector seçimi. For by and large professors don't concern themselves with who the president is or what the president does. They're concerned with what their job is. Their job is to look after their students, to teach classes, to do research that's cutting edge and publish them in the best places to get funding from different funding castles. That's what their job is. Uh they don't they don't concern themselves with who the president is. And I think that because many people or because some people perhaps in Bosch maybe other universities they've concerned themselves with the internal politics of the university so much they are actually career and also"
Burada tartışılan yalnızca yönetim biçimi değil üniversitenin bir kaleye dönüştürülmesiydi. O halde sorun çok daha derin bir meşruiyet krizinin yansıması mıydı?
"Şimdi biz biliyorsunuz Naci İnci'yi kim istemiyor diye eee bir oylama yaptıktı ve eee yaklaşık %95 bu üniversite hocası biz Naci İnci ile çalışmak istemiyoruz demişti. Zira Naci İnci'nin burada 6 aylık bir rektör yardımcılığı performansı vardı. Naci İnci daha önce okulumuzda hocaydı. Naci İnci üst düzeylerde idarecılık yapmış biridir. Naci İnci ile bizim selamımız sabahımız vardı. Biz Naci İnci'yi ben şahsen dışlamadım ve benim bildiğim kimse de dışlamadı. Şimdi eee Naci İnc'in e %95'in hayır dediği bir yere ben rektör olacağım diye gelmesinde e bir terslik görmüyorsa arkadaşlar onu bilemem."
"Sayın seyirciler, Boğaziçi Üniversitesi'nin yeni rektörü Profesör Doktor Mehmet Naci İncioğlu."
"Cumhurbaşkanı tarafından atanan rektör Naci İnci, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Naci İnci."
"Naci İnci'nin rektör olarak atanması"
"rektör Naci İnci."
"Aldılar yerine brütüş. Naci'yi getirdiler."
"Burada benim kabulümle alakalı 32 yıl geçti ve hatta ben en iyi eee hoca ödülü de almıştım bir zamanlar. deselerdi ki buranın en sevilen hocaları kimdi? Hani iddialı olacak belki ama ilk ona belki girerdim. Herkesle aramız iyi. Herkes de güler yüzdü ve eee gayet iyi ilişkilerimiz vardı. Ne zaman ki bu bir atama oldu, benden önce tabii böyle bir bir şey oldu. Eee buradaki o burayı 30 senedir hep geldiği günden beri, öğretim üyesi olduğu günden beri yönetim mekanizmasında olan kişiler bunu bir bilek güreşi eee olayına çevirdiler. İşte biz burada hani dediğimiz olmazsa kabul etmeyeceğiz. Buradan burayı da işlemez hale getireceğiz dediler. Şimdi böyle olunca tabii o zor zamanlarda biz de bize biz bize de görev verince gelince onların hedefi haline geldik. Halbuki aramız gayet iyiydi ve eee hiçbir problemimiz yoktu. En sevilen arkadaşlardan biriydim. Hem gerek öğrenciler tarafından gerekse onlar tarafından. Ama bunu maalesef bunu kibirlerine ve egolarına yediremediler. Yani eğer olacaksa biz olacağız, biz yöneteceğiz. Bizim olacak. E sen tamam arkadaşımızsın ama hani yönetecek olarak yönetici kişi varsa o da bizim olmamız lazım. Sen niye oluyorsun? Bu şekilde doğal olarak kendilerinde böyle bir şey görmüşler. Artık bu bir güç zehirlenmesi yani kibir ve o enaniyetin verdiği bir şeyi sahroş etmiş vaziyette. Halbuki burada herkes aynı, herkes öğretim üyesi ve herkes aynı statüde. Yani birinin başka birine bir üstünlüğü veya eee fazla veya eksik bir özelliği yok. Sadece kıymet. Kim daha iyi hocaysa, kim daha iyi araştırma yapıyorsa, kim daha iyi hizmet yapıyorsa odur. Başka bir ölçü olamaz."
Bu tartışmanın temelinde sadece yönetim şekli değil, aynı zamanda liyakat meselesi de önemli bir gündem başlığı haline geldi.
"Dikkat ettiğimiz tek şey ne biliyor musunuz? Liyakat."
Pekala. Yeni yönetim beraberinde sadece idari değişiklikleri değil akademik kadroda dönüşümleri de getirdi. Üniversiteye gelen yeni hocalar eğitim anlayışında ve akademik standartlarda da belirgin bir değişimi ve gelişimi de temsil etmeye başladı. Bu durum kampüs içerisinde hem öğrenciler hem de akademisyenler arasında yeni tartışmalara yol açtı.
"Sonradan gelen bu kayyumla gelen eee eğitmenlerin, öğretmenlerin eğitiminden çok memnun değil öğrenciler. Okulun eğitim kalitesinde düştüğünü düşünen çok öğrenci var."
"Boğaziçi Üniversitesi'ne atanma ve yükseltme kriterleri çok açık ve nettir. Yani belirli şartları vardır. Örneğin sizin hiç indeksli yayınınız yoksa burada doktora öğretim üyesi olarak buraya giremezsiniz, çalışamazsınız. örneği. Ama şimdi şöyle bu mahkemeye eee mahkeme yolunu tercih eden hocalara veya o dönemlere baktığımız zaman hiç yayın olmadan bu üniversiteye girmiş bundan 20 yıl önce çok fazla hoca var. Kimsenin açıkçası oturup e kendi CV'sini incelemedim bu öğretmenlerin fakat e sınıfa sirayet ettiği şeyden bu hani eee yetersiz oldukları veya eee işte bilmedikleri içinden öte genel bir şey var. Uyumsuzluk var. En azından öğrenci kitlesiyle de olabilir bu. eee şeyle de verilen eğitimle de olabilir. Hepsinin CV'sine baktığınız zaman alanında çok önemli çalışmaları bulunan, alanındaki dünyadaki en iyi üniversitelerden mezun olmuş hocalar eee alındı. Bu sadece bence bir karlama kampanyası olarak düşünüyorum. Bazı bölümlerini yapmış olduğu maalesef eee kötü bir angajman. Yeni gelen hocalarla yaşadıkları ilişki maalesef bu anda ama onlar da yavaş yavaş atlatılıyor gördüğümüz kadarıyla."
Esas olan nitelikli bilim insanlarının hak ettikleri görevlere gelmesiyken bu atama krizinin getirdiği bir kadrolaşma olarak görüldü. Gerçek nerede başlıyordu? Algı nerede bitiyordu? Peki yeni yüzyılına hazırlanan bir okula gelen yeni bilim insanlarına yapıştırılan paraşüt yaftası hangi hakikati gizlemeye çalışıyordu?
"that they're a minority, perhaps a loud minority but they're not a majority. The reason for their insistence on a rector or a university president election is uh deeply intertwined with political and ideological reasons as opposed to the actual academic work they should be doing. I don't think that they're concerned with uh how much money is offered to starting academics. That's an academic point. They're more interested in the ideological and political aspect. So the fact that they don't want the president to appoint someone uh as university president, the fact that professors with uh Muslim identities and perhaps more conservative attitudes will be uh appointed to the university even if they're qualified, even if they bring money, even if they're good for the students, even if they're good for the departments, they would rather suffer and keep on decreasing in the in the global ranking have someone who maybe thinks a bit differently."
"Hocaların tane görevi vardır. Araştırma, bizonik research, teaching service, araştırma yapmak, ders vermek. Bir de eğer bazı üniversitedeki kurullara davet edilirlerse gidip o kurullarda hizmet etmek. Bu üç tane görevinin dışında hocaların eee başka bir görevi yoktur. Yani okulu yönetmek gibi bir görevi yoktur. Zaten öyle bir tecrübesi yoktur. hocaların oy verdiği durumda da şeyler oluşuyor. Yani politik, üniversite içi, bölüm içi politik eee çekişmeler oluyor. Bunu aslında şu an 2530 yaş altındaki insanlar yaşamadıkları için hatırlamayabilirler ama eskiden bu tür politik çekişmeler çok olurdu. Yani rektör seçimleri olduğunda Türkiye'de adaylar açıklanır. İşte adaylar hatta eski Türkiye döneminde bu adayın arkasında falanca general destekliyor. Yani generalin desteklediği ona göre adayların işte güç kazanması işte falanca işte TÜSİAT'taki bilmem patron bunu destekliyor falan gibi. Yani böyle tuhaf tuhaf şeyler olurdu."
Direnişin nedeni liyakat ya da bir atama tartışması değildi. Hiçbir zaman da olmadı. Direnişin nedeni kaybolan ayrıcalıkların korkusuydu. Ancak Boğaziçi'nde konuşulan artık geçmişteki münferit hatalar değil. Bugünün tartışmaları kampüsün geleceğine dair daha temel bir soruyu işaret ediyor. Üniversitenin akademik ölçütleri mi değişiyor yoksa kültürel yapısı mı dönüşüyordu?
"Üç ayaktan e gitmeye başladı zaten aslında itirazlarımız. birisi bu nöbetler ki bunlar sembolik bir eylem. Eee, ikincisi davalar. Üçüncüsü de ifşa."
"Böyle devam eden bir Boğaziçi. Eski Boğaziçi olmayacak. Eski Boğaziçi dediğim gibi dört dörtlük müydü? Hayır. Ama eski Boğaziçi'ni daha iyi noktaya getirebilir miydik? Getirebilirdik. Getirmek için çalışıyor muyduk? Çalışıyorduk. Ankara'nın bizim hakkımızda bir eleştirisi var idiyse bunu bize söyleseydi. Ben sizden şu noktada memnun değilim deseydi. İyi yayın yapmıyorsunuz deseydi. İyi öğrenci yetiştirmiyorsunuz deseydi. Var mı böyle bir kritiği? Yok. Elde buna dair bir veri var mı? Yok. Biz burada çok kültürlü bir ortam kurmaya çalıştık. Burada bir sıkıntı var mıydı? Vardı. Ufak tefek sıkıntılar. Ama bu sıkıntılar Türkiye'nin diğer üniversiteleriyle karşılaştırıldığı zaman hakikaten çok çok ufaktı. Yani"
"2012'de mezun oldum. Mezun olduktan sonra e yüksek lisans yapmak istiyordum. O sıra psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümüde yüksek lisans öğrencisi alıyordu ve ilanında şu tarz bir şey vardı. İsterseniz mühendislik bölümünden mezun olun. Eğer bu bölümde yüksek lisans yapmaya motivasyonunuz varsa başvurmanızı teşvik ediyoruz tarzında bir cümle vardı ve beni inanılmaz motive etti. Çünkü biz PDR bölümünden aldığımız derslerde başörtümüzü açmıyorduk. Beni oturttu. Kendisi de tekerlekli koltuklar oluyor ya. Öyle bir koltuğa oturdu. Kendisini çekti. Böyle benim oturduğum koltuğa şey dedi. "Şekim yanlış anlama da ben bu konuda research'tle yapıyorum. Görmediğin tanrıya nasıl inanabiliyorsun? İlk mülakat sorum buydu. Sonra hemen ikinci soru geldi. Benim birinci soruyu cevaplamam beklenmeden. Anlıyorum anlıyorum. Bazıları kendini eee uyuşturucuyla tatmin eder. Bazıları alkolle tatmin eder. Bazıları da işte başörtüsü dinle tatmin ediyor. Üçüncü soru olarak da şu soru değildi aslında bu. Eee şey dedi, "sen" dedi farkında mısın İngilizce öğretmenliği mezunusun ve biz sana bu diplomayı verirsek PDR yüksek lisans diplomasını verirsek sen uzman psikolojik danışman olacaksın. bunun farkında mısın?" dedi. Dedim ilanda herkese açıktı ilan. Hani o yüzden başvurdum ben falan. Tamam çıkabilirsin. Süremiz doldu falan dediler. Çıkarken de elini omzuma böyle vurdu. "Neşeni kaybetme şekerim" dedi."
Boğaziçi kültürü uzun yıllar boyunca batıdan ödünç alınmış ama Türkiye'nin gerçekliğine tam entegre olmamış bir kültür olarak yaşadı. Üniversite kendi içindeki ayrıcalıkları korumak için bir kale gibi örüldü. Dışarıdan gelen yeni fikir ve insanlara kapılar kapandı. Baskılar, mobingler, hedef göstermeler. Uluslararası başarılarına rağmen bazı hocalar akademik kaygılar değil, değişim korkusuyla hedef alındı.
"Sorun genel Türkiye ile ilgili bir sorun aslında. Yani bizdeki üniversite mantığı, üniversiteler biraz da çok fazla sahiplenilen yerler. Şimdi kendi eviniz gibi gördüğünüz zaman istemediğiniz insanın gelmesini hoş karşılamıyorsunuz. Hiç protest olmasın. Kimse görüşünü sö böyle bir üniversite hayalimiz yok. Ben de böyle bir üniversitede okumadım. Öyle bir üniversitede dekan da olmak istemiyorum. Yani herkes tepkisini dile getirsin. Yani zevk alıyoruz bazen biz böyle şeylerden. Şimdi mesela bazı hocalarımız işte yaşı ileri hocalarımız meydanda her gün işte saat 12.30 bu gibi bilmiyorum toplanıyorlar işte rektörlüğe karşı sırtları dönüyorlar falan."
"Şimdi özelklik deyince işte özerk üniversite deyince şimdi özelklik özerklikten kastık ne istiyorsunuz? Yani neyin özelliği olacaksınız? Üniversitede özelklik nedir? Özellik şudur. Siz araştırmanızı bağımsız yapabiliyor musunuz? Makalelerinizi rahat yayınlayabiliyor musunuz? Derslerinizi rahat verebiliyor musunuz? derslerle ilgili silbusları vesairesini tam böyle istediğiniz şekilde hazırlayıp gereklerine göre yapıyor musunuz? Fikrinizi kendi isminizle yayabiliyor musunuz? Örneğin Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri olarak biz şuna karşıy demek yerine kendi adınızı koyup neye karşı olduğunuzu medyada, sosyal medyada açıklayabiliyor musunuz? Şimdi özerklik dediğiniz, özgürlük dediğiniz bu. Ama siz bunu tutup devlete karşı, yönetime karşı bir savaşa çevirirseniz yani biz burayı yönetecektik. Bizi dinleyecektiniz. Bizim emrimize göre olacak. Sadece belli bir kesim gelecek. Eğer biz olmazsak burada özgürlük yok, özelklik ya getirdiğiniz zaman orada özelklikle öz her şey biter. Orada dur derler size. Zaten ülke diye bir şey kalmazsa, memleket diye bir şey kalmazsa hiçbir şey kalmaz. Boğaziçi de kalmaz, hiçbir şey kalmaz. Biz de kalmayız. Allah öyle bir şey göstermesin hiçbirimize."
Boğaz içini kale görmek, onu dışarıya kapatmak, kendi içindeki muhafaza düzenini korumak pek çok soruna yol açtı. En kritik soran biri akademik inbreading'di. Yani kendi mezunlarını ve içeriden gelenleri tercih ederek onları ayrıcalıklı kılmak.
"Bunun peki zararı nedir? Kendi öğrencilerini yani kendi mezunlarını kendi kadrolarının içerisinde değerlendirmek. Eee, bu aşırı fazlaya gidilirse şuna sebep olur. Birincisi, e, dışarıdan yeni bilgi, kültür akışına engel olur. Yani dışarıdan aldığınız her bir öğrenci, mezun olmuş ve sonra kadronuza katılan her bir insan yeni bir kültür demek, yeni bir bilgi demek, farklı araştırma alanları, farklı çözümler demek. Bunların üniversite içerisinde akışına engel olmuş oluyorsunuz. Hani yakın akraba evliliğindeki sorun da genelde bu genetik havuzun hep aynı yerden toplanmasından dolayı oluşan o tek düzelik ve bu tek düzelik içerisinde ara ara çıkan böyle sıkıntılı durumlara karşılık gelir. Ondan dolayı yakın akraba evliliği hani çok tavsiye edilmez. Aynen onun gibi. 30 sene öncesine baktığınız zaman bir bölümümüzün yapılanmasına baktığınız zaman neredeyse %50'ye varan kendi öğrencisini almışlar. Yani hoca kendi öğrencisini almış. O kendi öğrencisini almış. O kendi öğrencisini almış. 4 be nesildir aynı anda oluyor. Ve bu 4 be nesil aynı anda o hubda duruyor. Yani o bölümde duruyorlar. Bunların içerisine baktığınız zaman sesi en çok çıkan işte medyada, sosyal medyada milyonlarca kişiyi ulaşabilen kişilere bir bakıyorsunuz ki sıfır yayınla almışlar Boğaziç'i. Sıfır yayın. Hiç yayını yok. Ama niye? öğrencisi, ideolojik yapılanması var. İşte kendi networküne yakın, kendi ideolojisinde, kendi yaşam tarzında. E biz şimdi bu üniversiteyi kendi yaşam tarzımıza, ideolojimize göre yapılandıramayız. Bizimki liyakat bazlı olması lazım. Yani liyakate baktığınız zaman siz o liyakatte şeyi arayamazsınız. İşte benim yaşam tarzıma uyuyor mu, uymuyor mu? Sosyolojime uyuyor mu uymuyor mu? üniversitenizi en kaliteli hale getirmek için öğretim üyeleri alınacaksınız. Böyle yaptığınız zaman da işte bizim sosyal alanımız veya eee hakim olduğumuz, krallığını kurduğumuz kendimiz devletin parasıyla, milletin parasıyla burada kurulan bir kuruluşta bizim bir krallığımız var. O elimizden gidiyor. Bu neden gidiyor? Bütün feryat burada. Ya krallık falan bizim değil. Milletin, devletin üniversitesi. Herkes buraya hizmet etmekle mükellef ve görevlerimizi yapıp bir sonraki nes devredeceğiz. Burası buranın en iyi olması için çalışacağız. Bizim başka bir acendamız olamaz. Zaten doğru değil."
Peki üniversite bir taraftan tekelleştirilirken diğer taraftan özgürlük ve liyakattan bahsetmek mümkün olabilir mi? illaki seçim isteriz denmesinin sebebi inreeding'e benzer şekillerde hepsi inreeding olmak zorunda değil. Hani yazılmamış kurallarla eee şey bir zamanlarda böyle eee kadroları alınmış yani orada senelerdir hoca olan şahısların toplu halde oy vermesiyle herhangi bir oylamayı kazanabileceklerini düşündüklerini zannediyorum. Bu tabii benim kişisel düşüncem. Eee, yani ondan dolayı dünyada kabul edilmeyen, tercih edilmeyen bir sistemin olmasını talep ediyorlar. O halde tekelleşmeyile özelklik aynı çatıda barınabilir miydi? Görünüşe göre pek mümkün değil. Boğaziçi'nin bazı bölümlerinde yıllarca kendi öğrencilerini alarak kurulan ideolojik ve sosyal krallıklar liyakat temelli işleyişe ters düşüyordu.
"Siz belli bir markasınız ve belli bir değeriniz var. Bir de yönetici olarak siz Boğaziçi'nin adından nemalanmamanız lazım. Siz ona bir şey katmanız lazım. Bizim bütün gayretimiz o oldu. Diğer o seçilmiş olan arkadaşlarımız onlar da çok hizmetler oldu. Ama işte bu sistemden dolayı Boğaziçi hep ön planda. Onlara bir şey vermiş. Yani Boğaziçi onları bir nevi şereflendirmiş ve Boğaziçinden nemalanmış ve Boğaziçi onlara katkıda bulmuş. Ama biz öyle düşünmedik. Biz dedik ki Boğaziçi evet bize çok şey katıyor. O o bir taraf ama biz Boğaziçi'e ne katalım? Yani gece gündüz gündüzümüz aslında bunun mücadelesiyle geçti. Hoca öğrenci ilişkisi içerisinde maalesef hani alınmış çok sayıda insan var. Bazen akraba ilişkisi içerisinde alınmış insanlar da var. Sonuçta bu insanlar hoca yani o emekli olana kadar da o kadrolarda kalacaklar. Yani bunun artık durması lazım. Yani öyle. Bunun durması için de aslında birtım şeyler, yöntemler, teknikler mevcuttur. Yani mesela benim öğrencim başvuruyorsa ve gerçekten orayı hak ettiğini düşünüyorsak mesela onun oylamasında o onunla ilgili hocaların bulunmaması hiçbir şekilde etki hatta toplantılarda bile bulunmaması gerekiyor. Bırakın oy vermeyi. Yani o konunun konuşulduğu ortamda bile bulunulmaması hatta koridorda bile iki kişi arasında gayri resmi bir şekilde konuşurken o konu bahis açıldığında buna conflict of interest diyoruz. oradan ayrılması gerekiyor."
Pek çok kişiye göre Boğaziçi hiçbir inancı dışlamayan ama hiçbir geleneğe de tam olarak yer açmayan bir yapıydı. Batılı, eleştirel, özerk. Peki Boğaziçi'nin bu yapısı en çok kime zarar veriyordu?
"most qualified and exceptional that I've ever taught that includes in Oxford at Kings College London at Edinburgh. I think that they're very hard working. They're smart they're creative. They always come prepared to class and for that reason uh I believe they have a really strong potential. Even if that potential isn't always realized, I was surprised by uh and this is something I heard from a lot of my friends as well that the students at Bost G and and top in other top schools is quite impressive. the professors similarly I think although there were some you know uh negative experiences and some professors who sort of feel like the university belongs to them and they should be in charge of who is who is and isn't hired uh I think that there is a lot of uh there there are a lot of very successful academics. are people who as many critics that I've received I've also received and made friendships with a lot of people and people who are top of their fields very successful and"
"Boğaziçi Üniversitesi evet elit bir okul. verdiği eğitimle, ortamıyla işte hani üniversitesiyle, marka değeriyle ama elitis olan yani bu elitis olmak isteyen burayı elitis yapan bazı öğretim üyelerimiz vardır. Oldu hala da var. Bunların sayıları belki 20 30 kadardır ve sesleri de çok çıkar. onlar için eee geldiği günden beri yönetici kadrosunda bulunmak ve sürekli onlar üniversiteyi yönetmek ve onların dışında onların istemediği hiç kimse tarafından bu yönetimde hiç kimsenin yer almaması ve buranın idaresini sadece belli bir zümre ve onların tasvif ettiği kişiler şey yapacak ve burası da belli bir ideolojide olacak. Belli bir yaşam tarzında olacak. belli bir sosyal örgü de olacak. Şimdi böyle yaptığınız zaman bu elitist oluyor. Şimdi bu bütün bu kavganın işte bu görültünün sebebi bu elitist mentalitesine, bu elitist mentalitesini bir türlü beyinlerinden atıp da aşamayan küçük bir zümrenin işte bu çıkardığı sesler, feryatlardan dolayı kaynaklanıyor. Bunun olmaması lazım. Evet. Boğaz Üniversitesi elit bir kurumdur. Bunu bunda elit olması da gerekir. Çok daha da elit olması lazım. Ama bunun iyi taraftan ama elitist olması asla kabul edil bir şey değildir."
Özgür ama sınırları çizilmiş bir özgürlük. Eleştirel ama seçici bir eleştiri. Çeşitli ama görünmeyen bir homojenlikte. Bu sınırları çizilmiş özgürlük Anadolu'nun öğrencileri için yalnızca bir yabancılaşmaydı. Bırakın akademisyeni öğrenci olarak bile kalmama müsaade edilmiyordu.
"Çok zor mezun oldum ben. Çok zor şartlar altında mezun oldum. Geri Amerika'ya gittim. Doktora yaptım, postok yaptım. Geri döndüğümde de Boğaziçi'ne başvurmayı tahayyül bile edemedim. Çünkü alacağım cevabı çok iyi biliyordum. Yani eee öyle olunca hiç öyle bir şey düşünmedim. Eee evvelden ama şu an olsa mesela başvurmak isterdim."
Tartışma artık yalnızca bir atama meselesi değildi. Kampüste bir dönem kapanıyor, yerine yeni bir düzenin ayak sesleri duyuluyordu. Krizin asıl sebebi buydu. Tüm bu süreç bir üniversitenin esas varoluş amacını seçkinci bir gürültünün gölgesine itti.
"Boğaziçi Üniversitesi'nde birçok böyle sıkıntılar yaşandı son 3-4 yıldır. Hani öğrenciler de bunun çok sıkıntısını çekti maalesef. Yani sıkıntı çekti dediğim işte habire öğrencileri işte sokağa çek dökmeye, eylem yapmaya yönlendiren, destekleyen yani oturup öğrencilik yapmak yerine militanlık yapmaya yönlendiren böyle çok güçlü bir propaganda oldu. Medya üzerinde, sosyal medya üzerinde bazı hocalar, akademik kadrolar tarafından da yapıldı. Yani böyle bir negatif bir ortam oluşturuldu. Burada tabii şeyle sebep ve sonuç karıştı. Yani bu negatif ortamın rektör Sayın Naci Hoca olması sebebi mi, sonucu mu? Ya o şey karıştı. Okuldaki bütün negatiflikler bundan dolayı kaynaklanıyor. Aslında okuldaki eee karşılaşılan sıkıntılar yönetim değişiminden ya da yönetimin yaptığı reformlardan sıkıntı olmadı. Bu reformlar yapılmasın diye sıkıntı oldu arkadaşlar. Yani bu şeyi karıştırmayalım. Eee, yani şu an yapılan reformların, yeni alınan bu hocaların sanırım 100'e yakın yeni başarılı hoca alındı. Bunlar alkışlanması gereken, sevinilmesi gereken şeyler."
Fakat tüm krizlere rağmen Boğaziçi yeni yüzyılına hazırlanmaya devam ediyor. Çünkü değişim korkulan değil, kucaklanması gereken bir gerçek.
"Ve ne yaptık? Mesela öğrencilerimiz Kilyos'taydı. 2000 2500 tane öğrencimiz. Orası çok uzak bir yer. Hiç etrafta bir şey yok. E Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan burada ona şükranlarımı arz ediyorum. Bize Anadolu Hisarında 17 futbol sahası büyüklüğünde bir kampüs hediye etti. Biz öğrencilerimizi oraya aldık. Şimdi Feribotta 5 dakika ana kampüse yakın ve çok da güzel bir yer. Denize sıfır. İşte denize olan o mesire alanı da bize ait. öğrencilerimiz için çok güzel bir konforlu bir alan oldu. Emniyetli bir alan oldu. Mesela o büyük bir kazanım oldu. İşte yeni yurt yaptık. 700 kişilik sıfır bir yurt yaptık. Depreme dayanıklı öğrenci, kız öğrencilerimize onu tahsis edeceğiz. Şimdi böyle bir yerde Amerikalılar neden hukuk fakültesini kurmadılar? Hukuk yerel çünkü. Eee, o çevreleri yok. Hani nasıl kuracaklar? Türkiye'den almaları lazım. O zaman dil var vesaire. bir şekilde kurulmamış. Ha biz bunu 2021 senesinde kuruldu. 2022 senesinde biz ilk öğrencileri aldık. Burada aşağı yukarı 20'ye yakın hocamız var. Hepsi yurt dışı doktoralı ve önümüzdeki sene de ilk mezunlarını veriyor. Şu anda kamu üniversiteleri arasında en yüksek puanla öğrenci alan bir fakülte oldu. Taban puanına baktığınız zaman da eee ikinci üniversite yani en yüksek puanı aldı ama hani tabanı biraz daha aşağı. Onun sebebi de şu. Biz eee iki kat daha fazla öğrenci alıyoruz. Ona ek olarak biz veri bilimi ve yapay zeka enstitüsünü kurduk. Lisans üstü program. O da ikinci senesinde. Eee, şu anda hocaları ve lisans üstü öğrencileriyle, master ve doktora öğrencileriyle o da faaliyete geçti ve oldukça üretken bir enstitü oldu. Bir de film ve medya enstitüsünü kurduk. Onun da yapılanması devam ediyor. Bu da lisans üstü olacak. Ve oranın özelliği de şu. Her backgrounddan adaylar orada eğitim görebilecekler. Lisans üstü yani master ve doktora yapabilecekler. Örneğin edebiyattan gelenler hani senaryo yazacaksa işte hukuk backgroundlar, mühendisler, sosyoloji, tarih ya herhangi veya şu anda iletişimde mezun olup da işte özel sektörde, kamu sektöründe çalışan bir sürü insan var. Onlar gelip lisans üstü eğitim görebilecekler ve bazı başarılı kimseleri de tabii davet ederiz. Öğretim görevlisi olarak ya part time, full time burada ders verebilecekler."
Bir yanda ayrıcalıkların kaybından doğan direnişler, diğer yanda yeni ufukların açtığı imkanlar. Tüm bu tartışmaların ötesinde üniversite aslında tek bir hedefe hazırlanıyor. Geleceğe. Sessiz ama kalıcı adımlar. Boğaziçi'nin gerçek hikayesini yazmaya devam ediyor.
"Üniversitemizi yani Türkiye yüzyılına hazırlıyoruz. Çok daha iyi bir üniversite olsun. Malumunuz son bu akademik rankinglerde üniversitemiz eee 371. sıraya yükseldi. E aslında 371'den ziyade şöyle okumak lazım. Biz geldiğimiz zaman y rektörlüğüm başladığı zaman biz dünyadaki üniversitelerin %50'sinde falandık. Yani ilk %50'deydik. Sonra o yükseldi yükseldi. Bu sene dünyadaki o en üstteki %25'teyiz. Biz o konumdayız yani %50'den üstteki %50'nin içerisinde geldik. Geldik onu %25 dilimine girdik. Şimdi bizim işte çabamız bunu % eee 10 dilimine getirmek. İşte ilk 100'e girmek. Bunu tabii yaparken de hani bütün ya bu rengi tabii her şey değil hani o sadece üniversitenin iyiye gittiğine dair bir işaret. Yani biz bütün her şeyimizi seferber edip de işte o burada şöyle ol anlamda değil. Biz üniversitemiz için en iyisi neyse geleceği hazırlamak istiyoruz. Yani dünya markası bir üniversitemiz var. Evet. Ama burada kalmaması lazım. Çünkü paradigma değişiyor. Yani sonuçta üniversitelerin paradigması da değişiyor. Hani üniversite bu klasik üniversite olarak kalmayacaktır. Hani format değiştirecek çok daha önemli hale gelecektir ve insani değerler ön plana çıkacaktır. Çünkü siz artık bilgiye ve her şeye rahatlıkla ulaşıyorsunuz. bilgiye ulaşmak ve bilgiyi özümsemek, bilgiyi proses etmek, onu anlamak çok daha kolay olacak. Onu üniversiteye gelmeden de yapabilirsiniz. kendi kendinizi belki üniversiteden çok daha iyi itebilirsiniz belli bir konuda ama üniversite farklı bir şey. Yani üniversite ortamı, insani değerleri, işte üniversitenin kendi gelenekleri, oradaki ortam, orada öğrencilerin birbiriyle etkileşimi, hoca öğrenci ilişkileri, insan çok daha önemli hale gelecek. Yani bilgiden ziyade insanın donanımı ve insanın ruh sağlığı ve insanın kendisine yatırım çok daha önemli hale gelecek. Asıl üniversiteyi işte bu yönde hazırlamak gerekiyor. Bir çaba da bu."
Bazı mezunlar için burası kendilerini evde hissettikleri tek yerdi. Bazıları içinse hiç girilemeyen içeriden örülmüş bir duvar. Sonuçta mesele daha önce de sorduğumuz şu soruya geliyor. Boğaziçi kime ait? Bir üniversite birine, bir gruba, bir ideolojiye ait olabilir mi? Hayır. Değişmeyen tek bir gerçek var. Boğaziçi idrake giydirilmiş deli gömleklerinin değil bilimin, liyakatin ve özgür düşüncenin evi olmak için çabalıyor. Boğaziçi Üniversitesi'nin gerçek hikayesi de tüm bu tartışmaların değil, şimdi atılan üçlü adımların hikayesi.