Transcription
Kardeşim, sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Düşünür, gülistan olursun. Diken düşünür, dikenlik. İnsanın maddesi ve manası arasındaki ilişki büyüleyici. Ve o ruhu bedeninden çok daha kompleks, çok daha derin, çok daha manalı.
Kimileri o mananın maddeyle olan ilişkisini yorumlamaya çalışmış. Mesela Aristo'lar, Freud'ler bunları yorumlamaya çalışmışlar ama mananın inceliklerine inememişler. Hatta manayı çok nahoş şeylerle ifade etmişler. Şimdi o mana o kadar derin ki, her bir insan çok derin, seyahat edilmesi gereken bir alem hükmünde.
Şimdi bu madde ile mananın bir farkını şöyle bir inceleyelim. Güneş maddesiyle bize ne kadar uzak? Çok değil mi? Aramızdaki mesafe 150 milyon kilometre. Uçağa binsek gidebilir miyiz? Füze'ye binsek yine gidemeyiz. Doğru mu? Peki latif olan ışığı ile ne kadar uzak bize? Çok yakın. Her gün başımızı okşuyor. Maddesiyle bizden uzak ama ısısı ve ışığı ile bize çok yakın. Demek ki bir şey maddeden çıkıp maneviyata yaklaşırsa artık onun için uzaklık olmaz, az çok olmaz, büyük küçük olmaz. Güneşin birimizi ısıtması ve 7-8 milyar insanı ısıtması fark var mı arada? Ya 8 milyar insan. Şimdi ben nasıl aydınlatacağız bunları demiyor.
Demek ki bir şey maddeden çıkıp maneviyata yaklaşırsa artık bildiğimiz fiziki alemdeki kurallar onun için geçerli değildir. Bakın bu çok önemli bir adetullah kaidesi. Bir insan kendi iradesinden kurtulup kendisini adetullah'a teslim ederse, Allah Azze ve Celle'nin yasalarına nasıl teslim edeceksin? Okumayı bilmeden mümkün değil. Artık onun için manevi kurallar geçerlidir. Maddi kurallar artık hükmünü yitirir. Tekrar edeyim mi bu cümleyi? Bu cümle çok önemli. Bir insan kendi iradesinden kurtulup kendisini adetullah'a, Allah Azze ve Celle'nin yasalarına teslim ederse, artık onun için maddi değil, manevi kurallar geçerlidir. Allah'a yakınlık artınca manevi koordinatlar devreye giriyor. Umum mülk, insanın kendi şahsi mülkü gibi oluyor ve Allah Azze ve Celle o kuluna o mülkte bir sultanlık veriyor.
Şimdi Efendimiz Aleyhissalatu vesselam ağacı çağırıyor. "Ey ağaç, yanıma gel!" diye. Ağaç yanına geliyor. Nasıl oluyor bu? Manevi alemin sultanı olunca böyle oluyor. Efendimiz Aleyhissalatu vesselam taşlara emir veriyor, bir duvar örüyorlar. Öyle mi? Hadi biz de söyleyelim, olur mu? Olmaz. Bizde maddi alemin kuralları geçerli iken, Efendimiz Aleyhissalatu vesselam manevi alemin sultanı olduğundan yeri gelince manevi kurallar devreye giriyor.
Şimdi ordu susuyor. Efendimiz Aleyhissalatu vesselam parmağından su akıtıyor. 1 kişi doymuş, ha 1000 kişi. Hiç fark var mı? Hiç fark yok. Hangi kural bu sizce? Maddi mi, manevi mi? Manevi. Bir insan kendi iradesini köşeye bırakıp Allah Azze ve Celle'nin adetullah'ına teslim olduğu anda, artık maddi kurallar değil, manevi kurallar devreye giriyor. Allah Allah.
Peki kişi Allah'tan uzaklaşırsa hangi kurallar devreye girer? Maddi kurallar devreye girer. Her eline attığı işte müşkilat başlar. Öyle mi? Bir ticarete girer, demiri alır satar, başlar kazıklanmak. Çok istediği bir çocuk olur, her gün hastane hastane. Doğru mu? Allah'tan uzaklaşınca maddi kurallar devreye girdiğinden de müşkilat artıyor.
Şimdi şu olayların farkına bak. Hala nefsimizin hazzı için bir sofrayı terk edemediğimiz, bir zevkimizi terk edemediğimiz tepki şeye bak. Allah'ın mülkünde sultanlığı köşeye itiyor. Niye? Kendi dar evimizde sultan olacakmışız. Hiç olacak iş değil, değil mi? Allah Allah.
Anne sütü kifayet etmez. Şimdi bir annenin çocukları için hangi kural geçerlidir? Maddi kurallar mı, manevi kurallar mı? Maddi kurallar geçerlidir. Bir annenin üçüzü olsa, o maddi kurallar ne olur? Her birisi birbirine girer, değil mi? Belki annenin sütü bile kifayet etmez. Bizim Almanya'da bir arkadaş var, Enes diye, Antalyalı. Şimdi bunların bir çocuğu varmış. Hanımla demişler ki: "Ya Rabbimizden bir tane daha çocuk isteyelim." Allah 300 vermiş. 1 + 3, evde 4 tane canavar. Allah Allah. Düşünebiliyor musun? Şimdi bir anne bunlarla baş etmek istese ne olur? Çok yorulur, değil mi?
Şimdi bir kedinin veyahut bir keçinin kaç tane yavrusu var? Sınırsız. Hiç zahmete girdiğini görüyor musunuz? Yok. Neden? Çünkü onlar iradelerini köşeye bırakmış, adetullah tabileri, değil mi? Bir mezgit balığında 200.000 yavru var. 200.000. Şimdi aynısı bizde olsa, aşiretin olsa, onlara bakmaya yetmez, öyle mi? Bir kefal balığında 5 milyon yavru var. Bakmakta zorlanıyorlar mı hiç? Zorlanmıyor. Hangisi başka balığa rızık olacağını biliyor? Hangisi büyüyüp gelişip o denizlerde boy göstereceğini biliyor? Öyle mi?
Bir kayısı ağacı için, o da bir anne değil mi? Meyve büyütüyor. İster bir kayısı, ister 10.000 kayısı. Arasında fark var mı? Fark yok. Neden? Artık devreye giren adetullah, yani manevi kurallar. Bakın bir anne için 3 yavru, 4 yavru olduğunda ortalık birbirine giriyor. Neden? Çünkü bizim irademiz çok devrede. Ama manevi kurallar devreye girince olaya bakar mısınız? Filistin'de 3.000 yıllık zeytin ağacı var. En uzun ömürlü ağaç hangisi? Süleyman zeytin, değil mi? Bak 3.000. Kaç tane yavrusu olmuştur sizce? Sayısız yavrusu olmuştur. Peki şöyle bir şey var mı? Zeytin ağacında köke yakın olan zeytin iyi beslenir, en uzak daldaki zeytin kötü beslenir? Var mı böyle bir şey? Hiç böyle bir şey yok. Yani kaç tane zeytin yavrusu olursa olsun, onun rızkı, gıdası ile ilgili, onun beslenmesi ile ilgili zeytin ağacında en ufak bir problem yok. O zeytin ağacı için uzak yakın yok. Neden? Çünkü adetullah'a teslim olduğu için artık maddi kurallar devreden çıkmış, devreye manevi kurallar girmiş. Allah Allah. Olaya bak. Bitkinin intişarı diyelim.
Şimdi yine maddi kurallardan örnek verelim. Bir insan hava ortamında rahatça koşar, doğru mu? Bir müşkilat yoktur. Hatta uçağa biner, hızlanır mı? Hızlanır. Peki aynı insan toprağın altında aynı rahatlıkta koşar mı? Mümkün değil. 100 metre gitmek istese, toprağın altından 3 ay kazması lazım. Doğru mu? Var mı hiç deneyen tünelle, "Aman şuradan kurtulayım" diye böyle 100 metre gitmek istese 3 ay kazması gerekir. Hem de ne aletler bulacak? Öyle mi? Ne cihazlar bulacak? Öyle kurtulması lazım.
Şimdi bir bitkiyi düşün. Bitkinin kökleri ve damarları nasıl yumuşacık? Normalde bizim bildiğimiz fizik kuralı şudur: Yumuşak şeyler sert şeyleri delemez. Mesela şu masayı delmek istiyoruz. Bir tane pamuk getirsek olur mu? Mümkün değil. Olmaz. Kural bu, değil mi? Maddi alemde geçen kural: Yumuşak şeyler sert şeyleri delemez. O bitkinin yumuşacık damarları ve kökleri, yumuşacık kompresör gibi kayaları deliyor ve oradan ta toprağın derinliklerine iniyor. Geçen gün yine gittik de bir ormanda geziyorduk, benim boyumda bir kaya yarılmış, içerisinden bitki çıkmış. Nasıl oluyor bu? Yumuşacık kökleriyle kompresör gibi delip delip oraya iniyor. Normalde bu maddi alemde olmaması gereken bir şey ama manevi alemin kurallarına tabi olduğu için oluyor.
Bitkinin dallarını nasıl görüyorsunuz? Yeraltında da o şekildedir. Böyle dalları etrafa yayılmış büyük bitkiler gördüğünüz oluyor mu? Büyük ağaçlar. Aynı ağaç şeklinde kökleri de toprağın altında devam ediyor. Dalları ne kadarsa, toprağın altında da o kadar ilerliyor. Az önce biz dedik ki, bir insan toprağın altında 100 metre gitmek için 3 ay tünel kazması lazım. E yumuşacık kökler nasıl böyle oluyor? Demek bir şey adetullah'a tabi olduğu anda, artık onun için manevi yasalar geçerlidir. Umum mülkün sultanlığı vardır artık onda. Bak maneviyatta derinleşen neler olduğunu görüyor musunuz?
Şimdi bazı insanlar bizim "Eyvah, yuvam, evim, barkım yıkıldı" dediğimiz hadiselerde elinden geleni yaptıktan sonra, "Ya ne kadar rahat tevekkül edeceksin arkadaş" diyor. Ya böyle. Kimisi çok yakın bir sevdiğini kaybedince bile. Demek ki bizim bilmediğimiz adetullah'ı biliyorlar ve onlara ne olmuşlar? Teslim olmuşlar. Teslim. Demek ki onun o sultan rahatlığının altında adetullah'a teslim olmanın rahatlığı mevcut. Demek bir şey Allah'a dayanınca, sert yumuşak yok, yakın uzak yok, bir tane bakacağım, bin taneye bakacağım. Bunların hiçbiri yok. İşte bunları böyle güzel okuyanlar demişler ya hani, "Rızık eninde bulunma" diye. Demek adetullah'ı varı çok iyi biliyorlar. Kendi maddi alemde kalıp Allah'ın yasalarını, yaratılışı unutanlar da ne diyor? "Ya böyle şey mi olur?" diyor. "Ya dünyaya dalmadan olur mu?" Şimdi o başka bir şey, diyor. O başka bir şey, diyor. Acaba hangi alemin kanunları daha kuvvetli? Öyle mi? Ne kadar enteresan.
Başlık: Huri ve Ruhun Gücü.
Tekrar söyleyeyim: Uzaklık, yakınlık, zorluk, kolaylık, 1, 1000 farkı. Bu kavramlar maddi alem için geçerli. Şimdi küçücük bir çocuk 10 kilo yükü kaldıramaz. Koca pehlivan 100 kilo yükü kaldırır. Arada bir fark var mı? Var. Bu farklar maddi alemler için geçerlidir. Manevi alemler için bu farklar mevcut değildir.
Şimdi bir balina doğuyor, 2 ton. Büyüyor, 200 ton. Onun ruhu şunu diyor mu? "Ya ben bu 200 tonu balinayı şimdi nasıl idare edeceğim?" Hiç böyle bir şey yok. Ruh için 2 ton da aynı, 200 ton da aynı.
Şimdi insan doğuyor, 3 kilo. Büyüyor, 100 kilo. Ruh diyor mu hiç? "Ya ne güzel küçüktü, idare ediyorduk. Şimdi 100 kilo oldu bu adam. Ben bu hücrelere nasıl söz geçireceğim, bu vücudu nasıl idare edeceğim?" demiyor. Neden? Manevi alemde azlık, çokluk fark etmez. 1, 1000 fark etmez. Uzak, yakın fark etmez.
Bir insan iradesini köşeye koyup, kibrini, gururunu adetullah'a teslim olmaya başladığı anda, manevi alemin sultanı olur. Artık onun hayatında geçerli olan kanunlar bu kanunlardır. Şimdi ruh hangi kanunlara tabi? Maddi mi, manevi mi? Ruh manevi kanunlara tabidir. O yüzden onun için zorluk yoktur.
Şimdi cennet için diyor ki: "Bir adama binler huri, dünya kadar mekan verilecek." Öyle değil mi? Tek başına bu adam bunca işle nasıl meşgul olacak? Mümkün mü? Ama ruh için hiç böyle bir problem yok. Ruh senin cesedini nasıl idare ediyorsa, bak iki elim aynı anda idare ediyor. İdare eden kim? Ruh. Aynı anda gözümü mü? Aynı anda. Sıra farkı yok. Aynı anda dilimi? Aynı anda. Ben oksijen çekiyorum, aynı anda gözüm buraya gelişiyor. Ruh beden mülkünü nasıl idare ediyorsa, cennete gittiğinde de cennet ruhun bir bedeni gibi olacak. Anladın mı? Şu bedenin her köşesine ruh nasıl idare ediyorsa, insan cennete gidince de... Cümleyi dikkat edelim: Cennet ruhun bedeni gibi olacak. Yani bütün cenneti, umum mülkü aynı şu beden gibi idare edebilecek. Ruhun özellikleri.
Allah Azze ve Celle cennette ruha mertebe atlatacak. Bütün cennet tek bir beden gibi olacak ruh için. Allah Allah. Ruh sultanına şu beden ülkesinde ne işler yaptırıyor Allah? Bak aynı anda gözle gösteriyor, aynı anda burunla koklatıyor, düşündürüyor, aynı anda dille tattırıyor, aynı anda kalple sevdiriyor. Bunların her birinin lezzetini aynı anda alabiliyor mu insan? Aynı anda alıyor. Milyonlarca iş var. Birisi birisini engelliyor mu? Hiçbirisi bir diğerini engellemiyor. Allah Allah. Cennet de orada aynı böyle bedenimiz gibi olacak. Bedenimiz gibi kullanacağız.
Şimdi hadiste diyor ki: "Huriler 70 hulleyi, hulle elbise, huriler 70 hulle giydikleri halde bacaklarının kemiklerindeki ilikleri görünüyor." Ne demek bu? Şimdi bu 70 elbise manasını şöyle anlamamız lazım. Bir elmada çok fazla elbiseler var. Mesela pazara gittik, şöyle elmalar dizilmiş mi? Dizilmiş. Ne alacağız? Elma alacağız. Şimdi elmaları tutup yumuşağın mı alırsın, sertin mi? Sertin. Demek tutmakta bir lezzet var mı? Bak elmanın tutması ve sertliği onun bir kıyafeti. İnsan çürümüş, yumuşak elma değil, sert elmayı alır. Demek onda tutmaktan dolayı bir lezzet var. Daha sonra bakmakta bir lezzet var. İnsan elmaları en parlağını alır, çürümüşün almaz. Tatmakta bir lezzet var. Hangisini alırsın? En lezzetlisini. Kokuda bir lezzet var. Şöyle getiriyorsun burnunda kokluyorsun. Tam elma gibi kokuyor, güzel kokuyor. Bunu almak lazım diyorsun.
Bunların her birisi elmanın bir elbisesi. Elmaya 10 elbise giydirip insandaki hisleri tatmin eden Allah. Huriler de 70 elbise giydirip insanın zevklerine hitap edecek. Sıra beklemek olmayacak. Bir lezzet diğer bir lezzete mani olmayacak. Hadisin de bir manasını anladınız değil mi? Allah Allah. Bu dünya bir şey değil ya. Bu dünya vitrin. Buradaki gördüğümüz her şeyin tek hükmü isim. Burada isimlerini gördüklerimizin eğer hak edip gidebilirsen cennet aleminde, ahiret aleminde hakikatini yaşayacağız. Ne kadar acı olur buradakileri tapıp oradakileri satmak değil mi? Allah Allah.
Şimdi ruh vücudun her hücresiyle ayrı ayrı meşgul oluyor mu? Oluyor. Bir iş bir işe mani olmuyor. Sıra beklemek zorunda olmuyor. Şimdi Efendimiz Aleyhissalatu vesselam için diyor ki: "Bütün hüccacın, bütün umrecilerin selamlarını bir anda alır, bir anda da cevaplar." Ruh meselesi. Şimdi anlayabildin mi? Ruh nasıl bütün hücrenin cevaplarını bir anda verebiliyorsa, Efendimiz Aleyhissalatu vesselam da bütün hüccac ve umrecilerin ona verdikleri selamı bir anda alıp bir anda da karşılığını verebiliyor. Demek ki mana aleminde zorluk yok, sıra beklemek yok, yer darlığı yok. Bak görüyor musunuz? Allah Allah.
Bu mantıkla devam edelim. Nuran Nur olan Allah Azze ve Celle'yi düşün. Hani az önce ruhun özelliklerini saydık, şaşırdık ya. Bizim ruhumuz Allah Azze ve Celle'nin, yani Nuran Nur'un yanında kesif bir gölge hükmünde, taş gibi kalır. Yani şimdi Allah Azze ve Celle mükevvenat yaratmış. Bir iş bir işe mani olmadan, uzak yakın olmadan, küçük büyük önemsemeden her birisini nasıl idare ediyor? Bir miktar daha anladın mı? Anladın. Neyi baz alarak anladık? İnsanın içerisindeki ruh bu kadar işi sıra beklemeden yapıyorsa, demek Allah Azze ve Celle de bütün mevcudatı aynı şekilde kolaylıkla idare eder. Kolaylık lafı bile burada kullanılacak laf değil. Ben anlayalım diye kullanıyorum. Öyle diyor ya İbrahim Hakkı: "Yemez, içmez, zaman geçmez." Cümleden beridir Allah ya. Şimdi bunları neden anlattığımı, bu maddi alem, manevi alem farkını anlatmak istedim. Biraz kafamız açılsın. Çünkü bugün ana konu alemler konusu. Bugün birçok alem olduğunu ve her birisinin bu odada olduğunu, bin bir alemle iç içe yaşadığımızı ve alemler iç içe olduğu halde yer darlığının olmadığını birlikte göreceğiz. Bu cümle çok önemli bir cümle: Alemler iç içe olduğu halde yer darlığı yoktur. Büyüklük, küçüklük yoktur. Sıra beklemek yoktur. Bir işte zorlanması yoktur.
Alemler dersi. Anahtar kelimede: Alemi kehruba. Mıknatıs demek. Kehruba alem ne demek? Alem, alametten gelmektedir. Alamet yani işaret, delil demektir. Allah'ın varlığını gösteren, onun birliğine işaret eden her şeye alamet, yani alem denilmektedir.
Şimdi biz namazların neredeyse başında sürekli "Alemlerin Rabbine hamdolsun" sürekli söylüyoruz, değil mi? Fatiha'da. Alemlerin Rabbine. Şimdi o alemler deyince de insanın sürekli bildiği 18.000 alem var diye biliyoruz ama 18.000 kesretten kinaye, yani çokluk belirten bir tabir. Hani diyoruz ya "Sana 1000 kez söyledim, hala anlamıyorsun." O çokluk belirtiyor. 18.000 alem de bu şekilde. Binlerce alem var. Belki bu işin uzmanı birisi der, on binlerce, yüz binlerce, yani sayısız alem var ve bunların her birisi iç içe ve yer darlığı yaşanmıyor.
Bazı alemleri örnekleyelim: Alemi mubsirat, yani görüntüler alemi demektir. Bir insanın görüntüler alemine girebilmesi için ihtiyacı olan anahtar gözüdür. Yunus. Çok enteresan olaylar abi bunlar. Allah Celle ve Ala'yı tanımak için gerekli anahtarlardan bahsediyoruz. Alemi mubsirat, alemi mesmuat var, sesler alemi demek. Sesler alemine girebilmek için bir anahtar lazım. Nedir? Kulak. İşte Allah Azze ve Celle'ye tanıtan anahtarlara bakın. Her biri sırlı anahtarlar. Alemi eşbah var, gölgeler alemi. Alemi ervah var, ne demek? Ruhlar alemi. Başka alemlerden de örnek vereyim. Başka kategori de cinler alemi var. Bu da bir alem. İnsanlar alemi var. Hayvanlar alemi var. Kuşlar alemi var. Karıncalar alemi var. Atomlar alemi var. Moleküller alemi var. Hücreler alemi var. Ve bu alemlerin tamamını açabilecek anahtarlar bizde. Bizde. Az önce saydığımız alemlere hiç gidemedik diyen varsa, ruhundaki o anahtarları henüz açamamış demektir. Birçoğuna gidemedik tabii. Cinler alemine giden yoktur umarım, değil mi? Ama onların da anahtarı ruhumuzda. Bütün alemleri tanıyacak anahtarlar bizzat bizde var. Allah Allah.
Başlık: İç İçe Binler Alem.
Şimdi bak önemli mesele şu: Alemler iç içedir ama yer darlığı yoktur. O alemlerin iş yaparken sıra beklemesi yoktur. Bir sıkışma, zorlanma, hiçbirisi yoktur. Mesela örnek alalım. Bu sohbet salonuna örnek alalım. Biz bu sohbet salonunu kullanıyoruz ama burası kullanılan bir alem. Yani biz birçok alemin kıyısında ders işliyoruz aslında. Başka neler olabilir bu salonda? Ruhlar alemi var mı şu an? Var, değil mi? Allah Allah. Melekler alemi var mı? O da var. Bu salon belki şu an cinlerin mahkeme salonudur. Belki şu an cinlerin düğün salonudur. Yani bu alemler iç içe, yer darlığı yok ve bir yere de ihtiyaç duymazlar. Bunlar boyut farkıdır. Bu boyut farkını, frekansını yakalayacak aleti açan görüp fark edebilir.
Şimdi örnekleyelim. Bir maddi örnek verelim. Tam zihnimiz netleşsin. Şu an bu odada radyo boyutu var mı? Var. Peki şöyle tutup göster desek gösterebilir misiniz? Kim gösterebilir? Radyosu olan. Bak onu açacak anahtar neymiş? Radyosu. Peki şu an bu odada TV boyutu var mı? O da var. Peki radyo boyutu TV boyutuna engel olur mu? Olmaz. Bak görüyor musunuz? Boyutlar. Bu arada buhut da boyut demektir. Boyutlar. Bunlar. Alemler birbirine engel olmuyorlar. Bu odada ses frekansı var mı? Var. Hem de şive farklarına kadar. Öyle mi? Açalım bir Karadeniz radyosu. Osman nasıl konuşurlar? "Uy haçen da öyle mi?" Açalım bir tane Diyarbakır radyosu. Nasıl konuşurlar? Allah Allah. Bak hepsinin şive farklılıklarına kadar mahfuz. Hepsi saklanıyor. Koku boyutu var mı? Var. Suret boyutu var mı? Suret boyutları da var. Dikkat edin. Her birisi iç içe, birbirine karışmıyor. Sadece göremiyoruz. Neyi olan görür? Onun anahtarı, yani cihazı olan görür.
Şu maddi alemin frekansları birbirine karışmadan aynı odada bulunduğu gibi, binler, belki on binler, belki yüz binler alem de birbirine karışmadan, yer darlığı olmadan, mekana ve zamana ihtiyaç duymadan tek bir yerde olabilirler. Anlıyor musun? Allah Allah. Çok enteresan bir mesele. Yani bir atomun üstünde binler alem olur mu? Olur. Bir atomun üstünde hem de bunlar boyut farkı olur. Maneviyat işin içine girdiğinde binler alem yan yana gelir ve yer darlığı yaşanmaz. O alemleri biz o frekansı denk getirirsek yakalayabiliriz. Mesela misal alemine gidebilmek için hangi frekans yakalanmalı? Uyku. Çok güzel. Berzah alemine gidebilmek için hangi frekans yakalanmalı? Ölüm. Bak onların da frekansı bunlar mış. Görüyor musun?
Şimdi Üstat Hazretleri bazı alemlerden örnek verecek. O alemleri inceleyeceğiz ve ana konu şu olacak: Bu alemlerde birbirine engel, yer darlığı, birbirine sıra bekleme meseleleri mevcut değildir. Dersin esprisi şurada: Üstad Hazretlerinin vereceği alemler genelde bizim maddi alemde şahit olduklarımız. Elektrik alemini örnek verecek, esir alemini örnek verecek. Sonra diyecek ki: "Bu maddi alemlerde zaman, mekan farkı olmayıp yer darlığı yaşanmadığı gibi, aynen öyle ruhun gezeceği manevi alemlerde de bu problemler yaşanmayacaktır."
"Hayvani ve cismaniyeti terk et, kalbin ve ruhun derece hayatına yüksel." Bu manevi alemlerde dolaş dolaşmazsak, hangi hayat yaşanacak? Maddi hayat. Bir içki masasında avunmaya, en mutlu an zannedip duracağız. Öyle mi? Filanca biriyle gönlü güya hoş edecek bir muhabbet edip bir şeyler yaşamayı, ruhun en iyi gezme anı, lezzet anı zannedeceği. Halbuki ruhun içerisinde binler alemin kapısını açan nice anahtarlar var. Dersin ana konusunu anladınız mı? Maddi alemden örnekler verip o manevi alemlerin aslında genişliğini ve yer darlığı olmadığını anlatacak.
Bismihi Sübhanehu. Mesnevi-i Nuriye: Habbe ile Meyyel Aziz. Alemi Ziya.
Şimdi ilk alemim bu. Nedir? Alemi Ziya. Işık alemi. Bu odada ışık mı fazla? Biz mi ışık? Daha fazla bakana. Biz şurada yokuz ama ışık orada var. Bak görüyor musunuz? Işık her yerde. Bu bir neymiş? Bu bir alemmiş. Buyurun devam edelim.
Alemi Hararet. İkinci alemim ne? Alemi Hararet. Yani sıcaklık alemi. Sıcaklık her tarafta var mı? Var. Hem de çok dengeli olduğu yerler var. Mesela insanda 37 derece. Buna artı eksi 4 veriyorlar. Hareket alanı bu kadarmış. İnsan vücudundaki kuarklar titreş titreş insanı sürekli 37 derecede tutuyor. Bu arada artı eksi 4 dedim de 4 olsa ne oluyor? 41 ile gelsek, "Siz hastaneye değil mi? Ya bu adam eks olacak diye herhalde" diye direkt oraya alırsınız. Her seferinde kuarklar sayısız kuarklar titreşerek böyle bir derecede bizim kalma ihtiyacımız nereden biliyor? Ya demek ki o aleme de hükmeden bir Allah var, değil mi? Peki şimdi az önce dedik ki ışık alemi var. Şimdi dedik ki ısı alemi var. Isı alemi ile ışık alemi aynı anda bu odada var mı? Şu an var. Birbirine engel oluyorlar mı? Birbirinin ayağına basıyorlar mı? Basmıyor. İkisi de saltanatını kurmuş. Aynı mekan, farklı alemler. Görüyor musunuz? Küçücük bir atom tanesinin üzerinde binler alem olur da yer darlığı yaşanmaz.
Şimdi bu hizmette de aynı şekilde farklı alemler gelip yer darlığı yaşanmadığı gibi, hizmetin makamı da manevi makam olduğundan dolayı, manevi makamlarda yer darlığı yaşanmaz. Manevi makamlarda yer darlığı yaşanmayacağı dolayı, bunun kıskançlığına girip gıybet eden, haset edenler gayb aleminde çok pis ağızlı adamlar olarak anılırlar. Allah'ın rızasını kovalıyorum diye manevi makamlarda sıra ve yer darlığı varmış gibi davranıp, "Hayır, o değil, benim" diye biri birine gıybet etse, maalesef değil mi? Maalesef bu asırda güzellik yaparak varlığını ispat etmek biraz zor. E nasıl ispat edeyim? Salla birisine kılıcı. E dışarıda da bunun taraftarı çok fazla zaten, değil mi? Ne kadar üzücü. Bunu yapan kesinlikle bir şeyden uzaklaşmıştır. Nelere yaklaşmıştır bilmiyoruz ama bir şeyden kesin uzaklaşmıştır. Neyden? Allah'ın rızasından. Görüyor musunuz? Hizmette makam ve yer darlığı olmadığından çekememezlik, dedikodu, haset, gıybet. Bunlar çok kötü anılmıştır. Bir yerde yer darlığı, makam çatışması varsa orada Allah'ın rızasından bahsedilemez asla, asla. Bu gıybet, bu diller var ya diller, çoğunun ahiretini elinden alacak. Yani çoğunun. Öyle öyle tutamıyor. Allah Allah. Enteresan. Devam edelim. Buyurun.
Alemi Hava. Şimdi hangi aleme geçtik? O da var mı bu odada? O da var. Bak ışık var, ısı var, hava var. Birbirine engellilik var mı? Yok. Biraz alemi havayı tanıyalım. Atmosfer yerden 1000 kilometre yukarıda. Sert bir tabaka ve tabakanın kalınlığı 1 santimden daha küçük. Ne yapıyor bizi tanıyormuş? Annesi şefkati gösteriyor ve güneşin zararlı ışınlarını içeri almıyor ki tenimiz incinmesin, bize bir zarar gelmesin. Var mı atmosferde bu şefkat? Yok değil mi? Allah Allah. Demek alemi havayı kontrol eden şefkat sahibi bir Allah. O konuda da bizi düşünüyor mu? O konuda da bizi düşünüyor. Bak alemi havayı tanımaya devam edelim. Azot. Yıldırımlar yeryüzünü azot ile gübreler. Yani azotu biz nasıl alıyoruz? Yıldırım yeryüzünü gübreler, oradan nebatat zuhur ediyor. O nebatat değil mi? İnsan azotu bu şekilde hayvandan alıyor, sebzeden alıyor. Koca ağacın aldığı azot 1 gramı geçmiyor ama havada %74 azot var. Havada %74 azot varken, İsmail yaptığı anda saf oksijeni ciğerine çekiyor. Alemi havaya hükmeden Allah'ı görüyor musun? Ne kadar ince ayarlar var. Günde 8800 litre havayı bu şekilde soluyoruz. Bak 1 litre suyu düşün. Şu kaç? 330 falan değil mi? Şu 330. 1 litre suyu düşün. Şöyle bir şey. Günde 8800 litre su içmek zorunda kaldığını düşün. Hani şimdi diyoruz ya "İşler çok yoğun, sohbete gelemiyorum." Hadi o zaman yoğunluğunu göreyim. 8800 litre hava ciğerimize teneffüs ediyoruz. Alemi hava çok ayrı bir mesele. Bak alemler iç içe. Devam edelim. Başka neler var?
Alemi Kehruba. Ne demekti? Alem-i Kehruba mıknatıs alemi. Farada isminde birisi mıknatısları gözlemliyor. Uzaktan mıknatısların etkilendiğini görüyor. Sonra da diyor ki: "Ya bunların gözle görülmeyen bir kuvvet çizgisi var." Diyor. Öyle değil mi? Çok şaşırtıcı bir olay ya. Yani birbirine temas etmiyor ama aralarında bir etkileşim oluyor. Daha sonra da bundaki çekiciliği fark ediyorlar. Acaba bu çekicilik hangi madenler için geçerlidir diye araştırmalar yapıyorlar. Böylece mıknatıs alemi de ortaya çıkıyor. Yani var olanı öğrenmiş oluyoruz. Yine bir ufak noktaya değineyim. Isı alemi var, ışık alemi var, hava alemi var. Ben o mıknatısa ısı versem, bir de elektrik versem, mıknatıs alemi, ısı alemi, elektrik alemi. Hepsi aynı yerde olur mu? Olur. Yer darlığı, sıra bekleme, zahmete girme. Alemler iç içedir ve yer darlığı mevcut değildir. Anlaşılıyor değil mi?
Şimdi devam edelim. Alemi Elektrik. Hangi alemdeyiz? Aleme elektrik. 5. aleme elektrik. Şurada düğmeye basıyorsun, anında bir şey aydınlanıyor. Çok şaşırtıcı değil mi? Aslında o akım hep bekliyor. Bir bahçe hortumunun ağzı tamamen su dolu olsa, çevirdiğin an su akmaya başlar mı? Başlar. İşte orada da o etkileşim hep bekliyor. Yani dokunduğun anda. Şimdi bu kadar şaşırtıcı bir şey ya. Yani mahiyeti bilinmeyen nadir şeyler. Biri belki elektriktir. Ama elektrik akımı adını verince, "Ha tamam, elektrik akımı bitti mi?" Yani ha yer çekimi mi? Ya bunu söyleyince bitti mi iş? Yani bu kadar şaşırtıcı, enteresan hadiseler. Bu alemler işte Allah Azze ve Celle'nin varlığına deliller, kudretini gösteren şeyler, onun esmalarını tanıtan olaylar. Ona bir elektrik akımı. "Aa zaten elektrik akımı" diye bir yazı yapıştırınca şaşırtıcı kaybedecek, öyle mi? Çözmüş olacağız yani. Allah Allah. Çok hayret verici bir mesele. Evren dört temel güç ile ayakta durur. Yani evrende vücuda gelecek her şey için ne lazımdır? Dört temel güç lazımdır. Birisi elektromanyetik güç, diğeri nükleer güç, üçüncüsüne zayıf güç diye geçiyor, dördüncü de yer çekimi. Evrende bir şey oluşturmak istiyorsan, bu dört güce ihtiyaç duyuyorsun. Mesela sabah uyandım, yumurta kırıp yiyeceğim, karnımı doyuracağım. Yine bu dört güç lazım mı? Evet. Yine bu dört güce muhtaçsın.
Elektrik ve sürtünme. Elektrik nedir? Bir anlamaya çalışalım. Var mı elektrik mühendisi? Ha sen varsın. Allah Allah. Bak hiç sesini çıkarmıyor ya. Elektrik, yüklü parçacıkların oluşturduğu akışın ismidir. Yani atomlar arası hareket eden elektronlar, kendisine akacak bir yol bulduğunda, biz de buna elektrik akımı diyoruz. Şimdi eşyada genellikle elektronla proton eşit miktarda bulunuyor. Eşit olduğundan kararlı yapıda durduğundan da dokunduğumda beni çarpmıyor. Mesela şöyle bir şey olsa, ben bir gün artı yüklü fazla dolu olsam, o esnada bir şeye dokunduğum anda elektronlar hareket ederek, onlar akmaya çok müsait. Elektron hemen akacak yer arıyor. Alem dersi ya. Ondan dedim. Ben artı yüklü olsam, bir şeye dokunsam, elektronlar akarak hemen beni nötrlemek istiyor. Ama ben orada diyorum ki, "O elektrik çarptı" diyorum. Yaşıyor musunuz? Bazen araba kapısında, bazen yünlü bir kazakta, bazen iki insan birbiriyle selamlaşırken bunları yaşıyor. Allah Allah. Peki bu elektriklenme işini yapan şey nedir? Birisi sürtünmede artı ve eksi yüklerin ayrışma işini yapar. Sürtünme ile gerekli enerji bulunur. Daha sonra da elektronlar bulunduğu atomu terk eder ve başka bir atoma yelken açar. Az önce verdiğimiz örnekteki gibi. Kehribar ve çorap. Yeni başlığımız: İlk elektriği nasıl keşfetmişler? Kehribarı ya birbirine ya da yünlü bir şeye sürterek. Sürter. Sonra bakmışlar ki bir şey bir şeyi çekmeye başlıyor. Kehribarları hani tespihler oluyor ya, kehribar tespihler. İlk elektrik öyle keşfedilmiş. Ya kehribarları birbirine sürtmüş ya da yünlü bir şeye sürmüşler. Sürttükten sonra bakmışlar ki bir şey bir şeyi çekiyor. İlk tecrübe böyle oluyor. Statik elektriği böyle keşfediyorlar. 1700'lü yıllarda da hangi maddelerin acaba bunu yapabildiğini merak ediyorlar ve onları araştırmaya başlıyorlar. Daha sonra sürtünmeyle bazı maddelerin bu özelliği kazanabildiğini keşfediyorlar. Hatta çorapları üstüne makale yazan bir bilim adamı var. Beyaz ipek çorapları var, bir de siyah ipek çorapları var. Bu ipek çoraplarını giyip giyip çıkarıyor. Giyp giyip çıkarınca da bir çekim alanı oluştuğunu görüyor. Diyor ki: "Ya bunlar da bir şey oluyor falan diye." Onun üzerine makale yazıyor. Halbuki ne oluyor? Sürtünmeden dolayı bir elektrik yükü birikiyor ve ilk bulduğu yerde de o akım, yani elektronlar akacak bir yer buluyor.
Elektrik iletimi ve bakır. Diyelim. Bu sürtünme ile ayrılan enerji tekrar nasıl eski halinde birleşir? Bunun da yolunu araştırmışlar. Tekrar birleştirmeyi, yani enerjiyi aktarma işini neyle yapalım? Bakır kabloyla yapalım, değil mi? Süleyman hala bakır kablo kullanılıyor, değil mi? Bakır kablo kendi içerisinde kararlı, sert, bir arada duran atomları var. Neden bakır kablo atomları bir arada duruyor? Şimdi atom çekirdeği artı yüklü, etrafındaki elektronları eksi yüklü. İki bakır atomu yan yana geldiğinde elektronları paylaşıyorlar. Böylece daha az enerji harcıyorlar. Hani kararlı hal diyorlar ya, daha az enerji harcanma hali. Onlar için en uygun hal oluyor. Allah Azze ve Celle'nin kanunlarına bak. Böyle olunca da bakır birbirine perçimlenmiş gibi duruyor ve elektrik iletimine uygun bir kablo halinde oluşuyor.
Evrende bir iş yapmak için bedelini ödemen gerekir. Evrende yapacağın işin bedeli karşılığı nedir? Enerjidir. Evrende bir işi başlatmak için ne yapmak lazım? Enerji göndermek lazım. Mesela buradan içi su dolu bir boruyu Hasan'ın oraya gönderdiğimi düşünün. Ben bu içi su dolu boruya şöyle vurmaya başlasam, sana enerji göndereceğim. O enerji ne olarak gelecek sana? Dalga dalga şeklinde sana gelecek. Sen de o dalgayı aldığın anda, dalgaya bir mana verip okumaya çalışacaksın. Ben aslında neyi anlattım? Telgrafı anlattım. Telgrafta böyle değil mi? Bir enerji gönderiyorsun, uzun kısa vuruşlar. O enerji karşı tarafa gidiyor ve karşı tarafta bunu manalandırıyor. İşte bakır tel boruda da mesele böyle oluyor. Bakır tel boruda hazır bir enerji var ama iletilmesi lazım. Bu iletimi sağlamak için benim bunun karşılığını, parasını ödemem lazım. Yani bir enerji göndermem lazım. Bu enerjiyi bataryayla, yani bizim kullandığımız pille sağlıyorum. Onunla, pille aktifleştirici göndermeye başladığım anda karşıya gidiyor ve gerekli mesajı veriyor. "Haydi ışığı açalım" diyor ve ışık açılıyor. Bunları atomlar konuşuyor. Çok şaşırtıcı değil mi ya? Allah Azze ve Celle'nin yarattığı şu ince meselelere bakar mısınız? Çok enteresan.
Elektrik yoklukla anlatılır. Şimdi elektrik dedim ya, çok şaşırtıcı bir mesele. Yani elektriği böyle konuştuk ama hadi anlat desen, "Elektrik nedir?" diye cevabı çok zor. Mesela ben şu avizeyi, ışığı anlatmak istesem, varlıkla anlatırım, değil mi? Mesela siyah bir çerçevesi var, pek bir önünde ışığı homojen yayabilecek bir madde var, içinde kablo var, duvara asılacak aparat var, var var var. Elektrik de varlıkla değil, yoklukla anlatılır. Elektrik ışıktır ama ışık değildir. Isıtır ama ısı değildir. Soğutur ama soğuk değildir. Neyle anlattık elektriği? Yoklukla anlattık. O kadar mahiyeti bilinmez bir şey ki, yani o kadar sırlı bir şey ki, yani neredeyse Nura o kadar yakın bir şey ki. Elektrik varlıkla anlatılacak bir tarif yok. Elektriği ancak neyle anlatabiliyorsak, yoklukla anlatabiliyorsun. Birçok kişi yapıyor ama elektrik o değil. Şu kameranın çalışması da öyle değil mi? Görüntüyü çekiyor ama görüntü değildir. Kamera değildir. Soğutuyor ama dolap değildir. Ses veriyor ama hoparlör değildir. Peki bu elektrik nedir? Allahu alem. Biz de işte anlamaya çalışıyoruz. Enteresan bir alem.
Başlık: Elektrik ve Vücudum.
Elektrik sadece kablo akımı iletilmesi demek değildir. Vücudumuzda oluşan her şey de aslında nedir? Elektriktir. Şimdi adam diyor ya "Senden elektrik aldım." Doğru söylüyor. İşin altında bir elektrik var. Şimdi birini görüyor, gördükten sonra ışık tanecikleri ona çarpıyor. Ona çarptıktan sonra görüntüyü gözüne getiriyor. İşte o gözüne ulaşan ışık elektromanyetik bir dalgadır. Yani görmeyişinin altında ne vardır? Yine elektrik vardır. Şimdi birisi uzaktan bağırıp dese ki: "Seni seviyorum, seni seviyorum" dese, ses dalgaları kulağa çarptı mı? Çarptı. Kulak titreşti mi? Titreşti. Şimdi titreşim var ve titreşimin sıklığı nedir? Nöron uzantıları elektrik kablosu gibi bunu aldı, aldıktan sonra iyonlar, elektronlar, yük taşıyıcı tanecikler bu bilgiyi bir mektup yazar gibi akson üzerinden beyine gönderdi. Beyin de dedi ki: "Aa burada bir ses varmış." Dedi. Yani çok küçük birisine söylesen, "Aa burada bir ses varmış" der. 2 yaşında birisi "Seni seviyorum" lafını anlayamaz ama 20 yaşında birisine söylesen, artık gelen sesi yorumlamaya başlar. Yani bunun yorumlanması aslında öğrenilip gelişilir şeydir. Az önceki telgraf yorumlanması gibi. Allah Allah. İşte bu işi yapan sinyaller de yine elektrik sinyaller. Enteresan.
Nöron ve sinaps. Alt başlık 1. 300 gram yaklaşık beynimiz var. 100 milyar sinir hücresi var, nöron. 100 milyar nöron. İki nöron arasındaki bağlantıya sinaps diyoruz. Hani sinaps boşluğu öğrenmiştik ya lisede hatırlarsanız. Şimdi o sinaps neye yarıyor biliyor musun? Enformasyon, bilgi aktarımına yarıyor. Her bir nöronun başka 10.000 nöronla bağlantısı var, ilişkisi var. Bilgi aktarımındaki şeye bakar mısın? Yani biri birine söyleyip o ona iletmiyor. Her bir nöronun en az 10.000 nöronla ilişkisi var. 100 milyar sinir hücresi yani nöron. Her bir nöronun başka 10.000 nöronla ilişkisi var. Şu ilişki alanı kursan 10 üzeri 15 yapıyor. Yani şu dokunmanın iletimi arasındaki o kaç tanesinin birbiriyle haberleştiği meselesi. 10 üzeri 15. Burada bir sinir iletimi saatte 105 kilometre hızla yapılırken, ilk sinir iletimi elektriksel oluyor. Sinapslar gelince oradan da kimyasal iletime dönüyor. Yani şöyle bir masaya dokunsam, "Oo çok sertmiş" desem, bunun altında sertliğini anlayacağım meselenin altında da yine elektrik var. Anladınız mı? Vücudumuzdaki aktivitelerde elektrikle sağlanmaktadır.
Bir ufak mesele var, onu anlatmam lazım. Elektrik ve Risale-i Nur arasında bir ilişki var. Çok şaşıracaksınız. Yerinden okuyayım isterseniz. "İhbar-ı gayb nevinden mucizane hem elektriğe hem Risale-i Nur'a işaret ettiği gibi." İki şeye işaret varmış. Birisi elektrik, biri Risale. İkisinin zuhura, ortaya çıkışlarına. Elektriğin bulunuşuyla Risale-i Nur'un ortaya çıkışları hemen hemen benzer dönemler. İkisinin zuhurları ve zamanı. Zuhurları, sonraki tekemmül zamanlarına. Bak yine yan yana gidiyor ve hilaf-ı adet vaziyetlerin çok güzel gösteriyor. Çok enteresan. Şimdi elektrik odunsuz, yakıtsız bir şekilde maddi alemi aydınlatıyor. Risale-i Nur da eski zaman ilim öğrenmek için ne lazımsa, onların birçoğuna ihtiyaç duymadan manevi alemi aydınlatıyor. Çok enteresan değil mi? Ve yıllarına baktığınızda, elektriğin ilk çıkış dönemiyle Risale-i Nur'un ilk çıkış dönemi, elektriğin gelişme aşamalarıyla Risale-i Nur'un da intişar ve anlaşılma meseleleri benzer dönemlere denk geliyor. Yani elektrikle Risale-i Nur arasında bir münasebet var mıdır? Evet. Üstad Hazretlerinin yazdığına göre bir münasebet vardır. Bu da çok şaşırtıcı bir mesele diyerekten bu alemden de çıkalım mı? Çıkalım.
O da bu odada var mı? Alemi elektrik. Yer darlığı, sıkıntı, sıra, hiçbir şey yok. Alemi Cezb. Alemi cezp yani cazibe, çekim alemi. Caziye diye bir alem var. Ne yapıyor bu alem? Çekiyor. O zaman çeken her şey bir cihette bu aleme girer mi? Girer. Dünya çekiyor mu? Çekiyor. Servet çekiyor. İştah çekiyor. Yani bir insanı peşine takan ne varsa, her birisi bu alemdir. Alemi Cend. Allah Allah. Devam edelim. Buyurun.
Alemi Esir. Evet. Şimdi Cihadi diyecek ki: "Ya niye okutuyorsunuz bana zaten kelime kelime?" Ya bu alem öyle işte. Eren, hangi alemdeyiz? Ya ne alemdesin Eren efendim? Şu an hangi alemdeyiz? Okuduk ya. Bir daha oku sen. Hem fazla okumuş olursun. Ne güzel okuyor. Hangi alemdeyiz? Esir. En küçük yapı taşının gezdiği alem. En küçük yapı taşını biz atom diye yer yer öğrendik ama Üstad Rahimullah öyle demiyor. En küçük yapı taşı esir. La yetecezza. Ne demek? Parçalanamayan. Maddi alemdeki en küçük yapı taşına esir diyor. Allah Allah. Nasıl yıldızlar semada yüzüyor, bu varlık da aynen öyle esir denizinde yüzüyor. Bütün mahlukatın yaratıldığı hamur.
Esir hamur. Şimdi bunlara detaylı gidelim.
Başlık: Eter
Perde alt başlık: Dalga yayılması için ortam-perde lazımdır. Titreşerek giden şeylerde dalga vardır. Denizde ne vardır? Dalga vardır. Bir ipe şu hareketi yaptırsam ne oluşur? Dalga oluşur. Seste ne vardır? Dalga vardır. Bir ışığın hareketi ne şeklindedir? Dalga. Bakın, dalganın hareket etmesi için hareket edeceği bir ortam, perde şarttır.
Şimdi ben şu suyu şöyle atsam, yine dalga hareketi yapa yapa yayılır. Ama yayılmasına ne vesile olur? Bir ortam. Yani bir perde vesile olur. Demek ki bir dalga yayılmak için ortama, yani perdeye ihtiyaç duyar. Bütün dalgaların boşluğu doldur, yayıldığı o ortamın ismine esir maddesi deniyor. Anladınız mı?
Şimdi suyu döktük, yayılması için ortam lazımdı, değil mi? Sesin yayılması için de ortam lazım mı? Lazım. Çünkü ses dediğimiz moleküllerin titreşimidir. Doğru mu? Evet. Güneşin bize ulaşması için de bir ortam lazım mı? Lazım. Şimdi güneşte daha iyi aklımız açılacak ama hani güneş ışığı uzayın boşluğundan buraya geliyordu. Boşluk olursa dalga nasıl yayılacak? Demek ki boşluk dediğimiz şey aslında boşluk değil, esir maddesi. Orada da bir ortam, bir perde oluşturuyor ki dalga hareketi yapan güneşin ışığı bize ulaşabilir. Bütün alem, hatta boşluk zannettiğimiz yerler dahi esir maddesiyle dolu. Anlaşılıyor mu? Enteresan bir hadise, değil mi? Enerjinin hareketi için ortam, perde lazım.
Şimdi evrendeki bütün enerjinin hareketi için ne lazımdır? Bir ortam, bir perde lazımdır. Şimdi biz sinema perdesinin şöyle projeksiyonuna gözümüzü diksek, ben bugün projeksiyondan izleyeyim desek, izleyebilir miyiz? Filmi izleyemez, değil mi? Gözümüz onu almıyor, yetmiyor. O kadar kuvvetli değil. Onu izlememiz için bir perdeye çarpması ve perdede hareket etmesi lazım. Maddi alemde uzay bir perdeden oluşur ve uzay boşluğu dediğimiz şey aslında esir perdesinden oluşmuştur. Uzayda hareket eden şeyler de esir denizinde yüzmektedir. Yani uzay boşluğu dediğimiz şey aslında boşluk değil, esirdir. Evet, bu boşluğun kumaşı neyidir diye zamanında da çok insan aramıştır. Mesela arayanlardan birisi Aristo. Aristo bu boşluğun kumaşına Eter demiştir. Hatta denizde gördüğümüz mavi rengin, havada gördüğümüz mavi rengin sebebi de eterin renginin bu olması diye kendisi söylemiştir. Newton da eterden bahsetmiştir. Onların Eter dediği şeye Üstat Hazretleri esir demektedir. Einstein 1920'de "Eter vardır, yani alemde boşluk dediğimiz yer boşluk değildir, ora Eter ile doludur" demiştir. Bunu da nasıl anlamıştır? Uzayın bükülmesinde birazdan oraya da gireceğim. Ondan önce Üstad Hazretlerinin esirle ilgili söylediği cümlelere geleyim.
Üstat esir için şöyle diyor: "Cüzz-i layetecezza", yani parçalanamayan en küçük parça diyor. Yani maddenin en küçük yapı taşı. O zaman her şey esirden yaratıldı desek olur mu? Evet, olur. Transformers filminde bir sahne vardı, hatırlar mısınız? Uzaylıların metal bir parçasını almışlardı. Şöyle saçı olmayan, gözlüklü bir tane adam laboratuvarda da onu işliyordu. Daha sonra o uzaylının metal parçası telefon oluyor, telefon oluyor, bir anda silah oluyor, bir anda silah oluyor, işte televizyon oluyor, bir anda televizyon oluyor. Yani bir şeyken her şeye dönüşüyor. İşte esir maddesi, esir hamuru aynı böyledir. Bütün madde esirden halk edilmiştir. Yani esir aslında bir şeyken her şeye dönüşmüştür. Yani benim gözümü eritsen en altında ne çıkacak? Esir. Şu masayı eritsen en altında ne çıkacak? Esir. Kamerayı eritsek en altından ne çıkacak? Esir. İşte "Kün" emriyle her şeye dönüşen şey esir oluyor. O yüzden Üstad Hazretleri şöyle diyor: "Esir zerrenin tarlasıdır." Normalde zerre bizim en küçük bildiğimizde, hayır diyor, onun tarlası var, tarlası esirdir diyor. Demek ki zerreyi eritsen karşımıza ne çıkacak? Esir çıkacak. Bütün kainat esir hamurundan yapılmıştır.
Bir hadis okuyayım size. Hadiste diyor ki: "Allah'ın ilk yarattığı şey benim nurumdur" diyor diyen kim? Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam. O zaman konu biraz değişti. Ne oldu biliyor musun? Maddeyi bölmeye başlayalım bakalım ne çıkacak. İnsanı bölsem organ çıkar, organı bölsem doku çıkar, dokuyu bölsem hücre çıkar, hücreyi bölsem atom çıkar, atomu bölsem esir çıkar, esiri bölsem nuru Muhammed'i çıkıyor. Yani aslında bütün mevcudatın yaratıldığı şey esir değil, onun da altındaki nuru Muhammedi. Hadisi bir daha okuyayım mı? "Allah'ın ilk yarattığı şey benim nurumdur" diyor Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam. Bütün kainat neden onun sayesinde var? Anladınız mı? Çünkü ilk onun nuru var, hammadde Efendimiz Aleyhisselatu Vesselam'ın nuru. Ne enteresan olay değil mi?
Hud suresinde ayette şöyle geçiyor: "Hem O ki gökleri ve yeri altı günde yarattı. Bundan önce ise arşı su üstünde yarattı." Arş ne üstünde yaratılıyor? Su. Ayette "ma" diye geçiyor, yani su, sıvı demektir. Bu ayetten mülhem Üstad Hazretleri o yaratılan "ma" diye bahsedilen su diye tabir edilen şeye buyur: "Esir maddesi" diyor. Okuyayım mı orayı? "İşaret-i icaz şu madde-i esiyedir. Cenab-ı Hakk'ın arşı su hükmünde olan şu esir maddesi üzerindeymiş. Esir maddesi yaratıldıktan sonra san'i yani sanatkar olan Allah'ın ilk icraatlarının tecellisine merkez olmuş." Yani kainatın yaratılmasında bir sıvı var, daha sonra onun üzerinden ikinci bir yaratılış gerçekleşiyor. Yani her şey esir maddesi üzerinden yaratılıyor. Enteresan bir olay değil mi? Yani esir halk ettikten sonra cevahiri ferde kalb etmiştir, dönüştürmüştür. Sonra bir kısmını kesif kılmıştır ve bu kesif kısmından meskun olmak üzere yedi küre yaratmıştır, arz bunlardandır diye ilahir Risale-i Nur'da anlatmaktadır. Nasıl olay? Yani esir ilk yaratılışta da ciddi bir rol oynamaktadır.
Risale-i Nur'da geçen bir yer daha var: "Fezayı ulvi bir ittifak esir ile doludur." Uzay neyle dolu? Sema neyle dolu? Esir. Ziya neydi? Ziya ışık. Az önce konuştuğumuz alemler, elektrik, hararet gibi sair seyyal latife o fezayı dolduran bir maddenin vücuduna delalet eder. Niye? Çünkü onların hepsi dalga hareketi yapıyor. Dalga hareketi yapan şey, dalga hareketinde devam edebilmek için bir ortama, perdeye ihtiyaç duyar. O perde de esir maddesi. Az önce konuştuğumuz alemler, alem-i esirin varlığına da işaret ediyor, delil oluyor. Çok enteresan değil mi? İnce bilgiler ya. Allah Allah.
Esire yüklenen göreve bakın: Elektrik ve manyetik alan etkileşiminin gerçekleşmesi, ısı, ışık iletimi, çekim kuvveti iletimi. Bu vazifeler kime yükleniyor? Esir alemi. Esir diye belki şimdi yeni öğrendiğimiz şeyin vazifelerini görüyor musunuz? İşte bunu bilen Allah'ın kudretini anlayıp şaşıracak. Anlıyor musunuz? Ne kadar enteresan meseleler. Uzayda ağırlığı olan şeyler uzayı büker. Bir örnek vereyim: Samanyolu'nun ortasında da bir kara delik keşfedilmiş. Çok büyük bir yıldız söndüğünde kütlesi o kadar ağırlaşıyor ki uzayı büküyor. O yıldız çok büyükse eğer, bir de deliyor, kara delik oluşuyor. Çekim kuvveti inanılmaz olan bir merkez. Samanyolu galaksisinin ortasında bir kara delik keşfediliyor. Bu kara delikler veyahut çöken yıldızlar uzayı bükmüş. Peki bunu nasıl anlamışlar? Teleskopla sema seyredildiği. Normalde ışık lerdir, değil mi? Yani ben şu görüntüye baksam, o görüntü gözüme lineer gelir, değil mi? Işık iletimi böyledir. Uzayda bazı yerlere bakmışlar, ışık iletimi lineer değil, şöyle bükülmüş halde geliyor. Yani ışığın dolaştığı perde alan bükülmüş. Demişler ki: "Bu alanı ne büktü?" Çöken yıldızların, kara deliklerin büktüğünü anlamışlar ve demişler ki: "Bükülü ola, orada bir perde var, o perde esir maddesi."
Şimdi şuradan dört köşesinden tutup bir çarşaf yersak, ortasına da ağır bir bowling topu koysak, o bowling topu o çarşafı büker mi? Büker. İşte uzayda aynı bu şekilde bükülüyor. Peki o esnada ben şöyle bir tane tenis topunu alsam, çarşaftan şöyle yuvarlayarak atsam, hem o uzayı büken bowling topu tenis topunu kendisine çeker kütle çekim, hem de hareket eden tenis topu bir merkezkaç kuvveti oluşturup o cazibeye kapılmamaya çalışır. İşte uzaydaki hareketler aynen böyle çalışır. Uzayı büken bir şey kendisine çekiyor. Yıldızların ve gezegenlerin hem kendi etrafında hem de eksen etrafında dönmeleri de oraya kapılmalarına engelliyor. Normalde kütlelerin birbirini çekerek oluşturdukları bir çekim var. Bir de az önce bahsettiğim hem kendi etrafında hem eksen etrafında oluşturdukları hareketten de merkezkaç var. Yani cezbe ve dafia bu şekilde de dengede kalıyorlar. Uzayda kütlelerin gereken çekimin ancak %5'ini oluşturabildiklerini görmüşler. Peki uzayın böyle düzgün kalması için gereken %95'lik çekim kuvvetini oluşturan? O da esir maddesi. Anlaşıldı mı? Enteresan değil mi? Alem esir. Bu alem de bitirdik.
Cihat oku. Madem alemi misal.
Başlık: Misal alemi köprüdür.
Misal alemine birazdan tek tek gideceğiz. Elle tutulur, duyularımızla algılayabildiğimiz aleme alem-i şehadet denir. Zaten şahit olmak, o yüzden alem-i şehadet, şahit oldum, gördüm, şahit oldum, dokundum. Şununla temsil edelim mi? Bunu siyah, kara, geçirmez, katı, kesif. Buna alem-i şehadet diyeceğiz. Görünmeyen aleme de buyurun, alem-i gayp denir. Onu da şu şeffaf suyla temsil edelim. Bu dünya şehadet alemi, bu gayp alemi. Şehadet alemi ile gayp alemi arasında köprü oluşturan, bir tarafı dünyaya, bir tarafı gayba bakan aleme de misal alemi denilir. Çok önemli. Burayla çok işimiz var. Bu misal alemiyle zaten her gün buradayız ama farkında değiliz. Misal alemiyle gayp alemini ayırabilir mi? Beş duyumuzla hissettiğimiz alem şehadet alemi, şahit olmaktan. Bu onu temsil ediyor. Renkler ayrıldı değil mi zihninizde? Görülmeyen alem gayp alemi. Şehadet alemi ile gayp alemi arasında köprü oluşturan, bir tarafı gayba, bir tarafı şehadet alemine bakan aleme de misal alemi diyeceğiz. Bu iki alem arasında köprü oluşturuyor. Bu misal alemi şehadet aleminden daha latif, gayp aleminden de daha kesif. Özelliği de bu. Anladınız mı? Bundan iyice ayırmam lazım. Gayp alemi değil, yani daha farklı bir alem.
Peki misal alemine nasıl gidilir? Üç yol vardır. Bir, uyuyarak. Şimdi avamın bedeni ruhuna hakimdir. Kamil insanın da ruhu bedenine hakimdir. Kamil insan misal alemine gitmek için uyumaya ihtiyaç duymaz. Ama bizim ruh, bedenin tasallutu altında kaldığından dolayı eziyor, sıkıyor, bütün kabiliyetlerini köreltiyor. Bu yüzden biz misal alemine gitmek için uyumak zorundayız. Biz uyuduğumuzda önce alem-i menama gideriz, uyku alemi. Bak görüyor musun? Alem içinde alem. Direkt alem misale mi gittik? Hayır, önce alem-i menama gittik. Daha sonra oradan bir pencere açıldı ve o pencereden alemi misale gittin. Bak uyurken bir anda oda genişledi, coğrafya değişti, alem değişti. Nereye gittin? Kabe'ye gittin, tavaf ediyorsun, öyle mi? Şimdi dünyada gitsen uçağa bineceksin, pasaport var, vize var. Misal aleminde gittin, bunların hiçbirisine gerek yok. İşte bizim uykuda, rüyada gittiğimiz alemin ismi misal alemiymiş. Demek ki gerçek bir alem mi orası? Evet, gerçek bir alem.
Şimdi adam koltukta rüya görse, bir anda Kabe'ye gidiyor, geziyor, doğru mu? O adamı dürtüp uyandırsan ne diyor? "Ya niye uyandırdın? Ben tavaf yapıyordum." diyor. "Ya nasıl tavaf yapıyordun sen Kabe'de değildin, koltuktaydın." "Ya olur mu? Ben Kabe'deydim." Nasıl oluyor? Adam hem koltukta hem Kabe'de. Demek ki bir şey maddiyattan çıkıp manevi kanunlara tabi olduğu anda mesafe olmaz, küçük büyük olmaz. Şimdi misal alemi ruhu etkileyen o kadar gerçekçidir ki, bir anda rüyadan uyanıp ağlamaya başlarsın, doğru mu? E hani başka alemdeydin? Demek cesedi etkileyecek kadar kuvvetli bir alem. Çok çok affedersiniz, birisi uyanır, ihtilam olur, doğru mu? Ya misal alemindeydin, cesedi etkileyecek kadar gerçekçi bir alem. Orası. Anladınız mı olayı? Yani rüyalarda yaşıyorsun, hayallerde. Ya öyle değil. O kavramları çıkarın zihninizden. Misal alemi cesedi etkileyecek kadar kuvvetli bir alem. Adam kabus görüyor, gün boyu morali bozuluyor. Ya enerjin yok senin. Hemşehrim ne oldu? Ya bir kabus gördüm, sorma. Nasıl etkiliyor cesedi bu kadar? Bir uyanıyor, adam gülmeye başlıyor. Bir uyanıyor, ağlamaya başlıyor. Misal alemi cesedi etkileyebilecek kadar yani rüyayla gittiğin alemi misal, cesedi bile etkileyebilecek kadar ciddi, gerçek, kuvvetli bir alemdir. Yani anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Şimdi adam az önce dedim ya Kabe'ye gidiyor, tavaf ediyor, bir geliyor, tadı damağında kalmış. Karar veriyor, diyor ki: "Ben umreye gideceğim." diyor. Ya senin fikriyatına kadar nasıl tesir edebiliyor bir şey? Demek ki alem misal, zihni bile etkileyebilecek kadar kuvvetli bir alemdir. Ama nasıl bir alemdir? Köprü hükmünde bir alemdir. Alemi misal köprü hükmünde olduğundan kimileri alemi misale alemi berzah da demişler. Şimdi yalandan öldün, Kabe'ye gittin. Yalandan ölmek ne demek? Rüya, yarı ölüm. Ya yalandan öldün, e gerçekten öldün, nereye gittin? Cennete gittin. Birisine uyku götürüyor, birisine ölüm götürüyor. Bu alemlere gitmenin yolu. Birisi uyku, birisi ölüm. Anlıyorsunuz değil mi?
Alemleri ana konumuz neydi? Misal alemine nasıl gidilir? Bir, nasıl gidilir dedik uykuyla. İki, yakaza ile gidilir. Yakaza şu demek: uyanıksın ama bir şeyler görüyorsun. Ya bizim gibi adamların göreceği işler değil. O yüzden kafayı sıyırmaya gerek yok. Çok fazla böyle adam geliyor da ya uyanık halde bir şeyler gördüm ya namazın yok, bir şeyin yok. Bir olay anlatayım mı? Bir gün gittim, bir tane öyle oturuyoruz, bir arkadaşla. Ben de şey sandım, yani böyle biraz aklı başındadır belki dedim, başladım anlatmaya. Anlatmaya ya böyle yani toplumun bir yerinde de olan bir fert. "Hocam" dedi, "bir soru sormam lazım." "Buyur sor." Bana dedi, "Ledün ilimler verildi, vehbi ilimler, yani bir insanın çalışarak elde edeceği ilimler değil. Ben özel bir adamım diyor, baş edemedim diyor, herkesin şeyini görüyorum diyor, falan. Allah gittim hocalara diyor, çabuk benden alın bunu falan." Ya böyle bir saat anlattı, anlattı. Dedim, "Hemşerim, namaz var mı?" "Namaz yok." "Günlük hayatın nasıl geçiyor?" "Barda, pavyonda, içkide, şunda bunda." Ya arkadaş, sende bu ilim varsa, kullanabiliyorsun. Önce imandan, sonraki namaz oturmaz mı acaba? Haramlardan bu seni kurtarmaz mı? Yani böyle bir gariplik var, anladın mı? O yüzden bu bizim işimiz değil. Bu ben anlatıyorum, bu makamda Allah dostları var, evliyalar var. Biz onlardan değiliz. O dışarıdan telefonla arayıp mesaj atanların birçoğu da muhtemelen değil. Ya şimdi evliya da arayıp bize soru sormaz herhalde, değil mi? Yani o yüzden o kapıyı kapatalım. Tamam mı? Allah dostları, evliyaların böyle Allah'a yakın olanların alem-i misale gitmesi için uyumasına ihtiyaç yoktur. Onlar yakaza da gider. Yakaza ne demek? Uyanıklık alemi. Uyanıksın ama o alemde gibisin. Anlaşıldı değil mi? Bizler uyuyarak gitmek zorundayız. Ya da hayal diyeceğim birazdan. Ama evliyaullah uyuyarak gitmek zorunda değil. Orada da bizden yok, arayanlardan da yok. O kapıyı kapatalım. Çoklarının aklı bu cihetlerde gerçekten çok zarar görüyor. Bizim işimiz bunlar değil. Bizim işimiz acaba ben neden namazı duyamıyorum? Oruçtan niye lezzet alamıyorum? Ben Kur'an'ın içindeki mana derinliklerini niye anlayamıyorum? Ben neden ahlaklı, gıybet etmeyen bir adam haline dönemiyorum? Bizim işlerimiz bunlar.
Evet, üçe geçtim. Alem-i misale nasıl gidilir? Bir, uyku ile. İki, yakaza ile. Üç, hayal ile. Şu termosa bir bakabilir misiniz? Baktınız. Şu an göremiyorsunuz termosu. Düşünebilir misiniz? Düşündünüz. Geldi mi aklınıza? Geldi. Şu cümlemi lütfen dikkat edin. Birazdan lazım olacak. Az önce fotoğrafını çekip daha sonra da neydi o diye çağırdığınız alemin ismi misal alem. Anlaşıldı mı? Demek ki bu gördüğünüz termosun fotoğrafını hangi alemden çağırmışsın? Misal aleminden. Allah Allah. Demek ki misal alemine hayal kurarak gidilir. İnsandaki hayal kuvvesi, yani duygusu, bu aleme açılan bir penceredir. Şimdi İstanbul'u hayalinde bir canlandır. Canlandırın. Buyurun şöyle tam Boğaz'ın yakınında bir yürüdünüz mü? Yürüdünüz. Şimdi demek ki o şehrin misali, yani temessül zihninizde teşekkül etmiş. E hangi alemden çağırdınız? İstanbul nasıldı? Misal alemi. Öyle oluyor değil mi? Bir yerden gidiyorsunuz ya, bundan sonra lokanta neredeydi? Dur ben bir hatırlayayım. Hangi aleme gittin? Çağırıyorsun, misal alemine gittin. Eskiden fotoğrafını çektiğin görüntüyü çağırıyorsun, misal alemi.
Misal alemi fotoğraf albümüdür. Misal alemi fotoğraf albümüdür. Misal alemi fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal aleminde tilki gibi gözükürsün. Düşman, münafık birisin, misal aleminde yılan suretinde gözükürsün. Misal alemi kişinin halinin hakikatinin yansımasıdır. Araf 166'da diyor ki: "Kendilerine yasak edilen şeyler karşısında küstahça diretince onlara aşağılık maymunlar olun dedik." Şimdi İbn-i Abbas bu ayeti yorumlarken diyor ki: "Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik" ayetinden dolayı Efendimize inanmayan kafirlerin daha önceki ümmetlerin başına maymuna dönüştürülme gibi belalardan kurtulduğunu söylüyor. Kadı İyaz'da geçiyor, Şifa-i Şerif'te. Kadı İyaz biliyorsunuz eski Osmanlı'da da her Ramazan camilerde okutulan, şimdi 3 cilt satıyorlar, 3 ciltlik bir eser, Şifa-i Şerif. Orada geçiyor.
Devam edeyim. Üstat Hazretleri anlatıyor bak olaya bak. Denemenin yasak olduğu dönemler. Bir nahiye müdürü Üstad Hazretleri hakkında tetkikat bulunuyor ama olumsuz olaylar çıksın da onu yorayım diye. Üstadın Risale-i Nur'da geçen cümlesine bak: "Fena niyetle geldiğin vakit seni yılan suretinde görüyorum." Dikkat et demiştim diyor o adama, nahiye müdürüne. Arkadan planlar gelince kişinin misal alemindeki görüntüsü yılana benziyor. Olayı anladınız mı? Devam ediyorum.
Yine 28. Mektupta geçen bir yer okuyacağım. Üstat Hazretleri söylüyor: "Tenezzüh için bir tarafa gitmiştim. Avdetimde, avdet döndüğümde güya iki yılan birbirine eklenmiş gibi uzunca siyah bir yılan sol tarafımdan geldi, benim ile arkadaşımın ortasından geçti." İki tane yılan birbirine dürülmüş. Şimdi olaya bakar mısın? Çok enteresan. Arkadaşıma o yılandan dehşet alıp korktun mu diye sordum. Dedi: "Yok, görmedim ve göremiyorum." Fe subhanallah dedim. Yani göremediğini şaşırıyor. Bu kadar büyük bir yılan ikimizin ortasından geçtiği halde nasıl görmedin? Üstat Hazretlerinin gördüğü nedir? Fena niyette olan birilerinin alem-i misalde yansımaları. Ama denklemi tekrar hatırlatayım: Alem-i gayb'da bir mana tahakkuk eder. Yani kişiye olumsuz bir hüküm çıkar. O da şehadet aleminden bir suretle, yani yılan suretiyle misal aleminde gözükür. Nasıl olay? İşte alem-i misale bakar mısınız? Bizlerin dolaştığı park, bahçe, kebapçı. Evliyanın, ulemanın dolaştığı asıl bahçeler oralar. Neden dünyaya nazar etmediklerini anlıyor musun? Biz o alemleri bilmiyoruz. İşte onlar da çıkmak istemiyor o alemden.
Devam ediyorum. Bakın Mesnevi-i Nuriye, Hubab'a geçiyor. Çok çok dikkat edin buraya. Bitlis'te Norşin diye bir yer var, biliyorsunuz. Üstat Hazretlerinin yine çocuklukta eğitim aldığı yerlerden birisi. Hatta Risale-i Nur'da Kastamonu lahikasında Molla Ziyeddin diye bir zattan bahsediyor. İşte o Molla Ziyeddin'in babası Şeyh Tahi Hazretleri, Bitlis Norşin'de türbesi var. Biz de ziyarete gittik oraya. Üstat Hazretleri o şeyhin meclisini anlatıyor. Şimdi eğer istersen hayalinle Nurşin karesindeki şeyhin meclisine git. Bak kimin? Şeyh Tahi Hazretlerinin. Neyle? Hangi aleme gir diyor ya. Şu cümleye bakın, bak burası beni Risale-i Nur'da beni benden alan bir yer. "Orada fukara kıyafetinde melikler kıyafeti ne fakir." Alemi misalde aslı ne? Melik, padişahlar. Ve insan elbisesinde melaikeleri bir sohbet-i kutsiyeyi göreceksin. Acayip olay değil mi? Sonra Paris'e git ve en büyük localarına gir göreceksin ki akrepler insan libası giymişler. Burada insan gözüküyor ama alem-i misalde akrep gözüküyor. Paris'teki localarda adamlar ve ifrit adam suretini almışlar. Çok enteresan değil mi?
Şimdi eskiler kimilerinin yanına giderken "40 gün" diyor. Ne bir yanlış konuşmak, ne bir yanlışa bakmak, ne bir yanlışı işitmek. Bunlardan tamamen kendimizi soyutluk. Öyle yanlarına giderdik. Neden böyle dedikleri belli mi? Belli. İşte bu alemi de anlamayanlar olur mu canım öyle ya? Böyle insan olur mu demek lazımdı da neyse. Şimdi olayı görüyor musunuz? Çok enteresan olaylar. Böyle bir alem var. Rüyalarımızda, hayallerimizde gidiyoruz. Aslında fotoğraf albümü.
Yeni başlığımız: Vukuat-ı şatt defterler ortaya serildiği zaman. O defterler dediği ne biliyor musun? Misal aleminde biriken fotoğraflar. Ayet öyle diyor: "İz-u şuur-u şirat defterler ortaya neşredilen." O defter dediği ne ya? Fotoğraf albümü. Nereden gelecek? Alem-i misalden gelecek. Fotoğraf albümü. Demek ki alem-i misal nedir? Fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. Alem-i misal fotoğraf albümüdür. O şehrin yani İstanbul'un aslı alem-i şehadette ama hayaldeki şekli alem-i misalde. Demek ki gördüğümüz her şeyin misali bir vücudu vardır. Bazen görmediğimiz şeylerin de var. Rüyada bir insanı görüyorsun, o insanı hiç daha önce görmemişsin. Misal alemi şehadet aleminden daha geniş. Demek ki dünyada olan her şey misal aleminde var. Misal aleminde olan her şey dünyada yok. Biz burada yaşıyoruz. Bak bir parçamız bu. Şimdi ben az önce alemler iç içedir, yer darlığı yoktur dedim ya. Ya senin içinde alemler iç içe, yer darlığı yok zaten. Şehadet aleminden elektrik alemi var, misal alemi sende var mı? Var. Senin içinde cereyan eden bir de alem-i misal var. Bak orayı geliştirirsin. Cesetten bir sıyrılırsan, cesede bakan dertler artık sana dert olmayacak ama alem-i misalde bütün güzellikler her an seninle olacak. Hallerin alemi misalde yansımaları çok önemli. Dediğim gibi bu alem misal çok önemli. İnsanların hallerinin, huylarının, karakterlerinin alemi misalde bir yansıması vardır ama bu yansıma ayna yansıması gibi birebir değildir, şekil değiştirerek yansır. Bir gün kalp gözü açık birisi köyün birisinde imam efendiye der ki: "Aynı otobüs şoförü gibisin." Şimdi cemaatten birisi buna anlam veremez. Çıkışta başlar sormaya, "Neden böyle dedin?" diye. Arkasındaki cemaate öyle muamele ettiğinden, o kişinin misal alemindeki yansıması oy oluyor ve o kişi de o misal alemindeki yansımasını görüyor ve o şekilde de hitap ediyor. Nasıl olay? Enteresan bir olay değil mi? Şimdi bunu ehli velayet, ayang gözle görür. Yani yakaza aleminde bunu konuşmuştuk. Bizim gibi ehli iman nasıl görür? Rüya yoluyla. O şekilde görür.
Şu denklemi oturtmanın lazım: Gayp aleminde senin hakkında bir mana tahakkuk eder. Yani hüküm verildi. Gayp aleminde iyi adam, kötü adam gibi düşün. Bu adama ilim vereyim, bu adama para vereyim gibi düşün. Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Bu yaşadığın alemin suretleri ile sana alem-i misalde gösterilir. Mesela gayp aleminde sana ilim verilecek, yaşadığın alemin suretleri ile süt şeklinde veya hırka şeklinde sana alem-i misalde gösterilir. Böyle yorumlamış rüya ehli. Biliyorsunuz o hem Allah'ın bir ikramıdır hem de bazı şeraitleri vardır. Yine bizlerin gireceği bir mesele değil. Rüyayı şöyle yorumladım, böyle yorumladım, iki kahve çeviriyor kendini. Böyle bir vasıf verecek. Bu şöhretperestlik adamı yakar. Senin yoğunlaşacağın yer burası değil ama böyle insanlar var. Bunun da değerini küçültmek, onu anlatıyorum. Hepsinin yerini koyuyorum. Yani bir sürü adam bunda saçmaladı diye böyle bir hakikati köşeye atamayız. Bu çok kıymetli bir hakikattir ama herkesin elini uzatacağı hakikat değildir. Anlatabiliyorum değil mi demek istediğimi?
Gayp aleminde bir mana tahakkuk etti. Sen gıybet ettiğin için pislik bir adam gözüktün. Bu şehadet alemindeki et sureti ile sana misal aleminde gösterilir ve rüyanda çiğ et yerken kendini görürsün. Yine alimlerin yorumlarından biz biliyoruz. Yoksa bizim yorumlama kabiliyetimiz yok. Bağlantıyı anladınız mı? Şimdi misal alemi önemsiz mi acaba? Ya çok derin bir mesele ya, çok derin bir mesele. Tabiin imamlarından İbn-i Sirin şöyle bahsediyor: "Misal alemi kişinin ruhunun yansımasıdır." Kurnaz, oğlu kurnaz birisin, misal
Demek ki o kabrin zindanına gitmiş, siccine. Allah muhafaza, buradan gidiliyor biliyorsunuz değil mi oralara? Yani burada dünyaya çalışayım, orada ahirete. Bizim teraziler çok şaştı. Hayır, hayır! Ahirete burada çalışacağız. 50-60 yıllık ömürle, o da Allah verirse sonsuzu satın almaya çalışacağız. Alemin kahrını çek, sahabe gibi. Allah'ın hatırını çekme, nasıl olacak? Şu alemlere bak, alemlere. Nasıl olacağını anla.
Buyurun, devam edelim. Gibi alemler arasında müzahame ve yer darlığı yoktur. Bu alemler, hepsi de ihtilal müsademiz küçük bir yerde içtima ederler. Alemler iç içe olduğu halde hiçbirisinde yer darlığı mevcut değildir. En önemli mesele burası. Bakın, hayal kuvvesi misal alemine götürdü. Akıl kuvvesi manalar alemine. Ruh alemi, ervah. Hafıza, mafıa götürdü. Bu duygularımız birçok alemin penceresi. Aslında bir insan iman derslerini alıp hangi duygularda inkişaf etse, o alemlerde gezecek, dolaşacak. Cin, melek, şeytan gibi fıtraten latif olan mahluklar maddi alemlerde serbest bir şekilde gezerler. Vefat eden sevdiklerimiz de Allah ruhsat vermişse aynı rahatlıkta gezer bu maddi alemde.
Üstat Hazretleri bunu akla yaklaştırmak için hangi alemleri örnek verdi bize? Maddi alemde bizim bildiğimiz alemleri örnek verdi. Elektriğin metal üzerinde çok hızlı yayılmasını anlattı az önce bize, doğru mu? Röntgen ışığın maddenin içerisinden bile geçtiğini anlattı bize. Güneşin camdan geçtiğini anlattı. Bu meseleyi akla yaklaştırarak dedi ki: "Aynı böyle diğer alemlerde ne kadar varlık varsa, her birisinin harekatında hiçbir problem yoktur. Mek darlığı yoktur, zaman sıkıntısı yoktur. Sıramı bekleyeyim, önce bu alem çalışsın, sonra bu alem çalışsın yoktur." Meselesini anlattı. Alemler iç içedir ve yer darlığı yoktur.
Rahmetli anneniz şu an Allah izin verirse şu salonda hem sizi temaşa ediyordur hem de şu dersi dinliyordur. Şimdi biz televizyondaki adamı görüyoruz, ona seslene de biliyoruz ama o adam bize cevap veremiyor. İşte biz o televizyonun içindeyiz, öyle mi? Kabir aleminden Allah'a müsaade edip bu odaya gelen kişi de televizyonu izleyen kişi bizi izliyor, belki dokunuyor, bize sesleniyor. Ama televizyonun içindeki bizi duyamadığı gibi biz de onları şu an için duyamıyoruz. Eğer ruhu çok inkişaf etmiş değilse, ruhun inkişaf eden Allah'ın izni, müsaadesi birçok şeyleri duyabilir. Bir alemde yaşamıyoruz, binler alemde iç içe yaşıyoruz.
Ve buradaki en önemli mesele, bazen başka bir alemden karanlık bir yeri tetikleyecek bir hareket yapıyoruz. Ruhumuz daralıyor, daralıyor. Maddi aleme bakıyoruz, karnım tok, zenginim, üstüm çok güzel, arkadaşım var, sağlığım var, ailem var, arabam var, evim var. Neden bütün dünya benim başıma yıkılıyor gibi hissediyorum diyoruz? Problem nerede? Ruhun hayalin dolaştığı başka alemlerin birisinde karanlık bir olay tetikleniyor. Sen de bu olayı ilklerine kadar yaşıyorsun. Çok ince bir mesele.
Çok bütün alemlerin Rabbine sığınmaktan başka yolumuz yok. Çünkü biz diğer alemlerden de ciddi manada etkileniyoruz. Belki en az etkilendiğimiz şehadet alemi. Evet, buyurun devam. Kezalik pek geniş gaybi alemlerin de bu küçük arzda içtimaları mümkündür. Evet, hava, su, insanın yürüyüşüne, cam, ziyanın geçmesine, şuanın röntgen vasıtasıyla kesif cisimlere bile nüfuzuna ve akıl nuruna, melek ruhuna, demirin içine hararetin akmasına, elektriğin cereyanına bir mani yoktur. Bunların her birisi serbest geziyor, değil mi?
Hatta ileride çığır açacak buluşun da elektriğin havadan verilmesi olduğu bahsediliyor. Şu anda denemeler var herhalde. Eskiden ses kabloyla iletiliyordu, farkındaysanız manyetolu telefonlar olurdu. Şimdi kablosuz yollanıyor. Demek ki hava sesi muhafaza ediyor. En eski ses kaydı 120 yıllık. Yani 120 yıl önce bir insan kendi sesini bir kayıt cihazından dinleyemiyor ama şimdi kaydediyor, dinliyor. Buradan alo diyorsun, Almanya'dan birisi telefonunu açıyor. Demek ki ses havada muhafaza ediliyor. Aynı şekilde ileride en büyük keşiflerden bir tanesinin elektriğin de böyle kablosuz şekilde muhafaza edilip iletilebilecek. Nasıl piramitlerin yapılışı akıl almıyor hala. Herhalde bu elektriğin havadan iletilişi de meseleyi o noktalara götürecek, çığ açacak bir teknoloji olacak.
Şurayı da hatırlatayım. Elektrik ne kadar inkişaf etse, anladığımız Risale-i Nur'da o ölçüde diğer Risale-i Nur'da bir yerde geçiyor. Yani bu da ilginç bir çıkarım hakikaten. Üstat rahimehullah. Evet, kezalik bu kesif alemde ruhanileri de veran, cinnileri cevelan, şeytanları cereyandan, şeytanın cereyanı kalbe akıttığı vesveseleri, desiseleri, hileleri, değil mi? Allah Allah! Evet, melekleri seyrandan men edecek bir mani yoktu. Ne enteresan değil mi? Bu Risale-i Nur'daki iman dersleri gerçekten. Ya bunlar olmasa nasıl olur diye her gün soruyorum, istisnasız.
Şimdi insanlar hala Allah Azze ve Celle'nin lafzı celalin yazılı olduğu bir yeri arıyor. Balı kesiyor, "Allah yazıyor" diyor. Saç tıraşına bakıyor, "Allah yazıyor" diyor. Gökyüzünde yıldızlarla "La İlahe İllallah" yazılsaydı, semanın yıldızlarla süslenmiş mucizesi kadar Allah'ı ilan etmiş olamazdı. Şimdiki mucizeler, alemler, Allah'ın varlık delilleri çok daha şaşırtıcı, değil mi? Bunları okumak için bu şekilde yaratmış ama biz hala bir yerlerde iman lisanını bilip o okumayı bilmediğimizden dolayı "Acaba bizzat yazı yok mu?" diye arıyoruz. Gökte "La İlahe İllallah" yazılmış olsaydı, yıldızlarla semanın şimdiki halinden daha az şaşırtıcı olurdu.
Allah'ın yarattığı alemler öyle. Bizim tek yapmamız gereken alemleri birleştirebilecek, alemleri yaka yaka getirebilecek kuvvetli bir kalbe, kuvvetli bir imana sahip olmak. O zaman dünya küçülüp unutulur bir hale gelip insanın ruhu alem alem cevelan edecek. Asıl insani lezzet neymiş, bizi masaların birçoğundan kurtaracak imanın derin lezzeti sinelerde duyulacak. Yaka yaka, yaka yaka, aşk odunu kimler yaka? Birleşecek iki yaka. Sen kendini yaka yaka, yana yana, pişecek. Yana yana yürü, gönül yardan yana düşeceksin. Yana yana.
Sübhane ke la ilme lena illa ma allemtena inneke entel alimul hakim. Ve ahiru davana enil hamdülillahi rabbil alemiyn. El Fatiha.
Maassalavat. Boğulmak şeytana mahsustur. Sen hangi halde olursan ol, Allah'a sığın. Hisler, hayaller ve sesler sana hiçbiri zarar veremez. O zaman pencerelerden seyret, içlerine girme. Kötü düşünce ve takıntılarından [Müzik] kurtul.
Mehmet Yıldız'ın kaleminden Vesvesen kitabı sizlerle. maybedestan.com dan sipariş verebilirsiniz. Gezegenler bile bir aradayken tek olduğunu düşünüyorsan, koskoca evrende bu kanal tam sana göre. Bu video YouTube kazanında kaybolmadan senin gibi başkalarına da ulaşabilmesi için desteğe ihtiyacı var. Her abone bir kırgın yüreğe daha ulaşmayı sağlayacak. Beğen, abone ol ve yorum yapmayı da unutma.
Siz de Hayalhanemin yurt içi ve yurt dışı projelerine destek olmak için buradaki linke tıklayarak online bağışta bulunabilir veya aşağıdaki iletişim numaralarından bizlere ulaşabilirsiniz.