Transcription
Dün kaldığımız konu vardı. Dünkü işlediğimiz konu eee genel olarak şuydu. Kur'an'ın algılanması gereken nokta, Kur'an'ın hayatımızda koymamız gereken yer neydi? Nasıl okumamız gerekiyordu? Bununla alakalıydı. Çünkü Kur'an ne diyor ziyade Kur'an bize niye diyor? Bunu bunu oturtmamız gerekiyor. Biz hep ne diyor çıkartmak derdindeyiz. ne diyor? Kim kimdir? Ne nedir? Oysa bize niye bunu diyor? Bunu dün anlatmaya çalışmıştık.
Eee, güzel de oldu. Biraz eee, kardeşleri bekleyelim. Onlarla beraber devam edelim inşallah. Bu arada yayını biraz tıklarsak bir PK yapalım mı yavru? PK bir kapışalım. Şey çoğalsın. Yayın çoğalsın. Hocalar katışıyor falan. Aleykümselam ayar kızım. Hoş geldin. Evet, şimdi biz hazırız. Siz hazır mısınız? Hazırladınız mı sorularınızı? Aziz dostum hoş geldin. Hazırladınız mı sorularınızı? Kahftaya bizden de selam.
Evet. Sabah sabah depremle uyanmıştık. >> Evet. >> Sağlık ocağında. >> Evet. >> Artısı ne? Artı mı diyorlar? Artı sarsındı. Ben >> nerede? Dep deprem mi oldu? >> Ben fark etmemiştim. Şeye >> Adıyaman'a Adıyaman depremine gitmiştik de dönerkenki haftada bir arkadaşın arkadaş şeydi eşli sağlık ocağında çalışıyordu. Orada yattık gece sediyelerin üzerinde. Sabah uyandım böyle bir elim böyle oynadı yerinden. Ben zannettim herhalde yorgunuz. Yorgunluktan kaslarım gerildi. Aradan böyle 2 buçuk saniye falan geçti. Bir daha oynadı dedim. Adıyaman'a bizden de selam. Ahmet kardeşim. Aleykümselam.
Şimdi Şinasi benim sayfada yazılanları görmüyorsun ya sen. >> Evet görmüyorum. >> Evet, şimdi Hakan Şinasi abim çok seviyorum demiş seni sevenler. E burada >> Bülent kardeşim aleykümselam. Bizim kardeşlerimin de selamı var. Senin sayfadaki kardeşlerime de selamlarımı söyle. Mustafa kardeşimin de sizlere selamı var. Mustafa Serdar Oğuz Bey bu akşam >> Borçka'ya tepeden baktı. Aziz Boçka. >> Evet. Aziz Borçka'ya borçlu borçlu bakaydım. >> Evet >> çok güzel. >> Teşekkür ediyorum. Sağ olun.
Evet. Sizde kaç kişi var Şinası Bey? >> 144 >> kişi şu anda sende var. >> 144. Evet. >> Elhamdülillah. İyi abi o zaman gelen gelmiş. Bende 12 kişi var. Olsun yani. Şey yapsak, PK yapsak yenersin muhtemelen. Bey. >> Evet. Ben seni döverim. >> Evet. Çok geç kaldım diyorsun Özcan kardeşim. Ama nelerle uğraştığımı, ne kadar yorulduğumu bilmiyorsun. Yani şimdi biraz daha yoğunluğum azaldığı için yayın açabiliyorum. Arka ayaklarına sahip çıkt. >> Evet. Şimdi yoğunluğum biraz azaldığı için yayın açabiliyorum. Bir de Mustafa abi burada. Şimdi Mustafa abi buradayken yayın yapmasam daha iyi olur >> yani. >> Evet. Evet.
Gelelim derdimize. Bizi yollara düşüren şey. >> Evet. Geldiğimden beri şimdi eee Borçka çok büyük bir yer değil. İnsanların birbirlerini aşağı yukarı tanıdıkları ve buranın halkı köklü. Yani sülalesin burada dışarıdan çok insan yok. Geneli yerli yani yedi kuşak burada olanlar var. Herkes birbirini tanıyor aşağı yukarı şimdi. Ama bakıyorlar bana tanıdıkları bir adam değilim. Bu yabancı belli. Selam kelam. Kime geldin? Diyorum ki Şinasi Güneş'e geldim. Herkesin tavrı şu: "O milleti dininden ediyoruz." Böyle bir tavır almışlar. Yani konuşacak, ortaya koyacak bir delilleri yok kimsenin. Yani gelip karşısına konuşacak, "Ya sen yanlış yapıyorsun kardeşim, yanlış şeyler söylüyorsun." diyecek kimse yok. Ama herkes şunda hem fikir yanlış konuşuyor ama arkasından diyebiliyorlar yani karşısına dedim abi niye yanlış konuşuyor yani? Neyi abi? Sadece Kur'an diyor ya. Dedim peki sana ne lazım abi? >> Elhamdülillah. >> Yani adam sadece Kur'an diyor. Dedim Kur'an sadece Kur'an e şinasi mi diyor? Evet diyor. Sadece >> ne diyorlar biliyor musun? Bu adam ilahları tek ilah yapmış. Olacak şey değil. Ay ya bize bu kadar yapmışız yetmiyor. Bu tek indiriyor. Şeye benziyor şimdi eskiden eee Erzurum Kars'la Kars'ın arasında bir şey vardı. Aleykümselam. Erzurumlular, Karslılar eee sağcı solcu hikayesi vardı. Karslılar Erzurum'dan geçerkenki mecburen geçiyorlardı. Erzurumları indirip soru soruyorlar buna. İmtihan ediyorlar. İndiriyorlar üç kişiyi. Yen o aşağı ya. Kaç diyor? Üç kişi. Erzurum'u soruyor. Diyor ki, "İslam'ın şartı kaçtır?" Birisi diyor ki, "6 yetmiyor." birisi diyor 7 yok diyor. Birisine soruyorlar e diyor 45'ti. Ha yok pardon. Birine soruyorlar 40 diyor. Birine diyor 45. Üçüncüye soruyorlar. 3üncü de 5 diyor. O ikisi dönüp diyor ki kardeş ben 40 dedim kurtaramadım. O 45 dedi kurtaramadı. Sen kestirecek bizi? Sen de biraz artır. Belki rahatsız olurlar diye. Şimdi mesele bu. Adam diyor ki, o diyor ki sadece Kur'an. Dedim kardeş o öyle bir şey demiyor ya. O sadece Kur'an size yeter diyen bir Allah'a iman etmiş garibim. Bütün onun derdini çekiyor. Siz iman etmemişsiniz. Beni döveceklerdi neredeyse. Baktılar ama yabancıyım. Biraz hatır gönül muhabbete başladık. Tek söyledikleri mevzu şu. Bizim bugüne kadar yaptıklarımız boşa gidecek. Üdlülü kopuyor. Yatırımları boşa gidecek. Ya diyor yıllardır namaz kılıyoruz kardeşim. Boşa mı gidecek diyor. Yıllardır hacca gidiyoruz. O kadar hacca gittik. O kadar para verdik. Boşa mı gidecek diye. Böyle bir sıkıntı. Ama bunun neyini gördüm? Haklıysanız o kadar güçlüsünüz ki yeryüzü birleşse bütün herkes birleşse eğer siz haklıysanız ve hakka dayanmışsanız ve Allah sizinleyse çok güçlüsünüz. O kadar kalabalıklar, o kadar çok fazla sesleri çıkıyor ama birisi gelip karşısında konuşamıyor. Arkasından konuşuyor. Neden? Çünkü doneleri yok. Yani hiçbirinin donesi yok. Yani alimin, cemaat liderinin, tarikatlısının, tarikatsızının hiçbirinin donesi yok. Sadece taraftarlar ve nefretleri var. Kimleriyle inşa olmuşlar? Neyi savunduklarını değil, neye düşman olduklarını öğretmişler insanlara. Ehli sünnet değilse kafir. Kesin cehennemde. Hele halye değilse bitti. Vah garibim. Bakıyorum Elif'te o da yok. Aleykümselam. Buyur Şinas.
Yani ben yazmayı seviyorum. Eskiden şiir yazardım. Hatta birkaç tane okudum sana. >> Evet. >> Sonra tarihe merak saldım. Tarih yazardım. Siyaset yazardım. Ben düşüncelerimi yazmayı seviyorum. Şimdi Kur'an'la tanıştım. Kur'an'la tanıştıktan sonra Kur'an'dan öğrendiklerimi de yazmaya başladım. O zamana kadar bir sorun yoktu. Kur'an'dan öğrendiklerimi yazmaya başlayınca tepkiler gelmeye başladı. Bende de bir şöyle bir yapı var. Ben bir şey söylüyorum. Sen bana tepki gösteriyorsun veya hakaret ediyorsun. Eğer iddiamı çürütürsen bende inat yoktur. Geri geri çekilirim. Ya hatalıyım derim. Vazgeçerim. Ama sen kanıtımı çürütemez. Çürütemediğin halde bana saldırırsan bir abim var bana şöyle dedi. Lütfen vazgeçme dedi bana. Dedim ki vazgeçmek bir yana ben yani derler ya arabayı boşa al frene bas. Ben gaza basarım. Ben boşa da almam frene de basmam. Eğer ben bir şey söylüyorsam da sen bunu çürütemiyorsan da hiçbir bil ilmi veri sunamıyorsan da hala bana saldırmaya devam ediyorsan ben gaza basarım. Öyle oldu. Bu konuda madem mevzu Borçka oldu. Borçka da şu an aslında kendisiyle aramızda bir kırgınlığın olduğu bir şahsın ismini vermeden bir örneğini vereceğim. Eskiden kopuk biriydim. Alkol kullanırdım, çapkınlık yapardım. Kimse bana bir şey demez diye. Belli çizgisi olan, sınırları olan bir hayat sürmeye başladım Kur'an'la tanışınca. İşte alkolü bıraktım, evlendim. Artık ailesine bağlı bir birey oldum. ve Kur'an'dan öğrendiklerini paylaşmaya başlayınca o zamanında kopuk yaşarken, yanlışlar yaparken beni uyarmayan insanlar ayet paylaşmaya başlayınca beni uyarmaya başladılar diyor. >> Aynen. >> Bu yani böyle trajik komik bir durumun içerisindeyiz. Allah'a inanıyor musun? İnanıyorum. Tamam. Çok güzel. Rabbimiz Kur'an'ında şöyle buyuruyor. >> O kadar da değil. >> Ama şöyle de hadisler. Ama Allah'a inanıyorum dedin. Allah'a inanıyorsan Allah böyle diyor. Ben şimdi Mustafa abi sana inanıyorum diyorum. Sen bana bir şey söylüyorsun. Yusuf abi bana başka bir şey söylüyor. Ben Yusuf abinin dediğini yapıyorum. Sen bana demez misin? Hani bana inanıyordur. >> Öyle lafidir. >> Şimdi Allah'a inanmayı >> Aleykümselam. Allah'a inanmayı ne yapıyorlar? Allah'ın varlığına inanmak olarak anlıyorlar. Ondan sonra Müslümanlığı Allah Müslüman İslam diye bir din göndermiş. Ben bu dini kabul ediyorum. İçeriğini bilmesem de olur. Böyle bir anlayış var. Şimdi Kur'an'a bakıyorsun. O din hakkında yalana sarılanı gördün mü? Ya bunu söyledikleri kişiler Allah'a inananlar yani varlığına. Yani onlara sorsan ki sizi kim yarattı? Sizi rızıklandıran kimdir? Derler ki Allah'tır. Ama onlar Allah'ı ve ahiret gününü inkar etmekle itham ediliyor. Zaten öyle yapılıyorlar. Kur'an şüphesiz doğrusunu söylüyor. Şimdi ahirete inanmak ben öldükten sonra tekrar dirileceğim, hesaba çekileceğime inanmak mıdır? Yoksa ahirette bir hesabın var olduğunu göze alarak hesabı verilir bir hayat yaşamak mıdır? Ahirete yatırım yapmak mıdır ahirete inanmak? Yoksa sadece bizi Allah tekrar hesaba çekecek bizi. İşte peygamberin şefaati var, peygamberin sancağı var. Allah çok bağışlayan, merhamet edendir. E cehenneme girsek de biraz yanıp çıkarız canım. Biraz bronzlaşırız mıdır ahirete inanmak? Yani cennetin, cehennemin varlığına mı inanmaktır yoksa ahirete yatırım yapmak hesabı verilir bir hayat yaşamak mıdır? Maalesef içinde yaşadığımız toplum ahirete inanmıyor. İçinde yaşadığımız toplum Allah'a inanmıyor. Ahirete de inanmıyor. >> O yüzden kendi inandıkları ve kendi hayatlarını meşrulaştıracak, tapınma dürtülerini tatmin edecek bir imitasyon. Allah imitasyon bir resul imitasyon bir din. >> Evet. Yani bir amelin, bir eylemin, bir yaptığınız ritüelin nereden geldiğini anlamak istiyorsanız onun varlığını ve sürdürülebilirliğini belirleyen kanunların, kuralların, yaptırımların kaynağına bakın. Hangi kaynakla insa edilmişse o o kaynağa aittir. Allah'ın tarif ettiği bir taneye ritüelinizi söyleyin. Hayatınızdaki bir duruşunuzu Allah'ın tarifiyle durduğunuzu söyleyin. Tarife bakıyorsun ismi Kur'an'da geçiyor. İsmi Kur'an'da geçmiyor aslında. Başka bir ismi oymuş gibi dayatıyorlar. O yaptıkları eylemi başka bir Kur'ani bir eee öneriye kilitleyip onu oraya çekiyorlar. O çukura. Peki tarifi, tarifi Kur'an'da yok. Kur'an'ın emrini başka yerde tarifi. Kur'an adını söylemiş, başlıkları Kur'an'da. Tarifleri Kur'an'ın harici her yerde. Ben onlara mesela çok basit bir soru soruyorum. Diyorum ki diyelim Gürcistan buraya çok yakın. Burada bir sürü Gürcü gelip gidiyor. Bir Gürcüye dedin ki al şu Kur'an'ı oku. Bu da Allah'ın kitabıdır. Gürcü de kabul etti. İman etti Kur'an'a ve ölene kadar bu kitabı okudu. Hiç bağını kesmedi. Kitapta yazanları elinden geldiği kadar yaptı. Elinden geleni yaptı. Bu insan cennete mi gider, cehenneme mi gider? >> Cehenneme gider. Neden? Çünkü o kitap değil ki mesela sen dört mezhebin, mezhep alimlerinin kaddesallahu sırrı kabilesinin dediklerini yapmadı. >> Bunu büyük üzülüm aslında. Mesele nerede biliyor? >> Şimdi o zaman ortaya şöyle bir iftira çıkıyor. Allah bize yol gösteremiyor. >> Biz ona yol gösteriyoruz. Yani babac da diyor, "Seni delalet üzerine bulduk. Seni hidayete erdik." Ya bu algıda mesele ne biliyor musun? Biz Allah'ı delalet üzerine bulduk. Onu biz tamamlıyoruz. Neden? Allah diyor ki ya adam soru soruyorsun. Diyorsun ki ya Kur'an yeter. Diyor ki tamam yeter ama bana namazı tarif et. Etmediyse yok demektir. Yahu. Yani sen şimdi dışarıda kaynakta bir terazi oluşturmuşsun. Bir din oluşturmuşsun. Bu dini Kur'an'la tahlil edip süzgeçleyip ıslah etmek yerine Kur'an'ı bu dinle ıslah etmeye çalışıyorsun. Yani Kur'an'ı tartıyorsun. Bu Kur'an'da yok. Yoksa Kur'an'da sıkıntı var. Kur'an'ı tamam. Neyle? Yani rabbinin sana gönderdiği ölçüler içerisinde kelimesi yetersizdi. Sayfaya sığmaz, çok gelir diye eee kelime israfına girmemek için sadece yüzeysel anlatmış. E diyorsun abdest maide altı bak orada nereye kadar yıkayacağını anlatıyor. E tamam sonrasındaki salat dedi geçti. Neden gereksiz ol ya? Rahman suresine ayti 31 kere tekrarlıyor. 31 kere aynı şeyi söylüyor. Evet. Şimdi >> özür dilerim. Ben bir telefona bakmam lazım. >> Sebet suresi 50. ayet. Elçi diyor ki ben saparsam kendi aleyhime saparım. >> Abi yayındayım yayına gel. Doğru yolu bulduysam bu rabbimin bana vahyettiği sayesindedir." diyor. Değil mi? Yani elçi az önce dedin ya Duha suresinde senin yolunu şaşırmış bulup sana yol gösterdi. >> Duha suresinde. >> Evet. Sebe 50 de ne diyor? Ben saparsam kendi aleyhime saparım. Doğru yolu bulmuşsam bu rabbimin vahyi sayesindedir. Diyor. Demek ki elçi doğru yolu rabbinin vahyi sayesinde bulmuş. Şimdi bakıyoruz. Kasas 56. Anlayana bütün adına hadis denen rivayetleri çöpe atar. Sen sevdiğine doğru yolu gösteremezsin. Nebi doğru yolu gösteremiyor. Davet edebiliyor. Sen sevdiğine doğru yolu gösteremezsin. Nebi doğru yolu gösteremediği bir durumda biz adına hadis denen rivayetleri dinde nasıl kaynak alabiliriz? Bir ikincisi özellikle tarikat tasavvuf ve kolünde ne var? Mürşid-i kamil. Değil mi? Neymiş? Kemale ermiş. Mükemmel. Irşat edici, kamil, mükemmel. Aynı kökten gelir. Değil mi abi? Cin suresi 21. Ben size mürşit olamam diyor. Cin suresi gibi bir >> ya. Muhammed Aleyhisselam'ın mürşit olamadığı yerde neyin mürşidi kamilini dayatıyorsun? Bana önüme koyuyorsun. Mürşid-i kamile Muhammed Aleyhisselam diyor ki, "Ben sizi irşat edemem." İrşat kim eder? Onun cevabı zaten Cin suresinin başında gelen cinler söylüyorlar. Rüşt yolunu gösterir diyor bu Kur'an. Biz muhteşem Kur'an'ın acaba muhteşem bir Kur'an dinledik >> diyor. Şimdi elçinin bir konumu var Kur'an'da. O konumu kim belirler? Ya bir burada polis var, jandarma var, polis var, jandarma var, memur var. Bir sürü me bunun konumunu kim belirliyor? Kendi memuru kendisi mi belirliyor? Ait otoritesine ait olduğu otorite makam mı belirliyor? Şimdi bu Allah'ın elçisi. Öyleyse onun konumunu kim belirler? Allah belirler. Elçinin konumu ne? Bir elçi de kendisine indirilene iman etmek zorunda. Amen resul bzileyhi rabbihi vun. Elçi de müminler de elçiye indirilene iman etmek zorunda. Öyleyse imanın konusu Kur'an. Yine Araf suresi 158'de yine benzer ifade var. Bir de Fetih suresi 8 ve 9. ayette benzer bir ifade. İmanın konusu Kur'an ve elçi de kendisine indirilene iman etmek zorunda. İkincisi nebi şeriat belirleyemiyor. Şura suresi 13. Nebi şeriat belirleyemiyor. Şeriatı kim belirliyor? Daha önce Nuh'a şeriatı belirleyen belirliyor. Yani tamam mı? Nuh'a şeriatı kim belirlediyse, Musa'ya, İsa'ya şeriatı kim belirlediyse Muhammed'in şeriatını da >> İmam Azam, >> Muhammed'in şeriatını da o belirliyor. Ve Allahu Teala Casiye suresi 16'da ne diyor? Belirlediğimiz şeriat belirledik sana. Ona uy diyor. Benzer ifade nerede var? Enam suresinde hani 89 90'a kadar yaklaşıyor 17 18 tane nebi sayılıyor. Ne diyor orada? Sen de onların yoluna uy. Onların yoluna uy. Veya Nahıl suresinde Nahıl mıydı? Ya Nahıldı ya Nisa. Atan İbrahim'in inanç sistemine uy. >> Evet. Milleti İbrahim >> diyor. Milleti İbrahim. Veya başka bir konu Sad suresi 86. diyor ki: "Ben size bir şeyi teklif eden de değilim." Y ben sizi bir şeyle mükellef kılmıyorum. >> Yerindeyim zaten. >> Ben sizi bir şeyle mükellef kılmıyorum diyor. Yani nebinin böyle bir yetkisi yok. Görevi nedir? Tebliğdir. Görevi tebliğdir. Nedir? görevi Allah'a davettir. Uyarıcıdır, müjdecidir. Vahyi ekleme çıkarma yapamaz ki Kur'an'da birçok ayette uyarılmıştır. Vahiyden başka, din adına vahiyden başka bir şey konuşamaz. Şah damarını keser. >> Şah damarını keserim diyor. Yani veya ben dini sadece Allah'a halis kılmakla emrolundum diyor. Allah'a halis kılmak ne demektir? Gönderdiği kitaba bağlı kalmak demektir. Nebiyi ne yapmak zorundadır? Allah'ın indirdiğiyle hüküm vermek zorundadır. Allah'ın indirdiğiyle hüküm vermek zorundadır. Çünkü kitap ona onun için indirilmiş. O onun için seçilmiş. Kur'an'la uyarmak zorundadır. Enam 19. Bu Kur'an bana vahyedildi ki sizi ve ulaşabildiğim herkesi onunla uyarayım. Enam suresi 51. ayette de benzer ifade var. Aynı zamanda Enbiya 45'te var. Kaf 45'te var. Enam 70'te var. Uyarıcı kaynak Kur'an. Onunla uyar. Kur'an'la uyar diyor Kur'an. Dolayısıyla eee elçinin konumu bellidir. Rivayetlerin konumu da bellidir. Rivayetler şöyle bir söz vardı. Çok önceden tarihe meraklıydım ya araştırırken bir sayfa vardı. Yalan yazan tarih utansın. İşte rivayet dediğimiz şey o yalan yazan tarihin çöplünün içerisindedir. Yeri orasıdır. Yani yalan yazan tarihin konusudur. >> İhsan süre sırmanın yalan söyleyen tarih tanısı. >> Evet. Yani dolayısıyla adına hadis denilen rivayetlerin konusu orasıdır. Dinin konusu sadece Kur'an'dır ki eee ancak sadece Kur'an derseniz ki az önce çok güzel bir şey söyledin. Biz Kur'an yeter demiyoruz. Kur'an size yeter diyen Allah'a güveniyoruz. >> O kadar diyor ki o kadar alim bilemiyordu da siz mi bildiniz? >> Biz Allah'a güveniyoruz. Onlardan daha mı çok biliyorsunuz? La kardeşim bizim böyle bir iddiamız yok. Bizim iddiamız şu: En iyisini Allah biliyor. Bunda e hemfikiriz. Diyoruz ki en doğrusunu Rabbül alemin biliyor. Biz o yüzden oraya başvuruyoruz. >> Evet. >> Yani geriye kalan geriye kalan bütün kaddesallahus ruhu kabilesi benim gibi sidikli bir beşer. Ve o adamların bilgiye ulaşma imkanları benimkinden daha az. O adamların okumaya çalıştıkları kitapların hepsini ben 10 dakikada indirebilip indirebiliyorum yani ulaşabiliyorum. E ben onlar kadar anlayamıyorsam geri zekalıyım zaten. Allah beni muaf tutuyor. Yok aklım varsa iki ihtimal var. Ya ben onları ilahlaştırmam, rabileştirmem lazım. Ya da Rabbül aleminin gönderdiği mesajı kendime muhatap almak. Şimdi meselenin tamamı şu. Allah'ı dinlerken, Allah'ı dinlerken Allahlaşmadan yani onun sana ne anlattığını anlamak için kulak vermen lazım. Kendi oluşturduğun dine, kendi oluşturduğun algıya, kendi oluşturduğun öğretiye ne yapıyorsun? Allah'tan imza istiyorsun. Gidiyorsun ya işte ben şu e inancım var. Kendi oluştur başka kaynaklarla oluşturmuş. Yani inancını ve yaptığını o destekleyen, imar eden kaynak kesinlikle Kur'an değil. Kur'an'la inşa etmediğini Kur'an'a tıkıştırmaya çalışıyoruz. Hepsi bu. İsterseniz deneyin. Alın ezı kağıdı kalemi. Bugün sizin yaptığınız, kutsal saydığınız, değer saydığınız, dinin size dayattığı, anlattığı tüm edinimlerinizi, tüm yaptırımlarınızı bir kenara yazın. Yazdıktan sonra bunun kaynağına bakın. Kur'an'la uzaktan yakından bir alakasını görmeyeceksiniz. Oluşturduğunuz dinin camisinden ezanına kadar, imamından cumasına kadar, ramazanından haccına kadar, sünnetinden efendim farzına kadar hepsini yazın bir kenara. Onun eee ikame edişinizin kaynaklarına bakın. Hiçbirisinin Kur'an olmadığını göreceksiniz. Şimdi bir de şöyle bir komik iddia var. Bakın insanlar iddialarını tahlil etmemişler, yüzleşmemişler. Neden? Şimdi adam getirmiş şöyle söylüyor. Karşıdaki adama sattığı ölçü şu. Bunu peygamber getirdi mi bu kitabı? Tamam. Bunun anlatımını, bunun tefsirini peygamber yapar diyorlar. Tamam abi öyle olsun. Ya adama diyorum ki kardeş Kur'an'ın tefsiri olan bir hadis getir. Yani bir hadis getir ki falan ayeti detaylı anlatmış olsun. Hadislerin tefsir olduğunu zannediyorlar. Oysa tefsirlerin hiçbirisi hadislerle yapılmamış. Müfessirler yapmış bunu. Diyor ki işte falan amelimi peygamber yapmış. Peygamberin namazı hadislerle anlattığını zannediyorlar. Namazın hadislerde anlatıldığını zannediyorlar. Hayır abi, hiçbirisi hadislerde anlatılmıyor. Bu yaptığınız ritüellerin eee inşasını eee fıkıhçılar yapmış. Hem de ittifaksız halde. Ha hiçbirisi ittifak etmemiş. Envai çeşit şeyler var. Çok basit. Kıldığınız namazdaki el bağlamanın kaynağına bakın. Namazınız kılıyorsunuz ya. O e şeydeki eee ritüeldeki detayları yani rükuyu nasıl yaptınız? Rükü ne söylediniz? Secdedeki detaylar, el bağlama, işte kulağa götürme, kıbleye dönme, bunlarla alakalı hadis yok. El bağlamanın kaynağı da Hazreti Ömer. Peygamberin bir tane hadisi yok bu konuda. Konu ne? Ona gelen elçilerin el bağlaması. Niye el bağlıyorsunuz? Biz ulularımızın karşısında böyle yapıyoruz. Güya demiş. Güya Hazreti Ömer demiş ki, "En ulumuz Allah'tır. Ne yapalım? Namazda da el bağlayalım." Yani önüne gelen namaza bir şey katmışız. Yani şu anlatan rivayet dini Allah'ın gönderdiği, resulünün anlattığı değil. Kolektif olarak birçok insanın istimayla yani imece usulü oluşturdukları bir köy dini. Herkes bir şey katmış. Hazreti Ömer bir şey katmış. Hatta eksiltmiş. Bilmem işte gönülleri sınsın diye kafirlere verilen şeyi Haz Ömer eksiltmiş. Öbürküsü gelmiş bir şey ya bu olmamış ya. Ya sen diyorsun o eksik. Beni tamamlamış. Namaz kılıyorsunuz el bağlamıyorsunuz. Bak bunlar krallarının önünde el bağlıyor. Biz niye Allah'ın önünde el bağlamayalım? Allah'ın resulü getirdiydi. Tamam olamadı. Bir de yekünde baktığınızda bunu niye yapmışlar? Yani neden yapmışlar bunu? Orayı anlamak için sonucuna bakın. Yani bir şeyin neden yapıldığını yapılış yapılınca ne olduğuna bakarsanız anlarsınız. Yani bugün hadislere niye uğraşmış adamlar ya? Kurtub'in derdi ne? Suyuti'nin derdi ne? Celaleyn'in derdi ne? Bu adamlar niye bunları yazmışlar? Allah Resulüne iftira atma gerekçeleri nedir? Yani niye atmışlar? Niye atmışlar? Yaptıklarında ne olmuş? Bir sürü kalabalık. Müslüman hepsinin adı ama hepsi birbirine kılı çekmiş. Biri Allahu ekber demiş kellesini vurmuş öbürünün. Öbürküsü Allahu ekber demiş kelleyi vermiş öbürünün. Peki bunun ölçüsü ne? Kaçınılmaz bir şey. Allah kullara gönderdiğini, Kur'an'la inşa edilmiş topluluk yani resulün getirdiği o devrimsel öğreti ne yaptı? Kulla Allah arasına, kulla Allah arasına girmiş tüm putları kaldırdı. Biz siz bunlar mı sizi yarattı dendiğinde diyecekler ki bizi bunlar yaratmadı ama biz bunları Allah'a yaklaştırsın diye vesileler yaptık. Allah'tan cüz verdiler onlara. Allah'ın dini bunun için mücadele etmişken bunu terse çevirmeleri gerekiyordu. Neyle? Başka bir kaynakla. Çünkü Kur'an etkili olduğu sürece, Kur'an topluma konuştuğu sürece o toplumu bozamazsınız. Yani Kur'an'la inşa edilmiş bir diyalog. Mesela Şinasi ile benim aramdaki ilişkiyi Kur'an inşa etmiş. Demiş ki Kur'an o senin kardeşindir demiş. Demiş ki onun arkasından konuşma. Demiş demiş ki onun hakkında sana bir bilgi geldiğinde araştır demiş. Demiş ki onu düşkünse onu tut kaldır demiş. Yetimse onu tamamla demiş. Böyle bir inşaada bulunmuş. Toplumsal duruşunu ne yapmış? Toplumsal duruşta demiş ki kibirlenme. Demiş ki ticaretinde adil ol. Satarken övme, alırken yerme seni öyle bir şey yapmış ki ve ihtilaf konusunda, ittifak konusunda da şöyle bir detay vermiş. Bakın burada ince bir detay var. Allah'ın ipine topluca bak tek başınıza de topluca sarılın. Tefarrak öyle bir babdan geliyor ki Arapça şey Arap dilinde faraka eee birinci babdan gelir. Tefarrak tefil babından gelir. Anlamı ne? Hiçbir ayrılık bırakmazsızın. Yani hiçbir ayrılığa düşmeden ayrılı farkınız olmasın derken çok farkınız az biraz da olabilir gibi gelir ama tafarrak hiçbir farkınız olmasın. Hiçbir fark koymaksızın Allah'a yönelin. Yani nedir? kavimsel farklılıklarınızı bir kenara bırakın. Allah'a yönelirken eee toplumsal durumunuzu, eee cinsiyet farkınızı bir kenara bırakacaksınız. Kadın erkek değil, Arap Kürt değil, işte doğu batılı değil, zengin fakir değil. Topyekün Allah'ın ipine salım. Bu kitabın inşa ettiği bir toplumda sizce savaş olabilir mi? Kim bana eee şeyi Sinasi'yi öldürtebilir? Kim? Başka bir dinle gelirseniz, başka bir değer koyarsanız, yapay değerler, imitasyon değerler koyarsanız bizi düşman edersiniz. La ilahe illallah muhammed resulullah deyip Allah'ı ve resulünü onun gönderdiği risaleti kabul ettiğimde benim kardeşim olanı nasıl öldürürüm? Sapık seni sapık. Ehli sünnet değilsin. Kalid kolundan değilsin. Onlar neydi? Olmaz. Olur mu ya? 73 fırkaya ayrılacaksınız diye bir müjde verilir. Bu 73 fırkanın da 72'si helak olacak dersiniz. Bir fırka kurtulacak dersiniz. O bir fırkayı da kendiniz ilan edersiniz. Benim gezdiğim tüm cemaatlerde, tüm toplumlarda şöyle bir şey netti. Yani benim ümmetim 73 fırkaya bölünecek hadisi hangi topluluğa sorduysam kabul etti. dedi ki bu hadis sahihtir. Peki o hadisteki bahseden fırka-i naciye kimdir? Hepsi dedi ki biziz. Hepsi ha yani bugüne kadar girdiğim içine konuştuğum tüm cemaatlerin iddiası şuydu. Biz fırka-i naciyiz. Geriye kalan fırkaidallı. Hatta size bir hatırlama anlatayım. Birisi dedi ki ben rüyamda gördüm. Rüyamda gördüm ki efendi hazretleri bizim önümüzdeydi. Biz nura gidiyorduk. Bir cemaatin ismini verdi. Onun peşindekilerin hepsi ateşe gidiyordu. O halde dedi biz fırka-i naciyediyiz. Onlar fırka-i bak bunu söyleyen Allah adına söylüyor. Allah'ın dinini neyle böldüler? Allah'ın imzasıyla. La yetmedi peygambere attıkları iftiralar kardeş tutup bir de hadis-i kutsi diye Allah'a iftira attılar. Abi peygamberden hadis getirdiler. Rivayet etti. Allah Resulü bunu derken ben duydum. Ayşe bunu Allah Resulünden rivayet etti. Anladım bunu. Hadi bu mantıklı geldi biraz da. Lan hadis-i kutsiyi nasıl getirip anlattınız bana? Allah peygambere dediğinde biz duyduk. Lan Allah'ın peygambere dediğini sen duyuyorsun. Sen peygamberden öncesin. >> Ama öyle bir hale getirdiler ki algıyı. Şu andaki yaşadığımız sorun ne biliyor musunuz kardeşler? Bilinci öylesine bir zehirlemişler ki İslam toplumu denilen deli gömleği giymiş bu topluluk bilinçsel manada komadadır. Komadaya bir insanın sorduğu soru da inandığı cevap da zekasını belirler. Yani birine şunu söylüyor. Diyor ki Allah Resulü şöyle dedi. Ulan düşünüyorsun bu Allah Resulünün şöyle dedi, şöyle yaptı. Bu şöyle yaptı. Bu bana gelmesi için olması gerekenleri akıl sahibi itrak eder, tefekkür eder. Allah Resulüün bir gecede 9 karısıyla beraber oldu. En sonuncusuyla beraber olduktan sonra gusletti. Şimdi zeka sahibi bunu şöyle düşünmesi lazım. Ulan bu hadisin bana gelmesi için olması gereken şey ne? Bir Allah Resulü dokuz karısıyla birlikte olduktan sonra çıkıp sahabeye şunu demesi lazım. Ben bu gece 9uyla da birlikte oldum. Su yoktu. O yüzden en sonunkiyle yaptım banyoyu. Bunu der mi Allah Resulü? Ya karılarıyla düşüp kalkmasını sahabeye mi anlatır? Haşa. Bu nasıl bir hedefsizlik? Ya da Allah Resulünü röntgenleyen birisi olması lazım. Ay şeye girdi, öbürüne girdi, öbürüne girdi. Yaptı mı? Yaptı. Tamam. Ondan sonra gusl etmedi. En sonundaki ya siz nasıl bir zekaya sahipsiniz ya? Ve sen bunu inkar ettiğinde diyor ki kafir. Hadisleri inkar etti. Bir de durduğu yer de belli değil. Hadislerin ehl sünnete göre bile inkar ve kabul ölçüsü olmadığını bilmiyor. Yani hadislere iman diye bir ölçü yok ki. Neşaride ne matrodide hadislere iman diye bir iman öğretin. Hadislere iman etmezsen kafir olursun. Hangilerine? Bu sefer dış ses devreye giriyor. Yani Allah adına belirleyicilik geliyor. Tamam. Hadi diyelim ki hadisler ikinci kaynak. Abi hangi hadisler? Kütübü site. Onu da kim belirliyor? Kütübdede de çok şey değiller. Net değiller. Kimisine göre müset kütübü sidde de kimisine göre değil. Bizim kütübü sidte. Bunu kim belirliyor? Dış ses. O kim? Sidikli ilahlarımız. >> Sizce bu Allah'ın dini olabilir mi? Peki bunu niçin yapmışlar? Sonuca bakın. Sonuç ne olmuş? Müslümanlar birbirlerini öldürmüş. Adamların mantığı şu. Bunu bu hale getirenlerin adamların sayısal azınlıkları var. Onlar ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar sizin karşınızda duramazlar. Çünkü artmak gibi dertleri yok. Ama sen 6 milyons karşındaki 1,5 milyarsa yapacağın tek bir şey var. Onları güçsüzleştirmek. Onlar ne kadar güçsüzse sen o kadar güçlüsün. Bu sayısal anlamda değil. Müslümanlar güçlü mü? Güçlü değil. Neden? Çünkü Müslüman değiller. Müslümanlık ölçüsünde bir gömlek giydirmişler. İçinde ne var? Allah'ın istemediğine varsa var. Bugün dünyanın en büyük, en özgür yeri bana göre Gazze. Geriye kalanlar en esir yerleri. Neden? Hiçbir şey yapamıyorlar. işgal edilmişler çünkü. Neyle? Imitasyon deyil. Evet abi. Hakkını helal et. >> Etmem. Burada burada neredeyse sövüyorlar bana. >> Bir de o söz var. Hakkını helal et. Edirum. Kutsadım seni. Buyur abi. >> Etmiyor ya. >> Evet arkadaşlar soru cevap yapalım ya. Evet, buyur. >> Yani varsa bir sorusu olan sorular üzerinden gidelim. Konuları biz belirlemeyelim. >> Evet abi. >> Evet. >> Var mı sorusu olan? >> İllaki olacaktır. >> Bu konuyla alakalı. >> İllaki olacak. >> Şinasi'yi böyle kolay kolay bulamazsınız. Bu aralar Şinasi kardeşimiz eee şeydi. Yusuf'un kuyusundaydı. Bu aralar ben kervan olmaya çalışıyorum, çıkarmaya çalışıyorum ama bu beni de kuyuya çekecek gibi türlü çok fena. Ama Allah'ın izniyle bu kitaba talebe olup bu kitaba teslim olduğunuzda, bu kitabını sizi inşa etmeye başladığınızda bütün beklentileriniz yerle bir oluyor. Çünkü beklemiyorsunuz artık. Güvendiğiniz yer var. Allah azze ve celle o kuyudan çıkarsın inşallah. eee Şinas kardeşim de burada sorusu olan kardeşlerimden, eee, burada bir kardeşim hac 40'ı açıklayabilir mi diyor. >> Tabii. >> Buyurun. >> Hemen kendi mealimden okuyorum. Hac 40 Hac 40 39la birlikte okuyayım. Aslında Hac 40'tan neyi kastettiğini arkadaşımızın tahmin ediyorum ama >> eee 39'la birlikte okuyayım. Konu bağlamıyla olsun. >> Burada lavaba var değil mi burada? >> Şöyle çıkıyorsun bu tarafa gidiyorsun 20 30 metre ileride. 20 30. >> Şimdi Hac suresi 39. ayette kendileriyle çarpışılan kimseler kendileriyle yanlış yapılmasından dolayı kendileriyle çarpışılan yani kendilerine savaş açılan kimseye kimselere izin verildi diyor. Allah onlara yardım hakkında da ölçüyü belirlemiştir. Ölçüyü koymuştur diyor. Şimdi biz hac 39'dan ne anlıyoruz? Müminler ancak kendilerine savaş açanlara karşı savaşabilirler. Asla saldıran taraf olamazlar. Aynı zamanda savaş esnasında kadınlara, çocuklara, yaşlılara, tarlalara, hayvanlara, ormanlara, eğitim, sağlık, sosyal dayanışma kurumlarına zarar veremezler. Bu bir saldırganlıktır ki 40 ayette 40 ayette buna işaret var. İslam'da savaşmanın şartlarını belirleyen ayetler vardır. Mesela Bakara suresi 190 ile 194. ayetler arası. Nisa 75, Nisa 89, Nisa 90, Nisa 91, Maide 32, 33, 34, Enfal 39, Tevbe suresi 2. ayetten 6. ayete kadar yine Tevbe suresi 12. ayet. Anahtar baksana anahtar biraz sağlam tut. Çatlaktır da. >> Ne demiştik? Tevbe suresi 2'den 6'ya kadar. 12 13 14 36 123. Yine aynı zamanda eee Mümtahine suresi 8 ve 9. ayetler Müslümanların hangi şartlarda savaşabileceği veya gayrimüslimlerle hukukunun ne olacağına dair ay eee Müslümanlara yol gösteren ayetlerdir. Yani İslam'ı yayacağım diye toprak fethetmek İslam'da yoktur. İslam'ı yayacağım diye toprak fethetmek İslam'da yoktur. Yani kaldı ki İslam'ın ana bir ilkesi vardır. Nedir? Dinde zorlama yoktur. Bakara suresi 256'da, Yunus 99'da, Kaf 45'te, Gaşiye 22'de bunlar ifade edilir. Veya Kehf suresi 29, 29. ayette. Ayrıca İslam'da ganimet elde etmek için savaşmak da yoktur. Ganimet elde etmek için savaşmak da yoktur. Bunu Nisa suresi 94. ayetten anlayabilirsiniz. Ayrıca Enfal suresi 1. ayet, 41. ayet ve 69. Şu ayetleri, ayetlere baktığınızda eee emeksiz elde edilen gelirlerin, ganimetlerin kamuya ait olduğu söylenir ve Müslümanların bu ganimet peşine düştükleri için Müslümanlar ne yapılıyor? Kınanıyor. Enfal suresi 678 ayette ne yapılıyor? kıanıyor. İslam'da ganimet elde etmek için de savaş yapılmaz. İslam'da ne vardır? Gönülleri fethetmek vardır. Yani en büyük cihat. Cihat ne demektir? [Müzik] Emek vermek. Yani elinden geleni yapmaktır. Var gücüyle, elinden geldiği kadarıyla mücadele etmektir. Ve Kur'an'a göre en büyük cihat Kur'an'la yapılan cihattır. Yani gönülleri fethetmektir. Şimdi Hac 39. ayetteki konu bu. Şimdi 40. ayete gelelim. 40. ayette yine hac 39. Şu ayette kendilerine savaşmaları için izin verilen kişiler kimmiş? Onlar ancak rabbimiz Allah'tır demelerinden dolayı haksızcile yurtlarından çıkarıldılar. Yani Rabbimiz Allah'tır dediği için Allah'tan başkasına kulluk etmedikleri için yurtlarından çıkarılanlar yani ne olmuş? Zulme uğramışlar. Allah ne diyor? onlara diyor onları savaşmaları için onlara izin verildi diyor. Şimdi devamında ki ifadeler birçok çeviride farklı yorumlanıyor. Kapıyı yavaş örtün. [Müzik] Önümü göremiyor. >> Evet. Sonrasında ne diyor? Allah'ın insanları birbiriyle savması olmasaydı. Bu ifade benzer ifade nerede var? Bakara suresi 251. ayette de var. Allah'ın insanları birbiriyle savması olmasaydı şimdi sevamiu burada ne yapıyorlar? Sıralama, kiliseler, havralar, manastırlar diyorlar. Yok abi öyle bir şey yok. Sevami meyve sebze bakliyat depolarıdır. Biyaun beyun ticaret alışveriş. Byaun alışveriş merkezleri alışveriş yerleri. Salavatun eğitim öğretim sosyal dayanışma yapıları kurumları atölyeler fabrikalar. Onlar da salat kurumlarıdır. Yoksulluğu ortadan kaldıran kurumlardır. Tamam mı? Hepsi ve Allah'ın adının çokça anıldığı mescitler. >> Evet. >> Mescitler. Allah'ın adının çokça anıldığını siz sadece şöyle düşünmeyin. Bugün matematik, fizik, kimya, biyoloji de Allah'ın ayetleridir. Dolayısıyla mescit kavramı sadece eee şeyle sınırlamayalım. Yani eee sadece vahiy öğretilen yüksek ilahiyat okulu gibi algılamayalım. Yani bütün bilim, gerçek, doğru bilim Allah'ın ayetleri, Allah'ın ayetidir. Dolayısıyla tekrar başa dönecek olursak Allah'ın insanları birbiriyle savunması olmasaydı, meyve, sebze, bakliyat depoları, alışveriş yerleri, sosyal dayanışma kurumları, atölyeler, fabrikalar vesaire ve Allah'ın adının çokça anıldığı eğitim kurumları, sosyal dayanışma kurumları kesinlikle yerle bir edilirdi. Allah ona yardım edene kesinlikle yardım eder. Allah kesinlikle kuvvetlidir, üstündür. Evet. Hac 40. ayetteki o sayılan maddeleri muhtemelen arkadaşımız o maddeler için sormuştur diye tahmin ediyorum. Çevirilerin çoğunda işte camiler, kiliseler, havralar, manastırlar diye çevrilir. Tamamen olayı mabetlere şey yaparlar. Halbuki orada bahsedilen yani şöyle düşünün. Borçkaız değil mi abi? Boçka'ya bir saldırı olsa ne zarar görür abi? Cami mi zarar görür? Benim işleri zarar görür abi. >> Hayır. Cami yıkılsa sosyal hayattan ne eksik abi? >> Allah'a secde >> gereksiz bir yükten kurtuluruz. >> Allah'a secdeni bahçende yapsan Allah ne diyecek? Bunu bahçede yaptın. Toz toprak dolu. Olmaz. konforlu bir yerde yapmış olman lazım. >> İşte onu diyorum. Şimdi Borçka'ya bir saldırı oldu diyelim. Zarar ne görür? Alışveriş yerleri görür. Salat kurumları görür. Eğitim, öğretim, sosyal dayanışma kurumları zarar görür. Hastaneler zarar görür. Depolar zarar görür. Zarar görür. Marketler zarar gör zarar görür. >> Ya >> olayı tamamen mabetlere, kiliseler, havralar, manastırlar yok olup giderdi diye çeviriyorlar. saçma sapan çeviriler. Eee, olayın aslı budur. Şöyle düşünün. Yani yaşadığınız bölgeye bir saldırı olsa ne zarar görür? Oradan düşünün. Yani hani deriz ya ayet-i sosyal hayata bir oturtun bakalım. >> Evet. Şimdi senin mikrofonunu kapat. Benim mikrofondan açayım ki sesim l gitsin. Kapat senin mikrofonunu. Bir >> ben konuşunca buradan konuş ta senin mikrofondan gidiyor ya sesin. >> Şu an sesim nasıl? >> Şu an sesim nasıl arkadaşlar? Mikrofon nereden kapatıyor? >> Kapatamadım. >> Yandan yok. Ver bana mikrofonu kapat. Oradaki göstereyim sana. >> Böyle bir dalga var. >> Ver onu bana. Ver orayla değil. O programları kapat. >> Özür bana göster. Bana göster. >> Bak şurayı seç. >> Mikrofonu kapat dediğin. >> Tamam abi. >> Tamam abi. >> Ama kapat kapatamadın. >> Kapattım. Tamam mı? Şimdi bu aynı zamanda buraya geldi. Şu yeşil. Anladın mı? >> Açtım. >> Anladım. He. Şimdi buradan açık olsa hem buradan hem oradan sens gider yankı yapar. Şu anda beni duyuyorsunuz değil mi arkadaşlar? Yapmadı Yankı. >> Ben buradan kapatmıştım o yüzden benim mikrofonum kapalıydı. Şimdi ben konuşunca senin mikrofonundan gidiyor. Ses uzaktan gidiyor. Şimdi sen >> az evvel iyiydi diyor arkadaş. >> Şu an benim sesim nasıl? Hayır sen konuşunca senin mikrofonunu aç. Ben kapatayım. Ben konuşunca benim mikrofonumu açayım. Sen kapat. >> Tamam. Biz buraya soğuk bir şey getirelim ya. >> A getirmişiz soğuk nevali ama içilmiyor. Soğuk soğuk duruyor. Evet. Şimdi işin bir tarafı peki neden bu insanlar Kur'an'dan çıkarttıkları manayı hayata uygulama dertleri olmadığı için bunun yapılabilirliğine bakmıyorlar. sadece çıkarttıkları manayı ayinsel bir inanç olarak algıladıklarından inanıp geçmek istiyorlar. Yani Kur'an'ın öğretilerinin, Kur'an'ın bize verdiği eee ölçülerin hayat için de uygulanabilir olması lazım. Bakın aslı şu gramerle karşılaştırıp kelime köküne inip ne anlama geldiğini anlayıp çıkartmanız değil. Buradaki mananın, öğretinin, verilen mesajın hayatın içinde uygulanabilir olması lazım. Uygulanabilirliği de o mesajın fıtri olması lazım. fıtri olduğunun delili de sürdürülebilirliğidir. Yani bir mesaj, çıkarttığınız bir ölçü hayata uyguladığınızda bir yeri tamamlıyor, bir eksiği düzeltiyor, bir çirkinliği güzelleştiriyorsa bu kitap Kur'an'dır. Yoksa mesele şu mudur ki Allah bize fıtratımızda olmayan, yaratılışımızda olmayan, hayata uygulayamayacağımız bir ölçü anlatıyor. Bir acayiplik anlatıyor. de diyor ki inanın buna. Sizce bu Allah'ın gayesi olabilir mi? Bu kitabın eee varoluş ve gönderiş gayesi olabilir mi? Bu kitabın şu sözüne eee çelişki olmaz mı? Bu birikel kitab fiil mutakin. Bu kitap içinde hiçbir eksiklik olm gösterir. Kime? İtikat sahiplerine. Neyin yolunu gösterir? Nasıl tapınacağınızı. Hayır. Nasıl fıtratınıza sadık bir şekilde yaşayacağınızı, nasıl hayatı ıslah edeceğinizi, nasıl salihat yapacağınızı yani salih amel nasıl yapacağınızı, salih kavim nasıl olacağınızı anlatır. Peki çıkarttığınız sonucun nesini beğenmezsiniz? Ya size önceden oluşturulmuş atalarınızın dinine terstir. Ya da eğer vicdanlıysanız hayata uygulanamazlığıdır. Hayata uygulanamazlığıdır. Hayata anlattıklarınızın hayattaki karşılığı varsa fıtratınıza uygulayabiliyorsanız yaşam duruşunuzda bir eksiğinizi tamamlıyorsa iyi gelmiş dersiniz. Ve bu gerçekten Allah'tandır. Rabbim beni tanıyan ve bilendir. Abi salat dinin direğidir. Tamam. Peki salat nedir? Namazdır. Tamam. Eyvallah abi. Gel bunu realite edelim. Tamam mı? Gerçekten salat namazsa salat hayatın dileği olması lazım. Salat öyle bir önemli etkisi olması lazım ki fıtratta. Bu etki olmazsa seni sahhahara atması
lazım. Sahhara attın. Niye? Salati yapmadın. Yani namazı kılmadın. Tamam gelin kılalım. En başında ama tüm öğretileriyle kıbleye yüzünü dönelim. Kabe'ye yüzümü dönelim. Tamam. Döndüm abi Kabe'ye yüzümü. Abi Kabe'ye yüzünü döndün. Yok abi kıçını döndün Kabe'ye. Niye? E yüzünle beraber kıçın da paralelde Kabe'ye denk geliyor. Göçtü bu hikaye. Çünkü dünya yuvarlak. Yönse kutsal olan sadece yüzünü dönmedin. Kıçını da döndün Kabe'ye. Neden abi? Dünya yuvarlak ya. Ne oldu? Kutsal yön çöktü. Abi fıtratta bunun bir yeri var mı?
Yok. O zaman Allah'a yüzünü çevir dediği yer Kabe değil. Değil zaten. Allah diyor ki her yerde benim yüzüm var. Nereye dönersen dön Allah'ın yüzü oradadır. Yüzü nedir ya? Sureti mi? E hani münezzehti şekilden. Haşa. Bu çöktü mü? Çöktü. Burada fıtrata bir tamamlayıcılığı var mı Kabe'ye dönmenin? Bitti abi. Ayakta başladık. Allahu ekber. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Küçüğü de mi var? Yani bir şeyin en büyük olması için onun bir küçüğü olması lazım. Çöktü mü abi? Bu da çöktü. Fıtrat buna cevap vermiyor. Başladın. Elhamdülillahi rabbil alemin. Abi bu ne? Allah'ın sana gönderdiği bir ayet. Allah sana kitapla bir şey gönderdi. Peki sen ne yapıyorsun abi? Allah'a okuyorsun. Lan o sana gönderdi. Allah'a oku diye mi gönderdi? Niye göndereyim? Okuyun da hele bir rahatlayım. Nasıl okuyun? Çöktü mü bu? Çöktü abi. Bunun fıtratta karşılığı yok. Zammi sure okudun. Tebbet suresini okudun. Okunmaz mı? Okunur. E Tebbet suresini. Abi ben tebbeti okumuyorum ya. Duha'yı okuyorum lan. Neyi okuyorsan oku. Onlar sana gönderilmiş. Allah'a niye okuyorsun? Bunun fıtratta karşılığı ne? Rüku ettim, secde ettim, sağa gittim, sola gittim, oturdum tahiyyatta. Yalnız bir şey söyleyeyim. Bu söylediğiniz, yaptığınız, ne yapıyorsanız bunu getiren resul de yapıyor bunu. Bak >> bunu resul de yapmış olması lazım. Yani getirip kendi yemediğini bize yedirdi. Diyor insanlara iyiliği anlatıyorsunuz. Nefsiniz unutuyor musunuz? Yani resul kendine yapma. Ya ben torpilliyim kardeşim. Kutubinin dediği gibi ona özel eee kanunlar var. E hanımı da bizim gibi resul de o hani Allah'tan getirdiğine uyuyordu. Tamam Allah'tan getirdiği namaz namaz kılıyor. İşte ne yapıyor? Tahiyyatı okuyor. Tahiyat lillahi ve salavat tayyibat. Selamü aleyke eyy nebü. Kime? Nebiye selam veriyor. Kim veriyor? Nebi veriyor. Allahu ekber. Hani bu kendine bir şey istemiyordu. Bak kendini zikrediyor. Oturduğu yerde. Kendi kendine selam veriyor. Daha ileriye gidecek. Allahümme namazı resul kılıyor. Allahümme salli ala seyyidina Muhammed. Muhammed diyor ki Muhammed Allah'ım efendimiz Muhammed'e salat et diyor. Bak bunu Resul yapıyor. Ha nasıl yapabilir bunu ya? Resul kendine nasıl der benim efendim? Benim ya Resulallah bunu biz deriz de sen niye diyorsun? Sen misin senin efendim? Oturdu mu bu? Oturmadı. Fıtratta karşılığı bunu yapmadığın için sahara atman çok gerekliydi ya. Sağa sola selam verdim çıktım. Bana bunun fıtratınızda tamamladığını, fıtratınızdaki tamamlayıcılığını anlatın. Ve bunun sonucu neydi? Şimdi salatı anlattı Allah. salatı anlattı da salatın reaksiyonlarını da anlattı. Yani sakhara sürüklenenin musallin değildik. Ne yapardık peki? Musallin olmayanlar ne yapardı? Boş boş işlerle uğraşırdı. İyilik yapmazdı. İyiliğin peşine gitmezdi. Bunlardı. Peki salatı bunlar bunlar ise salat bunlar ise salatın reaksiyonu buysa, yetimi doyurmaksa, düşkünü düşküne yardım etmekse artı salat sizi fahşadan alıkoyuyorsa demin yaptığım salatın fahşadan alıkoyduğu yeri neresiydi? Fatiha'yı Allah'a okumamız mıydı? Kıbleye dönmemiz miydi ki? Dönemiyoruz. Yüzünü kıbleye dön. dönemiyorsun abi. Kıçın da kıbleye dönüyor. Çünkü dünya yuvarlak. Peki gelin salatın Kur'an'ın anlattığı gibi oluşuyla yani Kur'an'ın öğrettiği, Kur'an'ın çıkarttığı ölçülerle hayatın içine koyalım. Salatı ikame etmeyelim. Salatla ikame olalım. Akim salat. Salatı ikame edin değil abi. Salatla ikame olun. İkame olmak ne? ikameet veet saletle ikame olun salatle ikame olduğunuz zaman sabah uyandınız bak ikame bu >> kum oldunuz kalktınız aklınız başınıza geldi hayatın içindesiniz nedir abi yani 24 saat biz sanat mı edeceğiz evet emri olmadan Allah'ı unutarak Allah'tan uzak geçirdiğiniz her an gaflet anınızdır. Allah'ın deyimiyle Allah'ı unutanlardan olmayın. Ne demek? Her halükâa Allah'a yaslanın. Allah'la bağ halinde olun. Kalktınız, uyandınız, yataktan kalktınız, gittiniz, elinizi yüzünüzü yıkadınız. Hayatın içine girdiniz. Başınızı temizlediniz. Yani aklınızı, eee, elinizi imkanlarınızı tahlil ettiniz. Aklınız başınızda hayatınız için ikame oldunuz. Neyle? Salatla. Nasıl salatla ikame olunur? Kalkar kalkmaz Kur'an başınıza çöker. Kalktığınız an Kur'an sizin yakınınıza yapışır. Öncelikle yürüseniz dahi sokağa çıksanız Kur'an der ki böbürlenme. İrtibata geçtiğiniz herkesle ve her şeyle muhatap olduğunuz her şeyle imtihandasınız. Sınanıyorsunuz. Sınanırken iki tercih sunulur. Her konumda. Her duruşunuza iki tercih sunulur. Birisi salatın, birisi tğyanın sesi. Salatla ikame olursanız musallin olursunuz. Tğyanla ikame olursanız tahut olursunuz. Olur mu tahut? Yöneticiler kardeşim sen ben olmam Tahut. E tuğandasın. Olmaz. Ben eşhedü en la ilahe illallah dedim. Bir de kestirdim onu. O ben bir şey olmuyor. Abi yapmayın. Bak bu salat ne yaptı? Ne yapıyorsam salatla yapıyorsun. Salat seni neyden alıyor? Fahşadan alıyor. Çünkü fahşa önüne geldiğinde salat ediyorsun ve salat diyor ki fuhuştan uzak dur. diyor. O fahşadan men ediyor seni, nehyediyor. Sana iyiliği emrediyor. İhsanı öneriyor, adaleti öneriyor. Hiç susmuyor Kur'an. Hiç susmuyor. Çünkü Kur'an sana seni anlatıyor. Sana İbrahim'le İbrahim'i değil İbrahimliği anlatıyor. Sana şeytanı şikayet etmiyor. İblisi şikayet etmiyor. Şeytanlığı ve iblisliği ölçülendiriyor. Sana diyor ki hayatın içinde dururken şeytanlaşma, iblisleşme, firavunlaşma, nemrutlaşma. Nemrutlaşana karşı, firavunlaşana karşı Musa ol, İbrahim ol diyor. Adaletsizlik o gördüğünde adil ol diyor. Eee, peki bu salat sana ne yaptı? Aynen. Yapılması gerekenleri yaptı. Yetimi doyurttu, düşküne yardım ettirdi. Haksızlık ettirmedi. Öfkene kaptırmadı. Zan yaptırmadı. Kimsenin arkasından konuşturtmadı. İyiliği, hakkı ve sabrı tavsiye ettirdi sana. ve sana seni içine düşecek bütün dünya çilelerinden kurtardı. Dedi ki, "Sabret." Dedi ki, "Çaba göster." Dedi ki, "Mücadele et." Dedi ki, "Diren." Dedi ki, "İnsanlardan korkma. Allah'tan kork." Dedi ki, "İnsanlara yalan söyleme." Dedi ki, "İnsanları incitme." Peki bu salat seni ıslah etti mi? Etti abi. Çöken bir yeri var mı? Yok. Yah. Elinizde tuttuğunuz her yeriyle çöküyor. Hala buna niye sarılıyorsunuz ya? Ben oruç süzeceğim. Sen beni orucumdan aldın. Nedir abi? Ben aç kalacağım. Allah mutlu olacak. Ulan 320 milyon Afrika'da aç var ya. Allah bunu artırmakla ne gibi bir mutluluk duyuyor? Aç kalmak değil ki oruç. Aç doyurmak. Sen eee kısıtlanarak kısıtladığını açaveren. Yok abi olur mu? Öğlenin yemeğini yemiyorsun. Bir öğün yemek yemiyorsun. İftarda beş öğünlük yemek yiyip yatıyorsun. Ondan sonra di ben Allah için imet ettim. Peki bunun reaksiyonu ne? Bunun hayattaki yeri ne? Fıtrattaki tamamlayıcılığı ne? Abi o kadar alim yalan mı söylüyor ya? Allah aşkına. He yalan söylüyor. Tüh gitti 40 senelik emek. Bütün mert bu aslında biliyor musunuz? Sen şimdi haccı gidip Kabe'nin etrafında dönüp Hacer Esvet'le tokalaşıp şeytanı taş atmayı ibadet saymıyor musun? Yok. Ödü kopuyor. Niye abi? O kadar para verdik gitti boşa. Tatil yapmış gelmiş. Bunu Allah'a ibadet sayıyor. Ne yaptın? Şeytanın kafasını gözünü kırdıp Hacer Esvedi kutladım. Diyor ki Hacer Esved'e dokunmak Allah'la tokalaşmaktır. Allahu ekber. Buyur abi. Açtın mı? >> Tamam. Söz sende. >> Bir şey yazıyorum da onu yazayım. >> Hayır yazma yazma. Adamdaki beceriye bak. Hem yayın yapıyor hem yayın yazıyor. Ne yazıyorsun lan? >> Ben ne bileyim bana sıra gelmeyecek diye düşünüyorum. Doğru söylüyorsun yani. Bu gevez. Tamam abi ben sustum. Şimdi sıra sende. Evet abi buyur. Evet. >> Ses yok diyor. >> Var var. Ses gelmiştir ya. Yok mu ses? Gelmiş. Gelmiş. Arkadaşımız Enam 92'yi sormuş. Ben sorular üzerinden gideceğim. Şimdi Enam 92'yi önce bir ayeti okuyayım. Ondan sonra eee konu konu izah edeyim. Bu önündekini tasdik edici kentlerin anasını ve çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz bereketli bir kitaptır. Ahirete inanıp güvenenler ona da inanıp güvenirler ve onlar eğitim öğretim ve sosyal dayanışma faaliyetlerine karşı da koruyucudurlar. Benim çevirim böyle. Şimdi burada önündekini tasdik edici ifadesi var. Bu ifade yanlış anlaşılıyor. Eee, yanlış anlaşılıyor. Nasıl yanlış anlaşılıyor? Kur'an, Tevrat'ı ve İncil'i tasdik ediyor gibi anlaşılıyor. Biz aslında bu konuyu dün işlemiştik. arkadaşımız eee belki dünkü yayını takip etmemiş olabilir. Tekrar eee izah edeyim ben. Eee bu konuyu. Kur'an Tevrat'ı ve İncili'i öyle tamamını tasdik etmez. Neyini tasdik eder? beyne yedey olarak tasdik eder. Yani önündekilerle tasdik eder. Bu şu demektir. Kur'an'ın bir içeriği vardır. Kur'an'ın içeriği içeriğine uygun Tevrat ve İncil'deki verileri Kur'an tasdik eder. Yani tasdik dediğimiz şey budur. Yani mesela Kur'an Tevrat'taki Tevrat'a göre Süleyman kafir olmuştur. Ama Kur'an ne diyor? Süleyman'a kafirdir diyenler kafir olmuştur. Onu Kur'an tasdik etmiyor. Yani veya Tevrat'taki yaratılış bölümünü Kur'an tasdik etmez. Çünkü hikaye safsata. Yani Adem, Havva, kaburka, cennetten çıktı, bilmem hikaye. Kur'an bunu tasdik etmez. Yani eee Kur'an İsa'nın ilahlaştırılmasını tasdik etmez. Üçlemeyi tasdik etmez. düzeltir. Kie Maide suresi 48. ayette Kur'an için müheymin ifadesi kullanılır. Müheymin ne demektir? Eee kuşun yavrularını kanatların altına alması demektir. >> Himaye etmesi, koruması demektir. Dolayısıyla eee Kur'an ne yapar? içeriğindekilerle uyumlu olan Tevrat'taki ve İncil'deki verileri tasdik eder. Eee, yani İncil'in Tevrat'ı tasdiki de aynıdır. Bey bu anlama gelir. Kentlerin anası dediğimiz şey Ümmül Kur'a Mekke'dir. Ki Muhammed Aleyhisselam uyarıya ilk nerede başlamıştır? Mekke'den başlamıştır. Mekke'de sınırlı şartlarda eee bir çalışma alanı olduğu için zaten rahat olsaydı Medine'ye hicret etmezdi. Ne diyordu mesela Enam 19. ayette? Bu kitap bana vahyedildi ki onunla ulaşabildiğimi uyarayım. Eee veya ne diyordu Yasin suresinde? Yasin'in hemen başında yani ben onu ataları uyarıldığı halde kendileri gaflette olanlar olarak çeviriyorum. Bazıları ataları uyarılmadığı halde onlar gafletli olanlar diyor. Ben öyle düşünmüyorum. Çünkü e ben Kur'an'ın içerisinden okuma yaptığım zaman Kur'an da burada mesela diyor. E secde suresi eee 2ydi yanlış hatırlıyor olabilirim. Hemen başında Secde suresinin başında bir de Kasas suresi eee 45 46'larda ki ifadede min kablike der senden önce bu tamamen hiçbir zaman Mekke toplumunun uyarılmadığı anlamına gelmez ki eee Yasin suresinde onlar gaflette olanlar yani ataları uyarılmadığı uyarılmayan, kendileri de gaflette olan toplumu uyarman için ve devamında eee devamındaki ifadeye baktığın zaman ne diyor? Onlar iman etmezler. Onlar için söz gerç hak olmuştur. İman etmezler. Şimdi hiç uyarılmamış, hiçbir şeyden haberi olmayan bir toplum şeyi hak etmez. Yani Allah'ın kelimesi var ya kelime >> yani ne diyor? Onlar için söz gerçekleşmiştir. Onlar iman etmez. >> Evet. Yani bu onlar için gerçekleşmez. Çünkü Allah'ın eee kuralları vardır. Allah hangi toplumu sapık sayar? Mesela Tevbe suresi 115. ayet. Ne diyor? İnsanlara yol gösterdikten sonra korunmaları gereken şeyler onlara açıkça okunmadan Allah bir topluluğu sapık saymaz diyor. Yani veya biz elçi göndermeden azap etmeyiz diyor. İsra suresi 15. ayette veya Kasas 47 Taha 134'te bize bir resul gönderseydin de eee senin ayetlerine uyup müminlerden olsaydık derlerdi. Eğer biz onları uyarmadan onlara azap etseydik. Böyle derlerdi diyor. Çünk Allah'ın ilkeleri, kuralları var. toplulukları uyarmadan onları sapık saymaz. Neyse konunun başına gelecek olursak eee Mekke ve çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz bereketli bir kitaptır. Bu ifade Enam suresi 19. ayetle Enam suresi 51. ayetlerde de vardır. Bir de Kur'an bereketli ifadesi yine Enam 155'te ve Sat suresi 29. Şu ayette vardır bağlamlarını, konuların bağlamlarını söylüyorum. Ahirete inanıp güvenenler ona inanıp güvenirler. Şimdi bu burada aslında çok ince bir detay var. Ahirete hani bugün de konuştuk ya ahirete inanıp güvenmek ne demektir? Şimdi mesela az önce okuduk ya Yasin suresinde şöyle bir ifade var. Rahman'a huşu duyan, Rahman'a huşu duyanı uyarabilirsin diyor. Rahman'a huşu duymak ne demektir? Rahman'a derinden saygı duyarak onun rızasını kaybetme endişesi taşımaktır. Saygıdan ve sevgiden dolayı eee var olan bir endişedir huşu. Dolayısıyla sen ancak onu onu uyarabilirsin diyor. Ahirete inanıp güvenenler de ancak Rahman'a huşu duyan insanlarda olur ahirete inanıp güvenmek. Yani nasıl olur bu? Ben Rahman'a huşu duyarım. Ona derinden saygı duyarım. Onun rızasını kaybetme endişesi taşırım ve ne derim ben kendime? Şimdi bir gün onun huzuruna çıkacağım ve ben ona hesap vereceğim. Ben Rabbime bir şeyler sunabileyim. Tamam mı? onun huzuruna mahcup bir şekilde çıkmayayım diyerek hesabı verilir bir hayat yaşar ve önceden dünyadayken bir şeyler sunar. Yanında bir şeyler götürür. Tamam mı? Ahirete inanıp güvenenler. Dolayısıyla ahirete inanıp güvenmeyenler hesabı verilir bir hayat yaşamayanlar. Bakın buradaki ifade neyi ifade ediyor? Ahirete inanıp güvenenler ona da inanıp güvenirler. Bakın dikkat edin. Dünyevileşen, dünya malına tapan, tamamen eee kendisini kazanmaya, çoğaltmaya adayan insanlar ne yaparlar? Ahireti hesaba katmazlar. Ahiret için çalışmazlar. Sadece dünya için çalışırlar. O insan ahirette tekrar dirileceğine istediği kadar inansın. O insan ahirete, Kur'an'a göre ahirete inanmıyordur o insan. Dolayısıyla dünyevileşen insana Kur'an'da yazanlar işine gelmeyeceği için yine ahirete inanıp güvenenler ona inanıp güvenirler. Dünyevileşen bir insan Kur'an'a inanıp güvenmez. >> Eyvallah. >> Kur'an'a inanıp güvense dünyevileşmez çünkü. Tamam mı? dünyevileşmez. O yüzden ahirete inanıp güvenenler ona da inanıp güvenirler diyor. Bakın şimdi ben dünyevi ne diyor? Veylüze cemen ve malı üst üste biriktirip sayana hutameye atılacağını söyleyen bir kitaba dünyevileşen malı biriktiren bir insan bu kitaba inanır mı? Elhâkümü tekâsür çoğaltma tutkusu sizi oyalayıp durdu. Hatta ta ki kabre gidene kadar. >> Hayır sandığınız gibi değil ama ileride bileceksiniz. Sümem hayır hayır kesinlikle sandığınız gibi değil. İleri de bileceksiniz. Bu bilgiyi kesin olarak biliyor olsaydınız, dünyayı nasıl ateşe çevirdiğinizi görürdünüz. Çoğaltma tutkusuyla dünyayı cehenneme çevirdiğinizi görürdünüz. Niçin? Daha çok çoğaltacağım diye. Şimdi bu ayeti okuyan veya Necim suresi 15 16 siz yetime ikram etmiyorsunuz. Yani ikram derken onu saygın bir konuma getirmiyorsunuz. Tamam mı? İhtiyaçlarını gidermiyorsunuz. Her şeyini tamam etmiyorsunuz. Yani kendi başına özgürce ihtiyaçlarını giderebilecek bir yaşam standardına onu ulaştırmıyorsunuz. Paylaşmıyorsunuz. Eee Kur'an'da ne var? Mütref. Eleştirmiyor mu? Mütref. Varlık içerisinde şımarmış toplumun kaymak kaymak tabakası. eleştiriyor. Meleler eleştiriyor. E1 eleştiriyor. Şimdi bu konumda olan, yönetici konumunda olan, toplumun ileri gelen kanaat önderi konumunda olan, eee, din adamı konumunda olan ve toplumun kaymak tabakası yani bugünkü iş adamı, holdingleri olanlar, ekonomiye yön veren konumunda olan ve sosyal sorumluluk almayan insan Kur'an'a inanıp güvenir mi? güvenmez. Kur'an'a kim inanıp güvenir? Ahirete inanıp güvenen Kur'an'a inanıp güvenir. Çünkü ahirete inanıp güvenen dünyevileşmez. Ahirete hazırlık yapar. Ve bugün seninle konuştuk ya abi benim mücadelem nedir dedim. Benim tek derdim var. Hesaba tek başına çıktığım zaman rabbim bana ne soracak bilemem. Ben kafamda tasarladığım zannımı söylüyorum. Benim için ne yaptın derse senin için şunları şunları şunları yapmaya çalıştım. Yaptım. Çay getirmişim. İsterseniz şey yapalım. >> Vay cansın >> cansın. Allah razı olsun. Çay getirmişsen daha ne olsun? >> Bir ama bana bir soğuk su getirin bize. Çok adım su. Ü tane soğuk ve >> üç tane soğuk su çay yapayım. Eyvallah. >> Eyvallah. >> Tamam. Çayımız da geliyor. >> Bir güzel şey de geldi. Çayımız da >> işte. Dolayısıyla ahirete inanıp güvenenler, Kur'an'a inanıp güvenirler. Ben ne diyordum? Ben ne için emek veriyorum? Rabbimin huzurunu Rabbime derinden saygı duyuyorum. Rızasını kaybetme endişesi taşıyorum ve hesabı verilir bir hayat yaşamaya çalışıyorum. O yüzden Kur'an'a inanıp güveniyorum. Ben dünyevileşen bir insan olsaydım Kur'an'a bakmazdım ki. >> Eyvallah. >> İnanıp güvenmezdim ki. Niye inanıp güvenmezdim? Çünkü içinde bulunduğum din benim daha işime gelirdi. 40 bir zekat versenede bir kere. Tamam mı? Eee, onu da vermemek için 40 takla atan rivayetler var. Sirriye >> Evet. Yani onu da o var. Ondan sonra ne bileyim işte bize şey diyorlar ya. Onu da izah edeyim ben. Şimdi onu az önce salattan bahsettim. Biz salattan bahsederken benim en çok karşılaştığım eleştirilerden biri şu: "Siz Allah'ın huzuruna beş vakit çıkmak sizin zorunuza gidiyor di" diyor. >> Ama kaçırdığı ne? Biz her an Allah'ın huzurunda olduğumuzu kabul edip ona göre hayatı dizayn etmeyi sana sayıyorken >> o sadece be kere 17 rekat Allah'ın huzuruna çıktığını zannediyor. >> Şimdi ben ona iki şey söylüyorum. Diyorum ki bir az önce senin de söylediğin gibi ben her an Allah'ın huzurundayım. Siz günde beş vakit toplam en baba en kaba dayı 40-45 dakika Allah'ın huzurunda olduğunuz için dininiz sosyal hayatta yok. İyi ki de yok. Ama onların dini sosyal hayatta iyi ki de yok. İyi ki de yok. Ama >> iyi ki de yok. Gerçek bir din olduğunu varsayarsak diyelim ki gerçek dinleri gerçek olduğunu varsaysak o zaman da yine şöyle bir sıkıntı çıkıyor. Günde 45 dakika din var. Geriye kalan 23 saat din yok. Niye? Çünkü sen 45 dakika Allah'ın huzurundasın. >> Şimdi >> abi ben 24 saniye ayakta bilincim yerinde olduğum sürece Allah >> olduğum sürece ikame olduğum sürece >> Evet. sürece Allah'ın huzurundayım. Bu birinci boyut. İkinci boyut diyor ki günde beş kere Allah'ın huzurunda olmak senin zoruna gidiyor. Ya ben beş vakit namaz kılmaya razıydım. Yani dünyevi düşünecek olsam dünyalık düşünece kıl beşi bitir işi. >> Bütün mezhe gitti >> ya. Ben salat etmek için ben anlatmayayım ya. Ben ne bedeller ödüyorum ya. Sen benim salatı ikame etmeye uğraşırkenki ödediğin bedelleri sen biliyor musun? Sen kıldığın namazı dünyevi olarak, dünyalık olarak düşünecek olursan öp başına koy kıldığım namazı. 1in kere beş vakit değil 25 vakit kılarım. Yani Kur'an ne diyor? Lokman ne diyor oğluna? Oğulcuğum salatı ikame et. etmezsen >> emri bil maruf nehyil münker yap. Yani herkes kabul edilen ortak doğruları, ortak iyileri >> yaptır, emret >> ve kötü çirkin >> şeylerden de alıkoy ve ne diyor? Bu diyor azmil umurdur. Kararlılık gerektiren her baba yiğidin harcı değildir. Bu namaz kılmak mı her baba yiğidin harcı değil? Namazı herkes kılar. Yani siz demiyor musunuz? Yani yatalak olsan bile oturduğun yerde gözünü kapalı kılabilirsin. Bunun neyi zor? Ama salat azmil umurdur. Azim, kararlılık gerektiren bir iştir. Dün de söyledim ya Hac suresi 41. Onlara yeryüzünde imkan versek salatı ikame ederler. Ya salatı ikame edebilmek için imkan gereken bir şey. Senin namazını kılmak için imkana gerek yok ki en fakiri, en yoksulu bile namazını kılar senin. Ya ya sen neyden bahsediyorsun ya? Yok günde beş kere Allah'ın huzuruna çıkıyormuş yok size zor geliyormuş. >> Ama en zoru var. Teheccüt namazı. >> Teheccüt namazı. Evet. Şimdi ahirete inanıp güvenme konusunu da izah ettik. Sonra ne diyor? Onlar salatlarında koruyucudurlar. Bu ifade nerede var? Bu ifade eee Müminun suresi 23. surenin 9. ayetinde de var. Eee orada da yine aynı. Yani onlar gerek kendileri vahiyle kurdukları bağ konusunda, vahiyle inşa olma konusunda vahyin misyonunu hem kendilerinde kendilerinde ayakta tutma hem de toplumu bu konuda uyarma ve aydınlatma konusunda koruyucudurlar. Eğitim öğretimde hem kendileri bilinçlenirler, ikra yaparlar, öğrenirler ve öğretirler. Tamam mı? >> Analiz ederler. >> Evet. ve eğitim, öğretim ve sosyal dayanışma faaliyetlerinde faaliyetlerini korurlar, muhafaza ederler. Onu zayi etmezler. Eee, zıttı üzerinden ele alacak olursak konuyu daha anlamak için mesela Semud halkı ne yapıyordu? Semud halkı kurumları ayakta tutan olguların ayaklarını kestiler. Devi oradaki deve bir metafordur. Ayaklarını kestiler. Siz bir deveyi keserken önce boynunu kesersiniz. Ayette ayaklarını kestiler. Ayaklarını kestiler diyor. Tamam mı? >> Ne yaparlar? Eğitim öğretimde toplumu aydınlatmada önce kendileri aydınlanacaklar. Kendileri inşa olacaklar. kendileri vahiyle inşa olduktan sonra sen inşa olmadan zaten karşı taraf inşa edemezsin. Yani sen bir örnek olursan anlattıklarınla değil yaptıkların daha çok örnek olur. Çünkü >> tamam mı? Az önce de sen söyledin ya Bakara suresindeki siz insanlar anlatıyorsunuz ama kendinizi unutuyorsunuz. Üstelik kitabı da okuyorsunuz. >> Aklınızı kullanmıyor musunuz? Diyor. İşte bu olguları ayakta tutarlar. Kaynakları hiç etmezler. Sosyal dayanışma için özellikle Yahudiler gibi Yahudilerin dünyevileşmesi mesela sept gününü zayi etmeleri. SebT gününü zayi etmişler cumartesi gününün. >> Niye balık yakalamak için? >> Nasıl anlatılıyor? Bak komediye bakar mısın? >> Balık. O balıklar cumartesini nereden biliyormuş? >> Öyle bir öyle bir sosyal öğreti çıkartmışlar. He >> fıtrat akıl yanından geçmiş >> tatil tatile çıkmış akıl tatil >> de cumartesi balık tuttukları için lanetlenmişler. >> Evet. >> Lan bunu nereye soktun? Allah bunu niye yasak? Canım sıkıldı. Gıcık oldum. Balık tutmayın >> yani. >> Onlar tutabilir. Siz tutmayın. >> Şimdi >> ya Rabbi bu ne? Semut halkının dişi deveyi, dişi devenin ayaklarını kesmesiyle, >> Yahudileşenlerin sebt gününü zayi etmesiyle veya Meryem suresi 59'daki zayi edilen salattaki ifade bu salatı korumanın zıttını olarak düşünebilirsiniz. Tamam mı? Benzer ifadeler de var abi. Yani hepsine selam olsun. Ben onlarla bir sıkıntım yok da Muhammed Aleyhisselam'ın arkadaşları mümin olanlar onlar onun arkadaşlarıdır. İnşallah nebi aleyhisselam'la birlikte cennete gidecekler. Gideceklerini umuyorum. Rabbim bilir. Tamam mı? Ama gelelim işin madalyanın öbür yüzüne. Abi cuma 11 ne diyor? Seni ayak üstü bırakıp gittiler diyor. Alışveriş için diyor. Bak ne yaptılar. salatlarını korumadılar. Korumadılar. Koruyucu olmadılar. 3 kuruş menfaat için sattılar. Ama doğrusunu hangi ayet söylüyor? Şimdi bağlayalım ayetleri birbirine. Nur suresi 36. Hiçbir alışveriş, dünyevi hiçbir şey onları salatı ikameden alıp koymaz. >> Alı koymaz. >> Evet. >> Ama bak burada ne anlaşılıyor? >> Burada ne anlaşılıyor? >> Dünyalık bir şeyi tercih etmezler. Ne yaparlar? gider namazlarını kılarlar. Ya Rabbel alemin. Şeyi ben anlatayım bir tane meseleyi. Adamın bir tanesinin ben >> konum bitiyor. Sen dediğini unutma. Konum bitiyor. Ondan sonra sözü sana vereyim. >> Eee Enam 92'nin kısaca dediği budur. Salatı koruma konusunda yine ne dedim? Müminun 9 dedim. Bir de Meari suresi 34 ayetler var. Konuyu daha iyi anlamak istiyorsanız, salatı korumanın ne olduğunu daha iyi anlamak istiyorsanız aslında Mearic suresindeki ama salatçılar, musalin olanlar öyle değildirden sonra musalin olanların nasıl olduğunu anlatan pasajı okursanız onun tersinden alırsınız. Veya eee Mearit suresinde 17, 18, 19. ayette musallin olmayanların eleştirisi üzerinden salatı korumayanları alırsınız. Veya Maun suresindeki salatçıların eleştirildiği salatçılar üzerinden korunmayan salat alırsınız. Veya Müddessir suresinde ne diyor? Sizi sekara sürükleyen nedir? Biz Musallin değildik. Ne yapmazdık? İhtiyaç sahipleri doyurmazdık. Batıl inançlara dalardık. Orada dalanlarla birlikte daldıktaki kasıt Kur'an'ı koyduk. Bir kenara bağımızı kopardık Kur'an'la. Biz Kur'an'ından hicret ettik. Mehcur bıraktık Kur'an'ı. Ne yaptık? Kur'an'ı mehcur bırakan şey ne diyor? Zuhruf suresi 36. ayet. Kur'an'ı mehcur bırakırsan şeytanların güdümüne girersin. Bir de kendini doğru yolda zannedersin. >> Öyle diye süslü göster. >> Kendini de doğru yolda zannedersin. Dolayısıyla nedir? Konu budur. Bir de eee yine bir salat eleştirisi üzerinden Enfal suresi 35. Onların salatları, beyitteki salatları el çırpmak, ısık çalmak yani kuru gürültü yapmak. Hiç kimseye bir faydaları olmadan >> eee üstelik salatı gerçekleştirdiklerine inanıp da mekandan dağılıyorlar ya böyle. He >> böyle büyük >> Allah kabul etsin. Cem o cumayı da eda ettik. Allah kabul büyük bir iş başarmanın edasıyla >> Arapçasını söyleyeceksin. >> He böyle dağılıyorlar. İşte salatın koruması da kısaca böyledir. Enam 92'nin de söylediği budur. >> Şimdi abi ben de sana dair eee ben konuşma konuşmacı ya da şey olarak değil de oradan sesi kapat. Ben buradan konuşursam. Çay geldi. Suyum gelmedi. Geldi >> gelecek. İyi ettin. İyi ettin. >> Baban gitti mi? [Müzik] O evet abi bizim çaylar geldi. >> Aslanlar çayı getirdi. Sıcak bu taktığım zaman ısınıyor. >> Bir tane şey küçük oturak tab gibi bize getirsen çözer. >> Evet >> yay yapıyor >> arkadaşlar. Çay geldi. Önce bunu bir organize edelim. Yine devam ederiz. Abi ben arabayı da gelim. >> Yayın YouTube'a e atacak mısın? >> Tabii ki ama burada bugün değil. Sen at yayını sonra ben onu evde editleyip yaparım. Ben biliyorsun seferiyim kardeş mukin değilim. >> O yüzden >> ben bir suyunu içeyim abi. >> Tamam suyunu iç abi. Evet şimdi ben soruları sorayım sana Şinasi. Soru sorma. >> Değil değil. Aşağıdaki sorulanları sorayım sana. Birincisi şu. Yankı var diyor. Senin mikrofon kapalı mı? >> Düzeldi. Düzeldi. Düzeldi. >> Düzel. Kapattın yani mikrofonu. Tamam. >> Evet. >> Allah razı olsun canım. Şimdi birinci soru şu. Tövbe 103 Nebi Muhammed'in salatını anlatır mısınız demiş. >> Akıllı olduğu sürece kaynıyor. >> Tamamdır. Teşek çıkartmanız lazım. Kaynaması dursun. Daha yeni kaynamıştır. Ben çıkartıyorum. >> Soğuyunca takarsınız. >> Soğuduğunu düşündüğünüzde takarsınız. >> Sağ olasın Canca. >> 10 dakikaya demiş ol. Afiyet olsun. >> Allah razı olsun. EB103'ü çok kısa cevap vereyim çünkü çok >> kapatıyorum sen açıyorsun. >> TB103 çok detaylı anlatmam gereken az önceki NM92 gibi detaya gerek olmayan bir ayet. TB 103'ü doğru anlamak için Tevbe 84 ile birlikte okumak gerekir. Tevbe 84. Şu ayette Allahu Teala eee münafıkların, münafıklar için onlara salat etme. Onların kabrinin başında da durma diyor. Yani burada Muhammed Aleyhisselam kimdir? Eee resul olması vasfıyla hem Allah'ın elçisi hem de nedir? Medine'deki yönetimin başındaki kişidir. Eee şöyle düşünün. eee münafıklar var ki münafıklar eee münafıklar için Allah ne diyor? Senin etrafında öyleleri vardır ki diyor sen onları bilemezsin diyor. 101. ayette münafıklar var. Sen Muhammed Aleyhisselam etrafında münafıklar cirit atıyor ama onu bilemiyor. Bilemiyor. Ben neye gülüyorum? Ben bu duruma gülmüyorum. Bu durum insani beşeri ama yani bilmem nereden bilmem nerenin yatak odasındaki olanları >> birileri biliyor. >> Birileri biliyor. >> Tamam ben ona güldüm yani. Selam olsun Muhammed Aleyhisselam'a. Şimdi tövbe 84'te Allahut Teala onlara diyor ki Muhammed Aleyhisselam'a diyor ki onlara destek olma. Oradaki destek ne olabilir? Sizin bir yakınınızın cenazesi olduğu zaman ne yaparsınız? taziyesine gidersiniz. Onun işlerinde yiyecek, gelen gidenin yiyeceklerinde onlar işte şey yaparsınız. Ne yaparsınız? İşte defin işlerinde onlara yardım edersiniz. Maddi manevi ne yaparsınız? Onlara destek olursunuz. Burada Allahu Teala Muhammed Aleyhisselam'a bu yönde ona destek olma diyor. Şimdi 103. ayette ne diyor? Onların mallarından sadaka al. Ben sadakayı vergi olarak alıyorum. Ki bu eee surenin 59 ve 60. ayetine baktığımız zaman buradaki sadakanın vergi olduğunu anlarsınız. Onunla onları ne yaparsın? Temizlersin, arındırırsın ve onlara destek ol. Senin desteğin onlara sükunet verir. Onlara huzur, mutluluk verir. Allah işitendir. Kulak verendir. Bilgedir, bilendir. Şimdi kim bunlar? Suçlarını itiraf eden. Onlar düzeltici ameli diğer kötüsüle karıştırmışlardı. Allah'ın onlara merhamet ile yönelmesi olasıdır. Allah bağışlayandır. Merhamet edenir. Tevbe 102. ayette ki bir hata yapıp da daha sonra bu hatadan pişman olarak Allah'a itaate yönelen bir kesim var. Bir kişiler var. >> Burada bir ihtilaf edeceğim sana. Sadakanın vergi yani devlete bağlı bir şey olması Kur'an'ı başka bir yere koyar. >> Çünkü neden? devlet sistemi içerisinde yani eee üniter bir devlet sistemi içerisinde yaşamayanlara hitap etmez. Çünkü dünya üniter bir devlet sistemi içerisinde yaşayanlara dair gelmiş bir ölçü değil. Olmayanlar var. Bu kitabın geldiğinde olmuyor yoktu. Zaten bu kitap bireyin toplumdaki duruşunu düzenleyen olduğu için >> ses açık mı sende? >> Evet. >> Evet. Tamam sen kapat. Buradan anlatayım ki ses buradakinden gitsin de. >> Kapattım. >> Tamam. Şu an sesim geliyor mu arkadaşlar? >> Burada benim Şinasi'nin sadakaya vergi mantığıyla getirmesi şunu belirler. Burada bir otorite bağlantısı olanları sadece bağlar. Bakın Kur'an'ın hitabı, Kur'an'ın hitap ettiği kimse bireydir. Bireyi devletle bağlayacak olan ayet yoktur. Devlet bireylerin ve toplumun kurduğu bir yapıdır. Bu her halükarda farklılıklar gözetir. Yani devlet vardır ki ekonomisi, gücü güçlüdür, vergi almaz. Vergiyi muhtaç olan devletler alır. Yani devletin gücü yoktur. Vergi alır. Bunu biz gördük hayatta. Mesela Libya, Libya'nın eski halinde biz orada çalıştık. Libya vergi almadığı gibi halka veriyor. Vergiyi kim alır? Devlet yapısı güçsüz olan yapar. Bu evrensel bir şey değil. Kur'an'ın böyle bir öğretisi olmaz. Çünkü Kur'an'ın emrettiği tüm ölçüler yeryüzündeki tüm Müslümanların, tüm iman edecek insanlara hitap etmesi lazım. Bir emir bir kesime hitap ediyorsa Allah kesim ayırıyor demektir. Yani eğer size hac diyorsa, hacdaki imkansa, imkan da maddi Allah sadece zenginlere ait bir emir göndermiş olur. Allah oruç tut diyorsa orucu da açlığa bağladıysanız Allah sadece tok olanlara göndermiş olduğu bir emir olur bu. Yoksa bu mesela saimle saime olması neyle alakalı? İmkanla alakası. Doğru mu? E günde bir öğün yiyor zaten bu adam yemek. 320 milyon insan var sadece günde bir öğün yemek yiyen. O halde bu emir onlara hitap etmiyor. Saim ve saime zekat vermeyi sadece malla alakalı, mal iddiasıyla alakalı bir şeyi getiriyorsan Yahya'nın bana zekatı emretmesi demesi nedir? Yani Yahya zengindi. Malından zekat vermesi mi emredildi? Zekatı bir mal şeyi ödemesi olarak, bir maddi imkan olarak düşündüğünüzde zekatı gönderenin muhatabı sadece malı olanlar, fakirleri muhatap almaması demektir. Hasa şu detayı anlatayım. Kur'an bireyi düzenler. Bireyin kendi içindeki eksiklikleri tamamlar. Ailevi duruşunu düzenler. toplumsal duruşunu düzenler, sosyal duruşunu düzenler. Kimin? Her türlü bireyin. Yani bekar olanın, evli olanın, muktedir olanın, muhtaç olanın, hasta olanın, sağlam olanın, amir olanın, memur olanın, güç sahibi olanın ve e güç sahibi olmayan zayıf tüm duruşlarını eee destekler. Yani sadakayı vergi olarak yaptığımızda sadece bir devlet ve halk ilişkis. Çünkü sadaka genele mahsus bir şey. Yani öyle ki devleti olmayan bir yer düşünün, devletleşmemiş bir şey düşünün. Bu bireyin kendi sıdkını, kendi sadakatini, kendi dürüstçe bağlılığını kasteden bir söz. Maddi bir verim değil. İnfak, zekat, sadaka. Bunlar maddiyattan öte bir öğreti. Zekat arınmak demek. İnfak kendinde olup verdikten sonra peşine düşmeyeceği, verdiği zaman kendini mağdur etmeyeceği şeydir. Sadaka sıdkla alakalı bir şeyi düzeltip doğru bir şekilde bağlı kalarak yaptığı yönelimin adıdır. Ya dilenciye Allah rızası için bir sadaka deyip iki tane para vermek değildir sadaka. Bunu biz dejenere etmişiz. Buyurun. >> Ben kesinlikle senin düşünmüyorum. >> Eyvallah. >> Eee, çünkü >> bu özgürlüğünde var. Sesi açtın mı? >> Tabii açtım. Sadakayı ben şöyle anlıyorum. eee halkın devlete olan güvenini, sadakatini belirlemek için tıpkı mehir konusunda da bu kökten eee ifade vardır. Mehir anlamında da sadaka kelimesi geçer. Nisa suresi 4 ayette >> eee bu anlamda geçer. Kaldı ki sen mesela maddi değil dedin. Eee, tekrar özür dilerim. Sade maddi değil ha. Özür dilerim. Sade maddiyetin üzerine koyduğun zaman sık >> o zaman o zaman az önce yanlış dedim. >> Ha, yanlış dedim. Özür dilerim. Sade maddi değil. Yani bunu maddi değil derken eee parayla alakalı arınmanın ve destek olmanın işte sadık olmanın türü yok. Tek türü yok. Anladın mı? Mesela sen dedin ya devletle alakalı. Mesela düşün ki demin dediğim gibi abi devlet vergi almaya ne için başlar? Ceza halkı cezaırmak ya da bir şeyin karşılığı olarak almaz devlet ihtiyaç duyduğunda ver. >> Demek ki ihtiyaç duyuyor Medine yönetimi >> tamam. Ha Medine yönetimi mi anlatıyorsun? Ben oralardan çıkarttığım için Kur'an'ı >> tamam oradan ben oradan elbette çıkartırsın. >> Hoş ben tarihselci okumuyorum ki ben Kur'an'ı. Şimdi ben diyorum ki Tevbe suresi 58. >> Ha yanlış anladım. >> Tevbe suresi 580 veya bana tövbe suresi 103 dedin. Onlardan sadaka al derken. >> He anladım anladım. >> 60 diyor ki sadakalar Allah'tan bir gereklilik olarak yoksullar ihtiyaç sahipleri üzerinde çalışan görevliler, sadaka görevlileri var. Ne iş yapıyor bu sadaka görevlileri? Vergi topluyor. Yani benim inancım budur. Sen farklı düşünebilirsin. Sadakalar Allah'tan bir gereklilik olarak yoksullar, ihtiyaç sahipleri, üzerinde çalışan görevliler, kalpleri alıştırılanlar, boyunduruk altında olanlar, ağır borç altında olanlar, Allah yolunda olanlar ve yol oğlu içindir der. Ben bu ayeti şöyle anlıyorum. Ortada bir sadaka memurları var. Bu sadaka memurları sadakalar yani vergi memurları vergileri topluyor. Biriken bu gelirler Allah diyor ki biriken gelirleri bu şekilde dağıtacaksın. Tıpkı elçi size ne verdiyse onu alın ayetindeki ne diyordu? devletin emek vermeden elde ettiği gelirlerin şu şekilde dağıtılması talimatını verdiği gibi yine buna benzer eee ayet mesela Tevbe suresi 75. ayette şöyle der. Eğer ve onlardan der Allah'ın fazlalığından, armağanından bize verilirse yani biz de iyi bir konuma gelirsek kesinlikle sadaka vereceğiz ve kesinlikle düzelticilerden olacağız diye Allah'a söz veren kimseler vardır. Demek ki burada da demek ki aslında eee sadakayı kimlerin verdiğine de ışık tutan ayetlerden biri. Yani eee iyi bir konuma gelirsek eee faziletli, fazlalıklı bir konuma gelirsek ifadesi. Tevbe 79. ayette ne diyor? Sadakalar hakkında inanıp güvenenlerden istekli davrananlara imalı sözlerle çamur atanları ve güçleri dışındakini bulamayanları küçümseyenleri Allah da küçümseyecektir. Yani halktan, halkın içerisinde Muhammed Aleyhisselam'a katkı sunmak, destek vermek için gayret gösterip bir şeyler vermek isteyip de çırpınıp da veremeyenlerle alay eden münafık gruplar var. Onlardan bahsediyor. >> Hah. Buradaki şey ne? Boyut maddi değil. Onlar maddi destek veremiyorlar. Çaba gösteriyorlar. Ellerindeki az. Zengin olanlar ne diyor? Güç sahipleri hadi lan. >> Bizde ne var? Yalın ayaklılar. >> Sizden ne olur falan. Baldırı cıplak diyoruz ya biz mesela. >> İki tane baldırı çıplağı almış yanına. Onlar da onlar gibi aç nefesleri kokuyor. Kalkıp onları destekmiş gibi gösteriyor. Havay ediyor. >> Evet. Neyse e kısa bir ayet dedik uzadı. Şimdi onların mallarından sadaka al. Onları onunla temizlersin ve arındırırsın ve onlara destek ol. Senin desteğin onlara sükunet yani huzur, rahatlık verir. Allah işitendir, bilendir diyor. Buradaki e muhtemelen kastettiği sadaka da değildir arkadaşın. salattır. Eee, buradaki salatta eee elçinin destek olmasıyla alakalı tövbe 84'te yapma dediği desteği buradakilere yap diyor. Yani onlara destek ol. >> Eyvallah. Evet. Şimdi Ses yok diyor. Ses şu an gel sende açık mıydı ses? >> Bende kapalı. >> Ha bende de kapalı. Konuşuyorum. Arkadaşlar sesimizi ikimiz de birden kapatmışız. Hakkınızı helal edin. Eee çay molası verildi. Eee çaycımız da bizim eee Yusuf abimiz. Eee o bize hizmet ediyor şu anda. Evet. Bu arada Ömer abi eee eyvallah Ömer abi sen bir soru sormuştun ya abi onu tekrar sorabilir misin? Bir sor abi o soruyu tekrar. Ben kaçırdım çünkü. Bu arada ne arıyorum? >> Hicir 87. >> Şimdi abi burada Ömer abimin bir sorusu var. >> E >> 87'yi oku. Sonra o zaman aç abi sen, ben kapatayım. >> Tamam. Mustafa abi sormuş. Mustafa Emir selam olsun. Hicir 87 Seba Mesani'yi soruyor. [Müzik] Şimdi abi şüphesiz biz sana kat nimetlerden bol verdik ve muazzam Kur'an'ı verdik. Şimdi bu Hicir 87 hakkında eee bu sebesani nedir deniyor diyorlar. Buradaki seb mesani kimisi Maun suresidir diyor. Kimisi Fatiha suresidir diyor. Ben kesinlikle öyle düşünmüyorum. Çünkü biz sana seba mesaniyi ve daha sonra Kur'an'ı verdik ifadesi var. Öyleyse bu seba mesani denilen şey eee Kur'an dışındaki şeylerdir. Kur'an'ın yanında verilen şeylerdir. İddia edildiği gibi Fatiha suresi, Maun suresi veya Kur'an'daki yedi uzun sure ile ilgisi yoktur. Bunlar zaten Kur'an'ın içerisindedir ve Kur'an verilenler içerisinde ve sana muazzam Kur'an'ı verdik ifadesiyle ayrı olarak zikredilmektedir. Dolayısıyla ben bu fikre katılmıyorum. Peki ne olabilir Muhammed Aleyhisselam'a bu seba mesani eee ifadesinden
Ne anlayabiliriz? Mesela Kevser suresindeki "İnna a'tayna kel kevser" biz sana çok şey verdik ifadesindekinin bir farklı eee açılım olarak anlayabiliriz. Ne verilmiştir Muhammed Aleyhisselam'a? Eee kul iken nebi olmuştur, elçi olmuştur. Kendisine kitap verilmiştir, hikmet verilmiştir. Bilmedikleri öğretilmiştir. Eee, yetimken barınağa kavuşturulmuştur. Eş, aile, çocuklar verilmiştir. Yolunu şaşırmıştı, ona yol gösterilmiştir. Dar gelirliyken kendine yeter hale getirilmiştir. Sıkıntılıyken göğsü genişletilmiştir. Eee, yükü ağırlaşırken hafifletilmiştir. Eee, öldükten sonra adı unutulacak biriyken adı, namı yükseltilmiştir. Eee, bunun yanında İsra suresi 80. ayet eee hani "basu şeye Makam-ı Mahmut" 79. ayetteki 79 ve 80 ayetlerde ifade edilen eee makamı mahmut yani övülmüş makam. Ben bu övülmüş makamı, övülmüş konumu, eee, özellikle Medine'deki kurduğu düzen, tebliğinin, yürüttüğü faaliyetin başarıya ulaşması olarak alıyorum. Dolayısıyla Seba Mesani bu Kur'an dışında Muhammed Aleyhisselam'a verilen diğer fazlalıklar, armağanlar olarak alıyorum ben. Bir de Kur'an'da eee şöyle bir ifade var. Yani sayılar Kur'an'da bazen 7'yi ifade etmez. Yani Kadir gecesi 1000 aydan hayırlıdır derken oradaki bin niceliği ifade etmez, niteliği ifade eder. Biz size 3.000 melekle 5.000 melekle destekledik, desteklerizdeki 3.000 melek, 5.000 melek niceliği değil niteliği ifade eder. Dolayısıyla Hicri 87'deki sema eee mesani kelimesini zaten eee sayı olarak almaktan ziyade ki yine aynı surede yine seb kelimesi cehennemin kapıları için de kullanılıyor. Sanki cehennemin 7 tane kapısı varmış gibi. Değil yani mevzu 7 değil, sayı değil. Dolayısıyla eee Hicir 87'deki eee kelime de aynı geçerlidir. Kur'an dışında Muhammed Aleyhisselam'a verilen armağanlar, fazlalıklardan bahsetmektedir. Hicir 87 hakkında söyleyeceğim budur.
Mustafa abi. Evet. Mikrofonunuzu kapatırsanız.
Kapattım beyefendi.
Ne bağırıyorsun ya? Hayret bir şey. Kapattım beyefendi.
Öncelikle Allah'ın Hazreti Muhammed'e ve diğer resullere onlarda kalacak bize vermeyeceği hiçbir şey vermemiştir. Allah Resulüne ne vermişse, Allah Resulüne ne söylemişse onların hiçbirisi resulde kalsın diye verilmemiştir. Bunların hepsi resulün bize getirip versin diye, bize verilsin diye verdikleridir. Yani resule has bir şeyi vermişse Allah, ona ekstradan bir şeyi vermişse rivayetçilere haklı çıkartır. Resullerin risaleti getirip resul olmasının sebebi Allah'tan aldıklarını insanlara getirmesidir. Yani "inna a'tayna" dediğinde "biz sana çok şey verdik" Kevser kesirin çoğuludur. Sana çok şey verdik. Dediği Muhammed'e verdiği değil, Muhammed'le birlikte bize verdiğidir. Çünkü resullere verilen her şey resullerin zatına değil, muhatap olduğu halka. Neden? Şöyle, bugün resule iman etmiş olmanın resulün zatıyla alakalı olduğunu iddia edenlerin tek sebebi var. Resullerin ayrıyetten bir şey aldığını, yani onları resul edenin risaletin haricinde bir eylem olduğunu söylemeleri, inanmaları. Bu da risaleti ve risaletin gelişini, resullerin şu iddiasını boşa düşürür: "Ben ancak Allah'tan aldığımı size bildiriyorum." Boşa düşürür. "Ben Allah'ın size gönderdiği bir elçiyim." Resulü boşa düşürür. Nedir? Bakın. Allah bir beşere, bir insana vahiy göndermesi tüm insanlığa göndermesidir. Bu yüzden Allah aracı kullanmaksızın insana dokunmuştur. Neden? Biz beşerken ona ulaşmayı, aracısızlıkla ulaşmayı kabul ediyorken, bizim onun Allahken bize ulaşması aracıyla olması mümkün değil. Çünkü biz acziyetimizle birlikte ona ulaşırken, direkt ulaşmamızı, direkt yönelmemizi istiyorken, o Allahken bize ulaşırken bir aracı koyması acziyettir. Haşa ve kelle. O yüzden gönderdiği elçi bütün insanlığı temsil eder. Elçiye ne verdiyse insanlık için vermiştir. Bu maddi değildir, öğretidir. Ve öğretilerin tamamı onun şahsına değil, onun şahsının da inşa edip şahsında inşa edip insanlara gönderdiği ölçüdür. Bu yüzden ben eee bu konuda Şinasi ile aynı düşünmüyoruz.
Sert bir şey var mı lan yanında? Sert bir şey var mı? Yok fırlatınca kafamı kıracak bir şey yoksa muhalefet edeceğim.
Edebilirsin.
Eyvallah.
Şimdi muhalefet ben...
Az öncekini makine da burada muhalefet etmeni gerektirecek. Yok muhalefet etmiyor? Çünkü bunlar Muhammed Aleyhisselam'a verildi de bizim için bizim için veril...
Bize verilmedi diye bir şey ben söylemedim ki.
Tamam.
Onu anlatayım. Verilmeyecek diye bir şey de söylemedim.
O zaman ben muhalefet etmiyorum. Açıyorum.
Eyvallah. Yani bu arada ihtilaf etmişim gibi değil, eklemişim, beslemişim olarak halkına resullerin. Yani şöyle bir şey düşünün. Öncelikle şunu koyun bir kenara. Bakın, Allah'ın gayrısı Allah'tan başka her şeydir. Allah'ın kutsiyeti bir tek kuddüs olan Allah'adır. Geriye kalan hiçbir şey kutsal değildir. Hepsi yaratılmıştır. Yani yaratılmışları temsilen gönderilmiş olan elçiler kutsal kimseler değildir. Bizden olan birisidir. Allah elindeki makamlarını falan konuşmuyorum. Rabbimin insanların yaptıklarına karşı e şeyleri konuşmuyorum. Onlar fıtratlarını korumuşlardır. Getirdikleri ölçülerle ilk inşa olmuş kimselerdir. Ve Kur'an'daki anlatılan tüm ölçüler onların inşa modelleri, inşa oluşlarının ölçüleri eee ne derler? İlk temsilleri, misalleridir. Resullere ne verildiyse resullerin size vermesi için verildi. Yani kendinde kalan hani "biz size Allah hikmeti, kitabı ve hikmeti verdi ya." Hikmeti resule has bir şey vermedi. Hikmeti kitabın içine koydu. Kitaba uyan resule hikmet getirdi. Yani bu şudur. Kitabı getirdiği tüm insanlara hikmet katacak olan emanettir. O ebedi kalandır. Allah Azze ve Celle'nin gönderdiği asıl öğretidir. Bu yüzden resullere verildi. Yani neyi anlatıyor mesela? "Kefersana" biz sana çok şey verdik. Bunu niye anlatıyor? Muhammed'e verdiği şeyi, çok şeyi verdi. O çok şeyi sadece ona ait. Hatta bunu geleneksel diyor ki "biz sana Kevser Irmağını verdik." Ya Rabbi bize sana bir şey düşmez. O Muhammed'e ait. E kıskandırmak için mi anlatıyorsun abi bize? Ne ya? Hani ona verdin kevser ırmağını da size vermeyeceğim ya. Öyle mi diyor? Haşa kella. Allah diyor ki "çok şey verdi." Kime? Muhammed'e. Ona çok şey verdi. Bize vermedi mi? Bize verme diyor. Tüm insanlığa çok şey verdi. Çok şey verdi. Ve neyi karşılık diyor? "Biz sana çok şey verdik. Sen de bununla birlikte salatında cimrilik yapma. Sen de salatını ikame et. Salatla ikame ol ve sen vermen gerekeni ver. Bizim verdiğimiz o çok şeyden ver." Yani verdiklerin senden değil, bizim verdiğimiz çok şeyden veriyorsun sen diyor. Bu yüzden Muhammed Aleyhisselatu Vesselam sadece o değil. Bakın bütün Kur'an'da anlatılan resuller aslında bir şeyin vasfı. Tüm resullerin, resullerde anlatılan vasıflar bütün resullerde var olan vasıflar. Yani birisinin şöyle diyor ya "Ben rabbimin risaletini size anlatıyorum. Ben sizin için nasihul eminim." Yani emin bir nasihatçıyım. Bu bütün resulleri kapsayan bir şey. Öbür tarafta diyor ki mesela "İnnem en beşerun mislukum." De ki "Ben de sizin gibi bir insanım." Bu bütün resulleri tanımlayan bir şeydi. Bütün resuller bizim gibi bir insan. Yani ekstradan İsa farklı, Musa farklı, İbrahim farklı değil. Hepsi bizim gibi bir insan. Resullerin dilinde anlatılan tüm resul ölçüleri, tüm resulleri kapsar. Hiçbir resul ekstradan diğerinden fazla uluhiyete ya o üst makamdaydı, öbürü alt makamdaydı. Hani şunun gibi Cebrail diye bir melek var. Neyse bu usta başı mıdır nedir? Bütün işleri onun üstüne yıkıyorlar. Haşa öyle değil.
Öyle değil.
O yüzden bunu böyle anlatayım dedim. Sana katkı olsun.
Sınıftan sonra azınca sen kızsın. Şimdi bu Borçka'nın eee suyundan mıdır, havasından mıdır? Borçka'da çokça gördüğüm bir şey var. Borçka'nın ya suyunda ya havasında tebessüm özürlülük var. Kolay insanlar tebessüm etmiyor. Hele bir çaycımız var bizim karşımızda. Adam natürel böyle nötr ya. Şöyle çayları gidiyor adam getiriyor. Getirdiği çayların boşluğun ararken lan bir afiyet olsun diye ya da tazeleyim mi diye. Yok öle geliyor ses bile çıkartmıyor. Alıyor boşları gidiyor. O kadar soğuk bu izlerde tebessüm etme özürlülüğü var. Sudan olmalı. Suyla alakalı herhalde tebessüm kasları çalışmıyor.
O boş kadı değil bana bak.
O değil zaten. O yüzden arada bir gülüyor. Test ettim. Gülebiliyor.
Hayır bu bunu kastetmiyorum. Çaycıyı diyor.
He boşkalı değil mi? Ha o zaman değil köylü.
A o zaman köylülerin buraya geldiğindeki reaksiyon bir şey içiyorlar böyleye dönüş olabilir.
Evet buyurun.
Evet arkadaşlar sorusu olan soru alabilirim.
Evet. Evet. Fil suresi diyor.
Evet. Şu anda yok dur abi. Bizim kardeşimizin bir sorusu vardı sırada. O soru şuydu. Dua ve nida. Dua nedir? Kur'an'daki dua. Gerçi dün onu anlatmıştık.
Dua mı?
Evet.
Abiciğim. Eyvallah.
Kur'an'daki dua.
Şimdi Kur'an'da dua kavramı en az 3 2 3 saatlik bir ders olur.
Evet.
Şimdi şöyle söyleyeyim. Benim hani Rabbimizden bir şeyler istediğimiz dua kelimesi Kur'an'da çok az sayıda geçer. Toplasan beşi geçmez.
Ama akabinde bir şeyle beraber.
Şimdi.
Bir altyapıyla beraber istin.
Şimdi Kur'an'daki dua kelimesi mesela örnek veriyorum Cin suresi 18 veya 20 "Mescitler Allah'ındır. Allah'tan başkasına dua etmeyin" veya "Mescitler Allah'ındır ve ben yalnızca Rabbime dua ederim. Duamda hiçbir şey ona ortak koşmam" diye çevirirler. Ya abi Allah'tan istenen duayla alakası yok bunun. Ben yalnızca Rabbime davet ederim. Ona davetim de ona hiçbir şey ortak koşmam. Yani yalnız Rabbime davet ederim. Kendime, cemaatime, tarikatime, mezhebime davet etmem. Anlatabildim? Buradaki Allah'tan istenen dua değil, davettir. Fussilet suresi 33: "Allah'a davet eden, ondan daha güzel sözlü kim vardır?" da davettir bu. Bu Kasas 86'daki "Yalnızca rabbine davet et"teki davettir bu. Bu Yusuf suresi 108. ayetteki "Ben ve bana uyanlar da böyle yaparız biz. Yalnızca Rabbime davet ederiz"deki davettir bu. Ama meallere bakıyorsun abi çoğunda. Ben hep dua dua dua diye. Ha dua değil bu ya. Bu davet davet. Zekeriya'nın nida nidas.
Tamam orada zaten dua geçmiyor. Nida dua diyor.
Tamam. Ama oradaki seslenme kelimesi önce nidayla başlıyor. Ama oradaki nida da bir dua.
Eyvallah. Ha yani tamam. Şimdi Kur'an'da bir de dua anlamında geçen ayetler vardır. Mesela ne vardır? Araf suresi 55 vardır.
İbrahim suresindeki gibi mesela.
Evet. Şeydeki İbrahim 40'taki.
Evet. Veya Zekeriya'nın duası gibi veya yani Kur'an'da dua örnekleri çok ama dua kelimesi geçmiyor. Mesela "Rabbim bana şunu ver. Rabbişrahli sadri ve yessirli emri ve u'kdeten min lisani yefkahu kavli." Burada dua kelimesi geçmiyor ama dua sonuçta.
Dua ediliyor.
He dua ediliyor. Benim derdim şu. Dua kelimesi geçen yerlerin çoğu yerinde duadan yani Allah'tan niyaz diyoruz ya. Niyaz. Niyazdan bahsetmiyor. Davetten bahsediyor. Onu da dua yapıyorlar ve çok yanlış anlamalara sebep oluyor. Yani mescitlerde Allah'a davet nedir abi? Adam medrese yapmış abi değil mi? İlahiyat fakültesi yapmış. Mescit değil mi? İlahiyat fakültesi normalde ilahiyat fakültesi mescit.
Medrese de ilahiyat fakültesi. Kime davet ediyorsun ilahiyat fakültesinde? Bayraktar hocaya selam olsun. Bir lafı var. İlahiyat fakültelerine iki girmeyen iki şey. Kur'an'la akıl diyor. E sen kime davet ediyorsun? İlahiyat fakültesinde ehl sünnete davet ediyorsun. Abi Allah'a davet etmiyorsun ki. Medresede sen kime davet ediyorsun? Tarikatına cemaat.
Tarikatına cemaatine davet ediyoruz. İşte Cin suresi 18-20'de kastedilen budur. Mescitler yani imam hatipler, medreseler, ilahiyat fakülteleri Allah'ındır. Buralarda Allah'a davet edin. Kitabına davet edin. Kendi gruplarınıza, risalelerinize, mesnevilerinize, mektubatlarınıza davet etmeyin. Ayetin dediği bu abi ya. Dua değil abi. El açıp dua etm değil.
Onunla da dalga geçiyor bir değil mi? El açıp dua etmeyin.
He yani sıkıntı burada. Ha rabbimize dua edeceğimiz şekil Araf 55'te anlatılır bize. Bir de gerçek duanın nasıl yapılması gerektiğini de Rat 14. ayette de eee 14-16 o pasajda da güzel anlatılır. Allah'ın yanı sıra dua ettikleriniz suya el açıp da suyun gelmedi de suyu bekleyen kimse gibidir diye güzel bir örnekleme yapıyor Rabbimiz orada. Tamam mı? Budur. Kur'an'da Allah'tan istemekten kastedilen dua kelimesi çok az sayıda geçmektedir. Yani öyle çok yok. E zaten namaz yok ki abi. Şimdi meselenin hepsi burada. Ben açıyorum mikrofonu. Açayım mı mikrofonu?
Tamam. Bir şey söyleyeceks...
Evet.
Şimdi algılatılmış dinin yakamızı bırakmadığı her noktada belli. Ne kadar Kur'an'a yönelirseniz yönelin o algılatılmış dinin bulaştığı çamur sizi her yerde çamura saklıyor. Yani ben Kur'an'ı insanlara anlattığım günden beri söylediğim şey şu. Bakın ben sizin beklediğiniz, umduğunuz hiçbir şey anlatmayacağım. Neden? Çünkü sizin din edindiğinizin hiçbir referansı yok. Benim referans ettiğim kaynaktan ben Kur'an'ı referans ettiğim için sizin oluşturduğunuz dine benzeyen hiçbir yanı yok. İsimlerinden başka duayı el açıp bir şeyi beklemek olarak algılatmalarının sebebi salatı namaz etmeleri zaten. Salat namaz olmaktan çıkar, salatla ikame olmaya dönüşürse, ikameniz yaşamınızı Allah öğretileriyle şekillendirmeye dönüşürse dua dediğiniz o ayinin çöpe gittiğini görürsünüz zaten. Ama her halükarda insanlar şunu söylüyor. Etmeyelim mi? Ölüye ain yapmayalım mı? Okumayak mı la? İki Fatiha namaz kılacak ya ölü. Ölüden okunman okuman gerekirken ölüye okuma ihtiyacını sana dayatan ne? Senin oluşturulmuş algın. Kur'an dışında oluşturduğun din öğretileri. Seni illa buna ayin yapalım. Nasıl yapalım? Niçin ayin yapıyorsun? E ayin yapmam gerekli. Onlar öyle söyledi. Bugüne kadar öyle yaptık. Peki sonuç ne? Hiçbir şey. Seni illa hiçbir şeye dayatmak istiyorlar. Ve sen de ister istemez bilinçaltına yerleşmiş, kemikleşmiş bu pis algıyı temizlemeden Kur'an öğretisini zaten şey yapamazsın, algılayamazsın. Neden? Çünkü sen illa oraya benzetmek istiyorsun. Çünkü bunca yıldır yaptığın şey boşa gidecek diye ödün kopuyor. Bunca yıldır kılıyorduklar. Ne kadar güzeldi değil mi? Beş vakit namaz. Beş vakit. Günde beş vakit Allah'ın huzuruna çıkıyorsun. Sen günde beş vakit Allah'ın huzuna çıkma bakayım. Lan kardeş biz günde beş vakit değil, onun huzurundan hiç ayrılmadığımızı düşünüyoruz. Sıkıntı orada. Sen günde beş kere çıkıyorsun sonra onu kitliyorsun camiye ya da seccadene. Biz onun hiç bizden uzak olduğunu bilmiyoruz. Ne diyor? "Elem yalem." Bilmiyorlar mı? "Ennallah yara." O Allah onları görüyor. Onlar Allah'ın huzurundalar. Yani Allah görüyor ne demek? Onun huzurundasın. Yani onu bir yere kitlemedin. Herhangi bir muhabbette b mahkum değil. Hadi camiye gidelim. Allah'ın evine. Kaç oda bir salon cami yapıyorum vitray takıyorum. Abi ne yapıyorsun dediler. Dedim ki Allah'ın evini süslüyorum. Sebep canın sıkılmasın diye. Niye vitrayların bir tanesi olan bir aileyi ayakta tutacak şey kapılarını sedef kakmalı yapıyorsun. Bir cami ücretiyle kaç tane sağlık ocağı yapılır biliyor musunuz? Kaç tane okul yapılır biliyor musunuz? İnsanlığa faydalı yerler yapılır. Ayinhane ve tapınak yapmaktan öteye geçirmiyor. Cami kelimesi mescidi oralar sanıyorlar.
Mescidi orası sanıyorlar. Mescid-i Haram da en baştaki de Kabe'deki şey s Mescid-i Haram Kabe'dir. Sebep onun taşları şeyden geldi. Nereden geldi harbiden? Kaç defa yıkıldı yapıldı. Taşlar da nereden geldi belli değil. Ama bir de Hacerül Esved var. Hacerül Esved o özel neden malzemesinden dolayı ona tapınmak, onu kutsalmak onu put yapmıyor. Neden? Malzemesi özel. Cennetten geldi. E Lat, Menat onların malzemesi kötü. Nereden gelmişler? İşte Mekke'den. Orada sağda soldan al. O yüzden malzemesinden dolayı la ilahe illallah muhammed resul.
Şimdi abiler.
Bir soru. Benim bir tanesi yarım kaldıydı.
Tamam dur. Ayıp olmasın.
Eee şeyi eee Şinasiye soru sormuşlar. Ben ona ona devrediyorum. Cevap verecektim. Sonra o dua konusuna girdik. Ayıp olmasın arkadaşa. Fil suresini sormuştu.
Açık mı mikrofon şu an?
Evet.
Tamam.
Bir de onun yanında eee bir arkadaşımız bir soru daha sormuş. eee, Ashab-ı Kehf hakkında, Ashab-ı Kef hakkında YouTube kanalımda benim videom var.
Yani buradan anlatmam zor. He bu videomda ben Ashab-ı Kef konusunu iyi anlattım demiyorum. Videomda da belirtiyorum bunu ve şunu söylüyorum. Bu kıssanın geçmişte yaşayan, mağarada yaşayan insanlarla hiçbir ilgisi yoktur. Bu kitap insanlığa yeniden dirilişi ispatı için insanlığı bir araştırmaya yöneltmektedir. Bu araştırmayı daha günümüzde bile yapılmamış. Ashab-ı Kehf büyük mağara değil, laboratuvardır. Ashab-ı Kehf oradaki genç delikanlılar bilge delikanlılardır. Ashab-ı Rakim'de üzerinde araştırma yapılan deneklerdir. Ve ben yaptığım videoda şu istisnayı düştüm. Dedim ki eğer ben bir tıp uzmanı, bir doktor, tıp adamı olsaydım bu konuyu ben size çok iyi daha iyi izah ederdim. Çünkü benim tıbbi eee argümanım yok. Yani tıbbi terimleri iyi bilen biri değilim. Fakat ben bu yayını yaptıktan sonra bana bugün tıp aleminin yaptığı bazı araştırmalarla ilgili videolar attılar. Benim anlattığımın neredeyse aynısını anlatıyor ve bu beni çok mutlu etti. Çünkü gerçekten anlattığım şeyin bilimde bir karşılığını olduğunu görmek beni çok mutlu etti. Ve arkadaşımıza da bu soruyu soran arkadaşa da YouTube kanalımda bu video arkadaşımızı tatmin etmeyebilir. Fakat şunu görecektir bu videoda. Geçmişte yaşanmış mağarada yaşayan insanların insanlardan geçmişten, tarihten bahsetmediğini görecektir. Çünkü dikkat ederseniz çok özet son noktayı söyleyeceğim. Dağın başına bir mağaraya sığındığınızı düşünün.
Bir kardeşim de şunu da sormuş. Özür dilerim. Kıtmir meselesini sor.
O orada orada söylüyorum.
Tamam.
Eee şimdi Fil suresine döneceğim. Şimdi mağarada dağ başında bir mağaraya sığındığınızı düşünün. Kaçtığınız içinde içinde yaşadığınız toplumdan kaçtınız ve ne yaptınız? Dağ başında bir mağaraya sığındınız. Dağ başında bir mağaraya sığındınız. Fakat bir karar alıyorsunuz. Mağaranın önünde mescit yapalım diyorsunuz. Hani sen dersin ya gel bu ayeti hayata monte edelim.
Abi dağ başından mağaranın önüne neyin mescid mi yapıyorsun?
Şey eee.
Ne yapacaksın? Dağ başında bir mağaranın önünde mescit. Ama sen tıbbi bir önemli bir araştırma, laboratuvarda bir araştırma yaparsan insanın yeniden dirileceklerini ikna etmek için bir araştırmam sonucunda da başarıya ulaşırsan ne yaparsın? Laboratuvarın önüne bir tıp fakültesi kurarsın. Abi anlatabildim mi? Benim anlatmak istediğim buydu. YouTube kanalımdaki bu videoda daha detaylı açıklama bulunabilir. Ben şimdi Fil suresini Fil suresinden bahsetmek istiyorum. Çünkü soru oydu. Hep erteledik arkadaştan. Özür diliyoruz. Eee mescidin cami ile alakası yoktur. Onu belirteyim. Mescidin cami ile alakası yoktur. Mescitler eğitim öğretim kurumlarıdır. Mescit yani bugün dünyadaki Allah'ın ayetlerinin tabii bu Allah'ın ayetleri derken bunu sadece Kur'an olarak düşünmeyin. Allah'ın tabiat ayetlerini fizik, kimya, biyoloji, matematik aklına gelebilecek bütün Allah'ın ayetlerinin öğretildiği bütün okullar mescittir. Mescit budur. Mescitler bir tapınak, bir ayin mekanları değil, eğitim mekanlarıdır. Bu detayı daha düşeyim. Fil suresine geliyorum. Fil ashabını elema, gördün mü diyorlar. Ben öyle çevirmiyorum onu. Abi dikkat ettin mi? O basit görmek değil.
Zaten o öyle.
Dikkat ettin mi? Dikkatli bak ona. Nedir o? Eleme. Rabbin nasıl yaptı? Fil fiil. Ben abi fili fil olarak çevirmiyorum. Filin köküne indiğim zaman ahmak, geri zekalı, laftan anlamaz bir topluluktan bahsediyor. Tamam mı? Rabbinin o kıt görüşlü, ahmak, geri zekalılar arkadaşlarına nasıl yaptı? Dikkat ettin mi? Onların planlarını, uyguladıkları planları dalalet etti. Yani boşa çıkardı. Boşa çıkarmadı mı? Boşa çıkarmadı mı?
Tamam mı? Ve ersele aleyhim. Üzerlerine gönderdi. Dayran Babilir Dayran. Dayran uçan cisimdir. Uçan ne bileyim bir dinamit patlattınız. Patlattınız. Dinamitte havada uçan parçalar dairandır. Havada uçan herhangi bir cisim de dayrandır.
Ya da hastalık taşıyan uçucular.
Olabilir.
Eee işte eee Dayran, Ebabil.
Bir de başında elif lam yok. Yani belirtmiş bir şey değil.
Tanımlanmış bir şey değil. Ebabil, Tayran Ebabil uçucu yani insanların eee o fil kavramı güçlü zanneden, güç iddiasında bulunanlarla zayıfların güçlüleri nasıl yok ettiği yani mesela bu eee şeyde eee pandemi.
Sesin açık mı?
Yok değil. Senin sesinden gidiyor.
Ha tamam gitsin.
Şimdi pandemi mesela dünyada eee Covid'den ölenlerin tamamındaki mikropları yani Covid mikroplarını toplasan.
Bir çay bardağının yarısı kadar yapıyor. Bak çay bardağının yarısı kadar bütün mikropları, bütün virüsleri toplağa yaptığı hacim bir çay bardağın yarısı kadar. Yani o kadar aciz bir şeyle, o kadar az bir şeyle, uçup gidecek kadar zayıf bir şeyle güçlü şeyleri nasıl yok ettiğini anlatıyor.
Eyvallah. Ben eee senin yaklaşımın da çok mantıklı. Benim burada anlatmak istediğim sadece yani siyerin önümüze dayattığı Ebrehe ve ordusu hikayesine ben inanmıyorum. O öyle bir çelişki bak onu çökerten ne biliyor musun? Bak şimdi.
Ebrehe'nin dediği bu dediği gibi algılayalım. Bak ne çıkıyor ortaya. Yani bu Ebrehe Abdülmuttalib ile muhatap olmuş bir adam. Bahsettiği olay eee geçmiş ve bu adam gelmiş Kabe'yi yıkmak için. Fakat bu Kabe'nin içi put dolu. Bu putu Kabe'yi yıkmak için gelen Ebrehe'ye Allah kuşları gönderiyor. Ebrehe'yi yok ediyor. La Hacca-i Zalim içinde hiç put yokken yerle bir etti orayı.
Ona göndermedi. Ne oldu? Ayrıca Ebrehe Hristiyan, kitap ehli.
Evet.
Yani bir de Yemenli adam.
Ve bir de o Yemen'den kalkıp o fillerle nasıl geldi oraya? Mümkün değil. Filler oraya kadar gelmiyor.
İkincisi geldi yaptı bunu ebrehe. Peki Allah ebabilerle koruduğu Beyt eğer şeyse Kabe ise sıkıntı şurada. Allah içindeki putlardan dolayı korumuştur onu. Neden? Çünkü Hacca Zalim daha sonra abi yakın zamanda da yok edildi. Kabe.
Yıkıldı Kabe.
Hacca Zalim döneminde Haccac'ın yıktığı Kabe'ye ebabiler niye gönderilmedi? İşi bırakmışlardı abi.
Evet. eee yani onlara üzerine sürü sürü uçan cisimler gönderdi diye çevirmişim 3. ayeti. Onlara pişmiş çamurdan taşlar fırlatıyordu. Onları yenmiş yaprak gibi kıldı. Benim aklıma burada buradaki anlatım cezalandırma şekli biraz Lut kavmine benziyor. Lut kavminin cezalandırıldığı onlara anlatım ona benziyor. Ben biraz e onlarla bağ kuruyorum. Doğrusunu Allah bilir.
Ben de oraya bir şey katayım. Özür dilerim. Şimdi öncelikle birtakım şeyler yine rivayetin ön algının dayattığı şeyler. Kapatsana ben buraya Çin etkisini. Rivayetin ön algısındaki çarpıtmalarından bir tanesi de şu. Helak kavramına.
Evet.
Helak kavramına Allah'ın ekstra müdahalesiymiş gibi anlatmaları. Yani Allah bir şeye kızdı. Onların kulağını çekti.
Deprem mesela. Yani ona şu.
Allah'ın yasası bu. Bak diyor ki buradaki asıl sıkıntı nerede? Bak demin sen de söyledin. Rabbi, rabbuhum, rabbike, rabbi. Bunların hiçbisi Allah değil. Bunların hepsi.
Allah'ın tecellisi yasaları ve sistemi.
Biz burada nerede çoğallıyoruz biliyor musun?
Öyle bir çeyiz ki inanmıyorlar ya. Hani burada Kur'an'dan bir şey çıkartıp hayata dökme dertleri yok bunların.
Şu Rab kelimesinin Kur'an'da kullanımına okuyan bir insan zaten buradaki yer.
Muhteşem.
O kadar net ki bak şimdi.
O kadar net. Diyor ki.
Bir insanın yazamayacağı derecede yerli yerinde kullanılan kavramlar yani o kadar yani tıpkı bir resul nebi gibi kullanımına.
Aynen öyle resul gibi nebi gibi ibad gibi abd gibi işte oradaki detay "Sübhanellezi es'abde abdihi" diyor ya sana abdihi kim resulüu demiyor yani abdi başka bir şey.
Oradaki gönderdiği ölçüler o kadar ince detay var ki bak şimdi.
Oradaki kelimelere oradaki terimlere kirletilmişlikten çıkartıp arındırdığın zaman netleşiyor abi. Helak kelimesi.
Evet.
Nedir peki Allah'ın helak etmesi? Allah fıtratta, yaratışta ve usulünde, sünnetullah'ında değişiklik olur mu?
Olmaz.
Peki Allah azze ve celle madem onlara veriyor bu cezayı bunlara bunları unuttu.
O konuda eee ben şöyle söyleyeyim.
Buyur.
Eee, Kur'an'ın bugün indiğini düşünelim. Bugün indi Kur'an.
Bugün Kur'an inseydi, eee, yanlış bir benzetmeden Rabbime sığınırım. Helak, helak şöyle anlatırdı diye düşünüyorum. Yani onlara Selçukluları anlat, onlara Abbasileri anlat, onlara Emevileri anlat, onlara Osmanlı'yı anlat. Onlara ayetlerimizi ve elçilerimizi göndermiştik. Onlar ayetlerimize karşı geldiler. Biz de onları helak ettik. Anlat.
Osmanlı niye helak etti? Kendi yaptığı hataların bedelini dedi. Selçuklu niye helak oldu? Kendi yaptığı hataların bedelini ödedi. Rabbin bir işleyişi var değil mi? Senin dediğin gibi yani bir işleyişi var. Sen bu işte işe uymazsan, karşı gelirsen, bedelini sen ödersin. Allah'ın sistemi bu, rabbin sistemi böyle işliyor. Sen o sisteme direnebilir misin? Direnemezsin.
Şimdi Rab evrenin yarabı sistemi koymuş değil mi? Deprem diye bir şey koymuş. Değil mi? Rab deprem diye bir gerçeklik var. Sen şimdi bu depremi dikkate almıyorsun. Rabbin ayetini dikkate almıyorsun. Ondan sonra ne yapıyorsun? Çimentodan çalıyorsun. Demirden çalıyorsun. Atmaman gereken kadar kat atıyorsun. Yapmaman gereken yere bina yapıyorsun. Ondan sonra deprem geliyor ve yerle bir oluyorsun. Ne oldu? Rab seni helak etti işte.
Ama sen kendi yaptığının sonucunu tattın. Rusya'daki niye hiç kimse ölmedi 8.8'de Japonya'dakiler niye ölmedi?
Allah onlara kıyak geçti oğlum.
Onlar rabbin sistemini bilerek veya bilmeyerek tabiatın sistemini şey yaptılar. Dikkate aldılar. Sen ne yaptın? Rabbin Kur'an ayetine de bakmadın. Tabiat ayetini de dikkate almadın. Çünkü dünyevileştin. Ya ben bir bina yapayım, satayım. Cem oldum. Şey unutuyorsun. Bak bir şeyi unutuyorsun. Bizimkiler sisteme, kurala, sünnetullah'a değil yaparken ettikleri duaya adamlar gitti Cübbeli Ahmet'i götürdü dua ettirdi. Bir sürü de kurban kesti. Sen tutmuşsun zeminden bahsediyorsun, şartlardan bahsediyorsun, sistemden bahsediyorsun. Ama adam tuttu dua etti. Bir sürü kurban kesti. Abi helakın nerede olduğunu ra?
He ra az önce Ashab-ı Kef kıssasını sordular ya. Oradaki bir ifade.
Açık mı?
Hı hı.
Tamam.
Oradaki ifadeyi aslında dün konuşmuştuk. Aynı şey İbrahim için de aynı şey. Ashab-ı Kehf için de aynı. Enbiya suresi.
Şu ifade "Allah'ın yanı sıra kulluk ettiklerinden uzaklaştıklarında biz onlara yardım ettik." Abi Allah'ın yanı sıra kulluk ettiklerinden. Şimdi mevzu dua değil mi? Helakten falan bahsetti. Az önce ne dedin? Dua etmeye gittiler. Şimdi dikkat et. Allah'ın yanı sıra kulluk ettiklerinden uzaklaştıklarında. Uzaklaşmayanlar ne yapıyorlar? Türbeye gidiyorlar. Değil mi? Türbeye gitme sana yardım. Rabbin sistemine bir faydası var mı türbenin? Bak şimdi o dualar niye işe yaramıyor? Rabbin sisteminde türbenin bir fonksiyonu var mı? Yok. Büyücünün var mı? Yok. Üfürükçünün var mı? Yok. Dükkana, iş yerine nazar duası asmanın, karınca duğası asmanın bir fonksiyonu var mı? Yok. Okuyup üfleyerek iş yerine gitmenin bir fonksiyonu var mı? Yok. E ne yapıyorsun? İşçisi Allah'ın yanı sıra birtakım saçma sapan şeylerden yardım istiyorsun. Ama onlarla bağını kes. Rabbe yönel. Rabbinin sistemine, işleyişine yönel. Bilime yönel. Rabbin ayetlerine, rabbin Kur'an ayetlerini ve tabiat ayetlerine yönel bakalım. Onlarla bağını kes bakalım. Nasıl başarılı oluyorsun?
Eyvallah.
Mevzu bu. Rabbin duaları kabul etmesi bu. Sen rabbin sistemine, işleyişini dikkate alırsan, tabiatı, tabiat yasalarını, Kur'an yasalarını dikkate alırsan, otomatikman başarı geliyor zaten.
Geliyor zaten.
Mevzu bu. Aynen.
10 milyon İsrail'in 2 milyar sözüm ona Müslümana diz çöktürmesindeki sebep de bu başlıca. Yani o bilimle uğraşmış, eğitim öğretimle, sosyal dayanışmayla uğraş. Ben İsrail lanet olsun. Zalim İsrail ben İsrail'i aklamıyorum. Ben aslında İsrail üzerinden İsrail üzerinden Müslümanların halini eleştiriyorum. Biz sakalın boynunu ölçerken, sakız orucu bozar mıyla uğraşırken.
Bize de onları onlar musallat etmişken.
Onlar musallat etmiş.
Bak içinde.
Biz ne yapıyoruz? Allah'ım ona ebabil kuşlarını gönder diyoruz. Allah'ın öyle bir.
Allah'ın öyle bir ebabil diye bir kuşu olsa o kuşların avuçlarına taş verir bizim başımıza yağdır ya.
Aynen. Niye suyorsunuz lan? Şey var ya abi bak mesela oradaki bir detay. Bu eee Mehdi ile alakalı bütün hadisleri onlar uydurmuş. Niye biliyor musun? Mehdii hep Yahudileri öldürtüyorlar. Adamlar kendilerini öyle bir garantiye almış ki ne yapıyorsun abi? Mehdi bekliyorum. Niye Yahudileri öldürsün? Ağaçların arkasında gizlenenlere ağaçlar söyleyecek diyor. Çünkü bunu onlar uydurmuş. Olmayan bir.
Uyuşturma sanatı.
Aynen öyle. Şimdi helak mevzusuna gelelim. Olayı tamamlasın.
Evet.
Arkadaşlar helak Allah'ın değil, rabbin tecellisi. Peki Rab ne? Senin fıtratın. Sünnetullah. Şimdi rabbin helak demesi yok etmesi, cezalandırması, kızması değil. Kulak çekmesi değil. Sistemin kendi içinde anlattığı şey bakın Allah'ın kitabında, Allah'ın davetinde "takrabu" dediği, yapmayın dediği, yapmanızı istemediği her şey kendi içinde helakı barındırır. Helak demek, helak demek sistemin çökmesi. Fıtri olanın fıtratı. Bakın size çok basit bir misal vereyim. Cinsellik fıtratta nerededir? Cinsellik fıtrattaki gerekçesi nedir? Üremektir. Tamam. Rabbül alemin bu ihtiyacı. Yeah. Alın.
Ben de sabahtan beri boş anlatıyorum ya.
Şimdi kapattım ama.
Heh. İyi kötü etmişsin. Nereyi en son duydunuz? Sesi kapatmış. Ben açmayı unuttum. Şu an geldi mi ses? Fıtratın neresindeydik? Nereyi anladık? Hah. Tekrardan başlayayım. Mesela cinsellik fıtratta bir yerdedir. Niçin? Allah kadın ve erkeği niçin yaratmış? Bu cinsel farklılık neden? Allah azze ve celle insanlığın y bütün canlıların üremesi için karşı cinslerle yaratmış. Fıtrattaki yeri nedir bunun? Üremektir. Kastı bu. Ama sen bunu tutar fıtratın dışına taşırsan ne yaparsın? Keyif almayı, zevk almaya yöneltir. Biz şimdi iniyoruz. Sonra siz takılın. Ben kapıları kapatıyorum. Alttan geçersiniz çıkarsınız abi.
Evet.
Teşekkür ediyorum.
Bize mekanı teslim ettiler. Esir aldık. Hakkınızı helal edin canlarım benim. Sağ olun.
Teşekkürler. Çok sağ olun.
Bugün bu mekan kapalıydı. Allah razı olsun bizim hatırımızı açtılar. Bize burayı verdiler. Tabii bu eee Şinasi'nin buradaki hatrıyla alakalı. Her ne kadar sevmeyenleri varsa da sevenleri de gönülden seviyor. Varsa öz de olsa.
Evet.
Var. Birkaç tane bize bir şeyi verdiler.
Kamelyayı.
Kamelyayı bize verdiler. Eee, şimdi de abi biz gidiyoruz. Siz.
Hatta reklamını yapabiliriz yani.
Evet. Burası dur reklamını da yapalım madem.
Artvin Borçka ilçesinde çok güzel manzarası olan Google'dan yazabilirler. Huzurtepe aile çay bahçesi diye. Manzarası harika bir yerdir. Bu taraflara yolu düşenleri buraya eee konaklanabilecek yerler de var. Burada konaklayabilirler. Reklamını da yapabil.
Ben size kıyas yaptırtayım. Dubai'deki en yüksek yapı Burç Halife onun en üst katından Dubai'yi seyrediyormuşsunuz gibi düşünün.
Yani o kadar yeşilin ortasında.
O kadar yüksek bir rakımdan.
Ve şurada göl manzarası var. Şu Baraj Gölü var ya Baraj Gölü manzarası da var. Bu arada buraya gelirseniz Borçka hatta sırf buraya gelmek için bile Borçka'ya gelin inanın bana. Yani buraya gelirseniz buradan çıkıp şöyle bir manzarayı seyretmeniz Burç Halife'den Dubai'yi seyretmenizden daha keyifli. Sanki oradan seyretmişim gibi konuşuyorum ama etrafta hiçbir şey yok. Çünkü burası olduğu gibi doğa ve sesleri de duyuyorsunuz. Sesleri de duyuyorsunuz. Size hediye olarak kuşların ve çekirgelerin müzisyenliği de var. Onlar da size melodik olarak anlatıyorlar. Gelelim yine aynı konumuza. Kur'an'ı duymamamızın, Kur'an'la diyalog kuramamamızın ana sebebi tahrif edilmiş terimler. Yani helakı tahrif etmişler, Rabbi tahrif etmişler, ilahı tahrif etmişler. Bu yüzden tutmuyoruz. Tutamıyoruz. Duyamıyoruz Kur'an'ı. Kur'an'ı duyamıyoruz. Peki helak neydi? Tekrardan geleyim aynı yere. Konu gitti.
Helakın özü fıtri olan sistemin yani Allah Azze ve Celle'nin bizim fıtratımıza koyduğu bir şeyin fıtratın dışına taşınması. Allah azze ve celle bize demiş ki adaletli olun. Yapımızda bu var. Ama zulmeder eziyet ederseniz fıtratın dışına çıkarsınız. Mazlumlar çoğalırsa, zalimler artarsa helak olursunuz. Helak ne? Sistem, yaşam işlenmez hale gelir. Yani bir toplumda işte şirke yönelirsiniz. Şirk nedir? Allah'tan gayrısına yönelmek demek. Ayinsel boyutta mı? Allah'a kulluk edin derken işte putları kıskandı. Allah onlara ediyorsunuz. Bana niye etmiyorsunuz demiyor. Allah azze ve celle diyor ki "Benden gayrısına kulluk etmeyin." Bu kulluk etmemek ne demek? Allah'a bir şey vermek değil. Size Allah diye dayatılanları reddedip fıtratınıza dönmenizdir. Bu sizi bir hayat içerisinde bir dinamiğe sürükler. Aksi de helaka götürür. Helaka. Mesela seni insan kılan hayvandan ayırt eden nedir? Bilincindir. Peki sen sarhoş olur, alkol kullanırsan ne olursun? Helak olursun. Bilinç dediğin sistem çöker. Sarhoşken yaptıkların senin hayatını, fıtratını çökertir. Abi ben içiyorum ama kafayı bulamıyorum. Tamam bu sefer öyle. Sen öylesin. Bugün öylesin. Yarın ertesi gün. Çünkü o yokuşun altı uçurum. Allah'ın dini o yokuşun başında kesiyor seni. İlerisi seni helaka götürür. İstiyor musunuz? Görünmek istiyor musunuz? Bakın, helak dediğin sistemin kendi içindeki sendeki var olan döngüyü çökertmesi. Seni özel kılan ne? Bilincin. Bu yaptığın senden neyi götürüyor? Bilincini. Seni ne hale getiriyor? Dinilmez hale getiriyor. Seni ne hale getiriyor? Bilinçsiz hale getiriyor. Yani seni Allah'ın verdiği emaneti alıyorsun. Seni hayvan da eşitliyor. Ne zamana kadar? Aklın başına gelinceye kadar. Aklın başına gelinceye kadar sen öbür canlıdan fark yok. İyi de o zaman yaptıklarımdan sorumlu değilim. Bal gibi sorumlusun. Neden? Çünkü o hale gelmeyi tercih ederken aklın başındaydı. Sen onu yaparken aklın başında seçtin onu. Biliyordun onu içince helak olacaksın. Ben şuna şahit oldum. 2020 Kırklareli Kıyıöy'deyim. 2020 iki tane canciğer arkadaş içmeye başlıyor. Sabahleyin o arkadaşı öbür arkadaşının gözlerini oyarken buluyor kendisini. Öyle öldürmüş ki onu gözlerini bile oymuş. Sabahın kalkıyor şoka geliyor. Kim öldürdü bu arkadaşımı? Sonradan diyorlar ki sen öldürdün. Deliller onu gösteriyor. O diyor ben bunu hatırlamıyorum ama nedir abi? Ben iki kadı içiyorum ama yani hiç sarhoş olmuyorum ama o dinamik seni nereye taşıyor? O yüzden Allah Azze ve Celle'nin yapma dedikleri Allah'ın zarar ettiği şeyler değil. Yani siz Allah'ın yapma dediklerini yapmadığınızda Allah'a bir şey katmış olmazsınız. Allah'a zarar veren bir şeyi değil. Ya ben gıcık oluyorum hiç görd. Rabbül alemin sana senin fıtratını anlatıyor. Sana işlevsel ölçünü anlatıyor ve sana diyor ki sana diyor ki seni ben yarattım. Sen böyle güzelsin. Seni bu ahseni-i takvim en güzel kıvamın bu. Bu kıvamı esar safiline getirme. Ölçüler de bu diyor. Bunun aksini yaparsan helak olursun. Salih'in devesini kestiler. Salih'in devesini kestikleri için helak etti. İyi de deve kesmek öbürlerini de kurban. Burada niye helak? O benim deve. İse öbürleri o ağanın devesi. Estağfurullah ya. Kabe'yi yok edenlere içinde putlu Kabe'yi yok eden Ebrehe'nin ordusuna ebabil kuşu gönderiyor Allah. Eee Hacca Zalim'e göndermiyor. O bizden Emevi ya o. Neden? Ebabil kışer de tatile çıkmış. La ilahe illallah. Bu böyle değil. Kur'an size sizi anlatır. Siz Kur'an'ı dinlerken bu rivayetin en küçük kırıntısı, en küçük yönlendirmesiyle okursanız dinleyemezsiniz. Kur'an'ı fıtratınızla okuyun ya.
Evet.
Bunun tersi olsa ne olurdu? Yani bu öğreti hayatta olmasaydı ne eksik kalırdı ki Allah bunun için bir peygamber göndermiş olsun? Allah bir peygamber gönderip ona 23 yıl bu çileği çektirtip sonra bugüne kadar gelmesi için bir sürü insanın çile çekmesinin sebebi nedir ki? Bu öyle bir şey olmalı ki bunlara bedel olmalı. Bunlara değer olmalı. Allah Allah beni kıbleye dönüp yatıp kalkıp bana gönderdiğini ona okumadığım için beni niye sakara atsın? Sakhara at. Niye yatıp kalkmadın? Kıbleye dönmedin. O ayetleri, sana gönderdiğim ayetleri bana okumadın. O yüzden seni sakara atıyorum. Ya aklınızın neresine uydu bu? Olur mu ya? Dinin direğidir namaz. Kıbleye dönmem lazım yavrum. Kıbleye dönemiyorsun işte. Yüzünü döndün. Dönmedin. Kıçının da kıbleye dönük. Çünkü dünya yuvarlak. Anlamıyor musun? Burası uymuyor. Nereye? Fıtrata uymuyor. Fıtrata.
Uygulanabilirliği.
Uygulanabilirliği yok. Fıtrata uygunluğunun ölçüsü nedir? Sürdürülebilirliği. Hayatın içinde sürdürülebilir olmalı. Bu gerekli olmalı. Bir eksiği tamamlamalı. Çok eksikti abi. Ne o yani? Of o eğilmeler, o secdeler, sağa sola selam vermeler, hele camiler. La ilahe illallah. Buyur abi.
[Müzik]
Sorulara bakalım.
Açtın mı?
Açtım.
Tamam ben kapattım. Gelen soru var mı diye bakıyorum. Sende varsa senden de bakabilirim.
Evet.
Kapat.
Sorusundan var mı arkadaşlar?
Bir şey sormuşlar. eee haram ne demek diye.
Evet.
Eee haram ne demek kelimesi eee şimdi Kur'an'da geçişine göre haram. Onu kısaca izah edeyim. Aslında biraz detaylı bir konu.
Şunu söylemekte ben az.
Kur'an'da kullanılan birçok kelime kelime manasıyla kullandığıyla ıstılahı karşı karşılığı ayrı değil. Kur'an faiz kelimesi kuruluşluk ve kurtuluşu kastediyorken ıstılah karşı karşılığıyla işlenmiş. Kur'an Kur'an'daki haram kelimesi çok yerde yasak, birçok yerde korunmak, birçok yerde muhafaza.
etmek olarak algılandığı halde, yet haram. İşte din adamların fetvayla haram kıldığı şeyler algılanıyor.
Haram >> haramın kelime markası abi sen de açık herhalde. >> Açmıştım. He yankı yapıyormuş. Haramın kelime manasından ziyade istilah manası çarpıtılmış. Yani tam oturtulmamış. Mesela Mescid-i Haram'daki kasıt başka bir şeydir. Oradaki haram kelimesi horrem aleykum. Size haram kılındaki haram farklı bir anlam eee ifade ediyor Kur'an içerisinde. Fakat istilahtaki karşılığı çok başka. O yüzden o haram meselesini kelime olarak ve istilah olarak tekrardan bir girip düzenlemek lazım.
Şimdi mesela bu konuda >> eee bu konuda eee hep örnek verdiğim bir tane bir ayet vardır. Şimdi siz haram Kur'an'daki her haram kelimesini bizim Türkçede anladığımız gibi biz bunu size haram kıldık olarak anladığınız zaman eee örnek veriyorum Enam suresi 151. ayette ortaya şöyle bir şey çıkıyor. Ne diyor orada? Enam 151. De ki gelin rabbiniz size neyi haram kıldığını okuyayın. Neyi haram kılmış? Anne babaya iyilik yapmayı. Yani eğer öyle okursanız yani haram kılmak olarak okursanız burayı Allah anne babaya iyilik yapmayı haram kıl haram kılmış olur.
>> Buradaki haram kılmak nedir? Mescid-i Haram'daki haramdır. >> Dokunulmaz. Haram aylardaki haramdır. Dokunulmazlıktır. Yani bu bir dokun. Mesela ne diyor orada? Gelin eee rabbiniz size neyi haram kıldığına neyi dokunulmaz buna dokunamazsınız. Bu ülkelere nedir onlar? Allah'a ortak koşmayacaksın hiçbir şey. Buna dokunamazsın. Anne babaya iyilik yapmak dokunamazsın. Çok önemli bu ana ilke. Yani yoksulluk endişesiyle evlatlarınızı etkisizleştirmeyin. Ondan sonra e aşırılıkların açığından ve gizlisinden olanlar yaklaşmayın. Haksız yer Allah'ın dokunulmaz kıldığı bir canı etkisizleştirmeyin. Şimdi eee olgunluğa şiddetli çağına ulaşana kadar iyiliğine olması dışında yetimin malına yaklaşmayın. Ölçüyü tartıyı hakkaniyetle tam ifa edin. Bunlar nedir? Konuştuğunuzda yakınınız da olsa adil olun. Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Nedir bu ülkeler? işte dokunulmazdır. Buradaki haram eee bu anlama gelir. Dolayısıyla Mescid-i Haram'daki haram dokunulmaz.
>> Evet. >> Demek >> haram aylar. >> Eee haram aylar dokunulmaz. Eee dokunulmaz diyor >> işte onlar onlar size eee yasak buradaki yasaklanmak anlamında uzaklaşıp dokunmamanız gereken şeyler. Yani bunlar yapmamanız gerek ama haram dokunmamanız. Yani değiştirmemeniz.
>> Evet. Dokunmamanız anlamında. Şimdi Kur'an'da mesela diyor ki Kasas suresi 12. ayette önceden onun süt analarının emmesini haram kıldık. Şimdi buradaki haram bir çocuğun süt anneden süt annesinin sütünün emmesini haram haram kılmak değil burada yasaklamak değil. Yani engellemek anlamında uzak şey yapmak anlamında eee ki eee haram. Bir de mesela mahrum var. Mahrum da haramdan geliyor mesela. Mahrum mahrum bırak.
>> Mahrum haramın ismi mefulü değil kardeşim. >> Evet. Yani eee nedir? E buradaki eee rızkı başkalarına genişletildiği halde kendisi genişletemeyen bir şeylerden mahrum mahrum bırakılmak. Türkçede kullandığımız >> eee anlamda >> mahrumiyet mahrumiyet bölgesi yani ulaşılması dokunulması çok zor. Ucra bir yer için kullanıyoruz ya. Eee, bunu işte İbrahim 37'deki yine, eee, İbrahim'in mescidi ile ilgili eee, kullanılıyor. Yine İsra suresi 1. ayetteki yine aynı benzer anlam, Mescid-i Aksa, >> Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa eee için kullanılıyor. İşte Bakara 85, Enam 145, 146'da haram kılınan eee şeylerden bahsediliyor. Mesela eee Helak'ten bahsettik ya. Mesela diyor ki Nbiya 95'te yıkıma uğrattığımız o kentlerin dönmemeleri haramdır. Yani onlar kesinlikle bize döneceklerdir anlamında. Oradaki ifade de >> kesinlikle bize dönecekler ve tekrar bize hesap verecekler eee anlamında kullanılmıştır. Başka hangi ayetleri? E mahrumdan bahsediyorduk. 56 67 yani Vaka suresi 67. ayette bilakis biz mahrum bırakıldık. Neden? cennetteki nimetlerden artık biz mahrum bırakıldık anlamında kullanılıyor.
>> Dokunulmaz, ulaşılmaz. >> Bir de abi ilginç bir değişik bir detay benim eee eee fark ettiğim. Sen de farkındasındır belki mutlaka. Ve mallarında isteyenler ve istemeyen eee isteyenler ve isteyemeyenler için bir hak vardı. Mahrum eee oradaki mahrum biraz yanlış yorumlanıyor diye düşünün. Ben orayı biraz daha açıyorum. Şimdi malımızda isteyenler için bir hak var. Yani isteyen kim? İhtiyacı var ve istiyor. Bir de isteyemeyenler bu isteyemeyenleri şöyle anl eee yorumluyorlar. İhtiyacı var ama istemeye çekiniyor, utanıyor gibi. Ben onu biraz daha açıyorum. Şöyle açıyorum. Ya bir kedi, bir köpek isteyemez ama hakkı vardır.
>> Eyvallah. Eyvallah. Bak o kadar güzel bir yeri yakalamışsın ki. Geçen gün bir hayvan buradan açayım anlatayım. Tam onu anlatmam lazım. >> Bunu kapatayım sen oradan devam et. Sonra ben tekrar devam ederim. >> Eyvallah. Şimdi abi geçen gün birkaç hayvansever arkadaşlarla hayvanlara karşı olanlar arasında bir konuşmamız vardı. Birkaç zaman önceydi. Bu konuyu anlattım. mahrum olanlar, isteyemeyenlerin tamamının insanlıklarla alak, insanlarla alakalı düşünüyorlar ya. Hayır abi kedi görüyorsun ya. Onların da hakları var ki sende. Derdini söyleyemeyenler, söylemeyenlerle beraber söyleyemeyen hani söylemeyenler gururlu kimselerdir. İşte şikayetleri, ihtiyaçlarını kimseye söylemezler. Bu anlamda söylemiyor aslında. Söyleyemeyenler var. Suskun kullar var. Onların da sizin üstünüzde hakları var. Sokağındaki aç kedinin, aç köpeğin, aç hayvanın hakkı var sende. Onun hesabını soracak rabbin sofrasında ona da hak vermişin. Anladın mı abi? Abi çok e harika bir yer. Allah razı olsun.
>> Eyvallah. Eee, dolayısıyla özellikle eee, Zariyat suresi 19. ayette ve Mearit suresi 242. ayetlerdeki o mahrum isteyemeyenlerden kasıt ben az önce dediğim gibi >> Evet. O da var ama öbürü de var. Yani >> öbürü de öbürü de var ama kesinlikle var mı? eee kediler, köpekler yani ihtiyacı olup da isteyemeyenler de isteyemeyenlerin de hakkı vardır olarak kesinlikle almalıyız diye eee düşünüyorum. E dolayısıyla haram kelimesinin yasaklanma >> eee dokunulmaz kılma, dokunmama eee anlamları olduğunu söylemiş olalım. Yani dokunulmaz ay, dokunulmaz mescit, dokunulmaz güvenli yer, eee, işte mahrum eee dokunamayan yani ihtiyacı olduğu şeye dokunamayan, ihtiyacı olan şeyden uzak olan anlamları vardır. Eee, haram kelimesi hakkında bilirim. Bunları söyleyebilirim. Yani bu detaylı bir konu aslında. O kadar ayet var ki bu konularla ilgili. Mesela meşari haram diyor. Buradaki haram da yine dokunulmaz anlamındadır.
>> Şimdi Erkan kardeşim bir şey söylemiş. Şu anda ben konuşurken o mikrofonda sesim net geliyor mu arkadaşlar? Yani mikrofon değişiyoruz ya herhalde. Bir ben konuşurken benim mikrofonum açık. Net mi Erkan? E tamam o zaman ikide bir değiştirme rahmetine düşmeyelim. Tamam. Senin açık mı mikrofon şu an? >> Evet. >> Tamam o zaman sadece senin mikrofondan konuşalım. >> Eyvallah Erkan Hanım, teşekkür ederim uyardığın için. Ya bunu yapma sebebim sizin daha net duymanız için yaptığımız bir şey. O yüzden madem öyle hiç uğraşmaya gerek yok. Eyvallah. Ne yapalım? Adımız Hıdır. Elimizden elimizden gelen budur diyoruz. Evet abim. Buyur abi. Eee, avlanma ve av yapmak hakkında ne düşünüyorsunuz? demiş. Aslında eee, burada biz şeyi de açabiliriz biraz. Hani haram ayları sadece Mekke'de savaşılmayan hani bize diyorlar ya eee gelenekçiler. Madem Kur'an'da her şey yazıyor haram haram ayları sayın diyorlar ya. Haram ayları sadece Mekke ve o coğrafyaya özgüledikleri için yanılıyorlar. Oysa ben onlara bir ayet okumak istiyorum. Öyle düşünenlere Tevbe suresinde bir ayet var. Madem eee haram aylar, hac zamanı Mekke'de savaş savaşılmaması gereken aylar olarak alıyorsalar biz şu ayeti ne yapacağız? Tevbe suresi 36. Allah katında gökleri ve yeryüzünü oluşturduğu gün, gün bir evredir. >> Evre. >> Evet. evredir. Oluşturduğu evrede, yeryüzünü oluşturduğu evrede, Allah katında oluşturduğu evrede Allah'ın yasasında ayların sayısı 12'dir. Onlardan dördü haram aylardır. Şimdi bu haram aylar evre yaratılırken o sistemle oluşturulmuş, haram aylar üzerine oluşturulmuş bir sistemden bahsediyor. 36 ayda. Yani senin bu haram aylar dediğin şey Mekke'deki hac zamanındaki aylarla aylardan ibaret değil. Dolayısıyla >> rububiyette oluşturulmuş fıtrat karşılı.
>> Şimdi biz ülkemizde ne yapıyoruz? Balık avlamanın yasak olduğu aylar haram aylardır. Niye? Üremenin gerçekleştirildiği zaman ekosistem için gerekli olan aylardır bunlar. Niye? Sen bir canlı >> bu takvimde belirlenen değil rububiyette, doğada belirlenen bir iklim. >> Sen buna uymazsan nesliyi öldürürsün. >> Sen balık avlama yasağı olan ayda >> avlanırsan o balığın neslini öldürürsün, tüketirsin, ekosisteme zarar verirsin. Dolayısıyla bu haram aylar mevzusu niye ayların ismi zikredilmez Kur'an'da? Çünkü Kur'an demiyor mu mesela? Kur'an'da bahsedilen haram aylar özellikle hac aylarından bahsediliyor ya. Ne diyor? İnsanlara haccı duyur. Duyur ne demekti? Duyurduğun zaman ne oluyor? İnsanlar haccın yapılacağı zamanı biliyor. Dolayısıyla bilinen oluyor zaten bu. Şimdi Türkiye'de balık avlanmasının yasak olduğu aylar bilinmiyor mu baba? Aynı aylar başka bir yerde bir de eee ne sormuştu? Ablanma hakkında ne düşünüyorsun? demişti. Arkadaşlar ben ihtiyaç için Allah'ın Kur'an'da bahsettikleri dışında kiler için avlanma için kendi fikrimi söylüyorum. Ben ihtiyacımızı >> yok ihtiyacımız dışında ben >> arkadaşlar ses var mı? Ses gitti diyorlar. >> Ses yok diyor. Ha geldi diyorlar. Bağlantıyla alakalı olabilir. >> Bağlantıyla alakalı olabilir. Evet. Ben eğer bir canlı örneğin ben şimdi burada Artin Borçka'da yaşıyorum. Fındık tarlalarına özellikle domuzlar çok fazla dadanır ve çok zarar verir bağa, bahçeye. Tamam mı? Çok zarar verir. Bu yüzden öldürülmesine ben karşı değilim. Bu durumda öldürülmesine karşı değilim. Gerçekten çok zarar veriyor. Yani örnek veriyorum ya. Bir ton fındık veren birinin tarlasına domuz dadandı mı ya mahsulun yarısını yiyorlar ya. Bahçesine giriyor ürününü perişan ediyor. Ya bundan korunması lazım. Bu ve bu tarz veya bunun dışında ihtiyacı var. Tamam mı? Avlanmaya ihtiyacı var. Maddi durumu değil. Et ihtiyacı var. Ne bileyim bunun gibi ihtiyaçtan avlanmaya karşı değilim ama zevk için avlanmaya ben karşıyım. Zulümdür abi o ya.
>> He ben karşıyım abi. Zulümdür. >> He zulümdür. >> Bir de bir şey söyleyeceğim. Benim şarjım azalmaya başladı. Eğer yayını devam ettireceksek power bankını kullanmam lazım. >> Abi bir yayın yenileyelim. >> He >> yayını bir yenileyelim. En azından şey olsun. >> Ne olsun >> yani indirirken kolaylık olsun. Tekrarlayalım istersen. İstersen devam edeyim. Powerbank vereyim >> sen. Nasıl istersen benim için. >> Evet powerbank vereyim. Buyurun kablo vereyim. >> O benim iPhone ya. >> Ha senin iPhone'un. >> He iPhone ona uymaz. >> Al al abi. >> Tamam. Eyvallah. Allah razı olsun. Eyvallah. Tamam. >> Çayımı da içmemiş. Evet çayı içti burada. Tabii şöyle eee Şinas >> bu kapalı herhalde değil mi? >> Yook açık. İstersen bas kenarındaki düğmeye tekrar. Şey yanı yanıyor. Bu >> geldi mi >> buraya? Kimse gelmediydi. Acaba dedim. >> Öbür öbür tarafa tak abi. Bakayım senin deine sen nereye taktın? >> Geldi galiba. Geldi. >> Nereye taktın onu? USB girişi değil mi orası? Tamam. Sen USB'ye değil yukarıya taktın galiba. USB mi o? Geldi mi? geldi galiba ya. Şimdi anlaşılır zaten. Herhalde geldi. Bir bir şey şarj göstergesinde bir şey oldu. >> Böyle bir kıpraşma oldu. >> Kıpraşma oldu. Y >> şöyle yakında yok yani. Elektrik kablosu uzak yerde. Eee böyle buraya yakın bir elektrik yok. Bir daha geldiğimizde uzatmayla geleceğiz. Sıy kablo işkale geleceğiz. Şarzımı doldurduğum halde bitti erken. Batarya batarya %75'ti. O yüzden >> Evet. >> Bunlarda sıkıntı oluyor. >> Evet. Evet. >> Evet. >> Jeneratör ya yok. Bir seyyar kablo var orada. Şey priz. Bir seyyar kablo çekmemiz lazım. Kablolar uzakta. Yarın bir daha geldiğimizde öyle geliriz ki zaten herhalde yarın birkaç gün sonra ben gideceğim. Yarın ya da öbürsü gün hicret devam, sefere devam. Buradan of tekrar pazar. Sonra diğer kardeşlerin yanına hacca gideceğiz. Şimdi birkaç gün eee Şinasi'yi işgal ettim. Birkaç gün Şinasi'yi de hacc yapıyoruz. Ondan sonra diğer kardeşlerimin yanına gideceğim inşallah. Kur'an talebeleri de gezip Kur'an talebelerinin gözlerine bakıp onlarla Kur'an'ı konuşup Kur'an'la alakalı hac yapmak en büyük şeyimizdir. Mikrofonu kapat. >> Kapatayım mı? >> Ay yok orası için. Sonra ararım seni. Sonra ararım seni. >> Neredesin? >> Dersteyiz. Derste. >> Ha tamam. Evet abi. >> Evet. >> Açtın mı sesi? Eyvah Taha. Buyur kardeşim. Taha yayına gelmiş. >> Taha kim? Taha birlikte videolarımız var. >> He eyvallah. Ben görmüyorum senin elemanları da. Benim buradakiler bizim tımarhanenin delileri şu anda 30 kişiyiz. Bizim bizim deliler az ama harbi deliler sağ olsunlar. 30 tane. Sende kaç tane? >> Burada mı? >> He >> burada deli çok az. >> Yok yok senin şeyde >> ha 80 kişi >> 81 oldu. >> Eyvallah. Neyse onlar da bizim sayılır. Bizi duyuyorlarsa. Evet. Evet. Evet. Kardeşler, eee, kaç saat oldu şey? Ne kadar zaman oldu? >> Yani biz buraya 8.30'ta geldik. >> Eee, evet. Ne kadar toplam görme? Kaç? 5 saat. >> 9,5 10,5 11 3 saat olmuş. >> 3 saat olmuş. Eee, bize her yer eyvallah. O halde biz müsaade isteyelim. Eee, teşekkür ederiz kalıp dinlediğiniz için. Ben kardeşime de teşekkür ediyorum. Allah Azze ve Celle'nin kitabını anlatmaya çalıştık. Eksiklerimiz mutlaka vardır. Eee, tamamlamak için çaba gösteriyoruz. Bu böyledir. Kur'an'a talebe olup Kur'an'ın bizde var etmek istediğini ve topluma ne eee anlatmak istediğini anlamaya çalışıyoruz. Rabbim bizi ona talebe olmaktan uzak etmesin. Yanıla yanıla öğreneceğiz doğruları. Eksile eksile bazen eee tamamlanacağız. Ama mesele şu. Biz aslında eksiklerimizi değil fazlalıklarımızı törpülüyoruz. Fazlalıklar ne? Sırtımıza vurdukları o rivayet çukurunun bizim üstümüze yıktığı pisliklerden temizlenmeye çalışıyoruz. Allah Azze ve Celinin kitabını da tahlil noktası, yönlendirici ve öğretici olarak kabul ediyoruz. Allah'ın bizim rabbimiz olduğunu, ondan başka da Rab olmadığını kabul ediyoruz. Geceniz hay olsun. Ben teşekkür ediyorum kardeşime de oradaki kardeşlerime de. Kalın sağlıcakla. Evet, destek verenlere, izleyenlere ben de teşekkür ediyorum. Allah hepinizden razı olsun. Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a emanet olun. Görüşürüz. >> Allah'a emanet. Kalın. Sağlıcakla. >> Görüşmek üzere. Sağ olun.