Transcription
Bir cerrah olarak keşke herkes bilseydi dediğiniz ne var?
Benim dört doy kuralımı mutlaka herkesin öğrenmesi ve bilmesi lazım.
Televizyonlarda sporcuların kare kare öldüğünü bu nedenle görürsünüz. Bir kadının ömrünün erkekten daha uzun olduğunu net bir şekilde tarif ediyoruz.
Erkekler ölüme hep daha mı yakınlar?
Erkekler daha çabuk ölürler.
28 yaşında size 5 sene ömür mü biçildi? Böyle yaparsan böyle olur. Spor aşırı yapma. Şunları yap ama bunları yapma. Oğlum böyle bir şey yok.
Gelecek 10 yıl için en tehlikeli hastalık ne olabilir desem ne söylersiniz?
Bağırsak acaba ikinci beyin midir? Değil mi?
Böyle bağırsağın beyinle alakası yok.
Beyine hükmedebilir miyiz?
Beyine hükmedebilmek için de kadın olmak lazım.
Tabii ki. Modaya bağışıklık sisteminizi güçlendirin. Selenyum da alın. Çünkü o da saçma sapan bir şey yani.
Ne diyorsunuz ya? Böyle bir şey yok.
Peki niye tehlikeli görüyoruz ateşi? Vücut işte o da toplumun yanlış bilinçlenmesinden başka bir şey değil. Evet. Her ameliyat eyvah ne yapacağım diye başlar.
[Müzik]
Tıbbın perde arkası. Doğru bilinen yanlışlar ve şahane sağlık önerileriyle gördüğünüz gibi neden doktorumla sizlerle birlikteyiz ve bugün çok önemli bir konuğum var. Bu bölümde bir cerrahı konuk ediyorum ve sağlıkla ilgili aklıma gelen bütün soruları soruyorum. Cevabı da birlikte alacağız. Operatör Doktor Osman Kenan Kahyoğlu bizlerle beraber. Osman hocam hoş geldiniz.
Hoş bulduk. Ama sorulara geçmeden önce size küçücük bir hediyem ve imtihan soru.
Hediyelere bayılırım. İmtihanları hiç sevmem.
Bu küçücük çantanın içerisinde bir şey bulacaksınız.
Bakayım hocam.
Hayatın temel taşlarından bir tanesi nedir? Bir taş.
Tuz.
Evet.
Kaya tuzu.
Kaya tuzu. İnsanoğlunun kaya olarak
çok teşekkür ederiz.
Taş olarak yediği en önemli element tuzdur. İnsanlar tuzla ilgili geçmişte yüzlerce insanın öldüğü büyük savaşlar vermişler. Bugün tıbbi tedavilerde ileride eğer sorarsanız konuşacağımız tansiyon, hipertansiyon ilişkisi ve bunlar için yapılacak olan tedavilerde neler yanlış yapılıyor, neler doğru yapılıyor onları birlikte konuşabiliriz. Ama sodyum klorür,
tuz. Şimdi tuza bakın. Sodyum. Sodyum nedir?
Toz ama tuzdan kaçının diyorlar hocam.
E ama sodyum bir eee çok ciddi bir element. Patlayıcıdır,
yakıcıdır. Klor nedir? Klor sihirli bir gazdır.
Sihirli bir gaz.
Bu gaz eğer akciğerlerinize solursanız eğer bir bardağın içerisinde yoğun bir klor verirsem size içer misiniz? İçmezsiniz. Ama iki tane zararlı element evrende bir araya geliyor,
şifayı oluşturuyor.
Sodyum klorür denilen müthiş yaşamın en temel taşlarından bir tanesini oluşturuyor. Bu insan hayatının en önemli felsefi değerlerinden biri bence. Şimdi mutlaka da dikkat edin.
Eee, neden doktorum da aklıma gelen soruları soracağım ve siz de sevgili seyircilerimiz bu programı izledikten sonra bu aldığım bilgiler gerçekten hayatımda çok işe yarayacak diyeceksiniz. İlk sorum şu olacak size. Bir cerrah olarak keşke herkes bilseydi dediğiniz ne var?
Benim dört doy kuralımı mutlaka herkesin öğrenmesi ve bilmesi lazım.
4D kuralı diye bir kuralım var.
Nedir 4D kuralı? Düşmeyin.
Evet.
Bu ileri yaşlardaki insanların düşme sonucunda hayatlarını kaybetmeleri, denge kusuru yüzünden hayatları kaybetmelerinin önemli nedenidir. Düşerler kolu kırılır. Siz kolunuzdaki kırığa bakarken, doktor kolundaki kırığa bakarken aslında düşmesinin sebebini sorması ve araştırması lazım. Genelde de yapılmaz. acaba beyin kanamasından mı düştü yoksa hipertansif bir atak mı geliştirdi yoksa kardiyak bir problem mi düştü? Bunu mutlaka çok iyi bir şekilde değerlendirm
yani sonuçla ilgilenirler. Süreç çok önemlidir aslında.
Evet. Aslında orijine gitmek, esası bilmek, düşme sebebini bulmak, düşmenin yarattığı problemleri çözmekten çok daha önemlidir. Peki
ikincisi hayatın en temel prensibi doymayın. Görmek çok kolay gibi gözüküyor. Ama eğer longevity sorarsanız bana ya da yaşamın, uzun yaşamın, yaşamı uzatmanın hani moda olan uzun yaşam sırlarından bahsetmemi isterseniz,
isteriz tabii
bu konuyla ilgili eee doymayın meselesinin ne kadar önemli olduğunu o gün o zaman mutlaka öğreneceksiniz. Üçüncüsü durmayın. Eğer hayattan sıkılır, bir kenara çekilirseniz, bir odaya kapanırsanız, bir yerde oturmaya kalkarsanız, küçük hareketleri yaparsanız, yapmazsanız o zaman hayatınızın ve ömrünüzün bir miktar kısaldığını görebilirsiniz. Çünkü durmayın derken müthiş sportif faaliyetler yapmaktan sizi men ederim. Doğru iş olmaz. Çünkü aşırı spor hipertrofik kalp dediğimiz kalp adelesinin tamamen büyüyerek tıpkı bir eee pazı adelesi gibi içerisinden geçen üç tane koroneri sıkıştırması nedeniyle kalbinizin pat diye durduğunu görürsünüz. Televizyonlarda sporcuların kare kare öldüğünü bu nedenle görürsünüz. Sporcu getirirler. Hocam bunu bir imza atı ver. Lisansını alacağız. Getir göreyim. Ya o sporcu hiçbir şey yok. Hayır, hipertrofik kalbi olabilir. Ben e 4 yıl e Türkiye Viyatlon Milli Takımının doktorluğunu yaptım. Bu arada iki tane sporcuyu hipertrofik kalp nedeniyle umut vadeden sporcuyu spordan uzaklaştırmak zorunda kaldım. Bu çok önemli bir şey. Spor yapacağım diye benim hastalarım 505 yaşının üzerinde e işte biraz yürü dediğimizde ertesi gün hocam 25 adım yürüdüm. Çok sağlıklıyım diyor. E bu dehşet bir şey. Çünkü biz neden durmayın diyoruz? Eğer sedanter bir hayatınız varsa, damarlarınızdaki kan pıhtılaşmış ve iyi akmıyor ise zaten damarlarınızda eğer sertleşmişse bu durumda emboli dediğimiz ciddi hayatı tehdit eden ağır riskler oluşur. Ama siz ufak ufak yürüyorsanız, küçücük hareketler yapıyorsanız o zaman dolaşım bu sistemi besleyerek kanın pıhtılaşmasını engelleyecektir. Böylece durmayın da geçtik. İkincisi son
düşme dediniz doyma kalın
dengede kalın
her zaman dengede kalın neden size basit bir örnek vereceğim pankreasınız
evet
pankreasta iki tane hormon var bir tanesi ensülin
evet
diğeri glukagon biliyor musunuz sizl
baş belası ünsül
evet ama enteresan bir şey söyleyeceğim şimd eee bir organın içerisinde iki ayrı hücrede aynı organ içinde iki Birbirine zıt hormonun salgılanması, buna rağmen hayatın dengede olması müthiş bir yaratıcı özellik. Ensülin hücrelerinize girerek kanınızın beslenmesine, dokularınızın beslenmesine, glikozun ve şekerin iyi kullanılmasına yardım ederken glikogon da tamamen tersini yapıyor. Aç kaldığınız zaman karaciğerinizde ve diğer organlarınıza olan birikmiş olan şekerinizi parçalayarak sisteme şeker veriyor. Gikogon kan şekerinizi yükseltiyor. Dolayısıyla bu iki zıt tamamen birbirinin tersinde çalışan iki hormon müthiş bir dengeyle tek bir organın içerisinde yan yana dururken müthiş bir dengeyi oluşturuyorlar. Tıpkı aile hayatı gibi.
Biz yapıyoruz. Evet. Doğru. Biz ne yapıyoruz hocam? O hayatı bozuyoruz. O dengeyi bozuyoruz.
Evet. Beslenme biçiminiz. Doymayın dedik ya.
Kaç öyün diyorsunuz?
E beslenme biçiminde kaç öğünde
ve ne yiyip ne içelim? En zor sorulardan bir tanesi mutlaka insanların protein alması gerekir. Çünkü sistem daima proteinle çalışır. Mutlaka karbonhidrat alması gerekir. Sistem karbonhidratla çalışır. Organizmada iki tane organ beyniniz ve insanoğlunda, özellikle erkeklerde testisleriniz saf şeker kullanır. Saf şeker kullanmak karbonhidrat almakla ancak mümkün olabilir. Vücudun yaptığı yani glukagonun yaptığı, parçaladığı şeker eee vücudun kendisinin yaptığı, karaciğerin yaptığı bir şekerdir. Çok faydalı değildir ama kullanılır.
O zaman şunu mu anlıyorum? Erkekler daha mı çok karbonhidrat tüketmeli?
Evet. Erkeklerin biraz daha karbonhidrat burada mı şanslı hocam?
Erkekler burada şanslı ama kadının şansı ve kadının müthiş özellikleri erkeklerin yanında. Son derece müthiştir. Erkekler onların yanında. Nerede şanslıyız hocam? Baksanıza karbonhidratları erkekler yiyor.
E ama çok fazla değil. O dengeyi kullanmak suretiyle. Ama öyle bir özelliğiniz var ki östrojen denilen hayatı sizin adınıza renklendiren, sizin adınıza koruyan, hayatınızı güzelleştiren, cildinizi güzelleştiren, gözlerinizi parlatan, doğumda bir başka organizmanın, yepyeni bir canlının yaratılmasına destek olan östrojeniniz sizin için dünyadaki en büyük şans. Çünkü östrojen olmazsa hayat androjen kullanan erkeklerde olduğu gibi çok kısa sürer. Mesela genellikle benim hocamın söylediği bir şey vardı. Çok kötü bir vaka geldi. Hocam acilde koş yetiş. İlk sorduğum soru kadın mı erkek mi?
Neden?
Kadınların ömrü daha uzundur. Erkekler daha çabuk ölürler. Kadınları östrojen korur. O yüzden müthiş doğaya indirilmiş, bizim yanımıza indirilmiş müthiş. eee mükemmel organizmalardır.
Erkekler ölüme hep daha mı yakınlar?
Erkekler daha çabuk ölürler. Çünkü androjen onlar için ölümcüldür. 40 yaşında ağır bir travmayla durup dururken ölen çok erkek görürsünüz ama 40 yaşında pat diye ölen kadın genellikle görmezsiniz. Çünkü
damarları östrojen nedeniyle genişlemiştir. Siz bir insanın vücudunda ne kadar uzunlukta damar olduğunu düşünebilirsiniz acaba? Milyon dermişim.
Milyon demeyin ama 100.000 kilometre.
100.000 kilometre tabii. Milyon
yani dünyayı 2 bu5 defa dolaşacak damar sistemine sahipsiniz. Atar damarlarınız yani arterleriniz 202.000 km. Top onun yanında arteriol dediğimiz onlardan biraz daha küçük olan damarlarınız 253.000 km arteriol dediğimiz incecik bir saç delinden daha ince olan damarlarsa 560.000 ketredir. Şimdi erkeklerde durmadan yiyip içen, koşuşturan her türlü yanıltıcı ve zararlı maddeyi kullanma şansına dışarıda sahip olan ağır streslerle başa kalmış bir kimlik. Bir de üstüne üstlük aşırı hidrojen, aşırı hidrojeni de bu arada konuşmamızda fayda var. Aşırı beslenme ile birlikte damarların içerisinde özellikle sigara ve alkol gibi diğer zararlı maddeler gibi kullandığı anda bütün damarların içerisini tıkamak suretiyle damar elastikiyetini bozarlar. Kollateral oluşmaz ve bunlar onlarda emboli riskini ve erken ölümleri müthiş şekilde arttırır.
Peki erkekte testosteronu ne düşürür? Hoppala.
Hayır dediniz ya. Karbonhidrat enerji verir. Erkekte testosteron ne kadında ne erkekte kolay kolay düşmez. Çünkü orijinal bir şey söyleyeyim size.
Evet.
Sizde de androjen var. Yani testosteron. Evet.
Testeron.
Bende de östrojen var.
Kadınlık hormonu.
Evet. Bütün insanlarda
androjen ve östrojen bir arada bulunur. Ama kadınlarda görecej olarak östrojenin hakimiyeti yüksek olduğu için androjen basit bir şekilde durur. Erkeklerde de androjen yüksek olduğu için östrojen basit bir yerde durur. Ama zaman geçti. Erkekler ileri yaşlara geldi. Kadınlar östrojenlerini kaybetmeye başladığı andan itibaren ailenizde yaş almış hanımların birdenbire erkeksi tavırlarıyla birlikte olduğu erkekleri yönetmeye başladığını görürsünüz. Gerçi normalde de yönetirler ama öbür türlü emrederek yönetirler. Evet. Mesela benim babam inanılmaz derecede otoriter bir kimlikti. Bayağı adam gibi adam bir erkekti. 55 yaşından sonra tabağını kaldırmaya, ortalığı silmeye, camları silmeye başladı. Niye?
Neden?
Çünkü anne hakim oldu. Evet. Öz androjenleri azaldı. Görece olarak östrojen hakim olmaya başladı. Bu da işte bir denge unsuru. Yaşamın en önemli dengelerinden bir. O 4D'nin denge unsuru da burada gizli.
Evet. Şimdi hocam kadınlarda da o denge bence menopozla birlikte bozuluyor değil mi? Yani zorlandığımız anlar oluyor. Menopozdaki kadın hayatın her alanında büyük zorluklar yaşıyor. İşte östrojen yok oluyor, çekiliyor falan. Menopoz bir kadın için sizce başlangıç mı ya da hayatın sonu mu?
Hayatın sonu olabilir mi? Mümkün değil. Bir kadının ömrünün erkekten daha uzun olduğunu net bir şekilde tarif ediyoruz. Şimdi menopoza girmeden önce kadınların eğer çalışıyorsa hayatına bir bakın. Birincisi bir kadın dünyaya ovoit dediğimiz iki yumurtalığındaki ovun oluşturan ve her ay yumurtladığı bir yumurta mirasıyla gelir. Sayı fikstir.
Evet.
Yani yarısı bu yumurtanızda, yarısı diğer yumurtada olmak üzere. Erkek öyle değil. Erkek ölünceye kadar sperm üretebilir ama kalitesi düşer. Onu bilemem tabii. Böylesine bir mirasla, yumurta mirasıyla gelmiş olan bir kadın aslında bir tek yumurtasıyla milyonlarca spermle karşılaştığında sadece birisini seçerek o seçici kimliğiyle onunla bir yeni kimlik oluşturur. Bu doğanın ona verdiği müthiş bir hediyedir. bu müthiş hediye ile birlikte eee dünyaya getirdiği yeni bir canlının heyecanıyla ve yapısıyla birlikte vücudu yeni şeylere yeniden alışır. Çünkü normalde yaptığı, çektiği bütün yükler yeni bir hamilelik esnasında iki misline çıkar. İki misline çıktığında en basit kurallardan bir tanesi bir bakarsınız tiroidler büyümeye başlar. Halk arasında guatır denilen büyüyen guatır bezleri görürsünüz. Niçin? Çünkü ihtiyaç artmıştır. Eğer yeterli de iyot almıyorsa fabrika kapasitesini mutlaka büyütmek zorunda kalır. Doğum esnasında, gebelik esnasında bunu karşılar. Doğumdan sonra ihtiyaç azaldığı için bakarsınız Goatır yavaş yavaş gerileyebilir.
Hı hı.
Bu nedenle eee östrojen bittikten sonra aslında tamamen bitmez. mutlaka devam eder. Ama şu mesele çok önemli. Yani kadınlar menopoza girdikten sonra acaba östrojen destekleri almalı mı? Bunu çok görüyoruz. Bu son doğaya hiçbir zaman insanın karşı çıkmaması lazım. Yaratılış bunu böyle yaratmışsa bunu zorlayarak tersine çevirmeye çalışmak bir gün bir bakarsınız bir göğsünüzde östrojen desteğine bağlı meme kanseri gibi abuk sabuk bir hastalıkla karşı karşıya kalabilirsiniz. Çünkü menopoza giren hanımlarda özellikle jinekologlar böyle bir destek vermeden önce mutlaka cerrahi muayene ile memelerin kontrol edilerek risklerin olup olmadığını araştırması gerekiyor.
Birkaç sorum olacak meme kanseri ile ilgili. Mesela meme büyütmek için kullanılan silikonlar var ya onlar kanser yapıyor mu? Kullandığımız iç çamaşırlarında bazı destekler var. İşte altında bazen teller var. Bunlar meme kanserini tetikliyor mu?
Yok. Bunlar eee normalde özellikle implantlar, meme implantları kullandığınız zaman ileri dönemlerde bugüne kadar uzun zamandan beri yapılan implantlarda bunların kansere dönüştüğü hakkında çok ciddi bir yayın yok. Ama ben bunların son zamanlarda bu konuda özellikle çalışmış detaylı bu konuda bilgi sahibi olanlar ne söyler bilemem ama ben cerrah olarak baktığımda meme implantı kullandığı için kanser olmuş bir meme kanseri ameliyatı doğrusu yapmadım. Evet.
Dışarıdan kullanılmış balenli destekli sütleyenlerinde baskı nedeniyle meme kanseri oluşturacağını, dışarıdan meme kanseri oluşturacağını da doğrusu düşünmüyorum. Ama bu hormonal nedenlerle, kullandığınız toksik malzemeler nedeniyle, kullandığınız destekleyici östrojen tedavileriyle mutlaka olur.
Peki kıymetli hocam aslında ben hikayenizi size hatırlatmak istemiyorum ama belki birçok şu anda bizi izleyen, takip eden seyircilerimize de güç olması niteliğinde sizin hikayenizi paylaşmak isterim müsaade ederseniz. Hani derler ya sevgili seyircilerimiz bana benim gibi damdan düşen birini getirin. Yani gerçekten hocam çok zorlu bir süreçten geçmiş. Cerrah olduğu ilk yıllarda istenmeyen bazı olaylarla karşılaşmışsınız. Kanser olmuşsunuz. E az önce dedik ya hani rutin muayene çok önemli. İsterseniz siz anlatın. Bir gün elinizi göğsünüzü atıyorsunuz ve bir kitleye rastlıyorsunuz.
Evet. Aşağı yukarı 28-29 yaşlarındayım. Yeni cerrah olmuşum ve bir şehre tek cerrah olarak atanmışım. Akşam otururken o zaman işte gömlekler mi o da biraz yakalar açık. Elimi koyduğumda böyle 1 cimlik bir şişlik dikkatimi çekti doğrusu. Hemen masadan kalkıp aynanın karşısına geçip bir şey mi ısırdı acaba diye baktığımda orada 1 cimlik cilde fikse bir oluşum dikkatimi çekti. Bu fikse olması çok ciddi bir problem bence. Hemen ertesi gün süratle ameliyat olmak ya da onu oradan çıkartıp patolojik tetkik oluşturmak için müracaat ettiğimde kendi hocalarım da bana eee yani yazamanı istirahat istiyorsan verelim ilk gittiğin yer biraz zorladı galiba gibi.
Sende bir şey yoktur yani.
Eskirler yapmıştı.
28 yaşındaydım.
Mutlaka alalım deyince eee hem de geniş alalım dediğimde alındı. İki gün sonra hocam kapıdan başını uzattığında gözlerinden akan o yaşları gördüğümde ne olduğunu anlamıştım zaten. Dünyadaki en riskli kanser türevleri aslında sarkomlardır. Bunlar mezanşimal menşeydedir. Yani genetik yapınızda getirirsiniz. En agresiflerdir. Hiçbir şekilde kemoterapiden ya da radyasyon tedavisinden istifade etmezler. Çok süratle yayılırlar. E biçilen ömür de 5 seneydi. Max
28 yaşında size 5 sene ömür mü biçim?
Evet. Yeni gelmişim. Oğlum daha 89 aylık. O şehirde uzun bir hayattan sonra hayata başlayacağım ve insanlara yardım edeceğim. Yüzlerce insan keseceğim. Ondan sonra bir sürü patoloji raporları, bir sürü tetkikler yurt dışı eee vesaireden sonra yapılacak hiçbir şey yok. Duruma bakacağız ve takip edeceğiz diyerek hayat devam etti. O iki sene bugün beni bu yaşlara getirdi. Çünkü burada her zaman hekimin söylediği, tıbbın söylediği önemli şey erken taşı. Çünkü 5-6 cmden önce böyle bir vaka literatürde o zaman tespit edilmemişti. Erken davranış biçimi. 1 buç 2 sattirken fark etmek ki sezgisel bir şey bilemiyorum. Eee, bugün benim hayatta hayatta olmamın en önemli sebebi basit bir şey de geçirebilirdim ama o fiksasyonu görmek, yüzlerce vakaya dokunmuş olmak, orada bir şey olabileceği endişesiyle beraber biz ona sans klinik diyoruz. Yani bakarsınız hiçbir şey yoktur. Ama bir doktor gelir 3040 senelik tecrübesi vardır. Bak bu hastalıktır der. Nereden anladın hocam derler. O sans kliniktir, tecrübedir. Hayatta böyle tecrübelerle dolu olmalı. Yaşadığınız her şeye tecrübe diye bakmalısınız. Ben şimdi insanlara bakıyorum. Çocuklarına kendi hayatlarının tecrübelerini komprime bir tablet gibi yutturmaya çalışıyorlar. Böyle yaparsan böyle olur. Şunu yaparsan şöyle olur. Çok kitap oku. Spor aşırı yapma. Şunları yap ama bunları yapma. Oğlum böyle bir şey yok. evinde hiç kitap okumayan, birbiriyle sürekli kavga eden ebeveynlerin olduğu bir yerde çocuğa kitap oku, dersine iyi çalış. Niye çalışsın?
Kimseyle de kavga etme bak. He derseniz bu olacak bir şey değil. Hiçbir şeyi komprime olarak insanlara yediremezsiniz. Tecrübeleri böyle geçiremezsiniz. Hayat tecrübe etmekten sakınmayan insanların hayatıdır. Tecrübe etmezseniz sedanter kendi başınıza öyle hiçbir şeye karışmadan, et diye, süt diye karışmadan hayat yaşarsanız sonunda sakin, sessiz, hiçbir tecrübesi olmayan, aktaracak hiçbir bilgisi olmayan kimlik olursunuz.
Evet.
Her renge bulaşmalısınız. Her şeyi yaşamalısınız. Çoluğunuz, çocuğunuz, yanınızdaki dostlarınız, çevrenizdeki insanlar sizin yaşantınızı bir tecrübe birikimi olarak algılamalı ve o tecrübeyi onlar kendileri edinmeli. Çünkü yaşam böyle bir şey.
Evet. Tecrübelerinize ihtiyacımız var hocam. Öncelikle kiloyla başlayalım. Şöyle, çağımızın hastalığı obezite değil mi? Hatta size şunu sorsam, gelecek 10 yıl için en tehlikeli hastalık ne olabilir desem ne söylersiniz?
aslında
ya da bizi bekleyen tehlike ne?
Sizi yani insanoğlunu bekleyen tehlike tabii ki beslenme ile ilgili ve hava kalitesi ile ilgili meselelerdir. Ama beni asıl ilgilendiren doğal olarak sorduğunuz en büyük risklerden bir tanesi bugün dünyaya baktığınızda, ülkemize baktığınızda obezitedir. Şimdi ben size bir soru sorayım.
Zor olmasın hocam.
Asla zor olmayacak.
Peki.
Et yiyorsunuz.
Evet.
Eti eritiyorsunuz.
Evet.
Mideniz et mi? Et. Evet.
Onu niye eritmiyorsunuz?
Bilmem.
Bilmiyorum. Niye?
Evet. Onu eritmiyorsunuz. Çünkü doğa öyle bir şey ki daha ağzınıza lokmayı aldığınız andan itibaren tükrüğünüzdeki pityyalinle birlikte gıdayı sindirmeye başlıyorsunuz.
Yani sindirim ağızda başlıyor.
Ağızda başlıyor. Sindirimi ağızdan eee makat çıkışına kadar geçen dehşetli bir komponent. Bunu hazmetmeye başlarken bir taraftan da parçalıyorsunuz. Parçalayıp mideye göndermeye çalışıyorsunuz. Midede ne oluyor? Midede hidroklorik asit var. Asit var. Bu hidroklorik asit dediğimiz ciddi bir asit ve yediğiniz gıdaları eritmeye başlıyor. Sonra mideniz pepsin diye bir şey salgılamaya başlıyor. O pepsin de o eritilen gıdaları aminoasitlerine parçalıyor. Bir bulamaç haline getiriyor. Ve bu bulamaç işte kimus dediğimiz bir mide usaresi oluyor. O 12 parmak bağırsağınızda bağırsaklarınıza ince bağırsaklarına geçiyor. Kilus dediğimiz bir malzeme oluşturuyor. Sonra onun içinden vesaire vesaire ile ileride konuşacağımız bağırsak acaba ikinci beyin midir? Bana sorarsak bağırsak bağırsaktır. Beyin de beyindir. Böyle bağırsağın beyinle alakası yoktur. Bağırsak beynin emrettiklerini yapar. Beynin talep ettiklerini emer. Beynin talep etmediklerini diyebilirler. Acaba hangisi acı alıp açıp bağırsağa orasından kesip burasından kesip onu oraya dikip bunu buraya dikip kat dikiş ettikten sonra aralarında anastamoz yapıp içini çevirip mukozasına bakıp içindeki dışkıyı ya da kilosu görmüş ki acaba anlatanlar. Anlatanlar kitaptan ya da resimlerden
kitabi bilgilerle diyorsunuz.
Ben ben makroskopik çalışırım. Yani bağırsak ne yapar aslında? Ben size bir şey söyleyeyim mi? Biz beynin em bizim vücudumuz ve tüm organlarımız beynimizin emrinde çalışan zavallı işçi sınıfıdır.
Ama diyorlar ya bağırsak mikrobiyatası bozulduğu için bütün organlarınız hastalanıyor.
Bağırsak mikrobiyatası bozulduğunda hiçbir organınız hastalanmaz. Bağırsak mikrobiyatası da asla bozulmaz. Yani bazılarını öldürebilirsiniz, bazı faydalıları zorlayabilirsiniz. İşte bağırsağın ilk yerinde laktobasilüslar vardır. Probiyotikler alırsınız, probiyotikler alırsınız. Bozulmaz. Yediğiniz bir şeyle beraber bağırsağınızdaki bakterilere gıda maddesi yollarsınız. bağırsağınızdaki mikrobiyata dediğiniz ona yolladığınız gıdaları parçalayan, onu hazmeden, oradan ürettikleri bazı şeylerin insan vücuduna geçmek suretiyle faydalı olmasını sağlayan, onu emen, suyu emen, proteini emen, karbonhidratı emen ama bunun beynin talimatıyla yapan bir organizmadır. birisinin üstünde talimat veren varsa öbürü ikinci beyin, 5inci beyin diye adlandırılamaz. Bağırsak bağırsaktır. Beyin de beyin. Şimdi beyin öldüğü zaman diğer organlarınız çalışıyor mu? Çalışıyor. Beyin önümü gerçekleştirenlere böbrek nakli alıp böbreği götürüyorsunuz. Öbür tarafta eee başka bir insanın bedeninde başka bir beyne hizmet etmeye çalışıyor. Beyin dediğiniz şey sizden habersiz bir kutunun içerisinde 12 tane kafa çifti sinir beyninizin kutunun demir eee kemik kutunun içerisindeki deliklerden çıkıyor. Bütün vücudunuza dağılıyor. Bir de arkadan omurlik denilen bir uzantıyla beraber bütün vücudunuza o hükmediyor. O ne derse onu yapıyorsunuz. Bütün organlar ne derse onu yapıyor. O ölçüyor dengeyi.
Beyine hükmedebilir miyiz?
Beyine hükmedebilmek için de kadın olmak lazım.
Tabii ki.
Ya insan beynine hükmedenler ancak kadınlardır. Özellikle ercekin beynine. Bu tabii bir espri ama beyninizi yönetirsiniz. Çünkü beyne de iyi bakmak lazım. Beyin beyin dediğimiz şey
%75'i beyaz cevherdir. %25'i de gri cevher. Hani beyinin üstünde böyle eğer beyin görmüşseniz eee ya da yemişseniz böyle kıvrım kıvrım kıvrım küçük yerler vardır. O beynin %25'ini teşkil eder. O aşağı yukarı açtığınızda bunu 1,5 metre²elik bir alan oluşturduğu söylenir. %75 Şu anda beni dinliyorsunuz.
Evet.
Şu anda aklınızdan soracağınız sorular geçiyor.
Vereceğiniz cevaplar geçiyor.
Işığa bakıyorsunuz. Kamerayı kontrol ediyorsunuz. Ben de bakıyorum. Ondan sonra ne söyleyeceğim ve benim söylediklerimden ne anlam çıkartacağınızı düşünüyorsunuz? Milyonlarca bitlik bir bilgi alışverişi yapıyoruz.
Evet.
Şimdi o beyninizin %75'ine asla hükmedemezsiniz. O sizin dışınızda geçmişten, insanlığın yaratılışından beri var olan bütün bilgileri kısaltılıp küçültüp onun içerisine yerleştirilmiş ve taşıyan bir organdır. Şu anda benimle konuşurken kalbiniz atıyor mu?
Evet.
Durdurabilir misiniz?
Şu anda bağırsaklarınız hareket ediyor mu? Ediyor. Akciğerleriniz soğunlu yapıyorsunuz. Nefes alıp veriyorsunuz. Kalbiniz çalışıyor, aklınız çalışıyor. Sıcağı soğuğu basıncı kontrol ediyorsunuz. Bu işleri o %75 yapıyor. Şimdi gelelim sorunuza. Beynimize hükmedebilir miyiz? O %25 boş geliyor. Bu dolu ya %70. Her şeyi o organize ediyor. Hipotolamus orada, hipoviz orada, her şey her şey. Ama o %25 boş geliyor. Doğar doğmaz o boşluğu kodlamaya başlıyorsunuz. Tıpkı bilgisayarda kodlar gibi. Ayağa kalkmayı, sıcağa su konuşmayı, annenizin, babanızın sesini, büyüdüğünüz zaman edindiğiniz o biraz önce söylediğimiz tecrübeleri, bütün yaşadıkları,
yeme alışkanlıklarınızı, davranışlarını, davranış biçimlerini yaşamda tecrübelerle ve yaşanmışlıkla elde edilmiş olan her şeyi oraya kodluyorsunuz. Bilimi oraya kodluyorsunuz. Tecrübeleri oraya kodluyorsunuz. eğitiminizi oraya kodluyorsunuz ve o kodladıklarınız ancak ve ancak Einstein'da bakmışlar %1718'ini doldurabilmiş diye böyle bir hikaye var ama dolduramazsınız. Çünkü işte oraya hükmedebilirsiniz ki yaşam oraya hükmetmek üzere kurgulanmış. Ebeveynleriniz sizi iyi bir insan olmaya, doğru bir insan olmaya, iyi eğitim almaya, işte insana saygı göstermeye, adalete, hukuka, insan haklarına saygı göstermeye, sizi entegre etmeye çalışmışlarsa eğer o zaman beyninizi ama hangi tarafını o %75'i kodlarsınız. Ama onun altında da tabakalar var. Mesela bana derler ki, "Ya hocam çok iyi bir insan. Harika bir insan. Bir kusur var işte birazcık böyle bir şeyler içince birdenbire şaşırıyor. Bence en kötü insan. Çünkü o beyni eğitmek ve üretmek üzere yapılmış işlerde topluma kendisini sevdirebilmek için kendi yüzünü bir maskenin arkasına gizlemiş ve arka tarafta bütün zorlukları, bütün kötülükleri, bütün problemlerini biriktirmiş olan bir kimliktir. Freud'un psikoanalizi de zaten bunun üzerine dayanır ve arkadan inanılmaz kimlikler çıkar. biraz kendisini kaybeden birisiyle beraber olduğunuzda eğer eşine, dostuna, komşuya, çoluğa, çocuğa, hayvana eee yaşayan diğer canlılara karşı hareketlerinde bir eee absürt bir tarz görürseniz ondan hemen uzaklaşın.
Galiba sağlık bir bütün değil mi hocam? Yani ruh ve beden sağlığının bütün olması gerekiyor sağlıklı olabilmemiz için.
Kesinlikle hemfikirim. Harika bir soru sordunuz. Harika isabetli bir yere değdiniz. Çünkü biraz önce söylediğim gibi sizi o 12 çift yönetiyor. Beyninizden çıkan o 12 çift sinir. Öyle bir şey ki bu sinirler size adelenizin katılmasını öğrettiği gibi adelenizin gevşetmesini de öğreniyor. Eğer edindiğiniz kötü tecrübeler ya da eee yaşadığınız kötü anılar varsa biriktiriyor ve o anılarla bir daha karşılaştığınızda size bir deneyim oluşturarak buna karşı tedbir almanızı öğretiyor.
Biz insanoğlu ne yaparsak bu ruh ve beden bütünlüğünü bozarız?
Eee, ruh ve beden bütünlüğünüzü bozmanız mümkün değil. Hatta ruh bütünlüğünüz bazen beden bütünlüğünüzün önüne geçiyor. Çünkü biraz önce söylediğim gibi beyniniz aslında diğer organlara hükmeden ve onu yöneten bir kimlik. Şimdi bazı hastalıklar, pek çok otoimm dediğimiz hastalıklar ruh sağlığınızın bozulmasıyla birlikte oluyor. Çünkü panik ataklarınız, ciddi problemleriniz, eee, stresleriniz, yaşadığınız ya da aldığınız toksik elementler nörolojik sisteminize etki etmek suretiyle bağışıklık sisteminizi devreye sokuyor. Bu bağışıklık sistemi normalde size hiçbir şekilde zarar vermeyen, sizi koruyan hatta son zamanlarda modaya bağışıklık sisteminizi güçlendirin. Selenyum dağılın da saçma sapan bir şey yani.
Ne diyorsunuz ya? Böyle bir şey yok. Bağışıklık sistemi zaten konjeniter olarak size gelir. Bağışıklık sistemi nedir? Bağışıklık sistemi
doğuştan gelen bir şey midir? doğuştan gelir. Çünkü bağışıklık sistemini oluşturan timus bezi dediğimiz genç yaşlara kadar 202 yaşlara kadar olan bir bez şeyde durmadan Anadolu buraya göğsüne bağrına vururusu aktive etmeye çalış Evet. Ama genelde Anadolu'da kadınlar ağladıkları zaman böyle göğsüne vururlar. Orada acıyı dindirmek için galiba değil mi? Belki de bilemiyorum yani ama acıyı dindirmekten üzere eee fazla dayanıklılığını arttırmak o acıya karşı dayanma gücünü verdiğini
düşünüyor ki bağus hemen sternumun arkasındadır. Bir süre sonra kaybolur zatar
bağışıklık işte bağışıklık sisteminin diğer iki organı dalak kemikler. Şu anda kemikleriniz bağışıklık sisteminizin en önemli organlarından bir tanesi ve lenf dokusu dediğimiz hani lenfomalar filan filanlar oluyor ya lenf dokusudur. Mesela lenf dokusu müthiş bir damar sistemi ile birlikte devam eden beyaz kan hücrelerinden oluşan ciddi bir dolaşım sistemidir ve her yerde lenf dokularımız vardır. Bu lenf dokuları dört tane hücre üretir. Birincisi lenfositler. Bu lenfositler herhangi bir mikrop ya da herhangi bir şey karşılaştığınızda ona saldırarak hücum edenlerdir. İkincisi T hücreleri. T harfi timus'la bağlantılı olsun diye söylüyorum. Saldırgan hücrelerdir. Adeta komandolardır. Ciddi şekilde savaşırlar. Ciddi şekilde parçalarlar.
Ama bunlar doğuştan gelir biz.
Doğuştan gelir. Bunlar ilk üçüncüsü. Üçüncüsü makrofajlardır. Makrofajlarda gene kemik iliğinizde, dalağınızda, tüus hücrelerinizde üretilebilir. Bir kan sayımı yaptırdığınızda hekiminiz kan değerlerinizin sadece eritrositine bakıyor olabilir. Ben makrofajlara da, lenfositlere de eee diğer dokulara da bakmayı tercih ederim. Makrofajlar ortalığı temizler, çöpü dağıtırlar. Sonra beta hücreleri gelir. Beta hücreleri de ne yaparlar? O mikroba karşı? antikor üretirler. O mikroba dayanacak, onu nötralize edecek, onu ortadan kaldıracak hücreleri üreterler. Peki o zaman niye ateşimiz çıkıyor bizim?
Niye?
E ne oluyor? Ateş, ateş iyi bir şey midir?
Ateş galiba vücutta bir alarmdır.
Ateş aslında çok yakıcı olmakla beraber tamamen tersi vücudu koruyan en önemli işlerden bir tanesidir. Vücutta ateş.
Ateş. Peki niye tehlikeli görüyoruz? ateşi vücudu
İşte o da toplumun yanlış bilinçlenmesinden başka bir şey değil. Evet. Ateş vücudun kendini koruma mekanizmasıdır. Nasıl koruyacak? Şimdi ateşiniz 37'ye hipotalamusta bir termostat gibi bir regülasyon merkezi var. 37 dereceye programlanmıştır. Eğer bir organizma vücuda girer ise eğer bir hastalık oluşturmaması için ve o organizmanın yaşamını engellemek için vücut termoregülasyon merkezini pirojen maddeler dediğimiz bir şeyler bunları bağırsaklar mı yapıyor? Yok beyin yapıyor gördüğünüz gibi bağırsak
yani hala beyin yönetiyor bizi. Evet. Dolayısıyla o pirojenler hemen kan yoluyla hipotalamusa gider ateşi yükselt der. Birdenbire ateşiniz çıkacağını nasıl hissedersiniz? Üşmeye başlarsınız.
Düşmeye başlarız.
Vücudunuz diken diken olur deriniz.
Ondan sonra adeleleriniz titremeye başlar. Niye?
Vücut artık termoregülasyon merkezini kendisini korumak için 3839 derecelere ayarlar. Adeleriniz çırpınmaya başladığında enerji üretir, ateşi yükseltir. Eee, üşüme hissiyile birlikte cildinizde olan o spazm kan dolaşımını içeriye doğru çekerek kanın ısı kaybetmesini engeller. Isıyı içeride tutmaya çalışır.
Ne yapmak lazım öyle bir durumda? Ateşli
yani o ateşli durumda eee hemen ateşi düşürmek gibi saçma bir hareket yapmamanız icap eder.
Gerçekten mi? Tabii. Çünkü ateş sizi korumak için, organizmayı korumak için yapılmış bir iştir. Tabii ki 39 40 derecelere, 41 derecelere çıkmışsa ateşi eee optimal semiyelere getirmek için çaba sarf edebilirsiniz. Ama ilk çabanız hemen bu ateşi 36,5'lara düşürelim olmamalıdır. Çünkü içerideki hekimi dinlemiyorsunuz. Ne demek içerideki hekimi?
Neden? Neden doktorum? Niye dinlemiyoruz içerideki hekimi?
Evet. Fizyoloji kitabı Sadi Irmak senesinde okuduğu önemli bir sözcük. 1ci sayfa askolta medicum inus. İçerideki hekimin sesini dinle. Şimdi ben hep içerideki hekimin sesini dinlemeye çalıştım. Niye durup dururken açlık hissediyorsunuz? Demek ki ihtiyacınız var. Niye durup dururken tokluk hissediyorsunuz? Demek ki ihtiyacınız var. Niye ateşiniz yükseliyor? Demek ki yükselmesi gerekiyor. Neden? Ateşiniz yükseldiği zaman pek çok bakteri ve virüs yüksek ateş karşısında yaşamlarını devam ettiremezler. O ateşle birlikte bundan kaçan bakteriler ve virüsler tabii ki olabilir ama bunlar geçicidir. Bir süre sonra onlar da bu ateş ve sıcaklık karşısında enerjilerini kaybederler ve hastalık yapma kapasitelerini kaybederler.
Aslında ateş çok büyük bir sinyal vücut için.
Ateş müthiş bir koruyucu faktör vücut için. Peki
içerideki ekibimin sesi.
Peki ne önerirsiniz? Mesela ateşli çocuğumuza ilk yapılması gereken müdahale ne olmalı?
İlk yapacağınız müdahale ateşin bu olağan yüksekliğinin dışında bir yükseklik ise
sirkeli su mudur mesela? Banyoya sokmak.
Yok tabii onlar e
Onlar
yani onlar için bir şey söyleyemem ama banyo söyleyebiliriz. Ama siz ateşliyken sizi anneniz banyoya soktu mu acaba?
Sirkeli su yaptı hocam. Gene ucuz atlatmışsınız.
Öyle mi? Neden? E çünkü banyoya girdiğinizde bir çocuğun içerideki hekim ateşinizi yükseltmeye çalışıyor. Sizi titretiyor. Sizin adelelerinizi zıplatıyor. Enerjinizi yükseltmeye çalışıyor. Siz de dışarıdan anne baba olarak onu düşürmek için ne lazımsa yapmaya çalışıyorsunuz. O zavallı çocuğu o buz gibi suyun altına sokuyorsun. Hiçbir şey yapamıyorsanız ben e buzdolabında ben çok bayılırım. Esprisini de yaparım. Koltuk altınıza buz koyun derim. Kasılarınıza buz koyun. Yüksek ateşliyse ama 40-41 derecelere geliyorsa havale geçirme riski varsa ama buz da koymayın derim. Buzdolabında diprize mutlaka bezelye vardır. Bezelye torbasını alıp onu koyun. Niye?
Gördün mü? Bezelyeyle düşürdüm. Ateşerim dalga geçerim. Ama aslında onun bir pratiği var. Düz bir, kuru buz, düz bir tahta gibi burada tam temas etmez. Ama o kırıklarıyla, küçücükleriyle beraber biraz gevşediğinde o bezelye torbası bu e aksiller alanı tamamen.
Başlığımız şu olabilir hocam. Hocam o zaman başlığımız bu olabilir. Bezelye ile ateş düşürün.
Bezelyeyle 40 üzerinde ateşiniz varsa bezelye torbasına derhal başvurun. Peki insanların farkında olmadan yaptığı en büyük sağlık hataları neler?
Yani farkında olarak mı olmayarak mı onu doğrusu bilemiyorum. Mesela tabii ki ilk başta gelecek olan dumanlı içecekler.
Evet. İkincisi, uzun süre aç kalıp birdenbire çok yağlı, çok kızartmalı, çok toksik, birdenbire yenmiş olan yiyecekler ki bunlar özellikle uzun süre aç kalmalardan sonra mesela ben bir gece eee 1 24 saat içerisinde tabii şim ilaçları da çok fazla yoktu ama uzun açlık nedeniyle mide 5 adet mide perforasyonu operasyonunu 24 saatte yaptığımı bilir. Neden? uzun açlıklar, uzun süre aç kalmalar. Şimdi son zamanlarda uzun süre aç kalın işte 24 saat oruç tutun filan. O sürekli olursa bir süre sonra işte o midenizin içerisindeki hidroklorik asit mide duvarına çarptığında mide duvarının içerisinde bikarbonat dediğimiz bir koruyucu tabaka vardır. Asit de bir kararbonat. Biri asit biri vaz. Birbirlerine dokundukları zaman asit nötralize olur ve mide duvarınızı delip yara yapamaz. E bunu yapamadığı zaman ve uzun süre aç kaldığınız zaman asit miktarı sekresyonla birlikte artacaktır. Vücut akıllıdır. Enerji ihtiyacı var. durmadan enerji ihtiyacı nedeniyle sizi provoke edecektir. Ensülin salgılayacaktır. Midenizden grelin hormonu dediğimiz iştah hormonu salgayarak size
yani uzun süre açlık iyi değil diyorsunuz. Bence iyi değildir. Süreli, çok uzun süreler olmayan zamanlar içerisinde doğru gıdalarla beslenmek üzere
böyle gramı gramına falan
yok gramlar ölçmek yanlış bir şey. İnsan ne kadar yiyeceğini üç aşağı beş yukarı bilir. Zaten keyif için yemek yemekten vazgeçin. Ödül yemeği yemekten vazgeçin. Bir iş yaparsınız hani bir yemek yiyelim. Ödül yemeği ihtiyacınız var. E keyfinizse o zaman keyfin getirdiği zararları da çekmekle mükellefsiniz. Her şeyin bir bedeli var bu dünyada.
Peki diyorsunuz ki yemeği sadece ihtiyacınız için yiye
ihtiyacı yani keyifte alın ama yani eee yiyeceğim diye durmadan. E çünkü çok önemli bir şey daha var. Bakın uzun süre her zaman hepimizin kutsal bir eee şeyi var. Yani bir ibadeti var değil mi? Oruç.
Evet. Ramazan ayı.
Ş oruç tuttunuz. Eğer doğru yapmamışsanız mesela yani sahurda kalkıp yemeğinizi yememişseniz, iyi beslenmemişseniz, uzun bir açlıktan sonra orucunuzu açtığınızda ağzına kadar dolduracak şekilde apur hupur bütün yemekleri yersiniz. Hala gözünüz sofrada ve hala açsınızdır. Her şeyi yemek istersiniz. Niye? Bu basit. Çünkü uzun açlıklarda, uzun açlıklarda ensülin hormonu salgılanmak suretiyle iştahın açılması, enerjinin alınması ve onun dokulara gönderilmesi için talep artar.
Hı hı. Bu talep artışına cevap vermek için siz o açlıkla orucunuzu açtığında hemen ve süratle bütün yemekleri yerseniz daha hazm olmadan, midenizde parçalanmadan, bir kilus haline gelmeden, kanınıza geçip kan şekerinizi yükseltmeden zaten mideniz dolmuştur.
Peki o mideyi bir küçültelim.
A o mideyi küçült
bir küçültelim hocam. Çünkü neden? Mideyi ne kadar küçültürsek o kadar çok ideal bedenimize kavuşuyoruz. Mesela son dönemde mide ameliyatları, mide balonları çok revaçta. Mideyi küçültmek için, daha az yemek için, mide balonu mu, mide ameliyatı mı kilo vermek için?
Şimdi eee o zaman mideyi biraz çalışmamız lazım. Biz eskiden yani eskiden son 10 seneye kadar genellikle eee mide rezeksiyonları yapardık. üvseri olan, midesinde yarası olan, 12 parmak bağırsağında yarası olan, perforasyon riski olan, kanaması olan, pilor sitonozuna giden pek çok vakada midenin dörte çıkartır. Üst tarafında küçücük bir alan bırakır. Onu bağırsakla birleştirerek geçişi sağlardır.
Ama bu bir hastalık içindi.
Bu bir hastalık içindi. Böyle olduğu zaman da mide küçüldüğü için insanlar bir süre zayıflarlar. Birkaç yıl böyle geçer ama siz buna rağmen hala yemeye devam ederseniz mide öyle bir organ ki
yeniden kocaman bir torba haline gelebilir. 30 sene sonra karşılaştığım rezeksiyon yaptığım hastaların koskocaman göbekleriyle karşımda olmalarına alışığım doğrusu. Şimdi yeni usul obezite ameliyatlarında yapılanlar ya da yaptıklarımız nelerdir? Bu defa midemizi yukarıdan aşağıya doğru keseriz ve mide adeta küçük bir tüp ve boru gibi kalır. Dış tarafını, antrum tarafını aldığımızda midenin ürettiği pek çok hormon, pepsin, efendim hidroklorik asit vesaire gibi pek çok madde de ortadan kalgar. Midenin de hacmi küçülür. Pasaj süratli bir hale gelir. Burada üç tane önemli risk var. Mide obezite ameliyatı olanların dikkat etmeleri gereken en önemli özellik dumping sendromudur. Bu markette ya da AVM'lerdeki dumping'e benzemez. Bu
indir nasıl?
Evet. Bu dumping sendromu şekerin süratle hiçbir
İşleme tabi olmadan doğrudan doğruya bağırsağı, oradan da kana geçmesi suretiyle, hele de yüksek şekerli bir gıda almışsanız, şoka girer, küt diye düşersiniz. Dumping sendromu, mide rezeksiyonu olmuş, obezite operasyonu geçirmiş insanlar dumping sendromuna çok dikkat edecekler.
İkincisi B12 eksikliği. Buna da genelde çok dikkat edilmez ama B12'nin kana geçerek, yani intestinal yoldan, sindirim sistemi yolundan kana geçerek size faydalı olabilmesi için mide cidarında intrinsic faktör dediğimiz bir eee salgıyla birleşmesi, ondan sonra bağırsaklarınızdan mideye geçmesi, eee, kanınıza geçmesi söz konusudur.
>> O akış mı bozuluyor orada?
>> O akış bozuluyor. Intrinsic faktörü o rezeksiyonda çıkartıyoruz.
O zaman mide ameliyatı olanların unutkanlığı artabilir, zamanla farklı hastalıklarla mı karşılaşırlar?
>> Burada yeni bir şey oluyor. Doğal olarak da iki şekilde buna dikkat etmek gerekir. Bunun için enjeksiyon yoluyla bu hastalara B12 veririz.
>> Hı hı.
>> Yine bu hastalara oral yoldan emilen, yani ağza alıp eriyen ya da sprey halinde kullanılan, doğrudan doğruya sindirim sistemine geçmeden mukozadan direkt kana geçen eee uygulamaları kullanırız. Ama bu tip hastalar B12'leri için mutlak surette dikkatli olmaları icap eder.
>> Hiç bunlar olmadan midemizi küçülteceğimiz yöntem yok mu hocam?
>> Bir hayat alışkanlığı falan. Şimdi uzun süre yemek yemeyin, uzun süre diyet yapın. Mideniz kısmen küçülür. Hiç siz mide gördünüz mü? Görmediniz. Pek çok kimse de görmedi. Mukoza da görmedi. Mide kalın böyle bir yumak bir et parçasıdır. Bu mideyi ne kadar keserseniz kesin, etrafında o kadar çok kan dolaşımı vardır ki her organda bir sıra damar varken midenin etrafında iki sıra damar vardır. Yemek yedikten sonra kanın oraya göllenmesiyle bu nedenle eee halsizlik ve uyku hali gelir zaten. Çünkü sistemdeki kan da oraya çekilir. Genişleme şansına sahip olan en büyük organlardan bir tanesidir. Şimdi midemize o yüzden dikkatli bakmamız korezonu.
Üçüncü önemli mesele direkt ve kesif alkoller. Doğrudan doğruya kana geçerek, eee, o bu operasyonları geçirmiş olan insanlarda doğrudan doğruya kana geçerek bir şekilde eee nörolojik eee problemlere neden olabilir diye düşünüyorum. Yani midemi küçültmemin yolu az yemekten geçiyor. Az yersek midemiz küçülür. Sonra da bunu hayat alışkanlığı haline dönüştürün. Zaten eee söylemek istediğim çok önemli şey şu: Diyet yapmayın. Yaşam ve yeme disiplininizi değiştirin.
>> Geliştirin ve değiştirin.
>> Çünkü kimse bakıyorum şeylere de kimse lipazdan bahsetmiyor. Mesela nedir?
>> Lipaz nedir? Enzim mi?
>> Enzim. E hazmedici enzim. Pankreasın salgıladığı bir enzim. Hiç kimse leptinden bahsetmiyor.
>> Leptin nedir? Neden doktorum? Niye bunlar önemli?
>> Böyle? Bunlar önemli çünkü biraz önce söylediğiniz denge için ciddi şekilde önemli. Kilonun önemli sebeplerinden bir tanesi leptin hormonuyla ilgili bilgilerimizin eksikliğindendir. Şimdi leptin hormonu yağ dokusunda, adiposit dediğimiz küçük yağ hücrelerinin içerisinde birikir. Ne yapar leptin hormonu? Çok yediniz. Şişmanlamaya başladınız. Yağ hücreleriniz şişti, enerji doldu. O zaman yağ dokusundaki genler aktive olarak kana leptin hormonunu salgılar. Leptin hormonu kan yoluyla gider. Bağırsaklarınıza gitmiyor. Dikkat edin. Beyninize gider. Hani bağırsaklar ikinci beyindi ya. Beyninizdeki hipotalamusu uyarır. Der ki, "Yeter benim enerjim var. Bu enerjileri yakabilirim. Vücuda istediğiniz enerjiyi verebilirim. İstediğiniz gücü verebilirim. O yüzden bu e iştah meselesinde kapatın der." Leptin hormonu salgıladığında iştahınız kapanır. Enerji yakımınız artar. Neyi arttırır? Pankreastaki glikagonu arttırarak enerjiyi arttırmaya başlar. Enerji arttırmaya başladığında bir küçücük risk olmaya başlar. Enerjiyi yakarken kan şekeriniz bu sefer yükselmeye başlar. Şeker hastasıysanız problem var.
>> Eyvah.
>> O zaman vücut o dengesiyle hani dur denge meselesi var ya, hafif de insülin hormonu salgılar. Yükselen enerji yakımıyla yükselen şekerinizi insülinle birlikte eee yakarak hücrelere geçirmeye başlar. Burada bağırsağın da küçük bir rolü var. Bağırsakta iki tane hormon var. Bağırsağın çıkışında inkretin hormonlar dediğimiz GLP1 ve GIP hormonları. Bunlar ne yapar? Bunlar da bir tanesi insülini destekler. İnsülin analoğudur. İnsülinin gücünü arttırmaya çalışır. İkincisi GIP hormonu. İnsülinin etkisiyle hani denir ya, insülin direnci işte kilo almanın sebebi, şeker hastalığının önemli nedeni, o da insülin direncini kırmaya çalışır. Yani periferik direnci kırmaya çalışır. Böylece bir sistem oluşur. Ama bu sistemde leptin konusu son zamanlarda özellikle kilo ve diyabet için çok çalışılan bir konu. Direkt leptin hormonu genellikle çok eee lipodistrofik dediğimiz yağ metabolizmasının bozuk olduğu insanlarda hastane şartlarında verilir.
>> Mesela bu kullandığımız hani son dönemde zayıflama iğneleri var ya.
>> Şimdi oraya geliyorum. Eee leptin hormonunuz kanda ölçülebilir. Kimse de kolay kolay ölçmez. Yani hastaneye gittiğinizde sizin leptininize bakmazlar.
>> Hı hı.
>> Ama leptin hormonu da tıpkı insülin hormonunun insülin direnci gibi hipotalamusta leptin direnci mevcut olabilir. Leptininiz ne kadar yüksek olursa olsun, ne kadar çok olursa olsun leptin direnci olduğu için hipotalamus eee vücuda doydum, iştahı kapatalım mesajı göndermez. Durmadan yemeye başlarsınız. Durmadan yiyerek, durmadan yağ hücrelerinizi zenginleştirip daha çok leptin talep etmeye başlarsınız. Durmadan kilo almaya başlarsınız. Şimdi yeni jenerasyonlarda özellikle dördüncü kuşak diyeceğim, ismini vermeyeceğim bazı enjeksiyonların
>> Zayıflama iğneleri.
>> Nasıl aslında diyabet iğneleri diyelim.
>> Ama hani öyle geçiyor ya hocam. Hatta şimdi görüyoruz mesela bambaşka bir kiloda
>> Akademik söylem.
>> Bir ay sonra görüyoruz. A sana ne oldu diyoruz.
>> Evet.
>> Zayıflama iğnesi kullandık.
>> Değil mi efendim? Doğru. Ama burada biz onlara diyabet eee tedavisinde kullanılan haftalık kullanılan enjeksiyonlar diyelim. Bunların işleri şudur. Bunların işleri özellikle periferik insülin direncini ortadan kaldırmak suretiyle metabolizmanın hızlanmasını, enerji yakımının artmasını, dolayısıyla vücudun enerji kaybederek iştahının kapanmasını, leptini de arttırmak suretiyle kapanmasını sağlamaya çalışır.
>> Zararlı mı bu?
>> Son zamanlarda son zamanlarda periferik direnci yıkan bu dördüncü jenerasyon enjeksiyonların aynı zamanda leptin direncini de yıktığı hakkında bazı yayınlar var.
>> Böylece bu tip ilaçlar hem hipotalamusta iştah kapatma özelliğini ve leptinin kullanılması özelliğini ne oluyor leptin kullanınca? Benim yeteri kadar enerjim var. Hiçbir şey alma. Bir şey yemene gerek yok. Ben sana hepsini veririm diyerek yağ dokusunun harcanmasını ve parçalanmasını destekliyor.
>> Fazla da bir üretim oluyor orada.
>> Fazla fazla üretim, fazla enerji. Bir süre sonra söylediğiniz gibi bu tip insanlarda bakarsınız kilo kayıpları olabilir ama meseleye bana sorarsanız kilo kaybı değil sağlıklı yaşam için.
>> Tabii ne kaybettikleri önemli. Peki sevgili hocam gerçekten verdiğiniz bilgiler bizim için çok kıymetli. Bugün konuyu şöyle kapatmak istiyorum. Mesela bir ameliyat sırasında ya da meslek yaşamınız boyunca tüh şimdi hap uyuttuk dediğiniz eyvah ne yapacağım dediğiniz bir anınız var mı?
>> Her ameliyat eyvah ne yapacağım diye başlar. Çünkü hep söylediğim bir şey cerrahın kesmeye başladığı an değil ameliyathane kapısından girip kesme kararı verinceye kadar aklından geçenlerdir risk. Ne yapacağız? Neyle karşılaşacağız? En basit bir olay bile size müthiş sürprizler açabilir. Son derece olağan gideceğini düşündüğünüz her vaka size birdenbire anormal, aklınıza gelmeyecek sorunlar oluşturabilir ve her ameliyata yetkin bir şekilde hazırlanmanız lazım. Şimdi genellikle ameliyatları alal usul yapılanlar, böyle hemen böyle basit yerlerde yapılanlar çok riskli şeyler. En benim hocamın bana öğrettiği çok önemli bir şey var. En ufak ameliyata en büyük ameliyat gibi hazırlanın. Basit bir şeydi. İhtisasımın ilk zamanları. Küçücük bir hidrom el bileğinde alacağız. A çok basit bir şey. Açtık kanamayı durdurmak mümkün değil. Radyal arterde bir anevrizma ve o arterle beraber o anevrizmanın kanamayı kontrol edecek imkanlarının cerrahi bir şekilde olmayacak hale gelmesi. Koşa koşa çağırırsınız. Hoca gelir böyle 10 saniyede 35 dakikada yapacağınız ameliyat 2-3 saat sürer hastayı zor bela kurtarır hayata döndürürsün. Bu basit bir şeydi. Bu dert bu basit bir operasyon. Cerrahi nöbetinizin gecesinin yarısında saat 12:00'de bir tane kız çocuğu bir kaşı yok. Bir kulağı yok. Arkasına kadar saçlar yok. Bütün kafatası tamamen dışarıda. Çünkü mısır püskülleri, mısır ayıklama makinelerından bir tanesine saçlarını >> kaptırıyor ve o saçlar oradan deriyi ve kafa derisinin tamamını sökerek sizin karşınıza bambaşka bir kimlik getiriyor. Hiç kafa derisi yani Kızılderili filmlerinde olduğu gibi kafa derisi olmayan, hatta gelen o kopan deri parçasının üzerinde bir kaşın bir kulağın olduğu bir parçayla karşılaşıyorsunuz. Ne yapacaksınız? Hangi bilgi ne size bu bunu alıştırdı ki? Bütün hepsini toparlayacaksınız. Hepsini destekleyeceksiniz. Besleyeceksiniz. Damarları bulacaksınız. Ufacık mikrocerrahilerle kan damarlarını bağlamaya çalışacaksınız ve o kafa derisini yüzlerce eee dikiş materyaliyle ve uygulamayla 5-6 saat süren bir operasyonla yerine gideceksiniz ve o kızı hayata geri döndüreceksin. Zor bir iş. Gene aynı şey cerrahi olarak girersin. Ya şurada basit bir apandisit yapacağım dersin. 5 dakikada yapacağınız bir operasyondur. Bir girersin. Apandisit yerinde yok. Nerede yok? Çünkü dikkat etmemiş. Hasta situs inversus totalis.
>> Ne demek?
>> Yani bütün organları ters. Apandisit sağda olacağına solda. Kalbi solda olacağına sağda. Karaciğeri sağda olacağına solda. Bütün organlar ters dönmüş.
>> Apandist arıyorsunuz. Akut batın. Apse var karnın içerisinde ama apandist ortalıkta yok. Nerede bu apandist? Sonra aklınıza gelir. Allah Allah. Şu bağırsağı bir çekeyim. Şuraya bir bakayım. Elimi bir uzatayım. Karaciğer karşı taraf. Tamam o zaman situs inversus totalis. O zaman dizeni değiştirip operasyonu ters çevirelim ve yaparsınız. Al size sürpriz. Ne kadar basit değil mi? O yüzden son 30 seneden beri kalbini dinlemeden sağda mı solda mı olduğunu bilmeden hiçbir hastayla ameliyata girmem. Bu nedenle sürpriz cerrahide inanılmaz bir risktir. Mesela benimle beraber sürekli olarak ameliyata girmiş olan bir asistanım. Asistan yok o zaman bizim hemşirelerden ya da sağlık personelinden eee bize yardımcı destek olan. Hep onunla ameliyata girersiniz. Şimdi ona verin. Benden daha iyi yapan dis ameliyatı yapabilir. Yapar da bir şey yapamaz. Komplikasyonu düzeltemez. Karşılaştığı problemlerle mücadele edemez. Karşılaştığı problemlerin çözümünü bilemez.
>> Hayattaki tecrübeler.
>> Hayattaki tecrübeler gibi.
>> Eğer hiçbir tecrübeniz yoksa.
>> Yeni aşık olmuşsanız.
>> Abuk sabuk bir hareketle karşılaşırsanız tecrübeniz de yoksa saçma sapan yollara gidebilirsiniz.
>> Hayattaki başarı da galiba bununla ilgili değil mi?
>> Başarı biraz önce daha önce söylediğim gibi bırakın çocuklarınız her tecrübeyi yaşasınlar. Onlara komprime, tablet, kendi tecrübelerinizi yutturmayın. Onlar size ait tecrübeler. Siz yaşadınız, siz becerdiniz ya da beceremediniz. Beceremediklerinizi çocuklara aktarmak zorunda değilsiniz. Bırakın onlar da beceremesin. Onlar da öğrensin. Onlar da hayata sağlam >> tutunsun.
>> Hayatta karşılaştığımız zorluklar aslında bizim gelişmemiz için o güzel sürprizler bizim daha iyiye gitmemiz için diyorsunuz.
>> Ne kadar güzel. Ben bile bu kadar güzel bağlayamazdım.
>> Yok hocam çok iyi. Siz çok iyi bağladınız. Çok güzel şeyler anlattınız. Yeniden sizi ağırlamak isterim. Çok teşekkür ediyorum.
>> İnşallah. Ama bir tek kahveyle olmaz bu iş.
>> Bir dahakine böreklerimiz.
>> Börekler açayım.
>> Börekler açacağım hocam size. Çok teşekkür ediyorum.
>> Hoşça kalın.
>> Hoşça kalın.
[Müzik]