📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

OSMANLI'DA TÜRK DÜŞMANLIĞI ve ARAPLAŞMANIN HİKÂYESİ

Prof. Dr. İsrafil BALCI1:25:07

Transcription

Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. Hoş geldiniz.

Bugün tabii önemli bir gün. 23 Nisan. Tüm dostlarımızın, e tüm yurtseverlerin, Atatürk severlerin 23 Nisan Bayramını kutluyoruz. Bu bizim için çok özel, çok anlamlı bir gün. Mustafa Kemal 23 Nisan'ı çocuklara armağan ediyor. 19 Mayıs'ı gençliğe armağan ediyor. 30 Ağustos'u askere, Cumhuriyeti de Türk halkına armağan ediyor. Ne mutlu bu değerlerin kıymetini bilenlere. Ne mutlu onun izinden gidenlere. Ben de bunu bir vefa borcu olarak özellikle belirtmek istiyorum ve böyle başlamak istiyorum.

Kanalımıza yeni katılanlar varsa veya programımızı yeni izleyen varsa, yani programı dinlerken eee bize abone olur eee ve bize eee like'larıyla, yani beğenileriyle, yorumlarıyla destek verirlerse seviniriz. Özellikle de video kanala düştükten sonra bu destekler bizim için önemli. Bir şey beklediğimiz yok, bir şey istediğimiz yok. Sadece bizim hikayemizin sesinin daha geniş kitlelere duyulmasını istiyoruz. Yoksa başka bir derdimiz yok. O yüzden de ne kadar beğeni ve ne kadar yorum, o kadar algoritmada videonun veya programın öne çıkması demek. O yüzden de bu konuda desteklerinizi esirgemezseniz sevinirim.

Bugün güzel bir konu gerçekten de. Aslında programın adını "Türklerdeki Araplaşma Temayülü, Osmanlı'daki Araplaşma Temayülü mü diyeyim?" dedim. Yani nasıl meyl ettiler? Özellikle Osmanlı'dan kastım da Osmanlı idaresi ve daha sonradan da o idarenin ilmiye sınıfının da etkisiyle hızla bir Araplaşmaya doğru evrildiğini görüyoruz. Bu süreci anlamak için bazı tarihi verileri dikkate almak lazım.

Bunun birinci ayağını, yani Osmanlı'daki Araplaşmanın ve Türklerin dışlanmasının birinci ayağını ve en önemli ayağını bir kere belirtelim. Medreseler oluşturuyor. Türklerin tedrisat hayatı, Osmanlı'nın benimsediği tedrisat hayatı burada son derece önemli bir e rol oynar ve bu bir anda olmuyor. Bunun uzun bir hikayesi vardı. Bu hikaye aslında ta Nizamiye Medreseleri ile beraber başlar ve Nizamül Mülk'ün bir projesi olarak da zaten hatırlayın, daha önceden de değinmiştim. Türkleri Maturidi gelenekten koparıp Eşariliğe kaydırmıştır. Bu Nizamiye Medreseleri, bu Türk İslam tarihinde çok önemli bir kırılmadır. Türklerin eee dini hayatında çok önemli bir kırılmadır. Bu aynı zamanda ilmi, siyasi, sosyal alanlara kadar yansımıştır ve Türklerin düşünme kapasitesini felç etmiştir.

Evet. Bugün de anlatacağım. Nizamül Mülk'ten sonra bu Selçuklu medreseleri, Nizamiyeler, daha sonra işte Anadolu Selçuklularında Karatay medreseleri, ondan sonra Fatih dönemi, Osmanlı'nın kuruluşunda Orhan Bey'in İznik'teki açtığı medrese, akabinde Fatih dönemindeki Sahnı Seman, peşinden Kanuni dönemindeki Süleymaniye medreseleri ve e işte medrese reformu. Ama Fatih'ten sonra, hele de Kanuni'ye gelindiği zaman burada bir şeyler olacak ve işler tersine dönecek.

1055'lerde Bağdat'a giriyor Tuğrul Bey. İşte buradan itibaren alırsanız, özellikle de 1070'lerden sonra şartlar değişecektir. Bakınız, eee Selçukluların çok önemli bir veziri var. Vezir elkündür. Bu Nizamül Mülk ve ekibi ehli tasavvuf, ehli hadis ekibi eee baypas edecekler. Sonradan da zaten bir yıl geçmeyecek, öldürülecektir. Bu adam Hanefi Maturidi ekole sahip. Bu adam akılcı birisi. Bununla ilgili videom var. Onu izlemenizi öneririm. Bu adam bu mutasavvuf dediğimiz ehli hadis ekolü dediğimiz bu rivayetçi ekol mesafeir. Bunlara camilerde yer vermez. Akıl ve bilimi esas alır.

Bakınız değerli dostlarım, eee, geldiğimiz yeri bilmemiz gerekiyor. Türklerin İslam'ı ile Arapların İslam'ı farklıdır. Mevali'nin İslam'ı farklıdır. Türklerin İslam'ı biraz daha farklıdır. Mevali'den kastım burada daha çok Acemler. Acemler buna Hint mistisizmini sokmuşlar. Bir süre sonra Türkler etkilenecektir burada. Ama Türklerin İslam'ı, o Maverunnehir havzasının İslam'ı. Elbette ki burada da sorunlar vardır canım. Yani burası cilalanıp da böyle toz pembe edilecek kadar da değil. Ama mevcut şartlara baktığımız zaman o Maverunnehir İslam'ı son derece önemlidir.

Bakınız din bir realite. Ama din işte bugünkü anlatacağımız hikayede olduğu gibi Osmanlı zihniyetiyle beraber toplumu felç ediyordur. Bunun hikayesini konuşacağım bu akşam. Dolayısıyla bu anlayış İmam-ı Azam'dan Maturidi'den gelir. Bunun temeli nereye oturur? Akıl ve bilimdir. Dikkat edin bunu. Akıl ve bilim. Bunun manevi hamurunu Hoca Ahmet Yesevi oluşturur. Hoca Ahmet Yesevi ile beraber ahlak ve adalet aynı zamanda işin içerisine girer. Dolayısıyla de Türk İslam yorumunu özetledim size. Akıl, bilgi, adalet ve ahlak veya vicdan dersiniz buna. Elbette ki sorunlar vardır ama temelde bu felsefe hakimdir. O yüzden Mevali'nin İslam'ında akıl ön plandadır. Türklerin İslam'ında akıl ön plandadır.

Dikkat edin değerli dostlarım. Osmanlı'dan medrese Araplaşana kadar Türkler arasından çok önemli alimler çıktı. İbn Sinalar'dan alınız. Farabiler'e kadar, ne bileyim işte e Ömer Hayyam'lara kadar, ne bileyim Arizmiler'e kadar. Şimdi Ömer Hayyam hocam bu İranlı diyeceksiniz. Bu dönemlerdeki Araplara e şey, bu dönemlerdeki ulemaya bakın. İlim adamına bakın. Ya İranlıdır ya Türktür. Amma ne olduysa sonradan bunun kökü kurudu. Bunu sorgulamamız gerekiyor. İşte bunun köküne indiğiniz zaman karşınıza bir şey çıkıyor. Nedir o? Osmanlı'daki Araplaşma. Medresenin giderek Araplaşması. Aklını kurutmuştur. Aklını dondurmuştur. Bunun temelinde Eşari mantık vardır. Çünkü Eşari mantıkta düşünme yoktur. Eşari mantıkta teslimiyet vardır. Akıl devre dışıdır. Akıl şeytana vesvese veren bir şeydi. Şeytani bir iştir. Temelde nakil vardır. Biz bilemeyiz mantığı vardır. Nakli esas alma vardır. Dolayısıyla Türkler eee bu Nizami medreselerindeki Eşari ekolle kaydırılmakla zihinlerine büyük zehir zerk edildi. Dolayısıyla da burada çok ciddi bir zoka yedik biz ama devam etti. Maturidilik giderek giderek zayıfladı. Bakınız itikatta hala Maturidi, amelde Eşari. Yani bir türlü kopamadık o damardan. Mesela Nizamül Mülk aynı zamanda fıkıh da Şafii fıkhı olarak düzenlemişti. Katı köküne kadar Arapça bir anlayıştır. Sökmedi bak bu. Ama Eşariliği idare de benimseyince bu ister istemez toplumsal hayata, dini hayata yansıdı. Süreç içerisinde çünkü Eşarilik dayatıldı. Daha sonradan da Osmanlı medrese sistemi ile birlikte bu yapı giderek Araplaşmaya doğru evrildi. Ve bu bir projedir aslında.

Yani şunu söyledim buraya kadar. Nizamül Mülk'ün başlattığı bu medrese, Nizamiye medreseleri Türkleri Maturidi eee damardan, yani akılcı ve bilimi esas alan damardan, sorgulamayı esas alan damardan koparıp Eşariliğe kaydırmıştır. Arapçılığa kaydırmıştır. Bu Osmanlıyla beraber daha da ileri boyuta taşınmış ve medrese tepeden tırnağa Arapça bir anlayışla dizayn edilince biz burada zokayı yedik.

Konumuz daha çok Osmanlı olduğu için bu bir altyapıydı. Osmanlı'daki e hikayenin özünde ne vardır? Genelde ben de anlatmışımdır size. Osmanlı'da özellikle Mısır'ın fethinden sonra başlayan bir süreç vardır ve Mısır'ın fethiyle beraber Araplaşmanın giderek arttığını görüyoruz. Neden? Çünkü Mısır'dan eee hoca transfer ediyoruz, ithal ediyoruz. Bu çok ciddi bir kırılmadır. Onun için de Osmanlı'da Mısır'ın fethi çok önemlidir. Ben hatta zaman zaman ironik bir dille de söylerim. Keşke Mısır'ı hiç fethetmeseydik, çok daha iyi olurdu. Yani Türk İslam geleneği açısından. Ve dikkat edin Osmanlı'nın takriben Fatih'e kadar getirirsek ilk üç asrında da fazla bir sorun yoktur. İlk 2 ve 3. asırdı. Asıl sorun 1500'lerden sonra başlıyor. Özellikle de Yavuz, Kanuni dönemleri. Kanuni döneminde Ebu Suud'la birlikte zaten eee Türkler yeterince hırpalanıyorlar. Dolayısıyla da Mısır'daki e etki çok fazla. Ama şunu belirtelim ki bunun bir de öncesi vardır.

Bu itibarla bu akşamın konusunu kafamıza oturtabilmek için size bir şablon söyleyeyim ben. Bakınız Nizamiye Medreseleri bir ayak dedim. Bunu zaten daha önce anlatmıştım. İkinci ayak burada eee Mısır'ın fethidir. Fakat Osmanlı'yı iki eee kategoride ele almak gerekiyor. Bu konuyu anlamak için. Bunun birisi halifeliğin Osmanlı'lara geçmesiyle beraber başlayan bir süreç var. Bir de halifeliğe kadar olan süreç var. İşte halifeliğin Osmanlı'ya geçişine kadarki süreçte hala evet Eşari ekole kaydık ama bu maya çok tutmamıştı. O yüzden de o Hanefi ve Maturidi damar hep var. Hanefilikten hiç kopamadık. Bak dikkat edin. Mesela o Nizamiye Medreselerinin projesi olarak bir türlü Şafii olamadı Türkler. O yüzden bu damar hep devam etmiştir ama cılız [boğazını temizler] kalmıştır. Fakat eee bu halifelik hikayesiyle birlikte biz tamamen Arapçı anlayışı benimseyince zokayı burada yedik. Ancak şunu belirtelim ki Osmanlı'nın bu halifeliğine kadar da bu akşamki özgün söyleyeceklerimden birisi aslında bizde Mısır'daki Arapça anlayış büyük oranda hakim olmuştur medresede. O yüzden genelde Mısır'ın fethiyle beraber başlatılır. Osmanlı'da Araplaşmanın bu dönemden sonra hızlandığına dair yorumlar yapılır. Evet, bir yönüyle doğru ama eksiktir. Neden? Çünkü o zamana kadar yine de Eşarilik var ama Maturidi damar da devam etmiştir.

İş aslında Bayezid'le beraber başlıyor. 1402 Ankara yenilgisi ve ondan sonraki o Fetret Devri. Fetret Devri'nde bir şeyler olacak. Birazdan anlatacağım ve ondan sonra bir de bakacağız ki eee medrese yavaş yavaş yavaş Arapça anlayışa doğru kayıyor.

Dikkat edin sevgili dostlarım. Anadolu Selçuklu Devleti ve ondan sonra onun dağılması ve Osmanlı'nın bu küllerden doğması hikayesi vardır. Anadolu Selçuklu Devleti'nde de yer Türkmenler hırpalanmıştır. Babai isyanları, Baba İshak isyanı aynen Osmanlı'daki eee bu Şahkulu isyanı gibi isyanlardır bunlar. Kalenderi isyanı gibi isyanlardır bunlar. Bunları bir türlü eee tarihçiler tabii önemli tarihçiler bilirler ama bizim ilahiyatçılar pek anlamazlar. Bunları hala köylü ayaklanması diye bir şekilde izah ediyorlar. Bu Türkmen ayaklanmalarının özü nedir biliyor musunuz? Osmanlı'nın ki katı Sünni Selefi çizginin dayatılmasına Türklerin tahammül edememesi ve buna dur demelerinden kaynaklı isyanlardır bunlar. Yani bunların önemli bir ayağını mezhebi kaygıları oluşturur. Elbette ki Osmanlı bunları sömürüyordu ama bakınız bu anlayışa Türkler eee direnmişlerdir. Çünkü Türk İslam anlayışı katı dogmatik, Selefi, Sünni bir anlayış değildir. Türk İslam anlayışı tekrar edelim aklımızda kalması için akıl, bilim. Hoca Ahmet Yesevi ile beraber gönül vardır burada. Vicdan vardır burada. Adalet vardır burada. Ahlak vardır. Hoşgörü vardır. Anadolu'yu İslamlaştıran işte bu hoşgörü damarıdır. Biz aslında damarlarımızdan koparıldık. Bu İslam anlayışı işte Anadolu irfanı olmuştur. O yüzden de bugünkü tasavvuf tarikatların irfan anlayışı deyip de güya o irfan anlayışını temsil ediyorlar diye yorumladıkları anlayış kesinlikle bu Türk İslam anlayışı değildir. Bu tarikatlar daha sonradan Araplaşmış tarikatlardır. Burada insanı yaşatmak vardır. O yüzden dikkat edin Anadolu'da farklı farklı birçok milletler vardı. Bunlarla hiçbir sorun olmadı. Dolayısıyla da Anadolu Selçukluları döneminde o Türkler Horasan'dan getirdikleri o damarı koruyabiliyorlardı. Osmanlı'nın kuruluşuna bakın. Osmanlı'nın kuruluşunda Bağcan-ı Rum gibi, Ahi Evran-ı Rum gibi, Abdullah-ı Rum gibi, Fakı Babalar gibi bütünüyle Horasan erenlerinin damarı var. Yani Osmanlı'yı dirilten, Osmanlı'yı ayağa kaldıran Türkmenlerdi. Osmanlı Türkmenlerle beraber devlet kurdu. Rumeli'de büyük başarılar elde etti. Ondan sonra Mısır'ın fethiyle beraber eee Türklere sırtını döndü ve ondan sonra Türkleri şeytanlaştırıp canlarına okudu. Neden? Çünkü Araplaşmıştı. İşte I. Mahmut'a bakın. Korkunç bir zalimdir. Önemli yenilikleri vardır. Ama padişah medresenin etkisinde olduğu için Bektaşi tekkeleri eee katı Sünni Selefi tarikatlara veriliyor. Nakşilere veriliyor. Süleymaniye Nakşi Halidi'ye veriliyor. Türkler dışlanacaklardır ve Türklerin yerini Araplaşma alacaktır. Arapçı kafadaki tarikatla. O yüzden ilk 3 veya 2 asırda e çok fazla Türkler için sorun yoktu. Ama Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı ele geçirmesiyle beraber işler tersine dönecektir. Malumunuz Mercidabık ve Ridaniye seferleri ile beraber Memlüklerin iktidarına son veriliyor. Burada da bir Türk iktidarı vardı. Gerçi eee Çerkez Memlükleriydi Osmanlılar fethettiği zaman ama Türk idaresidir. Yani neticede böylece Mısır'da Memlüklerin kurmuş olduğu kukla Abbasi halifeliği İstanbul'a getirilecek. Aynı zamanda bir takım ilim ehli de İstanbul'a getirilecek. Böylece Osmanlı'da Mısır'ın fethi çok köklü değişiklikleri beraberinde getirecektir. Yani Mısır'ın fethi hem eğitim, hem hukuk, hem kültürel, hem siyasi anlamda Türkleri tepeden tırnağa çok fazlasıyla etkileyecektir.

Osmanlı başlangıçta halifeliği sembolik olarak görüyordu. Zaten herhangi bir fonksiyonelliği de yoktu. Ama her ne kadar işte Abbasi halifeliğinin devamı olması nedeniyle bir ağırlığı olsa da hiçbir fonksiyonelliği yoktur bunun. Bununla beraber Mısır'dan gelen ulema ile beraber halifelik üzerinden Araplara hakim olma politikası güdülünce medrese hani doğrudan böyle oldu demiyorum ama demiyorum ama bu akılla idareyi yönlendirince bu sefer Osmanlı padişahları "Biz halifeliği güç ve kuvvetle aldık. Bu itibarla da güç ve kuvvet kimi elindeyse iktidar da onun elindedir" fehvasıyla hareket etmişlerdir ve halifeliği diriltmişlerdir. Bakınız size bir örnek vereyim. Selçukluların akıl hocası Cüveyni. Cüveyni'nin El-Gıyase diye bir eseri vardı. Bu eserde imamet, hilafet tartışır durur. Garip öteye gider, beriye gider. En sonu der ki "Güç kimin elindeyse imam odur." Daha imam ve halife ayrılmamıştır. Abbasi halifeliği de olduğu için Abbasi halifeliğine alternatif çıkamıyor. E halifelik olması gerekir diyemiyor. Selçuklular halifelik kurmuyorlar. Abbasi halifeliğine bağlı olsa bağımsızlığını kaybedecek. O yüzden böyle top çevirir durur. Fakat artık Osmanlı'ya gelindiği zaman Arap diye bir şey yok. O yüzden de kukla bir halifelik var. Zaten Hulagu 1258'de işini bitirmiş halifeliğin. Osmanlı Mısır'ı fethedince o Mısır ulemasının da etkisiyle "Biz kılıç zoruyla gücü elde ettik. Dolayısıyla da Osmanlı padişahları halife olabilir" diye bir tez ortaya atılacaktı. Onun için de dikkat edin Vezir Lütfi Paşa'ya Osmanlı padişahlarının halifeliği ne kadar hak ettiklerine dair bir layiha yazdırılacak. Bu Abdülhamit döneminde daha da köprütülecektir. Ahmet Mithat Efendi Cevdet Paşa ile beraber. Dolayısıyla Kanuni döneminde artık yavaş yavaş halifelik temelleri atılıyordur. Hatta kimi yorumlarda güya Yavuz'la beraber atıldı deniliyor ama Yavuz değil. Böylece hiçbir anlamı olmayan, hiçbir fonksiyonelliği olmayan aslında ölmüş bitmiş Memlükler buna bir daha suni teneffüs yaptırmışlar. Öyle söyleyelim. Halifeliği kukla bir halifelik kurmuşlar. Ama Memlüklerde de hiçbir fonksiyonu yok. Osmanlı'ya geçtiği zaman bu halifelik hikayesi Osmanlı eee bu medrese zihniyetiyle beraber halifeliği tekrar diriltmeye kalkacak ve böylece halifelik üzerinden de Arapları kontrol ederiz düşüncesi e hakim olacak. Çünkü Memlükler de bunu yapmışlardı. Memlükler kölemen. Bunlar Araplar mevaliden birisini kabul etmeyecekleri için halifeliği yaşatarak böylece İslam dünyasına hakim olmak istedi. Sonuç itibariyle zaten tükenmiş olan halifeliğin bir anlamı yoktu. Ama bu medrese kafası aynen bugünkü kafa dikkat edin. Bunlar halifeliği yüceltecekler. Böylece Gazze'yi kurtaracaklardı. Bu böyle böyle sarhoş bir kafadır. Ve bu kafa işte ta buralardan beri gelir. Bu medrese kafasıdır. Böylece de halifelik Osmanlı'ya geçti. Osmanlı'da Kanuni'den sonra yer halife sıfatını kullanmaya başladılar. Böylece tabii Mısır'ın fethi ile beraber Hicaz ve aynı zamanda kutsal emanetler ve bununla beraber bir de halifelik de eee Osmanlı'ya geçti. Mısır artık Osmanlı'nın yıllıklı bir eyaletine döndü. Aynı zamanda Hicaz bölgesine hakim olduğu için Osmanlı bir anda Arapların da patronu olunca bu sefer bunları kontrol altında tutacağız diye Osmanlı padişahlarına bir halifelik süsü verildi. Yoksa adamların böyle bir gündemi yoktu zaten ama [boğazını temizler] bunu çok da benimsememişlerdi. Üstelik de zaten hala Kureyşilik tezi esas olduğu için çok da gerek duymamışlardı. Osmanlı güçlüydü. Çünkü Yavuz Kanuni en zirve olduğu dönem. Bu dönemlerde çok önemli değildi ama medrese anlayışı bu düşünceyi Osmanlı padişahlarına telkin edince eee yavaş yavaş bu tez işlendi. Mısır'ın fethi bu anlamda hem Osmanlı'ya hem de Türklere çok acı, çok ağır faturalar ödetti. Neden? Çünkü artık Osmanlı kendi kurucu kodlarından kopacak, Arapçılığa kayacak ve bununla beraber Osmanlı aynı zamanda medreseyi Araplara teslim edecek. Arap zihniyetine teslim edecek. Aklını da donduracak. Bu anlayışta hoşgörü, kendisinden olmayana eee barışık yaşama, kendisinden olmayana hayat hakkı tanıma gibi anlayışla onlar rafa kalkmıştı. Anadolu irfanı falan bitmişti. O nedenle de Osmanlı idaresi aynı zamanda giderek katılaşacaktır, sertleşecektir. Artık bu safahattan sonra devlet aklını medrese yönlendirecektir ve onlar da kendilerinden olmayan Müslümanlara hayat hakkı tanımayınca bu süreç içerisinde Osmanlı idaresini etkileyecek ve Osmanlı'da halife kartıyla, halifelik kartıyla Araplara hakim olacağım diye kendi kurucu unsurlarını bir bir doğrayacak ve bunun yerine Arapları ikame edecektir. O yüzden eee Yavuz'un Mısır fethi önemli. Kimi yorumlarda bütün eee şey Yavuz'un e Mısır fethi ve Mısır'dan getirdiği adamlara bağlanır. İlim adamlarına. Hatta burada çok da abartılar vardır. Onu da söyleyeyim. Evet. Çok önemli bir kırılmadır. Halifelik sembolik olarak geçmiş. Kutsal emanetler geçmiş. İslam dünyası artık Osmanlı'nın olmuş. Ama aslında bu hikaye eee Osmanlı'nın içerisinde girişte söyledim. İkinci Bayezid'in yenilmesinden sonra da işte yorumlarda efendim Yavuz'un 250'den 1000, 2000 hatta bu 20.000'e kadar çıkar. Güya alimi getirdiği iddia edilir. Bu rakamların hepsi boştur. Hiçbir tanesinin ciddi bir karşılığı yoktur. Eğer bir ihtimal varsa bunlardan en iyi ihtimal olsa olsa belki 200-250 kişilik grup getirmiş olur. Anlatabiliyor muyum? O yüzden de buradan da hemen efendim Eşari yoruma bağlanır. Halbuki Eşari yorum Mısır'da çok etkin değil. Evet var ama çok etkin değil. Orada daha çok İbn Teymiyeci çizgi vardı. Ev bundan kaynaklı bir Eşarilik var ama katı Selefi Eşari çizgidir bu. Ama Eşari yorum çok daha eee öncelerde kalmıştır. Mısır'da İbn Teymiyeci bir çizgi vardır. Nakilci anlayıştır. Getirilen alimler medreselerde görevlendirilmiştir. Yani şunu söyledim. Evet, Yavuz getirmiştir ama Yavuz öyle zannedildiği gibi 1000 kişi, 2000 kişi eee medrese uleması getirmemiştir. Ama getirdiklerine medreselerde yer veriyor. Bunlara mal, mülk, araziler veriyor. Paralarını veriyor. Bunlar bir süre sonra vakıflaşıyorlar. Bunlar böylece medreseyi kontrol altına alıyorlar. Medreseyi kontrolü altına aldığınız zaman dikkat edin. İlim sizin elinizde. Ondan sonra hukuk sizin elinizde. Eee, din sizin elinizde. Aynı zamanda bunlar vakıflarla işlerini döndürdükleri için iktidara hiç ihtiyaçları yok. Üstelik de iktidarlar bunların fetvalarıyla iktidarlarını meşrulaştırdıkları için daha doğrusu icraatlarını bunlara muhtaçlar. Yani adamların elinde bir de asker olsa zaten başlı başına bir devlet. O yüzden de medrese devlet içerisinde devlettir. Burada da Fatih çok önemli bir rol oynar. Çünkü Fatih eee yargının bağımsız olmasını istediği için yargıçları idarenin denetiminden ayrı tutmuş ve padişahtan sonra protokolde birinci derecede yer vermiştir. Fakat bunu medrese daha sonradan suistimal edecek, kullanacaktır ve böylece demokrasinin kılıcı gibi iktidarların kafasındadır. Dikkat edin bütün Osmanlı kararları şeri eee fetva ile beraber alınır. Çünkü medrese bu derece güçlüdür. Böylece medrese işte bu gücünü kullanıp Araplara bir potada tutacağız diye idareye, devlet aklına bu fikri verince devlet aklı yavaş yavaş bu katı Selefi çizgideki akla evrilecek ve böylece Araplaşmanın adımları atılacak. Demek ki Mısır'daki ulemanın İstanbul'a taşınması ve burada medreseye hakim olmaları, bunların devlet tarafından desteklenmeleri ile beraber Osmanlı'da Araplaşmanın temelleri atıldı.

Peki Araplaşma temayülü hep bu Mısır'ın fethine mi dayandırılıyor? Hayır. Eee, yani Yavuz burada önemli kilometre taşı ama benim bu akşam söyleyeceğim temel şeylerden birisi Osmanlı'da Araplaşma temayülü Mısır'ın fethiyle başlıyor ama Mısır'ın fethiyle aslında artıyor, hızlanıyor. Fakat Mısır'ın fethine kadar da Osmanlı'da ciddi bir Araplaşma etkisini görürsünüz medresede. Bu nerede başlıyor hocam? Benim tespitlerime göre bu konuyla ilgili yazılıp çizilenlere baktığımda Fetret Devri'ne kadar gidiyor. Yani II. Bayezid'e kadar.

Değerli dostlar, II. Bayezid'e kadar dikkat edin, daha İstanbul falan fethedilmemiş. En önemli merkez neresidir? Bursa'dır. Bursa'daki medreselerden büyük oranda az önce söylediğimiz Hanefi Maturidi ekolü benimseyen anlayış temsil eder. Evet. eee Orhan Bey zamanında kurulan medresenin başına Davud-u Kayseri getirilmiştir. Bu Davud-u Kayseri o da Mısır'da yetişmiştir. İbn Arabi çizgisidir. Sadrettin Konevi çizgisidir. Ama hala medresede o babalık geleneği, Fakı Babalar vesaire bu gelenek medresede yer bulmuştur. Dolayısıyla Bayezid döneminde henüz Osmanlı medreselerinde Arapça bir etki yoktur. Hala medrese programı Türk İslam eee programında Türk İslam etkisi vardır. Ancak Bayezid 1402'de öldürülünce ondan sonra çocukları arasında taht kavgaları başlayacak. Çelebi Mehmet diğerlerine galip gelince bambaşka hikaye yazılacak. Aslında e Bayezid'in büyük oğlu İsa. İsa Çelebi son derece önemli bir adam. Aynı zamanda Bursa merkezidir. Bursa'daki medrese uleması da bunu destekler. İsa Çelebi Bursa'yı hakimiyet altına alacaktır. Fakat e Çelebi Mehmet kardeşi üzerine yürüyecek ve bir şekilde kardeşini mağlup edecek, derdest edecek. Böylece İsa Çelebi ve onu destekleyen medrese kadrolarını tasfiye edecek. Tasfiye edecek de yerine kimi yerleştireceksiniz? İşte sevgili dostlarım, Osmanlı'nın Araplaşmasının temelleri bu safahattan sonra atılmıştır. Yani Timur'un dolaylı etkisi vardır. Timur çok büyük bir komutandır. Ayrı bir şey. Ama Osmanlı'yı mağlup etmesi bize çok ağır fatura ödetmiştir. Özellikle de bu medrese geleneği. İşte belki İsa Çelebi belki ile tarih yapılmaz bunu biliyorum ama iktidarını sürdürebilseydi farklı bir hikaye çıkacaktı. Ama Çelebi Mehmet İsa Çelebi'yi destekleyen kadroları tasfiye edince, e bunu bir yerden dolduracaksınız. Bunu nereden dolduracaktır? İşte El-Ezher'den dolduracaktır ve Mısır'daki, Kahire'deki buralardaki medreselerde yetişen hocaları çağıracak, getirecek ve böylece medreseleri ezer kökenli, Arap İslam yorumuyla bezenmiş anlayışı medreseye istihdam edecek ve medreseleri bunların etkisine, denetimine verecektir. Dikkat edin. Şeyhülislam kimdir? Molla Fenari. Nerede yetişmiştir? Mısır'da. Mısır'dan ithal şeyhülislam alıyorsunuz. Daha sonralardan eee devamı gelecek. Malumunuz Ebu Suud Efendi katı Arapça bir adamdır bu. Kendisi Türk olmakla beraber. Böylece Çelebi Mehmet Molla Fenari'yi Bursa medreselerine tayin edince tabii o da gelirken ekibiyle beraber geliyor. Birçok eee hoca arkadaşını da getiriyor ve medreseye bunlar yerleştiriliyor.

Şunu da bu arada belirtelim. Evet, bu yerleştiriyor ama bu zamana kadar zaten Mısır'a gidip buralarda Arapça öğrenen, buralarda medreselerde okuyan ve bu şekilde ilim tahsil edip Anadolu'ya dönenler vardır. Mesela Ebu Suud Efendi de gitmiş orada eğitim almış, sonra çağırılmış, getirilmiştir. Yani Mısır'a gidip de burada okuyup Anadolu'ya dönen birçok alim olmuştur. O dönemin şartlarında işte ne kadar alim olmuşsa yetişmişler dönmüş gelmişlerdi. Mesela bunlardan hepinizin bileceği bir isim söyleyeyim. En önemlilerinden birisi işte Çelebi Mehmet döneminde isyan edecek adamdır. Kimdir bu? Şeyh Bedreddin'di. Bakınız 1420 yılında öldürülecektir. Bu da aslında Mısır'da yetişmiştir. Bunun gibi birçok Mısır'da yetişip Anadolu'ya gelen alim var. Bunlarla ilgili bir de tez yapılmış. Ben saydım. 30 küsur kadar alimden bahsediyor. Eee, bir yüksek lisans tezi. Cılız bir tez ama netice [boğazını temizler] itibariyla Mısır'a gidip de buradan eğitim alıp dönen isimlerden bahsediliyor. Yani birkaç isim verirsem mesela Ahmedi 1412'lerde vefat ediyor. Anadolu'dan Mısır'a gidiyor. Eğitim alıp dönüp geliyor. Seyyid Şerif Cürcani 1413. Bakınız bu çok önemlidir. Osmanlı medreselerinde de okutulacaktır. Daha sonra da Hacı Paşa gibi birtakım isimler. Çelebi Mehmet döneminde medresede önemli otorite olan isimler bunlar. Ölmüşlerdir bu tarihlerde yani daha önceden gidip yetişmiş. Sadece bu örneklere bile bakılırsa aslında demek ki Bayezid dönemine kadar da Mısır'a gidip buralarda eğitim alan, orada kalan veya dönenler var. İşte eee Çelebi Mehmet dönemi ile beraber bu ulema Bursa'ya getiriliyor ve onlar yavaş yavaş medreseyi şekillendiriyorlar. Aslında Yavuz'un ki bu işin mührü oldu. Daha öncesinden başlamıştır. Özellikle de Mısır'ın fethiyle beraber giderek daha artacaktır. İşte Ebu Suud Efendiler, Zembilli Ali Efendiler, Sümbül Sinan Efendiler, ne bileyim Molla Araplar, Molla Gürhaniler. Bakınız bunların bir kısmı şeyhülislamlar. Hep burada yetişmişlerdir. Ve bunlar hep deve dişi gibi adamlar. Dikkat edin. Ve bunlar Osmanlı medresesini, Osmanlı ilmi hayatını, Osmanlı dini hayatını idare eden adamlar. Dini hayatı idare ediyor. Yani camilere bunlar hakim, eğitime bunlar hakim. İdareye hakim diyorum. Çünkü bunların fetvası olmadan padişah adım atamıyor. Bir matbaa kurulacak. Şeyhülislam'dan fetva alınıyor ve şeyhülislam da halkın tepkisini dikkate alarak Arap harfleriyle de neşir hayatı devam edecek ama aynı zamanda resmi gazete basılacak diye fetva verip de böyle matbaa kuruluyor. Düşünün bu kadar etkili yani şeyhülislamın fetvası bu anlayışla beraber az önce söylemeye çalıştığım gibi medresedeki Türk İslam anlayışı giderek giderek zayıflayacak. O yüzden de dedim, "Yer yer Maturidi anlayışa dair damar olsa da bu idare eliyle itilip edilmiştir. İdare eliyle dışlanmıştır." Maturidilik. O yüzden Türklerin dini hayatında unutulmuştur. Onun için de Ankara Savaşı, Çelebi Mehmet'in bu hamlesi, peşinden Mısır'ın fethi ve buradan birçok yığınla adamın getirilmesiyle beraber Türkler zokayı yediler ve ruhuna Fatiha. Artık bundan sonra medrese, ilim hayatı, dini hayatı büyük oranda Arapçılığa doğru evrilmiştir.

Dikkat edin sevgili dostlarım, o zamana kadar Türkler arasından çok önemli adamlar çıkarken Selçuklu medreselerinde ne oldu bize de daha o damar kurudu? İndir, kaldır bir Ebu Suud. Ya Ebu Suud dediği nedir? Fetvalarına bakınız. Yayınladığı iki cilt halinde baştan aşağı Arap. Ya adamın vaazı Arap, hutbeleri Arap, fetvaları bile Arap. Ya Arapça, eserleri de Arapça. Eserlerini birisi Türkçeye çeviriyor. Türk Arapça yazıyor. Öteki Arap kökenli birisi onun eserini Türkçeye çeviriyor. Görüyor musunuz? İlim hayatı felç oldu. Niye çıkaramadık hocam? Neden? Mesela hani Fatih dönemi, medreseler aşağı, medreseler yukarı, Sahnı Seman, işte Kanuni döneminde Süleymaniye medreseleri falan. Ondan sonra medrese reformu, I. Mahmut dönemi. Neden bir tane adamınız yok? Hadi gösterin bakayım bana. Bir tane adam sayın. Niye çıkmıyor? Çünkü aklı dondurmuşsunuz. Çünkü devlet dini haline getirmişsinizdir Eşariliği. Eşarilik evet kuşatıcı bir tarafı var ama Eşarilik aklı tamamen dışlayan, şeytan işi gören bir anlayış. Oysa Maturidi de dikkat edin nasın yanında nastan sonra akıl gelir. Şu şu detay çok önemli biliyor musunuz? Ha bunu derken yahu hocam Maturidilik ne kadar da önemliymiş demiyorum ya. Onun da tabii tartışılabilecek şeyleri var. Tevilata bakarsanız İmam Maturidi'nin birçok görüşüne katılmam ama hocam burada bir damar vardır. Benim vurgulamaya çalıştığım bu. Tıpkı Cumhuriyet vurgu yaptığım gibi. Şimdi ben mesela Cumhuriyet vurgu yapıyorum. İşte Cumhuriyet bizim için önemli diyorum. Hocam işte olur mu? Mustafa Kemal döneminde de işte baksana diktatördü falan. Ya neyin diktatörü kardeşim? Neyin diktatörü? E yani o şartlarda seçim imkanı veya ihtimali mi vardı ki diktatörlükten söz edeceksiniz siz? Böyle saçmalık mı olur? Sanki Batı tarzı demokrasiden gelen bir kitle var da Mustafa Kemal de seçim yapmıyor. Bu nedir? Bir geçiş sürecidir. Yani demokrasiye adımın e atıldığı yer midir burası? Hah. Benim için burası önemli. Bunu geliştirecek olan sensin. Benim işte bak biz geliştiremiyoruz. E şimdi bunun gibi yani Maturidilikte akla eee vurgu yaparken içinde de tabii ki çelişkiler vardı ama bunu siz geliştireceksiniz. Biz öyle yapmadık. Maturidi damardan kopup Eşariliğe kayarak zaten aklı dondurduk. O yüzden de yani Maturidilik derken de e bütünüyle de burayı layüsel görmüyorum. Ama sonuç itibariyle Maturidi gelenekte akıl bilgi temellidir, esastır ve bu aynı zamanda adalet ve gönülle süslenmiştir. Burada Maturidi temel eee akidede Ebu Hanife Maturidi kelam-i akidevi ayağını oluşturur. Bu işin bunun manevi mimarı da işte Hoca Ahmet Yesevi'dir. O yüzden de Hoca Ahmet Yesevi o hoşgörü damarını ve eee hikmet damarını eee adalet damarını aynı zamanda vicdan damarını oluşturur. Bu bir bütündür. Böylesine bir anlayış Anadolu'yu yeşertmişti. Anadolu'yu barış iklimine çevirmişti. Anadolu'nun İslamlaşmasını ve Türkleşmesini sağlamıştı. Alın size Anadolu İslam'ı. Nerede kaldı bunun yanında? eee bugünkü tarikatların savunduğu İslam anlayışı. Allah aşkına bunlar tepeden tırnağa kendisinden olmayanlara hayat hakkı tanımayan bir çizgi. Üstelik de tepeden tırnağa şekilci anlayış. Akıl bunların neresinde canım ya? Görüyoruz işte bunların eee birtakım medya tiplerini, medya maymunlarını ve bunların dile getirdikleri o korkunç din anlayışını.

Neden bu Mısır bu kadar etkiledi? Çünkü değerli dostlar, Mısır'da İbn Teymiye çizgisi hakimdir. İbn Teymiye'nin vefatına bakın. 1328'ler yani Çelebi Mehmet dönemleri. İşte bu dönemlerde buralarda eğitim alanlar İbn Teymiye'nin tezgahından, İbn Teymiye'nin rahle-i tedrisinden geçen alimlerdir. Ve Mısır'daki medreseleri İbn Teymiyeci çizgi veya zihniyet temsil eder. Peki bu İbn Teymiyeci çizgi nedir? Katı Selefi dogmatik çizgidir. Aşırı metinperesttir. Aşırı nakilcidir. Aklını tamamen dışlar. Rivayetlerle oluşturulan bir din anlayışıdır. İbn Teymiye biliyorsunuz Hanbeliliği sistemleştiren adam olarak anılır. Yani Hanbeliliğin özü de nedir? "Nakil mermer, nakil kafa" anlayışıdır ve rivayetten başka hiçbir şey tanımaz. Aklını asla işletmez. Eşarilik mantığı da budur zaten. Böylece katı Sünni, Selefi anlayış, Arapça yorum geldi. Medresenin içerisinde yer buldu. Onun için de eee bu rivayetperest, hadisperest, dogmatik, Sünni ve Ehl-i Sünnet ekolü Mısır'dan İstanbul'a taşındı. Devlet eliyle oldu. İstanbul medreselerine bunlar yerleştirildiler. Medrese müfredatları bunlara göre yeniden düzenlendi, dizayn edildi. Ta Çelebi Mehmet'ten beri başlayan bir süreçtir. Ve böylece Mısır'da hakim olan o katı Sünni anlayış geldi Türklerin ilmi hayatını, dini hayatını şekillendirmeye başladı. Osmanlı medreseleri aslında Mısır'daki anlayışa göre şekillendi ve buna entegre edildi. Ehli hadis anlayışı ve şekilci, Sünni anlayışta aynı zamanda katı eee ve asla hoşgörüye fırsat vermeyen anlayış, asla kendisinden başkasına hayat hakkı tanımayan anlayış geldi dini merkezine oturdu. Tepeden tırnağa Arap anlayışıdır. Sonuçta ne çıktı karşımıza? Kahire'deki İslam yorumu olduğu gibi Osmanlı ulemasının eliyle ve iktidarın maharetiyle Türklere biçilen gömlek oldu. İktidarların tuzu kuru ama olan Türk halkına oldu. Çünkü bunlar bu kalıba uymadılar. Uymayınca bir doku uyuşmazlığı başladı. Doku uyuşmazlığı başlayınca Osmanlı'nın kurucu kadrosu olan Türkmenler şeytanlaştırılacaklar. ve bunun yerine de gelecek. Mısır'daki Arapçı anlayış ikame edilecektir. İşte Osmanlı'nın Araplaşmasının ve aynı zamanda Türkleri de eee bataklığa sürüklemesinin arkasındaki hikayenin acı gerçeği budur.

Malum Mısır'da El-Ezher Üniversitesi var. Bunu Fatimiler kurmuşlar. 970'lerde Mısır'ı ele geçiriyorlar. 1070-1170'te yıkılıyorlar. Eyyubiler geliyor. Ondan sonra Eyyubiler buradaki Şii, Batıni çizgiyi tasfiye ediyorlar. Ulemayı tasfiye ediyorlar. İlmi hayatı tasfiye ediyorlar. Burada zengin bir miras vardı. Dolayısıyla da burayı Eyyubiler katı Şafii, Sünni anlayışa çevirmişlerdir. Peşinden Memlükler bu bölgede hakimiyetlerini sürdürmüşler. Burayı işte İbn Teymiyeci çizgi büyük oranda o katı Selefi anlayışla yeniden dizayn etmiştir. Ve o dönemin en önemli üniversitesi konumunda olan El-Ezher'in böyle bir hikayesi vardır. Yani Şii gelenekten gelirken katı Sünni Selefi İslam anlayışını, yani Arap toplumunu temsil eder ve İslam dünyasının önemli merkeziydi. İşte Yavuz burayı fethedince buradan İstanbul'a getirdiği ulema var. Bu ilim geleneği İstanbul'a taşınmıştı. Nitekim de Mısır kökenli ulema ile beraber Osmanlı medreselerinde bu tarihlerden sonra katı çizginin temsil edilmeye başlandığını görüyoruz. Onların yetiştirdikleri alimler aynı zamanda aynı yolu takip ediyorlar. Nitekim de benim Çivizadeler ve ardından Kadızadeler diye videolarım vardı. O videolara bakın. Aslında bunları böyle bir vaktim olsa da peş peşe sıralasam. Bunlar aslında eee Osmanlı'nın nasıl Selefi katı e Arapça bir anlayışa evrildiğinin hikayesini anlatır. Nitekim de Çivizadeler de İbn Teymiye çizgisinden gelirler. Bir falan. Bunlar hep İbn Teymiye çizgisidir. İşte bunu eee Kadızadeler, hem Çivizadeler hem de Kadızadelerle ilgili videolarım vardı. Bu videoyu izleyenler buraya kadar izledikleri zaman bir de gidip Çivizadeleri, peşinden de Kadızadeleri izlerlerse ve ondan sonra bu söylediklerimin e üzerine eklerlerse bambaşka eee hikaye çıkar. Tadından yenmez. Neden? Çünkü 1500'lerden sonra 1600, 1700'leri Çivizadeler idare etmişler. İki tane de şeyhülislam çıkarmışlar. 6-7 tane kadı çıkarmışlardır. Anadolu ve Rumeli kadıları, onca müftüler, onca medrese hocaları. Medrese bunlardan soruluyor. Bunlar katı Selefi çizgideki bir anlayış. İbn Teymiyeci bir anlayış. Bu böyle yerleşti mi? 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı medreselerine 15. yüzyılın ortaları, 16, 16, 17 böyle geçti mi? 18'e gelindiği zaman Kadızadeler devletin başına bile bela oldular. Ama devlet bunlardan kurtulmaya çalıştı. Bir ara Sivas'a sürdü. Olmadı döndü bir daha. Bunlar geldiler ve işgal ettiler. En son I. Mahmut'la beraber işte bunların eee ocağını kurutmak için adımlar atıldı. Mahmut'un yapmış olduğu medrese devrimi çok önemli bir devrimdir. Nedir bu? Mahmut bunların elinden eğitim alıyor. Bunları sadece sıbyan mekteplerine ve din işlerine havale ediyor. Eğitimi bunların elinden alıyor. Muazzam bir devrimdir bu. Bu pek bilinmez. Bunu ayrı konuşmak lazım. Eee bu yapıdan kurtulmak için. Dolayısıyla da eee bu çizgi işte Osmanlı'nın aklını, ilmini, dini hayatını, sosyal hayatını, siyasetini, riyasetini, her şeyini altüst etti hocam. Onun için de işte 15, 16, 17. yüzyıllarda ya bir tane böyle nokta kadar bir ilim adamı çıkaramazsınız. Çıkmaz. Mümkün değil. Çünkü zemini kurutmuşsunuz.

Benim bir yakınmam vardır. Ömer deyip duruyoruz. Ömer özlemi çekiyoruz. Ömer aşağı, Ömer yukarı. Ya sen Ömer'e gidecek bütün yolları tıkamışsın. Ömer'e gidecek bütün yolları eee dikenli tellerle çevrilmişsin. Ömer'i atmışsın e o dikenli tellerin arkasına. Ömer de yiyorsun. Ömer yatıyorsun. Ömer kalkıyorsun. Ömer aşağı. Ömer yukarı. Ömer'i öldürdün. Ömer gelmez. Ömer bitti. Sen öldürdün onu. Ömer seviciliği yapmakla Ömerler çıkar. Hz. Ömer'i kastediyorum. Elbette ki o dönemin yanlışları var ama hani böyle sloganik oluyor ya. E şimdi siz Osmanlı aşağı, Osmanlı yukarı işte Osmanlı şöyle alın, böyle alın. Ya sizin Osmanlı'yı yani bu klasik dönemi söylüyorum. Bu dönemde Osmanlı'yı köpürtmeniz, yeşertmeniz neyin nesi? Nedir? Yani Ebu Suud'un İslam dünyasına, ilim dünyasına, insanlık ailesine kattığı nedir? Arapçılıktan başka bir şey değildir. Bu mudur yani alimlik?

Dikkat edin bugün medresede alim denince ne oluyor? Kafasına bir eee sarık geçiren, sırtına bir cübbe geçiren, hele de bir iki tane de köse sakal çıkar böyle sanki hemen bir sakal bırakan oluyor. Alim ne güzel bir şey değil mi hocam? Ne kadar kolay, ne kadar basit. Bak geçiriyorsun kavuğu kafana adeta kova gibi bir şeyi tersine çevir, geçir kafana oluyorsun alim. Ne güzel bir dünya. Neden bir tane adam çıkaramıyorsun? Bu zihniyet bakınız devletin ocağına da incir ağacı dikti ve asır kalmadı. Devlet yıkıldı gitti. Hala bunun farkında değiliz. O yüzden bu akşamki program çok önemli aslında. Bu bizim hikayemiz. Nasıl uçuruma gittiğimizin de hikayesi. Bakınız bugün hala Osmanlı perestlik yapılıyor. Hala hilafet perestlik yapılıyor. Hala padişaha kul olmak isteyen onca zerzavat vardır. Ve bunların eee akıl hocalarına bakın. Beslendikleri damar nedir? İşte milli mücadele karşıtı olan Mustafa Sabrilerdir, Dürrizadelerdir, Necip Fazıl'dır veya Feslilerdir. Düşün bu katı Selefi çizgi nereden geldi bize? Nereden miras geldi? Nerede kalmıştı? Hani bizim o Hanefi Maturidi damarda o Hoca Ahmet Yesevi'deki eee irfan anlayışı nerede kaldı? Hikmet anlayışı nerede kaldı? Vicdan, adalet, akıl, bilim, fora, hak getire.

Yavuz yetmedi. Değerli dostlarım, aynı zamanda Mısır'dan birçok edip zanaatkar de getirdi. Zaten bunu bütün eee, büyük fetihlerde olan bir şeydir. Yaparlar bunlarda Fatih de getirmişti. Mısır'ın zengin kütüphaneleri de İstanbul'a geldi. Ama bunlar Arap İslam yorumu hakim olduğu için medreseye bu anlayışla hareket edildiğinden hiçbir eee çözüm olmadı. Yani sadra şifa bir şey getirmedi. Ve bu anlayış giderek medreseye hakim olunca eee Arap dünyasını kontrol edeceğiz diye biz ölmüş bitmiş cami avlusuna terk edilmiş halifeliği tekrar ihya etmeye kalktık. Yetmedi. Bir de bunun için tuttuk şeye Vezir Lütfi Paşa'ya layiha yazdırdık. İşte Kanuni dönemi ve medreselerdeki katı Selefi çizgi bu şekilde devlet eliyle yerleştirildi. Özellikle de burada geçen de tartışma oldu malumunuz. Ebu Suud Efendi ile ilgili hoca arkadaşlarımızdan birisi ki Türk tarihi ile ilgili çok önemli eserler yazdı Ahmet Taşağıl hoca. Hoca işte onun Arap olduğunu söyledi. Belki [kahkaha] dil suçlu. Abi Arap değil ama tepeden tırnağa bu adam süzme Arap. Süzme Arap. Bununla beraber onun nasıl entrikayla şeyhülislam seçildiğinin ilkesini de anlatmıştım ben. Şeyhülislamlarla ilgili çektiğim videolar arasında Ebu Suud'u da ele almışımdır muhtemelen. Buna ayrı bir parantez açmak lazım. Adam Türk ama bir numaralı Arapparast. Araptan çok daha fazla Arapça. Çok genelleme yapmayayım ama Araplar Türkleri sevmezler. Bu iki katı Türklere düşman. Öyle söyleyeyim. Tuttuğu yol onu gösteriyor. Entrikayla şeyhülislamı aldıktan sonra Araplaşma projesinin fitilini çekiyor ve tamamen ateşliyor. Artık bundan sonra eee tamamen bitecektir. Düşünün adam eser yazıyor, Arapça yazıyor. Fetvayı Arapça verir. Ya hutbelerin Arapça okunmasına dair fetva veriyor bu adam ya. Daha ne desin herif? Camiye gelen halk vaaz dinleyecek. Arapça dinlemek zorunda. Neden? Arapça Allah'ın dili. Düşünebiliyor musunuz? Yani hutbenin fetvası bile Arapça veriliyor. Yahu Türk insanı Cumhuriyet dönemi ile beraber ya şu hoca ne diyor diye anladılar. Camide kalkmış bu insanlar Atatürk düşmanı. Ya sizin gözünüze dursun ya. Siz nasıl bir insansınız? Siz nasıl bir nankörsünüz Allah aşkına? Sizin nasıl bir aklınız var ya? Yahu adam Türkçeleştiriyor, Türkçeleştiriyor anlasınlar diye ve ona diyorlar ki "Senin senin adını koyalım bu hutbelere." Hayır ben istemem diyor bunu. Bu adam din düşmanı oluyor ya. Ya gözünüze dursun. Ben bunları öğrendikçe çıldırıyorum. Bakınız biraz böyle yükseldim. Belki heyecanım yükseldi. Bağışlayın.

Beni ama ya olur da bu kadar nankörlük mü olur Allah aşkına canım ya. Bu kadar nankörlük mü olur? Bu kadar Arap perestlik mi olur? Bu kadar eee cumhuriyet düşmanlığı mı olur? Bu kadar Mustafa Kemal düşmanlığı mı olur? Allah aşkına ya.

Ya adam sizi kodlarınıza dönüştürüyor. Sizi kul olmaktan kurtarıyor. Daha bunun farkında değilsiniz. Herifler kalkmışlar hala Mustafa Kemal'i düşman gösteriyorlar. Allah'tan kork. Adam kalkmış müptezel. Ya sen ne biçim ilahiyatçısın? Müslüman olan efendim Atatürk'ü sevmez. Ne demek sevmez? Atatürk'ü kim sevmez? Yunanlılar sevmez. Atatürk'ü kim sevmez? Ayrılıkçı teröristler sevmez. Atatürk'ü kim sevmez? Eee, milli mücadele düşmanları sevmez. Müslüman olan, hakiki Müslüman olan, onuruna düşkün olan, hele de Türklerin en büyük başğudur. Türk olan Mustafa Kemal'i baş tacı eder. Mustafa Kemal'den başka bir şey düşünemez. Bu böyle bir şey. Ama bakınız o hasta ruhlu medrese kafası bizi böylesineş etmiştir.

Yahu düşünün bir hutbe ya hutbe dinleyeceksiniz. Hutbenin Arapça okunması için adam fetva veriyor. Sizi nerelerden çekip çıkarmış farkında mısınız? Adam eser yazıyor. Türk Arapça eser yazıyor ve Cumhuriyet döneminde Kur'an'ın tefsiri yazdırılıyor. Cumhuriyet döneminde Kur'an tercümesi yapılıyor. O zamana kadar yapın da hadi bakalım görelim. Adam bir fetva verir sizi ananıza ağlatır. Çünkü siz ne anlarsınız Kur'an'dan? Onu biz anlarız diyorlardı. Bak bugün de aynı kafa. Eşari mantık böyle işte. Biz anlayamayız. Görüyor musunuz? Biz neredeymişiz? Nasıl araplaşmışız? Araplaşma temayülü dediğim bu. O yüzden de bu cam bu bedende olduğu müddetçe diyorum ki ben Mustafa Kemal diyeceğim, Mustafa Kemal diyeceğim, Mustafa Kemal diyeceğim ve bu insanlara onun büyük hizmetlerini anlatacağım. Ben kendimi eee bu yola adamış birisiyim. Kim ne derse desin hiç umurumda değil değerli dostlarım. Kınıyorlarmış. Hiç umurumda değil. Bu bir körü körüne bir bağlılık veya ilah ediniyorlar. Benim gibi adamın böyle birilerinin ilah etmeyeceğini herhalde herkes bili. Mustafa Kemal eee yanlısı olan hiçbir Atatürkçü onu bir dini manevi lideri olarak görmez. Öyle bir şey de yoktu. O kendileri öyle birtım isimleri öyle gördükleri için onunla güya kıyas yapıyorlar. Kendilerine meşru zemin oluşturuyorlar. Onun iyiliğini eğer biz anlarsak kodlarımıza biz o zaman döneceğiz. Mustafa Kemal aslında bana sorarsanız bu anlamda ta vezir el Kündürü dönemindeki akıl ve bilime tekrar dönüyor. Akıl ve bilim kodlarına, Hanefi Maturidi çizgiye Türkleri getirmeye çalışıyor. Ama gelin de bunu izah edin. Bunu görmemiş, göremiyorlar zaten. Böyle bir dünyaları yok bu adamların. O yüzden Mustafa Kemal bunlara 10 numara ne 10 numarası 100 numara fazla. Bu Arapçı zihniyet bakınız bugün de hala işte bunun izleri vardır. Cumhuriyet döneminde dönemine kadar bu izler böyle geldi ve bunların hutbeleriyle insanlar camiye gittiler. Bir şey anlamadılar. Eee papağan gibi eğildiler, kalktılar. Namaz kıldıklarını zannettiler. Döndüler geldiler evlerini eee evlerine dinden kopuk, Kur'an'dan kopuk, hayattan kopuk, akıldan kopuk bütünüyle şekil şartlarına odaklanmış. bütünüyle rivayetlere odaklanmış, bütünüyle menkıbe, hurafe, hikayeden, rivayetten beslenen bir din anlayışı. İşte bunun kökleri nerede atılıyor değerli dostlarım? Bu Çelebi Mehmet'le beraber Mısır Ezher Üniversitesi veya eee Mısır'daki medrese geleneğiyile beraber bu Eyyubilerle beraber Şafii hukuk burada baskındır. Eyyubiler de zaten Şafii hukuku benimser. O katıl selefi çizgi ve ilim anlayışı İstanbul'a taşınacak ve böylece dini alanda da, siyasi alanda da, ilmi alanda da biz zokayı çok kötü yiyeceğiz. Ve burada başka bir şey daha oldu. O da nedir? Katı selefi çizgi son derece hoşgörüsüzdür. Kendisinden başkasını asla hayat hakkı tanımaz. Asla akla yer vermez. Asla sorgulamaya yer vermez. Dolayısıyla bu çizgi katı sert bir çizgidir. Devlet aklını da sertleştirdi. Nitekim de bunun bir sonucu olarak özellikle de Yavuz'dan itibaren Türklerin canına okudular. Neden? Çünkü Anadolu Türkmeni, Anadolu köylüsü yani Türkler, Yörükler, Türkmenler bu kalıba uymuyorlardı. Onlar Hoca Ahmet Yesevi çizgisinden gelen eee Maturidi Ekolden gelen Anadolu'da Yunus olan, Anadolu'da Hacı Bektaşi Veli olan, Anadolu'da Hacı Bayramı Veli olan çizgidir. Bu çizgiyi besleyen akıl ve gönül damarıdır. Burada ahlak var. Burada adalet var. Burada hoşgörü vardı ve bu damar akıl ve bilimle temsil ediliyordu. Biz bunları kuruttuk. O yüzden bunlar son derece önemli köşe taşlarıdır bizim için. Bunlar varken bu anlayış dışlanacak ve bunun yerine katı selefi çizgi gelecektir. Dikkat edin bu katı selefi çizgi nedeniyle Türkmenler bu şekilde dışlanınca Yavuz döneminde doğranan Türkmenlere bakınız. Neden bunlar dışlandıkları için hani denize düşen yılana sarılır misali Anadolu'daki Türkmenler nereye gidecekler? Tersine göçlerle bir başka Türk devletine sığınacaklar. Şah Hatay yani Şah İsmail'e bu sefer bunları şeytanlaştırdık. Seni kuran, seni o güne getiren, sana Rumelileri fetheden, affedersiniz mayın eşeği gibi ordunun önünde giden Türkmenler savaş zamanında ön planda barış zamanında çalışacak, üretecek, sarayı bakacak. Bu insanlar dışlandılar. Onlarca, on binlerce insan katledildi. 40.000 dedi. Elbette ki abartıdır bu. Ama çok sayıda Türkmenin katledildiği ortada mı? Ortada. Kanuni döneminde neden birçok isyan çıktı? Şah kulu isyanları gibi, kalenderi isyanları gibi. Nedir bu isyanların arkasında? Şah kulu. Şahın kuluyum diyor ben. Kalender şah. O da kendini şah görüyor. Niye? Bu bir tepki. Bu bir reaksiyon. Adama sen hayat hakkı tanımıyorsun. Adamı bitiriyorsun. Adamı yok ediyorsun. Dolayısıyla da adam senin biçtiği din gömleğini giymek istemiyor. Sen mi giymek istemezsin? O adamları şeytanlaştırıyorsun. Fetvalarla bunları dışlıyorsun. Bakınız, Yavuz doğuya giderken şeyhül İslam'dan fetva alıyor. Yani çünkü bunlar Müslüman ama bunlarla çarpışmak gereklidir diye fetva alıyor. Böyle çıkıyor yola. Ve o fetva gereği de Anadolu'da denen Türkmenler katlediliyor. İçim gidiyor. İçim bir ilahiyatçı olarak. Keşke bunları ben okullarda öğrenseydim. Ben Kur'an kurs okudum, imam hatip okudum, ilahiyat okudum. Kızılbaşlığın ne olduğunu doğru dürüst ilahiyatta öğrendim. bilmez. Öncesinde zaten bilmez. Aleviliğin ne olduğunu bilmez. Akademi hayatının içerisine girince meğerse biz damarlarımızı kesmişiz. Meğerse biz tarihimizi koparmışız. Meğerse bizi almış Osmanlı Araplaştırmış ve farkında değiliz. Hala o katı dogmatik sünnici anlayışın izleri nedeniyle bugün korkunç bir hoşgörüsüz dinci mahalle vardır. Buranın armağanıdır bu. Bu kafa diyorum ya işte NATO mermer, NATO kafa anlamaz, dinlemez, gaddardır, acımaz. O yüzden de ı Mahmut çok kanlı bir şekilde yeniçeri isyanını bastırıyor. Acımazlar. İktidar için yapmayacağı çılgınlık yoktur. Yavuz nasıl gaddarlaşıyor? Kime karşı gaddarlaşıyorsun? Seni adam eden, sana devlet kuran Türkmenlere karşı bunları dışlıyorsun. Seni asla asla kendinden görmeyen Arapları kazanacağım diye onlara mail ediyorsun. Kendi kurucu kodlarından kopuyorsun. İşte bu bizim hikayemiz. Bu benim kanıma çok dokunuyor. Onun için de Anadolu'daki Türkmenler engizisyondan kurtulmak için ya kendilerini doğudakiler Kürt göstermişler. İşte Avşarlar, batıda, Avşarlar, e, Türkmen, güneyde, Türkmen, Tunceli'de. Neden Kürt oluyormuş bunlar hocam? Bunları ben demiyorum. Osmanlı tarihçileri Yusuf Alaçoğlu hocı dinleyin. Osmanlı engisyondan kurtulmak için adam kimliğini değiştiriyor. Kendini öyle gösteriyor. Türkmen olursa kesin öldürecek beni. Çünkü Türklere dokunmuyor. Artık bundan sonra Osmanlı'da Türk olma ne olursan o aynen harici mantığı anlatmışımdır size. Haricilerin mantığı ne? Ali mi haklı, Muaviye mi haklı? İkisi de haklı veya haksız desen öldürülüyorsun. Kardeş bunun yolu ne? Madem e Ali de haksız, Muaviye de haksız dedin, o zaman neden benden değilsin? Gene öldürülüyorsun. İşte Türkmenlere uygulanan tam da budur. O yüzden de adamlar kendilerini Türk olmak yerine farklı milletten göstermeye çalışmışlar ve böyle kurtarmanın yollarını aramışlar bunlar. Ya bundan daha büyük bir dram mı olur ya Allah aşkına ya? Ve biz bu insanları bak siyasal Aleviciliği falan kastetmiyorum. Bektaşi gelenek yani Alevilik ismiyle anılıyor ama bu bir bektaşi gelenek. Bambaşka bir öğretim. Bambaşka bir nasıl ilahiyatçılar bunu görmezler nasıl tarihçiler bunu anlatmazlar? Neden daha fazla anlatmayız Allah aşkına? Öz be öz damarımız ya. Hacı Bektaşi Veli ya bu bizim pirimiz. Bak ben bu gelenekten gelmem. Ben bilmem. Ben Artfinde büyümüş adamım. Ben ne Alevilik bilirim, ne kızılbaşlık bilirim, ne şunu bilirim, ne bunu bilirim. Ama bu benim tarihim hocam. Ve bu insanları biz katletmişiz Allah aşkına ya? Bu kadar mı insan bu kadar mı kodlarından koparılır? İnsan bu kadar mı tarihine ihanet eder? Kimin için? Araplar için. Ne yaptılar Araplar size? Gelin Dünya Savaşı'nda görün Arapların ne yaptıklarını. Böylece kıyım başlayacaktır. Nerede kaldı artık sevgi? Nerede kaldı ahlak? Nerede kaldı iran? Nerede kaldı adalet? Nerede kaldı merhamet? O yüzden de devlet aklı 1617 yüzyıllarda aşırı derecede sertleşecek. Sertleştikçe de öfkesini Türkmenlerden alacaktır. Onun için de korkunç katliamlar yapılacaktır. Oysa o zamana kadar Anadolu'da muazzam bir hoşgörü iklimi vardı. Neden Yavuz döneminden itibaren sertleşme başlıyor da neden kanuni en güçlü olduğu dönemde korkunç isyanlar çıkıyor? Türkler niçin o zamana kadar isyan etmediler? Dikkat edin. Türkler Anadolu'ya geldiği zaman burada değişik halklar vardı. Ermeniler vardı, Rumlar vardı. Neden bunlarla sorun yaşamadılar? Nasıl bu kadar böyle hoşgörü iklimi oluşturabildiler? Bunca gayrimüslimlerle barışık yaşayan Türkler, Türkmenler neden Osmanlı'ya isyan etsinler ki? Bunları düşünmek lazım, değil mi? Çünkü medrese geleneği ile beraber bunları şeytanlaştırdınız siz. Medresenin etkisiyle Osmanlı idaresi Türklere karşı adeta bir canavara dönüşmüştür. Kendisinden başkasına asla hayat hakkı tanımıyor. Tanımaz. Bakınız konuştukça aklıma geliyor. İnsanlar bakınız Türklüğünü gizlemek zorunda kalıyor. Kimliğini gizliyor. Osmanlı'da Yahudiler vardı. Anadolu'da kimliğini rahatlıkla insanlar konuşabiliyordu. Türkmenlerin, Türklerin ağırlıklı olduğu dönemde. Osmanlı'da bakınız sabataylar vardı. Çift karakterli bu adamlar. Niye? Toplumsal baskıdan çekindikleri için kendilerini Müslüman gibi gösteriyorlar. Neden yapılıyor bu zulüm? Çünkü medrese korkunç derecede engkizisyon uyguluyor size. Katı, selefi, sünnici çizgi. Asla kendisinden başkasına hayat hakkı tanımaz. asla size hoşgörülü bakmaz. Akla, bilime, düşünmeye önem vermez. [homurdanır] O sadece sana reçete sunar. Sen o reçeteyi uygulamak zorundasın. Görebiliyor musunuz? O yüzden de medresenin ve iktidarın benimsediği bu katı selefi çizgi Türk halkına, Türklere, Türkmenlere ateşten gömlek giydirmeye çalışmıştır ve Türkleri, Türkmenleri tarihlerinden, kodlarından koparmak istemiştir. Geçen de X'te bir şey paylaştım. Dedim ki şayet Anadolu'da Bektaşi gelenek olmasaydı bugün Anadolu'da Türklük, türkülerimiz buna borçluyor. Da bu Türküler, Türklerin ta kendisi kimli. İşte bunu yansıtan kimdir? O Bektaş'ın nefesleridir hocam. Bu zengin kültür. Türkçeyi bunlar sayesinde kurtardık biz. Bunun bile farkında değiliz. Onlar o öz kültürden hiç kopmadılar ve biz bunları dışladık. Bugün Balkanlarda hala Bektaşi gelerek baskın ağırlıklı ama Anadolu'da esamesi okunmuyor. Anadolu'da Bektaşilik denince ya belden aşağı fıkraların ya işte şeytanlaştırılmış eee kimliğin öznesi konumundadır. Ya bu kadar zulm edilir mi ya? kendi tarihin üstelikte. Bugün bakınız şimdi Osmanlıcılık hayallerine, Kur'anlara aynı zihniyettir. Bektaşiliğe düşman, Aleviliğe düşman, kendi tarihine düşman. Varsa yoksa Arap, katı, tahammülsüz, tekvirci. Bu işte İbn Teymiyeci çizgidir. Kendisi gibi düşünmediği için müptet katli vacip diye anında sana fetva verebiliyor. Ne kadar kolay bu. İşte İbn Teymiyeci çizgidir bu. Bu katı selefi Arap İslam yorumudur. Bakın Arap İslam yorumuna. Bakın Türk İslam yorumuna. Benim ne demek istediğimi anlarsınız. Türk İslam yorumundan Osmanlı medreselerinin Araplaşıp Türklere Arap gömleğini giydirmeye kalkmasına kadar Türkler isyan etmez derken bunca önemli adam çıkarırken nerede Arapların medreselerinde çıkan adamlar bol adam keserler adam öldürürler. Bugün de bakın böyledir. O yüzden de Ort Doğu'nun iki yakası bir araya gelmiyor. Farkında mısınız? Onun için Ebu Hanife Maturidi ekolle eee gelen ve aynı zamanda Hoca Ahmet Yesevi'nin manevi hamuruyla yoğrulan o Anadolu irfanı dediğimiz anlayışı temsil eden damar Türklerin damarıdır. Bugünkü tarikatlar bu damarın yanından yakınından bile geçemez. Türk İslam sentezi budur. İşte bu Anadolu'da Hacı Bektaşi Veli olmuştur, Yunus olmuştur. Somuncu Baba olmuştur. Hacı Bayram Veli olmuştur. Ve Anadolu'nun hoşgörü ikliminin baş mimarı olmuştur. Sevgi vardır burada. Yaşatmak vardı. Burada tekvirtur burada. Anlama vardı. Burada apaylaşma vardı. Burada insan vardı. Çünkü merkezde insan vardı. Bakın Bektaşi gelenekten gelen şairlerin, ozanların şiirlerine. Muhteşem. Muhteşem. Pir Sultan abdala bakın ya. Ben onun videosunu yaptım. Bir bu insanın hoşgörüsüne bakınız. Bu insanın nasıl ihanete uğramasına bakın. Daha öncedir yani Anadolu Selçuklu Devleti'nde de o medresedeki yer yükselen selefi damarla beraber işte bu Nizamiye medreselerinden gelen bu Eşari katı Arapçı kafa yer bu da tabii ki etkili olmuştur. Bu dönemlerde bunların başına da korkunç eee şeyler gelmiştir. Eee baskılar, zulümler. Bu yorumun temelini o yüzden dedim. akıl, bilim, adalet, gönül yani vicdan oluşturur. Dolayısıyla Türk İslam anlayışı budur. O yüzden bu saydığım isimler çok önemlidir ve bu yorumun merkezinde insan vardır. Şayet bu topraklarda barış ve hoşgörülü bir hayat arzuluyorsak, yarına daha barışçıl, daha hoşgörülü bir dünya bırakmak istiyorsak, çocuklarımıza daha yaşanabilir bir barışçı bir ülke bırakmak istiyorsak hızla bu selefi kodlardan uzaklaşıp Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşi Veli ve Hacı Bayram Veli çizgisine dönmek durumundayız. Aksi halde bu selefi anlayış olduğu sürece bizim topraklarımızda barış hoşgörüden söz edilemez. Çünkü dediğim gelenekte akıl, bilim ve vicdan son derece önemlidir. Maturidi ne diyor? Y naslardan sonra aklı esas alıyor ve bu geleneğin oturduğu merkez temel nedir? Aklını olmayanın dini olmaz. Eşari damar size ne der? Biz anlayamayız. Biz bize ne öğretiliyorsa onunla yetiniriz. Onun için Osmanlı medreselerinin benimsediği bu damarda adam yetişmez. Sünniliğin geçtiği yerde ot bitmez dememin sebebi budur. Çünkü burada akıl devre dışıdır. Burada nakil esastır ve burada aynı zamanda sorgulama değil teslimiyet esastır. Gasszalın önündeki meyit gibi olacaksın. Bir ilahiyatçı olarak bunları ben vurgulamak durumundayım. Yarın ölüp gideceğiz. En azından ben bu ülkeye karşı vefa borcumu ödemek durumundayım. Ha bizi kimse dikkate almayacak biliyorum ama en azından delinin birisi de çıkmış bunları söylemiş derler hocam. Ve bunları demek zorundayız. Bunları bizim çocuklarımıza, bizim neslimize aktarmak durumundayız. Evet, tarihçiler bu işi yapıyorlar ama tarihçiler bir ilahiyat eğitimi almadıkları için onların baktığı pencereyle bizim baktığımız pencere biraz farklı olabiliyor ister istemez. Düşünün bu anlayış bugün bile hala bizi Arap ve Ortadoğu bataklığına sürüklemenin peşinde. Bunun hayalini kuranlar vardı. Hala okullarda korkunç bir Arapperest anlayış aşılanmaktadır. Bu iş ilkokullara kadar indi. Farkında mısınız? ilkokullara kadar indi. Cami bazlarına kadar indi. Cemaate kadar indi. Tarikatlar ortada. Cemaatler, dinci yapılar işte eee birtım eee dini süslü örgütler vesaire hızla Ortadoğululaşıyoruz farkında mıyız? Bu yüzden tekrar edeceğim yarınlarımızın aydınlık olmasını istiyorsak çocuklarımızın daha hoşgörülü, daha barışık bir iklimde, bir ülkede yaşamasını istiyorsak hızla kendi kodlarımıza dönmek zorundayız. Bunun hem ilmi, hem dini hem manevi altyapısı bizim tarihimizde var. Alın İmam-ı Azam'ı yanına koyun Maturidiyi fıkhi, kelami eee itikadi boyutunu bu oluşturuyor. Yanına koyun Hoca Ahmet Yesi ve onun öğretisini bitti işte. Gönül, ahlak, adalet ve sevgi, barış, hoşgörü. Bu iklimi yeşertebiliriz. Bu bizim köklerimizde var. Bizim o yüzden Hoca Ahmet Yesevi manevi mimarımızdır. Manevi danışmanımızdır. Ama böyle siyasilerin siyasallaştırdıkları gibi bakmıyorum. O pencereden bakmıyorum ben. Ben temelde bakınız tarikatların tesine yabancı karşı olan birisiyim. Ama eğer siz bu bir tarikat bir realite mi hocam? Hah. Eğer tarikatsız yapamıyorsanız bu kodlardan yürüyeceksiniz. Çünkü sizin damarınız budur. Titreyip kendinize geleceksiniz. Arapçı reçeteler bize hiçbir zaman yarı olmadı. Olmayacak da bunu görmemiz lazım. İşte Mustafa Kemal'in büyüklüğü burada. Ben yüceltmek amacıyla bunları söylemiyorum. O insan o günkü şartlarda asker gözüyle bunları görebilmiş. Değerli dostlar, Osmanlı'nın askeri kanadı oldukça güçlüdür. Çok önemli, çok özel öğrencileri alıyorlar. Bunlar daha e okul sıralarında Fransızca öğreniyorlar. Fransız düşünürleri tanıyorlar. Mustafa Kemal gibi nice önemli insanlar vardır. O şartlarda bakınız o kadar iyi kendisini yetiştiriyor ki hiç hayalperest değil. Son derecede isabetli gitmiş. Yanında bir tane ya bir tane ilahiyatçı yok. Dikkat edin buna işte indirin kaldırın işte milli mücadeleciğin yanına çıktığı zaman o günkü şartlarda yetişen insanlar onlar da bu medrese geleneğinden geliyor üstelik biraz içlerinde vicdan olan insanlar işte Rıfat Börekçiler o kadar sağlam temelleri atmış o kadar isabetli kararlar almış yani Türklerin tarihini tekrar kendi kodlarına döndürmüş ama bunun bile farkında değiliz. O damar aslında Anadolu irfanı dediğimiz damardır. O yüzden de dikkat edin. Cumhuriyetin eğitim politikası nedir? Akıl ve bilim. Ne diyor? Onun için şayet benim söylediğim bilimle çelişirse bu anlayış vardır. Biliyorsunuz bilimi tercih edin. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir diyor. Sebebi bu. Görmüş. Türk halkına inancının tanıtılmasını istemiş. Bunu bile niyet okuyarak yanlış görüyor. Dikkat edin 16. yüzyılda biz aklı dışlarken, medreseden aklı alırken, onun yerine nakli getirirken ve katı selefi, dinci yoruma sabitlenirken Avrupa bizi anlamaya çalışıyor. Avrupa ise tam aksine aklı, eleştiriyi merkeze çekiyor ve bunun yanında o katı selefi anlayıştan, kilisenin dogmasından kurtuluyor. Onlar kilisenin dogmasından kurtuluyor. Aklını özgürleştiriyor. Biz ise özgürleştirilmiş akıldan aklı tutsak eden bir anlayışa evriliyoruz. Ondan sonra da diyoruz ki ya Osmanlı niye geri kaldı hocam? Acaba neden geri kaldı? Matbaanın gelmesi mi? Yah zihniyetin bitmiş. Her tarafı matbaa yapsan ne olur? Çok güzel bir söz vardır bizim geleneğimizde. Ne derler? Cami ne kadar büyük olursa olsun imam bildiğini oku. Sen e Türkiye'nin her tarafını matbaa yap. Kafa kafa kafa kafa gitmiş. Bir kere beyin felç olmuş. Artık akıl yok burada. Nakil var burada. Sorgulama değil. Teslimiyet vardır. Burada itaat vardır. Biz anlayamayız mantığı vardır. Şekil vardır. Şekil şartlarını yerine getirince her şeyi hallediyorsunuz. Eşari mantık bu temel üzerine oturuyor. Bakınız matur dilikte akıl naslardan sonra çok önemli bir referanstı nas gibidir. Naslardan sonra gelir. Eşarilikte ise akıl şeytanın kullandığı ve insana vesvese veren bir araçtır. Osmanlı'nın benimsediği medrese anlayışı da bu Eşari anlayıştı. Akıl tamamen devre dışıdır. Evet. Nizamül Mülk'ten beri bu Arapça anlayış var. Ama bu Mısır'ın fethine kadar ve medresenin tamamen Araplaşmasına kadar yine o Maturidi çizginin izlerini görürsünüz. Fakat bundan sonra artık bitmiştir. Çok ilginç bir şey söyleyeceğim ben size. Mısır'da iyice aklıma geldi. Sevgili dostlarım bakınız Memluklular [boğazını temizler] 1260'tan sonra Mısır'da eee ciddi bir güç oldular. Özellikle de bu Moğolları durdurduktan sonra halifeliği aldılar. 1517'ye kadar İslam dünyasının en önemli halkalarından birisiydi. 1500'e geldiğimiz zaman güneyde Mısır, doğuda Şah İsmail İstanbul'da Osmanlı. Dünyada ü tane Müslüman devlet var. Üçü de Türk. Dikkat edin buna. İslam dünyasının patronu Türkler. Artık zaten 1000 asırdan beri öyle. Fakat burada bir şey söyleyeceğim size. Çok ilginç bu. Memluklular bakınız 1200'den 1500'e kadar gel 1260'lardan 1500'e kadar geldiler. Hocam bunlar Arapların göbeğinde Mısır'da Ezer ve onun devamı olan o katı selefi medrese çizgisi var. Bunlar Türk Araplaşmadılar. Y bizimkiler İstanbul'da Araplaştılar ya. Olacak gibi değil. Akıl alır gibi değil. Değerli dostlar ironik ile şöyle söylüyorum. Araplaşma sevdası var ya bizde. Hatta ironik dille ben söylemişim. Baktık ki olmuyor. Bir başka çözümünü bulduk. O zaman dedik ki madem Türk halkı Araplaşmaya karşı direniyor o zaman Araplardan veya Ortadoğu'dan Arap ithal edelim dedik ve Arap ithal ettik. Bakınız tıpkı bunun gibi bir şey. Memluklular Arapların ortasında kendi öz kültürlerini korudular. Araplaşmadılar. Biz onların eee medrese kültüründen aldığımız hocaları işte ulemayı güya sözde ulemaları getirdik. Biz Araplaştık. Yani biz derken Osmanlı'yı kastediyorum. Kendi kodlarımızdan koptuk. Bizi var eden Türkmen damarı kopardık. Arapları memnun edeceğiz diye yıkılmaya doğru da bütün eee imkanlarımızı da onlara akıttık. Akıl alır gibi değil. Medrese kafası böyle bir kafadır. Düşünce dünyanızı, düşünme kapasitenizi felç eder. Felç anlamalısınız bunu değerli dostlar. Din reçetesini insanlara yanlış kodlarla sunarsanız karşınıza gelecek tablo budur. Neden böyle oldu hocam? Ben şeyi çok merak etmiştim. Mesela Mehmet Ali Paşa önemli reformlar yapıyor ama Osmanlı'da yapılan reformlar hep geliyor ulemaya takılıyor. İlerleyemiyor. Niye? Ulemaya takılıyor çünkü. Ama Mehmet Ali Paşa uyanık bir adam. Bunların devlete bağlı değiller. Vakıflar aracılığıyla akarları var. Adam uyanık. Mısır'daki vakıfları topluyor ve ilmi, hayatı kendine bağlıyor. Bu sefer ne oluyor? Medrese hocası konuşacağı zaman, şeri-i şerife oykurudur diye edeceği zaman emziğini keserim diyor. O da suspus oturuyor yerine. Görüyor musunuz? O yüzden Mısır'daki reformlar Osmanlı'dan önce başlamıştır. Hatta Osmanlı birçok reformunu da oradan almıştır. Çok ilginç değil mi? [boğazını temizler] Bak din reçetesi size neler ettiriyor. Biz ne yaptık? Medreseden pozitif bilimleri dışladık. Ya bu bunlar sayesinde bunlar alim Araplaşacağız diye pozitif bilimleri bile dışladık. Bir Türklerin yetiştirdiği medreselerdeki eee Türklerin var olduğu bölgelerdeki ilim ve medeniyete bakın. İlerlemeye bakın. Bir de Osmanlı'nın Araplaşmasından sonra çıkan anlayışa bakın. Bana bir tane acaba adam sayabilir misiniz dedim. Hadi sıkıysa sayın. İşte Farabileri, Harizmileri, ne bileyim Ömer Hayyamları, İbn Sinaları tabii Ömer Hayyam yine söyleyeyim hoca da gaf yapıyor demeyin. Yani ya İranlıdır ya Türktür. Neden Araplardan veya işte Osmanlı'dan çıkmıyor? Programın muhtevas bu sorunun cevabını veriyor. Niye yetiştiremiyor? Aklını durdurursanız, aklı ilimleri dondurursanız, nakli esas alırsanız, bu çok söylenir ya. Benim oğlum bina okur, döner döner gene okur. O nedenle de medrese bizde nakilcidir, taşıyıcıdır. Medrese analitik düşünmez. Medrese papağan gibi sana ezberletir. Transport, taşıyıcı. Medrese budur. Eskin eee devasa yığınını taşıyor. Sel sularından kapılmış kel, çöp ne varsa taşıyor. Medresenin arındırma, yenileme, rafine etme gibi bir derdi yok. Bilmez onu. O bir daha cumhuriyetle beraber akademik zihnin yavaş yavaş yerleşmesiyle oluşacak bir şey. Bunları da bize ilim ehli diye yutturuyor. Nizami medreseleri dedim. eee Anadolu Selçuklularaki bu Karatay medreseleri Orhan Bey zamanında kurulan medrese. Bakınız Orhan Bey zamanında İznik'te medrese kuruluyor. Ama hala o Maturidi ekol vardır. Sonra Fatih döneminde sahnı Semen Süleymaniye Kanuni döneminde ve bu safahattan sonra artık Arapça damar o zamana kadar yoktur. İşte bu damarlarımızdan koparılmak hikayesi Cumhuriyet döneminde fark ediliyor. Buna çok ciddi bir neşler vuruluyor. Ama Mustafa Kemal'in ömrü çok kısa. Yetmiyor. Keşke şöyle bir 20 yıl daha yaşasaydı. Keşkelerle olmuyor. Onun yerini biz dolduracaktık ama dolduramadık. dolduramadığımız gibi cumhuriyetin kazanımlarını bir bir bir bir bir bir harcadık harcadık harcadık harcadık. Korkunç bir savaştan çıkmış bir cumhuriyet. 60'ın üzerinde fabrika kuruyor. 1926'da uçak yapacak konuma geliyor. Uçak ihraç edecek konuma geliyor. Bugün bizim geldiğimiz nokta hocam. Aklını ve bilimi siz dışlarsanız olacağı budur. Toparlayıp kapatalım hocam. Demek ki bu Araplaşma temayülünün faturası Türklere çok ağır oldu. Neden? Çünkü Türkler kurucu kodlarından koptular. Akıldan uzaklaştılar. Bilimden uzaklaştılar. Hoşgörüden uzaklaştılar. Türkler ilerleme yerine aksine geriye gittiler. Bunun kodlarının ta ik bayazit döneminde itibaren yani daha doğrusu bayazetin eee öldürülme yani öldürülmesi vesile alınması sonra ölmesi öyle söyleyelim yenilmesi ve peşinden işte onun çocukları arasındaki taht mücadelelerinde ulemanın harcanıp da Mısır'daki ulemayla boşluğun doldurulması ve peşinden de Yavuz'un Mısır'ı fethetmesiyle beraber işler tersine dönecektir. Bu çiz Mısır'dan gelen bu çizgi katı selefi İbn Teymiyeci çizgidir. Eee ve bu çizgi çivizadelerle 151. yüzyılı ve 17. yüzyılı 23 yüzyıl Kadzadeleri ile beraber temsil edecek. Birçok şeyhül islam çıkaracak. Bu şeyhul islamların hepsinin beslendiği damar buradaki o katı selefi çizgidir. O yüzden de Türkler Osmanlı sayesinde önce ilmi hayattan sonra dini ve sosyal hayattan aynı zamanda toplumsal hayattan dünyadaki gelişmelerden koparıldı. İdari alanda olabildiğince araplaştık. Araplaştıkça geriledik. En sonunda yetmedi hocam. Devleti bile yok ettik. yok ettiler. Sonunda bir çılgın kahraman çıktı. Onunla beraber bir yurtseverler kadrosu çıktı. Yeniden bir tarih yazdılar ve bugüne getirdiler. Bugün o mirası koruyup koruyamayacağımız noktasında hala debelenip duruyoruz. Bu rezillik bize yeter zaten. Ve hala cumhuriyete ihanet edecek, ederek, Mustafa Kemal'e ihanet ederek bir yerlere varabileceğimizi düşünüyoruz. Yuh olsun. Bu nankörlük bize yeter. Rahmetli Yaşar Nuri söylemişti. Bu millet Mustafa Kemal'e ihanetin bedelini çok ağır ödeyecek. Şu anda biz bu ihanetin bedelini ödüyoruz ve ödeyeceğiz değerli dostlarım akla, bilime, eleştiriye, gelişmelere kulak takısanız bunun yerine nakli esas alır. Bunu dinle ikame etmeye kalkarsanız varacağınız yer çıkma sokaktır. Osmanlı önünüzde duruyor. Cumhuriyetin aydınlık yüzü de önünüzde duruyor. Tercih sizindir. Ben de bir ilahiyatçı olarak bunları söylemeye çalışıyorum. Bunları anlatmaya çalışıyorum. Amacım burada ne Osmanlı düşmanlığı yapmak ne olanı farklı göstermek. Ama olanı olduğu gibi anlatırken aslında bizim hikayemizi anlayıp da yarınlarımıza buna göre eee bakabilmek ve yarınlarımıza daha yaşanabilir, daha barışçıl, daha modern, daha müreffeh bir ülke bırakmak. Bu bizim boynumuzun borcu. Çünkü biz bu mirası, cumhuriyetin sınırlarını kanlarıyla çizen atalarımızdan aldık. Ve bu vebali, bu mirası taşımak bizim boynumuzun borcudur. Bu ağır bir vebaldir. Herkes bir tarafından tutup götürecek. Bunu söyleyelim ve burada bırakalım. Değerli dostlarım, umarım dikkatinizi çekti. Umarım faydalı oldu. Şurada bir soru gördüm. İsrafil Bey, bir önceki işret meclisleri ve oğlancılık, civel taburları gibi akıl almaz Osmanlı gelenekleri var. Ve bunlar çok daha eee önceleri Murat Fatih ve Maturidi gelenek etkin acaba falan demiş. Anladım soruyu ama [boğazını temizler] ya şimdi öyle bir şey söylüyoruz ki bakınız bu soruya benzer bir soruyu da yine görmüştüm. Şimdi diyor ki hocam diyor Civel taburları bunlar ilgi çekti anladığım kadarıyla. Ha bunu da söyleyeyim bu arada. Neden bu videoları çektin hocam? Ya işte yüceltiyoruz ya. Yücelttiğimiz tarihin içerisinde bunlar da var diyorum. Şimdi tabii eee Bektaşi geleneğin yeniçerilikle iç içe olduğunu söyleyince bu sefer hemen bak buradan şu akla takılıyor. Ya bu gelenek niye bunları eee engellemedi? Bektaşiler eee bunu engelleyecek kadar değil. Bektaşiler askere moral verirler. Manevi danışmanlık yaparlar. Ama Bektaşilerin bir fetva yetkisi yoktur. Bunu burada aramayın, medresede arayın. Niye şeyhül islamlar eee bunların yasaklanmasıyla ilgili bir şey söylemiyorlar? Yani bunları Bektaşiler mi halledecekler? Ya Bektaşilik bir kültür olarak yaşıyor orada. Ya Bektaşileri kim takar canım? Bektaşilerin eee bunları engelleyebilecek öyle bir eee dini veya yaptırım gücü yoktur. Gelenek olarak Bektaşı geleneğinden geliyoruz der ama adam yine bildiğini okur. Yani adam sapına kadar dindar ama aynı zamanda affedersiniz zampara. Yani yapacak bir şey yok yani. E ona bakarsanız işte bugünkü tarikatların durumu. Eee bakınız habile medreselerde neler oluyor. İlginizi çekti zannediyorum CivelK taburları ve Osmanlı İşret Meclisi'e yaşananlar. daha detayına girersem var burada çok malzeme de ya hoca bu işi reyting amacıyla yapıyor gibi algılanmasın diye biraz daha sınırlı tuttum ve o kadar bilgi yeterli dedim. Yoksa ağzınız açık kalır bu konularla ilgili kaynakları okuduğunuz zaman ben de daha çok madem siz yüceltiyorsunuz ecdat ecdat ecdat diyorsunuz. Mustafa Kemal'in içkisinden kuy kapıyorsunuz. Din düşmanlığı yaptığını söylüyorsunuz. Alın yücelttiniz Osmanlı'daki hayat dedim ben de. Eğer damarıma basarlarsa yine girerim bu konulara. Girerim ve acıtırım. Söyleyin ben. Çünkü yüceltmem. Düşmanlık da etmiyorum ama Osmanlı perestliğe karşı düşmanca tavrım yok ama bunu son derece anlamsız buluyorum. Benim de kırmızı çizgilerim bu anlamda cumhuriyetin bize açtığı yoldur. Bu kadar. Cumhuriyeti şeytanlaştırıp Mustafa Kemal'i şeytanlaştırıp başları ayak ayakları da baş yapar. Bana bunu sunarsan ben buna itiraz edim. Al şimdi savun. Hadi bakalım. O kesim şimdi savunsunlar. Ha bunların torunları olduklarını söylüyorsa da söylesinler. Bu böyle körü körüne bir Osmanlı perestlik hakikaten de yakışmıyor. İnsan onuruna yakışmıyor. Her şeyden öte insan bu kadar akıl dışı olamaz. Benim söylediğim bu soru demiş Eşref Bey. İyi çalışmalar. Bir yanda akıl terazisi ve diyalektik düşünce diğer yanda beleşten cennete gitme için şey uçuran yığınlar yeniden köklü inkılap mı gerekiyor? Bana sorarsanız gerekiyor. Bu aslında cumhuriyetle beraber atılmış bir adımdır. Bu devam ettirilebilirdi. Ettirilmeliydi de ben de bugün bunu anlatmaya çalıştım. İttirilmelidir de bu olmazsa kendi kodlarımıza dönemmezsek biz asla aydınlık yarınları göremeyiz ve bizden sonra gelecek nesile de asla bizden daha iyi şartlara bırakamayız. Açık ve net. Benim benim kanaatim budur sevgili dostlar. Evet. burada bırakalım değerli dostlarım. Çok sağ olun var olun. Bizim hikayemizi anlatmaya çalıştı. Yorumlarınızla ve beğenilerinizle destek olursanız çok mutlu olurum. İnşallah bir başka programda tekrar görüşmek dileğiyle. Mutlu geceler. Sağ olun, var olun. Yeah.