Transcription
Türkiye ve bölge ekonomisinin nabzını tutan iş ve ekonomi dünyasının buluşması uluslararası ekonomi zirvesine hepiniz hoş geldiniz.
Ya hep söylendiği gibi değilse? Ya hep tek bir şekilde düşünmemiz isteniyorsa? Nasıl böyle oldu? Niçin öyle değil? Yola çıktığımız günden bugüne hep sorduk. En büyük sermayemiz doğru cevaplara götüren sorularımız ve parantezlerden çıkabilme cesaretimiz oldu. Türkiye durmadan büyürken biz de aynı yoldaydık. Hiç durmadık. Hep çalıştık. Şimdi olduğumuz gibi dün görebildiklerimiz bugün bildiklerimizi. Bugün bildiklerimiz yarın öğreneceklerimizi belirliyor. Yatırım aklımızla önce Türkiye'ye, sonra da Türkiye'den dünyaya bakıyoruz ve birlikte sormaya devam ediyoruz. Neden olmasın?
Sayın misafirlerimiz, Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek salonumuza teşrif etmiştir. Sayın bakanım hoş geldiniz.
Sayın bakanımız, Sayın Valimiz, kıymetli belediye başkanımız, sayın vekilimiz, iş ve ekonomi dünyasının değerli temsilcileri, değerli basın mensupları, Değerli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler. Türkiye ve bölge ekonomisinin nabzını tutan iş ve ekonomi dünyasının buluşması uluslararası ekonomi zirvemize hoş geldiniz.
Dünya ekonomisi, enerji, teknoloji, insan ve kültür başta olmak üzere pek çok alanda derin bir kırılma döneminden geçiyor. Bu kırılma jeopolitik gerginlikleri artırıyor ve gelişmiş ülkelerle gelişmemiş ekonomiler arasındaki uçurumu derinleştiriyor. Artık sadece büyüme değil, dayanıklılık ve sürdürülebilirlik yeni küresel düzenin temel ölçütleri haline gelmiş durumda.
Uluslararası Ekonomi Zirvesi 2026'nın bu yılki teması büyük dönüşüm. Bu değişimin yalnızca ekonomik değil, toplumsal, teknolojik ve çevresel boyutlarıyla da bütüncül biçimde ele alınması gerektiğini vurguluyoruz. Büyük dönüşümün sadece küresel refahı değil, barışı da destekleyebilecek bir şekilde kurgulanıp yönetilmesi gerekiyor.
Zirvemiz boyunca aralarında Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek, Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Mehmet Fatih Kacır, Danimarka eski Başbakanı Hell Thorningmt, Birleşik Krallık Eski Dışişleri ve Maliye Bakanı Lord Philip Hammond gibi isimlerin de bulunduğu çok sayıda değerli konuşmacıyı ağırlayacağız.
Tabii ki bu büyük organizasyonu mümkün kılan sponsorlarımıza da gönülden teşekkür ediyoruz. Zirvemizin ana sponsoru Tera Finans grubuna özel bir teşekkürle başlamak istiyorum. ve Gold sponsorlarımız Altun Capital Repy Yatırım Holding'e, oturum sponsorlarımız Bacacı Yatırım Holding, IM Holding, Garanti BBVA, MIA Teknoloji, Reportför sahibinden.com, Şölen çikolata, Trend Yol ve Zürri Sigortaya. Destek sponsorlarımız Arsa veev, Aydam Enerji, Biyotrend, CNBCE, Ege Yapı, IBS, Ido, Innovance, Kibar Holding, MoneyPay, NG, Enjoy Otel, Polaris Sigorta, Shell, Superü Superfresh Türkiye İş Bankası Tam Finans Ziraat Portföye, araç sponsorumuz Lexus'a, iletişim sponsorumuz Turkcell'e, Stars of Region sponsorumuz FONMAP ve Goldek'e Bu büyük buluşmanın yapı taşlarına teşekkür ediyoruz.
Zirvemizin programı bu yıl oldukça yoğun. Eee, Kapital Ekonomist, CEO Life ve Startup dergilerinin yayın direktörü Sedef Seçkin Büyük, Repy Holding Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Doktor Emre Çamlıbel ve Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek'in katılımlarıyla US 2026'nın açılışını gerçekleştiriyoruz. US 2026 kapsamında iki gün boyunca alanında değerli isimlerin katılımıyla düzenlenecek toplam 11 oturumda bir araya geleceğiz.
Değerli misafirlerimiz açılış konuşmasını yapmak üzere Kapital Ekonomist, Startup ve CEO Life dergileri yayın direktörü Sayın Sedef Seçkin Büyüğü sahneye davet ediyorum. Hoş geldiniz.
Sayın bakanım, değerli konuklarımız, değerli valim, kıymetli belediye başkanımız, iş dünyası liderleri, basınımızın seçkin temsilcileri, sevgili meslektaşlarım, Kapital Ekonomist Startup dergileri olarak düzenlediğimiz Uluslararası Ekonomi Zirvesi 2026'nın açılışına hoş geldiniz. Organizasyon komitemiz adına zirvemizi büyük bir ilgi ve geniş bir katılımla onurlandırdığınız için ve buluşmamıza değer kattığınız için sizleri selamlıyor ve içten teşekkürlerimi sunuyorum.
2026 zirvemizi dünya çapında yaşanan büyük kırılmayı birlikte analiz edebileceğimiz bir kurguda tasarladık. Gelecek için yönümüzü tayin etmemize yardımcı olacak değerli fikir liderlerini bir araya getirdik. Dünya ekonomisi artık öngörülebilir ve sürdürülebilir bir yapı olmaktan hızla uzaklaşıyor. Jeopolitik fayatları derinleşiyor. Ticaret blokları sertleşiyor. Dünyanın en güçlü ülkeleri arasındaki teknoloji rekabeti stratejik bir mücadeleye dönüşüyor. Bu yeni düzende büyüme ve karlılık artık temel parametreler olarak yeterli değil. dayanıklılık, sürdürülebilirlik ve stratejik konumlama belirleyici hale geliyor. Bu nedenle Uez 2026'nın ana temasını büyük dönüşüm, dayanıklı ve sürdürülebilir bir küresel sisteme geçişin pusulası olarak belirledik. Çünkü artık mesele değişimin olup olmayacağı değil. Bu değişimi kim tarafından, nasıl ve hangi kurallarla yönetileceği.
Değerli katılımcılar, bugün e küresel ekonomi yalnızca piyasa dinamikleriyle şekillenmiyor. Siyasi kararlar, sosyal hayatın da, iş dünyasının da, ticaretin de kurallarını doğrudan yeniden yazıyor. ABD'de Trump yönetiminin yeni gümrük tarifeleriyle küresel ticareti ve ekonomiyi sil baştan dizayn etme yönündeki yaklaşımı serbest ticaretin yerini giderek daha korumacı ve parçalı bir yapıya bıraktığını çok açık biçimde gösteriyor. Bu yaklaşım kısa vadede yerinde üretimi koruma iddiası taşısa da maliyetleri artırıyor ve küresel büyüme üzerinde aşağı yönlü bir etki oluşturuyor. Bugün artık uluslararası ticaret verimlilik üzerinden değil, güvenlik ve jeopolitik yakınlık üzerinden yeniden kurgulanıyor.
Bu dönüşümün bir diğer kritik boyutu ise petrol, su ve nadir toprak elementleri gibi stratejik kaynaklar. Başta çip üretimi olmak üzere savunma sanayi, enerji dönüşümü ve ileri teknolojiler için vazgeçilmez olan nadir toprak elementleri yeni dönemin en kritik rekabet alanlarından biri. Elektrikli araç bataryalarından rüzgar türbinlerine, yarı iletkenlerden savunma sistemlerine kadar geniş bir kullanım alanına sahip bu elementler artık yalnızca ekonomik değerler değil aynı zamanda jeopolitik bir güç unsuru. Bu nedenle su, enerji, değerli madenler ve nadir toprak elementleri gibi doğal ve kıt kaynaklara erişim önümüzdeki dönemde ülkeler arasındaki rekabetin ve gerilimlerin en sert başlıklarından biri olmaya aday.
Günümüzde jeopolitik gerilimler yalnızca ekonomik dengeleri değil uluslararası hukukun sınırlarını da zorluyor. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump'ın Grönland'a yönelik talebi uluslararası hukuk ve egemenlik haklarını tartışmaya açan ve hatta tehdit eden yaklaşımıyla açıkça kabul edilemez bir noktada duruyor. Bu talebe Avrupa Birliği'nin verdiği net ve dengeli tepki uluslararası düzenin korunması açısından kritik bir duruştu. Ancak bu örnek küresel sistemde güç mücadelesinin de hangi seviyeye geldiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Ortadoğu'da ise tablo çok daha ağır. İsrail'in bölgede sürdürdüğü operasyonların art arda açtığı savaş alanlarının yarattığı insani yıkım ve uluslararası hukuk açısından çok sorunlu uygulamalar küresel vicdanı zorlayan bir noktaya ulaşmış durumda. Bunun yanında Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a müdahalesi sadece bölgesel değil küresel ölçekte her anlamda ciddi riskler barındırıyor. Enerji fiyatlarından finansal piyasalara, göç hareketlerinden güvenlik dengelerine, tedarik zincirlerinden küresel büyümeye ve enflasyona kadar çok katmanlı bir belirsizlik alanı oluşuyor. Bu tablo bize şunu gösteriyor. Artık krizler tekil değil, iç içe geçmiş ve eş zamanlı. Tam da bu nedenle içinde bulunduğumuz dönemi çoklu krizler çağı olarak tanımlıyoruz.
Değerli katılımcılar, zirvemizin ilk günü bu gerçeklik üzerine inşa edildi. Sayın Hazine ve Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek'in açılış perspektif ile başlayacak programda küresel ekonomide yeni dengeleri, ticaret savaşlarını, stratejik sektörleri, yapay zeka teknolojisie nasıl değişeceklerini, çoklu krizleri ve jeopolitik riskleri detaylı biçimde alanının en yetkin isimleriyle birlikte bugünkü panellerimizde analiz edeceğiz. İkinci gün ise odağımız geleceği kuran aktörler. milyar dolarlık değere ulaşan Medarı iftiarımız Unicorn şirket ekosisteminden dijital dönüşüm liderlerine yeni yatırım modellerinden veri ve teknoloji temelli yönetim ve liderlik anlayışına kadar rekabetin yeni kurallarını konuşacağız yarın.
Uluslararası Ekonomi Zirvesinde her yıl olduğu gibi bu yıl da küresel fikir liderlerini değerli vizyonlarını paylaşmak üzere davet ettik ve çok değerli iki isim bizlerle olacak. Bugün Birleşik Krallık'ta 2010 ve 2019 yılları arasında David Cameron ve Tereza May hükümetlerinde kesintisiz olarak ulaştırma, savunma, Dışişleri ve Maliye Bakanı olarak görev yapmış deneyimli bir siyasetçi Lord Philip Hamont bizlerle olacak. Kendisi bölgeye ve İran'a dair de derin bir perspektife sahip. jeopolitik parçalanma çağında global ekonominin geleceğine ilişkin perspektifini bizlerle paylaşacak. Yarın sabah ise güçlü bir Avrupalı kadın siyasetçi, aynı zamanda savaş ve afetlerde zarar gören, tüm dünya çocuklarını kucaklayan bir sivil toplum kuruluşunun liderliğini de uzun yıllar üstlenmiş olan Danimarka eski başbakanı Hele Thorning Schmid, küresel sistemin güncel gelişmelerini, sorunlarını ve tüm bunların geleceğe yansımalarını analiz etmek üzere aramızda olacak. eminim Grönland konusunda da eee bizimle perspektifini paylaşacaktır. Bu iki seçkin fikir önderi yalnızca güncel olayları analiz etmekle kalmayacak, geleceğin nasıl şekillenebileceğine dair güçlü içgörüler de sunacaklar bize.
Değerli katılımcılar, artık mesele sadece değişime uyum sağlamak değil. Mesele belirsizliği yönetmek ve yön tayin etmek. Uluslararası Ekonomi Zirvesi 2026 da bu nedenle artık bir konferans değil. Önümüzdeki iki gün boyunca burada konuşacağımız fikir ve öngörüler sadece bugünü değil önümüzdeki 10 yılın mimarisini de şekillendirecek. Burayı biz bir fikir platformu olarak düşünüyoruz. Hem sahnede konuşulanlar hem de sizin kendi aranızda öğle emeğinde dışarıda networking yaparken konuştuklarınız çok kıymetli. katılımınız için sizlere, Sayın Bakanımıza, valimize, zirvenin hazırlıklarına emek veren tüm takım ve çalışma arkadaşlarıma, yöneticilerime teşekkür ediyorum. Net, güçlü ve sonuç odaklı bir zirve diliyorum.
Seref Hanı'a çok teşekkür ediyoruz konuşması için ve Repay Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Doktor Emre Çamlıbel'i sahneye davet ediyorum.
Evet, Sayın Bakanım, saygıdeğer valim, Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı, belediye başkanlarım, kıymetli katılımcılar, değerli basın mensupları, hanımefendiler, beyefendiler. Hoş geldiniz. Bu zirvede sizlerle beraber olmaktan mutluluk duyuyorum. Ben kısa konuşma yapacağım. İki bölüme ayırdım. Birinci kısımda bir iş insanı şapkamla genel olarak ekonomi ve iş dünyasına dair kısa değerlendirmelerde bulunacağım. İkinci kısımda da halka arıza yürüyen, bu değerli zirvede de sponsor olan şirketimiz Rip Yatırım Holding ile ilgili kısa bir bilgi paylaşacağım.
Son yıllarda gündem sürekli ve hızla değişiyor. Değişmeyen bir şey var. Özellikle son dönemde aldığımız tüm kararlar ve bunların sonuçları üzerinde bir jeopolitik cam tavan oluştu. Bizim ekonomi ve iş dünyasına dair yapabileceklerimiz kararlarımız ve bunların sonuçları bu cam tavanın içinde kalmak zorunda. Kısıtlı küresel enflasyon, altın fiyatları, pariteler, petrol fiyatları, tedarik şekilleri. Bütün bunlar artık jeopolitik, uluslararası ilişkiler ve askeri gelişmelerle şekil şekilleniyor. Yurt içinde ise zihnimizde yine benzer sorular var. Merkez Bankası rezervleri, enflasyon, kur ve diğer önemli göstergeler nerede istikrar kazanır? Son yıllarda dünyada yaşanan tüm gelişmelerin genel olarak baktığımızda orta ve uzun vadede Türkiye'miz için olumlu sonuç vereceği yönünde bir kanaatimiz var. Bu konuda memleketteki herkes 3 aşağı 5 yukarı hemfikir. Bir şeyler oldu. Doğru kararlar, doğru pozisyonlanma. Orta ve uzun vadede leyhimize öyle görüyoruz. Ancak kısa vadede gelen sert dalgalar olacak. Bu kısa vadede kısa dönemde gelecek olan sert dalgalarla nasıl mücadele edeceğiz?
Global olarak baktığımızda şirketler artık stratejilerini ve süreçlerini ve organizasyon yapılarını jeopolitik küresel gelişmelerle mücadele edecek şekilde revize ediyorlar. Reaktif değil proaktif olarak bunlarla mücadele, bunlara hazırlıklı olma yönünde çok ciddi bir yapılanma var. Ve son zamanda artan önemle şirketler global olarak gündemlerinde üç ana kavramı kesinlikle barındırıyorlar. Bunlardan biri dayanıklılık, bir diğeri risk azaltma, üçüncüsü de çeşitlendirme. Bunların neden bu kadar önemsendiğini ve ne ifade ettiğini bu haziruna açıklamama gerek yok. Bütün amaç belirsizlikleri ve sürprizleri yönetebilmek. Ben bu zirvedeki değerli oturumlar ve konuşmacılardan bu çerçevede önemli bir öngörü almayı bekliyorum. Bütün oturumları dikkatle izleyeceğim. İlaveten tabii ki bu jeopolitik cam tavanın altında bir oyun alanımız da var. Bu da ağırlıklı dönüşümle ilgili konular. Yapay zeka, dijitalleşme, sürdürülebilirlik, dayanıklılık, küresel dengeler, startuplar ve bunlar gibi birçok önemli konu da burada iki gün boyunca tartışılacak. Bu tartışmaları da heyecanla dinlemeyi ve çıkarım yapmayı hedefliyorum kendim için.
İkinci başlığım Repay Yatırım Holding'le ilgili. RIPY Yatırım Holding bir yatırım ve yatırım yönetim ekosistemidir. Farklı sektörler ve şirketlere, gayrimenkullere ve varlıklara yatırım yapar. Bu şirketler arasında bağ kurar. Birbirini besletir ve değer üretir. Bugün iştiraklerimizle birlikte toplam yaklaşık 700 milyon dolarlık bir holding değerine ulaştık. Amiral gemimiz Türkiye'nin ilk ve en büyük portföy alternatif portföy yönetim şirketi olan Rip portföy 3 milyar dolarlık bir portföy yönetiyor. Yüzlerce şirkete iştirak ettik. Binlerce gayrimenkule yatırım yaptık. Birçok Menkul Kıymetli Yatırım Fonumuzla yatırımcıların birikimlerini yönetiyoruz. Repay portföye ilaveten iştiraklerimiz arasında finans, fintech, medya, teknoloji, gayrimenkul ve ekonomide etkin birçok diğer sektör var. Bunların bir kısmına yatırım yaptık, bir kısmını odağımıza aldık, bir kısmına anlaşmalar yaptık. Bu yapılanmanın sermaye piyasalarındaki karşılığı ve bir sonraki adımı da doğal olarak halka arz. Bu sene sonundan evvel şirketimizi halka arz etmeyi planlıyoruz. Bu kıymetli buluşmanın gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Başta Sayın Bakanım olmak üzere tüm kamu temsilcilerimize katıldıkları için teşekkür ediyorum. iş dünyamızın değerli isimlerine katkıları için teşekkür ediyorum ve basınımızın kıymetli temsilcilerine teşekkür ediyorum. Şükranlarımı sunuyorum. Uluslararası Ekonomi Zirvesinin ülkemiz, iş dünyası ve bölgemiz için çok değerli sonuçlar üreteceğinden eminim. Başarılar dilerim. Teşekkür ederim.
Sayın Çamlı Bey'e çok teşekkür ediyoruz ve şimdi jeopolitik parçalanma çağında küresel ekonominin geleceği başlıklı konuşmasını gerçekleştirmek üzere Birleşik Krallık'ın 2010-2019 yılları arasında Dışişleri ve Maliye Bakanlığı görevlerini üstlenmiş Sayın Philip Hammond'ı sahneye davet ediyorum. Mr. Ham, please to the stage.
Well, thank you um very much, distinguished minister, distinguished guests, ladies and gentlemen. It's a great pleasure to be here with you uh this morning to um open your proceedings and to help you hopefully. to shape the discussions over the next couple of days as you consider how the world can navigate the transition to a resilient and sustainable future global system as the one that we've relied upon for decades disintegrates in front of our eyes in a new age of geopolitical fragmentation. As has already been said, I served as the United Kingdom transport minister, defense minister, foreign minister, and finance minister. Not all at the same time, I hasten to add one after the other. uh between 2010 and 2019 when I resigned uh just hours ahead of new prime minister Boris Johnson taking office so he did not have the pleasure of firing me. It is I think perhaps a testament to the pragmatism of the British system that Boris Johnson nonetheless appointed me to the House of Lords, the upper chamber of the UK Parliament where I continue to sit to this day. My last years in the UK government coincided with President Trump's first term and I had the pleasure of dealing with him on several occasions and of working with key members of his cabinet on a regular basis. These were of there were of course uh challenges and a very different style from his predecessor. We saw the first skirmishes of the USC China trade battle. But when I left government in 2019, I had no sense of an imminent threat to the geopolitical order. The rules-based system of global governance overseen by international organizations with NATO as the bedrock of European defense and a trade system based on open markets and largely free trade. All of those systems led by the US. Fast forward to today and we face an era of unprecedented geopolitical change and uncertainty as the US has transformed overnight from being the guarant of global stability to the disruptor in chief of the world order that it so largely created. a world of policy by social media posts, of protectionism in place of free trade, and of ambiguity in place of the clear commitment to NATO, which has already undermined the crucial deterrent effect on which the alliance is built. Geolitics is one of the key forces changing the world, but it is only one of the forces reshaping the global economy. It may be tempting for us to see Mr. Trump and the geopolitical turmoil around him as the cause of all the economic and commercial challenges we face. But while he's undoubtedly shaping the geopolitical narrative, some of the underlying drivers of economic change both predate and override even a US presidential agenda. What are these drivers? There are three that I want to highlight today. The first is technology that includes AI, but it goes much wider. We're on the cusp of a potentially radical shift in productivity for some workers. And here lies the problem. It will not be for all workers. The hierarchy of work will be overturned as once highly regarded and well rewarded jobs are commoditized while currently less prized roles will prove more resilient to the assault of technology. Those who lose are already demanding to be compensated by the winners and those winners will include the owners of capital as the optimum ratio of capital to labor in the tech enabled economy changes and labor bargaining power weakens. The logic that drove globalization is challenged not only by tariffs, protectionism and supply chain resilience concerns, but also by technological innovation that for manufactured goods will steadily erode the economies of scale and the benefits of specialization that underpin the case for trade. The second is demography. For someone like me raised and educated in the 1960s and 70s when the demographic challenge facing the world was one of catastrophic overpopulation, it's pretty difficult to conceive how quickly a string of cultural, social and economic developments have changed that threat into one of catastrophic population decline. By the end of this century, population will be declining in pretty much every part of the world except Africa as fertility rates collapse to wellbow replacement levels. Already many developed and developing countries are facing dramatic aging as a precursor to overall population decline. That spells fiscal danger. unfunded pension schemes and social spending programs devised in the years of plenty when the old ag dependency ratio was low are already unaffordable public debts piled up when there were growing numbers of working taxpayers will become unsustainable and worse the only known antidote to fertility collapse immigration is increasingly rejected by host like Japan that experienced sh population decline without allowing immigration have demonstrate the heavy economic price of such and the third is climate change. It is almost certainly now too late to avert catastrophic climate change. And the Trump administration's position makes it impossible to build a global consensus to reduce emissions, even as countless thousands of acres of prime US real estate get consumed by wildfires and devastated by hurricans. Each year. All the signs are that technological change is going to significantly increase the energy density of the world economy more than offsetting population decline. So decarbonizing that energy supply will be necessary. Whatever the climate skeptics say and will be economically costly whatever the energy transition enthusiasts say. In effect, the world will be trading investment in increased output for investment in lower carbon output. That may be a good long-term decision, but it will be painful for citizens who depend on output growth for rising living standards and painful too for the politicians who have to sell decarbonization to them. The majority of the world that is more or less brought in to the climate change agenda nonetheless oscillates between the competing and sadly often mutually incompatible priorities of energy security, energy affordability and decarbonization depending on the geolitical challenges of the moment and even the deniers will be forced to invest in mitigation measures against the effects of climate change, including rising sea levels and radically altered weather patterns, even if they don't choose to adopt renewable energy sources. Climate change itself will dramatically increase the risk of great power conflict in the previously inaccessible but resource rich Arctic. and it will no doubt provoke multiple lesser conflicts over increasingly scarce resources of water and cultivable land. These are structural changes which will shape the global economy and form the backdrop to the geopolitical contest between the power blocks. They cannot be uninvented. So while geopolitics will shape the future of the global economy from the top down, these structural changes and the economic forces they unleash will exert a significant bottom up effect and will be largely beyond the influence of politicians. Any consideration of the future evolution of the global economic system must consider both the structural and the geopolitical influences which will shape it. Now, I could speak at length about the likely development of the key geopolitical relationships that will shape our world over the next 20 years. China and the US, Russia and China, the US and Europe, and indeed about the flash points that may conflicts and shape the geopolitical settlement. Taiwan, the Gulf, the South China Sea, the Arctic itself, Europe's border with Russia. But my purpose today is primarily to focus on the economic consequences of geopolitical change. And in that context I want to focus my remarks on deglobalization and the restructuring of supply chains, on protection and tariffs and the direct economic costs of geopolitical disruption and of an emerging order which looks as though it will be dominated by considerations of resilience and autonomy rather than economic efficiency. I want to start with the phenomenon of globalization itself. What is driving the fragmentation of markets that now appears to be underway and what does it mean for the global economy? Every undergraduate economist since the dismal science was invented has understood the theory of trade and the efficiency benefits of specialization. And over the last 30 years or so, we've had an unprecedented opportunity to see these theories in practice, close up and at scale. China's entry into the global economy in the early 1990s and the harnessing of her enormous reserves of lowcost labor to become the world's manufacturing workshop is arguably the greatest supply side shock in economic history. ening a long period of lowinlation economic growth in both developed and developing countries driving steadily rising living standards the slowing of which after the global financial crisis in 2008 has done so much to feed the rise of political populism in both Europe and America globalization is the ultimate manifestation of economic theories and it happened when it did largely because of China's entry because China's entry to the market coincided with a boom in services in developed economies which shifted the focus from defense of lowvue manufacturing jobs to seeking market access for high-end manufactured products and services. Of course, those industries in the developed economies which found themselves in the cross hairs of Chinese competition and for many individual firms which found themselves displaced from their domestic supply chains, China's emergence meant at best a painful restructuring and a race to apply technology to raise productivity. But for the global economy as a whole, it meant a prolonged rise in trend productivity growth as lower skilled manufacturing was progressively outsourced to Chinese factories and manufacturers in developed countries increasingly became importers of simpler products and components while largely retaining high valueaded products and the design and marketing control of their products. But China's rapid rise up the value curve from being a manufacturer of components and simple goods to becoming a supplier of complex finished products and a major developer of new technologies has changed the equation. Developed country politicians happy enough to see lowvue manufacturing jobs displaced to lowcost Asian suppliers feel differently about their hightech sectors. The USO awoke from a strategic slumber to belatedly recognize that China's rising economic power leads inbly to rising strategic power. that the technologies of a modern digital economy have direct military application and that in some areas the US was struggling to maintain its lead. From around 2015, I saw increasing evidence of the US system regretting its embrace of China as an economic player, as a catastrophic strategic mistake and attempting to restrict opportunities for China's further economic growth and in particular for its access to sophisticated technology. But it was too late. China had already become one of the world's technology powerhouses and a formidable competitor. And increasingly that competitiveness is not driven by lowcost labor as China embraces and in many cases leads automation and digitization in manufacturing. Globalization was not of course just a China story. Look at the increasingly complex and sophisticated supply chains in the auto industry in Europe, in Asia and in North America where components and subassemblies may cross and recross international borders multiple times before ending up in a finished vehicle. Strategic alarm at China's increasing dominance of suves of the global economy has undoubtedly been a major impetus for the reversal of globalization trends. But there are other factors at work. Complex supply chains and just in time manufacturing plants are always a tradeof between economic efficiency and industrial resilience. For years, the fractions of a penny that could be saved on components became the difference between access to competitive export markets and slow economic decline. But the COVID pandemic changed the metrics of industry. Suddenly, the single sourced component from a factory in Wuhan that saved 40 cents on the cost of a $30,000 car didn't look like such a smart call. Has production lines ground to a halt and partfished vehicles piled up in stockyards. Countries with no pharmaceutical manufacturing capacity saw their vulnerability brutally exposed as exporting countries governments blocked exports of medicines to prioritize domestic populations. and major food importers such as the Gulf countries were strategically wrongfooted by similar export bands on food stuffs. The immediate reaction was allerged towards valuing resilience over efficiency which stopped the growth of globalization in its tracks as governments, shareholders and customers alike demanded guarantees of continuity of production. But there is another longer term trend that has helped to accelerate deglobalization. Increasingly, smart manufacturing techniques are reducing economies of scale with flexible robotized production lines capable of efficient small batch and even bespoke production. The customized production that has been a feature of autoplants for years is coming to other sectors right now. Courtesy of digitzation, AI and advanced robotics. Supply chain resilience concerns rising labor costs in Asia, declining labor content in products generally, increasing awareness of the carbon costs of longdance freight. And the opportunity to bypass economies of scale with close to the customer digitized and customized production have all created powerful new business arguments against the traditional economic case for globalized production. The combination of economics, security concerns, political pressure and geopolitical risk has effectively halted and then reversed three decades of accelerating globalization. But of course the world is not composed of 140 odd completely economically independent countries. A significant proportion of the world's markets are organized into trading blocks. The EU, Asian, the GCC, Mercosur and the CPTPP for example. A key is whether these blocks can mobilize sufficient trust between their members to successfully domesticize globalization by seeking to specialize within the block. If they can do so, they will salvage some of the enduring economic benefits of globalization even as the system fragments into regionalization. But the early evidence is mixed. For some industries, regionalization or near shoring may prove a happy compromise between security and efficiency. But I fear the world has passed a point of no return in respect of certain strategic products and services where politics now dictates that nothing short of national autonomy will do whatever the cost. For Turkey, there is the tantalizing prospect that nearoring by EU businesses as a better tradeof against cost than the absolute security of domestic production within the EU will allow Turkish Turkish production to displace cheaper Chinese options in the EU supply chain mix. Similarly for Mexico in relation to the US if the politics can be overcome. Turning to protection and tariffs, the protectionists have been on the march since COVID and are currently in the ascendant globally. However, effectively the free trade rear guard is mounted, the simplistic logic of protectionism is likely to prove seductive in a populous dominated political era. At least until we run out of people to do them, the cry of more jobs is likely to resonate in political debate. Additional jobs are tangible. The higher costs and lower quality for consumers that protection implies are more nuanced and difficult to identify. Mr. Trump is of course the arch protagonist of tariffs. The world rightly has two problems with his policy approach. The first is about process, the arbitrarism, the lack of notice, the frequent reversals, and the use of tariffs as a generic policy weapon against any country that the president doesn't like. These process failings create uncertainty which drives cost and slows decision making and thus growth across the global economy. The second is the policy itself. Mr. Trump has introduced an additional dimension over and above the traditional protectionist lines by arguing that the cost of tariffs is paid by foreigners and that tariff revenues can substitute for domestic taxes. I'm afraid American consumers are likely to find out the hard way or be it in slower time that it is they who will be bearing at least part of the direct costs of tariffs as well as all of the indirect costs of domestic producers raising prices to fat and margins. the choice of products available decreasing and the pace of technical innovation slowing under the loss of competitive pressure. It remains the case that tariffs are generally good news for producers and bad news for consumers. And in the case of Mr. Trump, while it's clear that he understands the interests of business, it is not at all clear to me that he understands the interests of consumers. But the protectionist argues, consumers are also producers whose jobs are being protected by these tariffs. But that is simply not true in an economy where manufacturing and agriculture together account for less than 11% of output. 89% of American consumers will see no jobs benefit even in the narrow terms of Mr. Trump's definition, which takes us to the strangest aspect of Mr. Trump's tariff obsession. It is focused entirely on manufactured goods and agricultural produce. Across all developed economies, those sectors typically account for substantially less than 15% of output combined. Mr. Trump analyzes in minut detail each individual trading partners goods trade balance with America while totally ignoring the US's huge surplus on services trade with the rest of the world. This myopia leads to an economic policy focused disproportionately on manufacturing rather than on maximizing total output. A protectionist tariff regime which encourages misallocation of labor and capital to the protected manufacturing and agricultural sectors is emphatically not in the interest of the US economy as a whole. An economy which struggles to compete across the board might be forgiven for being seduced into believing protectionism is a solution. But an economy with the advantages of the US across pretty much all sectors has no excuse for such an economically damaging adventure. The only economic justification for high tariffs in the US is to protect against manifestly unfair belowcost dumping or to nurture genuinely strategic infant industries on a strictly time limited basis. Whatever happens now to future US trade policy after Mr. Trump, the spect of arbitrary tariffs will hang over it and act as a damper on investment decisions at home and abroad for decades to come. Already multiple suboptimal investments by foreign companies in the US have been announced simply as insurance policies against tariffs. Mr. Trump will no doubt score these as the measures of success of his policies. But the easy wins a short term, the longer term damage comes later. The bottom line is that the last 15 months chaos over tariffs has created uncertainty which has raised the required rate of return for new investment in manufacturing both in the US and abroad. I want to conclude my remarks by saying something about energy markets, arguably the part of the economy most susceptible to geopolitical disruption. Decarbonization, security of supply and affordability are and perhaps always will be intention. Until Russia's fullsale invasion of Ukraine, the Europeans had been primarily focused on decarbonization while threetting about its impact on energy affordability and industrial competitiveness. The aftermath of the Russian invasion shifted the priority to security at any cost within the context of a geopolitically motivated decision to break the dependency on Russian energy supply. European countries rewrote their rules, overrad their decarbonization targets, and splurged public money to secure supplies, all while protecting consumers from the effects of higher energy costs. The result was a largely successful pivot away from Russian energy, but at the price of greater exposure to US supplies and an enduring and significant structural energy cost differential. with the US which today hampers Europe's competitiveness. In my judgement, the European public is becoming more skeptical not about the desirability of decarbonization but about the affordability of it and the tradeoff with energy security. I do not expect Europe to achieve net zero by 2050 because I do not believe European electorates will accept the opportunity cost implicit in doing so. It is already clear that delaying the achievement of the net zero target by even a few years will have a significant positive impact on the cost. And in a world where some at least of Europe's competitors may not be decarbonizing at all, the economic cost of sticking to 2050 will be untenable. The US-Iran war that we've just witnessed, I hope I can speak in the past tense, has reminded us and hopefully reminded the Americans that global energy markets are deeply interconnected. It has also reminded us that at least 20% of the world's oil supply has to traverse narrow seased to get to its markets. the Straight of Foush, the Babel Mendeb, uh the Suis Canal in the Middle East and the Malaka Straight on the sea root to China. No other market sector is so exposed to geopolitical maneuvering as the US, China, Russia, the Gulf Arabs, and Iran josle for position and leverage. And as oil broker knows,
Marjinal varil tarafından belirlenen fiyat, küresel enerji fiyatları için bu %20'yi referans noktası haline getiriyor. Ham petrol fiyatlarından ekonomik büyümeye geçiş mekanizması, muhtemelen küresel ekonomideki en verimli mekanizmalardan biridir; daha yüksek fiyatların etkileri perakende pompalarında günler içinde ve petrol türevi veya yüksek gömülü enerji veya nakliye maliyetlerine sahip çok sayıda ürün ve hizmetin maliyetinde haftalar içinde hissedilir. Pek çok şey bu çatışmanın nihayetinde nasıl biteceğine bağlı. Ancak yaşananlardan sonra, mevcut İran rejiminin hayatta kaldığı ve Körfez petrolünün Hürmüz Boğazı'na bağımlı kaldığı herhangi bir istikrarlı devlet geleceğine inanmakta zorlanıyorum. İran'da rejim değişikliği veya sert bir Amerikan garantisi olmaması durumunda, Arap Denizi'ne veya Akdeniz'e yeni kara rotaları inşa etmek için bir acele olacağını tahmin ediyorum. Sonuç olarak, küresel ekonomi yeniden şekilleniyor. Süreç küresel finansal krizle başladı ve tedarik zincirlerine olan güveni sarsarak ve dayanıklılık adına verimliliği feda ederek yayılan COVID pandemisi tarafından hızlandırıldı. Rusya-Ukrayna savaşının ticaret ve enerji güvenliği üzerindeki etkileri bu eğilimi yeniden güçlendirdi. Ekonomik değişimin yanı sıra, ticaret değişiminin siyaseti de kaydı. Küresel finansal kriz sonrası ekonomik büyümeyi yavaşlatan hayal kırıklığı, popülist siyasetin yükselişinde yansımasını buldu. Çin'in imalat ürünleri ticaretindeki artan hakimiyeti ve bunun sonucunda ortaya çıkan büyük dengesizlikler, politikacıları alarma geçirdi ve Batı'daki kamuoyunu serbest ticarete destekten şüpheci bir hale getirdi. Başkan Trump'ın ikinci döneminden çok önce küreselleşme geriliyordu. Kurallara dayalı çok taraflı sistem tökezliyordu. Ancak, her ikisine karşı başkanın açık düşmanlığı ve ABD çıkarlarının küresel ticaret ve ortaklıklardan çekilerek en iyi şekilde hizmet edildiğini gören izolasyonistlerin hakim olduğu yönetimi, eski sistemin ölümünü getirmiştir. Korumacılık ve tarifeler tehdidi, devam eden jeopolitik belirsizlikle birlikte, kısa vadede yerini ikili ve çok taraflı ticaret düzenlemelerine ve ulusal ve bölgesel dayanıklılık ve kendi kendine yeterliliğe odaklanarak şekillendirecektir. Nihayetinde, iki süper gücün hem ticaret ilişkilerini hem de jeopolitik emellerini düzenleyen büyük bir pazarlığa ulaşacağına inanıyorum. Bunun ne anlama geldiği konusunda dürüst olalım. Öncelikle kendi çıkarlarını güvence altına alacak ve dünyanın geri kalanının ticaret modellerini bu çıkarlar etrafında şekillendirecek bir anlaşma. Başka ne pratik seçenekleri var? COVID öncesi on yıl, küresel ekonomik entegrasyonun en yüksek seviyesi olacaktır. Jeopolitik, teknoloji ve demografinin birleşimi, ulus devleti ve bölgesel ittifakları ortaya çıkan sistemin temel birimleri haline getirirken, yerel koşullar farklı bölgelerin ve ülkelerin izlediği kesin yolları belirleyecektir. Küreselleşmeden geri çekilme geri döndürülemez görünüyor. Ekonomi bize bunun bir bedeli olacağını söylüyor. Sadece zaman, bu bedelin, sağladığı ek dayanıklılık için ödenmeye değer bir fiyat olup olmadığını gösterecektir. Teşekkür ederim.
Saygıdeğer katılımcılar, şimdi de Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek'i aramızda konuşmalarını yapmak üzere kürsüye teşriflerini arz ediyoruz. >> Sayın Bakanım, hoş geldiniz. Günaydın saygıdeğer konuklar, hanımefendiler, beyefendiler, değerli basın mensupları. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Bugün tekrar sizlerle bir arada olmaktan dolayı da büyük bir mutluluk duyuyorum. Az önce Sayın Hammond'ın küresel meydan okumalar ve ilişkin aslında bunlara ilişkin çok güzel bir çerçeve çizdiğini gördük. eee bu konferans için de oldukça anlamlı. Tabii ben daha çok Türkiye ekonomisinin bu zor konjonktürde yani belirsizliklerin çok yüksek olduğu, jeopolitik gerginliklerin ciddi boyutlara ulaştığı, çok karmaşık bir küresel, bölgesel arka planda Türkiye ekonomisinin sizlerle yol haritasını paylaşmak istiyorum. Yani karşı karşıya olduğumuz meydan okumalar. Bunları biz Türkiye için nasıl fırsatlara çeviririz anlamında. Ben tabii biliyorsunuz şuna inanıyorum. Bazen bir resim 1000 kelimeye bedel. O nedenle genelde bir sunum tercihim oluyor. Bugün de öyle. Müsaade ederseniz üç ana başlıkta tabii çalıştırabilirsem bunu bugünkü değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Öncelikle tabii herkesin kafasında bu savaşın küresel ve bölgesel Türkiye yansımaları. Herkes bunu merak ediyor. Biraz bundan bahsetmek istiyorum. Yine Türkiye'nin bu süreçte dayanıklılığına ilişkin bir perspektif sunmak istiyorum. Ama en önemlisi tabii meydan okumalar, krizler bu bölgenin aşina olduğu tabii ki konular. Bunu nasıl fırsata dönüştürürüz? Özellikle savaş sonrası Türkiye açısından ne tür fırsatlar öngörüyoruz ve buna ne tür hazırlıklar yapacağız? Tabii bu şok büyük bir şok öncelikli olarak. Yani geçmişe oranla baktığınız zaman bugünkü savaşın enerji piyasalarına etkisi gerçekten çok büyük. Çünkü Hürmüz Boğazı tabii çok kritik bir geçiş noktası. Sadece petrol açısından değil, gübre açısından da öyle, doğalgaz açısından da öyle. Dolayısıyla biz bu şokun büyüklüğünün farkındayız. Nitekim geçmiş benzer savaş veya şoklarla karşılaştırdığınız zaman petrol fiyatlarındaki artışın doğalgaz içinde benzer bir resim söz konusu oldukça yüksek olduğunu ilk 60 günde görebilirsiniz. Tabii kırılgan bir ateşkes var. Umarım bu ateşkes tabii ki devam eder ama piyasalar şu an itibariyle bu kırılganlığı bir miktar yansıtıyor. Burada tabii ki etkiler önemli. Ateşkes sürse dahi maalesef bir miktar küresel ekonomi açısından da Türkiye açısından da bir miktar tahribat söz konusu. Enflasyon beklentileri daha kötü. Büyüme beklentileri aşağı yönlü. Yani riskler aşağı yönlü, finansal koşullar daha sıkışık ve tabii ki özellikle tedarik zincirlerindeki kırılmalar ciddi daha orta vadeli sorunları beraberinde getirecek. Bunun farkındayız. Bu tür savaşların da aslında diğer birtakım şoklara oranla çok daha büyük kalıcı etkiler doğurduğunun da farkındayız. Yani burada özellikle savaşın getirdiği yıkım ve bunun tabii ki rehabilitasyonu biraz zaman alacak. Yani bugünkü ateşkes devam etse dahi bunun etkileri hissedilecek. Ha jeopolitik olarak da ne bölge ne de dünya eskisine dönmeyecek. Az önce de ifade edildi. Büyük kırılmaların olduğu bir dönemdeyiz. Yani sadece ticaret savaşları değil, onun getirdiği parçalanmalar değil. Sadece demografik yapıdaki bozukluklar ve bunun getirdiği riskler değil. Sadece iklim krizi değil, sadece yapay zeka, otomasyon anlamında bunun dönüştürücü ve yıkıcı etkileri değil. Aslında birçok boyutuyla zorlu bir dönem yaşadığımız için dünyada büyük kırılmalar yaşanıyor. Daha önce ben geçen sene video üzerinden bu programa katılmıştım ama yanlış hatırlamıyorsam 2 yıl önce Gramsci'nin meşhur bir sözünü burada zikretmiştim. Biliyorsunuz 1930'lu yıllarda I. Dünya Savaşı'na geçerken Gramsci hapishanede tabii uzun uzun yazma fırsatı buluyor. Çok meşhur sözlerinden bir tanesi "eski dünya ölüyor, yeni dünya doğum sancıları çekiyor. Şimdi canavarlar zamanı." Şimdi tabii gerçekten de böyle bir dönemdeyiz. Bu savaşlar aslında canavarlar dönemini yansıtıyor ve yeni bir dünya düzeni kurulana kadar umarım Sayın Hammond'ın tahmini tutar ve iki süper güç yani ABD ve Çin bir uzlaşıya varır ve dünya çok daha katastrofik büyük savaşlardan sakınır. Ümit ederim öyle olur. Ama savaşların, bu grafik bize savaşların diğer şoklara oranla çok daha kalıcı, çok daha büyük sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Peki Türkiye biz dayanıklı olduğuna inanıyoruz ve bunu da geçen sene ispatladık. Bu sene de ispatlayacağız. Hatırlarsanız 2023'te tabii ki hem içeride hem dışarıda çok önemli şoklarla karşı karşıya kaldık ve özellikle geçen sene ticaret savaşlarının yarattığı piyasalarda yarattığı hareketlilik, volatilite daha önemlisi risk iştahında yarattığı tahribat. Sonra 12 günlük savaş. Geçen sene önemli bir kuraklık da yaşadık. Bütün bunlar geçen sene önemli gündem maddeleriydi ama biz geçen seneki şokları programda çok önemli yani kayıplar yaşamadan atlattık. Yani tabiri caizse program kendisini kanıtladı. Rüştünü ispat etti. Yani 2023 ortasından bu yana uyguladığımız program aslında Türkiye'nin makroekonomik temellerini sağlamlaştırdı, dayanıklılığını artırdı ve geçen seneki şoklarla baş edebildik. Peki bu seneki şu anda içinden geçtiğimiz sıkıntılı dönemi en az zararla atlatabilecek miyiz? Yani esas sorun bu. Şimdi geçen The Economist dergisinin bir şu grafiğini gördüm. Burada ülkeleri iki ayrı kategoride sınıflandırıyor. Yani kimler dayanıklı, kimler şoklara daha çok açık, daha çok maruz kalabilir. Burada Türkiye hem tamponların yüksek olduğu yani dengesizliklerin düşük olduğu, temellerinin sağlam olduğu hem de Ortadoğu'daki savaşa nispeten yani enerji anlamında söylüyorum, doğalgaz anlamında olsun o bölgeyle fazla bağlantısallığımızın olmadığını gösteriyor. Yani Türkiye göreceli olarak burada daha dayanıklılık arz edecek bir ülke. Şimdi tabii birinci konu bizim Ortadoğu'ya özellikle yani Hürmüz Boğazı'nı kullanan tedarikçilere olan enerjide bağımlılığımız neredeyse yok denecek kadar az. Doğalgazda İran'dan bir miktar tabii ki ithalatımız var ama o boru hatlarıyla olduğu için şu ana kadar etkilenmedi. Petrolde hemen hemen neredeyse bağımlılığımız yok. Bu önemli. Çünkü eğer ateşkes devam etmezse ve bu savaş uzarsa birçok ülkede tabii ki enerji arz güvenliği sorunu yaşanacağı için bu sadece doğalgaz petrol değil bütün türevlerini de etkiliyor. Tabii ki Türkiye'nin orada bir avantajı olur. Çünkü Türkiye dediğim gibi çok az bir oranda o bölgeye bağımlı. Tabii bizim dayanıklılığımızın en önemli bence alanı, kaynağı maliye politikasının geçmişte oranla bugün de sağlam bir yapıda olması. 2023'te büyük bir deprem yaşadık ve diğer birtakım tabii ki konular da vardı EYT gibi. Ona rağmen biz bütçe açığını milli gelire oran olarak %3'ün altına düşürdük. Dolayısıyla Covid öncesinde olduğu gibi, Rusya Ukrayna savaşı'na olduğu gibi hatta global biliyorsunuz küresel finansal kriz öncesinde olduğu gibi bizim bütçe açığımız ve borcun milli geliri oranı düşük. Bu da bize politikada manevra alanı tanıyor. Bu da bizim yani bu şoklara daha güçlü tepki vermemizi sağlıyor. Hem borcumuzun yani kamu borcunun milli gelire oranı düşük hem de açığımız nispeten düşük. Mesela geçen sene gelişmekte olan ülkelerde bütçe açığın milli geliri oranı ortalama %6.3'tü. Yani Türkiye'nin iki katından fazlaydı. Dolayısıyla Türkiye bu anlamda en azından önemli politika tepkilerini verebilecek bir alana sahiptir. Bunu yine bizim makroekonomik şoklara olan dayanıklılığımız daha yüksek. Şöyle özetleyeyim. Örneğin yani reel kurda önemli bir şok yaşansa bile, faizlerde önemli bir artış yaşansa bile, büyümede önemli bir düşüş yaşansa bile yani bugün itibariyle bütün bu şokları birlikte yaşasak bile Türkiye'nin kamu borcunun milli gelire oranının bu şoklara hassasiyeti geçmişe göre çok daha düşük. Yani bu bahsettiğim önemli şoklar bir arada olsa dahi borcun milli geliri oranı çok rahat bir şekilde %30'un altında kalabiliyor. Tabii burada dış açık önemli bir konu. Çünkü petrol fiyatlarındaki yükseliş önemli ölçüde tabii ki cari açığa yansıyacak. Yine ticaretimizi etkileyecek bu bölgeyle savaş. Savaş turizmi etkileyecek ve bütün bunlardan dolayı tabii ki en önemli kırılganlık noktası olarak genelde bizim gibi ülkelere, petrol ithal eden ülkelere veya savaşın olduğu bölgede olan ülkelere yönelik en büyük kaygı biliyorsunuz ödemeler dengesi bağlamında cari açıktır. Burada da başlangıç noktasında cari açığımız rahat bir şekilde yönetilebilir bir düzeydeydi. Açık bir miktar artacak ama bizim açıktaki artışa rağmen bizim dış finansman ihtiyacımız yani brüt dış finansman ihtiyacımız geçmişin oldukça altında olacak. Burada savaşın etkisini de yansıttık. Dolayısıyla şunu anlatmaya çalışıyorum. Evet, bu bir kırılganlık bizim için fakat bunu yönetilebilir görüyoruz. Yine toplam borçluluğa bakarsak yani Türkiye'de hane halkının, kamunun, özel sektörün yani hem reel sektör hem finans sektörünün toplam borçluluğuna bakarsak geçmiş şoklara oranla yine Türkiye'de toplam borçluluk düşük. O nedenle de biz bu şoku en az zararla atlatabileceğiz ve ülkemizi yeniden güçlü bir şekilde konumlandırabileceğiz. Tabii bu şokun başlangıcında özellikle uluslararası rezervler alanında önemli bir tampon inşa etmiştik. Yani rezervlerimiz oldukça yüksek bir düzeydeydi. Bu savaşla birlikte risk iştahına bir düşüş oldu ve Türkiye'de bir miktar sermaye çıkışı oldu. Şimdi geri geliyor ateşkesle birlikte bir miktar da içeride firmalarımızdan, vatandaşlarımızdan sınırlı da olsa bir döviz talebi oldu. Ama yani şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Rezerv yeterliliği anlamında da biz oldukça rahat bir noktadayız. Bankacılık sektörü de sağlıklı. Yani bankacılık sektörünün sermaye yeterliliğine bakarsanız yine özellikle problemli krediler boyutuyla bankacılık sektörüne bakacak olursanız oldukça rahat bir noktadayız. Neden? Çünkü sermaye yeterlilik oranı şu anda %17 civarı. Basel 3'ü de uyguluyoruz. Yine bizim problemli kredilerin toplam kredilere oranı da %2.6 gibi oldukça makul bir düzeyde ve karşılıklar da oldukça yüksek. Karlılıkta son yıllarda bankacılık sektöründe reel karlılıkta bir sorun yaşandı ama orada da bir toparlanma süreci başlamıştı. Muhtemelen bu şokun etkisiyle geçici bir bozulma olsa da bunun geçici olmasını biz bekliyoruz. Tekrar bankacılık sektörü bu şekilde ekonomiyi, büyümeyi desteklemeye devam edecek. Şu ana kadar piyasa tepkisine bakacak olursak Türkiye'nin olumlu yönde farklılaştığını gösterebiliriz. Öncelikle şunu söyleyeyim. Borsa İstanbul gelişmekte olan ülkeler endeksine göre daha iyi bir performans gösterdi. Yani bu yılın başını esas alırsak hani bizde göreceli bir iyi bir performans söz konusu. Risk primimizde bir miktar artış oldu ama tekrar temeller sağlam olduğu için ateşkesle birlikte hızlı bir şekilde tekrar düşüşe girdi. Burada en önemli hususlardan bir tanesi vatandaşlarımızın programa ve bize olan güveni. Benzer geçmişte savaş durumlarına bakarsanız döviz talebinin çok yüksek olduğunu görürsünüz. Yani vatandaşlarımızın döviz varlıklarına olan ilgisi geçmişte oldukça yüksek olurdu. Bu defa çok mütevazi. O da %90 oranında altın fiyatları düştüğü için vatandaşlarımızın altın talebini yansıtıyor. Bugün bir çalışma okudum. Yani bir tahmine göre vatandaşlarımızın yastık altındaki döviz miktarı 640 milyar dolar civarı tahmin ediliyor. Yani bu sistemde olsa tabii sistemin kırılganlığı çok daha az olurdu. Ama bizim vatandaşın tabii ki altın ilgisi tarihi bir ilgi. Maalesef sistem dışında olduğu için biz de tabii ki özellikle sermaye piyasaları bankacılık sisteminin büyüklüğü itibariyle aslında sistem olduğundan daha zayıf görünüyor. Çünkü sistem dışında maalesef ciddi birikimler var altın ve döviz bağlamında. Ama talebin düşük olması makul. Yine geçen sene hatırlarsanız bir yaşadığımız iç ve dış gerilimlerin sonucunda ciddi bir döviz çıkışı söz konusuydu. Yani yurt dışı yerleşikler Türkiye'den önemli bir çıkış yapmışlardı. 40 milyar dolar civarı. Bu sene çok yani savaş çok daha büyük ve uzamasına rağmen sınırlı oldu. Yarısı düzeyinde. Bu şu demektir aslında. Biz geçen sene verdiğimiz doğru tepkilerle biz bu kaygıları azalttık demektir. Biz piyasanın işleyişini önceliklendirdik. Piyasa iyi işleyecek ki yani likiditeyi sağlayacaksınız. Bununla birlikte güveni kazanıyorsunuz. Biz ilk günden şunu söyledik. Piyasanın sağlıklı bir şekilde işlemesi için gerekeni yapacağız. Bir. İkincisi de bu dezenflasyon programını önceliklendireceğiz. Yani programın raydan çıkmasını engelleyeceğiz. Tabii ki etkilenecek ama biz programı önceliklendirdik. Çünkü bizim için en büyük öncelik hayat pahalılığıyla mücadele. Yine kurdaki oynaklık oldukça mütevazi ve gelişmekte olan piyasalardaki oynaklık bandının içerisinde. Peki diyeceksiniz ki bu savaşın etkileri ne? Yani makroekonomik etkilerine bakacak olursak bir kere önceliklerimizde bir değişiklik yok. Biz yani fiyat istikrarının, mali disiplinin devamı noktasında gerekeni yapacağız. Cari açığın tekrar sürdürülebilir bir patikada tutulması ama en önemlisi reform konusunda çabalarımızı hızlandıracağız. Yani rekabet gücümüzü nasıl artırırız, verimliliği nasıl artırırız, kurumların kapasitesini, kurumların kalitesini nasıl artırırız hususlarında ciddi bir reform çabası var ve bu çabayı hızlandıracağız. Bizim makroekonomik istikrar ve reform programı biliyorsunuz üç aşamadaydı. Birinci aşamada biz risklerin yönetimine odaklanmıştık. Çünkü çok büyük bir deprem olmuş. EYT gibi önemli bütçe etkisi olan bir karar alınmıştı. KKM anlamında çok önemli bir koşullu yükümlülük vardı. Bütün bunları yönetmek için yani programın tasarımı, ekibin yeniden oluşturulması gibi hususlar ilk yılda yani ilk yılın çabalarıydı. Ve biz 1. yılda o aşırı risk faktörlerini bertaraf ettik. Riskleri kontrol ettik ve yeniden dediğim gibi kırılganlığı azaltacak tedbirleri devreye aldık. İkinci aşamada dezenflasyon başladı ve bütçe dengelerini iyileştirdik. Ödemeler dengesinde ciddi iyileşmeler oldu. Özellikle cari açıkta ve KKM'den çıkışı başarıyla yönettik. Rezervleri yeniden inşa ettik. Şimdi 3. aşamadayız. 3. aşama maalesef şokla başladı. Yani savaşla, savaşın etkileriyle başladı. 3. aşamayı bu bir miktar süresini uzatır ama programın 3. evresindeki hedeflerimizden bizi saptırmaz. Sadece ihtiyaç duyduğumuz süre artacak. Yani örneğin biz 1,5-2 yıl öngördüysek 3. aşamayı şimdi belki 2,5 yıllık bir döneme tekabül edecek. Çünkü bizim için fiyat istikrarı en büyük öncelik. Fiyat istikrarı olmadan sürdürülebilir yüksek büyüme olmaz ve gerçekten yapısal dönüşümle birlikte cari açık da artık ihmal edilebilir seviyelere bu şoku bir kenara bırakırsak gerilemiş durumda. Peki bu savaşın etkilerini rakama dökecek olursak şöyle söyleyeyim. Yılbaşından bu yana ortalama petrol fiyatı bugün itibariyle yaklaşık 81 dolar. Eğer vadeli piyasalara bakarsanız yani futures'lara bakarsanız orada da görülen petrol fiyatı yılın tamamı için ortalama 81 dolar. Biz eğer 81 doları baz alırsak, 80-81 doları baz alırsak bizim orta vadeli programa göre enflasyon yaklaşık bir 3 puan daha yüksek seyredebilir. Bu dolaylı ve doğrudan etkileri içeriyor. Biliyorsunuz bizim orta vadeli programda petrol fiyat öngörümüz 65 dolardı. 80 dolar demek 15 dolarlık etki demek. Özetle çerçeveyi öyle oturtalım. Cari açığı biz %1,5'un altında öngörüyorduk. Şimdi yaklaşık belki 1 puan kadar yükselebilir. O da yönetilebilir görüyoruz. Yani onu da yönetilebilir görüyoruz. Büyümeyi biz %4 civarı öngörüyorduk. Şimdi belki yarım puan, bir puan daha düşük olabilir. Bütçe açığını biz %3,5 olarak öngörmüştük. Belki yarım puana kadar yani 40 baz puan kadar daha yüksek olabilir. Ama benim buradaki mesajım şu. Bütün bu etkiler yönetilebilir. Dolayısıyla programı rayından çıkartmaz. Programı etkiler. Programın süresini uzatır sonuç alma anlamında. Ama dolayısıyla bugünkü ana mesajım bu. Yani biz bu programı önceliklendirdik. Burada kararlıyız. Bu önemli bir şok. Ama bu şoku yönetilebilir görüyoruz. Tabii ki dezenflasyonu ne sürükleyecek diye merak ediyor olabilirsiniz. Bir kere Merkez Bankamızın çabaları çok değerli. Maliye ve gelirler politikası destekleyici ama arz yönlü de bir sürü tedbir aldık. Özellikle sosyal konut olsun, deprem bölgesinin yeniden inşası olsun bütün bu konularda Türkiye dezenflasyonda kararlı olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Enflasyon %65'lerden %30 civarına kadar düştü. Şimdi tabii ki bizim öngörümüz %20'nin altıydı bu sene için. İdeal olarak savaşla birlikte piyasalar şimdi beklentilerini %25'e kadar çıkartmış durumdalar. Yani Mart ayı itibariyle Merkez Bankası'nın yaptığı biliyorsunuz geniş katılımlı bir anket var. Piyasa enflasyonu %25 civarı görüyor. Biz tabii ki bu ateşkesin devamı halinde dezenflasyonun kaldığı yerden güçlü bir şekilde devamı açısından biz ne gerekiyorsa yapacağız. Bu da benim ikinci önemli mesajım diye düşünün. Bakın biz bütçedeki imkanları enflasyon etkisini sınırlamak için savaşın devreye aldık. Eğer biz akaryakıt sistemini devreye almasaydık ve petrol fiyatları ortalama 80 dolar olsa manşet enflasyon 3.6 puan daha yüksek olurdu. Halbuki eğer 80 dolarda kalırsa ortalama belki sadece 1.1 puan yükselmiş olacak. Yani bahsettiğim şey benzin, mazot gibi akaryakıt ürünleri kaynaklı enflasyon etkisinden bahsediyorum. Doğrudan etkilerden bahsediyorum. Onun için biz bütçe yani şöyle söyleyeyim bütçe gelirlerinden feragat ettik. Dezenflasyonu önceliklendirdik. Dış ticaret nasıl etkilenir? Bizim bölgeye ihracatımız ağırlıklı olarak Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve İran'a toplam ihracatımızın %11'ini oluşturuyor. Fakat burada Irak'la şu anda bağlantısallık anlamında bir problem yok. Yani Irak'a sevkiyat anlamında bir sorun yok. Yani savaş devam etse dahi İran'la ticaret büyük oranda doğalgaz alıyoruz. İran'a para yani nakit ödeyemiyoruz. Dolayısıyla İran sattığı doğalgaz kadar bizden mal alıyor. Orada da aslında bir hassasiyet yok. Suudi Arabistan'la Suriye üzerinden bağlantısallık devam ediyor. Böylece aslında ihracat etkisi bence sınırlı olur. İthalat da ağırlıklı olarak mücevher ve altın olmak üzere Birleşik Arap Emirlikleri'nden onu da başka yerden alırız. Ya özeti bu. Dolayısıyla aslında dış ticaret etkisinin biz sınırlı olmasını bekliyoruz. Turizmde tabii belirsizlik var. Bölgeden gelen turist sayısı yaklaşık 7 milyon. Bunun 3 milyonu İran'dan geliyor ve yaklaşık 8 milyar dolarlık bir turizm geliri söz konusu. Burada da yani bizim öngörümüz bu bölgeye giden turistlerin muhtemelen Türkiye'yi tercih edeceğini, o bölgeden turist sayısında bir azalma olsa dahi mesela Rusya'dan o bölgeye giden turistler muhtemelen Türkiye'yi tercih edeceklerdir. Onun için biz eğer ateşkes devam ederse tekrar söylüyorum turizmin belki çok az etkileneceğini veya hiç etkilenmeyeceğini düşünüyoruz. Dolayısıyla yapı cari açığa baktığımız zaman altın hariç cari açık geçen sene milli gelire oran olarak %0.6'ydı. Bu sene de %0.4 öngörüyorduk. Ama tabii petrol fiyatlarındaki artış savaşın etkisiyle bu açık %2,5'a kadar yükselebilir. Maksimum 3'e kadar. Bunu da biz yönetilebilir olarak görüyoruz. Yeterince bizim bu anlamda tamponumuz var. Ama uzun vadeli bakarsanız cari açıkta iyileşme bekliyoruz. Niye? Çünkü Türkiye'nin doğalgaz üretimi, petrol üretimi artıyor. Dolayısıyla bizim dışa bağımlılığımız azalıyor. İkinci olarak yeşil dönüşümde başarıyı yakaladık. Yani giderek daha fazla enerjiyi biz rüzgardan, güneşten, jeotermalden, hidroelektrik santrallerinden elde ediyoruz. Yani yenilenebilir enerjinin toplam enerjideki payı artıyor. Ve yine bizim hizmet ihracatında çok güçlü bir pozisyonumuz var. Hizmet ihracatında oldukça rekabetçiyiz. Dolayısıyla bizim için hizmet ihracatı imkanları savaş sonrasında daha da artmış olacağını, artacağını düşünüyoruz. Ve en önemlisi biz şu anda sanayi politikalarıyla aslında ciddi bir şekilde sanayide dönüşümü başarıyoruz. Yani bunun için önemli programlarımız var ve burada yavaş yavaş bir başarı söz konusu. Zaman alıyor dönüşüm ama oluyor. Şimdi hiçbir krizi heba etmememiz lazım. Yani burada Friedman'ın bir sözü var. Diyor ki "gerçek veya algılanan yani sadece krizler diyor gerçek değişimi beraberinde gerçek değişime sebep olur. Gerçek değişimi beraberinde getirir." Ben de buna katılıyorum. Dolayısıyla biz bu krizi yani bu savaşın etkisini gerek bölgede gerekse Türkiye'de heba etmeyeceğiz. Biz bunu nasıl fırsata dönüştüreceğiz onu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bizim kapsamlı bir reform gündemimiz var. Yani sanayide dönüşüm, katma değer zincirinden yukarı çıkmak bizim için önemli bir öncelik. Az önce de söyledim. İkiz dönüşüm yani yeşil dönüşüm ve aynı zamanda dijital dönüşüm önceliklerimiz. Özellikle altyapıya çok yatırım yaptık biliyorsunuz. Son yani son 20 yıla bakarsanız, son 20-22 yıla bakarsanız 350-400 milyar dolarlık altyapıya yatırım yaptık. Şimdi bu yatırımları devam ettireceğiz ama daha çok demir yollarına yatırım yapacağız. Niye? Çünkü rekabet gücümüz artsın da onun için limanlara, demir yollarına, bağlantısallığa, lojistiğe yatırım yapacağız. Yine doğrudan yatırım çekmek için özellikle nitelikli yatırımcı insan çekmek için de programlarımız olacak. Ve en önemli konu da Türkiye'de terörsüz Türkiye'yi biliyorsunuz. Yani burada kendi sorunlarımızı tabii ki reformlarla çözüp bunun sayesinde bölgesel entegrasyon imkanlarını da artıracağız. Özetle bizim kapsamlı bir reform gündemimiz var. Biliyorsunuz kişi başına milli gelire oranla sanayimiz oldukça güçlü. Fakat sanayimizdeki sorun tabii ki emek yoğun sektörlerde. Rekabet sorunu yaşıyoruz. O sektörlere güçlü destek vermeye devam edeceğiz dönüşüm için. Örneğin tekstil konfeksiyondan modaya yani sınıf atlamak için yardımcı olacağız. Ama bu geçiş dönemini yönetmemiz gerekiyor. Geçiş dönemi için güçlü bütçeden destek veriyoruz. Ama en kritik konu ne? Bizim katma değer zincirine yukarı çıkmamız. Yani daha nitelikli ürünler, orta, yüksek ve yüksek teknolojik ürünler. Bunun için programlarımız var. O programlar sayesinde biz orta vadede, uzun vadede bu dönüşümü başaracağız. Bu programlardan bir tanesi HİT 30 programı. Yani yüksek teknoloji alanlara çok güçlü destek veriyoruz. 30 milyar dolarlık. Önümüzdeki 5 yılda 8 ana başlıkta, 8-10 ana başlıkta 30 ayrı ürüne kamu olarak çok güçlü destek vereceğiz. Yine bizim biliyorsunuz YETAK diye bir program var. O programla 284 adet orta, yüksek ve yüksek teknoloji ürünlere ciddi kredi imkanları sunuyoruz. Bunların zaten farkındasınız çünkü bütün programlarda bunu anlatıyorum. Bizim için yeşil dönüşüm bir tercih değil, bir zorunluluk. Niye? Çünkü biz enerjide %70 civarında dışa bağımlıyız. Yani primer enerjide dışa bağımlılığımız %70 civarında. Bakın bu sene dahil son 20 yıl içerisinde Türkiye doğalgaz petrol ithalatına 1.1 trilyon dolar ödemiş. Bu bizim dış borcumuzun 2 katı. Bu bizim cari açığın 1.6 katı. Yani kümülatif. Şimdi o nedenle bizim için yeşil dönüşüm aslında makroekonomik istikrar için olmazsa olmazdır. Ve biz bunu da az önce de gösterdim. Hızlandırıyoruz. Gerçekten sonuç alıyoruz. Mesela Avrupa'yla benzer olduğumuz yani aynı seviyeler ve daha olduğumuz nadir alanlardan bir tanesi güneş ve rüzgar enerjisinin toplam enerji içerisindeki payı. Bizim biz şu anda biliyorsunuz verdiğimiz lisans olarak yani 70-80.000 MW'lık yenilenebilir lisans verildi. Bunun 30.000 MW'ı tabii ki depolamalı. Şimdi depolamalı da önümüzdeki yıllarda büyük bir atılım içerisinde olacağız. Yani depolamalı yenilenebilir enerjide Türkiye muhtemelen Avrupa'nın en büyüğü olacak. Bu da bizim için önemli bir hedef. Dijital dönüşümde tabii arzuladığımız yerde değiliz. Yani yapay zeka hazırlık endeksinde bize benzer ülkelerden daha iyiyiz ama gelişmiş ülkelerin gerisindeyiz. Biz yapay zeka hazırlık endeksinde biz gelişmiş ülkelerle arayı kapatmak istiyoruz. Özellikle biliyorsunuz 5G'yi devreye aldık. Şimdi fiber kapasitemizi güçlü bir şekilde artırıyoruz. Bu büyük ölçekli veri merkezlerini Türkiye'ye çekmek için bir çaba içerisindeyiz. Ve nükleer enerjiye yatırımımızın da bir sebebi bu. Bölgedeki bu kargaşa bir ihtimal bu büyük ölçekli veri merkezlerinin yani Türkiye'ye yön çevirmesini sağlayabilir. Ya onu da bir buradan söyleyeyim. Bir savaşın bir etkisi olarak. Çünkü savaş öncesine bakarsanız dikkat ederseniz daha çok enerjinin bol olduğu, ucuz olduğu bölgelerde büyük ölçekli veri merkezleri var. Şimdi bir ihtimal Türkiye'de bu anlamda ciddi bir ilgi olur diye düşünüyoruz. Çünkü hem enerji var hem enerji uygun maliyetli yani ucuz hem de ihtiyacımız da büyük. Şimdi biz bütün Türkiye'deki sanayi bölgelerini, üretim üslerini demir yollarıyla limana bağlamak istiyoruz. Bu önemli bir proje. Sanayinin rekabet gücünü kalıcı bir şekilde artıracak ve biz burada ciddi yatırım yapacağız. Yani önümüzdeki 20 yılda en az 70 milyar doları biz en az demir yollarına yatırım yapacağız ve temel hedef dediğim gibi yük taşıması olacak. Şimdi tabii ki terörsüz Türkiye'den de bahsettim. Biliyorsunuz Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi şu anda yani Türkiye'nin demografik anlamda en güçlü bölgeleri. Çünkü orada ortanca yaşa bakarsanız oldukça genç nüfus var. Altyapı iyi, teşvikler çok ama terör tehdidi nedeniyle bu bölgelerde yatırımlar, özel sektör yatırımları sınırlı oldu. Şimdi biz terörsüz Türkiye ile birlikte bu bölgeleri Türkiye'nin yeni büyüme motorlarına dönüştüreceğiz. Aynı zamanda Suriye, Irak, İran bütün yani genel anlamda bölgeyle daha güçlü bir entegrasyonun da bir önemli tabii ki enstrümanı olacak. Şimdi savaş sonrası fırsatlar olacak. Bu fırsatlardan bir kısmı petrol fiyatları düşer. Çünkü Venezuela üretimi artıracak. Eğer İran'da bir istikrar olursa yani bu savaş sona erip kalıcı bir ortaya çözüm konulabilirse orada da üretim artacak. Üretimle birlikte petrol fiyatları büyük ihtimalle düşer. Türkiye bundan nemalanır. Savunma sanayine büyük ilgi var. Türkiye bu konuda en hazırlıklı ülkelerden bir tanesi. Tabii ki bu savaş nedeniyle maalesef bölgemizde yıkım var. Biz yıkım istemiyoruz. Biz bölgemizde barış, istikrar ve refah istiyoruz. Ama maalesef böyle bir durum yok. Yıkım olduğu için Türk inşaat firmaları çok büyük ihtimalle burada yine rol alacaklar. Yine tedarik zincirleri yeniden şekillenecek. Yeni enerji koridorları belki Katar'ın elçisi yerine Katar'dan boru hattıyla Suudi Arabistan Suriye üzerinden belki Avrupa'ya Katar'ın gazını biz Avrupa'ya sunabileceğiz. Belki Kazakistan'ın, Türkmenistan'ın yani özellikle Türkmenistan'ın doğalgazını petrol boru hattıyla Avrupa'ya sağlayacağız. Belki tekrar söylüyorum Irak yeniden düşünür ve şu anki petrol hattını kuzeydeki Türkiye üzerinden geçen hatta bağlar ve böylece Basra'ya bir alternatif çıkar. Yani şunu anlatmaya çalışıyorum. Türkiye bütün bu enerji arz güvenliğinde önemli bir koridor. Müsaade ederseniz birkaç slayt daha gösterip bitireceğim. Tabii savunma sanayinde bundan 20 yıl öncesine göre çok iyi bir noktadayız. Maalesef bazı müttefiklerimizin bize son teknoloji ürünlerini vermemesinden kaynaklı veya ambargo uygulamalarından kaynaklı Türkiye zor bir coğrafyada yaşadığı için kendi kendine yeter olma noktasında bir aciliyet hissetti. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bu konuda büyük bir başarı var. Yani Türkiye şu anda 1400 proje ile meşgul. Bu 1400 projenin Ar-Ge değeri yani araştırma ve geliştirme değeri bu projelerinde 100 milyar dolar şu anda. Yani 5. nesil uçaktan tutun hava savunma sistemlerine kadar her alanda inanılmaz yoğun bir çaba var. Proje büyüklüğü var. Ve biz o nedenle mesela geçen sene ihracatta sınıf atladık. 10 milyar doların üzerine çıktık ve dünyada 11. sıraya yerleştik. Ama siparişler geçen sene gelen yeni siparişler 18 milyar dolar. Dolayısıyla Türkiye savunma sanayinde hakikaten önemli bir oyuncu olmaya başladı. Zaten dünyada da savunma sanayi harcamaları çok hızlı artacak. Yani yaklaşık 3 trilyon dolardan 2.73 trilyon dolardan yaklaşık 6,5-7 trilyon dolar civarına önümüzdeki 10 yılda yıllık savunma sanayi harcaması öngörülüyor. Ve bu niye önemli bizim için? Hatırlarsanız sanayide dönüşümden bahsettim. Şimdi sanayide dönüşümün ana motorlarından bir tanesi savunma sanayi olacak. Niye? Çünkü biliyorsunuz savunma sanayi kabiliyetiniz varsa ikili kullanım daha sonra da sivil sektörlere yani diğer alanlara ciddi bir teknoloji transferi oluyor. Yani dolayısıyla aslında savunma sanayini biz bir ihtiyaçtan dolayı önceliklendirdik. Fakat sanayideki dönüşümün çok büyük ihtimalle ana motoru olacak. Yani katma değer zincirinden yukarı çıkışımızı savunma sanayi sağlayacak. Bu konuda gerçekten önümüzde büyük fırsatlar var. Yine inşaattan bahsettim. Türkiye Dünya İnşaat Ligine bakarsanız dünya inşaat ligine Türkiye Amerika şey Çin'den sonra dünyada büyük şirketlerin olduğu önemli bir ikinci ülke. Yani ikinci sıradayız. Yani küresel inşaat liginde dünyada ikinci sıradayız ve yarım trilyon dolardan fazla projeyi hayata geçirmiş durumdayız. 137 ülkede. Şimdi maalesef yakın coğrafyada İran hariç geçen sene sonu itibariyle tahmin edilen yeniden inşa bütçe ihtiyacı 1 trilyon doların üzerinde. Şimdi dolayısıyla Türkiye'deki inşaat sektörü çok büyük ihtimalle önümüzdeki dönemde bu bölgenin yeniden inşasında önemli bir rol oynayacak. Tabii doğrudan yatırımları çekebilecek miyiz? Az önce de söylendi. Dünya eski dünya değil. Yani küreselleşme durdu. Belki de gerileyecek. Outsourcing dediğimiz yani yatırımların, rekabetin hani daha iyi olduğu, daha ucuz yani üretim imkanlarının olduğu ülkelere kayışı eskisi kadar güçlü değil. Ama ben yine de Türkiye'nin avantajları olduğunu düşünüyorum. Mesela şu haritaya bir bakın. Dünyada bütün komşularından daha büyük ekonomileri yeşile boyadık. Onlardan bir tanesi Türkiye. Yani Türkiye'nin gayri safi yurt içi hasılası 1.6 trilyon dolar. Bizim 8 komşunun tamamının ekonomik büyüklüğü 1.3 trilyon dolar. Dolayısıyla sadece içerideki yani iç pazardaki tüketici için bile olsa doğrudan yatırımın gelmesini beklersiniz. Yani ihracat odaklı olmasa dahi Türkiye'ye yatırım gelir. Büyük ekonomi olabilirsiniz ama büyüyor musunuz? Yani büyüme güçlü mü? Orada da yine cumhurbaşkanımızın tabii ki liderliğinde son 23 yılda gördüğünüz gibi hakikaten Türkiye'nin performansı oldukça güçlü. Tamam iniş çıkışlar oluyor. Tabii ki olacak. Çünkü zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Dönem dönem şoklar yaşıyoruz. Ama 22 yıllık, 23 yıllık ortalama %5'in üzerinde reel büyüme. Bu da bizi gelişmekte olan ülkelerin bir tık üzerine taşıyor ve biz o nedenle de hakikaten gelişmiş ülkelerle özellikle Avrupa Birliği ile arayı kapatıyoruz. Biz 54 tane Türkiye'nin serbest ticaret anlaşması var. Ticaretteki parçalanmaya biraz daha dayanıklıyız. Şimdi mesela Birleşik Krallık'la biz yeni nesil ticaret anlaşmasını müzakere ediyoruz. Körfez ülkeleriyle yeni nesil ticaret anlaşmaları müzakere ediyoruz. Biz hala kural bazlı ticaretin bizim menfaatimize olduğuna inanıyoruz. Yani dünyada kırılmalar olsa da bölgesel entegrasyonu biz küresel ticaretteki parçalanmalara karşı bir antidot olarak görüyoruz. Bir tedavi olarak görüyoruz. Onun için biz bu serbest ticaret anlaşmaları noktasında çalışmalarımıza devam edeceğiz. Altyapıyı söyledim. Ciddi yatırım yaptık. Ben size bir harita göstereyim. Bakın bu harita 2000'li yılların başında. Türkiye'de yollardaki ortalama hız, yapabileceğiniz hız 40 km. Çünkü yol yok. Yani çok şeritli yol yok. İstanbul-Ankara arası hariç yol yok. Halbuki bugün baktığınız zaman yani otoyollar ve çok şeritli yollara bakarsanız Türkiye'de hakikaten inanılmaz bir dönüşüm yaşandı. Yani 25.000 kilometreye yakın, 24.000 kilometreye yakın otoyol ve çok şeritli yol inşa ettik ve ortalama hızı 90 kilometre'nin üzerine çıkartmış durumdayız. Havaalanı sayısını 3'e katladık. Evet. Yani 2002'ye göre havaalanı sayısı neredeyse 3'e katlandı ve insan kaynağı anlamında da sorunumuz yok. Evet, doğurganlık oranı düşüyor ama çalışma çağındaki nüfus artmaya devam ediyor. Burada en önemli konu şu. Yıllık üniversitelerimizden 900.000 yeni mezun var. 360.000-350.000 biliyorsunuz teknik ve meslek okullarından yani öğrenci yetişiyor. Özellikle yapay zeka dönemine hazırlık anlamında da bilgisayar mühendisliği olsun efendim işte yazılım mühendisliği olsun bütün bu alanlarda master ve doktoralı sayısında Stanford Üniversitesi'nin bir çalışmasına göre iyi noktadayız. Biz bu özellikle petrokimya tesislerin bu savaştan zarar görmesi sonucunda bölge ülkelerinin bir miktar çeşitlendirmeye gidebileceğini düşünüyoruz. Ve Bakü-Ceyhan'da biliyorsunuz Azeri petrolü geliyor. Yani Kafkaslardan petrol geliyor. Yine Irak'tan petrol geliyor. Biz bu petrol hatların birleştiği noktada petrokimya endüstri bölgesinin olabileceğini düşünüyoruz. Hizmetlerde rekabetçiyiz. Yani milli gelirimize göre hizmetlerde oldukça rekabetçiyiz. Neden? Çünkü turizmde dünyada ilk 5'teyiz. Turizmde hakikaten büyük bir başarı var. Yani 20. sıradan 20 yıl önce ilk 5'e girmeyi başardık. Geçen sene 65 milyar dolar turizm geliri elde ettik. Yine medikal yani sağlık hizmetlerinde gülümsediniz biliyorum. Ben bunu sosyal medyada gördüm ve sunuma ekledim. Tabii ki gerçekten sağlık turizminde de Türkiye iyi bir noktada. Burada dünya pazarının neredeyse %5'i Türkiye'de 50'den fazla hastane uluslararası akreditasyona sahip. Bunu belki tahmin etmezsiniz ama yükseköğretimde çok önemli bir ihracatçıyız. Yani geçen sene 380.000 uluslararası öğrenci Türk üniversitelerinde okuyor. Yani bu ciddi bir rakam gerçekten ve önemli bir ihracat kalemi. Oradan da yine The Economist dergisine göre Türkiye dizi ihracatında dünyada 3. sırada. Nereye gitsem dizileri soruyorlar bana. Benim televizyon seyredecek vaktim olmuyor. Onun için cevap veremiyorum. Ayrıca Londra ile birlikte İstanbul video oyunlarında hakikaten dünyada çok önemli bir noktada yaklaşık 800 tane startup ve 3 tane de unicorn yani 1 milyar dolar ve üzeri değerle şirket ürettik. Altısında da yatırımcılar 100 milyon dolar ve üzeri çıkış yapabildiler. Yeni ticaret koridorları olacak. Türkiye olarak biz bu koridorlara yatırım yapacağız. Özellikle Basra'dan Türkiye'ye kadar 1250 kilometre yeni otoyol, demir yolu ve petrol hatlarını öngörüyoruz. Çok büyük ihtimalle Körfez ülkelerinin enerjisini Avrupa'ya taşıma noktasında yeni hatlar söz konusu olabilir. Onu zaten bahsettim. Bu bizim şu anda mevcut enerji yani doğalgaz, petrol, boru hatları. Gördüğünüz gibi Türkiye gerçekten küresel enerji arz güvenliğinde önemli bir ülke. Özellikle Avrupa için çok kritik bir ülke ve biz bu alanda yatırımlarımıza tabii ki devam edeceğiz. Son husus bu savaşlar tabii jeopolitik önemimizi artırdı. Biz bir taraftan Batı ile ilişkilerimizi güçlendirirken Doğu ile de makul ilişkileri tabii ki inşa ediyoruz. Ve özellikle bakın savaşın dışında kaldık. Savaşların dışında kalıyoruz. Her tarafla görüşebiliyoruz. Yani hem Rusya-Ukrayna savaşı'na hem İsrail-Gazze'de hem diğer bütün konularda özellikle arabuluculuk yani ateşkesin sağlanması gibi konularda büyük çabalarımız var. Birçok Ermenistan-Azerbaycan sorununun çözümünde yine çok yapıcı rol oynadık. Ama aynı zamanda savaşlar bu yeni dönemde güçlü olmanızı gerektiriyor. Bir NATO üyesi olarak Türkiye önemli bir kabiliyetlere sahip. Yani dünyada bu konuda önemli ülkelerden bir tanesi. Yine şuna bakarsanız dünyada resmi yardımlara bakarsanız milli gelire oran olarak veya dolar olarak nereden bakarsanız bakın Türkiye önemli bir ülke. Biz gerçekten sadece Suriye'den kaçanlara değil yani savaştan kaçanlara değil dünyanın birçok bölgesinde özellikle uluslararası yardımda cömertiz. Üzerimize düşeni yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz.
Devam edeceğiz. Türk Hava Yolları şu anda dünyada en çok noktaya uçan hava yolu ve yine özellikle hemen hemen birçok ülkede iş insanlarımıza yardımcı olmak için, ilişkileri geliştirmek için büyük elçilikler, misyonlar açtık ve burada da dünyada eee 3'üncü sıraya yükselmiş durumdayız. Bunları niye anlatıyorum? Aslında özü şu. Evet, büyük bir yani savaşın yarattığı büyük bir şok var. Biz bu şokun yönetilebilir olduğunu düşünüyoruz ama bu şokun ötesine bakıyoruz. Bu şok sonrası Türkiye için ne tür avantajlar var? Ona odaklanmış durumdayız. Özetle bu.
Ben biraz uzun bir sunum yaptım. Teşekkür ediyorum sabrınız için. Ama şunu eee şunu söyleyeyim. Eee, bu türden, eee, uluslararası e konferanslar çok değerli. Çünkü beyin fırtınası yapma fırsatımız oluyor. İyi ki sabah erkenden gelmişim. Eee, Philip'i tekrar görme ve onu dinleme fırsatı buldum. Çünkü G20'de beraber yakın oturuyorduk, yan yana oturuyorduk ve hakikaten eee çok güzel bir çerçeve çizdiler. Çok güzel bir perspektif verdiler. Şimdi eminim bundan sonraki eee paneller de çok faydalı olacaktır. Ben size çok verimli iki gün diliyorum ve tekrar eee bu konferansın, bu istişarelerin ülkemiz için, dünya insanları için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Sayın bakanımıza çok teşekkür ediyoruz konuşması için. Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek'e efendim hakikaten Shakespeare hepimizi sabah sabah tebessüm ettirdi ama dediğiniz gibi dünyada bir marka olduk artık bu konuda pek çok şeyde olduğumuz gibi. Eee, geçiyoruz ilk panelimize. Global Ekonomide Yeni Denge ve Türkiye paneline Garanti BBVA sponsorluğunda gerçekleşiyor. Bu panelde küresel ekonomiden oluşan yeni dengeler, para politikalarının yönü, finansal piyasaların geleceği ve Türkiye ekonomisinin bu değişen yapıda nasıl konumlanabileceği ele alınacak. Türkiye'nin önündeki fırsatlar, olası riskler ve politika seçenekleri değerli konuşmacılarımız tarafından değerlendirilecek.
Global ekonomide yeni denge ve Türkiye panelimizin moderatörü Doktor Burcu Aydın Tepavi Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkez direktörünü öncelikle alkışlarınızla sahneye davet ediyorum. Hoş geldiniz. Ve konuşmacılarımız efendim TED Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Doktor Ahmet Kasım Han, TED Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Doktor Ahmet Kasım Han. Kendisini bekliyoruz. Kent Üniversitesi İktisat Bölümü Profesör Doktor Ali Hakan Kara. Hocam hoş geldiniz. Hoş geldiniz. Ve diğer değerli konuşmacılarımız Koç Üniversitesi Ekonomi bölümünden Profesör Doktor Kamil Yılmaz. Hoş geldiniz hocam. Ve Garanti BBVA başkonomisti Seda Güler Mert. Hoş geldiniz. Başlayalım. Çalışıyor.
Evet, herkese tekrardan merhabalar. Eee, bu güzel konferansa ve etkinlikte olmaktan dolayı eee, ben şahsen çok mutluyum. Özellikle değerli hocalarımla beraber. Eee, isterseniz değerli hocam birkaç dakika beklesek mi acaba gelmeleri için yoksa başlayalım mı? Ne dersiniz? 10 dakika bekleyelim. >> Bekleyelim mi biraz? Tamam. 11.30'a kadar o zaman dediğiniz gibi bekleyelim. 5 dakikamız var. Uygun mudur? Tamam.
Değerli katılımcılarımız, ilk panelimiz başlamak üzeredir. Lütfen salondaki yerlerinizi alınız. 2 3 Efendim ilk panelimize geçiyoruz. Az önce bir herkes böyle bir fuayeye doğru gitti Bakan Bey le birlikte. Eee, önemli başlıklarımız, önemli konuşmacılarımız var. Her panelimizde olduğu gibi global ekonomide yeni denge ve Türkiye Garanti BBVA sponsorluğunda gerçekleşiyor. Eee, az önce de aktarmıştım. TEPAV Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi direktörü Doktor Burcu Aydın moderatörümüz eee ve TED Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Doktor Ahmet Kasım Han eee Bilkent Üniversitesi İktisat bölümünden Profesör Doktor Ali Hakan Kara eee ve tabii ki Garanti BBVA'dan da eee değil mi efendim sizleri de eee hoş geldiniz diyelim ve konuşmamıza başlayalım.
Evet, eee, değerli panelist hocalarımız ve değerli izleyiciler, hepiniz hoş geldiniz. Eee, bu güzel organizasyon içerisinde bugün de özellikle Türkiye'de ama küresel çerçevede en çok eee duyulan isimlerle beraber eee gerek şu aşamada yaşadığımız sermayenin eee yeniden dönüşüm süreçlerini, ticaret ağlarının yeniden dönüşüm süreçlerini, yeniden eee dengelerin bulunma süreçlerini Türkiye'nin yetiştirdiği ama küresel anlamda en önce olan isimlerle beraber değerlendireceğiz. Eee, ben de bu panelin moderatörü olmaktan dolayı çok mutluyum. Çünkü kendilerinden görüşlerini, düşüncelerini alma konusunda büyük bir istekle beraber geldim. Eee, panelimizi isterseniz zamanın daha verimli kullanılması için şöyle yapalım. Ben ikişer tane soru yönlendirecek şekilde belki her panelistimizde yaklaşık 10-12 dakika içerisinde cevaplayacak şekilde olursa bize ayrılan toplam eee, 1 saatlik süreyi de verimli bir şekilde değerlendirmiş oluruz diye düşünüyorum. Eee, ben ilk önce zaman kısıtlığından dolayı Hakan hocamla beraber başlayacağım. Eee, sorularıma Hakan hocam şimdi bu süreç içerisinde Merkez Bankacılığı perspektifinizle sizi ilk soruyu ben yönlendirmek istiyorum. Eee, özellikle sizin Türkiye'deki deneyimlerinizle beraber de Merkez Bankacılığı çok ciddi bir farklı bir süreçte geçti. Uluslararası merkez bankacılığı süreci özellikle Amerika tarafında eee merkez bankacılığında bir taraftan biz eee faiz baskısını birebir başkanın ağzından duyduğumuz kurumsal tarafta eee yapılan bütün süreçlerle beraber davalarla vesairelerle beraber Merkez Bankacılığının kurumsal yapısına da ciddi bir değişim olduğu bir süreçten geçiyoruz. Tam bunlar eee zaten yeterince büyük bir volatilite oluştururken diğer tarafta da şimdi çok ciddi bir arz kaynaklı savaş sorunuyla beraber merkez bankacılığı bir taraftan finansal piyasalarda çok ciddi bir volatilite bunun enflasyon kanıtında getirdiği yeni bir şok. Diğer tarafta işte ekonomilerdeki yavaşlama ve hatta bazı yerlerde negatif büyüme riskleriyle karşı karşıya kalan bir merkez bankacılığıya karşı karşıya kalıyoruz. Şimdi bu süreçte özellikle uluslararası perspektiften ben sizin bunu yorumlamanızı dileyeceğim. Merkez bankaları bu süreci nasıl yönetmeli?
Teşekkür ediyorum. Eee, yani nasıl yönetmeliyle nasıl yönetecek sorusu farklılaşıyor genelde. Eee, bir ara bizde de öyleydi biliyorsunuz. bir nasıl ne yapmalıyla ne yapacak sorusu birbirinden farklılaşıyordu. Eee, aslında dünyanın geçirdiği büyük dönüşüm çerçevesi tabii ki kurumlara da yansıyor ve bu bağımsız kurumların sembolü de merkez bankaları dünyada genel olarak. Eee, şimdi böyle bir dönemde yani gerek bu yüksek boşluklar yani dünyadaki yüksek boşluklar gerekse merkez bankalarına ilişkin tartışmalar büyüyecek gibi geliyor bana önümüzdeki dönemde. Bunun eee en önemli işaretlerini Amerika'da görüyoruz zaten. Şu anda Trump Merkez Bankası başkanını görevden almaya çalışıyor ama mahkeme buna izin vermiyor. Çünkü eee Amerika'da Merkez Bankası başkanını görevden almanın koşulu hani yüz kızartıcı bir suç işlemek eee aslında eee ve eee mahkemede Powell'ın öyle bir suç işlemediği kararını veriyor ve şu anda alamıyor. Ama bu demek değil ki eee hep böyle kalacak yani. Çünkü bana biraz öyle geliyor ki gelişmiş ülkeler ve dünya biraz Türkiye'yi takip ediyor. Yani bizim son 10 senede yaşadığımız süreç aslında bir1 eee dünyanın da başına gelmeye başlıyor. Bir kere merkez bankaları böyle bir dönemde eee standart bir fiyat istikrarının ötesinde biraz daha ülkenin stratejik hedeflerini de gözeten kurumlar haline doğru yavaş yavaş evrilecekler. Yani genelde savaş ortamlarında yani şu anda büyük bir sıcak savaş olmasa bile sonuçta bir kutuplaşma ve içe kapanma dönemlerinde şunu görüyoruz. Yani merkez bankaları o geleneksel eee işte araç bağımsızlığı içerisinde fiyat istikrarı gözetmek yerine eee biraz daha finansal istikrara odaklanıyorlar öncelikle. Yani öncelik böyle enflasyonu %2'de tutmak değil de eee ülkeye gelebilecek şokları bertaraf edebilecek bir ağ kurmak. Yani Merkez Bankası'nın finansal istikrarı iyi yönetmesi. İkincisi de tabii ülkenin stratejik hedefleriyle de uyumlu hareket etmek durumunda kalıyorlar. Sanki bana öyle bir döneme gidiyor, giriyoruz gibi geliyor. Yani şu anda Fed'e baktığımız zaman eee Amerikan Merkez Bankası'na hala o geleneksel üyelerin çoğunluğu sebebiyle aslında eski usul devam ediyorlar ama o yavaş yavaş değişecek. eee özellikle Yeni Merkez Bankası başkanı da gelince Amerika'da biraz daha böyle çizgi dışı eee geleneksel olmayan bir tarza doğru gidecek gibi görünüyor. Eee dolayısıyla bu süreçte eee merkez bankaları muhtemelen böyle enflasyon hedefinde falan da çok ısrar etmeyecekler. Yani şu anda gelişmiş ülkelerde biliyorsunuz enflasyon hedefleri %2. E bana öyle geliyor ki bu savaşın da etkisiyle beraber yani bu tarz bir arz yönlü şokta saklasyon riskini de dikkate aldığımız zaman ve merkez bankalarını bu değişen rolüyle birleştirince sanki bana bu %2 hedefi uzun süre yüksek bir seviyede tolere edilecek gibi geliyor. Yani eee Amerika'da mesela %3 yeni normaller olabilir. Eee, bu da şunu gösteriyor aslında. Küresel ölçekte uzun vadeli faizler yüksek kalmaya devam edecek. O zaman, eee, şu soru ortaya çıkıyor. Bir mali baskınlık ortaya çıkar mı? Yani bu kadar yüksek borçlukla, bu kadar yüksek faizler nasıl çevrilecek? Yani tarihsel olarak baktığınız zaman borçluluğun genelde üç yolla düşürebiliyor ülkeler. Yani eğer kamu borcu milli geliri oranla yüksekse bunu düşürmenin üç yolu var. Birincisi hızlı büyüyebilirsiniz ve borcunuz gelirinize göre küçük kalmaya başlar. Eee ikincisi mali disiplin yaparsınız. Yani bütçe açığını küçültürsünüz, tasarruf edersiniz, harcamaları kısarsanız. Şimdi bu ikisinin kısa vadede gerçekleşme olusu çok yüksek değil. Tabii ki bir yapay zeka devrimi ile beraber orada bir verimlilik artışıyla büyümelerde ivme büyümelerde ivmelenme olma olasılığı var. Ama tarih gösteriyor ki bu hemen ortaya çıkmıyor. Eee ülkeler tasarruf edecek mi? Yani kamu sektörü, devletler tasarruf edecek mi? Böyle bir dünyada hiç sanmıyorum. Yani tam tersi eee savunma harcamalarından tutun da yani her türlü o içeriye dönük güvenlik eee ve arz tedariğindeki o güvenliği sağlamaya yönelik harcamalar sonuçta bütçe açıklarını daha da büyütecek. O zaman üçüncü yol kalıyor. O da enflasyonla eritmek. Eee muhtemelen bu olacak gibi görünüyor. Yani ülkeler bu yüksek boşluğu önümüzdeki dönemde bir miktar enflasyona tolere ederek eee, eritecekler gibi görünüyor. Tabii bu da hani varlık fiyatları açısından ne ima ediyor diye baktığımız zaman aslında eee yani değerli metalleri destekleyen, nispeten borsaları destekleyen ama tahvil dostu olmayan bir dünyadan bahsedebiliriz. Ben burada bırakayım. Teşekkür ederim.
Hakan hocam. Teşekkür ederim. Bu yeni dünya gerçekliği çerçevesinde eee merkez bankacılığını güzel bir şekilde ele aldığınız için ben konu eee bence eee hızlı bir şekilde Türkiye'ye de bağlamak istiyorum buradan eee tekrardan bir eee akışın belki daha etkin olması adına. Şimdi Türkiye'de de eee tabii Merkez Bankamız son 3 yıldır bir eee parasal sıkılaşma süreci içerisinde hani Montanı süreci eee veya yöntemleri tartışılır. Ancak geldiğimiz noktada tabii savaşla başlamadan önce yine %30'ların üzerinde bir enflasyon ki eee piyasanın yine eee bu yıl sonu için enflasyon beklentisi de Merkez Bankası'nın hedeflerinin oldukça üzerinde. Yine benzer şekilde hane halkının eee ve reel sektörün ve ama bir taraftan eee bizim işte gevşeme sürecimizin de başladığı belki buna yönelik farklı eleştiriler de olduğu bir dönemden geçerken bir anda biz eee sizin de deyiminizde her Mart'ta olduğu gibi yeni bir büyük bir şokla karşılaştık ve bu sefer çok ciddi bir küresel şok, arş şoku. Eee burada tabii Merkez Bankası politika değiştirmek zorunda kaldı. İşte bir üst açık eee faiz artışı, politika faizini iptal ederek efektif faiz oranından fonlamaya başlayarak yine benzer şekilde rezervlerde çok ciddi bir eee satışla beraber kur ve finansal piyasalar üzerindeki sürecin kontrol edilmeye geldiği süreçte olduk. Ancak şimdi biraz önce bu kurumsal çerçevenin Türkiye'de daha belki yoğun hissedildiği bu dönemde Merkez Bankası'nın para politikasını şekillendirmesi gereken bir evredeyiz. Her ne kadar işte savaşta şu anda kısa süreli bir ateşkes geçilmiş olsa da belirsizliklerin kalktığını söyleyemeyiz. Bu çerçevede Merkez Bankamız ne yapmalı sorusuyla ben sizi konuya Türkiye'ye yönlendireyim.
Evet. Teşekkür ederim. Eee tabii bunu genel bir politika bileşimi olarak düşünmek lazım. Yani Merkez Bankası tek başına eee dünyayı kurtaramaz yani. Eee dolayısıyla maliye politikası ve diğer politikalar da önemli. Biraz önce Mehmet Bey'i dinledik. Aslında birçok konuda katılıyorum. Sadece iki şeyden bahsetmedi bence. Birincisi bu programda enflasyonla mücadele çok daha hızlı başlayabilirdi. Yani en baştan çok daha sıkı bir şekilde bu işe girilse bugün savaş döneminde daha düşük bir enflasyonla girebilirdik ki bu bizim avantajımıza olurdu. Maalesef o yapılamadı. Eee, bir de tabii ekonomi dışı faktörler sürekli olarak ekonomiyi domine etmeye başladı ve bu yeni norma oldu aslında. Yani geçen sene, eee, panelde hatırlıyorum şeyi konuşmuştuk. Hani belirsizlik yeni normal diye konuşmuştuk. Eee, ve gerçekten de öyle. Çünkü geçen sene bu zamanlar devasa 200 yılda bir ortaya çıkan bir, eee, ticaret savaşıı konuşuyorduk. Şu anda kimse onu konuşmuyor. Y şu anda bir sıcak savaşı konuşuyoruz. Yani şimdi böyle bir dünyada tabii eee şeyin de yani hakkını da teslim etmek lazım. Yani mevcut ekonomi programı biraz da şans gerekiyor bu işlerde ama her sene bir şey çıkıyor. Her sene yeni bir şey çıkıyor. İşte 2024 yılında, Mart ayında işte o yerel seçimler öncesi bir türbülans yaşamıştık. O bir 6 ay attı zaten. 2025 yılında eee yurt içindeki siyasi belirsizlikler ve küresel ölçekte ticaret savaşları geldi. Bir 6 ay daha o attı. Şimdi sıcak savaş geldi. Bir 6 ay daha o attı. Dolayısıyla yani eee işler kolay değil. Böyle dönemlerde eee dayanıklılık kavramı ön plana çıkıyor. Ve ben Mehmet Bey'e katılıyorum. Türkiye eee dayanıklı bir ülke. Yani eee göründüğünden daha dayanıklı. Onu da söyleyeyim. Biz uzun uzun vadeli planlamayı çok iyi yapamayan, stratejik düşünemeyen bir ülkeyiz. Maalesef çok iyi onları yapamıyoruz. Ama iş kriz yönetimine ve hasar kontrolüne geldiğinde çok çok iyiyiz ve defalarca bunu kanıtladık. Eee bu da beni nereye götürüyor? Yani konuyu enflasyona bağlayacağım. Eee enflasyon uzun vadeli bir planlama gerektirir ve stratejik bir şeydir. Dolayısıyla biz bu yapı içerisinde yani enflasyona ilişkin ben çok iyimser olamıyorum. Eee çünkü zaten baktığım zaman yani şirketlerle konuştuğum zaman, hane halkıyla konuştuğum zaman bu tek haneli enflasyona gitmenin faydalarının toplum içselleştirmediğini görüyorum. O yüzden de enflasyon konusunda çok iyimser değilim ama dayanıklılık konusunda iyimserim. büyüme konusunda iyimserim. Eee, yani Türkiye'nin böyle bir şoku atlatmak için alanları, manevra alanları olduğu konusunda iyim serim. Eee, mesela maliye politikası şu anda fena gitmiyor. Yani böyle bir döneme düşük bir bütçe bütçe açığıyla girmek önemli. Ama ne kötü gidiyor diye bakarsak, eee, biraz bu dış şoklardan dolayı ve hızlı hareket etmemekten dolayı reel kuru, eee, tahmin ettiğimizden daha fazla değerlendirmek zorunda kaldık. Yani Türk lirasının bir dönem değerlenmesi, değerli kalması olabilir böyle süreçlerde ama o süreç uzadıkça bu sefer reel sektöre ve ihracata eee tahribat vermeye başlıyor ve faizler de yukarıda asılı kalıyor. Bu çok uzun süre devam ettirilebilir bir şey değil. Yani hani bir noktada eee Türkiye'nin eee bu kur rejiminden çıkması gerekiyor bence. Çünkü bunu devam ettirdikçe çıkması giderek zorlaşıyor ve yavaş yavaş sıkışmaya başlıyoruz. Ha ama çok da dünyanın sonu mu? Değil. Türkiye şu anda mevcut olduğu e alanlarla, manevra alanıyla beraber böyle bir şoku atlatabilir. Ama petrol fiyatları hani 120-130 dolarlarda çıkar da oralarda kalırsa eee o zaman bence kesinlikle eee mevcut döviz kuru rejimini gözden geçirmek gerekecek. Ne yapılabilir diye sorarsanız yani bir kere Türkiye'nin bir durgunluğa izin vermesi o sırada serbest kur rejimine tam geçmese bile biraz daha hani kuru bırakması eee ve bu şekilde de yani çok fazla enflasyonist olmadan eee elini rahatlatması gerekiyor. Son bir şeyle bitireyim. Yani eee bir anekdot anekdot değil de öngörümle bitireyim. Bir küresel kriz başlamıştı. Küresel kriz döneminde bizim notlarımız düşüktü. E FIT, SNP, Moodies bunlar Türkiye'nin eee riskli olduğunu düşünüyorlardı. Biz anlatıyorduk. Bakın Türkiye göründüğünden çok daha dayanıklı bir ülke diye. Tam bir ikna edemiyorduk. Sonra küresel kriz geldi. Türkiye'nin ne kadar dayanıklı olduğu ortaya çıktı. Tam bir stres testiydi. Ve ondan sonra ne oldu biliyor musun? Türkiye'nin notları tık tık tık tık tık yukarı gitmeye başladı. Şimdi bu savaş da benzer bir yetki yaratabilir diye düşünüyorum. Yani bu savaşla beraber Türkiye'nin nispeten daha dirençli bir ülke olması, bölgede güvenli bir ülke olması ve sonrasındaki avantaj ve potansiyeli düşünürsek sanki bu toz duman dağıldığında eee Türkiye eğer makroekonomik istikrarı sağlayabilirse yani bu enflasyonu ve dış açığı makul seviyelerde tutabilirse ondan sonraki süreçte ben Türkiye'nin eee tekrar not artırımlarının başlayabileceğini ve bizim açımızdan avantajlı bir döneme girebileceğimizi düşünüyorum. Bu pozitif mesajla da Mehmet Bey burada olsa gözleri yaşarı şimdi ama şeyde bitireyim.
Hakan hocam çok teşekkür ederim değerli yorumlarınız için. Ben şimdi Merkez Bankacılığı perspektifinden bağlamışken burayı finansal piyasalarla beraber bağlamlandıralım diyorum ve burada da Seda Hanım Garanti Bankasının eee baş ekonomisti olarak bizi ilk önce bir küresel perspektifle Hakan hocamın sözlerinde bir finansal piyasalar, küresel sermaye nasıl değerlendiriyor bu süreci? Eee paranın yönü nasıl gidecek? Eee küresel sermayede şu anda bizim baktığımız akımlar genel olarak nakide yönelme eğilimlerinin oldukça arttığı hatta Nisan ayı içerisindeki portföy değişimlerinde genelde nakitte kalma konusundaki süreçlerin genel risk algısı konusunda koruduğunu gösteriyor. Ama finansal piyasaların içinde olduğunuz için eee şimdi siz şöyle bir değerlendirirseniz sermayenin bakışı şu aşamadaki küresel risk ortamında nasıl neyi değerlendiriyorlar? Nasıl konumlandırıyorlar kendilerini?
Teşekkür ediyorum öncelikle hocalarımın arasında. Benim için çok büyük bir gurur. Eee biraz daha geriden gelerek böyle temelden başlayarak konuya ben yaklaşmak istiyorum. Küreselleşmenin eee değişiminden bahsedildi baştan beri. Baktığımız noktada küreselleşmenin geriye gitmesinden ziyade birazdan nitelik değiştirmesinden bahsediyoruz. Bu konuda hani uzun yıllar boyunca işte maliyet minimizasyonu, verimlilik artışları, biraz daha böyle çoklu entegrasyonu konuşuyorken geldiğimiz noktada artık güvenlik kaygıları, işte jeopolitik riskler, bununla bağlantılı olarak eee yeni stratejik gruplaşmalardan bahsediyoruz. Yani dolayısıyla geldiğimiz nokta küreselleşmenin sona gelmesi değil. biraz daha eee çoklu entegrasyondan ziyade kimlerle entegre olduğunuza bağlı olarak biraz daha şekil değiştiriyor diyebiliriz ki bu konuda da güvenlik ve jeopolitik riskler, ana belirleyiciler oluyor. Tab noktaya nasıl geliyoruz? Farklı dönüşümlerden geçerek geliyoruz. eee en başta zaten Amerika Çin rekabeti ya da teknoloji konularındaki ayrışmalar ya da korumacılık yönündeki tedbirler ya da bununla bilintili olarak yine eee stratejik alanlarda öne çıkma yönündeki bloklu gruplaşmalar burada kendisini gösteriyor ki IMF'nin farklı çalışmaları var bu konuda. Yani artık ülkeler eee ticari ortaklarını belirlerken biraz daha jeopolitik olarak da eklemlenebildiği, yakın olduğu gruplar nezdinde buralarda yoğunlaştığını gösteriyor. Tabii bu küresel büyümenin gidişatı açısından bir tehdit. eee ki bu bahsettiğim çalışmada mesela 0.2 ila 0.7 puan küresel büyümenin negatif etkilenebileceğinden bahsediyor. Yani sonuç olarak eee yapısal bir dönüşümden bahsetmekle beraber biraz daha yeniden organizasyonunu konuşur duruma gelmiş noktadayız. Ki bunun diğer bir yansımasını ticaret akımları olarak da görüyoruz. Ticaret akımları yön değiştiriyor ya da daha bölgeselleşiyor. Bu konuda gruplaşmaları takip ediyoruz. Geldiğimiz nokta tabii jeopolitik riskleri de içine daha fazla yediriyor. Daha çok genişte bahsettik. Sıcak çatışma ortamına çok yakın bir zeminde biz de ülke olarak bulunuyoruz ve anlıyoruz ki savaş tek başına bir risk primi ya da enerji fiyatı kanalıyla bizi etkileyen bir unsur değil. Bununla beraber çok daha katmanlı işte petrokimya gibi, gübre gibi, gıda gibi farklı sektörleri de içine alarak aslında daha derinleştirdiği bir tarafa doğru konuyu yansıtıyor. Yani şoku sadece fiyatlar üzerinden değil, lojistik ve aynı şekilde beklenti kanalı üzerinden de bize eklemlendiğini görüyoruz. Şimdi buradan finansal piyasalarla birleştirirsem konuyu, eee, bununla ilintili olarak zaten eee, sermaye yakımlarının da yön bulduğunu söyleyebiliriz ki eee, jeopolitik konumlanma, işte kendini yakın hissetme burada da kendisini gösteriyor. Yeniden yani sermaye yeniden dağılıyor ve daha seçici hale geliyor. Yani en ucuz ya da en hani karlı nereyi buluruzdan ziyade biraz daha en güvenilir ve en öngörülebilir neresi olabilir sorusunun cevabını burada almaya çalıştığımızı yani en azından yaklaşımın olduğunu söylemek mümkün. Bunu da belki iki katmanlı olarak düşünmek biraz daha sağlıklı olabilir. Yani kısa vadeli bakış açısında çok daha fırsatçı. Bu anlamda eee riskleri daha minimize edip daha likit kalarak, daha hızlı atakta davranıp e reaksiyon göstererek yönünü bulmaya çalışan bir bakış açısı. Biraz daha orta uzun vadeye kaydığımızda tabii artık biraz daha böyle kalıcı yatırımlardan bahsetmeye başlıyoruz. O konuda da hani yine ülkelerin birbirine yakınlaşması nezdinde işte front shoring, near shoring ya da stratejik olarak bazı sektörlerde beraber çalışma gibi imkanlara sermayenin yöneldiğini görüyoruz. Yani burada öne çıkan konu artık sürdürülebilir ve dayanıklılığı burada pekiştirmek olarak kendisini gösterdiğini söylemek mümkün. Ama hani oluşan yeni dengeye bakacak olursak nerede hani küresel bu düzeni eee konumlandırıyoruz diye bakacak olursak günün sonunda daha maliyetli, daha parçalı ve jeopolitik olarak da biraz daha eee işte uyumlanılabilen ortamlarda sermayenin yer bulduğunu, yer aldığını söylemek mümkün. Eee tabii bunun sonucunda peki sermaye en yüksek getiri aramayacak mı? Evet, arayacak ama en öngörülebilir ve eee dayanıklı kalarak yani sonucunu biraz daha önden keserek yer almak isteyecek diye düşünüyorum.
Teşekkür ederim. Hazır küresel tarafı konuşmuşken tabii buradaki eee izleyicilerimizin de sizden dinlemek istediği en önemli konu bir de küresel sermayenin Türkiye'ye bakış açısı. Çünkü şunları gördük biz aslında. Son 3 yıllık makrofinansal istikrar programına rağmen beklediğimiz eee sermaye akımlarını biz Türkiye'ye çekemedik. Eee ve şu aşamada da tam yılbaşında işte küresel çerçevede gelişmekte olan ülkeleri pozitif bir akımla beraber Türkiye'de bir hikaye yaratıyor mu? Hevesini yaparken Mart ayında tabii bu saldırılarla beraber hevesimiz kursağımıza kaldı ve Türkiye'de en yoğun sermaye çıkışlarını yaşayan ülkelerden birisi haline gelmiş oldu. Şimdi tabii çarşamba akşamı işte felaket senaryosunun olmamasıyla beraber tekrardan pozitif iğme oldu gibi. Ama şu anda çok da fazla güvenemiyoruz buna. Şimdi bu süreçte küresel sermayenin Türkiye'ye bakış açısı nasıl olacak? Bir taraftan enflasyon problemi hala ortada duruyor ama diğer tarafta da eee birazki kötünün iyisi bakış açısıyla beraber çok da fazla seçenek de yok eee küresel sermayenin gideceği. O yüzden Türkiye'ye eee siz hem kısa vadede 2026 yılı için hem de 2027-28 dönemi için küresel sermayeenin bakış açısını nasıl değerlendirirsiniz?
Yani tabii şimdi programdan başlayarak Mehmet Bey'in bıraktığı yerden alarak devam edecek olursak açıkçası eee enflasyonla mücadelenin tabii ki zemine oturtulduğu, bunun üzerinden eee yatırımcı güveninin kazanılmaya çalışıldığı bir bakış açısı hakimdi. Biraz da Hakan Bey'in de bahsettiği gibi sürecin yavaş ilerliyor olması umutları hani başta çok daha yüksek tutmakla beraber geldiğimiz noktada biraz daha aza indirgemişti ve eee hani temel kırılık anlıklarımızın başında zaten yüksek enflasyon öne çıkmaya devam etmişti ve bu şokta da yine bunu tecrübe ettik ki eee şu ana kadar en azından son baktığımız 3 senelik yakın 3 senelik dönemde daha kısa vadeli daha yine fırsatçı diyeceğimiz bir yaklaşımla o sermayenin ülkeye girdiğini görmüştük ve bu tür bir hani şokta da kolaylıkla çıkmak istediğini ve önemli bir oynaklık yarattığını da tecrübe ettik. Şimdi buradan eee peki biz hani tabii ki tek başına kırganlıklar değil avantajlarla da belli dayanıklılıkları gösteren bir ülkeyiz. O konuda yine Hakan Bey'e katılıyorum. Eee avantajlarla başlayıp sonra kırganlıklardan devam edeyim. Belki biraz daha sağlam bir zemin oluşturabilirim. Şimdi avantajlar olarak tabii ilk başta bulunduğumuz konum her şekilde hani farklı oynaklıklara bizi gebe bıraksa da belli bir eee fırsatı da bize kazandırıyor. Özellikle üretim kapasitesi çeşitliliği barındıran sanayi tarafında önemli bir üretim kapasitesinin olması önemli bir eee dayanıklılık tarafında ki değişen tedarik zincirleri ticaret akımları nezdinde önemli bir fırsat oluşturuyor. Bunun yanında eee nitelikli insan kaynağımız zaten bunun en başta konabileceğimiz aracı ki hani ona göre daha çeşitli ve eee katma değerli üretim yapabilelim. Özel sektörümüz eee oldukça eee dayanıklı ve çevik. Eee zaten farklı kriz ortamlarına alıştığımız için hani bu dayanıklılığı gösterir durumdayız ki değişen koşullarda da bu anlamda çok daha hızlı adaptasyon sağlayabiliyoruz. Yine önemli e Bakan Bey de gösterdi. Hizmet gelirlerimizin son dönemde önemli bir pay edinmesi. Tek başına turizmden bahsetmiyoruz. İşte taşımacılık, lojistik, bilgi işlem gibi konularda öne çıkar duruma geldik ve politik olarak da manevra alanımızın olduğu yani kamu borçluk oranımızın düşük olduğu bir taraftayız. Hani bunlar bizim için zaten temelleri oluşturan bu tür şoklara karşı kendimizi daha iyi hazırlayabileceğimiz fırsatlar sağlıyor. Ama hani neden sermaye daha fırsatçı ve daha kısa vadeli olduğu sorusunun en başında kırganlıklarımızı anlatmak gerekiyor. Orada da öne çıkan zaten yüksek enflasyon ve kuvvetli bir atalet etkisi. Dezenflasyon süreci evet başlamıştı. Eee ama tamamlanma konusunda acaba yavaşladık mı buralarda takıldık mı soruları doğmaya başlamıştı ki çoktan önce bunları tartışıyorduk. Şimdi geldiğimiz noktada bir eee hem maliyet hem de güven şokuyla karşı karşıyayız. Bununla beraber tekrar acaba enflasyon yıl %30'a yakın bir seviyede mi bitirecek eee konusuna geliyoruz. Ve bugünden de hani tekrar eden şoklarla beraber düşündüğümüzde acaba orta uzun vadede kalıcı olarak %20'nin altına inebilecek mi sorusunu tam olarak cevaplayamıyoruz. Yani bu tür açıkçası belirsizliklere açığız. Diğer konumuz enerji bağımlılığımız. Eee ve bu bağlamdaki eee finansman ihtiyacımız. Hani baktığımızda son 5 yılda yaklaşık ortalama 70 milyar dolarlık bir enerji faturasına sahibiz. Bu yıl 80 milyar dolar civarında olacak. Hani bu tür eee oynaklıklarda hemen buradan oluşacak finansman ihtiyacı açıkçası risk primimize yansıyor ki eee bunun da ilave bir maliyeti oluyor ve tek başına finansmanın maliyetini değil vadesini ve istikrarlı olmasını da tartışmamız gerekiyor. Yani dolayısıyla her ne kadar evet eee sağlam bir zeminimiz, temelimiz var desek de buna karşılık biraz daha döngüsel konularda bizim eee daha iyi proaktif olmamız gerekiyor. Bu bağlamda neler yapılması gerekiyor? Tabii ki enflasyon daha düşük, daha kalıcı tek ayneye doğru gevşemeye alanı olması gerekiyor ki daha öngörülebilir, istikrarlı bir zemin oluşabilsin. Ben bitirmeden bir de bir konu daha eklemek istiyorum. Bunu artık daha fazla tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Hep makroekonomik istikrardan bahsediyoruz ve bahsettiğim eee konulara öncelik vererek bahsediyoruz. Ama aslında iklim değişikliği ile beraber gıda arz güvenliği de öne çıkarılması gereken konulardan birisi oldu. Yani tek başına enerji güvenliğini değil artık bizim gıda arz güvenliğini de tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Tek başına enflasyon değil bununla ilintili birçok alanda etkiler durumda. Yani özetle Türkiye Evet. Bu krizden de bu şok ortamından da muhtemelen daha pozitif ayrışlarak bu dayanıklılığını kanıtlayarak çıkacak. Ama bizim diğer kırganlıklarımıza eee eğilerek, proaktif kalarak belirsizliği ve enflasyon konusundaki eee gidişatı daha eee düşük seviyelere taşıyabilirsek sermayeyi daha kalıcı hale getirebileceğimizi düşünüyorum.
Çok teşekkür ederim Sedan. Bu arada eee rolleri de bu sefer değiştiğimizde çok mutlu oldum. Çünkü genelde siz soruyordunuz, ben cevaplıyordum. bu sefer rolleri değiştirdiğim çok mutlu oldum. Eee ben şimdi hazır eee genel küreseldeki yapılanmalardan bahsederken Ahmet hocamı biraz çerçeve eee yönlendirmek istiyorum. Çünkü eee şimdi Merkez Bankcılıyla başladık, finansal akımlarla devam ettik ama diğer tarafta da çok ciddi bir küreselde, jeopolitikte yeni dünya rejiminin eee değişine dair bir süreçle karşı karşıya kalıyoruz gibi geliyor. İşte bizim eee 2000'li yıllardaki, 2010'lu yıllardaki küresel ekonomideki şekillenmeye bakışımızla işte ülkeler büyüdükçe aradaki kalkınma farkları azalacak bakış açısıyla şu anki farklar arasında ciddi bir dönüşüm olmuş oldu. Oyunun kurallarını eee Amerika o ülkelerin ya da küresel dominansı en yüksek olan ülkenin hızlı bir şekilde değiştirmeye başladığını görüyoruz. Ne oldu? Geçen sene hayatımızda gümrük vergileri, korumacı politikalar, artan içe dönüş eee politikalarıyla beraber ciddi bir türbülanstan geçerken eee bu sene başında işte Amerika'nın Venezuela'ya müdahalesi ardından hiç kimsenin belki öngörmediği hayatta olmaz dediği bir İran'a müdahalesi başlamış oldu. Şimdi Ahmet hocam bu süreçte küresel eee oyunun kartları nasıl dağılıyor? Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz diye bir genel resmi sizden bir çizmenizi rica edeceğim.
Çok teşekkür ediyorum. Organizatörlere de teşekkür ediyorum. Eee, bu değerli toplantıya beni davet ettikleri için. Eee, şimdi her konuşmada konuşmacı bir tercihte bulunur. Sevimli mi olacak, tartışmalı, kontroversiyal bir tavır içerisinde mi olacak? Şimdi sabahtan beri dinlediklerimi dinledikten sonra burada ciddi bir ikilemde kaldığımı hissettim. O yüzden en iyini yöntemin bu e meseleyi çözmek için demokrasi olduğu inancıyla size soracağım bu soruyu. Sevimli bir konuşma mı yapayım yoksa yoksa böyle biraz daha tartışmalı bir konuşma mı yapayım? Sevimli konuşma yap diyenler el kaldırsınlar. Tamam. Yok. Demek ki herkes tartışma istiyor. Bunu anladım. Güzel. O zaman tartışmayı şuradan başlatayım. Benim eee son 3 senelik tecrübem eee şu yönde. Bir buradaki bütün kıymetli eee panelistleri aynı parantezin içine alarak gene de altını çizerek söylemem lazım ki Hakan Kara'la beraber konuşmak son derece rahat bir iş. Yani dünyadaki en rahat konuşmalarımı Hakan Karay'la beraber yapıyorum. Çünkü çünkü ekonomi tarafında çok sağlam bir şeyiniz var. Yaslanma noktanız var. Nitekim ikinci konu da bununla alakalı. O biraz daha sizle alakalı. Buradakilerin genel profiliyle eee de örtüşüyor zannediyorum. Portföy yöneticileri, sermaye piyasaları yöneticileri falan bir eee grubun içerisinde böyle bir rengini verir düzeyde oldukları zaman gene çok rahat geçiyor benim konuşmalar. Eee, geçen sene de portföy yöneticileri zirvesinde zannediyorum benzer bir şeye rastlamıştık. Rahatın kıstası ne diyeceksiniz? Bir siyasi sizden önce konuşunca ona katıldığınız zaman her şey çok rahat. Tamam. Şimdi bugün Sayın Şimşek'in yaptığı konuşmanın arkasından genel olarak bir büyük denden eee hikayesi anlatabileceğimi size düşündüm. Çünkü aşağı yukarı aynı eee görüşlerdeyim. Hatta çok yakın zamanda Emre Hocala beraber bir grubun içindeyken benzer şeyleri söylediğimde sanıyorum pek de söylediklerimden memnun kalmayan ve benim genellikle eleştirel ve pesimist olmamdan da keyif alan bir sevgili iş adamı kardeşimiz şey demişti ya hocam o zaman koşalım Türk varlıklarına saldıralım. Vallahi bilmiyorum ne yaparsınız ama Türk varlıklarının uzun dönemde bu savaştan olumsuz etkileneceğini, Türkiye ekonomisinin olumsuz etkileneceğini düşünmüyorum. Tam tersine çok ciddi birtım eee kazançların Türkiye açısından fırsatların eee en azından ihtimalinin orada olduğunu da gördüğümü ifade etmek durumundayım. Ha riskler var mı? Var. Özellikle kısa vadede ciddi riskler var. Çünkü bu işin sonunun bir barış kapsamlı bir barışla gelmesi neredeyse imkansız. Neredeyse imkansız. eee ancak ve ancak sürdürülebilir bir ateşkese evrilebilir bu. O da eee Amerika Birleşik Devletleri Başkanının başka bir çaresinin kalmamasından kaynaklanacak. Ama kalıcı barış nasıl olur derseniz size çok net olarak söyleyeyim. Üç ülkede birden rejim değişikliği gerekiyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde, İsrail'de ve İran'da. Bu üç ülkenin üçünde de rejim değişmeden bu bölgede kalıcı bir barış tesis edilmesi pek imkan dahilinde değil. İranlılar savaşı kaybetmedikleri için kazandıklarının farkına varmak durumundalar. Dolayısıyla aslında bir şeyi şekilleme kabiliyetine tekabül edecek bir güç birikimi diye tarif edeceğimiz zafere ulaşmış değiller. Böyle bir durumları yok. Amerikalılar herhalde Amerikan deniz piyadelerinin ilk e bir kıyıya çıkışı 18. yüzyılın sonunda NASA'dadır. Arkasından 1805'te Derneğ'e çıkarlar. Zaten deniz Piyade Marşında da Trablus sahilleri diye bir ifade vardır. O nedenle Osmanlı tabii kontrolündedir. O dönemde Trablus bizimle savaşırlar işin doğrusu. Ya o savaşlardan bu tarafa doğru gelin. Vietnam, Afganistan, Somali, her biri kendi içerisinde ayrı bir rezalet içeren bu savaşların tamamını alt alta yazın. Bu kadar stratejik hedefinin ne olduğu belli olmayan, bu kadar çıkış stratejisi gene belirsiz, bu kadar başarısız, bu kadar ahlaken ucundan dahi tutup anlatamayacağın, üstelik çok ironik çünkü savaştığın rejim de oldukça itibari bakımından yerin dibinde bir rejim olduğu halde anlatamadığı başka bir ülkenin siyaset ve öncelikleriyle kendini belirlediğim bir ikinci savaşı yok Amerika Birleşik Devletleri'nin. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri'nin de haline baktığınız zaman 27 Şubat gününe dönmek diye tanımlanmış bir şey var. Ortada eee bir hedef var. 27 Şubat gününe dönmek bizi kurtarır mı? Hayır. Neden? Çünkü sadece budalalar tarihte başladıkları kareye geri dönmenin mümkün olabileceğini düşünürler. Bütün koşulların değiştiği yepyeni bir bölge, yepyeni bir dünyadan bahsediyoruz bugün. Ve işin sert tarafı. Benim görebildiğim kadarıyla özellikle finans ve ekonomi eee okumuş yöneticilerimiz aynı uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi okumuş olanlar gibi diğerinin işinden anlamıyor. Bu entelektüel lüks bitti. Aziz dostlar, kendinizi ekonomist olarak, finansçı olarak görüyorsanız, eğer siyasetten ve uluslararası ilişkilerden anlamıyorsanız, jeopolitik meseleleri okurken ekonomik ve politik risk analizini bir arada götürüp yönetemiyorsanız işinizde başarılı olmanız ne yaptığınızdan bağımsız, imkansız. Çünkü bir oyun yazalım hayatımız değişsin dönemi de sona erdi. Savaş, Ukrayna Savaşı'ndan başlayan aslında süreç bize şunu gösterdi ki enerji altyapısı, maden, üretim kapasitesi gibi unsurlar artık hele AI döneminde öyle bir software yazdım, hayatım değişti diye bir eee Neo Orhan Pamuk romanı yazmanıza izin verm Ve bunu transformasyonu da çok güç olacak sizler için. Onu da söyleyeyim. Çünkü bankacılar, finansçılar, ekonomistler, ekonomi eee benim de tahsil ettiğim ve çok sevdiğim, belki doğa bilimlerine en yakın sosyal bilim ama bankacılar ve ekonomistler rasyonaliteye tutulmuş insanlardır. Siyasetinse kendisine has bir rasyonalitesi var ve o kimi zaman karşınıza bir portakal çiçeği çıkarabiliyor. Mesela Trump ve bu portakal çiçeğinin ne yapacağını bilemiyorsunuz. Şimdi size bir isim söyleyeceğim içinizden eee yani kendisinin ruhuna bir dua ederseniz iyi olur. Stanislav Petrov diye bir adam var. Tanıyan var mı Stanislav Petrov'u? Yok. Stanislav Petrov Kızılordu'da yüzbaşıydı. 1983 senesinde görevli bulunduğu nükleer eee istasyonda ışıklar yanmaya başladı. Radar karıştı. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri'nden Sovyetler Birliği'ne doğru bir nükleer saldırının başladığını gösteriyordu radar. Zaman şu zaman. Rusya'nın doğusunda Kore Hava Yolları uçağını düşürmüş Sovyetler Birliği. Aynı anda NATO tarihinin en büyük askeri harekatını yapıyor. Ve şu hınzır dünyaya bakınız ki bulutlar fazlaca aşağı inmiş. Güneş ışıklarını çok kötü kırıyorlar ve aynı anda dünyaya yakın geçen uyduların tamamı bir noktada toplanmış. Bu yüzden radar yanlış bir şey gösteriyor. Stanislav, Petrov, AI olsaydı bugün hiçbirimiz burada oturmuyorduk. Ama Stanislav Petrov, Stanislav Petrov olduğu için, bir insan olduğu için meşhur ifadeyle double check ettiği için sıyırdık. Gittikçe sıyırmanın daha zor olduğu bir dünyaya doğru gidiyoruz ve zihinsel olarak buna hazır değiliz. İki canavarlar çağından bahsetti. Eee, Sayın Bakan, bakana her konuda Sayın Bakana katıldığımı söylemiştim, değil mi? Uzun vadede. Fakat o laf Gramsi'ye ait değil. İlk defa 1996'da Lemont gazetesinde yazılmıştır. Graminin orijinal metinlerinde böyle bir atıf yok. Buna benzer bir şey var. Ama doğru olan şu gerçekten canavarlar çağında yaşıyoruz. Coğrafya geri döndü. Devlet geri döndü. Ticaret savaşları geri döndü. Savaş geri döndü ve bizler zihni olarak aynı anda premodern, modern ve postmodern dinamikleri bir arada barındıran bu dünyaya nasıl karşılık vereceğimiz konusunda bütünüyle neredeyse fikir sahibi olmadığımız bir dönemden geçiyoruz. Bir de bunun üstüne bütün bu irrasyonelite bindiği zaman durum oldukça sıkıcı oluyor. Bugünden geleceğe baktığımda kısa vadede 2 sene boyunca Türkiye'nin çok ciddi şekilde zorlanacağını görüyorum. Ama o iki senenin arkasından Türkiye için gerçekten parlak bir ufkun açılacağına dair de çok net birtım göstergeleri de okuyabildiğimi söylemek durumundayım. Birbirimize şaka yapmamızın gereği yok. %30'u gübre kapasitesinin dünyanın yok oldu. Yok. %20 LNG yok. %14'ü petrolün yok. Helyumun da %30'u yok. Bunların bir tanesinin bu düzeyde olmaması zaten ciddi bir kriz getirir dünyaya. Bugün artık bütün bu krizleri bir arada düşünüp yönetebilmek mecburiyetindeyiz ve Türkiye ekonomisinin sağlam yönleri olmakla birlikte bunu idare edebilir bir tarafı olmakla birlikte Türkiye'nin siyasi süreçleriyle ekonomik kırılganlıklarını ve bu riskleri bir araya koyduğun zaman iş öyle o kadar kolay yönetilebilir değil. Özellikle siyasetçi olmak için iyi bir zaman değil. Onu da söyleyeyim. Sanıyorum bugün siyasetçi olsaydım gözlerimi kapayıp iki sene sonrasına atlamayı isterdim zaman içerisinde. Fakat henüz teknolojide o düzeye gelmiş değil. Bu zihni hazırlığı ne şekilde ve nasıl yapacağımız noktasında bu tür zirvelerin de çok önemli bir katkısı olduğunu düşünüyorum. Bu konuda da Sayın Bakana katılıyorum. Dolayısıyla
Buradaki varlığınızla umarım çözümün bir parçası haline gelmemizi kolaylaştıracaksınız. Çünkü öbür türlü 8,5 milyar insanın verimliliği, scalability'yi falan doğru anlamayan bir siyasi, iktisadi ortamın içerisinde insanlığı kendi içine çökertmesi yani 8,5 milyon insanın ağırlığı altında bugünkü düzenin çökmesi kaçınılmaz.
Çöktüğü gün de evet Amerika Birleşik Devletleri olmayacak. Türkiye'de sokaklarda bir sürü tartışmanın herhalde kulak misafiri oluyorsunuz. Yaşasın bu Amerikalıların başına ne geliyorsa çok iyi oluyor falan filan. Bu memleketin en bilge insanları hiç kuşkum yok Karadenizlilerdir. Ağırlıkla bu ülkeyi yönetiyorlar. Öyle olmalı. Karadenizlilerin çok sevdiğim bir lafı var. Diyorlar ki, "Gökyüzü yıkılırsa benim hasırıma değmez olmaz."
Bugünkü ekonomik, bugünkü siyasi, bugünkü jeopolitik, bugünkü iklim değiştiğinde, bu mimariler çöktüğünde insanlar bu kadar endişeli olduklarında, refahın dışına bu kadar ciddi bırakıldıklarında muhakkak bir felaket olur. O felaket de pek tatlı olmaz.
>> Ahmet hocam ağzınız sağlık. Teşekkür. >> Bitiriyorum. Yani 3 sene 2 sene sonrasından sonraki 3 seneyi çok iyi geçiririz ama sonraki 25 senenin garantisini hiç kimseye veremem.
>> Ahmet hocam ağzınıza sağlık. Ben aslında size iki tane farklı soru sormak istiyordum ama siz ikisini de eee çok güzel bir şekil harmanladığınız için hem küresel çerçevede hem Türkiye çerçevesinde çok teşekkür ediyorum. Ben şimdi Kamil hocama eee dönmek istiyorum. Sizin de eee çizmiş olduğunuz bu süreçle beraber. Eee Kamil hocam isterseniz ben iki sorumu da size yönlendireyim. Çünkü panelizin bitmesine yaklaşık 12 dakika kaldı. Orada sayıcı görüyorum ben. Buna göre ilk önce bütün bu konuşulan çerçeve içerisinde eee işte eee Ahmet hocamızın çizdiği genel jeopolitik dönüşümler, Hakan Hoca'nın çizdiği merkez bankacılığı süreçleri eee yine benzer şekilde finansal piyasaların bakış açıları derken ve bunun ticaret kanalı var. Eee, tüm bu süreçlerde sizin uzmanlık alanınız olduğu için hem küreselde ticaretin nasıl, eee, şekillendiği hem de Türkiye'nin bu yeni ticaret konumlandırma süreci içerisinde kendisini nasıl gördüğünüz konusunda sizin uzmanlık alınızla ben konuyu size iletiyorum.
>> Teşekkür ederim Burcu Hanım. Ben de organizatörlere teşekkür ederim davetleri için. Eee, şimdi diğer konuşmacılar az çok küreselleşmedeki dönüşümü ele aldılar ama ben tabii ki konum itibariyle ticaret, küresel ticaretteki dönüşümü tartışmak istiyorum. Burada aslında iki süreç birlikte gidiyor. Bir tarafta bir parçalanma yani jeopolitik eee enlemde bir ölçüde parçalanma görüyoruz. Ama diğer taraftan da aynı anda farklı eksenlerde bir yeniden entegrasyon çabaları görüyoruz. O anlamda eee küreselleşmenin yani küresel ticaretin izlediği bu süreci eee üç aşamada ele almak mümkün olabilir. Bunlardan ilk olarak tabii ki bir geçmişe gitmemiz lazım. Bugüne nereden geldik? Küresel ticaret her zaman bu düzeyde miydi? Bunu konuşmak lazım. Küresel küreselleşme dönemi 60'lardan bu yana giderek yoğunlaşmasıyla bizim karşımıza çıkan Amerika'nın öncülüğünde ciddi boyutta ticaretin işte o dünya ulus gelirine oran olarak %60'ları bulduğu bir ticaretten bahsediyoruz. Sürekli artan bir küresel ticaret var 60'lardan günümüze. Ama bu dönemde de Amerika içinde ciddi boyutta sorunlar da var. Yani otomasyon ve aynı zamanda e bir offshoring dediğimiz uzak diyarlara üretimin taşınması, özellikle imalat sanayinin taşınması doğal olarak Amerika'da orta sınıfın giderek aşınmasına, güç kaybetmesine, gelir dağılımın daha da bozulmasına yol açıyor. Bununla birlikte Çin'in özellikle 2000'li yıllardan itibaren eee dünyanın bir imalat sanayi merkezi haline gelmesi ve arkasından daha önce görmediğimiz şekilde geliş gelişmekte olan bir ülkenin aslında teknoloji merdivenlerini çok hızlı çıkaraktan Amerika'ya bir tehdit oluşturabilmesi ortaya çıkıyor. Ve aynı dönemde eee küresel finansal kriz 2008'de ciddi boyutta Amerika ve başka ülkelerde varlık kayıplarını getiriyor ve bunun sonucunda son 60 yıllık küresel ekonomide gördüğümüz serbest ticaret uzlaşmasında ciddi bir çöküntü var, çökme var. Yani bütün bunlar aslında bizi bugün ilk aşamayı gösteriyor. Uzun süren bir ilk aşama.
Sonra ikinci aşamaya geçiyoruz. İkinci aşamada ne görüyoruz? 2 Nisan 2025 işte Kurtuluş Günü diye lanse edilen bir gün ve dünyanın aslında en büyük ithalatçısı dünyanın her ülkesinin ihracatına tarifeleri, yüksek tarifeleri bir ölçüde koyuyor. Aynı günün ertesi günü dünyanın en büyük ihracatçısı da eee çok kritik ihracat ürünlerine, ham maddelerine ihracatına yasak getiriyor. Çin elbette ki ve bunun bu ikisi bir arada baktığında bir zorlama. İki gücün dünya ticaretinde ben alıcıyım ben alış alıcı olarak eee ticaret hatlerini ben belirlerim. Diğer tarafta da ben en büyük üreticiyim. Ben de o zaman dünyaya işte yarı iletkenler olabilir, nadir toprak elementleri olabilir. Bunların ihracatını engelleyebilirim diyen bir zorlamayı görüyoruz. Ve bunun üçüncü bir aşaması da geçtiğimiz yıldan bu yana bir ölçüde Avrupa çerçevesinde de gerçekleşen eee bir üçüncü ülkelerin, diğer ülkelerin bu tepkilere karşı biraz daha itidalli tepki vermesi, kendilerini bir ölçüde olabildiğince bu olumsuz gelişmelerden daha az etkilenecek şekilde bir politikalar geliştirmeye çalışmaları ve bir ölçüde köprüler kurmaya çalışmaları. Yani bu bölgeselleşme dediğimiz giderek ticaret anlaşmalarıyla bir üçüncü yol mümkün mü? Yani dünya ticareti belki e bunun sonucunda geçmişte gördüğümüz herkesin herkese ticaret yaptığı eee tek merkez Amerika'nın merkezde alıcı olduğu bir ticaret eee sistemi olmaktan çıkacak. Ama yine kurallı. Yine kurallı. Eee, ama aslında çok bloklu ticaretin yapıldığı, bloklar arası ticaretin olduğu ve ama o bloklar içinde ticaretin daha yoğun olduğu yeni bir dünya ticaret sistemi doğabilir mi? Tabii bunu engelleyebilecek bu İran savaşı gibi çok daha farklı jeopolitik gelişmeler olabilir ama uzun dönemde dünya ticaretinin daralması herkesin aleyhine. Dünyada bugün ve kamplaşma ya da bloklaşmanın çok hızlı gerçekleşmesi, Çin ve Amerika arasında bloklaşmanın çok hızlı gerçekleşmesi dünyanın IMF'nin hesaplarına göre %23 civarında eee daralmasını dünya milli gelir ulus dünya gelirinin diyeyim ama çok daha kapsamlı bir eee ayrışma eee bunun %7'lere 8'lere kadar bir kayıpların tırmanması anlamına geliyor. Yani aslında gördüğümüz tamamen enseyi karartmamıza gerek yok. Eee, dünya ticaretinde Trump'ın getirdiği aslında bir 2018'lerde başlayan Çin ABD ticaret savaşlarının aslınd tepe yaptığı bir nokta geçen sene. Ama bundan sonra gelecek aşama ona tepki veren diğer ülkeler tamamen ayrışaraktan kendi ayaklarına kurşun sıkmayacaklar. Yani bir ölçüde büyük buhran sonrası 1929-33 sonrasında Amerika'nın getirdiği korumacı politikaların diğerleri tarafından uygulanmasıyla dünya ticareti 1/3te bir yani %66 daraldı. %66. O dersler çok önemli. O daralma dünya gelirinin de daralması anlamına geliyor. Hepimizin kendimiz açımızdan olumsuz olan bu gelişmeye bir cevap olaraktan elbette ki acaba işte AB'nin Hindistan'la yapmış olduğu anlaşma. Bizim açımızdan oldukça bunun farklı sonuçları var. Merkosu ile yapmış olduğu anlaşma. Aynı durumda Pasifik'te geçmişten beri süre gelen Pasifik paktı çabalarına farklı ülkelerin de katılmasıyla bir ölçüde eee artık tek merkezden yönetilen küreselleşme değil bir ölçüde kümeleşmiş küreselleşme dönemine geçiyoruz. Ama yine kurallar var ve bu kurallar çerçevesinde de dünya ekonomisi daralmadan yoluna devam edebilir. Dünya ticareti de daralmadan yoluna devam edebilir. Tabii ki ben savaş sonuçlarını çok fazla tartışmayacağım. Benim daha uzun önemli tartışma konuları olduğunu düşünüyorum. Savaşın yani başka mecralarda hocalarım da savaşın makro etkilerini de tartıştı.
Ama Türkiye'ye geldiğimizde Türkiye bu yeniden yapılanan dünya ticaretinde nerede? nerede? Aslında oldukça avantajlı bir konumda. Çünkü bu blokların oluşumunda belki coğrafi olarak oldukça uygun bir noktada Orta Asya'yla olan ilişkileri, Orta Doğu, Doğu Avrupa, Avrupa'ya yakınlığı, aynı zamanda Afrika'ya olan yakınlığı ve ticari olarak ilişkileri kesinlikle Türkiye'yi doğru bir konumda koyuyor. Avrupa'yla Gümrük Birliği'nden bu yana başlayan bir 30 yıllık entegrasyon elbette ki bizim için çok büyük bir deneyim. Bunu çok daha üst seviyelere taşıyabilmemiz lazım. En büyük aslında önümüzde duran challenge'lardan birisi bu. bunu becerebilmemiz ve o zaman ekonomimizi bir üst sınıfa çıkarabilmemiz gerekiyor. Ama tabii ki bu yeni doğan, yeni dünya düzeninde bizim kendimize bulacağımız yerin aslında bize ne kadar eee fayda sağlayacağı, bizi ne kadar ileri götüreceği bizim öncelikli olarak makro makroekonomik istikrarı sağlamamız ve kurumsal güvenilirliği sağlamamız gerekiyor. Biz 2001 krizi sonrası çok önemli adımlar attık ve bu adımlarla aslında dünyaya kendimizi kanıtladık. Dünyaya kanıtladığımızda Türkiye aslında normal bir makroekonomi. Diğerleri kadar reform yapabilir ve kendisini dışarıda rekabetiyle arttırabilir ve krizin hemen arkasından Türkiye'de
>> Kamil hocam pardon biraz mikrofona yaklaşabilir misiniz? Duyulmuyormuş size.
>> Aman pardon. Krizin hemen arkası 2001'den sonra da çok hızlı bir büyüme sağladık. Elbette ki burada çok önemli bir nokta Gümrük Birliği'nin bize sağlamış olduğu bir bizim kendi evimizi derlememiz, toparlamamız, sanayimizi yeniden bir güç kazandırmamız, yeni yatırımlarla sanayimizin rekabet edebilir hale gelmesidi. Şimdi biz yine gümrük birliği konusunda bir yeni adımlar atmak durumundayız. Yani önce makro makro istikrar ve kurumsal güvenilirlik sağlandığı varsayımı altında gümrük birliği konusunda daha önce uzun zamandır ertelenen derinleşmesi, genişlemesi AB ile bu konuda anlaşmaya varmak eee ciddi hem diplomasi hem iktisadi alandaki ilişkiler açısından önem kazanıyor. Bunu sağlayamadığımız zaman AB avant, AB ile olan ilişkilerimizin bizim bir ayak bağı olma ihtimali çok daha yüksek. Çünkü AB'nin şu anda yapmış olduğu Hindistan'la STA, aynı şekilde Merkosur'la yapmış olduğu serbest ticaret anlaşmaları bizim açımızdan bir tehdit oluşturabiliyor. Çünkü gümrük Birliği'nin asimetrik yapısı gereği biz otomatikman onlarla bu anlaşmayı yapabilmiş olmuyoruz. Öyle olduğu için de tabii ki onların ürünleri bizim pazarlarımıza yeni Avrupa gümrük tarifeleri ya da sıfır tarifelerle girerken bizim ürünlerimiz onların pazarlarına hala yüksek tarifelerle girmek durumundalar. Ve burada elbette ki otomotiv, eee, kimya, tekstil, makine gibi sektörlerimizin, demir çelik gibi sektörlerimizin etkilenmemesi mümkün değil. Böyle bir durumda da baktığınızda bizim ihracatımızın en büyük oyuncularından bahsediyoruz. Eee ama bizim gümrük birliği konusunda yapacağım, atacağımız adımlar ve AB ile yeni anlaşmalara vararaktan gerçekleştireceğimiz eee daha derinleştirmiş, gelişmiş gümrük birliği çerçevesi, hizmet sektörünü de dahil edebilecek gümrük birliği çerçevesi. Bizim bu ülkelerle de bu asimetrik eee pozisyonumuzu bir kenara bırakıp bu ülkelerle de anlaşmaları sağlamak ve aleyhimize olan durumu leyhimize çevirmemizi sağlayabilir. Buna ekleyebileceğim farklı tabii ki çok önemli bir nokta bizim için önemli olan yani makro istikrar. Bunun yanında gümrük birliği ama diğer bir konuda eee doğrudan eee teknoloji merdivenini tırmanmak, katma değerli daha yüksek katma değerli ürünlere doğru kayabilmek. teknolojilere kayabilmemiz gerekiyor. Sayın bakan gösterdiği aslında teknoloji olarak çok iyi durumda gözüküyoruz ama tabii orta teknolojiyle yüksek teknolojiyi eklerseniz ihracatımızın %44'ü gibi bir oran çıkıyor ama orta teknolojiyi çıkarırsanız geriye kalıyor %4 %3. Bu hala ciddi bir sorun. Sanayi bir ölçüde baktığınızda askeri eee harcamalar, askeri bir ölçüde savunma sanayi ile birlikte belki bu biraz artacak. %5'lere çıkacak ama çok daha gerideyiz. Eee, kurumsal güvenirliğimizi sağladığımız zaman hukuk, hukukun üstünlüğü konusunda geri giden Türkiye Devlet Cumhuriyeti'ni tekrar eee, ön plana çıkarıp hukukun üstünlüğünü tanıdığımızda emin olun ki yabancı sermayeyi çekmek konusunda hiçbir sorunumuz kalmayacak. Bugün işte bizimle bir ölçüde bu bloklar arası e pozisyonlara göz kırpan Hindistan, Meksika, eee Vietnam, Polonya gibi ülkeler aslında bize göre çok daha iyi durumdalar. Çünkü onlar çok daha yüksek doğrudan yabancı yatırımları çekebiliyorlar. Bizim geçtiğimiz yıl çektiğimiz 13 milyar dolar. Bunun 1ü 1çte'i civarı imalat sanayide ama Meksika 36 milyar dolar, Hindistan 28 milyar dolar. Vietnam 18 milyar dolara yakın doğrudan yabancı yatırımlar çekebiliyorlar. Bizim bu bölgede daha güçlü yabancı yatırımlar çekebilmemiz için öngörülebilirliğimizi arttırmamız lazım. Çünkü hiçbir yabancı gelip burada fabrika kurduğu zaman bir 10 yılını göremiyorsa bunu yapmaz. Bir 10 yıllık ötesini 5 10 yıl ötesini görebilmesi lazım. Makroekonomik durum nereye gidecek? Siyaset nereye evrilecek? Kurumlar ayakta kalacak mı yoksa birer birer yıkılacak mı? Bu tür belirsizlikleri elbette ki yönetebilmemiz ve bizim leyhimize çevirebilmemiz çok önemli. Buna ekleyebileceğim daha da uzatmadan. Elbette ki elbette ki eee Avrupa'yla sınırda karbon düzenlemesi konusunda mekanizmasını bizim uyarlamamız, bunun ölçümü konusunda da adımlar atmamız lazım. Eğer bu adımları atabilirsek bu yeni oluşan dünya düzeninde bir ölçüde canavarlara çok yer bırakmadan eee bir ölçüde yeni düzende yine kural bazlı eee bir düzenin oluşmasında bizim de çorbada bir tuzumuz olabilir ve bundan da biz de fayda sağlayabiliriz diye düşünüyorum. Ama tabii ki savaş ve bir ölçüde otokrat liderlerin olduğu dünyada eee çok taraflı da bakılsa, tek taraflı da bakılsa yanlış kararların verilmesi çok mümkün. O anlamda da bu savaşın bence hepimize iyi dersler çıkarması ve belki Amerika'da ve İsrail'de rejim değişikliği olmayabilir. Demokrasi olduklarını biliyoruz ama en azından yönetim değişikliği olsa herhalde hepinizin tercih edebileceği bir ortam oluşur.
Evet. >> Eee, değerli değerli hocam çok teşekkür ederim. Ağzınıza sağlık. eee bir saatlik kısıtlı bir süremizi tamamen doldurmuş olduk ama dolu dolu gerçekten dört uzmandan her alanda dolu dolu bir eee küresel ortama ilişkin, Türkiye'ye ilişkin bilgiler edinmiş olduk. Benim şu anda cebime koyduğum bu değerli uzmandan Türkiye açısından koşullu bir iyimserlik olduğu senaryolarını duymuş oldum. Eee tekrardan ağzınıza sağlık. Çok teşekkür ediyorum hem değerli uzmanlarımıza hem de katılımcılarımıza. Efendim çok teşekkür ediyoruz. Global ekonomide yeni denge ve Türkiye konulu oturumun sponsoru Garanti BBVA eee Garanti BBVA baş ekonomisti Sayın Seda Güler Mert'e, Koç Üniversitesi Ekonomi bölümünden Profesör Doktor Kamil Yılmaz'a, eee, Profesör Doktor Ahmet Kasım Han'a, TED Üniversitesi öğretim üyesi ve Bilkent Üniversitesi İktisat bölümünden Profesör Doktor Ali Hakan Kara'a da teşekkür ediyoruz. Evet, hem moderatörümüz hem konuşmacılarımızla bir fotoğraf çekiyoruz. Bu arada Doktor Burcu Aydın'a da çok teşekkür ediyoruz. Seav Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi direktörü. Teşekkür ediyoruz. Geldik ikinci oturumumuza. Küresel ticarette yeni denge arayışı ve Türkiye'nin yol haritası. Panelin sponsoru Şölen Çikolata. Panelimize geçmeden önce Şölen Çikolata'nın özel olarak hazırladığı kısa filmi hep beraber izliyoruz. Efendim, enerji ve gıda güvenliği, yapay zeka ve dijitalleşmenin etkisiyle dönüşen ekonomik yapı bu süreci daha da karmaşık hale getiriyor. Aynı zamanda Amerikan yönetimi tarafından gündeme getirilen yeni gümrük tarife oranları ve farklı bölgesel ticaret anlaşmaları küresel ticaretin kurallarını yeniden şekillendiriyor. Bu yeni dönemde Türkiye'de değişen dengelerden doğrudan etkileniyor. Panelimizde yeni ticaret mimarisinin Türkiye'ye etkileri, Avrupa Birliği ile ilişkiler, gümrük birliğinin geleceği, alternatif pazar fırsatları ve tedarik zincirinde üstlenilebilecek roller ele alınacak. Küresel ticarette yeni denge arayışı ve Türkiye'nin yol haritası oturumunun moderatörünü önce davet etmek istiyorum. Alkışlarla LC2ikin Mağazacılık Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Berna Akyüz Öğün. Hoş geldiniz Berna Hanım ve kıymetli konuşmacılarımız Şell Türkiye Ülke Başkanı Sayın Ahmet Erdem. Hoş geldiniz Ahmet Bey. Arçelik Türkiye Genel Müdürü Sayın Cem Kural. Cem Bey hoş geldiniz. Lenova Türkiye Genel Müdürü Emre Hantaloğlu ve Şölen İcra kurulu başkanı ve CEO'su Erdoğan Çoban. Merhaba.
>> Merhaba. Tamam. Günaydından tünaydına geçerken inşallah hızlı, dinamik, bir önceki panelde ve konuşmalarda olduğu kadar iyi içeriklerle eee bir sohbet yapmaya çalışacağız. Başlamadan önce Sedef'i görmüyorum ama eee biraz önceki panelde iki tane kadın vardı. Bu panelde tek benim. İnşallah seneye bu zaman geldiğinde bu panellerde popülasyonda aldığımız yeri burada da almayı başarırız. Bunu bir hedef olarak alalım. Hedef alırsak yaparız diye düşünüyorum ben. Peki çok kıymetli konuklarım var. Biz bu panelde ne konuşuyor olacağız? Yaşlandık. İlk önce gözlüğü takalım. Başka çare yok. Ahmet Bey, neler konuşuyor olacağız? Küresel ekonomi, küresel ticaret önemli bir dönemecin eşiğinde dedik. Biraz önceki panelde de epeyce konuşuldu. Hammadde kaynaklarına erişimden, enerji tedariğine, bölgesel savaşlardan değişen teknoloji dinamiklerine kadar ticaretin her alanı etkileniyor gibi görünüyor. Bu değişim süreci eee bizi, işimizi, Türkiye'yi nasıl etkileyecek? e kendi sektörünün liderleriyle e konuşuyor olacağız. Neler yaşanıyor? Trump yönetiminin 2025 yılı başından beri gündeme getirdiği yeni gümrük vergileri ticaretimizi, işimizi etkiliyor. AB ile Hindistan arasındaki ve Merkür arasında yapılan yeni ticaret anlaşmaları işimizi etkiliyor. Türkiye ve AB arasındaki gümrük birliği anlaşmasındaki yenilenen maddeler işimizi etkiliyor. Kısacası bu bütün işimizi etkileyen gelişmeleri beraberce konuşuyor olacağız. İzniniz olursa Ahmet Bey sizinle başlayalım. eee küresel enerji sektöründe birkaç büyük kırılma aynı anda yaşanıyor ama belki de en önemlisi jeopolitik gerilimin arz güvenliği üzerindeki etkisi. Eee çok katmanlı bu dönüşümü siz nasıl okuyorsunuz? Önümüzdeki dönemde küresel enerji sistemi tek bir dengede mi şekillenecek yoksa farklı odak alanlarıyla mı ilerleyecek? En önemlisi de enerjide biz bir transit ülkeyiz. Eee bu Türkiye açısından bu tablo nasıl şekillenecek? Sizden dinlemek isteriz.
>> Eee çok teşekkür ederim. Tabii yani içinde bulunduğumuz dönemde işte 34 haftadır yaşananlar etrafımızda bu dediğiniz konuyu aslında gündeme tekrar çok ağır bir şekilde getirdi. Bunun öncesinde Rusya Ukrayna eee gerilimiyle buna benzer bir tecrübe yaşadık. Ama şu anda yaşanan tecrübenin benzeri herhalde 70'lerden beri eee yaşanmıyor. Dünyanın eee petrol ve doğalgaz üretiminin ortalama %20'si eee şu anda bir körfezin içine kilitlenmiş durumda. Eee tabii eee yani bu konu aslında Lord Hammond ondan sonra da Sayın Bakanımız tarafından gayet güzel bir şekilde etkileri anlatıldı. Ama baktığınız zaman tabii yani bir tankerin oradan çıkıp destinasyonuna, hedefine ulaşması ülkeden ülkeye değişiyor. Dolayısıyla sıkıntı biraz daha yakından Hindistan'dan başlayıp oradan çıkan akar eee petrolün ve doğalgazın %80'i Asya'ya gittiğinden dolayı ondan sonra Güneydoğu Asya, oradan Kuzeydoğu Asya'ya doğru yavaş yavaş yola çıkan son tanker vardıktan sonraki boşlukların etkisini görmeye başladık. Tabii Asya'nın ve bu ülkelerin üretim eee dünya üretimindeki payına baktığımız zaman da hemen hemen her ülkeye, her ülkenin ekonomisine yansır bir durum eee söz konusu oldu. Eee tabii şunu da eklemek lazım. Hani o petrol ve doğalgaz o tarafa gitmeyince oradaki ülkelerde ihtiyaçlarını başka kaynaklardan veya başka yerlerdeki kaynaklardan karşılamak için oralara da bid etmeye başladılar. Dolayısıyla fiyat artışı olarak da hepimizin yaşadığı duruma geldik. Eee, tabii yani bu durumda bizim gibi şirketlere düşen her şeyden önce hani savaşın insani boyutu çok ağır. Hepimizin temennisi. Bir, eee, eee, diplomatik yollarla bu işin çözülüp bir an önce bu en azından insani tarafının ortadan kalkmasını sağlamak. Bizim gibi şirketler için de bir burada yani bu bölgenin içerisinde eee dünyada en önemli enerji, üretim, rafinaj eee petrokimya tesisleri var büyük çapta. bunların güvenirliğinin sağlanması, bunların burada çalışan insanların güvenirliğinin sağlanması. Ama onun sonrasında da baktığınız zaman bizim yapmaya çalıştığımız şey bunu petrol ve doğalgaz diye sınırlamayıp buradan çıkan bütün ürünlerin aslında müşteriye ulaşabilmesi için çabanın devam etmesi gerekiyor. Bunu da nasıl burada yapabileceğiniz şeyler de çok fazla değil ama etki de olabilir. Bir başka kaynaklardaki üretimin arttırılması yani dengenin o anlamda biraz değişmesi. eee ürünlere göre üretim planlamasının yapılması ki daha fazla ihtiyaç duyulan veya daha daha yoğun yokluk yaşanan ürünlerin biraz daha arttırılması, rotaların değiştirilmesi, daha güvenli rotalara alınması gibi yollar. Tabii bunlar hani kısmen eee belki çare oldu ama çok da çok da derin bir çözüm bu işe bu şekilde gelmedi. Bunun çözümü aslında hakikaten bu inşallah ateşkes eee şeyinin eee devamı eee ve eee ateşkesin devamı ve belki de sonra umarız bir kalıcı barışın sağlanmasıyla Körfez'den geçen trafiğin serbest bir yapıya kavuşması.
Şimdi tabii hani buradan alınan, eee, derslere de veya enerji dünyasının geleceğine bakarsak nasıl şekillenecek dedik. Tabii bunların hepsinin bir etkisi var. Ukrayna-Rusya eee geriliminden sonra Avrupa'nın eee hidrokarbondan, doğal gazdan biraz bağımsızlığına kavuşmak için aslında eee yenilenebilire veya yeni enerji kaynaklarına dönüşünün biraz daha hızlı olması bekleniyordu. Ama maalesef o hızın da olduğunu görmüyoruz. Onun o gazın yerine işte Amerika'dan veya başka kaynaklardan gazın daha çok e geldiğini görüyoruz. Tabii burada yaşanan da aslında aynı şeye işaret ediyor. Biraz ülkelerin eee enerji bağımsızlığı ve enerji güvenliği üzerine biraz daha yoğun eee çalışması ve yatırımlarının o tarafa eee ihtiyacı ortaya çıkıyor. Tabii eee yani ileriye doğru baktığınızda eee öngörülemezliklerden, belirsizliklerden bahsediyoruz. Enerjinin geleceği de öyle çünkü hani lineer bir gelişimi yok. enerji dünyasının ve enerji teknolojisinin. Ama bildiğimiz şeyler var. Bir talep artışı devam edecek. Bizim bu artan talep artışını eee daha az emisyon eee üreten enerji kaynaklarıyla karşılama mecburiyetimiz var. eee ve eee bu enerji kaynaklarını hem karbon açısından daha avantajlı yani daha az üreten hem de eee maliyeti çok yüksek olmayan kaynaklarla karşılamamız lazım. Zaten enerji dünyasının aslında eee en büyük zorluklarından bir tanesi bu üçgenin içerisinde doğru bir şekilde eee konumlanma. Tabii bu ülkeden ülkeye de değişen bir gerçek. Dolayısıyla tek bir çözüm her yere uygulanabilir değil. ve de asıl son dönemde tekrar bütün çıplaklığıyla karşımıza çıkan gerçek bir enerji güvenliği boyutu olmayan ulusal stratejiler maalesef çok eksik kalıyor. Dolayısıyla bunun da eee yeni enerji sistemlerinin içerisine konması gerektiği aşikar. Eee ülkemize gelecek olursak ülkemizde bu kriz gerçekten eee en az hasarla atlatılıyor diyebiliriz. karşılaştırdığımız zaman yapılan hani eşel mobil sistemiyle eee ürün fiyatındaki artışın %75'inin ÖTV'den karşılanmasıyla başlayan eee düzen tabii ciddi bir etkisi oldu. Bugün Sayın Bakanın da gösterdiği gibi hani bu sistem olmasa şimdi 100 liraları konuşuyor olacaktık motorun litresi için. Bunun etkisini de az çok hepimiz eee görebiliriz ama ÖTV'ler sıfırlandı. Bundan sonra gelen artışlar olursa tabii doğrudan eee fiyata yansıyacak. Ülkemizin hani ikmal açısından, ürün bulunabilirliği açısından şu anda yaşadığımız bir sıkıntı yok. motorinde, LPG'de, benzinde en azından ve birtım petrya ürünlerinde tabii bulunduğumuz eee lokasyon ve eee Avrupa'nın fevkinde Rusya'dan alım yapıyor olmamızın bu bu anlamda büyük katkısı var. Tabii eee ileriye doğru baktığımızda buradan ne olur derseniz tabii şimdi eee herkesin aklında ve de konuşulmaya da başlanan yeni rotalar yani Ortadoğu daha doğrusu Körfez kaynakları ve burada üretilen yapılan enerji üretiminin dünya piyasalarına çıkması için yeni rotalardan da konuşuluyor. eee veya Avrupa'nın gaz güvenliğini, Avrupa'nın enerji güvenliğini sağlamak için işte eee Kazak, Türkmen gazlarının Avrupa'ya ulaşımı için alternatifler oluyor, düşünülüyor. Ülkemiz zaten konumu itibariyle şu andaki boru hatları haritasında hatırlarsanız gene Sayın Bakanımızın gösterdiği aslında bu anlamda eee güzel bir noktada ama tabii bu tür yatırımlar çok uzun vadeli yatırımlar, ağır finansman gerektiren yatırımlar. Dolayısıyla eee deniz yollarının ve boru hatlarının geçeceği kara parçalarının stabil, güvenlik, güvenilirliği yüksek lokasyonlar olması gereğiyle aşikar ülkemizin şu andaki politikalarıyla bunlara iyi aday olabileceği eee de net bir şekilde eee görüyoruz. Tabii transit olmanın yanında katma değer yaratacak bir hub durumuna getirecek imkanlar da söz konusu olabilir. Ama bunları mümkün kılacak olan da eee gerekli düzenlemelerin bu düzenlemelerin uygulanmasının gerekli şartların sağlanması bunu da akıl birliğiyle fikir birliğiyle önceliklendirerek yapmanın mümkün olduğuna inanıyorum diyeyim. Burada durayım.
Peki sizden sizden temel olarak eee kaynak çeşitlendirmesini duyduk. >> Rota planlamasını, ürüne göre planlamayı duyduk ve bunlara paralelde aslında regülasyon tarafında akıl fikir birliği yapmak ve doğru stratejileri hayata geçirmek konularını duyduk. Önemli alt metinler gerçekten verdiniz. Çok teşekkür ederiz. Eee Cem Bey biraz sizinle devam edelim isterseniz. Dayanıklı tüketime küresel bazda baktığımızda özellikle beyaz eşyada Avrupa'da zayıflayan bir talep. Artan tüm sektörlerde olduğu gibi enerji ve üretim maliyetleri söz konusu. Bir yandan da eee bir sürü ülkeyle özellikle de Çin'le de eee üreticilerin fiyat baskısı var. Şimdi bir yandan da eee çevre regülasyonları var. Bu baskılar altında siz ne yapıyorsunuz? Bu ikili baskı üreticilerin iş modellerini nasıl dönüşüyor? Dönüştürüyor Türkiye'nin konumu bu gelişmelerden sizce nasıl etkilenir? Teşekkürler soru için ve ekonomi zirvesine davet için de çok teşekkür ediyorum düzenleyicilere. Biraz öncelikle iklimle biraz başlamak istiyorum. İklimi, rekabeti ve daha sonra içimizde içinde bulunduğumuz durumu aktarırsam daha sonra da Türkiye'de neler yaptığımızı aktarıyor olacağım. Tarihsel sürece çok hızlıca bakarsak şu an yoğun bir şekilde savaşın yarattığı olağanüstü durumu tartışıyor olsak da bir pandemi dönemi geçirdik. Pandemi sonrası oluşan bir yeni bir ekonomik düzenle baş başayız ve bütün bunlara baktığımızda da küresel ticaretin kurallarının artık yeniden yazıldığını görüyoruz. Bunun etkilerini biz dayanıklı tüketim olarak da görüyoruz, hissediyoruz. Ve içinde ticaret yaptığımız her ülkede de özellikle lokal kuralların değişiyor olması, lokal etkilerin globale yansıması gibi etkiler sonucunda da bir ticaret ortaya çıkıyor ve etkilerini hep beraber görüyor ve yaşıyoruz. Şu an geldiğimiz noktada pandemiyi hatırlarsak çılgın bir ön talep, ön talebi karşılama zorluklarıyla uğraşırken pandemi sonrası da öne çekilmiş talebin normalleşmesiyle baş başa kaldık. Ve şu an onunla uğraşırken birden karşımıza bir savaş denklemi çıktı ve savaşın etkileriyle şu an uğraşıyor olduk. Ama bütün bunlara baktığımızda bunların yarattığı enerji sorunlarının bu sabah Sayın Bakanın da arz ettiği maliyet değişimlerini de ürünler üzerinde hissediyoruz ki bahsettiğiniz Çin ya da Uzakdoğu etkisi de bunun bir parçası. Ama tüm bunların özetinde ben son söyleyeceğim başta söyleyeyim. Şirket olarak rekabet bizi her zaman daha güçlü kıldı. İnşallah bu sefer de daha güçlü kılacak. Biz şirket olarak 22 markayla birçok ülkede global faaliyetlerde bulunurken bu zorlukları lokal kurallardan global ticaret değişimine kadar her alanda yaşıyorken buradan da hep öğrendik. Geçmiş şu an Çin ya da Uzakdoğu diye konuştuğumuz konuyu bundan yıllar önce Kore ve Japonya olarak konuşuyorduk. Şimdi Çin olarak konuşuyoruz. Yarın başka bir şey olarak da konuşabiliriz. Rekabet her zaman gündemimizde olacak ve bizi güçlendirecek. Ama burada önemli olan globalleşirken çeviklik, sabah da bahsedilen aslında operasyonel mükemmellik, şu an çok dilepelesen ki yapay zekanın yaratacağı verimliliklerin tüm sisteme ve bir değer zinciri olarak yansıyabilmesi ki artık müşteriler ucuz üründen daha çok değer yaratan ürün peşindeler ki sürdürülebilirlik de bunun bir parçası. Böyle baktığınızda bizim ana odağımız Türkiye ve Türkiye dışında öncelikle Avrupa ve diğer ülkeler. Avrupa'daki müşterilere baktığımız zaman bu sürdürülebilirliğin etkisini maliyetten daha çok önemseyen kitleler olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla artık dünyadaki tüketici davranışları da değişiyor. Salt ucuz bir ürün satarak dünyada global bir marka olma şansınızın kalmadığı bir ortamdayız. Böyle olunca farklı değerleri yaratabilmek, bunu yaratırken markanızla bilinir kılabilmek, operasyonel mükemmelliği sağlamak. Operasyonel mükemmelliği sağlarken müşteriye ürün ve ürün dışı süreçlerde de birtım faydaları sunabiliyor olmak çok daha önemli hale geldi. Ve artık dediğim gibi sadece Uzakdoğu rekabetindeki maliyet kaygısıyla çalışmıyoruz. değer odaklı markalarımıza globalde değer yaratmanın ya da fayda yaratmanın peşinde koşuyoruz. Bunun faydasını da ticari olarak görüyoruz. Bunun da Türkiye'ye bir fayda sağladığını görüyoruz ve ümit ediyoruz. Türkiye üzerinde baktığımızda biz globalde yaklaşık 13 ülkede 38 fabrikamız var ki bunun 13 tanesi Türkiye sınırları içerisinde. 22 global markayla sahibiyiz ve lokal ve global olarak bu markalarla müşterilere değer yaratırken Türkiye aslında bizim doğduğumuz yer, köklerimizin olduğu yer ve Türkiye'de de o bahsettiğiniz ilk sorunuzda bahsettiğiniz o rekabet iklimini de yaşadığımız bir bölge ama biz burada o deminden beri bahsettiğim değer yaratma, salt maliyet odaklı iş yapmama, markalarla tüm değer zincirinde müşteriye bir fayda yarat yaratma koşullarıyla daha güçlenerek çıkıyoruz. Bundan sonra da inşallah daha güçlenerek çıkacağız diye düşünüyorum.
Süper. Sizden de rekabet ağır. Rekabet bizi güçlendirecek ama baskı her yerden ama biz yaparızı duyuyorum ve eee beni gerçekten konuşmanız çok umutlandırdı. Cem Bey teşekkür ederim. >> Enseyi karatmamak gerektiğine hep inanıyorum. Bu ülke sabah Sayın Bakanımın da bahsettiği bir sürü krizden geçirdik. Doğru. >> Allah'a şükür dimdik ayaktayız. Bundan sonra da olacağız. >> Doğru. Peki Emreciğim bundan sonraki soru sana. Eee, sizin pazara baktığımızda tedarik zincirinin yeniden konumlandığını görüyoruz. ABD Çin ekseninde artan bir rekabet görüyoruz. Yapay zekanın donanım talebini yeniden şekillendirme durumunu görüyoruz. Peki, eee, sen bu küresel teknoloji ticaretini nasıl bir yapıya evrileceğini düşünüyorsun? Eee, bu tabloda Türkiye daha çok bir büyüme pazarı mı olacak sence yoksa bölgesel bir fırsatımız olabilir mi? Çok teşekkürler.
>> Çok teşekkürler. Öncelikle herkesi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Eee, bu değerli zirveyi düzenleyenlere de teşekkür ediyorum. Şu ana kadar da gayet güzel gidiyor. Eee, ben nacizane hem Lenovo Türkiye Genel Müdürü şapkamla hem de Türkiye Bilişim Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu'nun bir üyesi olarak eee, değerlendirme, eee, yapmak istiyorum. Şimdi eee artık teknoloji eee her sektöre çok daha fazla eskisinden çok daha fazla dokunuyor. Yani bir herkesin bir işi var. Bir de ayrıyeten teknoloji var değil. Eee çok iç içe girmiş. >> O nedenle dünyadaki trend ne? Dünyadaki bilgi ve iletişim teknolojileri büyüklüğü nedir? Eee biraz buradan başlayacağım. Türkiye'ye geleceğim. Neler yaparsak daha iyi olur çevresinde konuşmak istiyorum. Şimdi eee Dünya Bilgi ve İletişim Teknolojileri Pazarı 2025'te %10 büyüdü ve 5.5 trilyon dolar oldu. 2026'da da %11 büyüce öngörülüyor ve 6.15 trilyon dolarlık bir büyüklüğe gelecek. ciddi bir büyüklük ve üst üste ciddi bir büyüme. Eee bu büyümeyi, eee, neler sağlıyor diye baktığımızda eee veri merkezleri eee hem bulut bilişime yönelik hem de yapay zekaya yönelik veri merkezleri yıldan yıla %32 gibi çok ciddi bir büyüme sağlamış dünyada. Eee hani bazen konuşuluyor işte yapay zeka bir hype mı, balon mu geçecek mi, şu mu bu mu yani? veri ortada. %32 büyümüş. Eee buraya çok ciddi bir, eee, yatırım var. İkinci eee bu büyümeyi, eee, bu şekilde kılan konuya baktığımızda yine yapay zeka eksenli yazılım yani, eee, generative AI dediğimiz yaratıcı eee, yapay zeka ve kurumların kullandıkça öde a service hizmetleri de ikinci büyük kalemi. Eee, bu da eee, dünyada yıldan yıla %15 büyüyor. Bir 3üncü kalem. Ben bunları bu şekilde söylüyorum. Çünkü dünya nereye gidiyor? Burada çok önemli CEO'lar, üstatlar var. Eee, onlara da birazcık ışık tutmak adına eee 3üncü büyüme kalemi de % eee 9'la eee servis tarafında. Eee burada da dijital eee dönüşüm ve eee güvenlik, siber güvenlik alanında ciddi bir büyüme var. Şimdi tabii yapay zeka ve veri merkezlerine bu kadar fazla bir büyüme ve talep olunca eee buna tedarik eee sağlayan özellikle bellek üreticileri artık bu talebi karşılayamıyorlar. Eee ve eee 2025 sonbaharından bu zamana eee buna eee yapay zeka uygulamalarından da beni kontrol edebilirsiniz. eee 100 dolarlık bir bellek şu anda 300400 dolar. Yani 34 kart artmış durumda fiyatı. Ve bu sadece bilgisayarları, sunucuları etkilemeyecek. cep telefonları ve çevresindeki bütün herkesi etkiliyor ve şu anda o zaman yapılan bütçeler eee tutmuyor.
>> Eee, yani harcama olarak, yatırım olarak da tutmuyor. Eee, ve bellekler de eee bir cihazın yaklaşık %30 maliyetini eee oluşturuyor. Böyle baktığımızda yani geçtiğimiz sonbahardan bu yana bir katına daha fazla bir kat daha fazla eee ürünlerin fiyatı artma eğiliminde olduğunu görebiliriz. Eee artık buradan kıssadan hisse siz kendi şirketinize ne çıkartıyorsanız eee o bu süreçte 202'nin ortasına kadar devam edecek. Bu çok şu anda ciddi bir konu ve birçok eee ne diyelim yatırımı da etkileyen bir konu olduğu için altını çizmek istedim. Eee, şimdi dünya ne dedik? %11 civarında büyüyor ve 2026'da da 6.15 trilyon dolar olacak. Türkiye'ye baktığımızda Türkiye bilgi teknolojileri özellikle iletişimi bir an için dışarıda tuttuğumuzda eee, son 45 senede iki kat büyüdü. Yani 10 milyar dolardan 23 milyar dolara geldi. Bilgi ve iletişim teknolojileri de eee 2025 yılı rakamı daha tam resmi açıklanmadı ama benim tahminim 40 milyar dolar olacak. Yani Türkiye dünyanın binde 7'si. Biz iyi zamanlarımızda hep %1 oluruz. Üstatlar da eee bana katılır diye tahmin ediyorum birçok konuda. Yani biraz daha gidecek yolumuz var. bind7'yiz. 40 desek eee 6 milyar yani bir 20 milyar dolar daha eee arttırmamız lazım Türkiye'deki eee bilgi ve teknoloji pazarını. Eee burası artarak gidiyor ama bazımız az olduğu için yeterince eee büyüklüğe gelemiyormuş gibi gözüküyoruz. gayri safi milli hasılayla bilgi teknolojileri karşılaştırdığımızda eee burada da 2,5luk bir oran geliyor. %2,5'luk. Burada da tabii %5'lere ulaşmak eee hedef eee baktığımızda ileri ülkelerin %5'lerde olduğunu eee görüyoruz. Eee ihracatımız da bilgi ve iletişim teknolojileri %30 artıyor ama 3,5 milyar dolar. Yani baktığımızda toplam Türkiye'nin ihracatının eee %1,5'u kadar. Eee ama hani artması, hızlı artması iyi bir şey. Şimdi eee yine TÜBİbisat ve TÜSİAD'ın ortaklaşa çalışarak Türkiye eee bilgi ve teknolojileriyle nasıl kalkınır, hangi noktaları iyileştirmemiz gerekir diye bir eee çalışmanın çok e özetini paylaşmak istiyorum. Eee, birincisi altyapı hizmetlerinin, eee, ilerlemesi ve bunların birer katma değere dönüşmesi. 5G başladı. Bu çok önemli. Sayın bakanımız, eee, adresledi bugün birçok konuyu. E, yine altyapı yatırımlarının ama bunların evvel emirde olması lazım. Yani fiberler, şunlar, bunlar yani daha fazla iletişimin artması lazım ama kötü bir yolda değiliz. İyi bir yoldayız. Birincisi bu. İkincisi, KOBİ'lerin dijital dönüşümünü tamamlaması. Burada KOBİ'lerin birazcık daha devlet desteğine ihtiyacı var. Eee, devletimizin bir sürü programı olmasına rağmen hala bir destek ihtiyacı var. Eee, üçüncüsü, eee, biz, eee, startup, scaleup ekosistemimiz, eee, yurt dışı fonlardan yeterince yararlanamıyor. Biraz kısıtlı yararlanıyor. Eee, onu bizim arttırmamız lazım. TÜBİSAT'ta 2 senedir Scale Upup programını yürütüyoruz. Burada scale'ları alıp bir Unicorna'a ya da daha kuvvetli scaleup'a nasıl çevirebiliriz? Onlara yurtçi, yurt dışı VC'lerden nasıl yatırım sağlayabiliriz? Bunun üzerinde eee çalışıyoruz. Son olarak da eee kaliteli insan kaynağına ihtiyacımız var. Esasında şu anki insan kaynağımız çok kaliteli ve yurt dışından da talep görüyor. Yani ya yurt dışına taşınıyorlar ya buradan yurt dışına eee iş yapıyorlar. Fakat o havuzu doldurmamız gerekiyor. O havuzu doldurmak için de bence nacizane birazcık farklı şeyler yapmamız lazım. Eee, yani biz her çeşit öğrenciye aynı Milli Eğitim müfredatını veriyoruz. biraz pilot da olsa farklı tip çocuklara farklı uygulamalar yapsak birazcık daha yapay zekaya e yazılıma eee çeşitli yaratıcılıkların öne çıkartmasını sağlasak bence zaten iyi olan kaynağımızı çok daha iyi bir noktaya eee getirebiliriz. Eee bunları yaparsak daha iyi olacağımız noktasındayım. Eee çok birkaç dakika daha bir şeyler daha söylemek istiyorum. eee Lenovo'nun globaldeki çift teknoloji officerı yani teknolojinin başındaki insan bir Türk Tolga Kurtoğlu. Eee bu bizim için çok değerli. şirketimizin de yeni dönemde değişik eee ülkelerde eee araştırma geliştirme merkezleri kurma eee politikasıyla birlikte Tolga da Türkiye'de bir araştırma geliştirme merkezi kurmak üzere eee yola koyuldu ve burada da bayağı mesafe kaydetti. Eee, şu anda, eee, Güzide üniversitelerimizden Koç Üniversitesi, Sabancı, Özyin Üniversitesi ile e hep beraber bir çalışma yapılıyor ve özel sektörde burada artık yapay zeka böyle eee, çarşaf çözüm değil de dikeylerle ilgili yani LCV2'ni nasıl daha iyi bir noktaya, nereye ne yapsak getirebiliriz? Oradaki yapay zeka çözümü ne olmalı? eee bunun üzerine çalışılması lazım ya da bir eee Arçeliğin üretimini nasıl arttırabiliriz? Burada daha nasıl verimli kılabiliriz? Bunlar üzerine eee çok e detaylı çalışmalar yapılıp ülke ekonomisine ve dünyaya nasıl katkıdaabilir? Eee bunun üzerine çalışılıyor. Eee çok kısa bir cümle daha eee söylemek istiyorum. Eee, Türkiye esasında hepimizin bildiği gibi, e, çok, eee, iştah açıcı eee, üretim merkezi anlamında ama daha önceki konuşmalarda da yapıldığı gibi o sürekliliğin sağlanması ve orada bir, eee, yatırımcıya güven verilmesi lazım. Eee, bunlar olduğunda ben çok daha fazla eee, bilgi teknolojileri tarafında, veri merkezi tarafında yatırımın Türkiye'ye geleceğini düşünüyorum. Teşekkür ederim. Yapay zeka konusunda aynen senin gibi düşünüyorum Emre. Ben de yapay zekayı kullanmak için yeni sorunlara ihtiyacımız yok. Bütün şirketlerde yeteri kadar uçtan uca eee sorunumuz iyileştirecek alanımız var. Eee o yüzden de >> yapay zeka için değil de gerçekten sorunlarımızı giderebilmek için enlerce eee konumuz var diye düşünüyorum. Senden de temelde eee iş büyüyor. Dünyada da büyüyor, Türkiye'de de büyüyor duyduk. Doğru. E pahalıyoruz dedin ve bir mesaj verdin aslında tüm dinleyicilerimize. >> Eee ve de eee gelişmek için Türkiye'nin bu alanda daha
iyi olabilmesi için de birkaç tane anahtar kelimeden bahsettin. Dedin ki altyapı önemli, insan kaynağı önemli, KOBİ'lerin dijitalleşmesi çok önemli dedin. Hepsini duyduk ve kendimize yazdık.
Şimdi Erdoğan Bey'e dönelim. Eee, küresel tarafta gıda ticareti de benzer kırılmalarla e çok etkileniyor. Tedarik zincirleri, yüksek maliyet baskısı. İçeride de biraz sohbetini yaptık. Hepimizi, tüm sektörleri etkiliyor gerçekten. Eee, gıdada ve özellikle tüketici ürünlerinde bugün oyunu belirleyen dinamikler nasıl değişiyor? Bu tablo karşısında Türkiye gıda sektörünü ihracatçı bir yapıda olduğunu da göz önünde alarak eee, neler görüyoruz, nerede görüyoruz? Türkiye açısından yeni dönemin risk ve fırsatları neler olabilir? Erdoğan Bey.
Berna Hanım teşekkür ediyorum. Öncelikle herkese merhaba.
Çok güzel konuşmalar var. Tabii benim işim biraz daha çikolata tatlı olduğu için.
Ne güzel.
Elimden geldiği kadar tatlı anlatmaya çalışacağım.
Güzel.
E tabii her konuştuk sabahtan beri Bakan Bey'den itibaren herkes aynı şeyi söylüyor. Küresel ekonomi değişiyor, küresel dünya değişiyor. Ben biraz daha makrodan bizim hayatımızda ne oluyor onu anlatmaya çalışacağım. Oradan da bir yere bağlamaya çalışacağım.
E şimdi biliyorsunuz bizim en büyük ham maddemiz kakao. Küresel tedarikte ne kadar önemli olduğunu anlatmak için bu örneği vermek istiyorum. En büyük ham maddemiz kakao ve kakaonun %70'i yaklaşık iki tane ülkeden çıkıyor. Birisi Fildişi, birisi de Gana ve son 2 yılda kakao fiyatları tam eee şöyle söyleyeyim hani %30, 50, %100, %200 artmadı. Tam 5 katına çıktı. Yani 2000 pa aldığımız kakaoyu 10.000 poa alır hale geldik ve bu gerçekten bizim gibi bir büyük üretici için çok büyük bir kriz. Bunu bir şekilde başarılı bir şekilde yönettik. Hani her yılın bir krizi var ama benim için en zor krizlerden bir tanesi geçen yıl oydu. Tabii bu şunu gösteriyor. Gıda güvenliğinde özellikle gıdada küresel tedarik zincirinin hani artık bu bir keyfi bir şey değil. Bu zorunluluk. Bunu bir şekilde yapmamız gerekiyor bence. Hani sadece kakao için bu örneği verdim ama her sektörün kendine ait zorlukları var. Herkesin fikridir. Her sektörde bu zorunluluk diye düşünüyorum.
Peki biz ne yapmalıyız? Burada nasıl bir çözüm bulmalıyız ve Türkiye'nin pozisyonu ne burada? Çok güzel anlattığı Sayın Bakan Bey de sabah bir önceki oturumda da vardı. Bence Türkiye'nin üç tane büyük fırsatı var. Birincisi Türkiye lojistik anlamda çok avantajlı bir yer. Yani bugün Çin'den, Hindistan'dan ithal ettiğiniz bir ürün Avrupa'ya işte Afrika'ya 30 gün, 45 günde gidiyor. Özellikle son zamandaki krizle beraber bu 2 aylara, 3 aylara çıktı. Ama Türkiye o kadar iyi bir yerde ki 3 günde, 5 günde ürününüzü gönderebiliyorsunuz. Özellikle bizim gibi FMSci sektöründe iş yapan bir şirket için bence hız çok önemli. İkincisi güvenilirlik. Artık ucuz mal satmak çok kıymetli değil. Bence güvenli olmak daha önemli. Özellikle Türkiye'nin NATO üyesi olması, gümrük birliği anlaşmasında olması inşallah güncellenecek ve daha avantajlı konuma geçeceğiz. Ve birçok orta ülkesiyle gümrük anlaşması yapması bence Türkiye'nin elini kuvvetlendiriyor. Üçüncüsü de bizim için daha önemli bu. Gıda arz güvenliği Türkiye stratejik partner olabilir. Çünkü son zamanlarda şu oluyor. Korumacı politikalar zaten hani Trump'ın gelmesiyle beraber ayyuka çıktı ve gıdada en büyük problem şu anda küresel ısınmayla beraber ani beklenmeyen beklenmeyen eee iklim değişiklikleri. Bu çok etkiliyor. O yüzden Türkiye'nin özellikle çevre ülkelerle beraber stratejik gıda partnerlığı yapması gerektiğinin önemli olduğunu düşünüyorum. Tabii bunu yapmak çok kolay değil. Çünkü bir enerji maliyeti artıyor konuşuyoruz. İki Türkiye'de Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik sistem dolayısıyla zorluklar var. İşte bunların en başında şu anda herkesin en büyük derdi kur baskısı. Üç, eee, her tarafta sorun var. İşte kuzeyde Rusya Ukrayna savaşı var. Güneyde şimdi İran krizi var. Ya bunlar kolay işler değil. Tabii bunların getirdiği özellikle Türkiye için söylüyorum buna çok önemli bir çıktısı var bunun. Türk yöneticisi, Türk şirketleri bu krizler karşısında o kadar kuvvetli ki, o kadar kuvvetli kaslara sahip ki bunun gerçekten ben çok büyük bir avantajı olduğunu düşünüyorum. Hem coğrafyamıza hem yakın coğrafyaya bakarsak böyle bir ne şirketler var ne de ülkeler var diye düşünüyorum. Bu avantajı kullanmalıyız bence. Çünkü Türkiye özellikle son pandemiden sonra bakarsak çözüm ülkesi oldu. Yani Türkiye en büyük krizleri normale çeviren bir ülke pozisyona geliyor. O güveni de sağladığı için bunun büyük bir eee çıktısı olduğunu düşünüyorum. Biz de Şölen olarak bütün yatırımlarımız Türkiye'de ve ben Türkiye'nin stratejik pozisyonunun bizim avantajımız olduğunu düşünüyorum. Teşekkür ediyorum.
Süper. Eee, bugün ben bu panelde bayağı umut var. Bayağı güçlü liderlerle beraberim. E, gayet de geleceğe umutla bakıyorlar. Çok sevindim. Çok mutlu oldum gerçekten sizi dinlerken. Ahmet Bey, biraz da Türkiye'ye dönelim isterseniz. Eee, 1923 yılından beri buradasınız. 1200 aşan akaryakıt istasyonumuz var. Eee, ilk bölümde de çizdiğiniz bu tablo çerçevesinde eee Türkiye gibi büyüyen talep ve jeopolitik açıdan kritik bir pazarda bu dönüşümü iş modelinize nasıl yansıtacaksınız? Türkiye'yi siz de bir daha çok büyüme pazarı olarak mı görüyorsunuz yoksa stratejik bir enerji merkezi olarak konumlanabilir miyiz?
E teşekkür ederim. Gerçekten gurur duyduğumuz eee bir eee gerçek Türkiye'de cumhuriyetimizde yaşıt olmak, aynı sene kurulmuş olmak. Ben şahsen bunun üçte birinden fazlasına şahitlik etme şansım da oldu. Eee dolayısıyla birçok şeyi yani sektörün gelişimini de o anlamda gayet yakından izledim. Yani büyüyen bir pazar mı? A şıkkı, eee, B şıkkı stratejik bir ülke mi dediğinizde C şıkkı da ikisi veya hepsi olabilir.
E bizim için öyle çünkü. Yani biraz pazar tarafından başlayacak olursak dediğiniz gibi yani 100 102 103 yıla doğru gidiyoruz. Eee, Şen'in Türkiye'nin enerji gelişiminde aslında bir ülke olarak bir cumhuriyetimizin gelişiminde eee, bir bir yol arkadaşlığı var. Geçmişte baktığınız zaman, eee, Türkiye'de 70'lerde üretilen ampetrolün yarısından fazlasını üreten bir şirket. Bütün zinciri yani rafineriden istasyona kadar arama üretim, nakliye ve rafineriden istasyona kadar zinciri eee opere etmiş bir şirket. Eee, ortaklıklarıyla eee doğalgaz çevrim santrallerinde erken dönemde ü tane santralde ortak olmuş, gazını temin etmiş bir şirket. Hep ilkleri, yenileri yani dünyadaki tecrübelerimizi Türkiye'ye getirdiğimiz, Türkiye'de yarattığımız ilkleri, yenileri de başka ülkelere taşıdığımız eee bir ülke Türkiye bizim için. Türk müşterisi yeniliğe, inovasyona, denemeye çok açık. Dolayısıyla hani lansmanlı yaptığımız, yeni yaptığımız her işin burada çok başarılı bir şekilde yürüdüğünü de görüyoruz. Bunların içinde hani geriye doğru gider gidersem farklılaştırılmış ürünler işte elektronik pompalar, elektronik satış sistemleri taşıt tanıma diye başlayıp şimdi başına ulusal da geldi. Eee bu sistemler eee istasyonların son dönemdeki dönüşümü yani ben şimdi şirkette dolaşırken yeni başlayan bir arkadaşımla karşılaşıyorum. Ne iş yapıyorsun? Neredesin diyorum. Ben gıda mühendisiyim. sandviç'ün içindeki salataya bakıyorum diyor. Tabii benim için bayağı bir değişik dünyalar bunlar ama hani eee geçen sene itibariyle de Türkiye'deki en büyük 4üncü kahve zinciri olduk. Çeşitlerimiz de dışarıda bu arada bu kadar reklam yapmışken denemek isterseniz buyurun ikramlar diyeyim. Eee, dolayısıyla yani hakikaten Türkiye şu anda enerji ihtiyacı büyüyen bir ülke olarak bizim de büyüme konusunda kararlı olduğumuz bir ülke. Hemen hemen her pazarlama işimizde ki bunun içinde tabii kimyasallarımız var, denizcilik satışlarımız var. Ondan sonra istasyonlarımız var, madeni yağ işimiz var. Bunların hepsinde hepsinde bir pazar ve pazarın ötesinde bir ölçekte büyüme planlarıyla her sene biz yola çıkarız. Her sene de bunu eee başarırız. Eee bu arada tabii hani stratejik tarafına geldiğiniz zaman da daha uzun vadeli stratejik yatırımlar mesela Derince Madeni Yağ Fabrikası Şelin eee buradan 80'den fazla ülkeye ihracat yaptığımız bir eee bir eee fabrikamız bizim. Bu da gene ülkemizin stratejik konumundan, buradaki iş, eee, yani lojistik imkanların eee, iyiliğinden eee, kaynaklanan, buraya yaptığımız yatırımlarla gerçekten bir üretim üstüne döndürdüğümüz bir bölge orası. Daha genişine bakarsak hani belki ilk bölümde de bunlara değinebilirdik biraz ama Türkiye'nin enerji güvenliği ve enerji bağımsızlığını sağlaması için attığı çok yerinde adımlar var. Eee, bizim mesela, eee, 2012'den bu yana Türkiye petrolleriyile yürüttüğümüz arama çalışmalarımız var. İşte Güneydoğu'da bir kaya petrolü araması yaptık. Daha sonra şu anda Sakarya'da keşif yapılmış yerin 100 mil kadar batısında bir derin deniz kuyusu açtık. Bunlardan sonra görüyorsunuz TPA'nın oluşturduğu kapasite gerçekten Türkiye'de gerek, eee, ham petrol gabardaki keşif ve üretim, gerek Sakarya'daki keşif ve üretim eee, geldiği noktayı gösteriyor. Gene stratejik bir işbirliği çerçevesinde yakın zamanda açıkladık. Şelin eee Bulgaristan'da gene derin deniz araması yapmak yapmak için e lisans aldığı bir eee, bölge var. Bu bölgeye Türkiye petrollerini de ortak olarak getirdik. Bulgar makamlarından onay çıkınca da orada ortaklaşı arama faaliyetlerimize eee devam edeceğiz. Tabii eee yani bütün bunları bir araya getirdiğimiz zaman biraz önce konuştuğumuz enerji kaynaklarıyla enerji tüketimi arasında güvenli bir yol olan Türkiye'de de ileride inşallah başka yatırım ve stratejik işbirliği imkanları da çıkacak diye eee düşünüyorum ben. Dediğiniz gibi yani Türkiye'nin enerji anlamında geldiği nokta şu son dönemde yapılmış olan e ki bizim de önemli bir eee rolümüz oldu orada. eee mesela LNG temin anlaşmalarındaki çeşitlendirmenin eee gerek maliyet açısından, rekabetçi maliyet yakalamak açısından gerekse enerji güvenliği açısından çok büyük faydası oldu. Gene bu stratejik işbirliğimiz çerçevesinde bizim TPA ile iki anlaşmayla senede yaklaşık 48 kargo LNG ki aşağı yukarı %8 10'una gelir eee tüketimimizin eee temin etmek gibi bir sorumluluğumuz var. eee onu da layla eee yerine getiriyoruz. Eee belki tabii bu çerçevede ülkemiz açısından bir konuya daha değinip kapatmak isterim ben. Eee bu da eee bütün bu hani sabahki sunumlarda da izledik. belki biraz eksik kaldığını hissettiğim bir alan enerji verimliliği.
Yani.
Enerji ithalatının an petrol ve doğalgaz ithalatının maliyetinin bu kadar yükseldiği bir dönemde bu enerji verimliliği konusunun önemi katlanarak artıyor. Ben inanıyorum ki yani 1.1 trilyon dolar gibi bir rakam verdi belli bir periyotta Sayın Bakanımız. Şimdi sen söyleyip yanlış eee bir yorum yapmayayım ama hani bunu %10 eee düşürdüğümüzü varsaysak ülkemiz için büyük bir kaynak. Sadece ülkemiz için değil şirketlerimizin burada çok üst düzey yönetici dostlarımız var. Dışarıda olanlar da var tabii. Belki duyuyorlardır oradan. Yani bu hepimiz için büyük bir fırsat. Çevre açısından salınımların azaltılması manasında çok önemli. eee ve de sadece ülke değil şirketlerimizin hatta ailelerimizin, evlerimizin ekonomisi için de çok önemli. Siz de mesela Mek'nin enerji faturasını bir %10 düşürmek istersiniz diye düşünüyorum. Dolayısıyla ben bunun mümkün de olduğuna düşünüyorum. Tabii bu konuya yatırım yapmış, çok ileri aşamaya gelmiş şirketler hariç ama arabamızı bile kullanırken bir %10 indiririz diye düşünüyorum. Onu da söylemeden geçemeyeceğim.
Çok iyi yaptınız. En çok da dünya için ve çocuklarımız için gerekli bu.
Değil mi? Yani nasıl bir dünya bırakıyoruz konusunda ara ara kendi aramızda sohbetliyoruz. En çok da çocuklarımız için gerekli gibi görünüyor.
Cem Bey.
Peki bu ortamda küresel bir oyuncu olan Arçelik büyüme ve karlılık arasında nasıl bir denge kuracak? Eee, daha çok maliyet optimizasyonu mu, portföy dönüşümü mü yoksa başka bir kaldıraç mı hayatınızı şekillendirecek? eee kısa ve orta vadede küresel dönüşümü de baz alarak arçelik nasıl konumlanacak bize biraz anlatırsanız çok seviniriz.
Teşekkürler soru için. Tabii büyüme ve karlılık tek bir kaldıraca bağlı olmayacak kadar kompleks bir konu. O yüzden biz şirket olarak tek bir kaldıraca bağlayamıyoruz. Keşke bağlayabiliyor olsak ama birçok parametresi var. birçok bölgesel problemin aynı anda çözümünü içeriyor. İlk tarafta bahsettiğim lokal kurallara göre değişimi de barındıran bir şekilde büyüme stratejisini yapmanız gerekiyor. Ve bütün bunlardan bence daha önemlisi oyun oynadığınız pazarlardaki müşteriye değer önerinizi doğru hazırlamanızdan geliyor. Böylece büyüyebiliyor ya da karlılık karlı büyüme sağlayabiliyorsunuz. Biz şirket olarak bunların kesişim kümesine de sürdürülebilirliği koyduk. İlk bölümde de bahsettiğim gibi müşteriye bir değer yaratırken salt maliyetle o büyümeyi ve karlılığı sağlayamıyorsunuz. Pazarsal bağlı bir şekilde farklılıklarınızı sunarken sürdürülebilirlik anlamında demin sizlerin de bahsettiği çocuklarımıza ne bırakıyoruzun doğru cevabını kendi ürünlerinizde müşteriye yansıtmanız gerekiyor ki o karlı büyümeyi sağlayabilesiniz. Bizim şirketimizden erçelikten bir örnek verirsem biz bunu yıllar önce kendi şirketimizin stratejisinin kalbine koyduk. Böyle deyince müstes gülümsemeler olabiliyor. Şirketin kalbine koymak ne demek diye. Bazı rakamlarla örnek vereyim. 2010 yılında biz kendi vizyonumuzun tanımını değiştirdiğimizde dünyaya saygılı, dünyada saygın diye başladık. Kimse o zamanlar sürdürülebilirliği adına bile almıyorken biz bu vizyon statement'ını bu şekliyle değiştirmiş olduk. SP'de peş peşe aldığımız sürdürülebilirlik ödülleri, Time dergisinde peş peşe 2 yıldır 44lükten 17liğe gelmek gibi başarılar aslında bunların da bir kanıtı ve kendi üretim tesislerimize baktığımızda biz 2000 yılıydı yanlış hatırlamıyorsam Türkiye'de hem Bolu'da hem Eskişehir'de ilk elektronik atık geri dönüşüm tesisini kurmuş bir firmayız. Böyle bakınca büyüme ve karlılığın odağında sürdürülebilirliğin ve müşteri değer önerisinin olduğu bir şirketiz. Bunu yaparken de farklı pazarlarda farklı stratejilerle doğal olarak hareket ediyoruz. Bazı pazarlarda giriş seviyesi ürünlerdeki farklılıklar önem arz ederken bazı pazarlarda da orta üst seviyelerde yarattığımız farklılıkları müşterilere sunuyoruz ki ilk bölümde de bahsettim. 26 22 tane farklı markayı hem globalde hem lokalde de yöneten bir firmayız. Hal böyle olunca da tek bir kaldıraca doğal olarak bağlayamıyoruz. Büyümeyi ve karlılığı her içinde bulunduğumuz pazarın koşullarına göre değişken ve o değişkenliği de hızlı bir şekilde yönetmeye çalışıyoruz. Çünkü çeviklik ya da mükemmeliyet sadece operasyonel fabrika süreçlerinde değil aslında tüm değer zincirinde önemli. hem karlılığı hem büyümeyi sağlarken de o pazarlardaki beklentiyi de doğru anlayıp sabahta bahsedilen yapay zeka gibi tooları da doğru kullanarak müşteriye bir faydaya çevirip bunu bir kara, bir kazanca, bir ciroya çevirmek için uğraşıyoruz. Şu an Türkiye'de son iki gündür ben Türkiye'deki bayi teşkilatımızı ağırladım İstanbul'da 3.000 farklı Arçelik ve BEKO markasıyla bayilerimiz var. Bunlar aslında bizim gücümüz ve o bahsettiğimiz ciro ve karlılığa atak eden müşterinin ne beklediğini bize yansıtan ve bunun sonucunda da şirkete, memlekete bir değer kazandıran unsurlar. Bunları doğru kullanarak, doğru yöneterek o kazancı ve karlılığı bir arada bir kaldıraca bağlamadan birden fazla kaldıraçla yönetmeye çalışıyoruz.
Süper. sürdürülebilirlik alanındaki eee çabalarınız, uzun süren çabalarınız gerçekten bence Türkiye'nin yüz akı. Biz de eee sizinle bu anlamda gerçekten gurur duyuyoruz. Sağ olun.
E Emre. Lenovo tüm Türkiye dünya ekonomisi giderek daha fazla etkisini altına alınan Çin'den çıkan önemli bir küresel teknoloji markalarından biri. Türkiye pazarında da son 6 yılda lider konumundasınız. Süper. eee Türkiye'nin bu alandaki dümenini tutan isim olarak Türkiye'de artan dijitalleşme, kurumsal teknoloji yatırımları, biraz önce bahsettiğin veri merkezleri, PC tarafı. Bu talep nereye doğru gidiyor? Gerçi ilk soruda epeyce bir tio verdin bize. Eee, Türkiye ile ilgili büyüme hedeflerinizi hangi dinamikler şekillendiriyor? Biraz onları da duyarsanız.
Teşekkürler. Eee, şimdi dünyayla paralel olarak, eee, Türkiye'deki veri merkezleri, eee, ve buna bağlı işte sunucu ve depolama ürünleri de dünyaya paralel büyüyor. Yani onlar da bir %30 büyüyor. Eee, baktığımızda eee, bunu hem kamu kurumları bu büyümeye eşlik ediyor hem de özel sektör. çok değerli kamu kurumlarımızda eee çok vizyoner eee çok başarılı projeler var. Eee bir tanesinin altını çizmek istiyorum bizi eee global anlamda da iyi bir noktaya taşıyan eee TÜBİTAK Ulakbim'de çok değerli bir eee proje var. Değerli bir yatırım var. yaklaşık 15 milyon dolarlık eee süper computer yani high performance computing e Türkçeye süper computer diye çevriliyor. Bu tabii bir tane bilgisayar değil. Yani bu ekranların eee sahnenin yarısı kadar sunucu ve depolama ürünleri olduğunu düşünün. Eee 2024 yılı yazında eee Sayın eee bakanımız Fatih Kacır'la eee açılışını yapmıştık. Bu tüm üniversitelere hem eee CPU gücü hem de GPU yani yapay zeka gücü sağlıyor. Eee ihtiyaç duyulan duyan üniversiteler eee TÜBİTAK'tan o gücü alarak ilgili çalışmalarını yapıyorlar. Araştırma geliştirme çalışmalarını yapıyorlar. Eee, bunun e iyi şey tarafı şu. Dünyada, eee, TP 500 sıralamasında 145 eee, hızlı ve büyük eee, süper kompütre sahibiz şu anda Türkiye'de ve, eee, Green listesinde de eee, 45. sırada. Bu, bu neden böyle? Çünkü eee Lenovo'nun eee sıvı soğutmalı eee ürünleri kullanılıyor burada. Yani hava soğutmalı, bir pervane dönmüyor, bir elektrik harcanmıyor ve sıvı soğutmalı. Bu söyleyeceğim rakam benim rakamım değil. Yani TÜBİTAK Ulakv'in e genel müdürü eee Mirat Bey'in rakamı eee yaklaşık 1 milyon dolarlık yılda elektrik eeeen tasarruf ettiği e söylendi. Eee 3 milyon 1 milyona. Bu çok ciddi bir eee eee rakam. Eee bunu da yani hem bizim için milli bir gurur olduğu için hem de Türkiye'deki gelişmelerin altını çizmek için söyledim. eee veri merkezleri eee çok iyi bir şekilde eee hem özel sektör hem kamuda ilerliyor. Şimdi çok farklı bir konuya geçeyim. Eee bakanımız da oyun sektöründen bahsetti. Eee oyun donanım anlamında eee EMEA bölgesinin en büyük pazarı Türkiye. Yani bilgisayar oyunlarının donanımları anlamında çok önemli bir Türkiyeyiz. Aynı zamanda bilgisayar oyunlarını yazma konusunda da dünyanın ileri gelen ülkelerinden biriyiz. Yani hem üretilmesinde hem tüketilmesinde ciddi bir payımız var. Eee bunlar hep Türkiye adına eee önemli gelişmeler. Eee başka neyi paylaşabilirim diye eee düşünüyorum. eee birazcık bilgisayar pazarı hafif hafif eee düşerek geliyor ama diğer altını çizdiğim gibi veri merkezindeki eee gelişmeler eee arayı kapatıyor. Eee biz de eee TÜBİSAT olarak çok ciddi bir şekilde eee Türkiye'nin eee bilişim ve teknolojiyle kalkınmasıyla ilgili çok ciddi çalışmalar yapıyoruz. eee finans sektörü olsun, scale up'lar olsun, startup'lar olsun, kobylerin dönüşümü olsun, eee burada daha yapılacak çok şeyler olduğunu düşünüyoruz. Eee ben de eee bu noktada keseyim vakti de değerli kullanmak adına.
Evet.
Süper gerçekten vakit yönetiminde de süper bir ekip. Olduk şahane. Eee, Şölen Çikolata Türkiye'de atıştırmalık sektörünün önemli oyuncularından biri. Tatlı konuşuyoruz bugün. Siz de 3. kuşak temsilcisisiniz. eee Gaziantep'te başlayan yolculuğunuz bugün 120 ülkede 200 çeşit ürünle devam ediyor. Sizi tanıyanlar daha önce birkaç ortamda da bulunmuştuk aslında eee şirketi, kurumu bir startup kültürüyle yönettiğinizi söylüyorlar. Bu bakış açısıyla eee eee daha çok orta vadede nasıl markalarınızı konumlandırıyorsunuz ve bu paralelle büyümeyi hangi coğrafyalarda ve ürün segmentlerinde görüyorsunuz?
Teşekkür ediyorum. Biraz sözünü anlatmak istiyorum.
Buyurun.
Şimdi Şölen'i bana sorsanız tek bir cümleyle nasıl ifade edersin diye. Herkes bizi bir gıda üreticisi olarak biliyor ama biz bir teknoloji şirketiyiz. Şimdi dünya sanayi devriminden geçti. Dijital devrimden geçti, geçiyor. Şimdi EYay çağı geldi. Üstat da söyledi. Şimdi hep savunduğum bir şey var. Geçen bunu LinkedIn'de paylaştım. Eee, çikolata sanayi ve teknoloji devrimin bir ürünü. Neden bunu söylüyorum? Çünkü çikolata hani geçmişe bakarsak Avrupa'da aristokrasinin tükettiği bir ürünken bugün milyon milyarlarca insanın tükettiği bir ürün haline geldi. Bunun en büyük sebebi teknoloji ve sanayi devriminin gerçekleşmesi. Şimdi çikolata deyince aklımıza hangi ülkeler geliyor? Bir işte İsviçre'ye gelir, Belçika gelir, Almanya gelir. Bunun en temel sebebi bu teknolojileri ve sanayi devrimini bizden daha hızlı yapmış olmaları. Şimdi peki ben kendime soruyorum. Erdoğan sen bunu gördün. Ne yapıyorsun? Şölen ne yapıyor? Biz de kendi sektörümüzde teknoloji alanında olabildiğince öncü olmaya çalışıyoruz. Şöyle örnek vereyim. Eee mesela iki tane fabrikamız var Türkiye'de. Eee hammaddeden tıra kadar bütün üretim süreçleri, bütün lojistik süreçler, bütün ARGE, kalite, inovasyon süreçlerinin hepsini eee robotlarla yönetiyoruz. Hayal etmemiz açısından söyleyeyim. Mesela Antep'teki fabrikada 550'nin üzerinde hareketli robot var. Otomotiv fabrikasındaki sayı kadar neredeyse. Ve bunu otomasyonla üretiyorsunuz. Şimdi tabii buradaki en büyük çıktı şu. Hani bunu yapmamızın en temel sebebi şu. Biz bir yani tek ülkeden 100 tane ülkeye ihracat yapıyoruz. Bir kere hani bu sistemi kontrolün altına almak için, kaliteyi sağlamak için bunu yapmanız gerekiyor. Teknoloji çok önemli. Herkes de konuşuyor. Çok güzel. Eee, özellikle Eile beraber herkesin aklında şu soru var. Ya acaba bu teknolojinin insanın yerine, insanın yerine teknoloji geçecek mi? Ben de bu bazen bunu düşünüyorum. çok düşünüyoruz ekiple beraber. Teknoloji bence insana yardım eden bir şey. İnsanın vizyonunu açan bir şey. Kesinlikle insanın yerine geçeceğini düşünmüyorum. Teknolojisiz insan olmaz. İnsansız teknoloji olmaz. Geçen çok güzel bir örnek okudum. IKEA müşteri hizmetlerindeki problemlerin %53'ünü yapay zekayla beraber çözüyor ve oradaki kaynağa tasarım bölümünü aktarıyor ve 1 milyar euroya yakın bir ciro elde ediyorlar. Hani bu özellikle son 3 aydaki yapay zeka gelişmelerine bakarsak çok büyük fırsat olduğunu düşünüyorum. Biz Türkiye'de yapay zeka herkes gibi chat GPT ile tanıştık, Cemil'le tanıştık, Cloud'la tanıştık ama şirketlerin yapabilecekleri bunun çok ötesinde. Bence buna hızlı bir şekilde küçük de olsa başlamak gerekiyor. Yani şirketteki süreçleri hızlandıracağını düşünüyorum. Ben de kafayı buna görüyorum. hani sanayi devrimini eee dijital devrimden biraz Türkiye geç geliyor. Tamam onu yakaladık ama bence EI'de fırsatımız var. İkincisi bundan daha kıymetli değer verdiğim bir şey şirketin değerleri bizim sektörde gıda sektöründe özellikle çikolata sektöründeki büyük şirketlere bakarsanız arkasında kurucu bir aile ruhu görürsünüz. O şirketleri de uzun yıllardır 50 yıl 100 yıl ayakta tutan şeyin de bu değerler olduğunu düşünüyorum. Bu belki küçük bir kelime ama çok kıymetli diye düşünüyorum. Çünkü ya şimdi burada herkes üstatlar, yönetici, bir sürü genel müdür, CEO var aramızda. Herkesin en temel görevi ne? Ciroyu arttır. Karlılıkları maksimize edebiliyorsan maliyetleri düşür. Zaten bu hani işin temel kısmı. Ama şirketleri asıl büyüten şeyin bilançolardan ziyade uzun vadeli değerler olduğunu düşünüyorum. Y kısa vadeli plandan ziyade uzun vadeli plan yapmak bence çok değerli. Ben de elimden geldiği kadar buna sadık kalıp yapmaya çalışıyorum. Türkiye gerçekten özellikle son 30-40 yılda üretim anlamında çok şeyi başardı. Ya şimdi Türkiye'de en iyi beyaz eşya üretiliyor mu? Kesinlikle üretiliyor. En iyi araba üretiliyor mu? Üretiliyor. En iyi halı üretiliyor mu? Üretiliyor. En iyi ilaç üretiliyor mu? Üretiliyor. Ama bence biraz geride kaldığımız markalaşma kısmı. Buraya biraz daha fazla cesaretle ve sabırla kafa yormamız gerekiyor. Çünkü markalar bir günde çıkmıyor. Gerçekten buna kafa yorarsak, para aktarırsak, kaynak aktarırsak Türkiye'nin çok daha ilerleyeceğini düşünüyorum. Kendi fikrim bu. Eee, ben bu konuda ne yapıyorum? Şölen ne yapıyor? Biliyorsunuz bizim hani şölen çatı markası ama çok endorser brend markaların arkasında duruyor. Ozmo markamız dünyanın birçok farklı noktasında raflarda rekabet edebiliyor. Bikolata keza dünyanın birçok ülkesinde rekabet edebiliyor. Üstat çok güzel bir örnek verdi oyundan. Biz 2 yıl önce Ozmo'da bir oyun geliştirdik ve orada temel şey şuydu. Anneler diyor ki ya ben çocuğuma tablet vermek istiyorum ama güvenli bir ortam olsun. Bu insightan yola çıkarak bir Ozma altında oyun yaptık. 1.8 milyon adet indirilme aldı ve şu anda 200.000'e yakın aktif kullanıcısı var. Çok az yatırım yaptığımız eee bir mecra ve yaklaşık günde 25.000 çocuk burada güvenli şekilde oynayabiliyor. Ya bu şunu gösteriyor. Bir yerden bir şey bir insın yakalıyorsanız onun arkasında durup o markayı inşa etmek bence çok kıymetli. Ben söylediklerimi toparlamam gerekirse Türkiye'nin eğer bu ana stratejiden, güven ortamından çıkmazsa çok büyük potansiyel olduğunu düşünüyorum. Zaman da çok kısıtlı bitti. Teşekkür ediyorum. Sağ olun.
Ben teşekkür ediyorum. Eee, ne duyduk? Temelinde dünya konjonktürü ile ilgili kaotik durumun herkes farkında. Eee, orayla ilgili planları duyduk. eee en çok da Türkiye'ye kendi işine, kendine, ekibine güvenen güçlü liderler duyduk. Zor dönemler güçlü liderler yaratıyorlar. Ben de bugün dör tane çok güçlü lider ağırladım. Çok teşekkür ediyorum. Ağzınıza sağlık. İnadiniz için teşekkürler. Küresel Ticarette Yeni Dengeler ve Türkiye için Yol Haritası panelimizin hem moderatörüne hem değerli konuşmacılarımıza çok teşekkür ediyoruz. Efendim çok teşekkür ediyoruz değerli katkılarınız için. Ve şimdi bir diğer oturumumuza geçeceğiz. Hem moderatörümüze hem sayın konuşmacılarımıza teşekkür ediyoruz. Alkışlarla sizi yerinize uğurluyoruz. Efendim Eksim Holding'in sponsorluğunda gerçekleştirilecek 3. oturumumuza geçiyoruz. Liderlerin gelecek vizyonu. Öncesinde sizleri Ekim Holding'in kısa bir tanıtım filmi ile başa bırakıyoruz. Küresel ekonomi, teknolojik ilerlemeler, jeopolitik gerilimler, enerji dönüşümü ve yapay zekanın yükselişiyle hızla değişiyor. Bu ortamda şirketlerin yalnızca büyümesi değil, belirsizlikleri yönetmesi, teknolojiyi stratejik kullanması ve sürdürülebilir rekabet avantajı yaratması gerekiyor. Türkiye'nin köklü holdingleri de bu dönüşümün merkezinde. Oturumun moderatörünü öncelikle sahneye davet etmek istiyorum. Kapital dergisi yazı işleri müdürü Sayın Şeyma Öncel Bayıksen. Hoş geldiniz. ve değerli konuşmacılarımız Yıldızlar Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Hakkı Yıldız. Hoş geldiniz. Kibar Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO'su Sayın Haluk Kayabaşı hoş geldiniz. Borusan Grup CEO'su Sayın Özgür Günaydın. Alarko Şirketler Topluluğu Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO'su Sayın Ümit Nuri Yıldız ve Kale Grubu Başkanı ve CEO'su Sayın Zeynep Bodur Okyay. Hoş geldin. Se değerli konuklar hepiniz tekrar hoş geldiniz. Bugün eee liderlerin gelecek vizyonu paneliyile sizlerle birlikte olacağız. 3ünc panelle zamanlamamız çok iyi gidiyor anladığım kadarıyla. Biz de bu zamanlamaya uyup eee ilerlemeyi planlıyoruz. Şimdi günümüzde herkesin kafasında çok belirgin bir soru var. En azından biz gazetecilerin daha fazla var diyebilirim. Ben de bu soruyla başlamak istiyorum. Eee bugün dünyayı kim ya da kimler şekillendiriyor? Devletler mi, teknoloji mi, sanayi mi? Eee yanıtı bulmak biraz zor ve güç. Çünkü artık çok net görüyoruz ki küresel ekonomide güç sürekli el değiştiriyor. Ama bir yandan da zamandan bağımsız olarak bazı yapılar var. Bu yapılar yatırım kararlarıyla ülkelerin büyüme hızını etkiliyorlar. Tedarik zincirleriyile kıtalar arasında akışı yeniden şekillendiriyorlar. Enerji tercih, enerji tercihleriyle sektörlerin kaderini belirliyorlar ve etki alanları oldukça geniş. milyonlarca insanın dolaylı olarak hayatına dokunuyorlar. Biz bu yapılara holding ve gruplar diyoruz gazetecilik dilinde. Eee biz de bugün Türkiye'nin en önemli ve en büyük holdinglerinin kaptan koltuğunda oturan çok değerli isimlerle birlikteyiz. Eee panelimizde yer alan değerli isimlerin yönettiği yapıların toplam etkisine şöyle bir bakmıştım ben. Doğrudan 40.000'e yakın insana istihdam sağlayan, dolaylı etkisiyle yüz binlerce kişiye dokunan bir ekosistemden bahsediyoruz aslında. Yani burada sadece şirketleri değil ekonominin yönünü etkileyen bir gücü konuşuyor olacağız. İzninizle bu çok değerli konuklarımızı bir tek tek takdim etmek istiyorum. Sayın Hakkı Yıldız, üretime odaklı büyüme, entegre sanayi yapıları ve yatırım stratejileri ile öne çıkan Yıldızlar Yatırım Holdingi temsilen bizimle olacak. Eee, Sayın Haluk Kayabaşı, Türkiye Sanayisinin köklü gruplarından Kiber Holding'in Dönüşüm ve Büyüme stratejisine liderlik ediyor. Bize biraz bunlardan bahsedecek. Eee, Sayın Özgür Günaydın, teknoloji, sanayi ve lojistik alanlarına güçlü bir dönüşüm hikayesi yazan Borusal Grubunu temsilen aramızda Sayın Ümit Nuri Yıldız, enerji, altyapı ve taahhüt gibi kritik sektörlerde faaliyet gösteren Alarco Holding'in gelecek vizyonunu şekillendiriyor ve bize bugün biraz onlardan bahsedecek. Ve son olarak da Sayın Zeynep Bodurokyay, sanayide dönüşüm, sürdürülebilirlik ve inovasyon denince akla gelen liderlerden biri. Kendisi zaten bizi hiçbir zaman da yalnız bırakmıyor. Sağ olsun. Eee, her biri yalnızca kendi kurumlarını değil aynı zamanda Türkiye'nin ve bölgenin ekonomik geleceğini şekillendiren liderler. Tekrar çok teşekkür ediyorum. Eee, Kapital ve Ekonomist dergisini kırmayıp Uez'e tekrar katıldıkları için. Şimdi o zaman en temel yerden başlayalım. birazcık da bahsettim aslında. İlk soru hepimizin aklındaki. Bu yeni dünyayı nasıl okumalıyız? Sayın Hakkyı sizden başlamak istiyorum. Eee küresel ekonomide üretim dengeleri yeniden şekilleniyor. Özellikle sanayi şirketleri açısından enerji maliyetleri, tedarik zincirleri ve jeopolitik gelişmeler rekabet rekabetin temel belirleyicileri haline geldi. Siz bu dönemi eee yeni dönemi nasıl okuyorsunuz? kendi perspektifinizden üretim ekonomisi açısından en kritik kırılma noktaları neler sizce?
Müsaade ederseniz öncelikle bu organizasyonu düzenleyen eee emeği geçen herkese teşekkürle başlamak istiyorum. Eee başarılı, keyifli bir iki gün geçireceğiz hep birlikte. Şöyle başlayayım. 2020'nin sonlarına doğru aslında bu bahsettiğiniz kırılmayı biz yaşadık. Pandemiyle beraber yaşadık. Kısa süre sonra tedarik zinciri veya akış düzeldi ve insonoğlu bunu unuttu. Lakin savaşla beraber tekrar gündeme geldi. Eee, enerji, enerjiye ulaşım, hammaddeye ulaşım aslında ülkemizin bizim gibi sanayi kuruluşlarının eee, sürekli dışa bağlı olduğu, eee, bir konu. Kendi kendine yetemeyen bir ülkeyiz. Bence bunu eee, kabul etmek lazım. eee bizim bulunduğumuz endüstriler ve eee izlediğim ve gördüğüm, duyduğum diğer endüstrilerde de hep ithalata dayalı bir eee süreç yaşıyoruz. Hammaddemizin birçoğu sadece doğalgaz değil, sadece petrol değil. Bugün kendi faaliyet alanımızda orman ürünlerindeki odun, gübredeki amonyak, demirçelikteki hurda gibi birçok hammaddeyi dışarıdan karşılıyoruz. Aslında karşılayamıyoruz.
Hı hı.
Kırılmada sizin sorunuzun da eee açıklaması yeterince alamıyoruz. Niye? Dünyada enerjinin göreceli ucuz ve kaynağının fazla olduğu ülkelerde bu ham maddeler yoğunlaşmış durumda. İşte Hürmüz Boğazı diyoruz. İşte Katar'ın, Suudi Arabistan'ın, İran'ın olduğu bu coğrafya eee birçok hammaddenin kaynağı. Bu kırılmayı nasıl yönetiriz? Aslında bence sorunun eee bu sorunun cevabı eee ben bir sanayici olarak üretmek, bunu üretebilme gayreti içinde olmak. Peki bunlara sahip miyiz? Değilsek enerjinin ya da hammaddenin olduğu yerde üretmek.
Hı hı.
Ben kendime böyle çözüm buluyorum. Diyorum ki biz bir şeye eksiğiz. Evet. Bunu sağlamakta zorluk yaşıyoruz. Evet. Peki ne yapalım o zaman? Bir Türk yatırımcısı olarak ona ulaşacağımız yerlere gidip eee bu kaynağa eee sahip olmaya eee çalışmak belki kendimizi önceliklendirerek bu darboğazı eee aşmaya çalışabiliriz.
Hı hı.
Ama enerji eee artık nasıl ürettiğiniz eee çok önemli. O 40 yıllık düşük maliyet, yüksek verimlilik eee bu kavramlar bitti. Yani kapasitenizin olması yetmiyor. Onu üretmeyi sağlayacak diğer girdilere sahip olabilmek, uygun şekliyle sahip olabilmek de herhalde şu anda gündemimizin eee ana maddesi.
O zaman biraz bu yeni dönemi şekillendirmek için siz eee şöyle konumlanıyorsunuz demek yanlış olmaz galiba. Yatırım yaklaşımınızı değiştiriyorsunuz. Eğer eee üretim nerede daha kolaysa oraya gitmeye bakıyorsunuz ve entegre üretimde de bazı dinamikler değişti. Ona dönüşmeye çalışıyorsunuz.
Evet. Grup olarak yola çıkışımız böyle değildi ama süreç içerisinde hem eee şirketlerin üretim alanları hem de grup şirketlerinin birbirleriyle olan o sinerjisi bir eee bize önemli bir katkı sağladı ve grup olarak politikamızı bu yönde geliştirdik. Bizim üç ana faaliyet konumuz var. Bunlardan bir tanesi orman ürünleri. Eee ben 4. nesilim. Yaklaşık 130 yıldır kereste ticaretiyle faaliyet gösteren eee 5 nesil eee yönetime eee başladı. Üretimin içerisinde görev alıyorlar.
Bir aile şirketi için oldukça.
Evet. Azdır Türkiye'de eee uzun bir süre aynı mesleği devam ettirmek. Eee, orada Yıldız Entegre hammaddeyle alakalı sorunlarımız oldu. Türkiye orman zengini bir ülke değil. Eee, ama ormanın kolay yetişebileceği, göreceli iklimin müsait olduğu bölgelerde orman yetiştiriciliği yaptık Venezuela'da ve Amerika'da.
Hı hı.
Sonra bunu taşımayla alakalı eee gündem oldu. İşte dönem dönem lojistik problemleri yaşıyoruz ve hem Amerika'da hem Türkiye'de eee bu operasyonları yapmak için liman ve taşımacılığı gündeme aldık. Sonra yetmedi malum tüm Türkiye'de de birçok grubun yaptığı gibi enerjimizi üretmeye çalıştık. Yani Yıldız Entegre'nin kendi içerisindeki o akışını eee iç bünyesiyle tamamlamaya çalıştık. Sonra gübre yatırımı konusu oldu ama gübrede de gruba nasıl katkı sağlarız? Hangi ürün bize eee katkı sağlar? Üre gübresi şu son zamanlarda oldukça popüler bir ürün. Üre gübresi aynı zamanda bizim tutkal üretimimizin, reçine üretimimizin ana girdisi. Eee, tarım alanında ve, eee, entegrenin girdilerine katkı sağlayan bir yatırımı seçtik. Çeliğe girdik. eee çelik satış stratejimiz işte Amerika'dan gelen hammadde gemilerini eee geri göndererek eee burada bir lojistik avantaj sağlayarak aslında A'dan Z'ye grubun tüm eee faaliyet alanlarına dolaylı veya direkt dokunan entegre bir yapı sağlamaya çalıştık ve bu bizi rakiplerimizin eee rakiplerimize nazaran bir adım hatta iki adım öne çıkardı. Niye? İşte lojistiğin problemi olduğu dönemde gemilerimizde kendimiz önceliklendirdik. İşte hammaddenin lokalde bulunamadığında işte yurt dışındaki kaynaklarımızı bu şekilde değerlendirdik. yetmedi. İhracat pazarlarımızda eee özellikle şu yine son dönemlerde Avrupa'nın, Amerika'nın koymuş olduğu kotalar, anti dumping vergileri ya da çeşitli ticaretin eee engellenmesi eee problemlerini yerinde üreterek çözmeye çalıştık. Romanya'da, Slovenya'da üretim tesisleri kurduk ve ayakta kalabilmenin işte yeni popüler ismiyle sürdürülebilir olmanın yöntemlerini eee kendimiz yapıldık.
Adapte oldunuz. Çok teşekkürler. İkinci turda devam ediyor olacağız. Haluk Bey size geçmek istiyorum. Eee sanayinin büyük kuruluşlarından bir tanesisiniz hiç kuşkusuz. Son yıllarda da sanayide biraz Hakkı Beyle de bahsettik. çok katmanlı bir dönüşüm yaşanıyor. Mecburen de yaşanıyor. Eee şirketler kendilerini dönüştürmek zorunda da kalıyorlar. Enerji dönüşümü bunlardan bir tanesi. Dijitalleşme zaten var. Yapay zeka gibi teknolojik gelişmeleri görüyoruz. üretim süreçleri değişiyor. Jeob tabii bunu jeopolitik riskler de tetikliyor büyük ihtimalle ve tedarik zincirlerinin yapılanması bu pandemiden beri değişiklikler eee küresel ticaretin dengeleri de eee bozulmuş durumda aslında. Yeniden şekilleniyor. Eee siz bu tabloya Kibar Holding çerçevesinden nasıl bakıyorsunuz? Eee sizin gibi bir sanayi şirketi açısından bugün yaşanan dönüşümün en belirleyici dinamikleri neler? Sizi neler zorluyor?
Şeyma Hanım teşekkür ederim. Öncelikle böyle iyi, güzel ve kapsamlı bir organizasyonu liderlik ettiği için Kapital Dergi Grubuna, tüm emeği geçenlere, tüm destek verenlere, tüm katılımcılara buraya zaman ayırdıkları için teşekkür ediyorum. Sorunuza gelince aslına bakarsanız bu sorunuzu sadece sanayi odağından değil büyük resme bakarak yanıtlamak isterim ben. Değişim ve dönüşüm konusunun ana arteri insan. Bence insan ön çalışan, yöneten, paydaş adı ne olursa olsun büyük bir değişim yaşadı ve bahsettiğiniz tüm bu dönüşümleri de başlatan, geliştiren, büyüten oldu bugüne kadar. Aynı insan asırlar öncesinden taşıyarak getirdiği bazı özellikleri de hiç değiştirmeden korudu. Nedir bunlar? Maslov'u anımsayalım değerli katılımcılar. Başta fizyolojik ihtiyaçlar olmak üzere piramidin en üstündeki kendini gerçekleştirme ihtiyacına kadar çok geniş bir yelpaze. Meseleye böyle baktığımızda Şeyma Hanım, teknolojik devrimler her çağda yapılmıştı. Ancak bu kadar hızlısı kart topu gibi etkisiyle büyüyeni yararları kadar zararlarının da çokça deneyimlendiği bir çağ yaşanmamıştı sanırım günümüze kadar. İşte bu sebeple son yıllarda sanayide yaş yaşanan dönüşümü tek başlık altında tanımlamak mümkün değil. Bugün eş zamanlı ilerleyen, birbirini besleyen çok katmanlı bir değişim sürecindeyiz. Değerli katılımcılar, enerji dönüşümü, dijitalleşme ve yapay zeka gibi gelişmeler eee daha önceki panelistlerin de uzun uzun bahsettikleri gibi üretim süreçlerini kökten değiştirirken jeopolitik gelişmeler ve tedarik zincirlerindeki yeniden yapılanma da işin ekonomik zeminini yeniden şekillendiriyor. Özellikle enerji tarafında yaşanan dönüşüm artık yalnızca çevresel bir gündem değil, doğrudan rekabetin belirleyicisi haline gelmiş durumda. Günümüzde. Avrupa yeşil mutabakatı ve karbon regülasyonları gibi uygulamalar üretimin nasıl yapılacağını yeniden tanımlayan bir çerçeve sunuyor sektörlere. Çünkü tüm dünya biliyor ki sınırlı kaynaklar ve sınırsız tüketim önlem alınmazsa ne yazık ki felaketi de beraberinde getirecek. Bugün karbon ayak izini ölçemeyen, yönetemeyen ve azaltamayan şirketlerin, toplulukların küresel pazarlarda rekabet etmesi giderek zorlaşıyor ve ileride daha da zorlaşacak. Bu nedenle sürdürülebilirlik artık bir tercih değil. iş yapmanın temel koşulu oldu ve bir mecburiyettir arkadaşlar. Bununla birlikte dijitalleşme ve yapay zeka da sanayinin işleyişini yeniden tanımlıyor. Üretimden lojistiğe kadar birçok alanda veri odaklı sistemlerle daha hızlı, daha doğru kararlar alınabiliyor günümüzde. Bu da rekabetin yalnızca kapasite ve maliyet üzerinden değil hız, esneklik ve veri yönetimi üzerinden şekillendiğini gösteriyor hepimize. Diğer tarafta ise jeopolitik gelişmeler ve tedarik zincirlerinde yaşanan müthiş kırılmalar var. İki aydır bunlarla yatıp kalkıyoruz. Küresel tedarik zincirlerinin daha bölgesel ve esnek yapılara evrildiğini görüyoruz. Near Shoring olarak tanımlanan bu eğilim aslında Türkiye gibi üretim yapısı güçlü ülkeler için
de önemli fırsatlar yaratıyor. Sayın Bakan dedi ya, şeydeki eee krizleri çöpe atmayın, içinde fırsatlar barındırır diye. Tamamen katılıyorum. Ancak aynı zamanda daha çevik ve öngörülebilir bir operasyon yönetimini de zorunlu kılıyor. Bu tür dönemler, tüm tüm bu gelişmeler ışığında rekabet kurallarının da önemli ölçüde değiştiğini söyleyebiliriz. Örneğin, geçmişte fiyat, kalite, kapasite gibi unsurlar ön plandayken, bugün bunlara ek olarak karbon yönetimi, enerji verimliliği, bütün arkadaşların bahsettiği gibi dijital yetkinlik ve tedarik zinciri esnekliği oldukça belirleyici hale geliyor. Artık daha fazla üretmekten ziyade, daha akıllı, verimli ve sürdürülebilir üretmek öne çıktı günümüzde. Kibar topluluğu olarak da biz de bu dönüşümü yakından takip ediyor ve stratejimizi bu doğrultuda şekillendiriyoruz. Bu tür belirsizlik dönemlerinde en önemli avantajın sağlam finansal yapı, güçlü risk yönetimi ve verimlilik odaklı yatırım anlayışı olduğuna inanıyoruz. Yıllardır sürdürdüğümüz mali disiplin, hec mekanizmaları ve pazar çeşitlendirme yaklaşımımız sayesinde küresel dalgalanmalara karşı dayanıklılığımızı oldukça iyi koruyoruz.
Özetle, bugün sanayide yaşanan dönüşüm hem riskler hem de önemli fırsatlar barındırıyor kendi içinde. Tıpkı hayatın kendisi gibi, bu süreci doğru okuyan, hızlı uyum sağlayan ve sürdürülebilirliği merkeze alan şirketlerin önümüzdeki dönemde ayrışacağını düşünüyorum.
Şeyım, >> Çok teşekkür ederim. Demin eee Hakkı Bey'in de bahsettiği gibi, sadece kapasitenizin olması yeterli değil. Sadece verimlilik yeterli değil. Artık pek çok dinamikten bahsediyoruz sanayide, anladığım kadarıyla. Eee, ikinci turda devam ediyor olacağız. Özgür Bey, eee, size dönmek istiyorum. Siz Nisan başından bu yana, daha önceden açıklandı ama Borusan gibi çok büyük bir grubun CEO'su oldunuz. Eee, ama uzun yıllardır da Borusan ailesindeydiniz zaten. Eee, şimdi, eee, iş dünyasındaki hızlı gelişimden de bahsetmek istiyorum. Sanayi ayağı başka ama iş dünyasında da bütün bu dijitalleşme, yapay zeka, jeopolitik riskler hep tekrarlıyoruz. Hep aynı şeyleri söylüyormuşuz gibi geliyor ama eee üstüne bir şey daha ekleniyor her ay gibi geliyor bana ya da her dönem. Eee ama enerji dönüşümü, e teknolojideki gelişmeler gerçekten oyunun kuralını değiştirdi gibi. Eee büyük yapılarda da aslında şey dönüşüm daha zordur. E dönebilmek eee manevra alanları daha dar olabilir. Daha uzun eee sürede eee yapılar ilerlemek zorunda kalabilir. İçeride konuştuğumuz için de hani delegasyonun birazcık daha hani sabırsız bir yapıya da dönüştüğü, delegasyonun birazcık daha eee yöneticiler tarafından geriye çekildiği bir dönemi de yaşıyoruz. Çünkü hızlı sonuç almak çok önemli. Siz bu durumu nasıl, bu değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz ve nasıl okuyorsunuz? Yani burada ne kadar hızlı hareket ettiğiniz önemli ama eee o hızı nasıl ayarladığınız da önemli büyük ihtimalle. Eee, bir de bugün iş dünyasında sizce, yani Borusan Holding olarak içeriye baktığınızda da en belirleyici dönüşüm hangi alanda yaşanıyor?
>> Şeman, teşekkür ederim. Öncelikle ben de bu güzel etkinlik için emek veren herkese teşekkür ediyorum. Davet için de çok teşekkür ederim. Eee, umarım herkes için faydalı bir paylaşım olur. Eee, hepimizin konuştuğu şeylerin altını tekrar çizmeyeyim. Eee, oyunun kuralları değişiyor diyoruz ama sanki oyun var mı bilmiyoruz. Yani kuralları koysak da o kurallara uyuyor muyuz, uyuluyor mu? Dolayısıyla belirli olan tek şey belirsizlik. Yani önümüzdeki şey, çoklu bir kriz, çoklu bir değişkenlik dünyası içinde yaşıyoruz. Çünkü hem bulunduğumuz coğrafyada hem global ölçekte de her gün yeni farklı bir şeyle karşılaşıyoruz. Eee, bununla mücadele etmenin yöntemlerinden bir tanesi aslında dayanıklı kalmak, sağlam kalabilmek. Dayanıklı kalmanın altında Haluk Bey'in de işaret ettiği üzere disiplin, odaklanma, ana stratejiye sahip çıkma, aceleci değil ama hızlı olma.
>> Hı hı. Hızlı olmak çünkü acelecilikle karıştırılıyor. Hızlı olmak bir hazırlık istiyor. Hızlı olmak çeviklik istiyor. Ve bu çevikliği aslında organizasyonun içinde hemen hemen her yerde yerleştirmek lazım. Bütün kademelerde, üst yönetimden yönetim kademelerine ve organizasyonun yer değiştirmesi de çok önemli. Çünkü global ekonominin belirlemiş olduğu kurallar çerçevesinde hepimiz pozisyon aldık. O pozisyonlar değişiyor. Borusan grubu olarak biz 7 farklı sektörde ve 14 farklı ülkedeyiz. Bu pozisyonun bir kısmını erken almamızın avantajını yaşıyoruz ama yeterli değil. Her zaman hızlı bir şekilde değiştirmemiz lazım. Grubun ana işlerinden birisi olan boru işi, son dönemde yaşamış olduğumuz krizler nedeniyle hem korumacılık hem de eee tedarik zincirlerinin kırılması nedeniyle iş yaptığımız pazarlara gidip oralarda iş yapma zorunluluğunu getirdi. Çok çevik davrandık. Çok başarılı olduk. Bugün grubumuzun %28'i aslında yurt dışı gelirlerimizden geliyor. Gelirlerimizin %28'i.
>> Ki bu bize önemli bir avantaj sağlıyor. Ama aynı zamanda da içerideki elde ettiğimiz yetkinliği de iç pazarlarımızda kullanmamız gerekiyor. Farklı sektörlerde olmanın da avantajıyla beraber toplu olarak elde ettiğimiz kaynağı geleceğin işlerine yatırmakla ilgili de bir yolculuğa çıkıyoruz. Biz sadece ana temel işlerimizde büyümeyi düşünmüyoruz. Ona yan işler ekliyoruz. Ayrıca yeni fırsatlar arıyoruz ve bu fırsatları aramaya sürekli devam etmek gerekiyor. Bunu da teknolojiyle birleştirmek lazım. Yapılan araştırmalar şunu gösteriyor. Yani yapay zeka çağındayız. Teknolojiyi kullanıyoruz. Buradaki algı çok hızlı değişmiş. Neredeyse 2,5 katına çıkmış. %33'ü bu gerekliliği belirlerken şirketlerin, bu şu aşamada %77'si aslında teknolojiyle dönüşümün çok önemli olduğunu söylüyor ama içselleştirip kullanılabilenlerin oranı ancak ve ancak %10. Bunun da sırrı pilot uygulamalardan daha çok grup bazınca, şirket bazınca bunları etkin hale getirebilmek. Biz de bu yolculuğa çok kuvvetli bir şekilde çıkıyoruz. Çıktığımız bir yolculuğun devamı da var. Yeni yapmaya çalıştığımız şeyler daha çok çevik olmak, hızlı reaksiyon vermek, dayanıklı kalmak ve problemleri yerinde çözmek, müşterinin ayağına gitmek ve müşterinin olduğu pazarlarda bulunmak. Bununla ilgili de tedbirlerimizi alıyoruz. Eee, Nisan itibariyle göreve başladım ama Kasım'dan itibaren anons edildi. Bir hazırlık döneminden geçtim. O dönemin içinde şuna baktık. Biz neyi iyi yapıyorduk? neleri de daha iyi yapabiliriz diye baktığımızda yeni bir vizyon ve misyon cümlesiyle ortaya çıktık. Eee o da şu: Eee biz daha iyi bir geleceğe inanıyoruz Borusan grubu için. Koşullar ne olursa olsun ve tüm paydaşlarımıza değer yaratmak istiyoruz. Müşterilerimiz, çalışma arkadaşlarımız, tedarikçilerimiz, içinde bulunduğumuz toplumlar ve bunların kuşaklar boyu sürecek bir değer üretmek üzere çabalayacağız. Bunu da bir vizyon cümlesiyle tetikliyoruz. Eee, basitleştirmeye çalıştık. Diyoruz ki: Önce insan, öncü ve güvenilir Borusan.
>> Hı hı. Eee, aslına bakarsanız grubu nasıl etkilediği ile ilgili konuşurken bu %28'i arttırmayı düşünür müsünüz peki önümüzdeki dönemde?
>> Kesinlikle. Ama bu da aynı zamanda içerideki yatırımlarımızı da büyüterek olacak bir şey.
>> Hı hı. O zaman bu payda bir değişim değil de...
>> Evet. Tabii ki nominal olarak her pazarda büyümek istiyoruz ama dengeleme çok kritik. Mümkün olduğunca o pazarlara gitmek lazım. Eee, bakanımızın da söylediği gibi, Haluk Bey de tekrarladı. Eee, krizler aynı zamanda fırsatlardır. O fırsatlara da bakmak lazım. Oralarda da öncü olup lider de kalmak lazım. Sadece öncü olmak da yetmiyor.
>> Evet. Mevcut pozisyonu kaybetmemek bir de aceleci değil ama hızlı olmak gerçekten çok eee, slogan gibi ve çok doğru bir eee, cümle geldi bana. Çok teşekkürler. İkinci turda devam ediyor olacağız. Nuri Bey, size dönmek istiyorum. Eee, yine küresel ekonomideki yaşanan çalkantılar malum. Enerji dönüşümü yine bahsettik. Dijitalleşme. Bu girişi tekrar etmek istemiyorum. Siz bu tabloyu nasıl okuyorsunuz? İş dünyasında bugün yaşanan en belirleyici kırılma noktası sizin açınızdan Alarko açısından ne? E ve bu dönüşüm Alarko'yu nasıl etkiliyor? Siz eee Özgür Bey'in de belirttiği gibi işte eee oranlarda değişimler yapılıyor, bakılan yerler değişebiliyor. Sizin Alarko Holding olarak buradaki eee değişimleriniz, etkileşiminiz nasıl oldu?
>> Ben de öncelikle teşekkür ediyorum bizi davet ettiğiniz için. Öncelikle şöyle başlayayım. eee 2020 sonrası asıl değişim bence hissedarlarda ve paydaşlarda oldu. Holdinglerde bizler asıl itibariyle portföy şirketleriyiz. Yani yatırımlarımız var, belli bir paramız var, insan kaynağımız var. Bunu yönetiyoruz, yönlendiriyoruz. eee 90'lı yıllardan 2020'li yıllara kadar büyüme ve karlılık gerek hissedarların gerek diğer paydaşların, finansal kuruluşlar olsun, tedarikçiler olsun birincil önceliğiydi. Ancak eee 2020'den sonra eee benim gözlemlediğim şey tüm paydaşlarda likidite ve sürdürülebilirlik birincil plana geldi. Bunun eee asıl nedeni de yaşadığımız krizler, pandemi gibi şeyler bize şunu gösterdi. Sayın bakanın söylediği çok doğru. Her bir kriz bir fırsattır. Alarko Holding de krizlerden hep güçlenerek çıkmıştır. Ama bütün mesele o krizden kurtulabilmektir. Yani survive edebiliyorsanız daha sonra o fırsatlardan yararlanabilirsiniz. Tabii bunun da en büyük eee yardımcısı likiditedir. Finansal anlamda güçlü olan şirketler bu tür krizlerden eee sağlam çıkar ve krizleri fırsata çevirebilir. Ben eee daha önceden eee bunlar çok konuşulduğu için eee işte disruptif teknolojilerden vesaire hep bahsetmeyeceğim ama eee benim söyleyeceğim aslında eee şöyle bir şey var. Türkiye'de biz sanayicilerin eee yapamadığı şey asıl itibariyle araştırma ve geliştirme faaliyetlerine yeterince kaynak ayırmak. Burada haklı olduğumuz yönler de var. Çünkü biraz önce de söylediğim gibi sınırlı bir kaynağa yöneterek şirketi büyütmek veya sağlam tutmakla görevlisiniz. Ancak ileriye yönelik olarak baktığımızda bu tür araştırma ve geliştirme giderlerini masraf olarak görmemek, ileriye doğru bir yatırım olarak görmek gerekiyor. Maalesef ilk kıstığımız şeyler de bunlar oluyor. İnsan kaynağının burada çok çok önemi var. İnsan kaynağını bir şekilde şirketlere adapte edebilmek. Çok büyük bir challenge şu anda. Onları tutabilmek, eee, motive edebilmek artık eskisi kadar kolay değil. Çünkü, eee, yeni insan kaynağı sadece finansal veya yan haklarla şirketlerde kalan eee, insan kaynağı değil. Artık çok daha farklı değerlerle bakıyorlar. Eee, şirketin sürdürülebilirliğe verdiği önem, yeşil dönüşüme verdiği önem, eee, insan kaynağına verdiği eğitimler veya gelişim fırsatları, kariyer fırsatları, bütün bunlara bakarak o şirkette kalıp kalmamaya karar veriyorlar. Ve biraz önce sizin de bahsettiğiniz gibi eskisi kadar da sabırlı değiller bu konuda. Alarko Holding'i bu nasıl eee etkiledi diye bakarsak asıl itibariyle Alarko Holding'e baktığımızda biz de yaklaşık 7 tane sektörde faaliyet gösteriyoruz ama gelirlerimizin büyük çoğunluğu enerjiden geliyor. Doğal olarak çeşitlendirme bizim için de çok önemli olduğu için 2020 yılında yaptığımız eee strateji toplantılarında farklı sektörlere girme kararı aldık. Burada da birincil önceliğimiz önümüzdeki yıllarda hangi sektörlerin önümüzde eee daha doğrusu bize fırsatlar yaratabileceği ve bizim de fark yaratabileceğimiz alanlar olarak sektörler neler olabilir diye baktığımızda var olan sektörlerimizin yanına eee jeotermal, seracılık, iklim değişikliklerine dayanıklı tohum yetiştirme, eee, buna bağlı olarak mikrogranül gübre ve eee, türevleri ve önümüzdeki 5-10 yıllık dönemde en az donmuş gıda kadar önem taşıyacak olan kurutulmuş gıda sektörünün gerek ülke, ülkelerdeki gıda arz güvenliğini de dikkate alarak gerekse önümüzdeki dönemdeki sürdürülebilirlik çerçevesinde şirket için fark yaratılabilecek bir alan olduğuna karar verdik ve o alanda da ciddi yatırımlar yaptık. Eee, jeotermal enerjinin döngüselliği nedeniyle de asıl itibariyle biraz önce hep bahsedilen verimlilik ve maliyet tasarruflarını yapabildiğimizi de görüyoruz. Eee, fark yarattığımız bir başka alanda özellikle üretimde gerek gerek seralarda gerek gübre üretiminde yapay zekayı da eee kullanabilmek oldu. Böylece insan hatasını olabildiğince en aza indirmeyi hedefledik. Yine şirketlerin önündeki en büyük eee eee ya da ülkelerin önündeki en büyük engellerden bir tanesi bugün de yaşadığımız enerji arz güvenliği. O çerçevede de yabancı bir ortakla birlikte enerji depolama sistemlerinin önümüzdeki dönemde ciddi bir avantaj getireceği düşüncesindeyiz. O nedenle eee residential'dan grid size'a kadar bir eee enerji depolama teknolojisini Türkiye'ye getirerek yatırım yapma amacımız var. Burada hücreden eee bataryaya kadar veya sisteme kadar tümünü Türkiye'de üretmeyi hedefliyoruz. Pandemi bize şunu da gösterdi. Eee, insanlar hareket edemeyince mallar hareket ediyor ve doğal olarak mal hareketi lojistik gerektiriyor. Lojistik gerektiren mal hareketlerinde de havacılık ve hava kargo taşımacılığı ön plana çıkıyor. Eee, ciddi bir kargo uçağı eee, sıkıntısı oluştu ve hala da var. O çerçevede de büyük gövdeli uçakları, eski eee yolcu uçaklarını farklı bir teknolojiyle ve daha düşük maliyetle eee kargo uçağına çevirme projesi başlattık. Umuyorum ilk uçağımızda, bir A330, önümüzdeki aylar içinde uçmaya başlayacak. Artık kargo uçağı olarak kargo işi yapmayacağız ama kargo şirketlerine, Türk Türk Hava Yolu gibilerı gibi hava yolu şirketlerine eee çok uygun maliyetli çözümler sunma hedefimiz var. Kısacası bütün bunların getirdiği şey şu. Eee, günümüz dünyasında artık sermaye sadece büyüme ve karlılık peşinde değil. Sermaye sürdürülebilirliğin, likiditenin, saygınlığın, kamuoyunda düzgün iş yapmanın ve çevreye zarar vermeden veya en az zararı vererek iş yapmanın önemli olduğunun farkında ve o çerçevede de oraya gidiyor. Bölgeselleşme bir taraftan eee bir dezavantaj gibi görünse de bölgesel bölgelerin birbiriyle yapmış olduğu, yakın bölgelerin birbiriyle yapmış olduğu anlaşmalar, ticari anlaşmalar ve ticari bölgeler eee ciddi avantajlar da getiriyor hem ülkelere hem o ülkelerin şirketlerine. O çerçevede eee önümüzdeki eee dönemde ben Türkiye'nin ciddi bir eee üretim üssü olabileceğini düşünüyorum. O çerçevede de Alarko Holding'i o tarafa doğru yönlendirmeye çalışıyorum. Teşekkür ederim.
>> Biz teşekkür ederiz. Eee Zeynep Hanım, size geçmek istiyorum. Şimdi eee bütün panelistlerimiz aslında eee sadece sanayi şirketlerinde değil, tüm şirketlerde bir dönüşümden, bir rota değişimlerinden de bahsetmiş oldu. Eee tabii bu da birden fazla dönüşümü yönetmek anlamına geliyor. Eee siz bu rekabetin kurallarının yeniden şekillendiği, çoklu e değişimlerin yönetildiği bir dönemde siz şirket olarak bu değişimleri önceliklendiriyor musunuz? Nasıl yönetiyorsunuz? Nasıl bakıyorsunuz Kale Holding olarak? Eee, yani önceliklerinizi ve konumlamanızı neye göre yapıyorsunuz bu karışık ortamda?
>> Öncelikle teşekkür ediyorum ben de. Eee, birkaç senedir birlikteyiz. Eee, bu platformda çok da kıymetli paylaşımlar oluyor ve de çok da kıymetli eee, yöneticilerle, eee, iş sahipleriyle bir araya geliyoruz. Eee, ya ben de istiyorsanız biraz baştan hani nasıl okuduğumuzu, konuyu eee, bir daha genel başlayayım. Ondan sonra belki özele girebiliriz. Eee, ya ben bugünkü yaşadığımız, eee, değişimi bir değişim olarak görmüyorum. Her şeyden önce bir reset olarak görüyorum. Bunu da belli aralıklarla yaşadık. Zaten Covid'le birlikte bu süreç başladı ve şimdi eee çeşitli fasılalarla devam ediyor. Çünkü hani ilk defa eee aslında işe bakarsak eee yani Covid gibi arizi faktörler veya savaş gibi faktörleri dışarıda tutarsak ki onlar da bence bu işin bir parçası. İlk defa teknoloji, ticaret eee ve jeopolitik aynı anda eee oyunu değiştiriyor. Yani bu çok olan bir şey değil. Bunu birçok yerde de hepimiz işte okuyoruz, görüyoruz ve eee haberlerden de çıkarım yapıyoruz. O yüzden hani artık şirketler için sorun, hatta ülkeler için sorun, yani iyi oyun oynuyor musunuz değil de eee doğru oyunda mısınız konusu bence. Eee dolayısıyla biraz o açıdan bakmak gerekir diye düşünüyorum. Eee eee ve bu e üç dinamiğin tek, eee, her biri tek başına bile aslında düşünecek olursanız eee son derece güçlü ama bugün hani bence asıl farkı yarat eee bunların birbirini besleyerek yeni bir rekabet zemini oluşturuyor olması. Hani bizlerin hani bunu iyi okuyor olmamız lazım. Ülkenin de bu okuduğumuz resme eee bizim adapte olabilmemiz için iyi bir eee iklim sunması gerekiyor. Bu ikisi bence elzem. Eee eskiden eee biz daha çok rekabeti eee işte maliyet, hız, ölçek üzerinden tanımlıyorduk. En azından ben eee işte sanayi kuruluşunu yönetiyorum. Ağırlıklı endüstrideyiz ve e rahmetli babamdan da hep hani bunları dinleyerek büyüdüm. Eee, dolayısıyla, eee, hep de o zaman nedir işte daha ucuz üretmek, daha ölçekli olmak, daha hızlı olmak, daha fazla sunmakla uğraşıyorduk. Bugün tabii tablo tamamen farklı. O yüzden eskinin, eee, eee, güneşiyle bugünün çamaşırı kurutulmuyor. Sayın rahmetli Süleyman Demirel'in dediği gibi. O yüzden de rekabet artık yalnızca bir verimlilik meselesi değil. Giderek daha fazla bir konumlanma oyununa da dönüşüyor. Burada tabii imkanlar da hani eee eksponansiyel olarak artıyor. Eee o oyuna dahil olmanın kuralları da öyle. Eee teknoloji olarak artık sadece hangi teknolojiyi kullandığınız değil, hangi sistemin içinde yer aldığınız da bence eee önemli. Eee dolayısıyla işte bu yapay zeka çokça konuşuluyor. Veri yönetimi, veri analitiği çok konuşuluyor. Otomasyon gibi, işte robotik gibi konular çok konuşuluyor. Endüstride olunca tabii bizim gündemimizde bunlar, eee, çok fazla yer alıyor. Eee, bunlar işte artık nötr bir alan olmaktan da çıkıyor bence. Doğru konumlanmadığınızda sizi dışarıda bırakan, bırakan bir yapıya da eee, dönüşüyor. Bakıyorum ben hani ticaret tarafında çok tecrübem yok. Servis sektöründe ama hani orada da ben ciddi bir kırılma olduğunu görüyorum ve uzun yıllar boyunca aslında bizi taşıyan eee kuralların yerine giderek daha fazla e güç dengeleri, işte stratejik ilişkiler, orada da bloklaşmalar eee alıyor diye okuyorum ben. Eee jeopolitik risklerse daha artık istisna değil, iş yapma biçimimizin de bir kalıcı bir şeyi de oldu sanki, yani parçası da oldu. Bu yüzden de ben bugünün dünyasını geçici dalgalanmalarla da pek açıklayamıyorum. İçinden geçtiğimiz süreci eee o yüzden geri dönüşü olmayan yapısal bir yeniden kurulum dönemi olarak hepimizin okuması gerektiğini düşünüyorum. Eee bu nedenle de hani burada makro sistemle mikrosistemin çok eş anlı gitmesi gerektiğini de eee düşünüyorum. Eee böyle dönemlerde fark yaratanlar tabii ki sadece izlemekle eee hani yetinenler olmuyor. Yani oyunun içine de girmek gerekiyor. Mantığını erken kavrayıp konumunuzu buna göre şekillendirmeniz gerekiyor. Eee burada hepimiz zaten dinledim az önce de hani birçok paralel başlıkları konuştuk. İşte yapay zeka, sürdürülebilirlik, enerji, tedariği, işte tedarik zinciri, dirençlilik falan. Bunların hepsi çok doğru başlıklar. Ama bana göre asıl mesele bu başlıkların kendinden çok eee onları anlamlandıracak insan kapasitesi. Bir konuşmacı zannediyorum bundan bahsetti bir miktar. Çünkü ben bugün teknolojiye erişimin giderek yaygınlaştığını görüyoruz. İlgiye erişimde daha demokratikleşiyor. Bunu da görüyoruz. Ama sermaye erişim de farklı araçlarla mümkün hale geliyor. Bunu da okuyoruz. Ama bütün bunu doğru bağlamda kullanmak bence en kritik konu ve belirsizlik içinde karar verebilen, üretim bilgisiyle işte dijital yetkinliği bir araya getirebilen insan kaynağı hala hepimizin en kıt alanlarından biri. Yani bu sadece bizde değil dünyada da bir problem olmaya devam ediyor. İnsan kaynaklarında da çok büyük dönüşümler var. Ben bu nedenle sanayiyi yeniden biraz daha insan işi haline geldiğini düşünüyorum. Yani insanı robotik veya otomasyonla devre dışı bırakan değil. Tam tersine insanın aslında melekelerini kullanan ve onu oyun kurucu olarak eee konumlandıran bir yere gelmek gerekiyor. Eee bu da tabii eee çok niş şeylerden bahsediyoruz. Yetkinliklerden bahsediyoruz. Eee o yüzden de hani başarıyı daha fazla üretmek, daha fazla büyümek, daha yüksek hacim yakalamaktan ben eee böyle okumuyorum artık. O nedenle de refleks daha çok e hani bu refleks hani bizde daha halen güçlü olmakla birlikte eee daha fazlası da giriyor. Bir de buna bir sosyal katman. Çünkü işte yeni müşteri kitlesi, Z kuşağı vesaire bunlara da baktığınız zaman topluma ne kattığınız, çevreyle nasıl bir ilişki kurduğunuz da hani sizin eee konumunuzu belirliyor ve krizlere karşı aslında işte son yaşadıklarımıza ne kadar dayanıklı olduğunuz. Ama bence en üst en üst en üst katman kültür. Yani bu olmazsa alttaki şeyler bir prerekit. Eee aslında bu olmazsa alttakiler de olmuyor. Ben hani en azından işte 30 yıldır iş dünyasındayım ve eee belli bir süredir de 2007'den beri de yönetiyorum eee şirketi belli bir seviyede. Eee dolayısıyla bunun en büyük engel olduğunu görüyorum. Eee, çünkü sonunda günün e farkı yaratan insan, eee, teknoloji ise bence o farkı büyüten kaldıraç. Eee, o nedenle eee, şirketler yalnızca pazar payı için artık yarışmıyor. Eee, ben o yüzden de üç tip sermaye bundan sonra konuşulacak diye düşünüyorum. Biri karar üreten eee, veri sahibi olmak. Y bunu bir sermaye gibi düşünmek lazım. Eee, çünkü sadece veriye sahip olmak yetmiyor. Gerçek zamanlı stratejik karara dönüştürmek gerekiyor. İkincisi bence işte topluma verdiğiniz, çevreye verdiğiniz işte katkı diyoruz. Etki sermayesi. Bu yaptığınız düzenli yani endüstriyel yatırımlarda da böyle aslında. Hani daha eee bütünsel fizibilitelere bakmak gerekiyor ve sürdürülebilirlik artık yalnızca iyi bir niyet göstergesi değil. Bugün birçok pazarda bu konu bir tercih bile değil. Eee, o yüzden bir fark alanından çok artık bir giriş bileti gibi, eee, oluyor. Asıl farkı yaratan hani bunu nasıl iş modeline siz entegre edeceksiniz sürdürülebilirliği. Üçüncü sermayede bence dayanıklılık.
>> O da işte yaşadığımız şoklarla alakalı. Ardı artısıla kesilecek görünmüyor. Dolayısıyla tedarik zinciri kırılmalarından, jeopolitik dalgalanmalardan en hızlı uyumlananlar eee hani fayda sağlayacak. Eee, dolayısıyla hani bu da biraz, eee, şirketlerin yönetişim modelleriyle de alakalı. Dolayısıyla üç tane sermaye olduğunu düşünüyorum ben.
>> Eee, Kale Grubu olarak bize bakacak olsak hani biz baştan bu kültür için eee, bir "İyi bak dünyaya" diye bir şey hep kaç senedir benim de dilime pelesenk oldu. Bunu yapıyoruz. Bu bir iletişim sloganı değil. Bu sadece çevre sürdürülebilirlik şeyi değil. Bu aslında hani eee çalışana da dokunan eee şirketin yönetişim sistemine de dokunan ve dolayısıyla da çevre ve topluma etkiye de dokunan bir şey. O yüzden insanı, etkiyi, teknoloji ve sorumluluğu birlikte okuma hani biçimi olarak biz bunu düşündük. Öyle kurguladık ve eee az önce hani bahsettiğim o yapay zeka yanımda işte gibi birtakım şeyler başlattık. İnisiyatifler burada mesela case odaklanıyoruz falan. Çünkü orada da bir kültür konusu şeyi yani bir şeyi alıp da adapte etmek sizi bir yere götürmüyor. İçselleştirmek çok kritik oluyor. O nedenle eee işte Dijital Akademi zaten neredeyse 10. yılını dolduruyor. Hani başladık eee ilk konuşulmaya başlandığından beri eğitimlerle vesairelerle eee ve bunun gibi daha birçok inisiyatif başlattık. Çünkü hani ben şuna inanıyorum. Teknoloji dönüşüm hani eee teknolojik dönüşüm bir sıçrama ama hakikaten kültürel dönüşüm bir maraton ve bu maratonu hani uzun soluklu koşabilmek eee çok önemli. Ben herkesin eee işte sermayesi olan ya da işte vizyonu olan bir kişilerin hani bir yatırım yapabileceğini, bir fabrika kurabileceğini düşünüyorum. Ama eee orada ayakta kalabilmek, rekabetçi kılmak eee içindeki insanın o dönüşümü ne kadar içselleştirdiği, içselleştirdiğiyle alakalı. Eee biz de işte o yüzden hani eee yalnızca ayakta kalan değil de hani bunu yönetebilen olmak için eee bir defa soft taraflara da eee yatırım yaptık. Eee zaten hani son eee önümüzdeki 5-10 yıla baktığımızda da iş dünyasında hani rekabetin tek bir küresel sistem eee içinde artık olmayacağı çok netleşti. Dolayısıyla giderek daha belirgin hale gelen bloklaşmalar söz konusu. Ve böyle bir yapı içinde şekilleneceğini düşünüyorum. O nedenle de Amerika ve Çin eee merkezli ana ekosistemlerinin etrafında da ortaya çıkan ekonomiler bizler için ve şirketler için de o ekosistemde yer alan hangi sistemin parçası olacağı sorusu giderek daha bence eee stratejik hale eee geliyor. Eee o yüzden eee burada işte tedarik zincirlerine eklemlenmek önemli. İşte ülkede de bazı değişimler oldu biliyorsunuz. Bazı sektörlerde eee ciddi dönüşümler oldu. Yurt dışına taşınan sermayeler oldu falan. E bu tamamen mesela artık eee eee tedarik zinciri yıkıldı yok oldu ülkede. Yani bir daha o sektörün de 5 sene sonunda geri gelmesi bence mümkün olmayacak. Yani eee dolayısıyla eee yurt dışında farklı yerlerde yatırım yapacaklar. Bu birçok sektör için de geçerli olabilir. Bundan sonra eee bu tabloda tabii Türkiye kritik bir yerde durduğunu e düşünüyorum. Çünkü kritik sektörlerde yerelleşme de artıyor. Yani coğrafi çeşitlendirme daha önemli hale geliyor ve regülasyonlar yalnızca bir uyum başlığı olmanın ötesine çıkıyor ve daha fazla aslında rekabeti şekillendiren bir güç unsuruna dönüşüyor. O yüzden hani resmi birazcık da böyle görüp yeni alan yatırımlarını biraz buna göre belki coğrafi çeşitlenme, belki yeni alan yatırımlarını bu şekilde yapmak gerekir diye düşünüyoruz. Bununla ilgili hazırlıklarımız var. İşte dikeylerimiz var bizim zaten savunma ve havacılıkta ağırlıklı hani varız 1987'den beri ve orada işte derinleşmeye çalışıyoruz. Bir tarafta da yapı sektöründe zaten ilk kuruluşumuz 70 yılıncı kutlayacağız sene inşallah. Hani eee bunun içerisinde eee yapmamız gereken dönüşümler var. Eee dolayısıyla, eee, bizim yani bu coğrafyada Avrupa ile entegrasyonu da önemsememiz gerekiyor. Orada da büyük değişimler oluyor. Nasıl evrilecek çok net değil ama işte Made in Europe'un nereye evrileceği Türkiye'yi çok etkiliyor. Bu yönde hükümetimiz de zannediyorum gerekli girişimlerde bulunuyor. Ama eee, burada bizim üretim tecrübemiz, esnek sanayi yapımız aslında önemli bir şey Avrupa için. Eee bunu çok daha iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Burada tabii bazı regülasyonlar veya işte bazı kısıtlar var. Örneğin savunma sanayinde SEFE var. Oraya girilmek şu anda pek mümkün gözükmüyor. Hani ikili ülkelerle olan ilişkiler neticesinde bir şeyler yapılabilecek gibi gözüküyor. Dolayısıyla şartlar çok kolay değil oyunu yeniden kurmak için ama bunlarla ilgili çalışmak gerekiyor. Eee tabii ki eee biz de hani tüm küresel dalgalanmalardan, kırılmalardan etkilenen de bir ekonomiyiz. İçinde yaşadığımız zaten eee işte ekonomiyi yeniden hani yoluna koyma süreci de bir yandan bizi etkiliyor. Dolayısıyla eee ben Türkiye'yi sadece bir eee fırsatı üretim gücünün eee kalması gerektiğini ve en büyük asetimiz olduğunu düşünüyorum. Ama bununla birlikte yalnızca üretim gücü değil, güvenilir ve esnek bir partner olduğumuzu da göstermemiz gerekiyor e sanayiciler olarak. Eee dolayısıyla bir köprü olmak tek başına da yetmiyor. O konumda da birazcık daha trafiği stratejik olarak da yönetmek gerekecek. Hani bununla iyi uyumlanabilirsek hükümet politikalarıyla hani ülkede ve sanayiciler de yatırımcılar olarak da biz de daha farklı bir pozisyon alabiliriz diye eee düşünüyorum. Biz de işte Yüksek Teknoloji ve Savunma ilk eksenimiz orada birtakım çalışmalarımız devam ediyor. Burada hata toleransı çok düşük bir sektör. Dolayısıyla bunun bizim kendimize de çok ciddi avantajı oluyor. Hani bir tercih değil zorunluluk çünkü o konu ve iyi bir disiplin sağladığını düşünüyorum. Eee ve de eee burada hani biraz daha mükemmellik kültürünü içselleştirdiğimizi düşünüyorum. Eee bu bir de yani eee teknolojinin ilk uğrak noktası. Oradan aslında çıkabilecek bazı fırsatları da işte değerlendiriyoruz. Hani o dikeyin içerisinde birtakım açılımlar olabilir diye düşünüyoruz. Onları da oturup şu anda eee çalışıyoruz. Hani bugün otonom araçlarda da yapay zekada da teknolojide de savunmanın ve savunma sektörünün temeli aslında orada atılıyor. İşte internet verilen en eee eee genel örneklerden bir tanesi. Eee dolayısıyla bir açılımımızın önemli bir kapısı olarak görüyoruz. İkincisi de yapı sektörü demiştim. Orada da zaten hani şu anda hem Çin hem Hindistan hem de Avrupa'da hem de şu anda Körfezde yaşanan sıkıntılar nedeniyle de agresif bir eee ekosistem içerisinde yer alıyoruz. Hem fiyatlama baskısı açısından hem de açıkçası eee oradaki değişimlere ayak uydurmak belki daha yararlaşmak açısından birtakım konular önümüzde. Dolayısıyla buna tek başına hacimle cevap vermek mümkün değil zaten. Yani biz artık bir hacim oyuncusu olmayı hiçbir zaman düşünmüyoruz. Bu oyunda sadece daha fazla e üretmek çünkü sizi korumuyor. Zaten onu Çin yeterince yapıyor. Size bir alan bırakmıyor. O nedenle yanıtı daha çok katma değerde, ürün mimarisinde ve kullanım anılı tasarımında ve farklılaşmada bulmak gerekiyor. Bu yüzden biraz onlara şey yapıyoruz ve ileri malzeme teknolojileri konusunda yaptığımız birtakım araştırmalar, pilot projeler var. Bunları da eee bizler için stratejik hani bu alanı biraz öyle genişletme çabasındayız. Eee o yüzden de yalnızca hani bir ürün odaklı bakmıyoruz burada. Dediğim gibi üretimden lojistiğe, satıştan daha eee eee saha uygulamalarına kadar tüm değer zincirini dikkate almak zorundayız. Eee dolayısıyla sadece artık o konuda kendimizi üretici olarak konumlandırmamızın yeterli olmadığını düşünüyoruz. Eee dolayısıyla bu iki ana eksenin eee konusunda şeylerimiz böyle. Biz bir enerji tarafında yoktuk, yokuz da ama sadece oradaki hedefimiz bizim, eee, hani erişim, süreklilik, karbon maliyeti ve regülasyonlara uyum konusunda bizi zorlayan şeyler var. Bunları eee, doğrudan rekabet gücümüzü de etkiliyor. O nedenle bu konuda birtakım açılımlar içerisinde olmak mecburiyetindeyiz zaten. Hani buralara da eee, biraz daha bakıyoruz. Eee, dolayısıyla yönelimimiz aslında özetle net, hani kendi kendine yetebilen bu enerji anlamında bunu dijital sistemlerle ama kültürü de dönüştürerek eee, eee, yöneten düşük eee, işte karbonu, üretimi stratejik avantaj haline getiren ve de işte oluşabilecek herhangi bir teknolojik açılımı, fırsatları görüp özellikle savunma ve havacılık sektöründeki fırsatları da başka alanlara taşımak şeklinde bir vizyonumuz olduğunu söyleyebilirim.
Çok teşekkür ederim Zeynep Hanım. E iki uyarı aldım. Bir tanesi mikrofona yakın konuşmalıymışız. Eee size de iletmiş olayım. Eee bir de ikinci turumuzu çok hızlı geçmemiz gerekiyor. Uzun uzun zaten ilk turda konuştuk değişimlerden. Eee ikinci turda genel olarak bütün holdinglerin gelecek vizyonuna birazcık değinmek istiyorum. Aslında dönüşümden bahsettik ama iş modeli dönüşümünden biraz az bahsettik. Zeynep Hanım birazcık değindi kendi şirketlerindeki durumdan. Hakkı Bey, siz önümüzdeki 10 yıl desem, birazcık çok uzun, belirsiz, hızlı hareket ediyoruz ama bir vizyon oluşturmak da önemli. Hangi sektörlerin ve iş modellerinin, yani enerji bunlardan bir tanesiydi. Bir 10-15 yıldır konuşuyoruz. Aslında o değişmedi. Bazı şeylerde değişmiyor çünkü. Hangi iş modellerinin ve sektörlerin öne çıkacağını düşünüyorsunuz?
>> Ben Türk'üm. 10 yıl plan yapamıyorum. Yapmak da çok mümkün değil. eee enerji siz dediniz, gerçekten enerji bütün panelistlerin de altını çizerek bahsettiği bir konu. Bizim grubun çarpıcı olsun diye söyleyeceğim, bizim grubun aylık doğalgaz gideri 1.1 milyar. Yani biz her ay Botaş'a 1.1 milyar TL eee doğalgaz ödüyoruz. Bu bizim için ana girdi ve Türkiye doğalgaz yoksunu bir ülke. Dolayısıyla enerjiye ulaşmak, tabii elektrik de keza, büyük girdilerden bir tanesi. Gazda bile kendi gazımızı getirebilme ile ilgili eee Enerji Bakanlığıyla görüşüyoruz. Regülasyonlar buna çok müsaade etmiyor ama en azından ihtiyacımızı karşılayabilecek, ucuz gaza erişebilecek fırsatları kolluyoruz ve grup olarak hem gazda hem de elektrikte ciddi yatırımların yapılması bizim için zaruri. Çünkü enerji artık sadece bir girdi değil. Nereden elde ettiğiniz bile soru işareti. Avrupa Birliği'nin seçtiği beş sektör var bu regülasyonlarla alakalı. Bir tanesi demir çelik, bir tanesi gübre. E ikisi de bizim grupta var. Dolayısıyla >> sordukları soru şu: Elektriğini nereden elde ediyorsun? Tabii Türkiye mozaiğine bakarak konuşuyor. Bu bir girdi olmaktan çıktı. Dolayısıyla sadece bizim için değil ama Türkiye'nin zaten gündeminde olan enerji yatırımı eee dikkatle ele alması gerekiyor. Yine sürdürülebilirlik, altını çizdiğimiz bir konu ve regülasyonlar. Bu konuda da bence kafa yorulması gerekiyor. Yani yatırım yaptığımızda hangi sektörün, hangi ürünün, hangi ülkede nasıl regülasyona tabi olduğu gibi bir kavram çıktı. İşte çelik, Amerika %50 vergi uyguluyor, Avrupa kota uyguluyor. Böyle bir birim var bizde ve sürekli değişiyor. Ben eee bu konuda da yine eee dikkatli ve bununla ilgili yap yatırımlarımızın planlanması, ülke olarak planlanması gerektiğini düşünüyorum. Yine ne ürettiğiniz, ne kadar ürettiğiniz o anlamda çok manalı olmuyor. Bir de bunu devam ettirebilmek. İşte 2025, Bakan Bey de söyledi, kurak bir yıl geçti. Özellikle Kocaeli'ndeki tesisler. Bizim de burada tesislerimiz var. Su bizim için büyük bir problem oldu.
>> Hı hı. Hemen yanı başımızdaki Sapanca Gölü'nde 31 metrelere kadar su seviyesi indi ki 31 metre eee aslında bu suyun sanayi tesislerine verilmesini engelleyen bir seviye.
>> Sadece yaşamsal eee tedarik konusuydu ve bizde şunu önceliklendirdi. Evet. Belli ki su bir problem aslında. Bildiğimiz bir problem. Ama hep böyle eee arkaya attığımız, başımız belaya girmeden de öncele koymadığımız bir konu. Ve baktık ki gelecek bu anlamda problemli. Deniz suyundan saf su, prosesin ihtiyacı olan saf suyu elde etme ile alakalı bir 15 milyon dolarlık yatırıma soyunduk. Bu bir mecburiyet aslında. Üretim maliyetini artıran bir yatırım. Hem yatırdığınız para hem de o tesisin işlenmesi için gereken bir elektriktir. Bakım maliyetleri var.
>> Yine >> ama uzun dönemde...
>> Evet. Uzun dönemde kazanacaksınız. Yine çarpıcı olsun diye söylüyorum. Eee 1 milyon metreküp su tüketiyor. Ve bizim gibi onlarca sanayi var. Bu tatlı su kaynaklarından elde ediliyor. Sürdürülebilirlik. Bu anlamda yatırımlarda yine mecburi olması gereken işler. Bir başkası geri dönüşüm. Artık doğa bize hammadde vermekten bıktı, uzandı.
>> Hı hı.
>> İşte elimize atıyoruz, hammadde olarak kullanıyoruz. Hem o hammadde yok hem de artık yeni hammaddeye ulaşmanın maliyeti çok yüksek. Onun için geri dönüşüm Türkiye'nin gündeminde olması gereken bir konu. Yine örnek veriyorum işte Avrupa'daki tes, Avrupa'daki ülkelerde atıkları ayırırlar. İşte camı ayırırlar, plastiği ayırırlar, genel çöplere ayırırlar. Ben de kendimce evde böyle bir ayrım yaptım. Şirketlerde de var işte o renkli süslü kutular ama sonradan öğrendim. Çöp kamyonları bunların hepsini aynı kovanın içinde topluyormuş. Dolayısıyla bizim yapmış olmamızın >> bir kıymeti yok. Mobilya sektörüne hammadde veriyoruz. İşte orman atıklarını kullanıyoruz. İtalya ise mobilya atıklarından tekrar mobilya üretiyor. Dünyanın en kalitesiz mobilyasını en katma değerli satıyor. Biz ise en kaliteli mobilyayı en katma değersiz satıyoruz. Dolayısıyla geri dönüşümün altını ben bu anlamda örnek vererek çizmek istiyorum. Eee Zeynep Hanım da bahsetti. Savunma sanayi herhalde şu yeni liderlerin bize açtığı yeni bir yatırım alanı iyi bir şey değil. Onu anlıyoruz. Günün sonunda bir silah veya insana zarar verecek bir mühimmat üretiliyor. Fakat İran örneğinde gördüğümüz gibi, Türkiye'nin de kendi kendine yetmesi gerekiyor. Bu anlamda etrafımız işte yangın yeri. Sürdürülebilir tarım ve gıda teknolojileri. Yine son günlerde popüler oldu bu gübre. Biz Türkiye'nin 51 yıldır tek üreticisiyiz. Sadece yeni tesis, yeni meslektaşımız bu sene üretime başladı. Gübre Türkiye'nin kendi kendine yetmediği ürünlerden bir tanesi. Kritik bir ürün. Bunun türevi tabii kullanıldığı alan gıda. Gıda ise aynı su gibi yaşamsal bir girdi. Türkiye'nin gıda üretimine, gıdanın devamlılığına, bu anlamdaki teknolojiye de yatırım yapması gerekiyor. Biraz kısaltıyorum. Dijital yapay zekayı anlatmıyorum ama bir başlık olarak yine kaçınılmaması gereken bir konu. Artık öyle bir hale geldi ki bir işletmenin hammaddesinden üretim prosesinde planlamasına, üretim prosesine tedariğine kadar o bütün süreci stok yönetimiyle düşünen, size bu anlamda hayatınızı kolaylaştıran teknolojiler var. Bunu mühendisle yapabilirsiniz mutlaka ama hem mühendis sayısı çok olacaktır hem zaman uzun olacaktır. Hata yapma oranı da yine fazla olacaktır. Bu da benim gelecekte işletmelerin kendilerini uyarlayacağı bir meslek, bir yatırım diye görüyorum.
>> Çok teşekkür ederim. Eee hızla devam ediyorum. Süremizi açtık biraz çünkü. Haluk Bey, sizin gelecek vizyonunuz nedir? Holding olarak yeni iş modelleri, yeni sektörler neler olacak sizin için ön plana çıkacak?
Şeyma Hanım, yeni rekabet düzeninde yalnızca mevcut işleri büyütmek değil, onları konumlamak, konumlanmak, doğru konumlanmak meselesi de Kibar Topluluğu için temel bir stratejik gündem aslında. Bu nedenle topluluk vizyonu "Dönüşümle güçlen, değerle büyü" çerçevesinde beş tane birbirini besleyen eksen üzerinde kurulmuş durumda. Her alanda büyümek yerine biz stratejik uyum taşıyan iş alanlarına odaklanmak temel tercihlerimizden biri. Portföyü verimli veriyle şekillendirmek, stratejik BT alanlarını net tanımlamak ve bu alanlarda küresel ölçeğe taşıyabilmek, taşıyabilecek iş modellerine yatırım yapmak öncelikli gündemimiz bugünlerde. Bu yaklaşım aynı zamanda büyümenin tesadüfi değil, hesaplanabilir bir sürece dönüştürülmesi gerektiği anlayışını da yansıtıyor. Yani daha yüksek katma değer yaratan, enerji verimli, düşük karbonlu üretim modellerine odaklanıyoruz bugünlerde. Bu yaklaşımın hem küresel regülasyonlara hem de uzun vadeli rekabet gücü açısından kritik olduğuna inanıyoruz. Bu
Çerçevede en önemli odak alanlarımızdan biri sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm. Kibar topluluğu olarak 2030 sürdürülebilirlik stratejimizi ve 2050 net 0 emisyon hedefimizi ortaya koyduk ve o çizdiğimiz program doğrultusunda da ilerlemeye devam ediyoruz. ESG alanındaki konumlanma yalnızca raporlama disiplini olarak değil çevresel ve yönetişimsel riskleri fırsata dönüştürme kapasitesi olarak da ele alıyoruz. Karbon ayak izi, SIBEM uyumu, tedarik zinciri, sürdürülebilirliği ve sürdürülebilir ürün geliştirme bu çerçevenin som odak noktaları.
Sözlerimi çok fazla uzatmayayım. Bugün toplumumuzun genelinde 40'ın üzerinde yapay zeka projesi yürütüyoruz. Ona çok değinildi. Bu projeler sayesinde üretim süreçlerimizi optimize ediyoruz. Maliyetleri düşürüyor ve karar alma hızımızı artırıyoruz. Ancak burada kritik nokta konuşmanın başlarında da değinildiği gibi teknolojiyi doğru kullanırken insan odağını ve kurumsal değerleri koruyabilmek. İnsan konusunda çok dikkatliyiz. Amerika, Avrupa ve Ortadoğu'da faaliyet gösteren tesislerimizle küresel tedarik zincirlerinde güçlü bir konumdayız diye sözlerimi fazla uzatmadan burada durayım. Şey >> çok teşekkür ediyorum.
Eee, Özgür Bey sizde yeni bir vizyon oluşturduk dediniz. Bu vizyon çerçevesinde yeni iş modelleri, yeni sektörler sizde neler olacak? Borusan Holding'de ne göreceğiz?
>> Ben de hızlıca toparlayayım. Eee, biraz vakitten kazanalım. Eee, öncü kelimesinin üzerinde çok duruyoruz. Çünkü o önce insan aslında yapay zeka insan için, teknoloji insan için insanın olmadığı bir ortamda gelecek yok aslında. Bütün paydaşlar açısından, müşteri açısından, organizasyon açısından, tedarik zinciri açısından. Dolayısıyla geliştirdiğimiz her şeyi insan ve doğru bir kültürle, doğru bir duruşla, itibar yönetimiyle yönetmek istiyoruz biz bunu. Öncü olmanın içinde eee kurumsal girişim sermayesi kurduk eee Amerika'da. Eee, bu bizim için aslında yeni bir ARGE bakış açısı. Çünkü ekosistem yönetimi çok önemli. Artık kendi kendinize öğrenemiyorsunuz. Bir ekosistemi yönetmeniz lazım. Ekosistemden öğrendiğimiz şeyler bizim birkaç alana hizmet ediyor. Bir tanesi yeni iş fırsatlarını, yeni coğrafyalarda ne olduğunu belirlememizi sağlıyor. Bir tanesi mevcut işlerimizi geliştirmek, verimli hale getirmek için işe yarıyor. Eee bunun için de enerji verimliliği, operasyonel verimlilikler alanında eee çalışan şirketler var. Yeni startup'lar var. Onlarla işbirlikleri yapıyoruz. Eee, bir yapmak istediğimiz konu da ise burayı stratejik bakmak. Stratejik bakmak derken hangi alanlar geleceğin işi? Onu belirlememiz çok önemli. Eee, oyun alanımız belirli aslında. Enerji ve mobilite. Bununla ilgili adımları attık. Eee, enerji işimizde bir elektrikli şarj işimize girdik. 5 dediğimiz bir firmamız var. Eee, biliyorsunuz biz Türkiye'nin önünde gelen rüzgar santrallerine, kurulu gücüne sahibiz. Onu yanında bu işimizi kurduk. Otomotiv işimizin yanında Borusan Next markamız gelişiyor. Çok hızlı büyüyor. Orada Borusan'ın güveniyle o pazarı bugüne kadar elde ettiğimiz kazanımlarla işimizi büyütmeye çalışıyoruz. Tabii ki de demin bahsettiğim üzere doğru coğrafyada yeni dinamiklere göre de pozisyon almak bizim geleceğimizi şekillendiren bir şey. Her şeyi de insanın çerçevesinde kuruyoruz. Bunu sadece kurumumuz içinde çalışma arkadaşlarımız değil, müşterimiz de değişiyor. Müşterimizde de kuşaklar değişiyor. Tedarikte de değişiyor. Hepsinin iş yönetim şeklini beraberce kurgulamamız gerekiyor. Bizim yolculuğumuzda tekrar ediyorum belki akılda kalır. Önce insan, öncü ve güvenilir Borusan çerçevesinde ilerliyor.
>> Çok teşekkürler. Eee Nuri Bey size döneyim. Size de aynı soru aslında. Eee, Alk Holding'in geleceğini eee, şekillendirecek stratejik kararlar, ajandanızda neler var? Neler yapmayı planlıyorsunuz? Bir 5 10 yıl deyince aslında 5 10 yıl çok zor konuştuk eee bu hızlı dünyada ama hani eee gelecekte en azından taşları yerine koyduğunuzda o taşların altında neler olacak?
>> Aslında ben de çok uzatmayacağım çünkü birinci soruda zaten >> Evet. Sağ olun. Gelecek gördüğümüz sektörleri ve içine girdiğimiz sektörleri de söylemiştim size. Eee, sadece iş yapma usulleriyle ilgili eee, birkaç şey eklemek isterim. Eee, birincisi Türkiye'de çok ciddi bir atıl iş gücü var. Bu da kadın istihdamı aslında. Eee, modern saracılığa girmemizin bir nedeni de bizim bundan 5 yıl önce almış olduğumuz e kadın istihdamını destekleme eee, yönündeki eee, hedeflerden biriydi. O çerçevede eee, modern seracılığa girdik. Eee ve şu anda tarım sektöründe eee ki çalışanlarımızın yaklaşık %80'i kadın çalışanlardan oluşuyor. Gerek beyaz yaka gerek mavi yaka olarak. İkincisi biraz önce de belirtildi eğitim. eee Alarko Tarım Akademisi diye bir dijital platform kurduk ve orada gerek ziraat mühendislerine gerek işçilerimize hem sosyal gelişim, kişisel gelişim hem de teknik eğitimler vermeye başladık. Eee bu eğitimler karşılıksız eğitimler. Yani eee o dijital platformdan herkes yararlanabiliyor aslında. Sadece bizim çalışanlarımız değil. Eee, bir başka şey finansman modelleri. Şu anda tabii Türkiye'de hepimizin en büyük problemi, eee, finansman maliyetleri. O nedenle de finansman, eee, yükünü aşağıya çekebilmek için bazı modeller geliştirdik. Elimizdeki, eee, nakit fazlasını daha farklı şekillerde değerlendirebilir miyiz diye baktık. eee bizim gibi geleneksel şirketler her zaman eee çoğunluk hissedar olmak ister veya hissenin tamamına sahip olmak ister. Biraz daha farklı bir şey yapalım dedik ve eee gerek private equity gerek public equity başarılı gördüğümüz sürdürülebilirlik tarafında tarafına çok önem veren şirketlere eee yatırım yapmaya başladık. Yıllık yaklaşık 50 milyon dolar seviyesinde bir bütçe ayırıyoruz. Eee ve eee nakit fazlamızı buralarda değerlendiriyoruz. Eee ayrıca eee yeni girişimciler için bir fonumuz var. Oradan da eee venture capital yatırımları yapıyoruz. Eee, bu şekilde asıl itibariyle biraz önce de söylediğim gibi holding şirketlerin eee, uluslararası bir portföy şirketi olabilme ve, eee, çeşitlendirme yönüne doğru yürümesini sağlıyoruz. Çok teşekkür ediyorum ben.
>> Ben çok teşekkür ediyorum. Zeynep Hanım, eee, sizin, eee, Kale Grubu olarak gelecek vizyonunuzu neler şekillendiriyor? Rekabet uyarınca kısaca alabilirsem çok sevinirim.
Vallahi ben tabii biraz fazla konuştum galiba demin çoğunu şey yaptım aslında söylediğim gibi. Eee açıkçası tabii biz de 2000 hani bundan sonraki vizyonumuza baktığımız zaman işte yeni yol haritasını hızımızı konuşuyoruz. Eee eee yani bizim için değişim tabii ki hani sadece değişmek değil. Eee, dolayısıyla hani köklerimizdeki değerleri koruyarak da geleceği yeniden tasarlamak istiyoruz. Güçlü kaslarımızın üzerine gitmeyi istiyoruz. Zaten bakacak olursanız Kale Grubu öyle her alanda da yer alan bir kurum değil. Yani biz daha odaklı gitmeyi eee seven eee bir grubuz. Dolayısıyla sonuçta bir biz İbrahim Bey'den de gelen bir üretim aşkı var bizde. Onu bir şekilde küresel bir oyuncu olmanın gerektirdiği dinamizmle tekrar harmanlamaya çalışıyoruz. eee ve tabii ki bir hani bir hedefimiz var. Bir portföy değerine ulaşma hedefimiz var. Bunun için de daha çok rakamsal bir büyüme değil de işte daha çok dayanıklılık ve denge üzerine kurulu bir büyümeyi hedefledik. Eee ve o yüzden de hani bu mevcut sektörlerdeki dengemizi korurken orada farklı açılımlarla farklı bir oyuncuya dönüşmek hedefiyle tabii coğrafi yayılımımızı da arttırarak hani küresel risklere daha korunaklı karşı korunaklı olmak gibi bir şey var. Fırsatlara karşı bir altyapı inşa etme gayreti içerisindeyiz. eee gerektiği zamanda da artık hani şartlar çok değişiyor dediğim gibi. İşte üç ana konu belirliyor ve üç değişim aynı anda, üç alanda değişim aynı anda oluyor. Dolayısıyla bu bir reset demiştim. Buna da atıfta bulunarak aslında gerektiği zamanda belki gerekli sektörlerden de çıkışlar yapmak da mümkün olabilir. Eee dolayısıyla hani ülkemizin de gittiği hedef hit programını falan düşündüğünüz zaman zaten daha katma değerli alanlara doğru da gidiliyor. Mevcut konvansiyonel sektörlerde de ben katma değerin yaratılacağına inanıyorum. Az önce bahsettiler. Alarko tarım yatırımlarını ben yakından takip ediyorum mesela. Orada da hani teknolojiyle ve şeyle o katma değeri sağlamak mümkün aslında. Eee dolayısıyla yani bunu böyle hani uçan kaçan sektörler gibi de bakmamak lazım. Yani her sektörde mutlaka bu dönüşüm mümkün. Biz bunu da biraz STK'lar olarak da iş dünyası olarak da anlatmaya çalışıyoruz karar vericilere ve politika yapıcılara. Çünkü her alanda mutlaka yeniden okuduğunuz zaman resmi ciddi bir katma değer yaratma fırsatı da doğuyor. E yani sektörler çöpe atılan sektörler olmamalı bence diye düşünüyorum. O yüzden eee geleceği inşa ederken de tabii ki işte herkes gibi hani bir inovasyonu önceliklemek gerekiyor artık. Hani hızlı değişiyor her şey. Bu noktada da yaptığımız ufak yatırımlar var. Eee, dolayısıyla hem Türkiye'de hem yurt dışında bunları da dikkate alıyoruz ve işte buradaki hayata geçirme kararımızı işte zaten geçen toplantılarımızda da şey yaptık. pekiştirdik. Dolayısıyla sadece kendi içimizdeki ARGE değil, inovasyonla değil, ekosistemdeki girişimlerle de buluşmayı arzu ediyoruz ve o anlamda da büyüyeceğiz. Dolayısıyla eee, eee, bu sene ve önümüzdeki işte 3 sene tabii bunlar artık çok kısa vadeli de düşünmek zorunda kalıyoruz bu şeylerde ama hani onaylanan konular genelde teknolojiye odaklı ve geleceği şekillendiren işler olmasında da arzuluyuz. Eee, zaten söylemiştim savunma ve havacılık sektörlerinde hani sadece biz trendi takip etmiyoruz. Onları biraz da öngörmek zorundayız. 87 yılından beri de bu işin içerisindeyiz. Yani burada süpersonik füzelerden antidron sistemlerine kadar yüksek teknoloji gereken alanlarda yetkinliklerimizi gözden geçiriyoruz. O işte bazen önemli fırsatlar çıkarsa onları da değerlendiriyoruz. Bünyemize katıyoruz. Yeni bir şirketi zaten bünyemize kattık. Ankara'da bir şirketi satın aldık. Dolayısıyla Kale Andar kuruldu. Dolayısıyla hani burada daha küresel pazarlarda da bir oyuncu olmanın yolunu açmaya çalışıyoruz. Tabii bütün bunları yapabilmek için hani kurumsal dönüşüm ve dönüşümle de ilgili şeyler var. Eğitim zaten bahsedildi. Ben insan kaynağının ve kültür dönüşümünü bahsetmiştim. Bunlar zaten bunun bir parçası.
>> Dolayısıyla eee grup olarak hani büyüme şirketlerimizi merkeze yetkinliklerimizle de destek veren ve dönüşüm ihtiyacı olan şirketlerimizle de daha aktif bir turnaround şeyini de başlatmak üzere işte bir yol haritamız var. hani bunu izlemek istiyoruz ve eee her hani şirketimiz yeniden tabii hem portföy rolü hem işte gruba katkısı hem rekabet gücü açısından değerlendiriliyor ve bu çerçevede de eee eee yani rasyonel karar almaya gayret ediyoruz. Eee, tabii burada, eee, şartlar da biraz her şeyi belirliyor. Bazen evdeki hesap çarşıya uymuyor ama, eee, en azından o tür planlarımız var ve bunları da, eee, hayata geçirme arzusundayız.
>> Çok teşekkür ediyorum değerli katılımcılara ve bizi dinleyen değerli konuklara. Bir sonraki panelimize geçmek üzere ayrılıyoruz. Bir toplu fotoğraf çekimimiz var sanıyorum. Efendim liderlerin gelecek vizyonu panelinde konuşmacılarımız Yıldızlar Yatırım Holding Yönetim Kurulu üyesi Hakkı Yıldız, Kibar Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve CEO'su Haluk Kayabaşı, Borusan Grup CEO'su Günaydın, Alarko Şirketler Topluluğu Yönetim Kurulu üyesi ve CEO'su Ümit Nuri Yıldız, Kale Grubu Başkanı ve CEO'su Zeynep Bodur Oky'ya teşekkür ediyoruz ve değerli moderatörümüze de teşekkür ediyoruz. Efendim çok teşekkür ediyoruz. Alkışlarla sizi yerinize uğurluyoruz. Ve bir başka panelimize geçiyoruz. Sahibinden.com sponsorluğunda gerçekleşecek 4. panelimiz ama öncesinde sahibinden.com'un kısa bir filmini izleyelim. Efendim yapay zeka iş yaşamını ve sektörleri nasıl değiştirecek? Sıradaki panelimizin konusu adı bu. eee finans, savunma sanayi, teknoloji ve dijital platform ekonomisi gibi farklı alandan liderler yapay zekanın iş dünyasında yarattığı dönüşümü kendi sektöründen örneklerle anlatacaklar. Panelde yapay zekanın şirket stratejilerine entegrasyonu, somut değer yaratma yolları ve önümüzdeki dönemde iş dünyasını bekleyen rekabet ortamı tartışılacak. Öncelikle oturumun moderatörünü sahneye davet ediyorum. Aydem Enerji CEO'su Sayın Serdar Marangoz. Hoş geldiniz. Serdar Bey, sizden moderatör olarak iki şey rica edeceğim ki verilen bir saatlik süreye lütfen sadık kalalım. Bir de mikrofondan uzaklaşan katılımcımız olursa onu da biraz yaklaştıralım. Buyurunuz. ve konuşmacılarımızı takdim etmek istiyorum. Sahibinden.com CEO'su Sayın Burak Ertaş. Hoş geldiniz. IBM Türkiye Genel Müdürü Işıl Kılınç Gürtuna. Hoş geldiniz. Buyurun. Ve QNB Türkiye CEO'su Sayın Ömür Tam. Hoş geldiniz. Evet. Eee, panelimizi dinlemek için ilgi gösteren, eee, saygıdeğer dinleyiciler, değerli panelistlerimiz. tekrar hoş geldiniz diyorum. Eee, normalde burada dört panelistimiz olacaktı. Eee, Mehmet Bey katılamadı maalesef. Eee, o yüzden, eee, belki biraz daha fazla süremiz olabilir bir taraftan. Eee, mikrofonla ilgili uyarıyı az önce arkadaşımız yapmıştı ama ben de tekrar etmek isterim. Çünkü dinleyici olduğunda gerçekten eee, sesimiz az gidiyor. Biraz uzakta kalıyor mikrofonlar. O konuda, eee, hassasiyetinizi rica edeceğim. ikişer tane soru sormak istiyorum sizlere bugün. Arka arkaya değil, bir tur bitirdikten sonra ikinci sorulara geçmeyi e diliyorum. Bugün aslında oldukça popüler bir konuda sohbet edeceğiz. Eee laboratuvarlardan, bilimsel makalelerden son dönemde hayatımıza girmiş, ceplerimize kadar girmiş eee bir başlık yapay zeka. Farklı sektörlerde bu yapay zekanın etkilerini geleceğini eee konuşacağız. Eee ben aslında önce Işıl Hanım sizden başlamak istiyorum. Eee çünkü yapay zeka, sektörler yapay zekayı konuşurken aslında bu konuşulan sistemlerin tamamı bir omurganın üstünde çalışıyor. Belli platformların üzerinde çalışıyor ve siz de bu işin omurgasında, merkezinde, zeminde yer alan bir sektörde eee iş yapıyorsunuz. Dolayısıyla ilk olarak ben Türkiye'nin görünümünü de merak ediyorum sizin gözünüzle. Bugün sabah Sayın Şimşek bir eee şey paylaştı, bir grafik paylaştı. Eee neydi? Yapay zeka hazırlık endeksi diye. Türkiye'nin aslında gelişmiş ülkelerden bu anlamda biraz geride durduğunu söyledi. O perspektiften de bakınca Türkiye'de sektörleri nasıl görüyorsunuz? Yapay zekayı ne kadar etkin kullanıyoruz? Bu iş dünyada nereye gidiyor? Türkiye'de ne durumda? Sizden dinlemek isteriz.
>> Çok teşekkür ederim. Eee, dediğiniz gibi şu an çok popüler bir konu ve ben bunu sadece bir teknoloji olarak değerlendirmiyorum. Çünkü etki alanı o kadar geniş ki daha çok böyle hep hocalarımızla konuştuğum zaman bunun sosyolojik etkileri, eğitimden yeteneğe, insan kaynağına bir önceki panelde de söylediler. Bu öncelikle bir teknoloji değişimi değil aslında. Yeni bir altyapıyla, yeni bir normalle birlikte dönüşebilme yeteneği ve çağı. Bütün CEO'lar bunu kabul ediyor. Dünyada herkes bunu konuşuyor. Ama önemli olan ne kadar hızlı bir şekilde teknoloji yatırım yaptığımız değil. Aslında bundan ne kadar fayda sağladığımız ve bunu ne kadar değere dönüştürebileceğimiz eee konusunda. Ben bunu basitleştirmek için şöyle söylüyorum. Hani çok yıldızlı bir değnek gibi anlatıyoruz ama aslında çok basite indirgersek hep şöyle diyorum ya 30 yıldır bir apartmanda oturuyorsunuz iki tane çocuğunuzla bir tane de yaşlı anneniz var. Onun migreni var. Çocuklar LGS'ye hazırlanıyor ve evde tadilat yapmaya çalışıyorsunuz. Hani bu çok büyük bir planlama projesi ve yapay zekayı kutsadığımız kadar insan zekasını da insanların planlama yeteneğini de kutsamamız gereken bir dönem. Yani bence en büyük şey burada başlıyor. Yapay zekada. Dünyada ben önce şöyle görüyorum. Eee bir taraftan bu fear of missing out var. Herkes bir şey yapmaya çalışıyor. Bir taraftan da ROI'ciler var. Return on investment diyor. Ben burada dengeye inanıyorum. Yani ikisi de doğru ama ikisini de abartmamak gerekiyor. Bir yandan teknolojiyi izlemek gerekirken bir taraftan da etki yaratacak eee teknolojilere yatırım yapmak. Ama bunu da bir teknoloji değil kurumun en üst seviyede yöneticileriyle belki ele alınması gereken bir dönüşüm projesi olarak kurumsal dünya için söylüyorum. Şimdi dünyadaki örneklere baktığımız zaman ya bu hani içerik üretme gibi alanları geçiyorum. Orada gerçekten çok ilerledi. Ama bir kurumsal işe baktığımızda ilk önce kurumlar böyle kendi eee asistanlarını oluşturdular. Yani kendi regülasyonları, kendi iç iletişimleri için soru bilgiyi yaymak için. Bu çok basit bir şeydi. İkinci aşamada verimlilik, operasyonel verimlilik ve otomasyon tarafında eee projeler olmaya başladı ki yapay zeka bunları çok rahat yapıyor. Ben kendi firmamın yaptığı örnekten eee size bir örnek vermek istiyorum. IBM 2023 yılında bütün back office operasyonlarının %60'ını yapay zeka ajanlarına devredeceğim dedi. İnsan kaynakları, satın alma, hukuk ve IT yönetimi ile başladı ve 4,5 milyar dolar tasarruf ettiğini açıkladı. 3,9 milyon da saat ve buradan çıkan verimliliğin hepsini IBM Research'e yani yeni teknolojiler, yeni inovasyonlar yapmak için kullanacağını söyledi. Bu çok rahat yapılabilir bir şey artık. teknolojiyle burada önemli olan bizim süreçlerimiz ne kadar standart, ne kadar tanımlı, içerideki uygulamalarımız ne kadar bağımlılık yaratıyor gibi aslında daha üst seviyede nelerden vazgeçeceğim, nelere odaklanacağım, bunu nasıl yürüteceğime karar verebilmek. Operasyonel verimlilikten sonra kod yazma. Bunu da çok güzel yapıyor ve kod yazma birlikte hem hız kazanıyor hem hata oranını azaltıyor. Sistemlerin izlenebilirliği alanında da yapay zeka çok yetenekli ki bütün sistemlerimizin availability, hatası anlamında. Peki bundan sonra bunlar genelde daha çok otomasyona ve eee yani tekrar eden işlerin otomatize edilmesine yönelik. Buradan sonraki aşama karar destek sistemlerine artık girebilmesi. Ama karar destek sistemlerine girdiği zaman en önemli konu bunun hesap verilebilirliği. İşte BDDK yeni bir eee aslında düzenlemeyle artık yapay zekanın hesap verilebilirliği, denetlenebilirliği, şeffaflığı. Çünkü gerçekten bir karar destek sistemine girdiğinizde bu modelin ne kadar geriye dönük hesap bu. Şu an mesela bu alanda daha eee şeydeyiz. daha deneysel aşamalardayız. Eee, bir ikincisi de tabii bunları yaparken bir önceki panelde de söylediler. Dünyadaki jeopolitik dengeler bu "sovereignty" kavramını gündeme getiriyor. Yani benim her yarattığım teknolojide bağımlılık yaratmamak ve bunun sürekli olabilmesi hani ülkelerin dijital egemenliği açısından da önemli bir konu. Eee, genel olarak bu alanlarda ciddi kurumsal dünyada eee, ciddi adımlar görüyoruz. Türkiye'yi nasıl görüyorum derseniz, eee, ben kendim de çok uzun süreler Orta Avrupa'da danışmanlık yaptım. Ben Türkiye'nin teknoloji yeteneğine her zaman çok hayranlık duyan, çok güvenen taraftayım. Çünkü çok esneğiz, çok dinamiğiz, çok dayanıklıyız eee şeylerimiz gereğinde. Bu anlamda Türkiye hızlı hareket ediyor. Fakat teknolojiye o kadar çok ulaşıyoruz ki bir taraftan bu avantajken bazen de kaos yaratabiliyor. Bunlardan fayda sağlamak için bir o dönüşümün kurumla birlikte dönüşmesi lazım. İnsanla birlikte dönüşmesi lazım ve çok iyi planlanması gerektiğini düşünüyorum. Yani ben teknoloji yolunu bulur. Yani teknolojinin geleceği, teknolojinin nereye gideceği ile ilgili ben endişe duymuyorum. Bu dönemde o teknolojiden fayda sağlamak için organizasyonlarımızı ve yeteneğimizi nasıl dönüştüreceğimiz konusunun da yapay zeka kadar önemle ve heyecanla konuşulması gerektiğini düşünüyorum ki bu konuyu çok az konuştuğumuzu düşünüyorum.
>> Evet, çok teşekkürler. Çok kıymetli noktalara değindiniz. Şimdi ilk soruyu size sordum ki sektörler bu konuda ne düşünüyor? Genel perspektifi özetlediniz. Bankacılıkla başlamak istiyorum aslında Ömür Bey. Eee, bankacılık belki de hepimizin hani az önce dedim ya ceplerimize girdi. Ceplerimize ilk giren teknolojik gelişmelerin ilkiydi. Yani gelişmiş bir şekilde giren. İşte bu asistanları eee diğer yapay zekanın ilk denemelerini oralarda çokça tecrübe ettik. eee QNB olarak siz bugün geriye baktığınızda son dönemde özellikle hangi alanlara entegre ettiniz bu işleri? Orada ne tür eee kazanımlar elde ettiniz? Bir de şunu sormak istiyorum aslında birazdan eee diğer sektörler içinde. Personel sayısıyla yapay zeka arasında bir ilişki kuruyor musunuz?
>> Evet teşekkürler. Öncelikle herkese merhaba diyelim. Mikrofon düzeninden dolayı böyle yanmamız gerekiyor. Kusura bakmasın salondaki seyircilerimiz. Bir de bir önceki panelin uzaması bizim müşterilerimizi kaçırdı biraz. Burada sayıda böyle azalmalar var ama eee şimdi toparlarız diye düşünüyorum. Eee şimdi eee bize gelmeden yani Q bankacılık sektörüne QNB'e gelmeden belki yine birazcık daha büyük resimden bakmak lazım. Işıl da bahsetti. Eee ama yani burada neden bahsediyoruz? Bu şu anda bir teknolojik dönüşüm mü? Bence bu teknolojik bir dönüşüm değil. Bu çok daha fazla bir ekonomik bir dönüşüm, kültürel bir dönüşüm. Tamamen aslında belki de bir jeopolitik bir dönüşüm. Yani bugünkü İran Amerika Savaşı'nda bile bununla ilgili birçok şey olduğunu düşünüyoruz ve görüyoruz. Şimdi burada dünya değişti. Birçok konuda değişti. Politikada da jeopolitikte de değişti. Ama bugün artık birkaç sene önce bize çok norm şey wow dedirten işte bankacılıktaki işte OCR teknolojileri, datayı almamız, kimlik doğrulamamız, uzaktan birçok şey falan bugün zaten tamamen hijyen şartları haline gelmiş durumda. Yani bunlara artık hiç kimse dönüp bakmıyor. Bu olmazsa zaten bu nasıl bir yapı diye konuşuyoruz. Bambaşka bir yapı var. Veya chatbotlar yine birkaç sene önce hayatımızda çok etkili olan chatbotlar. Yine var tabii ki chatbot ama chatbot tarafındaki yani o yazışmalardaki reaktif taraf anlamını kaybetti. Proaktif tarafa doğru geçti. Bizde de var bunun uygulamaları. Zaman kalırsa bahsederim biraz. Bizim Q var. Dijital zeka dediğimiz. eee yani hayatımız o anlamda çok değişiyor. Eee bu dönüşümün ne kadar kalıcı olacağı, ne olacağı konusunda eee bence orada da çok tartışmalar dönüyor dünyada aslında. Eee orada Microsoft'un CEO'su Satya Nadella o daha böyle orta yolda duran birisi. Çok daha radikal gitmiyor aslında. Eee ve aslında ama o da diyor ki demişti ki ben beğeniyorum o metaforu aslında sanayi devrimiyle aynı sanayi devriminden sonraki en büyük dönüşüm veya daha büyük bir dönüşüm buhar makinesinin gelmesi gibi bir şey diyor aslında ya. Buhar makinesi geldiği zaman o dönemde sanayi devriminde artık hiçbir şey bir daha geriye dönüşü olmadı. Yepyeni işler çıktı. Yepyeni yapılar oldu. Belki bir soruya da oradan geliriz. Eee, dolayısıyla ben bu dönüşümün artık hiçbir zaman geri dönüşü olmadığını ve hayatımızda üzerine koyarak gideceğimiz bir yolculuk olduğunu düşünüyorum. Eee, hani genelde büyük resimde böyle bakıyorum. Peki biz bu yapay zeka dünyasında, eee, bankacılığa gelirsek oradan aslında nasıl bir değer var? Ne yapıyoruz biz burada? Süreçlerimizi mi optimizasyon için kullanıyoruz yapay zekayı? Yoksa yapay zeka bizim yerimize karar mı veriyor? Bence tepedeki iki nokta bunlar. Karar mekanizmasında nerede? Süreç otomasyonunda, süreç hızlandırmasında nerede? Eee, orada da belki onu böyle bir üçe ayırmak lazım. Bir operasyonel verimlilik tarafı. Operasyonel işte tekrarlayan işleri yaptırıyoruz, hızlandırıyoruz, maliyetleri düşürüyoruz. Tabii ki bir o tarafı var. Bir karar kalitesi var. Yani bizim kararlarımızda nerede yol alıyor? Kredi kararlarımızda nerede? Kredi süreçlerimizde nerede? Kararlarımızın doğruluğunu ne kadar arttırıyor ve eee ne kadar isabetli karar veriyoruz? Bu tarafta önemli. Üçüncü de aslında müşteri ilişkisi tarafı. Müşteriyle olan ilişkimizde interactionımızda nerede? Müşteriyle iletişimimizde nasıl bir destek veriyor bize ve yani doğru kanalda, doğru müşteriye hangi doğrulukta teklifleri sunabiliyoruz? Bunu ben yani en azından bankacılık perspektifinde bu üç ana noktanın önemli olduğunu söylüyorum. Ve bu tabii bu söylediğim şeyler harika şeyler falan da bunlar için eee çok büyük yatırımlar ve çok başka bir dünya düzeni gerekiyor. Aslında geçen Harvard Business Review'un bir case'ini okuyordum. JP Morgan 2024 yılına kadar sadece eee yapay zeka için 17 milyar dolar yatırım yapmış. Sadece 2024 yılına kadar büyük ihtimalle 2024'ten bugüne de daha eksponansiyel gitmiştir. Eski case, eski bir tarihli bir casei veya dünyanın her yerinde işte IBM bambaşka yatırımlar yapıyor. İşte ChatGPT'si, cloud'u, Copilot'ı, Gemini'ı yani trilyon dolarlık şeyler yapılıyor. Şimdi burada ben bankacılık tarafında da öyle bakıyorum. Bu işe Amerika'yı yeniden bir keşfedelim biz ne kadar ne yatırımları yapalım? Yoksa bu keşiflere çok iyi adapte olalım, çok iyi uyumlanalım ve bu keşifleri kullanabilen insanlarla başka dünyalara mı geçelim? Ben ikinci taraftayım ve doğrusunun da bu olduğunu düşünüyorum sonuçta. Eee, yani yepyeni şeyler yaratmaya gerek yok. Bizde eee, AI işte agent'larla birçok çalışma var. Biz de yatırım yapıyoruz tabii ki. Ya şu an bugüne kadar herhalde 200 GPU'luk yatırımımız var kendi içimizde. Bizim QNB Vice diye bir şirketimiz var. Burada hem eee bu algoritmalar yazılıyor iler bu modeller içinde birçok çalışmamız var. Hayatımızda da şu anda kullanıyoruz bunları. Birkaç örnek vereyim hani ne yapıyoruz diye. Use case'lerden ya ne bileyim fraud tarafında yani dolandırıcılık tarafında şu anda anormal davranışları milisaniyeler içinde tespit eden modellerle yüzlerce bin fraud olmadan yakalanıyor şu anda. Aktif devam ediyor sistemde. Veya işte satış tarafında eee satış koçlarımız var. eee çağrı merkezindeki agentlarımıza koçluk yapıyor. Eee onlara anlık geri bildirimler veriyor AI teknolojisi sayesinde veya çağrı merkezinde yüzlerce bin telefon kaydı dinleniyor. Bütün çağrı merkezinin telefon kayıtları eee önden izinleri olduğu için dinlenip agent'ın performansını ve buradaki geri bildirimleri ve buradaki müşteri iterasyonlarını hızlandıran modeller var. Bunlar şu anda yaptığımız işler. Zaten bir müşteri deneyimi tarafı daha hala tam aktive olmadı bence bankacılık sisteminde. Çünkü orada hem regülatif taraf var. Regülasyonlarda da bazı iyileştirmeler, gelişmeler var ki BDDK bu konuda çalışıyor. Önemli işler var. Bir de tabii tam %100 doğruluk önemli. Yani bankacılıkta müşteriyle iletişim kurduğunuz noktada. Dolayısıyla eee, bütün bu yapıların hepsi yani bir daha yüzlerce örnek verebilirim. Neler yaptığımızla ilgili. Ama bence burada tartışmamız gereken bütün şirketlerin de eee düşünmesi gereken şey biz yeni nesil organizasyon yapılarımızda AI'ı nereye koyacağız? Ne yapıyoruz? Bence bizim çıkarttığımız ürünlerden çok organizasyon yapısını geleceğe nasıl hazırladığımız çok önemli. Çünkü ben şey örneği veriyordum geçen bir arkadaşıma. Eee ya sonuçta Ferrari'ler var çeşitli. Müthiş Ferrari'ler var ve bu Ferrari'yi kullanmayı bilmiyorsanız zaten rezil oluyorsunuz. Arabayı parçalıyorsunuz, kaza yapıyorsunuz, duvara çarpıyorsunuz. Bizim hem yapımızı onu kullanabilecek hale getirmemiz lazım hem de onu kullanabilecek pilotajda eee arkadaşlarla işlerimizi yapmamız lazım. Biz mesela AI'dan sorumlu ve yüksek analitikten sorumlu genel müdür yardımcılığımız var bankamızda. Sadece bu işten sorumlu bir genel müdür yardımcılığımız var. ve business'ların, iş kollarının altında eee o kullanılan örnekleri, use case'leri yapan ve ikisini birleştiren ekiplerimiz var. Organizasyon şemasını buna göre şekillendiriyoruz. Bunun da bence önümüzdeki dönemin en önemli konularından bir tanesi olacak. Herkes AI ile ilgili bir şey yapması gerektiğini biliyor. Herkes AI'ı bir yerinden dokunuyor ve bunun dışında kalırsa dünyanın dışında kalacağını düşünüyor. Ama yeni nesil organizasyon yapısını neye göre şekillendireceğini bence tam herkes kafasında oluşturamıyor. Bizim yaptığımız doğru mu değil mi? Biz de bilmiyoruz, bakacağız ama şu andaki inancımız bunun doğru bir yere doğru gittiği önemli konulardan bir tanesi olduğunu düşünüyorum. Yani AI enabled organization organizasyonlar deniyor aslında. O tarafın önemli olduğunu düşünüyorum. Uzattım mı süremi? Fena değil diyelim. Burada keseyim o zaman. Daha sonra şeye devam ederiz. Başka? Ha insan kaynağı konusu vardı. Pardon. İnsan kaynağı tabii ki >> eee burada etkileniyor. Optimizasyonlar var. Ama mesela ben şöyle bakıyorum olaya. Eee, daha geçen yine bizim operasyon ekipleriyle bir toplantı yapıyordum. AI o daha o hafta devreye giren uzun süreden beri çalışması olan bir optimizasyonla beraber 50 kişilik bir iş gücü savingi oldu. Biz o 50 arkadaşımızı şube destek ekibinde çok daha işleri kolaylaştıracağın, satışı arttıran arkadaşlara dönüştürdük ve orada çalışmaya başladılar. Yani müşteriye fayda sağdık. Aslında tabii ki bir optimizasyon her zaman oluyor ama doğru insanları doğru yerlerde çalıştırma konusunda destek olduğunu düşünüyorum.
>> Yani bir taraftan verimlilik yaratırken aslında satış hacmine destek olacak, müşteri memnuniyetine destek olacak başka alanlar açmış ve orayı büyütmüş oluyorum. Harika. Teşekkürler.
>> Aynen.
>> Eee, evet Burak Bey, az önce filminizi izledim keyifle. E, orada aslında bugünden geriye bakınca geleceği konuşacağız ama filmde de bahsettiğiniz konular var. Yapay zekayı entegre ettiğiniz unsurlar. Orada Sahibinden.com neler yaptı? Bugün sektörde kendi alanınızda lider konumundasınız. Eee, bunu perçinlemek için adımlar attığınızda görüyoruz ama neler yaptığınızı da merakla dinlemeyi isteriz.
>> Tabii memnuniyetle. Şimdi eee ya bir 2018 yılında bu özellikle makine öğrenimi ve derin öğrenim konuları gündeme gelmeye başlamıştı. Bizim bir kültürümüz vardır. Hani bir konu çıktığı zaman özellikle de teknoloji alanında olduğumuz için bizim işimizin başkası tarafından elimizden alınması olasılığı daha yüksek. Mesela bir bankacılıkta QNB'nin bulunduğu durumdan QNB'yi daha zayıflatmak ya da yerine geçmek öyle kolay bir iş değil. Yani regüle bir sektör, müthiş yatırımlar gerektiriyor. Müşteri deneyimi daha yaratılmış markalar. Bizim savunma şeylerimiz daha az. O alanda yani teknolojide zaten bu yapay zeka geldikten sonra özellikle hızlandıktan sonra özellikle teknoloji firmalarında %90'lara varan değer kayıpları oldu. Halka açık olanların da nedeni bu. Yani yapay zeka işinizi mi elinizden alacak? Bizim kültürümüzde hep şudur. Biz acaba bizim rakibimiz olsa şu anda yeni bir şey çıktığı zaman neyi yapıp da bizim işimizi elimizden alacak veya bizden daha fazla tercih edilecek bir şey ortaya koyabiliriz diye yatıp kalkıp bunu düşünen bir ekibiz açıkçası. İşte şu anda 1000 kişiye yakın bir ekibimiz var. Bunun 300 350 civarında olanı teknoloji yazılım ekiplerinde çalışıyor ama genel anlamda bütün ekiplerin çalışma şekli böyle. Biz 2018'de bu özellikle makine öğrenimiyle yapay zeka artık görünmeye başladığında dedik ki neler yapabiliriz? Yani bur kendi alanımızda neler yapabiliriz? Ve orada bir kısmını gördüğünüz ürünleri üretmeye başladık. İlk işte fotoğraftan araç tanıma özelliği diye bir şey yaptık. Orada tabii işte bu machine learning'le yapılmış bir şey. Elimizde ilanlar var. Yıllardan beri gelmiş fotoğraflar var falan. Dolayısıyla siz hani bir arabanın fotoğrafını çektiğiniz zaman ne bileyim sokakta yürüyorsunuz bir arabanın fotoğrafını çekiyorsunuz. Size o aracın ne olduğunu tanıyor. Diyor ki işte bu diyelim ki Audi A4 2008-2012 arasında üretilmiştir. Bu diyor ikinci el ilanlarını getir diyorsunuz. Onun ilanlarını getiriyoruz. Bir kolaylık yani bu böyle bir nasıl diyeyim? Oyun değiştirecek bir özellik değil. Bir hoşluk aslında. Biz ilk bu özellikle başladık ama onu mesela sonradan daha farklı bir yere değiştirdik. Bu sefer ilanı girerken eskiden ilanın seçerdiniz siz Audi, A4 falan bir sürü özelliklerini. Onun yerine aracınızın fotoğraflarını yükle diyoruz demeye başladık o zamanlar. Ve biz oradan aracın ne olduğunu tanıyıp veri tabanları da var halihazırda. Bütün aracın özelliklerini sizin adınıza getirmeye başladık. Bu büyük bir kolaylık sağladı. Yani artık siz ne bileyim aracım A di A4 2.0 diyordunuz. Hadi işte motor hacmi, beygir gücü bir sürü şey de sorarız biz. Kolay filtrelensin diye bütün o bilgileri doldurmanız gerekiyordu. Artık onları biz otomatik doldurur hale geldik. Bunu şunun için anlattım uzun uzadıya. Yani bu başlayan bizim için bir yoldu. Eee bu arada o ürünle de biz kendi alanımızın uluslararası bir derneği var. O oranın teknoloji şeyinde de bir 2019'da ödül verdiler sağ olsunlar. Şimdi işe şöyle bakıyoruz biz. Bir eee sevgili Ömür'ün hani müşteri deneyimi dediği bir müşteriye dokunan taraf. Bir de içeride etkinliği arttıran, hızı arttıran, daha verimli yapmamızı sağlayan konular. Uzun yıllar biz birinci kısma çok baktık ya. O da dediğim o kültürden dolayı biz müşteriye dönük olarak ne yapabiliriz? İşte SAİ dekoru yaptık. Sizin ilgilendiğiniz ilandaki fotoğraflara bakıyorsunuz. Yeniden dekore ediyorsunuz aslında evi. Çeşitli farklı özelliklere göre işte o diyorsunuz ki bunu işte modern yap klasik mobilyalarla döşe, işte İskandinav tipi döşe, rustik tipi döşe falan. Hatta şimdi arkadaşlar yeni bir relase'ini yaptılar. Eskiden mesela şey yapamıyorduk. Öncelikle boş bir odaysa onu döşemesini yapamıyorduk. Döşenmiş halini convert ediyorduk, değiştiriyorduk, dönüştürüyorduk diyeyim. Şimdi onu da döşer hale geldik. Mesela bunun gibi 17, 18, 20'ye yakın ürün çıkarttıktan sonra tabii bu son bir yıl kırılmadır. 1,5 yıl hatta. Yani bu ML'lerin hızlanması, farklı modellerin artık içerik üretiminin metni anlamanın anlamlandırmanın gelmesiyle beraber yani bambaşka bir yere gitti ve zaten ondan sonra bütün sektörler şeyi konuşmaya başladı. Yani bu iş kimin işini elinden alır? Kimi iş hangi işi dönüştürür? Neyi yok eder? Neyi ne yeni bir şeyi açıkçası var eder? Biz de o yüzden bütün ürünlerimizi bu yılın başlarında SAİ AI markası altında topladık ve bir buçuk yıldır da çok önemli bir iş üzerinde çalışıyorduk. Yani o da gene aynı mantıktan çıkmış bir şey. Hani ChatGPT'ler, Gemini'lar sizin işinizi elinizden alınacak mı? Bugün gerçekten bizim alanımızda, bizim alanımız online dijital seri ilancılık. Seri ilancılık platformların yerine AI mı geçecek diyor finansal analistler bütün dünyada. O yüzden bizim gibi şirketlerin halka açık olanlarının işte İngiltere'de, Avrupa'da değerleri düştü. Bir yılda yaklaşık %40-50 değeri düşen firmalar var. Aslında olmayacağını biz iddia ediyoruz ama tabii biz onu gördüğümüz için dedik ki ya o zaman biz kendi nasıl diyeyim size? GPT'mizi yapalım. İlancılığın GPT'sini yapalım dedik ve onun üzerinde 1,5 yıl çalıştıktan sonra şubatın başında onu lanse ettik. SAİ AI ile ilan arama diye başladık artık ya normal GPT ile Gemini ile bir şeyle konuşur gibi platformumuz üzerinde ilan arayabiliyorsunuz. Söylüyorsunuz işte tabii eskiden çok somut söylüyordunuz. 2+1 işte fiyatı şunun altında Kadıköy'de kiralık ev diyordunuz. Şimdi öyle demenize gerek yok. İşte okula yakın olsun, yeşillikler içinde olsun artık yani insanla konuşur gibi aynı ChatGPT'ye, Gemini'ye söylediğiniz formda söyleyebiliyorsunuz, yazabiliyorsunuz. O onu anlamlandırıyor. Tabii onu anlamlandırmak bayağı zor bir iş. Yani açıkçası bizde çok core bir ARGE ekibi var bunu yapan. Böyle hani doktora falan yapmış, paper yayınlayan. Aslında altta Gemini'yı kullanıyoruz ama o Gemini'yı private bir şeyini instance'ını diyeyim yani şeyi de eğitmiyoruz. Google'ın ürününü de eğitmedik. Kendi içimizdeki versiyonunu diyeyim. İlan nasıl aranır konusunda eğittik, öğrettik. İnsanların amaçları bunu ararken nedir eğittik. Özel eğittik yani. Ve de buna bir "guardrails" denilen sınırları çiziyorsunuz. Yoksa işte halüsinasyonlar görme, yanlış anlamalar yapma ya da ona baş yani o konunun dışında bir şey sorduğunuzda saçma sapan bir yanıt verme gibi sonuçlara yol açabiliyor. Bunu uzun uzadı şunun için anlatıyorum. Yani bir şeyi mükemmelleştirmeden de aslında rekabet etmek o kadar kolay değil bu yapay zeka alanında. Çünkü jenerik yapay zeka çok kuvvetli geldi. Yani şu anda şey tartışılıyor. Arama motorun sonu mu geldi? Yani artık bir şey aramak yerine oraya mı söyleyeceğiz? Aslında orada bir sürü hukuki konular var. Bunu daha ileriki bölüme bırakayım. Çok enteresan bir dünyaya doğru gidiyoruz. Yani şu anda nasıl diyeyim? Biraz vahşi batı durumunda. Herkes kovboy, istediğini yapıyor falan. Ama aslında bunun bir governance'ı, hukuki çerçevesi falan olacak. Yani öyle bir şu anda ilk devrelerini yaşıyoruz. diyeyim. Bu ilk kısmıydı. Şimdi özellikle şeye eğilmeye başladı. Yani toparladık. SAİ AI markasını çıkarttık. Özellikle bu ilan arama ve ilanı yükleme diyeyim. İlanı verme işlerini kolaylaştıracak işlerin üzerinde yatırımlara devam ediyoruz. Şimdi dedik artık içeriye biraz bakalım. Yani onu ihmal ettik demeyeyim ama önceliğimiz o olmadı hiçbir zaman. Atıyorum bir satış operasyonlarını mükemmel hale getirelim. Yapay zekayı koyalım işte destek hizmetleri, müşteri destekte biraz daha bir şeyler yapalım ki bankacılık o konuda çok bizden mesela ileride yani çok güzel işler yaptılar. Çok şey yapılabilir. Oralara şu anda eğilmeye başladık. Ben de açıkçası özellikle bu insan kaynağı tarafını önemsiyorum. Çünkü bütün gözlemlediğim firmalarda bu dönüşümü yaparken şu kaygı oluyor. Acaba bir işten çıkartma mı olacak? Hani dünyada böyle 20.000, 30.000 sayıları duruyoruz. Amazon çıkarttı falan. Ben de biraz Ömür gibi düşünüyorum. Yani insanlara yaptırabileceğimiz başka daha katma değerli yani yapay zekaya teslim edilmeden müşteriye dokunan noktalar olabilir. Daha insani dokunuşların olduğu ya da insana ihtiyacı olan yerler olabilir. Buralarda iş gücünün dönüşümü olabilir. Tabii herkesi dönüştüremeyeceğiniz durumlar da olabilir. Şirketin kendi içindeki dinamikleriyle çok bağlı. Sözümü şöyle bir toparlayayım. Bir yandan da şu çok net bence. Yani bir garip bir mekanizma var. Yani kendi kendimize yapay zeka üretiyoruz. Peki yapay zeka işsizlik doğuracak. Tamam. İşsizlik olunca ekonomi bozulacak. Çünkü insanlar para harcayamayacak. Şu anda bazı şirketlerin değerleri o.
yüzden düşüyor. Yani insanlar işsiz kalacak, para harcayamayacak. O yüzden işte şunu sat, şu satılmayacak şirketin değeri düşüyor. Yani çok garip bir dönem yaşıyoruz. E yani o yapay zekayı uygulayacak olanlar da insanlar. Dolayısıyla organizasyonların içinde bence ciddi bir direnç de var. Gerek yöneticilerde gerek bunu hani hayata geçirecek olan insanlarda o Amazonların efendime söyleyeyim, böyle büyük büyük 30.000, 20.000 kişi çıkartanların arkasında da biraz böyle dinamiklerin olduğunu ben düşünmeye başladım. Yani bir şeyi tespit edip düzeltip çıkartmıyorlar bence. Hani çıkartıyorlar, hani çocuğu denize at yüzsün derler ya. 30.000 kişiyi çıkartıyorlar. Hadi bakalım organizasyon nasıl yüzecek yapıyorlar ve mecbursunuz diyorlar bence oraya. Yani zorluyorlar yapay zekayı kullanmak için. O bu son son birkaç cümle çok enteresandı. Ben direkt bankacılığa döneceğim oradan. Ömür Bey tekrar size biraz geleceği konuşalım. Şimdi bugüne kadar yaptıklarımız işte organizasyon yapısına verdiğiniz önemi anlattınız. Gerçekten hepimiz merak ediyoruz. Burak Bey'in son cümleleriyle birlikte özellikle yani biz bankacılıkta 10 yıl sonra şubesiz tamamen bankacılığı konuşuyor olur muyuz sizce? Yapay zeka bunun bir tarafında olur mu? Yapay zeka olmasaydı da bu olur muydu? Eee, nasıl bakıyorsunuz geleceğine? Sizin nedir öngörüleriniz?
Eee, şöyle yani aslında eee, tabii ki rekabet değişecek. Rekabet parametreleri de değişecek bankacılıkta önümüzdeki yıllarda. Eee, yavaş yavaş değişmeye de başladı. Yani eski dünya düzenindeki rekabette biz işte bilanço büyüklüğü ne kadar, kaç şubesi var, ürün çeşitliliği ne kadar, fiyat ne kadar üzerinden bir rekabet içindeydik aslında bankalarda? Bence eee, önümüzdeki dönemin belirleyicisi kesinlikle bu taraf olmayacak. Önümüzdeki dönemin belirleyicisi veriyi kim daha iyi kullanıyor olacak bir kere, kararı kim daha hızlı alıyor tarafı olacak. Veri karar, kim daha doğru teklifi yapıyor? Kim daha doğru müşteriye gidiyor? Kim o müşteriye daha doğru, proaktif iletişimi kuruyor? Bence önemli konular buraya doğru gidecek. Dolayısıyla yani çok daha veri tabanlı, veri merkezli bir rekabet. Buradan da büyümeler bunun üzerinden gelecek. Aslında müşteri tercihini doğru belirlemek önemli olacağını düşünüyorum. Mesela birkaç tane şey var. Bir, yani şimdi hani segmentasyon yaparsınız. Doğru müşteriye gidersiniz, doğru ürünü sunarsınız. Dolayısıyla satış ihtimaliniz çok daha artar ve doğru ürünü satarsınız. Şimdi hiper kişiselleştirme deniyor, hiper personalizasyon. Eee, yani biz mesela bir kampanyaya çıkarken atıyorum 100.000 müşteriye aynı anda o müşteriye özel bir kampanya sunuyoruz ama 100.000 müşteriye aynı kampanyayı sunuyoruz aslında baktığınız zaman. Eee, çünkü işte 10 milyon müşterinin arasında o 100.000'i siz bir şekilde bir clustera ayırıyorsunuz, bir gruba ayırıyorsunuz. Şimdi bu işin geldiği ve geleceği nokta tam bugün olmasa da yaklaşan nokta 100.000 teklif çıkmak aslında. Yani o 100.000 müşteriye yani o 100.000 müşteriye aynı teklifi değil. Ucundan, köşesinden birazcık evrilmiş teklifler. O işte biraz daha hiper kişiselleştirme tarafına doğru gidiyor. Rekabeti müthiş değiştirecek bir şey. O size gelen doğru teklifi almama ihtimaliniz yok aslında. Diğer tarafta, yine yapay zekanın da içinde oldu ama e günümüz bankacılık dünyasında bu bir kere işte gömülü finansman yani embeded finance tarafı çok ön plana çıkıyor. Servis bankacılığı çok ön plana çıkıyor. Yani bugün herhangi bir sektör lideri aynı zamanda önümüzdeki yıllarda çok önemli bir bankaya dönüşebilir. Örnek verirsek sahibinden ve işte QNB beraber bir şey yapıyor olsa bir gün sahibinden banka dönüşebilir veya herhangi bir şirketin bankasına dönüşebilir. Çünkü o şirket sektöründe öncü olan bir şirket kendi işini yapar. Arkasında da bankacılığı bilen bir banka kendi işini yapar. Burada tabii ki Eİ modellemeleri birçok şey ön plana çıkar. Rekabet bambaşka yerlerde olur ve bunlar var zaten. Şu anda da devam ediyor. Önümüzdeki dönemde de olacak. Bir de işte bu AI agentlar meselesi, belki biraz önceki örnek gibi bakmak lazım ona. Eee, yani şimdi 100.000 kişiye 100.000 ayrı teklif çıkmanın daha da ötesi bu olacak ama bu bunun birazcık daha zamanı olduğunu düşünüyorum. 10 milyon müşterisi varsa bir bankanın ya şöyle düşünelim. E tersten geleyim. Hepimizin burada salondaki dinleyicilerin de izleyen arkadaşlarımız da mutlaka bir tane bankada bir tane müşteri temsilcisi var. Çok büyük bir kısmımızın. Birazcık daha bizim yaşlar hala onlara isabet ediyor. Tabii ki mobil bankacılık kullanıyoruz. Her şeyimizi oradan yapıyoruz ama atıyorum oradaki arkadaş arıyor işte Ömür Bey diyor bu mevduatınız döndü. Şuradan mı yapalım? Böyle mi yapalım? Buraya ödemeniz vardı diyor vesaire. Eşinizin de şuraya şunu göndermesi lazımdı diyor. Bunların hepsini bir tane müşteri temsilcisi yapıyor. Ben bugün hala şu anda bir kısmını böyle yapıyorum işlerimin mesela çok daha pratik oluyor aslında baktığınız zaman. Eee, yani mobile girip çıkmak yerine tık tık hallediyor. Şimdi 10 milyon tane o müşteri temsilcisinden olduğunu düşünün önümüzdeki 5 sene içinde. Zaten konu bitmiş oluyor artık. Yani siz sonuçta o mobil tecrübesi çok iyi bir tecrübe. Hepimiz müthiş işler yapıyoruz. Biz bugün satışlarımızın, bireysel satışlarımızın %85-90 arasından daha fazlasını mobilden yapıyoruz kredi satışlarımızın. Ama herkesin bir tane yanında bir agent olduğu dünya geliyor. O uzak bir dünya değil bankacılıkta. Dolayısıyla rekabeti bunlar müthiş şekilde değiştirecek. Ama bu çizdiğim resimde şey önemli olacak. Eee, yani şimdi bu birebir hani konuşuyoruz diyoruz ya müşteri temsilcimizle falan. Hatta şey, Cambridge sözlüğü her sene yılın kelimelerini belirliyor. 2025'in kelimesi şeydi, para, para social'dı. Yani tanımadığım birisiyle sosyalleşme aslında biraz. Mesela eve geliyorum ben. Benim oğlum 13 yaşında. Chat GPT ile bayağı sohbet ederken buluyorum yani onu. Yani şimdi bunun dışına çıkma ihtimalimiz yok artık. O devam ediyor. Bayağı takılıyorlar yani. O onu soruyor, ona cevap veriyor sözlü olarak falan. Bunu işte bankacısıyla da yapacak veya sahibinden ürünü satarken de yapacak, IBM de yapacak. Böyle olacak bu iş diye düşünüyorum burada. Ama güven önemli. Karşıdakine güven. Veri önemli. Doğru veriyle doğru iletişimi kurmak ki o sana doğru cevapları versin ve bu işin biraz regülatif olması önemli. Oradan bankacılığa balacağım çünkü yani bu işin sonu yok. Bugün bile siz herhangi Instagram'da şöyle gezdiğiniz zaman eminim herkes aynı şeyi düşünüyor. %90'ının gerçek olmadığını düşünüyorsun. Gerçek olsa bile ne gerçek ne değil anlayamıyorsun. Onun bir regülatif tarafı yok birisiyle ilgili. Bugün deepfake'le hepimizi rezil edebilirler, vezir de edebilirler. Onun bir regülasyon tarafı var. Şimdi bankacılıkta hem bu veri tarafı var, hem güven tarafı var, hem regülasyon tarafı var. Dolayısıyla bankacılıkla AI işi çok uyumlu ve önümüzdeki dönemde rekabeti burada fark yaratan, burada sistemini değiştiren, burada bu işi kullanabilen, demin verdiğim örnekteki o Ferrarileri kullanabilen yapıdaki bankaların veya şirketlerin çok öne çıkacağını düşünüyorum. Birçok şey yapıyoruz o yüzden. İşte altyapımızı güçlendiriyoruz. Yeteneği bu şekildeki yeteneği içeri almaya çalışıyoruz gelecekle ilgili. Modelleri ona göre değiştiriyoruz. E yani AI bu tarafta dursun da iş kolları burada başka bir yerde dursun diye bir şey yok artık. Bunların hepsinin iç içe olması lazım. Eee, yazılım tarafı da öyle bugün. Yani yazılımcılar başka bir yerde uzakta olsun onlar orada yazılım yapsın diye bir şey yok. Zaten birçok yazılım şimdi ben tabii yanında ahkam kesmeyeyim ama yani birçok yazılım zaten AI ile yapılabilir halde onun güvenlik tarafı da oluşturulduğu zaman bütün bu resim rekabetin bambaşka noktada olacağını gösteriyor. Bugünden bu aksiyonları almazsanız, bu riskleri, bu yatırımları yapmazsanız, bu paraları harcamazsanız başka şansınız yok. Yani bu parayı harcamayalım derken yok olur, gidersiniz sonuç itibariyle.
Birkaç tane de rakam vereyim şey yapmadan, bağlamadan. Mesela MIT'nin bir çalışması var. Amerika'daki bugünkü iş gücünün %12'si yani 1.2 trilyon dolar bugün bugün bile bir günde yapay zekayla yok olabilecek durumda iş gücü olarak diyor. Sonuç itibariyle burada böyle bir durum var. Veya eğer bankalar bugün tamamen AI integrated çalışabiliyor olsa diyor BC'nin bir çalışması 370 milyar dolarlık ek kar öngörüyor. Bunu bugün yaparsa çok büyük rakamlardan bahsediyoruz. Şimdi bunları alabilmek veya koruyabilmek için yatırımları yapmak lazım. Hepimizin, buradaki yöneticilerin kendi yönetim kurullarını, kendi hissedarlarını bu yatırımları yapmaya, bunu yapmazsak da yok olacağızsa ikna ediyor olması lazım bence diyerek rekabeti böyle kapatmış olayım.
Evet. Çok çok teşekkürler. Eee, bu güven konusu çok önemliydi. Biz enerjide 6 milyon müşterimiz, 6 milyondan fazla müşterimiz var. Çağrı merkezi operasyonları çok ciddi yer tutuyor. Hızlı hizmet vermek üzere. Özellikle belli yaş grubu üzeri hala o fiziksel müşteri temsilcisine, canlı müşteri temsilcisine ulaşmak için çok ciddi bir çaba sarf ediyor ve bundan rahatsızlar. Bu kabullenme belki de zaman bir taraftan teknoloji gelişiyor ama sadece teknoloji gelişimine bağlı değil. Bu belki yaş gruplarının değişimiyle de oturacak bir konu gibi geliyor bana. Sizin söylediklerinizden de aslında biraz onu anlıyorum. Bu devinim sadece teknolojiyle değil o güven algısının oturmasıyla zamanla oturacak gibi görünüyor. Buradan size gelmek istiyorum Burak Bey ben. Bankacılık dedi işte milyonlarca müşteri sonra herkes bankacılığa soyunuyor dedi ki çok yerinde bir tespitti. Yani gerçekten öyle bir alan. Paranın döndüğü bir alanda işte cüzdanlar konuşuyoruz. Hani birçok konu konuşuyoruz. Sizde bambaşka konular vardır eminim. Bankacılığa girme niyetiniz varsa sahibinden.com olarak onu da duymak isteriz ama başka neler var? Sizden dinleyelim.
Şimdi şöyle biz özellikle ilk bölümde de bahsettim. Şu anda biraz içeride yaptığımız işleri nasıl daha iyi yaparız, daha hızlı yaparız diye bakıyoruz. Tabii teknoloji ekibi biraz önde gidiyor orada. Yani bizim teknoloji ekibi dediğimde nelerden bahsediyorum? Hani biraz kırarak söyleyeyim. Bir eski bir yazılımcı olarak da işte ürün yöneticileri var. Ürünü tasarlayan, tanımlayan tasarımcılar, etkileşim tasarımcıları var. Yani ekranlar o oradan nasıl buraya geçecek diyenler, yazılımı geliştirenler, test edenler, bunu sisteme yükleyenler ve sistemi işletenler. Yani çok farklı aslında gruplar var. Her grup kendi alanında yaklaşık 2 yıldır falan ben dedim ki yani bir kere hepsini deneyimleyin. Şimdi öyle bir dönem yaşıyorsunuz ki neyin en iyisi olduğu da belli değil. Yani bir alanda isim vermekten ben bir bes görüyorum. Bir bakıyorsunuz işte Google Gemini daha iyi. Sonra OpenAI bir release yaptı. Chat GPT bu alanda daha iyi oldu. Efendim kod geliştirmede cloudde çıktı. Anthropic bu iyi oldu falan. En sonunda ben yani şöyle bir hedef vermek zorunda kaldım ya kendinize bir zaman sınırı koyun. O sınır içinde ne varsa oradan bir şey seçin artık. Çünkü uygulamaya geçemeyeceksiniz. Bu şey zamanına döndü. Ben biraz yaşça ilerideyim. 1980'lerde ev bilgisayarları çıkmaya başlamıştı. 84-85'lerde böyle onlarca marka vardı. IBM falan çok ulaşılmaz bir markaydı o zaman. Hep böyle alt küçük küçük markalar vardı. Şimdi hiçbir şey kalmadı. Yani PC alacaksınız. 3 tane dünyada hani üretici kaldı. İşte Mac var bir ayrıca falan ya. O her şey konsolide oldu geldi. Bence o dönemi şu anda AI konusunda yaşıyoruz. Her neyse. Şimdi bizim şöyle bir şeyimiz başladı ve ben onu çok değerli ve önemli buluyorum. Yani ürün yöneticisi yapmak istediği şeyi anlatıyor. Ürünün tanımını yazabiliyor bizde şu anda. O yazılmış tanımı alarak diğer ekranı sadece söylüyor. Onu da feed ediyor. Kendi görüşünü de feed ediyor. Bizde dizayn sistem var. Yani aslında ekrandaki geçişmeler nasıl olur falan. Onun kurallarını yazmış olmanız lazım. Olayın tabii tümü bir veriye bakıyor bakarsanız. Yani bir sisteminizi kurmuş olmanız lazım. E bunu dediğimiz zaman prototip bir ekran normalde işte o prototipi 4 günde, 5 günde yaparken bir saatte çıkıyor. Şimdi onun üzerinde siz tartışmaya başlayabiliyorsunuz. Burası acaba öyle mi olsa, şöyle mi olsa? Olayları çok ciddi şekilde hızlandırıyor. Oradan çıkan şeyleri de ürün yönetimi dokümanı ve dizayn dokümanını bunun kodunu yaz diye verebiliyoruz. Ya oralara kadar geldi. Tabii kodu yazdıktan sonra çok security için bir kere kontrolleri yapmanız lazım. Eee, yani eski yazılım mühendisi olduğum için tatsız bir süreç var. Orada yazılmış kodu inceleyip bunun neresi yanlış diye bakmanız gerekiyor. Ama şimdi şeye söyleyebiliyorsunuz da o tuğla bana anlat niye bunu böyle yazdın diye size satır satır anlatıyor. Yani burayı hata yapmışsın düzelt diyebiliyorsunuz. Sonra bunun işte test otomasyonu yani bunu test edecek yazılımın yazılması falan oralara kadar geldik. Burada gerçekten ciddi bir ilerleme var. Şimdi biz bunu şeye doğru yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Yani bütün ekibime de ben bunu diyorum. Yani artık AI geldi diye işimi kaybedecek mi? Yani işimi kaybedeceğim mi sorusunu sormak yerine sen o AI'yı en iyi kullanan olursan zaten işini mişini kaybetmeyeceksin. Daha fazla iş üreteceğiz. Yani tek kişilik dev kadro olacaksın. Belki de 3 kişinin, 5 kişinin işini üretir olacaksın. Yapmak istediğimiz de yapamadığımız fizibilitesi yapılacak yatırımdan dolayı tutmayan yani geliştirme fizibilitesi tutmayan denemek için bile çaba sarf etmeyeceğimiz işler var. Belki onları yapacağız. Belki değil yapacağız. Deneyeceğiz. Tutamı devam ettireceğiz. Tutmayanı devam ettirmeyeceğiz. O yüzden benim bütün ekibe söylediğim şeyler şu. İşte satışçı mısın kardeşim? Pazarlama uzmanı mısın? Ne bileyim yazılımcı mısın? Müşteri hizmet, müşteri destek temsilcisi misin? Yani sen artık süper satışçı olacaksın. Yanında bir tane daha senin süper yay destekçin olacak senin. Onunla donanacaksın. Hani bunu ben şey diyorum. Bu Iron Man'i bir giysi giyiyor bir anda. O filmde değil mi? Süper uçabilen bir adama dönüşüyor. Yani siz de bu AI donandığınız zaman oranın demir adamı olacaksınız.
Verimlilikten çok gelir artışına yönelen bir şey.
Evet. Yani daha iyi hizmet vermeye, gelir artışına, başka alanlara girmeye yönelik şeyler yapabileceksiniz. Son olarak sorduğunuz için söyleyeyim. Niye olmasın? Yani sahibinden bankacılık alanına falan bizim öyle bir girme niyetimiz olmaz. Ama çok kıymetli bankalarımız var Türkiye'de. Büyük bankalar var. Çok dijitalde ilerlemiş bankalar var. QNB gibi belli olmaz. Harika. Teşekkürler. Bir işbirliği yapılır yani. Mutlaka. Evet.
Işın Hanım, şimdi Burak Bey çok enteresan bir şey söyledi. Not aldım. Dedi ki, "Konsolidasyon." Yani ben de hatırlıyorum o dediği dönemi. Yani benim yaşım da az değil. O herkesin bilgisayar topladığı bir tane şirket kurduğu dönemlerden bahsediyor. Gerçekten hatırlıyorum. Şimdi burada geleceğe baktığımızda şimdi sektörleri dinledik. Bankacılık, işte platformlar, diğer sektörler bugün herkes EI'dan bahsetti. Herkes bir şey yapacak. Zeminde siz varsınız, omurgada siz varsınız. O zaman hatta bugün Sayın Şimşek şundan da bahsetti. Bu savaş bölgesinde, o güvenli sayılan bölgelerden artık buraya yatırımların geleceğini bahsetti. Biz mesela enerji tarafında buraya gelecek data centerlar için enerjide ne yapabiliriz? Bunu konuşmaya başladık. Yani sizin tarafta da oyun değişiyor ve değişen oyuna yeni bir uyum gerekti gibi. Sizi nasıl bir gelecek bekliyor?
Aslında çok iyi de oldu şimdi Burak Bey'in konuşmasından sonra mesela 30 sene önce teknoloji.
Çok az mikrofona yakın.
Tamam. Pardon çok pardon. 30 sene önce teknoloji sektörünü 5-6 oyuncu belirliyormuş. Belirliyordu yani. Ben de o günleri hatırlıyorum. Şu an sektörde kesinlikle oyun değişti. Çünkü teknoloji çok ulaşılabilir, çok liberal ve iyi bir fikriniz varsa 3 tane 4 tane kişi gidip böyle oyun bozan bir teknolojiyle gelebiliyor. Hani bu bir taraftan çok büyük bir fırsat bu kadar ulaşılabilir ve liberal olması. Ama bir taraftan da biraz önce Ömür de söyledi. Kurumsal yapılarda açıklanabilirlik, regülasyon, müşteriye verdiğimiz sorumlulukları düşündüğümüz zaman bu bir kaos da yaratabiliyor. Yani şu an Burak'ın söylediği gibi çok değişik bir dönemdeyiz. Bir taraftan yapabileceklerimiz sonsuz ama bir taraftan mesela bir bankayı banka yapan o güvenilirlik hani bankanın asıl olayı güvenilirlik. Hani bunu nasıl sağlayacağız? Bu büyük yapıları nasıl koruyacağız? Ben yine biraz IBM'den örnek vermek istiyorum. 115 yaşında. Ve biraz önce Burak'ın söylediği hani yapay zeka bizim işimizi alır mı? Hidden Figures diye bir film var. Çok tavsiye ederim. IBM'in işte o yıllarda bir bilgisayar hesap makinesi, o zamanın yıkıcı teknoloji hesap makinesi, hesap makinesi benim işimi alır mı almaz mı korkusunu yaşayan ve o makineyi kullanmayı, öğrenmeyi öğrenen bir hikayeyi anlatıyor. Bu dönemi çok güzel anlattığı için çok tavsiye ediyorum ben. Burada mesela IBM ne diyor? 115 sene önce hani bilgisayarlar bulmuş. Bugünkü teknolojilerin çoğunun mucidi aslında ama bugün diyor ki benim bu hıza yetişmem mümkün değil. Bugünün teknoloji dünyasını en önemli değiştiren şey hız. Bugün bir ay önce konuştuğunuz bir şey bir ay sonra demode olabiliyor. O yüzden aslında işte IBM diyor ki benim platformlarımda açık kaynak kodlu yazılımları kullanmam gerek. Çünkü her şeyi kendim yapamam. Buna yetişemem. O yüzden bir kere ekosistem ekonomisinin, ekosistemler oluşturmanın çok ekosisteminiz kadar güçlü olacağınız bir dönemdeyiz. İkincisi şimdi her çok fazla konu konuşuluyor özellikle büyük dil modelleri ile ilgili ama bugün 2025 itibariyle sentetik veri gerçek verinin önüne geçmiş. Yani aslında büyük dil modellerinin de halüsinasyon görme, size doğru bilgi ve o yüzden artık biraz daha küçük dil modellerinin, uzmanlaşmış modellerin kullanılması fayda sağlamaya geldi. Güvenlik için, insan kaynakları için, enerji için daha uzmanlaşmış dil modellerinin oluşturulması gerekecek. Bu ayrı bir döneme getirecek aslında konuyu. Tekrar yeteneğe dönmek istiyorum. Biraz önce Burak çok güzel anlattı. Neyi önceliklendireceğiz? IBM'in IBM Value for Business Institutions diye Research'un bir birimi var ve bir araştırma yapmışlar 2016 yılında. En önem verdiğiniz yetenek türü hangisi? Birinci STEM, üçüncü inovasyon çıkmış. Bugün 2025'te aynı soruyu CEO'lara sorduklarında STEM ve inovasyon zaten var ama zaten olmak zorunda. Demişler ki birinci yetenek önceliklendirme, üçüncü kolaborasyon. Yani aslında biz önceliklendirmemizi, bölümler arası kolaborasyonu çünkü burada böyle çok güzel şeyler konuşuyoruz ama bir bankaya girdiğimizde o kadar farklı bir resim oluyor ki en iyisinde bile upgrade edemediğimiz uygulamalar var. Hard code yazmışız. Kurtulamıyoruz. Bütün bunların bazılarının yapay zeka roadmap'i yok bazı uygulamaların. Ben bunların hangilerini kullanacağım, hangilerinden vazgeçeceğim bir de o hangi iş birimi o uygulamadan vazgeçecek? Bence en büyük kültür değişimi de orada başlıyor. Bütün bunların çok iyi planlanması gerekiyor. O yüzden ben kendi açımızdan bu rekabetin dinamizmi arttırdığını, teknolojiye ulaşılabilirliğin de arttırdığını ama doğru bir stratejiyle yönetilmezse de bir noktadan sonra sanat için sanat yapıyorum gibi hani teknolojiyi öğrenmek. Çünkü ben şeyi görüyorum. Yazılımcı arkadaşlarım o kadar mutlular, o kadar ulaşılabilir ki her şey, her şeyi yapabilirim sanıyor ama kurumsal bir dünyaya girdiğinizde onun entegrasyonu var, izlenebilirliği var, hesap verilebilirliği var, müşteri tarafı var, KVKK var. Yani böyle bir ortamda tekrar planlama yeteneğinin insana dair önceliklendirme, planlama yeteneğinin en üst seviyede bunun bir dönüşüm projesi olarak ele alınmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Teknoloji firmaları için ise bizler o hani 30 sene 50 sene önceki ulaşılmaz halimizden daha ulaşılabilir, daha değişebilir ve IBM bunu gerçekten açık kaynak kodlu yazılımlarla işbirliği yaparak HP'a değil asıl güçlü olduğu kurumsal dünyada durarak yaptığını yapmaya çalıştığını düşünüyorum. Gerçekten rekabetin iş yapış biçiminin çok çok köklü bir şekilde değiştiği, sadece rekabetin iş yapış biçimi değil. Yani ben düşünüyorum. Benim de 14 yaşında oğlum. Yani eğitim sistemi buna ne kadar uygun şu an? Bu sisteme ya da bunun sosyolojik etkileri mesela benim en çok ilgi duyduğum konu bu dijitalleşmenin sosyolojik etkileri. Çok çok ciddi etkiler. Çünkü neye inanacağımızı bilmiyoruz. Algımız, karar vermemiz, her şeyimiz ona göre değişiyor. Mutlaka bunlar regüle olacak ama bütün bunları yaparken, önceliklendirmenin çok önemli olduğuna inanıyorum tekrar tekrar.
Evet, çok teşekkürler. Özellikle son söyledikleriniz bu sosyal etkisi yani sosyal olarak yeni jenerasyon bundan nasıl etkilenecek? Benim de çok merak ettiğim konular. Hep birlikte göreceğiz. Çok hareketli bir dönem bizi bekliyor diye anladım konuştuklarınızdan. Tüm panelistlerimize teşekkür ediyorum. Onlar için bir alkış rica ediyorum sizlerden. Umarım keyif almışsınızdır. Dinleyicilerimiz çok teşekkürler. Yapay zeka iş yaşamını ve sektörleri nasıl değiştirecek? Konulu panelimizin moderatörlerine ve konuşmacılarına çok teşekkür ediyoruz. Efendim çok teşekkür ediyoruz katkılarınızdan ötürü. Evet, iki günlük maratonun ilk gününün sonuna yaklaşıyoruz. Bugünkü son oturumumuz US 2026'nın 5. paneli Zürri Sigorta sponsorluğunda devam ediyor. Çoklu krizler çağında yeni dünya düzeni ve riskler başlıklı bu oturumda tek bir krizden değil, aynı anda yaşanan jeopolitik, ekonomik ve stratejik kırılmaların dünyayı nasıl şekillendirdiğini ele alacağız. Peki 2026 ve sonrasında küresel ekonomiyi nasıl bir yol izleyecek? Değişen güç dengeleri Türkiye'yi nasıl etkileyecek ve Türkiye stratejik konumuyla bu çoklu kriz ortamında nasıl bir rol üstlenecek? Öncelikle oturumun moderatörünü sahneye davet etmek istiyorum. Günün son panelini modere etmek her zaman çok zordur. Ama şimdi anons edeceğim isim her zaman zor görevlerin altından başarıyla kalkan ve aynı zamanda meslektaşı olmaktan onur, gurur duyduğum bir isim. Deneyimli televizyon haber spikeri ve programcısı Aşkın Tanrık'nu alkışlarla sahneye davet ediyorum. Hoş geldin. Ve konuşmacılarımız Üsküdar Üniversitesi'nden Profesör Doktor Deniz Ülke Kaynak. Hocam hoş geldiniz. Merhaba. Özyayin Üniversitesi'nden Profesör Doktor Evren Balta. Hoş geldiniz. Nasıl arzu ederseniz. Ve Zürri Sigorta Grubu Türkiye CEO'su Sayın Yılmaz Yıldız. Hah, tamam. Okeysiz.
Alo. Alo.
Evet. Tekrardan merhaba. Panelimize hoş geldiniz değerli konuklarımız. Çok acayip zamanlar içerisinde krizden krize, savaştan savaşa savrulduğumuz bu tuhaf zamanlar hatta tuhafı da aşan zamanlar içerisinde biraz önümüzü görmeye çalışıyoruz. Zaten işimiz gücümüz ne olduğunu ve bundan sonra ne olacağını anlamaya çalışmak. Çünkü sürekli bir türbülans, sürekli bir işte kemerler bağlı kalmak durumunda. Ve maalesef kolay da kurtulacak gibi görünmüyoruz. Bu süreç böyle devam edecek gibi görünüyor. Bugün sabah Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de söyledi aslında. Ben şimdi az sonra konuklarıma da soracağım. Son dönemdeki krizlerin bir özelliği var. Yalnızca ekonomiyi etkilemekle kalmıyor. İnsan yaşamını, günlük yaşamımızı etkilemekle kalmıyor. Sanki çok daha büyük bir resime doğru götürüyor gibi görünüyor. Özellikle de siyasi dengeleri bundan sonra dünyanın nasıl yönetileceği konusuna da sanki çok radikal değişimler getirecek gibi görünüyor. Yine Sabah Bakan'ın verdiği örnek ki bu örnek Davos'ta da verilmişti. Çok tatsız bir örnek bu. O Gramsci'nin sözü. E hocama da soracağım. Eski dünya ölüyor. Yeni dünya doğmak için mücadele ediyor. Şimdi canavarlar zamanı. Buradan da anlıyoruz ki bu söz bu kadar sık kullanıldığına göre bayağı radikal bir değişimin, dönüşümün tam ortasındayız. O zaman nereye doğru gidecek bu iş? Eski dünya ölüyorsa nasıl bir yeni dünyaya doğru gideceğiz? Bunu anlamaya çalışacağız. Bunun içerisinde belki bundan sonra dünyayı kimin yöneteceği, yanıtı da var ki bu çok radikal bir değişim anlamına geliyor zaten küre açısından. İş dünyası zaten gerçekten kolay gelsin. Hiç kolay değil. E bu canavarlara yem olmamak adına sürekli zaten şey modunda, kırmızı modda, sürekli bir kriz yönetimi modunda, sürekli bir gemiyi böyle çarptırmadan götürmeye çalışıyor. Herkes bir anormallik içerisinde dengede kalmaya çalışırken de birileri o dengeyi bozmak için var gücüyle çalışıyor bir akıl. Dolayısıyla herkese Allah kolaylık versin. Tabii ki ana konumuz, ana konsantrasyonumuz kendimiz, bize ne olacak, memleketimiz ne olacak? Hep stratejik bir konumdayız. Dünyadaki kriz coğrafyalarının coğrafyasının tam ortasındayız. O meşhur harita işte ortadayız. Etrafta her yer yangın yeri falan. Fena da yürütmüyor gibi görünüyoruz. En azından dış politika tarafında hocalarıma bunu da soracağım. Tabii ki tüm kırılganlıklarımıza rağmen de birtakım pozitif ayrışmalarımız da bizim olabiliyor Türkiye olarak. Her krizde olduğu gibi fırsatlar da var. Bu fırsatlar nedir? Bu fırsatları kaçırmamak için ne yapmalıyız? Tabii ki doğru kullanmak şartıyla bunları panelimizin derdi, meselesi bu. Ben böyle kısaca bu şekilde özetlemiş olayım. Değerli konuklarıma hemen döneyim. Çok sevgili Deniz Ülke Kaynak hocam hoş geldiniz. Aynı zamanda Evren Balta Profesör Doktor Özdeir Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı eski okul arkadaşım olduğunu da az önce kendisiyle tanıştığımız zaman anlamış olduk. Ve tabii ki Yılmaz Yıldız Zürri Sigorta Grubu Türkiye CEO'su olarak da bütün riskleri göğüsleyen adam mı diyelim Yılmaz Yıldız size? Ne diyelim bilmiyorum. Daha çok şey söyleyeceğiz. Şimdi Deniz Ülke hocam sizinle başlayalım birazcık. Güncel bir durum. Öncelikli olarak şu ateşkes meselesi gerçekten çok tekinsiz bir ortam. Ne bekliyoruz biz? Bu bu işten bir sonuç çıkar mı? Ne diyorsun?
Evet. Şimdi açıkçası şöyle başlayalım. Bir savaşın ortaya çıkmış olması işte ya da ateşkesin ondan sonra imzalanmış olması falan genel bir büyük resmin sadece küçücük bir parçası, bir noktası. Onun için yani ateşkesten önce bence biraz bu iklim değişikliği, fırtına değil iklim değişikliği diyoruz artık buna. Bu iklim değişikliğinin sebeplerine bir odaklanalım. Çünkü panelimizin de başlığında belirtildiği gibi içinde yaşadığımız dönem bir krizler dönemi, bir belirsizlik dönemi ve 21. yüzyılın başından itibaren iç içe olduğumuz yepyeni bir çağdan söz ediyoruz. Şimdi biz uluslararası ilişkiler bilimcisiyiz. İkimiz de Evren'le birlikte, Evren hocamla birlikte yani bir ekonomi zirvesinde siyaset konuşuluyor. Yani bu neye dönüştüğümüzü aslında ortaya koyan bir gelişme. Çünkü siyaset her şeyi belirler hale gelmiş durumda. Ama aslında siyaset de bazı altyapısal değişikliklerin bir çıktısı olarak şekilleniyor. Yani bir uygarlık dönüşümünün içinde olduğumuz için bu kadar büyük bir çalkantı yaşıyoruz. Bu kadar büyük siyasi krizler ortaya çıkıyor. Bir şeylerin altyapıda değişen bir şeylerin üst yapıda nasıl bir hareket yaptığını görebilmemiz için bu krizleri anlamak çok önemli. Şimdi 20. yüzyıl bir küresel savaşlar yüzyılıydı. Hatta 19. yüzyılı küresel işte devrimler yüzyılı diye bir tanımlarız biz Avrupa çapında. 21. yüzyıl nedir diye sorduğumuzda 21. yüzyıl bir küresel krizler yüzyılı. Önce 11 Eylül saldırısıyla başladık. Yani aslında biz Birleşmiş Milletler Zirvesi'ne büyük umutlarla girmiştik hatırlarsanız. Yani Y2K sendromu diye bir problem vardı. Acaba bilgisayarlar çöker mi? 2000'e alışabilecek mi diye. Ondan korkuyorduk. Olmadı. Milenyum zirvesinde kadınlara haklar verilmesi, işte fırsat eşitsizliği falan bunlar tartışıldı. Hiç akla hayale gelmemişti. Yani küresel bir köye dönmüş olan bu dünyanın yeniden parça pinçik hale geleceği, jeopolitiğin yeniden ön plana çıkacağı falan pek düşünülmemişti. Ama 11 Eylül saldırısıyla birlikte dünya bir anda bambaşka bir formata girdi. Güvenlikleştirme dediğimiz o dünyaya her baktığınız yerde bir güvenlik riski görme konusu gündeme geldi. Askeri harcamalar 750 milyar dolardan bugün 2.5 trilyon dolar. Eğer Trump'ın istedikleri olursa 3 trilyon doları geçecek gibi görünüyor. Yani paralar askeri endüstriyel kompleksin damarlarına kan olarak pompalanmaya başladı. Bu ilk krizdi. Şimdi bütün bu küresel kriz dediğimiz şeyin en önemli özelliği krizlerin tamamının birbiriyle bağlantılı olması. Yani hepsinin bir bütün olarak okunması gerekliliği. İkinci kriz 2008-2009 ekonomik kriziyle başladı ve mortgage krizi diye aslında ilk başında gördük. Sonra bütün dünyaya sarsan ve ekonomideki o liberal kuralların tamamen devre dışı kalmasına yol açacak şekilde devlet müdahaleciliğinin çok belirgin hale geldiği, yeni kapitalizm formatlarının devletin içinde olduğu, yeni kapitalizm formatlarının ortaya çıktığı bir dünya kriziydi. Üçüncüsü pandemiyle ortaya çıktı. Pandemi devlet denilen aygıt ve örgütün biyopolitik varlığımız üzerinde yani bedenlerimiz üzerine ne kadar rahat tahakküm kuracağını gösteren bir krizdi. Evden çıkma dedi, çıkmadık. Aşı ol dedi, olduk. Bütün verimiz sistemin merkezine doğru gitmeye başladı. Şimdi içinde yer aldığımız şey de bu savaşta bu da 4.üncü kriz. Her üç krizde aslında devlet denilen o aygıt ve örgütün küreselleşme süreci boyunca dışarıda bırakılmasına tepki olarak ortaya çıkan ve ilk 25 yılda devletin bir efsane olarak geri dönmesini sağlayan krizlerdi. Önce askeri bir aktör olarak döndü. Sonra iktisadi bir aktör olarak döndü. Sonra veri toplayan biyopolitik bir aktör, insana tahakküm eden bir aktör olarak geri döndü. Şimdi içinde yer aldığımız şeyse başka şeyler söylüyor. Yani devlet bir devletler arası bir dünyaya giriyoruz. Bir kere savaş varsa devlet denilen şey baba aktör olarak bir yerde durur. Ve bir savaşın ortaya çıkması bir önceki küresel finans sisteminin bozulacağı bir noktaya doğru giden bir savaşın ortaya çıkması aynı zamanda bizim başka sorgulamalar da yapmamızı gerektiriyor. Evet. Jeopolitik dediğimiz şey artık denizlerde. Üstelik hep biz Asya ve Pasifik arasında okuduk dünyayı. İşte dedik ki Atlantik'ten Pasifiğe kaydı dünyanın esas güç denge merkezi Hint okyanusuna kaydı aslında ve esas jeopolitik ciddiyetle ilgilenilmesi gereken alanlarda dar geçitler dediğimiz boğazlar oldu. Babül Mendep Boğazı, Hürmüz Boğazı, Malaka Boğazı, Panama Kanalı yani büyük denizlerden ara denizlere doğru açılan kanallar. Bunların tamamında krizler çıkmaya başladı ve bir yandan bu hürmüz krizi dediğimiz şey bir petrol krizi gibi görünüyor ama büyük bir askeri dengeyi de yeniden şekillendirecek, siyasi dengeyi de yeniden şekillendirecek bir değişime doğru önayak oluyor. Bir kere bugün sanırım Katar Dışişleri Bakanıydı. Çok sert bir açıklama yazmıştı Twitter'da. Amerika Birleşik Devletleri'nin bir daha bu bölgeye kolay kolay gelemeyeceğini söyleyen, kendilerini hiçbir şekilde kale almadığını, kendilerini düşünmediğini, sadece kendisini düşündüğünü söyleyen, İran'a yem yaptığını falan söyleyen bir şey yapmıştı, bir analiz yapmıştı. Şimdi Körfez'deki bütün bu denge bir petrol dolar üzerinden dönen bir iktisadi sistemi ortaya çıkartıyor. Bir kere bu petrol dolar sisteminin yıkılış sinyalleri geliyor. O bir önceki dönemin sinyaliydi, parasıydı, değer sistemiydi. Yeni bir değer sistemi kurulacağını görüyoruz. Yeni bir enerji dengesinin kurulacağını görüyoruz. Enerji taşıma, lojistik ve ticari hatların yeniden şekilleneceğini görüyoruz. Ama çok uzatmadan bir önemli özelliği daha olduğunu düşünüyorum. Bu savaşın dünya üzerindeki finans kapitalin esas olarak kimlerin elinde olduğunu bir incelememiz lazım. Yani esas olarak finans kapital dediğimiz şey reel ekonomiden bağımsız olarak bazen belki dünya ticaretinin 25-30 katı kadar büyüklükte müthiş bir süratle dönen coğrafyasızlık ve otorite altında olmama özgürlüğünü kullanan bir küresel finans. Kimin parası olduğu önemli değil. Sabah Hong Kong'da, öğlen Londra'da öbür gün New York'a giden böyle bir acayip bir şey var. Ve dünya üzerindeki değer sistemini belirleyen bir küresel finans bu. Şimdi bu küresel finans dediğimiz şeyin tamamı aynı anda çöküyor. Hiçbir değer yükselmiyor. Savaşla birlikte her şeyin aynı anda çökmeye başladığını gördük. Likitlere dönüşüldü genel olarak ve onlar bankalara girdi. Ve dışarıda bırakılamayacak hale geldi. Dışarıda tutulamayacak hale geldi paralar. Ya savaş dönemi altın çıkar diyorduk. Altın çıkmamaya başladı. Tam tersine yerin dibine girdi. İlginç bir daha önceki ekonomik modellerle anlaşılamayacak bir şeye doğru girdik. Ama şunu söyleyeyim. Finans kapitalin bir önceki döneminin sahipleri genelde Yahudi sermayesidir. Artık Körfez sermayesidir. Bir de biraz da Rus oligarklar var. Yani her ikisinin de aynı anda kaybettiği bir düzene doğru girmeye başladık ve paralar şu anda bankalarda devlet kontrolüne doğru girme eğiliminde devletin yeniden sisteme geri döndüğünü, o liberal dolaşan her alana müdahale edeceğini gösteriyor bana göre. Bundan sonraki krizin de muhtemelen dijital alanda çıkacağını, siber alanda çıkacağını düşünüyorum. Çünkü orada da bir devletsiz bir otoritesiz bir boşluk var. Devletler muhtemelen oraya doğru da gidecek. Biz genelde Trump'a bakıyoruz. On sürmek gerekiyor diye düşünüyor.
Peki biraz Evren Balta hocamızla o zaman devam edelim. Dünya yepyeni bir düzene doğru gidiyor dedi Deniz Ülke hocam siz katılır mısınız? Hani finans sistemi dahil olmak üzere her şeyin değiştiği yeni bir dünyaya geçişin büyük sancıdır bu dedi. Siz nasıl okuyorsunuz Evren Balta?
Eee, ben de oradan devam edeyim o zaman. Aslında Deniz hocanın bahsettiği şey, büyük oranda iç içe geçmiş krizler ve bu krizlerin bir biçimde silah haline getirilmiş bir karşılıklı bağımlılık. Yani eskiden biz neyi düşünürdük? Derdik ki eğer ülkeler arasında bağımlılık artarsa birbirine olan bağımlılık barışı yaratır. Niye? Çünkü aslında ben sizi tedarik zincirlerinde size ihtiyacım var. Ya da işte bir minerali siz çıkarıyorsunuz ama gazı ben sağlıyorum. Dolayısıyla bu bağımlılığın kendisi ya da geçişleri ben kontrol ediyorum. Bu bağımlılığın kendisi küreselleşme döneminde aslında dünyaya barış getireceği varsayılıyordu. Son 10 senenin ana tartışmalarından birisi tam da bu bağımlılığın çatışmayı ve çoklu krizleri tetikleyen İran gibi bir aktörün asimetrik olarak güçsüz olduğu Amerika karşısında kazanmasını sağlayan yeni bir mekanizma ortaya çıkarması. Mesela İran krizine bakalım. İran'ın aslında askeri üstünlüğü yok Amerika ve İsrail'e karşı ama neyi kullandı? Hürmüz Boğazındaki çok point, dar boğaz diyoruz ona. Avantajını kullanarak ve karşı tarafın risklerini, siyasal risklerinin neler olduğunu hesaplayarak ve zamana oynayarak aslında büyük oranda o karşılıklı bağımlılık ilişkisini, hürmüzden geçen gemilerin kendisini bir silaha çevirdi. Şimdi bu sadece İran krizi özelinde geçerli değil. Aslında çip meselesine baktığınızda, teknolojiye baktığınızda, deniz altından geçen kablolara baktığınızda, ticaret yollarına baktığınızda, tedarik zincirlerine baktığınızda, dünyada neye bakarsanız bakın temelde tek bir dar boğaz aslında o krizi birden fazla krizi tetiklemesine neden olabiliyor ve o dar boğazı kontrol eden her zaman en güçlü aktör olmayabiliyor. Dolayısıyla bugünün en temel özelliklerinden birisi Amerika'nın hala askeri gücünü, iktisadi gücünü, rezerv gücünü, finansal gücünü aşınıyor olsa bile, parçalanıyor olsa bile koruyor olması. Ama aynı oranda düzen kurucu ya da düzen kurucu rolünü tam da şu anlattığım mekanizma üzerinden kaybetmeye başlamış olması. Bir tanesi bu. Yani o krizler aslında büyük oranda o iç içe geçmiş asimetrik güçsüz aktörlerin çok ufak bir noktasını ama kritik bir noktasını küresel ekonominin ya da siyasetin kontrol edebilmesiyle şekilleniyor. Dediğim gibi hürmüz müm örnek bu mekanizmayı anlamak için. İkincisi Amerika dedim. Amerika'dan devam edeyim. Aslında küresel sistemin dönüşümünü tetikleyen birden fazla şey var. Büyük bir teknoloji dönüşümünün içerisinden geçiyoruz. Ayrıca konuşulması gereken bir şey. Büyük bir enerji dönüşümünün içerisinden geçiyoruz. Petrolden iklim uyumlu enerjiye geçiş ayrıca konuşulması gereken bir şey. Bütün bunlar kazananlar ve kaybedenler yaratıyor. Kazananlar kendi kazandıklarını maksimize etmek, kaybedenler de aslında kayıplarını bir biçimde verimli hale dönüştürmek ve o kayıplarını aslında mümkün olan en kısa sürede bir biçimde optimize etmeye çalışıyorlar. Şimdi bunları bırakayım ama şun kısa sürede olduğu için belki de şundan bahsedeyim. Şimdi nedir Amerikan gücünün dönüşümü? Bence en önemli şey aslında bir hegomonik güç dönüşümü evresinden geçiyoruz. Siz dediniz ya Gramsci'nin aslında eski olan ölüyor ama yeni olan doğmuyor. Yeni olan pek çok şey var dediğim gibi ama yeni olan bu dünyada düzeni kim kuracak? Kim aslında bu dünyanın düzen kurucu sorusu henüz yanıtlanabilmiş değil. O anlamda bir ara dönemden geçiyoruz. Biz ülke hocam petrol dolar sisteminin sonuna gelindiğine dair kuvvetli bir kanaat taşı. Öyle bir noktaya geçmek istiyorum. Yani tam da şöyle bir şey söylüyordu. Söyleyebilirim ya da diyeyim. Eski düzen neye dayanıyordu? Biraz evvel söyledim. Amerika'nın aslında üç rolde üretici, tüketici ve güvenlik alanında ve finansal alanda da merkezi güç olmasına dayanıyordu. Çok uzun bir hikayeyi çok kısaca ve çok basitleştirerek anlatma pahasına özetlemek istiyorum. Aslında ne yapıyordu Amerika? Üretici rolü ondaydı. Tüketici rolü ondaydı. En büyük
Tüketim pazarıydı. Küresel üretimin fazlasını da emiyordu büyük, eee, üretim pazar, tüketim pazarı olarak. Ama küreselleşme bu dengeyi bozdu. Asya'ya kaydı bütün üretim. Bütün üretim olmasa da üretimin ana motoru. ABD tüketici olarak kaldı ve cari açık vermeye devam etti. Ama biraz evvel Deniz Hoca'nın bahsettiği 2008 krizi ile birlikte o cari açığı içeride finanse edememeye başladı. Orta sınıfları küçüldü, tüketim kapasitesi küçüldü ve artık Çin'in yükselişi onu rahatsız etmeye başladı. Şimdi bu yeni dinamiği, üretim ve tüketim arasındaki yeni dinamiği finansallaşmayla birlikte ya da dövizin, özür dilerim, doların ana rezerv para statüsü olmasıyla bir biçimde ikame etti. Fakat ne oldu? Bu da değişmeye başladı. Çin Amerikan tahvillerini alma oranları düştü vesaire. Kendi yuanıyla ticaret yapmaya başladı. E, finansal alan ve rezerv alanı fragmente olmaya başladı. Geriye ne kaldı? Güvenlik kaldı. Şimdi Amerika ne yapıyor güvenlik alanında? Eee, hemen bitiriyorum bunu da söyleyerek. Şu bir hala dünyanın deniz yollarından tutun tedarik zincirlerine vesaireye kadar, finansal sisteme kadar, Swift'e kadar aslında ya da NATO'ya kadar, nükleer şemsiyeye kadar güvenlik maliyetlerini karşılayan ana aktörü. Ama bunu yapmak istemiyor. Maliyetleri paylaşmak istiyor. İki, kalan ana gücünü tahvil etmek istiyor. Yani biraz evvel dedim ya kazananlar ve kaybedenler bu sistemde kaybettiğini düşünüyor ve o kaybettiği sistemi elindeki en önemli gücü aslında nakde çevirerek, o gücü kullanarak bir biçimde telafi etmek istiyor. Edebiliyor mu? Bence hayır. Ama belki onu bir süre sonra, bir tır sonra konuşuruz.
>> Kendi içinde bir rasyonalitesi var ABD'nin değil mi bu eyleminin aslında? Ama günün sonunda gideceği nokta kaybedenler kulübünün bir üyesi olmak mı? Öyle mi anlamalıyız o zaman? Evren Balta yani ABD açısından bu hani bir sonun başlangıcı gibi mi görüyorsunuz bunu?
>> Yani e, mesela Trump'ı o anlamda yine Deniz Hocaya referansla bir düzeydeki üst yapı olarak görelim. Yani bir sembol olarak görelim. Trump ne yapıyor? Bu aslında bütün bu dengenin bozulduğunun farkında. İçeriye dönüyor diyor ki sizin işlerinizi Çinliler aldı. Ben bunu telafi edeceğim. diyor. Avrupa'ya dönüyor. Diyor ki, "Ben petrol imparatorluğuyum. İklim uyumlu enerjiye geçmeyeceğim." diyor. Rusya'ya dönüyor diyor ki ya da Ortadoğu'ya dönüyor. Diyor ki, "Ben aslında burada sizi savaşla kazanabilirim." diyor. Rusya'ya pek demiyor ama Ortadoğu'da bunu söylüyor. Dolayısıyla aslında bunu söylüyor. Yani temelde çok da irrasyonel olmayan bir şey söylüyor. İrasyonel olan aslında hesap etmediği çıktılar. Hesap etmediği çıktılar ne? Mesela Amerika gücünü, Amerika'nın gücünü biraz evvel söylediğim gibi finansallaşmadan alıyorsa, onu da Deniz hoca söyledi. Tam da bu İran Savaşı'na bakalım yine harika bir örnek. Eee, doların rezerv para statüsü olması, eee, ya da merkezi rolünü daha da fragmente etti bu savaş. Yani merkez bankaları daha fazla dolardan kaçmaya başlayacaklar. Eee, fragmantasyon ve bölgeselleşme daha fazla artacak. Ya da güvenlik meselesine bakalım. Trump kendisi aslında Avrupa'yla Irak Savaşı'ndan beri, Irak Savaşı'nda bile olmamıştı. Ciddi bir gerilim içerisine girdi ve oradaki müttefiklik ilişkisini bozdu ve yapayalnız kaldı aslında askeri olarak. Dolayısıyla kendi temel gücünü sağlayan iki, iki ana merkez kalmıştı zaten. Finansal gücü. Teknolojiyi de konuşabiliriz ama o ayrı bir kategori olduğu için onu hep bir kenara koyuyorum. Eee, finansal gücü ve güvenlik, eee, konusundaki merkezi rolü bu. İki rolü de İran savaşının parçaladığını düşünüyorum. Eee, güvenlik açısından Amerikan gücünün sınırlarını kendi düşmanlarına da göstermiş oldu. Nedir Amerikan gücünün sınırı? Trump always chickens out diye Financial Times'ın uydurduğu bir kavram var ve bence çok güzel bir kavram. Kısaca diyorlar. Taka şu demek. Trump ne zaman içeride enflasyonun yükseldiğini, hayatın pahalandığını, market fiyatlarının arttığını görüyorsa geri basıyor. Dolayısıyla bu onun aslında ana sınırı. Şimdi siz eğer bu sınırı küresel çapta herkese gösterirseniz, İran savaşıyla olduğu gibi caydırıcılığınızın ve askeri gücünüzün de çok bir anlamı kalmaz. Ben İran Savaşı'nın tam olarak Amerikan gücünü aslında, eee, o gücü nakte çevirmeye çalışırken tam tersi bir eşiğe getirdiğini düşünüyorum.
Peki o zaman bu tehditkar zamanlarında muazzam bir risk yükselmesi var değil mi Yılmaz Yıldız? E, riskin öteki adı da sizsiniz zaten sigorta sektörü olarak. İşiniz gücünüz risk yönetimi.
>> Eee, tablo bu kadar radikal değişecekse o zaman bizi daha çok şeyler bekliyor demektir. Siz nasıl görüyorsunuz şarkı? Şöyle, eee, biz biliyorsunuz her yazılım grubu olarak Dünya Ekonomik Forumu ve Marş'la beraber Davos'un birinci gününde global riskler raporu açıklıyoruz. 17 yıldır devam ediyor ve bu risklere baktığınız zaman, eee, bunların çoğunun öngörülebilir olduğunu görüyoruz. Baktığınızda örneğin bu yıl için çıkan neydi? Bu yıl ve önümüzdeki 2 ila 10 yıllık perspektifte global riskler raporu ki bu tüm dünyada karar alıcılar, kanaat önderleri, politikacılar, akademisyenlerle 36 farklı risk grubunu olma olasılığı ve olursa etkisine göre değerlendiren ve buna göre global risklerin neler olabileceğini değerlendiren bir rapor. İlk beş risk önümüzdeki iki yıl içerisinde çok şaşırtıcı değildi. Jeoekonomik karışıklıklar, silahlı çatışma, olağanüstü hava olayları, toplumsal kutuplaşma, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon. Özellikle yapay zeka kaynaklı. 2026'nın riskleri bunlardı. 2 yıllığa baktığınızda yine aynı jeonomi, jeoekonomik riskler, işte toplumsal kutuplaşma. Dolayısıyla bu riskler gerçekleşti. Bir 35 yıllık perspektif yok. Risklerin arasında bir uzaylı istilası yok galiba.
>> Ya tabii bu ilk be daha sayarsak çok var ama bu riskler genelde hep aynı riskler. Fakat konjonktüre göre ve dünyada ne olduğuna göre sıralamaları değişiyor. Ama ortaya çıkan trendsel olarak baktığınızda bunların nelerin kalıcı olacağı, nelerin de geçici olacağı. Geçici ne demek? Bundan 5 yıl sonra geriye dönüp baktığımızda ya bu da o kadar önemli değilmiş diyor. Şimdi karalıcılara baktığınız zaman genelde ne var? Kötümserlik hakim. Bu geçen yıl yapılmıştı. Bu arada İran falan yoktu daha ortada. %90'ı çok kötümser, %50'si felaket bekliyordu. Çok kutuplu dünya bekleniyordu. Çok krizli dünya bekleniyordu. Eee, işte kaba kuvvetin özellikle askeri gücün domine edeceği ve artık sınırların değişemez olduğu en azından Batı dünyasında kalkacağı kural değer bazlı bir dünyadan daha transactional, böyle ülkelerin işime gelirse yaparım, işime gelmezse yapmam şeklinde bir dünyaydı. Fakat buradaki kritik nokta şu. Dünya Savaşı sonrası kurulan ekonomik politik düzen hakikaten değişiyor. Bunun değişikliğini ta Obama döneminden itibaren alabilirsiniz. Ama özellikle son dönemde ne oldu? Şimdi Amerika'dan bahsettik. Dünya Savaşı sonrası rakamlara ve o rakamlara bugüne baktığınızda çok enteresan bir resim var. Dünya Savaşı sonrası dünya nüfusu kabaca 4 milyarmış. Şimdi geldi 8,5 milyara. Çarpı 2. İkincisini o dönemde Dünya Savaşı sonrası dünya gayri safi milli hastası 1 trilyon dolardı. 105 trilyon dolara geldi. Dünya ticareti sadece 250 milyar dolardı. Geldi 32 trilyon dolara. 128 kat artmış. Neydi o düzen baktığınızda? I. Dünya Savaşı'nda 36 milyon insan öldü. Büyük bir yıkım değil mi? İki atom bombası atıldı falan. Ne o düzen? Bir daha savaş olmasın. Bir daha savaş olmaması için ekonomik entegrasyon olsun. Bunu düzenleyecek uluslararası kurumlar olsun. Serbest ticaret ve ekonomik liberalizasyon, liberal ekonomi politikaları. Bu arada bu sistem çok da başarılı oldu. Bakın I. Dünya Savaşı sonrasına bakarsanız Asya, Japonya, Güney Kore, Tayvan çıktı değil mi? Avrupa Birliği çıktı, Almanya çıktı. I. Dünya Savaşı sonrası dünyada ortalama yaşam beklentisi 45 yılmış. Yani bu odaya bakıyorum herhalde ortalamada bu odada çok az. Yani buradaki hanımefendiler kalırdı. Beyefendilerin hiçbiri kalmazdı.
O >> Biz ortalamanın içindeyiz. Biz değiliz. Yılmaz.
>> Mutlak yoksulluk. 4,2 milyar insan neredeyse dünya nüfusunun yarısı o dönemde mutlak yoksulluğun altında şimdi %8'lere düştü. Dolayısıyla bu sistem büyük resimde hedeflerini gerçekleştirdi. Fakat aynı zamanda bakın çok enteresan rakamlar var. Öyle baktığınız zaman Amerika'nın önce Amerika demesi ve Trump'ın ekonomi politikalarının Amerika için ne kadar yerinde olduğunu anlayacaksınız. Dünya Savaşı sonrası Amerika'nın dünya gayri safi milli hastasından aldığı pay %50. 2024 sonu %25'e düşüyor. Tekrar söyleyeyim. Amerika %50'si dünya ekonomisinin %25'i düşmüş. Avrupa %30'dan %20'ye düşmüş. Rusya %20'den %2'ye düşmüş. Sürpriz sürpriz. Çin %2'den %20'ye çıkmış. İkinci bir şey daha var. Bu gözle baktığınız zaman Amerika ve Rusya revisionist power diyorlar ya. Yani gücünü kaybetmiş büyük güçlerin tekrar gücünü geri almak için uğraşması bu bağlam. E, Amerika'ya bakıyorsunuz 1 trilyon dolar cari açık. 1,8 trilyon bütçe açığı. Bu arada gelir eşitsizliği olarak o da çok enteresan. Bütün bunlar olurken 1945'ten 80'e kadar Amerika'da öyle gelir dağılımı kötü ama çok bir şey yok. 80'den itibaren en tepedeki %20'nin aldığı pay %50'lere geliyor. En alttaki %20'nin aldığı pay da %3'lere düşüyor. Yani Amerika'daki TAP %20 ortalama 350.000 dolar geliri var. Batımında 35.000 dolar geliri var. Bunun politik etkilerinin ne olduğunu Amerikan seçim sonuçlarından da görebilirsiniz. Bu gözle baktığınızda bu sistem ekonomik olarak da artık Amerika'ya hizmet etmiyor. Ve Amerika'yı sevelim, sevmeyelim dünyanın en büyük ekonomik, siyasi, askeri gücü olarak Amerika'nın hale-i ruhiyesi ve özellikle Amerika'nın iç politik dengeleri dünyanın da haleti ruhiyesini belirliyor. Bütün düzene buradan baktığınızda Trump bunda sadece seçmenin kabaca %50'sinin niyetlerine esasında bir vesile oluyor. E, nasıl bir şey? Amerika Amerika'nın gücünü kaybettiğine şimdi rakamları öyle ama baktığınızda Amerika'nın Wall Street orada olduğu sürece finansın merkezi, Silicon Valley orada olduğu sürece teknolojinin merkezi, Hollywood orada olduğu sürece soft enerji olarak kendine yeterli. Tarım olarak kendine yeterli. Su sorunu yok, demografi sorunu yok. Ama ne hikmetse böyle olmasına rağmen ekonomik rakamlar aşağı gidiyor. Onun için şu anki düzenin revisionist güçler olarak Amerika'nın tekrar gücünü bulması üzerinden ve ekonomik gücünü tekrar tesis etmesi üzerinden iki Rusya'yı da yabana atmayın. %20'den %2'ye düşüyorsa payınız. Bu arada Rusya ekonomisi kabaca İtalya ekonomisi büyüklüğünde. Ukrayna Savaşı'nı buradan okumak da mümkün. Şahsi düşüncem şu an İran'ı çok konuşuyoruz ama büyük resimde ben İran konusunun bir detay olduğunu düşünüyorum bu paradigma değişikliği içerisinde. Tamam Ortadoğu için önemli bir konudur. Eee, insani dram vardır, şudur budur bu ayrı. Ama daha pragmatik baktığınızda İran tüm bu büyük resimde bir detaydır. Esas sorun Amerika'nın iç politikası kaynaklı ve Amerika'nın tekrar gücünü, ekonomik gücünü geri kazanmak ve de özellikle Çin'le rekabete hazır olması için yapılan bir, ne diyelim yeni bir, oyudur. Bunun üzerinden okuduğunuzda tutuyor. Bir de bunu komple yapay zeka üzerinden okumak da mümkün. Yapay zeka teknolojisine hakim olmak. Bunu bir sonraki tura bırakayım. Onun için Amerika'nın hala dünyanın en büyük ekonomik gücü, askeri gücü, finans gücü, teknoloji gücü ama ne hikmetse savaşlarını doğru seçemiyor. Ama askeri olarak da rakibi yok. Yani İran'ın tüm altyapısı gitti. Hava kuvvetleri gitti. Deniz kuvvetleri gitti. Her şey gitti. Uçaklar dünya tarihinin en büyük hava saldırısı. Hiçbir şey yok. İran tırnak içinde kazandı demek askeri olarak zaten mümkün değil. Politik olarak belki ama bir detay olarak görüyorum. Dünyada ne olduğunu, ne olacağını görmeyi özellikle Amerika ve Amerikan'ın iç politikası üzerinden okumanın ve ikincil olarak da yapay zeka teknolojisine hakimiyet üzerinden okumanın daha doğru sonuçlar verebileceğini düşünüyorum ben.
>> Peki, süremiz daraldı. Bir Türkiye'yi bir değerlendirelim, toparlayalım. Türkiye konusunu konuşacağız. Eee, zor ekle varsa hocam ekle.
>> Amerika. Evet. Evet. Yani şu Amerika derken tek bir Amerika olmadığını lütfen bir kenara koyalım. Yani Amerika Birleşik Devletleri uzun bir süredir bütün savaşlarını Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı kaybetti. Yani Amerika Birleşik Devletleri'nin içerisinde daha önce askeri endüstriyel kompleksle barış endüstrileri arasındaki bir çatışmadan bahsederdik. Şimdi üçüncü bir sektör daha girdi devreye. Tekno oligarklar dediğimiz yeni bir şey. Sen şimdi yapay zekadan falan bahsedeceksin. Yani Amerika mı kazandı? Amerika mı kaybetti? Çok emin değilim. Çünkü Trump'ın Ortadoğu'da yapmak istediği şey, kendi dilinden söylediği Obama'nın inşa ettiği şeyi yıkacağım diye giriyor. Yani onun için hani orada bizim böyle çok standart Amerika öyle istiyor, Rusya böyle istiyor. Mesela Çin'de de inanılmaz bir değişim var. Çin'de bütün askeri yapı tamamen, ortadan kaldırıldı. Generaller emekliye ayrıldı. Yani Çin'de sallanıyor bu arada. Bunu da göz ardı etmeyelim. Rusya'da da benzer şeyler oluyor. Müthiş. Amerika'da 12 generali aynı anda görevden aldı. Biri Kara Kuvvetleri Komutanı. Yani devletler kendi içlerinde de kendilerine karşı büyük bir mücadele veriyorlar. Onu göz ardı etmeyelim bence.
>> Bu da devletlerin zayıfladığı, şirketlerin egemenliğinde bir dünya düzenine de yol açabilir. Bu da içten değil herhalde değil mi hocam? Bunu da düşünebiliriz önümüzdeki dönemin. Yani dijital faşizm denilen şey özellikle bu siber alanda kuvvetli olanların önümüzdeki dönemde global governance denilen şeyin en tepesine yerleşeceğini iddia edenler de var. Bu büyük bir mücadele. Kimin kazanacağını bilmiyoruz.
>> Peki hemen biz kendimize bakalım. Bu kadar zor zamanlar içerisinde Türkiye olağanüstü bir mücadele veriyor. Kendi kırılganlıkları içerisinde. Uzun zamandır Ortadoğu'da olan bitenler bizi çok olumsuz etkiliyor. Bunların sıkıntılarını ekonomi tarafında da çok yaşıyoruz, yaşadık. Ama bu İran tarafı biraz, meselesi biraz enteresanlaştı. Deniz Ülke hocam, eee, biraz böyle son dönemde çok iyimser, söylemler var. Hani bu işin Türkiye için ciddi bir fırsat yaratabileceği yönlü, Türkiye'ye bundan sonra ciddi bir temayül olabileceği yönlü, söylemler var. Malum biliyorsunuz işin ekonomi tarafını çok sormayacağım size. Biliyorum o konuda güzel değerli yorumlarım var ama
>> Eee, iyi yönetildiğini düşünüyor musun? Çünkü son dönemdeki krizlerde tarafsızlık çabamızı aslında beri böyle bir başarılı bir şeyimiz var. Dış politika tarafımız var. Rusya'da da bunu yönettik bir şekilde. Burada bugüne kadar, şu ana kadar nasıl yönettiğimizi düşünürsün hocam? Eee, ve gerçekten de hani bir iyimserlik ortamına kapılmak için çok mu erken ya da iyi yönetmek için ne yapıyor olmak gerekiyor şu an?
>> Şimdi iyi yönetiyorlar yani görünüyor zaten. Savaşın ülkemize sıçramamış olması önemli. Ama burada birçok parametre var. Yani buraya kadar iyi yönettin. Yarın bambaşka bir noktaya götürebilirsin. Çünkü dış politikada çok ciddi hatalar yapılarak geldi. Yani önemli ölçüde Türkiye'yi zora sokan hatalar yapıldı. Değerli yalnızlık falan gibi kavramlar icat ettik. Hatta hatırlarsanız, eee, şimdi daha farklı bir konumdayız. Türkiye, Ukrayna Savaşı'ndan bu yana bir moderasyon görevi üstlendi. Özellikle Batı dünyasıyla Rusya arasında çok ciddi bir, diplomasi yürüttü. Şimdi de benzer bir süreç burada yaşanıyor. Şimdi, eee, bu Türkiye'nin pozisyonu şöyle, eee, Dominik Muazzi diye bir adam var. Diyor ki dünya o duyguların jeopolitiği diye bir kitap yazmıştı. Diyor ki dünyaya üç tane duygu yönetiyor diyor. Bir tanesi korku. Demin Yılmaz'ın söylediği gibi, Batı dünyası statikosunu ve hegemonik gücünü kaybetme korkusuyla yaşıyor. Bu yüzden zaman saldırganlaşabiliyor. Yani ya kaybedersem diye. Şu anda Amerika göründüğü kadar donro doktrini diyor ya Monro doktrinine doğru, kendi kıtasına doğru çekilme eğiliminde. Adamın Venezuela'da başarılı olduğu ortada. Grönland'a doğru da yayılabilir. Yani Amerikan kıtası aslında Amerika'nın zafer alanıdır. Öyle söyleyeyim. Bu taraflara doğru geldiğinde başka bir ruh haliyle karşılaşıyoruz. Ortadoğu bölgesi özellikle aşağılanmışlık duygusuyla, iç içe eski uygarlığın, temelidir buralar. İnsan uygarlığının temeli ve merkez noktasıdır. Ve kaybettikleri bir şeyin karşılığında Batı tarafından daimi bir aşağılanmaya maruz bırakılmanın öfkesiyle yaşıyorlar. Onun için şimdi, büyük güçler neden küçük savaşları kaybeder diye sorduğumuzda büyük güçlerin hesapları çıkarlara dayalıdır. Petrolü almaya gelir, altını almaya gelir, onu almaya gelir, bunu almaya gelir. Büyük güç çıkarına ulaşamadığında fayda maliyet analizi yapar. Maliyet faydayı açtığı anda geri çekilir. Diğerleri açılsınsa bu bir onun mücadelesidir. Onun yaşamsaldır, varoluşsaldır mücadelesi ve son damlasına kadar mücadele etmek zorundadır. Bugün İran'da zafer olanak tanınlanan şey sadece ruh hallerinin inanılmaz bir direniş psikolojisi içinde olması. Yoksa tarumar ettiler yani ülkeyi. Enerji sahalarını vurdular. Daha 30 yıl kendine gelemeyecek hale getirdiler. Ama bütün dünyadaki algı ne? İran kazandı. Psikolojik savaşı zaten kazandı. Çünkü bilmiyorlar. Yani Amerika'da inanılmaz bir cehalet var. Yani kaybedilmesinin bu savaşın bu teknoloji ve bu askeri kapasiteye rağmen kazanılmamasının bir sebebi cahillik. Ortadoğu'yu bilmiyorlar. Şiiliği bilmiyorlar. Trump'a sorsanız Müslüman deyince hepsi aynı zannediyor. Sünni ile Şiiyi ayırt edemez. Şii'nin bu, bu topraklar niye tepelerine bomba yağarken bu insanlar sığınağı değil de sokaklara çıkıyor dediğinde Şehit Hüseyin'in arkasından yürüdüklerini bilemezler. 50 yıldır ambargoyuladığınız adamların nasıl oluyor da hala füze üretip hala aç kalmak pahasına savaş sanayine yatırım yapıyor olduğunu bilemezler. Yani bunu anlayamazlar.
>> Hocam dünyanın en büyük üniversitelerinin olduğu bir memleketten bahsediyoruz. Gerçekten bu kadar raporsuz ve, geri bildirimsiz mi götürüyorlar siyasete? Ben bazen öğrencilerime de konuşuyorum. Yani çok kitap okumak mı daha çok cahilleştiriyor, hiç kitap okumamak mı çok emin değilim.
>> Çünkü yani bilgi belli bir kaynaktan aktığı zaman grup körlüğü, group thinking dediğimiz şey o. Grup körlüğüne yol açıyor. Zaten Amerika'da bir çete oluştu. Bunlar çete ve bu çete kendinin dışında düşünen herkesi dışarıda bırakıyor. Bakın yani görevden alma basit bir şey değil. Çünkü sadece kendi şu düşüncelerine inanıyorlar. Artık bugün karşı karşıya olduğumuz şey rasyonalite değil. Alternatif rasyonalite dediğimiz gücünü tanrıdan alan teolojik bir rasyonaliteleri var. İsrail de Allah'ın kendilerine vadettiğini söylüyor. İran açısından da, Allah'ın arkalarında olduğunu düşünüyor. Amerika'daki evanjelikler de kıyameti getirmenin ya biri Mesih, biri Mehdi peşinde bir şey savaşın içinde kalmış durumdayız. Yani bunlar alternatif rasyonalite dediğimiz garip bir, mantık içerisinde hareket ediyorlar. Onun için onları anlamakta zorlanabiliriz. Yani İsrail hakikaten kendilerine bu toprağın vadedildiğini düşünerek ilerleme eğiliminde devam ediyor.
>> Herkes bir Ortadoğululaştı diyebilir miyiz hocam? Yani herkesin buralarda bu Grandio City kompleks çok fazladır. Bizde büyük Türkiye, öbüründe büyük Suriye, büyük Arap, büyük İran hepsinde vardır bunlar ama işte bu dünyada o kadar kolay olmuyor. Bir diğer konu hakikaten bir psikolojik problem var. Yani sadece narsistik, sosyopatik falan değil. Yani bir psikiyatristler altına imza atıyorlar. Böyle kitaplar yazıldı Trump'la ilgili. Bir kişinin eline nükleer bir savaşı başlatma yetkisini vermek doğru mu değil mi? Yani dünyanın demokrasi şampiyonu olarak bakılan bir ülkenin başına bir enteresan tipolojinin gelmesi nasıl hepimizin cebini etkiliyor? Somali'deki adamın evine götürdüğü ekmeğin fiyatını da etkiliyor. Çin'dekini de etkiliyor. Venezuela'dakini de etkiliyor. Bu çok önemli bir şey. O yüzden hani dünya meselelerine bakarken üzerinde çok tartışacağımız kavramsal, siyasal süreçler açısından da konular var. Bu bunun için bir yapısal dönüşüme herkes bu meşruiyeti algılayacak. Hepimiz diyeceğiz ki artık böyle devam edemez. Muhtemelen bu aynı zamanda bildiğimiz anlamdaki demokrasilerin de sonu haline gelecektir diye düşünüyorum. Hocam soruma dönersem Türkiye şu ana kadar iyi.
>> Şu ana kadar iyi götürüyor. Benim gördüğüm kadarıyla aslında çok dillendirilmeyen bir konu. Yani sosyal medyada çok yaygın bir İran taraftarlığı var. Çünkü yani İsrail'e ve Amerika'ya çok kızıyoruz. Aslında Trump geldiğinden beri Türkiye'nin bayağı bir sorunları hall olmuş durumda ama yani hakikaten onunla onun ipiyle kuyuya inmek çok sakat bir şey. Yani bu çok mümkün değil. Ama Türkiye görebildiğimiz kadarıyla dört tane füze geldi bu arada İran'dan ülkemize ve NATO tarafından bertaraf edildi. Yani bir ülkede tepesine füze atabilen, bir başka ülkeye karşı hiçbir düşmanlığın oluşmaması çok şaşırtıcı bir şey. Ama Türkiye böyle yaklaşıyor konuya. Eee, Türkiye'nin genel tavrı İran'ın da İsrail'in de aynı anda yıpranmasından rahatsız değil Türkiye. Onu çok net olarak söyleyeyim. Çünkü yanı başımızdaki bir ülkenin, İran'ın nükleer kapasiteye sahip olması da bizim için bölgesel dengeleri çok bozacak olan bir şey. Çok tehlikeli bir şey. Demin söylediğim gibi alternatif rasyonalite sahibi insanlar yani bir dini lider tek başına hallaç pamuğu gibi atar buraları. Onun için öyle ülkelerde öyle kişiye bırakılmaz bu gibi şeyler. İkincisi İsrail'in envanterinin tükenmiş olması, demir kubbesinin aşılmış olması, özgüveninin yitirilmiş olması önemli ve iyi bir şey aynı anda. Çünkü hakikaten bize de sarmak üzereydiler. Çünkü İsrail de öyle Türkiye'ye bu bölgelerde savaş yapmanın maliyetli bir şey olduğunu görmesi lazım. Çünkü Araplarla yaptığı her savaşı 48'den bu yana rahat rahat kazandı. İlk defa Arap olmayan bir ülkeyle savaşıyorlar ve şu anda Netanyahu'nun bile seçimi kaybetmesine yol açabilir. Ortaya çıkan bozgun durumu. Türkiye bundan memnun ama Türkiye'nin projeksiyonu var görebildiğim kadarıyla. İran'dan yana, İsrail'den yana devlet sistemi çalışmıyor aslında. Yani o ya da o kazansın gibi değil. Tam tersine sürekli bir moderasyon halinde ve Türkiye'nin düşüncesi, savaş bittikten sonra, bölgede büyük bir saldırmazlık ve silahsızlanma paktının oluşturulması yani bölgenin kendi kendisine bir güvenlik mekanizması oluşturması zaten Amerikan üstlerinin önemli ölçüde kapatılacağı görünüyor bu şeyden sonra. Yani İsrail'in de kendisini güvende hissedeceği bir şey. Eee, İsrail kendini güvende hissetmezse saldırganlığı devam eder. Çok net. Onun için hani onun da Abraham anlaşmalarının Ortadoğu bölgesindeki yeni versiyonu. Tabii bu savaş suçluları bu çerçeve içinde de yargılanmak durumunda kalacak.
>> Peki Amerika'nın varlığı bölgede azalacak mı? Deniz Ülke hocamın söylediği gibi.
>> Ben azalacağını bu şartlar. Ha pardon.
>> Tamam. Evren Balta hocama sorayım ben. Eee, ve nasıl görüyor? Bir saldırmazlık paktı çıkar mı bu işin sonunda? Çıkması gerekiyor mu?
>> Yani şöyle söyleyeyim aslında. Jeopolitik riskler dediğimizde bu soruların yanıtlarını ya da jeopolitik belirsizlik dönemi ve çoklu krizler dediğimizde bu soruların yanıtlarını vermek çok kolay değil. Çünkü neden? Olasılık dediğimiz ya da unpredictable dediğimiz, belirsizlik dediğimiz şey aslında bilinemezliğe dayanıyor. Şimdi bana sorduğunuzda ben bilmiyorum dersem bunu aslında gerçekçi bir şey söylemiş olurum. Çünkü Sovyetler Birliği'nin çökeceğini, Arap isyanlarının çıkacağını, bölgesel bir savaşa evrileceğini vesaire bilmiyorduk. Bütün bunların kendisinin tırmanma dinamikleri var ya da geri çekilme dinamikleri var. O yüzden ben bu sorunuza senaryolarla yanıt vermek istiyorum. Yani bunun daha mümkün ve doğru olduğunu düşünüyorum. Ve o senaryo mantığının da da aslında benim de bir merkezi senaryom ya da kalbimin oraya doğru gittiği, verilerin bana gösterdiği bir merkezi senaryom var. Şöyle olabilir. Eee, bu savaştan sonra en azından yakın gelecekte biz bir gri bölgede yaşamaya devam edebiliriz. Ki ben buna kendi merkezli senaryom diyeceğim. Eee, Amerika'nın angajman ve de angajman arasında yani çekilme ve geri girme arasında gidip geldiği, savaş ve barış arasında gidip geldiğimiz bazı dosyaların teknikleştirildiği ve orada uzlaşmaya varıldığı nükleer gibi mesela, Hürmüz Boğazı'nın açılması gibi mesela. Ama İran'la rejim değişikliği olmadan kısa dönemde siyasi bir uzlaşmanın sağlanmadığı bir gri bölge. Bu risk üretmeye devam edecek bir senaryo ama bu senaryo mümkün bir senaryo. İdare edilebilir bir tür donmuş ya da düşük yoğunluklu çatışmadan bahsettiğimiz bir senaryo. İkinci bir senaryo aslında şimdi bu üç devletin de müzakere kapasitesi inanılmaz ölçüde aşındı. Yani Amerika'da mesela hem Genelkurmaydan görevden alınanları hem siyasi olarak görevden alınanları biliyoruz. Hem karar alma mekanizmasının ne kadar keyfileştiğini ve kişiselleştiğini biliyoruz. İsrail ve Amerika saldırıları İran'daki karar alma mekanizmasını tamamen parçaladı. Şu an bir tane İran devletinden bahsetmek mümkün değil. Birden fazla karar alma mekanizmasından bahsetmek mümkün. İsrail'de de benzer bir tasfiye süreci yaşandı ve aşırı sağan ve güvenlikçi mantığın, ciddi anlamda karar alma mekanizmasının tepesine oturduğu bir yer. Şimdi böyle bir karar alma mekanizmasının müzakere sürecinden tırmanma da çıkabilir ve bu herkesin aslında çok da belli beklemediği bir şekilde bir tırmanma senaryosu olabilir. Ve, hani bir üçüncü senaryo benim en düşük olasılıklı senaryom yeni bir bölgesel uzlaşmanın sağlanması. Bu uzun vadede olacaktır. Bir bölgesel güç dengesi kurulacaktır. Ama ben bunun kısa dönemde çok olası olduğunu Deniz Hoca'nın söylediği gibi İsrail'in ve İran'ın bütün bu ülkelerin kendi güvenlik kaygıları giderilmeden çok olası olduğunu düşünmüyorum. Henüz öyle bir siyasi merkez ve siyasi aktör yok. Dolayısıyla ben benim merkezi senaryom o gri alanda kalınması.
>> Amerikan üstleri sorusunu akizalı hocam. Tamam siz sor. Hemen o bölgesel uzlaşmanın içerisinde bir Türkiye olası bölgesel uzlaşmanın içine bir Türkiye'nin yerleştirebilir misiniz?
>> Yani
>> Ne çıkabilir bu senaryodan
>> Türkiye'ye? Yani aslında orada ben Deniz Hoca'ya tamamen katılıyorum. Şimdi Türkiye'ye Ukrayna savaşı üstünden de bakarsanız, Ortadoğu Savaşı üzerinden bakarsanız Türkiye'nin dış politikası şunun üzerinden şekilleniyor. Bölgede kendisinden başka güçlü bir k bölgesel merkezin ya da aktörün ne Karadeniz'de ne Ortada ortaya çıkmaması. Yani mesela Rusya'nın Karadeniz'de hegomonik bir aktör olmasını Türkiye hiçbir zaman istemedi. Rusya'yla iyi ilişkiler kurmasına rağmen o anlamda Rusya'nın aşırı güçlenmediği, Ukrayna'nın desteklendiği daha NATO uyumlu bir politika izledi. Benzer bir şey Ortadoğu'da da geçerli. Ne İran'ın nükleer bir devlet olduğu, ne İsrail'in aslında düzen kurucu, Amerika'yla birlikte düzen kurucu bir devlet olduğu bir mekanizmayı istemez. Bence buradaki ana tehlike şu. Şimdi görüyorsunuz. Perception is reality. Algı gerçektir. Şimdi İsrail'e baktığınızda İsrail siyasal elitleri giderek artan oranlarda Türkiye'yi İran'dan sonraki ana tehdit olarak kodlamaya başladılar. Şimdi bu doğrudur, yanlıştır. Türkiye NATO üyesidir vesaire diyebilirsiniz ama İsrail'de Türkiye'nin çatışma alanlarının, uzlaşa da bililirler. Bunu da senaryolar üstünden okumak lazım aslında ama çatışma alanlarının Suriye'de, Irak'ta, İran'da, ve geniş ve yayılmış Ortadoğu çatışma sahasında arttığını düşünüyorum. Bir biçimde o ilişkinin yönetilebiliyor olması, İsrail ve Türkiye ilişkisinin yönetilebiliyor olması mesela Rusya'ile ilişkisini daha kolay yönetiyor Türkiye İsrail'le ilişkisini yönetmesinden. Eee, bunun iç nedenleri de var. Çünkü İsrail'le ilişkiyi yönetmeye başladığınız anda aslında içeride oy kaybediyorsunuz. Dolayısıyla o dengenin kurulabilmesi hem İsrail üzerinden Türkiye'ye hem Türkiye açısından İsrail'i bence en kritik ya da senaryoda belirleyici faktörlerden birisi olacak diye düşünüyorum.
>> Türkiye'nin öyle ya da böyle İsrail'e bir denge politikasına gelmesi şart mı Deniz Ülke hocam?
>> Eee, yani evet ama İsrail'in de dediğim gibi alternatif rasyonaliteden vazgeçmesi lazım. Yani Davut koridorunu açma, büyük İsrail topraklarını, vadedilmiş toprakları alma falan gibi bir rasyonalite içinde hareket eden bir devletle uzlaşamazsınız ki. Yani, kendileri de söylüyorlar. Livni TP Livni geçen gün İsrail'in devletinin sınırları belli değil diyor. Ya öyle bir devletiz ki sınırlarımız belli değil. Çünkü hevesleri var. Şimdi Lübnan güneyine doğru gidiyorlar mesela. Kendilerine düzenli olarak bir e, öteki bulmaya çalışıyorlar ve sınırları ileri geri oynayan bir ülke. Daha statüko oluşmuş değil. Eee, Evren Hoca çok güzel, eee, şey yaptı. Yorumladı. Yani bir sürü alternatif var. Türkiye'nin önerdiği alternatif İsrail'in de kabul etmesi gereken, İran'ın da kabul etmesi gereken bir alternatif. Ama şunu unutmayın. Avrupa Birliği'ni 1945'e kadar birbirini perişan eden, milyonlarcasını karşılıklı öldüren Almanya ile Fransa arasında yapılan bir Kömür Çelik Birliği ile başladı. Yani devletler birbiriyle savaştı sonra bir daha barışmaz diye bir kural yok. Bazen olabiliyor yani göz ardı etmeyelim. Tabii bir ders çıkarmak şartıyla herhalde değil mi? Yaşananlardan, yaşanacaklardan. Yılmaz Yıldız, iş dünyası açısından biraz sizi, okumanızı isterim ama yine Türkiye ile sınırlayalım çünkü vaktimiz de bitti. Kızdırmayalım. Şimdi Türkiye nasıl görüyorsunuz? Türkiye aslında iş dünyası tarafında risk yönetimini çok iyi biliyor. Zaten ayakta kalan şirketlerin başından türlü türlü badireler geçtikten sonra ayakta kalmayı başarmış şirketler oluyorlar.
>> Ya şöyle Türkiye bölümünü iki parçada bakmak lazım. Çünkü bir ekonomi tarafı bir değerli hocalarımın bahsettiği işin siyaset ve uluslararası ilişkiler boyutu. Şimdi ekonomi tarafına baktığınızda bu arada global risk raporlarının Türkiye bölümü de var. Türkiye'de karar alıcıların gördüğü en büyük riskler dediğiniz zaman ağırlıklı olarak ekonomi çıkıyor. Geçim sıkıntısı, enflasyon çıkıyor. Bir grup, eee, ikincisi kontrolsüz göçmenler diyelim. İkinci büyük grup olarak çıkıyor. Eee, bununla beraber üçüncü grupta daha siyaset çevremizdeki riskler olarak çıkıyor. Onun için Türkiye'de öncelikli olarak ekonomi. Eee, çünkü ekonominin siyasete de önemli etkileri var. Baktığınızda Sayın Bakanımız da bu sabah bahsetti. Diğerleri de ekonomi genel olarak iyi gidiyor. İyi tabii göreceli bir kavram. Yani ideolojiden, politikadan ayırın. Pure rakamlara baktığınız zaman geçen yıl sonu Türkiye 200, yuvarlayacağım rakamları 280 milyar dolar mal ihracatı yaptı. Yaklaşık 120 milyar dolar hizmet ihracatı var. 400 milyar dolar. Kabaca 500 milyar dolar ithalat var dersek 900 milyar dolarlık bir dış ticaret hacmi var. Y gayri safi milli hasın neredeyse %70'ine geliyor. 60'ı 70'i. Dolayısıyla Türkiye dünya ekonomik sistemine çok entegre bir ülke ve onun için zaten bizim ortodoks olmayan, kural bazlı olmayan ekonomi politikalarını kısa süreli uygulamayı deneyebilirsiniz ama uzun vadede, normal ortodoks klasik ekonomi politikalarının haricinde bir şey olması mümkün değil. Çünkü dünyayla bu kadar entegreyiz. Yanında da bizim petrolümüzün doğalgazımız yok. Öyle olduğu için üretmemiz gerekiyor. Ürettiğimizi satmamız gerekiyor. Enerji tarafında da enerji arzını güven altına almamız gerekiyor. Şu an baktığınızda dış ticaret olsun ihracatın yapısına da baktığınızda %65'i AB ve Avrupa ülkeleri, OECD ülkeleri, işte orta teknoloji ürünleri şunlar bunlar ekonomiyi enflasyonla mücadele yine gündelik endişelerin ötesine baktığınızda enflasyon %25'te mi bitecek, %30'da mı bitecek yılın sonunda bir detaydır. Trendsel olarak enflasyon aşağı doğru geldiği sürece cari açık finanse edilebilir olduğu sürece ve gelir dağılımı tarafında da işler iyileştiği sürece Türkiye'yi ekonomik olarak ben çok olumlu bir yolda görüyorum. Ha şimdi Avrupa bizim bize gelen sermayenin az çok ayrı bir konu ama %70'i Avrupa Birliği'nden gelir. İhracatımızın %60'ı Avrupa Birliği'dir. Dolayısıyla Türkiye'nin bu ortamda Avrupa Birliği ile ilişkilerini daha derinleştirmesi, Gümrük Birliğini de tekrar hem genişletmesi ve özellikle Avrupa Birliği'nin 3. ülkelerle imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları ki işte Hindistan gibi diğerleri gibi bunlara karşı sanayisini, ihracatını düzenleyebileceği ve koruyabileceği bir yapıya gelmesi lazım. Burada ben çok sorun görmüyorum. Hükümetin de politikalarına baktığınızda bu yolda ekonominin enflasyonla mücadele ve makro istikrarın sağlanması tarafı iyi. AB ile ilişkiler düzenleniyor. Şimdi siyaset tarafına baktığımda biraz bu Amerika, İsrail, İran ve benzeri o tarafa baktığınızda ben biraz farklı düşünüyorum. Şöyle ki şimdi şu noktada hocalarıma katılıyorum. İran'ın nükleer silaha sahip olması, füzelere sahip olması Türkiye için de kabul edilebilir bir şey değil. Hani İsrail'den önce Türkiye için bile kurulması. Yani zamanında Yavuz Sultan Selim döneminden beri İran Türkiye'nin bu bölgedeki en büyük hasmıdır. Bunu kabul edelim. Dolayısıyla İran'ın özellikle askeri gücünün azalıyor olması ve nükleer bir İran olmaması Türkiye'nin işine yarar. Bunu kabul edelim. İşin ideolojisi falan aynı çok pragmatik bakıyor. Şimdi bizim Amerika'yla ve İsrail'le somut ne sorunumuz var diye bakarsanız Amerika'yla nereden işler gerildi? SDK'ye destek değil mi? Yani teröristlere silah yardımı üzerinden şu anki barış sürecine bakarsanız ve SDG'nin geldiği yere, kalmadığına bakarsanız bu sorun ortadan kalktığı noktada veya azaldığı noktada Amerika'yla Türkiye'nin öyle varoluşsal böyle birbirine girebileceği Trump dönemi veya sonrasında bugün için öyle büyük kanlı bıçaklı olacak bir şey gözükmüyor. Burada yine kontary bir şey söyleyeceğim. Türkiye İsrail ilişkileri ilişkilerle Gazze ve Filistin sorununu bir tarafa çıkarırsanız onun haricinde Türkiye ile İsrail'in somut ne sorunu var? Hakikaten bakmak lazım. Şey oradan çıkıyor. Büyük bir şeydir. Gazze'de yapılan 50-70.000 kadın, çocuk, bir sürü masum insanın öldürülmesi soykırımdır. Bu ayrı. Ama Türkiye ile İsrail'in Gazze sorununu bir tarafa koyarsanız somut çıkarlarının uyuşmadığı bir şey gözükmüyor. Bunu şunun için söylüyorum. Biraz önce şey yaptınız. Amerika çok net. Ulusal güvenlik belgesine bakın. 29 sayfalık Beyaz Saray'ın web sitesinde Ortadoğu'dan ben çıkacağım diyor. Çıktığı zaman burayı birilerine bırakması lazım. Ve üç tane endişesi var. İsrail'in güvenliği, petrol fiyatlarını makul bir rencide tutmak. 60-80 dolar arası 3. IŞİD ve benzerinin terörünü tekrar hortlamamız. Bunun için Sünni Müslümanları yönlendirecek, Müslümanları yönlendirecek soft powerıyla ve hard powerıyla bir güce ihtiyaç var. Türkiye'den başka yok. Dolayısıyla Türkiye ile İsrail bir şekilde ki bu özellikle ama Netenyahu sonrasına bakmak lazım. Oturup sorunlarını çözmemeleri için ben bir sorun görmüyorum. Ve bu Ortadoğu Amerika'nın çekildiği noktada ağırlıklı olarak Türkiye'ye kalır. Türkiye ekonomisiyle, askeri gücüyle, soft powerıyla o dizilerle ve benzeri onu yabana atmayalım. Onlar sadece dizi değil biliyorsunuz. Çok önemli soft power. Ben Türkiye'nin hem ekonomik olarak hem siyaseten de doğru politikalarla bu işten çok daha güçlü çıkacağını düşünüyorum. Gerçekten ideolojiyi açtığınızda Amerika'yla da İsrail'le de olan sorunlar çok spesifik. Amerika'yla sorunları çözüyoruz. İsrail'le de bir şekilde Netanyah'ın sonrası daha rasyonel, daha makul bir hükümet olduğu noktada çözmemek için hiçbir neden yok.
>> Sizi Sayın Şimşek'ten daha iyimser gördüm.
>> Çok alakasız bir şeye müdahale edebilir miyim? Ya şu diziler meselesi ile ilgili bir şey söylemek istiyorum. Bu soft power dediğimiz şey yani dışarıya dizi film satıyoruz. O zaman soft power'ımız var demek gerçekten yanlış. Tam tersine bence Türkiye'nin gücünü çok zayıflatan bir kültürel, erozyonun nasıl yaşandığını gösteren çok kötü diziler bunlar. Yani bütün dünyada Türkiye son derece ahlaksız, ensest ilişkilere açık, her tarafta mafyanın kol gezdiği, berbat bir ülke olarak görünüyor. Yani dizi bunları sattığımızda bunun bize olumlu bir getirisi olduğunu düşünmek kadar absürt bir şey olamaz. Kusura bakmayın soft power bu demek değil. Sizin yapmak istediğiniz şey başka insanları ikna edeceğiniz, rıza üreteceğiniz bir araç olması lazım. Yani kızılcık şerbetiyle biz ne kazanırız Türkiye ile ilgili? Kimin çocuğu kimden belli değil. Bunu istiyor diye çıkarlar.
>> Sen hangi bir tane iyi dizi söyle. Türkiye'nin şeyine fayda sağlar diye. Türkiye'nin askeri gücüne fayda sağlar diye.
>> Ne yapalım? İhraç etmeyelim mi dizileri? Hayır. Adam gibi dizi, adam gibi kültür emperyalisti olacaksak onun stratejisi belirlenecek. Yani
>> O zaman Hollywood diyorsunuz.
>> Y, tabii. Bak Hollywood'a diyorlar ki bir gün askeri bütün yapılarını, gemilerini, askerlerini şunlarını bunlarını kullandığı için Hollywood sorgulamaya tabi tutuyorlar. Senatörlerden biri Amerikan Genelkurmay Başkanlığı soruşturma açtırıyor. Diyor ki Amerikan ordusu Hollywood'un hizmetinde mi kardeşim? Diyor. Benim askerim niye burada şey yapıyor? Genelkurmay Başkanına gidiyorlar. Diyorlar ki, "Amerika Birleşik Devletleri'nin ordusu Hollywood'un hizmetinde mi?" diyor. Adam da çıkıyor diyor ki, "Hayır efendim." diyor, "Hollywood Amerikan ordusunun hizmetindedir." diyor. E, yani işte buradan anlayın. Bizde ordu mu şeyin hizmetinde görünüyor, öbürü mü? Yani Hollywood Amerikan müesses nizamına, hizmet edecek şekilde yapılandırır bütün filmlerini, kahramanlık filmlerini, Rambolarla falan büyüdük. Yani ondan önce de Tom Mix Texas falan vardı. Kırmızı urbalılar, bilmem neler. Hep beraber mecburen Amerika'yı tutuyorduk yani. Hayır çocukluğumuzda dizi yokken de onlar vardı. Bunlar öyle basit işler değil ama yani bu soft power'a her dizi soft powerdır dememek lazım. Kusura bakmayın. Korsan konuşma yaptım hocamı kızdırdık. O zaman sürü sigorta bundan sonra Türklerin aslında iyi ve ahlaklı insanları olduklarına dair sponsorluğunu yapacak filmleri seansı yapacağız.
>> Uzak şehre gitsen.
>> Ya. Şeyi de anlatalım mı buradak?
>> Anlat lütfen. Final yapalım. Süremizi bayağı açtık.
>> Önümüz açık. Nasılsınız? Arkası yok.
>> Aslında. Arkamızda yok ama evet. Yani
>> Ya hocam böyle dizilere mesafeliyim falan diyor ama buna inanmayın sakın.
>> Evet. Ama
>> Mardin'e bir gezi yaptık biz. Mardin'e böyle grup halinde gideceğiz. Şey yapacağız. Fakat havaalanına gittim şimdi.
>> Ama Türkiye'nin en önemli sio kadınlarıyla falan gidiyoruz. Yani onu da şey yap.
>> Evet. Evet. Tabii ki. Böyle birbir yılmaz yıldız var. Tek erkek grupta. Evet. Onu da söyleyelim.
>> Normalde başka erkekler de olacaklardı ama onlar nedense kaçtılar. Tabii güçlü kadınlarla olmak istemediler bence. Hocam yedi böyle güçlü kadın. Bir tane de ben şöyle duruyorum ortada her tarafta. Eee, Mardin'deyiz. Mardin'de biz hocamla dedik ki şimdi diğer arkadaşlar dizi setine gitmek istediler. Orada bir dizi varmış. Hiç de seyretmedik. Hangi diziydi o?
>> Ya Uzak Şehir ya Saklı Şehir. Öyle bir dizi. Herkes onu seyrediyormuş.
>> Evet. Herkes onu seyrediyormuş. İçinde ne ağır bilmiyoruz. Ben görmedim. Eee, Ülke hocam da görmemiş. Biz Mardin'de daha entel dantel takılalım dedik. Oraları dolaşıyoruz. Ediyoruz girdik biz.
>> Bu anlı şanlı CEO arkadaşlarımız diyelim bir geldiler biz tırnak içinde hacı olduk işte başrol şeyinin koltuğuna oturdular. Baş
>> Başka fotoğraflar çektirmişler. Adamlar nesini beğeniyorlar onu da anlamak mümkün değil.
>> Yani hocamın mesafesi dizilere orada başladı. Hala da devam etti. Hocam bu anlı şanlı CEO'lar ve CEO kadınlar bile izliyorsa bu dizileri sanki biraz şey gibi burada sizin az önceki değil mi serzenişiniz? Karşını tam bulamayacak gibi.
>> Bu izleniyor ama hakikaten toplumsal erozyonun normal hale geliyor ve adaptasyon oluyor. Sıradanlaştırıyorsunuz. Bakın Türkiye kapitalizmin ahlakına Dallas dizisiyle alıştı. Hepimiz Ceyar gibi kötü bir adamın kazanabileceğine inandık. Daha önce öyle bir şey olmazdı. Sadece iyiler kazanırdı. Onları öğreniyorsunuz zaman içerisinde. Bu bir transformasyona yol açıyor. Tabii yani Türkiye'de hakikaten aile yapısını falan bozduğu gibi dış dünyada çok kötü bir imaj oluşuyor Türkiye ile ilgili. Bir de şeye çok takıyorum. Evlerinde aşırı makyajlı ve topuklu papuçla geziyor bu kadınlar. Bu hakikaten bizim o böyle pamucuk terliklerimiz ve pijamalarımız doğru değil galiba.
>> Gereksiz bir çıtayı yükseltiyorlar diyorsunuz. Haklısınız hocam. Çok teşekkür ediyorum kıymetli konuklarıma. Sağ olun. Var olun. Efendim çoklu krizler çağında. Yeni dünya düzeni ve riskler zirvemizin ilk gününün son paneliydi. Evet, gündem yoğun, başlıklarımız yoğun. Gündem sıcak. Salonumuz da sıcaklaştı ama bu akşam saat 20'de Gala gecemiz de yine aynı salonda olacak. Özge Erdeniz'in sahnesiyle ve yemek sonrasında da after partimiz var. Emra Altu birbirinden güzel şarkılarla birlikte olacak. Programımız yarın sabah 9.15'te yine aynı salonda devam edecek. Tüm katılımcılarımıza ve moderatörümüze çok teşekkür ediyoruz. İyi eğlenceler diliyoruz. Ağzınıza sağlık hocam.
>> İyi akşamlar.
>> İyi akşamlar.