Transcription
Merhabalar, hoş geldiniz. Hepinize mutlu akşamlar diliyorum. Umarım keyifler yerindedir. Çaylar da hazırdır zannediyorum.
Bugün mevali konusunu masaya yatıracağım. Eee, başlıkta da belirttiğim üzere Arap, eee, ırkçılığını veya faşizan Arapçılık ile mevali ve Türkler arasındaki ilişkiye değineceğim, daha çok da Türklerle olan eee, yönünü ele alacağım. Yani mevali dediğimiz zaman geniş bir, eee, alanı kapsıyor ama ben daha çok Türklerle ilgili boyutunu gündeme getireceğim.
Cem Bey dostum destek istiyor. Eee, kanala abone olursanız, aynı zamanda beğenilerinizle ve yorumlarınızla destek verirseniz, eee, bundan mutlu oluruz. Evet, yavaş yavaş dostlarımız toplandı. Eee, konuyu fazla dağıtmayalım. Bazen de azar işitiyorum, eee, kimi dostlarımızdan. Hocam diyor, uzatıp duruyorsun, bir an önce konuya gir falan diye. Halbuki ben genelde doğrudan konuya girmeye çalışırım ama bazen da, eee, ön bilgi vermem gerekiyor. Her neyse.
Bugünkü konumuz Türkler, eee, ve mevali, Arapların faşizan tutumu veya şöyle diyelim, faşizan dinci Arapçı tutum ve mevaliye karşı yaklaşım. Özellikle de mevali konusunda da Türkleri biraz daha öne çıkaracağım. Eee, yani bizim özellikle de Arap perestlerin nerede durduklarını görmeleri bakımından. Zira bizdeki Arap perestler Araplara toz kondurmazlar. Hala İslam'ın eşitlikçi din olduğunu söylerler. Göreceğiz Arapların da ne kadar eşitlikçi olduklarını.
Şuradan başlayayım. Her ne kadar eşitlikçilikten bahsedilse de, efendim işte "inni ekremekum indallahi etkakum", Allah katında takvaca üstün olanlar üstün sayılır. Herkes eşittir vesaire. Bu hiçbir zaman olmamıştır. Bu sadece lafta kalmıştır. Hem Hazreti Peygamber döneminde, hem sahabe döneminde, hem daha sonraki dönemde bu eşitlikçi söylem hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. İşte en bariz örneği Hazreti Peygamber'in eee Zeynep'le Zeyd'i evlendirmesi ve ondan sonra olanlar. Ya da Hazreti Peygamber'in Zeyd'i komutan atadığı zaman "Ya Resulallah, bula bula bize bu köleyi buldun?" demeleri. Sonra Üsame'yi atıyor. Ölüyor ya, ölüyor işte en son konuşması da. "Ya Resulallah, bula bula bize bir köle köle çocuğunu mu buldun?" Veya eee Hazreti Ömer bir gün ön safta Selman-ı Farisi'yi görüyor. Diyor ki "Ya bu mevalinin de burada ne işi var?" Yani böyledir. Arap varken sen oraya oturamazsın yani. Sofranın başköşesine hiçbir zaman seni oturtmazlar.
Bu bağlamda zaten dikkat edilirse muhacirler bile kendilerini ensardan üstün görmüşlerdir. Niye? Bizim İslam'da önceliğimiz vardı. O yüzden de ben sık sık vurgu yaptım. Kadimül İslam kavramı son derece önemlidir. Yani İslam'da kıdemi olmak. Kıdemli olanlar varken sonradan oyuna dahil olanlar yedek oyuncular sonradan oyuna dahil olmuştur. Eee ilk 11'de değillerdir yani. Böyledir bu. Değişmemiştir de. Her zaman bu şekilde siyaset yürümüştür. Mesela Ali evladı veya Ali evladını destekleyen insanların en önemli eee dayanağı nedir? Hazreti Peygamber'e yakınlık. Dikkat edin hep buradan başlar. Bir şekilde herkes kendisini buraya dayandırır ve buradan nemalanmaya çalışır. O yüzden de eşitlik falan geçin o işleri canım.
Her ne kadar bugün bizim birileri işte eee Arap kardeşlerimiz deyip dursalar da Arapların Türkleri ya da Arap olmayan Müslümanları eee nasıl gördüklerini eee bu akşam göstereceğim size. Hem de tarihsel örneklerle ve bizzat da uygulamalarla. Hiç de öyle bir tablo yok. Yani o eşitlik falan bunları geçin. Böyle böyle bir şey yok. Bunu söylerken şunu da yanlış anlamayın. Yani ben eee, kalkıp da burada Arap karşıtlığı da yapmıyorum. Ya tarihçiyim kardeşim. Ben realiteyi koyarım ortaya. Gerisi beni ilgilendirmez. Ama şuna itiraz ederim. Siz Araplar, Arapların fazileti, Arapların üstünlüğü, işte kavmi necib gibi birtakım söylemleri dile getirir de kendi eee, tarihinizi, kendi kültürünüzü, kendi kimliğinizi, kendi benliğinizi, kendi etnik kökeninizi yok sayarsanız o sizin sorununuz. Beni ilgilendirmez ama ben yok saymam. Bu anlamda da bize anlatılan Arapçı mantığın ne olduğunu da gözler önüne sermeye çalışacağım.
Şimdi mevali kavramı nedir? Mevlanın çoğuludur. Mevlana ne demektir? Eee, dost. Köle anlamında kullanıyor bunu Araplar. Eee, ama genel olarak bu akşamki konu itibarıyla söylersek, Arapların Arap olmayan Müslümanlar için kullandıkları bir kavramdır. Bunun içerisine Türkler girer, Acemler yani Fars kökenli İranlılar girer, Kıptiler girer, Berberiler girer vesaire vesaire. Yani bunlar mevali kapsamında değerlendirilmişlerdir. Arap olmayan Müslümanlar. Ama mevali [boğazını temizler] kavramı burada son derece önem arz ediyor. Neden önem arz ediyor? Çünkü bu kavram görünürde hür görünürde normal de Arap'la aynı Müslüman ama hiçbir zaman Arap'a denk olmayan, e bunun yanında doğrudan köle de denilemeyen bir sınıf, bir ara sınıftır mevali. Yani uygulama böyle yorumlanmıştır. Oysa bu kelime aynı zamanda Arap olmayan Müslümanlara nasıl bakıldığı noktasında da bize eee, birtakım ipuçları sunar.
Mevla kelimesi koruyucu, yardımcı, sahip, dost gibi anlamlara gelirken bunun yanında aynı zamanda hem azat edilen, özgürleştirilen köle hem de azat eden efendi anlamına gelir. Sizin bir köleniz var, onu azat ediyorsunuz, o sizin mevlanız oluyor, siz de onun mevlası oluyorsunuz. Yani böyle dost. Aslında baktığınız zaman cahiliye döneminde beri Araplar arasında mevla veya mevali veya efendi kavramı köle ile efendi arasındaki statüyü belirler. Şimdi buradan hareket edelim. Siz Arapsınız, karşınızda Arap olmayan Müslümanlar var. Aslında sizin geleneğinize göre bunlar sizin kölelerinizdir. Ama diyorsunuz ki onlara bak, aslanım ben size köle muamelesi yapmıyorum. Bu bir lütuf, bunun kıymetini bilin. Dolayısıyla de siz Müslüman olsanız da bizimle eşit değilsiniz. Çünkü biz öncelikliyiz İslam'da. Bakınız yine geldik bu İslam'daki konuma. Dolayısıyla köleler için kullanılırken ve köleler de toplumda ikinci sınıf insanı oluştururken, çünkü hürler var, köleler var, bir de mevla dediğimiz ara sınıf vardır. İşte bu ara sınıfı, yani azat edilmiş köleleri getiriyorlar Arap olmayan Müslümanlara eşitliyorlar. Her ne kadar bunlar özgürleştirilse de statü olarak asla, yani Arabın kölesini söylüyorum, asla hür insana denk değil. E bu ne demektir? Her ne kadar tam köle olmasa da hür Müslüman ama Arap olmayan hür Müslüman hiçbir zaman Araba denk değildir. Onlardan doğan çocuklar da aynı konumdadırlar. Yani mesela bir köle azat edildiği zaman ondan doğan çocuk her zaman köledir, değişmez. İşte Zeyd güya azat edilmiştir ama bak senin kelli felli sahaben ne diyor? "Ya Resulallah, ya bize bula bula gittiğinde bu köle çocuğunu mu buldun?" Bak, görebiliyor musunuz? Burada bile karşınıza çıkar. Neden? Çünkü köle ve köleden doğan çocuk idareci olmaz. İdareci yapılmaz. Bu bir züldür. Bu bir aşağılıktır. Anlatabildim mi?
Ha, arada sıyrılıp çıkanlar vardır. Mesela işte Ziyad bin Ebi. Köle kökenlidir, zeki birisidir. Hz. Ali ona işte bu İran içlerine bazı bölgelerin idaresini vermiş. Ama zeki olduğu için ve etrafında da iyi bir güç olduğu için Muaviye onu ne yapmış? Çekmiş, almış yanına işte uyduruk bir babayla. Dolayısıyla da köle ile mevla arasındaki bir kere ilişkiyi düzgün koyalım ki mevaliye karşı bakış nereden kaynaklanıyormuş, bunu görelim. Mesela bir Arap asla bir köle veya mevla ile evlenmez. İşte cariyecilik buradan çıkıyor. Dikkat edin, konuşmam içerisinde söyleyeceğim, Araplar başlangıçta mevaliden kız bile almazlardı. Evlenmez, kız vermeyi zaten geçtik de, kız bile almazlar. Sadece cariye olarak alırsınız. Neden? Çünkü üstün ırktır hocam. Bu asabiyet duygusu, bu hastalığı görmedikçe Arapları anlayamazsınız.
Şimdi benim burada bir şey geldi aklıma, onu da söylemeden edemeyeceğim. İşte bizdeki Kürtler. Efendim, Türklere karşı öfke kusuyor, kin kusuyor, nefret kusuyor, devletine adeta düşman olmuş. Ama Arap dediğin zaman akan sular duruyor. Yahu, Türk sana kardeşim diyor, sen asla bunu söylemiyorsun. Arap ise seni köle görüyor, ama yine onun paçasına sarılıyorlar. Bizdeki, yani mantık böyle işliyor. Dikkat edin, dogmatik Sünniciler de böyle, o ayrılıkçı siyasal Kürtçüler de böyle. Bakınız, çelişki görebiliyor musunuz? Halbuki bu adamlar seni de beni de köle gibi görüyor, barbar görüyor her şeyden öte. Kendilerine denk saymıyor zaten. Sen adam değilsin ki ya. Seni yani ne diyor? Ya seni ben bak köle yapmadım. Sana bir insan muamelesi yapıyorum. E şimdi benim sayemde cennete gireceksin. E dolayısıyla da benim kıymetimi bileceksin. E bu anlayış nedeniyle mevaliden bile ilk başlarda evlenme olmazdı. Çünkü mevaliden doğacak çocuk köledir yani netice itibarıyla. Cariye çocuklarının statüsü bellidir. Bununla ilgili çok örnekleri sayabilirim sizlere.
Mevlanın bir başka özelliği de şudur. Mevla veya mevali mesela köle alınıp satılır. Ama köleyi azat edersen ondan sonra alınıp satılmaz. Yani mevlanın diğer köleden farkı budur. Mevaliden veya Arap olmayan Müslümanların da diğer köleden farkı budur. Anlatabildim mi size? Yani alınıp satılmıyorlar. Yani lütfetmişler mevaliye. Ha bunun dışında köleye uygulanan statü neyse, köleye bakış açısı neyse aynen devam etmiştir. İşte Araplar arasında çeşitli kölelik türleri vardır. Akid veya rahim veya hılaf gibi çeşitli mevla türleri vardır. Bunlara girmeyeceğim. Teknik kavramlar bunlar.
Bu anlayış fetihlerden sonra yani Arapların bu köleci mantığı özellikle de Emeviler dönemiyle beraber Arap olmayan Müslümanlara karşı uygulandı ve yeni bir anlam kazandı. Böylece genel bir ifadeye dönüştürüldü. Ne? Mevla kavramı. Mevlanın çoğulu yani köle, köleler. Artık nüfus olabildiğince arttı. İran fethedilmiş, Türk illerine kadar ordular gitmiş. Olabildiğince devletin sınırları genişlemiş veya siyasi idarenin sınırları. Dolayısıyla da bu insanları biz ne yapacağız? Bakınız Hz. Ömer uyanık davrandı. Bunların hemen İslamlaşmasını beklemedi. Onların üzerinde oturdukları toprakları kamulaştırdı. Onları üzerinde bıraktı topraklarda. Siz gayrimüslim olarak cizye vereceksiniz ve aynı zamanda toprağı işletme karşılığında ikta olarak da bunun karşılığında da vergi vereceksiniz. İki tür vergi koydu bunlara. Haraç ve cizye vergileri. Bunlar bu şekilde devam ettiler.
Emevi dönemine gelindiği zaman bakıyorlar ki vergi veriyoruz. Bunlar veriyor, siz niye vermiyorsunuz? E biz Arabız, biz Müslümanız. İşte bunlar bu sebeple dediler biz de Müslüman olalım bari de kurtulalım bundan. Dolayısıyla da vergiden kaçmak için böyle ihtidalar oldu. Fakat işte Emeviler burada devreye girdiler ve dediler ki stat, durun kardeşim bir yanlışınız var sizin. Evet, siz Müslüman oldunuz ama öyle bizimle eşit değilsiniz. Eşitler arasında biz daha eşittir. Öyle sofranın başköşesine oturmak yok. Ya siz Müslüman olsanız da vergi vermeye devam edeceksiniz. Gayrimüslim gibi cizye ve haraç vergileri vereceksiniz. İşte Emevilerin mevaliye veya Arap olmayan Müslümanlara bakış açısı budur ve böylece Arap olmayan Müslümanlar için genel bir tanımlama oldu. Bunun içerisinde demin de söylediğim gibi Türkler girer, Farslar girer, Berberiler girer, Kıptiler girer, giren oğlu girer. Yani Rumlar girer vesaire. Köle deseniz köle değil. Hür deseniz hür de değil. Müslüman ama Arapla asla eşit olmayan bir statüde Müslüman. Asla Arap'a denk olamaz. Çünkü Arap diyor ki kardeşim sen benim sayemde Müslüman oldun. Sen benim sayemde cennete gideceksin. Sen benim sayemde hem dünyalığını hem de ahiretini kurtardın. O zaman bana köle gibi tabi olacaksın. Mantık böyle işliyor. Onun için de ikinci sınıf muameleye karşı birtakım uygulamalar vardı.
Nedir bu? Mesela mevali genel kategorik olarak baktığınız zaman iki gruba ayrılır. Bir, köleleştirilen ve efendileri tarafından azat edilen savaş esirleri veya esir ya da köle olmadıkları halde bunlar önemli. Herhangi bir Arap kabilesi veya Arap Müslüman vasıtasıyla bir kabileye yanaşık olanlara da mevali diyorlar. Arap kabilesine yanaşma, yani onun hilflisi olma, onun anlaşmalısı olma. Neden? Çünkü Araplar seni eziyor. Bir güçlü Arap kabilesiyle ilişki kurunca bu sefer ne yapıyorsun? Bir statü elde ediyorsun. Bu statü gereği de rahat ediyorsun. O nedenle de bu şekilde kabilelere veya kabilelerle anlaşmalı olup da onların üstünlüğünü tanıyıp böylece hayatını devam ettirenler vardı. Mesela adam gelmiş Horasan'a çökmüş, idareyi üstlenmiş. Sen de burada varlığını bir şekilde devam ettirmek istiyorsun. O yüzden bunlara yanaşıyorsun. İşte mevali başıboş kaldığı zaman seni köle muamelesine tabi tutuyor. En azından bu da iyidir demişler ve böyle bir yöntemle Arap kabilelere yanaşmışlardır. Araplar da bu yönetici sınıfı oluşturduğu için Arap olmayanlar statü kazanabilmek için hilf veya civar adı altında yapılan anlaşmalarla bir şekilde onlara tutunmaya çalışmışlar veya hayata tutunmaya çalışmışlar. Böylece onların dostudur, yanaşığıdır, anlaşmalısıdır veya mevlasıdır. İşte mevali denen o geniş halk kitlesini oluşturan kavramın içi böyle dolduruluyor. Ama temelde Araplardaki köle-efendi ilişkisidir.
Emevilerle beraber gayri Arap unsurların da İslam'a dahil olmasıyla beraber "Evet tamam kardeşim siz Müslüman oldunuz engel yok ama siz yine vergi vermeye devam edeceksiniz. Öyle bizim gibi eee vergiden muaf olamazsınız." demişlerdir ve bu şekilde mevali ikinci sınıf muameleye tabi tutmuşlardır. Ama bu bir süre sonra da patlayacaktır ve eee bambaşka bir eee duruma dönüşecektir. Dolayısıyla da Araplar ülkelerini fethettikleri zaman anlaşma yapmadıkları halde veya size savaş hukuku uygulamadık. Bak şimdi bizim sayemizde siz özgürleştiniz ama unutmayın ki yani bizim sayemizde oldu. O zaman siz yarı kölesiniz. Bu yarı köleliği kabul edin lütfen. Tarzında bir yaklaşımdır. Dolayısıyla da teoride bunlar Müslümandır. Tam köle değillerdir. Ama pratikte baktığınız zaman aslında mum gibi de sizi köle görüyorlardır adamlar. Bugün de bakınız bu anlayış hiç de değişmemiştir. Onu da söyleyeyim size. Birazdan da zaten örneklerini de vereceğim. Tarihin hiçbir döneminde bu Türkler için değil. Arap olmayan bütün kavimler için geçerli. Hiçbir döneminde Araplar Arap olmayan Müslümanı kendisine denk görmez. Bu ümmetçi kafalara da armağan olsun bu. Yani Türkiye Cumhuriyeti'nin kendilerine tanıdığı eee medeni yurttaşlığı benimsemeyip de ümmet çatısı altında güya yer bulacağını zanneden zavallılar Araplar sizi hiçbir zaman kendilerine eşit kendilerine denk saymayacaklar. Bunu geçin. Bunu unutun bir kere. Bunlar Arap Müslümanlarla eşit statüde ve haklara da asla sahip olamazlar. Mesela maaş ve ganimet paylaşımında mevalinin hakkı yoktur. Arabın hakkı vardı ama mevalinin olmaz. Her ne kadar Ebubekir şey özellikle de Ömer döneminde Ebubekir döneminde öyle kalıcı fetihler yok ama kısmen bir eşitlikçi yaklaşımın olduğundan söz edilse de ki bu da yine problemlidir. Onu da söyleyeceğim. Evet Ömer döneminde köleleştirme yoktur ama Müslüman olmayanlara ikinci sınıf anlayış vardır. Yani bunu da kabul etmek durumundayız. Hani nitekim de Ömer döneminde bir sürü de köle alınmıştır. Fakat eşitlikçi anlayış yani yine de idare eder cinstendi. Özellikle Hz. Osman döneminde Emevi idarecilerle beraber eski Arap örfüne dönülmüş, değişilmiştir. Ali döneminde zaten mevalinin yaşadığı bölgelerde fazla bir şey yoktur yani devletin ağırlığı yoktur. Böylece daha önce kısmen de olsa var olan eşitlikçi anlayış Emevilerle beraber değişmiş ve pratik hayatta asla mevali eşit kabul edilmemiştir. Türkler de asla eşit kabul edilmemiştir.
Ama burada şunu da söyleyeceğim. Emeviler döneminde zaten Türklerle Arapların mücadelesine bakınız veya ilişkilerine bakınız büyük oranda savaş üzerine odaklanmıştır. Yani bir ihtida hareketi bir tebaa ve işte Emevilerin idaresinde sınıf muamele değil büyük oranda savaşla geçmiştir. Yani çok kanlı savaşlar yapılmıştır. O yüzden ben öteden beri hep Türklerin kılıç zoruyla Müslüman oldukları hezeyanı diyorum ben buna bu iddiaya şiddetle karşı çıkmışımdır. Çünkü tarihi verilerde kronolojik verilerde bu iddiayı desteklemiyor. Çünkü Türklerin Müslümanlığı 850-900'lerden sonra ki o dönemde Arap İmparatorluğu'nun mevalinin yaşadığı bölgelerde hakimiyeti bitmişti. O sonraki bir hikayedir. Neticede mevali Araplar ile eşit statüde olursa ne olurdu? Çok şey olurdu. Bir, gelirlerine ortak olurlardı. İki, idarede söz sahibi olurlardı. Gelirlerden pay alacak. Üstelik de paydaş artıyor, pasta küçülüyor. O yüzden kabul etmiyorlar. Gelirlere ortak etmemek için mevaliye köle muamelesi yapıyor. Arap olmayanlara köle muamelesi yapıyor Emevi. Bunu anlamanız gerekiyor. Onun için de bunun önüne geçmeye çalışmışlar. Bir, idareci olamazsınız siz. İdareci Kureyş'ten olacaktır hocam. Bunlar boşuna üretilmiyor. Zavallı bizim yandan çarklı Müslümanlar da hala idarecinin Kureyş'ten olması gerektiğini söylüyor. Tarih bilmeyince böyledir işte bu işler. Bu niye ortaya atılmıştır Muaviye tarafından? Arap olmayanlar idareye gelemezler, idareci olamazlar. Bakınız, Şerif Hüseyin, yine konuşmam içerisinde değineceğim konulardan birisidir, İstanbul doğumludur. Mekke'de kendisine işte bir paye veriliyor. Efendim, şey, Osmanlı diyor, mevalidendir. Dolayısıyla da idareci olamaz, halife olamaz. Yıl ne zaman? 1918-20'ler. Görebiliyor musunuz aradaki farkı? Daha buradayız yani. Dolayısıyla dünden bugüne hiçbir şey değişmemiştir. O yüzden de hiçbir Arap hiçbir zaman özellikle de Türklerin idaresini kabullenmemiştir. Yani buradan kastım tabii kalem tutan veya söz sahibi olan Arapları söylüyorum. Belki bir tane, iki tane çıkar aralarından. Dikkat edin, Selçuklular 1050'den sonra İslam dünyasının bayraktarlığını devraldılar. O zamana kadar Abbasilerde muazzam hizmet sınıfı olmuşlardır. 1900'lerin başlarına gelinceye kadar takriben 1000 yıl kadar İslam'ın bayraktarlığını yapmışlardır ama hiçbir zaman barbar olmaktan kurtulamamışlardır hocam. Bizimkiler de hala bunların peşine gidiyorlar. Gidin, gidin. Gidin sizi çok seviyorlar. Dolayısıyla da kamu gelirlerinden mevaliye pay verdiğiniz zaman iş değişiyor. O zaman pasta küçülüyor. E köle muamelesi olunca sen kölesin. Sen senin hakkın yoktur. Araplar bu statüyü dindeki konumlarıyla da tahkim etmeye çalışmışlardır. Nitekim de peygamberin kendilerinden çıktığını, kendilerinin İslam'da önceliklerinin olduğunu, şimdi kendilerinin sayesinde mevalinin de, Türklerin de kurtuluşa ereceklerini, nihai kurtuluşa ereceklerini, dolayısıyla da bu anlamda statü olarak Arapların bir adım adım önde olduğunu dile getirmişler ve böylece hür oldukları halde Arap olmayan Müslümanlara köle muamelesi çekmişlerdir. Efendi muamelesi çekmişlerdir. Biz efendiyiz, siz bizim mevlamızsınız ve bu şekilde Arap asla eşit sayılmamıştır. Nitekim uygulamaya bakın. Mevali Müslümandır ama vergi verir. Fakat Arap vermez. Arap ata biner. Mevali onun ancak üzengisini tutabilir. Arap ata bindiği zaman mevali de onun yanında ata binemez. Öyle bir şey yok. Sen yürüyeceksin. Yularını tutacaksın. Mevali ön safta savaşacak hikaye anlatmıyorum. Gidin bakın bu mevaliyle ilgili yapılan çalışmalara. Mevali ön safta savaşacak, kelle koltukta savaşacak ama ganimeti efendisi alacak. Ne kadar mevlasına lütfederse o kadar verir veya hiç vermez canım. Mevali asla bir Arap ile aynı hizada yürüyemez. Aynı mecliste, aynı yerde, yan yana oturamaz. Arap'ın önüne geçemez. Bakınız ne kadar eşitlikçiyiz, görüyor musunuz? Arap mevali ile aynı sofrada asla olamaz. O, affedersiniz, köpek gibi yan tarafta oturmalıdır. Hatta Araplar mevalinin camisine bile gitmezler. Kendi camilerine de almayınca mevali kendi camilerini kurmuştur. Neden bahsediyorsunuz siz? Araplar mevali imamın peşinde bile namaz kılmazlar. Buyurun. Bununla ilgili tonlarca rivayet uydurmuşlardır. Ne diyorlar mesela bir rivayette, önümde de var, "Namazda ancak şu üç şey namazı ifsat eder. Neymiş bunlar? Namaz kılana bir köpek sürünürse, dikkat şimdi, bir eşek sürünürse, bir de mevali sürünürse, namazın ifsat oldu. Hemen bozup abdest alıp yeniden namaza durman lazım." Köpekle, eşekle, mevali eşdeğerdir. Siz yine sevmeye devam edin hocam. Nerede yazıyor hocam, nerede yazıyor? Gidin bakın, mesela ben El-İkdü'l-Ferîd vardır, İbn Abd Rabbih'in, ben oradan aldım. Edebiyat türü eserlere bakınız, gırla gider bu tip iddialar. Sanki ben bir yerlerimden bir şey uyduruyorum gibi, iki de birde "Hocam, kaynaklarını da versene." sanki her söylediğim kaynağı da gidip görecek misali. Uyduruyorum ben bir yerlerimden. Öyle diyorum ben de. Ben burada akademik makale yazmıyorum ama bazen işte böyle iddialar olunca dile getiriyorum.
Araplar, dediğimiz üzere, mevaliye kız vermediği gibi Arab'ın mevaliden kız alması bile tasvip edilmezdi. Sonradan değişmiştir ama bunu belirtelim. Bu konuyla ilgili ilginç rivayetler vardır. Birkaç tane daha söyleyeyim size. "Ey mevali topluluğu, sizin en kötünüz Arap ile evleneninizdir." Bakınız, ola ki böyle bir şey olursa mevaliyi böyle rivayetle dövüyor. "Ey Arap topluluğu, sizin de en kötünüz mevaliyle evleneninizdir. Al sana nur topu gibi rivayet. Mevai bu din için başta sizin onlarla savaştığınız gibi bak şimdi yerecek. Sonra onlar da geri dönüp sizinle savaşacak güruhtur. Nasıl hocam? Mevaiyi nasıl dövüyoruz şimdi? Büyük harfler meydana geldiği zaman Allah mevaiden bir askeri birlik gönderecek. Hani kıyamet alametlerinden bahsedilirken büyük savaş büyük savaş deniyor ya burada mevali devreye giriyor araya kaynak yapıyor. Mevaiden bir askeri birlik gönderecek onlar Araplardan at bakımından daha çok ve aynı zamanda silah bakımından da dağın üstünleridir ve onlarla Allah'ın dini daha kuvvetli olacak. Bu da karşı mevalinin Araplara üstünlük kurmak için dile getirdiği iddialar. Nasıl olur hocam? Bu anlattıklarımın yanı sıra mevalinin kızı, karısı, parası ama nedir hocam? Helaldir. Din kardeşliğini siz sevsinler sizi. Düşünebiliyor musunuz hocam? Ama Arabın parası, malı, karısı mevaliye haramdır. Mesela tıpkı köleden doğan çocuk gibi mevali anneden doğan çocuk veliaht olamaz hocam. Nasıl hocam? Bu daha çok Emeviler için geçerli sonradan değişecektir durumunu söylüyorum yanlış anlaşılmasın şimdi birileri de kalkar hoca cuvallıyor derler o yüzden bu notu da düşeyim. Çünkü Arap örfünde köleden doğan çocuk idareci olmaz. en müşahhas örneklerden birisi Mesleme bin Abdülmelik'tir. Bakınız Abdülmelik'in dört oğlu halifelik yapmıştır. Velid bin Abdülmelik 1. Velid, Süleyman bin Abdülmelik, Yezid bin Abdülmelik, Hişam bin Abdülmelik. Aslında Mesleme de vardır. Mesleme Anadolu işlerine habire sefer düzenlemiştir. Neden olamıyor? Çünkü annesi cariyedir. İşte Hişam bin Abdülmelik eee Zeyd bin Ali'yi neden şey yapıyor? Hz. Hüseyin'in torununu 630 738-39'larda isyan ettiği zaman diyor ki sen diyor köle çocuğusun. Sen kim diyor idareci olmak kim diye falan aşağılıyor onu. Böyle. Aynısını bakınız mevaliye uyguluyor. Yani Arab'ın kölesi değil ama köle muamelesi çekiyor. Eee dolayısıyla da Araplar ülkelerini fethettikleri halde bir taraftan bunlara köle muamelesi yapmadık diyorlar ama aslında bal gibi uygulamada köle statüsüne bunları. Kendilerini efendi, onları da ikinci sınıf insana mahkum ediyorlar veya insan sınıfına çünkü diyorlar kusura bakmayın siz şimdi bizim sayemizde cennete gideceksiniz. Bu kadar da bizim bir payemiz olsun. Bu anlamda mevaliyi aslında azat edilmiş köle olarak görürler. Onun için de idari ve ekonomik olarak onları bir yere getirmezler. Tam aksine onları bu anlamda sömürürler. Başlarına idareci olurlar. Onları adeta vergi deposu gibi görürler. Emevilerin mevaliye karşı tutumu, Türklere karşı tutumu neyse Osmanlı'nın Anadolu Türklerine karşı tutumu arasında zerre kadar fark yok. Biat edersen ikinci sınıf olarak devam edersin yaşamaya. Savaş zamanında gideceksin en önde savaşacaksın. Ben sana ne kadar verirsem o kadar alacaksın. Ganimet benim der. Ama sen üreteceksin, vergi vereceksin devlete. Bunları bu insanlar görecekler, anlayacaklar. Ne zaman anlarlar bilmiyorum ama en azından biz tarihteki bu ilginç örnekleri de insanların dikkatine sunmak durumundayız. Bu yüzden de mevaliden olan ihtida etse yani gönülden ihtida etmiş olsa bile vergi yükümlülüğünden kurtulamıyor hocam. Çünkü askeri maaş divanlarına bunları kaydetmiyorlar. Mesela bugün devlet memurusunuz, devlet memuru olduğunuz için işte çalışıyorsunuz, karşılığını alıyorsunuz. E şimdi devletin vatandaşı olmasanız ne yapacaksınız? Kütükte adınız yok. Çalışamazsınız. O zaman gideceksiniz ırgatlık yapacaksınız işte. Bunu yaptırıyorlar. Dikkat edin böyle işliyor yani sistem. Çünkü maaş listeleri vardır, divan defterleri vardır. Buralara kaydedilenler artık hür Arap statüsünde olur. Buradan çünkü buraya köle dahil edilmez. Dikkat edin, Muaviye Ziyad bin Ebihi kardeşi ilan edince divan defterine adını yazmıştır. Artık hür statüsüne. Baba buldu ona, kendi babasını, onun da babası olduğunu söyledi, kabul etti. Ubeydullah da uçtu tabii Ebu Süfyan gibi bir baba bulunca. Ali'nin taraftarıydı, bir anda Ali'yi terk etti, Ali taraftarlarına ondan sonra kan kusturdu. O yüzden de bunlara maaş ödemek gerekir. E maaş ödememek için ne yapacaksınız? Köle statüsüne alacaksınız. E tam da köle olmuyor, o zaman yarı köle statüsüne alıyorsunuz. Maaş defterlerine bunları kaydetmiyorsunuz. Savaşta en öne sürüyorsunuz. Savaş olmayan dönemde üretin oğlum, çalışın, biz yiyeceğiz. Mantık böyle işliyor. Nitekim de bakınız Abdülmelik döneminde 685-705 yılları arasında halifelik yapmıştır. Bunun kudretli valisi Haccac, Irak valisi zalimliğiyle öne çıkmıştır. Müslüman oldukları halde mevaliye vergi yükümlülüğü getiriyor. Neden? Çünkü vergiler azaldı. Vergiler azalınca bütçe açığı çıkıyor. Bunu mevaliden topladığı vergilerle karşılıyor. Mevaliyi böylece çalışıp üreten ve devlete vergi ödeyen sınıf konumuna düşürmüşlerdir. O yüzden de bunların şehirlere göç etmelerini yasaklamışlardır. Hatta şehre gelmemeleri için kollarına damga vururlardı. Tıpkı Osmanlı'daki gibi. Hani Anadolu'dan İstanbul'a gidersen gayrimüslimsen gidebilirsin ama Türksen gidemezsin. 15 gününe ancak izinle girersin. Sonra defolup gideceksin memleketine. Dolayısıyla da şehirlere gelenleri köylere sürmüşlerdi, toprağa sürmüşlerdi. Çünkü siz barbarsınız. Siz ne anlarsınız şehir hayatından? Şehir hayatı bizim. Siz çalışacaksınız, biz burada yiyeceğiz. Onun için de geri gönderilmişti. İşte Emevi ırkçılığı, işte ikinci sınıf muamele derken arka planında bu vardı. Bu durum tabii birtakım rahatsızlıklara neden olmuştur. Özellikle de Horasan'daki mevali buna tepki gösterince özellikle Hişam bin Abdülmelik döneminde bir ara vergiler kaldırılmıştır. Yani devlet bunları kontrol edebilmek için. Her ne kadar arada bir böyle yumuşatma olmuşsa da genel anlamda Arap idarecilerin gözünde mevali barbar dır. Mevali şehirde o nedenle yaşamaz. Kırsal alanda kalmalı ve üretmelidir ki çark dönsün. Böyle işletiyorlar sistemi. Nitekim de Haccac mevali için şöyle söylüyor. Sizler barbar ve yabancısınız. Kendi köy ve kasabalarınızda kalmalısınız kardeşim. Sizin şehirde işiniz yok. Nasıl hocam? Eşitlikçi Araplar, Arap kardeşlerimiz. Size Arap kardeşlerimiz eşitliğin ne olduğunu gösterirler. Siz devam edin böyle.
Araplar fethettikleri bölgelerdeki insanların idari ve siyasi yön dışında her türlü işte kullanmışlardır hocam. Ama idareye, siyasete bir de iktisada bulaştırmıyorlar. Yani vergi ver ama bizden bir şey alma. Hazineden pay alma. İdare derdin olmasın. Siyasetle uğraşma. Gerisi bilumum işlerde ırgat gibi çalışacaksın hocam. Ziraatten ticarete, savaşlardan zanaata, ne bileyim işte bilimsel çalışmalara kadar. Dikkat edin. Ya bunların kafası da basmaz. Büyük oranda erken dönemdeki otoriteler bakın genelde mevali kökenlidir. İkrime gibi, Atâ bin Ebi Rabâh gibi, ne bileyim işte İmam-ı Âzam gibi birçok önemli otoriteye bakın hep mevali kökenlidir. Tefsir, hadis, kıraat, tarih, ne bileyim Arap dili, belagat alanında bakın hep mevalidir. Fıkıh konusunda mevali döktürmüştür. Mesela Yâkût el-Hamevî der. Bu coğrafyacıdır. Abâdile ölünce diyor yani Abâdile'den kastı Abdullah'lardır. İşte Abdullah bin Abbas, Abdullah bin Ömer bir de Abdullah bin Amr bin el-Âs var. Abâdile yani Abdullah'lar ölünce diyor fıkıh mevaliye kaldı diye dert yanıyor adam. İslam dünyasının dışa açılmasını ve o Abbasiler döneminde muazzam bir bilimler tarihi alanındaki gelişmelerin sağlanmasının arka planında ya gayrimüslimler vardır ya mevali vardır. Araplar yoktur. Mevaliyi her türlü işlerde çalıştırmışlardır. Ama bir taraftan da çalıştığı, yaptıkları işlerle de onlarla alay etmişlerdir. Bir de bu tarafı var. Diğer yandan Araplarda şöyle bir uygulama da vardır. Araplar bir soyluluk ifadesidir bu. Künyeyle anılırlar. Mesela benim adım İsrafil. Benim oğlum Alperen. Şimdi Ebu Alperen olmalıyım ben. Dikkat edin böyle. Ebu Alperen'le çağrıldığım zaman statüm bir o kadar daha artıyor. O yüzden Araplarda künye vardır. Ama mevali asla Arap gibi künye ile çağrılmaz hocam. Sadece isimle çağrılır. Burada bile aşağılık uygulamayı göstermeye çalışmışlardır. O yüzden onlarla aynı safta yürümezler. Aynı safta namaz kılmazlar. Aynı törende bulunmazlar. Törenlerde mutlaka geride olacak. Savaşta en önde olacaksın. Yemeğe oturdunuz. Yan tarafta oturdun. Sen ne ola ki Araptan önce yemeğe başlayacaksın? Adam götürürler. Öyle şu sofranın başköşesine oturmak falan zaten yok. Kenarda oturacaksın. Yani her hal ve tavrınla mevali olduğunu, ikinci sınıf olduğunu göstereceksin. Mevali çocuğunu evlendireceği zaman veya kendisi evleneceği zaman bile efendisine danışmalıdır hocam. Çünkü onun velisidir aynı zamanda. Efendileri mevali hakkında her türlü itiraz hakkına sahiptir. İstediği şekilde köle üzerinde nasıl tasarrufta bulunuyorsa bu şekilde. Mesela savaşta öne sürer seni. Ganimet alındı. Ganimetten pay yok. Ben alıyorum. Ben istersem sana veririm hocam. Mantık böyle işliyor. Toplantılarda asla Arapla aynı yerde oturamazsın. Yani gideceksin izbe, kötü bir yerde oturacaksın. O yüzden camilerini bile kapatmışlardır Araplar camilerini mevaliye. Onun için de mevali kendilerine ait camiler inşa etmeye başlamıştır. Kısacası kölelerle denk veya eşit statüde görülmüşlerdir.
Buraya kadar anlattıklarım büyük oranda Muaviye ve aynı zamanda Haccac'ın politikasıdır, mevali politikasıdır. Ama bu politika Ömer bin Abdülaziz döneminde değişecektir. Daha öncelerde söylediğim için biraz bunu sınırlı geçeceğim. Ömer bin Abdülaziz mevaliye karşı ikinci sınıf muameleyi kaldıracaktır. O yüzden Emevi dönemini Muaviye'den alacaksınız. Haccac'la beraber Abdülmelik dönemiyle beraber ta 1. Velid dönemine kadar getireceksiniz. Ömer bin Abdülaziz'de bir durduracaksınız. Süleyman da dahildir buna. Ömer bin Abdülaziz'de durduracaksınız. Ömer bin Abdülaziz bir takım açılımlar sağlamaya çalıştıysa çalıştıysa da sonuç getirmemiştir. 3 yılda zaten tekrar eskiye dönülmüştür. Nitekim de Ömer Mevalinin divan defterlerine yazılmasını istiyor. Mevalinin de hazineden eşit pay alacağını söylüyor. Eşit kabul ediyor. Müslümansa eşittir diyor ve eşitlikçi anlayışı getiriyorum diyor. Böylece Emevilerin Arap olmayan Müslümanlara karşı ikinci sınıf muamelesini çöpe atıyor. Müslüman oldukları halde onlardan da gayrimüslimler gibi cizye ve haraç vergisi ni kaldıracaksınız. Böyle bir vergi yükümlülüğü yoktur. Ganimetten onlara da pay vereceksiniz. Savaşlarda onları önde savaştırıp ondan sonra da ganimeti ben alırım diye değil. En ağır işlerde onları çalıştırırım. En riskli savaşlarda onları öne sürerim. Ben de geriden yatarım değil. Aynı şartlarda olacaksınız diye Ömer bunu dayatmıştır. Ömer tabii bunu yaparken aynı zamanda Mevalinin hızla iktidardan veya Emevilerden uzaklaştığını görünce bir anlamda entegrasyonu sağlamaya çalışıyor. Hakikaten de bu anlamda son derece eşitlikçi de bir anlayış benimsenmiştir ve Mevaliye karşı Arapların üstün olduğu anlayışını çöpe atacaktır. Arapların Mevaliye karşı üstünlüğünü veya perçinlemek için bir takım rivayetler uydurulmuştur. Bu rivayetlere karşı Türklerin de uydurduğu bir çok rivayetler vardır. Mesela Fedailül Arap, Arapların faziletlerine karşı Fedailül Etrak gibi mesela. Cahız böyle bir kitap yazmıştır. Araplar da işte peygamber içimizden çıktı deyip de buradan kendilerini seçilmiş bir millet olarak görürken mevaliyi din perdesini kullanarak kendilerine adeta köle gibi hizmet ettirmeye çalışmışlardır. İşte Emevi ırkçılığı dediğimiz bu. Bu anlamda dini de millileştirmişlerdir. Aynen Yahudiler gibi. Arapların uygulamasına bakınız, Arap kafasında din millileşmiştir. Araplara özgü bir dindir. İşte bu ayrımcı Emevi politikasına karşı ki bu Muaviye'den gelir ve Haccac'la tap yapmıştır bu anlayış, mevaliyle kanlı savaşlar, kanlı çatışmalarda yaşanmıştır. İşte Ömer bin Abdülaziz bunu değiştirmeye çalışıyor. O yüzden de mevali politikasını reddediyor. Ama fazla çözüm olmayacaktır.
İşte bu ayrımcı politikanın ilk başkaldırma faaliyetleri ne zaman başlıyor? Muhtar es-Sakafi ile. Muhtar biliyorsunuz Hz. Hüseyin'in >> [boğazını temizler] >> kanını dava etmek üzere ortaya çıkmıştır. Mevaliden destek almak için onlara da maaş defterlerine isimlerini kaydettirip onlara da pay vereceğini söylemiş ve birlikte hareket etme vaadinde bulunmuştur. Onlardan da komutanlar atamıştır. Hatta onlardan komutan atadığı Muhtar es-Sakafi'nin etrafından birçok Arap kopmuş gitmiştir karşı safa yani Abdullah bin Zübeyr'in safına. Nasıl olur da bir mevali idareci olur diye. Muhtar es-Sakafi Hüseyin'in kanını iddia sıyla ortaya çıkmış, aynı zamanda Muhammed el-Hanefi ismini kullanmış ama aslında hedefi kendi iktidarını tahkim etmektir. Bu sefer sen nasıl olur da mevaliden de destek alırsın ve onlardan idareci atarsın, gelirlerinden onlara da pay vereceksin diye isyan etmişlerdir ve ayrılmışlardır. Yani bakınız daha bu biraz daha erken dönem Hüseyin'den sonraki yıllar Emeviler dönemini anlatıyor. Hatta rivayetlerde 10.000 kişilik kuvvetin Muhtar'dan ayrıldığına dair iddialar vardı. Nasıl olur da sen bunlara ganimetten pay verirsin? Nasıl olur da sen mevaliyi bizimle denk sayarsın? Hiç mevali Arap'a denk olur mu? Mantığı vardır. O nedenle de böyle. İkinci en önemli mevali isyanı buydu bakınız. Dolayısıyla da Muhtar es-Sakafi'nin isyanı bildiğiniz mevali isyanına dönüşmüştür. Teferruatına gerek yok. Bu en önemli kırılmalardan birisi. İkinci mevali isyanı İbnü'l-Eş'as isyanıdır. Bu adam Arap'tır ve aynı zamanda da Haccac'ın bu Horasan bölgesine gönderdiği komutandır. Fakat Haccac sürekli bunu tetiklemiş, aman şöyle git, böyle git falan. En sonunda bu da mevalinin hoşnutsuzluğunu gördüğü için mevaliyi de yanına çekmiş ve Haccac'a başkaldırmıştır. Çok devletin başına bela olmuştur. Bu da mevali isyanıdır büyük oranda. İşte az önce söylediğim Zeyd bin Ali isyanı var. Buna da birçok mevali destek vermiştir.
Netice itibarıyla Emevilerin bu ırkçı politikasına karşı mevali yerinde sayıyor muydu? Hayır hocam. Emevilerin bu ırkçı politikasına karşı onu anlatmaya çalıştım. Ömer bin Abdülaziz bir yumuşama getirdi ama sonuç değişmedi. Yani düşünün, divan defterlerine adlarını yazdırıyor, onlarla Arapları eşit tutuyor ve aynı zamanda Araplara da vergi yükümlülüğü getiriyor toprak ağalarına. Araplar adeta çıldırmışlardır. Ki birazdan da yine anlatacağım. Aynı şekilde Emeviler dönemi böyle. Abbasiler dönemi çok farklıdır. Bakarsanız Abbasiler dönemi daha berbattır aslında. Abbasiler de Emevilerin alternatifi olarak ortaya çıktıkları halde iktidarı ele geçirince hem mevali önderlerine hem de Ali evladına adeta kan kusturmuşlar ve birçok kanlı savaş yapılmıştır. İlerleyen süreçte Abbasi idaresi işte Şii baskısına maruz kalınca Selçuklular devreye girecektir ve ondan sonra Tuğrul Bey Şii baskısından uzaklaştıracak ve artık Türkler bu safahattan sonra demin söylemiştim idarede hakim olacaklar ama Araplar hiçbir zaman bunu kabullenemeyeceklerdi. Türklerin idaresini kabullenemeyeceklerdi. Neden? Araplara göre mevalinin iktidarı meşru değildir. Dahası Kureyşli olmayan idareci zaten idareci olamaz. Dikkat edin. O yüzden de Osmanlı başlangıçta halifeliği kullanamadı. Sonradan kullanabilmek için de türlü türlü bir takım ara formüller geliştirmiştir. Tarih boyunca da Türkleri aşağılayan sayısız hezeyanı görürsünüz. Kimisi Türkleri köle olarak nitelendirmiştir. Kimisi Türkleri yırtıcı, vahşi hayvan olarak nitelendirmiştir. Mesela Ebu Süleyman Es-Sicistani 912'ler. Türkler tıpkı zenciler gibi Araplardan çok çok aşağı olup hayvan niteliğinde olan varlıklardır. Böyle. Kimisi zalim görmüş Türkleri, kimisi gaddar görmüş. Dedim ya Türkler Hani biraz öne çıkaracağım. Kimisi kana susamış, yağmacı görmüş. Kimi Araplar y üç üç m üç üç olarak görmüş. Böyle türlü türlü rivayetler var. Mesela meşhur İbn-i Teymiyye. Yani Osmanlı'nın medresesinde zehirleyen adamdır bu. Dogmatik Sünniciliğin öyle kapı köşe taşıdır. İslam dinine diyor en büyük kötülüğü Türkler yapmıştır. Meşhur İbn-i Teymiyyeleri bunlar. Yere göğe sığdıramazlar. Yakın dönemlerde de durum durum değişmemiştir. İşte o yüzden söyledim. Osmanlı'dan kopuşun arkasına bakınız hala bu hazımsızlık vardır. İşte Şerif Hüseyin o yüzden dedim. İstanbul doğumludur ama efendim Haşimi soyundan geliyormuş. Mekke Şerifi tayin edilmiş. Ona göre Türkler mevali olduğu için halife olamazlar. Osmanlı padişahları halifelik sıfatını kullanıyorlar ya. O yüzden de tarihin hiçbir döneminde Araplar Türkleri veya mevaliyi kendilerine denk görmemişlerdir. Yıl 2020. 2026 2020. Suudi müftüsü ne demişti hocam? Türkler mevalidir. İslam'ı temsil etmezler. Siz hala sevmeye devam edin. İyi sevmeler diyelim biz de ne diyelim. Bizdekiler de hala bunların paçasına sarılarak bir yerlere varmaya veya onlarla yol yürümeye dünden razılar. Osmanlı idaresi de bunları kavmi necib olarak görmüştü. Türkleri ise etrak bi idrak. Bakınız bizdeki Arap perestler de ne diyor? Bir vekildi. Türk diye bir ırk yoktur. Ses çıkaran oldu mu? Etkin cenahtan.
Böyle sevgili dostlarım. Bir iki aklıma gelen bir şey var onları da söyleyeyim yavaş yavaş toparlayalım. Yaklaşık bir saat oldu zaten. Demin dediğim gibi Hazreti Ömer ile Hazreti Ali dönemlerinde mevaliye karşı tutumda daha sonradan olduğu gibi böyle ayrımcı bir yaklaşım çok fazla belirgin değildir. Ama Muaviye'nin iktidarı devralmasından sonra işler değişmiştir. Muaviye çok ilginç bir kare. Sapına kadar Arap zaten Arap milliyetçisi. Mevaliyi ikinci sınıf insan olarak görüyor. Ve bu nedenle de mevaliyle ilgili ilginç değerlendirmeleri var. Mesela bunlardan bir tanesi Mısır halkını üç sınıfa ayırıyor. Bunların üçte biri insan dikkat edin üçte biri insana benzerler. Üçte üçü de diyor insan türünden değildir diyor. Kimlerdir bunlar? İnsana benzeyenler dikkat edin insan olanlar Araplar. İnsana benzeyenler mevali. İnsana benzemeyen 3. grup ise Kıptilerdir. Bakınız onlar insan bile görmüyor. Bu Müslümanların halifesi. Ama sorsanız İslam eşitlik dini. Muaviye Türklerin de yaşadığı bu Horasan bölgesini adeta vergi deposu gibi görmüştür. Nitekim de buraya atadığı valisi vardır. Hakem bin Amr. Halife buna diyor ki burada topladığın bütün vergileri bize göndereceksin. Hakem bin Amr Muaviye'ye itiraz ediyor. Olmaz diyor. Bu kadar da olmaz. Dikkat edin buna. Diyor ki eee Muaviye çıkıyorsun sefere, ganimet topluyorsun da ganimeti orduya dağıtmıyorsun, olduğu gibi bize gönderiyorsun. Yahu diyor bu Kur'an'a aykırıdır. Hani ganimetlerin beşte biri peygamberin payı olarak Allah'ın payı ayrılıyor ya, bu hazineye kalıyordu. Yani savaş olmadan bir yer fethedilirse bunun da tamamı hazineye kalıyordu. Diyor ki ya bak Kur'an bile böyle diyor, sen ne diyorsun? Vali Muaviye'ye itiraz ediyor ve şer'i delil getirdiği için de Muaviye bunu buna bir şey diyemiyor. Ne yapıyor? Tutuyor.
Onu görevden alıyor, Ubeydullah'ı getiriyor işte. Ubeydullah bin Ziyad demin adı geçeni. O da Muaviye'nin isteğine göre sürüyor [homurdanır] mevaliyi öne, savaşın oğlum, toplayın ganimeti, alın, ondan sonra ganimetleri götürüyor merkeze veya Şam'a. Siz de avucunuzu yalayın hocam. Veya gidin şimdi ırgat olarak çalışın.
Ve Haccac'la beraber bu adeta taçlandırıldı bu anlayış. Çünkü Haccac biliyorsunuz eee Abdülmelik'in kudretli valisi, demin ifade ettim. Mesela özellikle de bu 700 yıllarının başında hazinede açık olur. Çünkü Abdülmelik eee Bizans'a çok ağır vergiler ödedi o iktidarı tahkim etmek için fakat çok ciddi darboğaza girdi. Bu sefer işte Haccac mevaliye dayadı cizye'yi. Dayadı haraç vergilerini. Habire bunlardan vergi aldı. Ganimetlerden de pay vermedi. Dolayısıyla da Haccac'ın mevali üzerinde çok ciddi etkisi vardır.
Peşinden Kuteybe bin Müslim'i ki aynı zamanda Kuteybe onun kayınbiraderidir Horasan bölgesine gönderdi. Kuteybe burada çok büyük zulümler yaptı. 706-715 yılları arasında korkunç zulümler yaptı. İşte Tohoristan'da, Buhara'da, Talekan'da, Şuman'da, Kiş'te, Nesef'te, ne bileyim Harezm'de, Semerkant'ta, Şaş, Fergana gibi yerleri yaktı, yıktı adeta. Kaşgar'ı böyle. Dolayısıyla da Kuteybe ve Haccac döneminde mevali adeta kan kustu. Çok korkunç savaşlar yapıldı. Allah'tan bu süreç 1. Velid'in 715'te ve aynı dönemde Haccac'ın da yine 715'te vefat etmesiyle kısmen de olsa bir duraklamaya girdi.
Süleyman bin Abdülmelik de aşağı yukarı aynı kafadadır ama yani daha iktidarını tahkim etmekle meşgul olduğu için mevalinin üzerine fazla gidememişti. İşte Süleyman 715-717, ondan sonra Ömer bin Abdülaziz gelecek. Demin söylemeye çalıştığım gibi Ömer bin Abdülaziz yeniden taşları oturtmaya çalışacak ve mevaliyi kazanma politikası güdecektir. Savaşa katılanlardan da pay vermiştir. Haraç vergilerini kaldırmıştır. Cizye vergilerini kaldırmıştır. Böyle şey olmaz diyecektir. Onların isimlerini divan defterlerine yazdırmıştır.
Bu sefer de buna valisi Cerrah bin Abdullah isyan edecektir. İsyan demeyelim de itiraz edecektir. Diyor ki yani nasıl olur canım, yani biz diyoruz bunlara eşit muameleyi uygularız, bunları kontrol edemeyiz ve gelirlerimiz azalır. İşte o zaman Ömer bin Abdülaziz buna diyor ki, bu Cerrah bin Abdullah'a, Allah diyor peygamberini başkalarının mallarını yağmalamak veya başkalarının mallarına çökmek için veya onları onlardan cizye haraç almak için göndermedi, tebliğ için gönderdi diyor. Ve bunlara da pay vereceksin diyor. Bu sefer vali diyor ki, ama verirsek hazine açığa girer. Halife diyor ki, bu emrimdir, bunu uygulayacaksınız. Gerekirse ben buradan takviye yaparım. Merkezden bunları divan defterlerine yazacaksınız. Ömer bin Abdülaziz defterlere yazılıp da oturuyor Araplar, mevaliyi gönderiyor, yani mevlasını gönderiyor, kendi oturuyor. Bunların diyor isimlerini çıkaracaksın defterden. Savaşa kim gidiyorsa bunların isimlerini yazacaksın, tek tek bunları getireceksin. Bu anlamda bana göndereceksin. Bu anlamda sıkı bir takip altına uğratınca fey gelirlerinden bunlara da pay verilmesi kararı alınmıştır.
Bu sefer de Cerrah bin Abdullah yine halifeye itiraz edecektir. Diyecektir ki, ya bunlar Müslüman gözüküyorlar canım, bunlar bak Müslüman değiller. Hatta bak bunlar daha sünnet olmamışlar, samimi değillerdir. İşte o zaman o büyük halife çok önemli sözü söyleyecektir. Ne diyecektir? Allah peygamberini sünnet ettirmek için, erkekleri sünnet ettirmek için göndermedi. Allah peygamberini tebliğ için gönderdi. Sana neyi emrediyorsam onu yapacaksın diyecektir. Ömer bin Abdülaziz'in bu politikası adeta yüreklere su serpmişti. Ve böylece mevalide iktidardan veya işte hazineden pay alma imkanı elde etmişti. Fakat çok kısa sürdü tabii. 720'de vefat edince tekrar eskiye dönülmüştür.
Valiyle konuşması arasında ilginç bir diyalog da geçiyor. Diyor ki, "Biz diyor bunlara eşit muamele uygularsak bu diyor fitneye sebep olur." Valinin bütün derdi mevaliden aynen aldığı gibi vergileri almak, bu vergileri alıyor eee o bölgede önemli kabile şeflerine habire eee ihsanlarda bulunuyor. Onlara şirin gözüküp gözüküp de buradaki iktidarını tahkim etmeye çalışıyor. Arkasında böyle bir hikaye vardır. Ve diyor bunu değiştirirsek, eşitlersek bu fitneye sebep olur. Ömer'in söylediği ilginç bir şeydi. "Fitne çıkarmaya diyor sen daha layıksın." Ondan sonra da bunu görevden alacak ve yerine eee Abdurrahman bin Nuaym'ı [boğazını temizler] bu şekilde buradaki hakimiyeti sağlayacaktır.
Ayrıca Ömer bin Abdülaziz'in ilginç bir politikası vardır. Devamında bölge halkına eee hitaben bir mektup gönderiyor ve diyor ki eee ben diyor Araplarla mevaliyi eşitledim. Oradaki Araplara hitaben diyor ki, "Şayet bundan rahatsız olan varsa ailesini, pulunu, pırtını toplasın istediği yere göç edebilir." Yani gidip oralara çökmek yok. Ya onlarla entegre olursunuz ya da buraları terk edersiniz. Bu sefer buradaki Araplar diyecektir ki eee biz buradan ayrılmıyoruz. Böyle bir denemesi vardır ama tabii eee kısa süreliğineydi eee ve fazla uzun ömürlü olmamıştır.
Sevgili dostumun sorusunu gördüm. Diyor ki, "Hocam niye Kur'an son kitap, niye son peygamber? Mantıklı bir açıklaması var mı? Ayrıca 1400 yıl aradan geçti Cebrail şu anda boş mu kaldı? Ne yapıyor?" Sevgili dostum, buna vereceğim çok güzel cevaplar var da eee ben usulüyle cevap vermeye çalışayım. Eee buradan anlayın. Son kitabı biz diyoruz, biz inanıyoruz. Biz inandığımız kitabın son kitap olduğunu söylüyoruz ve buna inanıyoruz. Bunun gerekçesini de diyoruz ki artık bundan sonra akıl devrededir. Bir daha eee vahye gerek yoktur. Deyip böyle bırakıyoruz. Dediğiniz gibi bu durumda Cebrail emekliye ayrılmış konumda olur. Ama şunu söyleyeyim ben size. Bizim gelenekte zannedildiği gibi Cebrail, yani sürekli vahiy getiren değildir. Vahiy büyük oranda kalbe ilkadır. Bir iki yerde Cebrail'in vahiy getirdiğine atıf vardır. Kur'an'ın çoğu kalbe ilk vahiy olarak nitelendiriliyor. Kur'an kendini böyle tanımlıyor. Bu birinci şık. İkinci şık. Bunun mantıklı açıklaması var mı? İnancın mantıklı açıklaması olmaz güzel dostum. İnanç inançtır. İnancın gider. Daha önceden bana sorulmuştu. Neden peygamberler Ortadoğu'dan çıkıyor? Ben de ne demiştim? Çünkü peygamberlik geleneği Ortadoğu Sami geleneğe ait bir inançtır. Bu inancın devamı olarak peygamberlik gelmiş. Hz. Muhammed de benden sonra peygamber gelmeyecek demiş. Kur'an bunu böyle tevsik ediyor. Bu kadar. İnanç. Şimdi inancın ötesine geçtiğiniz zaman gereksiz polemiklere gireriz. Ama şu da bir gerçek. O zaman aradan 1400 sene geçti. Peygamber yok. E bizim günahımız ne? O zaman da şu teselliyle avunuyoruz. Akılla artık insan doğruyu bulabilir. Ama öte yandan bakıyorsunuz ki ayetler büyük oranda yerellik arz ediyor. Ne yapacağız şimdi biz? Bak, bugün mevali hikayesini konuşuyoruz. Mevaliye ikinci sınıf muameleyi konuşuyoruz. Daha Kur'an'ın veya Hz. Peygamber'in kokusu üzerlerinde. Hiç bak Kur'an muran diye bir şey var mı ortada? Dinin kriteri var mı? Buraya kadar anlattıklarımda siz hiç dinin kriterine ait bir şey duydunuz mu şu ana kadar? Yok. Ama bizim geleneğe sorsanız muazzam bir şey var. Dini hassasiyet var. Neticede sevgili dostum bu bir inançtır. İnancın bu anlamda somut bir cevabı yoktur. İnancınız olur biter. Son kitap. Niye son kitap? Çünkü işte insanlık artık tekamülünü tamamlamış, akılla doğru yolu bulur diyoruz. Bir kısım insanlar da Kur'an'ın bütün çağlara hitap ettiğini söylüyor. Öteki de diyor ki hayır hocam Zeyd ile Zeynep'in evliliği bana hitap etmiyor diyor veya ifk hadisesine dair ayet bana hitap etmiyor. Yani o yaşandı bitti. Bedir Savaşı'ndaki şey orada yaşandı bitti. Ahzab Suresi orada yaşandı bitti. Ne gelir beri tarafa derseniz işte şöyle toplasanız iki üç tane A4 kağıdına bütün o Kur'an'ın muhtevasını özetlersiniz. Gerisi o döneme ait bir takım açıklamalar veya ilk muhataba hitap eden mesajlar. Bu kadar hocam. Bunun neticesinde fazla bir şey çıkmıyor.
Netice itibarıyla değerli dostlar neyi anlattık biz şöyle de toparlayalım yavaş yavaş. Ne çıktı ortaya? İktidar ganimet benim olsun, iktidar ben olayım, bana itaat edin, bana vergi ödeyin ama benden bir şey istemeyin, benim iktidarıma göz dikmeyin. İtaat ettiğiniz sürece mutlu olursunuz. İşte dinin veya Arapların temsil ettiği dinin insanlığa sunduğu çözüm. Hala bu anlamda yüceltebildiğiniz kadar yüceltiyorsanız benim söyleyeceğim bir şey yok. Ben de alkış tutarım hocam ne diyeyim. Mutluluklar dileyebiliriz ancak biz bu tip insanlara. Bakınız şunu söyleyeyim. Hz. Ömer döneminden sonra bir şey değişti Emevilerde aynı zamanda. Önceden kölelik vardı. Bu kölelik neye nasıl bir şeydi hocam? Senin kölen oluyor, birkaç tane cariyen oluyor, kölen oluyor. Yani kapı köpeği gibi affedersiniz senin işini yapıyor. Ama Ömer döneminde fetihlerle beraber durum değişti güzel dostlarım. Artık Araplar toprak ağasına dönüştüler. Büyük topraklara hakim oldular. O nedenle Ömer toprakların taksim edilmesine karşı çıkmıştı. Çünkü biliyordu ki Araplar kendilerini üstün görecekler ve başka insanları köleleştirecekler. Onun için de bunu kabul etmedi, toprakları kamulaştırdı ve halkı da üzerinde bıraktı, vergiye tabi tuttu. Ama daha sonraki süreçte parayla veya işte iktidara eklemlenerek topraklar alınmaya başlanınca artık toprak ağaları oluştu. Toprak ağaları oluşunca bu sefer bu toprakları işletecek emek, iş gücü lazım. İş gücünü nereden karşılayacaksınız? Kölelerden. Bu sefer önceki Araplardaki kölelik döndü, dolaştı, geldi ırgat türü köleliğe. Toprakta çalışan işçi sınıfı köleliğe dönüştürdüler. Bugünkü asgari ücretle çalışanlar gibi hocam. Yanlış anlamasınlar o dostlarımız. Onların durumuna biz de üzülüyoruz. Eee ama yani ne öldürüyor ne güldürüyor seni. İşte daha önceden zenci isyanını anlatmıştım. Dolayısıyla da Emeviler dönemindeki en önemli değişim dönüşümlerden sosyolojik anlamdaki eee dönüşümlerden birisi de budur. Artık kölelik eee öyle bireysel anlamda kölelik değil. Yani var mesela Mugire, mukatebe usulü kölelik. Eee köle ediniyor, böyleleri var ama büyük oranda toprakta çalışacak işçi sınıfı köleler doğdu. Ve bu toprak ağaları yatıyorlar insanları çalıştırıyorlar. O yüzden Ömer bin Abdülaziz yok böyle bir yağma dedi. Siz de toprakları işlettiğiniz için işletme karşılığında devlete vergi ödeyeceksiniz dedi. Ama vergi düzenlemesi çok iyi sağlanamamıştı. Dolayısıyla da Ömer döneminde bir de biliyorsunuz ikta türü topraklar vardı. İkta arazisi, katia arazi. Devlet 3 yıllığına, 5 yıllığına sana veriyor diyor ki bu kadar vergi getireceksin. Bu kapı açıldığı için buradan muazzam toprak ağaları oluşmuştur ve kölelik sistemi bu anlamda yavaş yavaş kabuk değiştirmiştir ve kitlesel köleliğe veya ırgat türü köleliğe dönüşmüştür.
Emevilerin mevali politikası daha önceki yani Muaviye ile beraber başlayan bu sistem Ömer'le beraber rafa kaldırılmış olsa da kısa süre sonra tekrar eskiye dönülmüştür ve birçok uydurma rivayet ortaya çıkmıştır. Uydurulan rivayetlerden birkaç örnek vereceğim size. Şöyle diyor mesela mevali Arap fazilet yarışı, üstünlük yarışı. Rivayetlerden birkaç seçme örnek. Üç sebepten dolayı Arabı seviniz. Çünkü ben Arabım peygamber demiş miş. Kur'an Arapçadır. Cennet ehlinin lisanı Arapçadır. Yerseniz yoğurt, içerseniz ayran. Bunları cübbeli gibiler hala dile getiriyorlar. Ne diyor? Kim Arabı aldatırsa şefaatime dahil ve sevgime de nail olamaz. Araba aldatmayacaksın. Ancak münafık olanlar Arabı aldatır veya Araba buğz eder. Araba kim buğz ediyormuş? Münafık olanlar. Dikkat edin münafıklık yapmayın. Tabii ironik dille söylüyorum. Araba sevmek imandandır. Hadisi şerifler hocam bunlar. Nur topu gibi bak. Onlara buğz etmek küfürdür. Küfre girmeyin. Kim Arabı severse, beni sevmiş olur. Kim buğz ederse, bana buğz etmiş olur. Yani yüz çevirmek. Nasıl hocam? Sakın ha. Böyle bir daha görmeyeyim Araplara karşı olumsuz bir şey söylemeyin. Maazallah mahvolursunuz. Nafi bin Cübeyr diye bir adam vardır. Onunla ilgili bir rivayetten bahsedilir. Bu Cübeyr bin Mut'im'in oğludur. Hazreti Peygambere himaye vermişti. Onun torunu. Nafi bin Cübeyr. Adamla ilgili bir rivayette şöyle deniliyor. Önünden bir cenaze geçince, kimin cenazesi diye sorarmış. Bir Kureyşlinin cenazesi derlerse, vah kavmim. Allah ona rahmet eylesin dermiş. Bir Arap derlerse bu cenaze, vah hemşerim. Dermiş. Ama >> [boğazını temizler] >> bir mevla derlerse geçen cenazenin, Allah'ın malıdır canım. İstediği zaman alır da, yaşatır da demişmiş. Arabın mevaliye karşı bakışı. Yine bir başka örnek vereceğim. Basra valisi Abdullah bin Amir. Abdullah bin Amir'in huzuruna bir mevvaliyle bir Arap geliyor. Mevvali Araba, Allah senin gibilerin sayısını azaltsın diyor. Beddua ediyor. O da karşılık veriyor. Allah da diyor senin gibilerin sayısını çoğaltsın. Diyorlar ki ya adam sana beddua ediyor, sen ona bu şekilde rahmet diliyorsun. Çünkü diyor o mevalidir. Mevalidendir. Bunlar diyor yollarımızı yaparlar, bize ırgatlık yaparlar, ayakkabılarımızı hazır dik tutarlar. Ne bileyim işte ata binerken üzengimizi tutarlar. Bize elbise dokurlar. Ya bunlar çoğalsa ki bize hizmet etsinler. Mevliye karşı bakış açısı mıdır? Abdullah bin Amir Hazreti Osman'ın neyiydi hocam? Basra valisiydi. Bazen dengelemeye yönelik de rivayetler vardır. Mesela şöyle. Farslar bu sefer devreye girmişler. Onlara yönelik olumsuz eleştirilere karşı Farisiler akrabamızdır demişmiş peygamber. Onlar İshak'ın çocuklarıdır. Ulan uyduran o kadar da cahil ki İshak'ın çocukları Yahudiler. Farisiler de güya İshak'ın çocuklarıymış. Rivayetteki saçmalığa bak. Rivayet saçma, üstelik de yalan. Belli ki uyduran o kadar cahil işte. Allah kızdığı zaman vahyi Arapça indirirdi. Razı olduğu zaman Farsça indirirmiş. Nur topu gibi rivayet. Sizden en iyi olanı Arapça konuşanıdır. >> [boğazını temizler] >> Arap diyor bunu. Farsça konuşmayın çünkü o nifaka sebebiyet verir. Niye? Kendi kimliğinizi yaşatırsınız. Cennet ehlinin lisanı Arapça ve inci gibi olan Farsçadır. Burada da Farsçayı devreye Böyle türlü [boğazını temizler] türlü örnekler vardır.
Netice itibarıyla değerli dostlarım, ben Türklerle ilgili abartılı anlatıları, rivayetleri tekrar dile getirmeyeceğim. Görüldüğü üzere mevali politikasıyla ilgili, mevaliyle ilgili türlü iddialar, türlü yaklaşımlar var. Ama özeti ne? Bunların hiçbirisi dinde yok. Emeviler dönemindeki mevaliye yaklaşıma baktığınız zaman bütünüyle Arap örfünün anlayışını yansıtır. Burada ne insanilik vardır, ne eşitlik vardır, ne ahlak vardır, ne vicdan vardır. Tamamen mevaliyi ikinci sınıf görme anlayışı vardır. İşte dün sevgili dostum bana, soru sormuştu ve yani Emeviler niye yıkıldı demişti. Yıkılmasının sebebi bunlardı işte. O yüzden mevaliyi boşa aldım o zaman dün. Yani mevaliye karşı o ikinci sınıf yaklaşım mevaliyi adeta çileden çıkarmıştır. Bir taraftan ikinci sınıf yaklaşım, bir taraftan vergi deposu, eee, onları adeta köle gibi görme anlayışı hem o iktidardan uzak tutma anlayışı mevalide ciddi sorun olmuştur. Bu sorun ilk önce Muhtar'la beraber isyana dönüşmüştür. Aradaki isyanları saymıyorum. Ondan sonracığıma, Zeyd bin Ali isyanına dönüşmüştür. E, bunun yanında, şeyin isyanına dönüşmüştür. E, İbnü'l Eş'as isyanına dönüşmüştür. E, en sonunda ihtilal hareketi olarak başlamış ve bu da eee, Ali'nin torunu Ebu Haşim ölünce biz götürüyoruz demiş Abbas'ın çocukları, imametin vekalet görevini. E, böylece mevaliyi de Abbasiler arkalarına takmışlar. Sonunda da mevali eee, Emevileri yıkmıştır. O yüzden de Abbasi ihtilali değildir bu. Bu bildiğiniz mevalinin isyanı ve mevalinin Emevilerin ipini çekmesidir. Ama Abbasoğulları uyanık çıktılar. Onların sayesinde iktidara geldiler ilk önce mevalinin ileri gelenlerini temizlediler ki iktidarlarını tahkim etsinler. Ne çıktı burada da ortaya? Hani din, kitap, peygamber vesair. Ben size ne diyordum öteden beri güzel dostlarım? Sakife'den beri başlayan ondan sonra devam eden Abbasilerin sonuna kadar, ondan sonra diğer devletler tamamı, ama tamamı Hazreti Hüseyin'in başkaldırısı, Ali-Muaviye kavgası, Cemel ehliyle mücadele, Sıffin'deki mücadele, Harre, Kerbela, neyi sayarsanız sayın, hepsi neymiş hocam demek ki? İktidar savaşıymış. Burada ne din vardır, ne kitap vardır, ne peygamberin izini sürdürme, bütünüyle iktidar mücadelesidir. Nokta. İsteyen bu görüşüme katılır, isteyen de der ki hoca sen çuvallıyorsun. Böyle bu işler. Mevâlî üzerinden konuyu okumaya çalıştım ki, bakınız yani Emevîlerin ırkçılığının dayandığı temel budur. Bilmiyorum, belki biraz daha somut bir şekilde izah edebildim.
Sevgili dostum, bir soru soruyor. Diyor ki, "Türklerin benimsediği Ebû Hanîfe fıkhı ve Mâtürîdî ekolü, Eş'arîlik, Şâfiîlik gibi dogmatik bir mezhepçiliğe dönüşmesi ağırlıkla Nizâmiye medreselerinin sonucu mudur? Başka önemli etkileri nelerdir?" Evet sevgili dostum, muhtemelen dünden de bize katılan güzel dostumuz, teşekkür ediyorum ilginiz için, sorunuz için. Doğrudur, en önemli buradaki etki Nizâmiye medreseleridir. Çünkü Mâtürîdîlik'ten koparılıp Eş'arîliğe kaydırıldık. Hatta Şâfiî hukukuna da kaydırıldık ama Şâfiî hukuku tutmadığı için o Hanefî-Mâtürîdî damar bir şekilde devam etti. Ama amelde karşı tarafa geçtik. Yani şekilci dindarlığa geçtik. Ondan sonra Osmanlı'ya gelindiği zaman biz topu diktik hocam. İkinci önemli zokayı nerede yedik hocam? Birinci Bayezid döneminde yedik güzel dostum. O Molla Fenârîler vesaire hep bu dönemde Mısır'a gittiler. İbn-i Teymiyye çizgisi ile iyice zihinlerine zehir zerk edildi. Döndü geldiler. Din Araplaştırıldı. En sonunda da Mısır'da fethedilince eee bombanın pimi çekildi. Türklerin eee İslam anlayışı, din anlayışı bütünüyle Arapça bir anlayışa doğru evrildi sevgili dostum. Nizamiye medreseleri Osmanlı Mısır üzerine gönderilen ve burada eğitim alan işte Şeyhülislamlar bakınız bunlar hep oradan eğitim alıp gelmişlerdir. Ve Mısır'ın fethiyle beraber artık bu tamamen tescillenmiş oldu. Eee benim görebildiğim Türklerin eee katı dogmatik eee Eşari çizgiye kaymanın ve aynı zamanda Osmanlı'da daha çok da Hanbeli çizgisindeki eee katı dogmatik eee Sünniciliğe kaymanın arkasında da bu İbn-i Teymiyye çizgisi vardır işte. 16. 17. yüzyılda Çivizadeler, sonradan da Kadızadelere bakınız sapına kadar İbn-i Teymiyye'ci ekoldür bunlar. O yüzden de Osmanlı'nın medreselerine adeta İncil ağacı dikilmiştir bu zihniyetle beraber ve bir daha da iflah etmedi. Sonradan da II. Mahmut'un Yeniçeri ocaklarını kapatması, Yeniçeri ocaklarının efendim Anadolu'daki eee Bektaşi gelenekle iltisaklı olduğunu ileri sürüp de Bektaşi geleneği de kapatıp Süleymaniye'deki Halidi Bağdadi'yi getirip de yani bu anlayışı getirip de İstanbul'da devlete akredite etmesiyle beraber artık ondan sonra da biz tarikatçı, tasavvufçu din anlayışına doğru evrildik. Bu 18. yüzyıldan sonraki hikayedir. Tabii baştan beri devam ede geliyor. Yani bizdeki tarikat çizgisi ama bizdeki o tarikat çizgisi Anadolu erenlerinin getirdiği o Yunus'un eee işte eee ne bileyim Hoca Ahmet Yesevi'den devam ede gelen Somuncu Baba, Hacı Bayram-ı Veli gibi bu çizgi eee son derece önemliydi. Bu Türklerin benimsediği Horasan damarıdır. O Melamilik bunun içerisinde vardır işte. Fakat eee, bu anlayışta Bektaşiliğin tamamen ötelenmesinden sonra eee, yerini, eee, bu katı, dogmatik, eee, sünnici, tarikatçı şeyhlere veya, eee, kesimlere bırakılacak. Bugün Türkiye'deki tarikatların, tarikatçıların %90'ının üzerindeki hele dikkat edin, hepsi Nakşidir. Buradan gelir. E Kadiriler falan var ama bunlar o kadar ağırlıklı değildir. Bu sevgili dostum hikayenin özü. Sunumumu bitirdim bu soruyla beraber. Sorularınıza döneceğim ve böylece de programı kapatacağım. Mevâli konusu çok su götüren bir konu. Yani ben bu akşam anlattım da sadece bir yönünü anlattım. Daha çok da Emeviler, Emeviler, Mevâli ve Türklerle olan teşrik-i mesaiye değindim. Abbasiler dönemine geliyorsunuz, orada ayrı bir hikaye çıkıyor karşınıza. Mevâli bana diyor ki Mevâli'de Stockholm sendromu eee, olmuş. Onca şeye rağmen çok iyi sahiplenmişler dini. Eee, bunda incelenmesi gereken sosyolojik bir durum. İlginçtir. Ben hep şunu savundum güzel dostlarım. Türklerin İslamlaşmasına baktığınız zaman evet bu Emeviler dönemindeki, ayrımcı bir anlayış Abbasilerle beraber bir yakınlaşma oluyor. Ben Türklerin İslamlaşmasında özellikle de Abbasiler dönemindeki askeri kanattan, kanadın Türklerden oluşturulması ve bu şekilde Türklerin saraya girmelerinin önemli bir etkisinin olduğu kanaatindeyim. Eee, bu etki büyük oranda bir de İran üzerinden İslam'ın öğrenilmesi yani kültürel alışveriş özellikle de bu Samaniler üzerinden, Semerkant, Buhara gibi bu bölgelere doğru yayılan o sosyolojik geçişler, kültürel geçişler, etkileşimle beraber ve Abbasiler döneminde işte Çinlilere karşı ortak hareket etme gibi siyasi nedenlerin etkisiyle İslam'ın Türkler arasında yayıldığı kanaatindeyim. Yani aslında yani iki bir buçuk asır öncesinde mevali korkunç savaşlar yaşamış >> [homurdanır] >> ama sonradan sahiplenmiştir. Bu sahiplenmeyi de işte küllendirilmiş olan Şiilik üzerine tekrar bu Safevilerin Şiiliği canlandırmaları ki arkasında Büveyhiler vardır bir öncesinde. Bu damardan beslenmişler ve Şiilik biraz öne çıkmıştır. Burada bir aidiyet duygusu gelişmiştir. Türkler de İranlılar üzerinden, Samaniler üzerinden İslamlaştıkları için o damarı gönülden benimsemişler ve Anadolu'ya o damar gelmiştir. Anadolu'daki bizim İslamlaşmamız ise çok farklı bir hikaye. Burada daha çok da İbn-i Teymiyye'ci çizgi yani Mısır medreselerinin çizgisi tabii Eş'ari çizginin etkisi vardır. Yani ben şunu kabullenmiyorum yani Türkler işte silah zoruyla, kılıç zoruyla Müslüman oldular. Vesair. Bu tarihi verilerle doğrulanan bir şey değildir.
Hocam diyor belirttiğiniz dönemlerde uygulanan mevali politikasının Kur'an'daki köle ayetlerinden yorum olarak çıkarmış olabilirler mi? Zaten gelenekte bunun yeri var. Emeviler öyle dinle diyanetle çok bir teşrik-i mesaileri yok. Emeviler öyle din min buna takmazlar fazla. Yani o siyasete hizmet ederse vardır. Yeri geldiği zaman buraya da dayandırır bunu ama görebildiğim kadarıyla zaten bunu örfü olarak sürdürüyorlar ve kafadan bağlıyorlar. Yani siz bizim sayemizde Müslüman oluyorsunuz. Bizim sayemizde kurtuluşa eriyorsunuz. Yani bu belki ikinci anlamda bir yani destekleyici şey olabilir. Yani Kur'an'dan esinlendim ama daha çok burada yönetim anlayışları böyle. Çünkü adamlar cahiliye çocuğu hocam netice itibariyle. Cahiliye çocukları kendi bildikleri gibi davranmışlardır. Mesela Hazreti Osman'ın valilerine bakınız. İşte Abdullah bin Sa'd bin Ebi Serh gidiyor Sudan'dan bir sürü köle alıyor. Rebi bin Habib gidiyor Horasan bölgesine bir sürü köleler alıyor. Kendi oğlu anlatmadım bunları kendi oğlu birçok köle edinmiştir. Şey Sa'd bin Osman. Sonunda da işte o köle yaptığı Türkler onu kendi bostanında bağında Medine'de linç etmişlerdir. Osman'ın oğlunu Türkler. Türklere çok büyük zulümler yapmıştır mesela Sa'd bin Osman. Muaviye'nin valisi Horasan valisi. Yani böyle.
Sevgili Sinan'cığımın sorusunu gördüm. Soru hocam bu Arap camiasında hiç savaşsız mutlu günler olmamış mı? Vallahi ben göremedim güzel dostum. Yani bunu şey olarak söylüyorum. Yani gerçekten de inanarak söylüyorum. Arapların dünyasında yani buradan kastım Ebu Bekir dönemi desen hep savaş. Ömer dönemi desen hep savaş. Osman dönemi Ali dönemi Yani Ebu Bekir Ömer döneminde dışarıya doğru bir savaş vardır. Hadi öteki diyelim veya işte isyan edenlerle iç savaştır bu da. Ömer döneminde dışa açılıyor. Osman döneminde yine biraz dışarıda ama aynı zamanda içeride homurdanmalar başladı isyanlar. Ali döneminde iç savaş. Muaviye geldi iktidara. Emeviler kuruluşundan yıkılışına kadar sürekli isyanlarla boğuşmuşlardır. Ben neresini göstereyim size? İşte bir Ömer bin Abdülaziz döneminde 3 yıllık dönemde şöyle bir biraz bir nefes almışlar. Yani adam gerçekten de mübarek adam yani onu söyleyeyim. Savaşla bu iş olmaz diyor. Orduları geri çekiyor hocam ya bu ilginç bir adam. Keşke bu damar yaşatılabilsydi. O yüzden ben Ömer bin Abdülaziz'i idari anlamda tek geçelim hep de söylemişimdir ama onun döneminde de ekonomik anlamda devlet sıkıntı çekmiştir ayrı bir şey ama böyle. Abbasilere geliyoruz. Abbasiler kanla iktidara geldi. Kanla iktidara geldikten sonra hocam hiç barış olur mu? Olmamıştır nitekimde. İktidara gel kanla iktidara geldiler. Ali evladına zulmettiler. Ondan sonra mevaliye zulmettiler. Bu sefer mevali içerisinden farklı farklı devletler ortaya çıkmak çıkmaya başladı. Bunlarla boğuştu. Ondan sonra geldiler Büveyhiler burayı Bağdat'ı işgal ettiler. Mısır'ı Şii Fatımiler işgal ettiler. Her taraftan mantar gibi bir sürü devlet çıktı. Sonunda Abbasiler yıkıldı. Dolayısıyla da Emevilerin kuruluşundan şey özür 4 halife döneminden başlayın Emevilerin kuruluşu yıkılışına kadar Abbasilerin kuruluşu yıkılışına kadar savaş savaş savaş savaş savaştır. Ve bu savaşların %90'ı da Müslümanların kendi arasındaki savaştır hocam. Ve bunun adı da iktidar savaşıdır. Hiç kimse kimseyi kandırmasın. Öyle Şii kardeşlerimiz de işte Ali efendim yani Allah ona öyle hak vermişti işte Hüseyin de zulme falan direnmişti geçin o işleri hocam geçin o işleri. Bildiğiniz iktidar savaşıdır hocam. Bu kadar.
Büyük harflerle soru yazın diyor sevgili Bülent kardeşim. Soru İslam'ın yıktığı o eski Mezopotamya ve cahiliye elitizmi bugün Mekke'de en rafine haliyle yeniden yaşanmıyor mu? Çok güzel yerden yakalamışsınız. Eyvallah. Yaşanıyor ve yaşatılıyor işte. Aynı o Mekke'nin geçmişte Kur'an'ın savaştığı elitlerin konumu neyse bugünkü Mekke'dekilerin konumu da öyle yani alın onun yerine kodifiye edin. Aynıdır, değişmez. Ve aynen sürüyor bakınız. Ve sermayesini güzelce yiyorlar işte. Altta petrol, üstte Kabe habire para basıyor. Bizimkiler de habire onlara sermaye götürüyor öyle söyleyeyim. Sümer zigguratları toplumun tamamını yukarıyla buluşturmak için yaparken bugün Mekke'deki gökdelenler zenginleri fakirlerden ayırmak için kullanılmıyor mu? Elbette ki zaten aklıma geldi o. İşte Zemzem Tower'ı görüyorsunuz. Kabe bir sinek kadar kalmış yanında. Böyle hocam. Para her şeyden tatlıdır. Suudiler de biliyorlar yani kar nereden geliyor. Öyle efendim işte din, kitap falan geçin o işleri sökmez. Paranın girdiği yerde ne derler paranın durduğu yerde iman durmaz diye. Bu böyledir hocam. Yani Suudiler böyle de bir başkası olsa farklı mı düşünür? Hayır öyle de demiyorum ben.
Netice itibarıyla değerli dostlarım, teşekkürler ediyorum güzel dostlarım. İlginize, güzel desteklerinize, sorularınıza. Soru yazılmayanları pek bakmıyorum çünkü vakitten tasarruf etmek için. Bugün bu konuyu ele aldım. Umarım faydalı oldu. Belki bazı dostlarımız için biraz bayat gibi gelebilir bu konu ama dünden böyle bir şey konuşunca ben mevali konusuna epey kafa yormuş birisiyim. Bu konuyla ilgili yazılan çizilen epey de şeyler vardır yani makaleler vardır, kitaplar vardır. Bazı şeyler bulursunuz. Daha detaylı da bilgi edinilebilir ama üç aşağı beş yukarı ben Emeviler dönemindekini özetledim ve Emevilerin ırkçılığının nereye dayandığını ve niçin yıkıldıklarını da bir anlamda dolaylı olarak da ele almış oldum. Dinlediğiniz için teşekkürler ediyorum. Bir başka konuyla tekrar karşınızda olmak dileğiyle hoşça kalın, mutlu geceler. Sağolun, varolun.