Transcription
Bloomberg ekranlarından bir kez daha merhaba. Rahmi Koç Müzesi'nden İşte Zirve programıyla karşınızdayız. Gözde Atasoy ben. Bu hafta İşte Zirve'de yine çok değerli bir konuğum var. Doğanlar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Davut Doğan bu hafta bizlerle birlikte. Davut Bey, öncelikle hoş geldiniz. Ayağınıza sağlık. Nasılsınız? İyi misiniz?
Hoş, iyiyiz. Çok teşekkür ederiz. Sağ olun. Çok da keyifli bir program olacağına ve sizin tecrübelerinizden çok faydalanacağımıza eminim. O yüzden hiç vakit kaybetmeden başlamak istiyorum ve müsaade ederseniz sizi hikayenin en başına, Çanakkale'ye, Biga'ya götürmek istiyorum. Biraz ailenizden bahsedelim. Altı erkek kardeşsiniz. Bir kere anneniz için yedi erkekle büyümek nasıldı diye soracağım ama onun da ötesinde babanız bir kahve işletiyormuş ve mütevazı bir hayatınız var o dönemde. Hatta yokluktan geldiğinizi de hep kendi kitaplarınızda da anlatıyorsunuz, bahsediyorsunuz. Aslında sıfırdan kurulmuş bir başarı hikayesi ve bütün aile ele ele verilerek ilerleyen bir yükseliş yolculuğu var burada. Nasıl bir çocukluktu desem Davut Bey? Neler var o Çanakkale'deki, Biga'daki günlerden ilk aklınıza gelen?
Evet, teşekkür ederim. Eee, 1960 yılında Biga'da doğdum. Kardeşlerin en büyüğüyüm, altı erkek kardeş, e, kahveci bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldim. Biz bir kenar mahallede oturuyorduk. Yani, eee, tabii babam da kahvecilik yaptığı için bir kenar mahallede olmak belli bir eee, geçim, kahveciliğe bağlı bir geçim kaynağımız vardı. Onun için de hani çocukluğumuza çok eğlendik, gezdik diyemem. Çünkü ben de babamın kahvesine bu annemin evde yapmış olduğu limonata, ayranları al, bunları kahveye götür deyip ben de o kenar mahalleden çarşıdaki babamın kahvehanesine onları taşıyordum, götürüyordum. Yaz aylarında da babamın yanında sürekli ona çıraklık yapıyordum. Yani kahvecilik yapıyordum. Dolayısıyla böyle okuma şansımız da çok fazla olmadığı için hani bizim dönemimizde üniversitede çok sayılı. Ben eee Biga'dan Eskişehir'e gittim. Devlet Demiryolları Meslek Lisesi'ne yatılı okula okudum.
İşte orada okulumu bitirince de devlet memuru oldum. Henüz 18 yaşını bile doldurmamıştım. İşte kaza-i yürüyüş kararıyla, muhakeme kararıyla, iki tane şahit götürüp işte bu yapar memuru diye böyle bir memurluk serüvenim başlamış oldu. Aslında ticari zekanız çok erken yaşlardan itibaren belliymiş. Arkadaşlarınızla babanıza sandalye satıyor musunuz? İşte siz diyorsunuz ki annemin yaptığı limonataları, ayranları yazın gider eee satardım. Yine hep çalışma hayatı çok erken yaşlardan itibaren varmış. Bir girişimci yönünüz varmış orada. Ama siz nasıl peki devlet memuru olarak yola çıktınız?
Aslında girişimcilik ruhu annemde daha çok varmış. Çünkü annem bizleri böyle iş bölümü yapıp bir kardeşime e bir çay bahçesinde eee çalıştırıyordu. Bir kardeşime simit sattırıyordu. Annemin de bir bağı vardı. İki kardeşime de bir kantar almıştı. Onları da Biga çarşısında, bir çarşı camide, orada bağından topladığı üzümleri, işte incirleri orada sattırıyordu. Yani aslında hepimize bir görev veriyordu. Bir kardeşim de berberlik yapıyordu yas. Yani annem tam böyle bir örgüt lideri gibi.
Peki şimdi eee devlet memuru oldunuz sonrasında ve bu paralelde de şimdi ailede işler biraz ilerlemeye başlıyor ve sanırım eee bu memurluk sürecinizin 7. yılında size bir telefon geliyor. İşlerin iyi gittiğine ve gelip eee onlarla çalışmanızın daha doğru olabileceğine dair. Çok zor bir karardı sanırım sizin için değil mi? O devlet memurluğunu çünkü eee bırakıp o kadar emekten sonra bu riski almak. Nasıl verdiniz o kararı?
Tabii ki yani devlet memuru, bir de bizim dönemimizde daha da önemliydi. Hani şöyle devlet memurlarına özgü şöyle bir şey vardı. Hani düğmesini koparırsan 6 aydan başlardı. Yani böyle bir memurluğun da bir havası vardı. Tabii 7 yılı özellikle e ama 6 yıl beri mecburi hizmetim var. Devlet okuttuğu için beni o 6 yıl bittikten sonra 7. yılda babam da 1970 yılında kahveciliği devam ettirirken bir yandan küçük 35 metrekarelik bir mağaza tutmuştu. Böyle hani eee işte sünger yatak, pamuk yatak, pamuk gibi bu tür ürünler satılıyordu orada. Sonra bu işi kardeşim babamın yanındaydı. O da okumadığı için ya bana dedi ki abi gel beraber bu işi büyütelim. Hani sen de zaten memursun, e maaş da yetmiyor zaten. Evden de destek veriyorlar. Ben de düşündüm, bir B planı yaptım. O zaman iktisat 3. sınıftaydım. Dedim ben okulu bitireyim ki hani Biga'ya gittiğimde bu mobilyacılık iş tutmazsa eee orada mali müşavirlik yaparım dedim. Yani muhasebecilik yaparım, ben yine geçimimi sağlarım diye B planı yaptım.
Hep böyle misinizdir peki? Böyle bir planım vardır. Banımız planı, C planı her zaman olması lazım.
Ama işler iyi gitti diyebiliriz değil mi? Oradaki ilk dönüm noktası neydi? Hani iyi gittiğine dair ilk işaret yahut bunun sizin eee hayal ettiğinizden bile büyük bir şey olabileceğine dair ilk işaret ne oldu? Bir de o annenizden size öğrettiği gibi sanırım sonrasında da hep siz bütün kardeşler böyle farklı farklı alanlarda kendinizi yetiştirerek çok doğru bir iş bölümü yaparak büyümüşsünüz. Öyle değil mi Davut Bey?
Tabii ki işte devamında da ben de geldiğim zaman kardeşlerle iki kardeştik biz zaten 18 yaşını hani dolduran ya da reşit olan diğerleri daha küçüktü. Onları da lise bitirenleri bir mağaza açtık. İşte bir kardeşime Çanakkale'ye gönderdik. Dedik sen Çanakkale'de mağazada bulun. Bir kardeşi Çanakkale'ye gönderdik, birini Bandırma'ya gönderdik. Yani bir kardeşim eee üretim tarafında yoğundu. Eee 80 metrekare bir tane atölye tuttuk. O döneminde bir üretim fırsatı çekyatı. Yani her dönemin bir ürün fırsatı da vardır. İşte yer yataklarından çekyata, divanlara geçildiği bir dönem. Biz o zaman çekyat ürettik çok. Ben de bir kampanya yapmıştım. İşte günde bir paket sigara fiyatına taksitle çekyatlar diye. Hani eee bu mesela kampanyayı çok tuttu. İnsanlar hani ben sigara içeceğime çek alırım gibi bir düşünceye soktuk. Sonra bir yine bir nişanlar kampanyası diye bir kampanya yapmıştım. Hani bir CRM bu dediğim 30 sene önce bir CRM çalışmasıdır aslında. Yani alışveriş yaptığım
CRM'in ne demek olduğunun bilinmediği bir dönemde böyle bir çalışma. Just in time diye sıfır stokla hani çalışıyoruz. Çünkü sermayemiz yok. Yani o gün ürettiğimiz dört çekyatı babamın dükkanında satamadıklarımızı akşam köylere gönderiyordum kardeşleri. İşte o cüsseli olan kardeşimi indir bindir işlerinde bir tanesi şoför. Gidip köy köy çekyat satıyordu. Çünkü ertesi gün sıfır stokla çalışmamız lazım. Çünkü depomuz bile yok. Bir de sermaye yok.
Ama böyle böyle yapa yapa o çekyat fırsatını iyi yakaladık. Sonra kardeşler de büyüdükçe onlara böyle mağazalar açtık. Sonra işlerimizi >> büyüttük. E bayilikler gelmeye başladı. Halk Bankası'ndan bir kredi aldık. 2 yıl ödemesiz 7 yıl. Ha burada risk de almanız gerekiyor. Eee, sonra bayilikler geldi. Bir yurt dışına gittik Arnavutluk'la. Arnavutluk'ta bir arkadaş vasıtası. Oraya ilk ihracatı yaptık 94 yılında. İşte Arnavut. Baktık Balkan ülkelerinde büyük bir boşluk var. Orada ortaklıklar bulduk. Ya mesela ortaklıkları da çok severiz biz. İşte Arnavutluk'taki bir Al Albert diye bir arkadaş vardı. Ona benim de Davut Al da Mobileri diye şirket kurduk. Alberti Davut. İşte Makedonya'ya gittik bir soyadı Şeyh ile tanıştık. Dedik sizinle burada bir iş yapalım. Shadow işte soyadı Şeyh Doğan Shadow. Bulgaristan'a bir arkadaşı yerleştirdim. Doğutaş Bulgaristan diye. Bulgaristan'da bir şirket kurduk. Böylece %50 ortaklık Makedonya, Arnavut. Bulgaristan'da da bedelsiz hisse verdim oradaki arkadaşa.
Çünkü bir iş yapmak istiyorsanız tabii riskleri de alacaksınız ama ortaklıklar burada çok önemli. Çünkü biz kardeşler olarak zaten altyapımızda bir ortaklık var. İşe başladığımızdan beri de yazdığımız bir aile anayasası var. E o aile anayasası bizi bugün 38 yıldır işte 80'de kurduk Doğtaş'ı. Bugün bize buralara taşıdıysa o aile anayasasının çok önemli olduğunu söyleyebiliriz.
Aile anayasasını lütfen e detaylı bir şekilde konuşalım ama sizin biraz önce verdiğiniz örneği istinaden sigaranın sağlığa zararlı olduğunu da buradan izleyicilerimize bir kez daha biz de hatırlatmış, paylaşmış olalım. Aile anayasası e çok etkileyici. Çünkü aslına bakarsanız hem Türkiye'de hem de dünyada böyle birinci kuşa-ktan ikinci kuşağa aile şirketlerinin sürdürülebilir olma oranı azken ikinci kuşa-ktan üçüncü kuşağa bu gerçekten çok düşük seviyelerde seyrediyor. Bu anlamda çok başarılı bir örneksiniz siz ama bu da şanslı olmadı diyorsunuz. Çok net burada kurallarınız var ve orada şu benim dikkatimi çekti. Hani zaman çok hızlı değiştiği için eee siz de onu her zaman revize ettiğinizi, üzerine konuştuğunuzu, çalıştığınızı ve günün şartlarına göre de dönüştüğünü bu anayasanın da söylüyorsunuz. Bir kere nasıl ortaya çıktı? Bir de böyle ilk akla gelen en değişmez maddeleri nedir bu anayasanın?
Evet. Şimdi ilk madde şöyle ortaya çıktı. Ben memurdum. Eee, para harcama kapasitem sınırlı ama kardeşim iyi kötü babamın yanında çalıştığı için onun bir ticaret kapasitesi vardı ve harcamalarında bir sınır yoktu. O zaman baktım o bir şeyler alıyor, ben bir şeyler. Bir gün e ben bir bilezik almıştım eşime. O da dedi ki "Yine dedi birezik almışsın" dedi. Ben dedim "Ya siz de her akşam yiyorsunuz, içiyorsunuz, geziyorsunuz karı koca. Ben sana bir şey diyor muyum?" dedim.
Böylece maddeleri yazmaya başladık. İşte madde bir eee bilezikle başladı her şey.
Herkes eşit, herkes eşit maaş alacak. Şirketten ayda bir personel maaşları, bir de maaş alınacak. Şirketlerden avans çekmek yasaktır. Standartlaştık. 38 yıldır aynı maaşı alıyoruz. Hani benim büyükler olduğum halde bana haksızlık yapıldığının farkındasınız. Eee, yani daha çok almam gerekiyor.
Estağfurullah. Buna ben karar veremem.
Ama bana soruyorsanız siz de en çok alın.
Ama öyle. Yani bu da fedakarlıktan söz ediyorum. Benim en küçük kardeşim 12 yaş, aramızda fark var ama hani ben ondan bir kuruş daha fazla para almıyorum. Burada fedakarlıktan örnek vermek istiyorum. Sonra bir kardeşimin çalışmak istedi. Onu işe aldık. Eee, bilmediğimiz bir modeldi çünkü. Ama bir gün baktım bizim aradım "Gelin hanım neredesin?" diye. "Ben güne geldim" dedi. Dedim "Ne günü?" "Altın günü sıra son" demiş. Ama dedim ki "Böyle bir iş yerinde böyle bir eee disiplin olması lazım." Sonra kardeşime dedim "Ya sen eşine söyle eee gelmesin işe." Biz de o zaman bir madde daha yazalım. Eşlerin, eee, gelin ve damatların şirkette çalışması yasaktır. Çünkü sonrasında bir >> süreçte karşılaştığınız, karşılaştığınız olaylar doğrultusunda kararlar revize edilmeye devam ediliyor.
Hala da güncelleniyor mu süreç içinde?
Tabii ki. Sonra böyle böyle 53 sayfa oldu bizim aile anayasamız. Disiplin kuralları koyduk. İşte siyasetle uğraşma yasağı, örneğin bir geline milletvekili teklif edilmişti. Geldi dedim "Kusura bakma." Çünkü aile anayasasında siyaset yapma yasağı var. Yani bunları işte gençlerin 14 yaşındaki stajları, 15 yaşında nötr staj yapacak, üniversiteyi kazananların primleri, master yapanların hakları. İkinci dil almak isteyen biri geldi. Eee, benim küçük oğlum. Dedim "Tamam, bunu da yazalım. Anayasa yani ikinci dil desteği verelim. Günde şu kadar para ödenir" diye. Böyle böyle sonradan profesyonel destekler de aldık. Evrensel değerler adı altında onları monte ettik. Ama şu anda oturmuş eee yani bizi de hiç zorlamayan bir anayasamız var.
Bu danışmanlık da aldığınız bir alan. Şimdi mesela sizin oğullarınız da sizinle beraber çalışıyor. Oradaki denge nasıl diye sormak isterim Davut Bey? Yani sizin kardeşlerinizle siz en büyük kardeşsiniz değil mi? Altı erkeğin. Hani sizin onlarla yakaladığınız dinamikten. Şimdi tabii yeni jenerasyonun hayata ve işe bakış açısı da farklı olduğu için orada da insanın kendini güncellemesi gerekiyor sanırım. Öyle değil mi? Zaten aile şirketlerinde dünyada da böyle hani 2'den 3'e geçiş %14, %15 kadar düşüyor.
3'ten 4'e, 4'e de %4.
Yani onun için hani gençlere şunu demek şansın yok. "Bak çalışmazsan aç kalırsın." Tamam mı? "İşsiz kalırsın" demek şansın yok. Onun için onlar başka türlü eee düşünüyorlar. Ama biz yine de burada onların eee okullarını eee zamanında hani eğitimlerini de destekledik. Hangi alanlarda master yapmalarını, örneğin endüstri mühendisliğinde okuyan var, işte finansal okuyan var, mimarlık okuyanlar var. Bir de bunları çok iyi yetiştirdik. Çünkü 14 yaşından beri staj yapıyorlar. Yani halen fabrikada çalışan ustalarla bile karşılaştığında birbirlerine işte abi, kardeş gibi böyle konuşabilirler. Şirketi özümsemelerini sağladık. Şimdi kendi alanlarında biraz daha tabii yaşları da artık olgun bir seviyeye geldiği için de yönetim kurulu üyelikleri verdik. İşte iki, iki gencimiz örneğin enerjide bizim Biotrend diye bir halka açık şirketimiz daha var. Enerjide de varız. İşte iki tanesi mobilyadan, iki tanesi inşaattan, biri madende. Hani böyle onları da eee uzmanlıklarına göre yetiştirip onları da yönetim kurulu yaptık bu aşamada.
Bu staj kısmına çok önem veriyorsunuz siz değil mi? Yani gençlere de aslında ilk eee tavsiyenizden biri bu. Zaten gençlerle bir araya gelmeyi, onlarla eee çalışmayı da çok eee seven ve onlardan öğrendiğine inanan bir dersiniz. Ama anladığım kadarıyla onların iş hayatıyla tanışmasının ve farklı alanlarda eee mesleki anlamda tecrübeyi okul sırasında sahip olmasının çok değerli olduğunu düşünüyorsunuz. İşte 14 yaşında bir haftaydı, 15'te 2 hafta, 16'da bu, 18'de bu gibi bunları hep böyle hani üniversiteye gittiği dönemlerde de hep staja tabi tuttuk. Yani mağaza açılışlarına gönderdik. Yurt dışındaki faaliyetlere gönderdik. Yani onları eee iyi yetiştirdiğimizi düşünüyoruz. Tabii ki eksikliğimiz vardır ama hani şeye çok önem veriyoruz. Bu sinerjiye, iletişime. Yani örneğin halen bizim her ayın ilk haftası pazartesi günleri aile meclis toplantıları yaparız. İşte her ayın ikinci haftası şirketlerin, üçüncü haftası holdingin gibi böyle oturmuş. Çünkü kurumsallaşma da burada çok önemli. Hem aile anayasası ile ilgili kurallarımız var hem de şirketlerin içinde işte mobilyada daha sonradan biliyorsunuz Doğtaş Mobilya'yı biz kurduk ama >> bir Anadolu'dan çıkmış bir şirketin %50 ortaklık yapması, bunlar çok kapalı aslında düşüncelerdir. Yani yabancı bir firma, yabancı şirket zaten altı kardeş ortak %16.6 herkesin ama bir yandan %50'sini yabancılara veriyorsun ama onların bize şu katkısı oldu. Kelebek Mobilya'yı gidip satın aldık. Oradan gelen parayı siz sermaye yapıp Kelebek Mobilya'yı
Onlarla birlikte satın aldık. Y dolayısıyla enerjiye girdiğimizde de oradan gelen kaynakla holding kurduk. Holding öyle olduk biz hani yabancılardan gelen parayla.
Sonra gittik hidroelektrik santral kurduk iki tane yine Hollandalı bir fonla yabancılar da ortak %50.
Siz ortaklık kavramına da çok önem veriyorsunuz. Çok önemli. Çevrenizi de yahut arkadaşlarınızı da kendinizden daha akıllı, daha zeki insanlardan seçin ki sizi yukarı çeksin. Sizi böyle aşağı çeken negatif insanlardan ne kadar uzak durursanız o kadar iyi diyorsunuz ve o iş hayatıyla ilgili verdiğiniz altın kurallarda da doğru insanlarla işbirliği yapmak, doğru ortaklıklar kurmak çok önemli bir yer sanırım alıyor sizin için.
Tabii ki işte eee bu en son yazmış olduğum "Altın Bulmadan Zengin Olmaz" kitabında da hani orada altı altın kural belirledim aslında yani buralara nasıl geldik diye. Misal hayalini kurmak çok önemli. Girişimci hayalini gerçeğe dönüştüren kişidir diyorum ben. Ve ben düşündüğüm zaman hani kendimle ilgili gerçekten ayar edip yapamadığım hiçbir şey kalmamış. Yeni hayallerim var elbette ki. İşte 6 kitap şu anda tamamlanmak üzere 6 kitap ama niye o kitap olmasın? İkinci üniversiteyi okuyorum. Niye 3. üniversite olmasın? Şu anda grup olarak Türkiye'deki 100 grup-tan biriyiz. Niye 50 grup olmayalım? Hayaller hiçbir zaman bitmez. Yani hedef bunun devamında da hedefini belirlemek var. İkinci kural olarak tabii bunu yapmak için de fırsatları kovalamak lazım. Araştırmacı olmak lazım. Yine 4. kural. Ama doğru insanlarla iş yapmak burada çok önemli. Çünkü akıllı insan kendini akıllı insanlarla görüşür diye böyle bir felsefem var. Her şeyi ben bilirim diye e böyle bir düşüncem hiçbir zaman olmadı. Şu anda şirketlerimizdeki yönetim kurulu üyeleri de her birisi kendi alanında Türkiye'nin tanıdığı insanlardan oluşuyor. Yani çünkü değer katması lazım bize. Her şeyi biz biliriz diye bakarsanız o zaman sönüp kalırsınız. Yani büyüyemezsiniz. Onun için o şeye çok önem veriyoruz. Bir de sosyal olmak çok önemli. Sosyal olmak, pozitif olmak tabii ki.
Peki şimdi eee kitaplardan bahsettik. Biraz detaylandıralım isterseniz. Bir de orada komik bir >> bence hikaye var Davut Bey. Şimdi siz eee artık işler iyi gidiyor. Eee kazancınız, geliriniz eee artmaya ve bu duyulmaya başlıyor ve sizin hakkınızda böyle Çanakkale'de Biga'da altın buldular diye bir haber çıkıyor. Doğru mudur? Bu sizin kitaplarınızdan bir tanesinin de zaten eee isminin geldiği hikaye sanırım. Sizden dinleyelim mi? Ben kitabı göstereyim o sırada. Yönetmen arkadaşımdan rica edeyim sevgili Ceyhun'dan.
Sizden dinleyelim ama hikayesini. Şimdi eee kahveci'nin çocukları e Biga'da böyle bir mobilya işine girince, babasının işini büyütüp girince işte Bulgaristan elektrik şirket kurduk. İşte bankalardan kredi aldık. Eee, işte tesis kurduk, e üretim tesisleri kurduk. Küçük çaplı dosya fabrika kurmaya başlamıştık. Orada Biga'da Anadolu'da genelde böyle eee dedikodular olur. Hani gömü buldu bunlar altın buldu diye. Bunun da bana ilk kez bir berbere gitmiştim ben tıraş olurken berber dedi "Abi sana bir şey sormak istiyorum. Sizin için altın buldular diyorlar." Dedim "Bulduğunuza mı?"
"Ne diyorsun?" dedi.
Dedim "Vallahi bu akşam da kardeşleri aramaya gönderdim" dedim ben. Hakikaten o gecede akşam kardeşler dükkanda satamadığımız çekyatları "Gidin bunları satın, satmadan gelmeyin" dedim. Ama o döneme göre de işte kampanya, onların cebine küçük altın koyuyordum. Diyordum ki "Bak gidin altın hediye edin."
Satmadan gelmeyin. Hani parası olmayana da verin. Çünkü hani armağan veresi dediğimiz işte buğday 7 ayda çıkar, domates 8 ayda, bunları biliyoruz. Çeltik, pirinç 9. ayda. Hani armağan veresiye diye o zamanki bir ödeme modeli bu. Böyle eee yola çıktık. Onun için de dedim "Altın bulmadan zengin olmaz." Ailenin baştan sona kadar olan bütün süreçlerini işledim burada. E burada da bir altı altın kural eee belirlemiş olduk.
Biraz önce aslında birkaçını bahsettiniz. İşte o hayal kurma, farkında olma, araştırmacı olma. Bu kitaplardan bir tanesi, dört tane yazdınız Davut Bey değil mi? Kitap var ama biraz önce sanırım yanlış duymadıysam iki tane daha kitabın da yolda olduğunu söylediniz.
Yazmayı seviyorum. Şöyle 96 yılında ilk kitabımı yazdım. Üzüntümü, izlenimler, işte tecrübelerim. Eee, bu kitaplar işte izlenimler var. Yine >> işte tecrübelerim var. Bunlar da "Altın Bulmadan Zengin Olmaz". Ailenin girişimcilik öyküsünü anlatıyorum ama diğerlerinde şunlar var. Hep örnek veriyorum. Romanya, Romanya'ya gittim. İşte Romanlar böyledirler diye bir eee başka şey yazdım. Eee, bir köşe yazısı yazdım. Bunun köşe yazılarını Çanakkale'de gazetelerde yazdım. Yaşadığım olayı buraya yazıyordum. Ben zamanında çok Cumhuriyet Gazetesi okudum memurken. Uğur Mumcu'nun e hemen hemen her gün okuyordum. Gözlem diye bir köşesi vardı. Sonra eee, eee, işte Mustafa Ekmekçi, İran Selçuk, Toktamış Ateş gibi. Onlardan da çok etkilenmiştim.
Bunlar >> öyle bir hayaliniz de varmış aslında. Meslektaş olabilirmişiz sizinle. Yani gazeteci olmayı da hayal etmişsiniz o dönemde.
İşte üniversite sınavlarına girdim. Bir sefer girebildim. Kazanamadım ama kişi olmak istiyorum.
Ama bu çok sizi durduran bir şey değil. Çünkü aslına bakarsak siz şu anda felsefe okuyorsunuz değil mi?
Ondan da biraz bahsedelim mi? Eğitime çok önem veriyorsunuz. Hani muhtemelen içinizde ukte kalan bir tarafı da vardır. Siz tabii daha doğru ifade edersiniz benden ama hani o zorlu şartlarda eee hayal ettiğiniz eğitimi alma imkanı bulamamışsınız. Neden felsefe? Çok sorgulayıcı bir yapınız olduğunu görüyorum ama eee öğrenmenin yani hiç yaşı yok o zaman sizin için değil mi?
Yok. Ya şimdi önce gazeteci olmak istedim ben ama sonra böyle biraz parayı bulunca bir radyo kurdum, bir televizyon kurdum, gazete de kurdum.
Öyle mi?
Tabii. Yani onlara hep ortaklık yaptım. Sonra arkadaşlara devrettim >> ama yaptım onu. Yani bir o şeyimi aldım, aldım. Evet.
Eee, sonra da tabii ki eee bu eee seviyorum okumayı. Eee, işte menti mentörlük yapıyorum. E her sene üniversiteden böyle mentiler alıyorum. Okulun en sosyal gençlerini. Çünkü üniversitelere, konuşmalara gidiyorum. Eee, 100'e yakın üniversiteye gittim şu ana kadar. Eee, nereye davet edilse gidiyorum. Orada da öğrencileri seçiyorum ve eşe alıyorum onları. Orada onları yetiştiriyorum ben. Yani o yetiştirdiğim öğrencilerden biri örneğin şu anda bizim en büyük rakibimizin genel müdürü oldu ama ben yetiştirdim. Biz de epey çalıştı yani. Eee, bir de vakıf kurduk. eee Ayşe Ali Doğan Vakfı. Allah rahmet eylesin. Annenin babamın adı.
Anneniz ve babanız Allah rahmet eylesin.
Onların ismini taşıyan vakıfla da şu anda 200 öğrenci burs veriyoruz. Eee, üniversitedeki özellikle bu depremden etkilenen ve genelde kız çocuklarını daha çok tercih ediyoruz. Yani hem insanların eğitimine katkıda bulunmaya çalışıyoruz hem de ben de okumayı seviyorum. Şimdi iktisat okumuştum. Şimdi felsefe okuyorum ve o işin felsefesi. Yeni kitaba başladım. %90'ı bitti. Çünkü o felsefeden edindiğim tecrübeleri örneğin işte Sokrates'in sorgularla öğrenmek. Ben daha önce başka bir toplantıda başka bir tarz yönettim ama şimdi daha çok insanlara sorularla öğrenmeye çalışıyorum. Onların ne yaptıklarını yani eee çünkü Sokrates bir bakıma ebelikte ya eee dönemin ebesi olarak da anılmış insanların içindeki fikirleri doğuran anlamında ben de içindeki fikirleri onların açığa çıkarmak için böyle bir Sokrates'in modelini örneğin
Kendi liderlik anlayışınızı aslında geliştiriyorsunuz o felsefede aldığınız eğitimle beraber.
Evet. Çok zevk alıyorum yani eee okumaktan. Yani ben biraz da evcil bir adamım zaten. Evde ya kitap yazıyorum ya kitap okuyorum ya ders kitap yazıyorum öyle.
Davut Bey ben de sizinle sohbet etmekten çok keyif alıyorum ama müsaadenizle kısacık bir ara vereceğiz. Aranın ardından İşte Zirve devam edecek. Rahmi Koç Müzesi'nde Sayın Davut Doğan'la sohbetimiz devam ediyor. Davut Bey, ben evcil biriyim dediniz en son araya gitmeden önce ama şunu sormak isterim. Anladığım kadarıyla işte geceleri evde yazıyorsunuz kitap ve bu şekilde buna bu kadar uzun vakit ayırabiliyorsunuz ama hala çok hayallerim var diyorsunuz, hedeflerim var diyorsunuz. İşte holding yapısı altında girdiğiniz e başarılılığınızı artırmayı hedeflediğiniz yeni sektörler var. Bunun paralelinde ben felsefe okuyorum diyorsunuz. Aynı zamanda yeri geliyor üniversitelerde eğitim veriyorsunuz. Gençlerle bir araya geliyorsunuz. Bunların hepsini duyduğumda açıkçası zaman yönetimini sizinle konuşmayı çok istedim. Çünkü önemli olmalı, önem atfediyor olmanız gerekiyor. Bir çok programlı olmanız gerekiyor. Bunların hepsine doğru vakti ayırabilmek için. Nedir orada sizin rutininiz? Bir günde
Ya bu sefer şirketlerimiz halka açık. Enerjide, mobilyada halka açık. Şimdi holdingi de halka açmayı düşünüyorum. Ortaklıklarımız var. Kurumsallaşmaya çok önem veriyorum. Yani kurumsallaşma, iyi ekip, profesyonelleşme bu açıdan çok önemli. Şimdi böyle olunca insanlara da sorumluluklar verince hani kardeşlerin de işin başında olması ama biz aile olarak icradan da çekilme kararı aldık. Yani örneğin bütün şirketlerimizde hep CEO'lar, yöneticilerin hepsi dışarıdan profesyonel. Yani artık onu açtık. Aile meclisinden de kimseler yok. Şirketleri yöneten anlamında söylüyorum. Öyle olunca zaman da çok önemli. Yani eee zaman yönetimi her şey kendine ayrılan süre içinde başlar ve biter diye bir düşünüyorum ben. Ama bunun yanında çok da yoğunum tabii ki. Yani örneğin şimdi bu haftaki programda yine iki üniversite var. İşte Gik Üniversitesi var, Beykoz Üniversitesi Çarşamba konferansı var. Akşam TISK'in genel kurulu var. Türkiye İşverenler Sendikası'a ben de Türkiye İşverenler Sendikası başkan vekiliyim. Oraya gideceğim. Sayın Cumhurbaşkanımızın katılacağı genel kurula katılacağım ama öyle boş zamanlarımda hani iş dışında da kitap okumayı, yazmayı seviyorum. Yoksa tabii ki yoğunluklarım var. Ama bir örnek yine verecek olursam bana günde 5 tane telefon eee ya gelir ya gelmez yani. Çünkü
Burayı konuşalım lütfen. Bunu ben okudum ve çok garip de geldi. Çünkü hani içinde bulunduğumuz dünyada çok kolay bir şey değil bunu yönetmek. Sizi aramıyormuş yakın çevreniz değil mi? Yani yazıyormuşlar sizi. Öyle diye çalmıyormuş telefonunuz.
İşte sabah bir Birnur Hanım aradı öğleye kadar. Aslında mesajlaşmıştık. Aramasına da gerek yoktu ama
Yani siz telefonda konuşmayı sevmiyorsunuz. Yakın çevrenizde bunu biliyor. Evet. Çünkü zaman olmuyor. Siz beni arıyorsunuz ben müsait değilim. Ben sizi arıyorum siz müsait değilsiniz. Sonra yazışırız, konuşuruz deniliyor. Ha ben ne istersem yazıyorum ya. Mesela sabahında kardeşlerim işte üç tanesi Ankara'ya gitti. Neler yapmamız gerektiğini >> tekrar gözden geçirdim ama illa üçünü de birden aramam. Altı kardeş kalabalık, 8 tane genç var, 14 kişilik aile meclisi var. Birine bir bilgi vermeye kalksam 14'ünü aramam lazım tek. Ya da onlar beni tek arayıp anlaması lazım. O yönde genelde yazışmalarla yapıyorum. WhatsApp yazışmaları.
Peki şimdi tecrübe önemli bir yerde duruyor hayatınızda ve tecrübeyi edinirken de birçok hata da yaptım diyorsunuz. Evet, zaman oldu ama o başarısızlığa önem vermiyorsunuz. Yani aslında kitaplarınızda da biraz o tecrübeyi belki sizden sonraki jenerasyona yahut genç iş insanlarına aktarmaya çalıştınız değil mi? Nerede orada bulurdunuz motivasyonu? Yani o iş hayatında dönüm noktası olarak nitelendirebileceğimiz negatif anlamda olaylar yaşadığınızda tekrar böyle daha güçlenerek devam etme motivasyonunuz ne oluyordu?
Tabii şöyle bir örnek de vereyim. 80 yılında Doğtaş kurduğumuzda 88 yılında Körfez krizi çıkmıştı. Ya bizde de sermaye yok, para yok yani. Eee ve döndürmekte zorlandık. Ben hemen bütün kardeşleri topladım. Herkes dedim ailesinden, kayınpederinden, kayınvalidesinden, kimde ne varsa altın toplayıp gelin dedim. Ya mesela onların şeylerini topladım. Hani ellerindeki varlıkları yetmedi. Personeli de topladım. Zaten o zaman 8-10 kişi var. Ustaların elindeki bile bilezikleri topladım ve herkese birer kart vizit yazdım. İşte senden 20 gram aldım, senden 10 gram gibi ilk krizi böyle atlattık. Ama 94'te kriz oldu. 98'de Asya krizi, 94'te Kara Çarşamba. 2001 krizi, 2008 global kriz. 2001'de yine biliyorsunuz o anayasa krizi diyebiliriz adına. Ya her dönemde kriz var. Burada kriz yönetiminde de benim belirlediğim 10 tane madde vardı. Yani hatta bunu üniversiteler gittiğimiz zaman eee gençlere de anlattım. Hani kriz yönetimi diye. Kriz olduğunda o 10 maddeyi hayata çıkarıyoruz hemen. Yani hiçbir zaman "Ah vah vah yandık, bittik, mahvolduk" dediğim bir süreç olmadı. Çünkü her krizde fırsatlar da var ve zaten oraya gelmeden önce alınmış olan önlemleriniz oluyor. İşte az önce dediğim gibi B planı, C planı yapmak lazım. Ya oralarda her seferinde e kurtulduk. Yani krizlerde eee sıkıntı çekmedik ama eee tabii yanlışlarımız, hatalarımız ayrı bir şey. Yani örnek vermek gerekirse ben Biga'da çok da sosyal biriyim. Orada Biga Genç Şamları Derneği'ni kurdum. Bigaspor başkanlık yaptım. Ticaret Odası başkanlığı yaptım. Biraz para kazanınca TÜSİAD'ı hayal etmiştim. Benim yerim burası diye. İşte TÜSİAD'a girdim. Sonra yönetim kurulunda görev aldım falan. Hani net planladıysam o da bir hayalimdi benim o gün için TÜSİAD'a girmek. Hani Biga'dayım. Memurum, doğru düzgün para yok ama TÜSİAD'da bir aidat bir araba parasıydı yani yıllık aidat ama günün birinde hayal ettim, girdim. Demek istediğim hani önce hayalinizi kurduğunuz zaman bunları gerçekleştirebiliyorsunuz ama yanlışlarım da şöyle oldu. İşte Biga'da bir arkadaş grubuyla bir sucuk fabrikası kuralım dediler. Yani etin fiyatından daha pahalı sucuk dediler. Baktık eee hatalı bir yatırım yapmışız ama beş arkadaş eee bir sucuk fabrikası kurduk. Karabiga'da bir soğuk hava deposunu kiralamıştık ama onun eee eee sucuğun kurutma şeyini bilmediğimiz için tekniğini biz o sucukları üretince eee tuzlu e olan eee su karabiga'daki o hava şartlarında bu sucuklar baloncuk çıkardı böyle küçük küçük kızamık çıkar gibi mesela onu yakmak zorunda kaldık çünkü
Yani üretimi bilmiyorduk. İşte onun için bilmediğin işe de girmek de burada çeşitli saklaları var. İşte Rusya'da mal satalım dedik. Hani Balkan ülkelerinde çok iyi ihracat yaptık. Fakat Rusya'da gittik. Bizi de uyarmışlardı aslında. Orada mafya çıktı karşımıza. Orada götürdüğümüz malları orada bırakıp eee geri dönmek zorunda kaldık. Orada bir şey batırdık biraz para.
Çok da keşke diyen biri gibi değilsiniz. Yani o negatif duyguda takılıp kalan bir yapınız yok. O an için doğru karar oydu ve önümüze bakalım diyen bir yapınız var gibi.
Tabii ki onu kabul edip çünkü zaten o girdiğin risk ilk zamanlar daha başka bakıyorsunuz riske. Zaten para yok. Bankadan kredi alabilirsiniz. Ama şimdi bakış açımız tabii ki farklı. Eee, ama öyle eee keşke çok keşkem yoktur zaten. Onu gelirken onun ben yani birine bir borç verirken de ben eee benim maaşımla sınırlı olan bir borç veririm. Hım.
Gelmeyeceğini bilirim. Yine >> genelde de gelmez yani. Evet.
Hani biri para istiyorsa o kadar borç veririm.
Hani o da bir örnek olsun diye söylüyorum.
Şu her hayalinizi gerçekleştirme kısmını biraz konuşalım Davut Bey. Var mı bir sırrınız? Varsa söyler misiniz, paylaşır mısınız diye soracağım size. Bir de hala yeni hayallerim var, yeni hayaller kuruyorum dediniz. Eee, neler var aklınızda mesela?
Şimdi üniversitede eee bu bitince bir sosyoloji okumak isterim. Felsefeyi bitirdikten sonra sosyoloji. Yok dedi.
Şimdi ikili ilgili yüksek lisansa başladım yine Aren Üniversitesi'nde ve kitapta da 6. kitap "Büyük Olsun Bizim Olsun" diye bir kitap daha başladım. İkisi aynı anda gidiyor. Orada da şuna önem verdim. Yani hep insanlar küçük olsun benim olsun der. Daha bireysel düşünür.
Halbuki biz bugünlere "Büyük Olsun Bizim Olsun" diye.
Yani büyüyelim hep beraber büyüyelim. Paylaşmasını da bilelim. Bunun çünkü örnekleri çok işte ikinci kuşa-ktan 3. kuşağa, 3'ten 4'e geçişlerde genelde baba ölüyor, iki kardeş kalıyor. İlk yaptıkları 8 metre cepheli dükkanı ikiye bölmek ortadan. Halbuki işte verimsizlik burada başlıyor. Oysa birlikte hareket edip o babasının dükkanını ikinci bir dükkan yapmak yerine onu yarıya böldüğünüzde işte bu tarımda özellikle köy kırsalda da zaten tarlalar da böyle bölünüyor. Yani 100 dönüm tarla falan gibi. Onun için kitapta 10 tane kitap düşünüyorum. Eee, biz 100 aile coası olarak bakıyorum hani böyle 100 aile eee arasında görünüyoruz grup olarak ya da belli aile arasında olmak. Şimdi örneğin 500 açıklandığında baktım eee biz 70, 78 sıradaydık istihdamda Türkiye'de.
Hı hı.
Sadece mobilya grubu olarak. Grup olarak baktığın zaman 50 arasındayız. Yani Türkiye'de en çok personel çalışan çünkü mobilya sektöründe de emek yoğun olduğu için 50 grup arasındaydı. O zaman hani bunu bir 10 basamak daha yukarıya taşımak gibi hep analitik eee verilerle buna dikkat ederim. Mesela babamın annemin adına kurduğum vakfa bir üniversite kazandırmak isterim ama sıradan böyle bir apartman üniversitesi değil de gençlere direkt iş verebileceğim anlaşmalı şirketlerle hani o okul boyunca gençleri okutacak bir şirket olacak. Okul bittiği gün de iş başı yapacağı bir şirket olacak. Hani bunu şimdiden böyle çevremde arkadaşlarla müzakere ediyorum. E görüşüyorum. Yani işle ilgili, kendimle ilgili yani eee motivasyonumla ilgili hiçbir zaman hedeflerim bitmiyor.
Sizinle uzun yıllardır beraber çalışan mesai arkadaşlarınıza sordum. Nasıl bir liderdir dedim. Bir kere herkes e her zaman bir B planınız olduğuna dair bilgi verdi. Ama çok açık mısınızdır mesela herkesten gelen fikre hiç çekinmeden beraber çalıştığınız arkadaşlarınız pozisyonu önemli olmadan fikrini çok açıkça belli edebilir mi? İşte eee bu çalışmaları lafla değil de gerçekte yapıyor olmak lazım. Yani örneğin ben Jack Welch'in kitabını okumuştum. E orada efsane bir CEO. Orada diyor ki "Biz diyor eee savaş odası toplantıları yapardık" diyor. Kitaptan okudum etkilendim. Ben de bizim fabrikadaki savaş odası toplantı odası tabelalarını indirdim. "Savaş odası" yazdım. Savaş odası bir savaş odası. Tabii öyle >> yazıyor yani. Şimdi orada şu mesajı vermek istedim. Buraya girdiğinde burada bir savaş var. Beyin savaşları ama içeride de kimse kimseden çekinmeden görüşlerini açıkça söyleyecek. Onun için bir ara şöyle bir soru sordum arkadaşlara. Dedim ki "Bizim mobilya sektöründe 42.000 tane rakibimiz var. Biga'dan Doğtaş'ı çıkarttık arkadaş. Rakipler var. Lider firmalar var o zamanlar. Hani biz çok yerlerdeyiz. İlk 10'da bile değiliz. Ne yapmamız lazım ki farklı neler yapabiliriz ki onların dolmuşundan inelim." Birisi "Geçmiş direksiyona. Biz de aynı dolmuş biz oraya hani buradan ayrılalım biz inelim." Ne yapmamız lazım? Arkadaşlar dedi ki "Biz eksizim süreci başlatalım. İşte ben yenilendim de başlatalım." Yani Doğtaş'ı bir exclusive çizgi. Nasıl olacak bu? Yani lafla olmaz. Dış cepheyi değiştirelim. İçeride diretleştirelim. Mesela biz bu Koç Müzesi'nde o zaman eee işte Ece Sükan, Atıl Kutoğlu, Federico Del Rossa gibi yerli yabancı stilist, modacılara çizimler yaptırdık ve orada Doğtaş birden eee rakiplerinden sıyrıldı. Sonra rakipler bizi takip etmeye başladı. Yani örneğin bu oradaki arkadaşların bir fikriydi. Yine bir genç arkadaşımız dedi ki "Başkanım burada bir eee mobilya sektöründe sizin bir derneğiniz yok. Biz öncülük edelim buna." Biz Kayseri'de olsak kolay örgütlenmesi, Antep'te olsak, İnegöl'de mobilya merkezi ama Biga'dayız. Kasabadayız ve biz arkadaşları davet ettik. Mobilya sektöründe bir Türkiye Mobilya Sanayicileri Derneği'nin kurulmasına öncülük ettik. Örneğin onun için onu sosyalliğe de önem veriyorum ve hani o da benim bir hayalimdi. Sonra yatakçıların bir derneği yoktu. Yatak Sanayicileri Derneği'ni de kurdum. Mesela Biga'da Bigaspor'u dedim ben başkan olursam şampiyon olamıyordu. 3. lige çıkamıyordu.
Ben dedim "Başkan olursam 3. lige çıkarırım" dedim ve girdim, iki sene çıkarttım. Niye? Ekip iyi ekip kurdum. Şimdi benden önceki arkadaşlar gidip Biga'daki liseden beden eğitimi hocasını alıyorlardı. Bedava antrenör. E onunla bir yere varamazsın ya. Hedefini koyduğun zaman onun eee taşları da yerleştirmek lazım. Yani iyi bir hoca getirmen lazım, iyi ekip kurman lazım.
Doğru bir ekip demişken ben eee şirketinizle ilgili araştırma yaparken şunu da fark ettim. Böyle eee karar mekanizmalarında kadınların çok öncü olduğu dikkatimi çekti. Yani yönetim kurulunda eee ve önemli pozisyonlarda e erkeklere oranla çok baskın bir şekilde kadın yöneticilerle çalışmayı tercih etmişsiniz diye düşünüyorum. Evet. Nedir buradaki motivasyonunuz? Ne katacağını düşündünüz ki daha fazla kadının elinin değmesini istediniz şirketlerinize?
Şimdi biz hep altı erkek kardeşiz zaten yönetimlerde varız. Onun için >> biraz eee zaten şirkette eşler şirkette çalışma yasak olduğu için bizim orada bir kadın yöneticilere ihtiyacımız vardı ve özellikle kadınlarla eee çalışmak onların iş titizliği, iş disiplini çok daha farklı. Ben de onun için mobilya tarafında işte Doğanlar Mobilya, bizim Doğtaş, Kelebek'in de olduğu şirkette e üç kadın bağımsız yönetim kurulu üyesi var. Şimdi isimlerini, markaları vermem doğru değil ama isimlerini söylediğimde Türkiye'nin çok tanıdığı insanlar bunlar.
E yine Biotrend'de de halka açık şirkette de yani örneğin bir hukuk profesörümüz var. Bir eee Türkiye G'nin eee başkanlığını yapmış bir kadın üyemiz var. Yine bir eee bankanın genel müdürünü yapan, yabancı bir bankanın genel müdürünü yapan bir kadın. Yani üç kadın üyemiz enerjide 3 kişi zaten olmak zorunda. Yani %100'ü kadın diyebilirim bağımsız yönetim üyelerimiz ama onlar çok titiz çalışıyor kadınlar. Yani aldığı görevi örneğin el bir komite başkanı. O komiteler mutlaka zamanında yapılır. O komitelerde bize bile gelip hesap soruyorlar. Tam da benim istediğim bir şey. Yani ben patronum. Hesap sorulmazsa ben nasıl yöneteceğim şirketi? O işin titizliğiyle onun bana geri bildirimi gerekiyor. Eee, işlerinden örneğin o bağımsız yönetim üyelerinden çalıştığım bir kadın üyemiz de şimdi CEO'luk teklif ettim.
Ben. >> Hı hı. >> Şimdi CO olarak başladı ve kadın SO olarak çok daha başarılı işler yapacağını, çünkü mobilde de kadın karar verici. Zaten hı >> bugüne kadar hata yapmışız yani genç de olsa. >> Peki, şimdi yavaş yavaş sonuna geliyoruz programın. Hani böyle ilkokul anılarınızı anlatırken daha çocukluğunuzdan bahsederken çok tatil bilmem dediniz. Eee, hep çalışmak durumunda kalmışsınız, yazları da dahil olmak üzere. Hani bugün tatil yapar mısınız? Yahut kafanızı boşaltmak için, kitap yazmak dışında tercih ettiğiniz şeyler ne olur? Kendinizi şarj etmek için diyeyim. >> Evet. Vallah aynen öyle. Tatil kafam pek çalmıyor. >> Alışmamışsınız. >> Alışmamışım ama bir torunumuzu gittim. Bu sene bir gittik eee bir görmeye. Eee, yeni torun olmuştun. Bir tatil köyüne. >> Sağlıkla büyüsün. Allah bağışlasın. >> Ama ben, eee, iyi bir evdeyim ve orada zamanımı iyi geçiriyorum. Yürüyorum, yüzüyorum yani evde olduğum sürece iyi bakıyorsunuz. >> Tabii bakıyorum yani. Spor torunlar sporta torunlarla zaman geç. >> Sporumuz. Evet. Üç tane kız torun var. Şimdi ben hep erkeklerle büyüdüm. >> Harika. O kadar erkekten sonra. >> Şimdi bu üç kız torun çok tatlı. Neler yaparsınız boş zamanlarınızda peki onlarla da zaman geçirmekten eminim keyif alıyorsunuzdur. Bir de hani çocuklarınızın büyüme çağında muhtemelen sizin çok yoğun çalıştığınız bir döneme de denk gelmiştir onların gelişim çağı. Hani belki bugün biraz temponuz azaldı mı diye sormak isterim. Çünkü doğru ekip kurmaya Davut Bey çok anlam yüklüyorsunuz. Hani doğru pozisyona doğru insanları koyduğunuz zaman bu yöneticiyi de rahatlatan, elini hafifleten bir şey gibi bakıyorsunuz diye anlıyorum bu noktada. O yüzden siz birazcık daha temponuzu azalttınız mı? Geçtiğimiz yıllara göre aynı tempoda devam ediyor musunuz? >> E, ben tempomu kendim arttırıyorum zaten. İşçi koruyorum. >> Azalmıyorsunuz, arttırıyorsunuz. >> Yok, işler dışında işte bu sefer ne yapıyorum? Daha çok eee kitap yazma işte. >> Gidiyorum konferanslara da gidiyorum, Türkiye'nin yerine de gidiyorum ama eee benim orada da bir casşap olmadı çocuklarla ilgili. Çünkü o zaman işlerimiz küçüktü zaten. Yani benim çocuklarım doğduğunda işte Biga'da >> Hı hı. doğduklarında ben yine her akşam onlarla oyun oynuyordum. Zen de diyor hatırlıyorlar. Yani öyle bir şeyim olmadı. >> Hı hı. Hı hı. >> Yani o belki de o zaman yönetiminde onlar torunlarla da ilgili şimdi her hafta mutlaka geliyorlar. Geldikleri zaman da şimdi onları da stajyer olarak işte biri 6 yaşında, biri 8 yaşında kart yaptırdım. Geldikleri zaman odaya geçiyorlar, çalışıyorlar. Çıkarken kasadan vezneye gidiyorlar. Parasını istiyor, maaşını istiyor. Bir de ciddi olarak torunlara da kah yaptırdı. >> Gerçekten mi? >> Ağacı yaş eğilir diyorsunuz. >> Ama en son bir 1 buçuk yaşında doğduğu için şey yaz anlayamadı onu. O geldi ağlayarak çıktı şirketten. Dedi başıma neler geldi. Onu iyi öngörememişim. >> Biraz daha zamana ihtiyacı var demek ki. Artık sonuna geldik programımızın. Son bir soru var benim size sormak istediğim. Sizin gibi tüm değerli konuklarıma her hafta bu soruyu soruyorum. Aslında biz sizinle programın içinde başarısızlık hikayelerinin öneminden bahsettik. Hani sizde keşkem yoktur ama şurada şurada şurada şurada hata yaptım ve oradan edindiğimiz tecrübeler de çok önemli dediniz. Böyle bir hikaye diğerlerinden daha ön plana çıkıyor mu? Bu arada bu iş hayatınızla alakalı olmak zorunda da değil. Hani daha böyle içinizde ukte kalan ah keşke dediğiniz eee bir başarısız hikayesini öyle kapatalım mı? Evet, olabilir ama hep eee yani gerçekten de böyle keşke öyle olsaydı dediğim bir şey bulamıyorum. >> Belki gazeteci olmak derdiniz. >> Onu onu söyledim ama onu söy >> hallettiniz çünkü onu gazete sahibi olup >> sö onu söylediğim için yani eee gerçekten de öyle. Şimdi ben Secret kitabını okumuştum. Bu orada diyor ki kendine diyor hayatı seç diyor. Yani çevir kataloğu pozitif düşünmek için sizin seçtiğim hayatı yaşıyorum dediğiniz söylem Secret kitabından geliyor. >> Siz ondan çok etkilenip hayatınıza uyguladınız. Evet. Yani tabii her şeyden etkileniyoruz ama ya mesela o benim orada da dikkatimi çekmiş. Şimdi baktığım zaman hani kendi hayatını kendin belirliyorsun ya. Katol aç diyor. İstediğin hayatı kur diyor. Tabii bu kalkıp eee Trump'ın yerine adayı olacak halimiz yok ya. Bu hedefler de gerçekçi olması gerekir hani hayallerde ama eee ayaklarınız yere basarsa zaten özel olarak da beni nelerin motive ettiğini söyledim zaten. >> Peki son olarak o zaman böyle gençlere bir mesajla kapatacak olsak çünkü siz çok fazla onlarla zaman geçiriyorsunuz. İşte hem eee yazı yoluyla buluşuyorsunuz hem zaten şirkette onlara fazlasıyla görev veriyorsunuz ama aynı zamanda da üniversitelerde çeşitli etkinliklerde hem de ders vererek hem de kendiniz de bir öğrenci olarak sürekli bir iletişim halindesiniz. Elbette hani sizin iş hayatınıza başladığınız dönemin kodlarından farklı bir dönem söz konusu. Her dönemin farklı zorlukları ve fırsatları var. Ne olur onlara vereceğiniz mesaj? >> Ya yine birbirinden ayıramayacağım bu altı altın kuralı saymak isterim. >> Eee, yani >> o zaman yine işte kitabınızla bitiriyoruz değil mi? mıydı o altı altın? >> Evet. Altı altın kural orada. Yani hayalini kur, hedefini belirle, eee, fırsatları kovala, eee, araştırmacı ol, eee, doğru insanla anlayış yap, sosyal ol, pozitif ol. Yani bir pozitif düşünce çok önemli, sosyallik de çok önemli. Ben çünkü üniversitelerdeki Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'de derslere girdiğimiz 5 yıl boyunca oradaki hep okul öğrenci liderlerini aldım işe. Yani karakterine, kişiliğine bile bakmaksızın. Çünkü diyordum ki bu çocuk sosyal toplum için bir şeyler yapıyor. Hepsini işe aldım. Her dönem başkanını. Yani şimdi birisi mesela halen ticarettedir. Hani eee dış ticarettedir. İşte biri bir yer genel müdür oldu. Biri kendi işini kurdu sonradan. Ama hep böyle eee fosyalliği çok önemsiyorum. Yani kendi içine kapanmış insanlarla çok iletişim kuramıyorum. >> İyi insan ilişkileri, pozitiflik ve hayal kurmaktan da hiç vazgeçmesinler. O zaman çok teşekkür ederiz. Gerçekten hem katıldığınız hem de o değerli tecrübelerinizi aktardığınız için bir kez daha ayaklarınıza sağlık. Sağ olun. Ben teşekkür ederim. Sağ olun. >> Rahmi Koç Müzesinde Sayın Davut Doğan'la sohbetimizi noktalıyoruz. Önümüzdeki hafta cumartesi günü Bloomberg EYT ekranlarında yeniden buluşuncaya dek işte zirvede hoşça kalın.