Transcription
Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun inşallah. Yolunuz Allah'ın gösterdiği yol olsun. Onun gösterdiği yol sadece kitabıdır. Kitabı dışında bütün yollar batıldır. Şeytanların, tahutların yoludur.
Arkadaşlar salat derslerimizin 5.sincisinde yine birlikteyiz. 5. derse kadar biz salatın ne olduğunu ve salatın namaz diye çevrilemeyeceğini, geleneğin salatı namaz diye çevirirken ortaya attığı iddiaların çelişkilerini ortaya koymaya çalıştık. Bu dersimizde yine bu çelişkileri anlatmaya çalışacağız. Fakat bu çelişkiler salatın namaz diye çevrilmesindeki çelişkilerden ziyade bugün önümüze sunulan ritüel namazın çelişkileri yani ritüel namazın bina edildiği öğreti yani kılın kılınan namazdaki Kur'an'a aykırı geleneğin kendi içerisindeki sunduğu verilerdeki tutarsızlıklar ve bu tutarsızlığın sonucunda da tabiri caizse temeli çürük, kullanılan malzemeler çürük, işçilik çürük, her şey çürük.
Fakat geleneğin iddiası ne? Namaz olmazsa olmazdır. Dinin direğidir ve kesinlikle namaz kılmayanlar Müslüman olamaz. Hesap günü ilk namazdan sorulacağız. Namazı tamam olan cennete gidecek. Namazı yarım olan cehennemde kılacak, ondan sonra cennete gidecek gibi. Yani namaza yüklenen anlam ve namaz üzerine bina edilen öğretinin, külliyatın içerisindeki çelişkileri ortaya koyacağız ve ondan sonra da kararı siz vereceksiniz. Benim kararım net de yine siz vereceksiniz.
Şu sorunun cevabını sorgulayan insanları sormasını istiyorum. Şu soruyu özellikle bu kadar çelişkiyle, bu kadar yalanla bina edilmiş, malzemesi çürük olan, temeli çürük olan, işçiliği çürük olan bir bina ne kadar sağlam olabilir? Bunu sorgulamanızı isteyeceğim. Yani düşünün bugün demek istediğim şudur ki bugün geleneğin namaza yüklediği anlamı düşünün, önemi düşünün ve ondan sonra da bu iddiayı ortaya atanların önümüze sunduğu, namaz üzerine sunduğu verileri sorgulayın. Bunları düşünün. Ne kadar doğru, ne kadar tutarlı ve bu kadar çelişkisi, bu kadar tutarsızlığı olan bir ritüelin ne kadar doğru, ne kadar gerçek, ne kadar Allah'ın indirdiği dinin bir emri olduğu. Bunu sorun, bunun cevabını arayın. Tabii ki dediğim gibi bende bunun cevabı belli.
Tabii ki bu dersimiz daha çok ne olacak? Namazın varlığını iddia edenleri eleştiri olacak. Yani bir eleştiri dersi olacak bu ders. Yani salatın ne olduğuyla ilgili size kanıtlar sunmaktan ziyade önümüze sunulan namazdaki çelişkiler salatın namaz olmadığı, salata namaz diyenlerin çelişkileri, namaz üzerine bina edilen külliyattaki çelişkiler, öğretideki öğretilerdeki çelişkiler. Bu dersimizin konusu ne olacak? Bu olacak.
Gelenek kullandığı argümanlarda aslında ne yapmaktadır? Ritüel namazın olmadığını itiraf etmektedir aslında. Kendi içerisindeki tutarsızlığıyla. Ne diyorlar mesela? Mesela biz Kur'an'ı yeterli gördüğümüz zaman, bizim için tek kaynak Kur'an'dır dediğimiz zaman ne diyorlar? Hadi bize Kur'an'da namazı gösterin diyorlar. Önceleri ben Kur'an'da namaz dersleri verirken Kur'an'daki salat kavramının ne olduğu konusunda yeterli bilgiye sahip olmayıp da namazın varlığını iddia ederken kendimce Kur'an'da onlara namazı göstermeye çalışıyordum. Bugün bana aynı şey söylendiğinde hani bana Kur'an'da namazı göster. Madem tek kaynak Kur'an diyorsun bana Kur'an'a namazı göster diyenlere zaten yok ki diyorum. Ben yok ki dediğim zaman bu sefer karşı taraf namazın varlığını anlatmaya çalışıyor. Kur'an'da namazın varlığını anlatmaya çalışıyor. Bu da onların kendi içlerindeki tutarsızlıklardır. Hadisleri, sünneti, mezhepleri reddederseniz nasıl namaz kılacaksınız diyorlar.
Evet. Yani Kur'an'da kılınan namazın olmadığını kendileri de aslında itiraf ediyorlar ki biz Kur'an'ı yeterli görenler olarak ne diyoruz? Mesela Maide suresi 101. ayet ne diyor? Maide suresi 101. ayet. Ey inanıp güvenenler, her şeyi sormayın. Açıklandığında sizi zor duruma düşürecek şeyler vardır. Oysa ki Kur'an indirildiği anda o şeyleri sorarsanız size açıklanır. Allah onlardan vazgeçmiştir. Allah bağışlayandır. Yumuşak davranandır.
Evet. Yani ne anlıyoruz biz Maide suresi 101. ayetten bir şeyin Allah'ın emri olması için, bizim sorumlu olması için ne olması lazım? Kur'an'da açıklanması lazım. Evet. Kur'an'da açıklanması lazım. Kur'an'da açıklanmayan bir şeyden biz sorumlu değiliz. Örneğin Zuhruf suresine gelelim. Zuhruf suresi 44. ayet. Zuhruf suresi 44. ayet. Ne diyor? Ondan sorulacaksınız diyor. Ondan sorulacaksınız. Dolayısıyla bizim sorumlu olduğumuz kitap Kur'an. Kur'an dışında biz başka kaynaklardan sorumlu değiliz. Dolayısıyla ritüel namaz, eğer bugün kılınan ritüel namaz Kur'an'da yoksa anlatılmıyorsa bu Allah'ın emrettiği bir şey değildir ki Kur'an en küçük detaylara bile yolda yürüyüşüne bile karışan yani miras ayetlerinde olsun veya borçlandığınız zaman her şeyi yazın diyerek Bakara 282. ayette genişçe bir detay veren, her şeyin yazılmasını söyleyen, öğütleyen bir kitabın, en küçük detaylara bile değinen bir kitabın, geleneğin iddia ettiği gibi bu kadar önemli dediği bir şeyi, bir şeyi Kur'an'ın anlatmaması, değinmemesi olacak şey değildir. Ve eğer Kur'an değinmiyorsa Kur'an'a iman eden bir insanın söyleyeceği nedir? Öyleyse bu Allah'ın emrettiği bir şey değildir. Allah bu konuda ne yapmıştır? Bizi serbest bırakmıştır.
Evet. İşin ilginç tarafı bugün kılınan ritüel namazın adına hadis denilen rivayetlerde de tanımlanmasının olmaması. Yani adına hadis denilen rivayetlerden de siz bugün kılınan ritüel namazı bulamazsınız, ortaya çıkaramazsınız. Yani bugün rivayetleri de karıştırsanız geleneğin kıldığı ritüel namazı siz adına hadis denilen rivayetlerden de çıkartamazsınız. Yok çünkü. Bu yüzden ne diyorlar? Çeşitli argümanları var. Hadislerden de çıkartamadıkları zaman ne diyorlar? Namazı Cebrail Aleyhisselam Muhammed Aleyhisselam'a öğretti. Muhammed Aleyhisselam da dedi ki, "Ben nasıl kılıyorsam siz de benim kıldığım gibi kılın." Güya Muhammed Aleyhisselam böyle demiş. Ben nasıl kılıyorsam siz de benim kıldığım gibi kılın. Ve güya Cebrail Aleyhisselam ona şeklini öğretmiş ve şekil olarak da tevatür yoluyla bugünümüze kadar böylece bozulmadan gelmiştir diyor gelenek. Tabii ki bu iddia şu açılardan sorunludur. Eğer namazın nasıl kılındığını Cebrail Muhammed Aleyhisselam'a öğretmişse ve Muhammed Aleyhisselam da ben nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın demişse neden her mezhebin namaz kılışında farklılıklar var? Hatta öyle farklılıklar var ki bir mezhebin kıldığı namaz diğer mezhebe göre geçersiz olabiliyor, bozuk olabiliyor. Nebi kaç çeşit namaz kılmıştır? Bu çelişkilerden biri, sorunlardan biri. Diğeri ise Kur'an'ı merkeze alan, sadece Kur'an diyen müminler bilir ki Cebrail diye bir vahiy meleği yoktur. Cibril vardır ve Cibril Kur'an'ın isimlerinden biridir. Vahyi Muhammed Aleyhisselam'a getiren Cebrail diye bir vahiy meleği yoktur. Tabii ki konumuz bu değildir. Merak edenler için YouTube kanalında bu konuda bir iki tane videom vardır. Merak edenler oraya bakabilir. Üçüncü sorun ise namaz nebiyi kıldığı gibi kılınıyorsa veya nebi demişse ki ben nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın. diyorsa, demişse kadınlar kimin kıldığına göre kılmaktadır. Tamam, erkekler nebi aleyhisselamın kıldığı gibi kılıyor. Peki kadınlar kimin kıldığına göre kılıyor. Malumdur ki kadınların namaz kılma şekli ve şartlarında da farklılıklar vardır. Dolayısıyla namazın varlığını iddia edip de namazı Cebrail Muhammed Aleyhisselam'a öğretti. Muhammed Aleyhisselam da dedi ki, "Ben nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın iddiasının gerçeklikle hiçbir ilgisi yoktur." Evet. Gerçeklikle hiçbir ilgisi yoktur.
Peki ikinci iddia nedir? Adem'den beri vardı. Adem'den beri kılınıyordu. Peki Adem'den beri vardı. Adem'den beri kılınıyordunun kanıtı nedir? Meleklerin Adem'e secdesi. Bak işte melekler Adem'e secde ediyor. Secde var. Bu iddiada birçok açıdan sorunludur. Öncelikle siz secdeyi alnını yere koymak olarak alırsanız geleneğin tanımı üzerinden gidiyorum. Gelenek secdeyi anlını yere koymak diyor. Meleklere de ayrı ontolojik varlıklar olarak yorumluyor melekleri ve o meleklerin Adem'in önüne yere kapanması. Öncelikle Kur'an'ı merkeze aldığımız zaman geleneğin iddiasının hiçbir karşılığını karşılığının olmadığını görürsünüz. Zira meleklerin Adem'e secdesi demek doğadaki güçlerin, güç sahibi varlıkların veya melek dediğimiz şey insan içerisinde birçok melek vardır. Akli melekeler mesela. Türkçede de kullanıyoruz. Akli melekeler diyoruz. Meleke. Hafıza melekesi. Hafıza bir melekedir. Bunun yanında insanın refleksi bir melekedir. Korku bir melekedir. Öfke bir melekedir. Sevgi bir melekedir. İnsan bedeninde birçok meleke vardır. Melek aynı zamanda güçlü varlık demek. Mesela Kur'an'da Bakara suresi 248. ayette Yahudilerin sandığını melekler taşırdı diyor. Oradaki melekler katırlardır. Güçlü varlıklar, yük taşıyan varlıklar. Melekler doğadaki güçlerdir. Rüzgar bir melektir. Kar, yağmur bir melektir. Güneş bir melektir. Ay bir melektir. Yıldırım melektir, şimşek melektir. Bunun yanında toprak, su, hava hepsi melektir. Ne yapıyor melekler? Adem'e secde ediyor. Nedir bu secde? Bütün bu varlıkların insanın hizmetine sunulmuş olması, insana boyun eğmesi. Yani toprak insana boyun eğiyor. İnsan toprağı kullanıyor. Su insana boyun eğiyor. Su insanı, insan suyu kullanıyor. Özür dilerim. İnsan suyu kullanıyor. Bunun yanında insan havayı kullanıyor. İnsan güneşi kullanıyor, rüzgarı kullanıyor. Yağmur, kar yani hepsi insana boyun eğdirilmiş. Dolayısıyla secde Adem'den beri vardı. Melekler Adem'e secde etti iddiasının gerçeklikte, geleneğin tanımı üzerinden gerçeklikte bir alakası yoktur. Birçok melek vardır ve bu melekler alnını yere falan koymuyorlar. Yani bu melekler ne yapıyorlar? İnsanın hizmetine giriyorlar. İnsana boyun eğiyorlar.
Bir grupta ne diyor? İbrahim'den beri vardı diyor. Yani bu kılınan ritüel namazı Kur'an'da bulamayanlar adına hadis denilen rivayetlere gidip adına hadis denilen rivayetlerde de bulamayanlar ne yapıyorlar bu sefer? Diğer argümanları namaz zaten Adem'den beri var diye az önce izah ettik. İşte İbrahim'den beri vardı zaten biliniyordu. Şekilsel olarak bozulmadan gelmişti. O yüzden Kur'an bunu detaylandırmadı. Zaten biliniyordu. Bozulmadan geldi iddiaları var. Şimdi yine ben onların tanımları üzerinden salata yükledikleri anlam üzerinden yine onların iddiasını Kur'an'dan çürüteceğim. Meryem suresine dikkat edin. 59. ayet. Şimdi biz burada salatı geleneğin iddia ettiği gibi namaz olarak alalım ve bakın o zaman geleneğin iddiasını, bu iddianın nasıl tutarsızlığını ortaya koyalım. Şimdi diyor ki Meryem suresi 59. Meryem suresi 59. Şu ayete gelene kadar birçok nebiden bahsediliyor. Malumdur ki birçok nebiden bahsediliyor. Ve Meryem suresi 59. ayet diyor ki bundan sonrafeim onların ardından onların yerine geçenler ed salate salatı ne yaptılar? zai ettilerhe tutkularına uydular ne olacaktır bu yaptıkları yanlış onlara geri dönecektir. Onlarla bu yaptıkları yanlışın bedeliyle onlar ne yapacaktır? karşılaşacaktır. Şimdi geleneğin iddia ettiği gibi salata namaz diyelim. Ne diyorlardı? Namaz İbrahim'den beri vardı diyorlardı. Meryem suresi 59'a gelene kadar İbrahim'den itibaren birçok nebiden bahsediliyor ve diyor ki onların yerine geçen, onların ardından gelenler ne yaptılar? salatı zayi ettiler. Demek ki eğer salat namazsa bakın İbrahim'den beri Muhammed Muhammed'in zamanına kadar salat olduğu gibi gelmemiş. Ne olmuş? Zai olmuş. Bu da bize neyi gösterir? Bu da bize neyi gösterir? Namaz İbrahim'den beri vardı. Salat namazdır. Namaz İbrahim'den beri vardı. Bozulmadan geldi iddiasını ne yapar? Meryem suresi 59. ayet bu iddiaları çürütür.
Evet. Cevapsız sorular çok. Bu soruların cevabını veremeyen bir din insanlığa rehberlik edebilir mi? Yani birçok cevapsız soru var. Tutarsızlık var, belirsizlik var. Ki Kur'an ne der kendisi için? Bende hiçbir çelişki yoktur. Der. Veya Bakara suresi 2. ayet ne der? İçerisinde hiçbir kopukluk, belirsizlik, tutarsızlık olmayan bir kitap der. Fakat geleneğin önümüze sunduğu, din diye sunduğu argümanların ne kadar tutarsızlık içerdiğini, belirsizlik içerdiğini ve cevapsız sorularla dolu olduğunu görüyoruz. Evreni bu kadar mükemmel yaratan bir tanrı böyle kusurlu bir din göndermiş olabilir mi? Elbette ki hayır. Biz ne yapıyoruz? Rabbimizi onların ortak koşanların isnatlarından Rabbimizi tenzih ediyoruz.
Salatın namazla hiçbir alakasının olmadığı ortadadır. Zira namaz farsça bir kelimedir. Kur'an'da namaz diye bir kelime yoktur. Farsça bir kelimedir. Malumdur ki Zerdüştlerin beş vakit namazları vardır ve daha sonra da değineceğimiz üzere Farsçada namaz dua yakarış demektir. Bugün kılınan ritüel namazın dayandırılabileceği kavram salat değil dua kavramıdır. Bunu tabii ki daha geniş olarak biz açacağız. Öyleyse neden zerdüştükten Farsçadan alınan bu kelimenin birebir anlamına, özüne bağlı kalınmadı? Salat neden namazla ritüelleştirip pasifize edildi? Cevabı nedir? Cevabı şudur. Çünkü dini kazanç kapısı haline getirenler dini insanları yönetme, kontrol etme aracı haline getirenler, dini kendi çıkarlarına kullanan otoriteler ne yapmazlar? Dinin sosyal hayata hükmetmesini istemezler ve Kur'an'la vahiyle bilgilenmiş, bilinçlenmiş bir toplum da istemezler. Şimdi siz düşünün. Salatın ikame edildiği bir toplumda insanlar vahiyle bilinçlenir. Vahiyle bilinçlenir. Salat-ı ikame önce vahyi öğrenip öğretmekle başlayan bir süreçtir. Dolayısıyla vahiyle bilinçlenmiş bir toplumda siz ne yaparsınız? Ne yapamazsınız? Din satamazsınız. Allah'la aldatamazsınız. İnsanları sömüremezsiniz. İnsanları istediğiniz gibi kontrol altında tutamazsınız. Evet. Bunun için ne yapmanız gerekiyor? Bunu ne emrediyor? Salat. Öyleyse ne yapmanız gerekiyor? Salatı pasifize etmeniz gerekiyor. Salat dinin direği bir kavramdır. Hani namaz dinin direğidir diyorlar ya. Namaz dinin direği falan değildir. Salat dinin direği bir kavramdır. Salatı ikame edin emri önce vahiyle bilinçlenerek vahyin gösterdiği hedef doğrultusunda vahyin size yüklediği sorumluluklar doğrultusunda hareket etmektir. Vahyi önce kendi hayatına, ondan sonra sosyal hayata hakim kılmak. Böylece özellikle cehaleti ve yoksulluğu bitirmek hedefidir. Yani cehaleti ve yoksulluğu bitirin. Dini hayata, hayatınıza hakim kılın demektir. İşte kontrol altında tutabileceği, sömürebileceği, Allah ile aldatabileceği cahil ve yoksul toplum isteyen, bilgili, bilinçli ve müreffeh bir toplum istemeyenler ne yapmışlardır? Bu önemli kavramın üstünü namazla örtmüşlerdir. Meryem suresi 59. Ne diyordu? Meryem suresi 59. Salat-ı zayi edenler bu yaptıklarının bedeli onlara dönecektir diyordu. Bugün Müslümanların haline bakın görürsünüz. Allah'ın ayetlerinden habersiz halklar şeytanlar tarafından Allah ile aldatılıyor. Sürü muamelesi görüyor. Hem dünyası hem ahireti sömürülüyor insanların. Ve Müslüman halklar zulüm altında, cehalet içerisinde ve yoksulluk içerisinde. Bunun sebebi nedir? Salatın zayi edilmesidir. Evet. Yani Müslüman halkların bugünkü durumunun sebebi Müslümanların namazsız olması değil. Salatsız olmasındandır.
Gelelim geleneğin iddia ettiği namazın farz oluşuna. Namaz onlara göre farz. Evet. Geleneğin en bariz çelişkilerinden biri de nedir? Namaz için belirlediği farzlardır. Kendileri de kabul ederler ki bir şeyin farz olması için ayetle sabit olması gerekir. Yani ayet ayetle sabit olmayan bir şeye ne yapamazsınız siz? Farz diyemezsiniz. Oysa tahrifle bile olsa yani salatı tahrif ederek namaz anlamı da verseniz Kur'an'da namazın farzları olarak belirttiğiniz tekbir getirmek, rekat sayıları, oturuş, selam vererek bitirişi ne yapamazsınız? Kur'an'dan çıkaramazsınız. Evet. Öyleyse bunlar neye göre farz? Kur'an'dan bunu çıkartamazsınız. Öyleyse bunu nereye göre farz olarak belirlemiş gelenek? Kur'an size yetiyorsa bize Kur'an'da namazı gösterin veya hadis-i sünneti inkar ederseniz Kur'an'da namazı bulamazsınız, namaz kılamazsınız iddiasını ortaya atanların namazın farzları diye belirledikleri şeyleri neye göre farz olarak belirledikleri de cevapsız sorulardan biridir.
Gelenek ne diyor? Namazın farz olması, farz olduğu hakkında ikinci konuya gelelim. Diyor ki, "Namaz miraçta farz oldu" diyor. Namaz miraçta farz oldu. Bu iddiada tutarsızlıklar içeriyor. Namaz miraçta farz oldu diyenlere ben soruyorum. Diyorum ki Miraç ne zaman oldu? Aldığım cevap %99. Aynı risaletin 11. yılında diyorlar. Ben de diyorum ki madem namaz risaletin 11. yılında farz oldu ki miraçta farz oldu diyorsunuz. Namaz risaletin 11. yılında farz olduysa bu risaletin 11. yılından önce inen surelerdeki salat kelimelerine nasıl namaz anlamı veriyorsunuz? Buradaki salat kelimelerini nasıl namaz diye çeviriyorsunuz? Çünkü ortada daha henüz namaz farz olmamış. Örneğin Müddessir suresi Kur'an'ın ilk inen surelerinden belki de ilk yıl ilk aylarda inen surelerinden. Müddessir suresi. Orada ne diyor? Sizi sekara sokan nedir? Ne cevap veriyorlar? Biz musallinlerden değildik. E peki nasıl çeviriyor gelenek bu ayeti? Biz namaz kılanlardan değildik diye çeviriyor. E daha henüz namaz farz olmamış ki siz namaz kılanlardan değildi. Nasıl namaz diye çeviriyorsunuz buradaki musallin kelimesini? Veya Allah henüz emretmediği bir ibadeti yapmadılar diye insanları sekara sokar mı? Yani namaz miraçta farz oldu. E Miraç risaletin 11. yılında oldu. Ama Müddessir suresi Kur'an'ın ilk yenen surelerinden. Allah 11. yılda namazı farz etti diyorsunuz ama henüz farz kılmadığı bir şey için insanları ne yapıyor? Sekara atıyor. Bu Allah'ın adaletsizliği olur. Öyle değil mi? Henüz daha emretmemiş, açıklamamış ama namaz kılmayanları Allah sekara atıyor. Böyle bir saçmalık ortaya çıkıyor. Yani ilk inen surelerde namaz olmayan salat sonraki surelerde nasıl namaz anlamına geliyor? Hadi dediniz ki risaletin 11. yılındaki surelerdeki salat kelimeleri namaz anlamına gelmez diyenler var. Sonrakiler için namaz anlamı verilir diyenler var. O zaman da şu soru sorulur. İlk inen surelerde namaz olmayan salat sonraki surelerde nasıl namaz anlamına geliyor? Arapçada böyle bir kural mı var? Öyle değil mi? Namazın farsça bir kelime olduğunu, zerdüştlerde de beş vakit namazın olduğunu, orada farz kılındı denilen uydurma, tırnak içerisinde uydurma miracın da zerdüşlükten kopyalandığını biz biliyoruz. Zerdüştlerin kutsal kitabı Avesta'da aynı anlatım vardır. Bugün bize Miraç diye yutturulan anlatımın aynısı nerede vardır? Zerdüştlerin kutsal kitabı Avesta'da vardır. Sadece isimleri değiştirin. Zerdüştlerin kutsal kitabında Ahura. Ahura'yı Allah yapın. Zerdüştü Muhammed yapın. Aynı anlatımın miraç anlatımının aynı anlatımın Zerdüşlerin kutsal kitabında da olduğunu görebilirsiniz. Ne yapmışlar bizimkiler? Buradan isimleri değiştirerek öylece kopyalamışlar. Tabii ki konumuz Miraç değil. Öncelikle Miraç anlatısı. İsra suresi 93. ayete, Enam suresi 35. ayete, Necim suresi 13. ayete bunlara aykırıdır. Daha birçok ayete aykırıdır da özellikle bunlara aykırıdır. Yani Muhammed Aleyhisselam'ın göğe falan çıkmadığının ifade eder bu ayetler. Evet. Bu ayetler Muhammed Aleyhisselam'ın göğe çıkmadığını zaten ifade eder. Dolayısıyla nedir? Miraç anlatısı da zerdüşlükten kopyalanmış. Gerçekte yaşanmış bir şey değil. Bir de bu miraçta güya Allah melekler ve Muhammed Miraçta ne yapmış? Konuşmuş. Allah Muhammed'le konuşmuş. Bunu da ne yapıyorlar? Namazda, oturuşta tahiyat metni olarak okuyorlar. Etahiyyatu lillahi vessalavatü ve tayyibat esselamü aleyke eyyüen nebi. Bu dolayısıyla burada ne var? İşte Allah'ın Muhammed'e bir hitabı var. Ondan sonra Muhammed'in Allah'a bir cevabı var. Ve sonra da bu diyaloğa şahit olan meleklerin kelime-i şehadet getirmesi var. Öncelikle şunu biliyoruz ki böyle bir diyalog Şura suresi 51. ayete aykırıdır. Yani böyle bir diyalog Şura suresi 51. ayete aykırıdır. Allah bir beşerle bu şekilde konuşmaz. Geleneğin tanımladığı gibi melekler diye ayrı bir ontolojik varlık da yoktur. Üçüncü olarak eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resulü ifadesi Kur'an'da geçmez. Geçmez. Muhammed Allah'ın elçisidir. Bunda bir sıkıntı yok. Ama ben şahitlik ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve elçisidir ifadesi yok. Veya şöyle bir ifade de yok. Şahit Muhammed'in Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şahitlik edin diye bir ifade de yok. Bu açılardan baktığınız zaman okunan tahiyat metninin Kur'an'la taban tabana zıt bir metin olduğunu görürsünüz. Güya namaz miraçta 50 vakit farz olmuş. Ümmetine ağır geleceği, rabbine dönüp tırnak içerisinde indirim talep etmesi mahiyetinde Musa'nın Muhammed'e olan uyarılarından sonra yine tırnak içerisinde pazarlıkla kademeli olarak beş vakte kadar düşürüldüğü iddia ediliyor. Bu anlatıda şu açılardan sorumludur. Bir Allah bir şeye hüküm vermişse, takdir etmişse Allah'ın takdir ettiği hükmü değiştirecek kimse yoktur. Enam suresi 115, Kehf suresi 26 veya 27. Yani Allah'ın takdir ettiği bir hükmü kimse değiştiremez. İkincisi, nebi dinde hüküm koyucu değildir. Şeriat belirleyen değildir. Hüküm Allah'ındır. Elçi ne yapması gerekiyor? Kendisine ne vahyedildiyse onu uygulayıp tebliğ etmesi gerekiyor. Allah'ın hükmünü sorgulayamaz, pazarlık yapamaz. Anlatıya baktığımız zaman Musa Aleyhisselam'ın Allah'tan daha merhametli, daha bilgili ve daha öngörülü olduğunu görüyoruz. Yani Allah, Allah'tan daha merhametli. Allah 50 vakit diyor Musa habile düştmeye çalışıyor. İşte senin halkın bunu kılamaz diyor. Musa güya Allah'tan daha öngörülü. Böyle bir sıkıntılı durum daha var. Kur'an'a baktığımız zaman ise İsa dahil, Musa dahil, diğer bütün nebilerin öldüğünü görüyoruz. Ki bu durum şu iddiayı da çürütür. Güya miraçta nebi aleyhisselam diğer nebilere ne yapmış? Namaz kıldırmış. Oysa bütün nebiler ne yapmıştır? Ölmüştür ve hiçbir şeyden haberleri yoktur. Ölüler namaz kılamaz. Enbiya suresi 34. ayet ne der? Biz senden önce hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik der. Dolayısıyla Musa da, İsa'da, diğer nebiler de ölmüştür. Ne namaz kılabilirler, ne konuşabilirler. Hiçbir şey yapamazlar.
Bir diğer konu tahiyyatı konuşmuşken bir de salli barik dualarını konuşalım. Salli barik dualarında ne diyor? Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed kema salleyte alâ Ibrahim ve ala alirahim inneke hammidun mecid diye bir dua. Şimdi bu duada şöyle bir çelişki var. Allahümme salli Allah'ım salat et kime? Alâ Muhammedin ve ala ali Muhammed. Muhammed ve ailesine salat et diyoruz. Diyorlar Allah namazda. Rabbimiz Ahzap suresi 56. ayette ne buyurur? Innallahe ve melaikhu alen nebi. Ya eyyüellezine amen sallu aleyhi ve sellimu teslima. Allah ve melekleri nebiye salat eder. Ey inanıp güvenenler siz de salat edin. Şimdi Allah ve melekleri nebiye zaten salat ediyor. Salat ettiğini söylüyor Allahu Teala ve diyor ki, "Ey iman edenler, siz de salat edin." diyor. Peki siz Allahümme salli dediğiniz zaman ne diyorsunuz? Allah'ım sen salat et diyorsunuz. Allah ben zaten salat ediyorum. Siz de salat edin diyor. Siz ne diyorsunuz? Allah'ım sen salat et. Ortaya böyle bir sıkıntı daha çıkıyor. Yani Allah'ın bizden istediğine biz Allah'ı geri havale ediyoruz. Evet. Böyle bir sıkıntı. Ayrıca nebi bu duayı okumuş olsaydı hani nebi namaz kılıyor. Bunlar da nebinin kıldığına göre kılıyorlar ya. Nebi bu duayı etmiş olsaydı Allahım salli ala Muhammed demezdi. Ne derdi bana? Derdi. Muhammed'e salat et değil. Bana salat et derdi. Ben şimdi Allah'ım bana salat et derim. Değil mi mesela? Yani Allah'ım şinasiye salat et der miyim ben kendi kendime? Demem yani. Demem. Saçma olur. Çünkü nebi de bu duayı okusaydı Muhammed'e değil bana derdi. Ayrıca biz bugün Nebi Muhammed'e salat edemeyiz. Çünkü o ölmüştür ve ölüye salat edilmez.
Kunut dualarına bakıyoruz. Ve leke nusallik ifadesi. Allahümme iyyake nabudu ve leke nusallik. Allah'ım sana salat ederiz deniyor. Oysa rabbimiz Kur'an'da bana salat edin diye bir emri yoktur. Allah'ın bana salat edin diye bir emri yoktur ki siz Allah'a sana salat ederiz diyorsun. Leke nusallik. Dolayısıyla zaten Allah'a salat edilmez. Allah bize salat etmektedir. Bakara 157, Ahzap 43 ve 56 ayetlerde neresinden tutsanız elinizde kalıyor.
Sünnet namazından önce müezzinin komutunda Muhammed için salata diye komut verilerek Muhammed ve şefaati için namaz kılınıyor. Evet. Muhammed için salata Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed gibi sallu ala resulina Muhammed denerek elçimiz Muhammed'e salat edin denerek namaza kalkılıyor. Sünnet namazına. Ve üstelik bu facia bir hata. Bir de bunun yanında diyorlar ki, "Sünnet namazını kılmayan veya inkar edene Muhammed Aleyhisselam'ın şefaati haram deniyor. Bundan daha büyük bir şirk olabilir mi? Evet. O kadar uyduruyorlar, uyduruyorlar ki uydurmada birbirleriyle yarışıyorlar. Bu da her mezhebin kıldığı namazda farklılıklar oluşturuyor. Herkes bir şeyler uydurduğu zaman, her kafadan ayrı bir ses çıktığı zaman ne oluyor? Ortaya birçok çelişki, birçok tutarsızlık çıkıyor. Her mezhebin namazında birçok farklılık ortaya çıkıyor. Kimisi ayaktayken ellerini bağlıyor, kimisi ellerini salıyor. Evet. Kimisi bağlıyor, kimisi salıyor. Kimisi Fatiha okumak farz, kimisi sünnet diyor. Kimisi Fatiha'dan önce besmele farz, kimisi bidat diyen bile var. Kimisi her tekbirde iki elini arkaya doğru kaldırıyor. Kimisi kaldırmıyor. Kimisi alnını yere koyduğunda iki ayak yerden kesilirse namaz bozulur diyor. Kimisi bozulmaz diyor. Kimisi namaz beş vakit kimisi üç vakit diyor. Kimisi namaz cem olur yani birleştirilerek kılınabilir. Kimisi cem olmaz diyor. Birçok birbirini tutmayan, tutarsız çelişkilerle dolu bir durum söz konusu. Tabii bu örnekler çoğaltılabilir. Ve işin ilginç tarafı şu. Bu grupların hepsi de namazı Muhammed Aleyhisselam gibi kıldığını söylüyor. Şeklen onun kıldığı gibi kıldıklarını söylüyorlar. Tabii bir de namazın sonunda sayı boncuğu diyorum ben ona. Onlar tesbih diyorlar. Bir de bu başlıyor. Yani Allah'ın yarattığı fıtrata, onun belirlediği yörüngede hareket etmeye ya bu anlamı içeren tespih ne yapılıyor? Sayı boncuğuna bağlanıyor. 33 kez sübhanallah. Allah bütün noksanlıklardan beridir deniyor. Ancak kitabı noksan görünüyor. Örneğin her işini kusursuz yapmak elhamdülillah Allah'a aittir deniyor. Fakat ne oluyor? Allah'ın dışında nebi, veli, sahabe, Allah dostu diye birtakım gaz, imam, molla gibi isimlendirmelerle birçok varlık övülüyor. Allahu ekber deniyor ki dedim ya Kur'an'da Allahu ekber ifadesi geçmez. Ve ekber ifadesinin Kur'an'da geçtiği ayetlere bakarsanız hep kıyas ifade ettiğini görürsünüz. Dolayısıyla Kur'an'da geçmeyen bir şeyi ne yapıyorlar? Dinin içerisine koyuyorlar. Allah için kullanıyorlar. Benim için sorunludur. Kimileri için sorumlu değil ama benim için sorunludur. Kur'an'da geçmeyen bir şeyi ben Allah'a nispet etmem.
Devam edelim. Şimdi uydurulan bir ritüel namaz. Bir de ne yaptılar? Bu ritüel namazı uyduranlar ne yaptılar? Sağlamlaştırmak için de yalanlar uydurdular. Sağlamlaştırmak için de yalanlar uydurdular. Ne gibi mesela? Namaz dinin direğidir dediler. Bir ritüel, bir dua ritüeli. Dinin direği olamaz. Olsa olsa salat dinin direği olur. Namaz kılmayan öldürülmelidir dediler. Özellikle sünnilikte sanırım Hanefi mezhebi dışında diğer mezhepler namaz kılmayan öldürülmelidir demektedir. Oysa namaz az önce de dediğim gibi bir dua eylemidir. Bireysel bir ibadettir ve kişinin kendisini bağlar. Bir insan bir dua retiğini yapmadı diye öldürülemez. Ne diyorlar? Namazı sağlamlaştırmak için beş vakit namaz o günün günahlarını siler. Abdest alırken suyla birlikte günahlar tel dökülür dediler. Böyle bir inanç var. Oysa Kur'an'a baktığımızda Allah'ın günahların affetmesini şartlara bağladığını görüyoruz. İşlediğin günah için bağışlanma dileyeceksin. Sonra bir daha yapmamak üzere Allah'a itaate yöneleceksin ve iyi işler yapacaksın. Kur'an bunu söyler. Bağışlanmanın şartları olarak Bakara 160, Taha 82, Furkan 70 71, Zümer 53, 54 55 bu ayetlere bakarsak görürüz. Yani namaz kılmak günahları falan silmez. Özellikle bu yalan yüzünden ritüel namaz ümmetin başına bela olmuştur. Namazla arınacağına inanan, sözüm ona Müslümanlarda ahlak, adalet, merhamet, salih amel neredeyse yok durumdadır. Aksine aşırılıklar, çirkinlikler, zulüm, adaletsizlik, hakkaniyetsizlik ziyadesiyle mevcut. Bunun en büyük sebeplerinden biri de nedir? Ritüel namazdır. Çünkü insanlar namazla arınacağını ve namazla cennete gideceğine inandığı için ne yapıyor? Az önce saydığım dinimizin olmazsa olmaz ilkelerini çiğniyor, görmezden geliyor.
Benzer yalanlar cuma namazı geleneğin uydurduğu cuma salatı değil de cuma namazı için de benzer yalanlar uydurulmuş. Cumaya gelenin o haftaki günahları affolur veya üç kez cumaya gelmeyenin kalbi mühürlenir veya nikahı düşer gibi yalanlar. Emevi yalanları özellikle böyle bir şey yok. Bir de cuman içeriğine bakın. Cuma namazının, geleneğin kıldığı cuma namazının içeriğine bakın. 4 sünnet, iki farz, yetmedi vaktin sünneti, vaktin son sünneti ve zühri ahir namazı. Oysa Rabbimiz Cuma suresi 10. ayette salatı yerine getirdikten hemen sonra yeryüzüne dağılın der. Fakat gelenek ne yapmış? Bekleyin diyerek uydurdukça namaz uydurmuş. Hutbe verilirken dinlemek farz, ses çıkarmak mekruhtur der. Gelenek bu şu anlama gelir. Siz ne anlatılıyorsa itiraz etmeden dinleyeceksiniz. Bu yalanı uyduranların eliyle ne olmuştur? Camiler gücü elinde bulunduranların propaganda mekanları haline gelmiştir. Çünkü Emeviler ne yapmışlardır? Bu mekanlarda kendi ideolojilerinin, inançlarının propagandalarını yapmışlardır. Ve cemaate de ne denmiş? Ses çıkarmadan dinleyeceksin denmiş. Evet. Böyle bir sıkıntı. Bu iddiayı ortaya atan geleneğin bir çelişkisi de nedir? Cuma hakkında cuman kadına farz olmaması çelişkisidir. Ki Cuma suresi 9. Şu ayete bakarsanız cuma emrinin, cuma salatı emrinin kadın erkek ayırmadığını görürsünüz. Bu da bir diğer çelişkidir. Hutbe dinlemek farzdır, ses çıkarmak mekruhtur." diyen otoritenin başka bir kaynağında ise kadınların da cumaya gittiği ve hatta bir seferinde müminlerin emiri olan Ömer'in kadınlara mehir konusunda fazla cömert olunmaması konusundaki söylemine bir kadının itiraz ettiği, Ömer'in de kadını haklı bulduğu Sünni kaynaklarda yazıyor. Yani bu kaynaklara göre kadınlar da cumaya gitmiş. Üstelik de bir kadın Ömer'in hutbesine susmamış, itiraz etmiş. Hangisi doğru? Şimdi kadınların cumaya gitmemesi, kadınlara farz olmaması veya hutbenin dinlenmesi, ses çıkarmadan dinlenmesi, ses çıkarmadan dinlemenin farz olmasını iddia ediyor gelenek. Aynı geleneğin kaynaklarında da az önce anlattığım kadınla Ömer arasındaki geçen diyalog da aynı kaynaklarda anlatılıyor. Şimdi hangisi doğru?
Cuma namazı için uydurulan namaz icatları günlük ritüel namaza da ziyadesiyle yapılmıştır. Önce farz namaz dediler. Sonra vacip dediler. Sünnet dediler. Nafile namaz dediler. Sonra da bu nafile namazları, teravih namazı, teheccüt namazı, evvabin namazı, kuşluk namazı, hacet namazı, tövbe namazı, istihare namazı, yolculuk namazı, tahiyat mescit namazı vesaire birçok namaz uydurdular. Oysa Kur'an'a baktığımız zaman bir şey ya farzdır ya da nafiledir. İnsanlar bol bol ibadet etsin. Ritüellerle uğraşsın. Bunlarla cennete gideceğini zannetsin. Sosyal hayata karışmasın. Başları hep aşağıda olsun. Uyanmasınlar. Diye uydurdukça uydurmuşlar. Hatta iş o kadar ileriye götürülmüş ki olmayan aslında olmayan uydurulan peygamber şefaati de az önce de söyledim sünnet namazını kılmaya bağlanmış. Medine'de Medine olan makam-ı Mahmut şefaat makamı diye tahrif edilerek ezan duası olarak uydurulmuş. Onun içine konmuş. Her ezandan sonra okunmaktadır. Makam-ı mahmuda ulaşması Muhammed Aleyhisselam'ın kendi vizyonunu, hedefini gerçekleştirmeyile alakalıdır. Bizimle alakalı değildir.
Şimdi geleneğin uydurduğu bir yalan daha var. Çok var da şimdi bir tanesine daha geleceğiz. Hani dersin başında demiştik ya namaz cennetin anahtarıdır diyorlar. Namaz kılarsan cennete, kılmazsan cehenneme diyorlar. Namaz borcun olursa cehennemde ateşlerin üstünde kılarsın diyorlar. Yani hesap günü ilk namazdan sorulacakmışız. Namaz borcu olmayanların günahları affedilecekmiş gibi. Tabii bunların hiçbir gerçekliği yoktur. Şimdi ben size iki tane ayet göstereceğim. İki tane ayet. Bakara suresi 62. ayetle. Maide suresi 69. ayet. Bakın. Innellezine amenu. İnanıp güvenenler vellezine hadu. Yahudileşenler ve nesara nasara olanlar Hristiyanlar ve sabiine sainler. Bunlardan men amene billahi vel yevmil ahiri. Bunlardan Allah'a ve ahiret gününe inanıp güvenen ve amile salihen ve salih amel, düzeltici amel işleyen onlar var ya onlar ecruh rabbihim onların karşılıkları rableri katındadır. Onlara korku ve üzüntü yoktur. Evet. Bir de ne var? Maide suresi 69. ayet var. Maide 69. Bakara suresi 62. ayetin neredeyse aynısı. Bakın. Innellezine amenu vellezine hadu inanıp güvenenler ve yahudileşenler ve sabinler ve nesaralar işte bunlardan kim Allah'a ve ahiret gününe inandı ve salih amel işledi, düzeltici işler yaptı. Sen onlar onlara korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler. Evet. Şimdi düşünün bu ayetleri okuyup düşünün. Bu ayetlere göre iman edenlerden, Yahudilerden, Hristiyanlardan, Sabiinden kim Allah'a ve ahiret gününe inanıp salih amel işlerse onun ödülü rabbi katındadır. Ona korku ve üzüntü yoktur. Bakara 62, Maida 69. Yani bu iki ayete göre Yahudilerden de, Hristiyanlardan da, sabilerden de cennete gidecek olanlar olacaktır. Şart nedir? Şart Allah'a ve ahiret gününe inanmak ve düzeltici işler yapmak. Bu topluluklar içerisinde namaz kılanlar olmakla birlikte Sünni ve Şiilerin belli bir kalıba sokup böyle kılarsanız kabul olur, kılmazsanız kabul olmaz dediği namaz gibi değildir. Namaz onların dediği kadar önemliyse yani Sünnilerin ve Şiilerin dediği kadar önemliyse ve namaz onların kalıba soktuğu şekildeyse onların yüklediği anlam gibiyse bu yukarıda sayılan topluluklar nasıl cennete gidecek? Allah mı yalan söylüyor haşa yoksa onlar mı yalan söylüyor? Elbette ki cevabı basit. Onlar namazı yani duayı belli bir kalıba, belli bir şekle, belli bir vakte, belli bir sayıya soktular. Böyle kılarsan cennet, kılmazsan cehennem dediler. Allah'ın böyle bir emri yok. Eğer geleneğin anlattığı gibi bir namaz varsa ve geleneğin tanımladığı gibi olmazsa olmaz bir ibadetse hesap günü ilk namazdan sorulacaksak namazımız yoksa namazımız yoksa cennete gidemeyeceksek yukarıda sayılan Yahudi, Hristiyan ve sabiler nasıl cennete gidecek? Çünkü onların geleneğin kıldığı namazı kılmadığı çok açık. Yani gelenek ne yapmış? Namaz diye bir ritüel icat etmiş. Belli kalıplara, belli şekillere, belli vakitlere sokmuş. Üzerine de betonu dökmüş ve budur demiş. Olmazsa olmaz böyle yaparsan kabuldür. Böyle yapmazsan kabul değildir. Böyle yaparsan cennete, böyle yapmazsan cehenneme gidersin demiş.
Tabii yalanlar bununla da bitmiyor. Çelişkiler bununla da bitmiyor. Devam edelim. Salat'a namaz diyenler. Örneğin Nisa suresi 43. ayet ne diyor? Ne dediğinizi bilmeden, ne dediğinizi bilene kadar salata yaklaşmayın diyor değil mi? Ne dediğinizi bilene kadar. Öyleyse salatta önemli olan nedir? Bilinçtir. Bilinç. E gelenek salata namaz dedi. Tamam bir an kabul edelim. Ama diyor ki bu ayette, "Ne dediğinizi bilene kadar salata yaklaşmayın. Ama bugün baktığınız zaman kendi uydurdukları yalanlara kendilerinin uymadığını göreceksiniz. Bugün insanlar ne dediğini bilmeden namaz kılıyor. Hadi salata namaz dediniz ama Allah salata yaklaşmayın. Ne dediğinizi bilene kadar diyor. Siz neden ne dediğini bilmeden namaz kılıyorsunuz. Evet. Kaldı ki ben şu detayı da düşmek istiyorum. Bugün özellikle ehl sünnetin dört mezhebine göre de herkes kendi dilinde dua edebilir namazda. Evet. Dört mezhepte de bu kural vardır. Herkes namazda kendi dilinde dua edebilir kuralı vardır. Ama bunu uygulamıyorlar. Gizliyorlar. Özellikle Hanefilikte kesim vardır ki Ebu Hanife'ye isnat edilen böyle bir fetva yorum vardır. Ebu Hanife'ye isnat edilen ki herkes namaz herkes kendi dilinde kılmalıdır dediği rivayet edilir Ebu Hanife'nin. Yani deyip dememesi benim için çok önemli değil. Ben çünkü benim için Kur'an yeterli. Ben bunu söylemekteki kastım şu: Geleneğin kendi içerisindeki çelişkiyi ben ortaya koyuyorum. Yoksa benim için salat konusu Kur'an'da net olarak bellidir. Fakat herkes kendi dilinde dua edebilir. Böylece namazını kılabilir. Yorumu, fetvası mı dersiniz? Yorumu mu dersiniz? Ne dersiniz? Bu olduğu halde ne yapıyorlar? İnsanlara ne dediğini bilmeden namaz kıldırıyorlar. Kendi uydurdukları tahriflere, tahrife de uymuyorlar. Nisa 43'ü ne yapıyorlar? İhlal ediyorlar. Ne dediğini bilmeden ayetler, sureler okuyorlar. Yani Allah rabbin fil ashabına nasıl yaptı? Dikkat etmedin mi diyor. Bunlar Allah'a geri söylüyorlar. Rabbim fil ashabına nasıl yaptı? Dikkat etmedin mi diyorlar. Allah'a geri söylüyorlar bunu. Allah sana söylüyor onu. Sen Allah'a onu niye geri söylüyorsun? Allah'ın uygulaman için gönderdiği ayetleri Allah'a geri niye okuyorsun? Öyle değil mi? Ne dediğini bilmeden eğiliyorsun, kalkıyorsun. Ayet okuyorsun, dua okuyorsun, tesbih çekiyorsun ama ne dediğini bilmiyorsun. Oysa Nisa 43. Ne dediğini bilene kadar salata yaklaşmayın diyor. Siz salata namaz diyorsunuz ama bu ayeti ihlal ediyorsunuz. Tıpkı Secde İnşikak suresi 20 21 22 ayete göre her Kur'an okunduğunda yapılması gereken bir şeyken sizin namazı alnınızı yere koymaya secde demeniz, her Kur'an okunduğunda alnınızı yere koymamanız. Bunlar da birer çelişki.
Benzer çelişkiler namazı bozan şeylerde de devam ediyor. Abdestin alınma şekli, abdesti bozan şeyler. Bir grup kan abdesti bozar derken diğeri bozmaz diyor. Biri kusmak, gaz çıkarmak bozar derken diğeri bozmaz diyor. Yani namazı bozan şeylerde mezhepler arasında farklılıklar var. Abdesti bozan şeylerde mezhepler arasında farklılıklar var. Bir böyle düşündüğünüz zaman diyelim ki Şafii'nin bir tane bir Şafi eli kanadı diye namazını kıldı diyelim. Hanefi'ye göre Şafii'nin kıldığı namaz kabul değil ama sorsanız hepsi hakmetse. Anlatabiliyor muyum? Yani çelişkiler benzer durum gusül abdesti dedikleri abdeste de var. Biri guslün farzı 1 diyor. Bir diğeri 3 diyor. Bir diğeri 5 diyor. Bir diğeri 7 diyor. Hatta öyle diyorlar ki nokta kadar yer kuru kalmayacak. Burnuna su çekerken burnun acıyacak. Ne yaptılar? İnsanları paranoyak yaptılar. Onlara şunu sormak lazım. Salat namaz ise salatı ikame etmek, namazı dost doğru kılmak ise Allah salatı ikame edin derken namazı dost doğru kılın diyorsa ve size göre Maide 6. ayet abdest ayeti ise çünkü bize şunu soruyorlar ya madem salat namaz değil Maide altı ne için var? Maide 6. Abdest ayeti diyorlar ya. Niçin var diyorlar. Abdest ayeti niçin var? Öncelikle ben Maide 6. ayeti abdest ayeti demiyorum. Abdest kelimesi geçmez orada. Abdest kelimesi de farzça. Maide 6. ayet bedensel ve zihinsel olarak temizlenmektir ki daha sonra detaylı şekilde bunu izah edeceğiz. Geleneğin tanımı üzerinden gidelim. Geleneğin çelişkisini ortaya koyalım. Salat'a namaz dedin. Maide 6'ya abdest dedin. Salat'ı ikame Allah
Salatı ikame edin derken namazı dost doğru kılın diyor dedin. O zaman şöyle bir şey çıkıyor ortaya. Maide suresi 6. ayet. Kur'an'ın en son inen ayetlerinden. Eğer namaz diye bir ritüel varsa ve abdestle namazın olmazsa olmazıysa ve namazı dost doğru kılın diyorsa Allah bu Maide suresine kadar yani Kur'an'ın en son inen ayetleri olduğuna göre yaklaşık 20 yıla yakın Muhammed Aleyhisselam'ı arkadaşları ne yapmış oluyor? Abdestsiz ve cünüp namaz kılmış oluyor. Ve namazı dost doğru kılın diyen Allah namazın olmazsa olmaz detayı olan abdesti unutmuş oluyor. Bu ne yaman çelişkidir?
Evet. Yani namazı dost doğru kılın diyecek Allah. Ama abdest ayetini namazın olmazsa olmazı olan abdesti en başta olması gereken şartı olan abdesti 20 yıl sonra emredecek. O zaman ne olmuş oluyor? Muhammed Aleyhisselam arkadaşları abdestsiz ve cünüp namaz kılmış oluyor. Öyle değil mi? Evet. Böyle bir çelişki ortaya çıkıyor. Evet. Tabii biz bu çelişkileri daha da çoğaltabiliriz. Daha da çoğaltabiliriz. Yani süreme bakıyorum. Evet, sürem 1 saat 20 dakika. Biraz daha devam edeyim. Ondan sonra da bitireyim. Evet.
Salatı namaza dönüştürüp içini boşaltanlar ne yaptılar? Mescidi de camiye dönüştürüp mescidin içini boşalttılar. Öncelikle cami Kur'an'ın hiçbir yerinde geçmez. Bir kurum olarak cami Kur'an'ın hiçbir yerinde geçmez. Ne geçer? Mescit geçer. Mescit ise içinde birtakım ritüellerin yapıldığı mekanlar olarak geçmez. Kur'an'da daha çok eğitim öğretimin yapıldığı mekanlar olarak geçer ki zaten köküne indiğiniz zaman böyle tanımlanmaktadır. İbrahim'in inşa ettiği mescit bir ayin mekanı değildi. İbrahimleşmenin gerçekleştirildiği bir mekandı. Evet. Bir dua ritüelinin gerçekleştirildiği bir mekan değildi İbrahim'in mescidi. İbrahimleşmenin gerçekleştirildiği bir mekandı.
Örneğin İsra suresi 1. Muhammed Aleyhisselam'ın Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya gece yürütülmesi. Mescid-i Aksa bugün Kudüs'teki Mescid-i Aksa değil. Önce onu belirtelim. Onu zaten biliyoruz. Mescid-i Aksa Muhammed Aleyhisselam'ın vefatından 70-80 yıl sonra yapılan bir yapı. İsra suresi 1. ayetteki Mescid-i Aksa ifadesi uzaktaki mescit demektir. Evet. Uzaktaki mescit. Evet. Ve Mekke'nin dış kenarındaki bir mescit bu. Bu ayetten Mekke bölgesinde bir Mescid-i Haram'ın bir de Mescid-i Aksa'nın olduğunu görüyoruz. Yani en az iki tane mescit var. Daha Muhammed Aleyhisselam nebi olmamış. Ondan önce Araf suresi 29 ve 31. ayetlere bakarsanız, Cin suresi 18. ayetlere bakarsanız ki orada mescit çoğul olarak da geçer. Çoğul mescitler olarak geçer. Demek ki Arapçada çoğul en az üç'tür. 3 ve üçten fazla mescit var Muhammed Aleyhisselam zamanında daha yeni nebi olmadan önce ve nebi olduğu ilk zamanlar. Bu ayetlerden anlayabiliyoruz. Eğer bu mescitler namaz kılma mekanları idiyseler o zaman Mekke'li müşrikler de namaz kılıyordu. Olur. Mekke'li müşrikler namaz kılıyor muydu? Hayır, elbette ki kılmıyordu. Geleneğin iddiasına göre de kılmıyordu. Bugün gerçekler yavaş yavaş günyüzüne çıkıyor. Ben bundan 35 yıl, 40 yıl önce din eğitimi alırken bana Mekke müşriklerini Allah'a inanmayan, kendi yaptıkları putlara tapanlar olarak anlatıldı. Yani Mekke müşriklerin Allah'ın varlığına dair bir inançları yoktu. Bana bana müşrik böyle öğretmişlerdi. Evet. Ben müşriki Kur'an'la tanışmadan önce ben müşriki Allah'a inanmayan, Allah'ın varlığına da inanmayan, kendi yaptığı putlara tapan bir topluluk olarak biliyordum. Bana bu geleneğin öğretisi bana bunu öğretmişti. Dolayısıyla geleneğin bu öğretisini ele aldığımız zaman Mekke'li müşriklerin namaz kılma şansı yok zaten geleneğin öğretisine göre. O zaman bu mescitler neydi? Neden siz bu mescitleri cami yapıp da dua ritüellerinin yapıldığı ayin mekanlarına dönüştürdünüz? Bunlar eğitim, öğretim ve sosyal dayanışma kurumları iken. Evet.
Mescit Allah'a ve onun ayetlerinin öğrenildiği ve secde edildiği, boyun eğildiği yerlerdir. Matematik, fizik, kimya, biyoloji de Allah'ın ayetleridir. Bunların öğretildiği yerler de mescitlerdir. Evet. Dolayısıyla Allah'ın ayetlerin öğretildiği her mekan mescittir. Yani mescit eğitim öğretimle alakalıdır. Evet, eğitim öğretimle alakalıdır mescit. Ama eğitim öğretim bu zihniyetin işine gelmez. O yüzden ne yapması gerekiyordu? Mescit kavramının içini boşaltması gerekiyordu ve boşalttılar. Salat işine gelmeli içini boşalttılar. Mescit işine gelmeli içini boşalttılar.
Secdenin ne anlama geldiğini daha önce de izah etmiştik. İnşikak 20, 21, 22. ayetler bize tanımlıyor. Ne diyor? Eee, onlara ne oluyor ki inanıp güvenmiyorlar? Evet. Evet. Onlara ne oluyor ki inanıp güvenmiyorlar? Ayet ekrana yansıtayım. Secdenin tanımını buradan görebilirsiniz. Secdenin ne olduğunu bakın. Femalehum. Onlara ne oluyor? La yunun. Onlar inanıp güvenmiyorlar. Onlara ne oluyor? Bakın Kuran onlara Kur'an okunduğunda la yescüdun secde etmiyorlar. Yani bu ayete göre her Kur'an okunduğunda secde etmek gerekiyor. Her Kur'an okunduğunda secde etmek gerekir. Ben size bir tane ayet okudum. Secde etmeniz lazım mesela. Ve bir sonraki ayet bunun zıttını söylüyor. Bel bilakis ellezine keferu o gerçeklerin üstünü örtenler var ya yükzibune yalana sarılıyorlar, yalanlıyorlar. Secde yalanlamanın zıttı olarak tanımlanıyor. İnşikak suresi 20 ve 22. ayetlerde. Dolayısıyla secde nedir? Allah'a secde Allah'ın otoritesine boyun eğmektir. Allah'a secde, Allah'ın ayetlerine boyun eğmektir. Allah'a secde dolayısıyla bir ritüelin parçası değildir. Alnını yere koymakla hiçbir ilgisi yoktur. Kur'an'da hiçbir secde kelimesi alnı yere koymak anlamına gelmez. Onlar çeneleri üstü yere kapanırlarla birlikte geçiyor. Bak secde çene annını yere koy yere koymaktır diyorlar ya. Ya siz alnınızı yere koyuyorsunuz. Çenenizin üstüne yere kapanmıyorsunuz ki. Yani çene üstü yere kapanmak ifadesinden yere kapanmayı çıkarıyorlar. Siz alnınızı yere koyuyorsunuz ve ona secde diyorsunuz. Harre ifadesini de bak harrı sücceden, harvı sücceden, secde ederek yere kapanırlar çeneleri üstü diye yalana sarılıyorsunuz. E kimse yere kapandığında çene üstü kapanmıyor. Herkes alnını koyuyor yani. Evet. Aynen Fetih suresinde var ya o yüzlerindeki secde izi ifadesinden namaz kılmayı çıkartıyorlar. Ya alnında secde izi demiyor ki. Yüzünde secde izi diyor. Namaz kılanın yüzünde bir iz olmaz ki. Yani oradaki secde, yüzündeki secde izi ifadesi bir duruşu ifade eder. Bir duruşu. Evet. Bir mümin gibi bir duruş vardır. Nedir mesela? Müminlere karşı merhametli, kafirlere karşı tavizsiz. Mesela Maide suresi 54 olması lazım. Yani bir duruş ifade ediyor. O yüzündeki ifade bir duruş ifadesidir. Yüzündeki iz bir duruş ifadesidir. Yani yoksa anında secde izi de demiyor ayette. Fetih 29 olması lazım. Bunu da böyle yamultuyorlar. Evet.
İnşikak suresi 20, 21, 22. ayetlerden de açıkça görüldüğü üzere secde ayetler okunduğunda veya okuduğumuzda inanıp güvenmek ve yalana sarılmamaktır. Boyun eğmektir. Secde bir ritüelin parçası değildir. Bir ritüel de değildir. Secde başlı başına tek başına bir eylemdir. Secdenin bir vakti de yoktur. Her Kur'an okunduğunda secde edilmelidir. Secdeyi bir ritüelin parçası sayarak yere kapanmak olarak yorulmayanların her Kur'an okunduğunda yere kapanmamaları kapanmamaları ise kendi içlerinde bir çelişkidir. Zira onlar namazlarda ve Kur'an'da secde kelimesinin geçtiği ayetleri okuduklarında yere kapanıyorlar. Yani gelenek hem kavramı tahrif ediyor hem de kendi yaptığı tahrife, kavrama kendi yüklediği anlama da uymuyor. Secde yere kapanmaksa neden her Kur'an okunduğunda yere kapanmıyorsunuz sorusunun cevabını verene ben henüz rastlamadım. Tabii biz secde konusunu daha detaylı olarak ele alacağız. Secde Allah'ın ayetlerini öğrenip boyun eğmek demektir.
Salatı tahrif edenler, salatı namaz yapanlar mescidi de tahrif ettiler ve insanların ne dediğini bilmeden eğilip kalktığı mekanlar haline getirdiler. Yani mescitler insanların bilinçlendirildiği mekanlar iken insanlar bilinç bilinçsizleştirildiler. Bilinçleri ellerinden alındı. Bu tıpkı şeye benziyor. Musalla. Musalla nedir? Salat edilen yer. İnsanların değilti, öğretildiği, ayağa kaldırıldığı, cehaletin yoksulluğun ortadan kaldırıldığı mekanlar iken bugün ölülerin yatırıldığı mekanlara isim veriliyor. Musalla diye. Evet. Mescitlerde de aynı insanların Allah'ın ayetlerini öğrendiği, bilinçlendiği mekanları ne yaptılar? Cami yaparak içini boşalttılar ve ayin mekanlarına dönüştürdüler. Ritüel mekanlarına dönüştürdüler ve pasifize ettiler. Salatın üstünü beş vakit ritüel namazla örtenler mescidi de cami yapıp dini de tabiri caizse mabetlere hapsettiler. Sosyal hayata hükmeden dini ne yaptılar? Ritüelleştirdiler. Ayin dinine dönüştürdüler. İslam'da ritüel yoktur. Onu belirteyim. İslamda ritüel yoktur. Sosyal hayatta vahiy, vahyin fonksiyonu yok. Vahyin sesi mezarlıklardan çıkıyor. İnsanlar da kurtuluşu ya uydurulmuş ritüellere ya da belli bir gruba uymaya veya şefaat aldatmacasına bağlıyor. Ruhbanlar sosyal hayatı diledikleri gibi şekillendiriyorlar. Vahiy yerine uydurdukları yalanları sosyal hayata monte ediyorlar. Hayat kitabı Kur'an'ın sesi mezarlıklardan çıkıyor. Ölüler kitabına dönüştürdüler Kur'an'ı. Ruh olan Kur'an insanlara can vermiyor. İnsanları diriltmiyor. Mesajı değil, alfabesi ve uyuşturan namesi değer görüyor. Oysa alfabesinin bir değeri yoktur. Asıl olan mesajdır. Mesajın üstü örtülüyor. Anlamadan okuyacaksınız. Ölülere göndereceksiniz. Evet.
Mescitleri cami yaptılar. Allah'ın adının yanına Muhammed'in arkadaşlarının adlarını yazdılar. Eğitim, öğretim, toplumsal dayanışma gibi faaliyetlerin gösterildiği, gerçekleştirildiği bu kurumları kurumlarda ne yapılıyor? Yalan, hurafe ve dedikodular din diye anlatılıyor. Din Allah'a halis kılınmıyor. Araf suresi 29. Orada dururken insanların maddi manevi olarak sömürüldüğü belhasılı Allah'a rağmen Allah'a şirk koşulan mekanlar haline geldiğini görüyoruz. Bugün camilerin nur olan yani insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan vahiy insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaramıyor. Çünkü insanların Allah'ın ayetlerinden haberleri yok. Adına hadis denilen rivayetler Türkçe, Allah'ın ayetleri Arapça okunuyor. Salat yok. Vahiyle bağ kurmak yok. Vahyin sorumluluğu altına girmek, vahyin misyonu doğrultusunda hareket etmek yok. Vahiy eğitim öğretimi yok. Onlar Kur'an kursu adı altında, medrese adı altında, ilahiyat fakülteleri adı altında kendi eğitim öğretim kurumlarını oluşturuyorlar ve Kur'an'ın alfabesini öğretiyorlar, ezberletiyorlar. Fakat Kur'an'ın mesajı öğretilmiyor. Camiye dönüştürülen mescitler Allah'a rağmen Allah'a şirk koşulan mekanlar haline gelmiş. İnsanlar rivayetlere secde ediyor. Bir kitaba bundan daha büyük başka nasıl ihanet edebilirsiniz? Maalesef Kur'an da kendisine bu ihaneti yapanları da ne yapmıştır? Cezalandırmıştır. Kur'an'ın sahibi ve bunu yapanları dünya aleme rezil etmiştir. Müslüman halklar bugün helakin tam ortasında içerisindedir. Müslümanlar Kur'an'dan başka her şeye teslim olmuş durumda. Kaynak bir olmayınca ümmet paramparça olmuş durumda. Ehl-i sünnet hak, Şia hak, Selefi hak, Vehhabi hak. Peki ya Kur'an? Allah bize Kur'an'ı niye gönderdi? Çünkü neden Kur'an'ı pasifize ediyorlar? Kur'an bu az önce saydıklarının hepsine batıl diyor ve tek hakikatin kendisi olduğunu söylüyor. Bu yüzden yalanları deşifre olmasın diye Kur'an'ı ne yaptılar? Örttüler. Tek hakikat Kur'an. Fakat Kur'an'ı kılavuz eden kim? Aksine tek hakikat Kur'an'dır diyenler tekfir ediliyor. Kur'an Müslümanlığı sapıklıktır deniyor, fitnedir deniyor. Dinsizliktir deniyor. Onlara şu soruyu sormak lazım. Nebi Muhammed neyin Müslümanıydı? Nebi Muhammed dini nereden öğrendi? Neye göre yaşadı? Neye teslim oldu? Aslında onlar vahyin insanlara yol göstermesine müsaade etmiyorlar. Çünkü insanlar vahyi öğrendikleri zaman bu din satan din tüccarı, din simsarları işsiz kalacaklarını biliyorlar. Kur'an bunlara şeytan diyor. Şeytanların çıkardığı bu gürültü ne yazık ki vahyin sesini örtüyor. Öyleyse bize düşen nedir? Kur'an'ın sesini daha gür çıkarmaktır. Bu şeytanların oyununu bozmaktır. Hakikati, vahyi batılın tepesine çarpmaktır. Çünkü hakikatin olduğu yerde batıl barınamaz. Yok olup gider. Öyleyse hakikati daha gür bir şekilde haykırmalıyız. Musa'nın asası vahiydi ve o Musa'nın asası kendisine tutunacak. Musalar, Harunlar, İbrahimler, Muhammedler arıyor ve istiyor. Hakikati her daim haykıranlara, insanları Allah'ın kitabına çağıranlara ve Kur'an'ın öğrettiği gerçek salatı ikame edenlere selam olsun diyorum. Evet, bugünlük de bu kadar. Haftaya kaldığımız yerden devam edeceğiz Allah'ın izniyle. Bu dersimizde önümüze namazı dayatan ekolün, ekollerin demek daha doğru olur. Önümüze namaz diye dayattığı bu ritüelin ve ona yüklediği anlamın, onun üzerine inşa ettiği öğretinin, külliyatın çelişkilerini ortaya koyduk. Yani bu kadar tutarsızlığı, bu kadar çelişkisi olan bir öğretinin gerçek olması, doğru olması mümkün değildir. Bu şuna benzer ki dersin başında da dedim, zemini çürük, temeli çürük, kullandığı malzemeleri çürük. Ama diyorsunuz ki namaz dinin direği, sağlam diyorsunuz. Sağlam hiçbir tarafı yok ki. Evet. Geleneğin önümüze koyduğu namaz ritüelinin çelişkilerini ortaya koyduk. Ve bu kadar çeşitlisi olan bir ritüelin gerçek olamayacağını, Allah'ın böyle bir emrinin olamayacağını anlatmaya çalıştık. Önümüzdeki derste tekrar buluşmak üzere diyorum. Hepinizi kendisinden başka ilah olmayan Allah'a emanet ediyorum. Hoşça kalın.