Transcription
Selamlar. Herkese iyi günler. Yine Arap alimin yazısından devam edeceğiz ve biz de sözlerimizi katmış olacağız. Ayetler üzerinden de açıklama yapmış olacağız. Ayet ayet, "salat" zaten ayrı anlamlara geliyor. Ayrı doğrultuda olması gerekiyor. Üç beş anlam yükleyebiliyoruz "salat" kelimesine. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun.
Eûzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.
İkinci argüman ise geleneksel namaz rastgele. Husus birinci argümanda belirttiğimiz gibi namazın kılınışı, rekat sayısı ve benzeri şeyleri destekleyen hiçbir delilin bulunmamasıdır. Yani yatsı namazın 4 rekat, akşamın 3 rekat olduğunu veya gelenek dışında beş vakit namaz kılındığına dair Kur'an'da hiçbir delil yoktur.
Halbuki bir Müslüman, bir mümin dini olarak, dini olarak, imani olarak, İslami olarak yapmış olduğu her şeyi Kur'an'a dayandırmak zorundadır. Çünkü din olarak Kur'an'dan başka hiçbir kaynak olamaz. Kur'an'dan başka kaynak yoktur. Yani biz, Kur'an'dan başka bir kaynak olursa o zaman şirk olur.
Evet hocam. Yani biz, Allah bize vurgu yapıyor, hak bu kitaptır, ihtilafları gideren bu kitaptır, bundan sorgulayacağım sizi diye bir sürü uyarı yapıyor. Ben şimdi Kur'an'da olmayan bir şeyi yapmakla mükellef değilim.
Tabii. Şimdi "El hak rabbik" der Yüce Allah. "Hak rabbinden gelendir." Bunun arka plandaki manası, rabden gelmeyen hak olamaz. Kur'an'dan başka hak yoktur. Mesela bir ayette Yüce Allah der ki, Yunus Suresi 108. ayette, "Ey insanlar, y suresinde olacak, Ey insanlar, dikkat edin, dikkat edin, hak rabbinizden gelendir. Rabbinizden gelmeyen hak değildir."
Geleneksel namazı sadece miras olarak, nesilden nesile, atalarından geldiği için kılan kişi gerçekten taklitçi.
İkinci konu ise bu sayıların anlamsız ve keyfi olmasıdır. Kur'an'da rekatların sayısıyla alakalı hiçbir şey yok ki. Rekat sayısı hiçbir anlamı olmayan, keyfi ve uydurma bir sayıdır. Aynı şekilde günlük namazların sayısı da hiçbir anlamı olmayan uydurma bir sayıdır. Mesela bu sayıları farklı olsaydı, mesela bu namaz sayıları farklı olsaydı veya namaz şeklinin ifası farklı olsaydı, hiç fark etmez. Çünkü ne olursa olsun Kur'an'dan uzaklaştırılan ümmi halk yine bunu bilinçsizce yapardı.
Halbuki dinde esas olan, hocam, dinde esas olan Yüce Allah buyurur ki, daha önce dile getirmiştik, "Sizden Allah'a ulaşacak takvadan, yani bilinçten başka hiçbir şey olamaz." Her şeyi Allah tarafından Kur'an'a baktığımız zaman her şey bilinç için emredilmiş, insanı bilinçli yapacak. Mesela "Oruç size yazıldı, yani yasalaştırdı Allah tarafından sizden öncekilere yasalaştığı gibi takvaya ulaşınız, bilince ulaşınız diye." Eğer bir ibadette bilinç yoksa, farkındalık yoksa, onu yapmanın zaten bir anlamı yoktur. Mümin, Müslüman bilinç sahibi olmak zorundadır.
Evet hocam. Bir işe de yaramıyor zaten. Takvanın kendisini de Kur'an'dan bulacağız. Mesela ayetin Bakara'nın başında bahs işte, "Kitap size takva sahipleri." Demek ki takva sahipleri kitaptan konuşacaklar, kitaba başvuracaklar, kitabın dediğini yapacaklar. Yani takva sahibi. Ben onu derdim zaten, ben oruç tutuyorum arkadaşlar. Oruç sizi takvaya ulaştırıyor mu, yoksa çirkefleşen, çirkefleşen, az kalıyorsun zaten, sinirlerin artıyor. Yani takvaya ulaşmak diye bir şey yok ki. Takvaya ulaşmak işte bilgiyle. Bilgisiz nasıl insan korunacak? Bugün para kazanmak bile bilgiye dayalı oldu zaten.
Hocam, her şey bilgiye dayalı. Mesela bir ayette Yüce Allah der ki, ben bunu söyleyeceğim, sonra Hücurat Suresi'ndeki bir ayeti söyleyeceğim. Yüce Allah buyurur ki, Mekke müşriklerine der ki, "De ki onlara, sizin yanınızda bizim çıkarabileceğimiz bir bilgi var mı? Bilgi varsa konuşalım. Bilgi yoksa konuşmanın bir anlamı yok ki."
Mesela Yüce Allah buyurur ki, Hücurat Suresi'nde, "Ey insanlar, sizi bir erkek, bir dişiden yarattık. Sizin Allah katında en değerli olanınız bilinçli olanınızdır." Allah bilinçli olanlara değer veriyor. Her yerde böyledir hocam. Bütün kurum ve kuruluşlarda da insanlar bilinçli olana, bilgili olana, güzel ahlak sahibi olana değer verir.
Vallahi evet. Yani yatsı namazı beş rekat olsaydı hiç fark etmezdi. Çünkü bu sayıyı körü körüne kabul eder ve savunurdu. Durup, eğer akşam namazı üç yerine yedi rekat olsaydı, sırf atalardan böyle geldi diye akşam namazını üç rekat kılana kafir derdik. Eğer namaz ayakta, rükusuz ve sadece secdeden ibaret olsaydı, ne olursa olsun körü körüne, körü körüne kabul ederdik ve namaz esnasında ayağa kalkan veya... herkesi tekfir ederdik. Namaz kelimenin tam anlamıyla herhangi bir biçimde olabilirdi ve rastgele bir sayı döngüsünden oluşabilirdi ve biz bunu sırf gelenek yoluyla, atalarımızdan aktarıldığı için körü körüne kabul ederdik.
Eğer biri size şunu sorarsa, "Neden böyle namaz kılıyorsun? Neden günde 5 defa? Neden günde 17 rekat?" Bu durumda ona verebilecek tek cevap şudur: "Annem, babam ve adamları bana böyle yapmayı emrettiler. Ben de aynı şekilde yapıyorum." Bu uydurma ritüel ve sayıları savunabilecek hiçbir makul ve mantıklı bir argüman yoktur. Dolayısıyla bu körü körüne bir inanç ve körü körüne bir itaatle ilgilidir.
Vakitleri ve rekat sayısı sizin iddia ettiğiniz kadar önemliyse, neden her şeyi açıklayan, her şeyi açıklayan, mesela Kur'an'da Yüce Allah buyurur, "Sana bu kitabı indirdik, her şey için bir açıklama olarak." (Hud Suresi 1 ve 2. ayetlerde) Yüce Allah, "elif lam mim. Sonra detaylandırılmış, hakim ve habir olan Allah tarafından. Neden illallah, Allah'tan başkasına muhtaç olmayasınız diye." Allah'tan başkasına muhtaç olmayasınız diye. Allah bu Kur'an'ı vekil olarak... Allah yeter. Allah kuluna yetmez mi? Allah bir din indirecek, bir din indirecek ve o dinde bizi başkalarına muhtaç bırakacak. Bu akıl karı olan bir şey değil.
Şimdi Kadir Suresi'nde de hani melekler ve beraberinde ruh iner diyor ya, vahiy yani. Meleklere biz vahiy diyoruz, ruh da bilgidir zaten. Yani vahiyler, vahiyler bilgi için inerler. Sizin her bir işiniz için, bu ibadet dediğimiz şeyler bir iş değil mi? Bunları Allah'tan öğrenmemiz gerekmiyor mu? Madem ibadet dediğimiz bu iş, yani namaz veya benzeri şeyleri biz uydurduk, Kur'an'da yer etmesi gerekmez mi? Her bir iş için Allah ayet indirmiş. Hep aydınlanınca, "fezkad" dediği, tabii aydınlanınca kadar, yani selamete kavuşup aydınlanınca kadar. Her bir iş için Allah vahiy indirdi. Lazım olsaydı bize indirir zaten. Lazım olanların hepsini indirdi zaten. Bu Kur'an yetiyor bize. Anladığımız kadarıyla zaten tüm toplumlara da Kur'an içindekileri tebliğ ettiğimiz zaman, ruhlarında yani insana ruh olarak da bilgi olarak da üflenmiş, fıtratında da var zaten. Aykırı gelmiyor zaten.
Zoraki milleti namaz. Biz çocukluğumuzda hep zoraki kıldırdık. Çocuklarımızı zoraki kıldırmaya başladık ve bize namaz kılmadık, kıldık orada ayakta durduklarını da söylüyordu. La... gidiyordum, abdest alır gibi, sonra da orada ayakta duruyordum. Bunu itiraf ettiler sonradan. Yani çocuklarımız... Yani bu zoraki bir şey olabilir mi? İnsan münafık olur zaten. Kimse gönüllü başlamıyor ki namaz kılmaya. Zaten fıtratta yoksun diyor.
Buyurun. İbrahim Aleyhisselam bile, İbrahim Aleyhisselam gibi bir nebi, bir yüce şahsiyet, bir dağ, bir zirve, büyük baba İbrahim Aleyhisselam bile Yüce Allah'a der ki, Bakara Suresi'nde, "Ve erine menasik" ve "erine menasik" bizim ibadet usullerimizi, ilkelerimizi, tevhit ilkelerimizi bize göster de. Yani bunu gösterecek olan, ortaya koyacak olan Allah'tır. Allah'tan başka kimse olamaz. Eğer Allah'tan başkası dine müdahale ederse, o zaman şirk olur.
Hocam, şuna benzer. Yani din Allah tarafından geldiği gibi organik olacak. Dedi ki, bu Avrupa ülkelerinde çok güzel, atölyelerde el işleme, elle yapılan saatler vardı. Bunlar çok pahalı, orijinal saatlerdir. Türkiye'ye bayi geldiği zaman, eğer bayi o orijinal saatlerden bir parça çıkarırsa, o saatle oynarsa, onun yerine imitasyon, orijinal olmayan bir parça koyduğu zaman, fabrika kesinlikle bunu kabul etmeyecek ve bunun bir sahtekarlık olduğunu, o amelde, o işte bir şirk olduğunu, bir yalancılık olduğunu kesinlikle kendisi de biliyor. Diyelim ki bir araba geldiği zaman, o araba parçasını kimse değiştiremez. Fabrika bunu asla kabul etmez. Bu yüzden birkaç sene garantili olarak satar. Dolayısıyla hocam, din de böyledir. Din de Allah tarafından indirildiği gibi yaşanacak. Bu yüzden Kur'an'da Yüce Allah "enzel, enzel, ünzile, enzel, ersel, nezel" yüzlerce ayette bu damgayı vurur. Allah'tan indirilen organik, orijinal olacak. Organik, orijinal olmadığı zaman türlü hastalıklara sebep olacak, yıkım olacak.
Evet, vakitleri ve rekat sayısı sizin iddia ettiğiniz kadar önemliyse, neden her şeyi açıklayan Kur'an'ın tek bir ayette, Kur'an'da tek bir ayette denilmiyor? Yani ya Kur'an eksiktir ya da bu döngü ve hareketlerin dinle hiçbir ilgisi yoktur. Yani insanlar tarafından uydurulmuştur. Kiminle oturup yemek yenilebilecek söyleyen Kur'an, namazın nasıl kılınacağını nasıl tarif etmesi... Ben şöyle düşünürdüm hocam.
Evet, ıssız evlerden nasıl faydalanacağım, ıssız evlere k... nasıl girip çıkacağımızı bahseden Kur'an, namazı iki rekat, iki ayette bahsedemez mi? Şöyle diyemez miydi? Musa'ya veya İbrahim'e veya Muhammed'in arkasına o insanlar durdular, "kıyam Allahu ekber" dediler, sonra rükü verdiler, sonra şu Kur'an'dan bir parça ayet okudular, sonra işte şunu yaptılar, bunu yaptılar. İki, iki tane ayette izah eder onu. Biliyor musun? Bir ayet namazı izah ederdi. Bir ayette de izah eder onu. Yani hiçbir ayette hep rivayetlere göre ayetleri evirdiler, çevirdiler. Bunu sadece namaz ayetlerinde bulamıyoruz. Yani namazımız, "salat" ayetlerinde değil, bir dünya ayette evirip çevirdiklerini bulabiliyoruz. Arkadaşlar, bunu zat geçen ileriki programlarda da daha fazla açığa çıkacak. Bu ayetleri nasıl takla attırdıklarını, olmayan kelimeleri ilave ettiklerini, parantezler vesaire... Bazısı parantez de koymayı yeğlememek kadar tefsir yapanlar, meal yapanlar, nasıl tezat içerisinde olan, bunları anlamadılar da. Ya biraz önce çevirdiğin kelime farklı bir mana verdin, aynı birebir kelime, biraz sonra niye farklı mana veriyorsun? Düşünmez mi insan ya? Düşünmez mi? Bunun manasına bakalım arkadaş. Burada bir şeylik var zaten. Ayette anlaşılmaz hale geliyor zaten.
Evet hocam, şu ayeti okuyacağım, önemine binaen. Yani Allah bunu bile, Allah bunu bile Kur'an'da ihmal etmemiş. Medine'de yaşayan insanlar için, yani tarihsel, bölgesel bir ayeti okuyacağım. Hatta bölgesel değil, evrensel bir ayet. Hocam, bak şimdi okuyorum, ayetin tümünü okuyacağım ki arkadaşlar anlasın ki Kur'an ne kadar tef... Hocam, ama güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. Bunlara yapamayacakları görev yüklenmez. Yapamadıkları dolayı günahkar olmazlar. Sizin için de gerek kendi evlerinizden, gerek babalarınızın evlerinden, annelerinizin evlerinden, erkek kardeşlerinizin evlerinden, kız kardeşlerinizin evlerinden, amcalarının evlerinden, halalarının evlerinden, dayılarının evlerinden, teyzelerinin evlerinden veya anahtarlarını yanınızda bulundurduğunuz yerlerden yahut dostlar evlerinden yemenizde bir sakınca yoktur. Toplu halde veya ayrı ayrı yemenizde de bir sakınca... Buraya da bir not düşeyim o zaman. Buraya da bir... şey. Buyur hocam. Biliyoruz ki toplumda bazı insanlar kadınlarla beraber bir yerde yemek yemezler. Bak ne diyor ayette. Toplu halde veya ayrı ayrı. Evin durumuna bağlı kardeşim ya. Evin müsaitliği yok. Hep beraber yemeniz gerekiyor. Misafirleriniz beraber geliniz. Ev müsait. Biri burada yiyor, erkekler, kadın şurada yiyor, yiyebilirler. Yani bugün durum budur.
Yani hocam, şöyle bir şey söyleyeyim. Bunun sebebi şu, Şii ve Sünni din adamları ta baştan beri, Allah Resulü'nden sonra Emevilerle başlayan süreçte, tabii rivayetler uyduruldu. Dinlerini, dinlerini tamamen rivayetlerin üzerine kurdular. Yani rivayetler, onlardan çıkarmış oldukları içtihatların üzerine kurdular. Yani şunu kesin olarak söyleyelim, kendimizde emin olarak, Kur'an'a dayanarak, Kur'an'a güvenerek, yani Allah'a iman ederek şunu, yani açık olarak söylüyoruz, hiç çekinmeden, hiç çekilmeden. Allah dendiği zaman, Kur'an dendiği zaman, İslam dendiği zaman, iman dendiği zaman asla bunların, yani Şiilik ve Sünnilik dediğimiz zaman, Şiilik ve Sünnilik dediğimiz zaman aklımıza asla Kur'an, Hanif İslam, iman, tevhit, Allah, Allah'ın elçileri, ihlas asla gelmeyecek. Şii ve Sünni kaynaklarının, Şii ve Sünni ibadetlerinin, imanlarının Kur'an'la, Allah'ın indirmiş olduğu vahiyyle hiçbir ilişkisi olamaz. Onlar insan üretimi, insan üretimi dinle tamamen beşeri üretimdir.
Hocam, şimdi mesela ben bazen bu Caferilerin televizyonlarını seyrediyorum. O Kerbela'da yapmış oldukları şeyler, o Kerbela ile alakalı uydurmuş oldukları hadislerin Kur'an'la, Allah'la, İslam'la ne alakası olabilir? Ne ilgisi olabilir? Tamamen mitoloji, masal, efsane. Bir din. Ta Mecusilik'ten beri gelen bir inanç. Onu Kur'an'la nasıl bağdaştırıcı mümkün mü?
Evet, hocam.
Üçüncü argüman, namazın cennet ve cehennem arasında bir fark oldukları meselesidir. Yani rivayetlere, rivayetlere, atalardan intikal eden bir ritüeli yapmayanlar, yapmayanlar cehenneme girecekler. Yani rivayetlere göre, atalardan intikal eden bir ritüeli yapmayanlar cehenneme gireceklerdir. Bununla ilgili onlarca hadis vardır. Tabii bu hadislerin hepsi Allah'ın Resulü'ne, Allah Resulü'ne iftiradır.
Hocam, mesela öyle hadisler uydurmuşlar ki, bu hadisler Ehli Sünnet'in, Ehli Sünnet'in ve Şia'nın ileri gelen kaynaklarında, yani sahih dedikleri Kütüb-i Sitte, Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, İbn Mace gibi kitaplarda, "Kim namazı terk ederse kafir olur. Kim namaz kılmazsa..." Tabii Kur'an'da "salat" olarak geçer ama onlar namaz olarak çevirmişler. "Kişiyle iman arasında namaz kılmama vardır." Tamamen dinlerini, hocam, bu ritüelin üzerine oturtmuşlar. Ya bunu, hocam, bunun sebebi de şu. Yani şimdi şöyle bir şey var. Namaza baktığımız zaman, namaz ibadeti, hocam, elma şekere benzer. Hani çocukları aldatmak için, bazen aldatmak için değil, bazen çocuk böyle bakar, hoşuna gider, ister. Allah elma şekeri verirler. Namaz bir elma şekeri gibidir. Şöyle bir tarif edeyim, hocam. Adam, hayatı boyunca, çocukluğundan, gençliğinden, zaten çocukluğunda mesul değil, gençliğinden ta ihtiyarlığa gelinceye kadar çalışmış, çabalamış. Ama genellikle bütün vaktini, zamanını dünyaya harcamış, hep dünyaya çalışmış, mal biriktirmiş, çabalamış, emeklemiyorsa... Bu adamın Allah için bir şey yapmadığı inancı anlatılıyor. Bir şey söyleyeyim.
Ben şimdi... Buyur hocam. Çalışması ibadettir. Çalıştığı o işi hakkını vermişse, hakkını vermiyor. Toplumun çoğunluğu. Bu da bilinsin. O zaman ibadet sayılamaz. Uş, kaçıl yaparak çalışıyor. Yani çalıştığı zaman hakkını verirse ibadettir. Tabii siz dediğiniz gibi eksik, kendini hissediyor. Yaşlanınca da bir şey yapayım diyor. Bu sefer dönüyor camiye gitmeye başlıyor. Yani insanlar demişti ya, işte ibadet, madet, bir şeyler daha yapalım diye düşünüyor. Halbuki hocam, güzel ahlakla, güzel ahlakla, samimiyetle, dürüstlükle yapılan bütün ameller, bütün işler salih amel kategorisine göre ve hepsi Allah katında bir ibadettir. Benim için, benim Kur'an'dan anladığım, akıl ve fikir, fabrikalarda, tezgahların başında, tarlalarda, dağlarda, bağlarda çalışanlar ibadet ediyor. Mabetlerde boş konuşanlar değil. Orada ritüelleri yapanlar değil. Kesinlikle çalışanlar ibadet ediyor. Ama öyle bir din algısı var ki, gidip camiye namaz kılmadığın zaman, şu zikirleri çekmediğin zaman, salavatları yapmadığın zaman, kaza namazlarını kılmadığın zaman, bu sefer adama ne yapıyorlar hocam? Dinen, manevi olarak kendisini eksik, Allah'a karşı bir şey yapmamış, ibadet etmemiş insanlara namaz gibi bir ibadet sunuyorlar. Bu namaz nasıl din? Tamamen bunun üzerine oturtulmuş. Bunu yaptığın zaman hayatın nasıl geçmişse geçmiştir. Bunu yaptığın zaman eda ettiğin zaman artık ahirette mutlaka kurtulacaksın, mutlaka Allah seni cennete götürecek, mutlaka Allah seni affedecek, bütün günahlarını bağışlayacak. Ondan başka kurtuluş çaresi olmayan, gerçekten böyle bir mucizevi bir ritüel, bir ibadet olarak insanlara sunuyorlar. İnsanlar da bunu nasıl görüyorlar hocam? Tek kurtuluş çaresi. Bunu yaptığı zaman Allah tarafından affedilecek, bağışlanacak, cennete girecek, Allah tarafından sevilecek, güzel bir iş yapacak. Bu sefer insanlar onu öyle bir sahiplenirler ki, öyle bir sahiplenirler ki, artık o ibadetin Kur'an'da var mı yok mu, yani nereden geliyor, nasıl oluyor, araştırma yok.
Yani bunu biz konuşurken şunu da bilsinler. Ali Hoca 30-40 sene namaz kıldırdı zaten. Ben de kıldım, kıldırdım. Yani ben de 40 seneye yakın namaz kıldım. Yani biz de öyle biliyorduk. Biz de aldatıldık. Yani nesil araştırmalara girince zaten bunları anlayabildik. Zaten bu da uzun insana bir şey. Çalışma sonucu da ancak anlaşılabilir hale gelebiliyor. Yani emin olduk. Çünkü emin olduktan sonra bunları konuşabiliyoruz. Yoksa emin olmadan Kur'an'dan konuşulamaz. Yani evet.
Tabii biz hiç kimsenin inancına, hiç kimsenin ibadetlerine karışmıyoruz. İsteyen istediğini yapabilir. Herkes inancında, uygulamalarında, hayatında özgür bir iradeye sahiptir. Kimsenin kimseye karışma hakkı yoktur. Ama ama insanlar, insanlar Allah tarafından kendilerine indirilen Kur'an'ı, Kur'an'ı bilsinler. Kur'an'da "salat" kavramının gerçekte hangi anlama geldiğini bilsinler. "Salat" kavramının, "salat" ibadetinin ne kadar devasa, muhteşem, mükemmel, insanları doğruya götüren, insanları hidayete götüren, bilince götüren, farkındalığa götüren muhteşem bir ibadet olduğunu bilsinler. Bunu, "salatı" nasıl yok ettiklerini, nasıl buharlaştırdıklarını, varını insanlar görsünler. Yazık, günah. Yazık, günah. Mükemmel bir ibadet olan, insanları kurtuluşa, dünya hayatında ve ahirette cennete götürecek olan bu "salat"ı nasıl namaza indirdiler? Mesela kabul ediyoruz, bak at o da hadistir. Evet, namaz değildir.
Hocam, şimdi İbrahim Suresi 28. ayette Yüce Allah der ki, ben bu ayeti okuduğum zaman ilk aklıma gelen "salat" oluyor. "Tevhit nimetini küfür olarak değiştirenleri görmedin mi? Kavimlerini helak yurduna sürükleyenler." Görmedin mi? Allah'a yemin olsun ki, Allah'a yemin olsun ki, Allah'a kasem ediyorum, Allah'a kasem ediyorum, vallahi de billahi de tallahi de bizim, bizim konuşmamızın yoksa devasa, devasa balon gibi şişirilmiş, balon gibi şişirilmiş devletlerin, devletlerin adeta taptığı, kulluk ettikleri devlet iradesinin, kralların ve sultanların sahip olduğu bu dine, bu uygulamalara, bu ritüellere nasıl karşı gelebilirdik? Eğer Allah bize bu ilmi, bu gücü, bu kuvveti, bu anlayışı, bu imanı vermeseydi, böyle hayatımızı ortaya koyarak, hayatımızı ortaya koyarak kendimizi tehlikeye atarak böyle bir şeye karşı gelmemizin mümkün, mümkün olabilir miydi? İmkan olabilir miydi? İnsanlar bunu düşünsünler. Bu İbrahim Suresi 28. ayeti düşünsünler.
Şunu söyleyeyim hocam, sadece "salat" ibadeti değil. Nebi, resulden tutun beşer insana kadar Kur'an'da manasını tahrif etmedikleri, değiştirmedikleri, bozmadıkları, varı... Hiçbir ayet, hiçbir kavram yoktur. Ben onu söylüyorum. İşte Şii ve Sünni din adamları, Allah'ın indirdiği orijinal, organik dini duman ettiler, mahvettiler. Mahvettiklerinden dolayı da kendileri mahv oldular. Allah'ın dinine ihanet ettiklerinden dolayı kendileri şu bu kaostan, kargaşadan, bu fakirlikten, bu ezilmişlikten asla çıkmıyorlar. Amerika gelmiş, İsrail gelmiş, Rusya gelmiş, Belçika gelmiş, hepsi bu Ortadoğu'nun zenginliklerine çökmüşler ve hiçbir şey yapamıyorlar. Kardeşim, bunun bir, bunun bir sebebi olması lazım. Maymunlar olun, maymunlar olun dedikleri taklitçiler değil mi? Bizimkiler taklitçi oldu çıktı ortaya. İşte bizimkiler oldular. Yani bugün Müslüman coğrafya o maymunlar olan İsrailoğulları, maymunlar oldu. Maymunlar olmak doyumsuz, yani maddeye doyumsuz ve taklitçi olanlara. Yani Allah yoksa yattığı hayvanlar üzerinden lanet etmez, şey etmez. Orada bir kaset vardır yani. Benzetme ile söylüyor bunu. Yani huylu oldu insanlar. Yani evet.
Hocam, Kur'an'da Yüce Allah der ki, Allah'ın, Allah'ın Hanif saf kulları olan kim, Allah'a şirk koşarsa gökten düşmüş, parçalanmış... Hac Suresi 31. ayeti okuyorum. Düşmüş, gökten düş, baş almış, ak babalar, ak babalar vahş kapıyor veyahut da rüzgarın şiddetle uzak bir yere sürüklediği bir nesne gibidir. Ak deniz cesetle doldu hocam. Ak denizin cesetlerle doldu. Gökten yağan bombalar ve kasırga dediğimiz, rüzgarın savurduğu toplumların savrulduğu ve kuş yemiş haline gelmiş bir durumdayız zaten. Bu ayeti ben Suriye'de okuyordum, zaman adamlar diyordu zaten, tam bizi bahsediyor bu ayet diyordu. Suriye'de okuyordum bu ayeti.
Evet, kaldığımız yerden devam edelim. Halbuki Allah'ın yasasında bir ayet daha okuyacağım. Allah'ın yasasında olan, Allah hiçbir zaman yol vermez. S... Allah kafirlere müminlerin üzerine yol vermez. Allah'ın yazgısı, yasasında bu vardır. Dolayısıyla hocam, korkutarak ve tehdit ederek yapılan ibadetler kabul, asla kabul olmaz. Bir Yahudinin ibadeti, hareket ve ritüelleri, bir Şii ve Sünni'nin namazından farklı olduğu için kabul edilemez mi? Bir Hristiyan'ın ibadeti, hareket ve ritüelleri, bir Şii ve Sünni'nin namazından farklı olduğu için batıl mı oluyor? Bütün Şii ve Sünni din adamlarının aklına kazanan cevap şudur: "Evet, benim inançlarımı paylaşmayan, benim ibadetlerimi yerine getirmeyen herkes kafirdir ve sonsuza kadar cehennemde kalacaktır." Bu, bu zihniyet son derece cahil, bencil, adaletsiz, mantıksız, karanlık ve kur'ansız bir zihniyettir. Yani bir insanın iyiliği, eylemlerine ve insani ilişkilerine değil, birkaç uydurma ritüeli yapıp yapmamasına bağlıdır. Öyle mi?
Ve Sünni din adamlarına göre namazı bu şekilde ve bu kesin sayıda kılmayan kişi kafirdir. Bu kişi son derece adalet sahibi, merhametli, iyilik sever ve güzel ahlak sahibi olsa bile, bu ritüelleri yapmadığı için din adamlarının ittifakıyla sapandır. Hatta bu kişi sizden bin kat daha üstün ve ahlaklı, topluma faydalı olsa bile, o hala kafirdir çünkü büyük bir suç işlemiştir, sizin gibi namaz kılmıyor. Bu, bu inanca göre günde 17 rekat namaz kılan kişi, 17 aç insanı doyuran bir kişiden daha hayırlı ve daha üstündür. Bu durum, Şii ve Sünni dünyasında, bu durum Şii ve Sünni dünyasında her türlü iyilik ve güzelliği, hayrı ve fazileti ihmal ederken, iyiliklerini ve Allah'a bağlılıklarını, iyiliklerini ve Allah'a bağlılıklarını göstermek için kaç vakit namaz kıldıkları ve kaç rekat kıldıklarıyla ön... yol açtı.
Hocam, benim gördüğüm şeyde, gördüğüm bir manzarayı anlatayım. Görevli olarak birkaç sefer hacca gittim. Ben beş sefer hacca gittim, iki sefer hac, üç sefer umre. Bizim o hacı arkadaşlar gelirlerdi, koğuşlarda, hacı arkadaşlar derlerdi, "Ben işte 3 umre yaptım. Ben 10 tane umre yaptım. Ben 7 tavaf yaptım." Tamam mı? Öteki işte gider yarışırlardı. Yani tavaf yapma yarışı, umre yapma yarışı. Evet, aynen aynen. Yalnız bu değil. Şii ve Sünniler sadece belli bir şekilde namaz kıldıkları için kendi kardeşlerine kıyasla ahlaki bir üstünlük duygusu içine giriyorlar. Son vahyin tarihinde pek çok Şii ve Sünni din adamı bu ritüelleri yaptıkları için kendilerini yüceltiyor, takvalı gösteriyor. Bunları yapmayanlara ise hakaret ediyor, aşağılayıp küçük düşürüyor. Kur'an, namazın nasıl kılındığında, her namazın kaç rekat olduğundan, günde kaç vakit kılındığında, namazda ne okunacağı asla söz etmemiştir. Bu çok önemli. Bu yüzden bunu tekrar etmek zorunda kalıyoruz. Bu ritüelleri din adamları icat ettiler ve bu namazların nasıl kılınacağı ile ilgili yüzlerce, hatta binlerce kitap yazdılar.
Hocam, hatta ben bir seferinde gördüm. Adam 14 cilt kitap yazmış. Kitabın konusu, kitabın konusu, "Kitabü Tahara", "Kitab-ı Temizlik" kitabı diye. Adam 14 ciltlik bir kitap yazmış. Şimdi siz bu namaza girdiğiniz zaman, namazın işte müfsitleri vardır, sünnetleri vardır, adapları vardır, müstehapları vardır, fazları vardır, vacipleri vardır, mekruhları vardır. Bu... ya bir inanç. Neresinden bunu şey edeceksin? Zaten namazı kılmayanı öldürebiliyor, katli vaciptir diyenler var. Üç gün üst üste namaz kılmayanın katli vaciptir diyenler var. Bir sürü şey diler. Bunlar nasıl yok diyebilirsin ki? Zaten ben namaz yok dediğim zaman, ünlü bir şu anda tefsirci arkadaşımız zaten dedi ki, "Ya bari namaz kılmak istemiyorsun." Dedim, "Ben hiç öyle bir düşüncem yok. Namazı ben hiç, hep gönüllü kılıyordum ben. Ve sabah namazını bir vakit bile vaktini geçirmem. Ben seve seve namaz kılıyor." De, "Okuduğumu anlıyorum. Namaz kılmıyorsan dedi, kılmayabilirsin de. Namaz yok deme yani, kafir olursun." Diyor bana şimdi. Tamam mı? Nasihat ediyor bana. Dedim, "Yok, ben kıl, varsa kılarım. Yok, olduğu için yok diyorum zaten. Varsa nasıl kılmam onu? Zaten ona karşı gelmiş olurum zaten. Aynı hesaba geliyor. Varsa kılacaksın, yoksa kılmayacak kardeşim. Ve yok diyeceksin yani."
Evet. Yani şunu gen... tek edelim. Kur'an'da, Kur'an'da, Kur'an'da kesinlikle bütün ayetlerde "salat"ın gerçekten hangi anlama geldiğini ileride göreceğiz. Evet, evet, gördü. Diğer din mensupları da aynı şekilde kendi ritüellerini ve ibadetleri nasıl yapacakları konusunda devasa el kitapları ve kaynaklar yazmışlardır.
Üçüncü argüman, namazın amacı nedir? Neden namaz kılıyorsunuz? Neden günde beş vakit namaz kılıyorsunuz? Beklenen cevap şudur: "Allah'ın emirlerine uymak, ona itaat etmek, yani ona kulluk etmek ve ona yakın olmak için namaz kılıyor." Bu hedeflere ulaşmak için namaz sırasında tam olarak ne yapıyorsun? Alışılmış tipik bir namaz esasında bir Şii ve Sünni Allah'ı birçok ismiyle anar, onu yüceltir ve över, hamd ve dua eder, bağışlanma diler. Aslında, aslında namazın insanlara kazandırdığı önemli bir şey yoktur. Mesela namaz kılanlar, hatta din adamları bile, hatta din adamları Allah hakkında, Kur'an hakkında, din hakkında ve Allah'ın elçileri hakkında en ufak bir bilince ve bilgiye sahip değillerdir.
Şimdi arkadaşlar, şunu bitireyim. Aslında dinde en önemli şey olan şey bilinçtir. Dinde en önemli olan şey bilinçtir. Bir ibadet insanlara bilinç ve farkındalık kazandırmıyor, o ibadetin Allah katında hiçbir değeri yoktur. Siz bu kadar zikir yapıyorsunuz, bu kadar salavat çekiyorsunuz, bu kadar ritüelleri yapıyor, bu kadar ibadeti yapıyorsunuz. Siz ibadet ettiğinizi zannediyorsunuz. İbadet ettiğinizi zannediyorsunuz. Çünkü Yüce Allah Kur'an'da, Yüce Allah Kur'an'da bunların bir serap gibi, bir serap gibi olduklarını, uzaktan uzaktan bakıldığı zaman bir su, bir vaha, yeşillik olarak göründü ama yanına geldiği zaman, ahirete geldiği zaman, Allah'ın yanında hiçbir şey bulamayacaksınız kardeşim. Bunu Yüce Allah Kur'an'da böyle beyan ediyor. Yani bir ibadet, bir uygulama size farkındalık kazandırmıyor, bilinç kazandırmıyor. Siz Allah'ın huzuruna gideceksiniz. Allah'ın huzurunda sizin yaptıklarınızla alakalı hiçbir şey alacaksınız. Allah'ın azabından başka bir şey yok.
Evet, sayın hocam. Biz şu an Allah'ın huzurunda değil miyiz? Üç kişiyse, dördüncüsü Allah'tır. Beş kişiyse kalbimizden aramıza girmiş, girmişse şah damarımızdan bize yakınsa. Allah'a bir zaman mı izafe ediyoruz? Allah'a uyku, uyuklama tutmaz ki zaten. Her an Allah ne der diye yaptığımız işler ne? Söylediğimiz söylemler ve yaptığımız işler... işlerde Allah ne der diye yaptığımız işleri yapmamız lazım. Söylemlerimizi ona göre söylememiz gerekiyor zaten.
Evet hocam, Kehf Suresi 109 ve 110. ayeti okumak istiyorum. 109. "Amel bakımından en çok kuranda olanları size haber verelim mi?" Yüce Allah Kur'an'da Kehf Suresi 109. ayette diyor ki, "Dünya hayatında bütün çabaları boşa gitmiş, bütün emekleri boşa gitmiş. Onlar zannediyorlar ki, büyük işler başladıklarını, büyük ameller yaptıklarını zannediyorlardı." Neden? Çünkü yaptıkları şeyler Allah tarafından indirilen vahye yer edilmiyordu, yer almıyordu. Din batı, batı, batıldır. Yani batıldır, hurafe, şirk, şirktir. Ya insanlar, insanlar tevhit adı altında, tevhit adına, İslam adına, Allah adına hocam, şirk işliyorlar. Şirk din yaşıyor. Şirk din yaşıyor. Şimdi şöyle düşünüyorum, şirkle yapılan amellerin hiçbirini yazmayacağı söylüyor Allah, öyle değil mi? Evet. Yani şirk işleyen bir kişinin amellerini yazılmayacağı bu ayet de onun delilidir zaten. Güzel işler yaptıklarını diyordu, fakat hepsi boşa gitti. En çok ziyana uğrayanlar onlar oldular zaten. İnsan önce zaten bu şirki, topluma, hiç toplumun gündeminde şirk diye bir şey var mı? Yani insanları önce şirkten kurtarmamız lazım. Eğer şirkten kurtarırsa bu insanları, Türkiye'de tarikat veya cemaat olmaması gerekiyor zaten. Yani şirk dediğimiz zaman akla ilk gelecek olan işte evliya, ilahlar ve tarikatlar vesaire cemaatlerin başları. Bunlar şirk başıdır zaten. Allah'ı birleme engel yollardır. Bunlar sırat-ı müstakim üzerine oturmuş şeytanlardır bunlar. Başka ne söyleyelim? Tabii detaya girip bununla alakalı bir şey söylemem icap ediyor. Çünkü bana bir ayeti hatırlattınız. Şimdi insanlara şirki anlatacak, şirki anlatacak, tevhit anlatacak, Allah'ı anlatacak, gerçekleri anlatacak olan tek bir kaynak vardır. Kur'an'ın ve dediği sizi arındıracak, onları arındıracak, temizleyecek olan Kur'an. İnsanların zihinlerini, akıllarını, fikirlerini, yani manevi yönlerini arındıracak olan Kur'an'da Yüce Allah, Yüce Allah şöyle buyuruyor. Şimdi diyor ki, Yüce Allah buyuruyor ki, "İn..." Şimdi ben Bakara Suresi 159. ayeti ve ileride birkaç tane ayet okuyacağım, önemine binaen. İnsanlara, insanlar eğer Kur'an götürülseydi, Kur'an anlatılsa, Kur'an tebliğ edilseydi, insanlar tevhit ve şirki bileceklerdi. Dolayısıyla ben Kur'an tarafından... Evet, Kur'an "inne şirke" der, "şirk büyük bir zulümdür" der. Kur'an ama Kur'an, Allah'ın kitabını insanlara götürmeyen, Allah'ın kitabını tebliğ etmeyenler, indil vahiy insanlardan esirgeyenler nasıl tanımlıyor hocam? Nasıl bir lanet içerisindedir? Neden? Çünkü insanlara Kur'an anlatılmadığı zaman tevhit ve şirk de anlatılmamış oluyor. İş geliyor, her şey geliyor. Hocam, yemin ediyorum Allah'a yemin olsun ki, her şey geliyor. Kur'an'ı bilmeye dayanıyor. Kur'an bilinirse her şey bilinir. Kur'an bilinmezse her türlü ahmaklık, her türlü absürt fikir ve inanç normal hale gelir. Şimdi ayeti okuyorum. "İndirdiğimiz kitabı ve beyyinatı gizleyenler, gizliyorlar. İndirdiğimiz, indirdiğimiz beyyinatı ve yani hidayeti gizleyenler, hidayeti gizleyenler, insanlara biz onu apaçık ortaya koymamız sonra onu üzerini örtenler, onu engelleyenler, gizleyenler, saklayanlar Allah'ın düşmanları. Nasıl hesap vereceksiniz? Allah'tan korkmazlar." Allah Kur'an'da bu kadar şirki anlatmış, bu kadar tevhit anlatmış, bu kadar "indirdiğim vahye sahip olun, ondan başka kaynak edinmeyin" demiş. Hocam, işte bunlara Allah lanet eder. Hem Allah lanet etmiştir hem de bütün lanet ediciler onlara lanet etmiştir. Hocam, bu Bakara 159. ayette var hem Bakara 174. ayette de aynı şekilde aynı minvalde anlatıyor. Önemine binaen. Yani Allah tarafından indirilen vahiy gizlenince, vahiy saklanınca, vahiy esir gelince insanlara anlatılmayınca, insanlar tevhit, şirk, güzel ahlakı nereden bilecekler? Nereden bilecekler hocam?
Kaldığımız yerden devam ediyor muyuz? Ediyoruz hocam. Buyurun. Namazın ilk yarısını ele alalım. Allah'ı övmek ve yüceltmek. Namaz kıldığınızda yüce Allah'a merhametli, affedici, cömert gibi isimleriyle dua edersiniz. Peki bütün bu övücü sözlerin amacı nedir? Yüce Allah onu övmenin cevabı hayırdır. Yüce Allah'ın kuru bilinç ve ilimden yoksun sözlerle onu yüceltmenin, c... ve anlamını bilmeden bir papağan gibi alıştırılmış sözlerle onu yüceltmenin bir yararı yoktur. En doğru ve en bilinçli insan Allah'ı en çok öven insandır. En doğru ve en bilinçli insan Allah'ı en çok öven midir? Bin kere, bin kere "Allah azizdir" diyen biri, bunu bir kere söyleyenden bin kat daha mı üstündür? Peki bunu bir kez söyleyen biri, hiç söylemeyen birinden daha mı üstündür? Namazın amacı Allah'ı övmek ve yüceltmek midir? Yani Allah'ı yüceltmek bir ibadet midir? Eğer namazın amacı buysa, o zaman Allah'ı en çok yücelten ve öven kişi dünyanın en üstün ve en hayırlı insanı. İşte bu şekilde namaza çok büyük önem verdikleri için Allah'ı tesbih ve zikretmek, onu övmek ve yüceltmek Şii ve Sünni din adamları yanında salih amellerden daha öncelikli hale geldi. Allah'a zikreden, açları doyuran kimseden daha çok üstün hale geldi. Bir daha tekrar edelim. Salat'ın hangi anlama geldiğini ayet ayet delilleriyle ileride ortaya koyacağız.
Şimdi namazın ikinci yarısına gelelim. Namazın ikinci yarısı Allah'tan af dilemek, ona yalvarmak ve merhamet dilemeyi içerir. Allah'tan günahlarımızı bağışlaması, dualarınıza icabet etmesini, sizi kötülüklerden korumasını ve cennete girmenizi dilersiniz. Peki Allah'a yalvarmak gerçekten bir işe yarar mı? Gerçekten Allah'a yalvarma... Karış bir işe yarar mı? Allah'ın yasasına göre ona bir ayetle... bozulmuş bir ayeti düzelterek bir cevap vereyim hocam. Furkan Suresi 77. ayette zaten bir türlü düzeltemediklerinden, "duamız davet" yasalarına ve vahiyde geçen yasaları dediğimiz ve kainatta olan yasalarına uymamızdır. Eğer bunlara uyarsak, duamız yani yaptığımız o yasalara uymak bizim başarıya ulaşmamızı sağlayacaktır. Evet, söz konusu ayet şimdi Furkan Suresi son ayettir. O Furkan Suresi Mekki bir suredir. Müşrikler muhatap da Müşrikler. Müşrikler. Sizin Allah'a davetiniz, Allah'ın davetine icabet etmeniz, sizin gayeniz, amacınız Allah olmazsa, Allah size ne diye değer versin?
Evet, namazın amacı Allah'tan bizi bağışlamasını istemek ve dualarımıza cevap vermek midir? Namazda Allah'a çok yalvaran kimse, Allah'a çok yalvarmayan insandan daha mı üstündür? Eğer bu doğruysa, o zaman Allah'a yalvarmak ve ondan hedeflerimize cevap vermesini istemek aslında bu hedeflere kendi amel ve emeğimizle, fiil ve gayretimizle ulaşmaya çalışmaktan çok daha önemlidir. Halbuki buna aykırı onlarca ayet vardır. Şimdi bakacağız. Allah, yani yakarışlar, yalvarışlar, dua etmeye mi deev ver, yoksa fiillere, amellere, yapılan işlere mi?
Şimdi ayetleri okuyorum. Bir... Bismillahirrahmanirrahim. Sonra zulmedenlere denilir ki, kendi nefislerine zulmedenlere denilir ki, "Devamlı olan azabı tadın." Denilecek, "Siz sadece yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılsın? Yaptıklarınızın amelleriniz başkasıyla mı cezalandırılsın?" Demek ki hocam, sadece insanın yaptığı fiiller. Necim Suresi'nin 2. sayfasında Yüce Allah der ki, "İnsana kendi yaptıklarından başka hiçbir şey yok." Amel olacak. Enam 159 olması lazım, 158 de olabilir. "Ameli olmayan cennete gidemez" diye orada bir mana çıkar. Yani Asr Suresi'ne bak. Ayet ayet şöyledir: "Şüphesiz ki cennet, yaptıklarınızın karşılığıdır." Amelleriniz karşılığıdır. Demin okuduğum ayet, Yunus Suresi 58. ayet. Şimdi Nem Suresi 90. ayeti okuyorum. "Kim kötülükle gelirse, kim kötülükle gelirse, yani bu da şirkle gelirse, hayatını mahvetmiş, yüzüstü cehenneme ateşe sürülür. Siz yaptıklarınızdan, yaptıklarınızdan başkasıyla mı karşılık göreceğinizi zannettiniz? Amelleriniz başkasıyla mı cezalandırılacağını zannettiniz?" Ya ancak yaptıklarınızın karşılığını görüyorsun. Başka bir ayet, Yasin 54. ayeti okuyorum. Aslında şeyden başlıyor. Üce kabirlerden kalkıp Allah'ın huz... toplanacaklar. "Biz yerimizden kim kaldırdı?" Oradan bir ses gelecek. "Bu Rahman'ın vaat ettiği gündür. Resuller doğru söylemişler." İşte bugün hiçbir nefse asla zulmedilmeyecek. "Siz ancak işlemekte olduğunuz amelleriniz karşılığı verilir." İnsana yaptığı amellerden başka hiçbir şeyin yaramayacağını ayetlerden açıkça görüyoruz. Mesela şöyle ayetler vardır, sayın hocam, yani ahirette amellerden başka bir şeyin, bir şeyin insana yaramayacağını, fayda vermeyeceğini şöyle ayette ortaya koyar. Mesela der ki, "Bunu, bunu söylerken namazın bir amel olmadığını, yani amel bir fiiliyat, yani eylemdir. Yani namazda bir amel yok." Onu da söylemiş olalım. Rab, rabir. Ahirete gelirler. Ahirette amellerini görürler. Önlerinde cehennem var. Cehennemden başka gidecek yer yok. O zaman Allah'a yalvarırlar, hocam. "Allah'a yalvar, ey Rabbimiz, bizi buradan çıkar. Bu yaptığımız amellerden başka, bu kötü amellerden başka hayırlı, salih ameller işlemek için ya Rabbi, bizi dünyaya geri gönder." Başka bir ayet.
Evet hocam. Bir şey geldi aklıma da. Sen ayeti Arapçasını okursun. Şimdi bu ayet çok merak giderirdi. Yani adam ölüyor, ahirete gidiyor. "Bize diyor, mallarımız da fayda vermedi. Ya Rabbi, beni bir an geri gönder de mallarımı infak edip de geleyim." Yani şunu demedi orada, "Ya Rabbi, benim uşaklar arkadan benim şimdi malımdan hayır yaparlar, ben kurtarırım." İleride demedi. "Malımı gidip ben infak edip de geleyim" diyor. Yani anladın mı? Bu mal bize fayda vermedi diyor. Ayeti hatırladın mı? Evet hocam. Münafıkun Suresi ikinci sayfasında yer alır. Baş... "Ey iman edenler, size verdiklerimizden infak edin. Sizden birinize ölüm gelmeden önce yakın. Beni geri göndersen de yani sadaka yani salihlerden olsam demeyeceğim günden kendinizi koruyun. Böyle bir gün gelmeden önce yani Allah yolunda infak edin, tasaddukta bulunun." Evet hocam, ayet budur. Münafıkun Suresi 9-10. ayetlerde olacak.
Evet. Ben başka bir ayet okuyorum. "Sen ahirette müminleri görürsün, başları öne utançtan öne eğdikleri görürsün. Rabab, ey Rabbimiz, işittik, gördük. Bizi dünyaya geri gönder, salih ameller işleyelim. Salih ameller. Biz gerçekten yakın olarak gerçekleri gördük." Her halükarda Şii ve Sünni din adamları namazı bu şekilde kılmak üzere eğitildiği ve bunu herhangi bir şüphe veya eleştiri olmadan körü körüne kabul ettiler. Burada çok büyük bir sorun vardır. Bu sorunu göstermek için size bir örnek vereceğiz. 40 öğrenci ve bir öğretmenin bulunduğu bir hayal edelim. Hocam, bu örnek çok önemlidir. Bir olayın, bir işin kavranması için, iyice belli olması için, insanlar onu anlaması için bazı örnekler vermek gerek. 40 öğrenci ve bir öğretmenin bulunduğu bir sınıf hayal edelim. Bu öğrencilerin yarısı çok çalıştılar, emek harcadılar, üzerlerine düşen görevi yerine getirdiler. Diğer yarısı da çalışmayıp tembellik gösterdiler, yani hiçbir emek ve gayret ortaya koymadı. Sınav günü geldiğinde, bilindiği gibi çok çalışan öğrenciler sınavı iyi dereceyle geçerken, diğer yarısı başarısız oldu. Ancak başarısız olan öğrencilerden bazıları hocanın yanına giderek onu övmeye ve yüceltmeye başladılar. "Sen tarihin en büyük hocası, sen dünyaya gelmiş en büyük insansın, sen çok hayırlısın, iyi ve hayırlı kimse yoksun yoktur, sen mükemmel bir şahsiyetsin, sen öğretmenlerin en üstünü ve kralı." Sonra diz çöküp öğretmene yalvarmaya ve ağlamaya başladı. "Sana yalvarıyoruz, lütfen bize iyi not ver, bizi sınavdan geçir, çünkü sen çok iyisin, sen çok merhametlisin, bize iyi not ver, lütfen bize merhamet eyle, bizi affet, bizi alçaltma, bizi hayal kırıklığına uğratma." Öğretmen onların isteklerini kabul etti ve hepsi sınavı geçti. Bu adalet midir? Bu çalışan, başarılı olan öğrencilere bir zulüm değil midir? Zulümdür. Allah da asla böyle bir şey yapmaz. Yasalarına kendi uyduğunu söyler. Bu öğrenciler sınavı geçmeyi hak ettiler mi? Bu öğretmen dalkavukluğu ve yalvarmayı kabul ederek başarılı olanlara ve çalışanlara zulmederek geçerli not verir mi? Eğer böyle yaparsa hepimiz bu hocanın kınanmak hak ettiği konusunda hem fikiriz, öyle değil mi? Hikaye burada bitmiyor. Öğretmen başarısız öğrencilere geçer not verdikten sonra, sınavı geçen öğrenciler... bazıları yürüdü ve ona, "Evet, gerçekten başarılı olduk ama daha yüksek puanlar istiyoruz." Öğretmen onların dalkavukluk varını ve yalvarmaları kabul etti ve sınavı hakkıyla geçenlerden daha yüksek notlar verdi. Umarım hepimiz bu hocanın azarlanmak hak ettiği konusunda aklı başında olan hiç kimse itiraz olmaz. Yani dalkavukluk ve dilenmenin sınavı, sınav puanları üzerinde herhangi bir etkisi olmamalıdır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Şu varis olduğunuz cennet, yaptıklarınızın karşılığıdır." Hatta dilenmek ve dalkavukluk varında samimi olsalar bile, samimi olsalar bile, böyle samimi olsalar, böyle sınav puanları üzerinde herhangi bir etkiye sahip olmaması gerekiyor. Sınavı geçmek veya başarısız olmak yalnızca çalışmanın ve emeğin sonucu olmalıdır. Din adamları ümmi halka namazın salih amellerden daha önemli olduğunu ikna ettiler. Bir insanın namaz kılmadan asla cennete girmeyeceğini söylediler. Yani yaratana yataklanması bir öğretmene mi benzetiyorsunuz diyenler için şunu söylüyor: Bu sadece gerçeğin altını çizen bir örnektir. Sorun, bir insan adaletsizlik yaptığı zaman haklı olarak onu suçlar ve eleştiririz. Ancak adaletsizliği yapan Yüce Allah olduğunda, bunu görmezlikten gelir veya onu adalet olarak görür ya da Allah'ın bilgeliği olarak yeniden etiketler. Sanırım hepimiz öğretmenin yozlaşmış olduğu konusunda aynı fikirdeyiz. Eğer söylediğiniz doğruysa, dalkavukluk ve yalvarış kişinin sınavını etkiliyorsa ve salih amellerden daha ağır basıyorsa, o zaman yaratıcı zalim olur. O zaman yaratıcı, hatta bir kişi istediği kadar namaz kılsa, dalkavukluk yapsa ve yalvarsa bile yargılamaya hiçbir etkisi olmamalıdır. Bir kişinin hayattaki başarısı dalkavukluk ve yalvarmaya değil, eylemlerine ve hayırlı amellerine dayanmalıdır. Namazın yanlış tanımına saldırarak saçma sapan bir vergiye sahip düşüyorsunuz diyebilecek olanlar vardır. Gerçek "salat", gerçek "salat" dalkavukluk ve elva değil, kişinin Allah'a itaat ve ibadet etmek için yaptığı, Allah'a derin ve anlamlı bir bağdır. Yüce Allah ile çevrim içi olmak, yani iletişim sistemidir. Geleneksel namaz dalkavukluk, cehalet, taklit ve bilinçsizliktir. Bunun bizim muhakeme gücümüz üzerinde herhangi bir etkisi olmamalıdır. Aksi takdirde Yüce Allah'a en çok dalkavukluk yapan, Yüce Allah'a en çok dalkavukluk yapan ve yalvaran kişi dünyadaki en iyi ve en hayırlı insan olur. Basitçe söylemek gerekirse, birisi Allah'a binlerce kez ö... kazanacağı hiçbir sevap ve hayrı yoktur. Gece gündüz ona boşuna yalvarmış sayılır.
Hocam, burada bir şey söylemek istiyorum. Yani bir Suudi Arabistanlı, bir Suudi Arabistanlı yazar, araştırmacı ve akademisyen birisinin bunları söylemesi, bu gerçekleri dile getirmesi gerçekten çok önemlidir. Yani bu İslam ümmeti için büyük bir emri. Bu inançları, bu fikirleri Kur'an'dan bu çıkarımları gerçekten mükemmel bir ders ve mükemmel bir... ne bileyim enteresan bir olaydır. Bunu... Şimdi biz bu çıkarımları biz yaptığımız için sadece Suudi Arabistan değil, Mısır'dan başka yerlerden de Arap dünyasından da aynı çıkarımları birebir yaptıklarını bazı arkadaşlar bize akıyor. Bunlar da sızı gibi söylüyorlar veya biz YouTube'da karşılaşmış oluyoruz. Aklın yolu birdir. Kur'an'dan çalışanlar doğru üzerinde birleşiyorlar demektir. Bu "salat" programının ikinci programı. İkinci... Burada bir şey söylemek istiyorum. Bir şey söylemek istiyorum. Yani biz bunları anlatıyoruz ama arkadaşlar şunu kesinlikle bilmeleri gerekiyor. İleride, ilerideki derslerimizde "salat" kavramının, "salat" kavramının Kur'an'dan, Kur'an'ın başından sonuna kadar "salat" kavramının hangi anlama geldiğini, ayetler üzerinde, ayetler üzerinde, ayet ayet onu göreceğiz, onu anlatacağız. Yani biz bu işe başladık. Biz bu işe başladık. Bitirdiğimizde Allah'ın izniyle, Allah'ın merhametiyle hiç kimsenin aklında ve kalbinde, bilinç sahipleri için, takva sahipleri için, insanların kalplerinde, fikirlerinde, eğer Kur'an'a güveniyorlar ise, Kur'an'a iman ediyorlarsa, hiçbir şüphe, hiçbir şüphe kalmayacaklar. Biz onları Kur'an'la, Kur'an'daki ayetlerle, Kur'an'da "salat" kavramını anlatmakla ikna edeceğimize ben kanaat getiriyorum. Ben inanıyorum. İlerideki derslere dikkatli baksınlar. Kur'an'da "salat"ın hangi anlama geldiğini kesin olarak ortaya İnşallah çıkaracağız.
Evet, tabii bu "salat"ın içerisinde abdest var, kıble var, secde var, rükü var. Bunlar da bunu kapsıyor tabii. Bunlara da açıklamalarını yapmış olacağız. Bu dersin de sonuna geldik.
Hepinize iyi günler diliyoruz arkadaşlar.