Transcription
Ya Rab, şu muazzam Ramazan hürmetine kaldır aradan vahdet-i hain. Ne ise ya Rab, şu asırlarca süren tefrikadan artık ezilip düşmesin ümmete. Madem ki verdin bize ruhu nevin, ya Rab, daha bir nefaiteyid insin.
Kıymetli dostlar, zirve şairlerimizden Şiirler programının kıymetli takipçileri, şu mübarek Ramazan ayının içerisinde rahmet ikliminde, siz şiirin ve fikrin takipçilerini 28 Şubat 2026 YouTube kanalımızda canlı yayında hepinizi hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum.
253. canlı yayında bu akşam edebiyatın yalnızca bir alanında değil, birçok disiplininde eser vermiş; romanıyla, hikayesiyle, incelemeleriyle, çeviri ve derlemeleriyle, çocuk kitapları gibi geniş bir külliyat ortaya koymuş ve özellikle Türk öyküsü üzerine kapsamlı ve özgün çalışmalarıyla dikkat çeken önemli bir ismi bu akşam ağırlıyoruz. Öyküyü sadece yazan değil, öykünün hafızasını, kavramını ve istikametini düşünen bir isim. Çeyrek asır aşan, emeğin, kurumsal ve analitik birikimin bir sahibi bu akşam kıymetli hocamız Osman Koca canlı yayın konuğumuz.
Elbette bu gece öyküyü, hikayeyi, dili, geleneği, edebiyatın çok katmanlı dünyasını birlikte ele alacağız. Ancak mübarek bir ayın içerisindeyiz. Bir haftasını geride bıraktık. Bu ay yalnızca aç kalma ayı değil. Bu ay elbette arınma ayıdır ve bizi bütün yüklerimizden kurtarmak, Kur'an'ın dirilticiliğiyle Kur'an'ın bizi yeniden diriltmesine vesile olacak bir aydır. Elbette her konuda yazan, çizen, düşünen, fikreden kıymetli hocamıza öncelikle hoş geldin diyor. Ardından da hocam, Ramazan bir arayış mıdır? Ramazan bir adanış mıdır? Kur'an'ın dirilt çağrısı insana nasıl bir istikamet teklif eder bu mübarek ayda? İzninizle mübarek Ramazan'dan bahisle sohbete başlayalım. Ardından edebiyata dair konuşulması gereken ne varsa inşallah her bir dakikasını bir hakkın değerlendirmeye çalışacağımız bir program olacak.
Evet Osman hocam, tekrar hoş geldiniz. Sefa getirdiniz.
Hoş bulduk Cafer Hocam. Ben de sizlere ve bizi izleyen şu an canlı yayın takipçilerimize çok çok teşekkür ediyorum. Bütün İslam aleminin, Müslümanların, müminlerin bilhassa Ramazan ayını, bu mübarek günü ben de mübarek olmasını diliyorum. Fakat bu arada iki tane de sıkıntımız var. Malum biliyorsunuz bugünkü haberlerde Amerikan emperyalizmi İsrail ile beraber şu an İran'da büyük bir katliamı kalkıştı. Bunu da lanetliyorum şiddeti bir dille. Bugün yine bir tevafuk, Şubat'ın 28'i. Ben de vakte bir mağdurdum. Bu anlamda da bu 1000 yıl diye geçen ve fakat 1000 saat dahi sürmeyen bugünü de maalesef lanetliyorum. Bunu da özet ifade edeyim.
Eyvallah. Ramazan sizin dediğiniz gibi bir adanış, bir arayış, hatta bir arınış mevsimidir. Ramazan hikmetin, sevginin, muhabbetin, rahmetin, merhametin, mağfiretin semadan arza, bir hakkın kesintisiz, namütenahi ağmasıdır. Ramazan her bir mümin, her bir Müslüman için hayatın anlamı, hayatın kodlamasıdır diyorum.
Evet hocam. Rabbim razı olsun ve tüm dostlarımıza da müminlere de Rabbim bu hassasiyet üzere gün ve gecelerini değerlendirmeyi nasip etsin diye duamızla başlayalım.
Değerli dostlar, bugün 253. canlı yayını gerçekleştiriyoruz. 5 yıla aşkın süredir sizlerle birlikteyiz ve bir şeyin altını çiziyoruz. Bir milletin yegane başarısının altında elbette kaynaklarını, geçmişini, dünü, bugününü ve haseten de bu mübarek ayda aslında bu yüceliği katan Kur'an'ın indirişi, insanoğlunun hayatında başı boş bırakılmadığının birtakım görevleri, ödevleri ve sorumlulukları ve mücadelesi olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Onun için biz elbette kadim değerlerimizi, yani öncelikle Kur'an, sünnet ve bu anlamda geçmişle gelecek arasında güçlü bağ kurabilmek için tüm bu kültürel mirası bilmek ve günümüze taşımak durumundayız. Ve elbette bize bu gücü taşıyacak olan husus da yazıdır, kitaptır, sözdür, sohbettir ve muhabbettir. Ve bundan dolayıdır ki ısrarla her cumartesi birçoklarına göre akıllı bir insanın devam edemeyeceği kadar hastalık halimizde, yoğunluk halimizde bile ara vermeden bu programların devam etmesi aslında bir duruşumuzun ifadesidir. Az önce hocamın Ramazan ve oruca dair söyledikleri de aslında bir hayat tasavvuruna, duruşuna işaret ediyor. Arayıştan, adanıştan, dönüşümden ve tabii şimdi buradan sözü getiriyoruz.
Kıymetli hocam, bu program bir gecenin programı değil. Bir dönemin programı, bir tanıklık programı, bir kayıt programı. Yani bir gecelik bir söyleşinin konuğu değil. 21. yüzyıl Türk edebiyatının kaydını tutma çabası ile gerçekleştiren bu programda edebiyatta, sanatta, kültürde derinleşmek isteyenlerin takip etmesini her fırsatta hatırlattığımız bu programda yine bu aziz milletin çok kıymetli bir değeriyle birlikteyiz.
Değerli dostlar, Kağıthane İmam Hatip Lisesi'nde başlayıp Cumhuriyet Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde uzanan bir eğitim serüveniniz var. Ardından devam etmekte öğretmenlik, yazarlık ve çok yönlü bir edebiyat emeği söz konusu. Dolayısıyla bu denli edebiyatın adeta tüm alanlarında, yani romanıyla, hikayesiyle, çeviri ve derlemeleriyle, seçkileriyle, incelemeleriyle, çocuk kitaplarıyla, ders çalışma kitaplarıyla bu yönlü bir yolculuğu bir hakkın yerine getirmenizi temin eden bu ortamı, bu süreci, bu inşaat sürecini, okumalarınızı kimlerin üzerinizde etkin olduğunu, dolayısıyla sizi Osman Koca haline getiren süreci ile devam etmek isteriz hocam.
Evet Cafer hocam razı olsun. Şimdi ben Cahit Zarifoğlu'na aşığım. Çok çok seviyorum. Cahit Bey'i de hayatım boyunca kendime rehber edinmeye çalıştım. Malumunuz Cahit Zarifoğlu'nun 27 tane kitabı var. Cafer Bey. Bunların sekiz tanesi çocuk kitabı. Hikayesi var, romanı var, tiyatrosu var, incelemesi var, denemeleri var, gazete yazıları var. Ben de bundan mülhem Cahit abiye, ben öp derdim Cahit abiye bir aşina ülfet olsun diye birçok alanda eser yazmaya niyetlenmiştim. Fakat bunu yaparken de asıl amacımız günümüz Müslümanlara ışık tutacak kaynak eserleri nasıl sağlam bir metinle ifade edebiliriz sorusunu kendime örnek almıştım. Malumunuz 1908 Sebü Reşat'tan Sıratül Müstakim'e, oradan büyük doğuya, büyük doğudan edebiyata, edebiyattan efendime söyleyeyim dirilişe, maveraya uzanan bir İslami düşünce biçimi var. Mavera, bu bahsettiğim İslami düşüncenin bize uzanan son aşaması idi. Mavera birbirine güvenen, birbirini Allah için seven insanların ümmet diye ortaya koymuş olduğu bir edebiyat kavramı vardı. Bu edebiyat kavramı neydi? Afganistan'dan tutun Cezayir'e, oradan Fransa'ya, Japonya, bütün dünyayı kuşatacak şekilde bir İslami düşünce geleneğinin kodlarını edebiyata nasıl yansıtabiliriz çabası validi. Bu anlamda bizzat Cahit Zarifoğlu başta olmak üzere rahmetli Rasim abi, rahmetli Alaattin abi, Mehmet Akif abi rahmetli orada birçok isim malumunuz şiirden tutun öyküye, romana, denemeye kadar birçok alanda eserler kaleme almışlardı. Bu bir projeksiyon çabası idi. Bu bir navigasyon çalışmasıydı. Bu tabiri caizse İslami düşüncenin günümüz dünyasına sunulmak istenen bir prospektüsü idi. Biz de bundan mühem dedik ki Müslüman gençlerimiz, çocuklarımız sağlam, sahih, muhkem, kavi, çok rahatlıkla okuyabileceği şerden, batıldan, büyüden, sihirden arındırılmış metinlere nasıl ulaşabilir? sorusuna cevap ararken işte böyle bir hummalı çabaya girdik. Çok yorulduk. Çok yorulduk. Çok yorulduk. Ama elhamdülillah bu kitaplarla beraber karınca misali ya da işte bir deryadaki kum taneci misali. Altını çizerek söylüyorum ben. İslami düşünceye, hassasiyete, edebiyata bir tuğla koyabilsek ne mutlu bizler diyelim.
Evet hocam. Tabii bu yaptığınız çalışmalar eserler üzerinden devam edeceğiz. Burada bir çevreden, bir muhitten işte Cahit Zarifoğlu merhum abinin elbette bizim kuşak değerler üzerinde ve onların da aynı kuşağı, aynı dönemi, aynı mücadeleyi veren bahsettiğiniz Sezai Karakoç'dan Rasim Özden Ören'e, Alaattin Abi'ye, Mehmet Akif İnanlara ve ardından yine devam eden kuşakların bu bir çevrenin etkisi ama İmam Hatip aile çevreniz ve dolayısıyla okumaya başlama serüveninizde hani böyle mutlaka bizim bu programlarda konuklarımızda bunu ziyadesiyle gördüğümüz mutlak bir dokunuş var. O dokunuşlar da son derece kıymetli. Çünkü anneler, babalar, yakınlar bunu ihmal etmemeli. Bu teşvik dedeler, nineler mutlaka ortaya koymalı adına da açıkçası o sizde bu kıvılcımın oluşmasındaki daha yakın çevriyle ilgili paylaşmak istediğiniz bir durum olur mu?
Tabii şunu bir daha söyleyeyim ısrarla. Bizim bütün çabamız, bütün derdimiz tırnak içinde sahih bir edebiyatın peşinden koşabilmek. Böyle rafize edilmiş son bir edebiyattan bahsediyorum. Çünkü günümüz modern insanının kafası çok çok karışık. Zaman çok hızlı akıyor. Olaylar mitralöz gibi çok fazla üstümüze geliyor. Bu arada Müslümanların da dünyayı yorumlama, çağı tanımlama kaygısı edebiyatta tam yerini bulamıyor. Hal böyle olunca biz de bugünkü kuşa az önce ifade ettiğim gibi 7'sinden 70'ine her bir kesime o sahih o İslami argümanları barındıran hassasiyet sahibi metinleri nasıl buluştururuz kaygısıyla yola çıkmıştık. Bir daha söyleyeyim. Cahit Bey'in bende çok büyük bir yeri, emeği, ehemmiyeti vardır. Onun çabasını anladığımı düşünüyorum. Bu anlamda biz de rahmetli Cahit abi gibi İslami düşünceye sahip olan Müslüman aileleri sahih metinlerle buluşturmanın kaygısı altında yoğun bir çabaya girdik. Bütün klasik metinlerimizi gözden geçirme yoluna gittik. Arapça metinleri çeviri yoluna gittik derken sadece Türk edebiyatı, sadece Anadolu coğrafyası değil az önce ifade ettiğimiz gibi bütün İslam dünyasını besleyen düşünce adamlarını, fikir adamlarını, edebiyatçılarını Türk okur tipiyle tanıştırmayı yeğledik. Buradaki hassasiyetimizi bir daha söylemekte fayda var. Bunu ben çok önemsiyorum. Sahih metin nedir Cafer Hocam? Bu çok kıymetli bir tanım.
Günümüz insanını arındırabilecek ya da günümüz insanına İslami düşünce yapısını oluşturabilecek sahih metinler takdir edersiniz ki bütün kitapların anlaşılması için okunduğu tek bir metinden yola çıkar. Bütün insanlığın çabası aslında bu kutsal metnin bir hikayesidir. Hikaye deyince ben de akan sular duruyor çünkü ömrümün abartısız 30 yılı...
Hocam konuyu ele alacağız. O konuya gireceğiz. O konu tabii başına önemli bir konu. Tabii biz bu programda edebiyatın yani programımızın adı Zirve Şairlerimizden Şiirler ağırlıklı olarak şairler bu programda yer aldı ama edebiyatın tüm alanında kıymetli dostlarımız burada yer aldılar. Ama sizin yani hikayeciler de burada yer aldılar, öykücüler de yer aldılar. Yani o ayrımı da hasreten veya duruşu da ifade etmek isterim. Ama yani bir yönüyle tüm ağırlığını odak noktasını daha da önemlisi yani öyküye dair belki yakın dönemin en ciddi bir kitabını, eserini ortaya koyan bir isim olarak sizinle o konuyu haseten ele almaya çalışacağız. İşte sizin kitabınızda da yer verdiğiniz işte Ali Haydar Aksar abi konuğumuz oldu. Cihan Aktaş işte yaşayan değerlerimizden yine konuğumuz oldu. Selvi Gün Kan doğmuş Şahin hanımefendi ilk etapta hatırladığım işte Handan Acar Yıldız hanımefendi yine mesai arkadaşlığı yaptığımız kıymetli Mukadder Gemici ve Nijeri burada hikaye konusunda da girdik. Ama sizin tabii çalışmanız çok çok özgün. Bu yönüyle de bu konuya hocam girmiş olacağız.
Yani sizinle ilgili baktığımızda tekrar vurgulamak isteriz hocam. Roman, hikaye, inceleme, çeviri, seçki, çocuk edebiyatı. Edebiyatın birçok alanında eser veren bir isim. Bu çokluk içerisinde hocam siz kendinizi açıkçası nerede konumlandırıyorsunuz? Yani sizi tanımlayan kelime öykü mü, hikaye mi, roman mı, araştırma mı? Bu anlamda dediğimizde hakikaten konumlandığınız yer neresidir? Bunu öncelikle belirlemek ve belki de sohbetin odak noktasını oraya doğru çekmek gerekir. Ama bu diğer çalışmalarınızı göz ardı edeceğiz, ıskalayacağız anlamına gelmiyor.
Evet hocam, teşekkür. Allah razı olsun. Şimdi dediğim gibi bu çevirilerin, seçkilerin, derlemelerin bir temel amacı vardı. Bir misyon gereği yapılan vazifeler idi. Fakat kendi adıma roman ve öykü sahasında konumlanmayı daha çok seviyorum. Daha çok istiyorum. Roman takdir ederseniz ki tam bir medeniyet tasavvurudur. Uzun ömürlü hacimli bir evrenin anatomisidir roman. Öykü ya da hikaye ise romana kıyasla daha kısa mesafeli, daha böyle rutin ve spesifik alanlar içeren bir türdür. Öykü ve roman aslında aynı türün biri tekamül etmiş, diğeri ise tekamüle yakın ve yatkın adıdır diyelim. Bir hassasiyet hassasiyetini paylaşmak istiyorum ben Cafer hocam. Şimdi bu bir yara, bu bir acı. Türk edebiyatındaki günümüz edebiyat terminolojisi Tanzimat'tan refere edilmiştir. Bugünkü bütün edebi müktesebatımız Tanzimat ve sonrasının terimleriyle örülmüştür. Hikaye, roman tanımına baktığınız zaman da bu tanımlar Namık Kemal'den bize hediye edilmiştir. Yeterli midir? Hayır, yeterli değildir. Neden yeterli değildir? Çünkü roman ve öykü dediğimiz o edebiyat kurgusu 1940'lara kadar terminolojiyi karşılarken 40'lardan sonra muazzam bir kırılma yaşanmıştır. İnsanlık iki tane dünya savaşı 25 yıl arayla yaşadıktan sonra bir kaos, bir buhran, bir kriz dönemine girmiştir. Takdir edersiniz ki edebiyat da hayatın bir aynası, bir yansımasıdır. Dolayısıyla bu kaotik dengeden hikayenin ve romanın da ali kalması, kayıtsız kalması mümkün değildir. Hocam ne demek istiyoruz? Özetle şunu söylüyoruz. 1940'lara kadar bütün edebiyat terimleri kısmen de olsa geçerliliğini sağlar iken 40'lardan sonra bu tanımlar artık tamamen yetersiz kalmıştır. Siz James Joyce'u, Franz Kafka'yı, Cahit Zarifoğlu'nu, Edgar Allan Poe'yu hesaba kattığınızda onların ortaya koyduğu kimi militar, kimi sürreal diyelim yapıları tanımlayamazsınız ya da mevcut verilerle bu türleri mukayese edemezsiniz. Ne olacak o zaman? Başka bir çaba gerektirecek. Zaten o bahsettiğiniz öyküye dairde de bunu yapmaya çalıştık biz. Yaklaşık 1000'den fazla kitabı masaya yatırdık. Israrla bunu çokça kullanacağım. İslami düşünceye sahip edebiyatın bir yol haritasını çıkarmayı yeğledik. Romanda da bunu çok düşündük ama roman işte yani yapı ve hacim olarak malum çok kapsamlı olduğu için her ne kadar önemsesem de bunu bir insan ömrü şu zamanda kaldıramayacağından dolayı belki bir ortak akılla belki bir kolektif yapıyla roman üzerine de kafa yorulabilir. Bizim hikaye geleneğimiz, müktesebatımız maalesef sığdır, yanlıdır, ideolojiktir, taraflıdır. Bunların üzerinde ısrarla durulması gerekir. Edebiyat hocalarımızın, üniversitedeki akademisyen arkadaşlarımızın bu anlamda Osmanlı'dan tevarüs eden hikaye geleneğini çok ciddi masa yatırması gerekir. Bunu yaparken de bir daha söylüyorum. Mevcut üniversitelerin yapının ideolojik bakışından da uzak durması şarttır diyelim. Biraz kapalı oldu ama.
Evet. Evet. Kıymetli hocam. Bu son derece önemli. Tabii eseriniz bağlamında ifade etmem lazım değerli dostlar. Tabii biz burada işte Türk edebiyatının 20. 21. yüzyıl edebiyatının kaydını tutuyoruz. Değerleriyle değerlilerimizi buluşturuyoruz. Derken insanlar bir sıradan bir duruş, sıradan bir ifade, bir motto gibi bunu algılayabilirler. Sizlerin burada işte birkaç saati nasıl geçireceğiz veya birçoklarının çok da uzun sürüyor diye program bahsettiği bir noktada hocam binlerce eseri tarı ve bir ömrü ki bunların birçoğu işte dergilerde de takip ettiğimiz hocamın yazıları özellikle 672 sayfalık bir ciddi bir inceleme öyküye dair. Onun için ben bizi izlemekte olan ki izleyenlerin çoğu yazar arkadaşlarımız, öykücülerimiz, edebiyatın tüm alanında var olan dostlarımız ve bu inceleme hakikaten incelemeye değer bir çalışma ve biz bu programı yerine getirirken de alışılagelmiş sorularla değil konuğumuzu hiçbir konuğumuz olsun ki Osman hocam onlarca saat üzerinde çalışmış olmayalım. 100 saat olan da var ama onlarca saatten az olanı söz konusu değil. Elbette bu kadar bir esere bir ömür verilirken bizim okuduğumuz saatin ne anlamı denilebilir ama 675 sayfa bir inceleme eserini okumak ve her hafta gerçekleştirdiğiniz bir programın varlığı içerisinde yine aynı şekilde yazarımızın öteden beri takip ettiğimiz, bildiğimiz bu vesileyle işte yine bir hikaye kitabını okuyup onunla ilgili yazılanları gerçekleştirdik. Programları incelemek suretiyle yapma gayretimiz bu konuyu ne kadar toplum hayatında, milletimizin hayatında ne kadar önemli olduğunu ve mevcut olumsuzluklar üzerinden söz söyleme yerine kendi hikayemizi yazma gayreti ve çabamız devam etmeli. Yani birileri öyküne dursunlar. Ama biz hikayemizi mi yazacağızın efendim bizi ifade eden şiirimiz, bizi tanımlayan araştırmalarımız, denemelerimiz hülasa edebiyatın her alanında bu varlık mücadelesi ve bu duruş mücadelesi önemli. Tabii hocam haklı olarak kelimelerimizi kaybettik, kavramlarımızı çaldılar diyor. Şimdi bu anlamda hocam herhalde bu noktada zaman zaman konuklarımızla da tartıştığımız öykü mü hikaye mi sorusunu daha netleştirmek önemli aslında. Yine bu kitapta sizin yaptığınız bir soruşturma mülakatlarda da siz konuklarınıza sordunuz. Biz size burada bunu sormuş olalım.
Öykü mü? Hikaye mi? Elbette burada neyi kastedildiğini ortaya koyma anlamında bunu önemsiyoruz. Yoksa kavramlara, kelimelere en azından kendi zaviyemden, hocam bu işin uzmanı çok takıldığımızdan dolayı değil. Önemli olan o kavramın içerisinde öykü yazın ama öykü sizi ifade etsin. Adı öykü olsun. Hikaye deyin ama hikaye deyip de bize ait olmayan şeyleri yazıyorsanız isminin bir insanın Ahmet, Mehmet, Hamza, Hasan olması onun kıymetli olmasına yetmediği gibi herhalde türün ve eserin adının sırf varlığı değil, ne olduğu en azından benim açımdan önemli. Bunu da peşine söylüyorum ki bu anlamda da bize tash etmeniz gerekirse lütfen onu yapınız diye bunu da ifade etmek isterim.
Evet Cafer hocam. Yani Allah razı olsun çok güzel bir konuya temas ettiniz. Aslında bu hikaye mi öykü mü meselesi çok da masum değil. Neden masum değil? Kavramlar insan denen varlığın düşünce yapısını, ufkunu ortaya çıkartan birtakım göstergelerdir. Hikaye dediğiniz zaman Arap aklında, abartmıyorum Arap aklında, Arap düşüncesinde hikaye dediğiniz zaman 20'den farklı varyant vardır. Çünkü anlatı geleneğini önemseyen toplumlarda takdir edersiniz ki kavramla beraber düşünce dünyası zenginleşir. İran edebiyatında hikaye kelimesinin ondan fazla karşılığı vardır. İngilizcede story kelimesi history kelimesinden türemiştir. Bu çok çok önemli. Batıda hikaye yazmak demek aslında tarihi yazmak demektir. Batı hikaye bu anlamda daha deneysel, daha bilimsel, daha klinik konuma getirmiştir. Story öykü, history tarih yani story kelimesi tarih yazımı anlamına gelir. Bize geldiğiniz zaman maalesef hikaye kelimesi iz bırakmaktan mülhem anlatı geleneğinin devamıdır. Türk edebiyatında öykü kelimesini ilk kullanan 1939 Nuriye Hattaç olmuştur. Peki bu kelime nereden gelmiştir? Öykü kelimesi biraz böyle dağınık konuşuyorum ama izleyenler bunları toparlamaya çalışır inşallah. Çünkü kafamızda çok fazla mizans var. Yetiştiremiyorum bunları konuşurken. Öykü kelimesi Çağatay lehçesindeki ömek fiilinden geldiğini söyleyenler vardır. Ömek tek sesi bir fiildir. Düşünmek demektir. Hani Türkçemizde deriz ya ödüm koptu. Ödüm koptu demek düşünce yeteneğimi kaybettim. Bir anlık melekem gitti anlamına gelir. Ötgü kelimesi zamanla hafsa değişime uğrayarak öyküye bürünmüştür. Bizde bu tanımı terminolojiye taşıyan kişi ise Tomris Uyar'dır. İlk olarak onun ifade biçimi şu şekildedir: Hikaye anlatı geleneğinin bir versiyonudur. Öykü ise bunun yazıya getirilmiş şeklidir. Tanım yetersizdir. Tanım taraflıdır ve tanım yanlıştır. Bize kalırsa. Neden? Az önce ifade ettim. Cumhuriyetle beraber birçok alanda sosyal, siyasi, kültürel, ekonomik alanlardaki yenilik arayışı edebiyata da bulaşmıştır. Hatta bunun üzerinde gerek Türk Dil Kurumunun gerek Türk Tarih Kurumunun o dönem yoğun çabaları olmuştur. Kelime, karşılığı, edebiyat, tarihimin, yazımı, kaynakların refere edilmesi, bunların sunum şekli vesaire vesaire. Bunlar çok net tamir uzun konular. Ara çok girmek istemiyorum ama şunu söylemeye çalışıyorum. Bütün bütün bu arayışlar bütün...
Hocam noktanın biraz açmanızı açıkçası istiyorum. Yani eee eee önemli yani Türkiye'nin veya bizim bu duruşumuzu ve gayretimiz ve çabamız adına da bunun bilinmeye ihtiyacı var. Siz diyorsunuz ki tüm Türk romanının bir sipariş üzerine kurgulanışından ve ideolojik tasarımlarla gere gebe bırakılmasından şikayetçisiniz. Romanımızın kötürüm eleştirin eleştirinin ise yoğun bakımda olduğunu söylüyorsunuz. Şimdi bunların ziyadesiyle kaliteli nitelikli eserleri ortaya çıkaracaksak bu yüzleşmeyi de yapmış olmamız lazım. e her fırsatta yapmış olmamız lazım ama bir realiteye, bilgiye, somut verilere ve sadece tespitle değil elbette bu yanlışların ortadan kalkması için de sahici bir çabaya vurgu yapmak suretiyle diye düşünüyorum açıkçası.
Çok çok güzel söylediniz. Zaten bizim derdimiz de bu. Hani edebiyatı bir fantezi sahasından çıkartmak. Edebiyatı bir kurguya hapsetmek yerine takdir edersiniz ki edebiyatı hayatın içine koymak lazım. Zaten edebiyatı tanımlarken de benim çok hoşuma giden bir tanım vardır. Edebiyat nedir? Edebiyat insan denen problemin... Evet. İnsan bir problemdir. Problemdir. Niçin problemdir? Çünkü insan tabiatı gereği, yapısı gereği iman ile isyan arasında gelip giden, mekik dokuyan, düşünen, üreten, tasarlayan, imha eden, yıkan aynı ama aynı zamanda rahmet sahibi, merhamet sahibi diriltici bir varlıktır. Dolayısıyla bu çok yönlü problemin düğümlendiği ve çözümlendiği nokta edebiyat olmalıdır. Az önce ifade etmeye çalıştım. Batıda edebiyat kliniktir, deneyseldir. Hayatın merkezindedir. Bizde ise edebiyat daha ziyade Arap ve İran menşeinden yola çıkarak biraz böyle hayali argümanlarla beslenmiş, hayatın dışına doğru itilmiş bir tür olarak karşımıza çıkmaktadır. Buraya kadar her şey normal ama çok da açamayacağım. Belki bunu daha sonra konuşuruz uzun uzun. Tanzimatla beraber yeni bir insan modeli arayışı, beraberinde yeni bir edebiyat modeli de geliştirmiştir. Nedir bu model? Tamamen Fransa hayranı batıya endekslenmiş, İslami değerleri altüst eden, Müslüman aile yapısını paramparça eden, yine tırnak içinde kadim İslami geleneği hayatın dışına itmek için kurgulanmış, ustaca tasarlanmış bir yapıyla karşılaştık. Tanzimat aydınımızın kafası karışıktı. Bir yandan fes takarken bir yandan da batıya tapıyorlardı. Şekten doğulu görünen ve fakat kendi içinde batıya hayran olan bu aydın insandan da bu anlamda sahih bir edebiyat beklenemezdi. İşte biz bu hatayı göremedik. Tanzimatla beraber Servet-i Fünun'a oradan Fecr-i Ati'ye, oradan Milli Edebiyata kadar gelen batı hegemonyasını her alanda kabullendik. Onları otorite saydık. Milli edebiyat da buna direnemedi. Sadece farklı bir kanal açmak istedi. Fakat orada da bir daha söylüyorum. İslami argümanlar tamamen ters yüz edilmişti. Halle beraber ortaya ne çıktı? Kafası karışık, aklı karışık, kalbi karışık bir insan modeli çıktı. Biz tırnak içinde İslami Edebiyat dediğimiz terimi 1990'ların sonuna doğru terimini etmeye, ifade etmeye çalıştık. O da nasıl geldi? Az önce ifade ettim. Sırat-ı Müstakim'den Seb-ü Reşat'a, Büyük Doğu'dan Edebiyat'a, Diriliş'ten Mavera'ya, oradan yedikleme derken bugünkü Müslüman kesimin edebiyatı bilhassa Necip Fazıl'dan sonra biraz daha böyle yeşermeye, Mehmet Akif'ten sonra biraz daha toparlanmaya çalışıldı. Yeter mi? Yetmez. Niçin yetmez? Daha çok çok çalışmamız lazım. Edebiyatımız, hikayemiz, şiirimiz, romanımız, eleştirimiz gerek nitel gerekse nicelik açısından maalesef maalesef dünya edebiyatlarının gerisinde kalmıştır. Ümitsizliğe, karamsarlığa, mutsuzluğa gerek yok. Çok çalışacağız. Çok çalışacağız. Her alanda şiirler, öyküler, romanlar kaleme alarak bu açığı kapatmaya çalışacağız. Ama tırnak içinde sahici edebiyatın da kodlarını hayatın merkezine oturtturmaya gayret edeceğiz diyelim.
Evet hocam. Tabii çok kıymetli hususlara değinildi değerli dostlar. Görüyorsunuz ben her hafta yaşadığımı burada kıymetli hocam evet birikimler müktesebat ve zaman diyor hocam. Zaman sahur vaktidir. Sahur vaktine kadar zaman açık. Aman dostlar böyle deyip diye erkenden bizi terk diyar etmeyin. Hocam çok önemli hususlara değiniyor aslında. Günümüzde irtibatını, bağını da çok ciddi anlamda kurmak lazım. Demek ki bir toplum bir değişimi ve dönüşümü karar veriyorsa bunu birtakım manşetlerle sözlü ifadelerle gerçekleştirmesi mümkün değil. Edebiyatını, sanatını, şiirini, musikisini eğitim sistemine varıncaya kadar buna göre tanzim ediyor ve işte Tanzimatla birlikte tanzim hareketiyle yeni bir insan tipi, dolayısıyla yeni bir insan tipinin inşası da bu iş kolay değil. Kültür ve edebiyat, sanat dediler ve dolayısıyla batıyı sözde işte bugün bütün haksızlıkların, zulümlerin, kanın, revanın, gözyaşının sömürünün kaynağı olan batıdan yana tercih, batı tipi insan yetiştirme arzusu edebiyatta, sanatta da bu hale yönelmeyi temin etti. O halde yeni baştan, batı bizi batırdı diyorsak, bize dönmeyi istiyorsak yine bunu sloganlarla halledebilmemiz mümkün değil. Bunun yerine bizim kendi edebiyatımızı, kültürümüzü, sanatımızı nitelikli eserlerimizi elbette kaliteli eserlerimizi ortaya koymak gayreti içerisinde olmalıyız. Bu son derece önemli. Bakınız böyle bir ortamda yeri geldiğinde %99,9'un Müslüman olduğu yani bir taraftan evet cennete ve cehenneme inanmayan insanlar birilerine saldırmak için dünyayı bize cehennem ettiniz diyen insanlar cehenneme inanmıyor ama söz ve özgürlüklerine müdahale edildiği kaygısıyla cehenneme dünyayı döndürdüğünden veya Türkiye'nin dönüşünden den vuruyorlar. Sebep ne? İşte şu Ramazan arifesinde bir insan kalkmış. Bir ilahiyle hu Allah demiş. Mekke'de hacılar demiş. Dolayısıyla okullar, mekteplerde Ramazan etkinlikleri, Ramazan kültürü, Ramazan hatırlatması yapıldı diye laiklik elden gidiyor. Çocukların efendim hayatlarına bu denli müdahale olmaması lazım. O müdahaleyi yıllarca yapanlar, biz bunlardan alışkınız. İşte o 90'lı yıllarda Mersin'de Kültür Müdürlüğü yaptığım Refah Yol iktidarı döneminde devletin kültür efendim binasında, kültür evinde Devletin Milli Eğitim Bakanlığı'nın gerçekleştirdiği ezan ve Kur'an yarışmasını o salonda gerçekleştirdiğimizde bu ülkeye ait olduğunu söyleyen bakanların bir kısım insanların ve tele gazetelerin manşeti şuydu: Kanımız dondu. Kültür evinde efendim kültür müdürlüğünde kültür sarayında Kur'an ve ezan yarışması yapıldı. Değerli dostlar asırlar öncesinden bahsetmiyorum. 96'dan, 97'den bahsediyorum. Ve dolayısıyla biz o gün de bugün de onlara sözümüz şuydu: Ezanımızın, Kur'an'ımızın, bizim kültürümüzde yerini bilmeyenlerin ne donacak kanı vardır ne de canı vardır diye. Dolayısıyla bu gerçeklerle yüzleşmek ve yolumuza devam etmek zorundayız. Değerli hocamın bu hatırlatmaları ve bu anlamda aslında bizim yani asıl olan hani ne diyor? O yolda ölebilmek. O yolda olabilmek. Bizim ya bir işte genel müdürün ne işi var şiirle, edebiyatla, sanatla diyenlere rahmet olsun, selam olsun. İşte hocam bunun ne kadar gerekli ve lüzumlu olduğunu ifade etmek ister.
Hocam bir dakika. Hiçbir programımda hiç ben özne olmadım. Hatta konuğumu da özne yapmadım. Hep eserleri ve çalışmaları ön plana çıkardık ve hamdolsun 5 yıllık çalışmanın ardından ısrarla ve iddiayla söylüyorum bunu. Elbette eleştirinin de yerlerde sürüklendiğini ifade ediyorsunuz. Yoğun bakımda olduğunu söylüyorsunuz. Biz bunu tüm eleştirilere açık bir eser haline gelmesini de arzu ediyoruz. Ve neticede burada 21. yüzyılın yaşayan 155 şairinin, yazarının, edebiyatın ve dolayısıyla toplumsal hayatımızın içerisinde yer alan kişinin bu ülkenin kültür ve sanatına, edebiyatına ve ufuklarına hizmet eden ismin yer aldığı bu Zirve Şairlerimizden Şiirler programımızın... Evet söz elbette önemli. Bu kayıt son derece önemli. Araştırmacılar için önemli ama sözde kalmasın dedik. Tabii burada merhum Nazif Gürdoğan hocamı tekrar rahmetle anmak isterim. O kitap ona da itaf edilmiştir. Osman hocam sizinle program yapmayı yani biz bu akşam aynı zamanda Nazif hocamızın da bir vasiyetini gerçekleştiriyoruz. Mutlaka Osman'ı programa al diye söylediği isimlerden birisiniz. Dolayısıyla hocam bir seçki yaparak bu eserin mutlaka yazılmasının gereğini ifade etti. Sonra Sıddık efendim Akbayır'la birlikte beraberdik. Bir bayramda görüştüğümüzde Samsun'dan belki son görüşmelerimizdi. Mutlaka bu eser inşa edilsin ve bir seçki olsun diye. Tabii biz burada tüm konuklar her insanı programa daha doğrusu edebiyatın, sanatın içerisinden oluştururken bir kısmını kitabın içerisine alıp bir kısmını almamanın çok da doğru olmayacağını, metinlerin çözümlemesinden ziyade burada çok özgün yani bu kitap başlı başına ben değil, bunu başkaları konuşsun. Bugüne kadar inanıyor ve iddia ediyorum ki, iddialı söylüyorum ki eleştiriler de böyle iddialı gelsinler. İkincisinin henüz yazılmadığı bir eser ama bunu aşanların yazılmasını da ziyadesiyle temenni ettiğim bir eser. Yani yaşayan değerlerin varlığında bilinmesini, onlardan istifade edilmesini az önce bakın hocam ne dedi? İşte Cahit Zarifoğlu ile rahmetli ile işe başladı. Hayata dokunan insanlar bunlar. İşte Akif İnan'la başladı. Her fırsatta söylüyoruz. Ne diyordu Akif abi? Kim demiş her şeyin bitişi ölüm? Destanlar yayılır mezarımızdan. Bak aramızda yok 26-27 yıldır ama her hafta destanlar bizim programımızda da onun adına yayılıyor. Dolayısıyla tüm programın hocam sohbetin linkini verdiğimiz QR kodla bir efendim programa işaret ediyoruz. Her bir yazarımızla, şairimizle, konuğumuzla ilgili sohbet tadında bir portre yazısı, yani bir tanıklık portresidir bu. Masa başı portresi değil. 5 yıllık bir emek ve her haftanın ürünü olan bir çalışma. Ardından yine antolojiler var. Farklılık dediğim hocam bu. Portre dediğim gibi eserler okunmuş, program öncesinde çalışılmış, program sonrasında tekrar kayıt gözden geçirilerek yapılan bir tanıklık portresi ve ardından dediğim gibi şairimize de demişiz ki seni en iyi tanımlayan şiirinle bu kitapta yer almanı istiyoruz. Burada dostlara bir hususu hatırlatmak isterim. Şimdi kitap çıktıktan sonra dostlarımız biz de orada var mıyız yok muyuz gibi bir yaklaşım içerisinde bazılarında da hafiften bir alınganlık da görür gibi oluyorum. Değerli dostlar biz ne dedik? 21. yüzyıl Türk edebiyatının ve şiirinin kaydını tutmakta kararlı kararlıyız. Dolayısıyla bizim yaptığımız bu eserde 155 tane isim var. 155 isimle bu çalışmanın bittiğini söylemek asla kabul edilebilir mi? Ama her bir çalışmanın, her bir eserin elbette bir sınırı olmalı ve netice itibariyle biz bu programda hiçbir konuğumuzu efendim bir tasnif kategoriye tabi tutmamışız. Alfabik sırayla efendim isim sırasına göre Ali Ural abiyile başlamış. Zeynep Arıkan hanımefendiyle biten ve başta da şu tarihe kadar olan dediğimiz konuklardan hiçbirini atlamadan muvafakatını aldığımız, şiirini aldığımız, yayınlayabilirsiniz dediğimiz isimler bu çalışmanın içerisinde yer aldı. Değerli dostlar kabul edin ki 5 yıl önce bizki programa katılan dostlar hiçbir zaman bir kitaba da dönüşeceğini de söylemedim ama elhamdülillah bereketiyle Nazif hocamın teşvikiyle diğer dostların beklentileriyle kitaba dönüştü ve dolayısıyla ilk gün bu programa katılan insan 5 yıl sonra kitap eline geçti ama 3 hafta önce programa katılan ben bu kitapta niye yokum gibi bir duyguyu yaşamasın. Umut ediyoruz ki evet sözde kalmasın dedik. Ve bu kitap çıktı ve 574 sayfa, cilt kapak prestijli bir kitap. Onun için bu kitabı diyoruz ki rafa konulacak bir kitap değil. Raf bunu koyacak olan hiçbir dostun da bu kitabı almasını istemiyoruz. Bu kitap masanın üzerinde bulundurulması gereken bir kitap. Şiir mi okumak istiyorsunuz? Yaşayan yüzlerce isimden her gün bir şiir okuyun. Bir efendim portre yazısını okuyun. Sohbet mi izliyorsunuz? Girin QR koda basın. Ve dolayısıyla oradan bir program izleyin. Evet. Sözde kalmasın dedik. Bu eser çıktı. İnşallah ikincisi de sözde kalmadı devam ediyoruz diye ikincisini de çıkarmayı rabbim nasip eder. Hocam biraz bu konuya işaret etmem gerekiyordu. Hak etmediğimiz bir sitem ve en hassasiyetle baktığım yani benim kendilerine yüzlerce saat ayırdığım belki de birer dakika ayırmaya zaman bulamayan insanların da bu sistem içerisinde olmalarının doğrusu hem üzücü hem de en azından benim duruşumla da pek mutabık olmadığını ifade etmek, hatırlatmak isterim. Hocam konudan uzaklaşmadık. Nerede kaldığımızı hocam şimdi Cafer hocam...
Buyur.
Ben de kalben sizi kutluyorum. Allah razı olsun. Bunlar çok güzel çabalar. İşte merabımız biraz da bu aslında. Nedir merabımız? Şimdi Osmanlı'nın son dönemine baktığınız zaman televizyon yok, radyo yok, sinema yok, tiyatro yok. Bu insanları nasıl ayartırsınız, nasıl kışkırtırsınız? Dergi ve gazeteyle. Şimdi bakıyorsunuz Abdullah Cevdet'in içtihadından tutun tamamen marksist yani o zaman gerçi Marksizm yok ama tamamen bir materyalist, düzeltiyorum materyalist bir insan yapısı özlüyor o dönem aydını. Nedir bu insan yapısı? Tanrıyı sevmeyen, İslami değerlerden uzak batıya hayran kalmış adaletten, merhametten bihaber bir kuşak yetiştirmenin telaşıyla Tanzimat aydını bir imme belirliyor. İşte Tevfik Fikret daha sonra Servet-i Fünun'da bunu devamını getiriyor. Resmen alenen Kur'an'a küfrediyor. İslami değerleri aşağılıyor. Sırf Necip Fazıl Allah dediği için Büyük Doğu kaç defa toplatılıyor? Kaç defa mahkemeye çıkartılıyor? Mehmet Akif'i 1980'lere kadar ders kitaplarında göremiyoruz. Mavera'yı, Diriliş'i, Edebiyat'ı ancak ve ancak 2010'dan sonra ders kitaplarına yerleştirebiliyoruz. Yani çabamız gerçekten çok büyük olmalı. Mesafeyi kapatmak için çok çok çalışmalıyız. Çünkü 1920'lerdeki o Jakoben Kemalist insan modeli romanla tasarlanıyor. Sipariş romanlar kaleme alınıyor. Halka bunlar dikte ediliyor. Zorla okutturuluyor. Ders kitaplarına okunuluyor. Dünya Savaşı'ndan sonra işte pornografi tavan yapıyor. İşçi sınıfı adı altında bir marksist edebiyat tekrar diriltiliyor. Bu anlamda Türk insan modelinin milli, manevi, ahlaki hayatı yok sayılıyor. Çünkü o bilinçli tasarlanan düğme insan modelimizi istediği kıvama getiriyor. Bugün işte bunun kavgası var aslında. İşte o işte camide Hacılar, Hacılar Allah'ın kavgası biraz da bu. Halk kendi normal değerlerine dönmek isterken birileri bundan aşırı derece rahatsız oluyorlar. Maalesef edebiyatımız da, sanatımız da, musikimiz de, sinemamız da, tiyatromuzda hala kendini beyaz gören, kendileri beyaz Türk diye ifade eden bu insanların hegemonyası altında, sultası altında. Ne yapmak lazım? İşte bu çabanız hakikaten takdire şayan. Bu tür işte İslami hayatı yansıtacak, İslami değerleri insanlara anlatacak, şiirimizle, hikayemizde, düşüncemizde, fıkramızda, denememizde varız diyebilecek insanların rol model olmasını sağlayan bu her çaba takdire şayandır. Bu anlamda tekrar sizleri kalben kutluyorum. Teşekkür ediyorum.
Hocam. Allah razı olsun. Tabii ki bu çalışma dediğim gibi hep biz burada bize olumsuz unsurları bu toplum gitti battı vesaire gibi bu toplumda sanki güzel insan yokmuş gibi duyguların pompalandığı bir yerde. Bu güzeller var. Güzelleri görmek için güzel göze ihtiyaç var. Ve biz azami kader gücümüzün yettiği kadarıyla bu olaya böyle bakıyoruz. Rabbim lütfetti. Türkiye'nin çok önemli stratejik kurumlarında 10 farklı kurumda üst düzey yöneticilik görevi yaptım. Radyo televizyonculuk yaptım. Kültür müdürlüğü yaptım. İrasa birçok hizmetin dergicilik vesaire. Ama açık söylüyorum 5 yıldır beni çok yoran bazılarının akılla izah edemediği dünyalılarla izah edemediği ben aslında pek de dünyayla arasının iyi olan insanlardan olmadığımı biliyorum ve dolayısıyla dünyayla iyi arası iyi olanların da beni anlama imkanının çok da mümkün olmadığını bilenlerdenim. Orada sıkıntım yok. Şimdi hocam bizim programımızın formatında şu var. Bizim dinleyenlerimiz, izleyenlerimiz programın bir parçası. Selamlarıyla, sorularıyla programın parçası oluyorlar. Tabii konuklarımızdan program içerisinde bolca şiir de dinliyoruz. Tabii siz şiirin içerisinde olduğunuz şiire dair çalışmalarınız da var. Ama sizden biz bu akşam şiir dinlemeyelim hocam. Her ne kadar o neyse onun onun hikayesini de bilmek isteriz. Yani iyi konuşan birisine şiirle çok iyi aramız olduğu söylenmese de iyi konuşunca ne güzel şiir gibi konuşuyor, şiir gibi döktürüyor derken iş konuşma efendim bir hakikati anlatmaya gelince zaman zaman hatta burada da geçen birkaç haftaydı biri yazmış bırakın hikayeyi de şiire geçin şiir okuyun diye yazmış bize. Dolayısıyla evet birilerinin bırakın hikaye okumayı dediği bir noktada biz sizden hocam hikayemiz, kadim hikayemizi, hikayemizi veya Ramazan'da bir hikayeyi hem size biraz da bir zihinsel toparlanmaya da ki ben burada kendim de işaretlerim. Çok bizim muhkem. Onun için ben bir şey hep söylüyorum. Bir değeri bir akşamda bizim tanımamız elbette mümkün değil. Onu ve yaptığı çalışmaları dikkati çekmek. Ama hikayeyi de öykü de şimdi biraz sonra okuyacağım. Sayma Hanım sevgili şairimiz, yazarımız, kardeşimiz, işte yeni öykü yazmaya çalışan biri olarak ne tavsiye eder derdi hocamın ne tavsiye edeceğini bilmem ama ben öncelikle Sayma Hanım öyküye dair hocamın bu mesele incelemesini mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Ve sadece yazmayı düşünenler değil hikayemizi anlamak isteyenler de üzerimizde oynananları anlamak isteyenlerin de hocam çok müdahil olmamış yani çok fazla yoruma girmemiş bir vakayı ortaya koymanın çok samimi gayreti içerisinde olmuş. Yani izleyici veya okuyucu bunu tefrik etsin diye. Hocam onun için biz sizden ben bu yorumları okuyacağım. Selamları alacağız. Ondan sonra bırak bu hikayeyi deseler de biz hikayeyi devam edelim. Hikayemizi bırakmayalım ve belki Ramazan'a mübarek iklime dair böyle o ibret hamiz bizim hikayelerimizde hikemi yönü ağır olan yönlerimiz elbet mutlak. Onun için hatta hatta o hale geldi ki yani hikemi bir yazışı hikaye için nakısa gibi görüldüğü de dönemlerden geçtiğimizi ifade etmek isterim sizden. Onun için biz bu gece hakkımızı şiirden değil hikayeden yana kullanalım. Hikaye dinlemiş olalım. Mahmut Dok hocamız, "Hayırlı yayınlar üstadım. Kayseri'den selamlar." diyor. Eyvallah. Bakın işte izleyen dostlarımız misafirlikte.
de olsalar, bir başka şehirde bir program vesile de olsalar programı eee takip ediyorlar. Ve aleykümselam.
Yine kıymetli şairimiz, yazarımız Eda Tosun hanımefendi iyi akşamlar, iyi yayınlar, hayırlı Ramazan dileklerini iletiyor. Furkan Uzunkaya hayırlı yayınlar diliyor. Bayram Dalkılıç selam olsun. Öykü öykü muhabbet olsun dolsun diyor. Ve aleykümselam Mustafa Polat Bey hayırlı yayınlar dostlar. Emiroğlu hoca vesilesiyle tanıdığım sizi. Mübarek olsun efendim. Evet.
İbrahim Emireli hocamlara mantığa ve mantığın ne kadar gerekli olduğuna, mantık yanlışlarının eee eylem yanlışlarından da eee meramımızı ifadedeki müşkülatlarımızdan da e kurtulabileceğine dair çok önemli ipuçlarının olduğu bir programdır. Arşivimize ve milletimize emanet.
Eee Musa Uzunkaya kıymetli abeyim. Selamünaleyküm Cafer Bey. Teravihi yeri bitirdik ve hemen seni ve değerli misafirimizi dinlemeye geçtik. Rabbim eee bize bu gecenin bereketi hürmetine sizler aracılığıyla çok güzel bir program izlemeyi nasip eylesin diyor. Selam, sevgi ve saygıyla eee sunuyorum. Ailece izlemedeyiz diyor.
Evet. Ben bazen ya hocam cumartesi günleri dostların bir araya gelip gittiği yerler daha da güzel ya. Hep beraber açın ekranlar bir akşam eee survival'ı ara verin. Kültürden, edebiyattan, sanattan yana tercih kullanılsın. Kıymetli kızım Saniye demin Furkan eee yazmıştı. O da hayırlı yayınlar dileğini ifade ediyor. Banu Banus Banu Sancak Hanimefendi kıymetli yazarımız, şairimiz. O da eee bu kitapta eee portresiyle, şiiriyle, programıyla var olan bir isim. E kıymetli Musa Uzunkaya abeyimin olduğu gibi yani burada olanları da ifade edelim. Bano Hanım bunlardan Erkan Aflas hocamız hayırlı yayınlar dile ifade ediyor. Murat Paşaok hoş geldiniz hayırlı akşamlar iyi yayınlar diliyorum diyor. Eee Serpel Uzun Günay hayırlı akşamlar iyi yayınlar. Keyifli dinlemeler. Bafra'dan selamlar, saygılar. eee program tanımlarını muhteşem şekilde yapan Saniye Uzunk'ya tebrikler diyor. Eee son birkaç programı da tanıtım için eee sevgili kızım, birici kızım Saniyem'in seslendirmelerinden eee duyduğu memnuniyeti ifade ediyor. Mustafa Işıkki o da programımızda yer alan konuklarımızdan yani ilk çıkan kitapta yer alan konuklardan birisi. Değerli müdürüm hayırlı Ramazanlar, hayırlı vakitler dilerim. Programınızı kutlarım. Size ve konuğunuza selam ve dua ile bu vesileyle kitabınız içinde tebrik ve takdirlerimi Allah razı olsun der.
Eee yine kıymetli şairimiz, yazarımız Saime Fındıkçı Hanımefendi. Ramazanın rahmetiyle hayırlı güzel yayınlar dilerim. 28 Şubat'ın e yıldönümü bir gecede şiire, edebiyata gönül verenlere 1000 yıllık zulmü hayal kuranların hayallerini yıkanlara selam olsun diyor. Ve aleykümselam.
Eee, Say Hanım, Rukie Aydın Hanımefendi, o da hikayecimiz, öykücümüz konuğumuz oldu. Rukie Hanım da eee, çok kıymetli değerlerimizden birisi. Ama ifade etmeliyim ki eee, ilk kitapta eee, öyküsü veya daha doğrusu programı yetişen isimlerden biri olmadı. Tabii ki her konuğumuzun olmasını arzu ederiz ama her eserde bir sınırlık söz konusu olduğunu ifade etmem lazım. Rüküye Aydın'la programı daha erken yapacaktık. belki kitapta yer alacaktı ama kendisi müsaade istedi. Karadeniz'in yaylılarını, dağlarını tercih etti. Dolayısıyla iki güzellik aynı anda olmuyor. Ama eee arşivde güzel hoş bir eee sohbet var. Eee inşallah güzel bir eee portre var. Eee rabbim onu da çıkarmayı nasip eder.
Evet. Serpil uzun günay. Hayırlı Ramazanla Allah ülkemizi, birlik ve beraberliğini eee bayrağımızı, vatanımızı, milletimizi korusun diyor. Cemil Yıldız dostumuz, hocamız hayırlı yayınlar diliyorum. Hayırlı akşamlar diliyorum diyor. Kıymetli rektörümüz Mustafa Doğan Karşkun. Hayırlı akşamlar, iyi yayınlar Aziz dost Cafer Bey. Osman Bey'e de hoş geldiniz programa diyor. Selam ve muhabbet iletiyorum.
>> Metin ve İnsan hayırlı akşamlar diliyorum. Ramazanınızı ayının bereketli üzerinize olsun diyor. Arif Şimşek üstadımız. Sayın genel müdürüm, zatı halinizi, kıymetli konuğunuzu ve tüm katılımcıları saygılarımla selamlıyorum. Bugünkü programın konusu itibariyle daha da bir keyifle izliyoruz. Hayırlı Ramazanlar diyor Adem Yıldız kardeşimiz. Cafer hocam size ve kıymetli konuğunuza hayırlı akşamlar, hayırlı yayınlar diliyorum. Samsun'dan kucak dolası selamlar, saygılar, sevgiler diyor Güzzar Güneş. Cafer hocam, bu kıymetli sohbet için teşekkür ederim. Eee, anlamın aşındığı bu çağda kelimenin izini sürmeniz, unuttuğumuz hakikati yeniden hatırlatan bir diriliş nefesi gibi değerin söze, sözün hakikate yaslandığı yürüyüşünüz daim olsun diyor. Biz de son derece teşekkürlerimizi ifade etmek isteriz. eee Gülzar Hanımefendiye Sime Fındıkçı. Hocam öykü yazmaya çalışan eee bu acemi kardeşinize ne tavsiye edersiniz? Durum öyküsü mü? Olay öyküsü mü? Daha doğrusu size ne yapmam lazım? Öyküyle hikaye arasındaki en büyük fark ne acaba? diyor Muzaffer Aptekin Bey. Sağlıklı, mutlu, huzurlu akşamlar tüm şiir dostlarına. eee kıymetli abeyim eee efendim eee Sayma Hanım'ın da bu kitapta olduğunu ifade etmeliyim. eee ve bu kitabımız ona ivme vermiştir. Şiir kitabını eee yine eee bir romanını, çalışmasını, eserini de iki eser bu çalışmamızdan sonra artı içinde bir ruhte olan o 28 Şubat süreci veya 80 sürecinin sonrasının yaşandığı başörtü problemleri sebebiyle üniversiteyi okuyamayan kardeşimize vakit geçmiş değil dedik. eee ve belki 50'li yaşlarında çocuklarını üniversite bitirtiren bir anneye ama sorumluluğunu idrak eden bir kardeşimiz şimdi edebiyat okuyor hocam. Eee kalemine, gönlüne, mücadelesine bereketliyoruz. Celal Uzunkaya kıymetli abeyim, değerli kardeşim. Programını Almanya'dan ailece ilgiyle takip ediyoruz. 253. programında sana ve değerli konuğumuza en kalbi selam ve sevgi muhabbetlerimi iletiyoruz. Evet. Celal Uzunkaya Bey'in de eski Emniyet Genel Müdürü. Dolayısıyla eee bu eee kitapta yer alan e portrelerden, şiiri var olanlardan, sohbeti var olan isimlerden biri. Mehmet Adil Oymak abimiz, kıymetli şairimiz, büyüğümüz. Ramazan halimizi oruç aynı zamanda canımızı yoluna koymamıza imkan sağlar. Biznillah. Osman Hoca'ya ve size bereketli bir program niyaz ederim diyor. Evet. Adil Oymak abimiz de bu kuvvet kitabı eseri eee kıymetlendiren isimlerden biridir. Ona da selam olsun. Saime Hanım eee özellikle Tanzimat döneminde tamamen değerlerimize aykırı batı hayranlığında yazılmış aile-yi, ahlakı, gelenek ve göreneği alt etmeye yönelik binlerce eser verilmiş maalesef diyor Ahmet Uzunkaya. hayırlı yayınlar diliyor. Nihat Malkoç hocamız, Cafer abi size ve program misafiriniz Osman Koca Bey'e ve bu güzel söyleşiden dolayı teşekkür ediyorum. Her program gibi bu da güzel bir program oluyor. Fazlasıyla istifade ettik. Ağzınıza eee sağlık diyor Sevim Sürmeli hayırlı akşamlar, iyi yayınlar diliyorum. Ramazanlar diliyorum. Gülzar Güneş hanımefendi az önce Mersin'den bahsettiklerinizle bugün de ne anlamlı bir gün olduğunu hatırlattınız diyor. Bugünlerin ne anlamlı gün olduğunu hatırlattınız diyor. Eyvallah Musa Yıldız kıymetli rektörüm. Cafer hocam size ve değerli misafirinize iyi yayınlar diliyorum diyor. Nihat Malkoş hocam çok değerli kalemlerin yer aldığı Sözde kalmasın kalemden Kelama 155 Suret adlı eseriniz hayırlı uğurlu olsun. Bu değerli eserin hayırlara vesile olmasını eee diliyorum, tebrik ediyorum. Eee, Nihat Malkoş hocam diyor ki, "Yedi iklim, hece, öykü, Türk edebiyatı, dergah, bizim külliye, Aşkar gibi değişik edebiyat dergilerinde öykü ve incelemeleri yayınlanan Osman Kocabey çok değerli bir kalem. Osman Kocabey'in Türk edebiyatına hizmetleri takdire şayan. Kendisini, edebiyatımıza hizmetlerinden dolayı teşekkür ediyorum. Nihat hocam da programımıza yakın dönemde eee konuk olan kıymetli bir edebiyatçımız, bir edebiyat hocası. Edebiyatın birçok dalında var olan kıymetli bir değerimiz. İnşallah ikinci eserimizde de eee o yer alacak kıymetlerden biri olmaya devam edecek. E Sim Hanım en büyük hatamız sanattan, edebiyattan bizi uzak tutmaya çalışanların tuzaklarına düşmüş olmamız. bu açığı kapatmak için hepimiz elinden geleni yapmak durumunda. Bu konuda gayreti için Cafer hocama ve konuklarımızdan binlerce razı olsun diyor Rabbi.
Ruki Aydın eee hocamız eee yazarımız Osman hocamız yılların birikimi olan yaralarımıza parmak bastı. Allah Celle Celalüu razı olsun. İnşallah bu konuşmalar yeni bir açılıma eee sebep olur. Şakir Kurtulmuş abeyimiz. Değerli dostlarım Cafer ve Osman Koca sizleri kutluyorum. Antalya'dayım. Çok selam ve muhabbetlerimle. Eee Şakir abi der ki Osman koca candır. E biz de öyle bildik, öyle tanıdık. İlgiyle takip ediyoruz. İsmet Şirin Bey, hayırlı akşamlar, iyi yayınlar. Sizlere ve konuğunuza selamlar. Evet ben adıma ve aleykümselam diyorum hocam söz sizin.
>> Evet Cafir hocam yine aynı şeye geleceğim. Şimdi Fransız edebiyatının misyonu belli. Nedir işte fatalizm dediğimiz o batıdaki Katolik Katolik yaptırımları hayata taşımak. Rus edebiyatına baktığınız zaman Rus edebiyatı folklorik bir edebiyattır. Rus tarihini, medeniyetini, sanatını Tostoy'da işte Gorki'de, Balzak'ta, Dost'te zaten göreceksiniz. Fakat gerek Batı gerek Rus olsun bütün bu zolaların, tostoyların, dostlerin ortak bir noktası var. O da nedir? İslam düşmanlığı, batı düşmanlığı. Ali Haydar Haksal hocamız Doğu Işı adlı dört kitabında bunları anlatmaya çalıştı. Ya batının bize bakışı belli. Bizler onların nazarında köle insanlarız. İslam onların nazarında maalesef maalesef pasif bir din. Bugün baktığınız zaman Amerika binlerce kilometreen kalkıp geliyor. İslam coğrafyasının göbeğine istediği her türlü herzeyi yaptırabiliyor. Ve fakat bütün İslam dünyası maalesef bu zulme, bu katliamlara yeterince ses çıkartamıyor. Sanatımız, kültürümüz, düşüncemiz zayıf olduğu için sesimizi de yükseltemiyoruz. Kavramlarımız, kelimelerimiz intihal olduğu için onlara gereken cevabı veremiyoruz. Bu anlamda edebiyatımızın çok daha köklü olması gerekiyor. Israrla aynı şeyi söylüyorum. Bugün İslami düşünce geleneğinin yeşertilmesi, bu İslami dönemin kült metinlerini günümüze taşımak da mümkün. Sezai Bey'e baktığınız zaman ü tane monografik eseri vardır Sezai Bey'in. Bunlardan biri Yunus Emre, biri Mevlana, biri Mehmet Akif'tir. Bu bir tesadüf müdür? Hayır. Orada Sezai Bey o dönemin konjonktürü gereği insanlarına birtım örnek rol modeller göstermek istemiştir. Bu anlamda bizim de bu genç kuşağı İslami edebiyat anlamında Alinar hocamın bize tevarüs ettiği bu kavramı tekrar diriltmek, yeşertmek ve bilhassa genç yazar adaylarına göstermemiz lazım. Orada benim hanımefendinin sorusu çok hoşuma gitti. Bu genç kuşak öyküte ne yapmalı? diye soruyor. Bir, biz önce bu edebiyat kavramlarını ciddiye almalıyız. Hikaye deyip geçmeyeceğiz. Hikaye demek insan demek. Hikaye demek düşünce demek. Hikaye demek hayat demek. Dolayısıyla bu kavramları çok ciddi, çok disipliner bir düzlemde ele alırsak biraz daha olayın hakikatine ya da eşyanın kürüne vakıf olmuş olacağız. Ne yapmak lazım? Yazmaya yeni başlayan bir insan tıpkı yeni doğan bir insan gibidir. Bir bebeğin doğar doğmaz koşması, yürümesi, konuşması nasıl imkansız ise yeni yazmaya başlayan bir insanın da bu anlamda bir edebi eser meydana getirmesi çok zordur. Ben aynı zamanda bir edebiyat dergisinin editörüyüm. İnanın haftada onlarca yazı okuyorum. Bunların birçoğu da çok böyle kalibri isimlerden geliyor. Fakat hikayeyi çok çok önemsediğim için bu yazarın %90'ını iade ediyorum. İade ederken de onlara tek kusurlarını, noksanlarını, eksiklerini, hatalarını kendi zaviyemden, kendi tecrübemle aktarmaya çalışıyorum. Görebildiğiniz manzara şu. İnsanlar hikayeyi bir fantastik alan olarak algılıyorlar. kafasındaki her kurguyu da kağıda dökmekle bir edebi metin ortaya koyduğunu düşünüyorlar. Bu temel yanılgıyı nasıl sileriz? Az önce ifade ettiğim gibi yeni yazmaya başlayan bir insan bir fotoğraf makinesinin bir anı çekmesi gibi hareket etmeli. Anı çekmeli. Onu dondurmalı. Üzerinde yoğunlaşmalı. Her bir detayı hesaba katabilmeli. Hikayenin kendi tematik yapısal unsurlarını dikkate alarak biçimse biçim, biçemse biçim, temasa tema bütün argümanları bir yere not almalı. Önce olayı kendi haznesinde, zihninde tasarlamalı, kalbinde büyütmeli, ifade etmeye geldiği zaman da onu beklemeye almalı. Çok çok kısa bir örnek vermek istiyorum. İyi bir hikaye yazarının hikaye alanında Kürt dediğimiz isim yapmış en az en az 250 kitabını okumalı. Hocam bu sayı nereden çıktı? Bu sayı şuradan çıktı. Bir bebeğin emekleme ve yürüme aşaması ne ise yazmak isteyen bir insanın da yürüme aşaması budur. 250 Kürt metni okumak demek o alanda az ya da çok fikir sahibi olmak demektir. Okunan her kitap beraberinde onun kelime hazinesine, hayata bakışına, sözcük dağırcığına, kalbine bir ilham bırakacaktır. Okuduğu her kitaptan bir pasaj, bir metin, bir bölüm, bir hatıra, bir anekdot, bir benzetme, bir işte güzel cümle hatırada yer bırakacaktır. O da bunları okudukça beslenecek, beslenecek, beslenecek ve bir bardağın taşma anı gibi okumalar da bir zaman sonra onu yazmaya sevk edecektir. O yazma anı işte o bahsetmiş olduğum kült okumalar sonrası gereken bir edim ve eylemdir. Çoğu genç arkadaşımız maalesef bir heyecanla başlıyorlar. Çok da kitap okumuyorlar. Öyle bir çabaları da yok. Sonra diyorlar ki bizim metnimiz niye iade ediliyor? Bir metni metin yapan nedir? kurgusudur, biçimidir, temasıdır, anlatısıdır, içinde barındırmış olduğu edebi muktesebatıdır. İşte bunları ciddiye almak gerekiyor. Bunun için de okumak, okumak, okumak gerekiyor diyelim.
>> Evet hocam çok kıymetli ve eee bu anlamda da müteşekkiriz. Şimdi hocam yani işte hikaye ilgili eee genel anlamda şunu söylüyorsun. İşte bir vaka yani bir olaydan bahsediyoruz. bir işte yer zaman unsurundan bahsediyoruz. İşte kişil bahsediyoruz. Tabii bütün bunların varlığı yetmiyor. Bir de bir dil ve anlatıyı eee inşa etmemiz gerekiyor.
>> Cfer hocam araya gireceğim ama şimdi bu bahsettiklerimiz >> insan bedeni gibi düşünün. >> Aynen öyle. Şimdi hocam >> pek ne eksik? Ruh eksik >> işte. Aynen. Şimdi onu söyleyeceğiz hocam. Şimdi yani dolayısıyla bizim sizin bu mücadelesini veya bu eserinizi okuduğumuzda da gördüğümüz olay veya üzerinde durmamız gereken olay yani evet burada ölçü ne olmalı? Yani bir estetik eee kaygı mı ki birçoğu işte o sanat sanat için anlayışını da içinde alan bir yapıyla işte ahlaklı, hakikatli veya hepsi bir arada mı? Yani sanki bunları birbirleriyle yarıştırmanın da bir anlamı yok. Eee, dolayısıyla, eee, bütün bu unsurların birlikte inşa edilebileceği o dediğiniz o işte fotoğrafın, eee, eee, efendim, çekilip, eee, her şeyin yerli yerine oturtulması herhalde bu bahsettiğimiz işte edebi yönünün, estetik yönünün, ahlaki yönünün, hakikat yönün e birlikte inşa edebildiğimiz takdirde bir hikayeden herhalde bahsetmemiz mümkün olacak. Ve kıymetli hocam işin sırrı şurada. Başbakan da olabilirsiniz, bakan da olabilirsiniz, doktor da olabilirsiniz, yazar da olabilirsiniz ama hepimizin bütün bunların önünde bir kimliği vardır. Bir duruşu vardır. Bir İslami müktesebatı, Müslüman düşünce tarzı vardır. Ben hep şunu söylerim. Bizim edebiyatımız, hikayemiz, romanımız İslami argümanların izin verdiği çerçeve içerisinde neşuma bulmalıdır. Biz hiçbir metnimizde bir günahı afişe edemeyiz, özendiremeyiz. Hocam bunlar hayatın gerçeği değil mi? Hayatın gerçeği olmak başka bir şey. Bunları tattırmak, yatmak başka bir şey. İçki içmek haramdır. Bunu herkes bilir. Fakat bu içeceğin anlamına gelmez. Sanat metne böyle olmalıdır. Bizim ahiret inancımız vardır. Dolayısıyla yazdığımız her bir şeyden mükellefiz, sorumluyuz. Yarın bir gün mahşere çıktığımızda Rahman olan, Rahim olan yaptıklarımızı ve yazıklarımızı bize soracaktır. Mahcup olmak istemiyorsak bu anlamda sloganik olsun demiyorum. Sakın ha ideolojik olsun demiyorum. Sadece edebi metinleri taşımış olduğumuz hassasiyetle birleştirelim. Kendi düşüncemizi, ideolojimizi, yapımızı öyle anlatalım ki bunu metne giydirelim. Okuyucu bundan rahatsız olmasın. Hatta okuyucu bununla beraber dirilsin. Metinde kendini bulsun, yeşersin istiyoruz. O anlamda kelimeler çok kıymetli. Her kelimenin o raksı, o ifade ettiği göstergesi, o hinterlandı bir sanatçının elindeki dokunuş da anlam ifade eder. Yoksa mutlaka her kelimenin bir göstergesi vardır. Cafer Uzunko'ya, Osman Koca ile bugün bir program yaptı. Bu çok somut. Bu çok bilimsel, çok nesnel bir ifadedir. Burada estetik yoktur, sanat yoktur. Ama bir yazar şu anki mükalemeyi, şu anki konuşmayı yarın bir gün bir edebi metin havasına büründürebilir mi? Türündürebilir. Nasıl? İşte bitçem dediğimiz o insanın kemiğine, kanına, etine, derisine giydirilecek, onu besleyecek havayı, ruhu teneffüs etmeli. Nasıl ki insanoğlu yediği gıdaların fiziksel görüntüsünü elde edemediği halde büyümesine bakarak buna imkan sağlıyorsa yazar için de okumak o kelime hazinesini o kalbi güzelleştirmek bir zaman sonra ne yapıyor? Beyni aksediyor, kelimeleri aksediyor ve oradan sudur ediyor. Hassasiyetimizi koruyarak. Ama bir daha söylüyorum. Bunu afişe etmeden, yönlendirmeden, ideolojik havaya büründürmeden, az önce eleştirdiğimiz noktaya düşmeden ifade etmek de sanatçının yetisine kalmış bir durum diye ifade etmek istiyorum.
>> Eee hocam şimdi tamam eee burada teorik konuştuk. >> Evet. Bütün bu iç eee bu e muhtevayı, bütün bu dediklerinizi epeğe bülmüş bir hikaye anlat bize lütfen. >> Şimdi mi? >> Evet. Evet hocam. Bu böyle bir şey yani. Şimdi hep eee teorik hep zaman eleştirildiğimizde o değil mi? Hep anlatılıyor ama nerede bu insanlar? Evet. Nedir? bir bir nevi burada bir atölye çalışması hocam gerçekleşsin. Bu hikayeizdeyiz. Tamam. Şöyle yapalım hocam. Bir meramı anlatayım. Ondan sonra geçeyim oraya. Cafer Bey müsaadeniz varsa. >> Estağfurullah hocam. >> Şimdi akademinin şöyle bir hatası var, yanlışı var. Şimdi bizim akademyamız, üniversite camiamız edebi metinleri tanımlarken kendi değerleriyle bunu ifade etmiyor maalesef. Şimdi deniz ya hikaye nedir? İşte bir olayı yer zaman kişi göstererek anlatan yazı türüdür. Bu ifade Namık Kemal'den bize tevarus etmiş. >> Evet. >> Fakat yetmiyor. Niçin yetmiyor? Az önce ifade ettiğim gibi şimdi bizim halk hikayelerine baktığınız zaman, aşık edebiyatına baktığınız zaman, meselelerinize baktığınız zaman orada bahsettiğimiz olay var. Yer var, zaman var, kişi var, aşk var, kıskançlık var, ölüm var, hasret var. Fakat modern akıl bunları roman diye saymıyor. Neden saymıyor? biçimsel düşünüyor, formsal düşünüyor, yapısal düşünüyor. Diyor ki işte bu romanın tanımına uymamaktadır. Hayır hayır uymaktadır. Uymaktadır romanın tanımına. Fakat kendi kavramlarımızı üretemediğimiz için batının değerleriyle kendi edebiyatımızı tanımlamaya çalıştığımız için maalesef bu noktada kategorik düşünemiyoruz, yaklaşamıyoruz. Öncelikle ya Müslüman bir edebiyatçının kendi değer yargılarını, kavramlarını oluşturması şart. Yoksa biz ithal düşüncelerle, ithal doktrinlerle, ithal fikirlerle kendi edebiyatımızı bulmamız mümkün değil. Bulsak da tanımlamamız mümkün değil. Tanımlasak da tavsif etmemiz mümkün değil. Öyküye dair de bunun çabası vardı. Öyküye dair de biz ne yaptık? kendi yerel değerlerimizle nasıl bir edebiyat inşa edebilir sorusuna cevap aramaya çalıştık. Yeter mi? Yetmez. Niçin yetmez? O gösterdiğiniz kitap bir çalışmanın, çabanın ürünü ama edebiyatın çok daha zengin, çok daha derin, çok daha kapsamlı. Buradaki bir dokunuştu, bir çabaydı, bir göstergeydi. Israrla bir daha söylüyorum. Bütün derdim hakikaten bu. Çok çok samimi söylüyorum bunu. Eziklik göstermeden artık kendi ferasetimizle, kendi zihniyetimizle, kendi kavramlarımızla bir edebiyatı vücuda getirdiğimizi gür bir sesle bağırarak artık insanlara anlatmalıyız. Bu pasifizm, bu resif hal, bu çekingen tavırları bir kenara bırakmalıyız. 2000'lere kadar İslami edebiyattan bahsetmek mümkün değildi. Çok kadük sayılıyordu, zayıf sayılıyordu. Halbuki açın bakın sati müstakime sü Reşat'a bunları adam akılı incelesek bile oradan en az yüzlerce ismi edebiyatımıza kazandırmamız çok çok olası iken fakat birtakım ideolojik dayatmalardan dolayı kendi edebiyatımızı sol jakoben marksist leninist kemarist faşist bir çizgiye hapsettik. Kendi değerlerimizi görmezden geldik. Bunları ifade etmekten çekindik. Bilsek de dillendiremedik. Bize artık cesur akademisyenler lazım, öğretmenler lazım, sanatçılar lazım, yazarlar lazım. ezilmeden, bükülmeden o İslam'ın ferasetiyle, o Müslüman şuuruyla kendi sesimizi, kendi rengimizi, kendi dilimizi insanlara anlatmamız lazım. İnanın bundan uzar bizim.
>> Eyvallah hocam. Çok teşekkürler. Buradan meram çok net anlaşıldı. Eee, ben de bir eksiğimi gidermiş olayım. İsimler bahsetmişken Eda Hanım'ı başta bahsetmiştim. Edatun hanımefendinin de eee portresi eee şiiri ve sohbeti bu program kitabımızda var. Katılanlarla ilgili böyle bir eee yanlış anlaşılma anlamına gelmesin. Çünkü o erken program yaptığımız isimlerden biriydi. Evet hocam. Eee bütün bunlar bizi hikayevi dinlemekten alıkoymayacak. Hikaye bekliyoruz. >> Onu unutmaya çalışıyorum ama unutmadınız. >> Yok hocam unutamayız. Peki şöyle bir çabaya girelim o zaman. >> Eyvallah. >> Sabahne erken kalktı. Saatine baktı. Henüz gün ağırmamış, ışımamıştı. Tavsak adımlarla yönü öldü. Elini suyun hafif dokunulmaz akışına bıraktı. Her bir damla beraber ruhunda yeni anlamlar belirdi. Lavabadan çıktı, salona geçti. Dört duvarı süsleyen kitaplara baktı. Onların her biriyle tek tek göze gelmekten, konuşmaktan, onlara dokunmaktan, selam vermekten hiçbir zaman üşenmezdi. Çünkü o kitabın gönüllü elçisi kitaba aşık idi diyelim. Arkasını kura bırakalım. Eyvah. Güzel yani. >> Estağfurullah. >> Evet. Güzel. Yani neticede şimdi hocam hani biz şiirle ilgili söylüyoruz. Tabii her şiirin bir hikayesi var ama eee her hikayeden bir şiir çıkmıyor herhalde değil mi hocam? Yani öyle bir durumu da var bu işin. >> Hikaye buna çok müsait değil. Doğru. >> Evet. Evet. tür olarak hocam bu eee aslında eee yani işte gözlem hayatın içerisinde tüm edevi alanlar birbiriyle çok yakın ilişki içerisinde ama biz tabii şiire dair de konuşturmak çünkü şiirle dediğim gibi hep ilgi alanınız içerisinde oldu. Bu anlamda da araştırmaları olan birisi olarak yani mesela ben denemeyi en azından bu program ölçeğinde görüyorum. deneme yazarlarımızın daha doğrusu şairlerimizin de denemede oldukça başarılı olduğunu görüyorum. Bu anlamda siz eee nasıl değerlendiriyorsunuz bu türler arasındaki geçiş birbiriyle ilişki açısından? >> Şimdi şiiri tür olarak çok çok müstesna bir yere koymak lazım. Şu şiir, şuur, >> şiar, şair. Bunların hepsi bir teyakkuzun, bir farkındalığın, bir hikmetin, bir felsefenin müktesebatı. Baktığınız zaman şehirden nüfuz eden insanlara bunlar aynı zamanda birer hikmet adamı, gönül insanı, birer filozof, tabiatlı insanlar. Deneme ise şiirde anlatılamayan o som dediğimiz, o cevher dediğimiz, o töz dediğimiz, o ruh dediğimiz birime girmeyen ve fakat zai olmasına da göz yumamadığı kelimelerin muktesebatıdır deneme. Dolayısıyla deneme aslında şairin kendi iç muhasebesidir, dertleşmesidir. Çok haklısınız. şehirle deneme bu anlamda birbirine yakındır. Birinde imge vardır, iltica vardır, katışık vardır. Diğerinde ise biraz daha somut ve fakat buna rağmen yine içsel bir devilim vardır. Öykü ile roman tıpa tıp aynıdır. Aslında diyorum ya bu tasd geleneği bile bize ait değil. >> Evet. >> Hepsi ital. Bana kalırsa zaten öykülü romanın dünya edebiyatında ayrışma söz konusu değil. Söz konusu değil. Çünkü aynı tema, aynı biçem, aynı form, aynı yapı sadece muhteviyat dediğimiz, hacim dediğimiz işte biri uzun mesafe, biri kısa mesafe, biri daha olumlu, biri, biri daha uyumsuz. Bir geleneğin verimi. Bu anlamda şiirle deneme ayrışan bir türdür. Fakat şiir şairin biraz daha o ilahi yetisinin getirmiş olduğu kelimeleri hıfsederek ya da anlamını saklayarak ifade etmesi deneme ise biraz daha böyle aşkar olma halidir diyelim. Bu anlam haksız yani şeylerin birbirine yakın olabilir. Doğrudur. >> Evet. Eee, hocam tabii ben eee dediğim gibi bu kitabı önemsiyor ve önemle inşallah ben inanıyorum ki hak ettiği ilgiyi, değeri ve aslında burada değerden ziyade hocam orada bir ihtiyacı eee vurguluyor ve aslında bir sabre şifa olsun diye bütün bunlar ortaya konmuş. Yani bir nevi e bu eserin gerekçesine eee değerli dostlar ifade etmeye çalıştık. Bilmiyorum hocam. Yani o fotoğrafı, büyük fotoğrafı görmek açısından bunları tekrarlıyorum. Bir yerlerde eee sohbet eee gerçekleşirken bu hakikat eee gözden eee kaçırmayalım diye ısrarla söylüyorum. tabii eee Türk e hikayesinin, öyküsünün genel durumunu dün ve bugün arasındaki bir nevi mukayes mukayeseyi de hocam eee az çok ortaya koymaya çalışıldı. Yani buradaki eee kayıplarımız veya yeniden dirilişimizin de ancak kendi hikayemizi oluşturmakla ve bunu da kompleksiz bir şekilde ortaya koymanın gerekliliği ifade edildi. Tabii yine bu çalışmada üzerinde durulan husus eee kuramsal bir zeminin eee eee temin edilmesi. Yani dolayısıyla öykü ve tarihi, öykü ve teması, öykü ve kuramı, öykü ve biçim eee gibi eee bu çalışmada eee açıkçası ortaya konulan bu gerçekler herhalde hocam bizi bir medeniyet diline ulaştırma arzusunun bir eee vasatı olmalı diye görüyoruz. Değil mi hocam? >> Cafer hocam ya bu kitap çok iddialı bir kitap değil. Bu kitap bir daha söylüyorum. bir Müslüman hassasiyetinin hikayeye, öyküye bakış nasıl olmadı sorusuna arama çabasıyla ortaya konmak istendi. Bu kitapta işte bir öyküde bilimsel, klinik, deneysel, natürel, romantik, reel, edebi, kurmaca, kurgu, bunları çoğaltabilirsiniz. Formlarının peşine düştük biz. Bu anlamda bu kitap bir fener aslında. >> Evet. Evet. Tabii hocam zaten yani burada mesela e bütün bu e zeminlerin ardından işte gelenek ve medeniyet damarının da ön plana çıkarıldığı bir eee süreç yaşanıyor. İşte eee Mesneviden Kelile ve Dinleye, Dede Korkut'tan Yunus'a, Mevlana'ya ve bugüne varıncaya kadar da böyle bir eee geçişten bahsediyoruz. Bu alanları da hocam biraz daha açmamız e dediğim gibi bizim programımız eee böyle eee eee sıradan teorilerin konuşulduğu değil. Niçin? eee geleneğe eee gelenek ve medeniyet damarı ve burada evet işin dünü ve bugününü eee 100 yılı aşan e serüvenini kendi içerisinde bir taraftan değerlendirirken diğer taraftan da bir tarihi perspektif olarak da geleneğe yani çünkü bizim edebiyatımızda son dönemde işte o geleneğin ıskalandığı bir dönem ama siz gelen e ve medeniyet damarını da ön plana çıkarmaya çalışıyorsunuz. Bu eserler üzerinden de hocam eee biraz eee yine izleyenlerimizi çünkü bizim programımız bir nevi bir ders eee niteliğinde de bu anlamda tadında gidiyor ve dostların da eee biraz da artık eee bu program bir nevi yani sıfırdan katılımcılardan ziyade katılanların da geriye dönüş yaparak okumalar yaptığı bir süreçten bahsediyoruz hocam. Bir programdan bahsediyoruz. Evet. İşte acı olan şu Cafer hocam, edebiyat fakülteleri ya da işte diğer alanlar kendi edebiyatımıza keşke tarafsız bakabilseler. Herkesin bir kaygısı var. Bir ideolojik kaygısı var. Bir Hinterlandını koruma telaşı var. Biraz böyle azade olabilsek baskılardan, dayatmalardan biraz kendimize dönebilsek hakikati bulacağız. Bizim edebiyatımızın zirve yaptığı dönemde dünyada edebiyat hiç yok. Batının psikolastik dediğimiz karanlık çağına baktığınız zaman doğu öyle kuramları dile getiriyor ki akla hayale gelmez. Peki ne oluyor? bir kırılma yaşanıyor. Divan edebiyatı dediğimiz alan bir matematik dehasıdır. Bir fen dehasıdır. Bir bilim dehasıdır. O şiirlerin o akustik, o ses düzeni inanın bilimsel her türlü verinin zirvesidir. Biz bu geleneği reddederek aslında ifade edemediğim ama bizi izleyenlerin anlamasını beklediğim bir hakikati ifade etmeye çalışıyoruz. Bir geleniği reddetmek yeni cumhuriyet modelinin bir getirisiydi arkadaşlar. Neden böyle söylüyorum? Çünkü bir şey yapmak için eskiyi yıkmanız lazım, kötülmeniz lazım. Hani diyordu ya şehirde 15 yılda 10 yılda 15 milyon geç yaratık sil başlan diye. >> Hakikaten her şey tasarlanmış. edebiyatı, şiiri, sanatı, kültürü, tarihi hatta ve hatta hayatın içindeki değerleri bile yoktan yok sayacaksınız. Kötüleyeceksiniz, lekeleyeceksiniz. İslami bütün argümanları hayattan çıkartacaksınız. Onun yerine daha başat, daha jokaben fikirler getireceksiniz. Bakın Cumhuriyet Romanlarına. Bu tesadüf değildir. Bütün romanlarda imamlar ya ahlaksızdır, ya arsızdır, ya ırz düşmanıdır, ya yolsuzdur, ya hırsızdır, göbeklidir, kirlidir, kabadır. Bakın onun karşısındaki tipe öğretmen tipine. Aydındır, münevverdir, güzel giyinir, medenidir. Bütün bunların hepsi, bir daha söylüyorum, bilinçli tasarlanmış argümanlardır. Ama işte tutmuyor ya fıtrata müdahale tutmuyor. Buna rağmen hala hamdolsun İslami geleneğe sahip, İslam düşünceye sahip, kendi değerlerini önemsen insanlar her zaman vardı. Yine var ve var olmaya devam edecekler. Ara ara inkıta olmuyor mu? Oluyor. Baskı olmuyor mu? oluyor. Fakat bu yok olanla gelmiyor. Dedim ya az önce Mehmet Akif'i halkın vicdanından silemediler. Çok uğraştılar, başaramadılar. Necip Fazıl'ı y onlarca defa mahkemeye çağırdılar. Silmek isterdi, silemediler. Çünkü neden? Hak var, hakikat var, adalet var, merhamet var. Bunlar evrensel kavramlar. Siz ne kadar yok saysanız da, ne kadar reddeseniz de bunlar insan denen varlığın anatomisinde genlerinde kodlanmış değerler. Bu değerler yaşadığı müddetçe bizim de bu değerleri gür sesle ifade etmemiz gerekiyor. Sıkıntı bizde. Biz hala çekiniyoruz. Hala kendi edebiyatımızı, hala kendi terminolojimizi, hala kendi istematimizi kurabilmiş değiliz. Hala hala bak hala maalesef intihalle yaşıyor. Hala ithal fikirlerle bir dünya inşa etmeye devam etmeye çalışıyoruz. Tutmuyor tutmayacak. Direnmek lazım. Bunun için üretmek lazım. Kendi sistematimizi, kendi düşünce yapımızı, kendi kuramımızı, kendi felsefemizi, kendi edebiyatımızı oluşturmamız lazım. İşte en büyük eksiğimiz burada. Maalesef çok dillendiriyoruz ama bunu yazıya dökemiyoruz. Yazıya dökemeyince de işte insanlara rol model olacak ürünler ortaya koyamıyoruz. Öyküye dairin tüm çabası buydu aslında. Genç Müslümanlara sahih bir edebiyatın izini göstermek.
>> Evet hocam. Yani elbette eee niyetlerimiz, amellerimiz kadar önemli ama eee niyetlerimizde eeeele mutabık amellerimizin, eserlerimizin de ortaya çıkması son derece kıymetli. eee açıkçası eee iyi bir okuyucu olduğumu dün de bugün de inşallah ömür verirse yarınlarda da olduğunu düşünen birisi olarak eee bu dediğiniz duruşu eee oldukça kıymetli bir şekilde eee gerçekleştiren eee bir duruşu eee bu eserde görüyoruz. Eee evet. Yani dolayısıyla siz tüm edebiyata burada öykü üzerinden aslında tüm edebi türlerle ilgili de aynı beklentiyi ve duruşu ortaya koymaya çalışıyorsunuz. Burada öyküyü ön plana çıkarılmış olsa da eee yani tüm türler açısından eee bir edebi ölçüyü, bir duruşumuzu eee ortaya koymak son derece önemli ve kıymetli hocam. Açıkçası tabii eee dediğim gibi burada eee geçmişle ilgili eee dikkat çektiğiniz çalışmalar ve önemlerini bir nevi ön plana çıkarırken günümüzde de yaşayan en azından programınıza konuk olan bağlamda da birtım hikayecilerimizden bahsediyorsunuz. Açıkçası ben bu tür programlarda tabii eee işte isim vermekten dostlarımız çekiniyorlar. Tüm isimler muhtemelen akıllarına gelmediğinden dolayı yanlış hatırlamıyorsam yine kıymetli dostumuz, şairimiz Hüseyin Akın dedi ki, varsın benim ön plana çıkardığım hatırladıklarımı söyleyeyim. Bir başka dost da benim hatırlamadıklarımı hatırlatırlar dedi. Şimdi şu açıdan söylüyorum. Evet, tümünü söylemek ayrı bir şey ama en azından çalışmalarımızda ele aldığımız, daha fazla teşviki mesai içerisinde bulunduğumuz isimler ve dolayısıyla insanların Evet. hikaye denince eee bugün ben şimdi İstanbul'a gelen dostlara diyorum ki yani veya farklı şehirlerde evet oradaki tarihi mekanları ziyaret edin. Onlarla hemhal olun. Dününü bugününü okuyun. Ama bir o kadar da işte burada bulunduğunuz eee eee şehirde beldede, ilçede hangi isimler varsa onları ziyaret edin. İşte ben birkaç gündür Üsküdar'dayım. İlk geldiğimde işte yedi iklime ziyaret etme ihtiyacı hissettim. dün cumadan sonra ay vaktine Şeref Akbaba abeyi ziyaret ettim falan ve dolayısıyla bu sayıları her bir gittiğimiz yerde de bu anlamda ifade etmiş olmamız gerekiyor. Yani tümünü eee yapamama endişesi yapılması gerekenlerin de terki anlamına en azından gelmemeli diye söylüyorum. Nasıl söyledim? Her çalışmada bir sınırlık var. Bir kitapta 155 mesela bir kısmı ya keşke bu kadar kavim olmasa mıydı dendiği bir noktada e neticede bu işin sonu yok ama bu ülkenin de değeri çok. O zaman bir başka çalışmanın konusu oldu. Yani bu yönüyle hakikaten hikaye dediğimizde işte bizim tabii onları söylemek daha rahat oluyor. Yani Rasım abimiz çok önemli bir bu işin hikayecimizdi. işte Sezai Karakoşa bu yönüyle bakılabilir. neticede hep o damardan, kaynaktan o edebi sizin bahsettiğiniz o duruşu Cahit Zarifoğlular falan yönüyle baktığımız zaman öyle ve yaşayan değerler açısından da baktığımızda da hem bunu dergiciliklere de sürdürme yönüyle baktığımızda da aslında Ali Haydar Haksar abi ile ayrı bir başlık atmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Ona da sağlık sıhat şifa diliyorum. Çünkü yani bir taraftan hizmetleri yürütmeye ama diğer taraftan da işte bir rahatsızlık, yaş kemale ermiş. Rabbim ona da hayırlı, bereketli, uzun ömürler versin. Herhalde yedi iklimde yaşayan en uzun soluklu dergilerimizden biri olarak bugün hayat heyetini devam ettiriyor. Ve benzeri isimler bu anlamda günümüz o sizin hassasiyetini duyduğunuz hikayecilerimiz adına hassasiyetlerinizi de göz önünde bulundurarak ben bana düşenin ifade etmek isterim. söyleyecekleriniz olur mu diye. Çünkü ben olabildiğince ön plana çıkarmaya çalışıyorum. Yani işte önümüzdeki hafta değerli dostlar yine bir hikaye dinlemeye devam edeceğiz. Almanya'dan bir hikayecimiz olacak. Fatma Türk hanımefendi canlı yayın konuğumuz olacak. Şule yayınlarından eserleri çıkan ama orada da bizim hikayemizi, bizim derdimizi, bizim aşkımızı, bizim sevdamızı, hassasiyetimizi dillendirmeye çalışan, nerede bir ses varsa o sese ulaşmanın gayreti ve çabası içerisinde olacağız. Evet hocam, sorum sanıyorum anlaşıldı ama cevabı o kadar kolay olur mu bilmem.
>> Şimdi birçok soruşturmada bana bu soruluyor. İşte roman ve öyküde isimler nelerdir diye. İnanın çok anlıkanlık oluyor bizim camiada. İşte takdir edersiniz ki bizim arkadaşlar biraz şey beni ni anmadı niye unuttun diyorlar. Çoğu yüzden ben çok isim vermek istemiyorum işin doğrusu. Fakat kitapta zaten fark etmişsinizdir. Gerek soruşturmada gerekse metinden incelediğimiz isimlere baktığınız zaman zaten cevabı vermiş oluruz. Burada isim olarak ziletmek istemiyorum. Yani alık olmasın diye beni bağışlayın lütfen.
>> Eyvallah. Eyvallah. Eee, yani dediğim gibi neticede eee eee bu iyi bir araştıran elbette aradığını da bulacaktır. Şimdi hocam öyküye bu faslı dair dediğim gibi benim notum çok ama siz söylediklerinizi veya bu bahiste söylenmesi gerekenleri ile ilgili eksik kalan husus varsa bu anlamda bu fasılı noktalayalım. Çünkü sizi sadece ve sadece öyküyle sınırlamak da yine bir sınırlılıktır. E diğer alanlara da e birkaç konuya da değinmeyi arzu ederim. Öykü faslıyla ilgili >> son eklemeleriniz olacaksa onları alalım ve sonra buradan başka bir alana kayalım. Ya öyküyü seven, önemseyen arkadaşlara, genç arkadaşlara bizzat tavsiyem şu. Bir önce alanın okült dediğimiz örnek metinlerini lütfen okuyalım. Okumalarımızı zengin tutalım. 2. Yazmaya karar verirken somut nesnelerden, maddelerden yola çıkalım. Çünkü bebek gibi düşünmekte fayda var. Somut maddeleri, nesneleri tanımlamak yazar adayı için çok daha makuldür. Oradaki işte renkleri, vasıfları, sıfatları, zamirleri, zarfları göz ardı etmeden hatta ve hatta mümkünse bunları bir not alarak betimleme olayını, benzetimleme meselesini iyi etüt etmeleri lazım. Çünkü bir sanat metninin olmazsa olmaz iki argümanı vardır. Biri betin, biri benzetimdir. Eğer bunlar yoksa o edebi metne ruh kazandırmanız mümkün değildir. Bu anlamda bu arkadaşlarımızın bir sıfat dediğimiz varlıkları nitelendiren kavramlara var olması gerekir. İki zarf dediğimiz eylemleri betimleyen kavramlar aff olması gerekir. Bunlar da zaman ve zeminle mesafe katedebileceği, daha ziyade okumalar yoluyla elde edeceği birtım birikimlerle mümkün olacaktır. Fakat müktesebat anlamında bir daha söylüyorum yazıya çok sade, yalın, nesne ve maddelerden başlamakta fayda var. olgulara, kavramlara, durumlara, soyut varlıklara lütfen biraz daha zaman bıraksınlar mümkünse.
>> Evet hocam çok teşekkür ediyoruz. Ben eee oldukça kıymetli hem kaygılara hem olması gerekenlere hem de eee öykü üzerinde dikkat edilmesi gerekenlerle ilgili oldukça kıymetli bir sohbetin gerçekleştiğine inanıyorum. Tabii hocam, eee, işin e devamlılığı ve sürekliliği açısından da hani zaman edebiyatın çocuğu, büyüğü, genci, ihtiyarı olmaz. Edebiyat bir bütündür dense de ama çağımızın belli bir niteliği ve özelliği var ki artık eskiden göz doktoru diyordun. Artık bir göz doktoruna gittiğin zaman doktor diyor ki bana değil diyor falan doktorun senin alanına giriyor diyor. Eskiden bir dahiliye gidiyorduk. Dahiliyeci her şeye bakıyordu maşallah. Şimdi diyor ki, işte bu kulak burun boğazcının meselesi diyor. Öteki bu göğüsçünün meselesi. Bizimki de hocam kulak boğazcının meselesiymiş. E efendim göğüsçüye de gittik. Dahileyeciye de. >> Evet. Radyas çok uymayalım. >> Ev şimdi eyvallah. Şimdi hocam netice itibariyle elbette gene buradaki konuklarımızda yapılan söyleşide iyi bir çocuk metnini aynı zamanda ciddi bir olgun okuyucunun da okuyabileceği kalitede ve nitelikte eserdir. Yani çocuklar sadece cey büyüklerin de okuma özelliği ve niteliği taşıyacak kadar hem edebi yönüyle hem de efendim içeriğiyle önemli. Ama yine bir kısım dostlarımız evet edebiyatın tüm türlerinde kalem oynatanlar şairinden, hikayecisine, romancısına, hangi türde olursa olsun mutlaka çocuk edebiyatına dair de bir eseri olmalı. Yani bu nasıl bir birikimin, bir müktesebatın bir karşılığı işte malın en az 4 biri zekat. bir yani biz zannediyoruz ki 4 2 verirse sıkıntı varmış. En azı 4. Şimdi onun için bu noktadan da belki e mutlaka bir çocuğa dair bu alana dair de nitelikli eserlere ihtiyacın olduğu aşikar ve bu yönüyle de son dönemde hakikaten birçok arkadaşımızın yayınevimizin bu noktadaki hassasiyetlerini biliyoruz. eee ve bunların devamını da
Diliyoruz. Dolayısıyla çocuk edebiyatıyla ilgili olan birisi olarak da hocam, eee, yani bu çocuk metinlerinde, eee, öncelik ne olmalı? Yani bu önemli bir, eee, soru. Yani edebi dil mi diyeceğiz? Tamam. Edebiyat zevkini, değer aktarımı mı? Çocuğa, eee, işte bir mesaj, eee, verilir mi? Estetik mi? Kazandırılır gibi aslında aynı perspektiften hayata, dünyaya ve ukaya bakan dostların da farklı mülahazaları var. Yani bunların olmasının da ben bir çelişki, bir dilenme olduğunu düşünmüyorum. Yani bir tercihtir elbette. Eee, eee, saygıdeğerdir. Mutlaka bir gerekçeye de dayanıyorduk. Ama, eee, Osman, eee, hocamızın zaviyesinden durum nedir?
Şimdi öncelikle çocuk edebiyatı bizde ihmal edilmiş en bariz alan. 2000'lere kadar bizde çocuk edebiyatı yok denecek kadar az. İkinci, bir yazarın en çok zorlandığı alan da çocuk edebiyatıdır. Çünkü çocuk edebiyatı demek çocuk gibi düşünmek demektir. O bahsettiğimiz edebi birikim, kurgu, Bizans'tan değer aktarımı bunlar yazarın benliğinde olmamalı. Çocuk edebiyatı dediğimiz zaman bu çok önemli bir alan. Çok hassas bir alan. Çocuk gibi düşünebilmeliyiz. Biz bu eserleri kaleme almaya başlarken Cafer hocam, gittik bir pedagogla görüştük. Dedik ki, 6 yaşında, 7 yaşında bir çocuk diye düşünür. Acaba sözcüğü kullanır mı? Bu kelimenin hayatında bir karşılığı var mı? Bunlar çok, çok hassas şeyler. Mesela batıda itiraf etmek gerekirse çocuk edebiyatı bizde, bizden çok, çok daha profesyonel yürütülmüştür. Bizde çocuk edebiyatı bir bütünken, ya toptan bir edebiyat iken batıda +2, +3, +4, +5, +6 gibi kavramlar vardı. Yani 5 yaş okuyabilir, 6 yaş okuyabilir. Pedagoglar 6 yaşındaki bir çocukla 7 yaşındaki bir çocuğun zihinsel dünyası arasında 3 kat ayrım olduğunu söyler. 3 kat. Ya bu ne demek? 7 yaşında bir çocuğun dünyası 6 yaşındaki çocuğun dünyasına göre 3 kat daha geniş ve zengindir. O yüzden çocuk edebiyatına toptancı yaklaşmamak gerekir. Değer aktarımını çok ciddiye almamak gerekir. Çocuğun anlayacağı çok sade, çok yalın olaylarla çocuğun hayatına girmek gerekir. Batıdaki çocuk taplarına baktığınız zaman onlarda böyle bir hassasiyet hiç olmamış. Onlar daha ziyade kendi hayatının o nominal dediğimiz görüntüsünü çocuğa aktarmışlardır. Bir de itiraf etmek gerekirse batının çocuk edebiyatı da çok masum değildir. O çocuğun daha 5 yaşında, 6, 7 yaşında evinde yaş kutlaması vardır. Anne baba orada içki içmektedir. Bu onlar için çok doğal bir şey. Bizim çocuk edebiyatımızın en büyük hatası bir pedagojik terbiye ile geç tanışmıştır. İkinci, biz çocuk edebiyatına toptancı bir dille yaklaşmışızdır. Çocuğun her yaş arasındaki farkı çok geç fark ettik. Adını vermeyeceğim. Türkiye'de 3-4 tane yayınevi son 10 yıldır çocuk edebiyatına gereken değeri vermektedir. Şu an hamdolsun birçok yayınevinin çocuk edebiyatı diye bir birimi vardır. Fakat, fakat, fakat, fakat üzerik ifade etmek gerekirse bunların çoğu da maalesef sipariş bir noktaya kaymaktadır maalesef.
Evet hocam çok teşekkür ediyorum. Eee, evet bu konuda hakikaten ciddi bir ihtimam gerektiren bir alan. Yani öğretmenlik yıllarca yapan bir isim olarak da hep söylüyorum. Lise bölümlerinde, eee, ders anlatmanın çok kolay olduğunu bırakın ilkokul, ana sınıfı seviyesinde, ortaokulda bile çok zor olduğunu ve onun için ben gerçek öğretmenlerin, eee, işte sınıf öğretmenleri, ana sınıf öğretmenleri, ilkokul öğretmenleri çünkü o ilk, o zor döneminde o ilişkiyi ve, eee, gerçekleştirebilmek son derece kıymetli. Hocam, isterseniz dostların son, eee, selamlarını ve mesajlarını da paylaşalım. Onun ardından da, eee, bir, eee, son sualle ve sizin, eee, efendim hatırlatmalarınızla, eee, programı, eee, tamamlamış olalım.
Eee, Saime Hanım der ki, "Kıymetli hocam, bu yayın herkes için kıymetli ama benim için çok anlamlı. Ben konuk olduğum 31 Aralık 2023 gecesi yayından sonra 31-35 yıl sonra hiçbir şey geç kalmadığını anlayarak üniversiteli oldum" diyor. Eyvallah. Metin Arpacı, "Hayırlı akşamlar. Eee, bu da genç şairlerimizden biri Metin Bey'i, eee, böyle takip ediyoruz. O da bizi uzaktan takip ediyor. Hayırlı akşamlar. Programınız için teşekkürler. Kaleminize ve yüreğinize sağlık" diyor. Sabri Sakar, "İyi yayınlar diliyorum hocam" diyor. Kıymetli hocamız, İbrahim Emiroğlu. "Hayırlı programlar Cafer Bey kardeşim. Size koca kardeşime takip edenlere selam ve muhabbet iletiyorum." Yine kıymetli hocamız, edebiyatçı İsmet Erdal Bey, "Selam ve kalbi muhabbet iletiyor." E, S.İ.M. Hanım der ki, "Bir edebiyat öğrencisi olarak edebiyat dersi tadında bu yayını ve sohbet için çok teşekkür ediyorum." Abdulkerem Uzunkayaoğlu, "Hayırlı yayınlar dileğini iletiyor." Ayşegül, e, Sözend, "Kıymetli yazarımız, hikayecimiz, romancımız, eee, o da, eee, iyi yayın dileklerini ifade ediyor." S.İ.M. Hanım, "En önemlisi dilimizi, alfabemizi almışlar elimizden ve bizi tüm geçmiş yazılı eserleri okuyamıyoruz. Yeni bir dil gibi Osmanlıca'yı öğrenmeye çalışıyoruz" diyor.
Evet. Kadim dostum, kıymetli, eee, kardeşimiz tabii. Ha bu arada Ayşegül, eee, Hanım da, portresiyle, programıyla bu yayınımızda, kitabımızda yer alan isimlerden biri. Yine Ahmet Sezgin, e, dostum, kardeşim, üniversite yıllarında birlikte, hocam, "Mesaj" diye bir dergiyi Ahmet Bey kardeşimizle ve değer dostlarla çıkarmıştık. Ve yine, bu programa çıkmanızı hasreten arzu eden isimlerden biridir Ahmet Bey. "Hayırlı programlar, sohbetler. Çok kıymetli Cafer hocam ve çok değerli yazar Osman Koca Bey kardeşim. Sizleri yürekten tebrik ediyorum. Selam, dua ve muhabbetlerimle." Kıymetli dostum, 155 yazar ve şairin portre ve şairlerinin yer aldığı, "Sözde Kalmasın Kalemden Kelama 155 Suret" isimli çok değerli kitabınız. Tekrar hayırlı olsun. Yürekten tebrik ediyorum. Osman Koca, günümüz edebiyatında kaliteli öykü, inceleme, deneme yazılarıyla çok kıymetli bir yazarımızdır. Yeni İklim, Hece, Türk Edebiyatı gibi önemli dergilerden takip ediyoruz. Yürekten tebrik ediyoruz. Çok kıymetli Osman Koca üstadım, Cümle dergisinin hazırladığı Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Mehmet Hak, Rasim Özdenören, Nurettin Topçu özel sayılarının çıkmasında öncü rol oynamıştır" diye de, eee, Ahmet Bey dostumuz, kardeşimiz, eee, bizi ve dolayısıyla tüm izleyenleri, eee, bilgilendirmiş oldu. Eee, Ninem Korkut, yine bizim kıymetli yazarlarımızdan, şairlerimizden, Nülüfer Zontul Akt hanımefendi. Eee, onun da hikayeleri, masalları, şiirleri ve gayretleri her şeyden önce, takdire şayan. İyi yayınlar dilerim. O da kitabımızı yine kıymetlendiren isimlerden biridir. "İyi yayınlar dilerim Osman hocam. Çok kıymetlidir. Rabbim ondan razı. Sizden de razı olsun. Eee, selam ediyorum" diyor. Eee, evet. "Hikayeyi unuttunuz" diyor Saim Hanım. "Hikayeyi anlattık. Belki o benim, eee, hikayeyi okum, hocam, anlatmadan belki bu yazılı bekliyordu. İkinci bir beklenti de olabilir. Onu bilemem. Hocam takdir etsin." "Hikayeyi unuttunuz. Heyecanla bekliyoruz" diyor. Notlarımızı aldık. Osman hocam çok teşekkür ediyorum. Eee, Ayşe Sağır, "Hayırlı Ramazanlar hocalarım. Osman hoca nereseyse talebeleri de orada herhalde hocam. Yani Ayşe Sağır'dır herhalde talebesi olunca bu nakısayı da siz giderin inşallah yanlış okumamışımdır." Rukie Aydın, "Dolu dolu bir program oldu. Dilinize, yüreğinize sağlık. Edebiyat ortamında daha güzel gelişmeler olmasına vesile olur inşallah" diye, eee, ifade ediyor. Dostlarımız da hocam sağ olsun programımızın bir parçası olarak, bizimle, eee, buradalar hocam. Var mı söyleyeceğiniz dostlara?
Hocam, içindeki şeyi söyleyeyim ben son olarak. Şimdi bir arkadaşlarımızın, bilsen gençlerin yazıya, edebiyata, şiire, öyküye, romana, denemeye ibadet gözüyle bakması lazım.
Hı hı. Bir Müslüman için namaz kılmak, oruç tutmak nasıl ki rahmani ve rabbani bir şükrün edası ve ifası ise yine bir Müslüman için yaşamış olduğu hayatı tanıması, tanımlanması ve tanımlatması inanın bir o kadar rahmani ve rabbani bir eylem ve ifade biçimi olmalıdır. O yüzden bu göze baktığınız zaman yazıya, o yazı bir zaman sonra yazgıya dönüşecektir. Yazının yazıya dönüşme anı tıpkı vücuda enjekte edilen bir panzehir gibidir. İnsan ruhuna sirayet ettiği zaman artık size huzur kalmamış demektir. Bu kadar kirlenmiş, bu kadar kaotik bir dünyada Müslümanların ıslahı için yeni bir yol medeniyet, edebiyat, sanat, kültür, edebiyat arayışı için çok ama çok fazla çalışmalı, çok okumalı ve dediğim gibi ibadet nazarında bu eyleme sahip çıkmalıyız diyorum. Hakkınızı helal ediniz. Bütün dinleyicilerimize sizleri tekrar kalbi şükranlarımı arz ediyorum.
Evet hocam biz de çok teşekkür ediyoruz. Tabii çok önemli bir noktaya ifade ettiniz. Yani bu bir, bir Müslüman edebiyatçının hassasiyetiyle söylenen ifadelerdi. Yani bir, karşılığı var olan bütün eserleri bir kaynağa dayanır dedi hocam başta. İşte Kur'an-ı Kerim'de ilk emir ikradır. Oku emriyle başlar.
Eee, evet. Eee, Rabbinin adıyla yapılan okumalar ve onun nimetlerini hatırlatan okumalar, ona isyana karşı insafa davet eden okumalar ve yazmalar ve hem okuma emir sigasındadır hem yazılana yemin edilenler yazının ne kadar kıymetli olduğunu ortaya koyan hususlardır. Evet hocam, neticede biz bir şeyi biliyoruz. Her bir insan için kendi sayık hayretinin karşılığı var. Bana dostlar zaman zaman şöyle söylüyor. Hocam yahu bu kadar bu programı ciddiye almanın bir anlamı ne? Yani milyonlarca izleyicisi olan veya şu kadar geleneksel medyada, televizyonda programlar hazırlanıyor. O programı hazırlayanlar sizin yaptığınız hazırlığın birini yapmıyor. Kardeşim ben kendi işime bakıyorum. Başkalarının ne yaptığına bakmıyorum. Benim bu programımı bir kişi de izleyebilir. Hatta bugün hiç kimse de izlemeyebilir. Yani bir konukla ben başarılı da olabilirim. A konuk şunu tercih edebilir. Kimse yoksa ne ala der. Ben de derim ki konuk bulamadım. Ne ala rabbim derim. O ayrı bir konu. Ama netice itibariyle ben şunu biliyorum. Bu programı bir kişi de izleyebilir, 1 milyon kişi de izleyebilir. Ben 85 milyonun bu programı izleyebileceği kabulüyle hazırlığımı yapmak ve çalışmamı yürütmek. Ama daha ötesi bizim artık ne diyordu rahmetli Nazif Hoca? Tekrar rahmet olsun. Artık teknoloji ülkeleri, sınırları ortadan kaldırdı. Washington'dasınız, Çin'desiniz, Pekin'desiniz. Hamburg'dasınız, Lüksemburg'dasınız. Yani dünyanın her tarafında olma imkanı var. Bugün bu kadar izleniyor olabilir. Yarın ne kadar izleneceğini, hangi gönülde ne kadar karşılık bulacağını bilmiyoruz. Biz biliyoruz ki Allah hiçbir kula üst gücünün üstünde bir sorumluluk vermez. Elhamdülillah bizim gücümüz sabahlara kadar da olsa çalışarak böyle bir çalışmayı, bu imkanların dün de böyle bir yayını yapmak için, eee, on milyonlarca yatırım yapsanız bu imkanlara sahip olabileceğiniz bir yerde bir kameranız, bir tripotunuzla istediğiniz hanelere ulaşma imkanının olduğu bir ortamda oturduk efendim. Biz de yorumları dinledik. Yorumculara katıldık. Onlarla beraber biz de küfrettik, hakaretler ettik demeye değil. Evet, bizim de sözümüz var diyenlerin programı olarak bir tercih, bir arena. Efendim daha iyisi vardı da dinlemedik mi sorusuna inanıyorum ki ben değil ama ben bu programda hep bu ülkenin yetişen değerlerini, konuk almaya ve konuşturmaya çalıştım. Tavsiye edilenleri konuşturmaya çalıştım. Hiç kimseyi kategorize etmedi ama bu biz milleti ve değerlerini önemseyen bir duruş ortaya koyduk. Onun için bilmeyen ne bilsin bizi bilenlere selam olsun. Bilen dostlara da şuaya da üdebaya da selam olsun. Ama günün birinde tabii o gün nasip olur mu bilmem ama bu yazarlara ve şuaya dair, udebaya dair hocam, bizimle inşallah bir değerlendirme cümlesini hak edecek bir müktesebatımız olacak diye düşünüyorum. Niye? Çünkü ben ekran önündeki davranışlarıyla, yazılarıyla, duruşlarıyla, tahlilleriyle artık elimdeki bu sayılar herhalde bu güzel insanlar hakkında, birtakım çıkarım yapabilecek, mülahaza yapabilecek bir konuk sayısına ulaştım. Yani insanlar 250 kişilik bir anketle Türkiye ortalamasını seçim sonuçlarını ifade ettiği yerde biz 250-3 kişilik, efendim 23-253 haftalık bir yayınla, eee, bizim gönül dünyamızın yıldızları olarak gördüğümüz isimlere dair de bizim hem insaflı hem de gerçekçi mülahazamız olacaktır diye de düşünüyorum.
Evet hocam son sorumuz şu. Hiç şüphesiz ki bütün bu olumsuzluklar ona da vesile olsun. Bak rahmeti hak edenlere Rabbim hatırlatıyor. Tabii biz onları anmakla bizim değerimiz artıyor. Cumhuriyet tarihinin en önemli değerlerinden biri biz elhamdülillah sağlığında, varlığında yanında olma, elini öpme, onun takdirleriyle birtakım görevlere, hizmetlere yapabilme imkanına sahip olduk. Onun da ölüm yıldönümü merhum Necmettin Erbakan hocamızın yaklaşımıyla neticede bu yolda emek vermek, bu yolda koşar ve koşturuyor olmak ve insanlık tarihinde o insanların çok önemli zannettiği hususları, yani birilerinin 28 Şubat bin yıl sürecek deyip partisini başbakanlığını Türkiye Türkiye'nin maddi ve manevi kalkınma hamlelerinin bugün dostun, düşmanın kabul ettiği bu adımları yaptığı bir yerde partisinin kapatıldığında bütün bu işte partimizin kapatılması, bizim başkanlığımıza, başbakanlığımıza mani olunması, insanlık tarihinde bir nokta kadar ehemmiyeti yoktur diyecek olgunluk ve ferasetle bir duruş ortaya sergiledi. Bin yıl sürecek diyenlerin 5 yıl geçmeden nesilleri ve isimleri zulümleriyle yad ediliyorlar. İlah yevm kıyamete kadar rahmetler Erbakan hocamız ve o yoldan devam edenler rahmetle, minnetle ve de şükranla anılmaya devam edecekler. Onun için biz bütün bunlar ne diyordu hocam? Koşuyorduk, koşturuyorduk. Bazen barajlar, engeller, manalar açılmaya çalışılıyordu. Hoca da diyordu ki bütün bunlar bizim çok daha fazla çalışmamızı gerektiriyor. Umutsuzluğu değil. Aslında Osman hocamın akşamdan beri vurgulamaya çalıştıklarından bir durum tespitiydi. Ama daha çok fazla ve sorumluluk almamız gerektiğine dair kıymetli mesajlar verildi. Yani hocamın bu kadar mesajını özetleme niyetinde değil ama en azından kendi okumam olarak bunu ifade etmem lazım. Yine hocam bizim bu anlamda işte Sebilü Reşat'tan, müstakimden, işte efendim, dirilişinden, büyük doğusundan, efendim, maverasından, edebiyatından, yedi iklimin yani diğer taraftan işte sizin de içerisinde hem editör anlamda görev aldığınız dergiler, sorumluluk aldığınız ve yazdığınız dergiler var. Yedi iklimiyle, Hece Öyküsüyle, Bercisiyle, Ay Vaktiyle, Türk Edebiyatıyla, Dergahıyla, Dizim Külliyesiyle, Kertenkele Kültür gibi edebiyat dergilerinde öyküleriniz, incelemeleriniz yayınlandı. Elbette birçok dergiyi de takip eden bir isim olarak Türk edebiyatı için dergiler önemli, şiir için önemli. Bu önemini sürdürmeye kanaatimce devam ediyor. Bu değerlendirmeyi istiyorum. Ama bu günümüz dünyası aslında bu mecranın da dergiler kadar önemli işler yapabileceğinin bilinmesi adına da sosyal medyanın da imkanları ve fırsatlarından istifade etmek gerektiğini düşünürüm. Kıymetli hocam bu anlamda ne söyler? Ve ne söylerse biz de onun söyledikleriyle sohbeti bitirmiş olalım.
Şimdi edebiyat dergileri dergiciliği hakikaten şu zamanda çok çok takdire şayan. Dediğiniz gibi artık bu YouTube ortamında, Instagram ortamında, sanal dünyada yaptığınız programlar çok çok kıymetli. Çok değil belki 15-20 sene sonra edebiyat tamamen bu mecraya kayacak gibi. Biz o saman kağıda dokunan belki de son nitel olacağız belki de. Hayır, okuku özleyen Stephen Zweig 1960'larda bir makale yazıyor. Kitap çağı geçti mi? 1960'larda yazılan bir makale bu. Kitap çağı geçti mi? Şimdi bakıyorsunuz ki kitaplar artık yavaş yavaş sanal dünyaya geçiyor. Kitapların yerini işte telefonlardaki o küçük mikro çipler almaya başlıyor. Bu programları almaya başlıyor. Edebiyat dergiciliğinin edebiyatı en büyük kazanımı edebiyatın mutfağı olmasıdır. Genç yazarların kendilerini gösterme mecrasıdır. Edebiyat dergileri edebiyat tarihinin menşei, merkezi kaynağıdır. Bütün usta yazarlar, şairler, sanatçılar bir şekilde edebiyat dergilerinden çıkan insanlardır. Bugün Türk edebiyatına baktığınız zaman az önce saydık. Büyük dediğiniz zaman Necip Fazıl, bir şiir dediğimiz zaman Sezai Karakoç, Edebiyat dediğimiz zaman Nuri Pakdil, Mavela dediğimiz zaman C. Zifoğlu, Yediklim dediğimiz zaman Ali Haydar Haksal, Ayvak dediğimiz zaman Şeref Akbaba bu ismi çoğaltabiliriz. Yani her edebiyat dergisi aynı zamanda bir edebiyat mektebidir. Bu anlamda çok çok kıymetlidir. Ancak, ancak, ancak teknolojinin, sanal dünyanın geldiği noktayı da artık inkar etmemek gerekir. Bizim gibi kuşaklar Cafir hocam yanlış anlamayın sakın bu tür mecralara hala mesafelidir. Hala. Çünkü diyorum ya biz samanla sanat arasında sıkışan bir kuşağıız.
Yani hocam aslında ben hala umutların bitmediği anlamına gelen bir husustayım. Yani hocamla aramızda 10 yıl gibi bir fark var. Evet. Yine Erbakan hocam derdi ki işte hangi yaşta kendinizi hissediyorsanız o yaştasınız diye. Zihinlerimiz dip diri ve taze olmalı diye düşünüyorum. Neticede evet istenirse burada ne olabileceğini yani ben bu çalışmayı başladığımda direten 3-5-10 program olur bu bir hevestir giden diyenlerin bazen kerhan hatır belası katılanların ama neticede gelinen noktada hocam bu çalışma bana bugün dostlar yazıyor eseri hocam ele alan yani sizi de tahrik ediyorum inşallah takdim edeceğim eleştiri de en noksan olan işlerden diye söylüyorsunuz Tüm dinleyen dostlara da söylüyorum. Artılarımız artılarımızdır. Eksiklerimizi göreceğiz. İlerleme kaydedelim. Eleştirmek bir eseri kıymetlendirmektir. Keşke vakit olsaydı da konuşsaydık. Eleştirmekle kritize etme konusu da hocamın ilgi alanlarında. Dolayısıyla bugün dostlarımız birçok şuara ve udebanın söylediği şu: Hocam, lütfen, bu eser, bütün kütüphanelerde yer almalı. Üniversitelerin efendim kütüphanelerinde yer almalı ve dolayısıyla belediyelerin alacağı kadar bir eser haline geldi. Oysa ki ben yakınımdaki insanlara bile bunu anlatmakta zorluk çekiyordum. Demek ki inandığınız yolda boş yere sağınıza, solunuza bakmadan, eleştirenin eleştirisine katılmadan yolunuza devam etmeniz gerekiyor. Onun için bu mecralarla ilgili aslında bu varlığımızda yani dün ben hep hocam hep engebelerle bizim nesil hep öyle geldi. Bir bürokrat olarak bir genel müdür olarak programa başladığımda çılgınlık vardı. Bir genel müdürün ne işi var programda? İşte 60'lara dayanan yaşta ne işi var bu programda? Bu sosyal medyada neyin nesi? Ve dolayısıyla bugün artık onlar o engelleri açtık ve işe bakmayan bazı hocalarımız işte 80'i aşan yakında yine bir abiyi çağıracağız. Hocam nasıl katılacağım dedi. İşte dedim ki hocam artık yapacak bir şey yok. Torun çoluk çocukla yardım edecek birisi yok herhalde. Bulunduğunuz şehirde size bir dost bulacağım. Arkadaşları yönlendireceğim. Ekrana kuracağız ve inşallah bu programı gerçekleştireceğiz dedik. Yani netice itibariyle ısrar ve kararları bu anlamda önemli diye düşünüyorum hocam.
Yaur hocam dedim yaş biz bu işte saman ile sanal arasında gidip gelen bir nesiliz. Sizi takdir ediyorum. Bana da çevremdekiler arkadaşlar hocam diyor işte bir program yapsanız diyor YouTube'da işte Instagram'da şurada burada işte 40 derste hikaye 40 derste roman 40 derste şiir 40 derste eleştiri diye bazen çok güzel geliyor hakikaten diyorum öyle bir çağa geçiyoruz artık bu kuşak bu kuşağı anlamak lazım modern kuşak artık daha görsele yatkın yakın duruyor okumaya biraz daha mesafeli davranıyor bu anlamda sizi tekrar takdir ediyorum Allah razı olsun sizlerden diyorum.
Hocam biz de teşekkür teşekkür ediyoruz. Selam ve muhabbet ile diyorum. Yine dediğim gibi değerli dostlar bu sohbet çok dediğim gibi işten devam eden, provası olmayan bir sohbettir. Gönülden gelenlerin kayda geçirildiği bir program ama hazırlığının da ne kadar ciddiyet alındığını çok açık söylüyorum. Yani ben 100 saat ayırdığım belki her bir konuk için bu programa belki birçok insanın kendisinin aynı vakti ayırmadığı da bir gerçeğiyle karşı karşıya olabiliriz. Ben kendi işime bakıyorum. Diğer bir husus kitapla ilgili burada bir hayırlı dost ve şairlerimiz var. Soruyorlar hocam kitaba nereden nasıl ulaşırız diye. Ulaşanlar var ulaşamayanlar var. Ama ben kendi adıma şunu ifade etmem lazım. Bir bu kitapta yer alan şairlerimiz, yazarlarımız, dostlarımızla ilgili inşallah her birine belki inşallah bir programa katılan tüm dostların olduğu bir şiir şölenini de gerçekleştirmiş olacağız. E yine burada bir kültür belediyecisi olarak Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu bu kitapta yer alan isimlerden biriydi. O da abi büyük bir memnuniyetle başım üstüne böyle bir şöleni İstanbul'da gerçekleştiririz. O da rastgele seçilmemişti. Bizim dostumuzdu ama kültür belediyeciliği dendiğinde Türkiye'de önemli isimlerden biridir. Tevfik Göksu. Dolayısıyla inşallah orada o program planımız ayrı bir husustur. Bulunduğumuz illerdeki Ankara'da bulunan birisi olarak Ankara'da İstanbul'da dostlarla yine kitapla ilgili hem toplantılar hem de dostlarımız da bir araya gelip her bir yazarımıza imzalı bu kitabı takdim etmeyi arzu ve niyetindeyim. Bu peşine bilinsin. Ama bazı dostlarımız öncesinden kalkıp kitabı sipariş verip almayı düşünenler de var. Ha onlara da son derece saygı duyarım. Onlara söyleyeceğim şudur. Yarın bu kitabı biz o bulundukları illerde yani bunun kütüphanelerde yer almasını benden istemek yerine şairlerimiz, ediplerimiz, insaf ve izan sahibi olan insanlar bulunduğu yerdeki yerlere de mahalli idarelere de böyle bir güzelliğin, böyle bir eserin anlatılması noktasında da kanaatimce ben emaneti ifade noktasında elçilik yapmalı diye düşünüyorum. Ama diğer taraftan da bu eseri nedir o? Alındıysa kendisi de başka bir okuyucusuna bu eseri hediye edebilir. Çünkü dediğim gibi bu eser rafa konulacak bir eser değil. İşte açalım rastgele kim çıktı karşımıza? Ek sayfayı açalım. Kimmiş? Dursun Güray. İşte bir edebiyat tarihçisi ve müthiş sohbetleri olan kıymetli bir büyüğümüz, bir edebiyatçı. İşte işte Eda Tosun'dan bahsettik. Eda Tosun hanımefendi QR'a basacak sohbetini dinleyecek. Sonra Eda Tosun'la ilgili müthiş bir sohbet tadında bir tanıklık portresi okuyacak. Sonra gidelim buralardan biletler benden diyen şiirini okuyacak. Dolayısıyla her gün okuyabileceği bir şiir. Hatta ilk hedefte hedefim hocam şuydu. 365 gün yani yılın her gününde insanlara bizim alternatif bir program sunabileceğim bir arşivi öncelikle tamamlamayı rabbim nasip etsin diye dua ediyorum. Dolayısıyla dostlar bu kitabı alanlar var, eline geçenler var, geçmeyenler var. Onlara da diyorum ki evet bak kendi adıma da bir şeyi söylüyorum. Burada kahir ekseriyetle her hafta benim yani ayda helale hoş olsun ve en iyi, en memnuniyetle harcadığım paralar kitaba verilen eserlerdi. Konuklarımın %90'ının hocam kitaplarını satın alarak hatta bir sevini tüm külliyatını temin etmeye kalarak almış durumdayım. Bir kısım dostlar ısrarla göndermek isteyenler göndermişlerdir. Bunun oranı %10'ları bulmaz. Bir kısımlarının eseri yoktur. Onlardan da PDF vesaire varsa bana atın eserlerimizi mutlaka okumalıyım demiştim. Onun için biz bu kitapları evet dostların hediye etmesi için öncesinde kitap bizim eline ulaşmadan alması mümkün olabilir. Alsınlar ama sonra hediye ederken de Mustafa Çelik abiyile Kanal 7 yönetim kurulu başkan vekili, yılların yayıncısı, edebiyatçı, Maveran'ın yazı işleri müdürü. Eski Şuara ve yeni şiir kitabını da belki ilk defa bir ekranda Mustafa Çelik binlerce insan on binlercesini çıkardı ama onun da çıktığı program Zirve şairlerimizden Şiirler programıydı. Ardından şiir kitabı çıktı. İnşallah ikincisi de yolda. Şunu anlatmaya çalışıyorum. Orada önemli bir anısından bahsediyordu. Bir gün dedi birtakım işler yaptık. Cahit abinin şey pardon Sezai Karakoç'un eserlerinden 300-400 tane almış hediye etmiş. Yayıncı Uğur bu kadar kitap kim aldı bu kadar kitabı diyor. Merak ediyor. Diyor ki işte falan bir bir delikanlı bahçede arıyor buna ulaşıyor telefonunu. Kardeşim diyor sen benim kitaplarımı niye toptan aldın diyor. İşte efendim hediye etmek için falan vesaire. diyor ki: "Bak gel şu kitapları iade et ya da o kitabı okunmayacak hiç hiçbir insana o kitabı vermedi." Şimdi açıkçası söylüyorum. Bu kitap alınıp rafta çok güzel efendim tasarımı fevkalade çok başarılı bulundu. Rafta da iyi güzel bulunur diye alınacak bir kitabın benim bu kitabın bir tane okuyucusunun ve alıcısının olmasını istemiyorum. Her bir satırını, kadro kıymetini bilen ve bu ülkenin yetiştirdiği 155 değerinin burada yer aldığı bilinç ve hassasiyetiyle olan okurlara ulaşmasını da temenni ediyorum. Sağ olsun bu kitabımız Hayat Yayınlarından çıktı. Hayat Yayınları, kültür, edebiyat, kişisel gelişim, son dönemde çocuk edebiyatında da fevkalade güzel çalışmaları yerine getiren benim de aziz dostum, kardeşim, arkadaşımız Hayatı Bayrak ve kardeşlerinin içerisinde bulundu. Bunlar da ve yine eserin bu anlamda tasarımında yıllarca beraber çalıştığımız Sedat Tunç'un sevgili kardeşimizin emekleri ekiplerinin bir ayrı fazla hlası işimize sen, bu işin ehli tarafından da görenler tarafından da takdir gören bir çalışma. Şahsımız adına olan irtifakların hiç bizim için anlamı yok. Ama Türk edebiyatı ve sanatı adına 21. yüzyıl Türk edebiyatının ve şiirinin kaydını tutuyoruz iddiamız adına önemli bir eser olduğunu artık bu işin sadece YouTube'da değil sözde bırakmadığımızın da tescilidir. Dolayısıyla bu çalışmada bize güç veren, katılımlarıyla aramızda bu akşam olan ve olmayan tüm şuara ve udebaamıza selam ve muhabbet iletiyoruz. Hocam inşallah ikinci kitabımızı da güçlü kılacak isimlerden biri olarak gayretleriniz, çalışmalarınız, her şeyden önce bu duruşunuzun da efendim son derece kıymetli ve anlamlı olduğunu ifade ediyor. Selam ve muhabbet iletiyorum. Eee, eee, söz kifayet etmiş midir? Var mı son kelamınız?
Hocam ben de sizlere tekrar tekrar teşekkür ederim. Allah razı olsun. Bütün izleyicilerimize kalbi selam iletiyorum. Kitap için de tekrar hayırlı olsun diyorum inşallah. Hepinize hayırlı geceler diliyorum.
Evet hocam. Ben de çok teşekkür ediyorum. Değerli dostlar, programı kapatıyorum ama dostların son yorumlarını artık bitir okuyarak bitiriyorum. Ahmet Uzunkaya, "Ağzına yüreğine sağlık. Hayırlı Ramazanlar diliyorum. Kitabınız hayırlı olsun. Kıymetli amcacığım" demiş. Hızır İrfan Önder hocamız, "Hayırlı geceler, selamlar. Sağ olsun Hızır İrfan Önder hocamız, şairimiz, hocamız kitabı temin edenlerden, alıp okuyanlardan, inceleyenlerden daha doğrusu. Ona da selam ediyoruz." Ayşegül, efendim Sözen Dağ hanımefendi dedik. Sanıyorum oradaki mesajını okuyamadık. Aşağıdakileri okuyacağız. Efendim Salime Hanım, "Bu güzel yayın için edebiyat adına, öykü hikaye adına teşekkür. İbadet aşkıyla okuyup yazma yolculuğuna çıkanlara selam olsun." Mehmet Ayem, "Hayırlı akşamlar, iyi yayınlar. Ramazanınız mübarek olsun. Size konuğunuza sağlık, sıhhat, afiyet diliyorum." Bayram Dalkılıç, "Allah kulluk duruşlu, hayır niyetli, edep kaynaklı edebiyat meclisindeki sohbetinizi kabul etsin" diyor. Yine sağ olsun eksik olmasınlar. Eyyüp Azal hocamız, şairimiz, Osman Koca hocamıza selam olsun. Selam ederim diyor. Eyüp hocam da hem programa zaman zaman yorumlarıyla, katılımlarıyla, gayretleriyle takdir ettiğimiz isimlerden biri. O da şiiriyle, portresiyle, sohbetiyle bu kitabımızda. Ayşegül Sözen Dağ hanımefendi, "Konu çocuk edebiyatına geldi. Oley" diyor. Biz de onu gönülden tebrik ediyoruz. Hakikaten güzel eserlerinin devamını diliyoruz. O da kitabımızı kıymetlendiren isimlerden biridir. Ona da selam olsun. "Çocuk edebiyatı alanında yazmak yetişkine seslenmekten daha zor. Çok haklısınız hocam" diyor. Eyüp, Eyüp Azdal hocam, "Urfa dergisi Eyüp Azdal demiş hocam sizi gayretlerinizi biliyor ve takdir ediyoruz. Selam olsun." Muzaffer Abdekin Bey der ki, "Ehalde hocam 253 yayını da kaçırmayanlardan derseniz biridir Muzaffer Bey. Ailece izleyen takip edenlerden selam olsun. Çok güzel bir program oldu. Rabbim razı olsun" diyor. Ayşegül Sözen Dağ, "Evet, şu anda yerli çocuk edebiyatı daha iyi bir yerde ama niceliksel olarak artık olsa da hala nitelik sorunu devam ediyor." Evet. Muzaffer hoca, Abdekin Bey, "Allah rahmet eylesin hocamıza mekan olsun. Mekanı cennet olsun" diyor Nazif hocamla ilgili. Mehmet Yıldız, "Hayırlı akşamlar, hayırlı yayınlar diliyorum. Size ve konuğunuza selamlar" diyor. Bu da şu aradan Üdaba'andır. Mehmet Yıldız hocamız. Ona da selam olsun. Yine bizim o dergiyi çıkardığımız dostlardan demin sayın rektörüm Doğan Karacuşkun'dan bahsettim. O da yine kitabımızda hem sohbetiyle hem şiiriyle yer alan Mehmet Yıldız öyle. Yine Musa Yıldız rektörüm hakeza öyle. Yani aslında bu kitapta yer alan dostların da epey bir kısmını hocam sizin sohbetinize katıldılar. Bizi eksik eksik yalnız bırakmadılar. Teşekkür ediyoruz. Ruye Aydın, "Çok gayretli bir hocamız, kıymetli bir hocamız. Nice güzel insanlar hocam bu programın en kazananı benim. Nice güzel insanlar tanıdım. Çok teşekkür ederiz her ikinize" diyor. Rabbim razı olsun. Evet kıymetli kızım Saniye Uzunkaya, "Bu güzel yayın için teşekkür ederiz. Ömürlerinize bereket inşallah" diyor. Ben de kızıma bereketli ömürler diliyorum. Rabbim ona da tüm hastalarımıza da şifa versin. Ve inşallah ona da onu söyledim. İkinci kitabımızı inşallah kızım Saniyemle birlikte çıkarmayı rabbim bize nasip etsin. Ve bir taraftan ben programı ona emanet edeceğimi söyledim. Bugünlerde de bazı programların tanıtımını yapıyor. Oldukça da ilgi görüyor. Tüm dostlardan birbirimize duayı eksik etmeyelim. Hastalarımıza dua istirham ediyoruz. Haseten Saniyem'e duasını esirgemeyen, dualarının her daim gücünü gördüğümüz dostlara tekster teşekkürlerimi ifade ediyorum. Değerli dostlar bir programın daha sonuna geldik. Çok kıymetli bir kardeşimiz duruşuna bu gece hep birlikte daha yazılarından öte sözüyle de mülaki olduğumuz hocamızla birlikte olduk. Osman hocama ben tekrar selam ve muhabbet iletiyorum. Eserleri, gayretleri, ömrü bereketli olsun. Ve yine biz evet bir taraftan şiir okumaya, bir taraftan hikaye anlatmaya devam edeceğiz. Önümüzdeki hafta da Almanya'dan bir hikayecimiz, bizim hikayemizi yazan Fatma Türk hanımefendi canlı yayın konuğumuz olacak. Tüm dostlara selam ve muhabbet diliyorum. Geceleriniz, ömürleriniz hayır ve mübarekli olsun. Ramazan'la, Kur'an'la dirilen, rızayı ilahiye erişenlerden olasınız. Duasıyla Allah'a emanet olunuz. Sağ olun.