Transcription
[Müzik] Bu bölümde komplo teorilerinin ve komplocu düşüncenin toplumsal etkilerini ele alacağız. Bu nedenle önce yeniden komplo teorisinin tanımını yapalım. Komplo teorileri kanıtlara dayanmayan ve çoğunlukla yanlış olan inanç sistemleridir. Güçlü ve gizli grupların kendi çıkarları doğrultusunda toplumu manipüle ettiğini, olayların arkasında kasıtlı planlar olduğuna dair argümanlar ortaya koyar. Komplo teorileri bilimsel bir mantığa sahip olmazlar. Resmi anlatılara yönelik güvensizlik ve şüphecilik içerirler.
Komplocu düşünce ise bireylerin çevrelerinde gerçekleşen önemli olayları ve dünyayı anlamlandırma sürecinde sistematik bir şekilde komplo teorilerine başvurma eğilimi olarak tanımlanabilir. Literatürde de olayları bir kuruluşun kendi çıkarları için başlattığı gizli komplo eğilimi olarak aktarılır. Gerçekleşen bazı olayların tesadüf olmadığı, mutlaka birilerinin gizli planlarının ürünü olduğunu varsayar. Dünyayı yöneten gizli bir örgütün olduğuna dair inanç bu tür bir düşünce örneği sayılabilir. Komplocu düşünce bireylerin yalnızca kendi inançlarına uygun bilgileri kabul etmesine neden olur. Çünkü az önce de aktardığımız gibi içinde bulunduğumuz karmaşıklığı ve tüm belirsizliği olabildiğince anlamlandırmak, açıklamak ve kendimizi güvende hissetmek isteriz. Böyle durumlarda mevcut inançlar en güvenli bilgi kaynağı haline gelebilir ve başkaları tarafından aktarıldığında sanki daha doğruymuşçasına daha ikna edici olabilir. Yakın hissedilen yanlış bilginin sorgulanmadan paylaşılması ilgili komplo teorisinin yeniden üretilmesine sebep olur ve komplo teorileri bilgi düzensizliklerinin temel taşıyıcısı haline gelir.
İkinci olarak komplo teorileri kamu kurumlarına ve demokratik süreçlere duyulan güveni zayıflatır. Kanıtsız içerik ile basitleştirme özelliği olan komplo teorileri vatandaşların devlete, bilim insanlarına ve medya organlarına şüpheyle yaklaşmasına sebep olur. Özellikle kriz dönemlerinde kendilerini ve çevresini güvende hissetmeyen bireyler resmi bilgiler dağıtan kurumların sağladığı içerikleri meşru görmeyebilirler. Kurumlara yönelik meşruiyet kaybı daha uzun vadede vatandaşlar nezdinde işlevselliğini yitirebilir. Mesela seçimlerin dürüstlüğüne, seçimlere ve seçimlerin sonucuna dair güvenin azalması demokratik katılımı azaltabilir ve demokratik yöntemlerle uzlaşma sağlanamadığında siyasal aşırılığa sebep olabilir.
Komplo teorileri karmaşık olaylara basit ve açıklayıcı yanıtlar sunma iddiasıyla ortaya çıkar. Çoğu zaman belirli grupları hedef alır ve yaşanan sorunların tüm sorumlusu olarak bu grupları gösterir. Bu tür anlatılar biz ve onlar ayrımını keskinleştirir ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir. Kutuplaşmanın arttığı ortamlarda farklı gruplar birbirlerinden uzaklaşır. Birbiriyle ilişki kurmak istemezler. Yan yana yaşamaktan rahatsızlık duyarlar. Hatta diğer grupların hak ve özgürlüklerine erişimini önemsemez. Bunu bir kayıp olarak bile görmezler. Böyle durumlarda farklı kesimler arasında diyalog azalır. Toplumsal bağlar zayıflar ve güven duygusu kaybolur. Sonuçta ötekileştirme daha da artar.
Komplocu düşüncenin bir diğer toplumsal etkisi ise bireyleri aşırı radikal eylemlere yönlendirmesidir. Bilimsel kanıtlara dayanmayan argümanlar bireylerde paranoyaya, güvensizlik hissine, korkuya ve endişeye sebebiyet verebilir. Olumsuz duygulara ve hislere sahip olan kişiler güvensizlik yarattığını düşündükleri kişileri hedefleyebilirler ve hedef gösterilen gruplara yönelik nefret söylemleri ya da şiddet meşrulaştırılır. Pandemi döneminde virüsün 5G teknolojisi ile yayıldığına ilişkin inanç nedeniyle 5G baz istasyonlarına saldırılar olmuştu ve hatta bazıları ateşe verilmişti.
Komplo teorileri kamu önlemlerine veya kriz yönetimine olan desteği azaltabilir. Böyle dönemlerde krizleri aşmak için bir araya gelmesi beklenen gruplar arasındaki diyaloğu ve ortak iyilik için gereken toplumsal dayanışma engellenir. Pandemi döneminde aşıya ilişkin komplo teorileri toplumsal koruma önlemlerinin etkisini maalesef azaltmıştır. Komplo teorileri sağlık, siyasal, toplumsal bütünlük gibi insan güvenliğinin farklı boyutlarını tehdit eder. Aşının zararlarına ve olumsuz etkilerine ilişkin komplocu argümanlar aşı reddine ve bunun sonucunda hastalığın yayılmasına sebep olarak insan sağlığını tehdit eder. Kurumların ise işlevselliğine ve etkilerine dair güvenin azalması nedeniyle demokratik kurumların meşruiyeti zedelenir. Suçlanan ve hedefe alınan gruplara yönelik ayrımcı pratikler ve gruplararası çatışma riski ortaya çıkar.
Peki bu konuda neler yapılabilir? Birlikte bakalım. Medya ve bilgi okuryazarlığı eğitimi komplocu düşünce ile mücadelede temel araç olarak görülebilir. Kurumsal şeffaflık bilgi boşluklarını kapatarak güven yeniden tesis edilebilir. Toplumda diyalog ortamları ve kapsayıcı iletişim stratejileri geliştirilebilir.
Peki sosyal ve bilişsel süreçler yanlış bilgiye inanmayı nasıl etkiliyor? Birlikte inceleyelim. [Müzik]