📱

Get Our Mobile App

Take your business learning on the go!

Download on the App StoreGet it on Google Play

Hz. Muhammed'in (sav) 14 Evliliğinin Sırrını Duyunca Şok Olacaksınız- Ezvac-ı Tahirat @Mehmedyildiz

Hayalhanem47:08

Transcription

Allah Allah, Resûlü aleyhissalatu vesselam'ın hayatının her karesi bize örneklik. Bazı noktalardaki fesat ruhlar, belki de müsteşrikler, o örnek hayattan bile bazı kötülükler çıkarmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ne gibi? Özellikle hususiyetle Allah Resûlü aleyhissalatu vesselam'ın çok evliliği hususu noktasında, değil mi?

Belki bu işleri daha bilmeyen, belki tohumu patlamamış, daha İslam'ı hayal meyal birkaç cümle duymuş birilerinin, daha bu güzelliklerle tanışmadan akıllarını bulandırırım diye ellerinden geleni yapıyorlar. Ve ilk bu noktada ortalığı karıştırmaya çalıştıkları, niyet ettikleri meselelerden bir tanesi de: "Allah Resûlü aleyhissalatu vesselam neden çok evliydi? Ayşe annemizle ufak bir yaşta mı evlendi? Yahut diğer sahabe efendilerimiz 4 eşe kadar ruhsatlı iken neden o aleyhissalatu vesselam 4 eşten fazla almıştı?" diye ellerinden geldiği kadar suyu bulandırmaya çalışıyorlar. Ama o kadar berrak bir su ki, bütün dünya çamur olup yağsa bir damla kirletmezler o suyu.

Şimdi, bir bu meseleye neden değiniyoruz? Normalde biliyorsunuz ki bu kürsüde imanî meseleler yapıyoruz. Evlilik noktasından vurmaya çalışanların zaten dertleri de Efendimizin evliliği değil. Onların, hatta biraz sonra dersin sonunda "Her birimiz bu kadar basit miymiş?" diyeceksiniz. Zaten onlar da biliyorlar bu meseleleri. Dertleri ne? O zaman başka bir dertleri var. Yani bizim derste anlatacağımız bahislerin bir çoğunu, inanın bu iftiraları atanlar da biliyor. Dertleri başka. Benim anladığım kadarıyla, sadece birine değinmek gerekirse, dertlerinden birisi evlilik olsa gerek. Çünkü evlilik dışı bir meselelerde ne kadar ilginç hadiseler yaşanırsa yaşansın, hiç onları dillerinde gezmez bu hadiseler. Demek ki ailenin kalesi olan, çekirdeği olan, ümmetin bütün ahlakının yetiştirileceği bir hane gibi çalışan, Suffa mektebi gibi olan sofralar bile, Suffa değil mi? Biz de aile noktasına demek ki biraz saldırı yapmak onların işlerine geliyor.

O noktalarda, az önceki cümleyi tekrar edeyim: Biz normalde bu kürsüden iman dersleri yapıyoruz. Bu mesele imanı da bakan bir mesele. Ne demek istiyorsun imana bakan bir mesele derken? Şimdi bir insan, Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın bu evlilikleriyle ilgili birkaç tane böyle şüphe gibi cümleyi duysa ve kalbinde bu noktada peygamberlikle ilgili vesveseler boy gösterse, bu şüphelerle uzun süre yaşamaya çalışsa, o adam yıkılır gider yerinde. Yani iş çok riskli bir iş. Bir insan, Efendimiz aleyhissalatu vesselam ile ilgili belli başlı şüphelere meyledip inanacak olsa, bir okun yaydan çıktığı gibi bu daireden çıkar gider. Allah muhafaza etsin. Bu daireden kastımı anladınız mı? İman dairesinden çıkar gider. Allah muhafaza etsin. O yüzden ne lazım? Ben aldım biliyor musunuz? Bir insana böyle vesvese ve şüphe tohumları dokunduğu anda, bunların her birisi ne batıl deyip yıkabilecek iman delillerinin kalbinin derinliklerinden, içlerinden tane tane. Her birisine cevap uyandırması icap ediyor. Bu yüzden de birazdan Üstad Hazretlerinin 7. mektupta aldığı bahsi okuyacağız. Ama ondan önce Allah Resûlü'nün biraz evlilikleriyle ilgili bilgiler vereyim. Daha sonra 7. mektuptaki bahsi okuyayım. Daha sonra Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın eşlerinin hayatlarını şöyle kısa kısa tanıyalım ve meselenin ne kadar hikmetli olduğunu birlikte anlayalım. Yani biz şüphemiz olduğundan okumuyoruz. Biz acaba bu okuyacağımız bahslerde de bize bir ders çıkar mı diye okuyoruz. Yoksa o şüpheye düşmüş, o bu cümleyi söylemiş, onlar bizim tam muhataplarımız değil. Biz acaba o muazzam hayattan, üsve-i hasene olan, hepimize örnek olan o hayattan hayatımıza bir değer daha katılabilir mi diye Efendimize salat ve selamın adını tekrar zikretmekten bir şeref diyoruz. Bu da siz o niyetiyle yapıyoruz. Yoksa muhatabımız başkaları değil.

Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın hayatında toplam 14 evlilik olmuştur rivayetlere göre. Evliliklerinden bir tanesiyle zifafa girmeden boşanmıştır. Ve şu bilgi önemli, birazdan da en çok bu bilgiden yürüyeceğiz: Aynı anda hanesinde dokuz hanımla birlikte hayatına devam etmiştir. 14 hanımının sadece iki tanesi ile bekarken evlenmiştir. Diğer 12 hanımını dul halde almıştır. Ve birazdan yaşlarını vesaire okuduğumuzda gerçekten çok hayret edeceksiniz. Bekar olarak evlendiği iki eşi de, birini bilirsiniz Ayşe annemiz, diğeri kimdir? Meryem annemiz. 14 hanımından üç tanesi Efendimiz hayattayken vefat etmiştir. Yine bir tanesini rahat bilirsiniz Hatice annemiz, diğeri ise Zeynep binti Huzeyme annemiz, diğeri ise Reyhane annemiz. Birazdan hepsini tanıyacağız inşallah. İlk vefat eden Hatice annemizdir. Nübüvvetin, bi'setin yani peygamberliğin on yılında kendisi 65 yaşındayken vefat etmiştir. Son vefat eden ise Ümmü Seleme annemizdir. Hicri 61'de kendisi 85 yaşındayken vefat etmiştir. Tekrar edeyim, birazdan bu bilgilere tahsilatlı bir şekilde gireceğiz.

Üstad Hazretlerinin Risale-i Nurdaki bahsini okumadan önce size bir soru sormak istiyorum. Burada birçok evli mu, kolay mı? Lütfen şöyle bir düşünelim de mi? Ne kadar zor mesela tek bir hanım ile baş etmek, idare etmek, o evin saadetini temin edebilmek. Bu kadar zorken, Allah aşkına, Allah Resûlü aleyhissalatu vesselam'ın evinde aynı anda dokuz hanım varken, Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın keyfiyetini düşünebiliyor musunuz? Dokuz tane hanım var aynı anda evde ve hiçbir şekilde istibdat yok. Onlara şöyle dönüp vurduğu bir vakada yok. Ama o evde yağının olmadığı günde var, suyunun olmadığı günde var. Ve buna rağmen o evde saadet hiç eksilmemiş. Ve bunun yanında Efendimiz aleyhissalatu vesselam erkan-ı harpti, devlet reisi idi. Dokuz tane hanımın da kocasıydı. Allah aşkına, böyle bir şey kolay geliyor mu size? Ve nasıl bir ev biliyor musunuz? Sürekli vahiy penceresi açık o evde. Yani evde bir hadise oluyor, ayet iniyor. Birazdan okuyacağız, Ahzab suresindeki birçok hadise belki hanımları ile ilgili gelmiştir, değil mi? Evde bir olay oluyor, ayet iniyor. Şimdi bir insanın en çok şöyle "oh" deyip rahatlayacağı alan mahremiyetidir, değil mi? Allah Resûlü aleyhissalatu vesselam'ın mahremiyetinde bile dokuz tane talebe var. Adeta böyle tabiri caiz olacaksa eğer, kamera gibi. Efendimiz o muazzam mükemmel anlarının her birisini kaydedecekler ve 1500 yıl sonra bile ümmete ulaştıracaklar. Nasıl bir ev biliyor musunuz? Çat diye bir olay yaşanıyor, İla hadisesi yaşanıyor. Efendimiz aleyhissalatu vesselam belki bir ay hanesini terk ediyor, Mescid-i Nebevi'nin önünde bir çadırda kalıyor kendisi. Çat diye bir süt olayı diye bir olay yaşanıyor, belki bilirsiniz eşleri arasında ve Efendimiz aleyhissalatu vesselam o vakadan dolayı bir hale bürünüyor ve birden ayet iniyor. Yani kolay mı Allah aşkına? Yani siz böyle dışarıda yorulmuşsunuz, bu kadar iş idare ediyorsunuz ve bu kadar da değil, haşa binde biri değildir idare ettiğimiz işler. Tam böyle evinize kapanacaksınız, belki bir derin nefes alırım diye. Tam o esnada öyle bir şey ki, vahiy pencere sürekli açık. Yani evden olsa ayette bir mukabelede bulunuyor sana. Kolay bir şey mi? Dokuz tane hanımı idare edeceksiniz, devleti idare edeceksiniz, aynı zamanda siz bir erkan-ı harpsiniz. Aynı anda öyle mesajlar da bulacaksınız ki, 1500 yıl sonra o mesajınız dipleri tazeliğini koruyacak. Aynı zamanda hem sizi sevenler varken, hem de size o kadar düşman olan insanlar uğraşacaksınız, baş edeceksiniz. Subhanallah. Ve bunun yanında dokuz tane hanımın saadetini temin edeceksiniz. Kolay bir şey mi?

Yani bu dokuz tane eş olma meselesine başka başka tabirleri sıkıştırmaya çalışanlar oluyor ya, çok affedersiniz şehvani vesaire gibi. Bu kelimeden kullanırken zorlanıyorum ama ifade etmek için de onların kelimeleri kullanmak durumunda kalıyorum. Hakkınızı helal edin. O noktada öyle hitaplarda bulunuyorlar değil mi? Yani kendi özel nefsanedir, şehvanedir diye haşa haşa haşa tabirlerde bulunuyorlar ya. Şu ders bittikten sonra bu tabirleri sarf eden birisinin bu saatten sonra akıl sağlığından şüphe edeceksiniz. Aynı şekilde Üstad Hazretlerine de aynı sualleri sormuşlar biliyor musunuz? "Ya bu kadar hanım olmasının sebebi nedir? Yoksa nefsane midir? Yoksa şehvane midir?" Ve Üstad Hazretleri onlara nasıl cevap vermiş biliyor musunuz? Bakın cevaba bakın: "Yüz bin defa hâşâ ve kellâ. O da meni muallaya, yüksek etek demek, yani ulaşılmaz bir kamet demek. O da meni muallaya, yüksek etek, yani insanların eteğine bile ulaşamayacağı manasında. O da meni muallaya şöyle pest, şübehatın eli yetişemez. Şöyle basit bir sorunun eli bile yetişemez." Niye yetişemez? Şimdi bir futbolcu alıyorlar, adamın gündüz hayatı, gece hayatı bırakıyorlar mı takipten? Bırakmıyorlar. Ama şunu yesin, şunu içsin, bu kadar para verdik diyorlar. Yahu kainatın yaradılış sebebi Efendimiz Muhammed Mustafa aleyhisselam. Allah azze ve celle bırakır mı hiç? Bırakmamış. İsmet sıfatıyla muttasıf etmiş. Ne demek bu? Yani onunla korunmuşluk sıfatı var. Efendimiz (as) diğer peygamberler gibi hem masumdur, yani günahsızdır, hem de mahfuzdur, yani korunmaktadır. Bu ne demek biliyor musun? Onun her hareketi, her hamlesi adeta semada çizilip inmiş gibi. Az önceki örneğimi tekrar dediğim, bir futbolcu olsanız değil mi? Gece gündüz yüzünden ayırmıyorsunuz, muhafaza etmeye çalışıyorsunuz. İnsanlığın kaderini belirleyecek olan Efendimiz Muhammed Mustafa aleyhisselam, Allah azze ve celle ismet sıfatıyla korumadan bırakır mı? Allah aşkına. Yani böyle şüphelinin tamamı toplansa, top tüfek olsa eteğinin böyle altlarına bile dokunmaz. Yani öyle bir mesele bu mesele.

Allah Allah. Devam ediyorum. 15 yaşından 40 yaşına kadar harareti gariziyenin galip gamında. 15'te 40'a kadar insan nasılmış en fazla, yani o delikanlılığın olduğu en ciddi dönem. 15'ten 40 yaşına kadar olduğu dönem ve hevesatı nefsaniyenin iltihabı zamanında alevlendiği zamanında, insanın hevesinin en çok alevlendiği 15-40 yaş zamanında dost ve düşmanın ittifakıyla kemali iffet ve tamamı ismet ile hiç iffetini bozmadan Hatice-tül Kübra (ra) gibi ihtiyarca bir kadın ile iktifa ve kanaat eden bir zatın kırktan sonra... Allah Allah! Ne demek istiyor biliyor musunuz? Burada Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın gençlik yaşları kimle geçmiş? Hatice annemizle. Bakın, kendisi 25 yaşında, Hatice annemiz 40 yaşında evleniyorlar. Kaç yaşına kadar kendisi Hatice annemizle evli kalacak? Kendisi 50 yaşına gelecek, Hatice annemiz 65 yaşına gelecek. Ve Hatice annemiz evlendiği 40 yaşında bile dul halde, üç tane de çocuğu var. Şimdi Efendimiz aleyhissalatu vesselam'a böyle bir ithamda bulunmak aklın karı mıdır? Kendisi o gençlik zamanında Mekke'nin en soylu ailelerinden bir tanesi. İnanın o Arap coğrafyasında "Ben Kureyş'liyim" demek ne demek, bir anlamak lazım. "Ya ben Haşim oğullarındanım" ne demek, bir anlamak lazım. O dönemlerde Allah aşkına, Efendimiz aleyhissalatu vesselam istese size ne kadar insanı nikahlardı. Ama 50 yaşına kadar tek eşle kalıyor. 50'den 52 veyahut 53'e kadar, 53 diyelim, 53'e kadar da dul kalacak, bekar kalacak, evlenmeyecek yeni birisiyle. Hani nerede o bahsedilen ithamlar? 53 yaşına kadar kendisi bekar kalacak. 50'ye kadar tek bir eşi ile olacak. Ve müşrikler bile Efendimiz aleyhissalatu vesselam'la baş etmek istediği dönemlerde ne teklif ediyorlar? "Ya Muhammed, söyle senin istediğin kadınsa, Mekke'nin en güzel kadınları sana verelim" diye sunduklarında, Efendimiz (as) cevabı ne? "Bir elime güneşi, bir elime ayı verseniz ben bu yoldan vazgeçmem" diyor. Ebu Talib'in hatırını sokuyorlar, gene dinlemiyor. Efendimiz (as) öyle bir insana böyle bir ithamda bulunmak aklın karı mıdır? Allah aşkına ya!

Allah Allah. Bir de o dönem için bir şey de hatırlatayım. O dönem araba adetleri nasıl biliyor musunuz? Bırak 3'ü 5'i, kaç kadın aldığını önemi yok. İnsanlar kimle evleniyor biliyor musunuz? Üvey annesiyle. O dönemlerde hatta şöyle bir adet bile var. Mesela bir evin hamisi öldü, erkeği öldü. O bölgede güçlü bir tane adam geliyor eve, şöyle paltosunu atıyor, sonra diyor ki: "Bu evin tamamı benim." Artık biriyle evlenir mi, ikisini köle diye mi satar, cariye diye mi satar, hiç kimsenin umrunda değil. Hiç kimsenin gücü yetmiyor. Böyle bir dönemde 50'ye kadar sadece Hatice annemizle ve 50'den 53'e kadar da dul manada. Anlıyor musunuz meselenin inceliğini? Böyle bir insana böyle ithamda bulunmak akıl karı mı? Lütfen şu söyleyeceğimi unutmayın. Mesele anlaşılması için çok önemli bir olay. Sıcak bölgede 53 yaş ne demek biliyor musunuz? Sizin yaşadığınız şehirlerde 63 ile 70 yaş demek. Yani Efendimiz aleyhissalatu vesselam çok eşliliğe kaç yaşından sonra başlıyor? 53. Daha sonra başlayacak ve çok derin hikmetleri var. Birazdan konuşacağız. Ve evlendiği 53 yaş sana bana göre kaç oluyor biliyor musun? 63-70 demek oluyor. 63-70 yaşından sonra bir insanın garize-i beşere noktasında bir ithamda bulunmak hangi aklın karıdır?

Ders bitti değil mi? Yani hiç konuşmaya zaten hiç ihtiyacımız yok da, hadi diyelim iki kişinin aklında iki tane soru var. Bu saatten sonra bence şu dersi okumaya gerek yok. Ama dersin başında dediğimiz gibi, biz Efendimiz (as) hikmetini öğrenmek babından, o güzelliklerden ne mal almak babından ama devam edelim. Allah Allah. Yani harareti gariziyet tevakkufu, yani ne demek? O delikanlılık döneminin durması değil mi? O yaşlarda hengamında ve hevesatı nefsaniyenin sükuneti, yani insanın nefsi bile sakinlik dönemine girdiği zamanında kesret-i izdivaç, yani birden fazla evlilik. Birden fazla evliliği ne zaman oluyormuş? Zaten nefsani bir şey bir insanda bile söz konusu olamayacağı yaşlarda birden fazla evlilik başlıyor. Allah Allah. Kesret-i izdivaç ve tezevvücat-ı bizzarure ve bilbedahe, yani açıklıkla nefsane olmadığını ve başka ehemmiyetli hikmetlere müstenit olduğunu zerre kadar insafı olana ispat eder bir hüccettir.

Başta bir kaç soru vardı ya, ben o soruyu değiştirerek size başka bir soru sorayım mı? Efendimiz aleyhissalatu vesselam çok eşli olmak zorunda mıydı? Bak şimdi sorunun cevabı çok elzem. Efendimiz aleyhissalatu vesselam çok eşli olmak zorunda mıydı? Evet, zorundaydı. Neden? Çünkü o evinde aslında eşten ziyade muallime yetiştiriyordu. Ve o muallimler nasıldı? Bakın şimdi, her biri farklı yaşlarda. Evde aynı anda kaç eşi vardı? Dokuz tane eşi vardı. Yani Efendimiz aleyhissalatu vesselam aynı anda izleyen dokuz tane göz var. İnsan alemi nasıl bilir? Kendi aynısından bilir. Geçse genç gibi yorumlar, yaşlı ise yaşlı gibi yorumlar, zenginse zengin gibi yorumlar, biraz durumu kritikse öyle bir şekilde yorumlar. Ve ev hanesindeki o tertemiz zevcelerinin çeşitliliğine baktığınızda anlayacaksınız ki, zengini var, fakiri var, soylusu var, kölesi var. Birazdan göreceğiz, yaşı genci var. O genç yaştaki de göre, onun böyle ninesi yaşında olacak desem ayıp etmiş olmam değil mi? Belki o genç yaştaki annemizin ninesi yaşında olabilecek evde başka bir hanımı daha Efendimizin. Yani baktığınızda bir insanın nefsane bir şey bu noktalarda konuşması mümkün değil. Peki ne var ortada? Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın öyle ciddi, öyle derin mesajları var ki, genç annelerimiz gençlere ulaştıracak o mesajları. İhtiyarı annelerimiz belki kendi akranlarına ulaştıracak o mesajları. Bir de Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın hayatının ciddi bir kısmı nerede geçiyor? Kapalı kapılar arkasında, evinde geçiyor. Yani peki sahabe efendilerimiz dakika başı evine gelebilir mi? Mümkün değil. Peki kendi haremi olmayan bir hanım girebilir mi? Eşi olmayan bir hanım? O da mümkün değil. Ama Allah Resûlü'nün o hayatının o inceliklerini bizim öğrenmemiz icap ediyor. Nasıl uyurdu, yemeği nasıl başlardı, geceleri ne yapardı, gece ibadetleri vardı Efendimiz'in, gecelerini nasıl bölerdi? Kıyam-ı leyl denen o gece hayatı nasıldır acaba? Peki bizim bunları öğrenmemiz için o evde bunları dakika dakika izleyip bizi aktarabilecek ve her yaşa hitap edebilecek gözler lazım. Bir de biz dediğimiz zümreyi bölelim. İnsanlığın yarısını hanımlar oluşturuyor ve o hanımlar içerisinde çok hususi soruları soranlar var. Peki bu soruları soranlar kimden öğrenecek? Mesela İbn Abbas bir gün bu şekilde bir sual ediyor, hayızlı kadın meselesiyle ilgili ve ona kim öğretiyor bu meseleyi? Biliyor musunuz? Ayşe annemiz öğretiyor bu meseleyi. Neden? Çünkü o evin talebelerinin zirvelerinin başında gelen birisi var, Ayşe annemiz var. Ve Ayşe annemiz ona Allah Resûlü'nün hanesinden öğrendiği bu meseleyi öğretiyor. Bak, dokuz tane aynı anda hanım var. Her gün birisinde Efendimiz (as) yemek yiyor ve yemek yediği gün bütün hanımları o evde, tek bir hanımı değil, bütün hanımları o evde hem yemek yiyor, sofraya oturuyor, hem de sofrayı bir suffa meclisi kılıyor adeta. 1500 yıl boyunca insanlar taşınacak o yaşam enerjisini o annelerimiz sayesinde ulaşıyor. Allah Allah. Peygamberliğin üç mühim vazifesi var. Üç T diye kodlayalım: Tebliğ (anlatmak), Tebyin (beyan etmek, açıklamak), Temsil (o hayatı yaşamak). Şimdi bu saydığım üç vazife var ya, ehl-i dünyanın birçok hanesinde de mevcut aslında. Şimdi burada doktor arkadaşlarımız var, Şehmuz sen varsın, Halil var, bizim dişçi ağabey var. Siz staj gördünüz mü zamanında? Gördünüz değil mi? Sizinle birlikte yanınızda kaç kişi vardı? On kişi, 20 kişi var değil mi? Bir tane profesörün hal hareket tavırlarından alınacak ders için o 20 tane stajyer arkasında yürüyecekse, 1500 yıl sonraya yaşam enerjisi ulaştıracak Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın arkasında talebeleri, geleceğin muallimleri, yani asistanları olmaması söz konusu olabilir mi? Ya bir profesörlük mesleği 10-20 asistan gezerken, Efendimiz aleyhissalatu vesselam o hane-i saadetlerindeki acaba zevceleri olması söz konusu olabilir mi? Bakın hadis ilminde "müksirun" diye bir ifade var, çok hadis nakil edenler demek. Müksirundan bir tanesi kim biliyor musunuz? Ayşe annemiz. Kaç hadis rivayet etmiş biliyor musunuz? 2210 hadis rivayet etmiş. Diğeri kim biliyor musunuz? Ümmü Seleme annemiz, 378 tane hadis rivayet ediyor. Şimdi tekrar soruyorum, bu kadar ciddi bir birikim tek bir eşle sağlanabilir miydi? Mümkün değildi. Ve Efendimiz aleyhissalatu vesselam çok eşli olmak zorundaydı. Allah Allah. Olayın nasıl hikmetleri çıkıyor musunuz? Bir hadis geçer, hadiste ne der biliyor musunuz? "Dininizin yarısını, başka bir rivayette üçte biri diye geçiyor, kimden öğrenin diyor biliyor musunuz? Ayşe'den öğrenin" diyor. Niye öyle diyor? Çünkü ev hanesinde öyle bir yetiştirmiş ki onlar, geleceğin muallimeleri. Çünkü insan dinini öğrenmek istiyorsa, Ayşe annemiz olmadan veyahut diğer ezvac-ı tahirat annelerimiz olmadan o dini tamamlaması söz konusu değil. Mesela Ayşe annemiz Cemel vakasından sonra ne yapıyor biliyor musunuz? Kendi hanesine yerleşiyor ve Medine'nin nice hanımlarını evine çekiyor ve bu o hanımlardan bir muallim ordusu yetiştiriyor adeta. Lütfen dikkat edin. Tabiin imamlarına, tabiinin imamlarının bir çoğu Ayşe annemizin kapısından ilim almıştır. İlim, o hane-i saadette, o ezvac-ı tahirat böyle muallimeler olarak yetişmeseydi, gelecek nesile böyle bilgi aktarımları söz konusu olur muydu? Filankes bir meslekte bilmem kaç tane stajyer varken, Allah Resûlü aleyhissalatu vesselam o hane-i saadetindeki en ince tavırlarından bizim alacağımız nice dersler. Ve bakın Abdullah İbn-i Mesud bize onun başında kaç tane beyaz saç olduğunu, filankes yaşında beyan eder. Biz Allah Resûlü sinirlenince mübarek hangi damarının şişliğini biliriz. Ya biz gece vakti bana sorun derim ki, Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın o küçücük hücre-i saadetinde Ayşe annemizden müsaade isteyip gece ibadet etmesi ve secdeye giderken Ayşe annemizin ayaklarını itip secde ediyor. Secdeden kalkınca Ayşe annemizin ayakları tekrar oraya uzanıyor. Bu kadarcık bir yer var. Beni daha bu kadar etkileyen hiçbir namazla ilgili mesele yoktur. Peki bu meseleleri bize kim ulaştırıyor? Gecenin o vaktinde böyle hususi bir durumu, annelerimiz muallime olmazlar ise, Allah aşkına biz nereden öğreneceğiz? Yani ben nice kitaplardan namazla ilgili ne meseleler okurum ama benim şu yarım kalbim, şu nakıs aklım bundan daha ciddi hiçbir meseleden etkilenmemiştir. Allah aşkına, sizin etkilendiğiniz siyerdeki Efendimizin hayatından bazı sahnelere bakarsak eğer, o sahnelere emin olun yarısını o annelerimiz bize nakletmiştir. Şimdi bu annelerimiz ne oluyor o zaman? Allah Allah. O evde yetişmiş muallimeler oluyor. Bitti değil mi ders? Hiç konuşmaya gerek yok değil mi? Allah Allah.

Devam ediyorum. Üstad Hazretlerinin sözleriyle, o hikmetlerinden birisi şudur ki, hani dedi ya, demek ki bu kadar hanede eşi varsa altında yatan çoğu hikmetler vardır. Neden bu yaştan sonra bir insan bu kadar eş almaz? Yoksa demek çok hikmet var. O hikmetlerinden birisi şudur ki: "Zât-ı risaletin akvali gibi, yani sözleri gibi, efali fiilleri ve ahval-i hali ve etvar, yani Efendimiz'in tavırları ve harekatı dahi menabi-i din ve şeriattır ve ahkamın me'hazlarıdır." Allah Allah. Ne demek istiyor musunuz? Allah Resûlü aleyhissalatu vesselam'ın en ufak hareketi, hali, tavrı dahi şeriatın bir kaynağıdır, dinin bir kaynağıdır. Peki biz neden öğreneceğiz bu ince tavırları? İşte o mübarek annelerimizden görüyorsunuz. Yani nasıl ciddi bir vazife. Size baştaki soruyu tekrar sorayım: Dokuz tane hanenizde eşi düşünebiliyor musunuz? Bu kadar yürekli bir insan var mı içimizde? İnanın bana, bunu cevaplamak çok zor. Şıkk-ı zahirisine, yani görünen fiillerine sahabeler hamele oldukları gibi, sahabelere Allah Resûlü'nün görünen fiillerini taşıdıkları gibi, hususi dairesindeki mahfî, yani kendi özel evindeki gizli olan ahvalatından tezahür eden esrar-ı din, yani evin içerisindeki dinin bazı çok sırlı meseleleri var, az önceki namaz meselesi gibi ve ahkâm-ı şeriatın hameleleri, yani o şeriatın taşıyıcıları ve ravileri de ezvac-ı tahirattır, o tertemiz hanımlardır. Dışarıdaki hallerini bize kim naklediyor? Sahabe efendilerimiz. İçerideki hallerini bize kim naklediyor? Annelerimiz. Şunu görüyor musun vazifeyi görüyor musun? Bu ve bir fiil vazifeyi ifa etmişlerdir. Esrar ve ahkamı dinin hemen yarısı belki ondan geliyor. Ayşe annemizle ilgili hadisi hatırlatayım. Demek bu azim vazifeye birçok ve meşrepçe ve muhtelif, yani huyları da birbirinden farklı ezvac-ı tahirat lazımdır. Bakın Efendimizin eşlerinin meşrepleri de, mizaçları da farklı. Kimi genç, kimi yaşlı, kimi çok narin, kimi böyle biraz daha cevval yapıda. Kimi soyda, kimi fakir bir haneden, kimi ise esire, esire, esire düşmüş. Ve onların birçoğu çeşitli kabilelerden. O çeşitli kabilelerden evinde eğittiği o hanımları, muallime olan hanımları tekrar kabilelerine dönüp bu hakikatleri anlattığında ne oluyor biliyor musunuz? O kabilelerin her biri Allah Resûlü etrafında kale gibi oluyorlar. Kale gibi. Allah Allah.

Evlilikleriyle ilgili birkaç hikmet daha beyan edeceğim. Siyasi ve sosyal yapı. Allah Resûlü aleyhissalatu vesselam Haşim oğullarından ve Ensar'dan, yani Medinelilerden kimseyle evlenmemiş. Niye evlenmemiş? Çünkü onun asıl amacı İslam'ın asıl mesajını yaymak. Kendi hanesinden ve Medine'den bu işi zaten güzel bir şekilde yapmış ama oradan kimseyle evlenmemiş. Hatta Medine'nin büyüklerinden birisi varsa, Sad bin Ubade, hatırladınız mı? Efendimize ne diyor biliyor musunuz? "Ya Resulallah, her kabile şereflendirdin, bizim niye şereflendirmedin? Bizi beğenmiyor musun?" diyor. Efendimiz (as) diyor ki: "Ya Sad, biz sizinle Akabe'de biat edip ne üstüne sözleştik? Sadece Cennet üstüne. Benden başka hiçbir şey beklemeyin" diyor. İnceliği görüyor musunuz? Efendimizin bu farklı kabilelerden yaptığı evliliklerinden 32 tane bacanağı olmuştur. Ne demek bu? Şimdi siz şurada bir tanıdığım var, bu işi hallederiz diyor musunuz? Demiyecek misiniz? Dışarıda bir şey olduğunda, ya benim şurada tanıdığım var diyor musun? Demiyecek misin? Efendimiz aleyhissalatu vesselam 32 bacanakla bu mesajları daha ciddi yerlere yaymış. Çünkü o dönem Twitter yok, Facebook yok, sosyal medya yok. Efendimiz (as) adeta bir internet ağı gibi o akrabalık bağlarını kullanarak İslam'ın vahyin mesajını her haneye ulaştırmış. Nasıl bir mesele, nasıl incelik, öyle değil mi? Allah Allah.

Efendimiz aleyhissalatu vesselam birazdan eşlerini incelediğimizde farklı dilden, farklı ırktan eşlerinin olduğunu göreceğiz. Peki bu çeşitlilik lazım mıydı acaba? Efendimiz (as) tabii lazım. Mesela bazen Arapça öğrenecek bir arkadaşı görüyorum, konuşamıyor. Bazen bir arkadaşa bakıyorum, böyle neredeyse fasih Arapça konuşuyor. Nasıl öğrendin diyorum? "Ee, benim hanım Arap" diyor. Demek nasıl oluyor bu iş? Demek ki bir insan hanesine farklı dil, farklı ırk, farklı kültürden birini aldığında, o kültürleri de mecz edecek. Zira Efendimiz aleyhissalatu vesselam o hanelerin her birisine temin edeceğinden aslında bu evlilikleriyle onların farklı kültür ve dillerini de tanımış oluyor. Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın evlilikleri diyelim ve kısa kısa 14 evliliğini konuşalım. Anlatacağım. İlk yedi evlilik Kureyş'ten olan evlilikleri, son yedi evlilikte Kureyş dışı evlilikleri. Kureyş deyince anlıyorsunuz değil mi? Hani doğuda olur, farklı farklı aileler olur, birçok aile vardır, 10 tane ama her birisi bir kol da böyle bir tane aşirete bağlılar. Mesela benim Van'lı, Hakkari'li arkadaşlarım var, farklı soyisimleri söylüyorlar ama "Ertuşilerle bir bağınız var mı?" diyorum. "Evet" diyor, "birçoğu." Mesela temelleri nereye bağlılar? Ertuşilere. İşte Kureyş'i öyle düşünün. Farklı birçok belki ondan fazla aile var ama her birisinin bağlandığı ne? Kureyş oluyor. Ve o dönemde Kureyş'li olmak ciddi bir ayrıcalık.

İlk yedi eşi Efendimiz aleyhissalatu vesselam Kureyş'ten olacaktır. Birinci eşi Hatice binti Huveylid. Kendisi Esed oğullarından. Efendimiz (as) Hatice annemizle kendi 25, Hatice annemiz 40 iken evleniyorlar ve o evlilikleri kaç yıl devam edecek? 25 yıl devam edecek. Allah Resûlü (as) 50 yaşına geldiğinde Hatice annemiz vefat edecek. Emr-i hak vaki olacak, bu topraklardan gidecek, esas diyarına kavuşacak ve Allah Resûlü iki veyahut üç yıl dul kalacak. Yani takvimi 53 yaşından sonra başkalarıyla evlenecek. Hatice annemizle evliliğini görüyor musunuz? Peki o dönem Hatice annemiz, Hatice erken gelen demektir. Hatice annemiz bir kervan ticareti sırasında beklenenden biraz erken doğduğu için kendisine bu ismi vermişlerdir ve kendisi adeta ismiyle müsemma bir hayat yaşamışcasına Allah Resûlü aleyhissalatu vesselam'dan da nübüvvetten bile erken gelip o hanenin saadetini temin edenlerden biri olur. Nübüvvetin mesajıyla tanıştıktan sonra da bütün malını, varlığını, gayretini, himmetini bu dava için kullanan ilk önderlerden birisi olur. Yani bu davada o kadar çok hisseder ki Hatice annemiz. Yani "O ne yapmış?" sorusunu sorsak, hepimiz havada kalırız. Çünkü bunun cevabına yıllar yetmez anlatmaya. Şu bilgiyi de tekrar hatırlatayım: Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın iki annemizden çocukları olmuştu. Birisi Hatice annemiz, altı çocuğu olmuştu. Birisi de Meryem annemiz, ondan sadece on sekiz aylıkken vefat edecek olan İbrahim olacaktır. Öyle bir muhabbeti var ki Efendimizin Hatice annemize, bir yerde diyor ki: "Ben Haticemin sevgisiyle rızıklandırıldım." diye. Mekke fethi gününde bile Hatice annemizin kabrinin karşısına çadır kurduruyor. O an bile onu yanından ayırmıyor, yalnız bırakmıyor. Subhanallah, nasıl muhabbetler ya! Biz şimdi sevmeyi bile bu modern cahiliye de öğrenmeye çalışıyoruz. Allah aşkına, gerçekten tanımıyoruz Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ı.

İkiye geçelim mi? Sevde binti Zem'a. Kendisi Amir bin Lüey'den ve Kureyşli. Allah Resûlü (as) Hatice annemizden sonra iki veyahut üç yıl dul kalacak. Daha sonra da Sevde annemizle evlenecek. Peki evleneceği zaman Allah Resûlü (as) Allahu alem 53 yaşında. Sevdamız kaç yaşında da 50 küsür yaşında. Kaç çocuğu var biliyor musunuz? Altı tane çocuğu var. Allah aşkına, böyle bir evliliğin sebebi hikmeti nedir acaba? Az önce konuştuklarımızdan başka ne olabilir acaba? Kendisi 50 yaşından yüksek ve altı tane çocuğu o haneye geliyor. Sevde annemizin eşi Habeşistan hicretinden sonra vefat ediyor ve çocuklarıyla birlikte mağdur kalıyor. Allah Resûlü aleyhissalatu vesselam onu hane-i saadetine alarak büyük bir mağduriyeti gideriyorlar. Farkında mısınız olayın? Allah Allah. Dikkat buyurun. Kendisinin evlenme yaşı 53. Oranın sıcak ikliminin 53 demek, buranın 70'i demektir. Allah aşkına, bir zerre kadar insafı olan bir insan bu yaştan sonra hangi şehvaniliği, hangi nefsaniliği bu konunun içine katabilir? İnsaf, insaf.

Ayşe binti Ebubekir. Kendisi Teymoğullarından ve Kureyşlidir. Allah Resûlü 15-16 yaşındayken Mekke'de Ayşe annemizle nişanlanır ve Ayşe annemiz 18-19 yaşındayken de Medine'de evlenirler. Efendimiz aleyhissalatu vesselam vefat ettiğinde Ayşe annemiz 28 yaşında olacaktır ve Efendimiz aleyhissalatu vesselam'dan sonra 47 yıl daha yaşayacaktı. Bunları yaş hesabı yapabilirim diye ayrıntılı bir şekilde veriyorum ve sıcak iklim olan bölgelerde bir erkek için olan olgunluk yaşını bayan içinde olması gerektiğini sizin hesabınıza bırakıyorum. Hani demiştik ya az önce Ayşe annemiz de neden genç yaşta evlendiler vesaire diye. Ama daha ilginç bir mesele var biliyor musunuz? Böyle sorular birkaç on yıl önceye kadar hiç kimsenin dilinde yoktu. Allah Resûlü aleyhissalatu vesselam ve azılı düşmanları ona haşa şair dediler, haşa büyücü dediler, haşa mecnun yani cinlenmiş yani vahiy cinden geliyor aslında farkında bile dediler. Ama böyle bir noktada onu geçmişte tenkit eden bir kişi bile olmadı. Yani bu son 10 yılda şeytanın çalışma prensiplerini bilene şekilde değiştirdiğini, münafıkhane planları belki ne şekilde değiştiğini şu atılan iftiralardan bile görebiliyoruz. Çok önemli bir mesele var. Ayşe annemizin o haneye gencecik yaşında gelmesinin bir meselesi var. Daha zihnine dünya yerleşmemiş, daha kalbine dünya rengi gelmemiş. Nazarını sadece Efendimiz aleyhissalatu vesselam'la, yani vahiy nuru ile açmış. Ayşe annemiz yani Allah Resûlü (as) o büyük muhallemeyi, ilerde birçok insanı kapısında ilim verecek olan o Ayşe annemizi nasıl yetiştirmiş biliyor musunuz? Tamamen gencecik yaşında vahiy rengiyle boyamış, vahyin ışığıyla yetiştirmiş adeta. Subhanallah. Yani Ayşe annemiz gibi birisini genç yaşta, başka bir annem, Ümmü Seleme gibi bir annemizin de biraz daha ileri yaşlarda olmasını inceliklerini görüyor musunuz? Bir tanesi farklı bir mesajı şekli ulaştıracak, en bir tanesi genç yaşında başka bir misyon üstlenecek demek. Annelerimizin her biri bir muallime olacak ve bu iş bir annemizle, yani bir muallimeyle olmayacaktı.

Ümmü Habibe Remle binti Ebi Süfyan. Ümeyyeoğullarından ve Kureyşlidir. Anladığınız üzere kendisi kimin kızı? Ebu Süfyan'ın kızı. Eşiyle birlikte Habeşistan'a hicret edenlerden birisi ama o dönemde tek bir örneği olan bir bahtsızlık yaşanıyor. Habeşistan'a hicret edenlerden bir tanesi mürted oluyor, irtidat ediyor, dinden çıkıyor. Kim olduğunu hatırlayan var mı? Beytullah bin Cahş. İşte o bu annemizin eşidir. Mürted olduktan sonra annemiz tekrar dönüyor. Habeşistan hicreti bitiyor, ondan sonra Medine'ye hicret ediyor. Kendisi yalnız kalıyor ve o yalnızlıklar içerisinde o kalbin gülmesine bir ihtiyaç hasıl oluyor ve Efendimiz aleyhissalatu vesselam haneme gelir misin diye ona teklif sunuyor ve o tekliften sonra o kadar candan bir şekilde Allah Resûlü'ne bağlanıyor ki, ileri ki yıllarda Mekke fethinden biraz önce Ebu Süfyan Mekke'den Medine'ye görüşmeye gelecek. Allah Resûlü (as) selamla o görüşme esnasında birkaç yerde bu Ebu Süfyan bir yakınlık sağlamaya çalışsa da nafile, yakınlığı sağlayamayacak. En son kızına, Ümmü Habibe'ye gidecek. Kızının evine girdikten sonra tam döşeğe oturacakken kızı ne diyecek? "Oturma o döşeğe, o Resulullah'ın döşeği, sen o döşeği kirletirsin" diye babasını oturtmayacak. Yani Ümmü Habibe annemizin Allah üstüne düşkünlüğünü görüyor musunuz?

5. Ümmü Seleme. Uzun adını söyleyeceğim: Hint binti Ümeyye. Kendisi Mahsumoğullarından, yani Kureyşli. Yaşlıydı, kamileydi ve bir muallimeydi. Mekke'de Müslüman olmuştu, eşiyle birlikte Habeşistan hicretine katılmıştı. Orada Necati'nin himayesindeydi ve şöyle geçiyor kaynaklarda: "Eğer Habeşistan'da iken bir ekmek bulursak yerdik, bir su bulursak içerdik. Eğer bunları bulamazsak da sabrederdik." Ne kadar zorlu hayatlarda öyle. Okuması basit ama yaşaması ne kadar zorlu hayatlar değil mi? Dönünce kocası Medine'de şehit olacak Ebu Seleme ve daha sonra Hz. Ebubekir ona talip olacak, Ümmü Seleme annemize istemeyecek. Hz. Ömer talip olacak, istemeyecek. Efendimiz aleyhissalatu vesselam mesaj gönderecek, talip olacak ve o haneye teşrif edecek. Seve seve kabul edecek ve kendisi ileride hadiste ve hadis ilminde çok incelikler öğrenilen bir muallime olacak Ümmü Seleme annemiz.

6. Hafsa binti Ömer. Adiyoğullarından, Kureyşli. Şimdi Hafsa annemizin eşi Bedir şehitlerinden, kocası vefat edince ortada kalıyor Hafsa annemiz. O dönem Hz. Ömer'in maddi durumu nasıl biliyor musunuz? Feda ede ede hiçbir şey kalmamış. Ne demek yani bu? Kızı Hafza'ya bakabilecek durumu yok. O dönemin adetleri şimdi bize garip gelecek biraz. Bize böyle maddiyata çok alışmışız. O dönemin adetleri nasıl biliyor musunuz? Müslümanlar içerisinde başını secdeye giden birini, samimi bir Müslüman oldu mu, kızlarını kendi teklif ediyorlar. "Benim kızımı almaz mısın?" diye. Hz. Ömer'de o şekilde Hazreti Ebubekir efendimize gidiyor, "Hafza'yı almaz mısın?" deyince, Hazreti Ebubekir efendimiz: "Ben alamıyorum" diyor, "durumum yetmiyor." Oradan Hazreti Osman efendimiz de gidiyor. Hazreti Osman efendimiz de teklif edince, "Şimdi yapamıyorum, alamıyorum" diyor. Durumu düşünüyor musunuz? Durumu görüyor musunuz? O dönemlerde daha sonra Hazreti Ömer efendimiz kime gidecek? Allah Resûlü aleyhissalatu vesselam'a gidecek. "Kızım Hafza'yı almaz mısın ya Resulallah?" deyince, Hz. Ömer'i mahcup etmeyecek, hatta hatta memnun edecek ve Hafza annemizle o mağduriyetler giderilsin diye evlenecek. İnceliği görüyor musunuz? Yani çok evlilikteki zahmeti aslında görüyor musunuz? Yani çok evlilik demek, omuzunda bir yükü alabilmek demek aynı zamanda. Şimdi İslam çok evliliğe izin veriyor, çok evliliği teşvik değil, izin var ortada. Neden? Çünkü çok evlilik varsa adalet sağlamak zorunda. Ve sahabenin öd'ü kopuyor, acaba ben o adaleti sağlayabilecek miyim diye. Yani böyle bir yükü, böyle bir hassasiyeti, böyle bir inceliği almak her baba yiğidin harcı değil. Yani bu hadiseler çok evliliğe sahip insan sayısı yüzde yirmiye varmıyor o dönemlerde. Hani çok evlilik çünkü hassas bir konu, herkesin yapabileceği bir konu değil. Müslüman olacaksın, adil olacaksın, bu kadar insan mağdur olmasın diye hanene alacaksın, hem de kaç yaşından sonra? Elli üç yaşından sonra. Hanene aldığın yaşlarda ciddi ilerlemiş yaşlarda olacaklar. Belki bir çoğu. Bu ciddi bir mesuliyet değil de, ciddi bir adalet değil de, ciddi bir ibadet değil de nedir Allah aşkına soruyorum size? Yani o başta sorulan sorular hava cıva ya ciklette çıkmış cümleyi 2 kişi okumuş meselesi yani at çöpe gitsin.

7. Numara geçiyorum. Zeynep binti Cahş. Efendimizin halasının kızıdır ve Kureyşlidir. Şimdi Zeynep binti Cahş annemizle ilgili ayrıntılı videomuz var, o yüzden ayrıntıya girmiyorum. Sadece ufak bir hatırlatma yapacağım. O dönemin Arap topluluğunun kuralları nasıl biliyor musunuz? Üvey anneyle evleniyorlar ama ya bu da benim evladım gibi dediği birinin eşiyle evlenmiyorlar. Şimdi bir insan "Bu benim evladım gibi" dediğini evladı oluyor mu? Olmuyor. İşte Allah azze ve celle bu batıl adeti yıkabilmek için ayet ile Allah ve Zeynep binti Cahş evlendiriyor. İnceliği gördünüz değil mi? Ve yedinci olarak annemiz de Zeynep binti Cahş olacak.

Şimdi Kureyş'ten olmayan annelerimize geçelim. Yine 1'den 7'ye kadar sıralayacağım.

1. Cüveyriye binti Haris. Kendisi Müstalik oğullarından. Gazvesi vardı hatırlarsanız. Asıl adı Berre. Berre günahsız demek. Allah Resûlü (as) bu isimden memnun olmadığı için adını değiştiriyor ve Cüveyriye koyuyor. Şöyle böyle latifeli bir isim yani, kadıncık, kızcık gibi bir manası var. Allah Resûlü (as) hem bu ismi koyuyor, hem de böyle hafif latifeli bir isim olduğunda ben hatırlatmak istiyorum size. Kocası azılı düşmanlarından birisi, babası da kabile reisi. Cüveyriye annemiz Allah Resûlü'ne esiri olarak geliyor. Efendimiz aleyhissalatu vesselam da esir ve esirleri elde tutmak istemediğinden, yani o özgürlük adetini alıştırmak istediğinden önce azad ediyor. Daha sonra bir esireylede evlenebileceğini belki topluma göstermek için ne yapıyor? Cüveyriye annemizi nikahına alıyor. Cüveyriye annemizin nikahına aldıktan sonra ne oluyor musunuz? Cüveyriye annemizin o kendi kabilesinden bir çok insan dışarıda esir konumunda. Cüveyriye annemiz Efendimizin akrabası olunca diyorlar ki: "Allah Resûlü'nün akrabaları esir olamaz" deyip her birini özgürlüğünü veriyorlar. İnceliği görüyorsunuz değil mi? Allah Allah. Yani her biriyle sabahlara kadar konuşsanız belki bu noktada muvaffak olamazsınız ama Allah Resûlü'nün incecik bir tavrı nelere sebep oluyor? Ne incelikler değil mi?

2. Esma binti Numan. Kinde oğullarından. 14 evlilik yapıp biriyle zifaf olmadan ayrılmıştı demiştik ya, işte o da Esma binti Numan oluyor.

3 ve 4'ü aynı anda söyleyeceğim çünkü aynı kabiledenler. Zeynep binti Huzeyme ve Meymune binti Haris. Amir bin Sa'saa'danlar. Şimdi Zeynep annemizle Meymune annemizin anneleri aynı ama babaları farklı. Anneleri Hint binti Haris. 8 tane kızı var. Ne demek bu? 8 tane de damadı var. Kendisine ne diyorlar biliyor musunuz? "Arapların en şerefli damatlarına sahip kişi" diyorlar. Niye böyle diyorlar? Bak, sadece iki kez damadı Allah Resûlü olmuş. Başka kim var? Hz. Cafer damadı, Hz. Hamza damadı, Hz. Ali damadı. Yani bir annenin alabileceği şeyleri görüyor musunuz? Arapların en şerefli damatlarına sahip kişi diyorlar. Allah Resûlü (as) önce Zeynep annemizle evleniyor ve evlendikten üç ay sonra Zeynep annemiz vefat ediyor. Daha sonra kaza umresi için Efendimiz (as) Medine'den nereye gidiyor? Mekke'ye gidiyor. Mekke'ye gittiğinde "Benim bu kabileyle tekrar akraba olmam lazım" diyor. Yani o kabile ilişkileri koparmak istemiyor ve bu defa aynı kabileden Meymune annemizle evleniyor. Meymune annemizle de evlendikten sonra, yani o kabileyle bağlar devam ettikten sonra Mekke ve Medine'nin arasının bir parça daha yumuşadığını biz görüyoruz. Ne ince hassasiyetler var değil mi? Ne kadar ince stratejiler var. Efendimiz bu mesajı her yere ulaştırmak için ne ince adımlar.

Allah Allah, devam ediyorum. 5 numara Marie Binti Şem'un. Kendisi Mısırlı, aynı zamanda Hristiyan. Efendimiz Aleyhisselam Mısır'ın yöneticisine, Mukavkıs'a mektup göndermişti, hatırlar mısınız? İşte o mektubun karşılığı olarak iki tane kardeşi hediye gönderiyor Mısırlı Mukavkıs. O iki kardeşten bir tanesi Maria annemiz. Efendimiz Aleyhisselam onu nikahına alıyor. Diğeri de Şirin isminde biri, onu da Hasan ve Sabit ile evlendiriyor.

Allah Resulü (as), tekrar hatırlatayım, Allah Resulü'nün sadece iki annemizden çocuğu vardı. Birisi Hatice annemizle altı çocuğu vardı. Birisi de Maria annemiz. On sekiz aylıkken vefat edecek olan İbrahim, Mari'ye annemizin evladıdır.

Evet, altı ve yediye geçeceğim. Safiyye Binti Huvey ve Reyhane Binti Zeyd. Nadir oğullarından, yani ikisi de Yahudi asıllı. Safiye annemiz biliyorsunuz esir düşüyor ve daha sonra Hz. Dıhye araya giriyor ve Allah Resulü (as) evlenmesine önderlik ediyor bu noktada ve Safiye annemizle evleniyorlar. Hem Safiye annemiz hem Reyhane annemiz, ikisi de Yahudi asıllı. Daha sonra da hamdolsun Müslüman oluyor ikisi de. Hatta Hane-i Saadet'e şöyle bir latifesi geçiyor Safiye annemizle ilgili. Bir gün Ayşe annemiz, Safiye annemiz de böyle ufak çaplı bir atışma yaşarken, "Ey Yahudinin kızı!" diye bir hitapta bulunuyor. Safiye annemizde çok üzülüyor buna, içerliyor. Allah Resulü (as) yanına gidince, Efendimiz diyor ki: "Ey Safiye, söylesene, benim babam Musa'dır, eşimle Muhammed Aleyhisselam'dır." Bu şekilde Allah Resulü muazzam şekilde her birinin gönlünü yapıyor.

Bu bahsettiğimiz haneye girenlerin herbirisi bizim annelerimiz. Nereden belli? Ayetten belli. Buyrun birlikte okuyalım: "Ahzab, altı. Peygamber müminler için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir." Yani Ümmehatül Müminin, müminlerin anneleridir. Bu yüzden de onlarla evlenmek haramdır. Allah Resulü (as)'dan sonra hiçbiriyle evlenilmemiştir. Hatta ve hatta o annelerimize babaları bile bu ayetten sonra "Anam!" diye hitap etmişlerdir, biliyor musunuz? "Siz bizim annemiz!" diye hitap etmişlerdir. Ve onlar ne ile müjdelenmiştir? Allah Resulü (as) buyuruyor: "Bu haneye cennetlik olmayan giremez." buyuruyor.

Allah Allah! Böyle bir müjde ile Allah Resul Aleyhisselam onların çoğu hem mağduriyetten kurtarıyor hem de sonsuzlarını o kadar güzel bir yere sürüklüyor ki onları. Allah Allah! Şu şerefi görüyor musunuz?

Evet, son ufak bir anekdot bilgiyle dersi bitireceğim. Hani onu niye anlatmadın demesin diye birisi. Ümmühani'den bahsedeyim. Ümmühani Efendimiz Aleyhisselam'ın amca kızlarından bir tanesidir. Allah Resul Aleyhisselam 20'li yaşlarda, daha Hatice annemizle evlenmeden önce Ümmühani'ye talip olur ama Ebu Talip bu evliliği istemez. İstemeyince Efendimiz (as) geri durur. Aradan yıllar yıllar geçer, Mekke fethedilir. Mekke fethinden sonra Efendimiz (as) Ümmühani'ye tekrar talip olur. Ama Ümmühani: "Ben çok ihtiyarladım ve bir sürü çocuk var, bu halde sana yük olurum Ya Resulallah!" diyerekten evlenmeyecek bir şekilde iş neticelenir. Onu da bir anekdot olarak anlatmak istedim. Belki araştırırken birini karşına çıkardı, bu bilgiler lazım olur.

Allah Resul Aleyhisselam'ın şu yaptığı faziletler karşısında, şu muazzam tavırlar karşısında, bu kadar meseleyi omuzlaması karşısında bence ne soruya gerek var ne de soruya şöyle şöyle diye tekrardan cevap özeti ne gerek var diyerek dersi sonlandırıp, "Sübhane ke la ilme lena illa ma allemtena inneke entel alimül hakim. Sübhane ke la fehmelena illa ma fehhemtena inneke entel cevadül kerim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Fatiha ve salavat."

Farkındaysanız Siyer'i böyle sık sık tekrar etmezsek eğer temel bilgiler oturmuyor. Temel bir bilgi oturmayınca da siz bunun üzerinde tefekkür edemezsiniz. Yani tefekkür şöyle bir şey; toprağa yapışmış bir ağaç düşünün. O toprak hali temel bilgilerdir, var olan bilgilerin aynı şekilde sağlanmasıdır. Daha sonra da o ağaç toprağı severse böyle güzel meyve verir ya, o meyvede sizin tefekkürünüzdür. Yani bir gün başımıza küçücük bir olaydan olmaz işler gelir ve siz ilk vakasının Ayşe annemizin düşürdüğü küçücük bir gerdanlıktan sebep olduğu hatırlarsınız. Dersiniz ki: "Demek ki ne küçük şeyler var ne büyük olaylara sebep oluyor!" dersiniz. Ama bu tefekkürü yapabilmeniz için, İfk bu arkasının kalıbının zihninizde ve kalp dünyamızda yerin olması lazım. O yüzden lütfen Siyer meselelerinde birçok hadiseyi sürekli tekrar etmemiz, sürekli hatırlamamız lazım ki var olan toprak üstüne, yani değişmeyen bilgiler üstüne, değişebilen ama o topraktan kopmayan doğru tefekkürler yapabilelim. Yoksa haşa saçmalıya saçmalıya öyle tefekkürler var ya bazen. O yüzden kökümüz toprakta olacak, asıl bilgilerde olacak. Daha sonraki tefekkürümüzü doğru, sağlıklı bir meyve şeklinde verebilirim. İfade edebiliyorum ne demek istediğimi. Tefekkür bu şekilde yapılır. Kök asıldan kopmaz. Daha sonra sen de uyanan mananın meyvesi çok lezzetli bir şekilde ortaya çıkar. Ama aslı hatırlamamız ve inşa edebilmemiz çok elzemdir. Yani ezberin ilimde bir yeri var mıdır? Vardır. Başlı başına bir işe yaramaz. Aksiyona dönüşmezse hiçbir işe yaramaz. Ama ezberin zihin dünyamızda bir yeri vardır. O yüzden bu bilgileri bu şekilde sıralı bir şekilde bilmemiz elzemdir.

Siyer'den en büyük mana ve murat bilgileri sıralı bir şekilde ezberlemek değildir. Ortaya mükemmel bir şahsiyet çizim. Efendimiz Aleyhisselam şahs-ı manevisi ve insan o mükemmel şahs-ı maneviye bakaraktan, o yaşantıya bakaraktan kendi bütün eksik ve kusurlarını oradan düzeltmeye çalışır. Adeta altın altın olup olmadığını anlamak için minik taşa vururlar ya, bizde hayatımızdaki tavır ve davranışları ne kadar doğru olup olmadığını anlamak için Siyer'den ördüğümüz o şahs-ı manevi vururuz. Vurdukça kendi eksik nakıslıklarımızın her birisini düzeltmiş oluruz. Siyer budur. Yoksa bu bilgileri tarihsel ezberleyelim, ezberleyip birini anlatalım değildir. Yani tefekkürden de murat onu aksiyona dönüştürebilmektir. Farkında mısınız? Her birinin bir yeri var, bir kıvamı var. Ezberin bir yeri var, tefekkür edebilmenin bir yeri var, aksiyona dönüştürmenin bir yeri var. Nasıl kuru fasulyeden bir kıvam sonucu lezzet alıyorsanız ve kıvam içerisinde biraz tuz, biraz acı değil de şeker katılsa o kuru fasulye yiyemezsiniz. Aynı bu meselede de şu kıvamların bir ahengi var. O ahengi anlamanın en güzel yolu da ciddi tecrübeler, sık denemeler, ehli insaf insanlar içerisinde yorulmalar. İlim sadece bir kitaptan okuma ve ezberleme meselesi değildir. Mutlaka ve mutlaka insaflı, müdakkik, doğru istikamette bir şahs-ı manevinin içerisinde yoğrulmadır. Çünkü ilim bu asırda zannettiğimiz gibi satırdan değil, sadırdan, sineden, ruhların birleşmesiyle oluşan o tüzel kişilikten, o şahs-ı manevi de öğrenilir. Lütfen bu detayları unutmayalım. Bu usuller, bu menhiçler olmayınca dersin tamamındaki bilgiler de müfredatta maalesef bir işe yaramayacaktır maalesef.

Siz de Hayalhanem İstanbul ve diğer tüm projelerimize destek olmak için buradaki linke tıklayarak online bağışta bulunabilir ve o aşağıdaki iletişim numaralarından bizlere ulaşabilirsiniz. Abone ol.